makaleler Hakan YAVUZ
235TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
GİRİŞ
Bilim ve teknolojinin hızlı gelişim süreciyle birlikte ortaya çıkan yeni
imkanlar, yaşamın her alanında büyük çaplı değişikliklere neden olmak-
tadır. Bu değişikliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkan yeni kavramlar,
yeni suçlar, yeni suçlular ceza ve ceza yargılaması hukukunda bir takım
düzenlemeler yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu zorunluluğun bir
sonucu olarak, bazı temel insan haklarının sınırlanması söz konusu olabil-
mektedir. Biz bu çalışmada telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin,
bir ceza yargılaması tedbiri olarak denetlenmesi hususunda yapılan yeni
yasal düzenlemeyi inceleyeceğiz.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri
5271 sayılı Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinde düzen-
lenmiştir. Önceki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)’nda bu
tedbire ilişkin bir hüküm bulunmamaktaydı.
1
Ancak 1999 yılında çıkarı-
lan Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu (ÇASÖMK)’nda, sı-
nırlı bir düzenleme öngörülmüştü.
2
Karşılaştırmalı hukukta ise bu tedbir
İngiltere’de 1985,
3
İtalya’da 1988, Almanya’da 1968,
4
Avusturya’da 1974,
CEZA YARGILAMASINDA
BİR KORUMA TEDBİRİ OLARAK
“TELEKOMÜNİKASYON YOLUYLA
YAPILAN İLETİŞİMİN DENETLENMESİ”
Hakan A. YAVUZ
*
*
Adli Yargı Ankara hakim adayı, GÜ Sosyal Bil. Ens. Kamu Hukuku ABD doktora
öğrencisi.
1
1999 yılına kadarki uygulamada, söz konusu tedbir el koyma kapsamında değer-
lendirilip, kısmen uygulanabiliyordu. Ancak konuyla ilgili açık bir yasal düzenleme
bulunmadığı için, bu yolla elde edilen delillerin hukuka uygunlukları gerek doktrinde
gerekse uygulamada ciddi tartışmalara sebep oluyordu.
2
ÇASÖMK’daki düzenlemeyle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz., Şafak, Ali, Suç Organizas-
yonu ve Kovuşturma Usulü, Ankara 2003, s. 92 vd.
3
Ayrıntılı bilgi için bkz., Özdoğan, Ali, “İngiliz Teknik Dinleme Mevzuatı (İngiliz ...)”,
Polis Dergisi, Yıl: 8, S. 30 (Ocak-Şubat-Mart 2002), s. 2-4.
4
Ayrıntılı bilgi için bkz., Özdoğan, Ali, “Alman ve Fransız Teknik Dinleme Mevzuat-
ları (Alman ve Fransız ...)”, Polis Dergisi, Yıl: 8, s. 32 (Temmuz-Ağustos-Eylül 2002),
s. 14-16.
Hakan YAVUZ makaleler
236TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Fransa’da 1991, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1994
5
yılında yapılan dü-
zenlemelerle yasal bir zemine oturtulmuştur.
6
Telekomünikasyon kelimesi, İngilizce’de bulunan “telecommunication”
kelimesinin Türkçeleşmesi sonucu dilimize girmiş bir kelimedir. Kelimenin
sözlük anlamı, elektromanyetik sistemlerle haber, bilgi, resim vb. şeylerin
yayılması ve alınmasıdır.
7
Telekomünikasyon yoluyla iletişim günümüzde,
daha çok telefon, telsiz ve internet vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Kanun
koyucu tedbirin düzenlendiği 135. maddenin gerekçesinde, bu tedbirin
kapsamının iletişimin tespiti, iletişimin dinlenmesi ve iletişimin kayda
alınması şeklinde olduğunu belirtmiştir. Buna göre: “İletişimin tespiti, belli
bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne kadar sü-
reyle yapıldığı, elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu hususlarının
tespitinden ibarettir. İletişimin dinlenmesi, telli veya telsiz telefonla ya da internet
üzerinden yapılan konuşmalar açısından geçerlidir. İletişimin kayda alınması ise,
telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalardaki ses veya
görüntüler açısından söz konusu olduğu gibi, elektronik posta yoluyla yapılan
iletişimin içeriği hakkında da uygulanabilir”.
8
Biz bu çalışmada, söz konusu tedbire ilişkin eski ve yeni mevzuatta
bulunan düzenlemeleri, karşılaştırmalı hukuktaki örneklerini de dikkate
alarak incelemeye çalışacağız. Çalışma altı ana başlıktan oluşmaktadır. İlk
bölümde tedbire ilişkin yasal düzenleme, ikinci bölümde tedbirin amacı,
üçüncü ve dördüncü bölümlerde, tedbirin uygulanabileceği suçlar ve
tedbirin şartları, beşinci bölümde ise ilgiliye haber verme yükümlülüğü
ve tazminat ve nihayet son bölümde tesadüfen elde edilen deliller konusu
incelenecektir. Sonuç kısmında ise çalışmada ele alınan hususların genel
bir değerlendirmesi yapılacak, görüş ve temennilerimiz sunulacaktır.
5
Ayrıntılı bilgi için bkz., Özdoğan, Ali, “Amerikan Telekomünikasyon Şirketlerinin
Kolluk Kuvvetlerine Yardımı Kanunu (Calea)” http://www.egm.gov.tr/apk/
dergi/29/yeni/web/Ali_OZDOGAN.htm (10.03.2005), s. 1; Özdoğan, Ali, “Ame-
rikan Teknik Dinleme Mevzuatı (Amerikan ...)”, http://www. egm.gov.tr/apk/
dergi/28/yeni/web/Ali_OZDOGAN.htm (10.03.2005), s. 1.
6
Erdem, M., Ruhan, “5271 sayılı CMK’da Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişi-
min Denetlenmesi (5271 Sayılı CMK’ da ...)”, ww.adalet.gov.tr (20.02.2005), s. 1.
7
Bkz., Doğan, Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, Ankara 2001, s. 1286; Kelimenin yeni
Türkçe ifadesi uzakla iletişim anlamına gelen: “uziletişim”dir.
8
Bkz., 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. madde gerekçesi. www.tbmm.gov.tr
(10.01.2005).
makaleler Hakan YAVUZ
237TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
I. Yasal Düzenleme
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun birinci kitabında, koruma
tedbirlerinin düzenlendiği dördüncü kısmın beşinci bölümünde, 135-140.
maddeler bünyesinde ceza yargılamasında bir koruma tedbiri olarak
düzenlenmiş olan “Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Dinlenmesi
Tedbiri”, halen yürürlükte olan CMUK’ta düzenlenen bir koruma tedbiri
değildir. Ancak 1999 yılında kabul edilen 4422 sayılı ÇASÖMK’nın 2. mad-
desindeki düzenleme bu konudaki ihtiyacı karşılamak amacıyla getirilen
bir düzenleme idi.
9
Söz konusu düzenleme, ancak bu Kanun’da öngörü-
len suç tiplerinin varlığı halinde uygulama alanı olan bir düzenlemedir.
CMK’da öngörülen düzenleme ise bu düzenlemeye göre daha kapsamlı
ve ayrıntılı bir düzenlemedir. CMK’nın 135. maddesi söz konusu tedbirin
temel esaslarını şu şekilde düzenlemiştir:
9
İletişimin Dinlenmesi veya Tespiti başlığını taşıyan 2. madde şu şekildedir:
“Bu Kanun’da öngörülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten
sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık etme
kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi
kablolu, kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistem-
lerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer
nitelikteki bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerek
yetkililerce zapta bağlanır.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin
varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde
edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez.
Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin içeriği
dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Dinleme veya tespite veya kayıtların incelenmesine hakim karar verir. Gecikmesin-
de sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı da bu hususlarda yetkilidir. Hakim
kararı olmaksızın yapılan bu gibi işlemlerin yirmi dört saat içinde hakim kararına
bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi
halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay için verilebilir, bu süre en çok iki defa
üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanun’da öngörülen suçların işlen-
diğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet Savcısı’nın tarafından kal-
dırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet
Savcısı’nın denetimi altında derhal ve nihayet on gün içinde yok edilir ve durum
bir tutanakla belirlenir.
Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum ve
kuruluşlarında görevli veya böyle bir hizmeti vermeye yetkili olanlardan, dinleme
ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların kurulmasını istedi-
ğinde, bu istem derhal yerine getirilir ve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat
bir tutanakla saptanır”.
Hakan YAVUZ makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
“İletişimin Tespiti, Dinlenmesi ve Kayda Alınması
Madde 135.
1. Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli
şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunma-
ması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet
Savcısı’nın kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit
edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. Cumhuriyet Savcısı kararını derhal haki-
min onayına sunar ve hakim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin
dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet
Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
2. Şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi, kayda
alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde,
alınan kayıtlar derhal yok edilir.
3. 1. fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir
uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim
bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir.
Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
4. Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, kullanmakta olduğu mobil
telefonun yeri, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet
Savcısı’nın kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen
kararda, kullanılan mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir.
Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
5. Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süre-
since gizli tutulur.
6. Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygula-
nabilir:
a. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (m. 79, 80),
2. Kasten öldürme (m. 81, 82, 83),
3. İşkence (m. 94, 95),
4. Cinsel saldırı (1. fıkra hariç, m. 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (m. 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m. 188),
makaleler Hakan YAVUZ
239TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
7. Parada sahtecilik (m. 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (2, 7ve 8.fıkralar hariç, m. 220),
9. İhaleye fesat karıştırma (m. 235),
10. Rüşvet (m. 252),
11. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (m. 282),
12. Silahlı örgüt (m. 314) veya bu örgütlere silah sağlama (m. 315),
13. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (m. 328, 329, 330, 331, 333,
334, 335, 336, 337) suçları.
b. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan
silah kaçakçılığı (m. 12) suçları.
c. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren
suçlar.
d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74. maddelerinde
tanımlanan suçlar.
7. Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının
telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.”
CMK, 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle yürürlüğe girecektir. 5320 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında
Kanunu’nun 18. maddesine göre, CMK ile benzer hükümler içeren bir yasa
olan ÇASÖMK 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlülükten kaldırılacaktır. Öte
yandan, yine 1 Nisan 2005 tarihi itibariyle yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı
TCK’nın 137. vd. maddelerinde bu düzenlemenin tamamlayıcısı olarak
değerlendirebileceğimiz, haberleşme özgürlüğüne yönelik hukuka aykırı
müdahalelere karşı bir takım yaptırımlar öngörülmektedir.
II. Düzenlemenin Amacı
Suç işleyen kişiler, suç işleyebilmek ve işlenen suça ait izleri silmek için
teknolojinin sunduğu telekomünikasyon araçlarından yararlanmaktadırlar.
Bu sebeple, amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasında
telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi denetlenebilmesi normaldir.
10
10
Kaymaz, Seydi, “Mevcut Yasal Düzenleme Karşısında Telefon İle Yapılan Haberleş-
menin Denetlenmesi”, İBD, C. 70, S. 1-12 (1996), s. 796.
Hakan YAVUZ makaleler
240TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Ancak bu işlem, keyfi uygulamalara yol açabilecek ve bu yönüyle, temel bir
insan hakkı olan, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetini ihlal ede-
bilecek bir mahiyettedir. İşte bu sebeple, söz konusu tedbirin uygulanması
kesin çizgilerle belirlenmiş, açık ve net kurallar çerçevesinde yapılmalıdır.
Özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti ancak çok istisnai durumlarda
ihlal edilebilmeli ve bu ihlal demokratik toplumun gereklerine uygun bir
biçimde gerçekleştirilmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayatın gizliliği ve haberleş-
me özgürlüğüne saygı hakkını düzenlediği 8. maddesine göre “Herkes özel
hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik
bir toplumda ancak milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, dü-
zenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkasının hak
ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunda düzen-
lenmesi şartıyla mümkün olabilir.”
11
Benzer bir düzenleme TC Anayasası’nın
22. maddesinde de bulunmaktadır.
12
İşte bütün bu esaslar çerçevesinde
her geçen gün gelişmekte olan iletişim araçlarının ceza yargılamasında
maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla denetlenmesine ilişkin tedbirlerin hu-
kuki niteliğinin belirlenmesi ve şartlarının ortaya konulması gerekliliği
doğmuştur. Bu doğrultuda CMK ile getirilen düzenleme esasen, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin verdiği kararlarda ortaya koyulan
ilkeler doğrultusunda yapılmıştır. Söz konusu kararlardan bazıları şunlar-
dır: Malone-Birleşik Krallık, Huvig-Fransa, Kruslin-Fransa, Klass-Almanya,
Leander-İsveç ve Lüdi-İsviçre kararlarıdır.
13
Bu konuda AİHM’nin genel
olarak haberleşmenin denetlenmesine ilişkin bazı ilkeler ortaya koyduğu
11
Sözleşme’nin Türkçe metni için bkz., Tezcan, D. - Erdem, M. R. - Sancakdar, Oğuz,
AİHS Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara 2002, 452; Ayrıca Sözleşme’nin
İngilizce ve Fransızca orijinal metinleri için bkz., http://www.echr.coe.int/
12
Anayasa’nın ilgili maddesindeki istisnai durumlardan birisi olarak “suç işlenmesinin
önlenmesi” amacına yer verilmiştir. CMK’daki düzenleme ise işlenen suçlarla ilgili bir
düzenleme öngörmüştür. Bu bağlamda, CMK’daki bu farklı düzenlemenin Anaya-
sa’ya aykırılık teşkil ettiği yönündeki düşünceye katılmak mümkün değildir. Çünkü
işlenen bir suçla ilgili olarak uygulanabilen bir tedbir, aynı zamanda yeni suçların
işlenmesinin önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Kaldı ki, suç işlenmesinin ön-
lenmesi amacıyla haberleşme özgürlüğüne bir sınırlama getirilebilecekken, işlenmiş
bir suça ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için bu özgürlüğün sınırlanması
sonucunu doğuran bir koruma tedbirine başvurulamaması düşünülemez. Söz ko-
nusu görüş için bkz., Kaplan, Arif, “CMK’ya İlişkin Eleştiriler”, Hukuk ve Demokrasi
Dergisi, Yıl 1, S. 9, Ankara 2005, s. 46.
13
Kararların İngilizce metinleri için bkz., Jacob, Francis G. - White, Robin C. A., The Eu-
ropean Convention On Human Rights, 2’nd Edition, Clarendon Press, Oxford 1996.
makaleler Hakan YAVUZ
241TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Klass ve diğerleri-Almanya kararı üzerinde durmak yerinde olacaktır.
14
Mahkeme, bu konuda yapılacak yasal düzenlemeye ışık tutabilecek bazı
ilkeler saptamıştır. Buna göre;
1. Söz konusu yasal düzenlemenin özel yaşama ve aile yaşamına saygı
gösterilmesi haklarına karışma niteliği taşıdığı açıktır. Anca asıl sorun ka-
rışmanın haklı ve gerekli olup olmadığıdır. Bu noktada uygulanacak kriter
ise gizli denetlemenin ancak demokratik kurumların korunması amacı ile
zorunlu olmasıdır. Bu aynı zamanda oranlılık ilkesinin bir gereğidir. Yani
yasalarla ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve
suçların önlenmesine yönelik olarak getirilen sınırlamalar ancak bu ama-
ca ulaşmak için benimsenen araçların demokratik bir toplum için zorunlu
olup olmamasına bağlı olarak meşruiyet kazanır.
2. Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrasıyla getirilen düzenleme temel
bir hakka istisna getirdiğinden dar yorumlanmalıdır. Polis devletinin bir ni-
teliği olan gizli izleme yetkilerine, Sözleşme çerçevesinde ancak demokratik
kurumları korumak için kesinlikle gerekli olduğu ölçüde katlanılabilir. O
halde demokratik bir toplumda istisnai de olsa ulusal güvenliğin korunma-
sı, kamu düzeninin sağlanması ve suçların önlenmesi için haberleşmenin
gizlice denetlenmesine olanak veren yasalar bir zorunluluktur.
3. Bununla birlikte devletlere tanınan bu olanak sınırsız değildir. Zira
demokrasiyi savunma gerekçesiyle çıkarılan ve haberleşme özgürlüğünü
sınırlayan böyle bir yasa, demokrasinin sarsılması hatta yıkılması tehlike-
sini de beraberinde getirmektedir. O halde devletler kendilerince uygun
görülen her önlemi alamazlar. Haberleşmenin gizlice denetlenmesine
olanak veren bir sistem bunların kötüye kullanılmasına karşı da yeterli
güvenceleri getirmelidir. Bu güvenceler de ancak müdahalenin hukuka
uygun olarak yapılması durumunda sağlanabilir. Bu doğrultuda her bir
ferdi izleme önleminin Yasa’da belirtilen kesin koşullara ve usullere uygun
olarak yapılması gerekir.
4. Söz konusu tedbirin uygulanmasında hangi sistem benimsenirse
benimsensin, kötüye kullanmalara karşı yeterli ve etkili güvencelerin sağ-
lanması gerekir. Bu amaçla tedbire, sadece gerekçeli ve yazılı bir başvuru
üzerine karar verilebilir ve böyle bir başvuru, belirli teşkilatların sadece
14
Kararın Türkçe metni için bkz., Doğru, Osman, İnsan Haklar Avrupa Mahkemesi İç-
tihatları (İHAMİ), C. I, Ankara 2003, s. 246-267; Gözübüyük, Şeref, “Avrupa İnsan
Hakları Kararlarından Seçme Özetler”, İHMD, Ocak 1995, C. III, S. 1, s. 35 vd.; Ayrıca
benzer bir karar için bkz., Selçuk, Engin (çev.), “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
Hukuku ve Özel Hayatın Gizliliği, Telefonların Dinlenmesi, Prado Bugallo-İspanya
Davası”, Hukuk ve Adalet Dergisi, Yıl: 1, S. 3, Temmuz- Eylül 2004, s. 240 vd.
Hakan YAVUZ makaleler
242TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
başkanları veya vekilleri tarafından yapılmalıdır. Tedbir ancak belirli bir
süre içinde uygulanabilir ve tedbirin hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince,
normal olarak yargı organının etkili denetimine, en azından son çare ola-
rak bağımsızlık, tarafsızlık ve uygun usul güvencelerine sahip bir yargısal
denetime tabi olması gerekir.
5. Tedbire maruz kalan kişiler belli şartlar oluştuğunda, tedbirin ama-
cını tehlikeye sokmayacak bir biçimde haberdar edilmelidir.
15
Türkiye, Sözleşme’ye taraf devletlerden birisi olarak AİHM’nin bu ve
buna benzer kararlarında saptanan ilkeler doğrultusunda bir düzenleme
yapma yükümlülüğü altında bulunmaktadır. İşte bu amaçla önce 1999 yı-
lında ÇASÖMK’da bir düzenleme yapılmış ancak, CMUK’ta herhangi bir
düzenleme yapılamamıştır. İşte bu amaçla yeni CMK’da bu tedbirle ilgili
ayrıntılı düzenlemeler öngörülmüştür. Öte yandan, telekomünikasyon yo-
luyla yapılan iletişimin denetlenmesi, bir ceza muhakemesi tedbiri olarak
uygulanabildiği gibi, idari-istihbarı amaçlarla da kullanılabilmektedir. İdari
olarak yapılan bu uygulamalar herhangi bir yasal dayanağı olmaksızın
yapıldığından hukuka aykırı işlemlerdir. AİHM kararlarında bu amaçla
yapılan denetlemelerin de ayrıntılı yasal düzenlemelere muhtaç olduğu
vurgulanmaktadır. Türkiye’de ise böyle bir düzenleme henüz mevcut
bulunmadığından, koruma tedbiri olarak yapılan denetlemeler dışındaki
işlemler hukuki dayanaktan yoksundurlar.
Halen yürürlükte bulunan ÇASÖMK’da bulunan düzenlemeler, bu
tedbirin ancak Kanun’da zikredilen örgütlü suçlar bakımından uygulana-
bileceğini öngörmektedir. Yeni düzenleme ise bu tedbirin, örgütlü suçlarla
birlikte, adam öldürmeden rüşvete kadar bir çok suç tipi için uygulana-
bileceğini öngörmektedir. Ancak söz konusu tedbir esasen örgütlü suçlar
bakımından ihtiyaç duyulan bir koruma tedbiridir. Son zamanlarda genel
olarak dünyada ve özellikle bazı gelişmiş ülkelerde yaşanan ekonomik ve
sosyal değişmeler ceza hukuku açısından önemli etkiler doğurmaktadır.
Özellikle organize suçluluğun tüm dünyayı etkilemesi ve boyutlarının
uluslararası niteliğe kavuşması sonucu, suçun önlenmesi için uluslararası
ekonomik ve sosyal düzenin yeni bir yapıya kavuşturulması gerekmek-
tedir.
16
Bütün dünya ülkelerini ilgilendiren ve devletlerde çürümeye yol
açan çıkar amaçlı suç örgütlerinin sebep olduğu problemler nedeniyle,
15
Doğru, İHAMİ, s. 257 vd.; Öztürk, Bahri, Yeni Ceza Muhakemesi Hukukunun Yeni Ceza
Muhakemesi Kanunu 5271 sayılı CMK, Tasarı’nın 107. Madde Açıklaması, www.adale-
t.gov.tr-02.02.2005.
16
Yenisey, Feridun, “Organize Suçlulukla Mücadelede Özel Ceza Muhakemesi Ted-
birleri”, AB Hukuk Kurultayı 2000, C. II, s. 103.
makaleler Hakan YAVUZ
243TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
organize nitelikteki suçlulukta birleşme boyutu önemli bir özellik olarak
ön plana çıkmıştır. Kriminolojik açıdan organize suçluluktaki bu teşekkül
durumunun, tehlikelilik halinin büyüklüğü sadece karmaşık yapılarına ve
organizasyonlarının etkili olmasına bağlı değildir. Zira her şeyden önce,
organize suç tipi birleşmelere özelliğini veren, bunları çok sıkı gruplar haline
getiren ve neredeyse içine girilmez kılan “ideolojik” ve “kültürel” nitelikteki
bağlardır.
17
İşte organize suç örgütlerinin bu karmaşık özellikleri, bazen bu
tedbirlere başvurulmaksınız maddi gerçeğe ulaşmayı imkansız kılmaktadır.
Bu tedbire ilişkin yeni CMK ile getirilen düzenlemeler genel olarak ceza
yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına
hizmet edecektir.
III. Tedbirin Uygulanabileceği Suçlar
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin
uygulanabilmesi konusunda karşılaştırmalı hukukta üç farklı anlayış bu-
lunmaktadır. Bunlar;
1. Belirli suçları içeren bir suç katalogu oluşturarak bu fiillerden dolayı
denetleme,
18
2. Failin işlediği suç nazara alınarak verilmesi muhtemel cezaya göre
denetleme,
19
3. Fillin ağırlığına bakılarak denetleme.
20
17
Plazzo, Francesco, “Organize Suçluluğa Karşı İtalyan Mevzuatı”, (Çev. Ümit Koca-
sakal), İBD, C. 70, S. 1-12 (1996), s. 819.
18
Bu anlayış, Almanya, ABD ve Hollanda’da hakimdir. Ayrıntılı bilgi için bkz., Gök-
cen, Ahmet, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit El Koyma, Postada El Koyma (Özellikle
Telefonların Gizlice Denetlenmesi), DEÜHF Yayınları, No: 49, Ankara 1994, s. 189; Er-
dem, M. Ruhan, Gizli Soruşturma Tedbirleri (Gizli ...), Seçkin Y., Ankara 2001, s. 309;
Özdoğan, Alman ve Fransız ..., s. 1; Özdoğan, Amerikan ..., s. 1.
19
Gökcen, a.g.e., s. 190; Erdem, M., Ruhan, Gizli ... , a.g.e., s. 309 vd.; Örneğin; Fransız
hukukunda adli dinleme, en az iki yıl hapsi müstelzim suçların soruşturulması için ön-
görülmüştür; Özdoğan, Alman ve Fransız ..., s. 1; Benzer anlayış 1999 CMUK Tasarısı’nda
da benimsenmiş ve Tasarı’nın 103. maddesinde tedbirin “iki yıl veya daha fazla şahsi
hürriyeti bağlayıcı” cezalar için uygulanacağı şeklinde bir düzenleme öngörülmüştür.
(Bkz., Dönmezer, Sulhi - Yenisey, Feridun, Karşılaştırmalı CMUK ve 1999 Tasarısı, Alkım
Yayınları, İstanbul 1999, s. 360); Ayrıca CMK 2003 hükümet tasarısında tedbirin uygu-
lanabileceği suçlar ayrı ayrı belirtilmemiş, beş yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı
cezayı gerektiren cürümler için uygulanabileceği öngörülmüş idi; Türkiye Barolar Bir-
liği’nin hazırladığı Tasarı’da ise “suçun kanunda öngörülen cezasının alt sınırının yedi
yıldan çok hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren hallerde” bu tedbirin uygulanabileceği
öngörülmüştür. (Bkz., CMK Tasarısı 108. madde, www.tbb.org.tr - 20.08.2004).
20
Bu anlayış İngiltere ve İsviçre’de hakimdir. Gökcen, a.g.e., s. 190; Özdoğan, İngiliz
..., s. 2.
Hakan YAVUZ makaleler
244TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
CMK’daki düzenlemeye göre ise bu tedbire başvurulabilmesi için, mad-
dede yazılan suçlardan birisi ile ilgili bir soruşturmanın yapılıyor olması
ve bunlardan birinin işlendiğine dair kuvvetli bir şüphenin bulunması ge-
rekmektedir. ÇASÖMK’da yapılan düzenlemeyle karşılaştırıldığında, yeni
düzenlemede tedbirin uygulanabileceği suç tiplerinin daha fazla olduğu
görülmektedir. ÇASÖMK’ya göre bu tedbirin, Terörle Mücadele Kanunu
kapsamına giren suçlarla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu,
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Türk Ceza
Kanunu’nun 403, 404 ve 406. maddelerinde yer alan uyuşturucu suçlarının
işenmesi durumunda uygulanabileceği öngörülüyordu.
21
Oysa yeni dü-
zenleme bu suçlarla birlikte, adam öldürme, işkence, cinsel saldırı, rüşvet
gibi çok farklı suç tiplerini de bu kapsam içerisine almıştır.
22
Ayrıca ÇA-
SÖMK’da belirtilen suçların ancak teşekkül halinde işlenmesi durumunda
bu tedbirin uygulanabileceği öngörülürken, CMK’da yapılan düzenleme,
tedbirin bu şart aranmaksızın maddede belirtilen bütün suç tipleri hakkında
uygulanabileceği yönündedir. Öte yandan maddede sayılan suç tiplerinin
teşebbüs halinde kalması veya iştirak halinde işlenmesi durumu söz konusu
olduğunda, bu durumlar suçun özel görünüş biçimlerinden olduğundan
tedbirin uygulanmasında bir duraksama yaşanmayacak ancak söz konusu
suçların hazırlık aşamalarında bu tedbire başvurulması, listede özel olarak
belirtilmediğinden mümkün olmayacaktır.
23
IV. Tedbirin Uygulanma Şartları
1. Kuvvetli Şüphe
Tedbire başvurulabilmesi için suça ilişkin “kuvvetli şüphe” şartı aran-
maktadır. Ancak bu kavramın içeriğine girmeden önce bir hususa değin-
mekte fayda görüyoruz. Şöyle ki, 135. maddenin ilk cümlesi şu şekilde
başlamaktadır: “Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda ...”. Soruşturma,
CMUK’taki hazırlık soruşturması evresine karşılık gelmektedir. Zira
CMK’nın 2. maddesinde soruşturma ve kovuşturma şu şekilde tanımlan-
mıştır: “Soruşturma: Kanun’a göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilme-
sinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi”, Kovuşturma ise: İddianamenin
21
Düzenlemenin eleştirisi için bkz., Erdem, M., Ruhan, Gizli ... , s. 315; Sözüer, Adem,
“Türkiye’de ve Karşılaştırmalı Hukukta Telefon, Teleks Faks ve Benzeri Araçlarla
Yapılan Haberleşmenin Bir Ceza Yargılaması Önlemi Olarak Denetlenmesi, İÜHFM
1997, Türkan Rado’ya Armağan, C. LV, S. 3, s. 64.
22
Karşılaştırmalı hukuktaki örnekleri için bkz., Erdem, M., Ruhan, Gizli ..., s. 308 vd.
23
Erdem, 5271 sayılı CMK’ da ..., s. 3; Eryılmaz, M., Bedri, “Kolluğun Yetkileri Açısından
CMUK ile Yeni CMUK Tasarısının Karşılaştırılması ve Yeni Tasarının Düşündür-
dükleri”, ABD, Yıl: 57, S. 2000/1, s. 83 vd.
makaleler Hakan YAVUZ
245TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ..., ifade eder.” Ka-
nun koyucu 135. maddede, kovuşturma evresinden bahsetmemiş, yalnızca
soruşturma ifadesini kullanmıştır. Bu da, suçun kovuşturma evresinde bu
tedbirin uygulanamayacağı anlamına gelmektedir ki, bu durum düzenle-
menin genel yapısıyla çelişmektedir. Çünkü bu maddede tedbire, “sanık” ve
“şüpheli” sıfatını taşıyan kişiler hakkında başvurulabileceği öngörülmüştür.
Oysa çalışmanın ilerleyen bölümlerinde de değinileceği gibi, soruşturma
aşamasında kişiler “şüpheli” sıfatını taşırlar, şüpheli kişiler hakkında kovuş-
turma başlatıldığı anda ise “sanık” sıfatını alırlar. Bu yüzden, düzenlemenin
ilk cümlesinin “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda ...”
şeklinde değiştirilerek bu çelişkinin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
CMK’da koruma tedbirlerine başvurulması için farklı düzeylerde şüphe
halleri öngörülmüştür. Örneğin; arama ve el koymada, “makul şüphe”den
bahsedilirken, tutuklama, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenme-
si ve gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izlemede ise, “kuvvetli şüphe”nin
varlığı aranmıştır. Bu farklı yaklaşım, koruma tedbirlerinin kişi hak ve
özgürlüklerinin kısıtlanmasına yol açan özelliklerinden kaynaklanmak-
tadır. Bundan ötürü kanun koyucu farklı tedbirler bakımından şüphenin
derecelendirilmesi yoluna gitmiştir.
Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesini düzenleyen 135.
maddeye göre, bu tedbire başvurulabilmesinin ön şartı, “suç işlendiğine
ilişkin kuvvetli şüphe”nin varlığıdır. Söz konusu suç, yukarıda açıkladığımız
gibi herhangi bir suç değil, listede sayılan suçlardan birisi olmalıdır. Şüp-
he ise basit nitelikte bir şüphe değil “kuvvetli şüphe” niteliğinde olmalıdır.
ÇASÖMK’da, CMK’dan farklı olarak bu tedbire ancak, “kuvvetli belirtilerin”
varlığı durumunda başvurulabileceği belirtilmekteydi.
24
Kuvvetli şüphenin
hangi durumlarda söz konusu olacağına ilişkin gerek kanunda gerekse
kanunun gerekçesinde açık bir ifade bulunmamaktadır.
25
Bir görüşe göre,
tedbire başvurabilmek için şüphelenilen kişi hakkında daha önce yapılan
24
Doktrinde “kuvvetli belirti” deyimi “kuvvetli şüphe” olarak anlaşılmıştır. Bkz., Centel,
Nur, Ceza Muhakemesinde Yakalama ve Tutuklama, İstanbul 1992, s. 39; Kunter, N. - Ye-
nisey, F., Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Kitap, 12. Baskı, Beta Y., İstanbul 2003, s. 676.
25
ÇASÖMK’nın ilk hazırlanan 1995 Tasarısı’nın 2/2. maddesinde bu konuda bir tanım-
lama yoluna gidilmiş idi. Buna göre: “Birden çok kimsenin birlikte veya başkasına ait
yasa dışı bir menfaati korumak amacı ile hareket etmeleri veya benzeri eylemlerden
dolayı evvelce kovuşturulmuş bulunmaları gibi hallerde makul kuşku var sayılır.”
Bkz., Yenisey, Feridun, “Organize Suçlulukla Mücadelede Özel Ceza Muhakemesi
Tedbirleri”, AB Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak 2000, C. II, Ankara 2000, s. 118;
Ayrıca tasarının bu maddesi ile ilgili eleştiriler için bkz., Sözüer, a.g.m., 86; Erdem, M.
Ruhan - Özbek, V. Özer, “4422 Sayılı ÇASÖMK Çerçevesinde Uzakla Haberleşmenin
Denetlenmesi”, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, s. 278 vd.
Hakan YAVUZ makaleler
246TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
araştırmalardan elde edilmiş bulunan somut verilere göre veya bu kişinin
söz konusu suçlar bakımından korunan hukuki yararları ihlal eden suçlar-
la ilişkilerini ortaya koyabilecek nitelikteki belirtilerin, vakıaların mevcut
bulunduğuna dair ihtimal kuvvetli ise, suç şüphesinin yoğunluğu şartı
gerçekleşmiş kabul edilir.
26
Yani şüphe, fiili olgulara dayanmak ve hayatın
olağan akışı içerisinde basit şüpheden fazlasını ortaya çıkarmaya yetecek
şekilde somutlaşmış, müşahhaslaşmış olmalıdır.
27
Ancak her halde şüpheyi
oluşturan delil ve belirtilerin, sanığın mahkum edilmesine olanak sağlaya-
cak nitelikte olmaması gerekmektedir. Aksi takdirde bu tedbire başvurma
gereğinin kalmayacağı açıktır.
28
Kuvvetli şüpheden anlaşılması gerekenin ne olduğu hususunun, hukuk
devletinin gerekleri ve ceza yargılaması hukukunun temel ilkeleri doğrultu-
suna, gerek doktrindeki görüşler ve gerekse yargı kararları doğrultusunda
netleşeceği kanaatindeyiz. Bu bakımdan özellikle bu tedbirin uygulamasını
gerçekleştirecek kimselerin, keyfi uygulamalara yol açmayacak şekilde,
somut olayın şartlarına göre azami dikkat ve özeni göstererek hareket
etmeleri zorunludur.
2. Tedbirin İstisnai Nitelikli Olması
Tedbirin istisnai nitelikli olması, kanunda belirtilen suçlara ilişkin de-
lillere ulaşmanın başka yol ve yöntemlerle mümkün olmadığı durumlarda
uygulanabilen bir yöntem olması anlamına gelmektedir. Karşılaştırmalı
hukukta “son çare prensibi” olarak anılan şart hemen hemen bütün ülkelerin
mevzuatında bulunan bir ilkedir.
29
CMK’nın 135. maddesine göre bu tedbire, “başka surette delil elde edil-
mesi imkanının bulunmaması durumunda” başvurulabilecektir. Yani suçları
kovuşturmakla yükümlü organlar, kanunda belirtilen bir suçun faillerinin
belirlenmesini, suçun delillerini veya faillerin suç yeri olarak kullandıkları
26
Cihan, Erol - Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Beta Y., İstanbul
1997, s. 285.
27
Kunter- Yenisey, a.g.e., s. 640.
28
Erdem, M. Ruhan, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 3.
29
Özdoğan, Ali, İngiliz ..., s. 2; Alman ve Fransız ..., s. 1. Amerika’da son çare ilkesi
ayrıntılı bir düzelemeye tabi tutulmuştur. Şöyle ki, son çare prensibinin açıklandı-
ğı düzenlemeye göre, teknik dinleme, bir tahkikat yöntemi olarak kullanılmadan
önce şu kanaatlerden en az birisine sahip olunmalıdır: •Diğer tahkikat yöntemleri
kullanılmış ve istenilen netice elde edilememiştir. •Diğer tahkikat yöntemlerinin
kullanılması durumunda istenilen netice elde edilemeyecektir. •Diğer tahkikat
yöntemleri denenemeyecek kadar tehlikelidir; Özdoğan, Amerikan ..., s. 1;
makaleler Hakan YAVUZ
247TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
mahalleri başka türlü tespit edemedikleri ve delilleri ortaya çıkarmakta
çıkmaza girdiklerinde, bu tedbire başvurabileceklerdir.
30
Bu tedbirin uy-
gulanabilmesi için, “klasik tedbirler” diyebileceğimiz, arama, ifade alma, el
koyma ve benzeri tedbirlerin olayın araştırılması veya şüphelinin bulun-
duğu yerin tespit edilmesi bakımından hiçbir başarı umudu ortaya koyma-
ması veya böyle bir umut gözükse bile, gösterilecek gayretin, elde edilecek
sonuca oranla çok ağır bedel ödemeyi gerektirmesi şarttır.
31
Çünkü klasik
tedbirlerden farklı olan bu tedbir, kötüye kullanılma tehlikesi yüksek olan
ve temel hak ve özgürlükler açısından daha ağır bir müdahale oluşturan bir
tedbirdir.
32
Bununla birlikte, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin
denetlenmesi tedbirine karar vermeden önce diğer bir tedbire başvurulmuş
ve bundan sonuç alınmamış olması gerekmez; bunlara başvurulduğunda
sonuç alınamayacağı konusunda bir beklentinin varlığı
33
veya diğerlerinin
denenmesi durumunda çok ciddi tehlikelerin ortaya çıkabileceği ihtimali
varsa, bu tedbire başvurulması mümkün olacaktır.
Yeni CMK’da klasik tedbirlerle birlikte, doktrinde gizli soruşturma
tedbirleri olarak bilinen bu tedbirin yanında, gizli soruşturmacı ve teknik
araçlarla izleme tedbirlerine de yer verilmiştir. Klasik tedbirlerden farklı
özellikleri ve şartları olan bu tedbirler arasında bir öncelik sonralık ilişkisi-
nin bulunup bulunmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Böyle bir durumda, uygulayıcılar hangi tedbir, hak ve özgürlüklere daha
az müdahale oluşturuyor ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında daha
etkin görünüyorsa o tedbiri uygulamalıdırlar. Ancak bu durum gerektiğin-
de her üç tedbire ya da ikisine birden başvurulmasını engellememelidir.
34
Öte yandan klasik tedbirlere başvurulması, şüpheli veya sanık açısından
daha olumsuz etkiler doğurabilir. Menfaatlerin dengelenmesi teorisi kap-
samında, yürütülen hazırlık soruşturmasının kapsamı ile, bireyin temel
hakları karşılaştırıldığında, birinci durumu esaslı şekilde ağır basarsa, bu
tedbire başvurulabilecektir.
35
3. Tedbirin Orantılı Olması
135. maddede bu tedbire ilişin olarak “orantılılık” ilkesiyle ilgili olarak
açık bir ifade kullanılmamıştır. Ancak bir önceki başlıkta incelediğimiz
husus bu ilkeyle de ilgilidir. Bununla birlikte, “koruma tedbirleri nedeniyle
30
Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 6. Baskı, Alfa Y., İstanbul 1996, s. 401.
31
Kunter - Yenisey, a.g.e., 640.
32
Erdem, Gizli ..., s. 322.
33
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 4.
34
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 5.
35
Kunter - Yenisey, a.g.e., 640.
Hakan YAVUZ makaleler
248TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
tazminat” hükmünün düzenlendiği 141. maddede bu ilkeyle bağlantılı
şartlar düzenlenmiştir.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeği araştırıp tüm çıplaklığıyla
ortaya koymak, adaleti tesis edilmesini sağlamaktır. Bu amacı gerçekleş-
tirebilmek için, gecikmesinde sakınca bulunan haller ve haklı görünüş
gibi şartların gerçekleşmesi
36
halinde ceza yargılamasının muhtemel bir
zarardan korumak amacıyla koruma tedbirlerine başvurulur. Bu tedbirin
uygulanmasına karar vermek demek, temel hak ve özgürlüklerden feda-
karlık etmek anlamında bir risk almak demektir. Böyle bir tedbirin “haklı”
görülebilmesi için, üstlenilecek risk asgariye indirilmelidir. Bunun için de
amaç ve araç arasında bir denge, karşılıklı bir uygunluk aramak gerekmek-
tedir.
37
Bunun bir sonucu olarak aracın, amaçtan daha değerli olmaması
ve daha az değerli bir araçla amaca ulaşılabilecekse onun tercih edilmesi
gereklidir. Kısaca gerekenden daha değerli bir araç kullanılmamalıdır. Ni-
tekim AİHM, insan haklarının kısıtlanmasında, sözleşmenin zorunluluk
aradığı hallerde, mutlak bir sosyal ihtiyaç yüzünden alınan her tedbir ile
haklı amaç arasında orantı olmasını aramaktadır.
38
4. Tedbire Maruz Kalan Kişiler
Hakkında iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulacak kişiler, Ka-
nun’da “şüpheli veya sanık” olarak ifade edilmiştir. Bu kavramların anlamı
için CMK’nın 2. maddesindeki tanımlar kısmına bakmak gerekmektedir.
Bu maddeye göre, Şüpheli: “Soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan
kişi”;
39
Sanık ise: “Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine
kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi”dir. Bu tanımlardan açıkça anlaşıldığı
36
Orantılılık, gecikmez durumların ve haklı görünüşün bir gereği olduğu için bu kav-
ramlarla da birlikte düşünülmelidir. Ayrıca orantılılık kavramının tanımı için bkz.,
Kunter - Yenisey, a.g.e., s. 666.
37
AİHM’nin Shcenk-İsviçre kararında mahkeme, kişinin telefonlarının dinlenmesi sonu-
cu uğradığı zarar ile olayda aydınlatılmaya çalışılan suç şüphesi karşılaştırıldığında,
tercihin suça ilişkin gerçeğin ortaya çıkartılması yönünde yapılması gerektiğini ifade
etmiştir. Bkz., Doğru, Osman (Derleyen ve çeviren), İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi
Kararları Rehberi (1960-1994), İstanbul 1999, s. 112-113; Bu konuda bir başka karar ise,
ifade özgürlüğüne müdahalenin kamu yararına daha ağır basan yeterli bir toplumsal
ihtiyaç baskısı meşru amacıyla orantılı olamadığına ilişkin Sunday Times – Birleşik
Krallık Kararının Özeti için bkz., Doğru, İHAMİ, s. 299; Doğru, Osman, İnsan Hakları
Kararları Derlemesi (İHKD), C. I, İstanbul 1998, 371-375.
38
Kunter- Yenisey, a.g.e., s. 665, dpn. 16.
39
Karşılaştırmalı hukukta şüpheli dışındaki kimseler hakkında da telefon dinlenmesi
kararı verilebilmektedir. Almanya örneği; için bkz., Kunter - Yenisey, a.g.e., s. 637,
dpn. 33.
makaleler Hakan YAVUZ
249TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
üzere, söz konusu şahıs, en azından hakkında hazırlık soruşturmasına baş-
lanmış bir kişi olmalıdır. Ancak hazırlık soruşturmasından sonra, şüpheli
hakkında 137/3. maddede belirtildiği gibi “kovuşturmaya yer olmadığı”na
dair bir karar verilmiş ise, artık “şüpheli”den söz edilemeyeceği için bu
tedbire başvurulamaz, eğer tedbir uygulanmaya başlanmış ise derhal son
verilir. Öte yandan, kesin kararın beraat veya mahkumiyet verilmesinden
sonra, kişi hakkında şüphe ortadan kalktığı için bu tedbire başvurulması
mümkün olamayacaktır.
40
Söz konusu şüpheli veya sanığın bu konumu,
maddede listelenen suçlarla ilgili olmalıdır. Bu suçlardan başka bir suçtan
ötürü şüpheli veya sanık olan kimseler hakkında, bu tedbire sırf bu sıfat-
larından ötürü başvurmak mümkün değildir.
Bu tedbirin uygulanabileceği iletişim araçlarının denetlenebilmesi için,
bu araçların söz konusu şahıslar üzerine kayıtlı olup olmaması hususu Ka-
nun’da açıkça belirtilmemiştir. Bilindiği üzere insanlar çoğu zaman telefon,
faks vb. iletişim araçlarını kendi abonelikleri altında kullansalar da, bazen
bir başkasının adına kayıtlı olan veya umuma açık olan iletişim araçlarını
da kullanabilmektedirler. Sanık veya şüpheli konumunda olan ve özellikle
örgütlü suçlarla ilgili olan kimseler, bu tedbirden kurtulabilmek için kendi
adlarına kayıtlı olmayan iletişim araçlarını kullanmayı tercih ederler. Ka-
nun’da sanığın veya şüphelinin “iletişiminin tespit edilebileceği” söylendiği
için, kanımızca kişinin kendi adına kayıtlı olsun veya olmasın, kullandığı
kesin olarak tespit edilen araçlarla yaptığı iletişim denetlenebilecektir. Do-
layısıyla örneğin; şüphelinin kullandığı telefon bağlantısının sahibi olan
kişi telefonunun dinlenmesine katlanmak zorundadır; bununla birlikte
telefon sahibinin telefonun şüpheli tarafından kullanılmakta olduğunu
bilmesi zorunlu değildir.
41
135. maddenin 2. fıkrasına göre; “Şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek
kişilerle arasındaki iletişimi, kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra
bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.” Bu hükme
göre, karşı tarafta bulunan kimsenin tanıklıktan çekinebilecek kimselerden
olması durumunda “iletişimin kaydedilmesi” olanağı yoktur.
42
Dikkat edilirse,
maddede yalnızca iletişimin “kayda alınamayacağı”ndan söz edilmiş, “tespit
edilmesi” ve “dinlenmesi”nden bahsedilmemiştir. Oysa tanıklıktan çekinme
hakkına sahip olanlar lehine bir istisna getiren bu hüküm, her üç durumu
da içine alacak bir şekilde düzenlenmiş olmalıydı.
43
Hükmün bu halinin,
kötüye kullanılmaya müsait bir ortam yaratabileceği kanaatindeyiz.
40
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 5; Kunter - Yenisey, a.g.e., s. 637.
41
Kunter - Yenisey, a.g.e., s. 638.
42
Oysa ÇASÖMK’de bu hususa ilişkin bir düzenleme bulunmamakta idi.
43
Benzer eleştiri için bkz., Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 6.
Hakan YAVUZ makaleler
250TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
135/2’de yalnızca “şüpheli”den söz edilmiş, “sanık” kavramı kullanıl-
mamıştır. Oysa tanıklıktan çekinmenin düzenlendiği, 45. maddede şüpheli
ve sanık kavramlarına birlikte yer verilmiştir. Kanun koyucunun bu ayrı-
ma neden yer verdiği anlaşılır bir husus değildir.
44
Bununla birlikte 136.
maddede müdafi ile ilgili yapılan düzenlemede 135/2’den farklı olarak
“şüpheli veya sanık” ifadesi kullanılmıştır. Kanımızca kanun koyucunun
özensizliğinden kaynaklanan bu durum, uygulamada bir takım sorunların
yaşanmasına sebep olacaktır.
Söz konusu düzenlemede tanıklıktan çekinebilecek kişilerin kimler
olduğu hususu açık değildir. Şöyle ki; CMK’nın 45. maddesinde kişisel
sebeplerden ötürü tanıklıktan çekinebilecek kişiler sayılırken, 46. maddede
“meslek ve sürekli uğraşları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler” sayılmıştır.
Kişisel sebeplerle tanıklılıktan çekinebileceklerin bu kapsamda olduğu
açıktır, ancak tanıklıktan çekinme hakkı olan diğer kişiler için bu tedbir
uygulanabilecek midir? 136. maddede kanun koyucu, mesleki uğraşı
sebebiyle tanıklıktan çekinme hakkı olan müdafi ile ilgili olarak özel bir
düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemede; “şüpheli veya sanığa yüklenen suç do-
layısıyla, müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları
hakkında bu tedbire başvurulamaz” denilmektedir. Bu hükmün varlığı, kanun
koyucunun 135/2’de yalnızca kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme hakkı
olan kimseleri kastettiği sonucunu çıkarmaktadır. Oysa tanıklıktan çekin-
me hakkına sahip olan herkesin bu hüküm kapsamında değerlendirilmesi
daha yerinde olurdu. Bununla birlikte maddede, müdafiin bürosu, konutu
ve yerleşim yerinde bulunan telekomünikasyon araçlarından sayma yolu
ile özellikle söz edilmiş olması, müdafiin örneğin; cep telefonunun ve araç
telefonunun ya da taşınabilir bilgisayarıyla yaptığı internet erişiminin de-
netlenebileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır ki bu durum, düzenlemenin
amacıyla çelişmektedir.
45
İletişimin denetlenmesi tedbiri, kaçınılmaz olarak üçüncü kişilerin de
etkilendiği bir koruma tedbiridir. Bu durum tedbire başvurulmasını en-
gellemez ancak bu durumdan ötürü ele geçen başka bilgiler ve deliller söz
konusu olabilir. Bu hususu “tesadüfen elde edilen deliller” kısmında ayrıntılı
olarak inleyeceğiz.
5. Tedbire Karar Verme Yetkisi ve Süresi
Anayasa’nın haberleşme hürriyetini düzenleyen 22. maddesine göre,
haberleşme hürriyeti, belirtilen sebeplerin varlığı halinde ancak usulüne
44
Benzer eleştiri için bkz., Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 5-6.
45
Benzer eleştiri için bkz., Kaplan, Arif, a.g.e., s. 46.
makaleler Hakan YAVUZ
251TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
uygun hakim kararıyla, hakim kararı olmadığı durumlarda gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde, kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle en-
gellenebilir veya gizliliği ihlal edilebilir. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat
içinde görevli hakimin onayına sunulur, hakim kararını kırk sekiz saat içinde
açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar. Telekomünikasyon yoluyla
yapılan iletişimin denetlenmesinin düzenlendiği CMK’nın 135. maddesinde
de, Anayasa’nın bu hükmüne paralel bir düzenleme öngörülmüştür. Düzen-
lemeye göre: “... hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet
Savcısı’nın kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit
edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. Cumhuriyet Savcısı kararını derhal hakimin
onayına sunar ve hakim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması
veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı ta-
rafından derhal kaldırılır.” Söz konusu düzenleme her ne kadar, Anayasa’daki
hükme paralel bir düzenleme ise de, farklı yönleri bulunmaktadır.
Kanun koyucu, ÇASÖMK’nın 2/4. maddesinde olduğu gibi, bu tedbirin
bireyin temel hak ve özgürlüklerine ağır müdahale oluşturduğu gerekçesiyle,
tedbire ancak hakim kararıyla başvurulabileceği öngörmüştür.
46
Gecikme-
sinde sakınca bulunan hallerde ise, bu tedbire karar verme yetkisi kolluğa
tanınmamış, hakimin onayına sunulması kaydıyla Cumhuriyet Savcısı’na
tanınmıştır. Söz konusu düzenlemeye göre Cumhuriyet Savcısı kararını “der-
hal” hakim onayına sunar. Kanımızca derhal ifadesi, Anayasa’nın yukarıdaki
hükmüne uygun bir ifade değildir.
47
Çünkü Anayasa’da Cumhuriyet Savcı-
sı’nın kararını en geç yirmi dört saat içerisinde hakim onayına sunması öngö-
rülmüştür. Derhal ifadesi, bazen olayın şartlarına göre, iki saat de olabilir iki
gün de olabilir. Oysa Anayasa bir üst sınır koyarak bu süreyi, en geç yirmi dört
saat olarak belirlemiştir. Kanımızca derhal kavramı, bu Anayasal üst norm
karşısında en fazla yirmi dört saatle sınırlı bir zaman dilimini kapsar. Kanun
koyucunun düzenlemeyi derhal şeklinde değil de yirmi dört saat şeklinde
düzenlemiş olması, kanımızca daha yerinde olacak bir düzenleme olurdu.
48
Yine Anayasa’dan farklı olarak bu düzenlemeye göre, Cumhuriyet Savcısı
tarafından hakimin onayına sunulan söz konusu karar hakkında hakimin
“en geç yirmi dört saat içinde” karar vermesi gerekmektedir. Öyleyse hakimin
kararı için aranan süre, Anayasa’da öngörülen üst sınır olan kırk sekiz saat
değil, yirmi dört saat olacaktır ve bu sürenin aşıldığı durumlarda, örneğin;
46
Bazı ülkelerde bu yetki başka kişilere verilmiştir. Örneğin; İngiltere örneğinde bu
yetki Dışişleri Bakanı’na verilmiştir. Düzenlemeye göre “dinleme kararı, Dışişleri
Bakanı tarafından verilir. Bakan, 1. milli güvenliği ilgilendiren suçların tahkikatı
için, 2. ciddi suçların önlenmesi ve tespiti için ve 3. Birleşik Krallığın (UK) ekonomik
refahını korunması için; dinleme kararını onaylar.” Özdoğan, İngiliz ..., s. 3.
47
Oysa ÇASÖMK’nın 2/5. maddesinde bu süre “yirmi dört saat” olarak öngörülmüş
idi.
48
Benzer eleştiri için bkz., Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 7.
Hakan YAVUZ makaleler
252TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
otuz altıncı saatte verilen hakim kararı hukuka aykırı olacaktır. Maddede,
Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen karar, yirmi dört saatlik süre dolma-
sına rağmen hakimin onayına sunulmamış ya da sunulmuş ancak hakim
tarafından onaylanmamışsa tedbirin Cumhuriyet Savcısı’nın kararıyla orta-
dan kaldırılacağı öngörülmüştür. Burada üzerinde durulması gereken husus,
hakimin onaylamadığı ya da süresinde onaya sunulmadığı için kaldırılması
gereken Cumhuriyet Savcısı’nın kararına istinaden yapılan tespit, kayıt ve
dinlemenin delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı hususudur. Kanun’da
ve Kanun’un gerekçesinde bu konuya ilişkin bir açıklama mevcut değildir.
Doktrinde Erdem, bu durumda eğer elde edilen bilgilerin delil olarak kabul
edilemeyeceğini söyleyerek aksi yöndeki kabulün, zaman içinde bu durumun
kötüye kullanılarak hakim onayı zorunluluğunun dolaşılması sonucuna yol
açabileceğini savunmaktadır.
49
Diğer bir görüş ise bu zaman içerisinde elde
edilen delillerin kullanılabileceği yönündedir.
50
Kanımızca hakim onayı bu
gibi durumlarda, Cumhuriyet Savcısı’nın kararı tamamlayıcı niteliktedir ve
onaylanmayan veya onaya sunulmayan kararlar eksik ve dolayısıyla hukuka
aykırıdır. Öyleyse kötüye kullanılması ihtimali olan bu gibi durumlarda,
onaylanmayan veya onaya sunulmayan tedbir kararlarıyla elde edilmiş
deliller hukuka aykırı olarak kabul edilmeli ve kullanılmamalıdır.
Kanun koyucu tedbire ilişkin kararın hakim tarafından verileceğini
hükme bağlamış, ancak hakime karar vermesi için kimler tarafından talepte
bulunulacağı açıkça düzenlenmemiştir. Kanımızca söz konusu talep uygu-
lamada olduğu gibi emniyet görevlileri tarafından Cumhuriyet Savcısı’na
bildirilecek, Cumhuriyet Savcısı da uygun görürse bu talebi yazılı olarak
yetkili hakime bildirecektir. Ancak gerek emniyet görevlilerinin gerekse
Cumhuriyet Savcısı’nın talebinde hangi hususların belirtilmesi gerektiğine
ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Oysa karşılaştırmalı hukukta bu
talebin, aynen hakimin verdiği tedbir kararında olduğu gibi ayrıntılı olarak
düzenlenmesi aranmaktadır.
51
Kanımızca hakimin tedbir kararını verirken
tereddüt etmesini engelleyecek böyle bir düzenlemenin bulunması, keyfi
veya hatalı uygulamaları engelleyecektir.
49
Erdem’e göre, ÇASÖMK’nın önceki tasarısında bulunan, “bu süre içerisinde yapılan
işlemler geçerliliğini korur” hükmünün kanuna alınmamasını kanun koyucunun aksi
yöndeki kabule ilişkin iradesini ortaya koyduğu anlaşılmalıdır. Bkz., Erdem, Gizli
..., s. 340.
50
Dönmezer, Sulhi, Yargı Reformu 2000, s. 552.
51
Örneğin; Amerika’da, talepte şu hususların açıkça belirtilmesi gerektiği öngörül-
mektedir: “ •Müracaatı yapan görevlinin ismi, •Dinlenilecek hedeflerin kimlik
bilgileri, •Hedeflerin suçu, •Dinleme yapılacak yerin adresi, •Dinleme yapılacak
haberleşmenin şekli (yani cep telefonu, sabit telefon, faks, modem, vs.), •Ne kadar
süreyle dinleme yapılmak istendiği, •Diğer tahkikat yöntemlerinin kullanılmama
sebepleri (son-çare prensibi)”. Özdoğan, Amerika ..., s. 2.
makaleler Hakan YAVUZ
253TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
6. Tedbir Kararının Şekli ve Süresi
135. maddenin 3. fıkrasına göre, “verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numa-
rası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve
süresi belirtilir.” Bu hükümde kararın yazılı olup olmayacağına ilişkin açık
bir ifade bulunmamaktadır ancak maddenin ifadesinden, kararın yazılı
olması gerektiği sonucunu çıkarmak yanlış olmayacaktır.
Karşılaştırmalı hukukta, bu tedbire ilişkin süre kanunla sınırlandırıl-
mıştır. Almanya’da üç ay,
52
Amerika’da bir ay,
53
İngiltere’de iki ay olarak
öngörülmüştür. Fransa’da ise azami süre dört aydır. Ancak tüm ülkelerde
gereken durumlarda sınırsız olarak uzatma imkanı tanınmaktadır. Yalnızca
İngiltere’de uzatmadan sonra azami süre bir ay olarak belirlenmiştir.
54
CMK’nın 135. maddesine göre, “tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir;
bu süre, bir defa daha uzatılabilir.”
55
Bu maddeye göre sürenin azami sınırı altı
aydır. Sürenin uzatılmasının karşılaştırmalı hukuktaki örnekleri gibi sınırsız
olmaması temel hak ve özgürlüklerin teminatı olan hukuk devletinin bir ge-
reğidir. Ancak bazı durumlarda, özellikle organize suçlulukla mücadelede,
altı aylık sürenin yeterli olamayacağı durumlarda bu düzenlemenin yerinde
olmadığını savunan yazarlar da bulunmaktadır.
56
“Öte yandan uzatma kararı
verilebilmesi için, tedbire başvurulabilmesi için gerekli koşulların halen mevcut
olması ve mevcut olduğunun da uzatma kararında açıkça gösterilmesi gerekir. Aksi
durumda süre açısından getirilen sınırlamanın gereksiz ve keyfi biçimde göz ardı
edilmesine açık kapı bırakılmış olur.”
57
135. maddenin ifadesinde üç aylık sürenin ne zaman başlayacağı konu
sunda bir açıklık yoktur. Kanımızca üç aylık süre, kararın verildiği andan
itibaren başlatılmalıdır. Aksi yöndeki düşünce tedbirin uygulama aşama-
sında kötüye kullanılabileceği ihtimalini gündeme getirebilir.
58
52
Özdoğan, Almanya ..., s. 2.
53
Özdoğan, Amerika ..., s. 2.
54
Öztürk, Bahri - Erdem, M. Ruhan - Özbek, V. Özer, Uygulamalı Ceza Hukuku, 4. Baskı,
Seçkin Yayınları, Ankara 1999, s. 693; Gökcen, a.g.e., s. 199.
55
Oysa ÇASÖMK’nın 2/6. maddesiyle, bu süre üç aylık süre ile sınırlandırmış ve her
defasında üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılması olanağına yer vermişti.
56
Bkz., Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 8.
57
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 8.
58
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 9; Ancak Amerika’da bu sürenin dinlemenin fiili
olarak başlatıldığı andan itibaren başlayacağı öngörülmüştür; Özdoğan, Amerika ...,
s. 2.
Hakan YAVUZ makaleler
254TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
7. Tedbir Kararının Yerine Getirilmesi
Diğer koruma tedbirleri gibi bu tedbir de savcılık ve kolluk görevli-
leri tarafından yerine getirilecektir. Bununla birlikte, 137. maddeye göre
telekomünikasyon hizmeti veren kuruluşlarla ilgili bazı yükümlülükler
öngörülmüştür. Buna göre; “Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği kolluk
görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden
iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve
bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhal
yerine getirilir; yerine getirilmemesi halinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı
ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.”
59
Karşılaştırmalı hukukta da telekomünikasyon kuruluşlarının bu yüküm-
lülüklerine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır, bununla birlikte tedbirin
uygulanmasına yönelik masrafların devlet tarafından karşılanacağı da
açıkça hükme bağlanmıştır.
60
CMK’daki düzenlemede tedbirden kaynak-
lanan masrafın kimin tarafından karşılanacağına ilişkin bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Uygulamada tedbirin uygulanması şu şekilde yapılmaktadır: Hakim
ve savcı tarafından verilen dinleme kararının uygulanması için bu husus
emniyete savcılıkça bildirilmekte ve emniyet ilgili biriminde “üs” olarak
nitelendirilen bir cihaz kurarak telekomünikasyon şirketinden, dinlenilmesi
istenen telefonun üs ile irtibatlandırılmasını istemekte ve bu sağlandıktan
sonra telefon polis tarafından dinlenmektedir.
61
137. maddeye göre, “ka-
rar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığı’nca görevlendirilen kişiler
tarafından çözülerek metin haline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman
aracılığı ile Türkçe’ye çevrilir.” Elde edilen kayıtların tutanağa geçirmesi
esnasında ortaya çıkabilecek kötüye kullanılmalara karşı ciddi tedbirler
alınması gerekmektedir.
59
ÇASÖMK’te bu kuruluşların kovuşturma organları ile işbirliğine yanaşmaması du-
rumunda, bu kuruluşları işbirliğine zorlamaya yönelik herhangi bir düzenlemeye
yer verilmemiş iken, CMK m. 137/1 istemin yerine getirilmemesi durumunda zor
kullanılabileceğini açıkça öngörmüş bulunmaktadır.
60
Örneğin Almanya’da Adalet Bakanlığı, teknik dinlemenin masraflarını ödemekle
yükümlü kılınmıştır; Özdoğan, Almanya ..., s. 2. İngiltere’deki düzenlemeye göre ise,
“devlet küçük ölçekli telekomünikasyon servis sağlayıcılarının, güvenlik güçlerinin
teknik izlemesine imkan tanımak adına yapacakları masraflarının tamamı karşıla-
makla mükelleftir. Aynı konumdaki büyük ölçekli servis sağlayıcılarının masrafları
hakkında ise yapılan masraflara devletin, kullanılan kaynak ve teknolojinin miktarı
oranında katkıda bulunacağını belirtmiştir”; Özdoğan, İngiltere ..., s. 4.
61
Gökcen, a.g.e., s. 201.
makaleler Hakan YAVUZ
255TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
8. Tedbirin Sona Ermesi
Tedbire ilişkin karar, kural olarak sürenin sona ermesiyle kendiliğinden
ortadan kalkar. Dolayısıyla, tedbirin uygulamasını yapmakta olan Cum-
huriyet Savcısı derhal tedbirin uygulanmasını sona erdirmelidir. Sürenin
bitiminden sonra elde edilen kayıtlar hukuka uygun olmadıklarından ötürü
delil olarak kullanılamaz. Öte yandan yukarıda ayrıntılı şekilde açıklan-
dığı üzere, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı
tarafından verilen kararın süresi içerisinde hakim onayına sunulmaması
yahut onaya sunulduğu halde onaylanmaması durumunda da tedbirin
sona erdirilmesi gerekmektedir.
Tedbire ilişkin kararda belirtilen süre dolmadan da, eğer devam edilme-
sinde yarar olmadığı görülüyorsa ya da tedbire ilişkin şartlardan biri veya
tümü ortadan kalkmışsa tedbire son verilebilecektir. Ayrıca 137. maddenin
3. fıkrasına göre, “verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında ko-
vuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi halinde, bunun uygulanmasına
Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal son verilir.”
Tedbirin yukarıdaki sebeplerden ötürü sona ermesinin ardından, elde
edilen kayıtların ne şekilde saklanacağı ya da nasıl yok edileceği konusunda
kanunun ifadesi açık değildir. Hukuka uyun olarak elde edilen bu kayıt ve
tutanakların, dava devam ederken nerede ve nasıl saklanacağı konusunda
bir belirlilik yoktur. Ayrıca kovuşturmanın beraatle sonuçlanması duru-
munda kayıtların ne olacağı düzenlenmemiştir.
62
137. maddenin 3. fıkrasına göre, “Bu durumda, yapılan tespit veya din-
lemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet Savcısı’nın denetimi altında en geç on gün
içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.” Bu madde tedbire, 135.
maddede belirtilen kararın, süresinde hakim onayına sunulmaması, onay-
lanmaması ya da şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar
verilmesi nedenleriyle son bulması durumunda uygulanabilecektir. Oysa
beraat ya da diğer son bulma durumlarında kayıtların ne olacağı açık de-
ğildir. Kanun koyucunun bu yok etme işlemini diğer sona erme şekilleri
içinde öngörmesi daha yerinde bir düzenleme olurdu.
63
Öte yandan 137. maddenin devamında, “Ancak bu kayıtlar, şüpheli
hakkında başka bir suçtan dolayı veya başka bir kişi hakkında yürütülmekte olan
soruşturma veya kovuşturma açısından delil olarak kullanılmasına ihtiyaç bulun-
62
Oysa karşılaştırmalı hukukta, örneğin; Amerika’da bu husus ayrıntılı bir düzenle-
meye tabi tutulmuştur; Bkz., Özdoğan, Amerika ..., s. 3.
63
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 10.
Hakan YAVUZ makaleler
256TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
ması halinde, yok edilemez” denilmektedir. Şüphesiz maddede ifade edilen
“başka bir suç” ve “başka bir kişi” için bu delillerin kullanılması, bu tedbire
ilişkin bütün şartlar oluştuğunda mümkün olacaktır.
V. İlgiliye Haber Verme Yükümlülüğü ve Tazminat
Karşılaştırmalı hukukta, tedbir bittiğinde şayet dinleme amacını teh-
likeye sokmayacaksa en kısa sürede yapılacak bir bildirimle ilgili kişi, bu
konuda haberdar edilmektedir. Böylece kişi, bilgisi dışında dinlenmesi
sonucu, temel hak ve özgürlüklerinin haksız olarak ihlal edildiğinin tespit
ederek, yargısal yolla tazminini sağlayabilecek ve dinlemenin hukukiliğine
geriye dönük olarak itiraz edilebilecektir.
64
Ayrıca tedbirin hukuka uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkin
denetim görevi yapan kurullar bulunmakta, yapılan denetim sonucunda
hukuka aykırılık tespit edilirse, bu hukuka aykırılığa maruz kalan kişilere
yasal başvuru hakkı tanınmaktadır.
65
135. maddeye göre, “bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan
işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.” Ancak tedbirin bir şekilde sona erme-
sinden sonra, iletişimi denetlenen kimselere, gizli olarak yapılan bu tedbirin
niteliği hakkında bilgi verilmelidir. Nitekim 137/4. maddeye göre, “Tespit
ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde, en geç on beş gün içinde, Cum-
huriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine
yazılı olarak bilgi verir.” Ancak bu maddeye göre, ilgiliye yalnızca tespit ve
dinlemeye ilişkin kayıtların yukarıdaki sebeplerden ötürü yok edilmesi
durumunda bilgi verileceği öngörülerek, tedbire maruz kalan üçüncü ki-
şiler için böyle bir bildirim imkanı tanınmamıştır.
66
Bununla birlikte diğer
durumlarda örneğin beraat kararı verilmesi durumunda veya dinlemeye bir
şekilde son verildiği diğer durumlarda bildirim yükümlülüğü aranmaması
bu düzenleme bakımından bir eksikliktir.
CMK’nın 141. maddesinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
hususu düzenlenmiş ancak, bu tedbirle ilgili herhangi bir düzenlemeye
64
AİHM de Klass kararında belirtildiği gibi, hakkında gözetim, dinleme kararı verilen
kişiye, bu hususun sonradan bildirilmesi gerektiğini ve böylece her olayda sonradan
bildirim isteminin uygulamada mümkün olup olmadığının belirlenmesini aramak-
tadır. Bkz., Doğru, İHAMİ, s. 262.
65
Örneğin; Almanya’da, Alman vatandaşlarının hedef olduğu teknik dinlemeler, beş
parlamenterden oluşan bir heyet tarafından denetlenmektedir; Özdoğan, Almanya
..., s. 3; İngiltere’de ise bu denetim, Dinleme Şikayet Kabul Komisyonu tarafından
yapılmaktadır; Özdoğan, İngiliz ..., s. 4.
66
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 11.
makaleler Hakan YAVUZ
257TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
yer verilmemiştir. Oysa kötüye kullanıldığında temel hak ve özgürlüklere
ciddi bir tehdit oluşturabilecek bu tedbire ilişkin özel bir düzenlemenin,
141. maddede yer alması daha yerinde olurdu. Bu düzenleme bulunma-
dığından, bu tedbirin hukuka aykırı nitelikler içermesi yahut uygulanma-
sında sınırın aşılması durumunda, idarenin sorumluluğuna ilişkin genel
hükümlere başvurulacaktır.
67
VI. Tesadüfen Elde Edilen Deliller
Tesadüfen elde edilen deliller başlığı altında düzenlenen 138. maddenin
2. fıkrasına göre;
68
“Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi
sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve
ancak, 135. maddenin 6. fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini
uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum
Cumhuriyet Savcılığı’na derhal bildirilir.”
69
Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında
ele geçirilen kayıtlardan, kovuşturulan suçla ilgisi olamayan bir başka suç
veya şahıs hakkında bir takım delillerin ele geçirilmesi her zaman mümkün
olabilir. Hukuka uygun olarak gerçekleştirilen bu faaliyet sonucunda ele
geçirilen diğer deliller ancak, bu tedbirin uygulanabileceği suç ve şahıslar
hakkında kullanılabilecektir. Bu tedbirin uygulanması mümkün olmayan
bir başka suçta, bu deliller hukuka aykırı nitelikte sayılacak ve yargılamada
kullanılması mümkün olmayacaktır.
70
Karşılaştırmalı hukukta bu husus
genel olarak söz konusu düzenlemedeki gibidir. Ancak bazı ülkelerde bu
şekilde elde edilen deliller ceza yargılamasında delil olarak kullanılama-
makla birlikte, bu delillere dayanılarak yeni bir hazırlık soruşturulması
başlatılabilmektedir.
71
67
Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 12.
68
Maddenin tamamı dikkate alındığında görülmektedir ki, bu madde koruma tedbir-
lerine ilişkin genel bir düzenleme içermektedir. Bu genel düzenlemenin, Kanun’un
sistematiği açısından burada değil, 141. maddeden önce yer almasının daha uygun
olacağı kanısındayız.
69
Oysa ÇASÖMK’da böyle bir düzenlemeye yer verilmemişti.
70
Yurtcan, Erdener, “Haberleşme Araçlarının Dinlemeye Alınması”, Güncel Hukuk Der-
gisi, s. 29, İstanbul, Ekim 2004; Yenisey, Feridun, “Medyanın Oluşturduğu Dolaylı
Aleniyetin Kamuoyunu Etkilemesi (Medyanın ...)”, Güncel Hukuk Dergisi, s. 25-26,
İstanbul, Ekim 2004; Erdem, 5271 Sayılı CMK’da ..., s. 13.
71
Örneğin; Alman Hukuku’nda bu tür deliller “şüphe sebebi” olarak hazırlık soruş-
turması açısından değerlendirilebilmektedir. Konuyla ilgili bkz., Yenisey, Medyanın
..., s. 25-26.
Hakan YAVUZ makaleler
258TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Konuyla ilgili olarak halen güncelliğini yitirmemiş olan Yargıtay Birinci
Başkanlık Kurulu’nun 29.06.2004 tarihli kararına değinmekte fayda vardır.
72
Kararda telefon dinleme suretiyle elde edilen delillerin hukuka uygun olup
olmadıkları tartışılmış özellikle bu tedbirin uygulanması esnasında tesadü-
fen elde edilen deliller konusunda Yargıtay’ın anlayışı ortaya koyulmuştur.
Kararın sonuç kısmında, özel yaşamın ve aile yaşamının gizli alanı çiğnene-
rek, haberleşme özgürlüğü ve bunun gizliliği ilkesi göz ardı edilerek yasak
yöntemlerle elde edilen bulgular, yasal kanıt sayılamaz ve ceza yargısında
delil olarak kullanılamaz denilmiştir. Bununla birlikte, hukuka uygun bir
kararla denetlenmiş olan telefon konuşmaları esnasında tesadüfen elde
edilen delillerin hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
SONUÇ
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, daha önce bazı suçlar bakımın-
dan farklı yargılama usullerinin öngörüldüğü özel yasalardaki düzenle-
meleri, genel ceza yargılaması kurumlarıyla bir arada düzenleyerek, tek
bir bünyede toplamıştır. Bu işlem yapılırken, mevcut düzenlemelerin uy-
gulanması esnasında yaşanan aksaklıklar ve ihtiyaçlar göz önüne alınarak
çağın gereklerine daha uygun bir düzenleme yapılması amaçlanmıştır. Bu
doğrultuda daha önce “telefon dinleme” olarak bilinen ve gizli soruşturma
tedbirlerinden birisi olarak anılan iletişimin denetlenmesi hususunda
CMK’nın 135. vd. maddeleri çerçevesinde yeni bir yasal düzenleme yapıl-
mıştır. Söz konusu düzenleme, eksikleri ve yanlışları olmakla birlikte genel
olarak yerinde bir düzenlemedir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri,
haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine karşı ciddi tehdit oluş-
turabilecek bir ceza yargılaması tedbiri olduğu için, bu alanda yapılacak
düzenlemelerde ve tedbirin uygulanmasında çok dikkatli davranılması
gerekmektedir. Bu hususa AİHM’nin bir çok kararında geniş olarak
yer verildiği görülmektedir. Yeni CMK’nın hazırlanması esnasında bu
gereklerin bir sonucu olarak 135. maddede bu tedbirin uygulanmasına
yönelik esaslar belirlenmiştir. Bu esaslar koruma tedbirlerine ilişkin genel
kurallarla birlikte, klasik koruma tedbirlerinden farklı olan bazı esaslardan
oluşmaktadır.
Daha önceleri gizli soruşturma tedbirlerinden birisi olarak anılan bu
tedbir, ancak Kanun’da bir liste halinde sayılan suç tiplerinin varlığı ha-
72
Kararın özeti için bkz., “Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu Kararı”, Güncel Hukuk
Dergisi, s. 23-24, İstanbul, Ekim 2004.
makaleler Hakan YAVUZ
259TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
linde uygulanabilecektir. Düzenlemenin ilk cümlesinde tedbirin bir suç
için yapılan soruşturmalarda uygulanabileceği söylenirken devam eden
cümlelerinde “şüpheli ve sanık” kavramları kullanılmıştır. Oysa soruştur-
ma evresinde sanıktan söz edilemeyeceğinden, bu ifadenin “soruşturma ve
kovuşturma” şeklinde olması gerekmektedir. Tedbir klasik koruma tedbir-
lerinin bir çoğundan farklı olarak ancak kuvvetli şüphenin varlığı halinde
ve başka surette delil elde edilmesi imkanının bulunmadığı durumlarda
orantılılık ilkesi gözetilerek başvurulabilecektir. Tedbir ancak, listede be-
lirtilen suçlarla ilgili, şüpheli veya sanık sıfatını taşıyan kişiler hakkında
uygulanabilecektir. Ancak kanun koyucu bu hususu düzenlerken kimi
zaman şüpheli, kimi zaman sanık ifadesini, kimi zaman da her ikisini bir-
likte kullanmıştır. Örneğin; tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kimseler
hakkında bu tedbire başvurulamayacağını öngören 135/2’ye göre, bu kişiler
“şüpheli” ise bu tedbir uygulanmayacak sanık ise uygulanabilecektir. Öte
yandan müdafi konusunda 137. maddede yapılan düzenlemeden dolayı,
135. maddede bahsedilen tanıklıktan çekinebilecek kişilerin müdafi dışında
ancak kişisel sebeplerden ötürü tanıklıktan çekinebilecek kişiler olduğu
sonucu çıkmaktadır. Gene 137. maddenin ifadesinden, müdafiin büro ve
evindekilerin dışındaki iletişim araçlarının denetlenebileceği gibi son de-
rece tehlikeli bir anlayışa imkan veren bir sonuç çıkmaktadır ki bu durum
düzenlemenin amacıyla çelişmektedir.
Tedbire, hakim karar verebilecek ancak gecikmesinde sakınca bulu-
nan hallerde “derhal” hakimin onayına sunulması kaydıyla Cumhuriyet
Savcısı da karar verebilecektir. Kanun koyucunun bu hususu düzenler-
ken kullandığı “derhal” ifadesi kötüye kullanmalara yol açabileceğinden,
Anayasa’da öngörülen yirmi dört saatlik sürenin öngörülmesi daha doğru
olurdu. Bununla birlikte, Cumhuriyet Savcısı’nın kararının hakim tara-
fından onaylanmadığı durumlarda, bu süre içerisinde elde edilen deliller
hukuka aykırı olduğundan ceza yargılamasında kullanılmamalıdır. Tedbir
kararının yerine getirilmesi ve son verilmesi aşamalarında görev yapan
kimselerin azami dikkat ve özeni göstererek, tedbirden kaynaklanabilecek
hak ihlallerine karşı gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.
Kanun koyucu tedbirin sona ermesinin ardından, tedbire maruz kalan
kişilere haber verme yükümlülüğü ve tedbirin denetimi konusunda kar-
şılaştırmalı hukuktaki örnekleri kadar yeterli bir düzenleme yapmamıştır.
Öte yandan koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hususunun düzenlendiği
141. maddede, bu tedbire ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, kötüye
kullanıldığında veya yanlış uygulandığında haberleşme özgürlüğüne ve
özel hayatın gizliliğine ciddi bir tehdit oluşturabilecek bu tedbirin niteliğiyle
ve kanun koyucunun amacıyla çelişmektedir.
Hakan YAVUZ makaleler
260TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Sonuç olarak yeni kanunla yapılan bu düzenlemeyle, özellikle hukuka
aykırı deliller konusunda önemli tartışmalara sebep olan bir husus açıklığa
kavuşturulmuş ve hukuk devleti olmanın bir gereği yerine getirilmiştir.
Bu düzenlemenin çalışmada sıraladığımız eleştiriler dışında genel olarak
gerekli ve yerinde bir düzenleme olduğunu söylemek mümkündür. Temen-
nimiz odur ki, söz konusu düzenlemeyle ilgili eksiklikler gerek doktrinde
belirtilen görüşler, gerekse uygulamada görülecek olan ihtiyaçlar doğrul-
turunda yeniden gözden geçirilerek tamamlanır.
KAYNAKLAR
Centel, Nur, Ceza Muhakemesinde Yakalama ve Tutuklama, İstanbul 1992.
Cihan, Erol - Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Beta Y.,
İstanbul 1997.
Doğan, Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, Ankara 2001.
Doğru, Osman, İnsan Haklar Avrupa Mahkemesi İçtihatları (İHAMİ), C. I, Ankara
2003.
Doğru, Osman (Derleyen ve çeviren), İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları
Rehberi (1960-1994), İstanbul 1999.
Doğru, Osman, İnsan Hakları Kararları Derlemesi (İHKD), C. I, İstanbul 1998.
Dönmezer, Sulhi, Yargı Reformu 2000, s. 552.
Dönmezer, Sulhi - Yenisey, Feridun, Karşılaştırmalı CMUK ve 1999 Tasarısı,
Alkım Yayınları, İstanbul 1999.
Erdem, M. Ruhan - Özbek, V. Özer, “4422 sayılı ÇASÖMK Çerçevesinde
Uzakla Haberleşmenin Denetlenmesi”, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan,
İzmir 2000.
Erdem, M., Ruhan, 5271 Sayılı CMK’da Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişi-
min Denetlenmesi (5271 Sayılı CMK’da ...), www.adalet.gov.tr 20.02.2005
Erdem, M., Ruhan, Gizli Soruşturma Tedbirleri (Gizli ... ), Seçkin Yayınları, An-
kara 2001.
Eryılmaz, M., Bedri, “Kolluğun Yetkileri Açısından CMUK ile Yeni CMUK
Tasarısı’nın Karşılaştırılması ve Yeni Tasarının Düşündürdükleri”, ABD,
Yıl 57, S. 2000/1.
Gökcen, Ahmet, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit El Koyma, Postada El Koy-
ma (Özellikle Telefonların Gizlice Denetlenmesi), DEÜHF Yayınları, no. 49,
Ankara 1994.
makaleler Hakan YAVUZ
261TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Gözübüyük, Şeref, “Avrupa İnsan Hakları Kararlarından Seçme Özetler”,
İHMD, C. III, S. 1, Ocak 1995.
Jacob, Francis G. - White, Robin C. A., T he European Convention On Human
Rights, 2’nd Edition, Clarendon Press, Oxford 1996.
Kaplan, Arif, “CMK’ya İlişkin Eleştiriler”, Hukuk ve Demokrasi Dergisi, Yıl: 1,
S. 9, Ankara 2005, s. 46.
Kaymaz, Seydi, “Mevcut Yasal Düzenleme Karşısında Telefon İle Yapılan
Haberleşmenin Denetlenmesi”, İBD, C. 70, S. 1-12 (1996).
Kunter, Nurullah - Yenisey, Ferdirun, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Kitap, 12.
Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2003.
Özdoğan, Ali, “Amerikan Telekomünikasyon Şirketlerinin Kolluk Kuvvetlerine
Yardımı Kanunu (Calea)”, http://www.egm.gov.tr/apk/ dergi/29/yeni/
web/ Ali_OZDOGAN.htm(10.03.2005).
Özdoğan, Ali, “Amerikan Teknik Dinleme Mevzuatı”, http://www.egm.gov.tr/
apk/ dergi/28/yeni/web/ Ali_OZDOGAN.htm (10.03.2005).
Özdoğan, Ali, “İngiliz Teknik Dinleme Mevzuatı”, Polis Dergisi, Yıl: 8, S. 30
(Ocak-Şubat-Mart 2002), s. 2-4.
Özdoğan, Ali, “Alman ve Fransız Teknik Dinleme Mevzuatları”, Polis Dergisi,
Yıl: 8, s. 32 (Temmuz-Ağustos-Eylül 2002), s. 14-16.
Öztürk, Bahri - Erdem, M. Ruhan - Özbek V. Özer, Uygulamalı Ceza Hukuku, 4.
Baskı, Seçkin Y., Ankara 1999.
Öztürk, Bahri, Yeni Ceza Muhakemesi Hukukunun Yeni Ceza Muhakemesi Kanu-
nu 5271 Sayılı CMK, Tasarı’nın 107. Madde Açıklaması, www.adalet.gov.tr-
02.02.2005
Plazzo, Francesco, “Organize Suçluluğa Karşı İtalyan Mevzuatı”, (çev. Ümit
Kocasakal), İBD, C. 70, S. 1-12 (1996).
Selçuk, Engin (çev.), “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukuku ve Özel Ha-
yatın Gizliliği, Telefonların Dinlenmesi, Prado Bugallo-İspanya Davası”,
Hukuk ve Adalet Dergisi, Yıl 1, S. 3, Temmuz- Eylül 2004.
Sözüer, Adem, “Türkiye’de ve Karşılaştırmalı Hukukta Telefon, Teleks Faks
ve Benzeri Araçlarla Yapılan Haberleşmenin Bir Ceza Yargılaması Önlemi
Olarak Denetlenmesi”, İÜHFM 1997, Türkan Rado’ya Armağan, C. LV, S.
3, s. 64.
Şafak, Ali, Suç Organizasyonu ve Kovuşturma Usulü, Emniyet Gnl. Müd. Bası-
mevi, Ankara 2003.
Hakan YAVUZ makaleler
262TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Tezcan, Durmuş - Erdem, M. Ruhan - Sancakdar, Oğuz, AİHS Işığında Türki-
ye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara 2002.
“Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu Kararı”, Güncel Hukuk Dergisi, s. 23-24,
İstanbul, Ekim 2004.
Yenisey, Feridun, “Medyanın Oluşturduğu Dolaylı Aleniyetin Kamuoyunu
Etkilemesi (Medyanın ...)”, Güncel Hukuk Dergisi, s. 25-26, İstanbul, Ekim
2004.
Yenisey, Feridun, “Organize Suçlulukla Mücadelede Özel Ceza Muhakemesi
Tedbirleri”, AB Hukuk Kurultayı 2000, C. II, Ankara 2000.
Yenisey, Feridun, “Organize Suçlulukla Mücadelede Özel Ceza Muhakeme-
si Tedbirleri”, AB Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak 2000, C. II, Ankara
2000.
Yurtcan, Erdener, “Haberleşme Araçlarının Dinlemeye Alınması”, Güncel Hukuk
Dergisi, s. 29, İstanbul, Ekim 2004;
Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 6. Baskı, Alfa Y., İstanbul 1996.
www.adalet.gov.tr (20.02.2005)
www.tbb.gov.tr (20.08.2004)
www.tbmm.gov.tr (10.01.2005)
www.echr.coe.int (21.02.2005)