makaleler Alper KARAKURT
207TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Etkinlik artışının yanı sıra piyasadaki rekabeti önemli ölçüde kı-
sıtlama gücüne de sahip olan dikey anlaşmaların, rekabet hukukunun
uygun enstrümanları ile düzenlenmesi, rekabetçi pazar yapısı açısından
önemli bir husustur. Basitlik, tutarlılık ve tahmin edilebilirlik yönleri
nedeniyle tercih edilen grup muafiyeti sistemi, Türk rekabet hukukunda
da en son uygulamaya konulan 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Tebliği ile hayat bulmuştur. Tebliğ bağlamında grup
muafiyetinden yararlanmasına rağmen 4054 sayılı Kanun’un 5. mad-
desinde yer alan şartları karşılamayan belirli bir kısım anlaşmalardan
grup muafiyetinin geri alınması gerekebilecektir. Grup muafiyetinin
geri alınmasına ilişkin Rekabet Kurulu kararları değerlendirildiğinde;
piyasadaki rekabeti önemli ölçüde sınırlama gücüne sahip olan teşebbüs-
lerin dikey anlaşmalarından, yalnızca mevcut etkileri değil potansiyel
etkileri de göz önünde bulundurularak grup muafiyetinin geri alındığı
görülmektedir.
1. Giriş
Üretim düzeyinin sınırlandırılması, coğrafi ve ürün pazarlarının
paylaşımı, kota ya da fiyatların belirlenmesi suretiyle ticaret şartları-
nı teşebbüsler lehine değiştiren kartel anlaşmalarının (OECD, 1998)
piyasada yarattığı olumsuz etkinin nedeni, söz konusu anlaşmanın
aynı seviyede faaliyet gösteren teşebbüsler arasındaki rekabeti orta-
REKABET HUKUKUNDA
MUAFİYET REJİMİ:
Potansiyel Etki Analizinin, Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Sistematiğindeki Yeri
Alper KARAKURT
*
*
Rekabet uzmanı
Alper KARAKURT makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
dan kaldırmasıdır. Buna karşılık üretim veya dağıtım zincirinin farklı
seviyelerinde faaliyet gösteren üretici ve toptancı, sağlayıcı ve müşteri
gibi teşebbüsler arasındaki dikey anlaşmalar da, yatay anlaşmalar kadar
olmasa da rekabeti kısıtlama gücüne sahiptirler. Bir taraftan etkin bir
dağıtım sistemini temin ederken diğer taraftan piyasaya olası girişleri
engelleyebilecek nitelikte olması nedeniyle iki yanı keskin bir bıçak
olarak değerlendirilen dikey anlaşmaların bu yapısı (Green Paper,
1997:117), söz konusu anlaşma yapısının rekabet hukuku tarafından
düzenlenmesini gerektirmiştir.
Tarihsel süreçte dikey anlaşmalara yönelik rekabet politikası dura-
ğan değil, sürekli değişen ve değiştikçe olumlu yönde gelişme kaydeden
bir rota takip etmiştir. Teknolojik ilerlemeler, piyasa yapısında ortaya
çıkan farklılıklar, küresel rekabet ortamı dikey anlaşmaların, buna bağlı
olarak rekabet hukukunun ve rekabet politikalarının da şekillenmesinde
önemli rol oynamaktadır. Başta Avrupa Topluluğu ve Amerika olmak
üzere çok sayıda ülkenin rekabet politikalarını etkileyen yukarıdaki
genel unsurların yanı sıra her ülkenin kendine özel koşulları da bu
süreçte büyük öneme sahiptir (Karakurt, 2005:1).
Dikey anlaşmaların rekabeti arttırıcı ve azaltıcı yönlerinin varlığı,
1
günümüzde söz konusu anlaşma türünün teorik olarak tek bir çatı
altında olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilmesini mümkün
kılmamaktadır (Karakurt, 2005:1). Bu açıdan bakıldığında dikey sınır-
lamalara yönelik rekabet politikası, teorik boyutta her bir sınırlamayı
kendi içinde değerlendirirken aynı zamanda basitlik, tutarlılık ve tah-
min edilebilirlik yönlerini de ihmal etmemelidir.
2
Bu da ancak dikey
sınırlamaların, rekabeti olumsuz etkileme ihtimali olmayan bölümünün
ayrıştırılarak önceden tespit edilmiş bir şablon çerçevesinde yüzeysel
analize tabi tutulması, dikey anlaşmaların asıl rekabeti ilgilendiren kıs-
mının ise bahsedilen yöntem dahilinde ayrıntılı incelenmesi ile mümkün
olacaktır (Karakurt, 2005:32).
Yukarıda bahsedilen yaklaşım bizi, uygulama yönüyle dikey anlaş-
maların grup muafiyeti sistemi olarak nitelendirilen şablon çerçevesinde
değerlendirilmesi gerektiği noktasına getirmektedir. Bu bağlamda kale-
1
Dikey anlaşmaların olumlu ve olumsuz etkileri için Bkz., EU Commission Notice
(2000:103).
2
Bkz., Boscheck (2000:28-29).
makaleler Alper KARAKURT
209TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
me alınan makalede öncelikle 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Tebliği’nin (2002/2 sayılı Tebliğ) getirdiği sistemin di-
namikleri analiz edilecektir. Sonrasında 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun) muafiyete ilişkin 5. maddesi
ve 2002/2 sayılı Tebliğ’in muafiyetin geri alınmasını düzenleyen 6.
maddesindeki hükümler irdelenecektir. Devamında grup muafiyetinin
geri alınmasına ilişkin süreçte, potansiyel etki analizinin önemi teorik
boyutuyla vurgulanacaktır. Grup muafiyetinin geri alındığı Rekabet
Kurulu kararlarında potansiyel etki unsurunun yerinin belirlenmesi ise,
uygulamaya ilişkin esasları anlamamıza yardımcı olacaktır.
2. 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Sistemi
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi, aynı maddede belirtilen şartların
tamamının varlığı halinde teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve
teşebbüs birliği kararlarının, 4. madde hükümlerinin uygulanmasından
muaf tutulmasına karar verilebilmesine imkan tanımaktadır. Madde’de
söz konusu şartlar aşağıdaki gibi sıralanmıştır:
a. Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında
yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin
sağlanması,
b. Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c. İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalk-
maması,
d. Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için
zorunlu olandan fazla sınırlanmaması.
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinin üçüncü paragrafında ise
Rekabet Kurulu’na, yukarıdaki koşulları sağlayan anlaşma türlerine
grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve söz konusu koşulları
belirleyen tebliğler çıkarma yetkisi verilmiştir. Nitekim, Rekabet Ku-
rulu da faaliyete geçtiği dönemde çıkarmış olduğu 1997/3 Sayılı Tek
Elden Dağıtım Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği,
3
1997/4
3
RG, 4.9.1997 t., 23100 S.
Alper KARAKURT makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
sayılı Tek Elden Satın Alma Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Teb-
liği
4
ve 1998/7 sayılı Franchise Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti
Tebliği
5
ile söz konusu Tebliğler’de öngörülen şartları sağlayan dikey
anlaşmaları Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından grup olarak
muaf tutmuştur.
Söz konusu grup muafiyeti Tebliğleri bir taraftan oldukça ayrıntılı
düzenlemeler içerirken, diğer taraftan dikey anlaşma kategorilerinden
yalnızca bir kısmını kapsama almıştır. Bu sebeple ticari hayatta ortaya
çıkan pek çok anlaşma türü (seçici dağıtım anlaşması gibi), 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesi bağlamında rekabeti kısıtlıyorsa, grup muafiyetin-
den faydalanmaksızın bireysel muafiyete ilişkin bildirim yükümlülüğü
altına sokulmuştur (Karakurt, 2005:181).
Rekabet Kurulu 2002 yılında, söz konusu üç grup muafiyetini yü-
rürlükten kaldırarak bunların yerine geçecek olan ve içerik itibariyle
pek çok dikey anlaşma türünü kapsayan “2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara
İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği”ni
6
çıkarmıştır. 2003 yılında ise söz konu-
su Tebliğ’in uygulanmasında Rekabet Kurulu tarafından göz önünde
bulundurulacak hususları açıkça belirtmek ve böylece Tebliğ’in teşeb-
büslerce yorumlanmasında doğabilecek belirsizlikleri en aza indirmek
amacıyla “2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği
Uygulama Kılavuzu”nu
7
(Uygulama Kılavuzu) çıkarmıştır.
3. 4054 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinde Potansiyel Etki Unsuru
Rekabet Kurulu kendisine bildirilen herhangi bir anlaşmayı 4054
sayılı Kanun’un 5. maddesi bağlamında muafiyet incelemesine tabi tu-
tarken, anlaşmanın aynı maddede belirtilen iki olumlu ve iki olumsuz
koşulu karşılayıp karşılamadığını değerlendirir. Ancak hemen belirt-
mek gerekir ki çoğu zaman yapılan değerlendirme, mevcut durumun
analizinden ibaret olmayıp, olası ya da diğer bir ifade ile potansiyel
açıdan anlaşmanın muafiyet koşullarını karşılayıp karşılamadığının
tespitini de içine almak zorunda kalmaktadır. Her ne kadar Kanun’un
5. maddesinde yer alan “tamamının varlığı halinde” ibaresi ilk bakışta
4
RG, 9.9.1997 t., 23105 S.
5
RG, 16.12.1998 t., 23555 S.
6
RG, 14.07.2002 t., 24815 S.
7
RG, 09.08.2003 t., 25194 S.
makaleler Alper KARAKURT
211TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
söz konusu dört koşulun, muafiyet değerlendirmesinin yapıldığı anda
varolması gerektiği yönünde bir düşünce uyandırsa da, pratikte bu
yönde bir yaklaşım çoğu durumda uygulanabilir değildir. Nitekim bi-
reysel muafiyetten yararlanmak üzere Rekabet Kurumu’na bildirilmiş
olan, yeni uygulamaya konulmuş ya da aktedilmiş ancak uygulamaya
konulmamış bir anlaşmanın, piyasada oluşturduğu etkiler baz alınarak
statik bir değerlendirmeye tabi tutulması, anlaşmanın gerçekte yarata-
cağı potansiyel etkilerin gözden kaçırılmasına neden olacaktır. Aynı
zamanda uygulamaya konulmamış bir anlaşmanın mevcut etkilerinin
tespit edilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu yönüyle bildirimi yapılmış
bir anlaşmanın bireysel muafiyet değerlendirmesinde, anlaşmanın olası
etkilerinin tespit edilmeye çalışılması gerekmektedir.
8
4. Grup Muafiyeti Sistematiğinde Potansiyel Etki
Benzer bir durum grup muafiyeti sistematiği için de geçerlidir. Re-
kabet Kurulu tarafından uygulamaya konulan grup muafiyeti tebliğleri
özünde; teşebbüsün konumu, pazar payı, pazarın yapısı gibi anlaşmanın
taraflarına özel koşulları göz önünde bulundurmaksızın bir takım genel
koşulların karşılanması kaydıyla tüm teşebbüslerin grup muafiyetinden
yararlanmasına olanak tanımaktadır. Buna göre tebliğlerin kapsamına
giren tüm anlaşmalar, oldukça sınırlı sayıdaki kısıtlamalara sözleşme-
lerinde yer vermemek ya da tebliğlerin öngördüğü şartları karşılamak
kaydıyla muafiyetten yararlanacaktır. Grup muafiyeti sistemi de, belirli
koşulları yerine getiren tüm anlaşmaların 4054 sayılı Kanun’un 5. mad-
desindeki dört şartı sağladığını varsaymaktadır ya da diğer bir ifade
ile öngörmektedir.
8
4054 sayılı Kanun’un 10. maddesinin ilk halinde “4. madde kapsamına giren anlaşma,
uyumlu eylem ve kararlar yapıldıkları tarihten itibaren bir ay içinde Kurula bildirilir.
Bildirilmemiş anlaşmalara muafiyet hükümleri uygulanmaz.” ibaresi yer almaktay-
dı. Aynı zamanda 5. maddede de muafiyetin “ilgililerin talebi üzerine” verileceği
hükme bağlanmıştır. 2.7.2005 tarih ve 5388 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun’un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun’un 1. maddesi ile söz
konusu yukarıda yer verilen hükümler kaldırılmıştır. Bu şekilde rekabeti kısıtlayan
herhangi bir anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde muafiyet için
Rekabet Kurulu’na bildirilmesine ilişkin yükümlülük ortadan kalkmıştır. Bununla
birlikte teşebbüsler anlaşmalarını, imzaladıkları anda ya da henüz yürürlüğe koy-
madan muafiyet için Kurula bildirme imkanına sahiptirler.
Alper KARAKURT makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bu yönüyle 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan, aynı mad-
dede sayılan şartların tamamının “varlığı halinde” ibaresi uygulamada
hem bireysel muafiyet değerlendirmesinde hem de grup muafiyeti
değerlendirmesinde, anlaşmanın mevcut etkilerinin yanında potan-
siyel etkilerine bakılmak ya da bu etkiler öngörülmek suretiyle hayat
bulmaktadır.
Diğer taraftan Kanun’un 5. maddesindeki “varlığı halinde” ifadesi-
nin salt lafzına bağlı kalarak o anki halin fotoğrafı ile sınırlandırılması
(potansiyel ve olası etkilerin değerlendirme dışı bırakılması), rekabet
hukukunun kendinden beklenen faydaları doğurmasına engel olacaktır.
Nitekim böyle bir durumda oldukça sınırlı bir seviyede gerçekleşmiş
olan etkinin analizine bağlı kalınması, anlaşmanın gerçekte ortaya çı-
karacağı etkilerin gözden kaçırılmasına yol açacaktır.
2002/2 sayılı Tebliğ’in “Muafiyetin Geri Alınması” başlıklı 6. mad-
desi ise;
“Bu Tebliğ ile muafiyet tanınmış bir anlaşmanın, Kanun’un 5. maddesin-
de düzenlenen koşullarla bağdaşmaz etkilere sahip olduğunun tespit edilmesi
halinde, Rekabet Kurulu, Kanunun 13. maddesine dayanarak, anlaşmaya bu
Tebliğ ile tanınan muafiyeti geri alabilir.” ifadesi ile grup muafiyetinin geri
alınmasına ilişkin durumu düzenlemiştir.
Madde metninde geçen “koşullarla bağdaşmaz etkilere sahip olduğu-
nun tespit edilmesi” ibaresi yukarıda değerlendirmesi yapılan 4054 sayılı
Kanun’un 5. maddesinde yer alan “şartların tamamının varlığı halinde”
ifadesi ile benzeşmektedir. Söz konusu iki maddenin de uygulanabilmesi
için aranan “sahip olma” ve “var olma” durumları, aynı bakış açısının
ürünüdür. Bu yönüyle Kanun’un 5. maddesi kapsamındaki muafiyet de-
ğerlendirmesinde yapılan, mevcut ve potansiyel etkileri esas alan analiz,
grup muafiyetinin geri alınması aşamasında da uygulanabilecektir.
Nitekim Kanun’un 4. maddesi de hem bireysel muafiyet değer-
lendirmesinde hem de grup muafiyetinin geri alınması aşamasında
anlaşmanın potansiyel etkilerinin gözönünde bulundurulmasına im-
kan tanımaktadır. Söz konusu maddenin birinci paragrafında yer alan
“…rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi
doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar…”
ifadesi, yalnızca doğmuş olan etkiyi değil doğabilecek olan etkiyi de
makaleler Alper KARAKURT
213TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
esas almaktadır. Diğer bir ifade ile Kanun, anlaşmaların potansiyel et-
kilerine bakılarak 4. maddenin kapsamına alınabileceğini belirtmiştir.
9
Olası etkileri göz önünde bulundurularak grup muafiyeti geri alınan
anlaşma, Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirileceğinden,
potansiyel etki analizinin grup muafiyetinin geri alınması aşamasında
uygulanması mümkündür.
Grup muafiyetinin geri alınmasına ilişkin süreci bireysel muafiyet
değerlendirmesinden ayıran en önemli fark ise, anlaşmanın etkilerinin
gözlemlenebilir olmasıdır. Grup muafiyetinden yararlanan bir anlaşma-
nın geri alma kararı öncesinde uygulamada kaldığı dönem içerisinde
piyasada yarattığı etkilerin tespit edilebilmesi, geri alma noktasında
yapılan analizi daha nesnel hale getirmektedir. Bu sayede rekabet oto-
ritesi, anlaşmaların piyasaya etkilerini gözlemleyerek, muafiyet şartları
ile bağdaşmaz etkilerin ortaya çıkması halinde grup muafiyetini geri
alabilecektir.
Diğer taraftan yukarıda açıklanan sürecin kendinden beklenen
etkinliği doğurabilmesi için iki unsuru bünyesinde barındırması
gerekmektedir. Bunlardan ilki, grup muafiyetinden faydalanmanın
koşullarının mümkün olduğunca Kanun’un 5. maddesindeki koşulları
karşılayacak şekilde düzenlenmesidir. Diğer bir ifade ile Kanun’un 5.
maddesi ile bağdaşmaz etkilere sahip olma olasılığı yüksek olan an-
laşma yapıları grup muafiyetinin kapsamına alınmamalıdır. Örneğin
grup muafiyetinden yararlanmasına rağmen ilgili piyasanın önemli
bir bölümünde rekabeti kısıtlayacağı öngörülebilen anlaşmaların buna
rağmen grup muafiyetinin kapsamına alınması, teşebbüslere pazardaki
rekabetçi yapıyı kendileri lehine bozma imkanı tanıyacaktır. Buradaki
zorluk ise, herhangi bir dikey kısıtlamanın pazarın yapısına ve teşebbü-
9
Hem Komisyon hem de ATAD 81. maddeye yönelik ilk uygulamalarında anlaşmanın
mevcut etkilerinin incelenmesi ile yetinmemiş, aynı zamanda söz konusu anlaşma
hükümlerinin gelecekte ortaya çıkabilecek muhtemel etkilerini de göz önünde
bulundurmuştur. Yatay anlaşmalar yönünden anlaşmanın gelecekteki etkilerinin
tespitinin oldukça subjektif ve tahmininin güç olması, anlaşmaların potansiyel
etkilerinin arka plana itilmesine yol açmıştır. Ancak dikey anlaşmalar yönünden
durum farklılık arz etmektedir. Özellikle münhasır satın alma ve münhasır satış
anlaşmalarının piyasaya sonradan girmek isteyecek potansiyel rakipler yönünden
piyasayı rekabete kapatması, dikey sınırlamalarda anlaşmanın potansiyel etkilerinin
göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Aynı zamanda, dikey sınırlama-
ların geneli için kabul edilen “işbirliği riski”nin anlaşmanın potansiyel etkisi olması
da bu değerlendirmeyi zorunlu kılan bir diğer unsurdur (Karakurt, 2005:63).
Alper KARAKURT makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
sün gücüne bağlı olarak pazarda yaratacağı etkinin farklılaşabilmesidir.
Bu da hangi tür sınırlamaların pazarın önemli bir bölümünde rekabeti
kısıtlayacağına ilişkin Rekabet Otoritesi’nin öngörüde bulunma yete-
neğini kısıtlamaktadır.
İkinci unsur ise; Kanun’un 5. maddesi ile bağdaşmaz etkilere sahip
olan anlaşmaların, bu etkiler ortaya çıkar çıkmaz tespit edilerek grup
muafiyetinin geri alınmasıdır. Nitekim bu aşamada yaşanacak olan ge-
cikme, rakiplere ya da müşterilere zarar veren anlaşmaların muafiyet
şemsiyesi altında korunmasını mümkün kılacaktır. Bu da dikey sınırla-
manın olumsuz etkilerine maruz kalan rakiplerin pazara girememelerine
ya da pazardaki faaliyetlerinin zorlaşmasına neden olacaktır.
10
Rekabet Kurulu tarafından kabul edilen 2002/2 sayılı Tebliğ’in
yukarıda yer verilen iki unsur açısından değerlendirilmesi, Tebliğ’in
sağladığı grup muafiyetinin geri alınması aşamasında nasıl bir yol takip
edilmesi gerektiği sorusunu aydınlığa kavuşturacaktır. Tebliğ’e göre,
herhangi bir dikey anlaşmanın Tebliğ tarafından sağlanan grup muafi-
yetinin faydalarından yararlanabilmesi için, ilgili anlaşmanın tarafları
olan sağlayıcı ve alıcının pazar paylarının büyüklüğü önemli değildir.
Kapsamda yer alan bir dikey anlaşma türü, Tebliğ’in 4. maddesinde
ifade edilen “Anlaşmaları Grup Muafiyeti Kapsamı Dışına Çıkaran Sınırla-
maları” içermediği ve 5. maddede kapsamı belirlenen rekabet etmeme
yükümlülüğüne ilişkin kıstasları sağladığı sürece, tarafların pazar payı
ne olursa olsun grup muafiyetinden yararlanabilecektir. Bu yönüyle
Tebliğ bağlamında grup muafiyetinden yararlanmasına rağmen Ka-
nun’un 5. maddesinde yer alan şartları karşılamayan belirli bir kısım
anlaşmalardan grup muafiyetinin geri alınması gerekebilecektir. Bu du-
rum Uygulama Kılavuzu’nun 42. paragrafında “Muafiyetin geri alınması
uygulamasının, özellikle pazar gücü önemli seviyelere ulaşmış teşebbüslerin
anlaşmalara taraf olduğu pazarlarda gündeme gelmesi kaçınılmazdır” şeklinde
ortaya konulmuştur.
11
10
Söz konusu olumsuzluklar, makalenin ilerleyen kısımlarında incelenecek olan, bira
pazarındaki münhasır anlaşmaların pazara etkilerinin değerlendirildiği Efes-Bimpaş
kararında rakipler tarafından dile getirilmiştir. Kararda rakip bira sağlayıcıları; mün-
hasır anlaşmaların yatırım kararları üzerinde geciktirici etki doğurduğunu (p.720),
yabancı üreticilerin pazara girme konusunda temkinli davrandıklarını (p.920) be-
lirtmişlerdir.
11
Dikkat edilirse Uygulama Kılavuzu’nda geri alma için, grup muafiyeti kapsamındaki
dikey anlaşmanın pazarın önemli bir bölümünü etkilemesi unsuru değil, anlaşmanın
makaleler Alper KARAKURT
215TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Yukarıda genel hatlarıyla ortaya konulan 2002/2 sayılı Tebliğ’in
sağladığı grup muafiyetinin geri alınması aşamasında yalnızca anlaş-
manın mevcut etkilerinin dikkate alınması söz konusu olursa, ortaya
önemli bir sorun çıkacaktır. Bugüne kadar verilen muafiyetin geri alın-
masına ilişkin kararlar incelendiğinde Rekabet Kurulu’nun, 2002/2
sayılı Tebliğ bağlamında grup muafiyetinden yararlanan herhangi bir
dikey anlaşmadan grup muafiyetini, söz konusu anlaşmanın pazarın
önemli bir bölümünde rekabeti ortadan kaldırması sebebiyle aldığı
görülmektedir.
12
Bu noktada Rekabet Kurulu, yalnızca mevcut etki
ile sınırlı bir yaklaşım belirlerse, rekabeti önemli ölçüde sınırlama po-
tansiyeline sahip olan anlaşmaları önceden tespit etse dahi müdahale
şansı olmayacaktır. Bu da 4054 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belir-
tilen rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmaları önleme
amacı ile çelişmektedir. Aynı zamanda Rekabet Kurulu’nun hareket
etmek için muafiyet şartları ile bağdaşmaz etkilerin ortaya çıkmasını
beklemesi, bu etkilerin muhatabı olan rakip teşebbüsler açısından
da büyük olumsuzluklar doğuracaktır. Nitekim grup muafiyetinin
geri alınmasından önce rekabeti önemli ölçüde kısıtlayan ve etkileri
ortaya çıkan anlaşmaları akteden teşebbüsler, 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesinden muaf oldukları için herhangi bir cezai yaptırım ile kar-
şılaşmayacaklardır. Kurul kararı ile muafiyetin geri alındığı münhasır
anlaşmaların, piyasaya girişi engelleyen ya da pazardaki rakip teşeb-
büslerin faaliyetlerini zorlaştıran yapısı gözönünde bulunduruldu-
ğunda,
13
potansiyel etki analizinin, grup muafiyetinin geri alınmasına
ilişkin süreçteki önemi ortaya çıkacaktır.
tarafı olan ve sahip olduğu pazar payı nispetince potansiyel olarak pazarı etkileme
imkanına sahip olan teşebbüsün pazardaki konumu ön plana çıkartılmıştır. Diğer bir
ifade ile Kılavuz’daki yaklaşım, muafiyet kapsamındaki anlaşmanın potansiyel etki-
lerinin sınırını belirlemesi açısından teşebbüsün pazar gücünü esas almıştır. Yalnızca
mevcut etkiyi baz alan bir yaklaşım ise, doğrudan anlaşmanın etkilediği pazar payını
dikkate alacaktır. Örneğin pazarın %80’ini elinde bulunduran bir teşebbüsün belirli
müşterileri ile imzalayacağı 5 yıllık rekabet etmeme yükümlülüğü içeren münhasır
anlaşmalar kanalıyla pazarın yalnızca %20’sini rakiplerine kapaması mümkündür.
Bu durumda Rekabet Otoritesi geri alma aşamasında, teşebbüsün pazarda sahip
olduğu %80 pazar payına önem atfedebilecektir.
12
Benkar ve Frito-Lay kararlarında Kanun’un 5. maddesindeki dört koşulun hiçbirinin
sağlanmadığı ortaya konulmuştur.
13
Alıcının belirli bir piyasadaki ihtiyaçlarının tümünü yalnızca tek bir sağlayıcıdan
satın alması sonucunu doğuran “tek marka anlaşması” (single branding), sağlayıcının
anlaşma konusu mal veya hizmetleri sadece tek bir alıcıya satma yükümlülüğü altına
Alper KARAKURT makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Yukarıda teorik yönleri ile tartışılan potansiyel etki olgusunun, Re-
kabet Kurulu’nun grup muafiyetinin geri alınmasına ilişkin kararların-
daki rolünün irdelenmesi, uygulama boyutunun anlaşılması açısından
yol gösterici olacaktır.
Bankalar ya da tüketici finansmanı şirketleri tarafından pazarlanan
taksitli alışveriş kartları pazarında faaliyet gösteren Benkar Tüketici
Finansmanı ve Kart Hizmetleri AŞ ile üye işyerleri arasında imzalanan
sözleşmelerdeki, üye işyerlerine yüklenen “Advantage Card” dışında
başka taksitli alışveriş kartları ile işlem yapmama şeklindeki münha-
sırlık hükmü, 15.8.2003 tarih ve 03-57/671-304 sayılı Benkar kararında
değerlendirilmiştir. Karar’da Kanun’un 5. maddesindeki muafiyet şart-
larına ilişkin yapılan değerlendirmede; yalnızca mevcut durumun değil,
Benkar Tüketici Finansmanı ve Kart Hizmetleri AŞ’nin ve rakiplerinin
anlaşmalarının potansiyel etkilerine de yer verildiği görülmektedir. Ni-
tekim söz konusu karardaki “tüketicinin bundan yarar sağlaması” başlıklı
muafiyetin ikinci koşuluna ilişkin değerlendirmede aşağıdaki ifadeler
kullanılmıştır:
“Önceki dönemlerde mevcut olan her mağaza için ayrı kart çıkartma külfeti
Advantage Card sistemiyle, yani üye işyerlerinin tamamında tek kart ile taksitli
alışveriş imkanı sağlanmasıyla sona ermiştir. Bu aşamada Advantage Card’ın
tüketicilere yarar sağladığı kuşkusuzdur. Ancak günümüzde, taksitli alışveriş
kartı hizmeti giderek tüm bankalar tarafından sunulma aşamasına gelmiştir.
Bir mağazanın bir kart ile münhasır çalışması halinde, diğer kartlara sahip
tüketiciler bu mağazadan taksitli alım yapamayacaklardır. O mağazadan alım
yapılabilmesi için, mağazanın öngördüğü karta da sahip olmaları gerekecektir.
Münhasır uygulamaların yaygınlaşması durumunda tüketiciler bir çok değişik
alışveriş kartını kullanmak ve her kart için ayrı ayrı üyelik ödemesi yapmak
zorunda kalacaklardır. Bu durumun tüketicilere yarar sağlamadığı gibi zararına
olduğu kuşkusuzdur.”
girdiği “münhasır satış anlaşması” (exclusive supply) en önemli münhasır anlaşma
türleridir.
Sağlayıcı ile dağıtıcı veya alıcı ile girdi sağlayıcısı arasındaki münhasır anlaşma,
söz konusu anlaşma süresince alıcının ya da sağlayıcının yalnızca sözleşmenin diğer
tarafı ile çalışmasını şart koştuğundan, bu süre zarfında tarafların rakip teşebbüsler
ile çalışması mümkün olmayacaktır (Hovenkamp, 1999: 322). Bu açıdan, rakip te-
şebbüslerin müşterilere erişimini zorlaştıran münhasır dikey anlaşmalar, pazardaki
rekabet düzeyinin azalmasına yol açacaktır (Bowman, 1955: 847).
makaleler Alper KARAKURT
217TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
İfade; bu aşamada münhasır sistemin tüketiciye fayda sağladığı-
nı, ancak günümüzde taksitli alışveriş kartı hizmetinin diğer bankalar
tarafından da sunulma aşamasına geldiğini, her bankanın münhasır
temelde çalışması durumunda tüketicilerin birden fazla karta sahip ol-
mak zorunda kalacaklarını, bunun da her bir kart için ayrı ayrı üyelik
ödemesini beraberinde getireceğini öngörmektedir. Analizde kullanılan,
diğer bankaların da münhasır temelde taksitli alışveriş kartı sunmaları
durumu, ileriye dönük dinamik bir analizin yansımasıdır.
Benkar kararında dikkati çeken bir diğer nokta, anlaşmada belirsiz
süreli olan rekabet etmeme yükümlülüğünün
14
2002/2 sayılı Tebliğ’in 5.
maddesi tarafından izin verilen en üst limit olan 5 yıl ile sınırlandırılması
durumunun da incelenmiş olmasıdır.
15
Karardaki ifade şu şekildedir:
“Birinci husus, süresiz rekabet yasağına bireysel muafiyet verilip verileme-
yeceğidir ki, bu konu 18.9.2001 tarih ve 01-44/433-111 sayılı Kurul kararında
menfi olarak karara bağlanmıştır.
İkinci husus ise rekabet etmeme yükümlülüğünün maksimum beş yıl ile
sınırlandırılması koşulu ile grup muafiyetinden yararlanma imkanının mevcut
olup olmadığının değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme ise anlaşmanın grup
muafiyeti ile ulaşılmak istenen hedefleri sağlamaya elverişli olup olmadığının
incelenmesini gerektirmiştir.”
Buradan anlaşılmaktadır ki Rekabet Kurulu, mevcut haliyle belirsiz
süreli olan rekabet etmeme yükümlülüğünü değil, beş yıl ile sınırlan-
dırılmış bir rekabet etmeme yükümlülüğünü grup muafiyeti açısından
değerlendirmiştir. Diğer bir ifade ile Rekabet Kurulu, rekabet etmeme
14
2002/2 sayılı Tebliğ’in 3 üncü maddesinde rekabet etmeme yükümlülüğü şu şekilde
tanımlanmıştır:
“Rekabet Etmeme Yükümlülüğü : Alıcının anlaşma konusu mal veya hizmetlerle
rekabet eden mal veya hizmetleri üretmesini, satın almasını, satmasını ya da yeni-
den satmasını engelleyen doğrudan veya dolaylı her türlü yükümlülüktür. Ayrıca
alıcının bir önceki takvim yılındaki alımları esas alınarak, ilgili pazardaki anlaşma
konusu mal veya hizmetlerin ya da onları ikame eden mal veya hizmetlerin %80’in-
den fazlasının sağlayıcıdan veya sağlayıcının göstereceği başka bir teşebbüsten satın
alınmasına yönelik olarak alıcıya doğrudan veya dolaylı biçimde getirilen herhangi
bir yükümlülük de rekabet etmeme yükümlülüğü olarak kabul edilir.”
15
2002/2 sayılı Tebliğ’in 5(a) maddesi, beş yıla kadar olan rekabet etmeme yükümlülü-
ğüne izin vermektedir. Bunun dışında alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğü-
nün süresi belirsiz ya da beş yıldan uzun ise grup muafiyeti uygulanamayacaktır.
Alper KARAKURT makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yükümlülüğünün süresi beş yıl ile sınırlandırılır ise grup muafiyetinin
geri alınmasına gerek olup olmadığını incelemiştir. Bu yönüyle bahse
konu kararda yapılan söz konusu değerlendirmeler, olasılık üzerine
kurulu hipotetik bir analizdir.
Grup muafiyetine ilişkin incelemenin yapıldığı 20.9.2004 tarih ve
04-60/870-207 sayılı bir diğer kararda, Kraft Gıda’nın kontrolünde olan
Kar Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin nihai satış noktalarına yönelik olarak
2002/2 sayılı Tebliğ çerçevesinde sahip olduğu grup muafiyetinin geri
alınmasının gerekip gerekmediği incelenmiştir. Kararda, Kraft Gıda’nın
günümüze kadar geçen süre içerisinde münhasırlığa yönelik olarak belli
bir politika izlediğinin tespit edilemediği belirtildikten sonra bu yönde
bir stratejinin tercih edilmesi durumunda dahi bunun Frito Lay’in bu-
lunduğu pazarın yapısını olumsuz bir şekilde etkilemesinin beklenme-
diği ifade edilmektedir. Değerlendirmede; Kraft Gıda’nın sahip olduğu
muafiyet bu teşebbüsten geri alınmasa dahi, Kraft Gıda’nın bu pazarda
yaygın bir münhasır ağ kuramayacağı dikkate alınmıştır. Kararda yer
verilen ifade şu şekildedir:
“Bu kapsamda Kraft Gıda’nın günümüze kadar geçen süre içerisinde mün-
hasırlığa yönelik olarak belli bir politika izlediği tespit edilememiştir. Ayrıca bu
yönde bir stratejinin tercih edilmesi durumunda dahi bunun Frito Lay’in bu-
lunduğu pazarın yapısını olumsuz bir şekilde etkilemesi beklenmemektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamaların mevcut dosyadaki pazar koşullarıyla
bağlantı gösterdiği görülmektedir. Şöyle ki yaklaşık olarak %(…-…) oranında
pazar payına sahip Kraft Gıda’nın, %(…) civarında bir pazar payı olan ve güçlü
markaları bulunan Frito Lay gibi bir teşebbüsün faaliyet gösterdiği piyasada
yaygın bir münhasır sistem kurması beklenmemektedir. Özellikle başta turistik
yörelerdeki turistler olmak üzere bir çok tüketici söz konusu grubun ürünlerini
tercih etmektedir. Anılan tüketici tercihinden hareket eden satış noktaları, ya-
pılan yerinde incelemelerde Raportörlere Frito-Lay ürünlerini satma gerekçesi
olarak bu hususu özellikle vurgulamışlardır. Sonuç olarak Kraft Gıda’nın sahip
olduğu muafiyet bu teşebbüsten geri alınmasa dahi Kraft Gıda’nın bu pazarda
yaygın bir münhasır ağ kuramayacağı dikkate alınmıştır.”
Bir diğer olasılık olarak Kraft Gıda’nın yalnızca okullarda münhasır
sisteme yönelebileceği öne sürülerek, bu hususa ilişkin öngörülerde
bulunulmuştur.
makaleler Alper KARAKURT
219TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
“Diğer yandan Kraft Gıda’nın okullarda münhasır sisteme yönelebilece-
ği öne sürülebilir. Ancak okullar tüketimin oldukça düşük olduğu yerlerdir.
Nitekim Frito Lay’in toplam satışlarının içerisinde okullar %(…) oranında
yer tutmaktadır. Üstelik Kraft Gıda tarafından yapılan şikayette teşebbüs
yetkilileri Frito Lay’in okullarla münhasır sözleşmeler yapmasına karşın bu
hususta herhangi bir şikayetlerinin bulunmadığını belirtmişler ve esas rahat-
sızlık duyulan olgunun diğer satış noktalarındaki eylemler olduğunu ifade
etmişlerdir. Dolayısıyla bu bilgiler kapsamında okul kanalının fazla bir öneme
sahip olmadığı kanaatine varılmıştır.”
Yukarıda yer verilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Kar
Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin grup muafiyetine ilişkin kararında da;
söz konusu teşebbüsün mevcut durumda var olmayan ancak gelecekte
ortaya çıkma ihtimali olan münhasır anlaşmalarının olası etkileri tespit
edilmeye çalışılmıştır. Sonuçta ise ilgili teşebbüs tarafından yaygın bir
münhasır sistemin hayata geçirilemeyeceği, geçirilse dahi pazarda ciddi
bir etki yaratamayacağı gerekçeleri ile bu aşamada grup muafiyetinin
geri alınmasına gerek olmadığına karar verilmiştir. Bununla birlikte aynı
kararın sonuç kısmında “…bu oluşumun ileride yapay bir piyasa yapısı orta-
ya çıkarıp çıkarmayacağının tespit edilmesini ve duruma göre muafiyetin geri
alınıp alınmayacağının pazar koşulları çerçevesinde tekrar Kurul gündemine
getirilmesini teminen pazarın dairesince izlenmeye devam edilmesine” karar
verilmiştir. Piyasa yapısının dairesince izlenmesindeki amaç, haliha-
zırda grup muafiyetinden yararlanan anlaşmanın pazarın önemli bir
bölümünde rekabeti ortadan kaldırması ihtimali karşısında, hem ilgili
teşebbüse izlendiği hususunda sinyal vermek, hem de bu suretle ihlalin
tespitine ilişkin erken uyarı sistemi tesis etmektir.
Grup muafiyeti kapsamındaki anlaşmanın dairesince izlenmesi
gerektiği sonucuna sahip bir diğer karar 2.6.2005 tarih ve 05-38/487-
116 sayılı Ülker Grubu Pazarlama Şirketleri kararıdır. Kararda ürünleri
nihai tüketiciye ulaştıran küçük çaplı market veya market zincirler ile
imzalanan sözleşmeler irdelenmiştir. Dosya konusu anlaşmaların dikkat
çekici özelliği, mevcut hali ile hukuki ya da fiili münhasırlık içermeme-
sine rağmen belirli koşulların varlığı halinde bu etkiyi doğurabilecek
olmasıdır. Kararda anlaşmaların münhasır çalışma ya da diğer bir ifade
ile rakipleri dışlama amacı ile imzalanmadığı, ancak sözleşmelerin ge-
leneksel olarak tabir edilen dağıtım kanallarını da kapsayacak şekilde
genişletilmesi ve talep edilen teşhir alanlarının artırılması durumunda,
Alper KARAKURT makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
teşebbüsün sahip olduğu portföy gücü ile birlikte dışlayıcı etkinin ortaya
çıkabileceği belirtilmiştir. Söz konusu potansiyel etkinin karşısında, grup
muafiyetinin geri alınmasına ilişkin bir değerlendirmeye girilmeksizin,
dairesince izlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Ülker Grubu ve Kar AŞ kararlarının, makale kapsamında değerlen-
dirilen diğer Kurul kararlarından farkı; her iki teşebbüsün de münhasır-
lık amacı ile yapılan ya da mevcut hali ile fiili münhasırlık doğuran bir
anlaşmasının olmamasıdır. Buna rağmen kararlarda, potansiyel olarak
bu etkinin ortaya çıkabilme riski karşısında, sözleşmelerin uygulanma-
sının dairesince izlenmesi gerekli görülmüştür. Grup muafiyetinin geri
alındığı diğer Kurul kararlarında ise hukuki ya da fiili olarak münha-
sırlık içeren bir hüküm ya da uygulama tespit edilmiştir.
Rekabet Kurulu’nun 04.05.2004 tarih ve 04-32/377-95 sayılı kara-
rında, Frito-Lay Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ.’nin pazardaki nihai satış
noktalarında gerek yazılı sözleşmelerle gerekse fiili olarak uyguladığı
münhasır satış sisteminin, 2002/2 sayılı Tebliğ’in ve dolayısıyla 4054
sayılı Kanun’un 5. maddesinde belirlenen şartları taşımadığının tespit
edilmiş olması nedeniyle grup muafiyeti geri alınmıştır. Kararda dikkati
çeken önemli bir nokta, Frito Lay’in 1998 yılından başlayarak ve esas
olarak 2002 yılı başında uygulanan “buldozer kampanyası” sonuna kadar
geçen süre içerisinde münhasırlığa yönelik olarak çalışmalarda bulun-
duğu, bunu da bedelsiz ürün vererek, iskonto yaparak, satış noktasını
ikna ederek fiili olarak oluşturmaya çalıştığının anlaşılmasıdır. Ancak
söz konusu eylemlerin kısa dönemler itibariyle ve coğrafi olarak kısıtlı
bir bölgeyi kapsaması nedeniyle hakim durumun kötüye kullanılması
başlığı altında değerlendirilebilecek bir etkinin ortaya çıkmadığı tespit
edilmiştir. Bununla birlikte münhasırlığın geri alınması başlığı altında
yapılan değerlendirmelerde yer verilen “Özellikle münhasırlığa yönelik
uygulamaların ilgili teşebbüs tarafından sistematik bir şekilde uygulanması
ve hatta yazılı ilişkiye dayanması durumunda bu oranın gerçek ve potansiyel
rakipler aleyhine bir giriş engeli olarak daha da yükseleceği açıktır. Frito Lay’in
ilgili ürün pazarında hakim durumda olması gerçeği ile birlikte düşünüldüğün-
de kapsamlı bir münhasırlık uygulaması pazarda sınırlı olan rekabet koşulla-
rını daha da sınırlandırma riski taşımaktadır.” şeklindeki ifadeler, kararda
yapılan analizin mevcut durumdaki sınırlı münhasırlığın değil, olası
sistematik ve kapsamlı bir münhasırlığı konu aldığını göstermektedir.
makaleler Alper KARAKURT
221TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Yemek Sepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda Sanayi
ve Ticaret Limited Şirketi’nin üye restoranlarıyla yaptığı anlaşmalar
ile bu restoranlara başka firmalarla çalışmama yükümlülüğü getirerek
4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği iddiasının incelendiği 25.03.2004
tarih ve 04-22/231-48 sayılı Kurul kararında yer alan “pazarın henüz
Türkiye’de yeni tanınan ve oluşan bir pazar niteliği taşıması nedeniyle şu anda
söz konusu hizmetlerin sınırlı bir alanda, sınırlı sayıda restorana sunuluyor
olması, şu anda pazara yeni girişlerin bir çok sektörle karşılaştırıldığında çok
daha kolay ve kısa sürede olabileceği, pazarda yer alan Yemek Sepeti dışındaki
firmaların faaliyet sürelerinin, bu firmaların Yemek Sepeti karşısında ne ölçü-
de bir rekabetçi baskı yaratacaklarının değerlendirilmesi bakımından çok kısa
olması gibi unsurlar dikkate alındığında, Yemek Sepeti’nin hakim durumda
olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından erken bir evrede olunduğu
sonucuna ulaşılmıştır.” ifadeleri, pazarın yeni gelişmekte olan bir pazar
olduğunu ve rakip teşebbüslerin pazara girişinin önünde ciddi bir engel
olmadığını ortaya koymaktadır.
Aynı teşebbüsün münhasır anlaşmalarının grup muafiyeti açısın-
dan ele alındığı 20.9.2004 tarih ve 04-60/869-206 sayılı Karar’da ise,
yukarıdaki kararda hakim durum analizinin erken olduğu belirtilen
pazarda Yemek Sepeti’nin, hali hazırda cirosunun ve pazarın %13’ünü
teşkil eden restoranları münhasıran kendine bağladığı belirlenmiştir.
Pazarın %50’sini teşkil eden restoranlarla Yemek Sepeti farklı dönem-
lerde geçerli olan münhasır anlaşmalar imzalamış ancak sözleşmenin
süresinin dolması nedeniyle söz konusu sözleşmeler yürürlüğünü
yitirmiştir. Bununla birlikte kararda; Yemek Sepeti’nin bundan sonra
imzalayacağı yeni sözleşme metninden ve aynı zamanda Yemek Sepeti
yetkililerinin ifadelerinden, söz konusu teşebbüsün tüm restoranlar ile
rekabet etmeme yükümlülüğü içeren bir anlaşma imzalamak istediği ve
restoranların yalnızca tek bir sağlayıcı ile çalışması gerektiğini düşün-
dükleri anlaşılmaktadır. Bu noktadan hareketle kararda, Yemek Sepe-
ti’nin kuracağı “tüm restoranlarla münhasır temelde çalışma esasına dayalı
sistemin”; Yemek Sepeti’nin pazara giren ilk firma olmasının verdiği
pazar gücü, pazarın yapısından kaynaklanan ağ etkileri ve münhasır
anlaşmaların bizzat kendisinin ortaya çıkaracağı giriş engelleri ile birlik-
te değerlendirildiğinde rekabeti önemli ölçüde engelleyebileceği tespit
edilmiştir. Bu yönüyle Rekabet Kurulu; hali hazırda pazarın yalnızca
%13’üne etki eden münhasır anlaşmaların, Yemek Sepeti tarafından
pazarın bütününe yayılması durumunda, pazarın ve teşebbüsün yapı-
Alper KARAKURT makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
sından kaynaklanan belirli unsurların varlığı ile birlikte rekabeti önemli
ölçüde kısıtlayacağını tespit ederek, henüz yeni gelişmekte olan bir pa-
zara girişin önündeki engeli kaldırmıştır.
16
Bir diğer karar olan 22.4.2005 tarih ve 05-27/317-80 sayılı Efes-Bim-
paş kararında ise söz konusu iki teşebbüsün ve bu teşebbüslerin bayi ve
distribütörlerinin nihai satış noktaları ile yaptıkları münhasırlık içeren
sözleşmelerin, açık ve kapalı bira satışı pazarlarında yarattığı etki ince-
lenmiştir. Bu incelemede Kurul, hali hazırda pazarın önemli bir bölü-
münün rekabete kapanmış olduğunu tespit etmiş olduğundan, kararda
potansiyel etki analizine ilişkin değerlendirmelere yer verilmemiştir.
5. Potansiyel Etki Analizinin, Grup Muafiyetinin
Geri Alınması Açısından Önemi
Daha önce de belirtildiği üzere, pazara girişi engelleme ya da ra-
kip teşebbüslerin faaliyetlerini zorlaştırma gücüne sahip olan münhasır
anlaşmaların bu etkilerinin daha ortaya çıkmadan öngörülerek grup
muafiyetinin geri alınması mekanizması ile müdahale edilmesi, diğer
piyasa aktörlerinin ekonomik bağımsızlıklarının garanti altına alınması
açısından önemlidir.
Nitekim rekabet yasalarının korumak istediği rekabet sürecinin
kendisi, aynı zamanda piyasa aktörlerinin ekonomik bağımsızlıklarının
da koruyucusudur. Rekabet süreci, piyasa aktörlerinden tüketicilerin
ekonomik faaliyeti olan tüketim faaliyetlerinde alternatif seçeneklere
sahip olmalarını, bir diğer aktör olan üreticilerin ise piyasaya girme
ve adil bir rekabet ortamında faaliyette bulunmalarını temin eder. Bu
16
Diğer taraftan Avrupa Birliği Komisyonu da, özellikle yeni ortaya çıkan ve gelişmekte
olan piyasaların rekabete kapanmaması hususunda oldukça dikkatli davranmakta-
dır. Bu duyarlılığın nedeni ise, söz konusu piyasaların ancak rekabetçi bir ortamda
kendinden beklenen potansiyel büyümeyi gerçekleştirebileceği ve tüketici tercihlerini
karşılayabileceğidir. Örneğin TPS kararında Komisyon; Fransa’da yayın yapan 6
kanalın, pay TV piyasasında faaliyet gösterecek olan TPS dijital uydu televizyonu
platformunu kurmaya yönelik anlaşmalarında yer alan 10 yıllık münhasırlığa iliş-
kin hükmü incelemiştir. Kurucu 6 kanaldan 4 tanesinin dijital yayın hakkını (TF1,
France 2, France 3, M6) münhasıran TPS platformuna veren bu hükmün, Canal+,
CanalSatellite gibi büyük dijital kanalların faaliyet gösterdiği pay TV piyasasındaki
rekabeti artıracağı gerekçesi gerekçesi ile ancak 3 yılla sınırlı kalmak kaydıyla mu-
afiyet kapsamında değerlendirilmiştir. Bkz., Press Release (1999), IP/99/161.
makaleler Alper KARAKURT
223TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
hususa işaret eden AT Komisyonu Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü
eski Başdanışmanı Prof. Dr. Alexis Jacquemin:
“Rekabet politikasının temel hedeflerinden bir tanesi, en eski olanı ve aynı
zamanda ABD-Kanada gibi ülkelerin anti-tröst politikalarının temelinde yatan:
kişi özgürlük ve haklarının korunmasına bağlı olarak özel sektördeki ekonomik
gücün dağılmasıdır. Rekabet politikasının ikinci olası amacı, pazardaki rekabetçi
ekonomik özgürlüğün korunmasıdır.” görüşünü savunmuştur (İSO, 1993:
7-8). Federal Almanya Kartel Kurumu eski Başkanı Dieter Wolf (1992:
76), devletin ekonomi politikası alanında temel görevlerinden birinin
vatandaşın, temel ekonomik özgürlüklerini korumak olduğunu, bunun
da ekonomik faaliyette bulunma özgürlüğünü içerdiğini belirtmiştir. Di-
ğer bir ifade ile işletme kurmak ve üretim için karar verebilmek, meslek
veya işyeri seçmek ve tüketimine kendi karar vermektir. Bu özgürlük,
sözleşmelerin yapılması ve bunların gerçekleştirilebilmesi ile üretim
araçları üzerinde özel mülkiyetin korunması koşullarını gerektirir.
Piyasa ekonomisi düzeninin ana fikri ve başarı sırrı, bu özgürlüklerin
bireysel olarak kullanılmasının ve her bireyin kendi sorumluluğu altında
davranmasının önünün açılmasında yatmaktadır.
Girişimcinin piyasaya girme ve ürün-üretim sürecini piyasadan
aldığı sinyaller doğrultusunda uyarlama özgürlüğü esastır. Tüketiciye
sunulan seçenekler, tüketicinin ne istediğinin girişimci tarafından gö-
rülmesini sağlar. Üretici piyasaya girişte serbest ve tüketici seçeneğe
sahipse rekabet gerçek anlamda işleyebileceği bir zemin kazanır. Tersine
üreticinin piyasaya girememesi ya da tüketicinin satın alma seçenekleri-
nin kısıtlanması, piyasanın iki ayrı ucunda yer alan aktörler arasındaki
iletişimi ortadan kaldıracaktır (Klein ve Hadjimichael, 2003:167).
Potansiyel olarak rekabeti kısıtlama gücüne sahip olan anlaşmalara,
muafiyeti geri almak suretiyle yapılan müdahale, piyasa giriş engelle-
rinin sınırlandırdığı girişimci ruhun önünü açacak ve aynı zamanda
tüketicilere farklı seçenekler arasından seçim yapma özgürlüğünü
sağlayacaktır.
6. Sonuç
Etkinlik artışının yanı sıra piyasadaki rekabeti önemli ölçüde kısıtla-
ma gücüne de sahip olan dikey anlaşmaların, rekabet hukukunun uygun
Alper KARAKURT makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
enstrümanları ile düzenlenmesi, rekabetçi pazar yapısı açısından önemli
bir husustur. Basitlik, tutarlılık ve tahmin edilebilirlik yönleri nedeniyle
tercih edilen grup muafiyeti sistemi, Türk Rekabet Hukuku’nda da en
son uygulamaya konulan 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup
Muafiyeti Tebliği ile hayat bulmuştur.
2002/2 sayılı Tebliğ; teşebbüsün konumu, pazar payı, pazarın yapısı
gibi anlaşmanın taraflarına özel koşulları gözönünde bulundurmaksızın,
oldukça sınırlı sayıda ve genel bir takım koşulların karşılanması kaydıyla
tüm teşebbüslerin grup muafiyetinden yararlanmasına imkan tanıyan
bir yapıya sahiptir. Bu yönüyle Tebliğ bağlamında grup muafiyetinden
yararlanmasına rağmen 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan
şartları karşılamayan belirli bir kısım anlaşmalardan grup muafiyetinin
geri alınması gerekebilecektir.
Grup muafiyetinin geri alınmasına ilişkin Rekabet Kurulu karar-
ları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; piyasadaki rekabeti önemli
ölçüde sınırlama gücüne sahip olan teşebbüslerin dikey anlaşmaların-
dan, yalnızca mevcut etkileri değil potansiyel etkileri de göz önünde
bulundurularak grup muafiyetinin geri alındığı görülmektedir. Geri
alma kararının verildiği anlaşmaların ortak özelliği, anlaşmanın diğer
tarafının rakip sağlayıcılar ile çalışmasına engel olan münhasırlık şartları
içeren anlaşmalar olmasıdır. Bu münhasırlık, doğrudan sözleşmede yer
alan rekabet etmeme yükümlülüğü şeklinde olabildiği gibi, bedelsiz
ürün verme, promosyon indirimleri gibi fiili uygulamalar şeklinde de
kendini göstermektedir.
Anlaşmalardan grup muafiyetinin geri alınıp alınmayacağının de-
ğerlendirmesinde potansiyel etki analizinin kullanılması pek çok açıdan
önem taşımaktadır. Herşeyden önce potansiyel etki değelendirmesi,
2002/2 sayılı Tebliğ’in yukarıda bahsedilen yapısından kaynaklanan
olumsuzlukların önüne geçecektir. Aynı zamanda rekabeti önemli
ölçüde sınırlama potansiyeline sahip olan anlaşmaların önceden tespit
edilerek müdahale edilmesi, pazarın rekabetçi yapısının bozulmasına
karşı alınan önleyici tedbir vazifesi görecektir. Bu da rakip teşebbüsle-
rin piyasaya girme ve adil bir rekabet ortamında faaliyette bulunma,
tüketicilerin ise tüketim faaliyetlerinde alternatif seçeneklere sahip olma
özgürlüklerini garanti altına alacaktır.
makaleler Alper KARAKURT
225TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Münhasırlık içermemesine rağmen belirli koşulların varlığı halinde
bu etkiyi doğurma potansiyeline sahip olan anlaşmaların dairesince
izlenmesi de, bir taraftan mevcut teşebbüsün daha dikkatli hareket et-
mesini sağlarken, aynı zamanda olası rekabeti sınırlayıcı davranışların
erken fark edilmesini temin edecektir.
Kaynakça
Boscheck, R. (2000) “The EU Policy Reform on Vertical Restraints- An Economic
Perspective”, World Competition 23(4), s.3-49.
Bowman, W.S. (1955) “The Prerequisites and Effects of Resale Price Maintenan-
ce”, University of Chicago Law Review, Vol.22, No.4, s.825-850.
EU Commission Notice (2000), Guidelines on Vertical Restraints, OJ (2000) C
291/1.
Green Paper on Vertical Restraints in EC Competition Policy (1997), COM
(96) 721.
Hovenkamp, J. (1999) Federal Antitrust Policy: The Law of Competition and
Its Practice, U.S.A.: West Group.
Karakurt, A. (2005), Avrupa Topluluğu ve Türk Rekabet Politikasında Münhasır
Dikey Anlaşmalar, Rekabet Kurumu Lisansüstü Tez Serisi No:11, Ankara:
Rekabet Kurumu.
Klein, M.U. ve B. Hadjimichael (2003), The Private Sector in Development,
Washington: World Bank.
İSO (1993), “Avrupa Topluluğu Rekabet Politikaları, Hukuk Düzeni ve Türk
Rekabet Kanunu Tasarısı”, Uluslararası Sempozyum, İstanbul: İstanbul
Sanayi Odası.
OECD (1998), Recommendation of the OECD Council, Concerning Effective
Action Against Hard Core Cartels (adopted by the Council at its 921st
Session on 25 March 1998 [C/M(98)7/PROV]).
Wolf, D. (1992), “Türkiye’de Rekabetin Korunması ve Küçük ve Orta Ölçekli
İşletmeler”, 9. Sosyal Piyasa Ekonomisi Sempozyumu (içinde), Ankara:
Estetik Matbaacılık, s. 73-88.