makaleler Serdal BAYTAR
359TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
GİRİŞ
Sanık veya şüphelinin suçu işleyip işlemediği henüz belli olmadan
başvurulan koruma tedbirleri, kişi hak ve özgürlüklerine yönelik önemli
sınırlamalar getiren ceza muhakemesi işlemleridir. Gerçekten tutuklama
kişi özgürlüğüne, el koyma mülkiyet hakkına, arama da konut doku-
nulmazlığına müdahale niteliği taşıyan koruma tedbirleridir. Koruma
tedbirlerinin temel hak ve özgürlükleri her an zedeleyebilecek durumda
olması, bu tedbirlere başvurma koşullarının hukuk devleti ilkesine ve
insan haklarına uygun olarak ele alınıp düzenlenmesini gerektirir.
Koruma tedbirleri geçmişten beri ülkemizde eleştirilen ve tartışılan
Ceza Muhakemesi Hukuku konularının başında gelmektedir. Özellikle
hukuka aykırı olarak uygulanan koruma tedbirleri dolayısıyla bireyle-
rin uğradığı zararın giderilmesi konusu bu kapsamda önemli tartışma
başlıklarından biri olagelmiştir. Haksız veya hukuka aykırı olarak yaka-
lanan veya tutuklananlara tazminat ödenmesi konusu kapsamlı olarak
ilk defa 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklananlara Tazminat
Verilmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Ancak 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu
konuyu 141-144. maddeleri arasında “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Taz-
minat” başlığı altında yeniden düzenlemiştir. Bu durumda yeni Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden iti-
baren 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklananlara Tazminat
Verilmesi Hakkında Kanun hükümleri zımnen yürürlükten kalkmış
KORUMA TEDBİRLERİNDEN DOĞAN
ZARARIN KARŞILANMASI
Serdal BAYTAR
*
*
İzmir Barosu üyesi.
Serdal BAYTAR makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
olmakta ve yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki düzenlemeler yü-
rürlüğe girmektedir.
Biz bu çalışmamızda koruma tedbirlerinin uygulanmasından doğan
zararların giderilmesi konusu ile ilgili usul ve esasları yeni Ceza Muha-
kemesi Kanunu’nun getirdiği yenilikler doğrultusunda ve yeri geldikçe
466 sayılı eski Kanun hükümleri ile karşılaştırma yapmak suretiyle ele
alıp değerlendireceğiz.
I. GENEL OLARAK
Günümüzün çağdaş özgürlükçü demokrasilerinde bireylerin sahip
olduğu hak ve özgürlükler birtakım ulusal ve uluslararası belgelerle
koruma altına alınmıştır. Bu hak ve özgürlükler ancak kanunlarda ön-
görülen belirli hallerde ve bunların özüne dokunulmadan sınırlandırıla-
bilir. Ceza muhakemesi hukukunda öngörülen ve ceza muhakemesinin
gecikmeksizin yapılarak uyuşmazlığın konusunu oluşturan somut olaya
uygun bir karar verilebilmesini ve verilen kararın uygulanabilmesini
sağlama amacı güden koruma tedbirleri, kanun gereği bireylerin te-
mel hak ve özgürlüklerine önemli sınırlamalar getiren tedbirlerdir.
1
Bu anlamda koruma tedbirleri, bireylerin temel hak ve özgürlükleriyle
bağdaşmasa da toplumun huzuru ve güvenliğini sağlamak açısından ka-
nunların öngördüğü çerçevede ve zorunlu olarak uygulanmaktadır.
2
Bireylerin koruma tedbirleri yüzünden bir haksızlığa uğramamaları
bakımından bu tedbirler ile ilgili usul ve esaslar başta Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi olmak üzere Anayasa ve kanunlar gibi birtakım
hukuksal metinlerde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Ancak bu konuda
gösterilen hassasiyete rağmen uygulamada bireylerin haksız uygulanan
koruma tedbirleri dolayısıyla birtakım maddi ve manevi zararlara maruz
kaldığı görülmektedir.
3
İşte bireylerin haksız olarak uygulanan koruma
tedbirleri yüzünden uğradıkları zararın giderilmesi konusu bir hukuk
devletinin en temel gereklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
1
Öztürk, Bahri - Erdem, Mustafa R. - Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muhakemesi
Hukuku, Ankara 2000, s. 433; Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza
Muhakemesi Hukuku, 9. Bası İstanbul, s. 655; Erem, Faruk, Ceza Yargılaması Hukuku,
Ankara 1986, s. 435.
2
Tezcan, Durmuş, Türk Hukukunda Haksız Yakalama ve Tutuklama, Ankara 1989, s. 25.
3
Haksız yakalama ve tutuklamalar hakkındaki Adalet Bakanlığı araştırması için bkz.,
Hakeri, Hakan, Haksız Yakalanan ve Tutuklananlara Tazminat Verilmesi (Tazminat Ve-
rilmesi), Ankara 1999, s. 15.
makaleler Serdal BAYTAR
361TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi, tutuklama ve
yakalamaya ilişkin esasları belirledikten sonra maddenin sonunda “iş
bu maddenin hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutuklama
işleminin mağduru olan her şahsın, tazminat istemeye hakkı vardır” ifade-
sine yer vermek suretiyle sözleşmede belirlenen esaslara aykırı olarak
gerçekleştirilen bir yakalama veya tutuklama işleminden dolayı zarar
görenlerin tazminat talep edebileceğini hükme bağlamıştır.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat ödenmesi hukukumuza ilk
defa ve “haksız ve hukuka aykırı yakalama ve tutuklamalar” ile sınırlı olarak
1961 Anayasası’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne paralel olarak
düzenlenen 30. maddesi ile girmiştir. Bu maddeye göre Anayasa’nın
belirlemiş olduğu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kimselerin uğra-
yacakları her türlü zarar devletçe ödenecektir. 1982 Anayasası’nın Ekim
2001 değişikliğinden önceki hükmüyle aynı nitelikte olan bu hükmün
gerekçesinde “sonuncu fıkradaki tazminat hükmü de şahıs dokunulmazlığı
hakkında konulmuş olan yukarıdaki hükümlerin ciddiye alınmasının kaçınıl-
maz müeyyidesi ve adaletin zaruri bir neticesi olarak kendisini kabul ettir-
mektedir. Esasen birçok medeni memleketin anayasasında da benzeri bulunan
bu hükmün muhtevasını ihtiyaçlara göre kanun düzenleyecektir.” ifadesine
yer verilmiştir.
4
Anayasa’nın bu hükmü uyarınca 1964 yılında Kanun
Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hak-
kında Kanun çıkarılmıştır.
5
Bu Kanun’da sadece hukuka aykırı olarak
gerçekleştirilen yakalama ve tutuklama koruma tedbirlerinden doğan
zararın giderilmesi konusu düzenlenmiş diğer koruma tedbirleri ile
ilgili herhangi bir hükme yer verilmemiştir.
1982 Anayasası’nın Ekim 2001 tarihinde değişikliğe uğrayan 19.
maddesinin son fıkrasına göre de “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutu-
lan kişilerin uğradıkları zarar tazminat hukukunun genel prensiplerine göre
Devletçe ödenir”.
Koruma tedbirlerinden doğan zararın giderilmesi konusu ile ilgili
son düzenleme 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Mu-
hakemesi Kanunu ile getirilen düzenleme olmuştur. Bu düzenleme
4
Madde gerekçesi için bkz., Hakeri, Anayasa Değişik Madde 19/son Anlamında Tazminat
Hukukunun Genel Prensiplerine Göre Haksız Yakalama ve Tutuklamalardan Doğan Zarar-
ların Giderilmesi Sorunu, (Zararın Giderilmesi Sorunu) Ünal Tekinalp’e Armağan, C. 3,
İstanbul 2003, s. 767.
5
RG, 15.5.1964 tarih ve 11704 sayı.
Serdal BAYTAR makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ile 466 sayılı Kanun zımnen yürürlükten kaldırılmış olmakta ve onun
yerini CMK’daki hükümler almaktadır. CMK ile getirilen yeniliklere
genel olarak bakıldığında eski düzenlemeden farklı olarak yakalama
ve tutuklamanın yanı sıra arama ve el koyma koruma tedbirlerinden
doğan zararın da talep edilebilmesi; devletin, koruma tedbiri dolayısıyla
tazminat ödemesi durumunda görevini kötüye kullanan kamu görevli-
sine ve iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye rücu edebilmesi
mümkün hale getirilmiştir. Ayrıca koruma tedbirlerinden doğan zara-
rın giderilmesi ile ilgili olarak açılan tazminat davasının bundan böyle
duruşmalı olarak görüleceği hükme bağlanmıştır.
CMK’daki bu düzenleme karşısında yakalama, tutuklama, arama ve
el koyma dışındaki koruma tedbirlerinden doğan bir zarar söz konusu
olduğunda bu zararların yeni CMK hükümlerine göre değil mümkün
olduğu takdirde genel kurallara göre tazmin edilmesi gerekir.
Bu genel açıklamalardan sonra koruma tedbirlerinden doğan zararın
giderilmesi konusuna ilişkin usul ve esasları yeni Ceza Muhakemesi
Kanunu doğrultusunda ve eski düzenleme ile karşılaştırmak suretiyle
ayrıntılı olarak inceleyelim.
II. KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE
TAZMİNAT TALEP EDEBİLMENİN KOŞULLARI
1. Haksız Yakalama ve Tutuklama Nedeniyle
Tazminat Talebinin Koşulları
Haksız yakalama ve tutuklama deyimi ile ifade edilmek istenen
yakalama ve tutuklama işlemlerinin hukuka aykırı olarak gerçekleşti-
rilmesidir.
6
Haksız yakalama ve tutuklama, bu koruma tedbirlerine baş-
vurulduğu anda yani baştan itibaren hukuka aykırı şekilde olabileceği
gibi başlangıçta hukuka uygun olarak uygulanmakla birlikte sonradan
hukuka aykırı hale gelme şeklinde de olabilir. Bu durumda haksız ya-
kalama ve tutuklama kavramını, her iki durumu da içine alacak şekilde
tanımlamak gerekirse tutuklama ve yakalamaya ilişkin kurallara uymak-
sızın ya da bu kurallara uymakla birlikte uygulanan koruma tedbirinin
takipsizlik kararı, beraat kararı veya sadece para cezasına çarptırılma
6
Tezcan, a.g.e., s. 28.
makaleler Serdal BAYTAR
363TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
gibi nedenlerle yersiz olduğunun sonradan anlaşıldığı hallerde haksız
yakalama ve tutuklamadan söz edilir.
7
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, yakalama ve tutuklama koruma
tedbirleri bakımından tazminat gerektiren durumları genel olarak 466
sayılı Kanun’a paralel düzenlemiş ancak oradaki hükümlere ilave olarak
iki yeni durum daha öngörmüştür. Bunlar da “yasal hakları hatırlatılmadan
veya hatırlatılan haklardan yararlanma istekleri yerine getirilmeden tutuklan-
ma” ve “makul süre içinde hakkında hüküm verilmeme” durumlarıdır.
Haksız yakalama ve tutuklamaya konu olan durumları “yakalama ve
tutuklamaya ilişkin kurallara uyulmamasından kaynaklanan haksız yakalama
ve tutuklamalar” ve “ilgili kurallara uymakla beraber sonradan haksız hale dö-
nüşen yakalama ve tutuklamalar” şeklinde ikiye ayırmak mümkündür.
8
Şimdi yeni düzenlemeler ışığında haksız yakalama ve tutuklama
sayılan durumları ayrıntılı olarak inceleyelim.
a. Yakalama ve Tutuklamaya İlişkin Kurallara
Uyulmamasından Doğan Haksız Yakalama ve Tutuklamalar
Kişi özgürlüğünü sınırlayan yakalama ve koruma tedbirleri, temel
hak ve özgürlükler açısından taşıdıkları önem göz önünde bulundu-
rularak hem iç hukuk normlarıyla hem de uluslararası hukuk normla-
rıyla düzenlenerek belirli şartlara bağlanmıştır. Bu nedenle ilgililerin
bu tedbirlere başvururken gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile
gerekse Anayasa ve kanunlarımızla belirlenmiş olan kurallara uygun
hareket etmesi gerekir.
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tazminat İstemi” başlıklı
141. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c), (d) ve (g) bentlerinde sayılan
durumların varlığı halinde yakalama ve tutuklamaya ilişkin kurallara
başından itibaren uyulmadığından bu durumda haksız yakalama ve
tutuklama gerçekleşmiş olacaktır. Gerçekten de;
• Yakalama ve tutuklama kararının veya tutukluluğun devamı yö-
nünde verilen kararın kanunlarda belirtilen ölçülere uygun olmaması
(CMK m. 141/1-a),
7
Tezcan, a.g.e., s. 28.
8
Tezcan, a.g.e., s. 29.
Serdal BAYTAR makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• Kişinin kanuni gözaltı süresi içinde hakim huzuruna çıkarılma-
ması (CMK m. 141/1-b),
• Kişinin kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan hakla-
rından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanması (CMK
m. 141/1-c),
• Kişinin kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede
yargılama mercii huzuruna çıkarılmaması ve bu süre içinde hakkında
hüküm verilmemesi (CMK m. 141/1-d),
• Yakalanma ve tutuklanma sebeplerinin bildirilmemesi (CMK m.
141/1-g),
• ve son olarak yakalanma ve tutuklanma durumlarının yakınlarına
bildirilmemesi (CMK m. 141/1-h) gibi durumların bulunması halinde
yakalama ve tutuklama, öngörülen kurallara aykırı olarak gerçekleş-
tirildiğinden ortada bir haksız yakalanma ve tutuklanma durumu
bulunmaktadır.
b. Sonradan Haksız Hale Dönüşen Yakalama ve Tutuklama
Yakalama ve tutuklama koruma tedbirleri, aranan koşullara uygun
olarak uygulanmış ancak sonradan ortaya çıkan sonuç bakımından ted-
birin haksız olduğu anlaşılmış olabilir. Gerçekten de kişiler başlangıçta
kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak yakalanmış veya tutuk-
lanmış ve yapılması gereken işlemler de hukuka uygun olarak yerine
getirilmiş fakat sonradan o kişi hakkında takipsizlik veya beraat kararı
verilmiş olabilir. İşte böyle bir durumda ortaya çıkan sonuçlar adalet-
sizlikler yaratabildiğinden bu tür bir haksız yakalama ve tutuklama
işlemine maruz kalan kişilere tazminat ödenmesi gerekir.
Sonradan haksız hale dönüşen yakalama ve tutuklama durumları
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da 466 sayılı Kanun’a paralel olarak
düzenlenmiştir. Buna göre sonradan haksız hale dönüşen yakalama ve
tutuklama durumları şunlardır:
• Kişilerin kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan
sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar
verilmesi (CMK m. 141/1-e),
makaleler Serdal BAYTAR
365TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• Kişilerin mahkum olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri
sürelerin hükümlülük sürelerinden fazla olması veya işledikleri suç
için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle
zorunlu olarak bu cezaya çarptırılmaları (CMK m. 141/1-f).
Sonradan haksız hale dönüşen yakalama ve koruma tedbirleri
bakımından CMK eski Kanun’da olmayan yeni bir düzenlemeye yer
vermiştir. Gerçekten de CMK’nın 141/2. maddesine göre bir kimse,
kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra o kimse
hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı veren merciin;
gözaltı veya tutuklulukta geçirdiği sürelerin hükümlülük sürelerinden
fazla olduğu kişiler hakkında mahkumiyet kararı veren merci ile yaka-
lanıp veya tutuklanıp da suç için kanunda öngörülen cezanın sadece
para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezaya hükmeden mer-
ciin ilgiliye tazminat hakkı olduğunu bildirmesi ve bunu ayrıca verilen
karara geçirmesi gerekir.
2. Arama ve El Koyma Tedbirleri Bakımından
Tazminat Talep Edebilmenin Koşulları
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan
veya Tutuklananlara Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’da sadece
yakalama ve tutuklama koruma tedbirleri bakımından tazminat öngö-
rülmüşken Ceza Muhakemesi Kanunu, arama ve el koyma tedbirleri
bakımından da tazminat talep edilebilmesine imkan tanımıştır. Ger-
çekten de yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre hakkındaki arama
kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişiler (CMK m. 141/1-i) ile
eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine koşullar oluşmadığı halde el
konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası
ve diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri
verilmeyen kişiler (CMK m. 141/1-j) meydana gelen maddi ve manevi
her türlü zararlarını Devletten talep edebileceklerdir.
Tazminat talep edebilmek için gerekli olan koşulları arama ve el
koyma tedbirleri bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir.
Serdal BAYTAR makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
a. Arama Tedbiri Bakımından Gerekli Koşullar
Arama kural olarak hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
de Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı emri üzerine kolluk tarafından, gerek
sanığın yakalanması gerekse delil olan eşyanın el konulması amaçlarına
yönelik olarak kişinin mesken ve sair yerleri ile üst ve eşyasında yapılan
araştırma işlemidir.
9
Arama koruma tedbiri, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Arama
ve El Koyma” başlıklı dördüncü bölümünde düzenlenmiştir. Buradaki
düzenleme ile arama, belirli bir şekilde yargısal güvenceye bağlanmış,
kişi hak ve hürriyetlerinin korunması açısından aramanın, kural olarak
hakim kararı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet
Savcısı’nın yazılı emri üzerine kolluk görevlileri tarafından yapılabile-
ceği ifade edilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki ifadeye bakıldığında arama koru-
ma tedbiri dolayısıyla tazminat talep edilebilmesi için aramanın, arama
için gerekli olan kanuni şartlar oluşmadığı halde gerçekleştirilmiş olması
şartı aranmamıştır. Başka bir ifadeyle aramanın yakalama ve tutuklama
tedbirlerinde olduğu gibi hukuka aykırı olarak uygulanmış olması koşu-
lu aranmamış sadece “arama kararının ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilmesi”
şartı aranmıştır. Bu durumda arama işlemi, usulüne uygun olarak hakim
kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı tarafından
verilmiş yazılı emir üzerine kolluk tarafından usulüne uygun olarak
gerçekleştirilmiş olsa bile kararın uygulanmasında ölçü kaçırılmışsa bu
durumda zarar gören ilgili tazminat talep edebilecektir.
b. El Koyma Tedbiri Bakımından Gerekli Koşullar
El koyma ispat vasıtalarından olup faydalı görülen veya müsadereye
tabi bulunan eşyanın, eşyayı elinde bulunduranın rızası bulunmamasına
rağmen adliyenin eli altına alınması işlemi olarak ifade edilebilir.
10
El
koyma tedbiri yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Eşya veya kazancın
muhafaza altına alınması ve bunlara el konulması” başlıklı 123. maddesinde
düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “İspat aracı olarak yararlı görülen ya
da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri,
9
Öztürk - Erdem - Özbek, a.g.e., s. 484.
10
Öztürk - Erdem - Özbek, a.g.e., s. 462.
makaleler Serdal BAYTAR
367TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
muhafaza altına alınır. Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği
bu tür eşyaya el konulabilir.”
El koyma tedbirine ne şekilde karar verileceği ve bunun nasıl uy-
gulanacağı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 127. ve devamı maddele-
rinde düzenlenmiş olup bu tedbire başvurulması halinde Kanun’un bu
hükümlerine uygun olarak hareket edilmesi gerekir. Aksi halde Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi gere-
ği tazminat talebi gündeme gelebilir. Gerçekten de 141. maddenin 1.
fıkrasının (j) bendine göre eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,
koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli ted-
birler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı
kullanılan veya zamanında geri verilmeyen kişiler, maddi ve manevi
her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.
Kanun, el koyma tedbiri bakımından tazminat talebini, şartları ger-
çekleşmediği halde el koyma tedbirinin uygulanması veya el konulan
eşyanın korunmaması veya eşya veya diğer malvarlığı değerlerinin amaç-
ları dışında kullanılması veya zamanında iade edilmemesi gibi birtakım
şartlara bağlamıştır. Bu durumda belirtilen koşullar oluşmadığı müddet-
çe el koyma tedbirinden dolayı tazminat talep edilemeyecektir.
III. KORUMA TEDBİRLERİNDEN DOĞAN
TAZMİNAT DAVALARINDA YARGILAMA
1. Dava Açma Hakkı
Koruma tedbirlerinden dolayı dava açma hakkı, bu haksız koruma
tedbirlerine maruz kalan kişilere tanınmış bir haktır. Bu nedenle koruma
tedbirleri bakımından tazminat davası açma ile ilgili koşullara sahip olan
kimse, bizzat veya vekili aracılığıyla her türlü zararının karşılanması
için dava açma hakkına sahiptir.
11
Yargıtay’a göre bu tazminat davasını açmak için özel bir veka-
letnameye gerek yoktur. Bu yüzden genel vekaletname yeterli kabul
edilmektedir.
12
11
Tezcan, a.g.e., s. 124.
12
Tezcan, a.g.e., s. 124.
Serdal BAYTAR makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
CMK’da yer alan bir hükümle tazminat isteyemeyecek kişilere
ilişkin bir kategori oluşturulmuştur. Aslında yürürlükten kaldırılmış
olan 466 sayılı Kanun’da da bu yönde bir düzenleme mevcuttu fakat
1991 yılında yapılan değişiklikle söz konusu tazminat engelleri kaldı-
rılmıştı. İşte CMK da bu eski düzenlemeye benzer şekilde ve yargının
yerleşik hale gelen kararları doğrultusunda bazı kimselerin tazminat
istemesini engelleyen bir düzenlemeye yer vermiştir. Yeni CMK’nın
144. maddesinde yer alan bu düzenlemeye göre tazminat isteyemeyecek
olan kişiler şunlardır:
• Gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indi-
rilenler,
• Tazminata hak kazanmadığı halde sonradan yürürlüğe giren ve
lehe düzenlemeler getiren kanun gereği durumları tazminat istemeye
uygun hale dönüşenler,
• Genel veya özel af, şikayetten vazgeçme, uzaklaşma gibi nedenler
le hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine
karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu
davası ertelenen veya düşürülenler,
• Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza veril-
mesine yer olmadığına karar verilenler,
• Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya
suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına
neden olanlar.
Hükmün ilk dört bendinde sayılan durumlar yeni olmakla beraber
(e) bendindeki “adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini
veya suça katıldığını bildirerek göz altına alınmasına veya tutuklanmasına ne-
den olanlar” grubu esasen 1991 değişikliğinden önce 466 sayılı Kanun’da
da yer almaktaydı.
2. Dava Açma Süresi
Koruma tedbirleri dolayısıyla açılacak olan tazminat davasının,
karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren
üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen
bir yıl içinde açılması gerekir.
makaleler Serdal BAYTAR
369TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda dava açma süresi ile ilgili
olarak eski düzenlemede de mevcut olan üç aylık süre bakımından bir
değişiklik yapılmamıştır. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, dava
açma süresinin başlangıcı olarak hükmün kesinleşme tarihini aramasının
süreyi çok uzatabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak bir yıllık
bir üst sınır tayin edilmiştir.
13
Gerçekten de uygulamada beraat kararları
tebliğ edilmediği sürece bu sürenin başlamadığı kabul edilmekte ve bu
nedenle başvuru süresinin başlaması uzayabilmekteydi. Ancak bu hü-
kümle birlikte artık, davanın en geç karar veya hükümlerin kesinleşme
tarihini takip eden bir yıl içinde açılması gerekecektir.
14
Kanun’da öngörülen dava açma süresi hak düşürücü bir süredir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 466 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu
dönemde verdiği 11.7.1972 tarihli 2999 E, 3346 K. sayılı Kararı’na göre
“466 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yazılı üç ay içinde davanın açılmasını
öngören süre, hak düşürücü sürelerdendir, işlemeye başladıktan sonra durmaz;
kesilmez, tatili mümkün değildir, mahkemece göz önünde tutulur. Belgeler
eklenmeden yapılan başvurmalar ile dava açılmış sayılamaz ve daha sonra
belgelerin eklenmesi suretiyle şartların tamamlanması keyfiyeti, hükmün
kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde tahakkuk etmediği takdirde, ilk haliyle
açılmamış sayılan davayı açılmış hale getirmez”.
15
Sanığın yokluğunda verilen kararlar bakımından dava açma süresi
tebliğden itibaren başlar. Ayrıca mahkeme kararının kesinleşmiş olma-
sı gerekir. Çünkü henüz yargı halini almamış bir mahkeme kararının
değişme olasılığı da bulunduğundan tazminat talebine dayanak olması
mümkün değildir.
16
Başvuru dilekçesindeki bilgi ve belgelerde yetersizlik bulunması
durumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde
istemin reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresi içinde eksikliği tamam-
lanmayan dilekçe, mahkemece itiraz yolu açık olmak üzere reddedilir
(CMK m. 142/4).
13
Şahin, İlyas, Türk Ceza Yargılaması Hukukunda Yakalama ve Gözaltına Alma, Seçkin
Yayınevi, Ankara 2003, s. 408.
14
Hakeri, Koruma Tedbirleri Nedeniyle ve Yargılamanın Yenilenmesi Halinde Tazminat
(Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat), HPD, S. 3, Nisan 2005, s. 109.
15
Karar için bkz., Tezcan, a.g.e., s. 126.
16
Şahin, a.g.e., s. 408.
Serdal BAYTAR makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
3. Tazminat Talebini İncelemeye Yetkili Mahkeme ve
Davanın Karara Bağlanması
Koruma tedbirlerinden doğan zararın giderilmesine ilişkin tazminat
davası, zarar görenin ikamet ettiği yerdeki ağır ceza mahkemesinde
görülür. Ancak zarar görenin ikamet ettiği yerdeki ağır ceza mahke-
mesinin bir şekilde tazminat talebine konu olan işlemle ilişkili olması
durumunda dava, aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi varsa bu da-
irede, yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde görülür. (CMK m.
142/2) Burada tazminat talebine konu olan işlemden kasıt yakalama,
tutuklama veya tutukluluğun devamına neden olan kararlar ile arama
ve el koyma tedbirleri ile ilgili olarak verilen kararlardır.
Kanun’un davaya bakacak olan mahkemeye ilişkin bu düzenlemesi,
yargı organlarının tarafsızlığı ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu düzenle-
meyle haksız koruma tedbirini uygulayan mahkemenin bundan doğan
zararın giderilmesine ilişkin davaya bakmasına müsaade edilmemiştir. Böy-
lece kararı veren hakimin asıl davanın etkisinde kalması engellenmiş ve bu
anlamda hakimin bağımsızlık ve tarafsızlığı sağlanmaya çalışılmıştır.
17
Tazminat talep eden kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini, zarara
uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların
belgelerini dava dilekçesine eklemesi gerekir.
Dilekçesindeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda mahkeme
eksikliğin bir ay içinde giderilmesini aksi halde istemin reddedileceğini
ilgiliye duyurur. Süresinde eksiği tamamlanmayan dilekçe, mahkeme
tarafından itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur.
CMK yeni bir hüküm olarak mahkemenin dosyayı inceledikten son-
ra yeterliliğini belirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini, Devlet
hazinesinin kendi yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ettirerek varsa
beyan ve itirazlarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmesini isteye-
ceğini öngörmüştür (CMK m. 142/5).
Mahkeme, istemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve
tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat mik-
tarının saptanmasında gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapabilir
veya hakimlerinden birine yaptırabilir (CMK m. 142/6)
17
Alacakaptan, Uğur, ”Haksız Tutma ve Yakalama Hallerinde Devletin Tazminat
Verme Mükellefiyeti”, AÜHFM, C. XVIII, Yıl: 1961, S. 1-4, s. 202-205.
makaleler Serdal BAYTAR
371TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
466 sayılı eski Kanun’a göre tazminat davası dosya üzerinden gö-
rülürken CMK, tazminat davasının duruşmalı olarak çözümlenmesi
ilkesini benimsemiştir. Gerçekten de CMK’nın 142/7. maddesine göre
mahkeme, istemde bulunanı, Cumhuriyet Savcısı’nı ve hazine temsil-
cisini dinledikten sonra kararını verecektir. CMK’nın eski Kanun’dan
farklı olarak tazminat davalarına duruşmalı olarak bakılmasını öngör-
mesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu gerekliliğe işaret eden
kararlarının bir sonucu olmuştur.
18
Tazminat miktarının belirlenmesi bakımından CMK’da 3.10. 2001
tarih ve 4709 sayılı Kanun ile Anayasa’nın 19/son maddesinde yapılan
değişikliğe paralel bir düzenlemeye yer verilmiş, böylece mağdurların
gerçek zararlarını tespit etmekten uzak olan eski Kanun’daki anlayış terk
edilerek zararın tazminat hukukunun genel esaslarına göre belirlenmesi
öngörülmüştür (CMK m. 142/6)
Tazminat davası ile ilgili olarak getirilen bir diğer yenilik de veri-
len kararlar hakkında bundan böyle istinaf yoluna gidilecek olmasıdır.
CMK’nın konu ile ilgili 142/8. maddesine göre karara karşı, istemde
bulunan, Cumhuriyet Savcısı veya hazine temsilcisi istinaf yoluna baş-
vurabilir. Bu yola başvurulması halinde inceleme öncelikle ve ivedilikle
yapılır.
4. Tazminatın Geri Alınmasını Gerektiren Haller
466 sayılı Kanun’un 5. maddesinde düzenlenmiş olan tazminatın
geri alınmasını gerektiren haller CMK’nın 143. maddesinde düzenlen-
miştir. Bu maddeye göre kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı
sonradan kaldırılarak hakkında kamu davası açılan ve mahkum edi-
lenlerle yargılamanın aleyhte yenilenmesi ile beraat kararı kaldırılıp
mahkum edilenlere ödenmiş tazminatların, mahkumiyet süresine ilişkin
kısmı, Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine aynı mahkemeden alı-
nacak kararla kamu alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri
doğrultusunda geri alınır. Mahkemenin bu konuda verdiği karara karşı
itiraz yolu açıktır.
Devletin koruma tedbirleri dolayısıyla ödediği tazminatı sorum-
lulardan rücu yoluyla alması mümkündür. CMK’nın konu ile ilgili
18
Hakeri, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat, s. 109.
Serdal BAYTAR makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
maddesine göre devlet ödediği tazminattan dolayı koruma tedbiri ile
ilgili olarak görevini kötüye kullanan kamu görevlilerine ve iftira ko-
nusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma
ve tutuklanma halinde de iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan
kişiye rücu edecektir.
SONUÇ
Sanık veya şüphelinin suçu işleyip işlemediği henüz belli olmadan
başvurulan koruma tedbirleri, kişi hak ve özgürlüklerine önemli mü-
dahaleleri gerektirmektedir. Örneğin; tutuklama kişi özgürlüğüne, el
koyma mülkiyet hakkına müdahale sonucunu doğurmaktadır. İşte ko-
ruma tedbirlerinin temel hak ve özgürlükleri ciddi anlamda sınırlaması,
koruma tedbirlerine başvurma koşullarının hukuk devleti ilkesine ve
insan haklarına uygun olarak ele alınıp düzenlenmesini gerektirir.
Zaten demokratik hukuk devletlerinde suç sanıklarının özgür-
lüklerinin kısıtlanması sıkı kurallara bağlanmakta, bir koruma tedbiri
dolayısıyla hak ve özgürlüklerine müdahale edilen kişilerin bu yüzden
bir haksızlığa uğramamaları için gerekli yasal düzenlemeler yapılarak
önlemler alınmaktadır. Ancak bu konuda gösterilen özene rağmen
yakalama ve tutuklama tedbirlerinde olduğu gibi kişilerin özgürlükle-
rinden haksız olarak yoksun bırakıldığı görülür. İşte böyle durumlarda,
meydana gelen zararın giderilmesi yollarının açık tutulması demokratik
hukuk devleti anlayışının bir gereği olmaktadır.
Nitekim bizim hukukumuzda da haksız koruma tedbirleri dolayı-
sıyla meydana gelen zararın giderilmesine ilişkin hukuki düzenlemeler
yapılmıştır. Bu konuda ilk düzenleme 1961 Anayasası’nın 30. maddesi
ile kanunun gösterdiği şartlara uyulmamasına karşı tazminat esası kabul
edilmiştir. Buna göre Anayasa’nın belirlediği esaslar dışında işleme tabi
tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar devletçe ödenecektir.
1961 Anayasası’nın bu hükmü doğrultusunda hukuka aykırı olarak yaka-
lanan ya da tutuklananlara tazminat verilmesini düzenleyen 07.05.1964
tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere
Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun kabul edilmiştir. 1982 Anayasasının
4709 sayılı Kanun ile değişik 19/son maddesinde önceki maddelerde sözü
edilen kişilerin “uğradıkları zarar tazminat hukukunun genel prensiplerine göre
devletçe ödenir” hükmüne yer verilerek konu düzenlenmiştir.
makaleler Serdal BAYTAR
373TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bu konuda son olarak ülkemizde yaşanan tutuklama, yakalama,
gözaltı ve arama konusundaki uygulamalar sebebiyle yapılan şikayetler
üzerine 5271 sayılı Kanun’da gerek koruma tedbirleri alanında gerekse
bunlardan zararın tazmini alanında önemli birtakım değişiklikler yapıl-
mıştır. Daha önce 466 sayılı Kanun ile düzenlenen haksız veya hukuka
aykırı olarak yakalanan veya tutuklananlara tazminat ödenmesi konusu,
CMK’nın 141-144. maddeleri arasında yeniden düzenlenmiştir. Böylece
466 sayılı Kanun 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükten kalkmış ve
CMK’daki düzenlemeler yürürlüğe girmiştir.
Yeni CMK ile getirilen en önemli değişiklik 466 sayılı Kanun’da
belirtilen yakalama ve tutuklama halleri dışında arama ve el koyma hal-
lerinde de bu koruma tedbirlerinden dolayı meydana gelen zararların da
artık tazmin edilebilecek olmasıdır. Bu durumda yakalama, tutuklama,
arama ve el koyma dışındaki koruma tedbirlerinden doğan bir zarar
söz konusu olduğunda bu zararlar yeni CMK hükümlerine göre değil
mümkün olduğu takdirde genel kurallara göre tazmin edilecektir.
Bu konuda başvuru süresi ile ilgili olarak eski Kanun’daki üç aylık
süre korunmuş ancak bu sürenin gereksiz yere uzamasını önlemek ba-
kımından “herhalde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl
içinde istemde bulunulması gerekir” hükmüne yer verilmiştir.
Eski Kanun’dan farklı yeni bir hüküm olarak bundan böyle tazminat
davasına duruşmalı olarak bakılmasını benimsemiş; ayrıca dava dilek-
çesinin ve ek belgelerinin devlet hazinesinin kendi yargı çevresindeki
temsilcisine tebliğ edileceği, varsa beyan ve itirazlarını on beş günde
yazılı olarak bildirmesinin isteneceği kuralı getirilmiştir.
Yine eski Kanun’dan farklı olarak ödenen tazminatın, koruma ted-
birleriyle ilgili olarak görevini kötüye kullanan kamu görevlilerine ve
iftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına
alınma ve tutuklama halinde de iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan
kişiye rücu edileceği hükmü öngörülmüştür.
Son olarak CMK 144. madde ile esas itibariyle eski Kanun’un ilk
halinde mevcut olan ancak 1991 yılında yapılan değişiklikle kaldırıl-
mış olan tazminat isteyemeyecek kişiler grubu yeniden öngörülmüş
böylece Kanun’da sayılmış olan belirli kişilerin tazminat talep etmeleri
engellenmiştir.