Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
244TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
I. Genel Olarak
Adil yargılanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6’da
düzenlenmiştir. AİHS m. 6 bireyin gerek medeni ve gerek cezai muha-
kemedeki haklarını belirlemektedir. Maddenin birinci bölümü hem ceza
hem de hukuk (medeni) yargılama için genel esasları bildirmektedir.
Diğer paragraflar, yani ikinci ve üçüncü paragraflar ise, ağırlıklı olarak,
yakalama anından başlayarak ceza hukukuna ilişkin düzenlemeleri içer-
mektedir.
1
Bunun doğal sonucu olarak AİHS m. 6/1 geniş yorumlamayı
gerektirmektedir. Zira bu demokratik ve adil toplum isteğinin bir
sonucudur.
2
Bu madde ile hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma
hakkı güvenceye alınmaya çalışılmıştır.
3
Altıncı madde kapsamındaki
düzenlemelerin uygulama alanı sadece ‘muhakeme süreci’ değildir. Bu-
nun yanında yargılamaya hazırlık (önceki) ve hükmün uygulanması
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Altıncı Maddesi Kapsamında
ADİL YARGILANMA HAKKININ ESASLARI
Cüneyd ALTIPARMAK
*
*
Avukat, Şanlıurfa Barosu.
1
Schroeder, “Ceza Muhakemesinde ‘Fair Trial’ İlkesi”, IGUL Eğitim Programları, Yayın
No: 4, İstanbul–2004, s. 149; Mole, Nuala/Catharina, Harby, Adil Yargılanma Hakkı,
Strasbourg–2003, s.6 (çev: Adalet Bakanlığı).
2
Karakuş, Hakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ve Karşı Oylarında
Türkiye, İstanbul–2001, s.174. “Sözleşme bağlamında, demokratik toplumlarda
adaletin hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesi hakkı o denli önemli bir yere
sahiptir ki altıncı maddenin birinci paragrafının kısıtlayıcı şekilde yorumlanması bu
hükmün amaç ve hedefine uygun düşmez” (Delcourt Belçika’ya karşı 17 Ocak 1970
25. Paragraf, akt: Mole/Catharina, s. 6)
3
Karakuş, s.173.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
245TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
aşamasında (sonraki) da altıncı maddenin kapsamı dâhilindedir.
4
Ör-
neğin ceza yargılamasında polisin yakalama anından itibaren, altıncı
kapsamında değerlendirilmeye tabidir.
5
Bu anlamda “ceza iddiası” ve
“sanık” kavramları iç hukukta konunun düzenlendiği yere göre değil,
içerik yönünden ele alınacaktır.
Örneğin; Deweer Kararı’nda;
6
yüksek fiyatla et sattığı için idari bir
para cezası ödemesi halinde ceza davası açılmayacağından bahsedilmiş,
ancak ceza davası açılmamıştır. Ancak Mahkeme bu durumda baştan
itibaren sözleşmenin altıncı maddesinin geçerli olduğunu belirtmiştir.
Yine, Adolf Kararı’nda, Mahkeme’ye başvuran kişi davada Mahkeme
tarafından verilen düşme kararına itiraz etmiş ve düşme kararının
gerekçesinin, kendisinin kusurlu olmadığını tespit etmediğini ileriye
sürmüştür.
7
Altıncı madde medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde
herkesin adil yargılanma hakkını garanti eder.
8
Burada kapsama alı-
nan hak “bireyin taraf olduğu her türlü dava değildir”. Bilakis sözleşme
metninden de anlaşılacağı üzere, sadece “medeni hak ve yükümlülükler”
ile ilgili olanlardır.
9
Bu konuda Mahkeme’nin içtihatları, kapsamı tespit
etmek için önemlidir.
10
Öncelikle bir davada “medeni hakkın” belirlenmesine ilişkin olup
olmadığının değerlendirilmesinde söz konusu olay ön plandadır. Yani
somut olay incelenecektir.
11
4
Ambos, Kai, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargılama Hakları Silahların
Eşitliği, Çelişmeli Önsoruşturma ve AİHS m. 6 ”, Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza Hu-
kuku, Ankara–2004, (çev: Yener ÜNVER) s.15; Mole/Catharina, s. 9.
5
Imbroscia-İsviçre Kararı, 24 Kasım 1993, 36. Paragrafında ceza davaları için makul
sürenin başlangıcının itham anı olduğu bildirilmektedir. (akt: Mole/Catharina, s. 9)
6
Deweer-Belçika Kararı 27.02.1980,
7
Schroeder, s. 149–150
8
Karakuş, s. 174
9
Koparan, M. Reşat, ‘Adil Yargılanma Hakkı’, Bursa Barosu Dergisi, Sayı:73, Ara-
lık–2003, s.28
10
Mole/Catharina, s.10–11
11
Örneğin Türkiye ile Sariye Akkuş arasındaki uyuşmazlık, kamulaştırma bedelinin
düşük tutulduğu iddiasi ile Yerel Mahkemede dava açmış, istimlak tarihinden itiba-
ren işletilecek %30 faiz oranına ek olarak ödenmesi kararı kesinleşmiştir. Başvurucu
lehine çıkan kararda Divan; devletin kendi alacaklarına %84 faiz oranı uygularken,
yukarıdaki düşük faizin öngörülmesini, mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin ek
protokole aykırı bulmuştur. (Koparan, s..28)
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
246TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bu konuda Mahkeme’nin verdiği Ringeisen-Avusturya davasında
şöyle denmektedir: “Konunun kararlaştırılmasında belirleyici olan yasanın
türü (medeni, ticari, idari hukuk, vs.) ve konunun çözümlenmesinde yetkili
kılınan merciin (normal mahkeme, idari kurul, vs.) özellikleri pek belirleyici
sayılmaz.”
12
Mahkeme’ye göre davanın iç hukuktaki nitelendirmesi veya
özellikleri belirleyici değildir. Maddenin uygulanabilirliği açısından en
esaslı nokta yargılama sonucunun özel hukuk, hak ve yükümlülük için
belirleyici olup olmadığıdır. Bunun yanında davaya konu edilen hakkın
doğal bir hak olması gerektiği gibi, iç hukukun nitelemesi değil, içeriğine
ilişkin değerlendirmeler önemlidir.
Nitekim AİHM König-Federal Almanya Cumhuriyeti davasında
şöyle denmektedir: “Bir hakkın sözleşmede ifade edildiği anlamıyla medeni
olarak görülüp görülmeyeceği, söz konusu hakkın ilgili Devletin, iç huku-
kundaki yasal sınıflandırılmasına göre değil, esasa ilişkin içeriği ve etkilerine
göndermeyle belirlenmelidir.”
13
Mahkeme her olayı kendine özgü şartla-
rında kabul edip yargılamayı uygun bulmuştur.
14
Mahkeme kararları
göz önünde tutulursa, medeni hak ve yükümlülükler aşağıdaki gibi
sıralanabilir:
a. Özel Kişilerin Kendi Aralarındaki İlişkiler: Mahkeme genellikle
özel şahısların kendi aralarındaki ilişkilerden doğan davaları medeni
hak ve yükümlülük kavramı çerçevesinde değerlendirmiştir. Bunun için;
sözleşme hukuku,
15
ticaret hukuku,
16
tazminat hukuku,
17
aile hukuku,
18
iş hukuku
19
ve mülkiyet hukuku
20
hep bu kapsamda değerlendirilecek-
tir.
b. Bir Tarafın Devlet Diğer Tarafın Özel Kişi Olduğu Durumda:
Bu konuda Mahkeme’nin somut olaya göre değerlendirme yaptığı
12
Akt: Mole/Catharina, s. 11.
13
Akt: Mole/Catharina, s. 11.
14
Mole/Catharina, s. 12.
15
Ringeisen – Avusturya Kararı, 16.07.1971 (htttp://cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi:
12.07.2005)
16
Edificaciones March Gallego S.A. – İspanya Kararı, 19.02.1998 (htttp://
cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi: 10.06.2005)
17
Axen-Almanya Kararı 08.12.1983 ve Golder – Birleşik Krallık Kararı, 21.02.1975
18
Airey-İrlanda Kararı, 09.10.1979
19
Buchholz-F. Almanya Cumhuriyeti Kararı,06.05.1981(htttp://cmiskp.echr.coe.int)
(erişim tarihi: 10.06.2005)
20
Pretto-İtalya Kararı, 08.12.1983 (htttp://cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi:
10.05.2005)
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
247TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
görülmektedir. Ancak bu durumları Mahkeme genellikle medeni hak
ve yükümlülükler kapsamında tutmuştur. Bunların başında; mülkiyet
iddiaları, istimlak davaları, imar uyuşmazlıkları, emlak izinleri, mülkün
kullanımından doğan davalar adil yargılama kapsamında değerlendiril-
mektedir.
21
Bunun yanında altıncı madde, ticari faaliyetlere ilişkin olarak
idarenin tutumunu içeren hususlardaki davalarda da uygulanır. Örnek
olarak restaurantın alkol satabilme ruhsatının iptali,
22
sağlık kliniği açma
ruhsatı,
23
özel okul açma izinleri
24
gösterilebilir. Sosyal yardımı kapsayan
davalarda da altıncı madde uygulanacaktır.
25
Bunlara örnek vermek
gerekirse; sosyal sigorta kurumu, sağlık sigortasından faydalanma,
26
malullük,
27
devletten emekli olma
28
kararlarında Mahkeme’nin konuyu
altıncı madde kapsamında değerlendirmesi olasıdır.
29
c- İdarenin Tutumundan Doğan Zararlarda: İdare ile yapılan veya
yetisinde bulunan sözleşmelerden,
30
idari yargılamalarından,
31
ceza
yargılamalarından
32
doğan zararlar
33
için yine Mahkeme altıncı madde
kapsamında değerlendirme yapacaktır.
34
Bunun yanında Mahkeme’nin
21
Mole/Catharina, s.12
22
Tre Traktörer-İsveç Kararı, 07.07.1998
23
König / F. Almanya Cumhuriyeti Kararı, 28.06.1978
24
Jordebro Vakfı-İsveç Kararı 06.03.1987 (htttp://cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi:
10.05.2005)
25
Tezcan, Durmuş/erdem, M. Ruhan/sancakdar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara–2002, s.232–234; Mole/
Catharina, s. 12
26
Feldbrugge – Hollanda Kararı, 29.05.1986
27
Salesi İtalya Kararı, 26.02.1993
28
Lombardo-İtalya Kararı, 26.11.1992
29
Mole/Catharina, s.13
30
Philis-Yunanistan Kararı 27.08.1991 (htttp://cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi:
14.05.2005)
31
Persicope -Fransa Kararı 26.03.1992 ve Barraona-Portekiz Kararı 08.07.1987.
32
Ceza yargılamalarına ilişkin olarak mesela beraat kararından sonra AİHS m/5 kap-
samında bir aykırılık mevcut olduğu halde, tazminat talebinde bulunulan davalarda
yine 6. madde uygulanacaktır.
33
Mole/Catharina, s.13
34
Yukarda saydıklarımız Mahkeme’nin Genel olarak Medeni Hak ve Yükümlülük ola-
rak değerlendirip, AİHM 6. maddeyi uyguladığı durumlar zikredilmektedir. Bunun
yanında bazı konular ise bu kapsamın dışında değerlendirilmiştir. Bunlar başlıca; 1.
Vergilendirme Konuları, 2. Göç ve Milliyet Konuları, 3. Askerlik Yükümlülüğü, 4.
Kamu Görevine Seçilme Hakkı, 5. Eğitimin Devlet Tarafından Karşılanması Hakkı,
6. Pasaport Vermeyi Reddetmek, 7. Medeni Hukuk Kapsamındaki Adli Yardıma
İlişkin Konulardır. (Bkz., Mole/Catharina, s. 13–14)
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
248TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
idare hukukundan doğan uyuşmazlıklar içinde aynı izleği işletip, ko-
nuyu medeni haklara ilişkin uyuşmazlık kapsamında değerlendirdiği
açıktır.
35
Bunun yanında şuna değinmek gerekir ki; idarece kesilen para
cezalarının (idari kabahatler) kesin olduğu durumların Sözleşme’ye ay-
kırı olduğu iddia edilmiştir.
36
A. Makul Süre Kavramı
Stögmüller - Avusturya Kararı’nda da belirtildiği gibi
37
Mahkeme,
muhakemenin makul süre içerisinde bitirilmesini istemektedir.
38
Zira
geciken adalet, adalet değildir. Adaletin etkinliği ve bireysel hakların
zarara uğramasını önlemenin en esaslı yolu da budur.
39
Altıncı madde
ayrıca “adaletin etkinliğini ve inandırıcılığını zedeleyebilecek gecikmeler ol-
maksızın sağlanmasının öneminin altını çizer.”
40
Makul süre şartı, dolayısıyla, makul bir süre içinde ve adli bir karar
yoluyla kişinin medeni hukuka ilişkin olarak veya itham edildiği suç
nedeniyle içinde bulunduğu sorunun en kısa zamanda giderilmesini,
çözüme kavuşturulmasını teminat altına alır.
41
Makul süre medeni hukuk ve ilişkin davalarda (ceza yargısı dışın-
dakilerde) davanın görülmeye başladığı anda, ceza yargılamasında ise
itham (suçlamanın yapılması) ile başlar.
42
Bu süreç, kararın kesinleşmesi
ile biter.
43
Nitekim Mahkeme 17.01.1970 tarihli Delcourt Kararında şöyle
demektedir: “Mahkeme kararları kişileri sürekli etkilemektedir, dava hâkiminin
kararı temyize neden oluyorsa, ceza davalarında davalı gündem dışında kal-
35
Koparan, s.28
36
Tezcan/Erdem/Sancaktar, s.234,237 vd. Koparan, s. 29. Bu konuda örneğin 07.07.1989
tarihli Tree Traktörer Aktrebolag Kararı, 27.10.1987 tarihli Pudas Kararına bakınız
(Tezcan/Erdem/Sancaktar, s.235)
37
“Mahkemedeki yargılamanın tüm taraflarını çok uzun usul gecikmelerine karşı
korumaktır’ (Stögmüller – Avusturya Kararı, 10.11.1969)
38
Karakuş, s.175
39
Er, Deniz Erol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Sanık Hakları, Ankara–2002,
s.100
40
H-Fransa Kararı, 24.10.1989, 58. Paragraf (akt: Mole/Catharina, s.22)
41
Karakuş, s.175
42
Yıldız, Mustafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargısı, İstanbul- 1998, s. 115–116,
Mole/Catharina, s.22, Karakuş, s.175
43
Yıldız, s.117, Karakuş, s.175
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
249TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
mamaktadır. Bir ceza davasında beraat veya mahkûmiyet kararı kesinleşmediği
sürece, dava üzerinde gerçekte karar verilmiş olmamaktadır.”
44
AİHM kararlarına göre bir davada makul sürenin aşılıp, aşılmadı-
ğına; 1. Davanın niteliği, 2. Başvurucunun tutumu, 3. Adli veya idari
mercilerin tutumu, 4. Başvurucunun yitirdiği veya yitirebileceği haklar
göz önüne alınarak karar verilecektir.
45
1. Davanın Niteliği
Davanın niteliği ile anlatılmak istenen; davanın karışıklığıdır.
46
Bu
her davada ayrı ayrı değerlendirilir. Ulusal hukuk sistemi, her dava
için farklı geçecek süreçler öngörmüştür.
47
Bu nedenle her dava içeriği
farklı olarak değerlendirilecektir. Zira temin edilmesi gereken maddi
deliller, suç isnadı yapılan kimseler, tanık sayısı, uluslararası unsurlar,
davanın birleştirilmesini veya ayrılmasını gerektiren unsurlar, müda-
hil olunma gibi durumlar davanın karmaşıklığını yani niteliğini ortaya
koymak için değerlendirilecektir.
48
Çünkü bazen yargılama süresinin
44
Bunun yanında Mahkeme’nin aynı yönde verdiği 15.07.1982 tarihli Eckle – F.Almanya
Cumhuriyeti Kararı’nda, cezanın kesinleşmediği sürece, sadece bir suçlamanın, bir
isnadın üzerine yapılan başvuru madde 6 kapsamında değerlendirilemez. Zira dava
derdesttir ve kesinleşmemiştir. Derdestliğin süresi önemli değildir. Karar kesinleş-
melidir, gibi ibarelere yer verilmektedir.
45
Karakuş, s.175–176, Mole/Catharina, s. 22.
46
Karakuş, s. 175.
47
Koparan, s. 30.
48
Yıldız, s. 119–120; Mole/Catharina, s.23; Karakuş, s.175; Burada davanın karmaşık-
lığı yani çözümünün ne kadar bir zaman alacağı ve karmaşıklık kavramı içerisinde
hangi hususların yer alacağı ifade edilmektedir. Bunun yanında bir davanın niteliği
kavramına davanın siyasal, sosyal koşulları ele alması gibi hususlarda girebilir. Ni-
tekim Loizidu Davası’nda, Türkiye davaya ilişkin bazı argümanlar ileri sürmüştür.
Bunların başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlar vardır.
Türkiye bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İtalya hakkında verdiği
Pinto Kararı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine GKRY’nin Türkiye aleyhine
açtığı Dördüncü Devlet Davasını ileri sürmüştür. İlk kararda İtalya Yargı sisteminde
davaların uzun sürmesi sebebiyle açılan davalarda Roma’nın yaptığı iç hukuk yo-
lunun tüketilmesi hakkındaki başvuru kabul edilmiştir. İkinci kararda ise Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, KKTC yargısını ‘etkin iç hukuk yolu’ olarak kabul etmiştir.
Ancak bu davada Türkiye Mayıs 2001’de AİHS’in 2.3.5.6.8.9.10.13. maddeleri ve
1’nolu Protokolün 1. ve 2. maddeleri uyarınca tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir.
Bunun yanında Türkiye, sorunun siyasal ve tarihsel olgu olduğunu, verilecek kararın
hukuksal olmaktan çok, politik olacağını ileri sürmüştür. Nitekim bu görüş Loizidu
Kararında karşı oy kullanan hâkimler tarafından da dile getirilmiştir. (Özkan, Ayşe
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
250TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
uzaması gerekebileceği gibi, bazen uzaması adaletin tam yerine gel-
mesi için gerekli olacaktır. Örneğin iki davanın paralel yürütüldüğü
bir cinayet soruşturmasında Mahkeme, altı yıl üç ay süren yargılama
süresini makul bulmuştur.
49
Bunun tersine iki yıl beş ay süren yargı-
lamayı, Mahkeme, makul bulmamıştır.
50
Yani makul sürede yargıla-
ma yapılıp yapılmadığı her olayın ve davanın gidişatına göre ortaya
konacaktır. Gerek hukuksal problemin çözümündeki güçlük, gerekse
davayı sonuçlandıracak unsurların bir araya getirilmesindeki zorluk-
lar ele alınacaktır.
51
Ülkemize ilişkin bu konuda çok karar çıkmıştır. Yağcı-Sargın da-
vası dört yıl sekiz ay sürmüş, Mansur davası yedi yıl sürmüş, Akyazı
davası on altı yıl sürmüş ve bu davalarda Mahkeme Türkiye’yi haksız
bularak mahkûm etmiştir.
52
2. Başvurucunun Tutumu
Başvurucunun tutumu ile anlatılmak istenen, yerel mahkemede
yargılama yapılırken elinden gelen kolaylığı göstermesidir.
53
Yani iler-
de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracak kimsenin, somut
davada, yargılamanın makul süreyi aşan bir biçimde bitirilmesine kendi
kusuru ile sebebiyet vermiş olmaması gerekmektedir. Bu başvurucun
‘Kıbrıs’taki Mülkiyet Uyuşmazlığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve KKTC
Yargısı Arasında Çözüm Girişimleri’,
Stratejik Analiz, cilt: 4, sayı: 42, Ankara–2003)
49
Boddaert – Belçika Kararı, 12/101992 (http://cmiskp.echr.coe.int) (erişim tarihi:
10.05.2005).
50
Yağcı&Sargın – Türkiye Kararı 08.06.1995, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve
Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 5. ve 6. Mad-
delerine İlişkin Açıklamalar, adlı kitapçığında konuya aynen şöyle değinmiştir.
“Yargılamanın makul sürede görülmesinin tespiti medenî hak davalarında dava-
nın yargı makamına götürüldüğü tarihten başlamakta ve kesin hükümle sonuçlan-
masına kadar geçen süreyi kapsamaktadır. Ceza davası ise teknik anlamda sanığa
ithamın yapıldığı tarihten başlatılmaktadır. Makul süreyi tespit ederken AHİM
davanın konusu, niteliği, tarafların sayısı, karmaşık olup olmadığı, mahkemeden
ve taraflardan sadır olan gecikmeleri dikkate almaktadır. Ancak süre için kesin bir
belirleme yapmak, bir başlangıç eşiğinden bahsetmek, her davanın koşulları değişik
olacağı için, olanaklı görülmemektedir”.
51
Karakuş, s. 175.
52
Koparan, s. 30–31.
53
Yıldız, s. 120.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
251TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yargılama sürecini hızlandırmak için elinden geleni yapmasını değil,
sadece, bu sürece engel olmaması gerekliliğini ifade eder.
54
Örneğin Eckle-Federal Almanya Cumhuriyeti Kararı’nda Mahke-
me, Federal Almanya Hükümeti’ni 6. maddeyi ihlal ettiği için mahkûm
etmiş ancak tazminatı başvurucun bazı ihmalleri yüzünden az tutaca-
ğına değinmiştir.
55
Yine bu konudaki farklı bir kararda başvurucunun
asgari düzeydeki davranış sınırını söyle çizmiştir:
56
“Kendisi ile ilgili usul
aşamalarını yerine getirirken özenli davranması, geciktirme amaçlı taktikler
kullanmaktan kaçınması ve iç hukukta bulunan yargılamanın kısıtlanmasını
sağlayacak imkânlardan yararlanmaktır.”
57
Başka bir kararda
58
Mahkeme’ye başvuran tarafın kendi ülkesindeki
yargılama süresince on yedi kez duruşmanın ertelenmesini istemesini
ve bunun yanında karşı tarafın duruşmanın ertelenmesi için yaptığı altı
talebe de itiraz etmediği için yargılamanın on beş yıl sürmesini makul
bulmuştur.
59
3. Adli veya İdari Mercilerin Tutumu
Gecikme genellikle başvurucu taraftan çok, yargılamayı yapan
mahkeme, adli ve idari makamların tutumundan kaynaklanmaktadır.
60
Doğal olarak bu da devletin sorumluluğunu beraberinde getirecektir.
Mahkeme bir kararında adaletin hakkaniyete uygun biçimde yerine
getirilmesi gerekliliği üzerinde durmuş, ulusal yargı mekanizmasının
(yerel mahkemelerin) davaları usulüne uygun ele alma zorunluluğunun
54
Karakuş, s. 175, Mole/Catharina, s. 23.
55
Yıldız, s. 227.
56
Ayrıca Konu ile ilgili olarak bkz., Unión Alimentaria Sandres S.A. – İspanya Kararı
57
Mole/Catharina, s.23, Aynı nitelikte başka bir kararda 15.11.1996 tarihli Ceteroni
– İtalya Kararıdır. Yine burada da başvurucunun usuli işlemleri geciktirmemesi
gerektiği üzerine vurgu yapılmıştır.
58
Ciricosta&Viola – İtalya Kararı 04.12.1995.
59
Karakuş, s. 181, Mole/Catharina, s. 23. Bunun gibi Yağcı&Sargın – Türkiye kara-
rında, Dobbertin – Fransa kararında aynı konulara değinilmiştir. 24.11.1994 tarihli
Beaumartin – Fransa kararında Mahkeme; başvurucuların davayı yanlış mahkemeye
götürerek dava başvurusundan itibaren ancak dört ay sonra layihanın verilmesine
sebep olan ancak davalı bakanlığın kendi layihasını sunmasını yirmi aydan fazla
sürmesine ve ilk duruşmasını beş yılı aşan bir süre sonra yapıldığı için mahkemeyi
kusurlu bulmuştur. (Mole/Catharina, s. 23–24).
60
Mole/Catharina, s. 24, Karakuş, s. 175.
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
252TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
olduğunu belirtmiştir.
61
Bunun yanında diğer bir kararıda mahkeme,
belirli haklı sebeplerden dolayı oluşan gecikmeler için yerel mahke-
menin sorumlu olmayacağını,
62
makul süreyi uzatmış olmayacağı
kanaatindedir.
63
Ulusal mahkemenin görevi “ulusal mahkemenin özel bir görevi de
yargılamada rolü olan herkesin gereksiz gecikmeleri önlemek için azami çaba
göstermesini sağlamaktır”.
64
Bunun için devlet gereken tedbirleri almak ile
yükümlüdür. Bu tedbirlerin içerisine yetersiz personeli eğitme, personel
sayısını arttırma gibi hususlar girmektedir.
65
B. Tarafsız ve Bağımsız Mahkeme
Medeni hak ve yükümlülük ve cezai isnatlara ilişkin uyuşmazlıklar
Sözleşme uyarınca yasayla kurulmuş bir mahkeme tarafından karara
61
Boddaer-Belçika kararı 12.09.1992
62
Ewing-U.K. kararı, Bu konuya örnek vermek gerekirse; bir davayı bekletici sorun
yapma, mahkeme kaleminden doğan gecikmeler, idari organlardan beklenen yazılar,
temyiz başvurusunun duruşmalı olması istemi, davaların görevsizlik veya yetkisizlik
iddiası ile mahkemeler arasında dolaşması gibi durumlardır.
63
Mole/Catharina, s. 24. Yukarıdaki kararda Mahkeme, belirli nedenlerden dolayı
kanıt toplanmasından ve üç davanın birleştirilmesinden dolayı oluşan gecikmeleri
keyfi veya gayri makul bulmamıştır.
64
Mole/Catharina, s.24
65
Mole/Catharina, s. 25, Ayıca bkz., Milasi-İtalya kararı 19.06.1987 Ayrıca Medeni Hak
ve Yükümlülüklerin kullanılmasına ilişkin olarak örnek verirsek; “Çocuk velayeti
davaları. AİHM Hokkanen Finlandiya’ya karşı davasında ‘... Velayet davalarının hızla
görülmesi esastır’ demiştir. İgnaccolo-Zennide Romanya’ya karşı davasında AİHM,
çocuklarla ilgili davalarda kararların sadece sürenin dolmasına göre verilmemesi
gerektiğini belirtmiştir. İşverenle anlaşmazlıklar. AİHM Obermeier Avusturya’ya
karşı davasında şunu bildirmiştir: ‘...işvereni tarafından açığa alınmasının haksız bir
karar olduğunu düşünen bir çalışanın kişisel menfaati gereği bu önlemin yasallığına
ilişkin derhal adli bir karar alınmalıdır’ Bedensel zarar davaları. AİHM Silva Pontes
Portekiz’e karşı davasında, başvurucu bir trafik kazasındaki ciddi yaralanmadan
dolayı tazminat talebinde bulunuyorsa, özellikle özen gösterilmesi gerektiğini be-
lirtmiştir. Süratin esas olduğu diğer davalar. X Fransa’ya karşı davasında, başvurucu
nakledilen kan virüslü olduğundan, HIV virüsü kapmış ve Devlete karşı tazminat
davası açmıştı. Başvurucunun durumu ve ömür beklentisini göz önünde bulunduran,
AİHM iki yıl süren yargılamanın gayri makul uzunlukta olduğu kanaatine varmıştır.
Ulusal mahkemeler duruşmaların hızlandırılması doğrultusunda yetki kullanma-
mıştır. Ayrıca A ve diğerleri Danimarka’ya karşı davasında AİHM’nin kanaatine
göre ‘...yetkili idari ve adli makamlar bu tür anlaşmazlıklarda, AİHM içtihadının
6. Madde(1) kapsamında gerektirdiği istisnai özen ile davranmak için olumlu bir
yükümlülük altındaydılar’. “ (Mole/Catharina, s. 26–27)
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
253TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
bağlanmalıdır.
66
Temel hakların kullanılmasının yargısal mekanizmaya
geçmesi, yani bir uyuşmazlık üzerine adli mercilere başvurma, adaletin
sağlanması yani hakkaniyete uygun karar verme zorunluluğunu getire-
cektir.
67
Sözleşme’ye göre Mahkeme’nin yasa ile kurulmuş olması gere-
kir, bu ise Mahkeme’nin 1. Özerk olmasını yani yargılama kabiliyetine
ve karar verme yetkisine tek başına sahip olmasını, 2. Kesin karar mercii
olmasını yani verdiği kararın tek başına uygulama kabiliyetinin olması
gerektiğini, 3. Kanuni dayanağının bulunmasını yani yargı yetkisi ve
çevresinin kanun yolu ile belirlenmiş olması demektir.
68
Yargılamayı yapacak mahkemenin bağımsız, tarafsız olması ve
bunu görüntü olarak da yansıtması gerekir.
69
Bir karardaki yargılamayı
yapan mahkeme ile ilgili şu tespit önemlidir. “Mahkeme’nin kamuoyunda
mutlak surette güven vermeleri için örgütsel konumlarının da göz önünde bu-
lundurulması zorunludur. Bir hâkimin, daha önce savcı olarak görevliyken ve
bu işlevi gördüğü esnada belirli bir olayda yetkili konumda iken daha sonra bu
olayla ilgili davada mahkeme üyesi olarak görevlendirilmiş olması, tarafsızlığı
konusunda kuşku uyandırmaktadır. Hukuka saygılı olanlar, bu durumdan
haklı olarak tedirgin olabilirler.”
70
Bu kararda asıl vurgulanmak istenen;
mahkemenin tarafsızlığına ilişkin bir şüphenin dahi bulunamamasının
gerektiğidir.
71
Tarafsızlık kavramı Mahkeme’ce iki “kavram” üzerine oturtulmuş-
tur. Bunlar “öznel” ve “nesnel” tarafsızlık kavramlarıdır. Öznel tarafsızlık;
yargıçların birey olarak tarafsızlığını anlatır.
72
Mahkeme’ye göre usulüne
uygun atanmış her yargıcın tarafsız olduğunu düşünülür, bunun aksini
ispat etmeyi müddeiye bırakmıştır. Fakat nesnel tarafsızlığa her hangi
bir ufak şüphe neden olabilecektir. Zira nesnel tarafsızlık, “kurum” ola-
rak Mahkeme’nin tarafsızlığını ifade eder.
73
Nitekim Mahkeme; ‘hakkında
tarafsızlığından korku duyulması için meşru neden bulunan yargıçların çekil-
66
Yüksel, Murat, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Adil
Yargılanma Hakkı Üzerine Bir İnceleme’, Legal Hukuk Dergisi, Mayıs–2004, Sayı: 17,
s. 1280.
67
Yıldız, s. 120.
68
Yüksel, s.1280–1284.
69
Yıldız, s. 121.
70
Piersack-Belçika Kararı 01.10.1982, YILDIZ, s. 121.
71
Yıldız, s. 121.
72
Karakuş, s. 174.
73
Karakuş, s. 174.
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
254TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
mesi gerektiğini’ açıkça belirtmiştir.
74
Bunun yanında ulusal hukukta bu
konuya ilişkin yer alan düzenlemelerde önem taşımaktadır.
Bir mahkemenin bağımsız olup olmadığına karar verirken, Mahke-
me şu hususları göz önünde tutmaktadır. a) üyelerin atanma biçimi,
75
b) görev süreleri, c) dış baskılara karşı korunaklı
76
olmaları gibi husus-
lar bulunmaktadır.
77
Bunun için Mahkeme’nin oluşumu iyi incelenir.
Yargıç atama sisteminin uygun olması gerekir.
78
Bunun yanında atama
süreleri de önem arz etmektedir. Atanma süresinin altı yıl olması Le
Compte-Belçika davasında uygun bulunmuştur. Buna karşın Campbell-
Birleşik Kralık davasında üç yıllık süre yetersiz bulunmuş, fakat görevin
gönüllü olmasından dolayı altıncı maddenin ihlal edilmeği kanaatine
varılmıştır.
79
Bir Mahkeme’nin kararını ancak, bir başka mahkeme bo-
zabilir.
80
Bunun aksi bir durum mahkeme üzerinde yargısal olmayan
başka bir kurum ihdas etmek demek olacaktır ki bu da; bağımsızlık
kavramını zedeler.
81
Yukarda zikredilen Mahkeme kavramı dar anlamı ile algılanma-
malıdır. Zira burada, yargı erki dışında yer alan ancak niteliği itibari ile
kararları mahkemeler gibi olan kurumlarda mevcuttur. Örneğin, cezaevi
74
Mole/Catharina, s. 29
75
Mahkeme’ye göre, mahkeme üyelerinin hangi organ tarafından atandığı tek başına
mahkemenin bağımsız olup olmadığını belirtmenin mümkün olmadığı kanaa-
tindedir. Bir mahkemenin üyelerini atanmasında siyasi ve bürokratik etkenlerin
olması bağımsızlık ilkesine uygun bulmuştur. (Yüksel, s.1287) Belıles-Swıtzerland
Davasında komisyon, yargı organı üyelerinin yürütme tarafından atanmasını veya
meclis tarafından seçilmesini yalnız başına kuşku uyandıracak bir durum olarak
görmemiştir. (Yüksel, s.1288). Bunun yanında; Uslu-Türkiye Kararında Hâkimler
Savcılar Yüksek Kurulunun hâkimleri atamasını bağımsızlığa gölge düşürecek bir
durum olarak görmemiştir. (Doğru, Osman, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi,
Ankara–2003, c.1, s.1004)
76
Burada anlatılmak istenen; mahkemenin bir yargısal karar verirken, dış dünyada ki
yorumlara karşı güvencede olmasıdır. Talimat, emir vb. iç, yorum ve öneri gibi dış
etkenler mahkemeni bağımsızlığını etkiler, gölgeler (Yüksel, s.1289).
Örneğin; Beaumartin-Fransa Kararında milli mahkemenin önündeki davayı
görmekte iken, yürütme makamının demeçlerine göre karar kurması bağımsızlık
ilkesine aykırılık teşkil ettiği kabul edilmiştir. (Doğru, s.961)
77
Karakuş, s.174
78
Mole/Catharina, s.27
79
Doğru, s. 911; Mole/Catharina, s.28
80
Yüksel, s.1281–1282
81
Mole/Catharina, s.29
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
255TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
disiplin komisyonları, meslek disiplin komisyonları, hakem heyetleri
vs.
82
bu kapsamda değerlendirilmelidir.
83
C. Aleniyet Kavramı
Yargılamanın ‘şeffaf’ olması, demokratik toplumun unsurlarından
olan ‘adil yargılanma ilkesinin’ gereğidir.
84
Olması gereken nitelikte aleni
olmayan bir yargılama, adil sayılamaz.
85
Yargılamanın ilke olarak ka-
muya açık olması, adil yargılanma hakkı açısından dava tarafları için
güvence oluşturduğu oranda, kamuoyunun yargıya güvenini de arttı-
rır.
86
Yargılamanın aleniliği prensibinin ihlali, hukuki veya fiili konumun
veya sürecin dışına çıkarılmakla söz konusu olabilir. Duruşmanın yeri,
yapıldığı zaman ve içeriği hakkında bilgilere ulaşılabiliyor ise “duruş-
82
Doğru, s. 722, Yüksel, s. 1281.
83
Koparan, s.29, Örneğin Sramek-Avusturya kararında; Mahkeme, taşınmaz muamele-
ler kurulu, iç hukukta bir idari kurul olarak görülmesine rağmen, bir yargı yeri olarak
tanımlamıştır. Zira bazı idari işlevler de yüklenen bir organın yargısal işlevler getir-
diği sırada bir mahkeme olarak görülmesi mümkündür. (yüksel, s. 1280–1281).
84
Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara–1998, s .257–258, Aleniyet; en
kaba tanımı ile ‘bir işin açıkta ve meydanda olması’ demektir. Aleniyet prensibi
amme hizmeti gören kurumlarının halkın bilgisi olması ve kamuya güven vermek
için işlerini ‘açık’ şekilde görmesini ifade eder. Daha basit bir tanımla; mahkemelerde
muhakemenin halka açık şekilde yapılmasıdır. Muhakemenin topluma kapatılma-
sı, verilen kararların güvenilirliğini kaybettirmiştir. Bu da modern anlamda ‘insan
haklarına’ zarar veren bir durumdur. Aleniyet prensibi ilgisi olmayanların (halkın,
başkalarının) duruşmayı izleme ve bunu (duruşmaya ilişkin iş ve işlemleri) dışarıya
aktarabilme durumu olarakda nitelendirilebilir. Aleniyet, adil bir muhakemenin en
önemli unsurlarındandır. Zira ‘mahkemenin tarafsızlığı’, ‘hukuk devleti’, ‘delillerin
ikamesi’ ve ‘lekelenmeme’ gibi ilkelerin uygulanırlığını ve tespitini sağlayan başlı
başına bir müessesedir. Yani aleniyet aslında bir potansiyel denetleme mekanizması
olup, yargılama makamının konumunu inceler. Adil yargılanma ilkesinin (AİHS m.
6) temel bir unsuru olarak kabul edilen aleniyet ilkesi AİHS m. 6/1 de şu şekilde ifade
edilmiştir: “herkes gerek kişisel hak ve yükümlülükleri ile gerek bir suç isnadının
karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tara-
fından… Aleni surette dinlenmesini istemek hakkına haizdir. Hüküm aleni olarak
verilir. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfa-
atlerini veya davaya taraf olanların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde
ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna
inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal
güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir”.
85
Cihan, Erol- Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul –1997, s. 29
86
Ladewig, Hans-Meyer, “Adil Yargılanma Hakkı”, Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza
Hukuku, Ankara, 2004, s. 87, (çev. Hakan Hakeri) ; Karakuş, s. 176, Koparan, s. 31
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
256TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ma alenidir” denilebilir.
87
Mahkeme aleniyet ilkesini iki aşamalı inceler.
Bunlar; a. duruşmanın aleni olması, b. kararın aleni olmasıdır.
1. Duruşmanın Aleni Olması
Bir işin aleni olması, ilgisiz kimselerin dahi olaya şahit olmasından
geçmektedir.
88
Duruşmanın aleni olması da buna paralel olarak, kişilere
karşı bir özellik ayrımına gitmeden, herkesin girip, dinleyebileceği bir
ortamı ifade eder. Böylece gerek sanık ve gerekse savunma makamının
iddia ve düşüncelerini daha rahat aktarması söz konusu olacaktır. Bu-
nunla birlikte duruşmanın daha sağlıklı gelişmesini ve kararın da buna
paralel olarak adil oluşması sağlanacaktır. Duruşmaların aleniyetinin
oluşması için devletler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca ola-
nak sağlamak zorundadırlar.
89
Nitekim aleniyet dava süresince olup,
bitenleri rahatça duymayı (hakimin, savcının, avukatın vb.) ve görmeyi
gerektir.
90
AİHM, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasının her ülkede
farklı olduğunu düşünmektedir. Mahkeme; yargılamadaki aleniyeti tes-
pit için, istenilen amaca ulaşıp ulaşılmadığını göz önünde tutmaktadır.
Mahkeme bu konuda aleniyet ilkesini zorunlu görmekte, fakat dene-
timde esnek davranmaktadır. AİHM, esas olarak ilk derece mahkeme-
lerindeki yargılamanın aleni olması gerektiği üzerinde durmuştur.
91
İlk
derece mahkemelerinden sonraki aşamalarda (yasa yollarında) aleniyet
ilkesinin uygulamasının denetimi daha da yumuşatılmıştır. Buna göre
yargı yollarında; olayın maddi boyutuna ilişkin hüküm verilecekse, sözü
edilen itiraz eğer ilk derece mahkemesinin yargılamasına ilişkinse veya
sanığın sorumluluğunun tespiti gerekiyorsa duruşmalar yine aleni ol-
malıdır.
92
Yani üst yargı mercilerinin iş yükü dolayısı ile duruşmasız
87
Ladewig, s. 87.
88
Özön, Mustafa Nihat, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İstanbul–1985, s. 26.
89
Koparan, s. 31.
90
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul, 2002,s.443; Gölcüklü, Feyyaz ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde
Adil Yargılanma’, AÜSBFD, Ocak-Haziran, 1994, s.216
91
Sevük Yokuş, Handan, ‘Adil Yargılanma Kapsamında Ceza Yargılamasında Aleni-
yet İlkesi’, Çetin Özek Armağanı, İstanbul–2004, s. 751; İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul–2002, s. 330
92
Gölcüklü, Feyyaz/Gözübüyük, Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygula-
ması, Ankara, 2002, s. 289,
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
257TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yargı faaliyetinde bulunması olasıdır. Bu da sözleşmeye aykırı değildir.
Ancak duruşmalı bir iş görüyorsa bu kesinlikle aleni olmalıdır.
93
Aleniyet ilkesinin ihlal edilmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkeme-
si’nce kesinlikle ‘adil yargılanma’ ilkesine aykırı sayılmıştır. Bu konuya
Mahkeme Axen- F. Almanya Cumhuriyeti Kararı’nda şöyle değinmiştir:
“Adli kurumların baktığı davaların altıncı maddede söz edilen kamusal nite-
liği davacıları adaletin gizlice, kamuoyu denetimi olmasızını idaresine karşı
korur, ayrıca gerek üst gerekse alt mahkemelere güvenin devamını sağlayan bir
yöntemdir. Adaletin idaresini görür kılarak, kamuya açmak altıncı maddenin
hedeflerinden birinin, yani adil yargılanmanın başarılmasına katkıda bulunarak,
Sözleşme kapsamında tüm demokratik toplumların temel ilkelerinden biri olan
bu garantiyi sağlar.”
94
Açık duruşma genellikle altıncı maddenin gereklerini birinci derece
veya bidayet mahkemeleri önünde yerine getirmek için gerekir. Ancak
teknik konularda bazen açık duruşma gerekli olmayabilir.
95
2. Kararın Aleni Olması
Sözleşme sadece yargılamanın değil aynı zamanda kararın da aleni
olmasını öngörmektedir. Hükmün aleni olması demek, hükmün her
zaman açık duruşmada okunması anlamına gelmez.
96
Örneğin mah-
keme kararını, “ilgililerin” bilgi edinmesi amacıyla mahkeme kalemine
bırakılması veya kolayca ulaşılabilecek konumda tutulması (mesela
adliyenin uygun bir yerine asılması vb.) aleniyeti karar açısından sağ-
lamış olacaktır.
97
Şunu da belirtmek gerekir ki; milli güvenlik veya kamu güvenliği
gibi gerekçeler hükmün aleni olmamasını meşru kılmaz. İlk derece
93
Sevük Yokuş, s. 752.
94
Mole/Catharina, s. 18-19.
95
Mole/Catharina, s. 19.
96
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 290; İnceoğlu, s.352; Sevük Yokuş, s. 753.
97
Gölcüklü/Gözübüyük, s . 264; Sevük Yokuş, s.753; Mole/Catharina, s. 21. Zaten
Mahkeme Axen-F.Almanya Kararında İlk derece Mahkemesini kararı sesli verme-
sinin yeterli olduğunu ayrıca Yüksek mahkemenin bu kararı sesli okuması gerek-
mediğini belirtmiştir Ayrıca Sutter-İsviçre Kararında ise Mahkeme; Askeri temyiz
mahkemesinin kararı açıkça okuması gerekmediğine; zira bu karara insanların gerek
kalemden temin ve gerekse kararlar dergisinden ulaşabilmesine imkânı olduğuna
karar vermiştir.
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
258TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
mahkemesinde, milli güvenlik ve kamu düzeni gibi gerekçelerle açık
duruşmanın yapılmaması haklı dahi olsa, hükmün hiçbir kamu denetimi
yapılmaksızın gizli tutulması Sözleşmeye aykırıdır.
98
Çünkü aleniyet bir
kamu denetimi demektir. Aleniyet ilkesi, altıncı madde de belirtildiği
üzere bazı hallerde kısıtlanabilir. Bunlar; özel hayatın gizliği, çocuk
yargılaması, adaletin güvenirliğine zarar vermemek için olabilir.
99
Bununla birlikte aleniyet kavramının içine “gerekçeli karar verme”
zorunluluğuna dâhil etmek gerekir. Zira hukukumuzda her karar ge-
rekçeli olmak zorundadır (AY m.141). Mahkeme Yunanistan’a karşı
yapılan bir itirazda, kararın gerekçesiz oluşunu aleniyet ilkesi uyarınca
adil yargılanmaya ayıkırı bulmuştur.
100
D. Sanık Hakları
Suçluluğu ispat edilememiş herkes masumdur (m. 6/2).
101
Suçsuzluk
karinesi ceza yargılamasının başında oldukça kuvvetli iken, yargılama
ilerledikçe ve deliler kuvvetlendikçe bu karine zayıflar.
102
Bu bağlamda
sanık da kendini savunmak için bazı haklara sahiptir. Sanığa bir takım
hak ve güvencelerin tanınması ve bunların koruma altına alınması ulusal
ve uluslararası ölçekte eski zamanlardan bu yana düzenlene gelmiş bir
konudur.
103
Bu bağlamada bu konu “1215 Manga Carta Libertatum”dan
bu yana birçok belgede yer almıştır. Sanığın ceza yargılamasındaki hak-
ları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altıncı maddesinin üçüncü
fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre Sözleşme uyarınca bu konu başlıca
dört ana başlık üzerine inşa edilmiştir. Bunlar; 1. suçlamaları öğrenme
ve savunma hakkı, 2. avukat temin edebilme hakkı, 3. tanık dinletme
ve sorgulama hakkı, 4. tercüman temin edebilme hakkıdır.
98
İnceoğlu, s.355; Sevük Yokuş, s.753, Mole/Catharina, s.21
99
Koparan, s.31; Bu hususlar altıncı maddenin birinci fıkrasında ayrıntılı olarak belir-
tilmiştir.
100
Koparan, s.32
101
Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz
sayılır.
102
Koparan, s. 32.
103
Er, s. 19.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
259TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
1. Suçlamaları Öğrenme ve Savunma Hakkı
Sözleşmede sanığa/şüpheliye, kendisine yöneltilen suçlamanın
niteliği ve nedeni en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak
haberdar edilmesi düzenlenmektedir. (m. 6/3-a)
104
Ayrıca bu mad-
dede savunmanın hazırlanması için gerekli zaman ve kolaylıkların
sağlanması hususu düzenlenmiştir.
105
Bu düzenlemenin ceza davasına
ilişkin olduğu açıktır.
106
Mahkeme somut olayın özelliğine göre değer-
lendirme yapmaktadır. Sağlanacak kolaylıklarıda mutlak nitelikte gör-
memektedir.
107
Makul olmak şartıyla bu hakla ilgili bazı sınırlamaları
kabul ettiği görülmektedir(6/3-b).
108
Ceza muhakemesi hukuku anlamında savunma kavramı, suç işle-
diği sanılan kişinin kendisine yüklenen suçu işlemediğini veya daha
az bir cezayı hak ettiğini yahut eylemin hukuk sınırları içinde kaldığı
ya da yasal bazı düzenlemelerin eyleme ilişkin ceza öngörmediğinin
104
Feyzioğlu, Metin, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6/3-a Uyarınca İsnadın
Bildirilmesi ve Türk Hukuku”, Adil Yargılanma Hakkı, IGUL Eğitim Programları,
Yayın No: 4, İstanbul–2004, s. 95; Koparan, s.32
105
AİHM Sadak ve Diğerleri-Türkiye Davasında; bunu “suçlamanın nedenini, yani
kendisine yöneltilen ve suçlamaya temel oluşturan nesnel olaylarla ilgili olarak,
değil, aynı zamanda, ayrıntılı olarak, bu olaylara getirilen hukuksal tanımlamayla
ilgili olarak da bilgilendirilme hakkını tanıdığı”
şeklinde açıklamıştır. Bu davada,
AİHM, 6/3-a ve b maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiştir. Davanın son celse-
sinde suç vasfının değişmesi nedeni ile CMUK’un 258. maddesine göre sanıklara ek
savunma verilmiş, ancak bu ek savunmayı hazırlamak için istenilen mehil kendile-
rine verilmemiştir. AİHM bu durumu 6/3-a bendine aykırı kabul etmiştir. Gerekçe
olarak da “Yeni tanımlama, davanın son günü, kararın açıklanmasından hemen önce
bildirilmiştir ki, bu da kuşkusuz çok geçtir....Tüm bu unsurlar göz önüne alındığın-
da, Mahkeme, başvuranların kendilerine yöneltilen suçlamaların niteliği ve içeriği
konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilme ve savunmalarını hazırlamak için gerekli
zamandan ve olanaklardan yararlanabilme haklarının ihlâl edildiği sonucuna var-
dığını” açıklamıştır. Ülkemiz için iddianamenin duruşmadan önce tebliğ edilmesi
nedeniyle, iddianamenin yeterli bilgileri içermesi halinde bir sorunla karşılaşılma-
yacağı düşünülmektedir. (Adalet Bakanlığı, Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 5. ve 6. maddelerine
İlişkin Açıklamalar)
106
Feyzioğlu, s. 95
107
Koparan, s.32
108
Sadak ve arkadaşları başvurusunda AİHM ek savunma için süre verilmemesini, 6/3-b
bendinin ihlâli olarak görmüş, aynı zamanda savunmayı yapabilmesi için kolaylık
sağlanmadığından bu maddenin de ihlâl edildiğine karar vermiştir. (adalet bakan-
lığı, Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 5. ve 6. Maddelerine İlişkin Açıklamalar)
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
260TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ve bunun benzeri sanığın bazı durumları iddia etmesidir.
109
Bunun için
şüphelinin kendisi hakkındaki isnatlar hakkında bilgisi olması gerekir.
Çünkü bir kimse ne ile suçlandığını bilmez ise hakkını savunma imkâ-
nıda yoktur.
110
Yani suçlamaları öğrenme ile savunma hakkı başlar. Bu
konuda bir şekil şartından bahsedilemez. Yazılı veya sözlü bildirimler
geçerlidir. Bu olayın mahiyetine göre farklılıklar gösterebilir.
111
İsnat edilen suçlamalar; sanığa suçlama yöneltildiği zaman yada
yargılamanın başında bildirilmelidir.
112
“Bu iddianame aracılığı ile de
olabilir.”
113
İtham sözleşme kapsamında özerk bir kavramdır. Bu kavram iç
hukuktan bağımsız yorumlanır. Mahkeme Deweer-Belçika Davasında
bu hususa şöyle değinmiştir:
114
“Bir yetkili makam tarafından bir bireye
suç işlediğine dair bir iddianın bildirilmesi veya (şüphelinin) büyük ölçüde
etkilendiği bir durum.”
115
İtham ile (yukarda belirttiğimiz gibi) kişiye
savunma hakkı doğmuştur. Savunma hakkı en dar anlamda hakkın-
daki isnatlara vereceği cevapları ifade eder.
116
Savunma hakkının tam
kullanılması için ilkin; isnadın etraflıca öğrenilmesi, ikinci olarak; uy-
gun bir sürenin verilmiş olması ve nihayet sanığa hukuki yardımda
bulunulması gerekir.
117
109
Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul–1984, s. 1
110
Özgen, Eralp, “Adil Yargılama Hakkının Boyutları”, Çağdaş Hukuk Dergisi, 1997, sayı:
59, s.20–21.
111
Feyzioğlu, s. 95-96.
112
Mole/Catharina, s.51.
113
Feyzioğlu, s. 96.
114
Mole/Catharina, s14–15.
115
Bu davada başvurucunun bazı fiyatlandırma yönetmeliklerini ihlal ettiğine dair bir
ihbar üzerine savcı, dükkânın geçici olarak kapatılmasını kararlaştırmıştı. Belçika
hukuku kapsamında ceza davası açılmadı zira dostane çözümü kabul etti.
İtham örnekleri başlıca şöyle sınırlanabilir. Suç işlediği iddiası ile kişi için tu-
tuklama emri çıkarılması, kişiye hakkında dava açıldığının bildirilmesi, savunmak
için avukat temin edilmesi, gümrük suçlarında suçlu olduklarına inanılan kişilerin
banka hesaplarının dondurulması. (Mole/Catharina, s. 15) Bunun yanında itham
edilen suç ile sanığın hüküm giydiği suçun aynı olması kuraldır. Örneğin; Pélissie-
r&Sassi- Fransa Davasında sanıklar sadece hileli iflas ile itham edilmelerine karşın
hileli iflas suçu işlemek için komplo kurmaktan hüküm giymişlerdi. Mahkeme bu
iki suçun unsurlarının farklı olduğu gerekçesi ile Sözleşmenin ihlal edildiği kanısına
varmıştır.
116
Er, s. 117.
117
Er, s. 138–141.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
261TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bildirimin içeriğinde şu dört unsurların bulunması gerekir:
a. İsnadın mahiyeti ve sebebi,
b. Açık bir izah tarzına sahip olmalı,
c. Sanığın anladığı dilde yapılmalı,
d. En kısa zamanda bildirime gidilmeli.
118
İsnadın içeriğini tamamen öğrenilmesi için gerekli bilgi veya bel-
gelerin temin edilmesinde yardımcı olmak gerekir. Zira Sözleşme “ge-
rekli zaman ve kolaylığın” tanınması gerektiğini içermektedir.
119
“Yeterli zaman” kavramı ile anlatılmak istenen; sanığın ve müdafi-
inin savunma için zorunlu hazırlıkları yapabilecek durumda olmala-
rının sağlanmasıdır. Buna göre mahkemenin “yeterli zaman” hakkının
ihlal edilip edilmediğinin tespitini yaparken kullanacağı ölçüt şudur:
Ulusal mahkemede yapılan yargılamada verilen süreler savunma
hakkını olumsuz yönde etkileyip, etkilemediğinin incelenmesidir.
120
Bunun tayini somut olayın niteliğine göre farklılık arz eder.
“Yeterli kolaylık” kavramı ile anlatılmak istenen ise; sanığın veya
avukatın yazılı veya sözlü fikir alışverişinde bulunmasını ve yargıla-
maya ilişkin tüm iddia ve delilleri herhangi bir kısıtlama olmaksızın
ortaya koymak suretiyle savunmayı en uygun biçimde yapabilme
durumunu ifade eder.
121
Böylece “yeterli zaman ve kolaylık” kavramı ile
anlatılmak istenen özetle; duruşmalar arasında makul sürenin bırakıl-
masını, sanığın lehine olan her delile rahatlıkla ulaşmasının sağlanma-
sı, iletişim kurma ve bunun gibi savunmaya yardımcı olan hizmetleri
içerir.
122
Nitekim Jespers-Belçika Davası’nda Komisyon konuya şöyle
değinmiştir: “... Komisyon, kendisine bir suçlama yöneltilen herkesin fayda-
lanacağı ‘kolaylıkların’ arasında kişiyi, savunmasını hazırlamak için yargıla-
ma esansında yürütülen soruşturmaların sonuçlarıyla ilgili bilgilendirilmek
118
Feyzioğlu, s. 96
119
Şahin, Cumhur, “Sanığın Savunmasını Hazırlamak için gerekli Zamana ve Kolay-
lıklara Sahip Olma Hakkı” IGUL Eğitim Programları, Yayın No: 4, İstanbul–2004, s.
305; Mole/Catharina, s. 52
120
Şahin, s. 306
121
Şahin, s. 310
122
Tezcan/Erdem/Sancaktar, s 272, Mole/Catharina, s. 52–54
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
262TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
de bulunduğu görüşündedir. Ayrıca her ne kadar savcılık dosyasına erişme
hakkı sözleşmede açıkça ifade edilmese de bu hakkın 6.maddenin 3.b fıkrasın-
da anlaşılabileceğini daha önce açıklığa kavuşturmuştur. Ancak soruşturma
talimatının kimin tarafından ve ne zaman verildiği ve kimin yetkisinde yapıl-
dığının pek önemi yoktur... Kısaca, 6. maddenin 3.b fıkrası sanığın, kendisini
temize çıkartmak veya cezasını hafifletmek amacıyla, yetkili makamlar tarafın-
dan toplanan veya toplanabilecek tüm ilgili unsurlara erişme olanağına sahip
olması gerekir.”
123
2. Avukat Temin Edebilme Hakkı
Sözleşme’de sanığın savunmasını kendisinin yapması veya seçeceği
bir avukattan yararlanarak savunmasını yapması olanağı sağlanmıştır.
Aynı maddeyle, avukat tutmak için mâli olanaklarından yoksun olan
sanığın adaletin selâmeti için, parasını ödemeksizin bir avukat yardı-
mından faydalandırılması da öngörülmüştür (m. 6/3-c). Maddenin
diğer önemli bir özelliği, sanığa parasız avukat sağlanmasıdır. Bunu
mahkeme teorik ve hayali değil, gerçek ve etkili olarak sağlanmasını ara-
maktadır.
124
Bu kavram “zorunlu müdafilik” kurumu ile iç hukukumuzda
karşılık bulmaktadır.
125
Mahkeme, Colozza-İtalya kararında, duruşmada
hazır bulunmak için kendine düşeni yerine getirmeyen sanığın, bu hak-
kından zımnen vazgeçtiği düşünülerek gıyabında yargılamaya devam
edilebileceğine hükmetmiştir. Ancak, bu yola başvurulabilmesi için,
sanığın haberdar edilmesi için görevlilerin her yolu denemiş olmaları
da öngörülmektedir. Örneğin, John Murray-Birleşik Krallık davasında,
bu ülkenin hukuk sistemine göre sanığın gözaltı sırasında konuşmama
hakkını tercih etmesinin aleyhine yorumlanabileceği bir durumda, bir
avukat yardımından faydalandırılmamasının, söz konusu bendin ihlâli
olarak görmüştür. Ayrıca bunu da belirtmekte fayda vardır ki; polis
soruşturmasına ağırlık verilen sistemlerde de Mahkeme, soruşturma
sırasında bir avukatın refakatini zorunlu görmektedir.
123
Mole/Catharina, s. 54
124
Burada Öcalan kararına değinmekte yarar bulunmaktadır. Mahkeme, sanık Öcalan’ın
polis nezaretinde sorgusu yapılırken avukat yardımından yararlandırılmaması ve
daha sonra avukatları ile üçüncü kişilerin duymayacağı şekilde görüşme olanağının
sağlanmaması, yine duruşmanın çok geç safhasında dava dosyasına ulaşabilmiş
olması nedeniyle adil yargılama ilkesinin 6/3-b ve c maddelerinin ihlâl edildiğine
karar vermiştir.
125
Çulha, Rıfat, “Avukatın Hazırlık Soruşturmasındaki Rolü”, IGUL Eğitim Programları,
Yayın No: 4, İstanbul–2004, s. 216
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
263TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bu fıkra sanığın kendi kendini veya kendi seçtiği avukat aracılığı ile
savunma yapması ve maddi durumu yetersiz olanlara ücretsiz avukat
temin edilmesi gerekliliğine işaret eder.
126
Zira bu ‘adaletin selameti için
gereklidir’.
127
Croissant-Almanya Kararı’nda bir sanığın yerel mahke-
medeki yargılamada bir avukatın yardımından faydalanma hakkının
gerekliliğine ve bu hakkın şekli olarak kullanılmasının Sözleşme’ye
aykırı olacağı hususuna vurgu yapmıştır.
128
Artico-İtalya Kararı’nda
Mahkeme, “ …6.madde (3) c kapsamında atama değil yardımdan söz edilir.
Ayrıca sadece atama yapılmasıda etkin yardımın gerçekleştiği anlamına gel-
mez. Çünkü yardım amacıyla görevlendirilen avukat ölebilir, ciddi bir hastalık
geçirebilir, uzun süre iş görmekten alıkoyulabilir veya üstlendiği görevleri
azaltmak isteyebilir. Böyle bir durumdan haberdar edildikleri takdirde yet-
kilerin bu avukatı ya değiştirmesi ya da yükümlülüğünü yerine getirmesini
sağlaması gerekir.”
129
Kamasinski- Avusturya Kararı’nda; “… 6. madde (3)
c uyarınca yetkili ulusal mercilerin müdahalesi, sadece, ücretsiz temin edilen
bir dava vekilinin etkin temsile başarısız olduğu açıksa ya da başka bir şekilde
bu duruma yeterli bir dikkatleri çekilirse gerekir.”
130
Kararlar göz önünde bulundurularak bir özet vermek gerekirse
avukat temini hakkında mahkemenin hassasiyetleri aşağıdaki gibi
sıralanabilir:
1. Savunma makamına savunmasını yapabilmesi için yeterli süre
verilmelidir (Goddi-İtalya Kararı).
2. Avukat seçme hakkı sadece maddi durumu iyi olanlara özgüdür.
Ücretsiz avukatla savunulacak bir kimsenin böyle bir hakkı yoktur.
(M- Birleşik Krallık Kararı) Ancak bu hakkın kötüye kullanılması-
nı gerektirmez. Bir kişinin ücretsiz avukat tayin edebilmesi için, ilkin;
maddi gücünün yetersiz olması, daha sonra ücretsiz avukatın sağlan-
masının, adaletin temini için gerekli olması gerekir. Bu ikinci koşulun
tespiti için davanın niteliğine bakılması gerekir. Eğer dava karışık ve
teknik hukuk bilgiyi gerektiriyorsa, avukat temini gerekir. Buna göre
avukatın nitelikli ve tecrübeli olması da gerekmektedir. (Hoang – Fran-
126
Mole/Catharina, s. 55.
127
Tezcan/Erdem/Sancaktar, s.2 73.
128
Mole/Catharina, s. 55.
129
Mole/Catharina, s. 55–56.
130
Mole/Catharina, s. 56.
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
264TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
sa Kararı).
131
Örneğin Benham-Birleşik Krallık kararında “özgürlükten
mahrumiyet söz konusu ise, adaletin selameti amacı prensipte para ödemeden
avukatın yardımından faydalandırılır” denmektedir.
132
3. Özel Hukuk davalarında ücretsiz avukat yardımından fay-
dalanma hakkı Sözleşmede açıkça belirtilmemekle birlikte, adaletin
selametinin gerektiği durumda avukat sağlanmasının gerektiğini
133
vurgulamıştır.
134
4. Kişinin avukat ücretini ödeme gücünün olup olmadığının ve
bunun belgelenmesi durumu, hâkimin takdirine bırakılmıştır.
135
3. Tanık Dinletme ve Sorgulama Hakkı
Söz konusu madde, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektir-
mek, savunma tanıklarının da iddia tanıkları ile aynı koşullar altında
çağrılmasını ve dinlenmesini öngörmektedir (m. 6/3-d).
136
Buradaki tanıklar savcı tarafından çağırılıp, ifadesi alınan kimseleri
anlatır. Yani tanıkların dinlenmesi, çağrılması ve sorgulanmasına ilişkin
131
Mole/Catharina, s. 56.
132
Mole/Catharina, s. 56.
133
Mole/Catharina, s. 57.
134
Airley – İrlanda Kararı 9.10.1979.
135
Mole/Catharina, s. 57.
136
AİHM, muhtelif kararlarında, bu bendi sözleşmenin adil yargılama kavramının için-
deki “silahların eşitliği ilkesinin” özel bir düzenlemesi olarak görmektedir. Burada
mahkeme uygulamada taraflar arasındaki eşitliğe özel bir önem vermektedir. Bu
madde sanığa her istediğini savunma tanığı olarak mahkeme önüne getirme hakkı
vermemektedir. Burada takdir, doğal olarak, yerel mahkemenindir. Ancak çağrılan
iddia ve savunma tanıkları arasında fark olmamalıdır. Yine Sadak ve diğerleri/
Türkiye davasında; AİHM Sözleşmeyi imzalamış olan devletlerin sanık aleyhinde
ifade veren tanıklara sanığın soru sorma ya da sordurma hakkını sağlamak zorunda
olduklarını belirterek, Ankara DGM’deki dava sırasında sanıklar aleyhinde ifade
veren aşiret reislerinin ne Mahkemede dinlenilmesi ne de başvuru sahipleriyle yüz-
leştirilmesinin kabul edilmediğini; ayrıca iddia makamının bu tanıkların DGM’deki
duruşmaya katılmaları halinde ne gibi bir tehlikeye maruz kalacaklarını da açıklama-
dığını belirterek 6/3-d’nin, 6/1. Madde çerçevesinde ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Yine aynı kararda AİHM, bunun istisnalarının olabileceğini de belirtmiştir. Eğer
soruşturma sırasında sanığın bu ifadelere itiraz etmek için uygun ve yeterli fırsatı
oldu ise, hazırlıkta alınan ifadelerin daha sonra yargılama sürecinde kullanılmasının
6/3-d maddesine aykırı olmayacağını (Lüdi/İsviçre kararında atıfta bulunarak) açık-
lamıştır. (Adalet Bakanlığı, Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 5. ve 6. Maddelerine İlişkin Açıklamalar)
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
265TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
usullerin silahların eşitliği (equality of arms) ilkesince aynı olmasıdır.
137
Savcının sorduğu sorulara itirazı olan, ancak bu itirazları göz önünde
bulundurulmayan sanık hakkında, bu hükümlere göre karar tesis edil-
mesi sözleşmeye aykırılık riskini arttırmaktadır.
138
Silahların eşitliği il-
kesi bir süjenin (tarafın) vakayı diğer süjelere karşı olumsuz bir duruma
düşürmeyen koşullar altında açıklayabilmesini ifade eder.
139
Birçok ülkede aile bireylerinin ifade vermekten muaf olabileceği
öngörülmüştür. Unterpettinger-Avusturya Kararında belirtildiği gibi;
kişinin eşi ve üvey kızının ifadelerini, bilgi amaçlı değil de suçlamaların
kanıtı olarak ele alıp, hiç sorgulamadan hükme esas alması, Sözleşme’ye
aykırı bulunmamıştır.
140
Şunu diyebiliriz ki; her tanığa soru sorma hakkının olmaması,
(her somut olay açısından farklı değerlendirilmekle birlikte) savunma
hakkının Sözleşmeyi ihlal etmesini gerektirmez.
141
Mahkeme’nin ka-
rarlarından aşağıdaki üç paragraf konunun çerçevesini çizmektedir:
1. Bricmont-Belçika davasında; Belçika Prensi başvuruculara suçlama
yöneltmiş ama sağlık problemleri nedeniyle, ifade verememiştir. Bu-
nun üzerine Mahkeme; “...davanın şartları uyarınca, savunma haklarının
kullanılması –adil yargılamanın temel parçalarından biri olarak- prensipte,
başvurucuların şikâyetçinin sözlerinin tüm boyutlarına bir yüzleştirme veya
sorgulama sırasında açık duruşmada veya gerekirse müştekinin evinde itiraz
edebilme fırsatına sahip olmasını gerektirir”
142
demiştir. 2. Saidi-Fransa
davasında; başvurucu uyuşturucu kaçakçılığı suçundan kimliği gizli
tutulan, üç kimlik tespiti tanığının başkasından işitilen bilgilerin tekrar
beyan edilmesi ile hüküm giymiştir. Bunu üzerine Mahkeme; şöyle karar
vermiştir; “...Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uyuşturucu kaçakçılığına karşı
mücadelenin yadsınamaz zorluklarının –özellikle de kanıt elde etme ve sunma
konusunda- ve uyuşturucu sorununun toplumda açtığı yaraların tamamen
farkındadır, ancak bu tür endişeler kendisine suçlama yöneltilen herkesin
137
Mole/Catharina, s. 58.
138
Mole/Catharina, s. 58
139
Ambos, s. 24
140
Tezcan/Erdem/Sancaktar,, s.273; Benzer olarak; Asch/Avusturya Kararında tanık-
lıktan çekinme hakkına sahip kişinin hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadeye
dayanarak, verilen karar Sözleşmeye uygun olarak bulunmuştur. Mole/Catharina,
s. 58
141
Tezcan/Erdem/Sancaktar, s.273–274
142
Mole/Catharina, s. 59
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
266TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
savunma haklarının kısıtlanmasını haklı çıkarmaz...”
143
3. Mahkeme bir ka-
rarın özellikle de mahkûmiyet kararının kimliği bilinmeyen tanıkların
beyanlarına dayanmaması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Kostovski-
Hollanda Kararında; şöyle demektedir; “...savunma sorgulamak istediği
kişinin kimliğini bilmez ise, bu kişinin önyargılı, düşmanca veya güvenilmez
olduğunu gösterebileceği en temel bilgilerden yoksun kalır. Bir sanığı suçlayan
tanıklık veya başka beyan türleri gerçek dışı düzenlenmiş veya sadece hatalı
olabileceği gibi, savunma eğer bu ifadenin sahibinin güvenilirliğini sınayabile-
ceği bilgilerden yosun kalırsa bunları aydınlatma ihtimali çok düşük olacaktır.
Böyle bir durumda var olan tehlikeler çok belirgindir.” Mahkeme vermiş
olduğu ihlal kararının gerekçesinde: sanığın aleyhindeki tanıkların
ifade verdiği sırada ya da daha sonra itiraz edebilmesi için uygun ve
yeterli koşulların sağlanması ve sanığa soru sorma imkânı sağlanma-
sının gerektiğini, mahkumiyet kararının; sanığın, ifade alınırken soru
soramadığı veya sorduramadığı tanıkların beyanlarına dayanıyorsa,
söz konusu bendin ihlâl edilmiş sayılacağını, Hükümetin başvuranın
veya yasal temsilcisinin yerel mahkeme veya istinabe mahkemesi hu-
zurunda soru sorma taleplerini açıkça ifade etmedikleri itirazına karşı
ise, Sözleşme’ye taraf ülkelerin Sözleşme’den tanınmış bir haktan açıkça
vazgeçilmemiş olması halinde, ilgili devletlerin o hakkın gerçekleşmesi
için olumlu önlemler almasını zorunlu kıldığını vurgulayarak, bunun
soru sorma ve sordurma hakkını da kapsadığını açıklamıştır. Bununla
birlikte Mahkeme kararlarında tanık ve tanık beyanları kavramının ulu-
sal mevzuat tanımlamalarında bağımsız, otonom kavramlar olduğunu
açıklamıştır.
144
4. Tercüman Temin Edebilme Hakkı
Sözleşme sanığın duruşmada kullanılan lisanı anlamadığı veya bil-
mediği takdirde bir tercüman yardımından ücretsiz yararlanabileceğini
öngörmüştür (m. 6/3-e). Mahkeme bu hakkın mutlak bir hak olduğu
kanaatindedir. Sanık bu haktan mutlaka yararlandırılmalıdır
145
. Buna
göre “sanığın kendisi aleyhindeki iddiaları bilmesi ve mahkeme önünde olay-
143
Mole/Catharina, s. 59.
144
Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 5. ve 6. Maddelerine İlişkin Açıklamalar
145
Mole/Catharina, s. 60–61.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
267TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ları kendi anlatımıyla aktararak kendini savunabilmesini sağlamasına yeterli
olması” gerekir.
146
Bu hak en uygun biçimde kullandırılmalıdır. Yani
tercümanın o dili bilmesi yetmez, aynı zamanda yeterli olması gerekir.
Bu hak, işaret vb. dilleri kullanan özürlüler içinde geçerlidir.
147
Sonuç
Yargılama bir konudaki adaletin tezahür etmesi için gereken en
önemli kurumdur. Tam anlamıyla bir adalet için ise; yargılama me-
kanizmasının sav-savunma dengesini gözetmesi gerekmektedir. Zira
adalet en dar tanımıyla; bir kavram haklara saygı göstermektir.
148
Adalet;
felsefi referanslı bir tanımlamaya tabi tutulursa; bir toplumdaki ilkelerin
ve erdemlerin hayata geçirilmiş, insanların davranışlarını ahlaki açıdan
inceleyen ve doğruluk, yansızlık ve hukuka uygun olmayı gerektiren,
haklara uygun davranma biçimidir.
149
Yani adil olmak hukuka uygun
olmanın yanında, tarafsız ve dürüst olmayı gerektir. Toplum düzenini
bozucu hareketler, her toplumda ve devlette söz konusu olabilecek bir
durumdur. Devlet, bu kimseleri cezalandıracak mekanizma olan yar-
gıyı ihdas etmiştir. Devlet suçluları adalet önünde yargılamakla, adalet
önüne çıkarmakla mükelleftir. Ancak bunun yanında devlet gerçek suç-
luyu bulmak ve mahkûm etmek zorundadır. Adil yargılama, ‘fair trial’
veya ‘fair hearing’ gibi ifadelerle, Anglo-Amerikan ceza muhakemesi
hukukundan kaynağını alan bir kavramdır.
150
Özetle söylemek gerekir-
se; adil yargılama başlıca bazı gereklilikler üzerine inşa edilmiştir. Bu
gereklilikler “adil bir yargılama” için asgari şartlardır. Bu gereklilikleri
şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Kişiler hakkındaki yargılamalar ancak ve
ancak yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
görülebilir. 2. Davalar hakkaniyet ilkesince görülmeli ve makul bir süre
146
Kamasinski – Avusturya Kararı (19.12.1989) (Mole/Catharina, s. 61).
147
Mole/Catharina, s. 61.
148
Weıssbrodt, David, Fair Trials Manual, Amnesty İnternational Publication-1998,
(Çev: Tamer, A.Fadıl/ Kaplan, Erol, İstanbul-2000), s.23
149
Cevizci, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Ankara-1996. s, 11
150
Şahinkaya, Adil Yargılanma Kapsamında “Makul Süre” ve Türk Ceza Adalet Siste-
minde Gecikme Sorunu, İstanbul, 2000, s.3 . Bu kavram kökünü “due process of law”
kurumundan alır. Özellikle ceza hukuku alanında kendini gösteren Adil Yargılanma
kavramı, gerek yargılama safhasında ve gerek devamında süren ve denetlenmesi
gereken bir durumdur.
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
268TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
içerisinde karara bağlanmalıdır. 3. İstisnaları olmak kaydıyla yargılama
ve karar kesinlikle aleni olacaktır.
151
4. Hakkındaki itham kesinleşinceye
kadar herkes suçsuzdur. Yöneltilen suçlamaların niteliği ve sebebi en
kısa zamanda ve muhatabın (şüpheli/sanık) anladığı bir dilde, detaylı
olarak anlatılmalıdır. 5. Kişiye, gerek hukuk ve gerek ceza davasında
veya bu konuya ilişkin izlek takibini yapmak için gerek kendisine veya
savunmacısına (avukat) gerekli zaman ve kolaylığa sahip olacak bir
ortam hazırlanmalıdır. 6. Eğer kişinin avukat tutmak için mali olanağı
bulunmuyorsa ve adaletin selameti gerektiriyor ise, devlet ücretsiz
avukat temin etmek zorundadır 7. “Silahların Eşitliği İlkesince” tarafla-
rın tanıkları eşit olanaklar çerçevesinde sorguya çekme ve soru sorma
hakları vardır.
8. Kovuşturma sırasında sanık/soruşturma sırasında şüpheli,
kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın
yardımından ücretsiz faydalanmak haklarına sahiptir.
151
Bu kuralın istisnaları Sözleşmenin altıncı maddesinde şöylece belirtilmiştir: “ ancak
demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına,
küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğini ge-
rektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar
verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruş-
malar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak
sürdürülebilir”.
makaleler Cüneyd ALTIPARMAK
269TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
KAYNAKÇA
Ambos, Kai, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargılama Hakları Silahların
Eşitliği, Çelişmeli Önsoruşturma ve AİHS m. 6”, Adil Yargılanma Hakkı ve
Ceza Hukuku, Ankara–2004, s.15–65 (çev: Yener Ünver)
Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul–1984
Cevizci, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Ankara–1996
Cihan, Erol- Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul –1997
Çulha, Rıfat, “Avukatın Hazırlık Soruşturmasındaki Rolü”, IGUL Eğitim Prog-
ramları, Yayın No: 4, İstanbul–2004, s. 213-238
Doğru, Osman, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Ankara–2003, c.1,
Er, Deniz Erol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Hukukumuzda Sanık
Hakları, Ankara–2002
Ergül, Teoman, “Adil Yargılanma Hakkı”, Manisa Barosu Dergisi, Yıl:18; Sayı:
68
Feyzioğlu, Metin,” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6/3-a Uyarınca
İsnadın Bildirilmesi ve Türk Hukuku”, Adil Yargılanma
Igul Hakkı, Eğitim Programları, Yayın No: 4, İstanbul–2004, s. 95–110
Gemalmaz, M. Semih, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş,
İstanbul–2001
Gölcüklü, Feyyaz, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Adil Yargılanma”,
İlhan Öztarak ’a Armağan (AÜSBF), Ankara–1994
Gölcüklü, Feyyaz/Gözübüyük, Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uy-
gulanması, Ankara–2002
İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı,
İstanbul–2002
Kaboğlu, İbrahim, Özgürlükler Hukuku, İstanbul–1993
Karakuş, Hakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ve Karşı Oylarında
Türkiye, İstanbul–2001
Koparan, M. Reşat, “Adil Yargılanma Hakkı”, Bursa Barosu Dergisi, Sayı:73,
Aralık–2003
Kunter, Nurullah/yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Mu-
hakemesi Hukuku, İstanbul–2002,
Ladewıg, Hans - Meyer, “Adil Yargılanma Hakkı”, Adil Yargılanma Hakkı ve
Ceza Hukuku, Ankara -2004, s. 87–98, (çev. Hakan Hakeri)
Cüneyd ALTIPARMAK makaleler
270TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Mole, Nuala/ HARBY, Catharina, Adil Yargılanma Hakkı, Strasboug–2001 ( Çev:
Adalet Bakanlığı, Ankara–2003)
Özgen, Eralp, “Adil Yargılama Hakkının Boyutları”, Çağdaş Hukuk Dergisi,
1997, sayı:59
Özkan, Ayşe ‘Kıbrıs’taki Mülkiyet Uyuşmazlığında Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi ve KKTC Yargısı Arasında Çözüm Girişimleri’ Stratejik Ana-
liz, cilt: 4, sayı: 42, Ankara–2003
Özön, Mustafa Nihat, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İstanbul–1985
Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, Ankara 1999
Schroeder, F. Christian, “Ceza Muhakemesinde ‘Fair Trial’ İlkesi”, IGUL Eğitim
Programları, Yayın No: 4, İstanbul–2004, s. 145–178
Sevük Yokuş, Handan, “Adil Yargılanma Kapsamında Ceza Yargılamasında
Aleniyet İlkesi” Çetin Özek Armağanı, İstanbul–2004, s.747–765
Şahin, Cumhur, “ Sanığın Savunmasını Hazırlamak için gerekli Zamana ve
Kolaylıklara Sahip Olma Hakkı” IGUL Eğitim Programları, Yayın No: 4,
İstanbul–2004, s. 305–336
Şahinkaya, Adil Yargılanma Kapsamında “Makul Süre” ve Türk Ceza Adalet Siste-
minde Gecikme Sorunu, İstanbul–2000
Tezcan, Durmuş, “Kamu Görevlilerine Uygulanan Disiplin Cezalarının Hukuki
Niteliği ve Adil Yargılanma Hakkı” Çetin Özek Armağanı, İstanbul–2004,
s.859–875
Tezcan, Durmuş/Erdem, M. Ruhan/Sancaktar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara–2002
Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sancaktar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakla-
rı Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara–2002, s.222
Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara–1998
Weissbrodt, David, Fair Trials Manual, Amnesty İnternational Publication–1998,
(Çev: Tamer, A.Fadıl/Kaplan, Erol, İstanbul–2000)
Yıldız, Mustafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargısı, İstanbul–1998
Yüksel, Murat, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Adil
Yargılanma Hakkı Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, Mayıs–2004,
Sayı: 17