hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
49TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Şiddet, yaşamın doğal bir öğesi olma eğilimi gösterirken; karşılıklı
konuşma ve diyalogun yerini alma yolunda; kendisini “bağırma” biçimin-
de de (yönetim ile diyalog kuramayan/toplu işten çıkarılan/hak kaybına
uğrayan ve suskunların bağırması olarak) göstermektedir. Bu süreçte kişi-
lerin ateşli silah ve bıçağa artan ölçüde sarıldığına da tanık olunmaktadır:
2003 yılı Adalet İstatistikleri’ne göre, 100.000 nüfustaki adam öldürme ve
müessir fiil suçlardan açılan kamu dava oranları sırasıyla 30 ve 178; sanık
sayısı oranları ise 47 ve 282 gibi yüksek bir seviyede bulunmak- tadırlar.
Öte yandan, intiharların da %21’inde ateşli silah kullanıldığı görülmektedir.
1992-1996 yıllarını kapsayan beş yıllık sürede 6136 sayılı Ateşli Silahlar Ka-
nunu’na aykırılıktan açılan kamu davasında %83’lük bir artış görülürken;
yüz bin nüfusa oranla bu artış ikiye katlanmış; sanık sayısındaki artış ise
%4 olmuştur. 6136 sayılı Kanun’a aykırılıktan 2003 yılında açılan kamu
davası 19.622, sanık sayısı 25.902 bunlardan 1035’i 12-18 yaş grubundadır.
Bu istatistiğinde belgelediği üzere anılan yıl içinde 25.902 kişinin illicit
silah sahipliği ve/ya kullanımı söz konusudur. Kurşun acımasızca, duygu
yüklü ve çoğu kez aklı dışlayan bir gerekçeyle hedefine varmakta; karavana
oranı minimal ölçüde olmaktadır. Verileri güncelleştirmek üzere aşağıda
1998-2003 yılları değerlerine yer verilmiştir.
Öte yandan avda ve sporda kullanılan silahlara özgü 2521 sayılı Özel
Kanun İhlali olarak açılan kamu davası 2003 yılında 9915 ve sanık sayısı
(10953’i erkek ve 217’si kadın olmak üzere11.170’ bulmaktadır
ATEŞLİ SİLAHLARLA MÜCADELEDE
TEORİK YAKLAŞIMLAR
Dr. Mustafa T. YÜCEL LLM, JSD
*
*
Çankaya Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı.
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
CEZA MAHKEMELERİNE 6136 SAYILI KANUN İLE İLGİLİ
AÇILAN DAVA VE SANIK SAYILARI
(1998-2003)
Açılan
Dava
Sayısı
12-15 yaş16-18 yaş 19+yaş Toplam
Yıllar E K E K E K E K Toplam
19982742324961341343206356533653 605 34258
19992463312481090392958650430800 551 31351
2000215152247876862629544527395 538 27933
200123547864849182880359729738 619 30357
2002206441215849122500270225972 719 26691
2003196221433870192428358425296 606 25902
Suçların işlenmesinde ateşli silah kullanım oranı da gittikçe yüksel-
mekte ve son üç yılda polis bölgesindeki “ruhsatsız silah” oranı ortalaması
%87‘i bulmaktadır. Bu oran 2004 yılı ilk altı ayı için %79.5 oranındadır. 2002
yılında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda incelemeye alınan ateşli silahlarla
işlenmiş suçların %66‘sında silahın “ruhsatsız” olduğu saptanmıştır(T.,
Özdeş, 2003). Dağılım tablosu şöyledir:
Ruhsat Durumu %
Yok 66.0
Bulundurma 6.0
Taşıma 6.0
Av Tezkere ve Sahip. Bel.22.0
Toplam 100
Aşağıda tabloda Türkiye ve ABD’de (ruhsatlı+ruhsatsız) silahın belli
suçlarda suç aleti olarak Türkiye ve ABD’de kullanılması oranlarına yer
verilmiştir.
Müessir Fiil Gasp Adam Öldürme
% % %
Silahla 14 9 33
Silahsız 86 91 67
Toplam 100 100 100
(18.979) (1069) (2074)
Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü, 2003.
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
51TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Bu tablo polis bölgesindeki adam öldürme suçlarının %33’ünde silah
kullanıldığını; bıçakla adam öldürme oranında aynı seviyede olduğu;
müessir fiil suçunda ise bıçak kullanımının silaha nazaran 5.3 katı olduğu
görülmektedir.
1992 yılında ABD’deki müessir fiil, gasp ve adam öldürme suçlarında
silah kullanım oranını Türkiye’ye oranla daha ciddi bir tablo sergilemek-
tedir:
Müessir Fiil Gasp Adam Öldürme
% % %
Silahla 25 40 68
Silahsız 75 60 32
Toplam 100 100 100
(1.126.974) (672.478) (23.760)
Kaynak: FBI Uniform Crime Reports, 1992.
Bu tablo ABD’de polise rapor edilen tüm ciddi müessir fiillerin dörtte
biri, gaspların %40’ı ve tüm adam öldürme suçlarının üçte ikisinden faz-
lasında silah kullanıldığını göstermektedir. Şiddeti içeren suçlar örneğin;
müessir fiil ve gasp suçlarında silah kullanılması mağdurun öldürülmesi
riskini artırmaktadır. Diğer suçlar açısından benzer oranlara sahip ABD,
adam öldürme suçlarında Avustralya, Hollanda ve İngiltere gibi batılı
ülkelerden yüksek bir oran sergilemektedir. Kesici aletten beş katı ölüme
sebebiyet veren silah, ABD’deki adam öldürme suçlarında önemli bir yer
tutmaktadır. Dünya Sağlık Teşkilatı verilerine göre, adam öldürme suç-
larında, ABD, Kuzey İrlanda’nın iki katı; öteki batılı ülkelerdekinden de
en azından üç katı bir orana sahip bulunmaktadır.
1
Bu profili etkileyen
önemli parametre, 150-200 milyon tahmin edilen ateşli silahların varlığı-
dır. Nüfusa oranla ülkemizdeki görüntü de iç açıcı değildir: Satılan silah
ve tüfek sayısı, son sekiz yılda (1990-1997) %358 oranında bir artış göste-
rerek, bu süredeki toplam silah satış miktarı 260.770 olurken;
2
son on yıl
1
Dünya Sağlık Teşkilatı 1992 yılı Adam Öldürme oranları (100.000 nüfus)
Ülke Oran
ABD 18.5
Kuzey İrlanda 9.7
Finlandiya 6.9
Türkiye 11.0 (*)
1992 World Health Statistics Annual, 1993
(*) Taksirle ölüme sebebiyet suçlarında bu oran 29’a yükselmektedir. Bk., Adalet
İstatistikleri, 1996
2
“Vatandaş yılda 11 trilyona silahlandı” Hürriyet (19/5/1998) s. 9.
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
(1987-1996) içerisinde polis bölgesinde ele geçirilen tabanca sayısı 95.114;
1987 yılına göre ele geçirilen tabanca sayısındaki artış oranı ise 1996 yılın-
da % 612’dir.
3
Ateşli Silahlarda Arz ve Talep
Arz bakımından dünya üzerinde elli ülkede üç yüz şirket ufak silah,
malzemesi ve teferruatını üretmekte; bunlardan yüz yirmi beş şirketin yirmi
dört Avrupa ülkesinde yoğunlaştığı görülmektedir.
Talep bakımından, illicit silahlar için dört tür potansiyel alıcı bulun-
maktadır: organize suç işleyenleri de içermek üzere “normal suçlular”; te-
röristler; askeri amaçlı silah alıcıları ve özellikle ambargo nedeniyle yasal
yolları kullanamayanlar, kültürel norm gereği illegal silah edinenler ile
kolluk güçleri oluşturmaktadırlar.
Ateşli Silahlar Konusundaki Düzenleyici Rejimler
Silahların normatif düzenlenmesindeki başlıca temel sorunlar şun-
lardır:
1. Kimlerin ateşli silah üretip, satabileceği, ihraç ve ithal edebileceği?
2. Kimlerin ateşli silah edinebileceğidir?
Bu çalışmada ikincisine ağırlık verildiğinden, askerler ve kolluk güçleri
dışında ateşli silahlara sahip olanlar genel hatlarıyla şöyle sınıflandırılabilir:
2.1 “Kendini koruma” için ateşli silah ihtiyacı olanlar,
2.2 Avlanma veya boş zamanları değerlenme olarak atış yapanlar
(target shooting);
2.3 Koleksiyoncular.
3
İçişleri Bakanlığı. Asayiş Olayları Değerlendirmesi, Ankara 1997, s. 66; suçun işlen-
mesinde (örneğin; adam öldürme veya gasp suçlarında) ateşli silah kullanılmış ise,
istatistikler, silahın ateşlenmesi ile yalnızca tehdit amacıyla kullanılması ve yine ateşli
silahın ruhsatlı veya ruhsatsız olmasının belirlenmesini sağlamalıdır. 1985-1986 yıl-
larında Ankara yarı açık cezaevinde iki yüz otuz dört adam öldürme hükümlüsüne
uygulanan anket sonucuna göre ateşli silah kullanım oranı %59’dur: T., İçli, ”Adam
Öldürme Olayında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Faktörlerin Önemi” HÜ Edebiyat
Fak. Dergisi C. 4, S. 2, (Ekim 1987) s. 40; Bkz., Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin
R (84) 23 sayılı Ateşli Silahlara İlişkin Ulusal Yasaların Uyumlaştırılması Hakkındaki
Tavsiye Kararı (Madde 1).
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
53TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Avrupa ülkelerinde İsviçre dışında silaha sahiplik bir hak olarak görül-
memektedir. Ülkelere özgü düzenleyici normları/rejimleri sergilemek bu
düzenlemelerin etkili olup olmadığı sorusuna yanıt vermeyeceğinden fazla
ayrıntıya girilmeyerek normatif genel çerçeveye aşağıda yer verilmiştir.
Bu konuda önemli olan ve hukuk sosyolojisi açısından değerlendirmeyi
gerektiren sorular,1) silah kontrol rejimine özgü “kitabı hukukun” “eylemsel
hukuka” yansıyıp yansımadığı? 2) Ülkemize özgü farklı bir kontrol rejimi
uygulanmış olsa idi, durum bugünküden farklı olacak mıydı? Birinci soruya
özgü yapılmış bir araştırma yok ise de,
4
yazarın ampirik bulgulara dayalı
olarak geliştirdiği “Türkiye’de Hukukun Sosyal Teorisi” genel olarak bu soruya
“hayır” denilmesini telkin edicidir. İkinci soru ise, kuşkuyu davet eder bir
nitelikte, kontrol rejimi ötesinde sosyal değişkenlerin rol ve öneminin kü-
çümsenmemesine işaret etmektedir: Ülkemizde “Silah, at ve avrat” kültürel
aksiyomu karşısında kontrol rejiminin ne derece etkili olabileceği sorusu
sosyal psikolojinin gündemini oluşturmaktadır. Araştırmaların önerdiği
üzere, kişilerin hukuka uyarlı davranış sergilemelerinde cezai yaptırım
tehdidinin rolü az, buna karşın; (1) hukuka karşı geldiklerinde bulundukları
sosyal grubun tepkisi ile (2) kişilerin kendilerini doğru şey yapmak isteyen
ahlaki varlık olarak görmelerinin etkisi ise daha fazladır. İnsanlar yetiştik-
leri kültürün ahlaki standartlarını içselleştirirler. Bu süreçte, içsel ahlaki
standartların aynı eylemi doğru görürken, dışsal normların yanlış olarak
etiketlemesi sonucu kişilerin ceza hukukuna duyarlığı azalmaktadır. Belli
bir eyleme karşı kanun çıkarılması bir norm davranışı yaratamayacağı gibi
kanunlar tek başına toplumsal kabulü de zorlayamaz. 1920’lerin ABD’deki
içki yasağı halkın büyükçe bir kesimin desteklemesine karşın hukukun
normları değiştirmede sınırlı bir kapasitesi olduğuna işaret etmektedir.
Aynı bulgular 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu için
geçerlilik kazandı. Hiç kuşkusuz, bu konuda kültürümüze özgü tarihsel
sosyoloji bağlamında araştırmalara gereksinme duyulmaktadır.
Avrupa genelindeki ulusal düzenlemelere özgü müşterek öğeler
şunlardır:
• Ateşli bir silaha sahip olmanın standart koşulları yaklaşık olarak,
asgari bir yaşta olunması;sabıkanın olmaması; akıl hastası veya geri zekalı
olmaması; sorumlu bir şekilde silah kullanabilecek ve kamu için tehlike
oluşturmaması; ve uyuşturucu madde/alkol bağımlısı olmaması;
4
İstisnai nitelikteki araştırmalar arasında Burton’un (1990)İngiltere’de ateşli silah ruh-
satı verilmesindeki polis takdiri üzerine bir çalışması; Kruisink ve Kouwenberg’ın
(1991) Hollanda’da ateşli silah kontrol faaliyeti çalışması ile Thomsen ve Albrektsen’in
Danimarka’da 1986 yılında oldukça katı bir Ateşli Silahlar Yasası kabulünün etkileri
üzerine bir çalışması yer almaktadır.
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
• Silah ruhsatı genelde idarenin takdirine bırakılmış olup; talep sahi-
binin “meşru bir gerekçe”si (diğer bir anlatımla talep sahibinin toplumdaki
kişilerden daha fazla tehlikede) olması;
5
avlanma ve “target shooting” için
ruhsatların kendini savunu için talep edilenlerden daha kolay elde edil-
mesi;
• Ateşli silah ruhsatının belli bir süre için verildiği;
6
• Belli koşulların varlığı halinde silah ruhsatının iptal edileceği;
• Ruhsata gerek olmayan (unlicenced) silahlar, beyanın yeterli olduğu
silahlar, ve ruhsata ihtiyaç olan silahlarla yasaklanmış silahlar arasında bir
ayrımın genelde yapıldığı;
• Bazı ulusal rejimlerde talep sahibinin silah kullanımında eğitim al-
dığını belgelemesi; ve ayrıca Almanya örneğinde olduğu gibi bir sınavdan
da geçmesi gerektiği (Alman Ateşli Silahlar Kanunu m. 7); ve
• Bazı ülke rejimlerinde Almanya örneğinde olduğu gibi silah taşıyan-
ların sorumluluk sigortası yaptırmasıdır.
7
Silah Rejimindeki Bölgesel Düzenlemeler
Avrupa’da ateşli silahların bölgesel düzenlemesinde iki sistem varlık
göstermektedir. Birincisi, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmış, Türki-
ye’nin de taraf olduğu “Kişilerin Ateşli Silah Edinmesi ve Sahiplenmesinin Kont-
5
Ateşli Silah ...Yönetmeliği 7. maddesi (a) bendi “... maruz kalınacağı muhtemel tehdit
ve tehlikenin herhangi bir somut olaya, bilgi veya belgeye dayandırılmaması duru-
munda, silah taşıma izni verilmesinde, İçişleri Bakanı’nın veya yetki devri yapılmış
ise, valinin takdir yetkisi esas alınır.” hükmü rasyonel bir düzenlemeden yoksun
keyfi bir uygulamaya elverecek niteliktedir. Bu düzenlemede “takdir” yerine “keyfi”
terimi yer almalıdır; çünkü, takdirin işlevi için bir çerçevenin olması gerekmektedir.
Alman Ateşli Silahlar Kanunu 19. maddesi uyarınca, “(1) Silah ve cephaneyi aşağıdaki
nedenlerle aldıklarını inandırıcı olarak kanıtlayan kişilerin silah ve cephane satın
alma ve bulundurma ihtiyaçları kanıtlanmış demektir:
1. Toplumdan çok daha fazla olarak hayati tehlikeye maruz kalanlar,
2. Silah ve cephane satın alınmasının bu tehlikeyi azaltmak için uygun ve gerekli
bir araç olduğunu kanıtlayanlar.
(2) Silah ve cephaneyi 1. bent uyarınca koşuların ev dışında, iş yerinde ve kendisine
emanet edilen yerlerde gerekli olduğunu inandırıcı olarak kanıtlayan kişilerin silah
ve cephane taşıma ihtiyaçları kanıtlanmış demektir.
6
Ateşli Silahlar Kanunu madde 6: “Bu Kanun kapsamına giren silahlar için verilen
taşıma ve bulundurma ruhsatları yenileme harcı alınmak şartı ile beş yıl için geçer-
lidir.” Mukayeseli hukuk açısından en uzun olduğu saptanan bu sürenin ülkemizde
üç yıla indirilmesinde (Bütçe girdisi açısından da) yarar görülmektedir.
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
55TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
rolü” üzerine Avrupa Sözleşmesi’dir. 1 Temmuz 1982 tarihinde yürürlüğe
giren bu Sözleşme ateşli silahların illegal trafiğini önlemeyi amaçlamaktadır.
Bu Sözleşme’ye göre, başka ülkede ikamet eden bir kişiye silah satıldığın-
da bilgisi ülkesine veya devamlı ikamet amacıyla başka ülkeye gittiğinde
bilgisi o ülkeye intikal ettirilecektir (m. 5, 6 ve 7) Silah temini bakımından
“double authorisation” ilkesi benimsenmiştir: Ülkede ikamet etmeyen ateşli
silah alıcıları veya elden edenlerin o ülkeden alınacak yetki belgesi yanında
ikamet ettiği ülkeden de yetki belgesi alması gerekmektedir (m. 10).
İkinci enstrüman, Avrupa Birliği’nce hazırlanmış olan “Silahların Elde
Edinmesi ve Sahiplenmesinin Kontrolü Direktifi”dir.
8
Direktif kontrol için mi-
nimum standart belirlemekte olup; çoğu üye ülkeler yürürlükte bulunan
daha katı standartları koruyabilmektedir.
Şimdilik söylenebilecek, bu iki enstrümanın etkinliği veya tesiri üze-
rine yapılmış bir araştırma olmadığından kontrol rejimi olarak bir değer
hükmünden yoksun olduklarıdır.
Avrupa Konseyi açısından anılan Sözleşme’nin uygulamasında harmo-
ni ve birlik sağlamaya, etkili işlemesine yönelik çalışmaları doğrultusunda
R (84) 23 sayılı Bakanlar Komitesi’nin “Ateşli Silahlar Hakkındaki Ulusal Yasa-
ların Harmonileştirilmesi” Tavsiye Kararı kayda değer bir belgedir. İstatistik
ölçmesi bakımından ateşli silah içeren bir suç (örneğin; adam öldürme veya
gasp) kolluk güçlerine rapor edildiğinde ateş edilenle yalnızca korkutmak
amacıyla kullanım arasında ve keza legal/illegal bulundurma açısından bir
belirleme yapılmasını ön görmektedir. Ülkemizde bu norma uyarlı istatistik
düzenlenmesine başlanmıştır.
Teorik Yaklaşımlar
Silah suiistimali ile yasal düzenlemeler arasındaki ilişkiyi saptamak
üzere iki metoda başvurulduğu görülmektedir:
7
Nitekim Umut Vakfı’nca, Yeni Ateşli Silahlar Kanunu Taslağı’nda yer almak üzere
aşağıdaki öneri geliştirilmiştir: “Yaralanma/ölüm hallerinde zarar gören mağdur-
ların tedavi, maddi manevi kayıplarının tazmin edilmesi ve yargılama giderleri ile
hürriyetten yoksunluk durumunda cezaevi masraflarının bu sigortadan karşılanma-
sını sağlamak üzere silah ruhsatlarına zorunlu sorumluluk sigortası getirilmelidir.”
Alman Ateşli Silahlar Kanunu 4./5 maddesi uyarınca “Silah ruhsatı veya atış yapma
izni başvurusunda götürü olarak, kişi ve eşyaya vuku bulacak zararlara karşı bir
milyon Euro tutarında bir sorumluluk sigortası yaptırıldığının kanıtlanmış olması
gereklidir.”
8
Council Directive 91/477/EEC. OJL 256/51, 9-13/1991.
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
• Bir ülkede saptanan silah suiistimali oranlarındaki dalgalanmaların
gittikçe sınırlayıcı nitelik kazanan ateşli silah kontrol hukukuna bağlan-
ması; veya
• Farklı silah kontrol rejimine sahip iki veya daha fazla ülkedeki silah
suiistimal oranlarının karşılaştırılmasıdır.
Genelde silah suiistimal oranları ile fazlaca sınırlayıcı silah rejiminin
uygulanması arasında korelasyon saptandığında, bu durum ekseriya, silah
hukukunun etkili oluşunun ispatı (veya en azından güçlü bir kanıtı); bu
korelasyon saptanmadığında ise, bu hukukun işlev görmediği veya daha
kötüsü, silah kontrol rejiminin genelde etkili olmadığının ispatı olarak gö-
rülmektedir. Kuşkusuz, bu sonuçlar beraberinde şu soruyu davet etmek-
tedir: Korelasyonlar otomatik olarak nedenselliğe ilişkin bir sonuç çıkar-
mamıza izin vermekte midir? Örneğin; 1977 yılında Kanada’da yürürlüğe
giren dijit nitelikteki Silah Kontrol Yasası sonrası adam öldürme suçlarında
silah kullanım oranının düşmesiyle neden-sonuç ilişkisi çıkarılabilir mi?
Böyle bir saptamada, kontrol rejimine ilişkisi olmayan ve fakat böyle bir
değişime katkı olasılığı olan diğer etmenlere de bakılması gerekmektedir.
Bunu yapabilmek için silah suiistimal oranları ve kontrolüne ilişkin diğer
etmenler hakkında da ayrıntılı bilgi sahibi olunmalı; ve bu süreçte, mevcut
yasal düzenleme ile silah suiistimal oranları arasında bir ilişki olup olma-
dığına bakılmalıdır. Ne var ki, silah kontrol rejimlerinin etkinliği üzerine
yapılan araştırmaların ekserisi geçerlik standartlarını karşılamaktan uzak
bulunmaktadırlar. Bunun nedeni ise, araştırmaların ekserisinde, silah kont-
rol yasalarının istenilen sonucu nasıl sağlayabileceği konusunda açık veya
belirgin bir teorik referansın olmamasıdır. Kuşkusuz, istenilen etkinin nasıl
oluştuğuna ilişkin bir teori olmadığında, halkı (silah kontrolüne karşı olan-
lar ile kuşku duyanları da) bu sonucun varlığına inandırmak oldukça zor
olacaktır. Bu bağlamda silah kontrol rejimlerinin silah suiistimal oranlarını
nasıl etkilediğine ilişkin teorik yaklaşımlara aşağıda yer verilmiştir.
Birincisi, “sağlanabilirlik” (veya fırsat) teorisi olup, bunun iki görünü-
mü vardır:
1. Genel sağlanabilirlik teorisi: Bu teoriye göre, silah suiistimal oran-
ları silahların genel olarak varlığına ilişkilendirilmiş; suiistimal için fazla
silah olduğunda, suiistimal oranının yüksek olacağı; varlığı az olduğunda
ise, suiistimal oranlarının düşük olacağı öngörülmüştür.
9
Bu teorinin işlev
9
Killias’a göre, silahın fazlaca varlığı genelde fazlaca insanın intihar ve adam öldürme
mağduru olması anlamına gelmektedir. M. Killias. “Gun Ownerships, Suicide and
Homicide:An International Perspective” Understanding Crime: Experiences of Crime
and Crime Control. UNICRI Publication no: 49, Rome 1993, p. 301.
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
57TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
görmesi, “silahın sağlanabilirliğinin” ne olduğu ve nasıl ölçülmesi gerektiği
konusunda bir anlaşma olmasına dayalı bulunmaktadır.
10
Bu teori, sıkı
kontrol rejimi ile silah suiistimal oranları arasında hemen hemen doğru-
dan bir ilişki varlığına değinmektedir.
2. Özel sağlanabilirlik teorisi: Buna göre, silah suiistimal oranları, silah-
ların genel sağlanabilirliğine (halkın silahları genelde elde edebilirliğine)
bağlı olmayıp, yüksek risk grubundakilere, suiistimale meyilli olanlara sağ-
lanabilmesine bağlı bulunmaktadır. Bu görünümü ile silah kontrol rejimleri
ancak suiistimale müsait gruptaki kişileri başarılı bir şekilde belirleyerek
onların silah sahibi olmaları azaltıldığında etkisini gösterebilecektir. Bu
teoriyi yansıtacak düzenlemeye, şiddet suçlarından sabıkalı/akıl hastası
kişilere silah taşıma/bulundurma izni verilmeyeceğini öngören yasa örnek
olabileceği gibi Ateşler Silahlar Yönetmeliği 16. maddesinde yapılan son
değişiklik ile getirilen düzenlemede bu türün en ekstrem örneğidir (TC
Resmi Gazete Yargı Bülteni 8/07/1997 sayı 23).
11
Bu düzenleme sonucu 1997
yılında verilen ruhsat sayısı 47102 iken 1998 yılında 7668’e inmiştir. Ne
var ki, bu teorilerin dayanağı olan varsayımları teste elveren araştırmalar
yeterlik düzeyine ulaşamamıştır.
İkinci teori, önleme teorisidir. Bu teoriye göre, silahların kontrol altı-
na alınması, silahın toplumda ne derece sağlanabilirliğinden ziyade ateşli
silah suçunun işlenmesi halinde faillerin yakalanması ve cezalandırılması
olasılığının ne derece yüksek olduğuna dayalı bulunmaktadır: Potansiyel
failler yakalanmaktan/ceza görmekten kurtulabilecekleri düşüncesinde
iseler, ateşli silah suçları oranı yüksek olacak; yok eğer, yakalanıp ağır
şekilde ceza göreceklerini algıladıklarında ise bu oran az olacaktır.
12
Ateşli
10
“Ateşli silah sağlanabilirliği”ne ilişkin araştırmalarda şu dört tür veriden biri kul-
lanılarak ölçümleme yapılmıştır:
Özel mülkiyetteki (tahmini) sayısı,
Silaha sahip olanların (tahmini) sayısı,
Bulundurma/ taşıma ruhsatlı sayısı,
En azından bir silahın bulunduğu konut sayısı.
11
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar … Değişiklik Yapılmasına İlişkin 4534 Sayılı Kanun (Ka-
bul T. 23.27.2000) 7. maddenin son fıkrası şu şekilde değiştirilmiştir: “Ateşli silahla
işlenen cürümlerden hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir
yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlara (bu maddenin 1 numaralı
bendinde sayılanlar hariç); affa uğramış olsalar bile hiçbir suretle ateşli silah taşıma
ve bulundurma izni verilemez.”
12
Eldeki kanıtlar irdelendiğinde şu sonuca varılmaktadır: a) Yaptırımlarda kesinliğin
şiddetten daha önemli olduğu; b) Cezaevindeki nötrleştirmenin suç oranında zayıf
ve nispeten minor bir etkisi olduğu-hükümlülerden bazılarının kurumda suç işlediği
veya dışarıdaki organize çeteleri yönettiği; c) Cezaevinde iyileştirme programlarından
hangilerinin etkili olduğu; ve bunlardan hangilerinin hangi hükümlüler için daha
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
silah lobicilerinin sahiplendiği bu teorik yaklaşımla “sorumlu şekilde silah
bulunduranları” hedeflemek yerine ateşli silah suçlularını ağır cezalara
çarptırmakla yasaların etkili olabileceği; ve sağlanabilirlik teorisine tercih
edilmesi nedeni olarak ta “silahlar öldürmez, insanlar öldürür” sloganı dile
getirilmektedir.
Üçüncü teori, (Sutherland’in “ayrıcı birleşim teorisi” ile de ilişkilendi-
rilen) sosyal öğrenim teorisidir. Bu teoriye göre, silahın uygun ve uygun
olmayan kullanımları hakkında etkili sosyal öğrenim olmaksızın silah sa-
hibi olanların suiistimal edebilme olasılıkları fazla olacaktır. Bu durumda,
köyde avlanmak veya hasta/yaralı bir hayvanın acısına son vermek üzere
silahın diğer tarım aletleri gibi uygun kullanımına tanık olarak yetişen bir
gencin silahı suiistimal etme olasılığı, uygun olmayan kullanımlara tanık
olan (şehirde yaşayan çete üyesi) bir gence göre az olacaktır. Bu yaklaşıma
göre, ateşli silah sahibi olacaklara uygun şekilde sosyalleşmeyi teşvik eden
veya zorunlu yapan ateşli silah kontrol yasaları, yalnızca “sağlanabilirliği
kontrole” veya ateşli silah suçlarını “önlemeye” odaklanmış yasalardan daha
fazla etkili olacaktır. Bu teoride, ateşli silahlar için güvenlik eğitimi, sorumlu
silah sahipliği eğitimi ile silah bulunduran gençlerin yetişkinlerce zorunlu
gözetimi gibi ateşli silah stratejileri önem kazanmaktadırlar. Yalnız, bu
teoriyi test için yapılan araştırma sayısı çok azdır.
13
Dördüncü teori, sosyal öğrenim teorisi ile önleme teorisini ilişkilendi-
ren diğer teorik yaklaşım ise rasyonel seçim teorisidir (Cornish ve Clarke,
1986). Bu teoriye göre, kişiler kendi rasyonellik sınırları içinde amaçlarını
elde etmek için silah suiistimalini (en azından kendilerine göre) en etkili
ve tasvip edilir gördüklerinde bu suçu işleyeceklerdir. Silahı elde edebi-
lirliğine karşın çok az kadının silahla intiharı yolunu seçmesi bu teoriye
belirli ölçüde kanıt sağlar niteliktedir. İşte bu teoriye göre, silah kontrol
hukukunun amacı “rasyonel hesaplama”ya giren unsurların değerlerini de-
ğiştirmeye odaklanmalıdır. Bu durumda, ateşli silahı seçmek konumundaki
kişiler, silahı artık rasyonel bir seçenek olarak görmeyeceklerdir. Ne var ki,
diğerlerinde olduğu gibi bu teoriyi test için çok az araştırma yapılmıştır.
Bu bağlamda teorik yaklaşımlardaki tanımsal sorunlara da değinmekte
yarar vardır. Her şeyden öce, “ateşli silah suiistimali” (suçları) ile onun doğal
içeriği olan “ateşli silaha sahip olma sorumluluğu” ve “ateşli silahın sağlana-
etkili olduğunun bilinmediğidir. Bkz., M. T. Yücel, Kriminoloji (Umut Vakfı Yayını)
İstanbul 2004, s. 125-140.
13
Bakırköy Psikiyatri Tedavi ve Araştırma Merkezi’ne üç yıl içinde silah ruhsatı için
başvuran 16.000 kişiden %23’ünde babanın, %18.5 ‘inde de kardeşlerin silah sahibi
olduğu saptanmıştır (A. Akçan, 2004, Bapam).
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
59TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
bilirliği” kavramlarına açıklık getirilmesi; ateşli silah yasalarının etkinliği
açısından ilk önce, ne türden suiistimalleri kontrol için niyetlenildiğinin
saptanması önem arz etmektedir. Yasa’da amaçlanan özel amaç belirgin
olmadığında da, “karanlıkta ateş etmek” gibi araştırıcı, farz edilen amacı
oluşturmaya çalışacaktır. Bu amaçlar arasında da intiharı azaltmak amacına
kontrol yasalarında ender olarak yer verilmesi de yasa koyucuların bu konu-
da tutarlı amaç/amaçlar fikrine ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, ateşli silah stratejilerindeki etkilerin farklılığı da göz önüne
alınmalıdır. Stratejilerden bazıları ateşli silahla işlenen suçlardan bazılarına
örneğin adam öldürmeye etkili olabilirken, silahlı soygun veya silahla inti-
har olaylarında pek etkili olmayabilir. Bu açıdan ateşli silah suiistimalinin
özel biçimlerine özgü nitelikleri hakkında fazlaca bilgi edinilmeli; ve özel
stratejilerin amaçlarına nasıl erişilebileceği konusunda da daha etraflıca
düşünmeye ihtiyacımız olduğu bilinmelidir. Şimdi bu açıklamayı bazı
ülkelerde silah satın alınmak için ön görülen bekleme süresi stratejisi bağ-
lamında irdeleyelim. Bu stratejinin etkisi konusunda iki teorik yaklaşıma
tanık olunmaktadır: Birincisi, bu bekleme süresinin kişinin ateşli silah sui-
istimalini işlemek fikrinden vazgeçmesi için bir fırsat sağlamasıdır. İkincisi,
başvuru sahibinin öz geçmişi hakkında yapılan inceleme sonucu suiistimale
yatkınlığının belirlenmesi sonucu istemin reddine karar verilmesiyle suçun
işlenmesi olasılığının azaltılmasıdır. Ne var ki, her iki teoride, potansiyel
ateşli silah suçlularının legal yoldan silah sağlayacakları varsayımına dayalı
bulunmakta; ve ruhsatsız silah bulunduranlar açısından hiçbir etkisi söz ko-
nusu olmamaktadır. Öte yandan, ruhsatlı ateşli silah sahipleri bakımından
birinci teori, çoğu suçların önceden planlı olmak yerine tehevvürle (impul-
se) işlendiği varsayımını ön görmektedir. Yalnız, bu yaklaşımın gerçeklik
payının, çocuk intiharları ve aile içinde işlenen adam öldürmelerde soygun
ve suikast olaylarındakinden daha fazla olabileceği göz ardı edilmemelidir.
İkinci teorik yaklaşımda ise, öz geçmişleri hakkında yapılacak psiko-biyo-
lojik-sosyal incele- menin potansiyel ateşli silah suçlularının saptanmasına
elverişli profilleri olduğu varsayımına dayalı olmasıdır. Bu yaklaşımın kesin
tahminlere elverişli olmadığı ve fakat bazı kişiler için diğerlerinden daha
doğru olması olasılığı içerdiği bilinmelidir.
Ateşli Silahlara Ulaşabilirlik ile Adam Öldürme ve
İntihar Riski Arasındaki İlişki
M. Killias, silah sayısındaki artışın şiddetle işlenen adam öldürme
olgusundaki sayıyı artırıp artırmadığını test etmek üzere suç mağdurları
üzerine yapılan uluslararası anket sonuçlarını analiz etti. M. Killias yaptığı
değerlendirme sonucu şu bulgulara işaret etmektedir:
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
• Ateşli silah bulunduran mesken oranının daha yüksek olduğu ül-
kelerde daha yüksek bir oranda adam öldürme ve intiharların ateşli silah
kullanılarak işleneceği;
• Silah sahibi mesken sayısının daha yüksek oranda olduğu ülkelerde
silahla işlenen yüksek oranda adam öldürme intiharla karşı karşıya kala-
cakları;
• Ateşli silah sahipliğinin daha yüksek olduğu ülkelerde ateşli silahla
işlenmiş adam öldürme ve intihar sayısı oranlarında, daha düşük oranlara
tanık olunmayacağı;
• Ateşli silah sahipliği oranının daha yüksek olduğu ülkelerin daha
yüksek oranlarda adam öldürme ve intihar olgusuna tanık olacaklarıdır.
Bu saptamalara özgü genel çıkarımı ise şöyledir: Silah bulundurma ile
toplam intihar ve adam öldürme oranları kadar silaha ilişkili suçlar arasın-
da esaslı korelasyonlar bulunduğu; fazlaca silahın varlığı halinde kişilerin
kesici alet ve diğer potansiyel öldürücü enstrümanlara yönelmedikleri; ve
fazlaca silahın varlık göstermesinin fazlaca intihar ve adam öldürme suçu-
nun işlenmesi anlamına geldiğidir. Kuşkusuz, bu çıkarım mutlak olmaktan
uzak olup; her ülkeye özgü ara değişkenlerin etkili olabileceği göz önünde
bulundurulmalıdır. Her ülke özgü tarihsel değerler ve varsayımlar devreye
girebilmektedir. Yinelersek, bir korelasyonun varlığı nedensel bir ilişkinin
varlığı anlamına gelmemektedir.
Özetle, farklı ateşli silah suçları ile failleri hakkında profil belirlemeleri
için saptanan ateşli silah kontrol stratejilerinin olası etkileri nicelik ve nitelik
olarak ayrıntılı bir şekilde araştırılmalı; İç İşleri Bakanlığı’nda, Enterpol’e
sunulan bilgilerden (Interpol Weapons Incident Form) daha fazla ayrıntıyı
içeren bilgi bankası kolluk ve jandarmayı kapsar şekilde oluşturulmalıdır.
Bu konuda bilgi ayrıntısına değinmek üzere silahla işlenen intihar olayla-
rında yanıt bekleyen sorulara aşağıda yer verilmiştir:
• Silahla işlenen intiharlarda ne kadarı planlı, ne kadarı dürtüyle
işlenmiştir?
• Dürtüyle intihar edenler planlı olanlara göre daha mı gençtirler?
• İntihar edenler, kullandıkları silahı ne zaman ve ne nereden sağla-
mıştır? İntihardan az önce sağlayanların oranı nedir?
• İntihar edenlerden potansiyel suiistimale elverişli olduğuna işaret
edici nitelikleri sergileyenlerin oranı nedir?
hakemli makaleler Mustafa Tören YÜCEL
61TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Şiddet ve Önleme
Şiddete dayalı suçlar eskiden kınama duygusu yaratan istisnalar iken
günümüzde olağan hale gelmiştir. Şiddet gibi önemli ve çaplı bir sorun, ne
kadar karmaşık ve altından kalkılamaz görünürse görünsün, aslında çözüle-
bilir ve çok düşük seviyelere indirgenebilir. Yapılacak şey var olan durumu
kabul ederek en etkili mücadele yollarını bulmak ve uygulamaktır. Genelde
yer alabilecek tedbirler arasında yalanla savaş ön planda yer almalı; kişiler
arası ve kişilerle yöneticiler arasında diyalog kurulması/güçlendirilmesi
üzerinde durulmalı; tüm kurumlar, aile, okul, iş hayatı, kamu hizmetleri ile
hukuk kurallarında var olan “önleyicilik” niteliği göz önünde bulundurul-
malı; özetle, toplum düzeninin şiddet karşısındaki tutumu şiddeti gereksiz
kılmak ve onu ödülsüz bırakmak olmalıdır.
Silahın şiddet kültüründeki rol ve işlevi karşısında önleme açısından
dikkatler şu beş temel ilkeye odaklanmalıdır:
1. Bir ülke veya topluluktaki silahlı şiddetin, ruhsatlı ve/ya ruhsatsız
silahların varlığı ile doğrudan ilişkili olduğu;
14
2. Silaha sahip olmanın bir “imtiyaz”lık ötesinde “hak” olarak ele alı-
namayacağı;
3. Silahı sınırlandırmak üzere hükümetlerce gerekli tedbirler alınmadığı
sürece, silah kültürünün yaygınlaşarak kamu güvenliğinin tehdit altında
kalacağı;
4. Normatif düzenlemeler
15
kadar geliştirilmiş eğitim ve ihtilafları
çözümleyici stratejilere ihtiyaç olduğu;
5. Bu olguya şiddeti önlemek açısından bakıldığında, en rasyonel
yaklaşımın silah kontrolü yanında mermi kontrolünün de hedeflenmesi;
16
14
Ateşli silahlar hakkındaki verilerin yorumlanmasında, Killias, silaha sahip olmakla
silahla işlenen adam öldürme ve intihar olayları arasındaki bağıntıyı zayıflatacak
derecede ara değişkenler olabileceğine dikkatleri çekmekte; bazı ülkelerde ihtilafla-
rın çözümlenmesi için şiddete başvurulmasının fazlaca kabul görmesini bir olasılık
olarak belirtmektedir (Killias. a.g.e., 4, p. 300). Nitekim, ABD’de Ulusal Adalet Ens-
titüsü’nce, tutuklularla yapılan bire bir görüşmelerde, ihtilafları çözümlemek için
ateşli silah kullanımı kabul gören ve hatta revaçta olan bir davranış biçimi olarak
ortaya çıkmıştır.
15
Kitabi hukukun eylemsel hukuka dönüştürülmesi diğer bir anlatımla de jure hukuk
ile de facto hukuk arasındaki boşluğun azaltılması; ülke genelinde hukukun etkinliği
üzerinde ciddiyetle durulması kamu düzeni açısından çok önemlidir. Hukuk sosyo-
lojisinin bir verisi olarak, etkili bir uygulamaya kavuşturulmayan hukukun hiçbir
anlamı olmayacağı artık bilinmelidir. Jandarmasız hukuk olmaz.
Mustafa Tören YÜCEL hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Mermilerin, otomobilde olduğu gibi ehliyetsiz, ruhsatsız kişilerce kulla-
nımına karşı alınan tedbirler (alarm, baston kilit vs.) örneklerinde olduğu
gibi güvenlik altında bulundurulması için gerekli tedbirler alınmalı-kötü
kullanıma dirençli bir konum yaratılmalı; ve
6. Ülkelerin birlikte çalıştığı ortamda silah kontrolünün daha etkili
olacağıdır.
Bu son ilke doğrultusunda ülke içinde önleyici nitelikteki kurumlar/
önlemler arasında eşgüdüm sağlanması, ceza yaptırımlarının suçluluğun
yeni görüntülerine oranlı olması, cezalarda kesinlik ve ceza adaleti sistemi-
nin etkinliği önemli kriminolojik parametreler arasında görülmelidir.
Sonuç olarak, Türkiye’de yıllarca biriken ruhsatlı/ruhsatsız silah göz
önüne alındığında yetişkin insan sayısından fazla silah varlığı göze çar-
pacaktır. Ateşli silahla mücadelede kapsamlı olarak, Umut Vakfı kurucu
başkanı Nazire Dedeman’ın vurguladığı üzere, silaha hayır diyebilmenin
koşulları oluşturulmalıdır.
17
Bu doğrultuda normatif düzenleme ve etki-
li uygulama kadar bu konuda yeni sosya-kültürel değerler oluşturmak
üzere kaliteli eğitim
18
ve uyuşmazlıkları çözümleyici stratejiler önemli
görülmektedir. Kısaca proaktif bir yaklaşıma gereksinmemiz vardır. Bu
konuda ayrıca, ulusal veya uluslararası düzende ateşli silahların kontro-
lündeki başarı, uluslararası toplumun desteğine dayalı bulunduğu göz
ardı edilmemelidir.
16
Türkiye’de yalnızca ruhsat sahibi olanlar mermi satın alabilmektedirler. Bu miktar
iki yüz eli adet mermi olup, bu miktar valilerce uygun görüldüğü takdirde bir kat
artırılabilir (Ateşli Silahlar ... Yönetmeliği, m. 24, 25). Bu durumda, ruhsat sahibi
olanların edindiği mermilerin illicit bir “mermi pazarı” oluşturabileceği göz ardı
edilmektedir.
17
N. Dedeman, “Bireysel Silahlanmaya Hayır!” Bizim Gazete (1.10.1998) s. 6.
18
Umut Vakfı’nca geliştirilen ve uygulanan “Yurttaşlık Eğitimi” programı örnek bir
girişim olarak yaygınlaştırılmalıdır.