makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
107TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Giriş
Hukuk kuralları yaşar. Hukuk kurallarının asıl serüveni yürürlüğe
girdikten sonra başlar. Ortaya çıkan her yeni hukukî sorun, o sorunla
ilgili hukuk kuralının yeniden gündeme gelmesine, tartışılmasına neden
olur. Bir hukuk kuralının her yorumlanışı, her uygulanışı onun nefes
alıp vermesidir. Hatta, bir hukuk kuralı yürürlükten kalksa dahi, o kural
yaşarken ortaya çıkan birikim daha sonraki uygulamalara ışık tutar.
Anayasa kuralları da böyledir. Anayasalar da yaşayan metinlerdir, hatta,
kendilerine özgü özellikleri dolayısıyla, diğer hukuk metinlerine göre
en uzun yaşayan veya yaşama şansına sahip olan metinlerdir. İnsanlar
deneyimlerinden ders alarak hata yapmaktan kurtulur. Aynı şekilde,
hukuk kurallarının uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunların de-
ğerlendirilmesi de, o kuralların doğru anlaşılmasına katkıda bulunur.
Öyleyse, Anayasa’nın günlüğünü tutmak, o anayasanın doğru uygu-
lanması için büyük önem taşır. Nihayetinde, bir anayasanın dökümü
o anayasayı değiştirmek veya muhafaza etmek isteyenler için de bir
“performans testi” olarak ayrı önem taşır. Biz, düzenli olarak sürdürmeye
çalıştığımız “Yaşayan Anayasa” serisinde, 1982 Anayasası’nın “yaşamını”,
özellikle günlük gazete arşivleri ve internet kaynaklarından faydalana-
rak belgelemeyi amaçlıyoruz.
YAŞAYAN ANAYASA
2003 VE 2004 YILLARI
ANAYASA GELİŞMELERİ
Levent GÖNENÇ
*
Ersoy KONTACI
*
*
Gönenç, Levent, Yrd. Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Anayasa huku-
ku anabilim dalı; Kontacı, Ersoy, Araş. Gör., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi,
Anayasa hukuku anabilim dalı. Bu çalışmanın “Anayasa” ve “Seçimler ve Siyasi
Partiler” bölümleri Gönenç, Levent, “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” bölümleri
Ersoy Kontacı tarafından kaleme alınmıştır. “Yaşayan Anayasa” konsepti çerçeve-
sinde, çalışmalarımızı başından beri birlikte yürüttüğümüz Dr. Ozan Ergül’e yardım
ve desteği için teşekkür ederiz.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu çalışma çerçevesinde, esas olarak hukukî tartışmalara yer verdik.
Ancak, bir anayasanın yaşamı siyasî ortamdan ayrı düşünülemeyeceği
için, gerekli olduğu ölçüde anayasa gelişmelerinin siyasî arka planını
da aktarmaya çalıştık.
Siyasi olayların ve hukukî tartışmaların dökümünü yaparken belli
bir sistematik içinde kalmaya özen gösterdik. Bu bağlamda, öncelikle
Anayasa’nın kendisine ilişkin gelişmeler üzerinde durduk. Ardından,
Anayasa’da düzenlenen devlet organlarına, yani yasama, yürütme ve
yargı organlarına ilişkin gelişmeleri inceledik. Yargı organıyla ilgili
açıklamalarımızda, Anayasa Mahkemesi’nin karar ve faaliyetlerine
vurgu yaptık. Anayasal sistemin önemli bir unsurunu oluşturan seçim
ve siyasî partiler konusunu ayrı bir başlık altında ele aldık. Çalışmamızı
2003 ve 2004 yılında yaşanan Anayasa gelişmelerinin genel bir değer-
lendirmesiyle noktaladık. Anayasa hukukunun ilgi alanı içine girse
de, çalışmanın kapsamını çok genişleteceğini düşünerek ve bu konuda
uzmanlık düzeyinde pek çok çalışmanın düzenli olarak yapılmakta ol-
duğunu göz önüne alarak, temel hak ve özgürlüklere ilişkin gelişmeleri
çalışmanın dışında bıraktık. Son olarak, araştırmacılara yardımcı olacağı
umuduyla, çalışmanın sonuna 2003 ve 2004 yılları içinde yayımlanan
Anayasa Mahkemesi kararlarının bir listesini ekledik.
Burada temel amacımız Anayasa’yla ilgili olayların bir dökümü-
nü yapmaktı. Bu yüzden, hukuk ve siyaset bilimini ilgilendiren önemli
bazı sorunların kapsamlı bir analizine girişmedik. Sadece o sorunlara
dikkat çekerek anayasal tartışmalara zemin hazırlamaya çalıştık. Fik-
rimizce, söz konusu sorunların pek çoğu tek başına bir makale, hatta
kitaba konu olabilecek niteliktedir. Bu çalışma ilerde yapılacak başka
çalışmalara esin kaynağı olabildiği ölçüde amacını gerçekleştirmiş ola-
caktır.
1
1
“Yaşayan Anayasa” aynı konsept çerçevesinde gelişen olayların incelenmesi fikrine
dayandığı için 2001 ve 2002 Anayasa Gelişmelerini ele aldığımız çalışmalarımızda
kullandığımız girişi bu çalışmamıza da aynen aktarıyoruz. Gönenç, Levent- Ergül,
Ozan, “Yaşayan Anayasa-2001 Yılı Anayasa Gelişmeleri”, Türkiye Barolar Birliği Der-
gisi, S. 2002/1, Y. 15, s. 13-84; Gönenç, Levent-Ergül, Ozan-Kontacı, Ersoy, “Yaşayan
Anayasa-2002 Yılı Anayasa Gelişmeleri”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 48, Y. 15
(Eylül/Ekim 2003), s. 117-181.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
109TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Anayasa
2003 yılı, somut anayasal gelişmeler açısından, kendisinden önceki
2001 ve 2002 yıllarına nazaran oldukça verimsiz geçen bir yıl oldu. Ger-
çekten, 2001 yılında 1982 Anayasası döneminde yapılan en kapsamlı ana-
yasa değişikliklerine şahit olunurken, 2002 yılı ise, Adalet ve Kalkınma
Partisi (AKP) Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi
amacıyla Anayasa’nın 76 ve 78. maddelerinde yapılan değişikliklerle
noktalanmıştı. Buna karşılık 2003 yılı, pek çok konunun anayasal tartış-
ma gündemine dahil olduğu, ancak bu tartışmaların hiçbirinde somut
bir neticeye varılamadığı bir yıl olarak noktalandı.
2003 yılının Anayasa gündemi, iki temel konu etrafında yaşanan
tartışmalarla açıldı. Bu konulardan birincisi, 2002 yılının “son saatlerinde”
Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Anayasa’nın 76 ve 78.
maddelerini değiştirerek Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesine olanak
sağlayan değişiklik paketiydi. Parlamento’da yer alan siyasî partiler
arasındaki genel bir uzlaşmaya dayanan bu paket, yeni yılda da Meclis
dışı muhalefetten ve yüksek yargı organlarından gelen kapsamlı eleşti-
rilere konu olmaya devam etti.
2
Ancak, söz konusu değişikliklerin ülke
gündemini belirleyen medya gruplarının büyük bir kısmı tarafından da
“siyaseten doğal” karşılanması, konuyla ilgili tartışmaların kısa bir süre
sonra gündemden çıkmasına neden oldu.
Yılın hemen başlarında tartışılan bir diğer konu ise, ağırlıklı olarak
AKP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu tarafından gündeme
getirilen “başkanlık sistemi” önerisiydi. Söz konusu öneri, Kuzu tarafın-
dan, esas olarak Meclis’in yasama faaliyetlerinin büyük ölçüde Hükü-
met’in kontrolünde olduğu, parlamenter denetim mekanizmalarının iyi
işletilemediği ve başkanlık sisteminde kamusal yetkilerin daha akılcı
biçimde paylaşıldığı gerekçeleriyle savunuluyordu. Yılın ilerleyen
zamanlarında ise, tartışmaya bizzat Başbakan Erdoğan da dahil oldu.
Mayıs ayı başlarında katıldığı bir televizyon programında “siyasette
arzusunun” başkanlık veya yarı-başkanlık sistemi olduğunu açıklayan
Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin başta olmak üzere pek
2
Örneğin; Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı açıkla-
mada; AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın milletvekili olabilmesi için yapılan Anayasa
değişikliğini eleştirerek “Kişiye özgü yasalar, hukukun genel ilkelerine aykırıdır.”
diyordu (Cumhuriyet, 2 Ocak 2003).
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
çok AKP’li milletvekilinden de destek aldı.
3
Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP), muhalefetteki diğer partiler ve kamuoyunun geniş kesimleri ise,
bir “macera arayışı” olarak niteledikleri bu öneriye, söz konusu düzen-
lemenin, AKP iktidarı tarafından, Cumhurbaşkanı ile aralarında yaşa-
nan krizleri çözmenin bir aracı olarak getirildiğini vurgulayarak karşı
çıktılar. Yılın ilerleyen zamanlarında ise başkanlık sistemi tartışmaları,
gündemdeki diğer maddelerinin ağırlığı altında etkisini kısmen yitirdi.
Ancak daha sonra yaşanan gelişmeler de gösterecekti ki; konu, aslında
AKP’nin gündeminden hiçbir zaman tamamen çıkmamıştı.
2003 yılına damgasını vuran asıl anayasal tartışmalar ise, “2B” olarak
sınıflandırılan orman arazilerinin satışına ilişkin Anayasa değişikliği
teklifiyle gündeme geldi. AKP iktidarı, “... orman sınırları dışına çıkarılmış
olan ve fiilen de artık orman olmayan bu yerlerin yeni bir yaklaşım ve anlayışla
değerlendirilmesi ...” ve “.... ülke ekonomisine ve orman köylülerinin kalkın-
dırılmalarına kaynak sağlanmasını ve kronikleşmiş bu sorunun çözülmesini
sağlayacak bir anayasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu ....” gerekçeleriyle,
söz konusu alanların satışa çıkarılmasını ve malî darboğazdan geçmekte
olan ülke ekonomisine kaynak yaratılmasını amaçlıyordu.
4
Teklif metninde, yukarıda anılan hedeflere ulaşılması için Anaya-
sa’nın iki maddesinin değiştirilmesi öngörülüyordu. Buna göre, önce-
likle Anayasa’nın 169. maddesinin 2. fıkrası;
“Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna
göre; Devletçe yönetilir, işletilir ve işlettirilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk
edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.”
şeklinde değiştiriliyordu. İkinci olarak ise, Anayasa’nın 170. maddesinin
madde başlığı; “Orman Sınırları Dışına Çıkartılan Yerlerin Değerlendirilmesi
ve Orman Köylüsünün Desteklenmesi” olarak düzenleniyor ve madde, son
iki fıkrası hariç tümüyle değiştirilerek;
“Devlet, ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması,
ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımından; ormanların gözetilmesi
ve işletilmesinde devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirleri alır.
3
Hürriyet, 24 Nisan 2003.
4
4841 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanun” teklifinin gerekçesi için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Resmî Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
111TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yer-
lerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının
kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için devlet eliyle anılan yerlerin
ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.
31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini ta-
mamen kaybetmiş ve orman sınırları dışına çıkartılmış yerlerin devri, tahsisi,
terki, kiraya verilmesi, üzerinde sınırlı ayni hak tesisi, satışı ve satış gelirlerinden
orman köylülerinin kalkındırmalarının desteklenmesi amacıyla ayrılacak payın
belirlenmesi kanunla düzenlenir. Orman köyleri sınırları içinde kalan yerlerin
satışında, kullanıcısı orman köylüsüne öncelik tanınır.”
şeklinde yeniden kaleme alınıyordu.
İşin ilginç yanı, söz konusu teklifin ilk maddesiyle birlikte, orman
arazilerinin satışı konusuyla tamamen ilgisiz bir düzenlemenin de pa-
kete eklenmiş olmasıydı. Gerçekten, teklifin ilk maddesi; Anayasa’nın
76. maddesinin 1. fıkrasında bir değişiklik yapılmasını ve milletvekili
seçilme yaşının 30’dan 25’e indirilmesi öngörüyordu. Dahası, teklifin son
maddesiyle birlikte, iki maddelik bu teklifin Cumhurbaşkanı tarafından
halkoylamasına sunulması halinde, değiştirilen hükümlerin “tümüyle
oylanacağı” da karara bağlanmış bulunmaktaydı.
Bilindiği gibi, 1982 Anayasası’nın 175. maddesinin 7. fıkrası;
“Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların
kabulü sırasında, bu Kanun’un halkoylamasına sunulması halinde, Anayasa’nın
değiştirilen hükümlerinden hangilerinin birlikte, hangilerinin ayrı ayrı oylana-
cağını da karara bağlar.”
hükmünü içermekte ve Meclis’e yukarıdaki gibi bir düzenleme yapma
yetkisi vermekteydi. Ne var ki, konuluş amacı itibariyle gündemdeki bir
Anayasa değişikliği teklifi içinde yer alan ve birbirleriyle yakından ilgili
bulunan maddelerden birinin veya bir kaçının Cumhurbaşkanı’nca hal-
koyuna sunulması ve reddedilmesi, buna karşılık diğerlerinin doğrudan
doğruya kabul edilmesi halinde ortaya çıkabilecek hukukî boşlukları ve
sorunları engelleme amacı taşıyan bu düzenleme, AKP iktidarı tarafın-
dan, birbiriyle tamamen ilgisiz iki maddeyi birbirine ekleme aracı olarak
kullanılıyor; Hükümet’in bu “kurnazlığı” ise, beklendiği gibi, muhalefet
ve kamuoyunun sert eleştirilerine hedef oluyordu.
5
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bütün bu tartışmalar arasında Meclis’e sunulan teklif, Meclis Ana-
yasa Komisyonu’nda, teklif metninde kullanılan dil üzerinde yapılan
bazı ufak değişikliklerden sonra olduğu gibi benimsenerek,
6
Genel
Kurul’un 4 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edildi ve 4841 sayılı
Yasa halini aldı. Ne var ki, söz konusu teklifin kabul edildiği oturumda
yapılan oylama, yukarıda değinilen tüm bu tartışmalara ek olarak, AKP
iktidarı açısından başlangıçta hiç düşünülmeyen başka bazı sorunların
da doğmasına yol açtı. Gerçekten de teklif, Meclis Genel Kurulu’nda
yapılan son oylamada, tam 366 kabul oyuyla kabul edildi.
7
Bu ise, AK
Parti iktidarının hiç de arzulamadığı bir durumun ortaya çıkması anla-
mına geliyordu. Zira Anayasa’nın 175. maddesi uyarınca, üç yüz altmış
beş kabul oyundan daha az bir oyla kabul edilen bir anayasa değişikliği
5
Örneğin; CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin 8 Nisan 2003 tarihli Meclis
grup toplantısında yaptığı konuşmada, bu iki konunun bir arada düzenlenmesini
şu sözlerle eleştiriyordu: “Değerli arkadaşlarım, biz de biliyoruz, gençler de biliyor,
o yirmi beş yaşında seçilme hakkını vereceğiniz gençler de biliyorlar, onlar da bu
ülkenin ormanlarının satılmasını istemiyorlar. Ve kendilerinin bu amaçla kullanılmak
istenmesini, üzüntüyle gözlemliyorlar. O iş ayrı, bu iş ayrı; önümüzde seçimlere kadar
daha çok zaman var, o zaman içinde getirin yirmi beş yaşı tek başına, burada birlikte
oylayalım, getirin, hemen, yarın getirin, yarın oylayalım. Eğer maksadınız, yirmi beş
yaşındaki gençlerin seçilmesine olanak vermekse, niçin onları sıkıntıya sokuyorsunuz,
niçin yokuşa sürüyorsunuz, niçin onları ormana gönderiyorsunuz? (...) Değerli arka-
daşlarım, bu Anayasa değişikliği, demin söylediğim amaçla bir araya getirildi. Bizim
oyumuzu daha kolay alırız, CHP’nin oyunu böylece daha kolay alırız, hele bir de bu
Anayasa değişikliği paketinin altına, bu Anayasa değişikliği referanduma birlikte
sunulur diye bir madde koyarsak, böylece, Cumhurbaşkanı da, bu ikisini birlikte
onaylamak durumunda kalır, halkoyuna, referanduma konu giderse, vatandaş da,
bunu böyle oylamak zorunda kalır, gençler, yirmi beş yaşında seçilme hakkını elde
etmek için her halde ormanları da bırakırlar, oy verirler, o sayede biz, bu konuyu da
çözeriz diye bir plan yapıldı”. (Konuşmanın tam metni için bkz., “Belgenet” Internet
Sitesi: ).
6
Anayasa Komisyonu, kendisine verilen redaksiyon yetkisi çerçevesinde, teklifin
çerçeve 3. maddesinin 3. fıkrasında geçen “ayni hak” ibaresini “aynî hak”; “kal-
kındırmalarının” ifadesini “kalkındırılmalarının” ve son fıkrasında geçen “orman
içinde” ibaresini de “orman içinden” şeklinde düzeltmiştir. (Komisyon Raporu’nun
tam metni için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Internet Sitesi: )
7
Söz konusu teklifin oylamasında karşılaşılan bir diğer ilginç durum da; milletvekili
seçilme yaşını yirmi beşe indiren maddenin, değişiklik teklifinin ilk tur oylamasında
üç yüz on sekiz oy alarak, gerekli kabul yeter sayısının altında kalmasıydı. Buna kar-
şılık, teklifin orman arazilerini ilgilendiren bölümü ise, üç yüz kırk beş kabul oyuyla
daha ilk turda gereken barajı aşıyordu. Bu manzara ise, AKP’li vekillerin, milletve-
kili seçilme yaşının yirmi beşe indirilmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının
tartışılmasına ve yirmi beş yaş önerisinin, orman arazileri hakkındaki değişikliğin
“üzerini örtmek” amacıyla getirildiği yorumlarının güç kazanmasına neden oldu.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
113TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
teklifinin yürürlüğe girebilmesi için, mutlaka halkoylamasına sunulması
gerekmekteydi. Böylece AKP iktidarı, Erdoğan’a milletvekilliği yolunu
açan değişikliklerinin ardından, bir kez daha “halkoylaması kabusu”yla
karşı karşıya geldi. Üstelik bu sefer teklifin halkoylamasına sunulması
ihtimali, değinilen ilk durumdaki tartışmaların aksine, bizzat Anaya-
sa’dan kaynaklanan bir zorunluluk niteliğindeydi.
8
AKP’nin, bu zor
durumdan çıkış için geriye kalan tek umudu ise, olağan zamanlarda
çokça eleştirdikleri Cumhurbaşkanı’nın veto yetkisinin devreye girmesi
ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, önüne gelen yasayı bir kez
daha görüşülmek üzere Meclis’e geri göndermesiydi. Sonuçta, AKP
açısından korkulan olmadı ve 18 Nisan 2003 tarihinde Sezer, Anayasa
değişikliği teklifini halkoylamasına götürmek yerine, Türkiye Büyük
Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na geri göndermeye karar verdiğini
açıkladı.
Cumhurbaşkanı Sezer, veto gerekçesinde, öncelikle geçmişte benzer
yönde yapılan uygulamalara değiniyor ve 1990’lı yıllardan beri aynı
doğrultuda çıkarılan yasaların, anılan amaca hizmet etmekten ziyade
çıkar çevrelerinin yararına sonuçlar doğurduğunu, kaçak yapılaşmaya
neden olduğunu ve yasa dışı kazançlara yol açtığını belirtiyordu. Sezer,
ayrıca, bu yasa ile, suç işleyerek ormandan yer elde etmiş kişi ya da
kurumların ödüllendirileceğini ve ormana zarar vermeyen, yasalara ve
Anayasa’ya saygılı yurttaşların devlete, hukuka ve yasalara güveninin
de sarsılacağını vurguluyordu.
9
8
Aslında AKP’nin, bu “kabus”tan sıyrılmak için elinden gelen tüm çabayı gösterdiğini
de belirtmek gerekir. Gerçekten, Anayasa değişikliği teklifinin maddeleri üzerinde
yapılan her iki tur oylamada da referandum zorunluluğunu aşmak için gereken üç
yüz altmış sekiz oya ulaşılamaması, AKP’yi farklı önlemler almaya itti. Nitekim,
4 Nisan 2003 tarihinde AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat,
“Anayasa değişikliği teklifini askıya alınacağını, teklifin tümü üzerindeki oylamanın
ileri bir tarihte yapılacağını” açıkladı (Radikal, 4 Nisan 2003). Bunun üzerine AKP,
Meclis Genel Kurulu’nda teklifin tümü üzerinde yapılacak oylamadan hemen önce,
söz konusu öneriyi komisyona geri çekmek istedi. Oturumu yöneten CHP’li Meclis
Başkanvekili Yılmaz Ateş’in bu istemi reddetmesi üzerine, Meclis toplantısını engelle-
mek için, başkanlık divanında görevli AKP’li katip üye Enver Yılmaz’ın divanı “terk
etmesinden” yumruklaşmalara kadar uzanan farklı “yöntemler” denendi. Ancak,
yaşanan tüm tartışmalara rağmen Genel Kurul, teklifin tümü üzerindeki oylamaya
geçti ve yukarıda da değinildiği üzere, teklif, üç yüz altmış altı kabul oyu alarak
kabul edildi.
9
Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinin tam metni için bkz., Türkiye Cum-
huriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu vetoyla birlikte AKP’nin “orman” planları büyük bir yara aldıysa
da, konu, parti kurmaylarının gündeminden hiçbir zaman tam olarak
çıkmadı. Gerçekten, temmuz ayına gelindiğinde ülke gündemi bir kez
daha aynı konu etrafında şekillenmeye başladı. AKP Hükümeti, söz
konusu değişikliğin hem kronik hale gelmiş olan orman sorununun
çözümü, hem de ülke ekonomisine sağlanacak katkı açısından hayatî bir
önem taşıdığını ısrarla vurgularken, Orman Bakanı Osman Pepe başta
olmak üzere partinin tüm ileri gelenleri de, konunun yakında tekrar
gündeme geleceği mesajını veriyorlardı.
Tüm bu tartışmalar ekseninde Meclis’e sevk edilen ve aynı konuyu
düzenleyen bir Anayasa değişikliği paketi, Doğru Yol Partili (DYP) ve
bazı bağımsız milletvekillerinin de desteğiyle, 29 Temmuz tarihinde
yapılan son oylamada üç yüz altmış sekiz oy alarak kabul edildi ve 4960
sayılı Yasa halini aldı. Böylece, bir önceki oylamada üç yüz altmış yedi
oyluk zorunlu halkoylaması sınırının bir oyla altında kalan teklif, bu
sefer söz konusu sınırı bir oyla aşmış oluyordu.
10
1 Ağustos tarihinde
Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen Yasa, Cumhurbaşkanı’nca daha önce
veto edilen ilk Yasa’nın neredeyse aynısıydı. Yasa’nın ilk maddesinde
milletvekili seçme yaşının otuzdan yirmi beşe indirilmesi öngörülüyor,
Anayasa’nın 169. maddesinin değiştirilmesinden ise vazgeçiliyordu.
Buna karşın, Anayasa’nın 170. maddesi ise yine değişiklik kapsamın-
daydı. 170. maddede yapılan değişiklik açısından görülebilen tek fark
şuydu: Cumhurbaşkanı’nca daha önce veto edilen 4841 sayılı Yasa ile
“31.12.1981 gününden önce bilim ve fen yönünden orman niteliğini tümüyle
yitirmiş ve orman sınırları dışına çıkarılmış yerlerin devri, tahsisi, terki, kiraya
verilmesi, üzerinde sınırlı ayni hak tesisi ve satışı”nın yasayla düzenleneceği
belirtilmişti. 4960 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, söz konusu yer-
lerin sadece “satışı”na ilişkin yetki korunuyor ve bu yerlerin “idaresi”nin
de yasayla düzenleneceği hükme bağlanıyordu.
Ne var ki, orman arazilerinin satışıyla ilgili değişiklik projesi, Ana-
yasa’nın 170. maddesinin değiştirilmesiyle de bitmiyordu. AKP Hü-
kümeti, söz konusu Anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesinden
10
Ancak, anayasa değişikliği teklifinin bu oylamasının da hayli “olaylı” geçtiğini
vurgulamak gerekir. Gerçekten, teklifin milletvekili seçilme yaşının yirmi beşe
düşürülmesini öngören 1. maddesinin ikinci tur oylaması sırasında AKP İstanbul
Milletvekili Zeynep Karahan Uslu’nun on beş dakika ara ile iki kez oy kullandığı-
nın tespit edilmesi, büyük tartışmalar yaşanmasına sebep oldu. Ancak olay, AKP’li
yetkililer tarafından bir “dalgınlık” olarak nitelendirildi ve konu böylece kapatıldı.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
115TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
iki gün sonra, Meclis Genel Kurulu’na bu sefer de “Orman Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nı sundu. Toplam on sekiz
maddelik Tasarı, özetle; orman sınırları içinde veya bitişiğindeki tapulu,
orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette
bulunan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek
olan kızılağaçlıklar ile aşılı kestaneliklerin, fıstık çamlıkları ve palamut
meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıkların
orman sayılamayacağı ve kızılağaçlıklar ve aşılı kestaneliklerin sahip-
lerinin, yapacak ve yakacak gereksinimleri ile pazar satışları için olan
kesimlerini “orman yönetimine haber vermeden” ve “keşif, damga ve nakliye
işlemlerine bağlı olmadan yapabilecekleri” hükümlerini içeriyordu.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 15 Temmuz 2003 tarihinde,
hem Anayasa’nın değiştirilmesini öngören 4960 sayılı Yasa’yı, hem de
Orman Yasası’nın değiştirilmesini öngören 4965 sayılı Yasa’yı (1 ve 16.
maddeleri yönünden) bir kez daha görüşülmek üzere TBMM Başkan-
lığı’na geri gönderdi. Sezer, Anayasa değişiklik paketini geri gönderme
gerekçesinde, 4960 sayılı Yasa ile, daha önceden veto ettiği 4841 sayılı Yasa
arasındaki benzerliklere dikkat çekerek; “... 4841 sayılı Yasa’nın Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nce bir kez daha görüşülmesi için geri gönderilmesine
ilişkin kimi gerekçelerin geçerliliğini koruduğu görülmektedir.” diyordu. So-
nuçta Sezer, 4841 sayılı Yasa’yı veto ederken kullandığı cümlelerin aynen
muhafaza edildiği bir gerekçeyle, önüne gelen paketi bir kez daha veto
etti.
11
Sezer, 4965 sayılı Yasa’nın yukarıda anılan hükümlerini de TBMM
Başkanlığı’na geri gönderirken, Anayasa’nın 44 ve 169. maddeleri başta
olmak üzere, genel kamu yararı amacına aykırılık olduğuna işaret etti.
12
Sezer’in bu tavrının kamuoyundan da büyük destek görmesi, söz konusu
Anayasa değişikliği önerisinin AKP Hükümeti’nin gündeminden çıkma-
sına neden oldu. Yasa değişikliği konusunda ise Hükümet, şansını bir kez
daha denedi. Gerçekten, yılın son günlerinde yeniden tartışmaya açılan
tasarı, 5 Kasım 2003 tarihinde aynen kabul edilerek 4999 sayılı Yasa adı
altında Cumhurbaşkanı’na gönderildi. Sezer, bu durumda bir kez daha
geri gönderme yetkisine sahip olmadığı Yasa’yı 17 Kasım’da yayımlan-
mak üzere Başbakanlık’a gönderirken, Yasa’nın (ilk metindeki 1 ve 16.
11
Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinin tam metni için bkz., Türkiye Cum-
huriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
12
Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinin tam metni için bkz., Türkiye Cum-
huriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
maddelere tekabül eden) 1 ve 13. maddelerinin iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, 17 Mart 2004 tarihinde,
Sezer’in yaptığı bu başvuru üzerine açılan davayı sonuçlandırdı ve Ya-
sa’nın 1 ve 13. maddelerini iptal ederek yürürlüklerini durdurdu.
13
2003 yılının Anayasa gündemine ilişkin olarak belirtilmesi gereken
son bir husus da, gündemden hiçbir zaman düşmeyen “dokunulmazlık”
tartışmaları oldu. CHP, yıl boyunca dokunulmazlığın kaldırılmasına iliş-
kin olarak Meclis’te bekletilen ve bir türlü işleme konulmayan taleplerin
gündeme alınmasını ve konuyla ilgili olarak gerekli Anayasa değişik-
liklerinin yapılmasını savunurken, AKP Hükümeti, çeşitli gerekçelerle
bu konuda ayak diremeyi sürdürdü. Konuyla ilgili en çarpıcı örnek ise,
çeşitli milletvekilleri hakkında Meclis’e iletilen dokunulmazlığın kaldı-
rılması taleplerinin görüşüleceği Komisyon olan Anayasa-Adalet Karma
Komisyonu’nun, seçimlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağ-
men toplantıya çağrılmamasıydı. En sonunda CHP, ilgili Komisyon’u
10 Kasım 2003 tarihinde olağanüstü toplantıya çağırırken, söz konusu
uygulamayı da “fahiş ölçülerde bir içtüzük ihlali” olarak nitelendirdi. İlk
toplantısını 12 Kasım 2003 tarihinde yapan Anayasa-Adalet Karma Komis-
yonu, AKP’li milletvekillerinin oylarıyla, milletvekili dokunulmazlığına
ilişkin dosyaların görüşülmesini, TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma
Komisyonu’nun çalışmaları tamamlanıncaya kadar erteleme kararı aldı.
AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu ise, bu uygulamayı, “diğer komis-
yondaki arkadaşlara saygısızlık olacağı” gerekçesiyle savundu.
14
2004 yılının anayasa gündemi de, büyük ölçüde bir önceki yıldan
devrolan tartışmalarla şekillendi. Bu anlamda, yılın başlarından itibaren
gündemde olan temel konu, yine başkanlık sistemi tartışmalarıydı. Yılın
ilk günlerinden itibaren başta Burhan Kuzu olmak üzere pek çok AKP’li
milletvekili tarafından gündeme getirilen öneri, gerek muhalefetten,
15
13
Bu noktada, CHP’nin de 4999 sayılı Yasa’nın 1 ve 13. maddeleri hakkında Anayasa
Mahkemesi’ne başvurduğunu belirtmekte fayda vardır. Zira Anayasa Mahkemesi
Başkanı Mustafa Bumin de, 17 Mart tarihli açıklamasında, söz konusu iki davanın
birleştirilerek karara bağlandığını ifade etmiştir (Hürriyet, 17 Mart 2004).
14
Cumhuriyet, 12 Kasım 2003.
15
Örneğin; DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, TBMM’de yaptığı basın toplantısında,
AKP’nin bu tutumunu; “Tek parti dayatmasının 1946’larda kaldığını zannediyorduk
ama şimdi tam bir tek parti dayatması ile karşı karşıyıyız.” sözleriyle eleştiriyordu.
Açıklamanın tam metni için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Internet
Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
117TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
gerek yargı ve sivil toplum kuruluşlarından,
16
gerekse AKP içinden
17
gelen ciddi itirazlarla karşılaştı. Bu itirazların şiddetlenmesi üzerine
Başbakan Erdoğan, başkanlık sistemi önerisinin Anayasa Komisyonu
Başkanı Burhan Kuzu’nun önceki tarihli bilimsel çalışmalara dayan-
dığını ve “ne hükümetin, ne de partinin gündeminde başkanlık sisteminin
olmadığını” söyledi. Bu açıklamadan bir hafta sonra ise, bu sefer Meclis
Başkanı Bülent Arınç, katıldığı bir televizyon programında, başkanlık
sistemi yerine mevcut parlamenter sistemin iyileştirilerek devam edil-
mesinden yana olduğunu açıkladı.
Bütün bu açıklamalara rağmen başkanlık sistemi tartışmaları, 2004
yılının son aylarında bir kez daha olanca ağırlığıyla Türkiye gündemi-
ne oturdu. Bu dönemde Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile müzakere
sürecinde ihtiyaç duyacağı söylenen istikrarlı bir yönetim yapısına ya-
pılan vurgular, özellikle Ekim ayında açıklanan AB Komisyonu İlerleme
Raporu ile birlikte iyice şiddetlendi. Raporda, %10’luk seçim barajının
indirilmesi yönünde yapılan eleştiriler, Türkiye’nin siyasal parçalanmış-
lığı karşısında yönetimde istikrar amacına nasıl ulaşılacağı meselesinin
tartışılmasına neden oldu. Bu çerçevede özellikle Adalet Bakanı Cemil
Çiçek, %10’luk barajın düşürülmesi talebinin uygulanması halinde
ülkenin siyasî bir kaosa sürüklenmemesi için, ya belli sayıda “Türkiye
Milletvekili” seçilmesini, ya da başkanlık sistemine geçilmesi önerisini
gündeme getirdi. Ne var ki, %10’luk seçim barajının değiştirilmemesi
yönünde karar alınmasıyla birlikte, başkanlık sistemi tartışmalarının
bu bölümü de kapanmış oldu.
18
2004 yılının, başkanlık sistemi tartışmaları dışındaki anayasal gün-
demi ise, kuşkusuz “2004 değişiklikleri” olarak bilinen Anayasa değişik-
16
Örneğin; Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, temsil ettiği örgüt tarafından
düzenlenen “Demokrasi ve Yargı” konulu sempozyumun açılış konuşmasında “çok
partili bir sistemde başkanlık sisteminin demokrasinin çökmesine neden olabile-
ceğini” belirtiyordu. Konuşmanın tam metni için bkz., Türkiye Barolar Birliği’nin
Resmî Internet Sitesi:
17
Örneğin; AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay, Türkiye’de yargı gücünün
etkisizliğine dikkat çekerek, Türkiye’de yeterli altyapının mevcut olmaması nede-
niyle, başkanlık sisteminin ya padişahlık sistemine, ya darbeyle gelen diktatörlüğe
dönüşeceğini ileri sürüyordu (Sabah, 5 Ocak 2004).
18
Türkiye’de başkanlık sistemine geçişin hukukî ve siyasî maliyeti konusunda bkz.,
Gönenç, Levent, “Türkiye’de Hükümet Sistemi Değişikliği Tartışmaları, Olanaklar
ve Olasılıklar Üzerine bir Çalışma Notu”, Başkanlık Sistemi (içinde), Türkiye Barolar
Birliği Yayını, Ankara, 2005, s. 1- 12.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
liği paketiyle şekillendi. Yıl ortasında gerçekleştirilen bu değişikliğin
sinyalleri, aslında daha yılın ilk günlerinden beri gelmekteydi. Gerçek-
ten, örneğin; Ocak ayında Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜ-
SİAD) 34. Genel Kurul toplantısına katılan Adalet Bakanı Cemil Çiçek;
1982 Anayasası’nın AB müktesebatına uygun olmadığını, çıkardıkları
yasaların önemli bir kısmının Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle iptal
edildiğini ve Türkiye’nin, uzlaşma içinde 1982 Anayasası’nı kapsamlı
bir şekilde değiştirmesi gerektiğini vurguladı. Sonuçta, uzunca bir
hazırlık döneminin ardından kapsamı netleşen ve TBMM’ye sunulan
değişiklik paketi, 7 Mayıs 2004 tarihli Meclis Genel Kurul oturumunda
kabul edildi ve 22 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
girdi.
19
Paket, esas olarak, Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde başlattığı
reformların devamı niteliğindeydi. Bu sebeple, Anayasa değişikliği tar-
tışmaları söz konusu olduğunda genel olarak görülen havanın aksine,
bu değişikliklerin öncesindeki siyasal ortam, iktidar ve muhalefetin var-
dığı geniş uzlaşmanın etkisiyle şekillendi. Bunun sonucu olarak da söz
konusu paket, TBMM Genel Kurulu’nda, halkoylamasına gidilmesini
gerektirmeyen büyük bir çoğunlukla kabul edildi.
Pakette yer alan değişiklikler, esas olarak iki kategori içinde incele-
nebilir.
20
Birinci kategorideki değişiklikler, daha önce yapılan Anayasa
değişikliklerinin devamı niteliğindeydi. Bu bağlamda, ölüm cezasına
(m. 5/2, m. 17/4, m. 38/9-10, m. 87), Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne
(DGM) (m. 143), basın özgürlüğüne (m. 30) ve kadın-erkek eşitliğine (m.
10) ilişkin değişiklikler, daha önce ilgili alanlarda başlatılan reformların
genişletilmesini veya tamamlanmasını ifade ediyordu. İkinci kategori-
deki değişiklikler ise, Türk anayasal sistemi için tamamen yeni bir takım
kurumların oluşturulmasına veya mevcut kurumlarda radikal yenilikler
yapılmasına yönelik düzenlemeler niteliğindeydi. Uluslararası Ceza Di-
vanı’na taraf olunması (m. 38/11), Yüksek Öğretim Kurulu’ndan (YÖK)
asker üyenin çıkarılması (m. 131), Silahlı Kuvvetler’in harcamalarının
sayıştay denetimine tabi kılınması (m. 160) ve milletlerarası insan hak-
ları sözleşmelerine yasalar karşısında üstünlük tanınması (m. 90) bu
kategori içinde değerlendirilebilecek olan değişikliklerdi. Bu kapsamda,
19
Bkz., 5170 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştiril-
mesi Hakkında Kanun”, RG, 22.05.2005, S. 25469.
20
Bu bölümdeki açıklama ve değerlendirmeler, büyük ölçüde Güncel Hukuk Dergisi’nde
yayımlanan “2004 Anayasa Değişiklikleri” başlıklı makalemize dayanmaktadır. (Gö-
nenç, Levent ) [S. 7 (Temmuz 2004), s. 44-48].
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
119TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
anılan bu paketle birlikte gerçekleştirilen değişikliklere daha yakından
bakmak için, yukarıda ortaya konulan bu ikili ayrımdan faydalanmak
mümkündür.
1. Daha Önceki Anayasa Değişikliklerinin
Devamı Niteliğindeki Değişiklikler
a. Ölüm Cezasının Kaldırılması
7 Mayıs 2004 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 10 maddelik
Anayasa değişikliği paketinin toplam dört maddesi, ölüm cezasının
Anayasa’dan tamamen çıkarılmasına ilişkindi. Hatırlanacağı üzere,
2001 Anayasa değişiklikleriyle,
21
Anayasa’nın “Suç ve Cezalara İlişkin
Esaslar” başlıklı 38. maddesi değiştirilmiş ve maddeye “Savaş, çok yakın
savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.” şeklinde
bir fıkra eklenmişti. Ölüm cezasının verilebileceği halleri sınırlayan bu
değişiklik, kamuoyunda genel olarak olumlu karşılanmış, ancak mil-
letlerarası insan hakları standartlarına aykırı olan bu cezanın anayasal
düzeyde muhafaza edilmesi de eleştirilere konu olmuştu.
22
İşte, 2004
yılında kabul edilen bu son paketle birlikte, söz konusu fıkra tamamen
yürürlükten kaldırıldı ve maddenin 10. fıkrası, ölüm cezası ile genel
müsadere cezasını Türk hukuk sisteminden tamamen çıkaracak biçimde
yeniden kaleme alındı. Zaten, ölüm cezasının savaş veya yakın savaş
tehlikesi zamanları dışında tamamen kaldırılmasını öngören “Avrupa
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’ne Ek 6 Numaralı Protokol”
de 2003 yılında yürürlüğe girmişti. Ölüm cezasının istisnasız ve tama -
men kaldırılmasını öngören, “Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri
Sözleşmesi’ne Ek 13 Numaralı Protokol” ise Türkiye tarafından 9 Ocak
2004 tarihinde imzalanmış, ancak bu çalışmanın kaleme alındığı tarih
itibariyle henüz yürürlüğe girmemiştir.
Bu konuda ayrıca, 2004 değişiklikleri çerçevesinde ölüm cezasının
Türk hukuk sisteminden tamamen çıkarılması sonucunu doğuran bu
düzenlemeye ek olarak, Anayasa’nın ölüm cezasına atıf yapan diğer
hükümlerinin de ele alındığının ve Anayasa’nın 15, 17 ve 87. maddele-
rinin, 38. maddede yapılan değişiklikle uyumlu hale getirildiğinin de
belirtilmesi gerekir.
21
2001 Anayasa değişiklikleri için genel olarak bkz., Gönenç-Ergül, a.g.e., s. 13-84.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
b. DGM’ler
DGM’ler 1961 Anayasası’nda 1973 yılında yapılan bir değişiklikle
Türk hukuk sistemine girmiş ve varlıklarını 1982 Anayasası döneminde
de sürdürmüşlerdir. Ne var ki, bu mahkemelerin liberal-demokratik
bir hukuk sisteminde yeri olup olmadığı konusu, bütün bu dönem
boyunca sürekli tartışılmış ve bu mahkemelerin kuruluşu ile görev ve
yetkilerinin, özellikle Anayasa’da yer alan “tabii hakim” ilkesiyle çeliş-
tiği ileri sürülmüştü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM),
bu mahkemelerin kompozisyonunda yer alan asker üye dolayısıyla
Sözleşme’nin adil yargılanma hakkına ilişkin hükmünün ihlal edildiği
yolundaki kararları ise, tartışmayı bir başka boyuta taşımış ve özellikle
PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın AİHM’ye açtığı davayla
bağlantılı olarak, bu hususta artık bir Anayasa değişikliğinin zamanının
geldiği konusunda bir fikir birliği oluşmuştu.
23
AİHM, 18 Haziran 1999 tarihinde, o güne kadarki tartışmaların
odağında yer alan asker üyenin DGM’lerin kompozisyonunda çıkarılma-
sına yönelik olarak yapılan Anayasa değişikliğine rağmen, Türkiye’nin
Sözleşme’nin adil yargılanmaya ilişkin 6. maddesini ihlal ettiğine karar
verdi.
24
Öte yandan, AB’ye uyum sürecinde Avrupa Parlamentosu ta-
rafından kabul edilen ilerleme raporlarında da DGM’lerin kaldırılması
gerektiğine işaret ediliyordu.
25
İşte, bütün bu görüş ve eleştirileri de dik-
kate alan Hükümet ve Meclis, en sonunda 2004 yılında kabul edilen bu
paket kapsamında, Anayasa’nın DGM’leri düzenleyen 143. maddesini
tamamen yürürlükten kaldırdı.
22
AB normları çerçevesinde idam cezasının tümüyle kaldırılması gerektiği yolunda
bir görüş için bkz., Kaboğlu, İbrahim, Özgürlükler Hukuku (Gözden Geçirilmiş ve
Genişletilmiş 6. Baskı), İmge Kitabevi, Ankara, 2002, s. 276-278.
23
Bu konuda bkz., AİHM’nin, 9 Haziran 1998 İncal v. Turkey ve 28 Ekim 1998 tarihli
Çıraklar v. Turkey kararları. Ayrıca bkz., Başbuğ, Aydın, “Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi Kararı Karşısında Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Durumu”, Yeni
Türkiye, Cumhuriyet Özel Sayısı-V, Y. 4, S. 23-24, s. 3962-3969.
24
Bkz., AİHM’nin 12 Mart 2003 tarihli Öcalan v. Turkey kararı.
25
En son 2003 yılı İlerleme Raporu’nda şu ifadeler yer almıştı: “Devlet Güvenlik Mah-
kemeleri’nin görev, yetki ve işleyişlerinin, savunma hakkı başta olmak üzere, temel
hak ve özgürlüklerin korunması bağlamında Avrupa standartlarına yaklaştırılması
gerekliliği devam etmektedir.” Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecine İlişkin
2003 Yılı İlerleme Raporu, Devlet Planlama Teşkilatı, Avrupa Birliği ile İlişkiler Genel
Müdürlüğü ()
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
121TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
c. İfade ve Basın Özgürlüğü
Türkiye, AB’ye uyum sürecinde ifade ve basın özgürlüğü konula-
rında da yeterli adımları atmadığı gerekçesiyle eleştirilmekteydi. Özel-
likle milletlerarası insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin
hazırladıkları raporlarda, ifade ve basın özgürlüğünü çağdaş liberal-
demokratik rejimlerde olduğundan daha fazla sınırlayan yasal ve ana-
yasal düzenlemeler, Türkiye’nin eksikleri arasında sayılmaktaydı. 2001
Anayasa değişiklikleri ve buna paralel olarak çıkarılan uyum yasaları,
ifade ve basın özgürlüğü konusunda önemli düzenlemeler içermekteydi.
Ancak diğer bazı konularda olduğu gibi, ifade ve basın özgürlüğü ko-
nusundaki düzenlemeler de beklentilerin altında kalmıştı. İşte, bu kap-
samda gerçekleştirilen 2004 değişiklikleriyle birlikte, Anayasa’nın “Basın
Araçlarının Korunması” başlıklı 30. maddesi yeniden kaleme alındı. Buna
göre; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin
temel ilkeleri ve millî güvenlik aleyhine işlenmiş bir suçtan mahkûm
olma durumunda, yasaya uygun şekilde basın işletmesi olarak kuru-
lan basımevi ve eklentilerinin “suç aleti” oldukları gerekçesiyle zapt ve
müsadere edilebileceğini ve işletilmekten alıkonulabileceğini öngören
hüküm madde metninden çıkarıldı. Anayasa’da temel hak ve özgür-
lüklere ilişkin olarak daha önce yapılmış olan değişikliklerle de uyumlu
olan bu değişiklik, ifade ve basın özgürlüğü açısından olumlu bir adım
olmakla birlikte—Anayasa’nın, sırasıyla, ifade ve basın özgürlüğünü
düzenleyen 26 ve 28. maddelerindeki ölçüsüz sınırlama sebeplerinin
muhafaza edilmesi sebebiyle—bu alandaki korumayı güçlendirme
açısından nispeten cılız kaldı.
d. Kadın - Erkek Eşitliği
2004 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliklerinin büyük bir
siyasal uzlaşma ortamı içinde kabul edildiği genel olarak doğru olmakla
birlikte, bu saptamanın önemli bir istisnası da mevcuttur: Gerçekten,
pakette yer alan en “masum” düzenleme olarak nitelendirilebilecek
kadın-erkek eşitliği konusu, şaşırtıcı bir biçimde, üzerinde en fazla
tartışılan konu oldu.
Bilindiği gibi, 2001 yılında Anayasa’nın 41 ve 66. maddelerinde
yapılan değişikliklerle, kadın-erkek eşitliğinin anayasal düzeyde ta-
nınması ve garanti edilmesine yönelik olumlu adımlar atılmıştı. 2004
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
değişiklik teklifinde ise, aynı konuda bir başka düzenlemeye daha yer
veriliyordu. Buna göre; Anayasa’nın “Eşitlik” kenar başlıklı 10. mad-
desinin son fıkrasına; “Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir.” şeklinde bir
ekleme yapılması planlanıyordu. Mevcut hukukî düzenlemeye yeni
bir unsur eklemeyen, sadece 10. maddeden zaten çıkarılabilecek olan
anlamı pekiştiren bu düzenleme, özellikle ana muhalefet partisinden
gelen eleştirilere konu oldu. Bu çerçevede, Anayasa Komisyonu’nda
iktidar ve ana muhalefet partisine mensup Komisyon üyeleri arasında
yaşanan tartışmalar, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ana muhalefet
partisinin, maddeye, kadınlar lehine “pozitif ayrımcılık” yapılmasını ön-
gören bir ibare eklenmesi konusundaki ısrarı, iktidar partisi tarafından
dikkate alınmadı. Buna karşın, teklif metninin ilk halinde yer alan ve
10. maddenin mevcut anlamını tekrarlamaktan öteye geçmeyen düzen-
leme, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama
geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” şeklinde değiştirildi.
Bu düzenleme açısından şu hususların altını çizmek gerekir: Kuş-
kusuz bu yeni düzenleme, eskisinden daha kapsamlı ve etkili olmakla
birlikte, devlete yapması gerekenler konusunda yol gösteren bir “temenni
hükmü” olmaktan öteye geçememektedir. Devletin kadın-erkek eşitliğini
sağlamak konusunda ne gibi tedbirler alacağı, bu tedbirlerin kapsamı,
bu tedbirler alınmadığı takdirde hangi yollara başvurulacağı soruları
halen cevapsız durumdadır. Burada akla gelebilecek bir başka konu ise,
devletin alacağı bu tedbirlerin “sosyal ve ekonomik haklar” kapsamında
olması durumunda, Anayasa’nın bu hakların sınırını tespit eden 65.
maddesinin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Bu ve benzeri sorular,
söz konusu düzenlemenin yöneldiği amaca ulaşmak konusunda yeterli
araçları sağlayamadığı eleştirisini güçlendirmektedir.
2. Yeni Kurumlar Oluşturulmasına yeya Mevcut Kurumlarda
Radikal Yenilikler Yapılmasına Yönelik Değişiklikler
a. Uluslararası Ceza Divanı
Bilindiği gibi, Uluslararası Ceza Divanı Statüsü, AB müktesebatı-
nın bir parçasını oluşturmaktadır. Bu sebeple Türkiye de, AB’ye uyum
sürecinde bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmak yükümlülüğü
altında bulunmaktadır. Bu bağlamda, 2004 değişiklikleri kapsamın-
da, Anayasa’nın 38. maddesinin 11. fıkrası şu şekilde değiştirilmiştir:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
123TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
“Uluslararası Ceza Divanı’na taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç
olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.” Ancak,
burada asıl ilginç olan; Türkiye’nin bu değişikliği, henüz Uluslararası
Ceza Divanı Statüsü’nü imzalamadan önce gerçekleştirmiş olmasıdır.
Anayasa koyucu, henüz söz konusu Statü imzalanmadan Anayasa’da
Uluslararası Ceza Divanı’na taraf olmanın gerektirdiği yükümlülüklere
atıf yapmakla, bir anlamda siyasî iradeyi, bu Statü’yü ileride iç hukukun
bir parçası haline getirme konusunda bağlamış olmaktadır.
b. YÖK
Pek çoklarına göre, 1982 Anayasası “askerlerin anayasası”dır. Gerçek-
ten, Anayasa’da yer alan iki kategori düzenleme, bu değerlendirmeyi
haklı çıkaracak niteliktedir. Birinci kategoride; Anayasa’nın, 12 Eylül
askeri müdahalesinin üst düzey kadrolarının ve bu dönemde yapılan
yasaların normal siyasete dönüldükten sonra da sistem içinde varlık-
larını sürdürmelerine imkan verecek düzenlemeler bulunmaktadır.
Anayasa’ya ilişkin halkoylaması ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin
birleştirilerek askeri müdahaleyi gerçekleştiren kadronun lideri Kenan
Evren’in Cumhurbaşkanı seçilmesine kapı açılması, bu kadro içinde yer
alan diğer üst düzey komutanların Cumhurbaşkanlığı Konseyi adıyla
sivil yapı içinde görev almaları, 12 Eylül döneminde yapılan hukukî
düzenlemelerin Anayasa’nın Geçici 15. maddesiyle koruma altına
alınması, hep bu kategori içinde sayılabilecek düzenlemelerdir. Kenan
Evren’in ve Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerinin görev süresinin sona
ermesiyle birlikte, 12 Eylül’ün üst düzey kadrosu Türk siyasî hayatından
çekilmiştir. Ne var ki, Geçici 15. madde, adının aksine geçici olmamış
ve 2001 yılında Anayasa’da bu konuda değişiklik yapılıncaya kadar 12
Eylül hukukunun güvencesi olarak yürürlükte kalmıştır. Söz konusu
madde, değiştirilmiş biçimiyle halen Anayasa’da yer almakta ve 12 Eylül
kadrolarının yargılanmasını imkansız kılmaktadır.
1982 Anayasası’nın, uzun vadede silahlı kuvvetlerin sistem için-
deki konumunu güçlendiren mekanizmalar ise, ikinci kategoride yer
almaktadır. Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) sivil otorite karşısındaki
ağırlığını arttıran, DGM ve YÖK’te askeri üye bulunmasını öngören hü-
kümler, hep bu çerçevede düşünülebilecek düzenlemelerdir. Özellikle
bu son kategoride yer alan düzenlemeler, AB’ye uyum sürecinde yayım-
lanan ilerleme raporlarında da sık sık eleştiri konusu yapılmıştır. TBMM,
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
daha önce, DGM ve MGK’ya ilişkin Anayasa değişiklikleriyle, silahlı
kuvvetlerin idare içindeki etkisini azaltmaya yönelik önemli adımlar
atmıştır. İşte 2004 değişikliğiyle YÖK’ten asker üyenin çıkarılması da,
bu konuda eksik kalan halkayı tamamlar niteliktedir.
c. Silahlı Kuvvetlerin Harcamalarına Sayıştay Denetimi
2004 değişiklikleri içinde silahlı kuvvetleri ilgilendiren bir başka
husus da, silahlı kuvvetlerin harcamalarının Sayıştay denetimine tabi
tutulmasıdır. 1982 Anayasası döneminde, Anayasa’nın 160. maddesi ve
buna paralel olarak, 3162 sayılı Yasa’yla Sayıştay Yasası’nın 30. mad-
desinde 1985 yılında yapılan değişiklikle silahlı kuvvetlerin Sayıştay
denetiminin dışına çıkarılması, içeride ve dışarıda üzerinde en çok tar-
tışılan konulardan biri olmuş;
26
özellikle, silahlı kuvvetlere tahsis edilen
kaynakların kullanımının denetlenmesi meselesi, AB’ye uyum sürecinde
Türkiye açısından sıkıntı yaratmıştı. Son Anayasa değişiklikleri çerçeve-
sinde 160. maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte,
Sayıştay’ın silahlı kuvvetleri de denetlemesinin yolu açılmış oldu. Silahlı
kuvvetlerin de bir kamu kurumu olduğu ve kendine özgü nitelikleri olsa
da sonuçta bir kamu hizmeti yerine getirdiği göz önüne alındığında,
harcamalarının denetim dışı tutulmasının herhangi bir şekilde açıklan-
ması mümkün değildir. Son Anayasa değişikliği, liberal-demokratik
sistemler açısından büyük önem taşıyan “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik”
ilkelerini malî açıdan silahlı kuvvetler için de geçerli kılarak, asker-sivil
ilişkileri alanında önemli bir eksiği gidermiş bulunmaktadır.
d. Milletlerarası Antlaşmaların Statüsü
2004 değişiklikleri arasında en radikal ve kuşkusuz en çok sorun
yaratabilecek olan düzenleme, 90. maddede yapılan değişikliktir.
27
Bu
26
Bu konuda bkz., Erdem, Fazıl Hüsnü, “Türkiye’nin AB’ye Tam Üyelik Sürecinde
Sivil-Asker İlişkilerinin Genel Görünümü,” Liberal Düşünce, Y. 8, S. 32 (Güz 2003), s.
283-301; ayrıca bkz., Bayramoğlu, Ali, “Asker ve Siyaset,” Birikim, S. 160-161 (Ağus-
tos-Eylül 2002), s. 41.
27
Bu bölümdeki açıklama ve değerlendirmeler, büyük ölçüde “Yaşayan Anayasa” Inter-
net Sitesinde yayımlanan “1982 Anayasası’nda Sessiz Devrim: 90. Madde Değişikliği
ve Getirdiği Sorunlar” başlıklı makalemize dayanmaktadır. (Levent Gönenç) ()
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
125TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
paketle birlikte 1982 Anayasası’nın milletlerarası andlaşmalara ilişkin
90. maddesinin son fıkrasına eklenen cümleye göre:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin
milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içerme-
si nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri
esas alınır.”
Bu düzenlemeye ilişkin tartışmalara geçmeden önce, benzer bir
düzenlemenin 2001 Anayasa değişikliği paketinde de yer aldığına, an-
cak TBMM’nin bu düzenlemeyi benimsemediğine işaret etmek gerek-
mektedir. Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde Anayasa’nın egemenliğe
ilişkin 6. maddesiyle birlikte tartışılan 90. madde, orijinal haliyle, AB
normlarının, Birliğin öngördüğü biçimde Türkiye’de uygulanmasını
imkansız kılmaktaydı. Özellikle Birliğe üye ve aday ülkelerin anayasa-
larında milletlerarası hukuka öncelik tanıyan düzenlemelerin bir biri
ardına kabul etmesi karşısında,
28
Türkiye’nin de bu yolda bir düzen-
lemeyi geciktirmeden hayata geçirmesi gerekiyordu. Bu şekilde bir
düzenleme, teknik anlamda, AB üyeliğinin ön şartlarından biri olarak
ortaya konuyordu.
2004 değişikliğiyle getirilen yeni düzenleme, bu ihtiyacı bir ölçüde
karşılamakta; ancak sorunu tam olarak çözmek için yetersiz kalmak-
tadır. En başta, yapılan yeni düzenleme, sadece insan haklarına ilişkin
milletlerarası andlaşmalar açısından bir üstünlük kaydı içermektedir. Bir
başka deyişle, bir milletlerarası andlaşma sadece insan haklarına ilişkin
hükümler içermesi şartıyla hiyerarşik olarak kanunların üzerinde yer
alacaktır. Oysa AB müktesebatı içinde, insan haklarına ilişkin milletle-
rarası andlaşmaların yanında Birliğin kuruluş ve işleyişine yönelik pek
çok milletlerarası andlaşma da bulunmaktadır. İleride Türkiye’nin olası
üyeliğinde, bu normların iç hukukta doğrudan ve üstün bir biçimde
uygulanabilmesi için yeni bir anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulacaktır.
Dolayısıyla bu değişiklik, AB hukukunun Türk hukukuna kolaylıkla
aktarılması için bir kapı açmaktan çok, özellikle Türkiye’nin adaylık
sürecinde başını çok ağrıtan insan hakları konusunda yeni açılımlar
yaratmaya yöneliktir. Bu hükmün, özellikle bugüne kadar milletlerarası
28
Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Polonya, Macaristan, Slovenya ve Baltık ülkelerinde
bu bağlamda yapılan anayasa değişiklikleri için bkz., Albi, Anneli, “Constitutions
of Central and Eastern Europe and EU Membership,” World Congress of International
Association of Constitutional Law, 2004, ()
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
insan hakları normlarını doğrudan uygulamakta ürkek davranan Türk
yargıçlarını bu konuda teşvik edeceği, daha doğru bir ifadeyle zorlayacağı
söylenebilir. Öte yandan bu değişiklik, vatandaşlara tanınan temel hak ve
özgürlükleri “bu Anayasa” (Başlangıç Bölümü, 6. paragraf) ile sınırlayan
1982 Anayasası’nın kapalı sistemini, sürekli gelişip değişen milletlerarası
insan hakları normlarının dinamik yapısına açmak konusunda da önemli
bir işlev görebilir.
Bu olumlu katkılarına rağmen 90. maddede yapılan değişiklik, uy-
gulamada sorunlara yol açabilecek niteliktedir. Birincisi; yeni fıkrada,
“usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar”dan söz edil-
mektedir. Bilindiği gibi, milletlerarası andlaşmaların yürürlüğe girme
usulü 1982 Anayasası’nın 90. maddesinde düzenlenmiştir. 90. maddeye
göre, milletlerarası andlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için TBMM tara-
fından bir yasayla uygun bulunması gerekir. Anayasası’nın öngördüğü
temel kural bu olmakla birlikte, aynı fıkrada bu kuralın istisnalarına da
yer verilmiştir. Buna göre, belli konularda, süresi bir yılı aşmayan and-
laşmalarla uygulama andlaşmalarının (m. 90/II-III) bir yasayla uygun
bulunmalarına gerek olmadan, yani TBMM’nin onayından geçmeden
yürürlüğe girmeleri mümkündür. Bu durumda, 90. maddedeki yeni
düzenlemeye göre; TBMM’nin onayı, yani TBMM iradesinin katılımı ol-
maksızın yürürlüğe giren bazı milletlerarası andlaşmaların, TBMM’nin
iradesinin ürünü olan yasalar karşısında üstünlük kazanması söz konusu
olabilecektir. Böyle bir uygulamanın en başta “yasama yetkisinin devredil-
mezliği” ilkesiyle çeliştiği söylenebilir. Anayasa’nın 7. maddesine göre:
“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Bu
yetki devredilemez.” Buna göre, yasama organının iradesini yansıtan ya-
saları, sadece yürütme organının bir işlemiyle yürürlüğe girebilecek bir
milletlerarası andlaşmayla geçersiz kılmak, yasama organının asli ve genel
düzenleme yetkisine tecavüz etmek anlamına gelecektir. Öte yandan,
yürütme organının yasama organından geçiremeyeceğini düşündüğü
düzenlemeleri, bu yolla yasama organının denetiminden/iradesinden
kaçırmaya çalışması da mümkündür. Ayrıca, yeni fıkrada sadece “temel
hak ve özgürlüklere ilişkin” milletlerarası andlaşmalara üstünlük tanınmak-
tadır. Hangi andlaşmaların temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlera-
rası andlaşma sayılacağı
29
konusunda da bir açıklık yoktur. Kuşkusuz
29
Örneğin; bir milletlerarası andlaşmanın “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletle-
rarası andlaşma” sayılabilmesi için, kaç maddesinin temel hak ve özgürlükler alanını
düzenlemesi gerektiği gibi.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
127TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
bu belirsizlik, uygulamada önemli sorunların ortaya çıkmasına neden
olabilecektir. Aynı şekilde, milletlerarası andlaşmalarla yasalar arasında
uyuşmazlık olup olmadığını kimin tespit edeceği sorusu da cevapsız
kalmaktadır. Özellikle alt derece mahkemelerinin veya yüksek mah-
kemelerin farklı dairelerinin bu konuda farklı değerlendirmeler yap-
ması durumunda sorunun nasıl çözüleceği, yeni fıkra hükmünde yer
almamaktadır. Kuşkusuz, bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin yetkili
kılınması düşünülebilir.
30
Bunun da ötesinde, Türk hukuk sistemine,
yasalar açısından ön-denetim kurumunun getirilmesi akılcı bir çözüm
olarak önerilebilir. Bu öneriye göre, yasaların yürürlüğe girmeden önce
Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilebilmesi, Mahkeme’nin yasaları
Anayasa’ya ve milletlerarası andlaşmalara uygunluk açısından denet-
lemesi, Anayasa’ya ve/ya milletlerarası andlaşmalara aykırı yasaların
yürürlüğe girmesinin engellenmesi mümkün olabilecektir.
31
Yasama
2003 ve 2004 yılları, yasama organının faaliyetleri açısından Tür-
kiye’nin kaderini değiştiren olaylara ve gelişmelere sahne olan bir dö-
nem olarak tarihe geçti. Buna ek olarak, 2003 ve 2004 yılları boyunca
Türkiye’nin AB’ye üyelik hedefi çerçevesinde çıkarılan “uyum yasaları”
ile diğer pek çok önemli yasa da, gündeme damgasını vuran diğer ge-
lişmeler oldu. Anılan dönem, aynı zamanda, Meclis içi denetim yolları
açısından da kendisinden önceki yıllara nazaran oldukça hareketli geçen
bir dönem niteliğini kazandı. Dahası, söz konusu yıllar, milletvekili
dokunulmazlığı tartışmalarının da, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı
öncülüğünde “yargıya güven” tartışmalarına dönüştüğü ve bir sistem
krizi boyutuna ulaştığı yıllar oldu.
30
Bu konuda bkz., Prof. Dr. Süheyl Batum, Prof. Dr. Ergun Özbudun, Doç. Dr. Serap
Yazıcı ve Av. Cem Sofuoğlu tarafından Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı
(TESEV) için hazırlanan, “Anayasa’nın 90. Maddesi’nin Değiştirilmesine İlişkin
Görüş” ().
31
Bu konuda ayrıca bkz., Gerek, Şehnaz ve Aydın, Ali Rıza, “Anayasa’nın 90. Madde
Değişikliği Karşısında Yasaların Geleceği ve Anayasal Denetim”, Türkiye Barolar Birliği
Dergisi, Y. 16, S. 55 (2004), s. 226-238 ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinin İç
Hukukta Doğrudan Uygulanması (Anayasa, m. 90/son), Türkiye Barolar Birliği Yayını,
Ankara 2005.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Uyum Yasaları
2003 yılının yasama gündemi, 2002’den yeni yıla devreden 5. Uyum
Yasaları Paketi ile açıldı. Ocak ayı içinde ve gittikçe yaklaşmakta olan
Irak Savaşı’nın gölgesinde yasalaşan bu paket, daha önce kabul edilen
diğer paketlere nazaran oldukça mütevazı düzenlemeler içeriyordu.
32
Ne var ki, yıl ortasında AB gündeminin yeniden ağırlık kazanmasıyla
birlikte, yeni bir paket için yapılan çalışmalar da hız kazandı. Gerçekten,
Haziran ayına girildiğinde, Türkiye’nin AB ile entegrasyonu sürecinde
büyük önem taşıyan gelişmeler bir biri ardına yaşanmaya başlandı. Bu
çerçevede, ilk olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 17 Haziran
tarihinde, “İkiz Sözleşmeler” olarak bilinen, “BM Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi” ile “Kültürel Haklar Sözleşmesi”ni onayladı. 1976 yılında yü-
rürlüğe giren ve azınlıklara kendi kültürlerinden yararlanma, dillerini
serbestçe kullanabilme ve “kendi kaderlerini tayin etme” gibi haklar veren
İkiz Sözleşmeler, Türkiye tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde imza-
lanmıştı. Sözleşmeler’de yer alan bazı hususların Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nda öngörülen üniter devlet ilkesini zedeleyeceği yönündeki
eleştirilere karşın ise Hükümet, imza aşamasında Sözleşme’ye toplam
iki çekince ve altı beyan konulduğunu ve bunların, Sözleşme’nin do-
ğurabileceği muhtemel sakıncaları gidermeye yeterli olacağını ifade
ediyordu. Sonuçta Cumhurbaşkanı Sezer, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ile Köşk’te yaptığı görüşmenin ardından, söz konusu Sözleşmeler’i
onaylayarak yürürlüğe soktu.
33
Haziran ayı içinde yaşanan bir diğer önemli gelişme ise, “İnsan Hak-
larının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”ne Ek
6 numaralı Protokol’ün TBMM’ce kabul edilmesiydi. Savaş veya yakın
savaş tehlikesi halleri dışında ölüm cezasının tümüyle yasaklanmasını
öngören ve 28 Nisan 1983’te Strasbourg’da imzalanarak 1 Mart 1985’te
yürürlüğe giren 6 numaralı Protokol, Türkiye tarafından da 15 Ocak
2003 tarihinde imzalanmıştı. Söz konusu Protokol’ün TBMM’de kabul
32
Beşinci Uyum Yasaları Paketi olarak bilinen düzenlemenin tam metni için bkz., 4793
sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, RG, 04.02.2003, S.
25014. Pakette yer alan düzenlemelerin daha ayrıntılı bir incelemesi için bkz., Gö-
nenç-Ergül-Kontacı, a.g.e., s. 131.
33
4867 sayılı “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile 4868 sayılı “Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun” için bkz., RG, 18.06.2003, S. 25142.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
129TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
edilmesiyle birlikte, 9 Ağustos 2002 tarihinde yürürlüğe giren Üçüncü
Uyum Yasaları Paketi (4771 sayılı Yasa) ile kaldırılan ölüm cezasına
ilişkin son adım da atılmış oldu.
34
İşte, tüm bu “Avrupa yoğun” gündemin arasında TBMM’ye sevk
edilen 6. Uyum Yasaları Paketi, kendisinden önceki 5. Paket’in aksine,
oldukça kapsamlı düzenlemeler içeren bir paket niteliği taşıyordu.
Gerçekten paket kapsamında, “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenil-
mesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” çerçevesinde; Türk Ceza Yasası,
Vakıflar Yasası, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri
Hakkındaki Yasa, Nüfus Yasası, İdari Yargılama Usulü Yasası, Devlet
Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki
Yasa, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Yasa,
İmar Yasası, Sinema Video ve Müzik Eserleri Yasası, Adli Sicil Yasası
ve Terörle Mücadele Yasası’nda bir takım değişiklikler yapılması ön-
görülüyordu.
35
Gündeme getirilen tüm bu değişiklik önerilerinin arasında en fazla
öne çıkanlar ise; Türk vatandaşlarınca günlük yaşamda geleneksel olarak
kullanılan farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayını yapılmasına
olanak sağlanması, Terörle Mücadele Yasası’nın ünlü 8. maddesinin
kaldırılması ve AİHM tarafından, Sözleşme’nin veya ek protokollerin
ihlaline yönelik olarak verilen kararların, bundan böyle idari yargıda da
“yargılamanın yenilenmesi” sebebi sayılması olarak sıralanıyordu. Paket’te
yer alan bir diğer ilginç düzenleme de, Türkiye’de yapılacak seçimlerde
yabancı gözlemcilerin bulunmasına olanak sağlayan “Avrupa Güvenlik
ve İşbirliği Teşkilatı Sözleşmesi” hükmünün kanun haline getirilmesiydi.
CHP’nin bu öneriye, Hollanda hariç olmak üzere AB üyesi ülkelerde
bile bu düzenlemenin ayrı bir iç hukuk normu haline getirilmediği
gerekçesiyle karşı çıkması üzerine, madde, Genel Kurul’da verilen bir
önergeyle paketten çıkarıldı. Paket’in Meclis gündemine gelmesinden
önce geri adım atılan son bir ilginç husus da, “apartmanlarda mescit açıl-
ması” olarak isimlendirilen düzenlemeydi. Söz konusu düzenleme ile,
İmar Yasası ve ilgili diğer mevzuatta gerekli değişiklikler yapılarak,
34
Bkz., 4913 sayılı “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Temel Özgürlük-
leri Koruma Avrupa Sözleşmesine Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Ek 6 No’lu
Protokol’ün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun”, RG, 01.07.2003,
S. 25155.
35
Bkz., “Belgenet” Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
mesken olarak kullanılan yerleşim yerlerinde ibadethane açılmasına
olanak sağlanması amaçlanıyordu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise,
özellikle Alanya’ya yerleşen ve sayıları on bini geçen Almanlar’ın,
mevzuat nedeniyle kilise açamadıklarını ve bu sebeple de, kendi bu-
lundukları binalarda kilise yapmak yoluna gittiklerini belirterek, son
anda paketten çıkarılan düzenlemeyi; “Bizim yaptığımız düzenleme, bu fiili
durumu yasal hale getirmekti. Ancak bu konu yanlış yorumlandı.” sözleriyle
savunuyordu.
36
Ne var ki, bütün bu tartışmaların ardından TBMM’ye sevk edilen
ve TBMM’nin 19 Temmuz tarihli birleşiminde büyük çoğunlukla kabul
edilen paket, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, 30 Haziran tarihinde, 19
ve 21. maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM Başkanlığı’na
geri gönderildi. Geri gönderilen Paket’in veto edilen 19. maddesi, Terörle
Mücadele Yasası’nın 8. maddesini yürürlükten kaldırırken; 21. maddesi
de, anılan maddeye göre açılmış olan ve halihazırda görülmekte olan
davaların ne şekilde sonuçlandırılacağını düzenliyordu. Sezer, geri
gönderme gerekçesinde, Türk Ceza Yasası’nın (TCY) Devlet’in ülkesi
ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik örgütlenme ve propagan-
da eylemlerini cezalandıran 141, 142 ve 163. maddelerinin yürürlükten
kaldırılmasıyla doğan hukuksal boşluğun, 3713 sayılı Terörle Mücadele
Yasası’nın 7 ve 8. maddeleriyle doldurulduğunu ve bu maddenin kal-
dırılmasıyla doğacak boşluğu doldurmak amacıyla, TCY’nin (kaldırılan
maddeden daha ağır bir ceza öngören) 311 ve 312. maddelerinin uygu-
lanmasının da yeterli olmayacağını vurguluyordu. Sezer, bu maddenin
tümüyle kaldırılmak yerine “daraltılarak uluslararası hukuka uygun hale
getirilmesinin” daha doğru olacağını savunuyordu.
37
Bu vetoya karşın Hükümet, muhalefetin de desteğini alarak, söz
konusu maddeleri TBMM’nin 10 Temmuz 2003 tarihli birleşiminde bir
kez daha görüşerek kabul etti ve 4928 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun”, 19 Temmuz tarihli Resmi Gazete’de yayımla-
narak yürürlüğe girdi.
38
36
Cumhuriyet, 3 Haziran 2003.
37
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in geri gönderilme gerekçesinin tam metni
için bkz., Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
38
RG, 19:07. 2003, S. 25173.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
131TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Oldukça tartışma yaratan bu paket, AB’ye uyum kapsamında çıka-
rılan son paket de olmadı. Gerçekten, daha 6. Uyum Yasaları Paketi’nin
görüşülmekte olduğu günlerde, Hükümet çevrelerinden 7. bir paketin
daha hazırlanmakta olduğu yönünde sinyaller geliyordu.
39
Üstelik, bu
pakette, MGK ve Genelkurmay Başkanlığı’nın sistem içindeki rolünün
azaltılması ile, askeri harcamaların Sayıştay denetimine açılması gibi
“hassas” konuların da yer alacağından söz ediliyordu.
40
Bu tartışmala-
ra bağlı olarak, muhalefetin tavrı ve konuyla ilgili yaklaşımı da daha
faklı olacak gibi görünüyordu. Gerçekten, CHP Lideri Deniz Baykal,
Radikal’den Murat Yetkin ve Dünden Bugüne Tercüman’dan Mehmet
Gündem ile yaptığı röportajda; Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine
başlamak için gerekli olan hukukî düzenlemelerin tümünü yaptığını ve
içeriği belirsiz yeni bir pakete daha ihtiyaç duyulmadığını belirtiyor-
du.
41
Türkiye’nin mevcut yasal düzenlemelerle Kopenhag kriterlerini
karşıladığını dile getiren Baykal, Hükümet’in “AB maskesi” altında
kendi sorunlarını çözmeyi amaçladığı yönünde kuşkular olduğuna
dikkat çekiyordu.
42
Bütün bu tartışmaların eşliğinde 23 Temmuz 2003’te TBMM’ye sevk
edilen Tasarı; Türk Ceza Yasası, Dernekler Yasası, Ceza Muhakemeleri
Usulü Yasası, Sayıştay Yasası, Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası,
Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşları’na Farklı Dil ve
Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkındaki Yasa, Vakıflar Genel Müdürlü-
ğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname,
Terörle Mücadele Yasası, Türk Medeni Yasası ve Askeri Mahkemeleri
Kuruluş ve Yargılama Usulleri Yasası’nın çeşitli maddelerinde değişik-
likler öngörüyordu.
43
39
Zaman, 21 Mayıs 2003.
40
Cumhuriyet, 18 Haziran 2003.
41
Radikal, 24 Haziran 2003; Dünden Bugüne Tercüman, 24 Haziran 2003.
42
Baykal, benzer nitelikteki görüşlerini, daha önce Partisi’nin 10 Haziran 2005 tarihli
grup toplantısında da dile getirmişti. Baykal, anılan toplantıda; “AB zırhı altında,
AB dokunulmazlığı altında bazı taleplerinizi, “AB talebi” diye geçirmeye çalışmanız
uygun düşmüyor. İktidara sürekli olarak ‘net olun’ diyorum. Daima kaypak, örtülü
bir konumdalar. Pakette, daha önce olduğunu açıkladıkları bazı düzenlemelerin
olmayacağı anlaşılıyor.” şeklinde konuşuyordu (Cumhuriyet, 11 Haziran 2003).
43
Bkz., “Belgenet” Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Öngörülen bütün bu değişikliklerin arasında en çok göze çarpan
değişikler ise; MGK’nin yapısı ve görevleriyle ilgili değişikliklerdi. Bu
kapsamda, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin bundan böyle
siviller arasından da atanmasına olanak sağlanıyor ve Kurul’un gö-
revleri yeniden tarif ediliyordu. Bu yeni tarif çerçevesinde, mevcut
düzenlemede on fıkraya yayılmış bir biçimde ayrıntılı olarak sayılan
MGK Genel Sekreterliği’nin görev ve yetkileri, Tasarı’da: “a) Milli
Güvenlik Kurulu’nun sekreterlik hizmetlerini yürütür, b) Milli Güvenlik
Kurulu’nca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir.” şeklinde iki fık-
raya indirgeniyordu. Ayrıca Tasarı ile, MGK’nin her ay yerine iki ayda
bir toplanmasının da önü açılıyordu. Bunun dışında, Tasarı ile dernek
kurma özgürlüğünün kapsamı önemli ölçüde genişletilirken, TCY’nin
159. maddesinin son fıkrasına eklenen “Tahkir, tezyif ve sövme kastı bu-
lunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan düşünce açıklamaları cezayı
gerektirmez.” hükmüyle de, düşünceyi açıklama hürriyetinin kapsamı-
nın genişletilmesi amaçlanıyordu. Bütün bunlara ek olarak, Tasarı ile,
TBMM’nin bütçeyi denetleme yetkisi de güçlendiriliyordu. Bu amaçla
832 sayılı Sayıştay Kanunu’na eklenen bir madde ile; TBMM’nin talebi
üzerine, Sayıştay’ın denetimine tabi olup olmadığına bakılmaksızın,
kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili (Cumhurbaşkanlığı hariç) her
alandaki hesap ve işlemlerin incelenebileceği, giderlerin harcamadan
önce vizeye tabi tutulabileceği ve denetim sonuçlarının ilgili ihtisas ko-
misyonlarınca değerlendirilmek üzere TBMM Başkanlığı’na sunulacağı
hükme bağlanıyordu.
Söz konusu paket kapsamında özellikle MGK Genel Sekreterliği
konusunda yapılan düzenlemeler, farklı tepkilere neden oldu. Örneğin;
DSP Genel Sekreteri Süleyman Yağız; “MGK, askerlerle siviller arasında
emniyet supabıdır. MGK’nin etkisizleştirilmesi son derece tehlikelidir.” Der-
ken,
44
Tasarı’nın Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında CHP
İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu “Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaş-
ları Türkiye Cumhuriyeti’ni bir sivil cumhuriyet olarak planlamışlar, bir sivil
cumhuriyet olarak örgütlemişler ve kurmuşlardır.” dedikten sonra; “siyaset, iç
güvenlik birimlerine de bulaştırılmamalıdır.” sözleriyle Tasarı’ya destek ve-
riyordu. Buna karşılık, CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen ise, MGK
hakkındaki düzenlemelerin “AB’nin bir telkininden ziyade, Hükümet’in bu
konuları askerlerle daha seyrek görüşme ihtiyacından ...” kaynaklandığını
44
Cumhuriyet, 30 Ağustos 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
133TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
vurguluyor ve AKP’nin, görünüşteki amacının dışında varolduğu iddia
edilen “diğer amaçlarına” göndermede bulunuyordu.
45
Sonuçta, bütün bu tartışmaların arasında Tasarı, TBMM’nin 30 Tem-
muz 2003 tarihli 113. birleşiminde görüşülerek kabul edildi ve 4963 sayılı
“Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”, Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanarak 8 Ağustos 2003 tarihinde
yürürlüğe girdi.
46
Dokunulmazlıklar ve Meclis içi Denetim Yolları
Dokunulmazlıklar ve Meclis içi denetim yolları meselesi, 2003 ve
2004 yıllarında adından sıkça söz edilen konuların başında yer aldı.
Bilindiği gibi, CHP, daha 2002 seçimlerinden itibaren dokunulmazlıklar
konusunu sürekli gündemde tutmuş ve Hükümet tarafından tartışmaya
açılan her türlü anayasa değişikliği önerisine karşılık, öncelikle dokunul-
mazlıklar sorununun halledilmesi gerektiğini belirtmişti. Buna karşılık
ise Hükümet, genel olarak meseleyi ağırdan alma ve milletvekili do-
kunulmazlıkları konusunu, bir bütün olarak kamu görevlilerinin sahip
olduğu ayrıcalıklar konusu ile iç içe değerlendirme eğiliminde olmuştu.
Hükümet’in bu tavrının en net ifadesi ise, bizzat Başbakan Erdoğan
tarafından ortaya konulmuş ve 24 Kasım 2002’de CNN Türk’te yayın-
lanan “Cafe Siyaset” programında Murat Yetkin ve Mete Belovacıklı’nın
sorularını yanıtlayan Erdoğan, “milletvekili dokunulmazlıklarının ilk yıl
gündemlerinde olmadığını” belirtmişti.
47
Hükümet’in bu tavrına karşılık CHP’nin ısrarlı muhalefeti, en
sonunda 2003 yılının ortalarında meyvesini verdi. Bu dönemde, CHP
Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ile kırk dört arkadaşı tarafından
verilen ve yasama dokunulmazlığı konusunda bir Meclis Araştırması
Komisyonu kurulmasını öngören teklif, AKP’li milletvekillerinin de
oylarıyla kabul edildi. Ne var ki, AKP’nin verdiği bu “evet” oyunun
arkasında büyük çekinceler de yatmaktaydı. Örneğin; AKP Grup Baş-
kanvekili Haluk İpek, önerge üzerine yaptığı konuşmada, Partisi’nin
söz konusu önergeye destek vereceğini belirtmekle birlikte:
45
Anılan konuşmaların tam metni için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Resmî Internet Sitesi:
46
RG, 07.08.2003, S. 25192.
47
Gönenç-Ergül-Kontacı, a.g.e., s. 132, dpn. 14.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
“Dokunulmazlık müessesesiyle oynamaktaki amaç, AKP’nin üç yüz altmış
beş kişilik meclis gücünü zayıflatıp ülke problemlerini çözmekten alıkoymaksa,
hiç kimse kusura bakmasın, biz bu tuzağa düşmeyiz.”
demekten de geri kalmıyordu.
48
2003 yılının sonuna gelindiğinde ise, bir yıldan uzun bir zamandır
bir türlü toplanamayan TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu,
CHP’nin ısrarlı talepleri üzerine nihayet bir araya gelerek altmış üç
milletvekili hakkında görüşülmeyi bekleyen toplam yüz yedi dokunul-
mazlık dosyasını gündemine aldı. Ne var ki, 12 Kasım 2003 tarihinde
yapılan toplantıdan, dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde bir karar
çıkmadı. Gerçekten, Komisyon Başkanı AKP İstanbul Milletvekili Bur-
han Kuzu ile Komisyon’un AKP’li üyeleri, Haziran ayında kurulmuş
bulunan ve çalışmaları halen devam etmekte olan “Dokunulmazlıkları
Araştırma Komisyonu”nun raporunun beklenmesi gerektiği yönünde bir
tavır ortaya koyunca, Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, yaşanan tüm
sert tartışmalara rağmen milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması
yönünde bir karar alamadan dağıldı.
Bu arada, raporunu açıklaması “merakla” beklenen Dokunulmaz-
lıkları Araştırma Komisyonu da, 10 Aralık 2003 tarihinde çalışmalarını
tamamladı ve Komisyon’un CHP’li üyelerinin tüm itirazlarına rağmen,
Anayasa’nın “Yasama Dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde herhan-
gi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığına karar verdi. Böylece,
AKP’nin, milletvekili dokunulmazlıkları konusunda bir düzenleme
yapmak için “işaret” beklediği Araştırma Komisyonu da, Hükümet’in
bu konudaki genel tavrına son derece uygun bir tutum benimsemiş
oldu.
49
Hükümet’in 2003 yılı boyunca dokunulmazlıklar konusunda
sergilediği bu tavır, 2004 yılında da değişmeden devam etti. 2004 yılında
çeşitli aralıklarla toplanan Meclis Anayasa–Adalet Karma Komisyonu,
CHP’li üyelerin muhalefetine rağmen, dokunulmazlık dosyalarının dö-
nem sonuna ertelenmesine ilişkin kararlar almaya devam etti. Bu ertele-
48
Anılan konuşmaların tam metni için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Resmî Internet Sitesi:
49
“Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve Kırk Dört Arkadaşının Yasama Dokunul-
mazlığı Konusunda, Anayasa’nın 98. İç Tüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Uyarınca
Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergesi ve (10/70) Esas Numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu Raporu” için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî
Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
135TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
me kararlarının, 14 Ocak 2004 tarihinde milletvekili dokunulmazlığına
ilişkin konulan çekinceler kaldırıldıktan sonra kabul edilen “Yolsuzluğa
Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Yasa” ile aynı döneme denk gelmesi ise, tarihin garip bir cilvesi
olarak yorumlandı.
Halihazırda görev yapan milletvekillerinin yargılanması konusunda
sergilenen bu olumsuz tavra karşın AKP Hükümeti, önceki dönemde
görev yapmış olan Başbakan ve Bakanlar hakkında ise çok farklı bir
tutum benimsedi. Gerçekten, 2003 yılının sonlarından başlayarak, 57.
Hükümet Dönemi’nde görev yapmış olan pek çok bakan hakkında
“Meclis Soruşturması” açılmasının gündeme geldiği görüldü.
Bu sürecin ilk adımı, aslında, 7 Ocak 2003 tarihinde, yolsuzluk-
ların sebeplerinin araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulmasıyla başlamıştı. 19 Şubat’ta yaptığı ilk toplantısının ardından
çalışmalarını dört ay boyunca sürdüren Komisyon, 19 Haziran 2003
tarihinde araştırmasını tamamlayarak, hazırladığı 1200 sayfalık raporu
TBMM Başkanlığı’na sundu. Raporda, yirmi beş ayrı bakan hakkında
toplam on altı Soruşturma Komisyonu’na ek olarak, çeşitli konular
hakkında toplam on altı yeni Araştırma Komisyonu kurulması iste-
niyordu.
50
Raporu görüşen AKP Merkez Yürütme Kurulu, hakkında
soruşturma açılması istenen bakanlardan bazıları hakkındaki dosyaları
hukukî açıdan yetersiz buldu ve toplam altı bakan hakkındaki dosyaları
işleme koymaya karar verdi.
Meclis Soruşturması maratonu, 9 Aralık 2003 tarihinde Meclis Genel
Kurulu’nda yapılan oylamada, Eski Başbakan Mesut Yılmaz ile, eski
bakanlardan Hüsamettin Özkan, Güneş Taner, Cumhur Ersümer, Zeki
Çakan ve Recep Önal hakkında verilen soruşturma önergelerinin kabul
edilmesi ve ilgili kişiler hakkında Meclis Soruşturması açılmasına karar
verilmesiyle başladı. Bu kararın üzerinden yaklaşık bir ay geçtikten son-
ra ise, CHP’nin verdiği önergeler sonucunda, bu sefer eski bakanlardan
Koray Aydın ve Yaşar Topçu hakkında Meclis Soruşturması açılmasına
karar verildi.
50
“Yolsuzlukların Sebepleri, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması
Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu
(10/9)” Raporu ve Ekleri için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Internet
Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu arada, Komisyonların çalışmaları sırasında ilginç bazı hukukî
tartışmalar da yaşandı. Bu tartışmaların en ilginçlerinden biri de; kendisi
hakkında kurulmuş bulunan Soruştuma Komisyonu’nda ifade veren
eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın, Avukatı Uğur Alacakaptan
aracılığıyla, kendisi hakkında daha önceden aynı konuda kurulmuş
olan bir soruşturma komisyonu tarafından hazırlanan ve “Yüce Divan’a
sevke gerek yoktur” önerisini içeren raporun Meclis Genel Kurulu’nda
kabul edilmesiyle birlikte, kendisi yönünden “suçun mevcut olmadığı
konusunda kesinleşmiş bir yasama-yargı kararı”nın meydana geldiğini
iddia etmesiydi.
Bütün bu tartışmalar arasında çalışmalarına devam eden Soruştur-
ma Komisyonları, önce eski bakanlardan Hüsamettin Özkan ve Recep
Önal (17 Mayıs 2004), daha sonra Eski başbakan Mesut Yılmaz ve yine
eski bakanlardan Güneş Taner ile (2 Haziran 2004), Cumhur Ersümer
(17 Haziran 2004), Zeki Çakan (17 Haziran 2004), Koray Aydın (16
Temmuz 2004) ve Yaşar Topçu hakkında (19 Ekim 2004) “Yüce Divan’a
sevk” kararları aldılar.
Sırasıyla Meclis Genel Kurulu’na gelen bu kararlardan, önce Hü-
samettin Özkan ve Recep Önal hakkında, Bakanlıkları sırasında Halk-
bank’ı zarara uğratarak görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle
hazırlanan Soruşturma Komisyonu Raporu görüşüldü ve “Yüce Divan’a
Sevk” kararı alındı (15 Haziran 2004). Bunu, “Bakanlığı döneminde görevini
suiistimal ettiği ve yetkilerini aşıp salahiyetlerini amaç dışı kullanarak kanun
ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranıp devlet alım satımına ve yapımına
fesat karıştırarak kamu zararına yol açtığı, ayrıca ihaleye hile karıştırma fiili
ile görevi ihmal eylemi işlediği ...” gerekçesiyle eski bakanlardan Cumhur
Ersümer ile, “Bakanlığı döneminde görevini suiistimal ettiği ve yetkilerini aşıp
salahiyetlerini amaç dışı kullanarak kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı
davranıp devlet alım satımına ve yapımına fesat karıştırarak kamu zararına
yol açtığı ...” gerekçesiyle yine eski bakanlardan Zeki Çakan hakkında
verilen “Yüce Divan’a sevk” kararları takip etti (13 Temmuz 2004). Aynı
gün yapılan bir diğer oylamada ise, Meclis Genel Kurulu, eski başbakan
Mesut yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Taner’i, Türkbank ihalesine
fesat karıştırdıkları gerekçesiyle Yüce Divan’a sevk etti.
51
51
Bu noktada akıllarda kalan bir diğer ilginç husus da, AKP Hükümeti’nin, önceki
hükümetler döneminde görev yapan bakanların yargılanması konusunda sergi-
lediği bu tutumu, kendi bakanları konusunda sergilemekten kaçınmış olmasıydı.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
137TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Ne var ki, bu sırada hiç beklenmeyen bir gelişme yaşandı. Anayasa
Mahkemesi, Recep Önal ve Hüsamettin Özkan’ın Yüce Divan’a sevkini
öngören Meclis kararı ile Mesut Yılmaz ve Güneş Taner’in Yüce Di-
van’a sevkini öngören Meclis kararını, tüm sanıklar hakkında ayrı ayrı
oylama yapılması gerekirken ikişerli gruplar halinde oylama yapıldığı
gerekçesiyle TBMM’ye iade etti. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi’nin bu
kararı da eleştirilmekten kurtulamadı. Basında, Anayasa Mahkemesi’nin
de bu kararları alırken bazı usul hataları yaptığı yönünde görüşler yer
aldı. Bu kapsamda ilk olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na
(CMUK) göre yapılan Yüce Divan yargılamalarında, CMUK m. 31
uyarınca Yargıtay Başsavcılığı’nın dosyayla ilgili görüşü alınmadan
evrak üzerinden karar verilemeyeceğini, bu yüzden de başsavcılığın
görüşünü almaksızın iade kararı verilmesinin hatalı olduğu belirtildi. Bu
konuda dile getirilen bir diğer eleştiri de; CMUK’ta “iddianamenin reddi”
gibi bir kavramın bulunmamasının ışığında, Anayasa Mahkemesi’nin,
dosyalardaki eksikliğin giderilmesi için duruşma açarak “durma” kara-
rı vermesi gerektiği ve duruşma yapılmadan verilen iade kararlarının
hatalı olduğuydu.
52
Bütün bu tartışmaların ardından Ekim ayına gelindiğinde, Soruştur-
ma Komisyonu dosyalarının Meclis Genel Kurulu’ndan görüşülmesine
yeniden başlandı. Ancak, bu arada ilginç bir tartışma daha ortaya çıktı:
Hakkında açılan Meclis soruşturması sonucunda Yüce Divan’a sevk
edilen, ancak Anayasa Mahkemesi’nin, sevk işleminin usule uygun ol-
madığı yönündeki kararı sonrasında dosyası TBMM Genel Kurulu’nda
yeniden oylanan eski bakanlardan Recep Önal, Anayasa Mahkeme-
si’nin kararıyla yeni bir hukukî durumun ortaya çıktığını belirterek, bu
oylama öncesinde yeni bir savunma yapmak istediğini bildirdi. Buna
karşın TBMM Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi’nin iade gerekçesinin
son derece açık olduğuna ve bu sebeple, bu aşamadan sonra yeni bir
savunma yapılmasının mümkün olmadığına karar verdi.
53
Bu karar
Gerçekten, Temmuz ayında Pamukova’da meydana gelen ve otuzdan fazla insanın
hayatını kaybettiği “hızlandırılmış tren” kazasıyla ilgili olarak Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesini görüşmek üzere olağanüstü
toplanan Meclis, 4 Ağustos 2004 tarihinde, söz konusu gensoru önergesinin günde-
me alınmasını AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddederken, Meclis içi denetim
yollarının işlerliği tartışmasını bir kez daha su yüzüne çıkarmış oldu.
52
Milliyet, 24 Temmuz 2004.
53
Recep Önal’ın avukatları, aynı konuyu Yüce Divan’daki yargılamanın ilk duruşma-
sında da dile getirdiler. Ancak Mahkeme heyeti, bu itirazları oybirliğiyle reddetti.
Radikal, 9 Şubat 2005.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
üzerine yeniden görüşülmeye başlanan raporlar sonucunda, hakların-
da daha önce alınan Yüce Divan’a sevk kararları Anayasa Mahkemesi
tarafından TBMM’ye iade edilen eski bakanlardan Hüsamettin Özkan
ve Recep Önal ile, eski başbakan Mesut Yılmaz ve eski bakanlardan
Güneş Taner, Meclis Genel Kurulu’nda tekrarlanan oylamalarla bir kez
daha Yüce Divan’a sevk edildiler (26 ve 27 Ekim 2004).
Bu arada, Yüce Divan’a sevk edilen eski bakanlardan Cumhur Er-
sümer, Yüce Divan’a sevkine ilişkin TBMM Kararı’nın iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Anayasa Mahkemesi, 9 Kasım
2004 tarihinde, TBMM tarafından verilen Yüce Divan’a sevk kararları
üzerinde bir denetim yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle, bu başvuruyu
oybirliğiyle reddetti.
54
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından iki gün sonra Meclis Genel
Kurulu’nda yapılan oylamada ise, Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Ko-
ray Aydın Yüce Divan’a sevk edildi. Ancak Aydın, Meclis kürsüsünden
yaptığı savunma sırasında yaşanan tartışmalar ve Meclis Başkanı’nın
kendisine karşı takındığı tutum nedeniyle, “savunma hakkının engellen-
diği” gerekçesiyle konuşmasını yarıda keserek Genel Kurul salonunu
terk etti. Aydın’ın, kendisine verilen süreye rağmen kürsüye dönmemesi
üzerine oylamaya geçildi ve Aydın hakkında Yüce Divan’a sevk kararı
alındı. Bu gelişme üzerine Aydın, “Anayasa’nın 100. maddesi gereğince on
günlük görüşme süresinin son gününde görüşülen rapor hakkındaki sınırsız
süreli konuşma hakkının fiilen sınırlandırıldığı ve engellendiği” ve bunun
da “eylemli bir içtüzük değişikliği” olduğu, ve ayrıca “savunma hakkının
kısıtlandığı” gerekçeleriyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak
Anayasa Mahkemesi, 1 Aralık 2004 tarihinde Aydın’ın bu başvurusu-
nu da reddetti. Sonuçta, 2003 yılının sonlarında başlayan Yüce Divan
maratonu, yaşanan tüm bu tartışmaların ve ses getiren kararların ar-
dından, 11 Kasım 2004 tarihinde Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar
Topçu’nun da Yüce Divan’a sevk edilmesiyle birlikte sona erdi.
Asker Gönderme Tezkereleri
TBBM tarafından sürdürülen yasama faaliyetlerinin büyük bir
bölümünün “yasa” adı altında ve yasaların kabulü için öngörülen sü-
reçlerden geçilerek yapılan işlemlerden oluşmasının doğal bir sonucu
54
Cumhuriyet, 10 Kasım 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
139TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
olarak, yasama alanında yaşanan tartışmaların büyük çoğunluğu da,
çeşitli yasal ve anayasal değişiklikler konusunda ortaya çıkmaktadır.
Bununla birlikte, 2003 ve 2004 yılları içinde yaşanan en büyük tartışma-
lardan birisi, bu kurala aykırı bir biçimde, tipik bir “parlamento kararı”
örneği olan “yabancı ülkelere asker gönderilmesi” konusunda yaşandı.
Bilindiği gibi Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 2002 yılının sonla-
rından itibaren artık iyice yaklaşmaya başlayan Irak müdahalesi önce-
sinde, bu müdahaleyle destek olması amacıyla Türkiye’den ısrarlı talep-
lerde bulunmaya başlamıştı. Tam da bu dönemlerde kurulan Abdullah
Gül Hükümeti de, ABD ile işbirliği konusunda genel olarak olumlu
bir tutum izliyordu. Ne var ki, ufukta görünen Irak Savaşı konusunda
ABD ile daha yakın bir askeri işbirliği ve ittifak içine girmeyi arzulayan
Hükümet’in önünde, aşılması gereken bir “Meclis engeli” vardı. Zira
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 92. maddesi, askeri alanda alınacak
bu tip önemli kararları hükümetlerin yetkisine bırakmıyor; aksine, bu
konuda doğrudan doğruya TBMM’yi yetkili kılıyordu:
“Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Tür-
kiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket
kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı
ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunma-
sına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.”
Konuya Hükümet’in penceresinden bakıldığında, Anayasa’nın 92.
maddesinde öngörülen bu iznin alınması, hem siyasî, hem de hukukî
açıdan pek de kolay görünmüyordu.
Meselenin siyasî boyutları bir tarafa bırakılırsa, Gül Hükümeti’nin
karşı karşıya kaldığı en önemli anayasal sorun, Türkiye’nin Irak’a
asker göndermek ve ABD askerlerinin Türkiye’de bulunmasına izin
vermek için, Meclis’in verebileceği muhtemel bir izin kararı dışında
da bir dayanağa ihtiyaç duyup duymadığıydı. Başka bir ifadeyle, 92.
maddenin ilk cümlesinde yer alan “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı
haller” ibaresi, tartışılan tezkerenin çıkarılması için de gerekli bir şart
mıydı? Zira bu noktada sorun, ABD’nin girişmek üzere olduğu Irak
müdahalesinin, Birleşmiş Milletler (BM) sistemi çerçevesinde alınan bir
kararın desteğinden yoksun olmasından kaynaklanıyordu. Gerçekten
ABD, Irak’a yapmaya hazırlandığı müdahaleyi, tek taraflı olarak ilan
ettiği “önleyici savaş” doktrinine dayandırıyor; ancak bu doktrin, BM
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Antlaşması’nın kurduğu hukuk düzeninin temel prensipleriyle açıkça
çelişiyordu.
55
Buna ek olarak, ABD’nin Afganistan’a müdahalesindeki
NATO işbirliği yükümlülüğünden farklı olarak, Türkiye’nin Irak’a
karşı girişilen savaşta ABD’nin yanında yer almasında dayanak olarak
gösterebileceği hiçbir uluslararası antlaşma da mevcut değildi.
56
Bu soruna ilişkin olarak, ortaya çeşitli görüşler atıldı. Örneğin;
Süheyl Batum, 92. maddenin, “sadece savaş hali ilanını” milletlerara-
sı hukukun meşru saydığı hallerle sınırlandırdığını; buna karşılık,
“TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin
Türkiye’de bulunmasına izin verme”nin, tamamen TBMM’nin takdirine
bırakıldığını savunuyordu.
57
Böyle olunca da, tartışılan tezkerenin bir
“savaş ilanı” değil ama sadece bir “asker gönderme” tezkeresi olmasından
hareketle; ABD’nin Irak müdahalesini destekleyen bir BM Güvenlik
Konseyi kararının varolmayışı, sorun olmaktan çıkarılmış oluyordu.
Buna karşılık muhalefet ve kamuoyunun büyük bir kesimi ise, anılan
müdahalenin uluslararası hukuka aykırı olduğundan hareketle, böyle
bir müdahaleye destek olmak amacıyla Türkiye’nin alacağı her türlü
kararın, “uluslararası meşruiyet”i şart koşan Anayasa’nın 92. maddesine
aykırı olacağını savunuyordu. Bu görüşü en derli toplu biçimde dile
getiren CHP Ankara Milletvekili Önder Sav ise, 1 Mart 2003 tarihinde
TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı si-
lahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulundurulmasına ilişkin tezkerenin temel unsuru,
olmazsa olmaz şartı, bu tezkerede, milletlerarası hukukun meşru saydığı hal
koşulunun var olup olmadığıdır. Uluslararası hukukun meşruluğunu belirtme
yetkisi ne Amerika Birleşik Devletleri’nin ne İngiltere’nin ne de kimilerinin
sandığı gibi Türkiye’nin yetkisindedir. Meşruluğu belirleme yetkisi, bizim de
üyesi olduğumuz BM Güvenlik Konseyi’ne aittir.”
diyordu.
58
Benzer şekilde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, 20
Mart tarihinde Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Sher Afgan Khan’ı kabu-
55
Bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme için bkz., Göztepe, Ece, “Amerika’nın
İkinci Irak Müdahalesinin Uluslararası Hukuk ve Türkiye’nin bu Savaşa Katılımının
Türk Anayasa Hukuku Açısından bir Değerlendirmesi ya da ‘Haklı Savaş’ın Haksızlığı
Üzerine”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. 59, S. 3, s. 82 – 89.
56
Göztepe, a.g.e., s. 92.
57
Batum, Süheyl, “Anayasa Yanlış Yorumlanıyorsa”, Vatan, 27 Şubat 2003.
58
Anılan konuşmanın tam metni için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Inter-
net Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
141TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
lü sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, uluslararası meşruiyet
tartışmaları hakkındaki görüşlerinin sorulması üzerine:
“Görüşlerimde değişiklik yok, bu konuda BM Güvenlik Konseyi’nde Irak ile
ilgili başlayan sürecin sona ermesi gerekirdi. O süreç sona ermeden ABD’nin
tek taraflı bir davranışını doğru bulmuyorum.”
açıklamasını yapıyordu.
59
Hukuk alanında bütün bu tartışmalar sürüp giderken, siyasetin
ve uluslararası ilişkilerin kendine özgü çarkları da, olanca hızıyla dön-
meye devam ediyordu. Ocak ayının sonlarına gelindiğine Gül Hükü-
meti, ABD ile varılması beklenen askeri işbirliği antlaşmasına hazırlık
amacıyla gerekli gördüğü bazı adımların atılması için düğmeye bastı.
Bu kapsamda Hükümet, bir grup ABD’li teknik ve askeri personelin,
askeri üs ve tesisler ile limanlarda çalışmalar yapmak amacıyla üç ay
süreyle Türkiye’de bulunmalarına izin veren bir Tezkere’yi 5 Şubat 2003
tarihinde Meclis Başkanlığı’na sundu. 6 Şubat’ta yapılan gizli oturumda
TBMM Genel Kurulu ”Türkiye’deki Askeri Üs ve Tesisler ile Limanlarda
Gerekli Yenileşme, Geliştirme, İnşaat ve Tevsi Çalışmaları ile Alt Yapı
Faaliyetlerinde Bulunmak Amacıyla, Amerika Birleşik Devletleri’ne
Mensup Teknik ve Askeri Personelin Üç Ay Süreyle Türkiye’de Bu-
lunmasına İzin Verilmesi İlişkin 759 sayılı TBMM Kararı’nı 193’e karşı
üç yüz sekiz oyla kabul etti.
60
Ne var ki, bu Tezkere’nin kabulü, Hükümet’in ihtiyaçlarının
tümüyle karşılanması anlamına gelmiyordu. Gerçekten, o dönemde
henüz milletvekili olmayan Erdoğan, bu Tezkere ile sadece on beş gün
zaman kazanıldığını belirtirken, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise, konuya
çok daha farklı bir açıdan yaklaşıyor ve “1991’de bir koyup üç alacaktık,
ama bir koyamadığımız için bu iş bize 100 milyar dolara patladı. Aynı hataya
düşmemeliyiz.” diyordu.
61
Bu arada, iş çevrelerinden de Hükümeti des-
59
Cumhuriyet, 21 Mart 2003.
60
RG, 07.02.2003, S. 25017.
61
Cumhuriyet, 7 Şubat 2003. Bu dönemde AKP içinde “fire verme” korkusu da iyice
su yüzüne çıkmaya başlamıştı. 1 Mart’ta yapılacak oylama öncesinde yüze yakın oy
kaybedeceği yönünde işaretler alan Hükümet, parti içi denetim mekanizmalarını da
harekete geçirdi. Bu kapsamda, Tezkere’nin Meclis’e gelmesi durumunda olumsuz oy
kullanacağını belirten AKP İstanbul Milletvekili Göksal Küçükali, kesin olarak ihraç
istemiyle tedbirli olarak Grup Disiplin Kurulu’na sevk edildi (Milliyet, 26 Şubat 2003).
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
tekleyen açıklamalar gelmeye devam ediyordu. TÜSİAD Başkanı Tuncay
Özilhan, Türkiye’nin kendi çıkarları için bu savaşın tamamen dışında
kalmaması gerektiğini, istemediği gelişmelerle karşılaşmamak ve süren
krizinin derinleşmesine engel olmak için, asker konuşlandırma ve asker
sevk etme kararı alması gerektiğini belirtiyordu.
62
Bununla birlikte Hü-
kümet, en ciddi destek aradığı yerden ise eli boş döndü. Kritik 1 Mart
oylamasının hemen öncesinde yapılan MGK toplantısında konuyu gün-
deme taşıyan Hükümet, Kurul’dan bu konuda milletvekilleri üzerinde
etkili olacak bir “tavsiye kararı” çıkmasını umuyordu. Ancak MGK’nin
asker üyeleri, bu konudaki yetkinin Meclis’e ait olduğunu belirterek,
Hükümet’in beklediği gibi bir açıklama yapmaktan kaçındılar. Bütün
bu tartışmaların sonunda Hükümet, en sonunda Türkiye’yi doğrudan
doğruya savaşın içine sokacak ikinci tezkereyi de Meclis Başkanlığı’na
sundu. Anılan Tezkere:
“Kapsamı, sınırı ve zamanı Hükümet’çe belirlenecek şekilde,
1. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine ve bu kuv-
vetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına,
2. Uluslararası meşruiyet kuralları çerçevesinde en fazla 62.000 askeri
personelin ve hava unsurları olarak iki elli beş uçak ve altmış beş helikopteri
aşmamak kaydıyla yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının Hükümet’in tespit
edeceği mücavir bölgelerde geçici olarak konuşlandırılmak üzere altı ay sü-
reyle Türkiye’de bulunmasına; bu amaçla Türkiye’ye gelecek yabancı kara
kuvvetlerinden destek unsurları dışındaki muharip unsurların geçici olarak
konuşlandırıldıkları bölgelerden Türkiye dışına intikallerinin en kısa sürede
tamamlanması ve yabancı hava ve deniz kuvvetleri ile özel kuvvetler unsurları-
nın muhtemel bir harekatta kullanılmalarını sağlayacak şekilde konuşlanmaları
ve yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını
üst uçuş amacıyla kullanmaları için gerekli düzenlemelerin yapılmasına; bu
yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’ye gelişiyle ilgili hazırlıkların yürütül-
mesine, Türkiye ülkesinde tabi olacakları statü ve Türk Silahlı Kuvvetleri’yle
işbirliği esas ve usullerine ilişkin düzenlemelerin Hükümet’in belirleyeceği
esaslar çerçevesinde yapılmasına ...”
izin verilmesi talebini içeriyordu.
63
62
Sabah, 28 Şubat 2003.
63
Tezkere metni için bkz., “Belgenet” Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
143TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Söz konusu Tezkere, büyük tartışmalar arasında geldiği TBMM
Genel Kurulu’nda 1 Mart 2003 tarihinde yapılan oylama sonucunda,
oylamaya katılan beş yüz otuz üç milletvekilinden iki yüz ellisinin ret
oyuna karşılık, iki yüz altmış dört milletvekilinin kabul oyunu aldı.
Oylamada on dokuz milletvekili de çekimser oy kullandı. Bu hesaba
göre AKP, oylamada doksandan fazla fire vermiş oluyordu.
Oylamanın asıl sürprizi ise, AKP’nin verdiği bu fireler değildi:
Alınan bu sonuçlar üzerine CHP, Anayasa’nın “TBMM Toplantı ve Karar
Yeter Sayısı” başlıklı 96. maddesinde yer alan; “Anayasa’da başkaca bir hü-
küm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biriyle
toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir ...” hükmüne
dayanarak, Tezkere’nin kabul edilmemiş olduğunu iddia etti. Gerçekten,
anılan hükmün ışığında; toplantıya katılan milletvekillerinin sayısı dik-
kate alındığında, Tezkere’nin en az iki yüz altmış sekiz kabul oyu almış
olması gerekiyordu. Tartışmalar üzerine TBMM Başkanı Bülent Arınç,
danışmanlarıyla konuyu değerlendirmek üzere birleşime yirmi dakika ara
verdi. Bu arada AKP ve CHP Grup Başkanvekilleri ve TBMM Başkanlık
Divanı üyeleriyle bir araya gelen Arınç, sonuçta, Anayasa’nın 96. maddesi
ışığında, oylamaya sunulan Hükümet Tezkeresi’nin Anayasa’nın öngör-
düğü salt çoğunluğa ulaşılamadığını ve kabul edilmediğini açıkladı.
Aslında bu oylamayla birlikte ortaya çıkan temel anayasal sorun;
Meclis Genel Kurulu’nda yapılan oylamalarda kullanılan “çekimser
oyların” nasıl değerlendirileceği sorunuydu. Gerçekten, eğer anılan
oturumda kullanılan on dokuz çekimser oy kabul oylarına eklenirse,
aslında Tezkere, Anayasa’nın öngördüğü sayıya ulaşmış oluyordu. Ne
var ki, Anayasa Mahkemesi, daha önce de benzer konularda verdiği üç
kararında, çekimser oyların kabul oylarına eklenmesine karşı çıkmış ve
bu tür oyların, sonucun hesaplanmasına dahil edilmemesi gerektiğini
belirtmişti.
64
Buradan yola çıkan Meclis Başkanlık Divanı da, oylamanın
sonucunu “Tezkere’nin kabul edilmediği” olarak açıkladı ve Cumhuriyet
tarihinin en kritik kararlarından biri, Anayasa’nın içine saklanmış bir
usul kuralının etkisiyle belirlendi.
64
Gerçekten Anayasa Mahkemesi, yakın zamanda vermiş olduğu üç kararda [Anayol
Hükümeti’nin güvenoyu alması hakkındaki E. 1996/19, K. 1996/13 sayılı karar (RG,
06.06.1996, S. 22658), “Çekiç Güç”ün görev süresinin uzatılması hakkındaki E. 1996/21,
K. 1996/15 sayılı karar (RG, 19.06.1996, S. 22671) ve OHAL uygulamasının uzatılması
hakkındaki E. 1996/20, K. 1996/14 sayılı kararlar (RG, 19.06.1996, S. 22671)], çekimser
oyların çoğunluk oylarına eklenmesini; “yeni bir İçtüzük kuralı oluşturulması” ve
bunun da “Anayasa’nın 96. maddesine aykırı” olması gerekçesiyle iptal etti.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Tezkere oylaması sonrasındaki Türkiye gündemi de, çalkantılarla
doluydu. İlk şoku atlatan Hükümet, konuyu tekrar Meclis gündemi-
ne taşımaya hazırlanırken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi
Özkök’ün Tezkere’nin bir kez daha Meclis’e gönderilmesinin yerinde
olacağına ilişkin açıklamaları da, hükümeti cesaretlendiren bir etken
oldu.
65
Buna karşılık CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, hükümetin
aynı Tezkere’yi tekrar Meclis’e getirme düşüncesine; “Meclis yap boz
tahtası değil.” sözleriyle karşı çıkıyordu.
66
Benzer şekilde, Şubat ayı
sonlarında; “Hükümet’e sesleniyorum: Sizden tezkere değil, 2003 bütçesini
bekliyoruz.” uyarısını yapan Meclis Başkanı Bülent Arınç da; “siyaseten
doğru olan şey, bu tezkerenin tekrar aynı şekilde Meclis’e gelmemesidir.” de-
ğerlendirmesini yapıyordu.
67
Bütün bu çalkantıların arasında Erdoğan, Siirt İli’nde yapılan yeni-
leme seçiminde milletvekili seçildi ve 58. Hükümet’in Başbakan’ı Ab-
dullah Gül’ün istifasının ardından 59. Hükümeti kurarak, başbakanlık
koltuğuna oturdu. Yeni Hükümet’in kuruluşundan dokuz gün sonra
ise, 19 Mart tarihinde, reddedilen Tezkere’ye göre daha dar kapsamlı
üçüncü bir Tezkere Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 20 Mart tarihinde
yapılan oylamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a Gönderilmesine;
Bu Kuvvetlerin Gerektiğinde Belirlenecek Esaslar Dairesinde Kullanılmasına
ve Muhtemel Bir Askeri Harekat Çerçevesinde Yabancı Silahlı Kuvvetlere
Mensup Hava Unsurlarının Türk Hava Sahasını Türk Makamları Tarafından
Belirlenecek Esaslara ve Kurallara Göre Kullanmaları için Gerekli Düzenle-
melerin Yapılmasına, Anayasa’nın 92. Maddesi Uyarınca Altı Ay Süreyle
İzin Verilmesine Dair 763 sayılı TBMM Kararı”, 202 ret oyuna karşılık 332
kabul oyuyla kabul edildi.
68
Bu Tezkere ve 7 Ekim 2003 tarihinde kabul
edilen 4. Tezkere ise, daha ziyade, kapsamlarının belirsizliği nedeniyle
eleştirilere konu oldu. Gerçekten, her iki Tezkere’de de “kuvvetlerin ge-
rektiğinde belirlenecek esaslar çerçevesinde kullanımı” ve “kapsamı, sınırı ve
zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde” gibi ifadeler yer alıyordu.
Bu ifadelerin varlığı ise, Meclis’in, kendi yetkilerini Anayasa’ya aykırı
bir biçimde devretmesi şeklinde yorumlandı.
Sonuçta, Kasım ayına gelindiğinde hükümet, ABD ile yürütülen
karşılıklı görüşmeler neticesinde, Irak’a asker göndermekten vazgeçil-
65
Hürriyet, 5 Şubat 2003.
66
Cumhuriyet, 5 Mart 2003.
67
Sabah, 4 Mart 2003.
68
RG, 21.03.2003, S. 25055.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
145TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
diğini ve Meclis’ten alınan yetkinin kullanılmayacağını açıkladı. Böy-
lece, “Asker gönderme tezkereleri” konusu, sebep olduğu onca Anayasal
sorunun ardından, iddia edildiği gibi Türkiye’nin lehine hiçbir olumlu
kazanım elde edilmeksizin kapanmış oldu.
Tartışılan Yasalar
2003 ve 2004 yıllarında Meclis gündemine gelen pek çok yasa
tasarısı, basında ve kamuoyunda ilgiyle izlendi ve geniş tartışmalara
konu oldu. Bunlar arasında, çalışmanın diğer bölümlerinde de ele alı-
nan uyum yasaları ve orman arazilerinin satışı gibi konularda yaşanan
tartışmalar, kuşkusuz ki önemli bir yer tutuyordu. Ne var ki, değinilen
bütün bu tartışmalara ek olarak, anılan bu iki yıllık zaman zarfında
ortaya atılan diğer pek çok tasarı da, kamuoyunun gündemini uzun
süre meşgul etti.
Bununla birlikte, kanımızca belli bir dönemin “yasama günlüğü”nü
takip ederken üzerinde en fazla durulması gereken yasalar, hemen her
hükümet döneminde karşılaşılabilecek olan ve daha ziyade teknik me-
seleleri konu alan yasalar değil; fakat söz konusu dönemde iktidarda
olan siyasî partinin tercih ve önceliklerini yansıtan girişimler olmalıdır.
İşte bu çerçeveden hareketle, geçtiğimiz iki yıl boyunca Türkiye’nin bu
alanda yaşadığı çatışmaları en iyi karakterize eden yasama faaliyetleri-
nin, daha ziyade AKP Hükümeti’nin İslamî referanslarına göndermede
bulunan ve Hükümet ile bürokrasiyi ve toplumun çeşitli kesimlerini kar-
şı karşıya getiren taslaklar ekseninde belirginleştiğini düşünmekteyiz.
Dolayısıyla, bu başlık altında, yukarıda değindiğimiz çatışma
eksenini en iyi biçimde yansıttığını düşündüğümüz YÖK Yasası’nın
değiştirilmesi konusunda yaşanan tartışmalara değinecek ve bir “pro-
totip” olan bu tartışmanın, 2003 ve 2004 yıllarının “yasama günlüğü”nü
oluşturan tartışmaları çözümlemek için referans noktası olarak alına-
bileceğini savunacağız.
YÖK, ilk defa 4 Kasım 1981 tarihinde kabul edilen 2547 sayılı
Yükseköğretim Yasası’nın 6. vd. maddeleriyle hukuk hayatına girmiş,
yaklaşık bir yıl sonra yapılan halkoylamasıyla kabul edilen Anayasa’nın
131. maddesiyle de anayasal konuma ve güvenceye kavuşturulmuştur.
Kurul, o tarihten günümüze uzanan süreçte, çeşitli kesimler tarafından
sıklıkla eleştirilen organların başında gelmiş ve aşırı merkeziyetçi yapısı
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ile akademik hayata olan olumsuz etkileri üzerinde durulmuştur. 1982
Anayasası’nın öngördüğü sistemin “kilit” aktörlerinden biri olarak da
değerlendirilebilecek olan Kurul, yirmi yıldan uzun bir zaman boyunca
neredeyse tüm siyasî partilerin değişiklik gündeminde yer almış olma-
sına karşın, varlığını ve temel yapısını günümüze kadar değiştirmeden
sürdürmeyi başarmıştır.
Kurul, özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren, Türkiye’de
etkisi giderek artan İslamî akımlar ve bunların üniversitelere olan
yansımaları karşısında kararlılıkla mücadele etmiş ve üniversitelerin
çağdaş kimliğinden kopmaması için büyük çaba harcamıştır. Ne var ki,
bütün bu süreç boyunca Kurul, özelikle türban konusu ve imam hatip
liseleri meselesi başta olmak üzere İslamî çevreler tarafından simge
haline getirilen pek çok konudaki tutumuyla büyük tepki çekmiş ve
kendisine karşı geleneksel olarak eleştirel bir tavır alan kesimlere ek
olarak, muhafazakar sağın da hedef tahtası olmuştur. İşte bütün bu sü-
recin ardından, 2002 yılının Kasım ayında AKP’nin iktidara gelmesiyle
birlikte ise YÖK, kendisi hakkında yürütülen tartışmaların bambaşka
bir boyuta taşındığı yeni bir sürece girmiştir.
AK Parti iktidarı döneminde YÖK hakkında yürütülen tartışmalar,
daha 2003 yılının hemen başlarında, Erkan Mumcu’nun Millî Eğitim
Bakanlığı döneminde başladı. Hükümet çevreleri, öncelikli gündem
maddelerinden biri olarak ilan ettikleri bu konuda yürüttükleri çalış-
malarının temel çerçevesini; YÖK’ün işlevlerinin yeniden düzenlenmesi
ve Kurul’un, bir planlama, eşgüdüm ve akreditasyon birimi olarak yeni-
den yapılandırılması olarak belirledi. Bu kapsamda, YÖK’ün Üniversite
Rektörleri’nin atanmasına ilişkin yetkileri başta olmak üzere pek çok
yetkisinin sınırlandırılması veya kaldırılması öngörülüyordu. Bu amaçla
Millî Eğitim Bakanlığı, kendi internet sitesi başta olmak üzere pek çok
yerde konuya ilişkin duyurular yaparak, ilgililerin görüş ve önerilerini
toplamaya başladı. Ne var ki, Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu tutumu da,
üniversite çevrelerinde büyük eleştirilere konu oldu. Örneğin; döne-
min YÖK Başkanı Kemal Gürüz başkanlığında İstanbul’da toplanan
“Türk Üniversiteleri Rektörler Komitesi”, 5 Şubat 2003 tarihinde yetmiş
yedi üniversite rektörünün katılımıyla yayımladığı bildiride; özellikle
konunun internet ortamında bir “sohbet odası” havasında toplanan gö-
rüşler eşliğinde tartışılıyor olmasını eleştiriliyor ve:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
147TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
“... soruna indirgemeci bir tavırla yaklaş(ıl)ması; rastgele alınan yirmi
bin mesajla on beş milyonluk bir sistemi temsil etmeye niyetlen(il)mesi endişe
vericidir.” açıklamasını yapıyordu.
69
Bütün bu eleştirilere karşın, Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu,
18 Şubat tarihinde düzenlediği basın toplantısında, hazırlanan taslağı
kamuoyuna açıkladı ve “Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulu” (YEK) adı al-
tında yeni bir örgütlenme modelini getirmeyi amaçladıklarını belirtti.
Bu yeni modelde, YÖK’ün elinde bulunan; üniversiteleri düzenlemek,
yönetmek, denetlemek ve akademik faaliyetleri yönlendirmek yetkileri
Üniversitelerarası Kurul’a devrediliyor ve geriye kalan sınırlı yetkilerin
de YEK tarafından kullanılması öngörülüyordu.
70
Bu arada Gül Hükümeti’nin istifası ve Erdoğan Hükümeti’nin kurul-
masıyla birlikte, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu Kültür Bakanlığı’na
kaydırılırken, Kültür Bakanı Hüseyin Çelik de Millî Eğitim Bakanlığı’na
getirildi. Bu değişikliğin, YÖK tartışmalarıyla hedef haline gelen Erkan
Mumcu’yu gözlerden uzak tutmak ve “yeni bir yüzle” konuyu unutturmak
amacıyla yapıldığını düşünenler, kısa bir süre sonra ciddi bir biçimde
yanıldıklarını anladılar. Zira Erdoğan Hükümeti’nin kurulmasıyla birlikte
konuyla ilgili tartışmalar, çok daha ileri boyutlara taşınacaktı.
Gerçekten, Nisan ayına gelindiğinde Hükümet, yaklaşmakta olan
Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) öncesinde, yükseköğretime geçiş sistemi ko-
nusundaki çalışmalarına hız verdi. Haziran ayının başlarında ise AKP’nin
birinci önceliğinin ÖSS’de meslek lisesi mezunlarına uygulanan farklı
katsayıları değiştirmek ve imam hatip liselerinin önünü açmak olduğu
iyice su yüzüne çıktı. Bu gelişmelere karşı en sert tepkiyi gösteren YÖK
Başkanı Kemal Gürüz:
69
Cumhuriyet, 6 Şubat 2003.
70
Sabah, 19 Şubat 2003. Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu Taslak, kamuoyunda
farklı tepkilere yol açtı. Örneğin; ODTÜ, Gazi, Hacettepe, İnönü, On Dokuz Mayıs,
Trakya, Atatürk, Erciyes, Kocaeli ve Dokuz Eylül Üniversiteleri’nin Rektörleri, Mart
ayı başlarında Cumhurbaşkanı Sezer ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç’ı
ziyaret ederek konuyla ilgili tepkilerini dile getirirken; AKP çizgisine aykırı görüş-
leriyle bilinen Prof. Dr. Toktamış Ateş ise, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısında,
basına açıklanan taslakla ilgili çeşitli eleştirilerini dile getirdikten sonra; “... YEK’i
getiren ve üniversitelerdeki alt birimlerin tüzelkişiliğini canlandıran ve üniversite
hocasına itibarını geri verecek gibi görünen bu taslağın, mevcut yasadan çok daha
iyi olduğunu düşünüyorum.” diyordu (Toktamış Ateş, “YÖK (YEK) Taslağı...”,
Cumhuriyet, 15 Mart 2003).
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
“Cumhuriyeti’nin en temel vasfı laikliktir. Türkiye’de iki kulvarda eğitim
sistemi olamaz. Hepsi laik Türk Devleti ve Milleti’ne, Batı’ya dönük sistemler
olacaktır.”
derken, Hükümet’in Meclis’te üç yüz altmış beş milletvekiline sahip
olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle noktalıyordu:
“Hiç lamı cimi yok. Buyursunlar ne yapacaklarsa yapsınlar; demokrasi bu
... Ama sonuçlarına hep beraber katlanırız. Memleketin sanayîsi de katlanır,
ticareti de katlanır, toplumu da katlanır.”
Gürüz’ün bu açıklamalarına karşı yanıt ise bizzat Millî Eğitim Ba-
kanı Hüseyin Çelik’ten geldi. Çelik:
“Anlaşılıyor ki sayın Gürüz, bizim nezaketimizi ve sahip olduğumuz
terbiyeyi zaaf olarak telakki etmiş olmalı ki, bu konuda sınır tanımıyor.”
diyordu.
71
Taraflar arasında yaşanan tüm bu sert tartışmalar devam ederken,
bir yandan da Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, konuyu düzenleyen
yeni bir taslağı kamuoyuna açıkladı. Ne var ki, 19 Ağustos tarihinde Prof.
Dr. Ayhan Alkış başkanlığında Ankara’da toplanan Üniversitelerarası
Kurul’da, yetmiş yedi devlet ve vakıf üniversitesinin katılımıyla hazır-
lanan ortak bildiride, Çelik tarafından hazırlanan “Yükseköğretim Yasa
Taslağı”nı “kabul edilemez” ve “üstünde çalışılamaz” olarak nitelendirildi.
Ancak, bu açıklamaya karşın Hükümet’in, ilginç bir biçimde, konuyla
ilgili çalışmalarını YÖK’ten ziyade Üniversitelerarası Kurul’u muhatap
alarak sürdürmeyi amaçladığı gözleniyordu. Başlangıçta Üniversite-
lerarası Kurul’un da iyi niyetle karşıladığı bu girişim,
72
Ekim ayında
Hükümet’in imam hatip liseleriyle ilgili tek maddelik bir yasa tasarısını
Meclis’e sevk etmesiyle birlikte koptu.
Hükümet’in bu kararıyla birlikte, YÖK tartışmaları nihayet Meclis
çatışı altına da taşınmış oldu. Anılan tek maddelik tasarı, TÜSİAD’tan
73
71
Cumhuriyet, 21 Haziran 2003.
72
Örneğin, bkz., Kurul Başkanı Prof. Dr. Ayhan Alkış’ın Radikal Gazetesi’nde yer alan
açıklamaları: Radikal, 29 Ağustos 2003.
73
“Hükümet’in, YÖK Yasa Tasarısı’nı, kamuoyundan gelen istekler doğrultusunda,
Üniversitelerarası Kurul ile bir diyalog içinde ele alma yoluna gitmesi memnuniyet
verici olmuştur. Yükseköğretime girişte esas alınacak hususları düzenleyen kanun
tasarılarının da aceleye getirilmemesi ve eğitim-öğretim kurumları, sivil toplum
kuruluşları, öğrenciler ve ilgili tüm kesimlerce kamuoyunda tartışılmasına fırsat
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
149TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Genelkurmay Başkanlığı’na,
74
üniversite rektörlerinden Cumhurbaşka-
nı’na kadar pek çok kesimden gelen eleştirilerle karşılaştı. Bütün bu
eleştiriler üzerine Hükümet, en sonunda 16 Ekim tarihinde geri adım
atmaya karar verdi ve Tasarı, 16 Ekim tarihinde toplanan Millî Eğitim
Komisyonu’nda “Alt Komisyon’a havale edilerek” uyumaya terk edildi.
Ne var ki YÖK tartışmaları, 2004 yılının ortalarına gelindiğinde, bir
kez daha ülkenin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. 3 Mayıs
2004 tarihinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında gazete-
cilere bir açıklama yapan Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil
Çiçek, geniş kapsamlı bir YÖK Tasarısı’nın daha sonra hazırlanacağını,
ancak 8-10 maddelik bir tasarının acil olarak Meclis’e sevk edileceğini
söyledi.
75
Gerçekten, bu açıklamanın ardından hemen Meclis’e sevk edilen Ta-
sarı, 5 Mayıs’ta, sert tartışmaların arasında Meclis Milî Eğitim Komisyo-
nu’nda kabul edildi. AK Parti’li milletvekillerinin bu konudaki tutumu,
Komisyon’un CHP’li üyelerinin Komisyon toplantısını terk etmesine
kadar varan tepkilerle karşılaştı. Sonuçta Tasarı, Komisyon’da ufak bazı
değişikliklerin ardından kabul edildi ve Genel Kurul’a gönderildi.
Ancak bu arada, çeşitli kesimlerden sert açıklamalar gelmeye de-
vam ediyordu. Tasarı’nın Komisyon’da kabulünün ardından bir gün
sonra, önce Genelkurmay Başkanlığı’ndan konuya ilişkin sert açıklaması
geldi.
76
Diğer yandan CHP Lideri Baykal, Tasarı’ya ilişkin eleştirileri-
verilerek toplumsal uzlaşma kanallarının açık tutulması gerekir.” Açıklamanın tam
metni için bkz., Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin Resmî Internet Sayfası:
74
“Türkiye için hayati önemi haiz millî eğitim sistemimize ilişkin gelişmelerin, Türk
Silahlı Kuvvetleri tarafından da dikkatle ve yakinen izlenmesi de doğaldır. (...) Türk
Silahlı Kuvvetleri; Anayasa’nın 42. maddesinde de açıkça ifade edildiği gibi, Türki-
ye’de ‘eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim
ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.’ temel ilkesini
yürekten benimsemektedir.” Genelkurmay Başkanlığı’nın 14 Eylül 2003 tarih ve BA-
19/03 sayılı basın açıklamasının tam metni için bkz., Genelkurmay Başkanlığı’nın Res-
mî Internet Sayfası:
75
Milliyet, 4 Mayıs 2004.
76
“1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. maddesi ve 430 sayılı Tevhidi Ted-
risat Kanunu’nun 4. maddesi ile tesis edilen sistemin dışına çıkacak uygulamaların,
söz konusu maddelerin amaçladığı “öğrenim birliği” ve “laik eğitim ilkelerini”
zedeleyeceği açıktır. (...) Hatırlanacağı gibi, 2003 Ekim ayı içersinde, meslek lise -
lerine ilişkin bir Kanun Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş, ancak
kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine gündemden düşürülmüşken, yaklaşık altı ay
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
nin dozunu gittikçe yükseltiyordu: 4 Mayıs tarihinde partisinin grup
toplantısında konuşan Baykal:
“Değerli arkadaşlarım, önce siyasette samimiyet esastır. Lütfen, herkes
açık konuşsun, kimse karnına konuşmasın. Olay, meslek liseleri olayı mıdır,
yoksa başka bir olay mıdır; yani, her olay önemlidir, biz hepsini anlamaya,
dinlemeye hazırız, hepsinin de sorunlarına çare bulmayı da düşününüz;ama,
kimse kimseyi aldatmasın, kimse meslek lisesi kavramının arkasından kendi
arka bahçe kavgasını götürmeye kalkmasın.” diyordu.
77
Bu arada 9 Mayıs’ta CNN TÜRK’te yayınlanan “Kafe Siyaset” prog-
ramına konuk olan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç de; “Amacın
imam hatip liseleri olduğu belli ... Bu konu seçim kampanyaları sırasında dile
getirildi, yapılmak istenen değişiklik meslek liseleri boyutuna taşındı.” diyor-
du.
78
YÖK Başkanı, Genelkurmay Başkanlığı’nın Yasa Tasarısı’na gös-
terdiği sert tepkiyi de yadırgamadığını ve bu tepkinin laiklik açısından
haklı olduğunu vurguluyordu.
79
Sonuçta, 12 Mayıs 2004 Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye
başlanan Tasarı, CHP’nin sert muhalefetine rağmen, on sekiz saatlik
bir yasama maratonunun ardından kabul edildi. Tasarı’nın görüşmeleri
sırasında CHP’li milletvekilleri, Genel Kurul Salonu’nu terk ederek son
oylamaya katılmadılar. Tasarı’nın tümü üzerinde yapılan oylamada ise
metin, iki yüz elli dört oyla kabul edilerek, 5171 sayılı “Yükseköğretim
Kanunu ve Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hak-
kında Kanun” halini aldı.
Ne var ki, Yasa’nın Meclis’te kabul edilmesi, toplumda yaşanan
çalkantıları sona erdirmedi. 14 Mayıs tarihinde Ege bölgesinde bulunan
sekiz üniversiteden 2000’in üzerinde öğretim üyesi İzmir’de bir araya
gelerek, YÖK Yasası’ndaki değişiklikleri “sessiz yürüyüş” ile protesto
sonra, ne değişmiştir ki, aynı kapsamda bir kanun tasarısı, birçok kurum ve kesimin
karşı çıkmasına rağmen yeniden gündeme getirilmiştir. Bu tavrı görmezden gelmek
mümkün değildir. (…) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyet’in demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk devleti nitelikleriyle ilgili düşünceleri ve tavrı dün ne ise bugün
de aynıdır ve yarın da aynı olacaktır. Hiç kimsenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu
düşünce ve tavrı üzerinde şüphe ve yanılgı içinde olması düşünülemez.” Genel-
kurmay Başkanlığı’nın 6 Mayıs 2004 tarih ve BA-07/04 sayılı basın açıklamasının
tam metni için bkz., Genelkurmay Başkanlığı’nın Resmî Internet Sayfası:
77
Anılan konuşmanın tam metni için bkz., “Belgenet” Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
151TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ettiler. Aynı gün düzenlenen bir başka eylem ise, Ankara’da Ankara
Üniversitesi’nin öncülüğünde gerçekleşti. Ankara Üniversitesi Rektör-
lüğü’nden Anıtkabir’e uzanan protesto yürüyüşünde, dört binden fazla
öğretim üyesi bir araya gelerek yeni YÖK Yasası’nın protesto ettiler.
Bu arada Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 19 Mayıs Gençlik
ve Spor Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesajda:
“Ulusal eğitimin sorunlarının çözümlenmesi ve öğretim sisteminin
yeniden yapılandırılması çalışmalarında anayasal ilkeler göz önünde bulun-
durulmalı, öğretim birliği özenle korunmalıdır. Devletin ilgili kurumlarının
laik eğitimin ve öğretim birliği ilkesinin korunması konusunda duyarlılık
göstermeleri zorunludur.”
sözleriyle, YÖK Yasası hakkında veto sinyalleri gönderiyordu.
80
Ger-
çekten de Sezer, 28 Mayıs 2004 tarihinde, 5171 Yasa’nın toplam dört
maddesini bir kez daha görüşülmek üzere TBMM Başkanlığı’na geri
gönderdiğini açıkladı. Sezer, veto gerekçesinde:
“İmam hatip liselerinin genel lise statüsüne yükseltilmesi ya da bu liseleri
bitirenlerin genel liseleri bitirenler gibi yüksek öğretim hakkından yararlanması,
eğitimin laikleşmesini amaçlayan öğretim birliği ilkesiyle, laiklik ilkesiyle, kısaca
Anayasa’nın, Atatürk ve devrimlerini temel alan ruhu ile bağdaşmamaktadır.”
görüşlerine yer veriyordu.
81
78
Bkz., “CNN Türk.Com” Haber Sitesi:
79
Bu arada YÖK Genel Kurulu da bir açıklama yayınlayarak, Meclis’te kabul edilen
metni şu sözlerle eleştiriyordu: “Hukuki boyutu ile incelendiğinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’ne sunulan Kanun Tasarısı’nın, dar kapsamlı düzenlenmiş olması,
saklı siyasî amacını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu siyasî amaca ulaş-
mak için de, Hükümet, Yükseköğretim Kurulu’nun mevcut kompozisyonunu tasfiye
etmek suretiyle, kendi niyet ve hedeflerine engel olarak gördüğü bir yapıyı ortadan
kaldırmayı planlamaktadır. (...) Öte yandan, hangi ortaöğretim programlarından
mezun olanların, yükseköğretimin hangi programlarına, hangi ölçütler kullanılarak
girebileceği, Anayasa’nın 131. maddesinde Yükseköğretim Kurulu’na münhasır bir
yetki olarak tanınmıştır. Kaldı ki, yükseköğretime öğrenci seçiminin esaslarını belir-
lemek, yükseköğretim sisteminin özerkliğinin bir gereğidir. Ayrıca, “idare tekniğine
ve ihtisasa” ilişkin hususların belirlenmesi, öteden beri idarenin düzenleme alanı
içinde kabul edildiği gibi, bu husus yargı kararlarıyla da açıklıkla ortaya konmuştur.
Bu bakımdan, tasarıda katsayıların yasama organı tarafından düzenlenmiş olması,
bu maddeyi “konu unsuru” açısından sakatlamakta ve dolayısıyla, bu da Anayasaya
aykırılık sorununu gündeme getirmektedir.” Açıklamanın tam metni için bkz., Yük-
seköğretim Kurulu’nun Resmî Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Cumhurbaşkanı’nın bu vetosunun ardından, gözler tekrar Hükü-
met’e çevrildi. 31 Mayıs tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu ve AKP
Merkez Yürütme Kurulu öncesinde, Hükümet’in içinde de, bundan
sonra izlenmesi gereken tavır hakkında görüş ayrılıkları olduğu ko-
nuşuluyordu. Gelen haberlere göre, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener,
Cemil Çiçek ve Murat Başesgioğlu, artık bu konuda daha fazla ısrarcı
olunmaması gerektiğini düşünüyorlardı.
82
Sonuçta, AKP iktidarı, konuyla ilgili gelişmelerin değerlendirdiği
Bakanlar Kurulu ve Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantıları sonra-
sında, YÖK Yasası hakkındaki girişimlerini askıya alma kararı aldı. Ne
var ki Başkan Erdoğan’ın bu kararı içine sindiremediği, Partisi’nin 1
Haziran tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmadan anlaşılıyordu.
Erdoğan, konuşmasında YÖK Yasası’nın Cumhurbaşkanı’nca geri gön-
derilmesiyle ilgili sert açıklamalar yapıyor ve “Kimse millet iradesinin
üzerine çıkmaya çalışmasın” derken, “Azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesi
görülmüş müdür?” sorusuyla da, azınlık – çoğunluk konusundaki bildik
görüşlerini tekrarlıyordu.
83
80
Açıklamanın tam metni için bkz., Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî
Internet Sitesi:
81
Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinin tam metni için bkz., Türkiye Cum-
huriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
82
Bkz., “CNN Türk.Com” Haber Sitesi:
83
Bkz., “CNN Türk.Com” Haber Sitesi: Erdoğan, benzer nitelikteki açıklamaları-
nı, partisinin 11 Mayıs tarihli grup toplantısında da dile getirmiş ve: “Toplumsal
mutabakat, kurum ve kuruluşlar arası mutabakat değildir. Toplumsal mutabakat,
vekaleti veren milletin mutabakatıdır.” dedikten sonra, “Yükseköğretime ilişkin Yasa
Tasarısı, diğer bütün yasa tasarıları gibi aynı demokratik ve hukukî süreçler izlene-
rek Meclis kararıyla şekillenecek bir tasarıdır. Türkiye’de demokratik sistem nasıl
işlemesi gerekiyorsa öyle işleyecek. Parlamenter sistem bütün kurum ve kurallarıyla
yürüyecek. Yükseköğretime ilişkin kanun tasarısı da anayasal düzen ve parlamen-
ter süreçler içinde neticelendirilecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokratik bir
yasama meclisidir. Milli irade, bu yüce Meclis’in çatısı altında tecessüm etmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesi, milletin iradesidir.” demişti (Konuşmanın
tam metni için bkz., “Belgenet” Internet Sitesi: ) Aynı gün Meclis’te yapılan bir başka grup toplantısında
ise, çok daha farklı sesler yükseliyordu. Gerçekten, CHP Lideri Deniz Baykal parti
grubunda yaptığı konuşmada; “Türkiye’de anayasal düzenimiz bir denge anlayışını
yansıtmaktadır, kurumların karşılıklı dengesine dayalı bir anayasal sistemimiz vardır.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
153TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yürütme
Toplumsal yaşamın ortaya çıkardığı sorunlarla günlük ve bire bir
düzeyde yüzleşme ve bunlara çözüm bulma sorumluluğunu üzerinde
taşıyan yürütme, 2003 ve 2004 yıllarında da ilginç tartışmalara sahne
oldu. Bilindiği gibi, 2002 yılı boyunca yürütme alanında yaşanan te-
mel sorunlar, daha ziyade, siyasî iktidarın bir koalisyon hükümeti olan
57. Hükümet dönemindeki parçalanmışlığından ve hükümet içi güç
dengelerinin sürekli değişkenliğinden kaynaklanmıştı.
84
2003 ve 2004
yıllarında ise yürütme alanında yaşanan temel sorunlar, daha ziyade,
“merkez” değerleri temsil eden Cumhurbaşkanı ve asker-sivil bürok-
rasinin bir bölümü ile, genel olarak “çevre” değerlerin taşıyıcısı olarak
görülen AK Parti Hükümeti arasındaki iktidar mücadelesi biçiminde
ortaya çıktı.
85
Anayasal sistemimizin, yürütme organının farklı kanatları
arasında öngördüğü güç ve yetki paylaşımından kaynaklanan sorunlar
da, kısmen bu gerilime eklemlenerek, yürütme alanında yaşanan tar-
tışmaların ikinci boyutunu oluşturdu.
Bu kapsamda, öncelikle yürütmenin ilk kanadı olan Bakanlar
Kurulu’nun 2003 ve 2004 yıllarındaki seyrine bakıldığında, oldukça
hareketli bir manzara ile karşılaşıldığını söylemek mümkündür. Ger-
çekten de 2003 yılı, pek de alışık olunmayan bir biçimde, yıl içinde iki
ayrı hükümetin kurulmasına ve dört ayrı bakanlığın birleştirilerek iki
bakanlık haline getirilmesine sahne oldu. Bütün bunlara ek olarak, yılın
devamında da, bazı bakanların kabinedeki yerlerinin değiştirilmesine,
diğer bazılarınınsa tümüyle kabine dışında kalmasına şahit olundu.
Hükümet’in, bu sistem içinde, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle Anayasa’da kendine özgü
statüsü olan üniversitelerin yetkilerine el uzatması, demokrasi anlayışının gereği-
dir diye kabul edilemez, böyle bir anlayış ilkel bir demokrasi yaklaşımını yansıtır”
dedikten sonra, AKP’nin çeşitli anayasal organlarla girdiği çatışmayı da; Bu, bizim
siyasî hayatımızda çok yaşadığımız bir süreçtir; yani, tartışmalar hep böyle başlar,
hakimlerle tartışırlar, üniversite hocalarıyla tartışırlar, gençlerle tartışırlar, medya ile
tartışırlar ve ondan sonra da giderler. Değerli arkadaşlarım, bu süreç işlemeye başla-
mış gözüküyor” sözleriyle değerlendiriyordu (Konuşmanın tam metni için bkz., “Bel-
genet” Internet Sitesi: )
84
Gönenç-Ergül-Kontacı, a.g.e., s. 133-138.
85
Bu çalışmada kullanıldığı anlamıyla “merkez”; Cumhuriyet’in kuruluşundan beri
devletin temelinde yer alan pozitivist bir bilim ve toplum anlayışı ile, bu anlayışın
siyasî alana yansıması olan ve daha ziyade siyasî seçkinlerin öncülüğünde savunulan
laiklik, üniter devlet yapısı ve genel olarak Cumhuriyet rejimini ifade etmektedir.
Buna karşılık, “çevre” terimi; daha ziyade Anadolu taşrasının kültürünü yansıtan,
alt-orta sınıfların geleneksel değerlerini ön plana alan ve dinsel-milliyetçi yönü ağır
basan muhafazakar bir yaşam tarzına denk düşmektedir.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2002 yılının Kasım ayında yapılan seçimlerin ardından Parlamen-
to’ya birinci parti olarak giren AKP, Türkiye’deki anayasal geleneklere
uygun olarak, hükümeti kurma hakkını da elde etmiş oldu. Buna karşın
AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilme yeterliliğine
sahip olmaması, Başbakan’ın kim olacağı sorusunu gündeme getirdi.
AKP çevreleri, bu soruna çözüm bulabilmek amacıyla çeşitli arayışlar
içine girdiler. Bu kapsamda dile getirilen önerilerin en önemlisi; Anaya-
sa’nın, Başbakan’ın Cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri arasın-
dan atanacağını belirten 109. maddesinin değiştirilmesi ve Başbakan’ın
TBMM dışından da atanabilmesine olanak sağlanmasıydı. Böylece, Baş-
bakan’ın istifa etmesi ve ardından da Cumhurbaşkanı Sezer’in Erdoğan’ı
Başbakan olarak ataması beklenecekti. Ancak bu öneri, kamuoyunda ve
hatta parti içinde bile destek görmedi.
86
Ana Muhalefet Partisi CHP de
böyle bir çözüme karşı çıkıyordu. CHP Lideri Deniz Baykal, dışarıdan
başbakan atanması yolunun parlamenter demokrasiyi zedeleyeceğini
ve parlamenter rejimlerde ancak dışarıdan “bakan” atamasının—o da
çok sınırlı olmak kaydıyla—hoş karşılanabileceğini düşünüyordu.
87
Sonuçta, Cumhurbaşkanı ile yürütülen karşılıklı görüşmelerin ardın-
dan, Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün Hükümet’i kurmakla görevlen-
dirilmesi konusunda, AKP yöneticileri ile Cumhurbaşkanı arasında bir tür
“centilmenler antlaşması”na varıldı. Bütün bu sürecin sonunda ise, Sezer’in
16 Kasım 2002 tarihinde hükümeti kurmakla görevlendirdiği Abdullah
Gül, 18 Kasım’da Bakanlar Kurulu listesini Cumhurbaşkanı’na sunarak,
gereken onayı aldı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti, AKP
Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün Başbakanlığı’nda kurulmuş oldu. 26
Kasım 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada ise Gül
Hükümeti, 516 milletvekilinin katıldığı oylamada yüz yetmiş ret oyuna
karşı üç yüz kırk altı kabul oyu ile güvenoyu aldı.
88
Ne var ki, AKP Kayseri
Milletvekili Abdullah Gül’ün hükümeti kurmakla görevlendirilmesi, çok
partili siyasî hayata geçişten sonraki Türk Parlamento tarihi açısından pek
de alışık olunmayan bir duruma işaret ediyordu. Gerçekten, hükümeti
kurma görevinin Abdullah Gül’e verilmesiyle birlikte, iktidardaki partinin
genel başkanı (Erdoğan) ile partinin Başbakan adayı, Türk demokrasi
tarihinde ikinci kez birbirinden ayrılmış oluyordu.
89
86
Bkz., aşağıda “Seçimler ve Siyasî Partiler” Bölümü.
87
Hürriyet, 9 Kasım 2002.
88
Oylama sonuçları için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
155TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yaklaşık dört ay görevde kalan 58. Hükümet’in istifası ile 59.
Hükümet’in kurulması arasında geçen zaman ise, Türk Parlamento
tarihinde rekor sayılabilecek bir süreye işaret ediyordu. Gerçekten, 11
Mart 2003 tarihinde saatler 15.00’i gösterdiğinde Recep Tayyip Erdoğan,
AKP Siirt Milletvekili sıfatıyla TBMM Genel Kurulu’nda yemin ediyor;
saat 16.00’ya geldiğinde ise 58. Hükümet’in Başbakan’ı Abdullah Gül,
Cumhurbaşkanı’na istifasını sunuyordu. Bu istifanın üzerinden yakla-
şık bir saat geçtikten sonra ise Cumhurbaşkanı Sezer, makamında bu
sefer Erdoğan’ı kabul ediyor ve kendisine hükümeti kurma görevini
veriyordu. Böylece, 14 Mart 2003 tarihinde Bakanlar Kurulu listesinin
Cumhurbaşkanı’na sunulması ve Cumhurbaşkanı’nın, kendisine sunu-
lan listeyi aynı gün onaylamasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nin 59.
Hükümeti kurulmuş oldu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. Hükümeti’nin kuruluş aşamasında,
Bakanlar Kurulu’nun yapısında da önemli değişiklikler meydana geldi.
Bu kapsamda, Erdoğan Kabinesi’ndeki bakanlık sayısı yirmi beşten yirmi
üçe indirilirken, 58. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
olarak görev yapan Ertuğrul Yalçınbayır, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ve
Çevre Bakanı İmdat Sütlüoğlu kabine dışında kaldı. Ayrıca, daha önce dış
ticaretten sorumlu Devlet Bakanı olan Kürşat Tüzmen Çevre Bakanlığı’na,
Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu Kültür Bakanlığı’na ve Kültür Bakanı
Hüseyin Çelik de Milli Eğitim Bakanlığı’na kaydırıldı. 23 Mart tarihinde
yapılan oylamada ise Erdoğan Hükümeti, TBMM Genel Kurulu’nda 512
milletvekilinin katıldığı oylamada yüz altmış iki ret oyuna karşılık üç yüz
elli kabul oyu ile güvenoyu aldı.
90
Oylamada AKP, yirmi bir fire verdi.
Bakanlar Kurulu’nun yapısı üzerinde yapılan değişiklikler, 59. Hü-
kümet’in kuruluşundan sonra da devam etti. Bu çerçevede, ilk olarak
89
Ülkedeki demokratik rejimin kesintiye uğradığı olağanüstü dönemler bir yana bı-
rakılırsa, 1961 ve 1982 Anayasaları döneminde benzer bir durumun yaşandığı ilk
ve tek olay, 20 Şubat 1965’te kurulan ve yaklaşık dokuz ay görevde kalan Ürgüplü
Hükümeti zamanında gerçekleşmiştir. 9. İnönü Hükümeti’nin 1965 yılındaki istifası-
nın ardından, Parlamento’da bir hükmet kurabilecek çoğunluğa sahip tek parti olan
Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Süleyman Demirel o sırada milletvekili olmadığı
için, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Hükümeti kurma görevini Senatör Suat Hayri
Ürgüplü’ye vermişti. Süleyman Demirel ise, kurulan Hükümete TBMM dışından
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atanmıştı. Bkz., Türker Sanal: Türki-
ye’nin Hükümetleri, Sim Matbaacılık, Ankara 1997, s. 147.
90
Oylama sonuçları için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Resmî Internet Sitesi
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
16 Nisan 2003 tarih ve 4848 sayılı Yasa ile, Kültür Bakanlığı ile Turizm
Bakanlığı birleştirilerek “Kültür ve Turizm Bakanlığı” adı altında yeni
bir bakanlık oluşturuldu.
91
Hükümet’in, kültürü yalnızca bir turizm
malzemesinden ibaret gördüğü eleştirileriyle karşılaşan bu değişikliğin
ardından; Turizm Bakanı Erkan Mumcu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na,
Kültür Bakanı Güldal Akşit te, kadından sorumlu Devlet Bakanlığı’na
getirildi. Yıl içinde gerçekleştirilen ikinci değişiklik ise, Çevre Bakanlığı
ile Orman Bakanlığı’nın birleştirilmesi oldu. Söz konusu iki bakanlığın
1 Mayıs 2003 tarih ve 4856 sayılı Yasa ile birleştirilerek “Çevre ve Or-
man Bakanlığı” adını almasının ardından, Orman Bakanı Osman Pepe
Çevre ve Orman Bakanlığı’na, Çevre Bakanı Kürşat Tüzmen de Devlet
Bakanlığı’na getirildi.
92
Çok kısa bir süre görevde kalan 58. Hükümet bir yana bırakılırsa,
59. Hükümet döneminde Bakanlar Kurulu ile yürütmenin diğer kana-
dını oluşturan Cumhurbaşkanı arasında kurulan ilişkileri “sürekli bir
gerilim ilişkisi” olarak tanımlamak mümkündür. Gerçekten, 2003 ve
2004 yıllarında, 1980’ler sonrası Türk siyasetinin kadim tartışma ko-
nusu olan Cumhurbaşkanı’nın yetkileri sorunu yine sıklıkla gündeme
taşınırken; önceki yıllardan farklı olarak, yürütmenin her iki kanadı
arasında yaşanan bu sürtüşmeler, çoğu zaman teknik bir yetki sorunu
olmanın ötesine geçmiş ve temel anayasal değerler üzerinde yaşanan
“sıcak çatışmalar” halini almıştır.
Bu bağlamda, 2003-2004 yılları arasında yürütme organı içinde
yaşanan krizleri; Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında yaşanan yetki
çatışmaları, Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında yaşanan değer ça-
tışmaları, ve son olarak da, Hükümet ile “diğer sistem aktörleri” arasında
yaşanan değer çatışmaları kategorileri içinde incelemek mümkündür.
1. Hükümet ile Cumhurbaşkanı Arasındaki “Yetki” Çatışmaları
Gerek 57. Hükümet, gerekse 2003 yılının hemen başında iktidara
gelen 58. Hükümet döneminde, Hükümet–Cumhurbaşkanı ilişkileri
çerçevesinde 1980’ler sonrası Türk siyasetinin vazgeçilmez tartışma
konusu olan Cumhurbaşkanı’nın yetkileri konusu, yine gündemdeki
91
RG, 29.04.2003, S. 25093.
92
RG, 08.05.2003, S. 25102.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
157TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
yerini korudu. Bu kapsamda, dönem boyunca öne çıkan iki başlık ise;
Cumhurbaşkanı’nın atama yetkileri ile veto yetkisiydi.
Cumhurbaşkanı’nın atama yetkileri kapsamında öncelikle belirtil-
mesi gereken husus, bu kavramla yalnızca, Anayasa’ya göre Cumhur-
başkanı’nın doğrudan doğruya yaptığı atamaların kastedilmediğidir.
Cumhurbaşkanı’nın bu doğrultudaki yetkilerinin de, kapsamı açısından
zaman zaman eleştirildiği bilinmekle birlikte, bu çalışmanın konusunu
oluşturan asıl tartışmalar; “üçlü kararname” olarak bilinen ve ilgili Bakan,
Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nca imzalanarak gerçekleştirilen atamalar
üzerinde yaşandı. Bu noktada Cumhurbaşkanı’nın temel hassasiyeti
ise, özellikle devletin üst kadrolarına yapılan partizanca atamaların
önlenmesi yönünde oldu.
Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında yaşanan atama krizlerinin en
önemlilerinden biri, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Genel
Müdürlüğü’ne aday gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür
ve Sosyal İşler Daire Başkanı Şenol Demiröz’ün atama kararnamesinin,
Cumhurbaşkanı Sezer tarafından tam üç kez geri çevrilmesiydi. Bilin-
diği gibi, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Yasası’nın 05.12.1990
tarih ve 3687 sayılı Yasa’yla değişik 13. maddesinin 1. fıkrasına göre;
TRT Genel Müdürü, Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu’nca önerilen
üç aday arasından, Bakanlar Kurulu kararı ile atanmaktaydı. 13 Nisan
1994 tarih ve 3984 sayılı Yasa ile birlikte ise, daha önceden Radyo ve
Televizyon Yüksek Kurulu tarafından kullanılan bu yetkinin, bundan
böyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından kullanılacağı
karara bağlandı. Ancak daha sonra, 3984 sayılı Yasa’nın, RTÜK’ün oluşu-
munu düzenleyen 6. maddesi, 15 Mayıs 2002 tarihinde, 4756 sayılı Yasa
ile değiştirildi ve daha önce tamamı TBMM tarafından seçilen RTÜK
üyelerinin, bundan böyle TBMM ve Bakanlar Kurulu tarafından (beş ve
dört üye) seçilmesi hükmü getirildi. Aynı Yasa’nın geçici 1. maddesine
göre ise, o tarihten sonra atanacak olan ilk TRT Genel Müdürü’nün, yeni
seçim yöntemine göre oluşturulacak yeni Kurul tarafından seçilmesi
öngörüldü.
Yasa’nın bu açık düzenlemesine rağmen, dönemin TRT Genel
Müdürü Yücel Yener’in istifa etmesi üzerine RTÜK, 28 Ağustos 2003
tarihinde, TRT Genel Müdürlüğü için Bakanlar Kurulu’na sunulacak üç
ismi belirlemek amacıyla bir seçim süreci başlattı. Bu sürecin sonunda,
Bakanlar Kurulu’nun, kendisine sunulan üç isim (Sacettin Gürbüz, Şenol
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Demiröz ve Mustafa Ruhi Şirin) arasından Şenol Demiröz’ü seçip Cum-
hurbaşkanı’na sunmasının ardından ise Sezer, 11 Haziran 2003 tarihinde,
söz konusu kararnameyi Bakanlar Kurulu’na iade etti. Sezer, bu kararına
gerekçe olarak, 4756 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesine göre, TRT’nin
“yeni” Genel Müdür adaylarının, ancak, “yeni” Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu’nca seçilmesinin olanaklı olduğunu gösteriyordu.
93
Sezer’in bu kararının ardından Hükümet, söz konusu Yasa hük-
münü değiştirebilmek için harekete geçti. Bu çerçevede, 22 Temmuz
tarihinde kabul edilen 4951 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 4756 sayılı
Yasa’nın geçici 1. maddesi değiştirildi ve halen görevde bulunan RTÜK
üyelerinin, TRT Genel Müdürü adaylarını seçmesine olanak sağlandı.
94
Ancak, bütün bunlar yaşanırken, bir yandan da adaylardan TRT Haber
Dairesi Başkanı Aydoğan Kılınç, aday belirleme sürecine ilişkin olarak
Ankara 12. İdare Mahkemesi’nde bir iptal davası açtı. Bunun üzerine
Sezer, yeni Yasa ışığında tekrarlanan seçim sürecinin ardından Bakanlar
Kurulu’nca kendisine sunulan ve yine Şenol Demiröz’ün TRT Genel
Müdürlüğü’ne atanmasını öngören kararnameyi dava sonuçlanıncaya
kadar beklemeye aldı. 8 Ekim 2003 tarihinde Mahkeme’nin RTÜK’ün
TRT Genel Müdür adaylarının belirleme kararının yürütmesini durdur-
ması üzerine, Cumhurbaşkanı Sezer, önüne gelen kararnameyi ikinci
kez Hükümet’e iade etti. Ne var ki, Ankara Bölge İdare Mahkemesi de,
davalı RTÜK’ün başvurusu üzerine, Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin
vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararını kaldırdı. Bunun
ardından hemen harekete geçen Hükümet, Demiröz’ün TRT Genel
Müdürlüğü’ne atanması için yeni bir kararname daha hazırlayarak
Cumhurbaşkanlığı’na sundu. Ancak Sezer, bu sefer de 8 Aralık tari-
hinde Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin söz konusu işlemi iptal etmesi
üzerine, kararnameyi üçüncü kez geri gönderdi.
Bütün bu “gönderme–geri gönderme” serüveninin ardından en baştan
başlayan seçim sürecinin sonunda, Şenol Demiröz’ün ismi, Bakanlar
Kurulu’nca, bir kez daha kendisine sunulan adaylar arasından seçilerek
Cumhurbaşkanlığı’na sunuldu. Nihayetinde Sezer, 2004 yılının ilk gün-
lerinde söz konusu atama kararnamesini imzaladı ve Şenol Demiröz,
93
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in; “TRT Kurumu Genel Müdürlüğü’ne yapılan
atamaya ilişkin Bakanlar Kurulu karar taslağının geri gönderilme gerekçesi”nin tam
metni için bkz., Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
94
RG, 29.07.2003, S. 25183.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
159TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
yaklaşık on aylık bir tartışmanın ardından TRT Genel Müdürlüğü’ne
atanmış oldu.
95
AKP Hükümeti’nin atamalar konusunda sergilediği ve hukuk
devleti anlayışı ile bağdaştırılması oldukça güç olan tavrın en çarpıcı
örneği ise, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)
Başkanlığı’na yapılan atama oldu.
Görev süresi 30 Mayıs 2003’te sona erecek olan dönemin TÜBİTAK
Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak, TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından,
görev süresinin dolmasına bir gün kala yeniden Kurul Başkanlığı’na
seçildi. TÜBİTAK Yasası’na göre; Bilim Kurulu tarafından seçilen Baş-
kan’ın, kurumun bağlı olduğu Başbakanlık tarafından, onaylanmak
üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmesi gerekiyordu. Ancak, Baş-
bakan Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Namık Kemal Pak’ın yeniden
Başkan seçilmesine ilişkin bu kararı Cumhurbaşkanlığı’na göndermek
yerine, “beklemeye aldı”. Bu arada, TÜBİTAK Bilim Kurulu’nun haliha-
zırda görev yapan altı üyesinin daha görev süresi, 21 Eylül 2003 tari-
hinde sona erdi. Bunun üzerine TÜBİTAK Bilim Kurulu, Bilim Kurulu
Başkanı’nın seçiminde izlediği yönteme paralel olarak, görev süreleri
dolan altı Bilim Kurulu üyesinin yerine, görev sürelerinin dolmasına bir
gün kala seçim yaptı. Ancak, Bilim Kurulu’nun altı üyesinin seçimine
ilişkin bu karar da, Başbakan Erdoğan tarafından işleme konulmayarak
“beklemeye alındı”.
Bu arada Hükümet, bir yandan da TÜBİTAK Yasası’nı değiştirmek
üzere harekete geçti. Yasa, Başbakan’a “bir defaya mahsus olmak üzere”
TÜBİTAK’taki boş üyeliklere atama yapma hakkı verilmesini öngörü-
yordu.
96
Meclis Genel Kurulu’nda yaşanan büyük tartışmaların ardından
kabul edilen Yasa, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından bir
kez daha görüşülmek üzere TBMM Başkanlığı’na geri gönderildi.
97
95
RG, 09.01.2004, S. 25431.
96
5001 sayılı “Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun” için bkz., Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin Resmî Internet Sitesi:
97
Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinin tam metni için bkz., Türkiye Cum-
huriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Resmî Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Hükümet’in ısrarı üzerine 12 Aralık 2003 tarihinde aynen kabul edilen
Yasa, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yayımlanarak
yürürlüğe girdi.
98
Yasa’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasının hemen ardından, CHP,
ilgili Yasa’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa
Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak, Başbakan Erdoğan’ın da temposunu
düşürmeye hiç niyeti yoktu. Gerçekten Erdoğan, eşine az rastlanır bir
biçimde, Yasa’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasının üzerinden henüz
“saatler” geçmişken, boşalan altı Bilim Kurulu üyeliğine yeni atamalar
yaptı.
Yeni üyelerinin katılımı ile 11 Ocak 2004 tarihinde ilk toplantısını
yapan TÜBİTAK Bilim Kurulu, ilk icraat olarak, bir süreden beri Prof.
Dr. Namık Kemal Pak’a vekaleten Kurum’un başkanlığını yürüten Prof.
Dr. Tuğrul Tankut’un görevine son vererek, Başkan vekilliğine Prof.
Dr. Nüket Yetiş’i atadı. Bunun hemen ardındansa Hükümet, derhal bir
kararname hazırlayarak, Prof. Dr. Nüket Yetiş’in TÜBİTAK Başkan-
lığı’na atanması için Cumhurbaşkanlığı’na sundu. Bu arada Anayasa
Mahkemesi de, 29 Ocak 2004 tarihinde CHP’nin yaptığı başvuruyla ilgili
ilk kararını verdi ve dava konusu Yasa’nın yürürlüğünü durdurdu. Bu
kararın ardından Cumhurbaşkanı Sezer, Prof. Yetiş’in TÜBİTAK Baş-
kanlığı’na atanmasına ilişkin kararnameyi Başbakanlık’a iade etti.
O tarihten bu yana, ortaya çıkan koşullarda bir değişme olmadığı
için aynı konuda Cumhurbaşkanı’nın önüne yeni bir kararname daha
gönderme imkanı bulamayan Hükümet, bu konudaki tavrını ise “Cum-
hurbaşkanı’nın iradesini görmezden gelme” olarak belirledi. Gerçekten, 2004
yılının Ocak ayından, bu makalenin kaleme alındığı tarihe kadarki süre
boyunca Prof. Dr. Nüket Yetiş’ın TÜBİTAK Başkanlığı koltuğunda
oturmaya devam etmesi, hiçbir geçerli hukukî dayanağı olmayan ve
hukuk devleti anlayışı ile de açıkça çelişen bir diğer uygulama olarak
akıllarda kaldı.
99
98
5016 sayılı “Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun” için bkz., RG, 22.12.2003, S.
25345 – Mükerrer.
99
Kapsadığı tarihler itibariyle bu makalenin konusu olmamakla birlikte, Ankara 1.
İdare Mahkemesi’nin, 3 Mayıs 2005 tarihinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın
Prof. Dr. Namık Kemal Pak’ın yeniden kurul başkanlığına seçilmesine ilişkin TÜ-
BİTAK Bilim Kurulu’nun kararını Cumhurbaşkanı’na göndermeyerek, bu makama
Prof. Dr. Nüket Yetiş’i öneren işlemini hukuka aykırı bularak yürütmesini durdur-
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
161TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yukarıda değinilen bütün bu krizlere ek olarak, 2003 ve 2004 yılları
boyunca, Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında pek çok “veto krizi”nin
de yaşandığı görüldü. Kapsamı nedeniyle bu yazıda ayrıntılarıyla ele
alınması mümkün olmayan bu vetolar, “Malî Milat” Yasası’ndan Vergi
Barışı Yasası’na, fakir öğrencilerin özel okullarda okutulması hakkın-
daki yasadan uyum yasalarındaki bazı hükümlere kadar uzanan geniş
bir çerçeveyi kapsıyordu. Bu dönemde Cumhurbaşkanı’nın vetoları
incelendiğinde dikkati çeken ilginç bir nokta da, veto gerekçelerinde,
Anayasa’da yer alan Cumhuriyet’in temel niteliklerine yapılan gönder-
melerin önemli bir ağırlık taşımasıydı.
Hükümet, bu sorunu aşmak için farklı yöntemler denedi. Bu de-
nemelerin en ilginçlerinden biri de, geri gönderilen yasalar ve atama
kararnameleriyle ilgili en sık sorun yaşayan bakanların, Çankaya
Köşkü’ne çıkarak Cumhurbaşkanı ile kişisel olarak uzlaşma arayışına
girmeleriydi. Bu uygulama, 2003 yılın hemen başlarında Adalet Bakanı
Cemil Çiçek, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler tarafından
başlatıldıysa da; bu yöntemle Cumhurbaşkanı’nın tavrında esaslı bir
değişiklik yapılamayacağının anlaşılmasıyla, bu “uzlaşmacı” tavır, yerini
kısa sürede “çatışmacı” bir tavra bıraktı.
Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında yaşanan gerilimler, yuka-
rıda da değinildiği üzere, yalnızca atama ve veto yetkileri konusunda
yaşanan bu tartışmalarla sınırlı kalmadı. Gerçekten, salt anayasal yetki
dağılımından kaynaklanan bu problemlere ek olarak, bir de, yürütmenin
her iki kanadının temsil ettiği farklı değer ve anlayışlardan kaynaklanan
problemler de gündeme geldi.
duğunu belirtmekte de fayda vardır. Mahkeme, yürütmeyi durdurma kararının
gerekçesinde; “TÜBİTAK Başkanlığı’na atanmaya ilişkin zincirleme işlemin ilk
aşamasını oluşturan; Bilim Kurulu’nca Pak’ın seçilmesine ilişkin işlemde 278 sayılı
Yasa hükümlerine aykırılık olduğu yönünde bir tespit bulunmadığı gibi, atamanın
Başbakan tarafından Cumhurbaşkanı’na teklif edilmemesinin de herhangi bir hu-
kukî gerekçeye dayandırılmadığı anlaşılmaktadır.” görüşlerine yer verdi. Üstelik,
Ankara Bölge İdare Mahkemesi de, verilen bu karara karşı yapılan itirazı 9 Haziran
2005 tarihinde reddederek, Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma
kararının haklılığını ortaya koymuş oldu.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Hükümet ile Cumhurbaşkanı Arasındaki “Değer” Çatışmaları
Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasındaki “değer” çatışmalarının 2003
ve 2004 yılları arasında görülen en çarpıcı örneği; 23 Nisan ve 29 Ekim
Resepsiyonları’nda yaşanan “türban” krizi oldu. Anılan resepsiyonlar,
yürütmenin iki kanadını oluşturan Cumhurbaşkanı ve Hükümeti karşı
karşıya getirirken, AKP’nin, sistemdeki “merkez” değerleri temsil eden
aktörler ile olan çatışmasını da bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu bağlamda yaşanan ilk kriz, 2003 yılında 23 Nisan Ulusal Ege-
menlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın ev
sahipliğinde gerçekleştirilecek olan resepsiyon öncesinde ortaya çıktı.
Resepsiyonda, Meclis Başkanı Arınç’ın türbanlı olan eşinin de “ev sahibesi”
sıfatıyla yer alacak olması, büyük tepkilere neden oldu. Buna ek olarak,
Arınç’ın eşiyle birlikte pek çok AKP’li milletvekilinin eşlerinin de davete
türbanlı olarak gelecekleri endişesi, konunun, Cumhuriyet’in değerlerine
simgesel bir “meydan okuma” olarak değerlendirilmesine yol açtı.
Bu değerlendirmelerden hareketle, 23 Nisan tarihi yaklaşırken,
Cumhurbaşkanı’ndan, askerlerden ve Anamuhalefet Partisi’nden
gittikçe artan bir biçimde gelmeye başlayan “katılmama” sinyalleri, en
sonunda Arınç’ın geri adım atmasına ve türbanlı olan eşinin davete
katılmayacağını ve 23 Nisan resepsiyonunda “teamüllere uyulacağını”
açıklamasına neden oldu. Aynı şekilde, Başbakan Recep Tayyip Erdo-
ğan da, davete eşsiz olarak katılacağını açıkladı. Buna rağmen, gündüz
törenlerine tam kadro olarak katılan Cumhurbaşkanı, Anamuhalefet
Partisi ve askerler, akşam yapılan resepsiyonu boykot ettiler. Anayasa
Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ile Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya
da, Meclis Başkanı’nın davetine icabet etmeyenler arasındaydı.
Meclis Başkanı Bülent Arınç, ortaya konulan bu tepkinin kendisi-
ne değil, ama hükümete yönelik bir tepki olduğu söyleyerek durumu
geçiştirmeye çalışırken; Hükümet çevrelerinin konuya yaklaşımı ise
oldukça sert oldu: Başbakan Erdoğan, resepsiyon esnasında bir gazete-
cinin konuyla ilgili sorularını yanıtlarken; “Ulusal egemenliğin bir bayram
olarak kutlandığı bir günde bu bayramı kimsenin bayram olmaktan çıkarmaya
hakkı yoktur. Buna katkısı olanları milletimiz hiçbir zaman affetmeyecektir.”
yorumunu yaparken; AKP Genel Başkanı Dengir Mir Fırat ise, konuyu;
“Bu yapılan TBMM’ye saygısızlıktır. Ben bu durumu 1. Meclis’e tepki olarak
görüyorum.” sözleriyle değerlendirdi.
100
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
163TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Resepsiyon krizinin ikinci ve daha büyük ayağı ise, Cumhurbaş-
kanı Ahmet Necdet Sezer’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen 29 Ekim
Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu sırasında yaşandı. Sezer, kendisinin
ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan resepsiyona türbanlı katılım ko-
nusundaki tavrını, daha en baştan çok net bir biçimde ortaya koydu.
Gerçekten, Sezer’in 20 Ekim’den itibaren göndermeye başladığı dave-
tiyelerin, “eşli” ve “eşsiz” olmak üzere iki türde hazırlandığı görüldü.
Sezer, eşi türbanlı olduğu bilinen AKP Milletvekilleri ile bazı yüksek
yargı organı temsilcilerine eşsiz davetiye göndermişti.
Hükümet’in bu konudaki tepkisi, ilk başta yine çok sert oldu.
Başbakan Erdoğan, “konuyu milletin vicdanına havale ettiğini ...” belirtir-
ken, AKP Afyon Milletvekili Mahmut Koçak ise, tepkisini, Cumhuriyet
Resepsiyonu’na eşiyle katılacağını, kapıdan almazlarsa öyle konuşaca-
ğını söylemeye kadar vardırdı.
101
Sonuçta, Başbakan Erdoğan, davetiyede yer alan durumu “sineye
çekerek”, 29 Ekim akşamı verilen resepsiyona yanında eşi olmaksızın
katıldı. Kabine üyeleri de, resepsiyona, Milli Savunma Bakanı Vecdi
Gönül, Devlet Bakanı Güldal Akşit, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat Başesgioğlu ve Devlet Bakanı Ali Babacan dışında tam kadro ve
beraberlerinde eşleri olmaksızın katıldılar. Resepsiyonla ilgili asıl dikkat
çekici boyut ise, daha önce Çankaya Köşkü’ndeki benzer toplantılara
eşleriyle katılan ve bu sefer de kendilerine eşli davetiye gönderilen Beşir
Atalay, Erkan Mumcu ve Kürşat Tüzmen’in, söz konusu resepsiyona yal-
nız gelmeleriydi. Eşleri türbanlı olduğu için kendilerine eşsiz davetiye
gönderilen Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç ve Sayıştay
Başkanı Mehmet Damar ise, resepsiyona katılmamayı tercih ettiler.
Sezer ise, konuyla ilgili eleştirilere:
“Bu benim şahsi resepsiyonum değil, devletin resepsiyonudur. Devletin
nitelikleri belli. Anayasa’da bunlar aktarılmış. Türkiye Cumhuriyeti laik, de-
mokratik, sosyal hukuk devletidir. Son zamanlarda bu laik niteliklere yönelik
tavırlar sergilenmek istenmektedir. Ben bunlara fırsat vermem.”
sözleriyle
cevap verirken, yaşanan bu krizler, yürütmenin farklı kanatları arasında
ortaya çıkan kırılmaların, basit siyasî çekişmeler olmaktan öte, derin ve
uzlaşmaz ayrılıklara dayandığının altını bir kez daha çiziyordu.
102
100
Radikal, 24 Nisan 2003.
101
Cumhuriyet, 21 Ekim 2003.
102
Radikal, 30 Ekim 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
164TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
3. Hükümet ile Diğer Sistem Aktörleri Arasındaki
“Değer” Çatışmaları
2003 ve 2004 yıllarından akılda kalan bir diğer çatışma ekseni de,
Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında yaşanan değer çatışmalarına
ek olarak, Hükümet ile (silahlı kuvvetler ve yargı başta olmak üzere)
sistemde yer alan “diğer aktörler” arasında yaşanan değer çatışmaları
oldu.
Bu kapsamda, değinilen bu çatışmanın en net biçimde açığa çıktığı
tartışma ise; Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına şerh konulması me-
selesi oldu. Gerçekten, AKP iktidarı, daha göreve geldiği günden itiba-
ren YAŞ kararlarının hukukî statüsü konusundaki muhalefetini çeşitli
platformlarda dile getiriyordu. Örneğin AKP Nevşehir Milletvekili ve
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mehmet Elkat-
mış, 2003 yılının Ocak ayında Nevşehir’de yaptığı bir konuşmada, YAŞ
kararlarına yargı yolunun açılmamasını “yargısız infaz” olarak nitelendi-
riyor ve bunun da en büyük insan hakkı ihlali olduğunu belirtiyordu.
103
Birkaç gün sonra ise, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin, AKP İstanbul İl Başkanlığı’nca düzenlenen “Siyaset Akademisi”nin
ilk dersinde, YAŞ kararlarının yargı denetimine açılmasının tek başına
hükümetin davası olmadığını ve konunun, muhalefetin de desteğiyle,
mutabakat içinde TBMM’den geçirilmesi gerektiğini söylüyordu.
104
Ortaya atılan bütün bu görüşlere rağmen AKP Hükümeti, yıl bo-
yunca bu konuda bir Anayasa değişikliği yapacak siyasî şartları yaka-
layamadı. Buna karşılık hükümet, bu konudaki tepkisini, o güne kadar
pek de alışık olunmayan bir biçimde ortaya koydu.
Hatırlanacağı üzere, 2002 yılının son günlerinde toplanan Yüksek
Askeri Şura, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan bazı personelin
Silahlı Kuvvetlerle olan ilişkisinin kesilmesine karar vermişti. Ne var
ki, bu toplantıya katılan Başbakan Abdullah Gül ve Savunma bakanı
Vecdi Gönül, alınan bu kararları, söz konusu kararların yargı deneti-
mine açılması gerektiği yönünde birer “şerh” koyarak imzalamışlardı.
İşte 2003 yılının hemen başında yürütme alanında yaşanan ilk kriz
103
Sabah, 2 Ocak 2003.
104
“Ayın Tarihi”, TC Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün
Resmî Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
165TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
de, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün konuyla ilgili
açıklamalarıyla şekillendi. Orgeneral Özkök, 8 Ocak 2003 tarihinde
Gazi Orduevi’nde verdiği resepsiyonda yaptığı açıklamada; Başbakan
Abdullah Gül’ün YAŞ kararlarına şerh koymasının “yersiz” ve “irticaya
bulaşanları cesaretlendirici nitelikte” olduğunu söyledi.
105
Bütün bu tartışmalara rağmen, 58. Hükümet’in bu tavrı, Erdoğan
başkanlığında kurulan 59. Hükümet döneminde de devam etti. Ger-
çekten, 2003 yılının ortalarında toplanan Yüksek Askeri Şura sonunda
alınan ihraç kararları da, bu sefer Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından şerh konularak imzalandı.
Kamuoyunda AKP’nin İslamî geçmişiyle ilgili çağrışımlar ekseninde
değerlendirilen bu tavra karşı en sert tepki ise, yine askerlerden geldi.
Örneğin; Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
konuyu:
“YAŞ’ın, kanunun öngördüğü içtüzüğü vardır. İçtüzüğün 24. maddesi,
tüm üyelere muhalefet etme şansı verir. İçtüzüğe ilave olarak, ‘YAŞ kararları
yargı denetimine açık olmadığı için muhalefet ediyorum’ diyerek, Anayasa’nın
bir hükmünü yok kabul etmemiz mümkün değildir.”
sözleriyle değerlendirerek, Hükümet’e karşı olan tepkisini, “Anayasa’yı
görmezden gelme” noktasına kadar ulaştırıyordu.
106
Konuya Hükümet cephesinden bakıldığında ise, farklı bir değer-
lendirme biçiminin mevcut olduğu görülüyordu. Gerçekten de Hükü-
met, bu tavrını, kamuoyunun genellikle algıladığının aksine, irticaya
destek vermek şeklinde değil, bir prensip meselesi olarak savunuyordu.
Hükümet’in bakış açısına göre sorun, Türk SilahlıKuvvetleri’nde ihraç
kararlarının üç farklıyöntemle alınmasından kaynaklanıyordu. Bu yön-
temlerden birincisi; ihraç kararının yalnızca Milli Savunma Bakanı’nın
imzasıyla alınmasıydı. Söz konusu amaca ulaşmak için kullanılan
ikinci yöntem ise; ihraç kararının üçlü kararnameyle (Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’nın imzasıyla) alınmasıydı. Silah-
lı Kuvvetler’den ihraç için başvurulan üçüncü yöntem ise; meseleyi
doğrudan doğruya Yüksek Askeri Şura’nın önüne getirmekti. Hangi
dosyaların Yüksek Askeri Şura’nın önüne getirileceğine, hangilerinin
sadece bakan imzasıyla karara bağlanacağına ve hangilerinin bir üçlü
105
Sabah, 9 Ocak 2003.
106
Cumhuriyet, 11 Ağustos 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
166TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kararname konusu olacağına ise, 926 sayılıTürk SilahlıKuvvetleri Perso-
nel Yasası’nın 50 ve 94. maddeleri uyarınca Genelkurmay Başkanıkarar
veriyordu. Işte, Hükümet’in dile getirdiği itiraza göre; üçlü kararname
veya Bakan imzasıyla yapılan ihraçlarda yargıyolu açık olmakta, ancak
YAŞ kararıyla yapılan ihraçlarda yargıyolu kapalıbulunmaktaydı. Bu
durumun açık bir eşitsizlik yarattığıdeğerlendirmesinden hareket eden
Hükümet, örneğin; adi bir suç nedeniyle tek imzayla veya üçlü karar-
nameyle ihraç edilen bir personelin yargıya başvurma hakkıolduğunu,
ancak, örneğin; irticai faaliyete karıştığıiddiasıyla YAŞ kararıyla ihraç
edilen bir personelin bu haktan mahrum kaldığınıbelirtiyordu.
107
Bütün bu çatışan görüşlere rağmen, sorun, 2004 yılının sonuna kadar
da çözülemeden kaldı. Gerçekten, 2003 yılının Ağustos ayında toplanan
Yüksek Askeri Şura’nın ardından, aynı yılın Aralık ayında ve 2004 yı-
lının Mayıs ve Aralık aylarında toplanan Yüksek Askeri Şuralar’da da
Hükümet’in bu tutumunun ve bu tutuma gösterilen tepkilerin devam
ettiği görüldü.
Bu kapsamda, son olarak, Hükümet ile “idare” (yani en genel anlamda
bürokrasi) arasındaki ilişkilere baktığımızda da, 2003 ve 2004 yıllarının ol-
dukça çalkantılı geçtiğini söylemek mümkündür. Gerçekten, anılan yıllar
boyunca “baskı istifası” kavramı, başta bağımsız kurullar olmak üzere, pek
çok kilit noktada görev yapan bürokratın en sık kullandığı kavram oldu.
Bu bağlamda, TRT Genel Müdürü Yücel Yener, Diyanet İşleri Başkanı
Mehmet Nuri Yılmaz ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
(BDDK) Başkanı Engin Akçakoca başta olmak üzere kamuoyunun yakın-
dan tanıdığı pek çok isim, bu istifa dalgasından nasibini alan kişiler ara-
sındaydı. Buna ek olarak, Hükümet’in bir gecede neredeyse “yeni baştan
yarattığı” kurumlar da, Türk siyasî yaşamının ayrılmaz bir parçası haline
geldi. AKP’nin çeşitli kurumlar üzerinde yürüttüğü bu “operasyon”ların
kapsamı ise, Türk Hava Yolları’ndan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na
kadar uzanan bir çeşitlilik gösteriyordu.
Konuya Hükümet’in penceresinden bakıldığında ise, AKP iktida-
rının, kullandığı bütün sıra dışı yetkilere rağmen, şaşırtıcı biçimde hala
“sınırlılıklardan” şikayet ettiği gözlemleniyordu. Gerçekten, Başbakan
Erdoğan, her fırsatta “devlette çöreklenmiş, her türlü değişime direnen ve her
fırsatta Türkiye’nin büyümesine takoz koyan bir anlayış” olarak nitelediği
107
Bila, Fikret, “Ordudan İhraç Kararlarına İkinci Şerh”, Milliyet, 5 Ağustos 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
167TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
“bürokratik oligarşi”den söz ediyor; bu kesimlerin “ben devletim” deme
hakkını kendilerinde gördüklerini ve AKP’nin iktidar olmasına fırsat
vermediklerini belirtiyordu.
108
Başbakan’ın bu açıklamaları ise, muhalefetten ve kamuoyundan gelen
sert tepkilerle karşılaşıyordu. Örneğin; CHP İstanbul Milletvekili Hasan
Fehmi Güneş, Başbakan’ın kullandığı “bürokratik oligarşi” sözlerini:
“Yıkmak istedikleri gerçek yapıyı söylemeye cesaretleri yok. Dillerinin
altındakini ortaya çıkaramıyorlar. Söyleyemedikleri hedef, laik demokratik
cumhuriyetin temel değerleriyse, bu temel değerlere bağlı olan herkes ve her
kurum muhataptır.”
sözleriyle değerlendirirken; CHP Grup Başkanvekili Oğuz Oyan ise,
2003-2004 yıllarında yürütme organına hakim olan çatışmanın tarafla-
rını, çok net bir biçimde ortaya koyuyordu:
“Bürokratik oligarşi var derken Erdoğan’ın kafasının arkasında öncelikle
askeri bürokrasinin olduğunu düşünmek lazım, Cumhurbaşkanı’nı kastettiğini
düşünmek lazım. Aynı zamanda CHP’yi de kısmen kastediyor.”
109
Bu konuda belirtilmesi gereken son bir ilginç nokta da, AKP’nin taraf
olduğu bu değerler çatışmasının etkilerinin, Türkiye’nin dış ilişkilerinde
de hissedilmiş olduğudur. Bilindiği gibi, Fransa’da 2004 yılının Nisan
ayında kabul edilen bir Yasa ile, orta dereceli devlet okullarında türban,
kippa ve haç gibi dinî simgelerin kullanımınıyasaklanmıştı. Fransa Cum-
hurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklenen bu Yasa, Avrupa
kamuoyunun türban konusundaki hassasiyetini yansıtmasıaçısından da
önem taşıyordu. Temmuz ayına gelindiğine ise Başbakan Erdoğan ve
bazıbakanların katılacağı Fransa ziyareti öncesinde bu durum, ciddî bir
sıkıntıya neden oldu. Gerçekten de Hükümet, bir yandan iç politikada
türban konusundaki tavrının “özgürlüklerden yana” olduğunu belirtirken;
diğer yandan da bu geziyle birlikte, resmî dış politika olarak belirlenen
AB üyeliğinin altında yatan değerler sistemiyle karşıkarşıya geliyordu.
Sonuçta Erdoğan ve bakanlar, bir “son dakika” kararıyla, “türban konu-
sundaki hassasiyetleri dikkate alarak”, resmî programda yer almasına karşın
eşlerini geziye götürmekten vazgeçmek zorunda kalıyorlardı.
110
108
Zaman, 8 Haziran 2003.
109
Cumhuriyet, 12 Haziran 2004.
110
Sabah, 20 Temmuz 2004.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
168TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yargı
Yargı, hem içinde bulunduğu şartlar ve yaşadığı sorunlar, hem de
verdiği çeşitli kararlar neticesinde Türkiye’de geleneksel olarak en sık
tartışılan kurumların başında gelmektedir. 2003 ve 2004 yıllarına ba-
kıldığında da, bu geleneğin bozulmadığı ve yargının, gerek kurumsal
anlamda yeniden yapılanmasına yönelik sürdürülen çalışmalar, gerekse
verdiği kararlar neticesinde sık sık tartışmaların odağında yer aldığı
görülmektedir.
Anılan dönemde yargı alanına ilişkin olarak yaşanan en önemli
tartışma, “yargıda yeniden yapılanma” başlığı altında Anayasa Mahke-
mesi’nin kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin dile getirilen görüşler
etrafında şekillendi. 2003 yılının sonlarında, bizzat Yüksek Mahkeme
üyeleri tarafından hazırlandığı bildirilen ve Anayasa Mahkemesi’nin
iki daire olarak yeniden yapılanmasından, Mahkeme üyelerinin bir
kısmının doğrudan TBMM tarafından seçilmesine kadar pek çok
alanda önemli yenilikler öngören bir taslak, bu amaçla Anayasa’da ve
Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki
Yasa’da esaslı bir takım değişikliklerin yapılmasını öngörüyordu. Tas-
lak, hükümet çevrelerinde genel olarak olumlu karşılanıp değişiklik
gündemine alınırken; Anamuhalefet partisi CHP başta olmak üzere
pek çok siyasî parti ve diğer yüksek yargı organlarının temsilcileri ise,
Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılmasına yönelik bu öne-
rilere şiddetle karşı çıktılar.
Hazırlanan taslağa karşı çıkan muhalefet ve yargı camiası ile Anayasa
Mahkemesi arasındaki görüş ayrılığı, ilk olarak, yeni yılın ilk günlerinde
Deniz Baykal ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin arasında
yaşanan bir polemikle ortaya çıktı. Gerçekten, 2004 yılının Ocak ayına
girildiğinde konunun hükümet çevrelerinde gittikçe daha sık tartışılır hale
gelmesinin ardından, gündemdeki çalışmalarla ilgili olarak Mahkeme Baş-
kanı Bumin’i ziyaret eden Baykal, Bumin’den aradığı desteği bulamadı.
Öyle ki; Baykal, Partisi’nin 21 Ocak tarihli grup toplantısında Bumin ile
yaptığı görüşmeyi değerlendirirken, Mahkeme Başkanı’nın da Anayasa
Mahkemesi’nin yapısı üzerinde yürütülen çalışmalara destek verdiğini
öğrendiğinde duyduğu hayretini gizlemediğini ve Bumin’e “Buna destek
vererek bizim muhalefet gücümüzü kırıyorsunuz.” dediğini aktardı.
111
111
Hürriyet, 22 Ocak 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
169TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ise, Mahkeme üye-
lerinin bir kısmının TBMM’ce seçilmesini öngören tasarıyı “Anayasa
Mahkemesi’nin siyasallaştırılması” olarak niteleyen CHP lideri Deniz Baykal’a,
yaptığı bir yazılı açıklamayla yanıt verdi. Baykal’a atfedilen “Anayasa Mahke-
mesi’nin siyasallaştırılması amacıyla yapılan değişikliklere Mahkeme Başkanı
olarak kendisinin de destek verdiği” yönündeki haberler üzerine Bumin,
tartışılan önerilerin Anayasa değişiklikleri çerçevesinde ele alınmak
üzere kendilerince hazırlandığını ve bu önerileri Başbakan Tayyip Er-
doğan ile Baykal’a kendisinin ilettiğini belirtti. TBMM Genel Kurulu’nun
seçeceği üyeler için sınırlı bir model öngörüldüğünü kaydeden Bumin,
1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte birine
yakınının Senato tarafından seçildiğini, çağdaş ülkelerin tamamına ya-
kınında Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte birinin parlamentolarca
belirlendiği tespitini yaparak, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Bu gerçekler karşısında, dörtte birinden daha düşük orandaki Anayasa
Mahkemesi üyelerinin seçiminin sınırlı olarak TBMM’ye yaptırılması önerisini
‘Anayasa Mahkemesi’nin siyasallaştırılması’ olarak nitelemek yanlıştır. Hiçbir
siyasal parti Anayasa Mahkemesi üzerinden siyaset yapmamalıdır. Anayasa
Mahkemesi’ni yıpratmaya dönük tüm davranış ve ifadelerden herkesin özenle
kaçınması gerekir. Uzun bir siyaset deneyimi olan anamuhalefet partisi genel
başkanının, kendisine takdim edildiği tarihten kırk dokuz gün geçtikten sonra
konuyu gerçekle ilgisi olmayan bir biçimde parti grubunda gündeme getirmesi
esefle karşılanmıştır.”
112
CHP lideri Baykal ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin arasında
yaşanan bu söz düellosu, konuyla ilgili başka tartışmaları da tetikleyen
adım oldu. Gerçekten, Nisan ayında katıldığı bir toplantıda konuşan
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok; “Yargıda siyasallaşma için
Anayasa Mahkemesi’nin pilot alan seçildiği”ni ve bu girişimde başarılı
olunması halinde, işin sonuçlarının nereye varacağının kestirilemeye-
ceğini belirtti. Ok, konuşmasında; Anayasa Mahkemesi’nde açılmak
istenen siyasî pencerenin, adlî ve idarî yargı için de kapı oluşturacağına
kimsenin kuşku duymaması gerektiğini savundu.
113
Bu açıklamaya yanıt ise, bizzat Anayasa Mahkemesi Başkanvekili
Haşim Kılıç’tan geldi. Ok’u sert bir dille eleştiren Kılıç, verdiği cevapla
112
Sabah, 24 Ocak 2004; Zaman, 24 Ocak 2004.
113
Hürriyet, 11 Nisan 2004.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
170TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Anayasa Mahkemesi’nin sürüp giden tartışmalar hakkındaki tavrını da
bir kez daha net bir biçimde ortaya koymuş oluyordu:
“Olayıçarpıtmak kimseye bir şey kazandırmaz. Bizimle ilgili Anayasa
değişikliği önerisi, siyasî irade tarafından yapılmış gibi gösteriliyor. Biz bu
öneriyi, asıl ve yedek üyelerimizin katıldığıkurulun ortak görüşüyle oluşturduk.
27-28 Nisan’da sempozyum düzenleyeceğiz. Başsavcımızın açıklamalarınıda
eleştiri sınırlarında görmek isterdim. Bilimsellik dışındaki sözler bizi üzüyor.
1961’den 1982’ye kadar TBMM’den Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilebiliyor-
du. Bu sürede Anayasa Mahkemesi siyasallaşmış mıydı? Anayasa Mahkemesi
üzerinde Hükümet’in bir operasyonu varmış gibi gösteriliyor. Çarpık yorumlar
kurumlar arasıçatışmalara neden olur.”
114
Kılıç’ın bu açıklamasından kısa bir süre sonra ise, tartışmaya bu
sefer Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya da katıldı. Özkaya, görüşlerini:
“Eğer Meclis’ten Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilirse, üyeler Meclis korido-
runu aşındıracaklar. Belki de 1982 Anayasası’nın en doğru tarafı bu (Anayasa
Mahkemesi üyelerinin Meclis tarafından seçilmemesi). Eğer Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeleri (Anayasa Mahkemesi yargıçlarını) seçerse, yargıçlar
Meclis’te dolaşıp ‘beni seçin’ diye kulis yaparlar. Bu da fevkalade yanlış.”
sözleriyle ifade ediyordu.
115
Sonuçta, bütün bu tartışmaların ardından Hükümet, Anayasa Mah-
kemesi’nin yeniden yapılandırılması konusundaki girişimlerini askıya
almak zorunda kaldı. Böylece, Anayasa Mahkemesi’nin kendi yapısı
hakkında dile getirdiği öneriler, ilginç bir biçimde, yine ağırlıklı olarak
yargı çevrelerinden yöneltilen sert eleştiriler neticesinde, herhangi bir
sonuca bağlanamadan ülke gündeminden çıkmış oldu.
Yargı alanında kamuoyunu çokça meşgul eden bir başka konu
ise, 2003 yılının sonlarında gündeme gelen “yargıya güven” tartışması
oldu. CHP’nin ısrarlı talepleri sonucunda Aralık ayında çeşitli millet-
vekilleri hakkındaki dokunulmazlık dosyalarını görüşmek üzere top-
lanan TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, 2003 yılının Haziran
ayında kurulmuş bulunan ve çalışmalarını halen sürdürmekte olan
“Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu”nun hazırlayacağı raporun
beklenmesi gerektiği gerekçesiyle dokunulmazlıkların kaldırılması
yönünde herhangi bir karar alamadan dağılırken; toplantının sonucu
114
Milliyet, 13 Nisan 2004.
115
Cumhuriyet, 27 Nisan 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
171TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kadar, görüşmeler sırasında sarf edilen bazı sözler de kamuoyunda
büyük tartışmalara sebep oldu. Gerçekten, toplantıya katılan AKP’li
üyelerden bazıları, erteleme kararı alınması için öne sürdükleri bütün
“resmî” gerekçelere ek olarak, bir de açıkça yargıya güvenmediklerini
ifade ettiler. Örneğin; kendisi de emekli bir hakim olan AKP Düzce
Milletvekili Metin Kaşıkoğlu:
“Türkiye’de öyle başsavcılar gördük ki, daha sonra kitaplarında bir siyasî
partiyle özel olarak nasıl uğraştıklarını yazdılar. Öyle Yargıtay daire başkanları
var ki, savunma hakkının kısıtlandığını gördük. Yargıtay Başkanı ve diğer
hukukçuların bunu destekleyen açıklamalarını gördük. Böylesine yargı(ya)
güvenilmediği bir ortamda dokunulmazlıklar kaldırılmamalı.”
Derken,
116
TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu Başkanı
Burhan Kuzu da, toplantı sonrasında düzenlediği basın toplantısında,
milletvekillerinin, yargılamanın siyasallaşması konusunda kaygıları bu-
lunduğunu ve kendisinin de bunları paylaştığını söylüyordu.
117
Gerek
kamuoyunda, gerekse yargı çevrelerinde
118
sert bir biçimde eleştirilen
bu açıklamalara karşı verilen en sert yanıtlardan biriyse, CHP Grup Baş-
kanvekili Kemal Anadol’dan geldi. Anadol, AKP çevrelerinden konuyla
ilgili yapılan açıklamalara cevaben 14 Aralık’ta TBMM’de düzenlediği
basın toplantısında:
“Şimdiye kadar, yargıya inanmadığı yüksek sesle beyan eden iki kişi olmuş-
tur. Birinci ses, adaletten kaçtıktan sonra ABD’ye sığınan Engin Civan’dan
çıkmıştır. İkinci sesi ise, Komisyon’un başkanı Hüsrev Kutlu’dan duyarak
irkildik.” diyordu.
119
116
Radikal, 13 Kasım 2003.
117
Haber için bkz., “NTVMSNBC” haber sitesi:
118
Örneğin; dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin; “Bu tartışmalarla
devleti oluşturan organların meşruiyeti tartışılır hale gelir. İşte o, devletin sonu de-
mektir. Bu bakımdan ben bu açıklamaları şanssız bir ifade olarak kabul ediyorum.”
derken (Radikal, 12 Aralık 2003); dönemin Ankara Barosu Başkanı Av. Semih Güner
de, yaşanan tartışmaları “Dokunulmazlıklar kalksa, konu yargının önüne gelse, en
azından iki bakan Sayın Erbakan’ın mahkum olduğu dava nedeniyle belki aynı
sonuçlarla karşılaşacaklar, bu kadar basit.” sözleriyle değerlendiriyordu. (Semih
Güner ile yapılan söyleşinin tam metni için bkz., “Haberanaliz” Internet Sitesi:
)
119
Radikal, 15 Aralık 2003. Bu arada, AKP’li bazı bakanlar ve milletvekilleri tarafından
“yargıya güven” konusunda dile getirilen bu görüşlerin, bizzat AKP içinde de tep-
kilere neden olduğunu belirtmek gerekir. Gerçekten, örneğin; Adalet Bakanı Cemil
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
172TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Ne var ki, 2003 ve 2004 yıllarındaki “yargıya güven sorunu”, 2003 yı-
lının sonlarında gündeme gelen bu “yargıya güven tartışması”ndan ibaret
kalmadı. Geçekten, 2004 yılının ortalarına gelindiğinde, Yargıtay Başkanı
Eraslan Özkaya’nın Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Dış Operasyonlar
Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu ile Yargıtay’da görülmekte
olan bir dava hakkında görüşmeler yaptığının ortaya çıkması, kamuo-
yunda yargının güvenilirliği konusunda ciddi endişelerin yaşanmasına
sebep oldu.
Anayasa’da, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir unsuru olarak
sayılan:
“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, (...) mahkemelere ve hakimlere (...)
tavsiye ve telkinde bulunamaz ...”
hükmüne rağmen, Yargıtay Başkanı’nın, eskiden MİT adına çeşitli
operasyonlara katıldığı iddia edilen bir şahsın yargılaması konusunda
halihazırda görevde bulunan bir MİT mensubuyla böyle bir görüşme
yapmayı kabul etmiş olması, ciddi eleştirilere konu oldu. İlerleyen gün-
lerde ise, anılan bu “prensip sorunu”na ek olarak, Özkaya ile olayda adı
geçen bazı şahıslar arasında hukuk dışı bazı ilişkilerin varolduğu yö-
nünde ortaya atılan iddialar ise, konuyu bambaşka boyutlara taşıdı.
Yaşanan bu gelişmelerin ardından, emekliliğine az bir zaman kala,
27 Ağustos tarihinde “sağlık nedenleriyle” yirmi gün rapor almak zorunda
kalan Başkan Özkaya, kendi kurumunun ev sahipliğinde düzenlenen
adlî yıl açılış toplantısına dahi katılamadı.
Aslında Yargıtay çatısı altında yaşanan bu tartışmalar, yıl ortasında
Yargıtay’da ortaya çıkan bir başka skandalın ardından, yargının işleyi-
şi sorununu kamuoyunun gündemine taşıyan ikinci skandal niteliğini
taşıyordu. Yıl içinde yaşanan ilk skandalda, “Neşter Operasyonu” çer-
çevesinde yürütülen soruşturma sonucunda bazı hakimlerin adlarının
Yargıtay’da görülmekte olan davaların sonucunu etkilemeye yönelik
rüşvet olaylarına karıştığı iddia edilmiş; ancak Yargıtay 1. Başkanlık
Çiçek, Ankara Hakimevi’nde düzenlenen bir sempozyumun açılış konuşmasında
“Türk yargısına güveniyorum. Herkes Türk yargısına güvenmelidir. Çünkü, hukuk
devletinde güvenilebilecek tek ve yegane güç yargıdır.” derken; AKP Bursa Millet-
vekili Ertuğrul Yalçınbayır da, yargıya güven konusunda dile getirilen görüşleri
eleştirerek “O zaman herkes dokunulmazlık zırhına bürünsün, yargıyı da tatile
çıkaralım.” açıklamasını yapıyordu (Akşam, 13 Aralık 2003).
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
173TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Divanı, söz konusu bağlantıların ortaya çıkarılmasında temel delil nite-
liğinde olan telefon kayıtlarının değerlendirilmesi konusuna tartışmalı
bir yorum getirerek, bizzat kendi tasarrufuyla, konunun yargıya intikal
etmesinin önüne geçmişti.
120
Sonuçta, bütün bu olaylar, demokratik bir rejimdeki en güvenilir
kurum olması gereken yargı organının itibarının son yıllarda hiç olma-
dığı ölçüde sarsılmasına neden olurken; 2003 yılının sonlarında başlayan
“yargıya güven” tartışmasının da, üzerinde dikkatle durulması gereken
bir sorun olduğunun altını çizdi.
Anayasa Mahkemesi Kararları
Yukarıda değinilen bütün bu tartışmalara ek olarak, 2003 ve 2004
yıllarında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği çeşitli kararlar da, ülkenin
hukukî ve siyasî yapısı üzerinde önemli etkiler doğurdu.
Motorlu Taşıtlardan Ek Vergi Alınması
Motorlu taşıtlardan ek vergi alınmasına yönelik iki düzenleme, Ana-
yasa Mahkemesi tarafından ardı ardına iptal edildi. Bu düzenlemelerden
ilki olan 23.11.2000 günlü, 4605 sayılı “Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu,
Finansman Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu ile
4306 ve 4481 sayılı Kanunlar’da Değişiklik Yapılması ve Kurumlar Vergisi
Kanunu’na Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun”, aslında AKP
Hükümeti döneminde değil, bir önceki DSP-MHP-ANAP Koalisyonu
zamanında çıkarılmış bir yasa idi.
121
4605 sayılı Yasa, pek çok alandaki
vergilendirme esaslarına ilişkin yeni düzenlemeler getirmekle birlikte,
bunların arasında en çok tartışılanı, kuşkusuz Motorlu Taşıtlar Vergisi
Yasası’nda öngörülen değişikliklerdi.
120
Söz konusu tartışmalar hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz., Ergül, Ozan, “Yargı-
dan Telefon Dinlemeye Yeni bir Yorum”, “Yaşayan Anayasa” Internet Sitesi:
121
4605 sayılı “Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Finansman Kanunu, Gelir Vergisi
Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu ile 4306 ve 4481 sayılı Kanunlar’da Değişiklik
Yapılması ve Kurumlar Vergisi Kanunu’na Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun” için bkz., RG, 30.11.2000, S. 24246 – Mükerrer.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
174TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bilindiği gibi 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Yasası’nda, vergi
konusuna giren taşıtların her biri için ödenecek vergiler, maktu olarak ve
dört tarife üzerinden hesaplanmaktaydı. Her bir tarife, taşıt cinsi itiba-
riyle, yaş/ağırlık, yaş/kapasite (oturma yeri, istiap hadleri), yaş/motor
gücü, yaş/kalkış ağırlığı gibi kriterlere göre belirlenmişti. Aynı Yasa’nın
10. maddesine göre ise, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere,
önceki yılda uygulanan vergi miktarları, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul
Yasası’nın 298. maddesi uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değer-
leme oranlarına göre artırılmaktaydı. Bu arada Bakanlar Kurulu’na da,
yeniden değerleme oranının % 50’sinden çok ve % 50’sinden az olmamak
üzere yeni oranlar veya bu oranlar içinde farklı vergi miktarları tespit
etme yetkisi verilmekteydi.
İşte Motorlu Taşıtlar Vergisi Yasası’nın 4605 sayılı Yasa’nın 1. mad-
desi ile değişik üçüncü fıkranın dava konusu (b) bendi; yukarıdaki sis-
temden farklı olarak, Bakanlar Kurulu’na vergi miktarlarını üç şekilde
artırma yetkisi getirdi. Buna göre; Bakanlar Kurulu, isterse Motorlu
Taşıtlar Vergisi Yasası’nda yer alan vergi miktarlarını doğrudan yirmi
katına kadar artırabilecek; isterse her takvim yılı başından geçerli olmak
üzere, önceki yılda uygulanan vergi miktarlarının o yıl için Vergi Usul
Yasası hükümlerine göre tespit edilip ilan olunan yeniden değerleme
oranına göre artırılmasıyla bulunan vergi miktarlarını yirmi katına kadar
artırabilecek; isterse de Motorlu Taşıtlar Vergisi Yasası’nın 10. madde-
sinin 4605 sayılı Yasa ile değişik üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca,
yeniden değerleme oranının % 50 fazlasını geçmemek ve % 20’sinden az
olmamak üzere saptayacağı yeni oranlar uygulanarak belirlenmiş olan
vergi miktarlarını ayrıca yeniden yirmi katına kadar artırabilecekti.
Anılan düzenlemeye karşı, dönemin ana muhalefet (Fazilet) partisi
tarafından:
“... getirilen düzenlemenin, vergilerin kanunla konulmasını, değiştirilme-
sini ve kaldırılmasını ifade eden ‘vergilerin kanuniliği’ ilkesini, mükelleflerin
vergileme dönemi başlamadan hangi matrah üzerinden ne kadar vergi öde-
yeceklerini bilmeleri için gerekli olan ‘vergilerin açıklığı’ ilkesini zedelediği,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olan vergi miktarının kanunla arttırılması
yetkisinin Bakanlar Kurulu’nca kullanılmasının ise, hiçbir devlet organının
Anayasa’dan aldığı yetkiyi başka bir organa devredemeyeceği ilkesiyle bağ-
daşmadığı, mükellefin, ödeyeceği vergi borcunun miktarını bilememesinin de
keyfiliğe yol açacağı ...”
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
175TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
gerekçeleriyle açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi; vergi mik-
tarlarının yeniden değerleme oranında her yıl düzenli olarak artmakta
olduğunu, bu usulle maktu vergilerin zamanla aşınmasının önlendiğini,
ancak, dava konusu düzenleme ile, belirtilen artışın yeterli olmaması veya
değişen ekonomik koşullara uygunluğun sağlanması amacıyla Bakanlar
Kurulu’na yeniden değerleme oranının % 50’den fazlasını geçmemek ve %
20’sinden az olmamak üzere yeni bir oran belirleme yetkisi verilmesinin
ve buna ek olarak da, Bakanlar Kurulu’na bir de bu tutarları yirmi katına
kadar artırma yetkisi verilmesinin, yasama yetkisinin devrine yol açan ve
vergi adaleti ile bağdaşmayan ölçüsüz bir düzenleme olduğunu belirterek,
anılan düzenlemeyi iptal etti. Anayasa Mahkemesi ayrıca, iptali isteni-
len kuralla, vergi miktarının taşıtların teknik özelliklerine, kullandıkları
yakıt türlerine ve kullanım amaçlarına göre ayrı ayrı veya topluca yirmi
katına kadar arttırılabilmesi için Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesinin
de, keyfi bir uygulamaya neden olabileceğini ve hukuk güvenliği ilkesi
ile bağdaşmayacağını belirtti.
122
Ne var ki Hükümet, önceki dönemden kalan ve kendisine ek gelir
imkanı sağlayan bu düzenlemenin yerine yenisini koymakta gecikmedi.
Gerçekten, Ocak ayında yürürlüğü durdurulan 4605 sayılı Yasa’nın yeri-
ne,
123
Nisan ayında 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak için Ek Vergiler
Alınması Hakkında Kanun” kabul edildi.
124
Bu yeni Yasa ile, yürürlükteki
yasalara göre tarh ve tahakkuk işlemleri tamamlanmış olan emlak ve
motorlu taşıtlar vergilerini ödeyen veya ödemeye hazırlanan mükelleflere,
aynı konuda bir kez daha vergi ödeme yükümlülüğü getiriliyordu.
Söz konusu düzenlemelere karşı ana muhalefet partisi CHP tarafın-
dan açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi; Yasa’nın iptali istenen
1. maddesiyle, 2003 yılı içinde alınan motorlu taşıtlar vergisinin aynı yıl
içinde aynı miktarda “ek vergi” adı altında ikinci kez alındığına, oysa 197
sayılı Yasa gereğince 2003 yılı için motorlu taşıtlar vergisinin Vergi Usul
Yasası’na göre yeniden değerleme oranı uygulanmak suretiyle zaten
güncelleştirilerek alınmakta olduğuna, vergi yükünün, güncelleştirilen
yeni miktar üzerinden 2003 yılında ikinci kez tahakkuk ve tahsil edilmek
suretiyle araç sahipleri aleyhine ağırlaştırdığına, buna karşın aynı yükün
122
Anayasa Mahkemesi’nin 4605 sayılı Yasa hakkında verdiği iptal kararı için bkz., E.
2001/36, K. 2003/3, RG, 21.11.2003, S. 25296.
123
Anayasa Mahkemesi’nin 4605 sayılı Yasa hakkında verdiği yürürlüğü durdurma kararı
için bkz., E. 2001/36, K. 2003/1 (Yürürlüğü Durdurma), RG, 23.01.2003, S. 25002.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
176TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
gelir ve kurumlar vergisi yükümlüleri gibi diğer vergi mükelleflerine
yansıtılmadığına ve bu durumun da, vergi yükünün dengeli, adil, ölçülü
ve eşit dağılımını engelleyerek Anayasa’nın 73. maddesinde öngörülen
vergilendirme ilkelerine aykırılık oluşturduğuna dikkat çekerek, söz
konusu düzenlemeyi iptal etti.
125
Yasa’nın 2. maddesi hakkındaki iptal
istemini reddeden Anayasa Mahkemesi, ayrıca motorlu taşıt vergilerine
ilişkin olarak iptal edilen 1. maddenin yürürlüğünü de durdurdu.
126
Ne var ki, 4837 sayılı Yasa hakkındaki iptal ve yürürlüğü durdurma
kararlarının verildiği tarih temmuz ayının sonlarında sarktığı için, bu
kararlarla birlikte tipik bir Anayasa hukuku sorunu da tekrar gündeme
taşındı.
Bilindiği gibi, motorlu taşıt vergileri yıllık iki eşit taksit halinde
alınmaktadır. Bu sebeple pek çok mükellef, iptal kararının verildiği
tarih itibariyle 4387 sayılı Yasa gereğince kendisine tahakkuk ettirilen
ek verginin ilk altı aylık taksitini ödemiş bulunmaktaydı. Bu durum-
da, Anayasa’nın 153. maddesinde belirtilen “iptal kararlarının geriye
yürümeyeceği” kuralı karşısında bu mükelleflerin durumunun ne ola-
cağı tartışma konusu oldu. Nihayetinde sorun, Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener’in, 7 Ekim tarihinde yapılan Yüksek Planlama Kurulu
toplantısı sonrasında “ek vergiyi ödeyenlerin, bunu daha sonraki borçları
için mahsup etme olanağına sahip olacakları”
127
yönündeki açıklamayla bir
ölçüde çözüme kavuşurken; yaşananlar, Anayasa Mahkemesi karar-
larının geriye yürümemesi kuralının, yeterince hızlı çalışamayan bir
mahkeme yapısı karşısında ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin ilginç
bir örneği olarak akıllarda kaldı.
Erken Emeklilik Yasası
Anayasa Mahkemesi’nin 2003 yılında verdiği bir başka önemli karar
ise, AKP iktidarının, kamuda çalışan personelin zorunlu emeklilik yaşını
düşürmek suretiyle “bürokraside kıyım yapmayı” amaçladığı eleştirilerine
124
4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek Vergiler Alınması Hakkında Kanun”
için bkz., RG, 11.04.2003, S. 25076.
125
Anayasa Mahkemesi’nin 4837 sayılı Yasa hakkında verdiği iptal kararı için bkz., E.
2003/48, K. 2003/76, RG, 11.09.2004, S. 25580.
126
Anayasa Mahkemesi’nin 4837 sayılı Yasa hakkında verdiği yürürlüğü durdurma kararı
için bkz., E. 2003/48, K. 2003/9 (Yürürlüğü Durdurma), RG, 25.07.2003, S. 25179.
127
Radikal, 8 Ekim 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
177TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
muhatap olmasına neden olan yasa hakkında verdiği iptal kararıydı.
Nisan ayı başında kabul edilen 4839 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, çok küçük bir
istisnaî grup dışında, kamuda çalışan tüm personel için zorunlu emek-
lilik yaş sınırı altmış beşten altmış bire indiriliyor ve bu yaş sınırını dol-
durmuş bulunanların, bundan böyle açıktan veya naklen atamalarının
yapılmayacağı belirtiliyordu. Yasa, ayrıca, yayım tarihinden önce altmış
bir yaşını doldurmuş bulunanların Yasa’nın yayımlandığı tarihinden
itibaren iki ay süre ile; Yasa’nın yayımını izleyen iki ay içerisinde altmış
bir yaşını dolduracakların ise, altmış bir yaşını doldurdukları tarihten
itibaren iki ay süre ile görevde kalacaklarını ve daha sonra da emekliye
sevk edileceklerini öngörüyordu.
128
Bu düzenlemeye karşı Meclis’te şiddetli bir muhalefet sürdüren
ana muhalefet partisi CHP, beklendiği üzere konuyu Anayasa Mah-
kemesi’ne taşıdı. CHP, dava dilekçesinde özetle; 4839 sayılı Yasa ile
zorunlu emeklilik yaşının aniden ve kademeli bir geçiş düzenlemesi
yapılmadan altmış beşten altmış bire indirilmesinin ve bir geçiş döne-
mi öngörülmeden bu yaş haddinin derhal uygulamaya konulmasının,
ayrıca emekli keseneklerinin yükseltilmesinin ve sağlık katkı payı uy-
gulamasının getirilmesinin, hukukî statüleri kanunla oluşturulan ve bu
statü kurallarına güvenerek geleceklerini tasarlayan kamu görevlilerinin
kazanılmış haklarını, sosyal güvenlik beklentilerini ve sosyal durum-
larını zedelediğini iddia ediyordu. CHP: “Böyle bir durumun sosyal bir
hukuk devletinde olması gereken istikrar, hukukî belirlilik ve hukuk güvenliği
nitelikleriyle bağdaşmayacağını ...” ileri sürüyor ve her meslek kesiminden
ülke yönetiminde görev ve sorumluluk üstlenmiş deneyimli kamu gö-
revlilerinin erken emekli olmaya zorlanmasının, ülkenin içinde bulun-
duğu iç ve dış koşullar, ülke çıkarları ve kamu hizmetlerinin gerekleri,
dolayısıyla kamu yararı ile bağdaştırılmasının da olanaksızlığına vurgu
yapıyordu. Dilekçede ayrıca, emeklilik hakları bakımından 6400 ve üstü
ek göstergeli görevlerde bulunan ve bu görevlere Bakanlar Kurulu ka-
rarı veya müşterek kararname ile atanmış olan kamu görevlileriyle, bu
nitelikte olmayan kamu görevlileri arasında yaratılmış olan eşitsizlik-
lerin, kamu yararı ve kanun önünde eşitlik ilkeleri ile bağdaşmadığına
da işaret ediliyordu.
128
4839 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun” için bkz., RG, 17.04.2003, S. 25082.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
178TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs 2003 tarihinde, anılan Yasa’nın pek
çok maddesinin yürürlüğünün durdurulmasına karar verdi.
129
Bunun
üzerine AKP Hükümeti, “Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı sonucunda
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nda, Türkiye Cum-
huriyeti Emekli Sandığı iştirakçilerinin zorunlu emeklilik yaş haddine ilişkin
bir düzenleme kalmadığı ve kamu düzenini ihlal edecek nitelikte bir hukuksal
boşluk doğduğu” gerekçesiyle, konuyu 4919 sayılı Yasa ile bir kez daha
düzenledi. 4919 sayılı Yasa’da, Anayasa Mahkemesi kararıyla yürür-
lüğü durdurulan hükümler yeniden ele alınıyor ve “emekliliğe kademeli
geçiş” olarak isimlendirilebilecek yeni bir sistem kuruluyordu.
130
Ne var
ki CHP, bu yeni Yasa hakkında da, Yasa’nın Resmî Gazete’de yayımlan-
masından bir gün sonra ikinci bir iptal davası açtı.
Anayasa Mahkemesi; “altmış bir ila altmış beş yaş arasında olup da,
devlet bürokrasisinin üst kademelerinde yer alan ve kamu hizmetinin başarı
ile sürdürülebilmesi için gerekli bilgi, birikim ve deneyime sahip çok sayıdaki
kişinin görevine, hukuk güvenliğini sarsmayacak biçimde makûl ve ölçülü
bir geçiş süreci öngörülmeksizin yasa ile son verilmesinin kamu hizmetinin
görülmesini olumsuz yönde etkileyeceğini” ve “yeni uygulamaya intibak için
basamaklar saptanırken, bir ila altı ay arasında değişen kısa bir geçiş sürecinin
benimsenmesinin, kişilerin yarınlarından kaygı duymamaları, bu bağlamda
istikrarlı bir çalışma yaşamı sürdürebilmeleri için gerekli olan hukuk güven-
liği ilkesini sarsıcı nitelikte olduğunu” belirterek, önüne gelen Yasa’nın
iptaline karar verdi.
Sonuçta bu kararlar, Anayasa Mahkemesi’nin “kamu yararı” kav-
ramına olduğu kadar, hukuk devleti prensibinin temel bileşenleri olan
“hukukî belirlilik” ve “öngörülebilirlik” kavramlarına bakışının da netleş-
mesi açısından büyük önem taşıyan iki karar olarak akıllarda kaldı.
129
Anayasa Mahkemesi’nin 4839 sayılı Yasa hakkında verdiği yürürlüğü durdurma
kararı için bkz., E. 2003/31, K. 2003/3 (Yürürlüğü Durdurma), RG, 10.05.2003, S.
25104. [Bu Yasa hakkında verilen esas kararla birlikte, Yasa’nın 6. maddesi hakkında
verilen yürürlüğü durdurma kararının, iptale ilişkin gerekçeli kararın Resmî Gaze-
te’de yayımlandığı güne kadar devamına karar verilmiştir. Anılan karar için bkz., E.
2003/31, K. 2003/12 (Yürürlüğü Durdurma), RG, 01.11.2003, S. 25276.]
130
4919 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun” için bkz., RG, 15.07.2003, S. 25169
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
179TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Siyasî Partiler Yasası’nın (SPY) 105. Maddesi
Anayasa Mahkemesi’nin 2003 yılında verdiği bir diğer önemli
karar da, siyasî partiler mevzuatına ilişkindi. Bilindiği gibi Anayasa
Mahkemesi, yalnızca kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve
TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu denetlemekle görevli
olmayıp, anılan bu “norm denetimi” işlevine ek olarak, Yüce Divan sıfa-
tıyla bazı devlet görevlilerinin yargılanması ve siyasî partiler hakkında
açılan kapatma davalarının karara bağlanması görevlerini de yerine
getirmektedir. İşte Anayasa Mahkemesi, “norm denetimi” dışında kalan
bu görevlerini yerine getirirken, kendisinin de, Anayasa’nın, anayasaya
aykırılık iddialarının görülmekte olan davalar sırasında ileri sürülme-
sine olanak sağlayan 152. maddesinde belirtilen “bir davaya bakmakta
olan mahkeme” sıfatını taşıdığını kabul etmektedir. Anayasa’nın anılan
maddesine göre:
“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya ka-
nun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına
varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri
bırakır ...”
Bu değerlendirmenin sonucu olarak da Anayasa Mahkemesi, Ana-
yasa’nın 152. maddesinde düzenlenen “somut norm denetimi” yolunu
harekete geçirebilmekte; başka bir deyişle, Yüce Divan yargılamasında
veya bir siyasî parti hakkında açılmış olan kapatma veya devlet yardı-
mından yoksun bırakma davasında yaptığı yargılamaya ara vererek,
Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündüğü bir normun “Anayasa Mahke-
mesi”ne (yani kendisine) gönderilmesine karar verebilmektedir.
İşte Anayasa Mahkemesi, SPY’nin 105. maddesiyle ilgili kararını,
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin kapatılması istemiyle açılmış olan bir
davaya bakarken tespit ettiği bir anayasaya aykırılık sorununu, “siyasî
parti kapatma davasına bakan mahkeme sıfatıyla”, kendi norm denetimi
gündemine taşıyarak vermiştir.
SPY’nin dava konusu 105. maddesi:
“Kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet
Meclisi genel seçimlerine katılmayan siyasî partiye, ikinci genel seçimin ya-
pıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kapanma
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
180TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kararı alması için yazılı tebligatta bulunulur. Bu yazının tebliğinden itibaren
üç ay içinde kapanma kararı alınmadığı takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca
açılacak dava üzerine Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla o siyasî parti kapatılır
...”
düzenlemesini getirmekteydi.
Anayasa Mahkemesi, bu hükmü iptal ederken, Anayasa koyucu-
nun, temel hak ve özgürlükler arasında öncelikli bir yere sahip olan
“düşünceyi açıklama özgürlüğü”nün örgütlü bir biçimde yaşama geçi-
rilmesinde önemli yere sahip olan siyasî partilere, mümkün olan en
geniş anayasal güvenceyi sağlamayı amaçladığını ve bu özgürlüğün
sınırlarını da, yine bizzat Anayasa’da göstermek yoluna gittiğini vur-
gulamıştır. Bir siyasî partinin ne zaman kapatılabileceğini belirten bu
sınırlar ise, Anayasa’da; bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının
68. maddenin 4. fıkrası hükümlerine aykırı bulunması veya söz konusu
partinin, bu fıkrada sayılan eylemlerin işlendiği bir “odak” haline geldi-
ğinin Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmesi ile, yabancı devletlerden,
uluslararası kuruluşlardan veya Türk uyruğunda olmayan gerçek ve
tüzel kişilerden maddî yardım alınması olarak saptanmıştır. Anayasa
Mahkemesi’ne göre; siyasî partilerin kapatılma nedenlerinin Anayasa’da
tek tek sayılarak belirlenmiş olması, yasa koyucunun, bunlar dışında
kalan bir nedenle siyasî partilerin kapatılması sonucunu doğuracak bir
düzenleme yapamayacağı anlamına gelmektedir.
İşte bu gerçeklerin ışığında, SPY’nin dava konusu 105. maddesin-
de öngörülen kapatma sebebinin (aralıksız iki dönem TBMM genel
seçimlerine katılmama) anayasal dayanağı bulunmadığına işaret eden
Anayasa Mahkemesi, söz konusu düzenlemeyi iptal ederek, çoğulcu
demokratik yaşam açısından son derece olumlu katkılar yapabilecek
bir karara imza atmıştır.
131
Temel Kanunların Görüşülme Yöntemi Hakkındaki
Meclis İçtüzüğü Değişikliği
Yasama meclisi içtüzükleri, yasama faaliyetlerinin yürütülmesin-
de ve ülkenin kaderini etkileyecek kararların alınmasında son derece
131
Anayasa Mahkemesi’nin SPY’nin 105. maddesi hakkında verdiği iptal kararı için
bkz., E. 2003/21, K. 2003/13, RG, 22.07.2003, S. 25176.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
181TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
önemli bir rol oynayan ve demokrasinin temel prensiplerinin, her şeyden
önce parlamentoların kendi bünyesinde hayata geçirilmesinin asgari ve
vazgeçilmez şartını oluşturan hukuk metinlerdir. Oyle ki, meclis içtü-
züklerinin taşıdıkları bu önem, onların, anayasa hukuku literatüründe
“sessiz anayasa” olarak adlandırılmalarına yol açmıştır.
132
Anayasa Mahkememiz de, kuruluşundan bu yana, TBMM’nin iç
yapısını ve çalışmalarını düzenleyen TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya
ve özellikle de Anayasa’da belirtilen demokratik ilkelere uygunluğu ko-
nusunda son derece hassas davranmış ve verdiği kararlarla, bu konuya
önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin bu hassasiyeti, en son, TBMM İçtüzü-
ğü’nün “özel yasama yöntemleri”ni düzenleyen 91. maddesi hakkında
verdiği iptal kararında somutlaşmıştır. “Özel yasama yöntemleri” konusu,
1982 Anayasası döneminde ilk olarak 16.05.1996 tarih ve 424 sayılı Meclis
kararı ile hukukumuza girmiş ve bu kararla birlikte bir “temel yasalar”
kategorisi oluşturularak, bu kategoriye giren yasaların görüşülmesinde
uygulanacak yöntemlerin belirlenmesinde Genel Kurul yetkili kılınmıştı.
Yasama Meclisi’nin karşı karşıya bulunduğu ağır iş yükü karşısında
daha hızlı ve daha etkin çalışması amacıyla getirilen pek çok düzenle-
meden biri olan bu hüküm, 07.02.2001 tarih ve 713 sayılı Meclis kararıyla
bir kez daha değiştirilmiş ve “temel yasalar” kategorisinin yanına, bir de
“yeniden yapılanma yasaları” kategorisi eklenerek, maddenin uygulama
alanı daha da genişletilmişti.
Ne var ki, 713 sayılı Meclis kararının ilgili hükmü, Anayasa Mah-
kemesi tarafından, “temel yasa” kategorisinin meclis çalışmalarını dü-
zenleyen kurallarda bulunması gereken belirlilik, genellik, soyutluk ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımadığı ve yasama yetkisinin amacına
uygun biçimde kullanılmasına elverişli olmayan bu normun, hukuk
devleti ilkesi ile de bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edilmişti.
133
132
Tunaya, Tarık Zafer, Siyasî Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul 1975, s. 91-93; Özbudun, Ergun, Anayasa Hukuku,
Yetkin Yayınları, Ankara 2004, s. 222; Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Basım
Yayım Dağıtım, İstanbul 2003, s. 60.
133
Anayasa Mahkemesi’nin 713 sayılı Meclis kararı hakkında verdiği iptal kararı için
bkz., E. 2001/129, K. 2002/24 sayılı kararı. RG, 11.06.2002, S. 24789.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
182TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
İşte, dava konusu 10.04.2003 tarih ve 766 sayılı Meclis kararı da,
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı neticesinde doğan bu boşluğu dol-
durmak ve Meclis çalışmalarında halen ihtiyaç duyulan hız ve etkinliği
sağlamak amacıyla, İçtüzük’ün 91. maddesini yeniden düzenlenmişti.
Söz konusu karar ile yeniden düzenlenen İçtüzük’ün 91. maddesinin
son haline göre:
“Temel kanunların ve İçtüzüğü bütünü ile veya kapsamlı olarak değiştiren
veya yürürlüğe koyan tasarı veya tekliflerin Genel Kurul’da bölümler halinde
görüşülmesine ve her bölümün hangi maddelerden oluşacağına, Hükümet’in,
esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulu’nun önerisi üzerine
Genel Kurul’ca karar verilebileceği gibi, Danışma Kurulu’nda oybirliği sağla-
namaması halinde siyasî parti gruplarının önerisi üzerine Genel Kurul’ca üye
tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyu ile de karar verilebilir. Bu takdirde
bölümler, maddeler okunmaksızın ayrı ayrı görüşülür ve oylanır. Bölümler
üzerinde verilen önergelerin kabulü halinde o bölüm kabul edilen önergeler
ile birlikte oylanır.
Bölümlerin görüşülmesinde maddelerin görüşülmesine ilişkin hükümler
uygulanır.”
İşte Anayasa Mahkemesi, 29 Nisan 2003 tarihinde verdiği bir kararla,
TBMM İçtüzüğü’nün 91. maddesini iptal etti ve yürürlüğünü durdur-
du.
134
Mahkeme, kararında; özel görüşme ve oylama usullerinin yaygın-
laşmasına neden olabilecek düzenlemelerin milletvekillerinin yasama
etkinliklerine gereği gibi katılmalarına engel olacağını ve bu sebeple
de demokratik hukuk devleti anlayışı ile bağdaştırılamayacağını; bu
tür anayasal sorunlara neden olunmaması için de, özel görüşme ve
oylama usullerine ilişkin esasların İçtüzük’te açıkça belirlenmesi ge-
rektiğini vurguluyordu. Mahkeme’ye göre, İçtüzük’ün, yalnızca “temel
yasalar”dan bahseden, ancak hangi yasaların “temel yasa” kapsamında
değerlendirilebileceğine dair bir düzenleme getirmeyen dava konusu
91. maddesi, bu konuda gerekli açıklığı sağlamaktan uzaktı.
Bu kararın esas önemi -Anayasa Mahkemesi’nin Meclis çalışmaları
hakkında daha önce vermiş olduğu kararlarla bir arada değerlendiril-
134
Anayasa Mahkemesi’nin 766 sayılı Meclis kararı hakkında verdiği iptal kararı için
bkz., E. 2003/30, K. 2003/38, RG, 09.07.2003, S. 25163. Söz konusu düzenleme hakkın-
da verilen yürürlüğü durdurma kararı içinse bkz., E. 2003/30, K. 2003/2 (Yürürlüğü
Durdurma), RG, 01.05.2003, S. 25095.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
183TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
diğinde- Mahkeme’nin, yasama işlevinin tam olarak yerine getirilmiş
sayılması için aradığı koşulların neler olduğunu tespit etmemize yar-
dımcı olmasıdır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi’nin yasama işlevinin
tam olarak yerine getirilmiş sayılabilmesi için mutlak şekilde varlığını
aradığı koşulların:
1. Yasa tasarıları ver teklifleri hakkında milletvekillerinin tatmin-
kar biçimde bilgilendirilmesi ve bunun için yeterli tartışma olanağının
sağlanması,
2. Yasa tasarıları ve tekliflerinin tüm maddelerinin görüşülmesi ve,
3. Yasa tasarı ve teklifler hakkında tatminkar sayıda önerge verme
hakkına sahip olunması şeklinde özetlenmesi mümkündür.
135
Asker Gönderme ve Meclis’in Tatile Girmesi Hakkındaki
Meclis Kararları
Meclis çalışmaları konusuyla bağlantılı olarak, Anayasa Mahke-
mesi’nin 2001 ve 2002 yıllarında vermiş olduğu ve 2003 yılı başlarında
Resmi Gazete’de yayımlanana iki karara da, bu başlık altında değinmek
yerinde olacaktır.
Bilindiği gibi parlamentolar, yasama işlevlerini sürdürürken temel
olarak iki tip hukukî araç kullanmaktadırlar. Bunlardan birincisi ve en
yaygın olanı, “yasa” yapma yoludur. En genel tanımı ile yasalar; “yasa”
adı altında ve yasaların kabulü için geçilmesi gereken yollardan geçerek
oluşturulan hukuk normlarıdır. Ne var ki, parlamentoların tüm işlemleri,
yasalardan ibaret değildir. Buna ek olarak, parlamentoların “parlamento
kararı” şeklinde somutlaşan irade açıklamaları mevcuttur. Parlamento
kararının tanımını yapmak oldukça güç olsa da, en kısa biçimiyle; “parla-
mentoların yasa yapma dışında kalan tüm işlemleri” şeklinde anlaşılabilirler.
Parlamento kararlarının en yaygın örnekleri ise; parlamentoların kendi
iç yapılarına ve çalışma düzenlerine ilişkin olarak aldıkları kararlardır
(içtüzük değişikliği, toplanma ve tatile girme kararları gibi).
135
Burada yer verilen üçlü çözümleme ve Anayasa Mahkemesi’nin “özel yasama yön-
temleri” konusundaki tutumunun kapsamlı bir değerlendirmesi ve eleştirisi için
bkz., Ergül, Ozan, “Anayasa Mahkemesi’nin TBMM İçtüzük Değişikliğini İptal Ka-
rarı Işığında Özel Yasama Yöntemine Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, C. 51, S. 4 (2002), s. 99-130 ve özellikle s. 114.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
184TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Türk Anayasa sistemi açısından parlamento kararlarının en önemli
özelliği, kural olarak Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabi olmama-
larıdır. Gerçekten, hukukî yapıları itibariyle tipik birer parlamento kararı
olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi’nin denetim kapsamına giren İç-
tüzük değişikliğine ilişkin kararlar ile, yine Anayasa’da öngörülen bazı
istisnai kararlar (milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve milletve-
killiğinin düşürülmesi kararları gibi) dışında kalan diğer tüm parlamento
kararları, Mahkeme’nin denetim yetkisi dışında kalmaktadır.
İşte Mahkeme’nin 2003 yılının hemen başında Resmi Gazete’de ya-
yımlanan söz konusu iki kararı da, Anayasa Mahkemesi’nin bu alandaki
denetim yetkisinin kapsamına ilişkin tavrının önemli örnekleri olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Değinilen kararlardan ilki; 10.10.2001 günlü ve 722 sayılı “Anaya-
sa’nın 92 ve 117. maddeleri uyarınca Hükümete İzin Verilmesine Dair Karar”-
dır.
136
Söz konusu parlamento kararına karşı açılan davada, davacı yüz
on üç milletvekili; 722 sayılı Parlamento kararının alınmasında yapılan
bazı işlemlerin “eylemli bir içtüzük değişikliği” niteliğinde olduğunu ileri
sürerek, anılan Parlamento kararının iptalini talep etmişlerdi.
136
TBMM Genel Kurulu’nun iptali istenilen 10.10.2001 günlü, 722 sayılı kararı şöyledir
(RG, 12.10.2004, S. 24551):
“Dostumuz ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’ne 11 Eylül günü yönel-
tilen ve büyük can ve mal kaybına neden olan terörist saldırısı, dünyanın en güçlü
devletinin bile terörizm tehdidi altında bulunduğunu göstermiştir.
Yıllardır terörizmin acısını duyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu tehdidi azım-
sayan hatta görmezden gelen ülkeleri terörizmin tehlikeleri konusunda öteden beri
uyarmakta idi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin uğradığı ağır saldırı karşısında, şimdi, birçok
ülke, terörizm afeti karşısında uluslararası dayanışmanın gerekliliğini kavramaya
başlamıştır.
Bu bağlamda NATO Anlaşması’nın 5. maddesine işlerlik kazandırılmıştır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan 1368 ve 1373 sayılı kararlar da
dünyada terörizme karşı yaygın bir bilinçlenme sürecinin başladığını göstermiştir.
Terörizm karşısında Türkiye’yi her zaman desteklemiş olan Amerika Birleşik
Devletleri’nin çağdışı terörist Taleban yönetimine karşı açtığı savaşta, Türkiye’yi
yanında bulması doğaldır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin terörizme karşı başlattığı “Sürekli Özgürlük
Harekatı”nın başarıya ulaşması tüm insanlığın yararınadır.
Bu harekatı İslama karşı bir eylem gibi göstermeye kalkışanlar, barış dini olan
İslamın yüce değerleriyle çelişmektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başlatılan mücadelenin kısa sürede ve yaygınlaş-
madan başarıya ulaşması için, kendi olanaklarının elverdiği ölçü ve biçimde, her
katkıyı yapmalıdır.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
185TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Davacıların iddiası, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği ka-
rarlarında da değindiği bir hukukî kategoriye yollama yapmaktaydı.
Anayasa Mahkemesi’ne göre; adı “içtüzük değişikliği” olmasa ve içtü-
züklerin değiştirilmesi için gereken yöntemler uygulanmasa bile, değer
ve etki bakımından birer İçtüzük düzenlemesi niteliğinde olan Millet
Meclisi kararları, Mahkeme’nin denetim alanına girmektedir.
137
Anaya-
sa yargısı literatüründe “eylemli içtüzük değişikliği” olarak adlandırılan
bu süreçler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, İçtüzük’ün bir kuralını
değiştirme ya da İçtüzük’e yeni bir kural ekleme etkisi doğuran TBMM
uygulamaları ve kararlarını İçtüzük kuralı saymakta ve dolayısıyla, bun-
ları kendi denetim yetkisinin kapsamı içinde değerlendirmektedir.
İşte davacılar da, dava konusu karar ile, TBMM İçtüzüğü’nün 130.
maddesinde yer alan ve “Anayasa’nın 92. maddesinin 1. fıkrası gereğince
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı
kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına” izin verme yetkisinin TBMM’ye ait
olduğunu ve bu kararı uygulamakla görevli makamın da Cumhurbaş-
kanı olduğunu belirleyen normun, 722 sayılı TBMM kararı ile değişti-
rildiğini iddia ediyorlardı. Davacılara göre, bu karar ile aynı zamanda,
anılan yetkinin belirsiz bir süre için ve bütünüyle Bakanlar Kurulu’na
devredilmesi sebebiyle, İçtüzük’ün 130. maddesinde yer alan “belli bir
süre için” kısıtlaması da fiilen ortadan kaldırılmış oluyordu.
Anayasa Mahkemesi ise, söz konusu başvuruyla ilgili kararında:
“İptali istenilen TBMM kararında, İçtüzük’ün değiştirilmesi yönünde
prosedüre uygun bir teklif, istem veya irade bulunmadığı gibi; içeriği de göze-
tildiğinde kararın, açık veya eylemli bir İçtüzük düzenlemesi veya değişikliği
olarak kabulü ile anayasal denetime tabi kılınması mümkün görülmemiştir.
Dava konusu kararın, İçtüzük’ün 129 ve 130. maddelerinde öngörülen ku-
rallara aykırılığı nedeniyle, nitelik yönünden TBMM’nin anayasal denetimine
Bu nedenle ve bu bağlamda, Hükümet, Anayasa’nın 92 ve 117. maddeleri uyarınca,
gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi Hükümet’çe belirlenmek üzere, terörizme
karşı başlatılan sürekli özgürlük harekatı ve devamının icrası kapsamında Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi, yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının
Türkiye’de bulunması ve Hükümet’çe verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçe-
vesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Hükümete izin verilmesi, Genel Kurul’un
10/10/2001 tarihli 5. birleşiminde kararlaştırılmıştır.”
137
Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararı için bkz., E.1996/21, K.1996/15, RG, 19.06.1996,
S. 22671.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
186TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
tabi olan kararları ile eşdeğerde olduğunun kabulü halinde, Anayasa’nın 85.
maddesinde belirtilenler dışında kalan kimi kararlar da Anayasa Mahkemesi’nin
denetim alanı içine alınmış olur. Oysa Anayasa’nın 85. maddesinde, Anayasa
Mahkemesi’nin yargısal denetimine tabi olan TBMM kararları sayılmış olup, bu
tür yorumla bu sayılanlara ilave yapılmasında Anayasa’ya uyarlık yoktur.”
gerekçeleriyle başvuruyu reddetmiştir. Ancak, Mahkeme üyelerinden
Haşim Kılıç, Yalçın Acargün, Sacit Adalı ve Ali Hüner, yazdıkları
karşı oy gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında,
yasama metnine verilen ismin anayasal denetimde tek ve yeterli ölçü
olmadığının yazılı olduğuna, bu değerlendirmeyi yaparken yasama
metninin kapsam ve özünün de göz önüne alınması gerektiğine, ismi
“meclis kararı” da olsa, İçtüzük değerinde, niteliğinde ve etkisinde olan
yasama metinlerinin denetim konusu olması gerektiğine; aksi takdirde
İçtüzük etkisi doğuran TBMM kararlarının anayasal yargı denetiminden
kaçırılması neticesinin doğacağına dikkat çekmiş ve dava konusu 722
sayılı Karar’da geçen “... gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi hükümetçe
belirlenmek üzere ...” ifadelerinin, hükümete süresi belirsiz bir yetki ve
iznin vererek İçtüzük’ün 130. maddesinin “eylemli olarak” değiştirdiğini
ve bu sebeple de Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi gerek-
tiğini savunmuşlardır.
138
Anayasa Mahkemesi’nin benzer nitelikteki bir başka kararı da,
TBMM Genel Kurulu’nun 1.10.2002 günlü ve 746 sayılı “Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin Tatile Girmesine İlişkin Karar”ının bir İçtüzük kuralı
koyma niteliğinde olduğu iddiasıyla yüz on üç milletvekili tarafından
açılan davada vermiş olduğu karardır.
139
Davacılar, dava dilekçelerinde; TBMM’nin 1.10.2002 günlü ve 746
sayılı kararının alınmasında “işaretle oylama” yöntemine başvuruldu-
138
Anılan karar ve karşı oy gerekçesi için bkz., E. 2001/424, K. 2001/354, RG, 04.02.2003,
S. 25014.
139
TBMM Genel Kurulu’nun iptali istenilen 1.10.2002 günlü, 746 sayılı kararı şöyledir
(RG, 02.10.2002, S. 24894):
“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 3 Kasım 2002 Pazar günü yapılması kararlaş-
tırılan Milletvekili Genel Seçimine ilişkin kesin sonuçların, 2839 sayılı Milletvekili
Seçimi Kanunu’nun 37. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 3. maddelerine
göre, Yüksek Seçim Kurulu’nca Türkiye radyo ve televizyonlarından ilanını takip
eden beşinci günü saat 15.00’de toplanmak üzere tatile girmesine, Genel Kurul’un
1.10.2002 tarihli 1. birleşiminde karar verilmiştir”
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
187TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ğunu, oylama sonucuna ilişkin sayımların sağlıklı yapılmadığını, kaç
üyenin kabul, ret ya da çekimser oy verdiğinin belli olmadığını; kararın
Anayasa’nın 96. maddesinde öngörülen salt çoğunluk esasına aykırı
olarak alındığını ve böylece bir eylemli içtüzük değişikliği yapılmış
olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Anayasa Mahkemesi ise, söz konusu başvuru ile ilgili olarak
verdiği kararda:
“Anayasa’nın 96. maddesinde, Anayasa’da başkaca bir hüküm yoksa,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üye tamsayısının en az üçte biri ile topla-
nacağı ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği, ancak karar
yeter sayısının hiç bir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından
az olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın Geçici 6. maddesi uyarın-
ca halen uygulanmakta olan 1973 tarihli Millet Meclisi İçtüzüğü’nün karar
yeter sayısını düzenleyen 146. maddesinin 2. fıkrasında ise işaretle oylamada
olumlu oyların olumsuz oylardan fazla olması halinde oya sunulan hususun
kabul edilmiş, aksi halde reddedilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Ancak, İçtü-
züğün bu hükmünün, Anayasa’nın Geçici 6. maddesi uyarınca yeni içtüzük
yapılıncaya kadar Anayasa’nın 96. maddesi ile çelişki yaratmayacak biçimde
uygulanması gerektiğinde duraksanamaz. Bu bağlamda, işaretle oylama yön-
temine göre alınan kararlarda kararı açıklayan oturum başkanının karar yeter
sayısı bakımından Anayasa’nın 96. maddesinde öngörülen yeter sayı esasını
gözetmekte olduğunun ve aksi saptanmadıkça kararın bu esaslara uygun olarak
alındığının kabulü zorunludur.
Kaldı ki, İçtüzüğe aykırılığı ileri sürülen her uygulamanın da bir İçtüzük
değişikliği olarak kabulü olanaklı değildir.”
diyerek, başvuruyu reddetmiştir.
140
Bu iki kararın da gösterdiği üzere Anayasa Mahkemesi, TBMM
kararlarının denetimi konusunda Anayasa ile çizilen sınırlara olabildi-
ğince bağlı kalmaya çalışmakta ve bu konuda tipik bir “yargısal aktivizm”
eğilimine girmekten özenle kaçınmaktadır. Bu durumda, önümüzdeki
dönemde de, yasama organının kendisine tanınmış olan parlamento
kararı alma yetkisini hukukun öngördüğü sınırların çok ötesinde ve
kötüye kullanma eğilimine girmediği sürece, Anayasa Mahkemesi’nin
140
Anılan karar için bkz., E. 2002/152, K. 2002/94, RG, 29.03.2003, S. 25063.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
188TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
bu konudaki kontrollü tavrının devam edeceğini söylemek, kanımızca
yanlış bir öngörü olmayacaktır.
285 Sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname
Anayasa Mahkemesi’nin bu başlık altında değinmek istediğimiz son
kararı, 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ile yeniden düzenlenen 7. maddesinin iptali hakkında açılan davada
verdiği karardır.
Dava konusu 7. madde, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili
idarî işlemler hakkında iptal davası açılamayacağını hükme bağlıyordu.
Ne var ki, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal istemiyle önüne getirilen 7.
maddeyi Anayasa’ya uygunluk açısından denetlemeden önce çözmesi
gereken sorun; 10.07.1987 tarihinde bir “olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesi” olarak yayımlanan 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararna-
me’nin -ve dolayısıyla, davaya konu olan değişik 7. maddenin- Anaya-
sa’ya uygunluk açısından denetlenip denetlenemeyeceği sorunuydu.
Bilindiği gibi; Anayasa’nın 121 ve 122. maddelerinde düzenlenen
olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde Cumhur-
başkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin veya
sıkıyönetimin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararnameler
çıkarabilmektedir. Anayasa’nın 148. maddesinin 1. fıkrasının son cüm-
lesinde ise “... olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan
kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırı-
lığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi!nde dava açılamaz.” hükmü yer almakta;
buna paralel olarak düzenlenen 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa’nın 19. maddesinde de
“Olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde Anayasanın 121 ve 122.
maddeleri gereğince çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere karşı şekil ve
esas bakımından iptal davası açılamaz ve mahkemelerde Anayasa’ya aykırılık
iddiası ileri sürülemez.” denilmektedir.
Bu pozitif düzenlemelere rağmen Anayasa Mahkemesi, olağanüstü
hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin denetim reji-
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
189TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
minden doğan bu boşluğu zaman içinde büyük ölçüde telafî edecek
bir içtihat geliştirmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu konudaki içtihadını
oluştururken, önceden beri benimsediği “bir hukuk metninin niteliğini
tayin ederken, bu metne, kendisini yapan organ tarafından verilen isimle bağlı
olmama” görüşünden hareket etmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi,
bir olağanüstü hal veya sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesiyle
karşılaştığında, öncelikle bu kararnamenin, “gerçekten de bir olağanüstü
hal veya sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesi” olup olmadığını denet-
lemektedir. Mahkeme’nin bu denetlemeyi yaparken kullandığı temel
ölçüt ise; bu kararnamelerin “sınırlı ve geçici bir kapsam”a sahip olup
olmadıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Daha açık bir ifadeyle; Anayasa
Mahkemesi’ne göre olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnameleri, yer (olağanüstü hal veya sıkıyönetimin geçerli olduğu
bölge) ve zaman (olağanüstü hal veya sıkıyönetimin geçerli olduğu
süre) bakımından sınırlı olup, aynı zamanda bu kararnamelerle normal
kanunlarda herhangi bir değişiklik getirilmemesi gerekmektedir. Zira
bu takdirde, bir olağanüstü hal veya sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamesi, sınırlı ve geçici olma niteliğini kaybetmekte ve tüm ülke
çapında ve belirsiz bir süre için uygulanma imkanına sahip olan normal
bir kararname haline dönüşmektedir.
İşte Anayasa Mahkemesi, burada incelediğimiz 285 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ile değişik 7. maddesini, yukarıda açıklanan kapsamın dışında kalan
bir düzenleme olarak yorumlamıştır. Mahkeme’ye göre:
“Anayasa’nın 121 ve 122. maddelerine göre çıkarılan kanun hükmünde
kararnamelerin Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanı dışında kalabilmesi için,
yalnız isimlerinin farklı olması ve düzenlenmelerinin değişik usul ve esaslara
bağlı tutulması yetmez, içeriklerinin de olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerekli
kıldığı konularla sınırlı tutulması gerekir. Bu nedenle, içeriğine bakılmaksızın
sadece olağanüstü hal veya sıkıyönetimin devamı süresince özel bir usul uy-
gulanarak çıkarıldığı ve buna bağlı olarak isimlendirildiği için bir KHK’nın
bu tür düzenleyici işlem olduğu kabul edilemez.
Öte yandan, olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince Cumhurbaşkanı’nın
başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’na Anayasa’nın 121 ve 122. mad-
deleriyle tanınan KHK çıkarma yetkisi, kuşkusuz, sadece bu kurallarla değil
Anayasa’nın konuya ilişkin diğer düzenlemeleriyle de sınırlıdır. Bu sınırların
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
190TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
aşılması durumunda söz konusu KHK’ların veya kimi kurallarının Anayasa’da
‘Olağanüstü yönetim usulleri’ bağlamında öngörülen kanun hükmünde karar-
nameler kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak Anayasa’nın 91. maddesine
göre olağan KHK’ların hukuksal rejimine bağlı tutulabileceği açıktır.”
İşte bu gerçeklerin ışığında Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın “Yar-
gı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem
ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunun ve altıncı fıkrasında
da, kanunun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş ha-
linde “yürütmenin durdurulması” kararı verilmesini sınırlayabileceğinin
belirtilmiş olması karşısında; idari işlemlere karşı “dava açma hakkının”
hiçbir halde engellenemeyeceğini, bu nitelikteki bir düzenlemenin, Ola-
ğanüstü Hal Bölge Valisi’ne tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili
idari işlemlere karşı dava açma hakkı ortadan kaldırarak Anayasa’nın
olağanüstü yönetim usulleri bağlamında dahi öngörmediği bir yetkiyi
kullandığını saptamıştır. Mahkeme’ye göre:
“Bu durumda, itiraz konusu kuralın olağanüstü halle ilgili bir düzenle-
me olduğunun kabulü olanaklı bulunmadığından, olağan kanun hükmünde
kararname kuralı olarak değerlendirilmesi gerekir.”
Bu yorumla birlikte Anayasa Mahkemesi, olağan bir kanun hük-
münde kararname olarak değerlendirdiği dava konusu işlemin her şey-
den önce bir “yetki yasası”na ihtiyaç duyduğunu belirlemiş ve işlemi,
başkaca bir tartışmaya girmeksizin, salt bir yetki yasasına dayanmadığı
gerekçesiyle iptal etmiştir.
141
Seçimler ve Siyasi Partiler
Türkiye 2002 yılının sonlarında, 3 Kasım tarihinde, çok-partili siyasî
hayata geçtikten sonra yaşadığı en kritik seçimlerden birini yaşadı. Ağır
bir ekonomik ve siyasî krizin ardından yapılan 2002 seçimleri, bir çok
açıdan yakın dönem Türk siyasî hayatının dönüm noktalarından biri
141
Anayasa Mahkemesi’nin 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 425 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 7. maddesi hakkında verdiği iptal kararı
için bkz., E. 2003/28, K. 2003/42, RG, 16.03.2004, S. 25404. Anılan karara ilişkin baş-
ka bir değerlendirme için bkz., Ergül, Ozan, “Anayasa Mahkemesi ve Olağanüstü
Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri”, “Yaşayan Aanayasa” Internet Sitesi:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
191TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
olarak nitelendirilmeyi hak ediyordu. Birincisi, bu seçimlerle birlikte,
uzun zamandan beri ilk kez “koalisyonlar cenneti” olarak nitelendirilen
Türkiye’de bir parti, tek başına iktidar olmayı başarıyordu. İkincisi,
iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), MNP-MSP-RP-FP-SP
çizgisindeki “Milli Görüş” temelli İslamî hareketin yeni bir aşamasını
temsil ediyordu. Üçüncüsü, AKP’nin iktidara gelişi aynı zamanda Türk
siyasetinde merkez sağda ve merkez solda büyük bir tasfiyenin başlan-
gıcına işaret ediyordu. Siyaset bilimi açısından incelenmeye değer bütün
bu özelliklerinin yanında 2002 seçimleri, Anayasa hukuku açısından da
ilginç tartışmaları beraberinde getirmişti. Özellikle, seçim sonrasında
ortaya çıkan başbakanlık koltuğuna kimin oturacağı meselesi Anayasa
hukukçuklarının dahi cevap vermekte zorlandığı çetrefil sorunları içinde
barındırıyordu.
Siirt Seçimleri ve Recep Tayyip Erdoğan Olayı
Bilindiği gibi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu sırada, Siirt’te yaptığı bir konuş-
ma nedeniyle, 21 Nisan 1998 tarihinde, Diyarbakır 3 Numaralı Devlet
Güvenlik Mahkemesi tarafından on ay hapis ve 716.666-TL ağır para
cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme Erdoğan’ın, TCY’nin 312. maddesi
çerçevesinde “halkı din ve ırk farkı gözeterek düşmanlığa açıkça tahrik et-
tiği”ne karar vermiş, Mahkeme’nin bu kararı Yargıtay 8. Dairesi tara-
fından 23 Eylül 1998 tarihinde onanmıştı. 21 Nisan 1999-24 Temmuz
1999 tarihleri arasında hapis cezasını çeken Recep Tayyip Erdoğan,
Anayasa’nın 76, Milletvekili Seçimi Yasası’nın (MSY) 11 ve SPY’nin 11.
maddeleri gereği milletvekili seçilme yeterliliğini kaybetmişti.
142
Do-
layısıyla, 2002 seçimlerinde partisinin iktidara gelmesinde çok önemli
bir rol oynayan, seçmenlerin önemli bir çoğunluğu tarafından destek-
lenen Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal ve yasal engeller dolayısıyla
başbakanlık koltuğuna oturması mümkün görünmüyordu.
AKP yönetimi bu sorunu aşmak için öncelikle Anayasa’nın 109.
maddesinin değiştirilmesi ve Erdoğan’ın milletvekili seçilmeden, dı-
şarıdan başbakan olarak atanması formülü üzerinde durdu; ancak bu
öneri kamuoyunda ve Parti içinde yeterince destek görmedi. Özellikle
142
Bu konuda 2002 seçimleri öncesinde yaşanan gelişmeler için bkz., Gönenç-Ergül,
a.g.e., s. 13-84.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
192TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
partinin etkili isimlerinden Mehmet Ali Şahin, bu değişikliğe karşı
çıkan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile sürtüşerek gerginlik
yaratılmaması gerektiğini, Sezer’in reddedeceği, referanduma götü-
receği bir düzenlemeyi yapmanın siyaseten doğru olmadığını ifade
ediyordu.
143
109. madde değişikliğine ilişkin tartışmalarda Cumhur-
başkanı Sezer’in, bu değişikliğin parlamenter sisteme zarar vereceği
görüşünü savunduğu biliniyordu.
144
109. madde değişikliği üzerinde anlaşma sağlanamaması üzerine,
deyim yerindeyse, daha az “riskli” anayasal formüller üzerinde çalışıl-
masına karar verildi. AKP içinde bu tartışmalar yaşanırken Yüksek Se-
çim Kurulu (YSK), 03.12.2002 tarih ve 978 sayılı kararıyla Siirt’te yapılan
seçimleri iptal ettiğini açıkladı. YSK, kararının gerekçesini 04.12.2002
tarihinde kamuoyuna duyurdu. Kararda; “Nedeni ister görevlilerin ih-
mali, ister köyde oluşturulan baskıya dayalı olsun, Doğan Köyü’nde 17, 18 ve
19 nolu sandıklarda sandık kurullarının fiili teşekkülü sağlanmamış, seçme-
nin iradesini sandığa yansıtmasına imkan verilmemiş, kişilerin en tabii hakkı
olan seçme hakkı engellenmiş, seçim işlemi tam kanunsuzlukla sakatlanmış-
tır.” ifadesine yer verildi.
145
Bu açıklama sırasında Kurul Başkanı Tufan
Algan sorulan sorular üzerine Siirt seçiminin hangi esaslar çerçevesin-
de yapılacağına ilişkin bilgi verdi. Algan açıklamasında, Siirt’te yapı-
lacak seçimi 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerin devamı olarak
nitelendirdiklerini, bununla bağlantılı olarak yenilenecek seçimde %
10’luk Türkiye barajının uygulanacağını, 3 Kasım 2002 seçimlerindeki
aday listelerinin geçerliliğini koruduğunu ve listelerdeki istifa veya
başka bir sebeple boşalan adaylıkların yerine yenilerinin eklenebilece-
ğini bildirdi.
146
Kurul’un bu değerlendirmeleri, daha sonra 02.12.2002
tarih ve 989 sayılı ilke kararında da yer aldı. Sonuç olarak YSK’nin
bu iki kararı Siirt seçimlerinin ana hukukî çerçevesini de çizmiş oldu.
Buna göre: (1) Siirt seçimi, 3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimlerinin
devamı ve tekrarı niteliğinde bir yenileme seçimidir; (2) Siirt seçimine,
3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimlerine katılma yeterliğine sahip
olan partiler katılabilir; (3) Geçerliğini koruyan işlemlerin tekrarına
gerek yoktur; (4) 3 Kasım 2002 seçimlerine katılan bağımsız adaylar
143
Cumhuriyet, 1 Aralık 2002.
144
Bu konuda ana muhalefet partisi CHP’nin tutumu için bkz., yukarıda “Yürütme”
Bölümü.
145
RG, 08.12.2002, S. 24957.
146
Zaman, 5 Aralık 2002.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
193TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
dışında yeni bağımsız aday başvurusu mümkün değildir; (5) Seçmen
listeleri güncelleştirilmeden kullanılacaktır; (6) Bu seçimde % 10 ülke
barajı uygulanacaktır; (7) Siyasi partilerin aday listelerinde ölüm ve
istifa gibi nedenlerle boşluk ortaya çıkması halinde, bu boşluk ilgili
siyasî partiler tarafından önseçim dışındaki usullerle doldurulabilir.
147
Ortaya çıkan bu durum karşısında, AKP yönetimi Recep Tayyip
Erdoğan’ı başbakanlığa taşıyacak bir anayasa değişikliği paketi hazır-
ladı. Zaten Siirt seçimlerine ilişkin itiraz AKP tarafından yapılmıştı ve
partinin hukukçu kurmayları, iptal kararı çıkma olasılığını göz önüne
alarak hazırlıklarını çoktan tamamlamışlardı. YSK kararının açıklan-
masının hemen ardından TBMM’ye sunulan Anayasa değişikliği pa-
keti iki aşamalı bir strateji üzerine kurulmuştu. Birincisi, Erdoğan’ın
TBMM’ye girebilmesi ve dolayısıyla başbakan olabilmesi için milletve-
killi seçilme yeterliğini kazanması gerekiyordu. Bunu sağlayabilmek
için Erdoğan’a uygulanan siyaset yasağının anayasal dayanağı ortadan
kaldırıldı. Bilindiği gibi, 2002 değişikliği öncesinde, “ideolojik ve anar-
şik eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle
hüküm giymiş” olma, 1982 Anayasası’nın 76. maddesinde milletvekili
seçilme yeterliğinin kaybedilmesine neden olan durumlar arasında
sayılıyordu. Bu maddede geçen “ideolojik eylemler” ibaresi, kuşkusuz
TCY’nin 312. maddesindeki eylemleri kapsıyordu. “İdeolojik ve anarşik
eylemler” ibaresinin “terör eylemleri” ibaresiyle değiştirilmesiyle birlik-
te esas olarak ideolojik nitelikli düşünce açıklamalarını cezalandıran
TCY’nin 312. maddesinden hüküm giyenlerin milletvekili seçilmele-
rinin önündeki engel kaldırılmış oldu. Bir başka ifadeyle, ideolojik
eylemlerden dolayı hüküm giymenin milletvekili seçilme yeterliğini
ortadan kaldıran nedenler arasından çıkarılması, bu tür eylemlerden
hüküm giyenlerin, bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
milletvekili adayı olabilecekleri anlamına geliyordu. Dolayısıyla, bu
değişikliğin yürürlüğe girmesinin ardından, YSK’nın yukarıda anılan
kararları çerçevesinde, Siirt seçimlerine esas olacak aday listelerinde
istifa veya başka bir sebeple boşalma olması halinde, Recep Tayyip
Erdoğan gibi TCY’nin 312. maddesinden hüküm giyen bir kişinin de
milletvekili adayı olabilmesi mümkün hale gelmişti.
147
YSK’nin bu iki kararının geniş bir özeti ve değerlendirmesi için bkz., Kanadoğlu,
Sabih, Alaturka Demokrasi, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2004, s. 285-305.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
194TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu planı gerçekleştirmek nispeten kolay görünüyordu. 3 Kasım
2002 seçimlerine katılan AKP Siirt ili milletvekili adayı istifa edecek,
Recep Tayyip Erdoğan onun yerine aday olacak ve böylelikle Erdoğan
yasama dönemi içinde TBMM’ye girme imkanına kavuşacaktı. Ancak
bu planın işlemesi, Erdoğan’ın seçilme yeterliğini etkileyen anayasal ve
yasal engellerin seçim tarihine kadar kaldırılmasına bağlıydı. Özellikle
“kişiye özel” hukukî düzenlemelere karşı olduğunu her fırsatta vurgu-
layan Cumhurbaşkanı Sezer’in veto olasılığı AKP kurmaylarını kay-
gılandırıyordu. Bu yüzden anayasa değişikliği paketine her ihtimale
karşı bir “B Planı” eklendi. Eğer Erdoğan Siirt seçimlerine kadar seçil-
me yeterliğine sahip olamazsa bu plan devreye sokulacaktı. Anayasa
değişikliği paketine dahil edilen söz konusu bu hükümle, bir ilin veya
seçim çevresinin TBMM’de üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı
takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılacağı
esası getiriliyordu. Bilindiği gibi Anayasa’nın ara seçimi düzenleyen
78. maddesi, ara seçimin yapılabilmesi için genel seçimlerin üzerinden
otuz ay geçmesini şart koşuyordu; oysa henüz genel seçimlerin üze-
rinden üç ay geçmişti. “Otuz ay geçme” kuralının istisnası TBMM’de
boşalan üyeliklerin sayısının üye tam sayısının % 5’ini bulmasıydı.
148
YSK’nın Siirt’te yapılan seçimi iptal etmesiyle birlikte TBMM üyelik-
lerinde boşalma olmuş; ancak boşalan üyeliklerin sayısı Anayasa’nın
öngördüğü rakama ulaşmamıştı. Dolayısıyla, Anayasa’nın 78. madde-
sinin yürürlükteki haliyle Recep Tayyip Erdoğan’ın yasama dönemi
içinde ara seçim yoluyla TBMM’ye girmesi mümkün görünmüyordu.
Yapılan yeni düzenleme sayesinde, eğer Erdoğan Siirt trenini kaçırır-
sa, daha sonraki bir tarihte, AKP’nin “tulum çıkardığı” illerden birinde,
tüm milletvekillerinin istifa etmesi ve anayasal bir zorunluluk olarak
ara seçime gidilmesi söz konusu olabilecekti.
Erdoğan için, deyim yerindeyse, “ısmarlama” olarak yapılan bu de-
ğişiklikler Erdoğan’ın TBMM’ye girebilmesinin önündeki tüm engelleri
kaldırmaya yetmiyordu. 1982 Anayasası’nın 67. maddesinde 2001 yılın-
da yapılan değişikliğe göre, seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler,
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde
uygulanmayacaktı. Dolayısıyla, Recep Tayyip Erdoğan milletvekilliği
seçilme yeterliğini kazansa bile, Erdoğan için yapılan düzenlemelerin
uygulanabilmesi için bir yıl beklemek gerekecekti. Oysa AKP kadroları-
148
Ara seçim konusunda bkz., Onar, Erdal–Gönenç, Levent, “1982 Anayasası’na Göre
Ara Seçim”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 51, S. 4 (2002), s. 1-40
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
195TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
nın amacı, bir an önce Genel Başkanları’nı TBMM’ye sokup başbakanlık
koltuğuna oturtmaktı. Bu engel de Anayasa değişikliği paketinde yer
alan geçici bir madde ile aşıldı. Bu maddeye göre TBMM’nin 22. dö-
nemi içinde yapılacak ilk ara seçimde 67. maddenin yukarıda anılan
hükmü uygulanmayacaktı.
Böylesine tartışmalı düzenlemeler içermesine ve Cumhurbaşkanı
tarafından da veto edilmesine rağmen yukarıda anılan anayasa deği-
şikliği paketi 31 Aralık 2002 tarihinde Resmi Gazete’nin 3. Mükerrer
sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
149
Anayasa’da yapılan bu
değişikliklere paralel olarak TBMM, 2 Ocak 2003 günü 4. Uyum Paketi
olarak bilinen bir dizi yasa değişikliğini de kabul etti.
150
Bunlar arasın-
da SPY, MSY ve Adli Sicil Yasası’nda yapılan değişiklikler, Anayasa
değişikliğiyle milletvekili olma yolu açılan Recep Tayyip Erdoğan’ın
işini daha da kolaylaştırıyordu. Cumhuriyet Gazetesi, haberi; “Kişiye
Uyumlu Paket Geçti” başlığıyla veriyordu.
151
TBMM’de 4. Uyum Pake-
ti’nin kabul edildiği gün Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık koltu-
ğuna oturmasını garanti altına almaya yönelik bir başka düzenleme
daha kabul edildi: 4779 sayılı “Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara
İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun’da Değişiklik Yapılma-
sına İlişkin Kanun”un 1. maddesinde şu hükme yer verildi:
“Madde 1. 28.8.1999 tarihli ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen
Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun’un 2. maddesine
aşağıdaki iki fıkra eklenmiştir.
149
“Madde 1. 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 76.
maddesinin 2. fıkrasındaki “ideolojik veya anarşik eylemlere” ibaresi “terör eylem-
lerine” şeklinde değiştirilmiştir.
Madde 2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 78. maddesine 4. fıkrasından sonra
gelmek üzere aşağıdaki 5. fıkra eklenmiştir.
Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Bü-
yük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan
günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde
Anayasa’nın 127. maddesinin 3. fıkrası hükmü uygulanmaz.
Geçici Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 67. maddesinin son fıkrası,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 22. dönemi içinde yapılacak ilk ara seçimde uy-
gulanmaz.
Madde 3. Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halk oylamasına sunul-
ması halinde tümüyle oylanır.” (Kanun No: 4777; Kabul Tarihi: 27.12.2002)
150
4779 sayılı “Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Er-
telenmesine Dair Kanun’da Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” için bkz., RG,
11.01.2003, S. 24990.
151
Cumhuriyet, 3 Ocak 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
196TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
1. madde kapsamına giren bir suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü alıp cezası
infaz edilmiş olanlar da, bu Kanun’un yayımı tarihine kadar geçen süreyi 1.
madde kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı yeniden mahkûm edilmek-
sizin geçirdikleri takdirde mahkûmiyet vaki olmamış sayılır.
Bu madde uyarınca mahkûmiyeti vaki olmamış sayılanların hakları üze-
rindeki yasaklamalar da kendiliğinden kalkar.”
Söz konusu Yasa’nın TBMM’de görüşülmesi sırasında özellikle
muhalefet partisi milletvekilleri, Yasa’nın af yasası niteliği taşıdığı ve
bu yüzden Anayasa’nın 87. maddesine uygun olarak 3/5 çoğunlukla
kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş beyan etti.
152
Önüne geldiğinde,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de benzer bir gerekçeyle Yasa’yı
TBMM’ye bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderdi. Ancak TBMM,
Yasa’yı 4809 sayılı Yasa olarak, 6 Şubat 2003 tarihinde aynen kabul
etti. Yasa, 10.02.2003 günlü ve 25020 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylelikle “Recep Tayyip Erdoğan Operas-
yonu” “B Planı”na, yani ara seçim formülüne geçmeye gerek kalmadan
uygulamaya konuldu.
Siirt seçimlerine ilişkin tartışmalar Recep Tayyip Erdoğan’ın aday-
lığı ile de sınırlı kalmadı. Bu konuda ortaya çıkan bir başka önemli
tartışma, seçim takvimine ilişkindi. YSK, 03.12.2002 tarih ve 978 sayılı
kararıyla Siirt’teki yenileme seçimlerinin 9 Şubat 2003 tarihinde yapıla-
cağını açıklamış ve takvim buna göre işlemeye başlamıştı. Ancak AKP
yönetimi, özellikle Cumhurbaşkanı’nın veto olasılığı karşısında gerekli
yasal prosedürün bu tarihe kadar sonuçlandırılamayacağından endişe
duyuyordu. Bu yüzden 4. Uyum Paketi’nin yasalaşma sürecinde, daha
önce hükümet tasarısında yer almayan, komisyon çalışmalarında ekle-
nen bir maddeyle MSY’nin 39. maddesinin 3. fıkrası değiştirildi. Buna
göre, söz konusu fıkradaki; “... herhangi bir nedenle bir seçim çevresinde
seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, yenilenme kararının Resmî
Gazete’de ilanından sonraki altmışıncı günü takip eden ilk pazar günü seçimle-
rin yenileneceği tarihtir.” şeklindeki düzenlemede yer alan altmış günlük
süre, doksan güne çıkarıldı.
152
Bu konuda TBMM’de yaşanan tartışmalar için bkz., Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Resmî Internet Sayfası:
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
197TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
TBMM’nin bu düzenlemeyi kabul etmesiyle eş zamanlı olarak
YSK’nın yaptığı açıklama da kamuoyunda tartışma yarattı. YSK Başka-
nı Tufan Algan’a göre, TBMM tarafından Anayasa’nın 78. maddesinde
yapılan değişiklik, ara seçimle ilgili bir düzenlemeydi; dolayısıyla burada,
Anayasa değişikliğiyle ara seçimin yapılmasına ilişkin sürenin doksan
güne çıkarılmasının Siirt seçim takvimine uygulanması mümkün değildi.
Algan, MSY’nin 39. maddesinin 3. fıkrasının değiştirilmesi durumunda
ise Siirt seçimlerindeki altmış günlük sürenin doksan güne çıkarılacağını
beyan ediyordu. YSK Başkanı aynı açıklamasında hava koşulları sebebiyle
Siirt seçimlerinin 9 Şubat yerine Mart ya da Nisan ayında yapılmasının
da daha uygun olacağının da altını çiziyordu.
153
Algan, açıklamasında şu
görüşlere yer verdi: “Yasa değişirse takvim de değişir. Siirt’te hava şartlarıyla
mücadele etmek zor. Şubat ayında yapılan seçim sağlıklı olmaz. Mart sonu veya
Nisan daha uygun olur. Yoksa katılım oranı düşer. Biz Yasa’da değişiklik yapıl-
masına sıcak bakıyoruz.”
154
Algan’ın bu açıklamaları, özellikle muhalefet
tarafından eleştiriliyor ve YSK, AKP’ye yol göstermek ve siyasî davran-
makla suçlanıyordu. Sonuçta, 4. Uyum Paketi’nin 11.01.2003 tarihinde
Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte MSY’deki ilgili düzenleme
yürürlüğe girmiş ve Siirt seçimleri 9 Mart tarihine ertelenmiş oldu.
Kuşkusuz bu tartışmalarda en çok dikkat çeken husus, Anayasa’nın
67. maddesindeki, seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürür-
lüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulan-
mayacağı şeklindeki kuralın göz ardı edilmiş olmasıydı. AKP kurmayları,
hazırladıkları anayasa değişikliği paketinde 67. maddeyi askıya alan bir
düzenlemeye yer vermişlerdi, ancak bu düzenleme, sadece yapılacak
olası bir ara seçim için 67. maddedeki hükmün uygulanmamasını öngö-
rüyordu. YSK’ye göre, Siirt seçimi bir ara seçim değil, bir yenileme seçimi
olduğundan MSY’nin 39. maddesinde yapılan değişikliğin bu seçimde
uygulanması, açıkça Anayasa’nın 67. maddesine aykırılık teşkil ediyor-
du. Bu husus ne AKP’nin, ne CHP’nin, ne de YSK’nın açıklamalarında
yer almıştı. Daha da önemlisi, bu açık Anayasa’ya aykırılığa rağmen,
seçimlerin yenilenmesi durumunda seçimlerin altmış gün yerine doksan
gün sonra yapılacağını öngören değişiklik, ne iptal ne de itiraz yoluyla
Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilebilmişti.
155
153
Cumhuriyet, 3 Ocak 2003.
154
Milliyet, 3 Ocak 2003.
155
Bu noktada, Anayasa Mahkemesi’nin YSK’yı mahkeme saymaması dolayısıyla seçim
yasalarına ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddialarının itiraz yoluyla Anayasa Mahke-
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
198TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Siirt seçiminin tarihi kadar, seçimin niteliği de tartışmalıydı. Bu
konuda iki farklı görüş savunuluyordu: Bir görüşe göre, Siirt seçimi
3 Kasım 2002 seçimlerinin devamı niteliğinde bir yenileme seçimi; bir
diğer görüşe göre ise, ara seçim niteliğinde bir seçimdi. Siirt seçiminin
niteliğinin belirlenmesi iki açıdan önem taşıyordu; ülke barajının uygu-
lanıp uygulanmayacağı ve yeni aday gösterilip gösterilemeyeceği. Eğer
Siirt seçimi 3 Kasım 2002 seçimlerinin devamı niteliğinde kabul edilecek
olursa, ülke barajının uygulanması ve yeni aday gösterilememesi gereki-
yordu. Bu seçimin ara seçim kabul edilmesi durumunda ise, bütün par-
tiler seçimlere katılabilecek ve yeni aday gösterebileceklerdi. Bu noktada
YSK’nın verdiği karar, tartışmaları davet edecek çelişkiler içeriyordu.
YSK, yukarıda açıklandığı gibi, bu seçimde barajın uygulanacağına ve
yeni aday gösterilebileceğine karar vermişti. Bu konuda anayasa hu-
kukçuları şu görüşleri dile getiriyordu: Prof. Dr. Fazıl Sağlam:
“Anayasa değişikliğinin ardından bu seçimin araseçim olarak yapılması
zorunludur. Anayasa’da bir şehirden boşalma olması halinde araseçime gidile-
ceği belirtiliyor. Anayasa’ya uyulmayacak mı? Yeni bir seçim yapılacak olması
nedeniyle ülke barajının uygulanmaması ve bütün partilerin seçimlere katılması
gerekir. Açık anayasa hükmü var. Sen ona ‘Hayır, bu araseçim değildir, eski
seçimin devamıdır’ diyemezsin.”
Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu:
“YSK, Siirt’te yapılacak seçimlerin yöntemine ilişkin doğru değerlendirme
yapmadı. Yapılacak seçimin niteliği, genel seçimin devamı olup olmadığı, yapı-
lacak seçime katılacak adaylar konusunda son derece tutarsız, çelişkili kararlar
aldı. Erdoğan’ı Siirt’ten milletvekili yapmayı amaçlayan bir tavır çizdi. Siirt
seçiminin bağımsız bir seçim olması gerekirdi. Genel seçimlerdeki barajın uy-
gulanmadığı yeni bir seçim olmalıydı. Seçimin 3 Kasım’ın devamı olduğunu
mesi önüne getirilmesinde hukukî bir imkansızlık olduğuna işaret etmek gerekir.
Dolayısıyla Anayasa’ya aykırı seçim yasalarının hukuk hayatından çıkarılabilmesi
için geriye bir tek iptal yolu kalmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne göre: “Başta Yük-
sek Seçim Kurulu olmak üzere seçim kurulları Anayasa’nın yargı bölümünde yer
almadıkları gibi yargı organlarının sahip olması gerekli olan ve yukarıda sayılan
anayasal niteliklerin tümüne de sahip değildirler ... Seçimle ilgili uyuşmazlıkları
kesin nitelikte olarak çözümlemiş olmaları, Yüksek Seçim Kurulu’nun tümünün
yüksek yargıçlardan bulunması, il ve ilçe seçim kurulu başkanların yargıç olmaları
bu kurulların mahkeme olarak nitelendirilmeleri için yeterli değildir.” (E. 1992/12,
K. 1992/7, Kt.: 18.02.1992).
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
199TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kabul ettik diyelim, o zaman da adayların değişmemesi gerekirdi. MSY’nin 25.
maddesi çiğnenmiştir. Yeni aday belirlenmesine olanak tanınıyor, bunun da
Erdoğan’ı amaçladığı ayan beyan ortadadır. Altmış günlük takvimi işletmesi
gereken YSK, Anayasa ve yasa değişikliklerini bekler bir hava içine girdi. Bu
AKP lehine davrandığı görüntüsü veriyor.”
156
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ise, 7 Ocak 2003
günü yaptığı açıklamayla bu tartışmayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Kana-
doğlu’na göre, Recep Tayyip Erdoğan Siirt seçimlerinde aday olamazdı.
Kanadoğlu’nun ortaya koyduğu görüşler ve temel dayanakları şu şekilde
özetlenebilir: YSK Siirt seçiminin 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimle-
rin devamı ve tekrarı niteliğinde olduğuna karar vermişti. Buna göre; a)
MSY’nin 16. maddesi gereği, bir kimse aynı seçimde birden fazla seçim
çevresinde aday olamaz veya aday gösterilemezdi. Dolayısıyla 3 Kasım
seçimlerinde İstanbul’dan aday adayı olan ancak Kanadoğlu’nun itirazı
üzerine YSK tarafından adaylığı reddedilen Recep Tayyip Erdoğan’ın
Siirt’te yapılacak seçimde aday olması mümkün değildi; b) MSY’nin 25.
maddesine göre: “Aday listelerinin kesinleştiği tarihten oy verme günü saat
17.00’ye kadar ölüm veya istifa nedeniyle aday listelerinde meydana gelecek eksil-
meler, listelerin tamamlanmasını gerektirmez. Ancak, aday listelerinde yukarıdaki
nedenlerle boşalma olması halinde listedeki adaylar liste sırasına göre kaydırıl-
mak suretiyle boşalan yerler doldurulur.” Oysa YSK, Siirt seçiminde ölüm
veya istifa olması durumunda yeni aday gösterilebileceğini açıklamıştı.
YSK’nın bu kararı MSY’nin 25. maddesine aykırıydı; c) Siirt seçiminde
yeni aday belirlenebileceği veya bildirilebileceği kabul edilmiş olsa dahi
-bu seçim tekrar veya devam niteliğinde olduğu için- bu adayların 3 Ka-
sım seçimlerine katılma yeterliliğine sahip olmaları gerekiyordu. Engel
hallerin sonradan kalkması veya Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklik-
lerle adaylık yeterliliğinin kazanılmasıyla Siirt seçiminde aday olunması
mümkün değildi. Başsavcıya göre, nasıl 1 Ocak 2003 tarihinde otuz yaşını
dolduran bir yurttaşın Siirt ilinden aday olabilmesi mümkün değilse, 3
Kasım 2002 tarihinden sonra yapılan ya da yapılacak yasal değişikliklerle
seçilme yeterliliğine kavuşan ya da kavuşacak olanların da Siirt ilinde
yapılacak seçimde aday olabilmesi mümkün değildi.
157
Kanadoğlu, 14 Ocak 2003 günü Memet Fadıl Akgündüz’ün adaylığı
ile ilgili yaptığı açıklamada da bir önceki açıklamasındaki görüşleri tek-
156
Cumhuriyet, 4 Ocak 2003.
157
Radikal, 8 Ocak 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
rarladı. Kanadoğlu, YSK’nın, Siirt seçiminin iptal edilen 3 Kasım 2002
seçiminin yenilenmesi, devamı ve tekrarı olduğuna ilişkin ilke kararı
bulunduğunu hatırlatarak, Siirt seçiminde aday olacakların 3 Kasım 2002
tarihinde seçilme yeterliliğine sahip olmaları ve 9 Mart 2003 tarihine
kadar da bu yeterliliği korumaları gerektiğine işaret etti.
158
Kanadoğlu’nun bu açıklamalarına YSK Başkanı Tufan Algan 8 Ocak
2003 günü yaptığı basın toplantısıyla yanıt verdi. Algan, 9 Mart’ta yeni-
lenecek Siirt seçimlerine katılacak partilerin listelerinde ölüm, istifa veya
kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarıyla seçilme yeterliliklerini kaybeden-
lerin yerine yeni adaylar belirlenebileceğini söyledi. Algan, ayrıca son
yapılan Anayasa ve yasa değişikliklerinin uygulanıp uygulanmayacağı
sorusuna; “Seçim öncesinin mi, yoksa seçimden sonra ortaya çıkan mevzuatın
mı uygulanacağına, seçim takvimine göre, itirazlar yapıldığında karar verilir.
Kanunların uygulama sistemi esas alınarak, hukuka uygun yapılandırma oluş-
turulacaktır.” şeklinde bir cevap verdi.
159
Böylece Recep Tayyip Erdoğan
için milletvekilliği ve dolayısıyla başbakanlık yolu açılmış oldu.
Beklenildiği gibi 31 Ocak 2003 günü AKP Siirt ili birinci sıra adayı
Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Recep Tayyip Erdoğan 6 Şubat 2003
günü resmen aday oldu. Bu aşamada, YSK’nın bir başka aday hakkında
verdiği bir karar, Erdoğan’ın adaylığı konusunda vereceği kararın da
ipuçlarını ortaya çıkardı. YSK, 1 Şubat 2003 tarihinde verdiği kararla, 3
Kasım 2002 seçimlerinde İşçi Partisi Ankara 2. Bölge birinci sıra adayı
Mehmet Bedri Gültekin’in 9 Mart 2003 Siirt seçimlerine ilişkin adaylık
başvurusunu kabul etti. Böylelikle YSK ve MSY’nin: “Bir kimse aynı seçim
için birden fazla seçim çevresinde aday olamaz, aday gösterilemez ve seçilemez.”
hükmünü içeren 16. maddesini uygulamamış oldu. Bu kararın ardın-
dan, 3 Kasım 2002 seçimlerinde İstanbul’dan aday adayı olan Recep
Tayyip Erdoğan’ın da Siirt’ten aday olması durumunda YSK’nin bunu
reddetmeyeceği şeklinde değerlendirmeler yapıldı.
160
Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylık başvurusunun ardından kamuo-
yunda Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Erdoğan’ın adaylığı-
na itiraz edeceği beklentisi dile getirilmeye başlandı. Ancak Kanadoğlu, 17
Şubat 2003 tarihinde yaptığı yazılı açıklamayla daha önce ortaya koyduğu
görüşlerini tekrarlamakla yetindi. Açıklamasında, ilgili yasalara atıf ya-
158
Zaman, 15 Ocak 2003.
159
Milliyet, 9 Ocak 2003.
160
Cumhuriyet, 5 Şubat 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
201TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
pan Başsavcı, YSK’nin adayların durumlarını re’sen inceleyebileceğine
dikkat çekti.
Erdoğan’ın adaylığına itiraz, Başsavcı tarafından değil, İşçi Partisi
ve üç vatandaş tarafından yapıldı. İtirazları değerlendiren YSK, 20
Şubat 2003 tarihinde bu talepleri oybirliğiyle reddetti.
161
Kurul’dan ya-
pılan açıklamada Anayasa’nın 76. ve MSY’nin 11. maddesinde yapılan
değişikliklerin göz önüne alındığının altı çizildi. Böylece Recep Tayyip
Erdoğan’ın adaylığı kesinleşmiş oldu.
Siirt seçimine toplam dört siyasî parti; AKP, CHP, İP ve TKP katıl-
dı.
162
Yüz on dokuz bin yüz doksan sekiz kayıtlı seçmenden yetmiş üç
bin altı yüz yirmi dördünün oy kullandığı bu seçimlerde AKP, oyların
% 84.82’sini alarak bu ilden çıkarılacak olan üç milletvekilliğini de ka-
zandı.
163
Siirt seçimlerinde, katılımın oldukça düşük olduğu gözlendi
(% 61.77).
164
Siirt seçimi öncesinde kamuoyunda, AKP’nin Anayasa Mahkeme-
si’nde görülmekte olan kapatılma davası çerçevesinde, Recep Tayyip
Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı olup olamayacağı meselesi de tartışıldı.
Daha önce Anayasa Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP kuru-
cular kurulu üyeliğinden ihraç edilmesi gerektiğine karar vermişti.
165
161
YSK Erdoğan’ın adaylığına ilişkin kararını açıklamadan önce, şubat ayı başlarında
olası bir Irak savaşının Siirt seçimlerini etkileyip etkilemeyeceği tartışıldı. Bu konu-
da TBMM Başkanı Bülent Arınç ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
açıklamaları için sırasıyla bkz., Cumhuriyet, 5 Şubat 2003; Zaman, 12 Şubat 2003.
162
Özellikle SP yönetimi Siirt seçimlerine katılmama kararlarının gerekçesini açıklarken
YSK’yi sert biçimde eleştirdi. Parti yöneticileri seçimlere katılmanın YSK’nin çelişkili
kararlarını onaylamak anlamına geleceğini ifade ettiler (Milliyet, 15 Ocak 2003).
163
YSK’nın 212 sayılı kararı için bkz., RG, 12.03.2003, S. 25045-Mükerrer.
164
Bölgede güçlü olan DEHAP boykot çağrısında bulundu. Bu çağrının seçime katılımın
düşük olmasında katkısı olduğu söylenebilir, ancak buna rağmen bu partinin seçmen
üzerinde amaçladığı etkiyi sağlayamadığı iddia edildi: “DEHAP, bütün iddiasına
karşın tabanına hakim olamadı. “Tırnak kontrolü” de bir işe yaramadı. Zira seçmen-
lerin büyük bir kısmı, işaret parmağına vazelin sürerek oy kullanmaya gitmişti. Oy
kullandıktan sonra parmaktaki vazelin silindiğinde boyanın da çıkması nedeniyle
DEHAP’ın tırnak kontrolünden de geçmek kolay oldu. Kırsal alandaki DEHAP tabanı
ise, iktidarın nimetlerinin cazibesine kapıldı. Ancak köydeki seçmene oranla daha
politize olan kentli DEHAP’lılar, parti kararına uydular.” (İlknur, Miyase, “DEHAP
Tabanını Tutamadı,” Cumhuriyet, 11 Mart 2003).
165
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 21 Ağustos 2001 tarihinde Ana-
yasa Mahkemesi’ne başvurarak, AKP kurucu üyesi ve Genel Başkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ın milletvekilliğine seçilme yeterliliği bulunmadığı, dolayısıyla bir siyasî
partinin kurucu üyesi olamayacağı gerekçesiyle AKP’ye ihtar verilmesini talep etmiş;
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Erdoğan 17 Ekim 2002 günü kurucu üyelikten istifa etmiş, ancak genel
başkanlıktan ayrılmamıştı. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsav-
cısı Sabih Kanadoğlu, 23 Ekim 2002 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nde
AKP’nin kapatılması istemiyle dava açmıştı. Başsavcı Kanadoğlu 9 Ocak
2003 günü Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği esas hakkındaki görüşün-
de, AKP yönetiminin Yüksek Mahkeme tarafından belirlenen süre için-
de ihtar kararının gereğini yerine getirmediğine işaret etti. Kanadoğlu,
Erdoğan’ın sadece partinin kurucular kurulu üyeliğinden ayrıldığına,
genel başkanlığı sürdürdüğüne dikkat çekerek, AKP’nin hukuka karşı
hile yaptığını iddia etti. 2001 yılında Anayasa’nın 67. maddesinde ya-
pılan değişiklikle, ihtar kararlarına uymamanın parti kapatma neden-
lerinden biri olmaktan çıkarıldığı yönündeki teze katılmadığını açık-
layan Kanadoğlu, bu eylemin yaptırımsız kalması durumunda önemli
hukukî sakıncaların ortaya çıkacağını bildirdi. Sonuç olarak Kanadoğlu,
AKP’nin SPY’nin 104. maddesinin 2. fıkrasına göre kapatılması gerektiği
görüşünü savunurken, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
genel başkanlık görev ve yetkilerinin de tedbiren önlenmesine ilişkin
talebinin de “ivedilikle” sonuçlandırılmasını istedi.
166
Kanadoğlu’nun talebinin Anayasa Mahkemesi’ne bildirmesinden çok
kısa bir süre sonra, 4. Uyum Paketi Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı
ve Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu pakette yer alan üç önemli değişiklik,
Başsavcı Kanadoğlu’nun kapatma davasındaki gerekçelerini geçersiz kıl-
dı. Birincisi, SPY’nin 8. maddesi; “Siyasî partiler, partiye üye olma yeterliğine
sahip en az otuz Türk vatandaşı tarafından kurulur.” şeklinde değişitirilerek
kurucu üye olabilmek için “partiye üye olma” şartı yeterli sayıldı. İkinci-
si, SPY’nin, TCY’nin 312. maddesinden mahkûm olanların siyasî parti
üyesi olamayacağına ilişkin 11. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin (5)
numaralı alt bendi değiştirilerek; “Terör eyleminden mahkûm olanlar”ın
siyasî parti üyesi olamayacakları hükmü getirildi. Üçüncüsü -bir önceki
değişikliğe paralel olarak- MSY’nin, TCY’nin 312. maddesinden mahkûm
olanların milletvekili seçilemeyeceğine dair 11. maddesinin (f) bendinin (3)
numaralı alt bendi değiştirilerek; “Terör eylemlerinden mahkûm olanlar”ın
milletvekili seçilemeyecekleri hükmü getirildi. Buna ek olarak, söz konu-
Anayasa Mahkemesi de ihtar istemini 9 Ocak 2002’de sonuçlandırarak AKP’ye ihtar
vermiş ve gerekçeli karar 19 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştı
(Anılan karar için bkz., E. 2001/8, K. 2002/9 (Siyasi Parti-İhtar), RG, 19.04.2002, S.
24731).
166
Milliyet, 10 Ocak 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
203TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
su yasanın 12. maddesiyle SPY’nin 104. maddesinin 2. fıkrası; “Anayasa
Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi
için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu yazının tebliği tarihinden
itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı
o siyasî partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması
için Anayasa Mahkemesi’ne re’sen dava açabilir.” şeklinde yeniden kaleme
alındı.
167
Bütün bu değişiklikler, kuşkusuz Anayasa Mahkemesi’nin
kararını etkileyecek nitelikteydi. Nitekim Mahkeme, 22 Ocak 2003 ta-
rihinde verdiği kararda Kanadoğlu’nun tedbir istemine ilişkin bir karar
almaya gerek olmadığına karar verdi. Başkanvekili Haşim Kılıç, yaptığı
açıklamada şu noktalara işaret etti:
“Kurucu üyelikten ayrılması gerektiği konusunda ihtar kararı verildiğine
göre ve bu ihtar kararı yerine getirilmiş olmasına rağmen kurucu üyeliğe bağlı
olarak genel başkanlıktan da ayrılması gerekirdi. Ancak şu anda ayrılmamış
olması, kişinin genel başkan olduğu anlamına gelmiyor. ‘Zaten kurucu üyelik-
ten ayrılmış olmakla genel başkanlığı sona ermiştir’ şeklinde altı arkadaşımızın
görüşü ve beş arkadaşımızın da ‘Hayır, yeni yasal düzenlemeler karşısında bu
tedbir talebinin reddedilmesi gerekir.’ şeklindeki görüşüne karşılık çoğunlukla
böyle bir karara varılmıştır.”
168
Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından olağanüstü toplanan
AKP Kurucular Kurulu Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden genel başkan-
lığa seçti.
Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı sıfatını taşıyıp ta-
şımadığı tartışmasından sonra, 3 Kasım 2002 seçimlerinin iptal edilip
edilmeyeceği tartışması kamuoyunu meşgul etmeye başladı. Bu seçim-
lerin iptal edilmesi gerektiğini savunanlar, Recep Tayyip Erdoğan’ın
Anayasa Mahkemesi kararına göre seçim tarihinde Genel Başkan ol-
mamasına rağmen seçimlerde kullanılan oy pusulalarında isminin AK
Parti Genel Başkanı olarak yer aldığına dikkat çekiyordu. YSK, 25 Ocak
2003 tarihinde açıkladığı kararında, oy pusulalarına parti genel başkan
adlarının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan bilgi doğrultu-
sunda yazıldığı, o günkü hukukî duruma göre Anayasa Mahkemesi’nin
herhangi bir tedbir kararı bulunmadığına işaret etti. Sonuç olarak YSK,
o günkü hukukî duruma göre seçim iş ve işlemlerinin tamamlanmış
167
4778 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” için bkz., RG,
11.01.2003, S. 24990.
168
Cumhuriyet, 23 Ocak 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
olduğunu belirttikten sonra, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye
yürümeyeceğini hatırlattı ve seçimlerin iptali istemini reddetti.
169
Mehmet Fadıl Akgündüz Olayı
3 Kasım 2002 seçimlerinden 2003 yılı Anayasa gündemine devreden
bir başka önemli tartışma Jetpa Holding A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı
Mehmet Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğine ilişkin tartışmaydı. 2002
seçimleri öncesinde, Akgündüz’ün Siirt’ten bağımsız milletvekili adayı
olacağı haberleri basında yer almıştı. Kamuoyunda “Jet Fadıl” olarak
tanınan Akgündüz yurtdışında bulunmakta ve dolandırıcılık ve kara
para aklamak gibi suçlardan “kırmızı bülten”le aranmaktaydı. Hakkında
gıyabi tutuklama kararı bulunan Akgündüz’ün Türkiye’ye giriş yapması
durumunda tutuklanması söz konusu olacaktı. Bu yüzden Akgündüz,
milletvekili adaylık başvurusunu şahsen değil özel vekaletname verdiği
avukatı aracılığıyla yaptı. Siirt İl Seçim Kurulu, Akgündüz’ün avukatı-
nın yaptığı başvuruyu reddetti. Bunun üzerine Akgündüz’ün avukatı
YSK’ya başvurdu. YSK’nın itirazı kabul etmesinin ardından Memet Fadıl
Akgündüz, memleketi Siirt’ten bağımsız milletvekili adayı oldu.
Bütün bu gelişmeler yaşanırken hukukçular ve Anayasa hukukçula-
rı arasında Akgündüz’ün vekalet kullanarak başvuruda bulunup bulu-
namayacağı tartışılmaya başlandı. Bu konuda YSK’nin daha önce verdiği
iki kararda adayların bizzat başvurmaları gerektiği hükme bağlanıyor-
du.
170
Bu noktadan hareket eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih
Kanadoğlu YSK’nin konuyu tekrar incelemesi için başvuruda bulundu.
Ancak YSK 26.09.2002 tarih ve 673 sayılı kararıyla Kanadoğlu’nun tale-
bini reddetti. Kurul, bu kararında şu ifadelere yer veriyordu: “Anayasa
ve yasalarda milletvekili adaylığı için bizzat başvuru zorunluluğunu öngören
bir kural olmadan, Mehmet Fadıl Akgündüz’ün Anayasa’nın 67. maddesinde
öngörülen seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarının ilke kararı ile
kısıtlanmasının olanaklı olmadığı sonucuna varılmıştır.”
171
Sonuçta, adaylığı
önünde herhangi bir engel kalmayan Akgündüz 3 Kasım 2002 seçimle-
rinde Siirt’ten bağımsız milletvekili seçildi.
169
Milliyet, 26 Ocak 2003.
170
Bkz., YSK’nın 29.10.1995 tarih ve 338 sayılı kararı ile 24.09.2002 tarih ve 472 sayılı
kararı.
171
Kanadoğlu, a.g.e., s. 316.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
205TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Akgündüz milletvekili seçildikten sonra, kişiliği, geçmişi ve millet-
vekilliği konusundaki tartışmalar devam etti. Basında ve kamuoyunda,
Akgündüz’ün yasama dokunulmazlığı zırhından faydalanarak, hak-
kında yürümekte olan davalardan kurtulmaya çalıştığı iddia edildi. Bu
tartışmalar yaşanırken, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28 Mart
2002 tarihli kararına ilişkin önemli bir gelişme yaşandı. Mahkeme, Ak-
gündüz’ü Sermaye Piyasası Yasası’na aykırı eyleminden dolayı 2 yıl ha-
pis ve 750.000.000 TL ağır para cezasına mahkum etmişti. Karar, müdahil
Sermaye Piyasası Kurulu vekili ve sanık vekili tarafından temyiz edilmiş
ve bunun üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelmişti.
Dosyayı inceleyen Başsavcısı Kanadoğlu, Akgündüz’ün, Anayasa’nın
83. maddesinin 2. fıkrası gereği yasama dokunulmazlığına sahip oldu-
ğunu ve dolayısıyla yargılanamayacağını bildirdi. Bu durum karşısında
Kanadoğlu, 19.11.2002 tarihli yazısıyla Adalet Bakanlığı’ndan Akgün-
düz’ün dosyasının Başbakanlık aracılığıyla TBMM’ye sunulmasını ve
yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etti. Dosya TBMM’ye
ulaştı ancak tam bu aşamada YSK Siirt seçimini iptal etti. YSK kararının
Resmi Gazete yayımlanmasıyla birlikte Akgündüz’ün milletvekilliği sona
erdi ve dolayısıyla da dokunulmazlığı kalktı.
YSK kararını ardından Akgündüz hakkındaki gıyabi tutuklama ka-
rarı vicahiye çevrildi ve cezaevine kondu. Bu arada Bakırköy 2. Asliye
Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan ve taraflar tarafından temyiz
edilen dosya, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne yollandı. Yargıtay 7. Ceza
Dairesi 27.12.2002 tarihli kararıyla Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkeme-
si’nin kararını onadı.
172
Böylece Akgündüz hakkındaki iki yıl hapis ve
750.000.000 TL ağır para cezası kesinleşmiş oldu. Hakkındaki hapis ce-
zasının kesinleşmesiyle birlikte Mehmet Fadıl Akgündüz, milletvekili
seçilme yeterliğini de kaybetti.
Akgündüz, cezaevine konulduktan sonra “hukuk mücadelesine” (!)
devam etti: Akgündüz önce Siirt seçimlerinin yenilenmesine ilişkin YSK
kararına itiraz etti, ancak YSK, bu itirazı, kararlarının kesin olduğu ge-
rekçesiyle reddetti; daha sonra Akgündüz, milletvekilliği tutanaklarının
iptaline ilişkin YSK kararının Meclis Genel Kurulu’nda okutulması işle-
minin yeni bir içtüzük ihdası niteliğinde olduğunu savunarak işlemin
iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne
başvurdu; Mahkeme, iptal istemini “görevsizlik” gerekçesiyle reddetti.
172
Hürriyet, 31 Aralık 2002.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu kez Akgündüz 14 Ocak 2003 tarihinde avukatları aracılığıyla Siirt
İl Seçim Kurulu’na bağımsız adaylık başvurusunda bulundu. Bunun
üzerine, yukarıda değindiğimiz gibi, aynı gün Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı Sabih Kanadoğlu yazılı bir açıklama yaparak, Siirt seçimin-
de aday olacakların 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili seçilme
yeterliliğine sahip olmaları ve 9 Mart 2003 tarihine kadar bu yeterliliği
korumaları gerektiğine işaret etti. Akgündüz’ün adaylık başvurusu
20.01.2003 tarihinde YSK tarafından reddedildi. Böylece Memet Fadıl
Akgündüz’ün “milletvekilliği macerası” da sona ermiş oldu.
DEHAP Olayı
3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde kamuoyunu meşgul eden konular
arasında DEHAP’ın seçime girme yeterliliğinin olup olmadığı ve seçim-
ler sonrasında YSK ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı arasında yaşanan
polemik Anayasa hukuku açısından ilginç tespitler içermektedir.
3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde, 27 Eylül 2002 tarihinde Milliyet
Gazetesi’nde yayımlanan bir haber, DEHAP’ın Anayasa Mahkemesi’nde
kapatılma istemiyle yargılanmasına kadar gidecek olan hukukî sürecin
başlangıcı oldu. Tolga Şardan ve Gökçer Tahincioğlu imzalı söz konusu
haberde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun DE-
HAP’ın kaç ilde örgütlendiğini incelemeye aldığı iddia ediliyordu.
173
As-
lında bu haber gerçeği yansıtmıyordu. Daha sonra Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı Sabih Kanadoğlu bu gelişmelere değindiği kitabında, İçişleri
Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden DEHAP’ın örgütlenme
durumunu sormadığını belirtiyordu. Buna rağmen Başsavcı, haberi yasa
gereği suç ihbarı kabul edip hukukî süreci başlattığını da ekliyordu.
174
YSK 02.08.2002 tarih ve 441 sayılı kararıyla DEHAP’ın 3 Kasım 2002
seçimlerine katılabileceğini ilan etmişti. Ancak YSK’nın bu kararına
rağmen, karardan yaklaşık iki ay sonra yayımlanan yukarıdaki gazete
haberi, DEHAP’ın seçimlere katılma yeterliğinin olup olmadığının tartı-
173
Haberde şu ifadelere yer verilmişti: “Yargıtay seçime girerken kapatılması tartışı-
lan HADEP’in, EMEP ve SDP’yle birlikte çatısına girdiği DEHAP’ın örgütlenmesini
incelemeye aldı. İlk incelemede partinin seçime girebilmek için aranan kırk bir ilde
örgütlenme şartını yerine getiremediği anlaşıldı. İncelemelerin sürdüğü, çıkacak
sonuçlara göre Yargıtay’ın Yüksek Seçim Kurulu’na başvurabileceği kaydedildi.”
(Milliyet, 27 Eylül 2002)
174
Kanadoğlu, a.g.e., s. 49.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
207TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
şılmasına neden oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu
konuyla ilgili başlattığı inceleme neticesinde Emniyet Genel Müdürlüğü,
valilikler ve il seçim kurullarından gelen bilgiler doğrultusunda, DE-
HAP’ın, Seçimlerin Temel Hükümlerine İlişkin Yasa’nın 14 ve SPY’nin
36. maddelerinde yer alan “seçimden en az altı ay önce illerin en az yarısında
örgütlenmiş olma” şartını yerine getirmediği sonucuna vardı.
Edindiği bu bilgiler çerçevesinde Kanadoğlu, 6 Ekim 2002 tarihinde
YSK’ye başvurarak DEHAP’ın durumunun yeniden değerlendirilmesini
istedi. YSK, konuyla ilgili olarak, biraz gecikmeli de olsa kamuoyunda
büyük tartışma yaratan kararını 15 Ekim 2002 tarihinde verdi. YSK
Başkanvekili kararı kamuoyuna açıklarken, seçim sürecinin işlemeye
başladığını, seçim iş ve işlemlerinin kesinleşmiş olduğunu, bu partinin
seçimlere girmesine ilişkin herhangi bir itiraz olmadığını, dolayısıyla
artık bu aşamada söz konusu partinin seçimlere girmesi için bir engelin
varlığından söz edilemeyeceğini ifade ediyordu. Başsavcı Kanadoğlu ise,
16 Ekim 2002 tarihinde yaptığı basın açıklamasında, bu durumun, seçim
hukukunda “tam kanunsuzluk” olarak nitelendirilen bir durum olduğunu,
dolayısıyla ihbar, itiraz, şikayet veya herhangi bir süreye bağlı olmaksı-
zın YSK tarafından res’en incelenmesi gerektiğini bildiriyordu. İlginçtir,
bu basın açıklamasında sonra YSK, 17 Ekim 2002 tarihinde Cumhuriyet
Başsavcılığı’na ilettiği gerekçeli kararında, kararının dayandığı gerekçeyi
değiştiriyor ve hukuken geçerli somut bilgi ve belgenin bulunmaması
dolayısıyla Kanadoğlu’nun talebinin reddedildiğini belirtiyordu.
DEHAP, bütün bu tartışmalar sürerken 3 Kasım 2002 seçimlerine
katıldı ve seçmenlerin % 6,23’nün oyunu almayı başardı. Ancak bu oy
oranıyla % 10 ülke barajının altında kaldığı için TBMM’ye girme şansını
elde edemedi. DEHAP TBMM’ye girememesine rağmen, yeni oluşan
TBMM’nin meşruiyeti konusundaki tartışmaların odağında yer aldı.
20 Ocak 2003 tarihinde resmi belgelerde sahtecilik yaptıkları suçla-
masıyla DEHAP yöneticileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından dava açıldı. 13 Mart 2003 tarihinde ise, Cumhuriyet Başsavcısı
Kanadoğlu, söz konusu partinin temelli kapatılması istemiyle Anayasa
Mahkemesi’ne başvurdu. Ayrıca Kanadoğlu, 29 Nisan 2003 tarihli ek
iddianameyle; Parti’nin, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlü-
ğüne aykırı eylemlerin geldiğini ileri sürerek yeni bir dava daha açtı.
175
175
Kanadoğlu, a.g.e., s. 60.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Anayasa Mahkemesi’nde birleştirilen söz konusu bu davalar hakkında,
bu çalışmanın kaleme alındığı tarih itibariyle, henüz Mahkeme’den bir
karar çıkmadı.
Resmi belgelerde sahtecilik suçlamasıyla Ankara Cumhuriyet Baş-
savcılığı tarafından açılan dava ise 26 Haziran 2003 tarihinde sonuçlandı.
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi DEHAP yöneticilerini, resmi belgelerde
sahtecilik yaptıkları gerekçesiyle birer yıl on birer ay onar gün ağır hapis
cezasıyla cezalandırdı. Yargıtay 6. Ceza Dairesi de, söz konusu kararı
29.09.2003 tarihinde onayladı. Böylece DEHAP yöneticilerinin 3 Kasım
2002 seçimleri öncesinde resmi evrakta sahtecilik yaparak seçimlere
katıldıkları kesinleşmiş oldu.
Bu kararın ardından seçimlerin iptali ve oy barajının yeniden
hesaplanıp milletvekillerinin tahsis edilmesi konusunda YSK’ye onlar-
ca başvuru yapıldı. YSK 4 Ekim 2003 tarihinde yaptığı toplantıda bu
başvuruları değerlendirdi. Ancak bu başvuruları değerlendirmeden
önce, Kurul, seçim hukuku açısından ilginç bir meseleyi karara bağ-
ladı. Seçimlerin iptali tartışması sürerken, YSK Başkanı Tufan Algan
“Seçimler iptal edilirse kaos doğar” şeklinde açıklamalar yapmıştı. Bunun
üzerine, YSK’ye yapılan başvurularda, Başkan’ın bu açıklamalarının
“ihsas-ı rey” niteliğinde olduğu ve Kurul’dan çekilmesi istemleri yer
aldı.
176
Kurul “YSK, mahkeme olmadığıiçin reddi hakim talebinde bulunula-
maz” gerekçesiyle bu istemleri oybirliğiyle reddetti.
177
YSK, 04.10.2003
tarih ve 832 sayılı kararının gerekçesini 24.10.2003 tarihinde açıkladı.
Kararda, SPY’ye göre siyasî partilerin kurulmaları ve teşkilatlanmalarına
ilişkin belgelerin Yargıtay Başsavcılığı’nca tutulduğu, YSK’nin partilere
ilişkin araştırma yapma görevi bulunmadığı, Başsavcılık’ın DEHAP’ın
altmış üç ilde örgütlendiğini bildirmesi üzerine, Kurul’un DEHAP’ın
da aralarında bulunduğu yirmi üç partinin 3 Kasım 2002 seçimlerine
girmeye hak kazandığını karara bağladığı, bu karara karşı süresinde
itiraz ve şikayet olmadığı ifade edildi. Kararda şu görüşlere verildi:
“Anayasa ve seçim yasaları gereğince seçimlerin başlamasından bitimine
kadar seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri
yapma ve yaptırma, bu süreç içerisinde seçim iş ve işlemlerine yönelik her
türlü şikayet ve itirazları son merci olarak karara bağlamakla görevli ve yetkili
kurulumuz, bu görevlerini ifa ederek 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimini
176
Cumhuriyet, 5 Ekim 2003.
177
Milliyet, 5 Ekim 2003.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
209TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
sonuçlandırmış, böylece, seçim sürecindeki seçim öncesi, seçim günü ve seçim
sonrası işlemleri nihayet bulmuş, bundan sonra yapılacak her türlü itiraz ve
şikayet sürelerinin geçmiş olduğuna karar verilmiştir.”
178
Karara muhalif kalan YSK Başkanvekili Ahmet Hamdi Ünlü ise,
seçim esasları ile seçimin dürüstlüğünü sakatlayacak tam kanunsuzluk
hallerinin tümünün önceden belirlenip Anayasa ve yasada sınırlı olarak
sayılmasının olanaksız olduğunu, YSK’nin önüne gelen her şikayet ve
itirazda, şikayet ve itiraz konusu olayı değerlendirmesi ve seçim sonuç-
larını etkileyecek bir kanunsuzluk hali olup olmadığını saptaması ge-
rektiğini, seçim iş ve işlemleriyle ilgili yolsuzlukların ve sahtekarlıkların
kısa sürede ortaya çıkması ve kanıtlanmasının çoğu zaman mümkün
olmadığını belirterek karara muhalif kaldı. Ünlü, karşı oy yazısında:
“Anayasa ve yasal bir sınırlama öngörülmediği halde, şikayetleri ince-
leme ve karara bağlama süresinin sınırsız olduğunun kabul edilemeyeceği de
tartışmasızdır. Burada gelecek seçime kadar olan dönem makul süre olarak
düşünülebilir ise de bu dönem sona erdikten sonra dahi seçim konularıyla ilgili
bütün yolsuzluklara ilişkin şikayetlerin incelenip bir tespit kararı verilmesi
zorunlu bulunmaktadır.” görüşüne yer verdi. Ünlü, karşı oy gerekçesini
şu şekilde sonuca bağladı:
“Seçmen yeterliliğini haiz her vatandaşın oyunu kullanmak suretiyle ülke
idaresine katılması, demokrasinin temel şartıdır. Bu şartın gerçekleşmesi de
vatandaşın iradesinin emniyetli ve dürüst bir seçim ortamında oy sandığına
yansımasına bağlıdır. Anayasa’nın 138. maddesinde bağlayıcılığı vurgulanan
mahkeme kararıyla, oy pusulasında isminin yer almaması ve seçimlere katıl-
maması gerektiği ortaya çıkan DEHAP’ın seçimlere katılması, dürüst seçim
ilkesini zedeleyip seçmenin yanıltılmasına sebep olduğu gibi, seçim sonuçla-
rının mutlak olarak etkilemiş ve bu haliyle yasa ve Anayasa’da öngörülmeyen
bir ‘tam kanunsuzluk’ hali ortaya çıkmıştır. Nitekim YSK, geçmişte çeşitli
nedenlerle yasallığına gölge düşen bazı seçimlerin iptaline karar vermiştir.
Bu nedenlerle mahkeme kararıyla kanıtlanan ve seçimden sonra ortaya çıkan
tam kanunsuzluktan ötürü genel seçimin iptaline karar verilmesi gerektiği
görüşündeyim.”
179
178
Cumhuriyet, 25 Ekim 2003.
179
Radikal, 24 Ekim 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
28 Mart 2004 Yerel Seçimleri
3 Kasım 2002 seçimlerine ilişkin tartışmalar henüz son bulmadan 28
Mart 2003’te yapılacak yerel seçimlere ilişkin tartışmalar anayasa gün-
demini meşgul etmeye başladı. Bu seçimler, 3 Kasım 2002 seçimlerinden
zaferle çıkan AKP’nin seçmen desteğini sınamak; 2002 seçimlerinde
yenilgiye uğrayan partiler açısından ise seçmen desteğini yeniden ka-
zanmak için bir fırsat olarak görülüyordu. İktidardaki ve muhalefetteki
tüm siyasî partilerin büyük önem verdiği bu seçimler öncesinde esas
olarak üç konu tartışıldı: AKP iktidarına avantaj sağlayan yasaların
kabul edilmesi, hangi siyasî partilerin seçime katılabileceği konusu ve
sol partiler arasındaki ittifak arayışları.
1. AKP İktidarına Avantaj Sağlayan Yasaların Kabulü Meselesi
180
TBMM, 11 Aralık 2003 tarihinde, “3030 sayılı Büyük Şehir Belediye-
lerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”u görüşe-
rek kabul etmişti. Temel olarak, büyükşehir belediyelerinin sınırlarının
yeniden belirlenmesini (ve bu anlamda büyük ölçüde genişletilmesini)
hedefleyen 5019 sayılı Yasa, bu amaçla, düzenleme kapsamına giren ille-
rin nüfusu baz alınarak, söz konusu illerdeki büyükşehir belediyelerinin
yetki alanlarının, ait oldukları illerin sınırlarına eşlenmesini veya 50, 30
ve 25 km. yarıçaplı daireler çizilerek tespit edilmesini öngörmekteydi.
Bu düzenlemeye bağlı olarak da Yasa, sınırları genişleyen büyükşehir
belediyelerinin altında, “ilçe belediyeleri” ve “ilk kademe belediyeleri”
kurulmasını ve çizilen yarıçap içinde kalan köylerin de “mahalle”ye
dönüştürülmesini emrediyordu.
Çağdaş şehircilik ilkelerine ve kaynakların etkin kullanımına katkı
sağlayacağı iddia edilen bu düzenlemelerin teknik açıdan uygunluğu
ve farklı ihtiyaçları olan büyükşehirlerin hizmet gereklerini karşılamaya
elverişli olup olmadığı üzerindeki tartışmalar bir yana, düzenleme, Ana-
yasa hukuku açısından da ilginç bazı meseleleri gündeme taşıyordu.
Özellikle, teklifin ilk halinde ve komisyonda kabul edilen şeklinde
yer almayan; “Bu Kanun’un yürürlük tarihinden önce seçim takvimi uygu-
180
Bu bölüm, “Yaşayan Anayasa” Internet Sitesi’nde yayımlanan, Ersoy Kontacı’nın
“AKP’nin Seçim Oyunu” başlıklı analizine dayanmaktadır;
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
211TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
lamaya konulmuş olsa dahi, bu Kanun gereğince oluşacak yeni sınırlar büyük
şehir belediyeleri için seçim çevresi kabul edilir. 28 Mart 2004 tarihinde
yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde büyük şehir belediyeleri için
bu sınırlar, Yüksek Seçim Kurulu’nca esas olarak alınır ...” hükmünün,
teklifin Genel Kurul’da görüşülmesi sırasında iktidar partisine mensup
milletvekillerinin verdiği bir önerge ile metne eklenmesi, muhalefetin
büyük eleştirilerine hedef oldu ve siyasî çıkar sağlama amacı güden bir
hareket olarak değerlendirildi.
Söz konusu Yasa, imzalanmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönde-
rilmişken, 21 Aralık 2003 Pazar günü sabaha karşı kabul edilen 5025 ve
5026 numaralı yasalar ise tartışmayı yeni boyutlara taşıdı. 5025 sayılı
Yasa, son genel nüfus sayımı sonuçlarına göre, il ve ilçe belediyeleri
ile büyükşehir belediyeleri sınırlarında kalan belediyelerden, nüfusu
2000’in altına düşenlerin tüzelkişiliğinin kaldırılmasını ve bu yerlerin
köy statüsüne çevrilmesini öngörüyordu. Seçim öncesinde “oy avı” için
yapılacak yatırımların fazla dağıtılmaması amacını güttüğü söylenen
181
bu düzenlemeyi de gölgede bırakan gelişme ise, hemen arkasından 5026
sayılı Yasa’yla getirilen düzenleme oldu. Söz konusu Yasa, bir büyükşe-
hir belediyesi dahi olmayan Denizli ili sınırlarındaki yirmi iki Belediye
ve yirmi beş köyün tüzel kişiliğini kaldırarak, bunların Denizli Bele-
diyesi’ne bağlanmasını öngörüyordu. Böyle bir düzenlemenin yapılış
şekli ve zamanlamasına ilişkin eleştiriler ve sorular yanıtsız kalırken;
bu ayarlamanın Başbakan Erdoğan’ın okul arkadaşı Nihat Zeybekçi’nin
seçilmesini kolaylaştırmak üzere yapıldığına dair haberler, basında geniş
biçimde yer aldı.
182
Muhalefet cephesinde, basında ve kamuoyunda sıklıkla dile ge-
tirilen bu ve benzeri görüşlerin altında, AKP’nin, “varoş” tabir edilen
ve kendisi açısından büyük oy potansiyeli taşıdığı varsayılan seçmen
kitlesinin desteğinden yararlanarak, büyükşehir belediye seçimlerini
lehine çevirmek istediği değerlendirmesi yatmaktaydı.
Bütün bu tartışmalar sürerken, Cumhurbaşkanı’nın 26 ve 30 Ara-
lık 2003 tarihlerinde, her üç yasayı da bir kez daha görüşülmek üzere
TBMM’ye geri göndermesiyle konu gündemden çıkmış oldu.
181
Radikal, 22 Aralık 2003.
182
Akşam, 22 Aralık 2003.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
İktidarın, seçim çevrelerini yeniden belirlenmeyi amaçlayan bu
uygulaması, Anayasa hukuku literatüründe “Gerrymandering” ola-
rak bilinen bir sistemin Türkiye versiyonu olarak değerlendirilebilir.
Gerrymandering, 1812 yılında ABD’nin Massachusets Eyalet Başkanı
Elbridge Gerry’nin, yaklaşan seçimlerde partisine avantaj sağlamak
üzere, seçim çevrelerini semender hayvanını andırır şekilde, kıvrımlı
çizgilerle belirlemesinden kaynaklanan ve şahsın soyadı ile semender
kelimesinin birleştirilerek telaffuz edilmesinden oluşan bir terimdir.
Bu terim, tam olarak; “seçim çevrelerinin, bir siyasî partinin yararına olacak
şekilde düzenlemesi”ni ifade etmektedir.
183
Ülkemizde daha önce de 1950-1960 yılları arasında benzeri uygulama-
lar görülmüştür. O dönemde Demokrat Parti iktidarı, kendisine oy ver-
meyen seçmenlere karşı bir tepki olarak; Abana ilçe merkezinin Bozkurt-
Pazaryeri İlçesine nakli, Malatya’dan Adıyaman ve Kocaeli’nden Sakarya
illerinin oluşturulması, Kırşehir’in ilçe haline getirilerek Nevşehir’in il
olması gibi uygulamalara girişmiş ve böylece, gelecek seçimlerde kendisi
için daha uygun olacağına inandığı zeminleri elde etmeye çalışmıştır.
184
Yine 1995 yılında, aralarında Kilis’in de bulunduğu iki ilçe ve otuz dört
beldede yapılacak ara yerel seçimlere üç gün kala, Kilis’i il yapmak için
Bakanlar Kurulu’na yetki veren bir yasanın Meclis’ten geçmesi ve ilgili
KHK’nın, seçimden bir gün önce Bakanlar Kurulu’nda imzalanması, seçim
çevrelerinin veya seçim çevrelerinin idari statüsündeki değişikliklerin
nasıl bir siyasî araç olarak kullanılabildiğine ilişkin ilginç bir örnek olarak
kayıtlara geçmiştir.
185
Daha yakın tarihlerden bir örnekse Nisan 1999 se-
çimlerinden verilebilir. Bu seçimlerde, Ankara-Esenboğa yolu üzerindeki
Pursaklar Beldesi sakinlerinin büyükşehir belediye başkanlığı seçimi için
oy kullanması, seçimden sonra büyük tartışma konusu olmuştur. Her
ne kadar, CHP Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Murat Karayalçın’ın
bu konuda YSK’ye yaptığı itiraz, 30 Nisan 1999’da “... kullanılan oyların
seçimin sonucunu etkileyecek miktarda olmadığı gerekçesiyle ...” reddedilmiş
olsa da, yaşanan bu olay, seçim çevrelerinin seçim sonuçları üzerindeki
etkisine dair çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçmiştir.
183
Krassner, Lloyd, “Gerrymandering,”
184
Bu bilgiler ve söz konusu düzenlemelerin getirildiği yasaların akıbeti hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz., Teziç, a.g.e., s. 262.
185
550 sayılı “Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname-
nin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”
için bkz., RG, 06.12.1995, S. 22305.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
213TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Sonuç olarak -özellikle düzenlemelerin getiriliş şekli ve zamanı
dikkate alındığında- 28 Mart 2004 yerel seçimleri öncesinde yapılan bu
düzenlemeler de “Gerrymandering”in (yani seçim çevrelerinin salt siyasî
amaçlarla belirlenmesinin) tipik örnekleri olarak değerlendirilebilir.
2. Seçimlere Hangi Siyasi Partilerin Katılacağı Meselesi
YSK, 30 Aralık 2003 tarihinde, Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP)
ve Demokrat Türkiye Partisi’nin (DTP) genel kongre veya teşkilatlanma
koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle 28 Mart 2004’te yapılacak yerel
seçimlere katılamayacağına karar verdi.
186
Bunun üzerine SHP, 31 Aralık
2003 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na eksik evrakı teslim
etti. 1 Ocak 2004 tarihinde, SHP ve DTP’nin teşkilatlanmasına ilişkin
bilgileri gözden geçiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı SHP’nin kırk
dört ilde örgütlendiğini tespit ederek durumu YSK’ye bildirdi. YSK 2
Ocak 2004 tarihinde verdiği kararla SHP’nin yerel seçimlere katılabi-
leceğini açıkladı.
187
3. Sol Partiler Arasındaki İttifak Arayışları
28 Mart 2004 yerel seçimleri özellikle sol partiler açısından zaman
içinde kaybettikleri seçmen desteğini yeniden sağlamak ve deyim ye-
rindeyse kendilerini yeniden kanıtlamak için bir fırsat olarak görülü-
yordu. Bu bağlamda özellikle nispeten küçük sol partiler seçime birlikte
girmenin yollarını aramaya başladılar. 20 Ocak 2004 tarihinde, DEHAP
Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın,
ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, EMEP Genel Başkanı Levent
Tüzel, SPD Genel Başkanı Akın Birdal ve ÖTP Genel Başkanı Ahmet
Turan Demir, birlikte düzenledikleri basın toplantısında, 28 Mart ye-
rel seçimlerine “demokratik güçbirliği” yaparak gireceklerini açıkladılar.
AKP iktidarına akılcı bir alternatif oluşturmak amacıyla bir araya gelen
partiler; “Kürt sorununun demokratik çözümünde, ülkemizin bağımsızlığı ve
demokratikleşmesinde, halkımızın IMF ve emperyalist güçlerin boyunduru-
ğundan kurtarılmasında tek alternatif demokratik güçbirliğidir.” ifadeleriyle
“Demokratik Güçbirliği”nin çerçevesini ortaya koydular.
188
“Demokratik
186
Milliyet, 31 Aralık 2003.
187
Cumhuriyet, 3 Ocak 2004; YSK’nın ilgili kararı için bkz., RG, 04.01.2004, S. 25336.
188
Cumhuriyet, 30 Ocak 2004.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Güçbirliği” 21 Şubat 2004 tarihinde sekiz büyükşehir ve yirmi dokuz il
belediye başkan adaylarını açıkladı.
189
Küçük sol partiler arasındaki bu
ittifak, nispeten büyük sol partilerin -özellikle CHP ve DSP’nin- kendi
başlarına hareket etme kararı almaları yüzünden solda artık kronikleşen
bölünmüşlüğe çare olamadı ve “Demokratik Güçbirliği” seçime girdiği
pek çok yerde başarısız oldu.
28 Mart yerel seçimleri öncesinde geniş tabanlı bir sol ittifakın
kurulamamış olması ve seçimlerde alınan yenilgi aslında soldaki par-
çalanmışlığın devam edeceğinin de bir göstergesiydi. Bu konuda tek
olumlu gelişme, yerel seçimler sonrasında, 2002 seçimleri öncesinde
İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan liderliğinde kurulan YTP’nin CHP’ye
katılmasıydı. 3 Ekim 2004 tarihinde YTP Genel Başkanı İsmail Cem,
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından kendisine iletilen “birleşme”
önerisine sıcak baktıklarını açıkladı. 4 Ekim 2004 tarihinde YTP Parti
Meclisi, CHP’nin önerisini görüşerek oybirliğiyle kabul etti. 24 Ekim
2004 tarihinde YTP’nin Ankara’da yapılan Olağanüstü Büyük Kong-
resi’nde, delegelerin oylarının büyük çoğunluğuyla CHP’ye katılma
kararı alındı. Kongre’de ayrıca, Parti’nin tüm malvarlığının da CHP’ye
devredilmesine karar verildi.
190
28 Mart Yerel Seçimleri Öncesinde Yaşanan Diğer Tartışmalar
Solda yaşanan birleşme-bütünleşme tartışmalarına benzer tar-
tışmalar sağda da yaşandı. 2004 yılı sonlarında, basında, ANAP ile
DYP arasında, her iki partinin başka bir isim altında bir araya gelmesi
veya ANAP’ın feshedilerek DYP’ye katılması olasılıkları da içeren bir
“birleşme” önerisinin tartışıldığı haberleri yer aldı.
191
Yine basında yer
alan haberlere göre, bu gelişmeler, özellikle ANAP kadrolarında kaygı
yaratmış ve Başkan Nesrin Nas’ı istifanın eşiğine getirmişti. Gerçekten,
daha sonra 25 Kasım 2004 tarihinde ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas,
bu tartışmaların da etkisiyle görevinden istifa edecekti.
23 Mart 2004 yerel seçimleri öncesinde yaşanan gelişmelere değinir-
ken, Eskişehir ilinde ana muhalefet partisi CHP’nin yaşadığı sıkıntılar
üzerinde de durmak yerinde olur. 24 Şubat 2004 tarihinde Eskişehir İl
189
Radikal, 22 Şubat 2004.
190
Akşam, 25 Ekim 2004.
191
Akşam, 9 Kasım 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
215TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Seçim Kurulu, CHP’nin büyükşehir, merkez ilçe ve bağlı belde beledi-
ye başkanları ile il genel ve belediye meclis üyesi aday listesini yasal
süre olan saat 17.00’den sonra getirildiği için teslim almadı. CHP Genel
Merkezi’nde “skandal” olarak nitelendirilen bu gelişme karşısında, CHP
Eskişehir Il Örgütü, listeyi Seçim Kurulu’na teslim edecek Merkez Ilçe
BaşkanıVedat Celal Alp’in kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldığı-
savunmasınıyaptı. Ancak basına yansıyan haberlerde, il örgütündeki
liste kavgasıyüzünden listelerin teslim edilemediği iddialarıyer aldı.
192
YSK, ise 25 Şubat 2004 tarihinde oybirliğiyle aldığı kararda, CHP’nin
Eskişehir’de, saat 17.00’den sonra teslim ettiği aday listelerinin il ve
ilçe seçim kurullarınca işleme konulmayacağını bildirdi.
193
Daha sonra
CHP, 27 Şubat 2004 tarihinde, seçimlere katılamadığı Eskişehir’de DSP
Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Yılmaz Büyükerşen’i destekleme
kararı aldı.
194
28 Mart 2004 Yerel Seçimlerinin Siyasî Analizi
Yerel seçimler 28 Mart 2004 günü yapıldı. AKP, on ikisi büyükşehir
olmak üzere elli yedi belediyeyi kazanarak seçimlerden birinci parti
olarak çıktı. AKP’nin il genel meclislerindeki oy oranı % 41,9 olarak
açıklandı. Ana muhalefet partisi CHP ise il genel meclislerinde % 18,1
oy oranı ve ikisi büyükşehir olmak üzere dokuz belediye başkanlığıyla
ikinci parti oldu. MHP dört, SHP biri büyükşehir olmak üzere beş, DSP
iki, DYP ve SP birer başkanlık kazandılar. Ardahan’da ise seçimi ba-
ğımsız aday kazandı. 28 Mart 2004 yerel seçimleri, esas olarak AKP’nin
3 Kasım 2002 seçimlerinde başlayan yükselişinin sürdüğünün bir gös-
tergesiydi. Bu tespitten hareketle, her ne kadar “Yaşayan Anayasa” esas
olarak, bir Anayasa Hukuku çalışması olsa da, Anayasa’nın uygulan-
ması ve geleceği açısından önem taşıyan AKP’nin başarısının altında
yatan nedenlerin siyasî bir analizini yapmak yerinde olacaktır.
195
192
Milliyet, 25 Şubat 2004.
193
Cumhuriyet, 26 Şubat 2004.
194
Radikal, 28 Şubat 2004.
195
Bu bölüm, “Yaşayan Anayasa” Internet Sitesi’nde yayımlanan, Levent Gönenç’in, “28
Mart 2004 Yerel Seçimlerinin Kısa Bir Analizi: Asıl Şimdi Başlıyor ...” başlıklı ana-
lizine dayanmaktadır;
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2002 Erken Genel Seçimleri ve AKP
3 Kasım 2002 milletvekili erken genel seçimlerinden AKP’nin zaferle
çıkması, Türkiye’nin sosyal ve siyasî dinamiklerini yakından izleyen sos-
yal bilimciler için sürpriz olmamıştı. Hemen seçimlerin ardından yapılan
analizler, AKP’nin başarısının rastlantısal olmadığını açıkça ortaya koyu-
yordu. Seçimlerin öncesinde yaşanan ekonomik krizin yol açtığı sosyal
travmaların etkisiyle mevcut siyasî yapıdan çoktan uzaklaşmış olan geniş
halk kesimleri, ciddi bir alternatif arayışına girmişti. Bu durum, AKP’nin,
çoktan tasfiye sürecine girmiş olan diğer partiler arasından kolaylıkla
sıyrılmasına imkan verdi. AKP’nin makul bir alternatif olarak ortaya
çıkmasında, liderlik ve kadro düzeyinde yürüttüğü akılcı politikaların
da önemli bir payı vardı. AKP, seçim kampanyası süresince, toplumun
(özellikle merkez değerlere sahip çıkan Atatürkçü-laik çizgideki asker-
sivil bürokrasinin) hassasiyetle takip ettiği türban, sekiz yıllık eğitim ve
İslam ülkeleriyle ilişkiler gibi konuları politika malzemesi yapmayıp, bu
konularda büyük ölçüde uzlaşmacı (veya en azından pasif) bir tutum ser-
giledi. Bir başka ifadeyle, AKP bu konuların üzerine gidip sistemle kavga
etmek yerine, önceki koalisyon hükümetleri zamanında sık sık gündeme
gelen yolsuzluk iddialarının toplumda yarattığı bıkkınlık havasını doğru
algıladı ve seçim kampanyasını temiz toplum, dürüstlük ve adalet kav-
ramları üzerine inşa etti. Böylece AKP, seçmenlerin büyük bir bölümünü,
bir merkez-sağ parti olduğuna ikna etti. Sonuç, AKP açısından memnu-
niyet vericiydi: AKP; MNP-MSP-RP-FP tabanından devraldığı geleneksel
seçmen yanında, kırsal kesimdeki milliyetçi seçmeni, hatta ılımlı kentli
merkez seçmeni de saflarına çekmeyi başarmıştı. Seçim sonrası yapılan
değerlendirmelere göre, AKP’yi 3 Kasım 2002 seçimlerinde destekleyen
seçmenlerin büyük bir kısmı, önceki seçimde merkez-milliyetçi-sağı, hatta
merkez-solu destekleyen seçmenlerdi.
AKP’nin 3 Kasım 2002 seçimlerindeki bu kayda değer başarısı
Türk siyasî hayatını derinden etkileyecek önemli bir soruyu da berabe-
rinde getiriyordu: Acaba AKP’nin yükselişi sürecek miydi? Bu soruya
cevap arayan sosyal bilimciler şu noktanın altını çiziyorlardı: AKP’nin
yükselmeye devam etmesi veya en azından çıktığı yerde kalabilmesi,
seçim sonrasında kendisini bekleyen iç ve dış siyasetteki “çetin” prob-
lemleri çözmekteki mahareti yanında, kendisini iktidara taşıyan ılımlı
tavrını sürdürmesine bağlı olacaktı. Bu bakış açısına göre, partinin
sistemdeki hakim unsurlarla ve toplumun Atatürkçü-laik kesimiyle
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
217TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kavgaya girmesi, kendi geleneksel tabanı dışındaki seçmeni kaybet-
mesine neden olabilirdi. Bir anlamda, AKP’yi iktidara taşıyan bu geniş
kesim, partiye “şarta bağlı” bir destek vermişti; bu desteğin sürmesi için
AKP’nin merkez-sağ partisi kimliğini pekiştirmesi gerekiyordu.
3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinden
28 Mart 2004 Yerel Seçimlerine AKP’nin Performansı
Bir siyasî partinin iktidardaki performansını (dolayısıyla başarısı-
nı) değerlendirebilmek için bir çok değişkenin bir arada incelenmesi
gerekir. Böyle bir inceleme bu yazının sınırları dışında kalmaktadır.
Bizim burada amacımız, AKP’nin yerel seçimlerdeki zaferinin arkasında
yatan temel neden olduğunu düşündüğümüz merkez-sağ ve bir ölçüde
merkez-sol seçmeni saflarında tutma konusunda gösterdiği başarıdır.
Kuşkusuz, seçmen davranışı açısından, yerel yöneticilerin seçiminde
rasyonel tercihlerin ve menfaat analizlerinin daha fazla etkili olduğu,
yasama organı üyelerinin seçiminde ise ideolojik ve sosyolojik faktör-
lerin ön plana çıktığı söylenebilir. Ancak 3 Kasım 2002 seçimleri gibi
Türk siyasî hayatında kilometre taşı niteliğindeki bir yasama meclisi
seçiminin ardından yapılan 28 Mart 2004 yerel seçimlerinin ideolojik ve
sosyolojik faktörler göz önüne alınmadan değerlendirilmesi de mümkün
değildir. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, AKP’nin 3 Kasım 2002
seçimlerinde tasfiye edilen siyasî partilerin seçmenlerinden ödünç aldığı
oyları kendine mal edebilmesi için, radikal politikalar izlememesi, kav-
gacı bir tutum takınmaması, kısacası bu kitleyi kendinden soğutmaması
gerekiyordu. Acaba AKP bu konuda ne kadar başarılı oldu? Yerel seçim
sonuçlarına bakılacak olursa, AKP merkez-sağ, hatta bir kısım merkez-
sol seçmenin gözünde sınıfı geçmiştir. AKP’nin 3 Kasım 2002 genel se-
çimleri öncesinde yürüttüğü kampanya ile ikna ettiği merkez seçmeni iki
yolla yanında tutmayı başarmıştır. Birincisi, AKP, politikalarını hayata
geçirirken stratejik bir yöntem izledi; MNP-MSP-RP-FP çizgisindeki
geleneksel tabanının kendisinden beklediği icraatlardan vazgeçmedi,
ancak aynı zamanda saflarına yeni katılan seçmeninin tepkisini çekecek
manevralardan da kaçındı. Özellikle “ödünç oylar” açısından büyük önem
taşıyan, toplumdaki laik-İslamcı eksenindeki fay hattının kırılmasına
veya derinleşmesine yol açabilecek konularda aceleci davranmamayı,
ortaya attığı önerilerle önce tepkileri test etmeyi, ardından nereye kadar
gidebileceğini gördükten sonra uygun adımlar atmayı (hatta gerekirse
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
geri adım atmayı) tercih etti. Bu konuda verilebilecek en somut örnek,
Kur’an Kursları Yönetmeliği’nin ertelenmesiydi. Parti, kamu yönetimi
reformu, türban sorunu, imam-hatip liseleri gibi konularda da benzer bir
tavır sergiledi. İdeolojik düzeyde de AKP, merkez-sağ parti kimliğinin
altını çizmeye özen gösterdi. Parti’nin beyin takımı tarafından ortaya
atılan ve kamuoyunda geniş biçimde tartışılan “Muhafazakar Demokrasi”
kavramı, geleneksel taban dışındaki seçmeni kendine bağlama çabasının
bir başka örneğiydi. Bunun dışında, parti kadrolarının ve parti lideri
Recep Tayyip Erdoğan’ın laiklik ve Atatürkçülük konusunda yaptığı
ılımlı/destekleyici açıklamalar da yeni tabanın pekişmesine katkıda
bulundu. Bu süreçte, Parti’nin ve Hükümet’in özellikle AB üyeliği ko-
nusundaki tavrı da yeni taban üzerinde olumlu etki yaptı. Kısacası, AKP
28 Mart 2004 yerel seçimlerine MNP-MSP-RP-FP çizgisindeki radikal-
İslamcı bir siyasî parti olarak değil, bir merkez-sağ parti olarak girdi
ve 3 Kasım 2002 seçimlerinde kendisine “ödünç” olarak verilen oyları,
iktidar bilançosunun “artı” hanesine kaydetmeyi başardı. Buna rağmen,
bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle, halen AKP’yi bekleyen zor
bir gündem olduğu göz önüne alındığında, partinin yerel seçimlerde
muhafaza etmeyi başardığı merkez tabanın bir başka mecraya kayma
ihtimalinin ortadan kalkmadığını kabul etmek gerekir.
28 Mart 2004 Yerel Seçimleri Sonrasında Ortaya Çıkan Gelişmeler
28 Mart yerel seçimleri öncesinde olduğu gibi, sonrasında da Ana-
yasa hukuku gündemindeki önemli tartışmaların konusu olmaya devam
etti. Özellikle YSK’nın seçim sonrasında aldığı iptal kararları ilgi çeki-
ciydi. Bu konuda ilk tartışma Çorum-Uğurludağ ilçesinde yaşandı. YSK,
6 Mayıs 2004 tarihinde Çorum ili Uğurludağ ilçesinde yapılan ve bir oy
farkla DYP Adayı Mehmet Kiday’ın kazandığı Belediye Başkanlığı seçi-
mini, AKP tarafından yapılan itiraz üzerine iptal etti. YSK, iptal kararını,
“kısıtlı” bir şahsın seçimde oy kullanmasına ve aradaki farkın “bir” oy
olmasından dolayı, bu aksaklığın söz konusu seçimin sonucunu etkile-
meye matuf olması gerekçesine dayandırıyordu. Daha sonra Kurul, 11
Mayıs 2004 tarihinde, toplam üç ilçe ve on iki beldede yapılan Belediye
Başkanlığı seçimlerini de iptal etti.
196
YSK, aynı zamanda bu beldeler-
den dördünde yapılan Belediye Meclis Üyeliği seçimlerinin de iptaline
karar verdi. 6 Haziran 2004 tarihinde buralarda yeni seçimler yapıldı.
196
Cumhuriyet, 12 Mayıs 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
219TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Ancak ilginçtir, 12 Haziran 2004 tarihinde, 28 Mart yerel seçimlerinde
akli dengesi yerinde olmayan şahısların oy kullandığı gerekçesiyle iptal
edilen ve 6 Haziran’da tekrarlanan Aksaray-Acıpınar Beldesi seçimleri,
yenilenen seçimde bazı seçmenlerin kimlik yerine ikametgah senediyle
ve açık oy kullandıkları gerekçesiyle İl Seçim Kurulu tarafından ikinci
kez iptal edildi.
197
2003 ve 2004 yılları içinde, Türkiye bir genel seçim ortamı içinde
olmamasına rağmen, seçim sistemi tartışma konusu oldu. Bu noktada
ilgi çekici olan, Türkiye içinde uzun zamandır ortaya konan eleştirilerin,
bu kez dışarıdan, Türkiye’nin dahil olduğu milletlerarası örgütlerin
temsilcileri tarafından dile getirilmesiydi. 4 Ocak 2003 tarihinde, 3 Kasım
2002 seçimlerini gözlemci olarak izleyen AGİT Demokratik Kurumlar
ve İnsan Hakları Ofisi Değerlendirme Heyeti raporunda şu görüşlere
yer verdi: Seçmenlerin % 45’i TBMM’de temsil edilmemektedir. Tüm
oyların sadece % 34’ünü alan bir parti TBMM’deki sandalye sayısının
yaklaşık 2/3’ünü kontrol etmektedir. Baraj oranı da Avrupa standart-
larına göre istisnai biçimde yüksek bir orandır.
198
Benzer bir açıklama
2004 yılı sonlarında, AB Türkiye Temsilciliği’nce düzenlenen bir seminer
kapsamında Türk gazetecilerin sorularını yanıtlayan, AP-Türkiye Karma
Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Joost Lagendijk’ten geldi. Lagendijk,
Birgün Gazetesi’nden Tan Morgül’ün; sorularını yanıtlarken şunları
söyledi:
“... Türkiye’ye dair neredeyse bütün raporlarda da, ‘seçim sistemi’nin
değiştirilmesine öngörülür. % 4 veya 5’lik barajı anlayabiliriz, sonuçta tüm
partilerin temsili istenmeyebilir ama % 10 barajı çok yüksek. Mesela, Hollan-
da’da nispi sistem geçerlidir. Yüz elli sandalyenin olduğu Temsilciler Mecli-
si’nde % 0.6, meclise girmeniz için yeterli olabilir. Almanya’da, Fransa’da bu
oran % 4-5’tir. Yani, % 10 değil. Çünkü % 10 demek, bir çok politik grubun
ve düşüncenin temsil edilmemesi demektir. Dürüst olmak gerekirse, gerçek
bir demokratik sistem için bu hiç de doğru değil. Sonuçta seçim sisteminin
nasıl olacağına Avrupa değil Türkiye karar verecek. Ve Türkiye seçim barajını
%10’lardan % 5’lere indirmelidir.”
199
197
Milliyet, 13 Haziran 2004.
198
Raporun tam metni için bkz.,
199
Birgün, 2 Kasım 2004.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Gerçekten Lagendijk’in işaret ettiği gibi, AB’nin 2003 ve 2004 yılı
ilerleme raporlarında da, % 10’luk barajın çok yüksek olduğu ve düşü-
rülmesi gerektiğine dair ifadeler yer almıştı.
200
Hükümetin bu konudaki görüşlerini ise 5 Ekim 2004 tarihinde Ada-
let Bakanı Cemil Çiçek açıkladı. Çiçek, milletvekili genel seçimlerinde
uygulanan % 10’luk ülke barajını düşürmeden, Meclis’te daha adaletli
bir sandalye dağılımına ulaşabilmek amacıyla, “fikir jimnastiği” boyu-
tunda “Türkiye Milletvekilliği” modeli üzerinde çalıştıklarını söyledi.
201
Siyasi Partilere İlişkin Gelişmeler
2003 yılı siyasî partiler açısından hareketli bir yıl oldu. Özellikle
2002 seçimlerinin ardından merkez sağ ve merkez sol partilerde yaşanan
“deprem”, 2003 yılında, deyim yerindeyse, “artçı sarsıntılarla” devam etti.
Bu bağlamda, siyasî partilerde yaşanan iç çekişmeler ve kadro ve genel
başkan değişiklikleri dikkat çekiciydi.
Özellikle Irak’a asker gönderilmesi konusunda TBMM’de yapılan
oylamalar öncesi ve sonrasında yaşanan sıkıntı ve tartışmalara rağmen,
genel olarak disiplinli bir parti görüntüsü veren iktidar partisi AKP,
2003 ve 2004 yılları içinde TBMM’de sahip olduğu sağlam çoğunlu-
ğa dayanarak programını hayata geçirmeye yönelik adımlar atmaya
devam etti. 14 Ağustos 2003 tarihinde, ANAP’tan istifa eden Hakkari
Milletvekili Mustafa Zeydan ile CHP’den istifa eden Mehmet Nezir
Nasıroğlu’nun AKP’ye katılması sonucu, AKP Anayasa’yı tek başına
değiştirebilecek çoğunluğa ulaştı.
202
Daha sonra, 14 Ekim 2004 tarihinde,
Sivas Milletvekili Ömer Kulaksız, Partisi’nden istifa etti. Bu istifanın
ardından AKP TBMM’deki sandalye sayısının Anayasa değişiklikleri
için gerekli olan üç yüz altmış yedi sayısının altına düşecek olması se-
200
“Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecine İlişkin 2003 Yılı İlerleme Raporu-
”nda: “Seçim sistemi, azınlıkların TBMM’de temsil edilmesini zorlaştırmaktadır.
Örneğin, Kasım 2002 seçimlerinde DEHAP, seksen ilden beşinde oyların % 45’inden
fazlasını almasına rağmen %10 barajını aşamamıştır.” ifadeleri yer alırken (); “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne
Katılım Sürecine İlişkin 2003 Yılı İlerleme Raporu ve Tavsiye Metni”nde: “Siyasî
partilerin ulaşması gereken % 10’luk baraj nedeniyle azınlıkların TBMM’de temsil
edilmesini güçleştiren seçim sisteminde hiç bir değişiklik yapılmamıştır.” () tespitine yer verildi.
201
Milliyet, 15 Ekim 2004.
202
Hürriyet, 15 Ağustos 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
221TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
bebiyle, Kulaksız, parti yöneticileri tarafından “ikna edilerek” istifasını
geri alması sağlandı.
203
AKP’de 2003 yılı içinde yaşanan bir diğer önemli gelişme de, genel
başkanlık değişiminin gerçekleşmesiydi. Ancak, yukarıda açıklandığı
gibi, bu değişim, Anayasa Mahkemesi kararının zorunlu bir sonucuy-
du. 22 Ocak 2003 günü AKP MKYK, Recep Tayyip Erdoğan’ın genel
başkanlık görevine son verdi. Aradan yirmi dört saat geçmeden, 23
Ocak 2003 günü Erdoğan, Partisi tarafından yeniden genel başkanlığa
seçildi. 12 Ekim 2003 günü yapılan AKP 1. Olağan Büyük Kongresi’nde
de Erdoğan, delegelerin büyük çoğunluğunun desteğini alarak genel
başkanlık görevini sürdürdü.
AKP’ye ilişkin son ilginç gelişme, AKP’nin 6 Eylül 2004 tarihinde
Avrupa Hıristiyan Demokrat Partileri’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki
temsilcisi olan “Avrupa Halk Partisi”ne (EPP) katılma talebiyle başvurma-
sıydı. 4 Kasım 2004 tarihinde Belçika’nın Meise kentinde toplanan Avrupa
Hıristiyan Demokrat Partileri’nin temsilcileri, AKP’nin katılma talebine
prensip olarak sıcak baktıklarını, ancak bazı üyelerin şiddetli muhalefeti
nedeniyle kararın daha sonraki bir tarihe ertelendiği açıkladı.
204
Ana muhalefet partisi CHP, 23 Ekim 2003 tarihinde, 30. Olağan
Kurultay’ında Deniz Baykal’ı yeniden genel başkan seçti. 2004 yılı ise,
Parti’nin hem hukukî prosedürlere uymaması, hem de gittikçe şiddetle-
nen iç çekişmeler yüzünden zor geçti. CHP yöneticilerinin, yeter sayıda
delegenin seçimli kongre taleplerine rağmen tüzük kurultayı yapmakla
yetinmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı önce 30 Temmuz
2004 tarihinde, beş gün içinde “seçimli” olağanüstü kongre tarihi açık-
laması için Parti’ye bir ihtar yazısı gönderdi;
205
sonra da olağanüstü
tüzük kurultayı çağrısını yerine getirmeyen Parti’ye ihtar verilmesi
istemiyle, 18 Ekim 2004 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Parti içindeki muhalefet de 2004 yılı içinde iyice su yüzüne çıktı. 15
Ağustos 2004 tarihinde, kamuoyunda “muhalif milletvekilleri” olarak
bilinen Ahmet Güryüz Ketenci, Hasan Aydın ve Mehmet Tomanbay
“parti suçu” işledikleri gerekçesiyle partiden ihraç edildi. Ancak 4 Ekim
2004 tarihinde, CHP Yüksek Disiplin Kurulu’nun ihraç kararı, Ankara
203
Takvim, 19 Ekim 2004.
204
Milliyet, 5 Kasım 2004.
205
Milliyet, 31 Temmuz 2004.
206
Sabah, 5 Ekim 2004.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
5. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edildi.
206
Bu ihraçlara ve
genel başkanlığın aldığı tüm diğer tedbirlere rağmen, özellikle Şişli Be-
lediye Başkanı Mustafa Sarıgül liderliğindeki parti-içi muhalif hareket
güçlenmeye devam etti.
Anamuhalefet partisi CHP’nin sıkıntıları bununla da bitmedi. 21
Eylül 2003 tarihinde, Türk Tarih Kurumu tarafından, Atatürk’ün vasiyeti
gereğince İş Bankası hisselerinden doğan temettü gelirinden kendisine
de pay aktarılması istemiyle CHP’ye karşı açılan dava karara bağlandı.
Mahkeme, CHP’nin bir trilyon liradan fazla bir meblağı Türk Tarih
Kurumu’na ödemesine hükmetti.
207
2003-2004 yılı içinde ANAP iki genel başkan değiştirdi. 2002 seçim-
lerinin ardından ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, genel başkanlık
görevinden ayrılmış ve siyaseti bıraktığını açıklamıştı. 11 Ocak 2003
günü yapılan ANAP Olağan Kongresi’nde Ali Talip Özdemir; Turgut
Özal, Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz’dan sonra Parti’nin 4. Genel
Başkanı oldu, ancak Özdemir’in genel başkanlığı uzun sürmedi. 13
Aralık 2003 günü yapılan ANAP Olağan Kongresi’nde Mesut Yılmaz’a
yakınlığıyla tanınan Nesrin Nas genel başkan seçildi. Özdemir gibi, Nas
da genel başkanlık koltuğunda uzun süre oturamadı; Nas, özellikle
ANAP-DYP bütünleşmesi tartışmaları dolayısıyla parti içinde yaşanan
sıkıntıların ardından, 25 Kasım 2004 günü genel başkanlık görevinden
istifa etti. İki genel başkan değiştiren bir başka parti LDP’de (Liberal
Demokrat Parti) ise, Besim Tibuk yerini Ercan Çalık’a, Ercan Çalık ise
Emin Şirin’e bıraktı.
25 Ocak 2003 tarihinde, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde Ufuk
Uras’tan boşalan genel başkanlık koltuğuna Hayri Kozanoğlu oturdu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (12.10.2003), BBP Genel Baş-
kanı Muhsin Yazıcıoğlu (20.07.2003), İP Genel Başkanı Doğu Perinçek
(28.03.2003), YTP Genel Başkanı İsmail Cem (20.09.2003) ve Genç Parti
(GP) Genel Başkanı Cem Uzan (23.02.2003) yeniden seçilerek genel
başkanlık görevlerine devam ettiler.
3 Kasım 2002 seçimlerinde önemli bir çıkış yapan, ancak Parlamen-
to’ya temsilci sokamayan GP’nin yöneticileri 2004 yılı başında Maliye
Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesi arasında sıkıntılı günler yaşadı. 9
207
Akşam, 22 Eylül 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
223TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Ocak 2004 tarihinde Maliye Bakanlığı, 3 Kasım seçimleri öncesi GP’nin
yaptığı propaganda harcamalarının, Uzan Grubu’na ait şirketlerce
ödendiği gerekçesiyle, partinin 2004’te alması gereken 11.2 trilyonluk
Hazine yardımına tedbir konulmasını istedi. 12 Ocak 2004 tarihinde
Bakanlık söz konusu yardımı askıya aldı. Anayasa Mahkemesi’nin,
Maliye Bakanlığı’nın, GP’nin 2002 yılı hesaplarına yönelik tedbir istemi
başvurusunu reddetmesi üzerine, 21 Ocak 2004 tarihinde, Parti hazine
yardımını almaya hak kazandı.
208
2003 yılı, “Milli Görüş” çizgisindeki MNP-MSP-RP-FP zincirinin son
halkası SP ve “etnik milliyetçi” çizgideki HEP ve DEP’nin devamı nite-
liğindeki HADEP ve DEHAP için de zor bir yıl oldu. 2003 yılı başında,
“Milli Görüş” çizgisindeki siyasî partilerin geleneksel lideri Necmettin
Erbakan’ın, Anayasa Mahkemesi’nin FP’yi kapatma kararı sonucu
ortaya çıkan beş yıllık siyaset yasağı sona erdi. Erbakan 21 Mart 2003
tarihinde SP’ye katılarak aktif siyasete döndü. Daha sonra, Erbakan 11
Mayıs 2003 tarihinde, SP 1. Olağan Kongresi’nde, deyim yerindeyse
Genel Başkan Recai Kutan’dan “emaneti devralarak” genel başkanlığa
seçildi. Ancak Erbakan’ın siyasî yaşamındaki sıkıntılar sona ermedi.
Erbakan, yıl sonunda, “Kayıp Trilyon” davası olarak bilinen davada,
iki yıl dört ay hapis cezasına mahkum oldu. 3 Aralık 2003 tarihinde Erba-
kan’ın kurmaylarından Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Erbakan’ın kesinleşen
hapis cezası hakkında, karar düzeltilmesi talebiyle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na başvurdu. Ancak Başsavcılık 29 Aralık 2003 tarihinde bu
talebi reddetti. Başsavcılık ayrıca SP’ye bir yazı göndererek, Erbakan’ın
parti üyeliğinden çıkarılmasını ve Genel Başkanlık görevinin sona erdi-
rilmesini istedi. Bu arada, Necmettin Erbakan’ın hapis cezasının infazı,
Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulu raporuyla, 23 Aralık 2003 ta-
rihinde bir yıl süreyle ertelendi.
209
Daha sonra bu ertelemeler devam etti.
Erbakan, 30 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na
Saadet Partisi’nden ayrıldığını bildirdi. Erbakan’ın ayrılmasının ardından
SP’de genel başkanlık koltuğu uzun süre boş kaldı. 24 Kasım 2004 tari-
hinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Necmettin Erbakan’ın görevden
ayrılmasını takip eden kırk beş gün içinde Parti’nin yeni genel başkanını
208
Sabah, 22 Ocak 2004.
209
Bu konudaki gelişmeler için bkz., Ergül, Ozan, “Erbakan’ın Mahkumiyeti”, “Yaşayan
Anayasa” Internet Sitesi:
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
belirlemek üzere olağanüstü genel kongreyi toplamayan Saadet Parti-
si’ne ihtar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
“Etnik milliyetçi” siyasî partilere ilişkin Anayasa hukuku sorunları
da 2003 ve 2004 yılı içinde iç ve dış kamuoyunu meşgul etti. Anayasa
Mahkemesi tarafından kapatılan DEP’in eski milletvekilleri, AB’ye uyum
sürecinde 2. Uyum Paketi ile getirilen “yeniden yargılanma hakkı” çerçeve-
sinde, 4 Şubat 2003 tarihinde, yeniden yargılanmak için Ankara DGM’ye
başvurdular. Ankara DGM 28 Şubat 2003 tarihinde eski milletvekillerinin
bu taleplerini kabul etti. 2003 yılı boyunca devam eden yargılama 2004
yılı Mayıs ayında sona erdi. Duruşmalar süresinde eski milletvekillerinin
tahliye taleplerini reddeden Mahkeme, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan
Doğan ve Selim Sadak’ın yeniden mahkumiyetine karar verdi. 12 Mayıs
2004 tarihinde Mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Bu arada bu konuda
artan dış baskılar da Türkiye kamuoyunda rahatsızlık yaratıyordu. 17
Mayıs 2004 tarihinde, Türkiye’yi ziyaret eden İngiltere Başbakanı Tony
Blair, eski DEP milletvekilleri konusunda Avrupa’dan gelen baskıların,
Kopenhag Kriterleri’nde öngörülen kuvvetler ayrılığı ve yargı bağım-
sızlığı ilkelerini zedeleyecek boyuta ulaştığını itiraf ediyordu.
210
Bütün
bu gelişmeler yaşanırken, AB sürecinde Türkiye’nin başını çok ağrıtan
bu konuya çözüm bulmak amacıyla, CHP bir girişimde bulundu. CHP
Terörle Mücadele Yasası’nda yapılacak bir değişiklikle ilgili şahısların
cezaevinden erken çıkmasını sağlayacak bir düzenleme önerdi. Ancak bu
tekliften, söz konusu milletvekilleri yanında bir çok terör örgütü mensu-
bunun da yararlanacak olması CHP içinde sıkıntı yarattı. Sonuçta teklif
gelen tepkiler karşısında rafa kaldırıldı. Bu konudaki tartışmalara son
noktayı Yargıtay koydu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9 Haziran 2004 tarihinde
dört eski DEP milletvekilinin tahliyesine karar verdi.
211
2003-2004 yılı içinde Anayasa Mahkemesi’nin siyasî partilere ilişkin
bazı kararları da oldukça ses getirdi. Mahkeme’nin, AKP ve DEHAP’a
ilişkin kararlarına yukarıda değinilmişti. Bunlardan başka, Anayasa
210
Blair ve Erdoğan görüşmesinde şu diyalog geçiyordu: “-Erdoğan, Yargılamanın
yenilenmesi için başbakan olmadan önce size söz vermiştim. Bu konuda elimden
geleni yaptım. Ama Türkiye’de güçler ayrılığı mevcut. / ---Blair, Haklısınız biz AB
olarak çok çelişkili bir tavır içindeyiz. Aday olacak ülkelere Kopenhag Kriterleri
kapsamında güçler ayrılığını, yargının bağımsızlığını şart koşuyoruz. Ama sonra da
kalkıp aday bir ülkenin yönetiminden yargının işine karışmasını istiyoruz. Bu büyük
çelişkiyi ben kendi adıma itiraf ediyorum.” (Akşam, 18 Mayıs 2004).
211
Cumhuriyet, 10 Haziran 2004.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
225TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Mahkemesi, siyasî partileri ilgilendiren başka önemli kararlara da imza
attı. Mahkeme: 13 Mart 2003 tarihinde, HADEP’in kapatılmasına karar
verdi; 1 Nisan 2003 tarihinde, SPY’nin, bir siyasî partinin iki kez seçime
katılmaması durumunda kapatılmasını öngören 105. madde hükmü-
nü;
212
16 Temmuz 2003 tarihinde, siyasî partilerin devlet yardımından
yoksun bırakılmasına karar verilirken o yıl aldığı yardımın yarısından az
olamayacağına ilişkin hükmünü iptal etti; 27 Ocak 2003 tarihinde, Tür-
kiye Komünist Partisi’nin (TKP) ismindeki “komünist” ifadesi nedeniyle
kapatılması istemiyle açılan davada, SPY’nin 96. maddesinde bulunan,
“komünist ismiyle parti kurulamaz” ifadesinin iptali istemini, “ciddi” bul-
madı;
213
10 Şubat 2004 tarihinde ise, temelli kapatılan Sosyalist Parti’nin
“SP” rumuzunu kullandığı için Saadet Partisi’ne ihtar verdi.
Değerlendirme
2003 ve 2004 yılları anayasa gelişmeleri toplu olarak değerlendiril-
diğinde, AKP’nin Anayasa gündemine damgasını vurduğu söylenebilir.
2003 yılının başında yaşanan Başbakanlık tartışması ve ardından gelen
hukukî düzenlemeler ağırlıklı olarak AKP ve lideri Recep Tayyip Erdo-
ğan’ın kişiliğinde somutlaşan anayasal sorunları içinde barındırmaktadır.
Bu sorunlara getirilen yargısal ve siyasal çözümler ise, sorunların kendisi
kadar tartışmaları davet edecek niteliktedir. Buna ek olarak Recep Tayyip
Erdoğan Başbakan olduktan sonra AKP iktidarı ile diğer anayasal aktörler
arasında ortaya çıkan gerilim de anayasal sorunları bir diğer kaynağıdır.
2003 ve 2004 yılları anayasa gelişmeleri bağlamında, özellikle AB süre-
cinde, Türk anayasal sisteminde ortaya çıkan değişimin/dönüşümün
Türkiye’nin yakın geleceğini etkileyecek nitelik ve önemde olduğunun
da vurgulanması gerekir. 2004 yılında yapılan anayasa değişiklikleri ve
bir biri ardına çıkarılan uyum yasaları, Türkiye’nin 12 Eylül mirası oto-
riter-devletçi anayasal unsurlardan -tümüyle olmasa da- büyük ölçüde
kurtulmasına katkıda bulunmuştur.
212
Anayasa Mahkemesi daha sonra, Adalet Partisi, Anayol Partisi, Büyük Adalet Partisi,
Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Türkiye Adalet Partisi, Türkiye Özürlüsüyle Mutludur
Partisi ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi hakkında, üst üste yapılan iki genel seçime
katılmadıkları gerekçesiyle açılan kapatma davalarını reddetti. Anayasa Mahkemesi
Başkanı Mustafa Bumin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Siyasi Partiler Yasası’nın,
söz konusu kapatma davalarına dayanak olarak gösterilen 105. maddesinin iptal
edilmesi sebebiyle böyle bir karar verildiğini açıkladı.
213
TKP, 30 Ocak 2003 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen “komünist”
sözcüğünü kullanmaya devam edeceğini açıkladı.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
226TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu iki konunun gelecek yıllarda da anayasa gelişmelerini şekil-
lendirmeye devam edeceği söylenebilir. AKP kurmayları, esas olarak
liderlerinin iktidarını pekiştirecek bir araç olarak gördükleri Başkanlık
Sistemi’ni yeniden tartışmaya açabilirler. Bunun dışında, yakın bir
gelecekte, özellikle TBMM’nin temsil kabiliyetini arttırmaya yönelik
bir tedbir olarak, seçim sistemi değişikliği ve “Türkiye milletvekilliği”
gündeme gelebilir. AB süreci ise devam eden bir süreçtir. Dolayısıyla,
hem iç hem dış siyasî çevrelerin de işaret ettiği gibi, bu süreçte anayasal
anlamda daha yapılacak pek çok şey bulunmaktadır. Olası değişiklikler
ve bunlar üzerine yapılacak tartışmalar büyük olasılıkla anayasa gün-
deminin bir diğer önemli başlığını oluşturacaktır.
2003 ve 2004 Yılında Resmi Gazete’de Yayımlanan
Anayasa Mahkemesi Kararları
Karar No.Esas No.Konu
RG
Tarih
RG Sayı
2002/98 2000/47
Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında
Kanun’un 3. Maddesi ile Geçici Birinci Mad-
desinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiası ile
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
08.01.200324987
1998/70 1998/35
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 37. Madde, 1.
Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerek-
çesi ile İptaline Dair Karar.
15.01.200324994
1997/70 1996/59
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 423.
Maddesinin 1. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
16.01.200324995
2003/1 2001/36
Motorlu Taşıtlar Vergisi, Finansman, Gelir Ver-
gisi, Katma Değer Vergisi Kanunları ile 4306 ve
4481 sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve
Kurumlar Vergisi Kanunu’na Bir Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair 4605 sayılı Kanun’un Bazı
Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesiyle Yürürlüğünün Durdurulması
Hakkında Karar.
23.01.200325002
2001/354 2001/424
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Hükümete
İzin Verilmesine Dair 722 sayılı Kararının Son
Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiası
ile İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/16 2002/4
Devrimci Sosyalist İşçi Partisi 2001 Yılı Malî
Denetimine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/17 2002/22
Aydınlık Türkiye Partisi 2001 Yılı Malî Dene-
timine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/19 2001/29
Devrimci Sosyalist İşçi Partisi 2000 Yılı Malî
Denetimine Dair Karar.
04.02.200325014
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
227TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2002/20 1999/20
Yeniden Doğuş Partisi 1998 Yılı Malî Deneti-
mine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/22 2000/1
Halkın Demokrasi Partisi 1999 Yılı Malî Dene-
timine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/23 2001/14
Halkın Demokrasi Partisi 2000 Yılı Malî Dene-
timine Dair Karar.
04.02.200325014
2002/193 2000/82
Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı`nın
Kuruluş ve Görevleri Hakkında 219 sayılı
KHK`nın 32. Maddesi 1. Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptali Hakkında
Karar.
26.02.200325032
2002/88 2001/225
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 Sayılı), 3910
sayılı Kanun ile Değişik 140. Madde 4. Fıkra-
sının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile
İptaline Dair Karar.
26.02.200325032
2002/102 2001/252
Noterlik Kanunu’nun (1512 sayılı) 6. Madde,
1.Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerek-
çesi ile İptaline Dair Karar.
27.02.200325033
2002/166 2001/415
İcra ve İflas Kanunu`nun 538 sayılı Yasa ile De-
ğişik 331 ve 337. Maddeleri ile Aynı Yasa’nın
3222 sayılı Yasa’yla Değişik 338, 340 ve 352/a
Maddesinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddia-
sıyla İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
28.02.200325034
2002/86 2001/345
Vergi Usul Kanunu’nun 359. Maddesi (a)
Bendi Son Paragrafının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
01.03.200325035
2002/87 2001/353
Vergi Usul Kanunu`nun 359. Maddesi (a)
bendinde Yer Alan Asgarî Ücret ile İlgili Son
Paragrafının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddia-
sıyla İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
01.03.200325035
1998/25 1997/32
Türk Ceza Kanunu’nun 258. Maddesi, 3. Fık-
rasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi
ile İptaline Dair Karar.
11.03.200325045
2002/15 2000/9
Demokratik Türkiye Partisi’nin 1999 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
25.03.200325059
2002/18 2000/21
Fazilet Partisi’nin 1999 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesine Dair Karar.
25.03.200325059
2002/24 2001/24
Sosyalist İktidar Partisi’nin 2000 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar. 25.03.200325059
2003/6 2003/14
Devlet Memurları Kanunu’na 527 sayılı KHK`-
nın 3. Maddesi ile Eklenen I Sayılı Cetvelin II
Teknik Hizmetler Sınıfı Başlıklı Bölümünün
(b) Bendinde Yer Alan “Jeomorfolog” Sözcü-
ğünün Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi
ile İptaline Dair Karar.
25.03.200325059
2002/25 2002/5
Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi’nin
2001 Yılı Kesin Hesabının İncelenmesine Dair
Karar.
26.03.200325060
2002/26 2001/3
Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi’nin
2000 Yılı Kesin Hesabının İncelenmesine Dair
Karar.
26.03.200325060
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2002/27 2002/24
Ulusal Muhtariyet Partisi`nin 2001 Yılı Malî
Denetimine Dair Karar.
26.03.200325060
2002/46 2000/17
Telgraf ve Telefon Kanunu, Ulaştırma Bakanlı-
ğı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,
Telsiz Kanunu, Posta Telgraf ve Telefon İdaresi
Biriktirme ve Yardım Sandığı Kanun ile Genel
Kadro ve Usulüne Dair KHK`de Değişiklik
Yapan 4502 sayılı Kanun’un Yürürlüğünün
Durdurulması ve İptali İsteminin Reddine
İlişkin Karar.
26.03.200325060
2003/7 2003/15
Devlet Memurları Kanunu’na, 527 sayılı KHK`-
nın 3. Maddesi ile Eklenen I sayılı Cetvel`in II
- Teknik Hizmetler Sınıfı Başlıklı Bölümünün
(b) Bendinde Yer Alan “Economici” Sözcüğü-
nün Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile
İptaline Dair Karar.
26.03.200325060
2002/95 2001/412
Bütçe Kanunu’nun 4611 sayılı 2001 Malî Yılı
Bütçe Kanunu’nun 65. Maddesi (b) Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İpta-
line Dair Karar.
27.03.200325061
2002/97 2002/60
Bütçe Kanunu’nun 4611 sayılı 2001 Malî Yılı
Bütçe Kanunu’nun 7. Maddesi ile 68. Maddesi
(g) Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Ge-
rekçesiyle İptaline Dair Karar.
27.03.200325061
2002/96 2002/138
Bütçe Kanunu’nun 4726 sayılı 2002 Malî Yılı
Bütçe Kanunu’nun 6. Maddesi (g) Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İpta-
line Dair Karar.
28.03.200325062
2003/9 2003/8
Bütçe Kanunu’nun 4726 sayılı 2002 Malî Yılı
Bütçe Kanunu’nun 41. Maddesi (c) Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İpta-
line Dair Karar.
28.03.200325062
2002/94 2002/152
Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin Tatile Gir-
mesine Dair 746 sayılı Kararının Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiası ile İptali İsteminin
Reddine İlişkin Karar.
29.03.200325063
2002/104 1999/35
Ailenin Korunmasına Dair 4320 sayılı Ka-
nun’un 1. Madde 1 ve 2. Fıkraları ile 2. Madde
3. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddia-
sıyla İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
29.03.200325063
1996/45 1996/52
Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama
Usulüne Dair 2451 sayılı Kanun’a 4158 sayılı
Kanun’la Eklenen Ek 1. Maddenin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Red-
dine Dair Karar.
04.04.200325069
1997/53 1996/70
Basın Kanunu’na 4202 sayılı Kanun’un 1.
Maddesiyle Eklenen Ek 7 ve 8. Maddelerin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İp-
taline Dair Karar.
04.04.200325069
2002/192 2000/44
Harp Okulları Kanunu’nun 40. Maddesi 2.
Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiası
ile İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
08.04.200325073
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
229TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/3 2002/7
Büyük Adalet Partisi`ne 1999 Yılı Kesin Hesa-
bının Onaylı Bir Örneğini Vermediği Gerekçesi
ile İhtar Verilmesine Dair Karar.
08.04.200325073
2003/5 2002/171
Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Ha-
millerinin Korunması Hakkında Kanun’un
13. Madde 1. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
08.04.200325073
2002/194 2001/79
Türk Ceza Kanunu’nun 432. Maddesinin Bir
Bölümünün Anayasa’ya Aykırı Olduğu Ge-
rekçesiyle İptaline Dair Karar.
12.04.200325077
2002/103 2001/327
Türk Ceza Kanunu’nun 2248 sayılı Yasa ile
Değişik 240. Maddesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddi
Hakkında Karar.
22.04.200325087
2002/105 2001/328
Türk Ceza Kanunu’nun 2248 sayılı Yasa ile
Değişik 240. Maddesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddi
Hakkında Karar.
22.04.200325087
2002/106 2001/332
Türk Ceza Kanunu’nun 2248 sayılı Yasa ile
Değişik 240. Maddesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddi
Hakkında Karar.
22.04.200325087
2002/198 2000/36
Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen
Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından
Değerlendirilmesine Dair 3201 sayılı Kanun’un
3. Madde 1.Fıkrası (a) Bendinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptali Hakkında
Karar.
25.04.200325089
2002/195 2002/165
Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Ha-
millerinin Korunması Hakkında Kanun’un
16. Madde 1. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
26.04.200325090
2003/2 2003/30
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü`nün
Değiştirilmesi Hakkında 766 sayılı Kararın 4.
Maddesiyle Yeniden Düzenlenen 91. Madde-
nin Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle
Yürürlüğünün Durdurulmasına Dair Karar.
01.05.200325095
2003/3 2003/31
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanu-
nu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 4839 sa-
yılı Kanun’un Bazı Maddelerinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile Yürürlüğünün
Durdurulması Hakkında Karar.
10.05.200325104
1998/83 1998/46
Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşları-
nın yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal
Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi
Hakkında Kanun’un 6. Madde (A) paragrafı
1. Fıkrası (a) Bendinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
16.05.200325110
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
1998/84 1998/47
Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşları-
nın Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal
Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi
Hakkında Kanun’un 6. Madde (A) Paragrafı
(a) Bendi ile (B) Paragrafının Anayasa’ya Ay-
kırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
16.05.200325110
2003/35 2003/24
Bütçe Kanunu 4726 sayılı 2002 Malî Yılı Bütçe
Kanunu’nun 56. Maddesi (b) Fıkrasının, Ana-
yasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptali
Hakkında Karar.
21.05.200325114
2003/2 2001/2
Anayol Partisi’nin 2000 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
28.05.200325121
2003/11 2002/3
Anayol Partisi’nin 2001 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
28.05.200325121
2003/1 2002/29
Anayasa Mahkemesi’nin Radikal Değişim
Projesi Partisi’nin 2001 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
29.05.200325122
2003/13 2003/3
Anayasa Mahkemesi’nin Radikal Değişim
Projesi Partisi’nin 2002 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
29.05.200325122
2003/4 2001/28
Demokrasi ve Barış Partisi’nin 2000 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesi Hakkında Anayasa
Mahkemesi Kararı.
30.05.200325123
2003/5 2002/6
Halkın Demokrasi Partisi’nin 2001 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesi Hakkında Anayasa
Mahkemesi Kararı.
30.05.200325123
2003/40 2003/39
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu (926
sayılı)’nun 112. Maddesinin, 607 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Değiştirilen 5. Fık-
rasının, Anayasa`ya Aykırı Olduğu Gerekçesi
ile İptaline Dair Karar.
30.05.200325123
2003/3 2001/13
Demokrat Parti’nin 2000 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
17.06.200325141
2003/6 2002/26
Demokrat Parti’nin 2001 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
17.06.200325141
2003/7 2002/31
Varlık Partisi’nin 2001 Yılı Kesin Hesabının İncelenmesi Hakkında Karar.
17.06.200325141
2003/8 2002/7
Gönül Birliği Yeşiller Partisi’nin 2001 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesi Hakkında Karar.
18.06.200325142
2003/9 2002/32
Lider Türkiye Partisi’nin 2001 Yılı Kesin Hesa-
bının İncelenmesi Hakkında Karar.
18.06.200325142
2003/10 2002/13
Demokratik Halk Partisi’nin 2001 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesi Hakkında Karar.
18.06.200325142
2003/12 2003/1
Avrasya Partisi’nin 2002 Yılı Kesin Hesabının
İncelenmesi Hakkında Karar.
18.06.200325142
2003/38 2003/30
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde De-
ğişiklik Yapılmasına Dair Kararın 4. Maddesi
ile Değişik 91. Maddenin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile Yürürlüğünün Durdu-
rulması ve İptali Hakkında Karar.
09.07.200325163
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
231TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/1 2002/3
Anavatan Partisi’ne, Parti Tüzüğü’nün 60.
Maddesinden Dolayı İhtar İsteminin Reddine
Dair Karar.
12.07.200325166
2003/2 2002/4
Halk Partisi’ne, Parti Tüzüğü’nün 55. Mad-
desinden Dolayı İhtar İsteminin Reddine
Dair Karar.
12.07.200325166
2003/4 2001/346
Emniyet Teşkilatı Kanunu (4638 sayılı)’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair KHK’nın De-
ğiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 1.
Maddesiyle Değiştirilen 3201 sayılı Kanun’un
Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile Yürürlüğünün Durdurulmasına
Dair Karar.
16.07.200325170
2003/34 2003/22
Devlet Memurları Kanunu (657 sayılı)’nun 36.
Maddesine 527 sayılı KHK ile Yeniden Eklenen
(d) Alt Bendinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
16.07.200325170
2003/46 2003/46
Elektrik Piyasası Hakkında 4628 sayılı Ka-
nun’un Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykı-
rı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
16.07.200325170
2003/1 1999/1
Halkın Demokrasi Parisi’nin Anayasa’ya Ay-
kırı Davranışları Gerekçesi ile Kapatılmasına
Dair Karar.
19.07.200325173
2003/13 2003/21
Siyasî Partiler Kanunu (2820 sayılı)`nun 105.
Maddesinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu Ge-
rekçesi ile İptaline Dair Karar.
22.07.200325176
2003/8 2003/41
Bütçe Kanunu 4833 sayılı 2003 Malî yılı Bütçe
Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile Yürürlüğünün
Durdurulmasına Dair Karar.
22.07.200325176
2003/44 2003/42
Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Erte-
lenmesine Dair 4616 sayılı Kanun’un Birinci
Maddesinin Yeniden Düzenlenen 4758 sayılı
Kanun’un 1. Madde, 9. Bendinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair
Karar.
22.07.200325176
2003/9 2003/48
i
Ekonomik İstikrarı Sağlamak için Ek Vergiler
Alınması Hakkında 4837 sayılı Kanun’un Bir
ve 2. Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile Yürürlüğünün Durdurulmasına
Dair Karar.
25.07.200325179
2003/80 2003/76
Karayolları Trafik Kanunu’nun 3493 sayılı
Kanun’la Değiştirilen 115. Maddesi Son Fık-
rasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
24.09.200325239
2002/191 2001/408
Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Ha-
millerinin Korunması Hakkında Kanun’un
Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Oldu-
ğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine Dair
Karar.
02.10.200325247
i
26.07.2003 gün ve 25180 sayılı Resmî Gazete`de düzeltmesi vardır.
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/12 2003/19
Bütçe Kanunu 4726 sayılı 2002 Malî Yılı Bütçe
Kanunu’nun 39. Madde (g) Fıkrasının Ana-
yasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
04.10.200325249
2003/11 2003/73
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Va-
kıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında
4962 Sayılı Kanun’un 21. Madde 1. Fıkrasının
İptal Edildiği Gerekçesiyle Yürürlüğün Dur-
durulmasına Dair Karar.
11.10.200325256
2003/13 2003/67
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanu-
nu’nun (5434 Sayılı) 40. Maddesi 1. Fıkrasının
Değiştirilmesi ile Bu Kanun’a Geçici 215.
Madde Ekleyen 4919 sayılı Kanun’un Bir ve
2. Maddelerinin İptal Edildiği Gerekçesiyle
Yürürlüğünün Durdurulmasına Dair Karar.
11.10.200325256
2003/4 2002/5
Sosyal Demokrat Parti’ye İhtar Verilmesi
Hakkında Karar.
01.11.200325276
2003/12 2003/31
Emekli Sandığı Kanunu’nda Değişiklik Ya-
pılmasına Dair Kanun`un Bazı Maddelerinin
Yürürlüğünün Durdurulması İsteminin Reddi
Hakkında Karar.
01.11.200325276
2003/16 2001/383
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu (4691
sayılı)`nun 4 ve 5. Maddelerinin İptal Edildiği
Gerekçesiyle Yürürlüğünün Durdurulması
Hakkında Karar.
01.11.200325276
2003/33 2002/112
Kamulaştırma Kanunu`nun (2942 sayılı) 38.
Maddesinin Anayasa’ya ve Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne Aykırı Olduğu Gerek-
çesiile İptali Hakkında Karar.
04.11.200325279
2003/83 2003/79
Türk Ceza Kanunu`nun 522. Maddesinin Son
Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı İddiasıyla
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
07.11.200325282
2002/200 2000/75
Orman Kanunu`nun 3373 sayılı Yasa ile De-
ğiştirilen 17. Maddesinin 3. Fıkrasının Ana-
yasa‘ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İptaline
Dair Karar.
08.11.200325283
2003/63 2001/346
Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Karar-
namenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Ka-
nun’unda Bazı Madde ve Hükümlerin İptali
İstemiyle Açılan Dava Hakkında Karar.
08.11.200325283
2003/81 2003/77
Devlet Memurları Kanunu’na 527 sayılı KHK`-
nın 3. Maddesiyle Eklenen I Sayılı Cetvelde Yer
Alan 1. Derece Avukatlarla İlgili Bir Hükmü-
nün Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile
İptaline Dair Karar.
14.11.200325289
2003/15 2000/24
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1999 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
15.11.200325290
2003/16 2001/16
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2000 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
15.11.200325290
2003/17 2002/10
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2001 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
15.11.200325290
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
233TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/14 2003/20
Aydınlık Türkiye Partisi’nin 2002 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
16.11.200325291
2003/18 2002/17
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2001 Yılı Kesin
Hesabının İncelenmesine Dair Karar.
16.11.200325291
2003/19 2000/13
Demokratik Sol Parti’nin 1999 Yılı Kesin He-
sabının İncelenmesine Dair Karar.
16.11.200325291
2003/2 2001/34
Gelir Vergisi Kanunu’na 4444 sayılı Kanun’la
Eklenen 57. Maddenin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
19.11.200325294
2003/3 2001/36
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Finansman
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Katma Değer
Vergisi Kanunu ile 4306 ve 4481 sayılı Kanun-
larda Değişiklik Yapılması ve Kurumlar Ver-
gisi Kanunu’na Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında Kanun’un İptaline İlişkin Karar.
21.11.200325296
1998/48 1997/45
Türk Ceza Kanunu’nun 462. Maddesinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddi Hakkında Karar.
22.11.200325297
2002/201 2002/146
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İliş-
kin 4771 sayılı Kanun’un Bazı Maddelerinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
11.12.200325313
2002/91 2001/309
Avukatlık Kanunu’nun 14. Maddesinin 4667
sayılı Yasa ile Değiştirilen 1. Fıkrasının Ana-
yasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İptaline
Dair Karar.
12.12.200325314
2003/8 2002/55
Vergi Usul Kanunu’nun 4369 sayılı Kanun ile
Değiştirilen 359. Maddesinin (a) Bendinin 2
Sayılı Alt Bendinin Anayasa’ya Aykırı Oldu-
ğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddi Hakkında
Karar.
16.12.200325318
2003/10 2001/351
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92. Maddesinin
2. Fıkrasının 1 ve 2. Tümcelerinin Anayasa’ya
Aykırılığı İddiasıyla Açılan Davanın Reddi
Hakkında Karar.
16.12.200325318
2003/89 2003/84
Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Erte-
lenmesine Dair 4616 sayılı Kanun’da Değişik-
lik Yapılmasına İlişkin 4758 sayılı Kanun’la
Eklenen Birinci Maddenin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptali Hakkında Karar.
17.12.200325319
2003/60 2001/392
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu ile 4306 ve
4481 sayılı Kanunlarda değişiklik yapan 4605
sayılı Kanunu’nun 12. Maddesinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Red-
dine Dair Karar.
18.12.200325320
2003/47 2002/8
Avukatlık Kanunu’nun 2178 sayılı Yasa ile
Değiştirilen 3. Maddesinin (b) Bendinin Ana-
yasa`ya Aykırılığı İddiasıyla İptal İsteminin
Reddi Hakkında Karar.
19.12.200325321
2003/48 2002/132
Avukatlık Kanunu’nun 2178 sayılı Yasa ile
Değiştirilen 3. Maddesinin (b) Bendinin Ana-
yasa’ya Aykırılı İddiasıyla İptal İsteminin
Reddi Hakkında Karar.
19.12.200325321
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/41 2003/37
Adlî Personel ile Devlet Davalarını Takip
Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun Bir Maddesinin
Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’un
2. Maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Değiştirilen 6. Fıkrasının Ana-
yasa’ya Aykırılığı İddiasıyla İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
20.12.200325322
2003/61 2001/375
Gelir Vergisi Kanunu’na 4065 sayılı Kanun’un
5. Maddesi ile Eklenen Geçici 58. Maddenin
Altıncı Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Oldu-
ğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine Dair
Karar.
24.12.200325326
2003/29 2002/79
Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile
Değiştirilen 11. Maddesi, 1. Fıkrasının h Ben-
dinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesiyle
İptaline Dair Karar.
25.12.200325327
2003/66 2003/38
Markaların Korunması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 4128 sayılı Yasa
ile Eklenen 61/A Maddesinin 1. Fıkrasının
(c)Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı İddiası ile
İptal İsteminin Reddine Dair Karar.
26.12.200325328
2003/96 2000/80
Yüksek Öğretim Kanunu’nun 13. Maddesinin
3826 sayılı Kanun ile Değiştirilen (a) Fıkrasının
1. Bendinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddia-
sıyla İptal İsteminin Reddine Dair) Karar.
15.01.200425347
2003/93 2003/90
Karayolları Trafik Kanunu (2918 sayılı)’nun
116. Maddesi Üçüncü Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiası ile İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
22.01.200425354
2004/1 2003/111
İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun
4619 sayılı Kanun’la Değişik 28 ve 40. Madde-
lerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
24.01.200425356
2002/90 2002/44
Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve
Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında 2495
sayılı Kanun’un 16 Maddesinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
27.01.200425359
2004/4 2003/107
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
Kurulması Hakkında 278 sayılı Kanun’a 5016
sayılı Kanun’la Eklenen Geçici 3. Maddenin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile Yü-
rürlüğün Durdurulmasına Dair Karar.
14.02.200425373
2004/5 2004/6
Devlet Memurları (657 sayılı) Kanunu’na 527
sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Ekle-
nen 1 Sayılı Cetvelin V-Avukatlık Hizmetleri
Sınıfı Başlıklı Bölümünün Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
20.02.200425379
2003/87 2003/31
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanu-
nu’nda Değişiklik Yapan 4839 sayılı Kanun’un
Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesiyle İptaline Dair Karar.
24.02.200425383
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
235TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2003/88 2003/67
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanu-
nu’nda Değişiklik Yapan 4919 sayılı Kanun’un
Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile İptali Hakkında Karar.
28.02.200425387
2004/1 2004/1
Saadet Partisi’ne, 2820 sayılı Siyasî Partiler
Kanunu’nun 96. Maddesine Aykırı Davranı-
şından Ötürü İhtar Verilmesine Dair Karar.
13.03.200425401
2003/42 2003/28
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkın-
da 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de
Değişiklik Yapan 425 sayılı KHK ile Yeniden
Düzenlenen 7. Maddesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
16.03.200425404
2003/103 2002/43
Dernekler Kanunu’na 4552 sayılı Kanun’la Ek-
lenen Geçici 7. Maddenin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
17.03.200425405
2004/12 2001/73
Askerlik Kanunu’nun 4459 sayılı Kanun ile
Eklenen Geçici 37. Maddesinin Son Fıkra-
sının Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiası ile
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
19.03.200425407
2004/6 2003/100
Orman Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına
Dair 4999 sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle
Değiştirilen 6831 sayılı Kanun’un 1. Madde 2.
Fıkrası ve 13. Maddesi ile 116. Maddesinin 1.
Fıkrasının İptal Edildiği Gerekçesi ile Yürürlü-
ğünün Durdurulmasına Dair Karar.
20.03.200425408
2004/36 2001/1
Patent Haklarının Korunması Hakkında 551
sayılı KHK 165. Madde 3. Fıkrasının Anaya-
sa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
21.04.200425440
2004/35 2001/390
Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle
Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile
Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının
Geri Verilmesine ve 1402 Sayılı Sıkıyönetim
Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
4045 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesi 1.
Tümcesinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu Ge-
rekçesi ile İptaline Dair Karar.
30.04.200425448
2004/16 2001/237
Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama
Usulü Kanunu’nun 20. Maddesinin Anaya-
sa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
05.05.200425453
2004/34 2001/282
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler
Hakkında (6136 sayılı) Kanun’un 4534 sayılı
Kanun ile Değiştirilen 7. Madde Son Fıkrası-
nın Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile
İptaline Dair Karar.
07.05.200425455
2003/65 2000/5
Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair 1918 sayılı
Kanun’un 27. Maddesine 3217 sayılı Kanun ile
Eklenen 4. Fıkranın Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
08.05.200425456
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
236TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2004/9 2004/74
Telgraf ve Telefon Kanunu’nun (406 sayılı) EK
18. Maddesinin Sonuna 4502 sayılı Kanun’un
12. Maddesiyle Eklenen “Sabit Ücret” Sözcük-
lerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
11.05.200425459
2004/2 2003/4
HADEP Üyesi Hamit Geylani’nin Siyaset Yap-
ma Yasağının Kaldırılması İsteminin Reddine
Dair Karar.
12.05.200425460
2004/11 2001/143
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanu-
nu (4533 sayılı)’nun 6. Maddesinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Red-
dine Dair Karar.
12.05.200425460
2003/77 2003/62
Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkın-
da Kanun Hükmünde Kararnamenin Değişti-
rilerek Kabulü Hakkında 3030 sayılı Kanun’un
18. Maddesinin 4736 sayılı Kanun ile Değiştiri-
len Son Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
13.05.200425461
2004/25 2002/92
Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı
KHK’ya 4128 Sayılı Kanun ile Eklenen 61/A
Maddesinin (c) Bendinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
14.05.200425462
2004/14 2001/349
Polis Yüksek Öğretim Kanunun (4652 sa-
yılı)’un 10 . Maddesinin 2. Fıkrası ve 15.
Maddesinin 1. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddi
Hakkında Karar.
02.06.200425480
2004/26 2000/83
Türk Ceza Kanunu (765 sayılı)’nun, 6123 sayılı
Kanun’la Değiştirilen 513. Maddesi 2. Fıkrası-
nın Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
17.06.200425495
2004/43 2002/29
Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı) 510. mad-
desinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla
İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
18.06.200425496
2004/44 2002/101
Türk Ceza Kanunu’na 3756 sayılı Kanun’la
Eklenen 521/a Maddesi 1. Fıkrasının Anaya-
sa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
19.06.200425497
2004/3 2002/166
ii
Askerî Ceza Kanunu’nun 4551 sayılı Kanun’la
Değiştirilen 67. Maddesi 1. Fıkrasının Anaya-
sa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
02.07.200425510
2004/31 2003/98
Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Yasa ile De-
ğiştirilen 167. Maddesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesiyle İptaline Dair Karar.
10.07.200425518
2004/94 2004/52
Dernekler Kanunu’nun (2908 sayılı) 71. Mad-
desinin 4552 sayılı Kanun ile Değiştirilen 2.
Fıkrasının (2/a) Numaralı Alt Bendinin Ana-
yasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
18.07.200425526
ii
07.07.2004 gün ve 25515 sayılı Resmî Gazete`de düzeltmesi vardır.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
237TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2004/53 2002/114
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu
( 4533 sayılı )’nun 6. Maddesinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Savıyla İptali İsteminin Red-
dine Dair Karar.
20.07.200425528
2004/24 2004/170
Askerî Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama
Usulü Kanunu (353 sayılı) 32 ve 220. Mad-
delerinin Son Tümcesinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
20.07.200425528
2004/55 2002/108
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (1412
sayılı)’nun 207. Maddesinin 1. Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
20.07.200425528
2004/37 2001/119
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
6183 sayılı Kanun’un 41. Maddesinin 3418 sa-
yılı Yasa ile Değiştirilen Son Fıkrasının Ana-
yasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
21.07.200425529
2004/61 2000/85
Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı)’nun
Ek 24. Maddesinin 3995 sayılı Kanun’la
Değiştirilen (L) Bendinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
21.07.200425529
2004/23 2002/128
Meslekî Eğitim Kanunu’nun (3308 sayılı)
Geçici 1. Maddesi 1. Fıkrasının (b) Bendinin
(1) Numaralı Alt Bendin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
27.07.200425535
2004/24 2003/72
Meslekî Eğitim Kanun’un (3308 sayılı) 41.
Maddesi 9. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Ol-
duğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
29.07.200425537
2004/57 2003/57
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Malî
ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında 631 sayılı Kanun Hük-
münde Kararnamenin 17. Maddesinin Askerî
Hakim Sınıfı Bölümünün Anayasa’ya Aykırı
Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
29.07.200425537
2003/100 2002/32
Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşlet-
meleri Genel Müdürlüğü’nün Yeniden Yapı-
landırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046
sayılı Kanun’da ve 233 sayılı Kanun Hükmün-
de Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un, 9. Maddesinin 2 Sayılı Alt Bendinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İpta-
line Dair Karar.
11.08.200425550
2004/51 2004/26
İdarî Yargılama Usulü Kanunu (2577 Sayı-
lı)’nun 4001 sayılı Kanun’la Değişiklik Ya-
pılan Bazı Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
11.08.200425550
Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2004/8 2003/33
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
4842 sayılı Kanun’un 15. Maddesiyle 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanun’un 121. Maddesi Son Fık-
rasının İptal Edildiği Gerekçesi ile Yürürlüğü-
nün Durdurulmasına Dair Karar.
12.08.200425551
2003/76 2003/48
Ekonomik İstikrarı Sağlamak için Ek Vergiler
Alınması Hakkında 4837 sayılı Kanun’un 1 ve
2. Maddelerinin Anayasa’ya Aykırı Olduğu
Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
11.09.200425580
2004/9 2002/100
iii
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi
Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununda De-
ğişiklik Yapılmasına Dair 4756 sayılı Kanun’un
Bazı Maddelerinin İptal Edildiği Gerekçesi ile
Yürürlüğünün Durdurulmasına Dair Karar.
24.09.200425593
2004/91 2001/481
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412
sayılı) 390. maddesinin 2369 sayılı Yasa ile De-
ğiştirilen Son Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Ol-
duğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
22.10.200425621
2004/69 2003/12
Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve
Makineleri Hakkında 1072 sayılı Kanun’un
2. Maddesi, 3. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
23.10.200425622
2004/59 2003/106
Vergi Barışı Kanunu’nun 20. Maddesinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiası ile İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
03.11.200425632
2004/60 2000/43
Karayolları Trafik Kanunu’nda Değişiklik
Yapan 4550 sayılı Kanun 2 ve 3. Maddesinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
04.11.200425633
2004/49 2003/11
Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görev-
leri Hakkında KHK ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapıl-
masına Dair 4745 sayılı Kanun’un 7. Maddesi
ve 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
Eklenen Ek Madde 8’in Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
05.11.200425634
2004/47 2003/9
Bütçe Kanunu’nun (4726 sayılı, 2002 Malî Yılı)
Bazı Maddeleri ile Denizcilik Müsteşarlığının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında KHK, Devlet
Memurları Kanunu, Harcirah Kanunu ve 190
sayılı KHK’de Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 7. Maddesiyle 491 sayılı KHK’ye
Eklenen Ek Madde 8’in Anayasa’ya Aykırı
Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin Reddine
Dair Karar.
05.11.200425634
iii
01.10.2004 gün ve 25600 sayılı Resmî Gazete`de düzeltmesi vardır.
makaleler Levent GÖNENÇ - Ersoy KONTACI
239TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2004/6 2003/86
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararname-
lerde Değişiklik Yapılmasına Dair 4969 sayılı
Kanun’un 10. Maddesinin (c) Fıkrası ile 4749
sayılı Kanun’un 17. Maddesine Eklenen (C)
Fıkrasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu Gerek-
çesi ile İptaline Dair Karar.
06.11.200425635
2000/17 2000/16
Kamu Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma
ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda
Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyul-
ması Gereken İlkelere Dair 4501 sayılı Ka-
nun’un İptali İsteminin Reddine Dair Karar.
09.11.200425638
2004/46 2002/143
Türk Ceza Kanunu’nun 2370 sayılı Kanun’la
Değiştirilen 119. Maddesinin 4. Fıkrasının,
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
10.11.200425639
2004/38 2001/478
Türk Ceza Kanunu’nun, 3038 sayılı Yasa
ile Değiştirilen 434. Maddesi 1. Fıkrasının,
Anayasa’ya Aykırılığı Gerekçesi ile İptaline
Dair Karar.
11.11.200425640
2004/98 2002/156
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair 4771 sayılı Kanun’un Bazı Maddelerinin
Anayasa’ya Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali
İsteminin Reddine Dair Karar.
12.11.200425641
2004/89 2004/18
Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalı-
şanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile
4925 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Kanunu’nun 57.
Maddesi (b) Bendinin Anayasa’ya Aykırı Ol-
duğu Gerekçesi ile İptaline Dair Karar.
23.11.200425649
2004/93 2004/11
İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Kanun ile
Eklenen 352/a ve 1412 Sayılı Kanun’un 386 sa-
yılı Kanun’un Bazı Maddelerinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu İddiasıyla İptali İsteminin
Reddine Dair Karar.
24.11.200425650
2004/12 2004/107
Dernekler Kanunu’nun (5253 sayılı 10. Madde
1. Fıkrasının Siyasî Partiler Yönünden Yürür-
lüğünün Durdurulmasına Dair Karar.
07.12.200425663
2004/4 2003/41
Bütçe Kanunu 4833 sayılı 2003 Malî Yılı Bütçe
Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Anayasa’ya
Aykırı Olduğu Gerekçesi ile İptaline Dair
Karar.
08.12.200425664
2004/14 2004/84
Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik
Kanunu (5225 sayılı)’nun 11. Maddesinin 2.
Fıkrası, 2004/124 sayılı Kararla İptal Edildiği
Gerekçesi ile Yürürlüğünün Durdurulmasına
Dair Karar.
14.12.200425670
2004/15 2004/108
Dernekler Kanunu’nun 10 ve 13. Maddeleri-
nin Yürürlüğünün Durdurulması Hakkında
Karar.
31.12.200425687