hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
63TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
GİRİŞ
İnsanlar toplum halinde yaşamakta; kişiler arasında çeşitli nitelikte
hukuki ilişkiler kurulmakta ya da oluşmaktadır. Bu ilişkilerin kurulması
ya da oluşması ve uygulanması sürecinde birtakım anlaşmazlıklar ortaya
çıkabilmektedir. Bu anlaşmazlıkların taraflarca hemen giderilememesi
halinde “sorunlar” oluşmaktadır. Sorun, hukuki ilişki içinde olan taraflar
arasında yorum ve/veya amaç farklılığından kaynaklanan anlaşmazlıktır.
Sorun, tarafların anlaşması/uzlaşması sonucu çözülebilir/aşılabilir, sona
erdirilebilir. Sorunların çözümü, tarafların müzakere etmesini, anlaşmasını/
uzlaşmasını gerekli kılmaktadır. İşte, taraflar arasında ortaya çıkan sorunla-
rın yine taraflarca çözümlenmesine barışçıl çözüm yolları denilmektedir.
Hukuki ilişkinin tarafları arasında ortaya çıkan sorunların her zaman taraf-
larca çözümlenebilmesi mümkün değildir. Hukuki sorunların taraflar arasında
çözümlenememesi halinde uyuşmazlık haline dönüşmesi kaçınılmaz hale gel-
mektedir. Başka bir deyişle, anlaşmazlıklar sorun; sorunlar ise, “uyuşmazlık”
haline dönüşebilmektedir. Hukuki ilişkilerden kaynaklanan ve taraflarca çö-
züme kavuşturulamadığı için taraflar dışındaki hakem ve/veya hakim önüne
taşınan anlaşmazlıklara hukuki uyuşmazlık denilmektedir. Başka bir deyişle
uyuşmazlık, taraflar arasında çözümlenemeyen sorunların hakem ve/veya
hakim önüne götürülmesi; hakem ve/veya mahkemeye taşınması halidir.
Hukuki uyuşmazlıkların, uyuşmazlığın tarafları dışında üçüncü kişiler
tarafından çözümlenmesi gereği yargılama hukukunun oluşmasını sağla-
mıştır. Günümüzde, taraflar arasında ortaya çıkan hukuki anlaşmazlıkların
VERGİ YARGILAMASI HUKUKUNDA
AVUKATIN ROLÜ
Doç. Dr. Yusuf KARAKOÇ
*
Hukukçunun değeri, bilgi derecesi ile değil,
bilgisini uygulama yeteneğiyle ölçülür.
Prof. Dr. Ernst E. HİRSCH
*
DEÜ Hukuk Fakültesi Vergi Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
taraflarca giderilememesi halinde oluşan uyuşmazlıklar, tarafların dışın-
da ya hakem ve/veya hakim önüne götürülmektedir. Başka bir deyişle,
aralarındaki sorunları karşılıklı anlaşma/uzlaşma çerçevesinde çözüme
kavuşturamazlarsa, taraflar, bunu bir uyuşmazlık haline getirip, bunun
kendileri dışında bir kişi ve/veya merci tarafından çözümlenmesini talep
edebilmektedir. Çünkü, sorunların ve/veya uyuşmazlıkların uzun süre
ve/veya sonsuza dek çözümsüz kalması düşünülemez.
Bu çalışmada, hukukçunun ve özellikle avukatın yargılama huku-
kundaki konumu, vergi yargılaması hukukunda avukatın rolü ve vekalet
konuları ele alınmaktadır.
I. HUKUKÇUNUN YARGILAMA HUKUKUNDAKİ KONUMU
Hukuki sorunların ve/veya hukuki uyuşmazlıkların çözümü, hukuk-
çuların yardımını gerekli kılmakta ve değişik sıfatlarla görev yapmasını ge-
rektirmektedir. Nitekim hukukçular, yargılama sürecinde ya hakim, savcı,
avukat, bilirkişi, hakem ya da hukuki mütalaa veren kişi olarak yer almakta
ve sorunların ve/veya uyuşmazlıkların çözümüne katkıda bulunmaktadır.
Her bir konumun kendine özgü görev ve sorumlulukları vardır.
Hakim, davada objektif hukukun somut olaya uygulanması sonucu
ortaya çıkan adaleti tespit ve teslim etmekle görevlidir. Bu görevin yerine
getirilmesinde tarafsız davranması, yani taraflardan birini diğerine tercih
etmemesi gerekir. Hakim, her iki tarafın lehine ve/veya aleyhine olan
bütün hüküm, karar ve delilleri değerlendirmek ve bunlardan bir sonuç
çıkarmak durumundadır.
1
Ayrıca, hakim yaptığı yargılamanın niteliğine
göre, mahkemeye sunulması gereken hüküm, karar ve delilleri taraflardan
isteyebilmekte ve/veya re’sen kendisi toplayabilmektedir.
Savcı, kamu adına dava açma yetkisine sahiptir; davada davacı tarafını
temsil etmektedir. Ancak, savcının gerçek anlamda bir taraf, yani hasım
olması söz konusu değildir. Bunun bir sonucu olarak, savcının mahkûmiyet
1
“Hakimlik faaliyeti, kanuna ve hukuka dayanan hüküm veya emir vermekten ibaretti.
Hüküm verirken, en iyi bildiğiniz şekilde ve vicdanınızın emri doğrultusunda, söz
konusu kişinin durumuna bakmaksızın, yani, bir insan için mümkün olabildiğince
tarafsız ve ‘objektif’ olduğunu sandığınız biçimde davranırdınız. Haktan yana olanla
olmayan arasında, haktan yana olanı ‘kararlaştırırdınız’. Bu kararı beğenmeyene
hukuk yolları açıktı. Kararınıza itiraz, bir üst mahkeme tarafından reddedilirse,
içiniz huzur ve hoşnutlukla dolardı; ama itiraz haklı bulunup sizin verdiğiniz karar
bozulursa, belki azıcık canınız sıkılırdı, ama, doğrudan doğruya size dokunan bir
mesele olmadığı için, üstünde uzun boylu durmazdınız. Doğrudan doğruya işin
içinde olanlar açısından doğacak sonuçlar aklınıza bile gelmezdi.” (Hirsch, s. 148).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
65TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
talebiyle açtığı davanın ilerleyen aşamalarında, beraat talebinde bulunması
mümkün ve muhtemeldir. Savcı da objektif hukukun somut olay ve sanık
hakkında uygulanması sonucunda adaletin tecellisine tarafsız olarak kat-
kıda bulunmak durumundadır.
Avukat, hukuki ilişkilerin düzenlenmesinde, hukuki sorun ve/veya
uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinde,
hukuk kurallarının tam ve doğru olarak uygulanmasında yargının ku-
rucu üyesi, bağımsız savunma adına görev yapan kişidir.
2
Avukat, taraf
2
“Avukat yanında staj yaparken, işte, meseleyi tam da bu açıdan görmek zorunda kal-
mıştım. Çünkü, bir avukat için müvekkilin çıkarları ön planda gelmekteydi; avukatın
görevi, bu çıkarları korumaktı. Yani, bir avukat, kendi verileri yararına olan her şeyi, tek
yanlı ve ‘tarafgir’ bir biçimde yapmak ve müvekkilinin çıkarlarına zarar verme ihtimali
olan her şeyden de kaçınmak zorundaydı. Avukat, somut durumu (Sachverhalt) ve bu
durumun doğuracağı hukuki sonuçları, müvekkiline yarar sağlayacak biçimde sunmak,
bunu yaparken de zayıf noktalara hiç değinmeden geçiştirmek ve hasım tarafın muh-
temel saldırılarını da başarıyla savuşturmak mecburiyetindeydi....(davalara hakimin
ya da karşı tarafın avukatının gözüyle bakmak ve bunu yaparken de, bu kişilerin iyi
bir hukukçu olduklarını varsaymak hatadır.) ....Bir insan davacı ya da davalı sıfatıyla
avukata başvurduğunda, tarafların her birinin haklı olduğuna inandığı ve bunu iddia
ettiği bir ihtilaf ilişkisi mevcut demekti.”/“Taraflar gerek somut durumu, gerekse
hukuki durumu farklı farklı değerlendirirlerdi, çünkü bunları farklı değerlendirmek
gerçekten mümkündü de. Avukata düşen görev, müvekkilinin bakış açısını temsil etmek
ve savunmaktı. Bir avukat, müvekkilinin dikkatini muhtemel zayıf noktalara çekebilir
ve bunların mevcut dava rizikosunu artırdığına işaret edebilirdi, üstelik bunu yapması
da gerekirdi. Ancak mahkemeye karşı bu türden endişelerini hiçbir şekilde belli etme-
mesi lazımdı. Kendi davasını destekleyen her hukuki argümanı, çok dolaylı ve uzak
gözükse bile, kullanmak hem mümkün, hem de zorunluydu. Çünkü muhakeme usulü
uyarınca, mahkeme, somut durumu ve ihtilaf konusunu, kendisine sunulan layihalar
çerçevesinde hem muhteva hem de hukuk açısından enine boyuna incelemek ve karara
bağlamakla yükümlüydü. ‘Bir avukat olarak, kendi tarafınızın zafer kazanması için
çalışmak zorundasınız, objektif hukukun değil; objektif hukukun zafer kazanması için
çalışmak, hakimin işidir, hakim yalnızca kendi vicdanına karşı sorumludur, müvek-
killerin çıkarlarından sorumlu değildir.’ Bu tür dersleri sık sık dinlerdim. Özellikle de,
avukatla müvekkil arasındaki danışma sırasında, somut durumun müvekkilin üzerinde
durmamış olduğu ayrıntıları konusunda müvekkile sorular yönelttiğimde ya da hakim
olan görüşün, müvekkilin görüşüne zıt yönde olduğunu belirttiğimde, böyle bir ders
dinlerdim.”/“Ne var ki, avukatlık mesleğinin çıkarları ve meslek ahlakı açısından doğ-
ru ve anlaşılır nitelikteki bu tür “aydınlatma” derslerine rağmen, ben, her zaman için
“audiatur et altera pars” ilkesini benimsedim; yani, bir hukuk sorununu, hasım tarafın
açısından da incelemeyi doğal saydım, ancak (savunulan) tarafın çıkarlarını temsil etmem
gerektiğinden, hazırladığım layihalarda, karşı tarafın ileri sürebileceği ama sürmemiş
olduğu sorunların hiçbirine değinmezdim. ‘Tavşanları ürkütmekten’ kaçınırdım, ama
karşı tarafın avukatını da gafil avlayarak faka bastırmazdım. Uzun sözün kısası; bir da-
vayı bütün vasıtalara başvurarak savunan ve bundan dolayı da vicdanı rahatsız olmayan
savaşçının tek yanlı tutumu – ki, bu tutum bir avukatın mesleğini uygulayabilmesi için
zorunludur- bana göre değildi. Müvekkilimin haklılığına kani olduğum zamanlarda,
canımı dişime takarak savunuyordum onu.” (Hirsch, s. 148-149).
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
temsilcisidir. Şüphesiz, adaletin tecelli etmesinde hakime yardımcı olmak
durumundadır. Ancak, avukatın asıl görevi temsil ettiği tarafın hakkını
korumaktır. Bu bağlamda, müvekkili lehine olan her şeyi söylemesi/ileri
sürmesi; aleyhine olanı ise, dile getirmemesi gerekir. Müvekkilin lehine olan
hüküm, karar ve delillerin mahkemeye sunulması avukatın; aleyhine olan
hüküm, karar ve delillerin mahkemeye sunulması karşı tarafın ve/veya
avukatının görevidir. Avukatın buradaki işlevi, haksızı haklı çıkarmak de-
ğil, haklının hakkını savunmaktır. Unutulmamalıdır ki, her uyuşmazlıkta
taraflardan biri mutlak haklı, diğeri mutlak haksız değildir.
Çözümü özel ve/veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye
başvurulması gerekir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki
bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz
(HUMK m. 275; CMUK m. 66). Bu itibarla, hukuki konularda kural olarak
bilirkişiye başvurulması mümkün değildir. Ancak, gelişen ve değişen huku-
ki olayların değerlendirilmesi bazen hakimin hukuk bilgisini aşabilmekte;
mahkemeler hukukçulardan bilirkişilik yapmasını isteyebilmektedir.
3
Bu
çerçevede, hukukçu, bilirkişi olarak da yargılama sürecine dahil olabilmek-
tedir. Bilirkişi, özel ve/veya teknik bir konuda görüşü ile hakime yardımcı
olan bir kişidir. Bilirkişinin görevi hakimlik görevine benzemektedir ve
bilirkişinin tarafsız olması gerekmektedir. Bilirkişi, uyuşmazlık konusu
olay hakkındaki görüşünü belirtirken bir tarafı diğerine tercih etmemek
zorundadır.
4
Aksi halde, verilen rapor/açıklanan görüş bilirkişi raporu/
görüşü olmaktan çıkar, taraf görüşü/raporu/iddiası haline dönüşür. Bu
itibarla, bilirkişinin adaletin tecellisine tarafsız bir şekilde katkıda bulun-
ması beklenmektedir.
Hukukçu, uyuşmazlıkların çözümünde hakem olarak da görev yapa-
bilmektedir. Burada hukukçunun görevi, uyuşmazlığı bir mahkeme has-
sasiyeti ile hukuka, adalete, vicdani kanaate ve hakkaniyete uygun olarak
çözmektir. Bu yola daha çok formel yargılama sürecinin uzun sürmesi, dava
yoluna gidilmesinin taraflar arasındaki ilişkiyi olumsuz yönde etkilemesi
gibi gerekçelerle ve uzlaşma sağlanabileceği umuduyla gidilmektedir. Ha-
kem, tarafsız ve objektif bir şekilde hukukun ne dediğini ortaya koymak
ve adaletin tecellisine yardımcı olmak durumundadır.
3
Bu konuda geniş bilgi için bkz., Deryal, s. 22 vd.
4
“Bilirkişilik ise, hakime önüne gelen bir ihtilafı çözmek için gerekli olan özel ve tek-
nik bilgiyi sağlamak amacına yönelik bir müessese olup, bilirkişinin hukuki tavsif
yapma gibi bir görevi, bilirkişi raporunun da, davayı sona erdirici bir karar niteliği
bulunmamaktadır...” Dş. 7. D. 24.10.1991 gün ve E. 1989/3900, K. 1991/2675, (Dş.
Der., S. 84-85, s. 472-476).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
67TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Hukukçu, yargılama sürecine hukuki mütalaa veren kişi olarak da katı-
labilmektedir. Hukuki mütalaa veren kişi, hakim değildir; uyuşmazlığı sona
erdirme görevi ve yetkisi yoktur. Savcı değildir; kamuyu temsil ve/veya
kamu adına dava açma görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Avukat değildir;
davada herhangi bir tarafı temsil etmemektedir. Bilirkişi değildir; mahkeme
kendisinin özel ve/veya teknik bir konuda görüşünü talep etmemektedir.
Hukuki mütalaa veren kişi, var olan bütün hukuki imkanları, hüküm, karar
ve delilleri ortaya koymak ve bunların hukuki bir değerlendirmesini yapıp
mütalaa verdiği taraf lehine birtakım sonuçlar çıkarmak durumundadır.
Bu mütalaalar, mahkemeye sunulmakta, dava dosyasına konulmaktadır.
Bu yolla, mahkemenin uyuşmazlık konusu olay hakkında daha ayrıntılı
bilgi edinmesi; uzman bir hukukçunun olayı değerlendirmesinden, yani
doktrinden yararlanması sağlanmaktadır. Hukuki mütalaa veren kişi, bir
yönüyle avukata benzemektedir. Çünkü, mütalaa verdiği tarafın hakkını
savunmak; hukukun o tarafın lehine ne dediğini ortaya koymak duru-
mundadır. Hukuki mütalaa veren kişi, tarafla ilgisi yönünden avukata;
uzmanlığı yönünden bilirkişiye benzemektedir. Nitekim, bunlara “taraf
bilirkişisi” de denilmektedir.
5
II. VERGİ YARGILAMASI HUKUKUNDA AVUKATIN ROLÜ
A. Genel Açıklama
Vergi (hukuku) alanı, hem devlet hem de kişiler yönünden hassas,
özellikli bir alandır. Devlet, üstlendiği kamu hizmetlerini zamanında ve
gereği gibi yerine getirebilmek için yeterli vergi/kamu gelirine ihtiyaç
duymakta; bunu sağlayabilmek için kişilerin kasasına/kesesine el uzatmak-
tadır. Kişiler de, yürürlükte bulunan mali kanunlar çerçevesinde adlarına
tahakkuk etmesi gereken vergileri ya hiç ödememek ve/veya olabildiğin-
ce az ödemek gayreti içine girmektedir. Ortaya çıkan çıkarlar çatışmasını
hukuka uygun bir çıkarlar dengesine dönüştürmek ve bu dengeyi devam
ettirmek (vergi) hukukun(un) görevi olmaktadır. Çünkü, vergi hukuku,
bir bütün olarak devlet ile kişiler arasındaki çıkarlar dengesini kurmaya
ve korumaya çalışmaktadır.
6
Vergi hukuku, hukukçunun pek müdahil ol(a)madığı bir (hukuk) ala-
n(ı)dır. Vergi kanunu taslaklarının hazırlanması ve bunların tasarı haline
dönüştürülmesi maliye bürokrasisi tarafından yapılmaktadır. Oysa, maliye
bürokrasisinde, hazine avukatları dışında hemen hiç hukukçu bulunma-
5
Karakoç, Bilirkişilik Kurumu, s. 144.
6
Geniş bilgi için bkz., Kumrulu, Gecikme Faizi, s. 243-245. Ayrıca bkz., Kaneti, s. 11.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
maktadır. Hukukçu milletvekillerinin, vergi hukukunu bilmedikleri ve
sahiplenmediklerinden, vergi kanunu tasarılarının Bütçe-Plan Komisyo-
nu’nda görüşülmesi sırasında kayda değer bir etkileri ol(a)mamaktadır.
Kaldı ki, vergi kanunları tasarı şeklinde komisyon gündemine alındığından,
üzerinde tartışmaya pek fırsat da verilmemektedir. Hukukçu milletvekilleri,
vergi hukukunu kendilerine uzak bir alan olarak gördükleri için, Genel
Kurul’da, tasarının görüşülmesi sırasında da, tasarı metnini etkileme gayreti
içine gir(e)memektedir. Bu şekilde kabul edilen kanunların uygulamasını
vergi idaresi yapmaktadır. Vergi idaresinde, memur ve denetim elemanı
olarak görev yapan hukukçuya pek rastlanmamaktadır. Hukukçular tara-
fından hazırlanmayan, meclis komisyon ve genel kurulunda görüşülmesi
esnasında hukukçunun müdahale etmediği/edemediği kanunların, hukuk-
çu olmayanlarca yapılan uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıkların
çözümünde görevli vergi yargısı organlarında da hukukçular azınlıkta
kalmaktadır. Hiçbir aşamasında hukukçunun etkin bir rol üstlenmediği
bir (hukuk) alanın(ın) ne derecede hukuk olduğu da tartışmalı hale gelmek-
tedir. Bunun doğal bir sonucu olarak, en kötü düzenlenmiş kanunlar, vergi
kanunlarıdır; en çok uyuşmazlık yaratan işlemler, vergilendirme işlemle-
ridir; en çok tartışmalı kararlar, vergi uyuşmazlıklarına ilişkin kararlardır
denilebilir. El yordamı ile de olsa, düzgün yapılan düzenlemelerin, doğru
yapılan uygulamaların, usulüne uygun yapılan yargılamaların ve isabetli
verilen kararların varlığı henüz bu tespiti bertaraf edecek yoğunluğa ula-
şabildiğini söylemek mümkün değildir.
Vergi kanunları, bir hukuk metni olmanın yanında, vergi muhasebesi
ilkelerini göstermekte/içermektedir. Vergi muhasebesi ile vergi hukuku
aynı şey değildir. Vergi muhasebesi, ödenecek verginin hesaplanmasını;
vergi hukuku ise, hesaplanan verginin hukuka uygun olup olmadığını in-
celemektedir. Her iki alanın kendine özgü ilkeleri, kurumları vardır. Vergi
hukukçusu olmak için, vergi muhasebesi bilgisine sahip olmak lazımdır,
fakat elzem değildir. Başka bir deyişle, vergi muhasebesi bilgisine sahip
olmayan bir hukukçunun vergi hukukçusu olması mümkündür; fakat hu-
kuk fakültesi mezunu olmayan bir vergi muhasebecisinin vergi hukukçusu
olması düşünülemez.
Vergi yargısı, vergi uyuşmazlıklarının çözümü görevini üç mercili ve
iki dereceli bir yapı içinde yerine getirmektedir. Vergi uyuşmazlıklarının
çözümünde görevli merciler, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri
ve Danıştay’dır. Vergi yargısında istinaf mahkemesi bulunmamaktadır.
Vergi mahkemeleri, kural olarak, heyet halinde çalışmaktadır (BİMK
7
m.
7
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun.
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
69TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
6). Tek hakimin gördüğü davalara ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna baş-
vurulmaktadır (BİMK m. 8). İtiraz mercii, Bölge İdare Mahkemesidir. Bölge
idare mahkemesinin kararları kesindir; bu kararlara karşı bir üst mercie
başvurulamamaktadır (İYUK m. 45). Heyet halinde bakılan davalara ilişkin
kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmaktadır. Temyiz mercii, Danış-
tay’dır ve kararları kesindir (Dş. K. m. 23; İYUK m. 46 vd).
Vergi yargısının en önemli işlevi uyuşmazlıkları hukuka uygun ola-
rak çözmektir.
8
Vergi yargısında çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar,
hiç şüphesiz, vergilendirme işlemlerinin hukuka aykırılığı iddiasından
kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın hukuk ve adalete uygun bir biçimde
çözüme kavuşturulabilmesi, uyuşmazlık konusu olay ve olguların gereği
gibi anlaşılmasına bağlıdır. Bunu sağlama ödevi, başta taraflar olmak üzere,
yargılama hukuku süjelerine aittir.
Hukuki sorunların ve/veya uyuşmazlıkların ortaya çıkması halinde,
bu konularda yeterli bilgisi olmayan şahısların hukuki yardıma ihtiyaç
duyması kaçınılmazdır. Bu yardımın başta avukatlar olmak üzere hukuk-
çular tarafından yapılması gerekmektedir. Türk hukukunda davaların
avukatla takip edilmesi mecburiyeti yoktur. Ancak, hukuki konularda
hizmet sunma, yardımda bulunma konusunda avukatlar tekele sahiptir
(Av. K. m. 35). Fakat, hukukçuların ve bu arada avukatların ilgisizliği ve
bilgisizliği yüzünden, vergi yargılaması hukuku alanında bu tekel işlevsiz
kalmakta, işlememektedir. Hukukçuların etkin bir biçimde katılmadığı ve
ilgilenmediği bu (hukuk) alan(ı), hukukçu olmayan, fakat bu alanda faali-
yet gösteren meslek mensuplarının
9
fiilen avukatlık yaptığı bir alan haline
gelmektedir.
B. Vergi Yargılaması Hukukunda Avukatlık Hizmetinden
Yararlanılmamasının Nedenleri
1. Genel Olarak
Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesine göre avukatlık mesleğinin amacı,
“hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlık-
ların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının
tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel
8
Vergi yargısının işlevleri hakkında geniş bilgi için bkz., Kumrulu, Vergi Yargısının
İşlevi, s. 231-240; Karakoç, İşlevler, s. 84-96.
9
Meslek mensubu deyimi, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebecilik
Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na göre yetki almış serbest
muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler için kullanılmaktadır.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.” Bu itibarla, vergi yargılaması
hukuku alanında yerine getirilen avukatlık hizmetinin amacı, vergilendirme
ile ilgili hukuki sorunlar ve vergi mahkemelerine intikal etmiş olan uyuş-
mazlıklar hakkında hukuk kurallarının tam ve doğru olarak uygulanmasına
yardımcı olmaktır.
1982 sonrası, yeniden yapılandırılan vergi yargısında, hukukçuların
aktif rol üstlenmesi gereklidir ve beklenilmedir. Ancak, aradan geçen 20
yılı aşkın süreye rağmen, bu alana hukukçuların yeterli ilgi gösterdiklerini
ve buna bağlı olarak, bu alanla ilgili bilgi birikimine sahip ve/veya bunun
gayreti içinde olduklarını söylemek mümkün değildir. Vergi davalarının
açılması ve yürütülmesinde avukatlık hizmetinden ne ölçüde yararlanıldığı
bunun en dikkat çekici göstergesidir. 2000 yılında yayınlanan bir çalışmada,
şu ilginç bulgular bu çarpıcı gerçeği ortaya koymaktadır. İstanbul Vergi
Mahkemelerinden 1991-1994 yılları arasında kesinleşmiş 896 dosya üzerinde
yapılan araştırmaya göre; davaların 233’ü, (toplam dosyalarda %26 gibi
bir oran) avukatlar tarafından açılmıştır. Bu sayı vergi mahkemelerinde
hüküm aşamasında 137; Bölge İdare Mahkemesi’nde 3; Danıştay’da ise,
8’e düşmüştür. Bu sayıyla ilgili ilk tespit; “bu alandaki avukatlık hizmetinin
yaygın olmadığı”, ikinci tespit ise, “bu alandaki avukatlık hizmetinin yetersiz
olduğu”dur. “Dosyaların okunması sırasında, avukatlar tarafından yazılan dava
dilekçelerinin son derece yetersiz, örneğin tarhiyata karşı açılan davalarda dava
dilekçelerinin büyük çoğunluğunda yürütmeyi durdurma talebinin yer aldığı veya
davanın belli bir aşamasında avukatların davadan çekildiği ve özellikle Danıştay
aşamasında bu alanda birkaç avukatın davaya girdiği veya bazı dosyalarda 3-4
avukat değişikliği olduğu görülmektedir”.
10
Kaldı ki, böyle bir araştırmaya konu olmasa da, Ankara, İzmir başta
olmak üzere diğer illerde de durumun bundan pek farklı olmadığı bi-
linmektedir. Vergi sorunlarının/uyuşmazlıklarının çözümünde serbest
muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirler
görev yapmaktadır. Vergi sorunlarının çözümünde vergi ödevlisini meslek
mensupları temsil etmekte; taraflar arasında çözüme kavuşturulamayan
sorunların yargı organları önüne taşınması görevini de yine meslek men-
supları üstlenmektedir. Meslek mensupları, ya kendilerinin yazdıkları
dilekçelerle vergi ödevlisinin bizzat; ya da yanlarında çalıştırdıkları ve
sadece imzasını kullandıkları avukat için aldıkları vekalete dayanarak
avukat aracılığıyla yargı yoluna başvurulması sağlamaktadır.
Vergi (hukuku) alanında avukatlara tesadüfen/kendiliğinden iş gel-
mesine de pek rastlanılmamaktadır. Çünkü, vergi ödevlisi ile vergi idaresi
10
Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 105.
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
71TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
arasından çıkan sorunlar meslek mensuplarının yaptıkların bildirimler-
den, düzenledikleri belgeler ve/veya tuttukları defterlerden, verdikleri
beyannamelerden kaynaklanmaktadır. Bu aşamada, meslek mensupları
bu sorunların çözümünde vergi ödevlisine yardımcı ve aracı olmaktadır.
Taraflar arasında çözüme kavuşturulamamış olan sorunların dava konusu
edilmesinde de yine meslek mensupları görev yapmaktadır. Ancak, yar-
gı yoluna başvurulması sürecinde işin içinden çıkılamayacağını anlayan
bazı meslek mensupları mecburen bir hukukçuya/avukata yönelmekte,
yönlendirmektedir. Bu yönelme ve yönlendirme bile meslek mensupları
tarafından yapılmaktadır.
Vergi yargılaması hukukunda avukatlık hizmetinden gereği gibi
yararlanılamamasının dört ana sebebi olduğunu söylemek mümkündür.
Bunlardan birincisi, vergi hukuku öğretimi; ikincisi, avukatlık stajı; üçün-
cüsü, meslek içi eğitim yokluğu/yetersizliği; dördüncüsü, vergi alanının
hukuklaşamamasıdır.
2. Vergi Hukuku Öğretimi
Vergi yargılaması hukuku alanında avukatlık hizmetinden yararlan-
manın çok yaygın olmadığı; ayrıca sunulan avukatlık hizmetinin yetersiz
olduğu bilinmektedir.
11
Avukatlar ve avukatlık açısından olumsuz olan
bu tablonun nedenlerinin belirlenmesinde yarar vardır. Bu nedenlerin
başında, avukatlık mesleğine yönelik eğitim ve öğretimin ihtiyaca cevap
vermekten uzak olması gelmektedir. Avukatlık yapabilmek için Avukatlık
Kanunu’nun 3. maddesine göre, “hukuk fakültesi” mezunu olmak şarttır.
Hukuk fakültesi mezunu olan avukatların vergi (hukuku) alanında sun-
dukları hizmetin nitelik ve nicelik olarak yetersizliği, genel olarak hukuk
fakültelerinde yapılan öğretimin ve buna bağlı olarak da özellikle “vergi
hukuku” öğretiminin tartışma gündemine taşınmasını gerektirmektedir.
Hukuk fakültelerinde sürdürülmekte olan öğretim yöntem ve kalıplarının
niteliği ile ilgili tartışmalar sürmektedir.
12
Hukuk öğretimi konusunda farklı bir yaklaşım benimseyen Dokuz Ey-
lül Üniversitesi Hukuk Fakültesi “aktif öğretim” sistemini uygulamaktadır.
13
11
Bkz., Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 105.
12
Bu konudaki tartışmalara ilişkin tebliğler için bkz., Editör Adnan Güriz, Hukuk Öğ-
retimi Sempozyumu, (AÜHF Yayınları No: 497), Ankara 1993; Türkiye Barolar Birliği,
Hukuk Öğretimi ve Hukukçunun Eğitimi, (Uluslararası Toplantı Ankara 9,10,11 Ocak
2003), (Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 59), Ankara 2004. Ayrıca bkz., Karayalçın,
s. 35 vd.; Çetintemel, s. 37 vd.; Uygun, s. 359 vd.
13
Bu konuda geniş bilgi için bkz., Pekcanıtez, s. 109 vd.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Bu sisteme göre, her bir sınıftaki teknik hukuk derslerine ilişkin konular/
sorunlar ortak bir senaryoda bir araya getirilmekte; senaryo bölümlere ayrıl-
makta; her bir senaryo parçası ayrı bir oturuma konu edilmekte; öğrenciler,
12-20 kişilik gruplar halinde eğitim yönlendiricisinin katılımı ve yönlen-
dirmesi ile bu senaryo bölümüne ilişkin sorunları ve soruları kendileri ve
birlikte bulmakta ve bir sonraki oturumda bu sorunların çözümü/soruların
cevabını tartışmaktadır. Üçüncü sınıfta okutulmakta olan vergi hukuku
bu ortak senaryoya dahil olan derslerden biridir. 4-6 bölümden oluşan se-
naryolara ilişkin oturumların tamamlanmasının ardından ortak bir modül
sınavı yapılmaktadır. Modül sınavları, öğrencilerin hazırlayacakları ödev-
ler, dönem ara sınavı ve eğitim yönlendiricisinin öğrenci değerlendirme
notları belli yüzdelerle başarı notunu oluşturmaktadır. Senaryolara ilişkin
modül sınavları ve dönem ara sınavları ile yıl sonu ve bütünleme sınavları,
senaryoya dahil derslerin ders saatlerine göre orantılı olarak belirlenmiş
sorulardan oluşan ortak test sınavlarıdır. Bu sistem, küçük gruplar halinde,
sorunların ve soruların belirlendiği ve bunlara ilişkin çözümleri ve cevapları
öğrencilerin bulduğu, öğrencinin aktif olduğu; düşünen, soran, soruşturan,
araştıran, çözüm bulan, kendisini ifade etmesini bilen bir öğrenci/hukukçu
kimliği ve bilincinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan bir sistemdir. Dör-
düncü uygulama yılı içinde olunan bu sisteme göre eğitim-öğretim gör-
müş öğrencilerin ve bu sistemin başarısı hakkında bir şeyler söylemek için
henüz vakit erkendir. Ancak, meslek sınavlarında öğrencilerin başarısına
doğrudan katkısının ne olacağı bilinmese bile, Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesi’nden mezun olan öğrencilerin, diğer hukuk fakültelerin-
den mezun olan öğrencilerden daha iyi hukukçu olacakları muhakkaktır.
Çünkü, haftada üçer saatlik iki oturumda her bir öğrenci, ilgili senaryoya
ilişkin sorunları tespit etmek, uygun soruları bulmak, bunların cevaplarını
araştırmak ve bir sonraki oturumda bulduklarını/bildiklerini arkadaşlarıyla
paylaşmak suretiyle aktif olarak öğretim/öğrenme sürecine katılmakta;
sorunları tespit etmeyi, uygun soru sormayı, araştırmayı, sorun/problem
çözmeyi, bildiklerini ifade etmeyi, tez-antitez karşılaşmasından senteze
ulaşmayı dört yıl boyunca öğrenmektedir. Bunun doğal sonucu, meslek
hayatına daha hazır olmak ve daha başarılı olmaktır.
Vergi hukuku, devlet üniversiteleri hukuk fakültelerinde vergi hukuku
anabilim dalı öğretim üyeleri tarafından okutulmaktadır. Çoğu vakıf üniver-
sitesinde ise, vergi hukukunun farklı gerekçelerle hukukçu olmayan öğretim
üyelerince okutulduğu bilinmektedir. Vergi hukuku, kural olarak, üçüncü
sınıfta ve haftada üç saat okutulan bir derstir. Bu derste, genel vergi huku-
ku ve özel vergi hukuku okutulmaya çalışılmaktadır. Genel vergi hukuku
konuları arasında vergi yargılaması hukukuna da yer verilmektedir. Buna
rağmen, hukuk fakültelerinde yapılan vergi hukuku öğretiminin yeterli ol-
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
73TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
duğunu söylemek oldukça zordur. Çok hızlı gelişen ve değişen, uzmanlar ve
meslek mensupları tarafından bile izlenmesi güç olan bir alanda öğretimin
daha uzun bir zaman dilimine yayılması, yani vergi hukuku öğretimine
ilişkin müfredatın değiştirilmesi düşünülebilir.
14
Bu bağlamda, vergi huku-
kunun birbirini izleyen iki yılda genel vergi hukuku-özel vergi hukuku
15
ya
da vergi hukuku-vergi usul hukuku biçiminde bir yapılanma ile okutulması
önerilmektedir.
16
Oysa, zorunlu ders olarak Genel Vergi Hukuku’nun ayrıntılı
bir biçimde okutulması ve seçimlik derslerle bunun desteklenmesi yoluna
gidilmesi gerekir. Çünkü, alana ilgisi olmayanlara eziyet etmek yerine, ilgili
olanların bilgilenmelerine katkıda bulunulmalıdır. Bu yolla, vergi hukukuna
ilgi duyan ve bu alanda çalışmak isteyen bir hukuk öğrencisi ve/veya hu-
kukçunun yeterli bilgiyi edinmesini sağlamak mümkündür. Gerisi kişinin
kendi ilgisine, becerisine kalmaktadır. İlgi olmadan bilgi edinilemez. Kaldı
ki, bu yöntem sadece vergi hukuku için değil, diğer hukuk dalları için de
benimsenmelidir. Bu yolla, hukuk fakültesinden mezun olan birisinin belli
bir alanda kısmen uzmanlaşmasına katkıda bulunmak mümkündür.
Vergi Hukuku
Hukuk Fakültesi Sınıf Yarıyıl Saat/Hafta
Akdeniz Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 2
Anadolu Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
Ankara Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Atatürk Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Dicle Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Dokuz Eylül Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
17
Galatasaray Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Gazi Üniversitesi 3 Güz + Bahar 4 + 4
İstanbul Üniversitesi 2 Bahar 3
Kocaeli Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
Marmara Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Selçuk Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Atılım Üniversitesi 2 Bahar 3
14
Bkz., Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 105-106; Vergi Hukuku, s. 386.
15
Bkz., Öncel/Kumrulu, s. 11-13.
16
Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 106; Vergi Hukuku, s. 386.
17
Vergi Hukuku, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uygulanmakta olan
Aktif Eğitim kapsamında Probleme Dayalı Öğrenme oturumlarına dahil bir derstir.
Bu oturumlar haftalık 3+3 saat olmak üzere haftalık 6 saattir. Üçüncü sınıfta altı
dersin bu oturumlara dahil olduğu dikkate alındığında, Vergi Hukuku’nun haftalık
ders saatinin 3’e çıktığı anlaşılmaktadır.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Bahçeşehir Üniversitesi
18
Başkent Üniversitesi 3 Güz 4
İstanbul Ticaret Üniversitesi4 Güz 2
İstanbul Bilgi Üniversitesi 3 Bahar 2
Çağ Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
Çankaya Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Kadir Has Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
Maltepe Üniversitesi 3 Güz + Bahar 2 + 2
İstanbul Kültür Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Yeditepe Üniversitesi 4 Bahar 2
Bilkent Üniversitesi 4 Güz 2
Doğu Akdeniz Üniversitesi 2 Bahar 3
Yakın Doğu Üniversitesi 3 Güz + Bahar 3 + 3
Vergi Hukuku İle İlgili Seçimlik Dersler
Hukuk Fakültesi Dersin Adı Yarıyıl
Saat/
Hafta
Sınıf
Dokuz Eylül
Üniversitesi
Vergi Ceza Hukuku
Kamu İcra Hukuku
Vergi Yargılaması Hukuku
Bahar
Bahar
Bahar
2
2
2
3
4
4
Galatasaray
Üniversitesi
Uluslararası Vergi Hukuku Güz + Bahar 2 4
Gazi
Üniversitesi
Vergi Ceza ve
Yargılama Hukuku
Uluslar arası Vergi Hukuku
Güz + Bahar
Güz + Bahar
2
2
3
4
İstanbul
Vergi Yargılaması ve
İcra Hukuku
Güz 2 4
İnternet ortamından derlenen bilgilere ilişkin olarak düzenlenen tablo-
da, Vergi Hukuku dersinin tüm hukuk fakültelerinde okutulmakta olduğu;
dersin okutulduğu sınıfta ve haftalık ders saatinde birtakım farklılıkların
bulunduğu; bazı fakültelerde lisans düzeyinde zorunlu Vergi Hukuku
dersinin seçimlik derslerle desteklediği görülmektedir.
19
18
Web sayfasından gerekli bilgi edinilememiştir.
19
Yukarıda verilen tablolarda yer alan bilgilerde zaman içinde farklılıklar olması
muhtemeldir. Bu tablolar, konu hakkında genel bir kanaatin oluşmasına katkıda
bulunmak amacıyla derlenmiş bilgileri içermektedir. Bu bilgilerin mutlak ve kesin
olduğu iddiası bulunmamaktadır.
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
75TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
3. Avukatlık Stajı
Avukatlık Kanunu’nun 3 ve 15. maddelerine göre “staj yapma” zorun-
luluğu vardır. Staj, bir yıldır ve ilk altı ayı mahkemelerde, kalan altı ayı da
en az beş yıl kıdemi olan bir avukat yanında yapılmaktadır. Stajın hangi
mahkeme ve adalet dairelerinde ne suretle yapılacağı Yönetmelikle belir-
lenmektedir (Av. K. m. 15). Avukatlık Staj Yönetmeliği’nin
20
12. maddesine
göre staj şu sıralamaya göre yapılmaktadır:
a. Cumhuriyet Savcılığı 1 ay
b. Ağır Ceza Mahkemesi 1 ay
c. Asliye Ceza Mahkemesi 15 gün
d. Sulh Ceza Mahkemesi 15 gün
e. Sulh Hukuk Mahkemesi 15 gün
f. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Ticaret-İş-Tapulama dahil)
1,5 ay
g. İcra Tetkik Mercii ve İcra Daireleri1 ay
Adalet Komisyonu gerekli gördüğü takdirde bu sırayı değiştirebil-
mekte ve stajyerin isteği üzerine ticaret, iş veya tapulama mahkemesinde
staj yapılmasını sağlamaktadır. Ayrıca, staj yapılan baro bölgesinde idari
yargı mahkemeleri, yani idare ve/veya vergi mahkemeleri varsa; stajın,
Cumhuriyet Savcılıkları ile vergi ve/veya idare mahkemesinde on beşer
gün olarak yapılması mümkündür.
Avukatlık stajı, adli yargı esas alınarak düzenlenmiştir. İdari yargıda
avukatlık yapmak isteyenlere, daha ayrıntılı bir idari yargı stajı zorunlulu-
ğunun getirilmesi ve bunu yapmayanlara idari yargıda avukatlık hakkının
tanınmaması önerilmektedir.
21
Uygulamada vergi avukatı olarak çalışanların bu alanda yeterli bil-
gilerinin olmaması, yükümlülerin, hak arama hakkını gereği gibi kulla-
nabilmeleri konusunda yeterince yardımcı olamamanın yanında ekono-
mik yönden gereksiz külfetlere katlanmak zorunda kalmalarına da yol
açmaktadır. Oysa, vergi hukukunda uzman kişilerin avukatlık yapması
halinde hem yükümlülere hak aramaları konusunda yeterince yardımcı
olunması ve hem de ekonomik kayıplara yol açılmaması mümkündür. Bu
amaçla, Avukatlık Kanunu’nda yer alan avukatlık sınavının yapılması, bu
sınavdan sonra herkesin uzmanlaşmak istediği alanla ilgili staj şartlarının
20
Türkiye Barolar Birliği, Avukatlık Staj Yönetmeliği, (RG, 19.12.2001-24615).
21
Bkz., Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 106; TOBB, s. 178.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
belirlenmesi; staj yanında, barolar ya da Türkiye Barolar Birliği bünyesinde
bir vergi bölümünün oluşturulması; staj ve bu kursları bitirenlere vergi
avukatlığı imkanının sağlanması; mahkemelere gönderilecek listelerde adı
olmayan avukatların vergi hukuku alanında dava takip etmelerinin kabul
edilmemesi; vergi avukatlığı kurumunun yeni bir yaklaşımla (yeniden)
düzenlenmesi önerilmektedir.
22
Vergi hukuku alanında uzman avukatlık hizmetinden yararlanılması
gereklidir. Ancak, her uzmanlık alanına ilişkin olarak ayrı bir staj sürecinin
benimsenmesi ve her uzmanlık alanına ilişkin (yeni) avukatlık statülerinin
oluşturulması ülkemiz açısından en azında şimdilik mümkün değildir. Kal-
dı ki, ülkemizde avukatlık konusunda vergi hukuku dışındaki alanlarda da
henüz bir uzmanlaşmadan söz edilemez. Ne var ki, kişiler ilgi duydukları
alanlarda çeşitli yollarla kendilerini uzmanlaştırabilmektedir. Staj sürecinde
birtakım yönlendirmelerin yanında, avukat adaylarının ve/veya avukatla-
rın vergi hukuku alanına ilgi duymalarını sağlamanın yolları aranmalıdır.
Bu alana ilgi duyanların bir şekilde bilgileneceği muhakkaktır. Bu konuda,
öncelikle vergi hukuku dersi okutan öğretim üyelerine ve baro yönetimle-
rine büyük görevler düşmektedir.
4. Meslek İçi Eğitim
Ülkemizde, mesleğe kabul edildikten sonra, hemen hiçbir meslek
grubunda gerçek anlamda meslek içi eğitim uygulaması yapılmamakta-
dır. Hukuk ve özellikle vergi hukuku alanında sık aralıklarla meslek içi
eğitim yapılması gerekmektedir. Çünkü, hızla gelişen ve değişen sosyal
olayların hukuki boyutlarını düzenlemeye yönelik hızlı kanunlaştırma
faaliyeti, mevcut bilgilerin yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Bu bilgi
eksikliği, başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere, il barolarının öncü-
lüğünde hukuk fakültelerinden yardım alınmak suretiyle giderilmelidir.
Meslek içi eğitim, hukuk alanında faaliyet gösteren ve adaletin tecellisine
katkıda bulunan herkesi kapsamalıdır. Bu bağlamda, hakimler, savcılar ve
avukatlar birlikte ve/veya ayrı ayrı meslek içi eğitime tabi tutulmalıdır. Bu
yolla, uyuşmazlıkların azaltılması ve hukukun üstün kılınması mümkün
olabilecektir.
Türkiye Barolar Birliği ile İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük il baroları,
hatta vergi yargısının en üst mercii olan Danıştay, yaptıkları/düzenledikleri
toplantı, panel, sempozyumlarda vergi hukukuna gerekli ilgiyi gösterme-
22
Saban, Vergi Yargısının Etkinliği, s. 107; Vergi Hukuku, s. 387; TOBB, s. 178.
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
77TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
mektedir. Günlerce süren tartışmalı toplantılarda bırakın bir oturumun vergi
hukukuna tahsis edilmesini, çoğu zaman bir tebliğ ile bile vergi hukukunun
konuşulması, tartışılması sağlanmamaktadır. Avukatların vergi yükümlülük-
leri konusunda meslek mensuplarından bilgi edinilmesi toplantılarının, vergi
hukukuna ilişkin toplantı yapıldığı anlamına gelmeyeceğinin de bilinmesi
gerekir. Bu ilgisizlik, beraberinde bilgisizliği ve vergi alanına uzak durmayı
getirmektedir. Bu nedenle, vergiye ilişkin düzenlenmeler bir türlü mevzuat
olmaktan hukuk olma evresine geçememekte; bu alan hukuklaşamayan bir
alan olarak kalmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, meslek mensupları bu
alanda hukukçuların yokluğunun oluşturduğu boşluğu doldurmak suretiyle
fiilen avukatlık yapabilmektedir.
5. Vergi Alanının Hukuklaşamamış Olması
Anayasal hareketlerin öncülüğünü vergiye ilişkin düzenlemelerin yap-
mış olmasına; Anayasalarda vergilendirmeye ilişkin çok sayıda ilkeye yer
verilmesine; vergiye ilişkin her düzeyde (hukuk) metinler(i) üretilmesine;
çok sayıda vergi mahkemesi, bölge idare mahkemesi ile Danıştay’ın ver-
gilendirmeye ilişkin olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmekle görevli
olmasına; bir yılda yüz binlerle ifade edilen dava hakkında karar veril-
mesine rağmen, bu alanın bir hukuk alanı olduğunu söylemek mümkün
değildir. Çünkü, yapılan düzenlemeler, mevzuat olmaktan öteye gideme-
mektedir. Kanun ve diğer (hukuk) metinlerin(in) oluşturduğu mevzuat
şüphesiz hukukun bir aracıdır, fakat mevzuatın olması hukukun varlığı
anlamına gelmemektedir. Bir kanun hükmünün hukuk haline dönüşmesi,
yargı organlarının o hükmü uygulaması, onu ete kemiğe büründürüp ona
bir ruh vermesiyle mümkündür. Hukuk, mahkeme içtihatlarıdır. Hukuk,
istikrardır; düzendir; belirliliktir; güvendir. Vergi alanında istikrardan,
düzenden, belirlilikten ve güvenden söz etmek imkansız denecek kadar
zordur. Çünkü, düzenlemelerin devamlılığı; sistem oluşturacak nitelikte
birbiriyle uyumu; basit, açık, net ve anlaşılırlığı; öngörülebilirliği bulunma-
maktadır. Düzenlemenin hukuka uygun olmadığı; uygulamanın hukuka
uygun yapılmadığı, yargılamanın el yordamıyla yapılmaya çalışıldığı bir
alanın hukuk olduğundan; bu alana ilişkin düzenlemenin, uygulamanın
ve yargılamanın hukuklaştığından söz edilemez.
Bu alanının hukuklaşamaması, hukukçularının bu alana ilgisizliğinin
ve bu alandaki bilgisizliğinin bir sonucu; hukukçuların bu alana ilgisiz
ve bu alandan bilgisiz kalması da, bu alanın hukuklaşamamış olmasının
bir sonucudur. Bu alana ilişkin düzenlemelerin mevzuat olmaktan çıkıp
hukuk metinleri haline gelmesi halinde, hukuklaşma süreci başlayacaktır.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Bu sürecin başlaması, hukukçuların bu alana ilgi duymasına ve bu alan
hakkında bilgi sahibi olmasına bağlıdır.
III. VERGİ YARGILAMASI HUKUKUNDA VEKALET
A. Genel Açıklama
Vergi hukukunda vekil aracılığıyla temsil anlamında vekalet ile vergi
yargılaması hukukunda vekalet birbirinden farklıdır. Vergi hukukunda
vergi ödevlisini temsil etmek için, kural olarak, hukukçu ve/veya avukat
olmak gerekli değildir. Başka bir deyişle, bir kimseyi vergi hukukuna ilişkin
işlemlerin yapılmasında temsil edebilmek için avukat olma şartı bulunma-
maktadır. Vekil olacak kişinin avukat olma şartı sadece ve yalnızca ilgilinin
vergi yargısı organları önünde temsil edilmesi halinde aranmaktadır. Bu
bağlamda, ödevli adına tebligatın kabul edilmesi, uzlaşmaya başvurulma-
sı, hataların düzeltilmesi talebinde bulunulması, iade, mahsup ve takas
başvurusunda bulunma, beyanname verme gibi yargı yoluna başvurma
anlamına gelmeyen tüm idari/vergilendirme işlemlerin(in) yapılmasında
vekil olacak kişinin avukat olması gerekmemektedir.
23
Avukat, vergi yargılaması hukukuna davaya vekalet çerçevesinde da-
hil olmaktadır. Ancak, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davaya vekalet
konusunda özel bir düzenleme yer almamaktadır. Yapılan yollama gereği,
idari/vergi yargılama(sı) hukukunda davaya vekalet ya da kanunun ifade-
siyle “tarafların vekilleri” hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
hükümlerinin uygulanması gerekmektedir (İYUK m. 31). Davaya vekalet,
esas itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 59-71. maddele-
rinde düzenlenmektedir. Dava açabilme ehliyetine sahip olan herkesin,
davasını bizzat ve/veya bir vekil aracılığıyla açıp yürütmesi mümkündür
(HUMK m. 59/I; Av. K. m. 35/II). Dava açma ehliyetine sahip olmayan
kimseler adına, ancak kanuni temsilcileri dava açabilmekte ya da dava
açmak üzere vekil tayin edebilmektedir (HUMK m. 59/II). Mahkemelerde
tüzel kişileri organları ya da vekilleri temsil etmektedir (HUMK 60).
B. Vekilin Avukat Olması Zorunluluğu Olan Haller
Avukatlık Kanunu’na göre, “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mü-
talaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar
huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli iş-
lemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı
23
Bu konuda geniş bilgi için bkz., Sadık Kırbaş, s. 53-62; Karakoç, Genel Vergi, s. 107 vd.
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
79TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
avukatlara aittir” (m. 35/I). Bu sayılan iş ve işlemlerde avukatların kanuni
bir tekeli vardır. Avukatlar dışında bu iş ve işlemlerin yürütülmesinde
kimse vekil olarak tayin edilememektedir. Ayrıca, baroda yazılı avukatlar
sayılan iş ve işlemler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip
edebilmektedir (m. 35/II).
Dava açma ehliyeti olan herkes kendi davasına ait belgeleri düzen-
leyebilmekte, davasını bizzat açabilmekte ve işini takip edebilmektedir.
Ancak, Türk Ticaret Kanunu’nun 272. maddesinde belirtilen esas sermaye
miktarının (beş milyar TL) beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan
anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatif-
leri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır (Av. K. m. 35/II).
24
Bu itibarla, avukat bulundurma zorunluluğu getirilen anonim şirket ve
kooperatiflere ancak avukatlar vekil olabilmekte ve bunların davalarının
avukat aracılığıyla yürütülmesi zorunlu olmaktadır.
Avukatlar dava takip etme tekeline sahiptir. Hukuk Usulü Muhakeme-
leri Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yer
alan istisna hükümleri saklıdır (Av. K. m. 35/III). İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 31. maddesinde tarafların vekilleri hakkında Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. İdari
Yargılama Usulü Kanunu bu genel nitelikteki yollamadan başka, “ehliyetli
şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise, otuz gün içinde bizzat
veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine” (İYUK m.
15/1-d) karar verileceği hükmüne yer vermektedir.
Bütün bu hükümlere rağmen, hukukçuların ilgisizliği ve bilgisizliğinin
bir sonucu olarak vergi yargılaması hukuku alanında hukuki meselelerde
mütalaa vermek ve yükümlülerin vergi davalarına ilişkin yazışmaları yü-
rütmek konusunda meslek mensuplarının yoğun bir işleve sahip oldukları,
yani fiilen avukatlık yaptıkları bilinmektedir.
24
“Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara mahallin en büyük mülki idare
amiri tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe
çalışan on altı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgari
ücretin bir aylık tutarı kadar para cezası verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar
ilgililere Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edi-
lebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Bu cezalar 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre tahsil edilir ve Hazineye
gelir kaydedilir” (Av. K. m. 35/II).
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
C. Vekaletnamenin Düzenlenmesi ve Mahkemeye Verilmesi
Davaya vekaletin “şekle tabi” olduğuna ilişkin Borçlar Kanunu’nda
herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Buna karşılık, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun 65. maddesinde, avukatın yetkisini gösteren
vekaletnamenin düzenleme biçimine ilişkin bazı kurallar yer almaktadır.
Buna göre, Danıştay ve diğer vergi yargısı organlarında temsil ancak no-
terin onayladığı vekaletname ile olabilmektedir. Ancak, resmi dairelerin
vekillerine, mensup oldukları daire amiri tarafından verilen vekaletname
geçerlidir. Bunların ayrıca noter tarafından onaylanmasına gerek yoktur.
Ayrıca, yabancı ülkelerde Türk Konsolosluğu tarafından onaylanmış ve-
kaletnameler, noterden onaylanmış vekaletname gibi geçerlidir.
Kural olarak, vekaletnamenin dava açılmadan önce düzenlenmesi ve
dava dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilmesi gerekir. Vekil, vekalet-
namesinin aslını ya da onaylı örneğini dava dosyasına konulmak üzere,
mahkemeye vermekle yükümlüdür.
25
Hazine avukatlarının bir listesi
mahkemelere gönderildiğinden, bunlar vekaletname göstermeden temsil
yetkisini kullanabilmektedir. Mahkemeler, vekil aracılığı ile açılan ya da
yürütülen davalarda, kendiliğinden vekilin temsil yetkisinin bulunup bu-
lunmadığını araştırma yetkisine sahiptir.
D. Vekaletname Olmadan Dava Açılması
Dosyada vekaletnamenin bulunmadığı tespit edilirse, bu eksikliğin
giderilmesi için ara kararı ile ilgiliye süre verilmesi; bu süre içinde eksiklik
giderilmezse, esas hakkında inceleme yapılmadan davanın reddedilmesi
25
“... 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile atıfta bulunulan
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 65. maddesinde, vekilin, imzası noter
tarafından onaylı vekaletname ile vekaletini ispat etmeye ve vekaletnamenin aslını
veya onaylı bir suretini dava dosyasına konulmak üzere vermeye mecbur olduğu,
aynı Kanunun değişik 67. maddesinin 1. fıkrasında, vekaletnamenin aslını veya
örneğini vermeyen vekilin dava açamayacağı ve yargılama ile ilgili hiçbir görev ya-
pamayacağı, şu kadarki, gecikmesinde zarar umulan hallerde mahkemenin vereceği
kesin bir süre içinde vekaletnamesini getirmek şartıyla vekilin dava açmasına veya
usul işlemlerini yapmasına izin verilebileceği, bu süre içinde vekaletname verilmez
veya aynı süre içinde asil, yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye
bildirmezse, davanın açılmamış sayılacağı ve yapılan işlemlerin hükümsüz kalacağı,
son fıkrasında da, vekaletnamenin aslının veya onanmış örneğinin her dosya için ayrı
ayrı verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır./Olayda, temyiz dilekçesini
verdiği tarihte vekaletname süresi geçmiş bulunan, dolayısıyla, davacıyı temsil yetkisi
olmayan avukat tarafından yapılan temyiz talebinin incelenmesi mümkün değildir”.
Dş. 7. D. 18.12.1997 gün ve E. 1996/360, K. 1997/4767, (Dş. Der., S. 96, s. 376).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
81TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
gerekir.
26
Çünkü, vekaletname olmadan (vekil tarafından) açılan davada,
davacının dava açma iradesi bulunmamaktadır.
27
Temsil yetkisi ile vekaletnameyi birbirinden ayırmak gerekir. Temsil
yetkisinin verilmesi, hiçbir şekil şartına bağlı değildir. Buna karşılık, temsil
yetkisini gösteren temsil belgesi, yani vekaletname ancak şekil şartlarına
uyularak düzenlenebilmektedir. Bu nedenle, vekaletname eklenmeden
açılan davada bir yandan vekilin temsil yetkisinin mi bulunmadığını,
yoksa bunu gösteren temsil belgesinin mi düzenlenmediğini belirlemek;
öte yandan gerek temsil yetkisinde gerek temsil yetkisinin ispatlanmasında
yapılmış olan eksikliklerin giderilebilmesi için davacıya ya da vekiline bir
imkan sağlamak gerekir.
28
Bu konudaki eksikliklerin giderilmesi bakımından değişik ihtimaller
söz konusu olmaktadır:
29
a. Vekaletnamesini eklemeden davayı açmış olan vekilin, dava tarihin-
den önce düzenlenmiş olan vekaletnamesini mahkemeye sunarak temsil
yetkisini ispatlaması mümkündür.
b. Dava açıldıktan sonra, davacının vekile vekaletname vermesi sure-
tiyle, “icazet yolu” ile temsil eksikliği giderilebilmektedir. Bu yolla, vekilin
yetkisiz olarak yaptığı işlemler geçerlik kazanmaktadır.
30
26
Gözübüyük-Dinçer, m. 31 no. 37; Gözübüyük-Tan, no. 588.
27
“Dosyanın incelenmesinden, davacı adına yapılan gümrük vergi ve resimleri ek
tahakkukunun kaldırılması istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçede imzası bulunan
avukatın vekaletnamesinin dosyaya ibraz edilmediği, bu husus, düzenlenen ilk ince-
leme tutanağı ile de saptandığı halde, gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır./...
dava dilekçesini yükümlü adına vekaleten imzalamak suretiyle dava açan avukattan,
vekaletini ispat eden vekaletnamenin ibrazı dairemizce istenilmiş olmasına ve buna
ilişkin tezkereler, dairemizin 1995/1901 esasında kayıtlı temyiz dosyasında mevcut
tebliğ alındılarına göre, dava dilekçesi ile diğer dilekçelerde gösterilen tebligat ad-
reslerinde, 16.1.1997 ve 24.3.1997 tarihlerinde, ‘sekreter ... imzasına’ şerhi ile tebliğ
edilmesine rağmen, vekaletname gönderilmemiştir./Bu durumda, mahkemece,
öncelikle yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınmak suretiyle bir karar veril-
mesi gerekirken, işin esası hakkında karar tesisinde isabet görülmemiştir.” Dş. 7. D.
7.5.1997 gün ve E. 1995/1901, K. 1997/1857, (Dş. Der., S. 94, s. 476-479).
28
Gözübüyük-Dinçer, m. 31 no. 39; Gözübüyük-Tan, no. 589.
29
Bkz., Gözübüyük-Dinçer, m. 31 no. 39; Gözübüyük-Tan, no. 589.
30
“Usulsüzlük cezasına ... henüz vekil olmayan Avukat ... tarafından itiraz olunduğu
... anlaşılmıştır./İtiraz Komisyonunca ... tarihinde karar verildiğine ve bu kararın
verildiği tarihten önce ... umumi vekaletnamenin ibraz edildiğine göre ... yükümlü
vekili avukat ... tarafından yapılan itirazın geçerli olduğunu ... kabul etmek gerekir.”
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
c. Davacı temsil yetkisi olmayan vekilin açtığı davayı benimseyerek
kendisi yürütebilir. Bu durumda da “icazet yolu” ile vekilin yaptığı işlemler
geçerlik kazanmaktadır.
Davacı ya da vekili, mahkemenin belirlediği süre içinde temsil konu-
sunda var olan eksikliği gidermezse, yargı organının davanın esasına girme-
den, davayı temsil yetkisi yokluğundan reddetmesi ya da vekil tarafından
yapılmış olan işlemleri yapılmamış sayması gerekmektedir.
31
E. Avukat Olmayan Vekilin Dava Açması
Vergi yargılaması hukukunda, avukat olmayan vekil tarafından dava
açılması, ilk incelemede dikkate alınması gereken bir husustur. Şirketler
ve/veya ferdi işletmeler ya şirketi/işletmeyi temsile yetkili olmayan bir
çalışanları ve/veya meslek mensupları aracılığıyla dava açma yoluna
gidebilmektedir.
32
Oysa, davanın ya işlemin muhatabı olan gerçek kişi
ve/veya tüzel kişinin temsilcisi tarafından bizzat ya da avukat olan vekili
Dş. 7. D. 27.3.1974 gün ve E.1973/2015, K.1974/599, (Dş. Der., S. 16-17, s. 267); “Olayda
davacının vekili durumunda bulunan Avukat...’ın açmış olduğu davaya ve yaptığı
işlemlere, vasinin bu avukatı yeniden vekil atayarak icazet vermiş olması, davacı-
nın yararına bir sonuç doğuracağından, davanın başından beri yapılan işlemlerin
geçerli sayılması yasa hükümlerine uygun düşmektedir./Böyle durumlarda, temyiz
yeteneğinden yoksun bulunanların yaptıkları işlemlerin icazetle geçerlilik kazana-
mayacağının kabulü, korunmak istenilen kimsenin yararına değil zararına sonuç
vereceğinden hukuka aykırı olur./Bu durumda davacının vasisi aynı avukatı vekil
tayin edip, bu dava ile ilgili daha önce açılan ve bundan sonra açılacak davalarda
aynı avukata izin verdiğine ve usul eksikliği sonradan giderildiğine göre, davanın
ehliyet yönünden reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.” Dş.
8. D. 14.5.1997 gün ve E.1996/2250, K.1997/1639, (Dş. Der., S. 94, s. 552-554);
31
“...vekaletnamesini Danıştay’da davanın açılışı sırasında ibraz etmeyen bir avukat,
vekaletnamesini ilk celsede (duruşmalı işlerde duruşma sırasında, duruşmasız işlerde
işin heyet ve kurulca incelenmesi ve kararın verilmesi anına kadar) ibraz edebilecek,
bu takdirde temsil yetkisi eksikliği başlangıçtan itibaren ortadan kalkmış olacaktır.
Avukat herhangi bir şekilde vekaletnamesini ibraz etmesi için daire veya kurul ta-
rafından bir mühlet verilmiş ve bu mühlet içinde vekaletname ibraz edilmemiş ise,
vekil tarafından yapılan işler yapılmamış sayılacaktır.” Dş. İBK, 9.1.1971 gün ve E.
1970/26, K.1971/4, (Dş. Der., S. 4, 100).
32
“... Maliye Bakanlığı’nın 6 sayılı Tebliği’nin 2. maddesinin (c) bendinin iptali için
açılan davada; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1238 sayılı Yasa’yla değişik 35.
maddesi uyarınca gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak yetkisi
yalnız baroda kayıtlı avukatlara ait olduğundan davacı şirketin avukat sıfatını taşı-
mayan mali müşaviri tarafından açıldığı anlaşılan davaya ait dilekçenin, bu kararın
tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili şirket temsilcisi veya avukat vasıtasıyla
yeniden dava açılmakta serbest olmak üzere reddine karar verilmiştir.” Dş. DDK
7.4.1978 gün ve E. 1978/657, K.1978/273, (Gözübüyük-Dinçer, m. 15 no. 36).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
83TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
tarafından açılmalıdır. Davanın, dava açma ehliyeti olan kişinin avukat
olmayan vekili tarafından açılması halinde, otuz gün içinde bizzat veya
avukat aracılığıyla dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verilmesi
gerekir (İYUK m. 15/1-d).
33
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. bendinde, dava
dilekçelerinin maddede yedi bent halinde sayılan yönlerden sırasıyla in-
celeneceği, bu bendin (c) alt bendinde ise, dilekçenin ehliyet yönünden
incelemeye tabi tutulacağı belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 15. madde-
sinin 1/d bendinde de, (c) bendinde yazılı hallerde ehliyetli olan şahsın
avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise, otuz gün içinde bizzat
veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar
verileceği hükme bağlanmaktadır. Bu hükümlerin amacı, idari/vergi da-
vasına konu işlemin asıl muhatabı yerine avukat olmayan vekili tarafından
dava açılması halinde, asıl muhatabın dava açma hakkının, bizzat veya bir
avukat tarafından dava açılmasına imkan tanınması suretiyle korunmasına
yöneliktir. Bu amacın sağlanması hususunda, kanun koyucunun gerçek
ve tüzel kişilerle kamu kurum ve kuruluşları arasında bir ayırım gözettiği
de düşünülemez. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, ehliyet yönünden
yapılacak ilk inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmesini düzen-
leyen 15/1-b maddesinin amacı ise, yukarıda belirtilen durumdan farklıdır.
Bu maddeyle varılmak istenen amaç, bir idari davanın, idari işlemin asıl
muhatabı yerine, idari işlemin uygulanması halinde bile hak ve hukukunda
olumsuzluk yaratılması söz konusu olmayan gerçek ve tüzel kişiler veya
33
“...İdari davaların açılması sırasında, dava açma iradesinin yazılı belgesi olan dilek-
çelerin, dava açma ehliyetini haiz davacı, tüzel kişilerde yasal temsilciler tarafından
imzalanması gerekir./Tüzel kişiliği haiz davacı Kurum’un, adına salınan ek Gümrük
Vergisi ve Fonlara karşı dava açmaya ehil olduğu tartışmasızdır. Türk Ticaret Kanunu
ve Ana Sözleşmesi gereği Kurum bu yetkisini ancak, yönetim kurulu veya bu konu-
da yetkili olduğu kanıtlanan temsilcileri aracılığı ile kullanabilir./Dava dilekçesini
imzalayan ithalat müdürüne ait yetki belgesinden, yargı yerleri önünde şirketi temsil
yetkisi bulunmadığı anlaşılan sözü geçenin sadece Kurumun yönetsel işlerinin bir
kısmını izlemekle görevlendirildiği saptanmıştır./2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun, dilekçeler üzerinde yapılacak ilk inceleme üzerine verilecek kararları
düzenleyen 15’inci maddesinin 1/d bendinde, 14’üncü maddenin (c) bendinde yazılı
hallerde, ehliyetli şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılması takdirinde
otuz gün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin
reddine karar verilmesi öngörülmüştür./Kanun’un bu hükmünde yazılı ‘avukat
olmayan vekil’ tanımlamasının, dava açma ehliyetini haiz gerçek ve tüzel kişilerin
temsilcilerini de kapsadığı sonucuna varıldığından, Vergi Mahkemesi’nce, söz
konusu kural uyarınca dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken, dava açma
hakkının kullanımını yasa yapıcının iradesine aykırı biçimde sınırlayarak davanın
ehliyet yönünden reddine ilişkin Israr Kararında yasaya uygunluk görülmemiştir.”
Dş. VDGGK 19.1.1990 gün ve E. 1989/140, K. 1990/9, (Dş. Der., S. 80, s. 140-143).
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
bunların kanuni temsilcileri tarafından açılması halinde yargı organlarının
gereksiz yere meşgul edilmelerini önlemektir.
34
F. Avukat - Müvekkil İlişkisi
Bir davada avukat ile avukata vekalet veren taraf arasındaki ilişki bir
özel hukuk ilişkisidir. Bu ilişki, Borçlar Kanunu’nun vekalet sözleşmesi
hükümleriyle düzenlenmektedir (BK m. 386 vd.).
Vekalet veren ile vekil arasındaki ilişki, taraflardan birinin ölümü
halinde sona ermektedir. Vekalet verenin ölümünden sonra, vekilin öleni
temsil edebilmesi için, vekaletnamede açık bir yetkinin verilmiş olması
gerekir.
35
Vekalet sözleşmesi, istifa ve/veya azil nedeniyle de sona ermektedir.
İstifa, vekilin, müvekkilinin kendisine bıraktığı bir işin idaresinden veya
bir hizmetin yerine getirilmesinden tek taraflı bir irade beyanı ile ayrılma-
sıdır. Azil ise, müvekkilin tek taraflı irade açıklaması ile vekilin görevine
son vermesidir. Uygun zamanda olmak kaydıyla, vekaletten azil ve istifa
her zaman mümkündür (BK m. 396).
Avukatlık Kanunu, avukatın hak ve görevlerini ayrıntılı bir biçimde
düzenlemektedir. Avukatlık Kanunu’nun 13. maddesine göre, bir hakim
veya Cumhuriyet Savcısı’nın eşi, sebep veya nesep itibariyle usul ve fü-
rûndan veya ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlarından olan
avukat, o hakim veya cumhuriyet savcısının baktığı dava ve işlerde avu-
katlık yapamaz.
34
“Olayda davaya konu kaçakçılık cezasının asıl muhatabının Eskişehir Belediyesi’ne
bağlı belediye ekmek fabrikası işletme müdürlüğü olduğu, bu nedenle dava ehliye-
tinin bizzat belediye başkanınca veya tevkil edeceği avukat vasıtasıyla kullanılacağı
tartışmasızdır. Bu itibarla belediye başkanının dava açma ehliyetinin, belediye başkan
yardımcısınca kullanılması kanunen mümkün değilse de, belediye başkanı ehliyetli
olduğuna göre, bizzat belediye başkanı veya tevkil edeceği bir avukat vasıtasıyla
dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken, davanın 2577 sayılı
Kanun’un 15/1-d maddesi uyarınca reddedilmesinde yasal isabet görülmemiştir”.
Dş. 4. D. 10.3.1993 gün ve E. 1990/4052, K. 1993/1116, (Dş. Der., S. 88, 1994, s. 217).
35
“...Borçlar Kanunu’nun 397. maddesinin 1. fıkrasında da vekil veya müvekkilin ölü-
müyle vekaletin son bulacağı hükme bağlanmıştır./...Açıklanan nedenlerle, ölüm ile
sona eren vekalet ilişkisine dayanılarak avukat tarafından açılan davanın inceleme
olanağı bulunmadığından ... vergi mahkemesinin ... kararının bozulmasına ... karar
verildi.” Dş. 9. D. 3.10.1986 gün ve E. 1984/2026, K. 1986/2610, (Dş. Der., S. 66-67, s.
408).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
85TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Emeklilik veya istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan adli, idari
ve askeri yargı hakim ve savcılarının son beş yıl içinde hizmet gördükleri
mahkeme veya dairelerin yargı çevresinde, görevden ayrılma tarihinden
itibaren iki yıl süre ile avukatlık yapmaları yasaktır. Bu yasak, Anayasa
Mahkemesi üyeleri ve diğer yüksek mahkeme hakimleri için de geçerlidir
(Av. K. m. 14/I, II).
Devlet, Belediye, İl Özel İdaresi, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkın-
da 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin kapsamına giren iktisadi
devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müessese,
bağlı ortaklık ve iştiraklerinde çalışanlar, buralardan ayrıldıkları tarihten
itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları idare aleyhine dava alamaz ve takipte
bulunamazlar (Av. K. m. 14/III).
Hukuk alanında profesör ve doçentlik avukatlıkla birleşebilen işler-
dendir. Ancak, yüksek öğretimde görevli profesör ve doçentlerin yüksek
öğretim kurum ve kuruluşları aleyhindeki dava ve işleri takip etmeleri
yasaktır. Bu yasak, avukatların ortaklarını ve yanlarında çalıştırdıkları
avukatları da kapsamaktadır (Av. K. m. 12/I-b, III, IV).
G. Vekalet Ücreti
1. Genel Olarak
Vekalet/avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan
meblağı veya değeri ifade etmektedir (Av. K. m. 164/I). Vekalet ücreti,
kural olarak, avukatla iş sahibi arasında yapılan bir ücret sözleşmesiyle
belirlenmektedir. Vekalet ücreti, niteliği itibariyle yargılama giderleri
arasında yer almaktadır. Vekalet ücretinin tabanı, Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi ile belirlenmektedir. Vekalet ücreti, tarifede belirtilen en az ücretin
altında olmamak üzere taraflarca serbestçe kararlaştırılabilmektedir. Avu-
katlık Kanunu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekalet ücretinin
kararlaştırılmasını yasaklamaktadır (Av. K. m. 164/IV).
Yargılama giderleri arasında yer alan vekalet ücretinin tutarını, mahke-
melerin, vekille müvekkil arasındaki ücret sözleşmesini dikkate almadan,
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirtilen miktardan az ve üç katından
çok olmamak üzere belirlemesi gerekmektedir (Av. K. m. 169). Uygulamada
tarafları ve konusu aynı ya da tarafları değişik ve aynı nitelikteki, yani seri
halinde açılan davalar ve yapılan duruşmalar için hükmedilecek vekalet
ücreti konusunda Danıştay Kararları arasında görüş ayrılıkları bulunmak-
taydı. Danıştay’ın kimi kararlarında, seri davalar için bir dava gibi; kimi
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
kararlarında ise, her biri için ayrı vekalet ücreti hükmedilmekteydi. Bu
konudaki görüş ayrılığı İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı ile giderilmiş
ve seri halinde açılan davaların ya da duruşmaların her biri için ayrı ayrı
vekalet ücreti takdir edilmesi kararlaştırılmıştır.
36
Avukat ile müvekkil arasında vekalet ücretinden doğan uyuşmazlıklar,
özel hukuk uyuşmazlığı olduğundan adli yargıda çözümlenmektedir.
37
2. Vekalet Ücretinin Hesaplanması
Danıştay, vekalet ücretini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre, iptal
davalarında “maktu”; tam yargı davalarında ise, “nispi” olarak takdir etmek-
tedir. Davanın kısmen kabul, kısmen reddedilmesi durumunda ise, vekalet
ücretini haklılık oranına göre iki taraf arasında bölüştürmektedir.
38
3. Vekalet Ücretine Karar Verme
İdari Yargılama Usulü Kanunu, vekalet ücreti konusunda özel bir
düzenlemeye gitme yerine Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na
yollamada bulunmakla yetinmektedir (İYUK m. 31). Hukuk Usulü Mu-
hakemeleri Kanunu ise, vekalet ücretini yargılama giderleri arasında say-
maktadır. Davada haklı çıktığı için lehine yargılama giderine hükmedilen
taraf davasını avukat aracılığıyla takip etmiş ise, kararda diğer yargılama
giderlerinden başka, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanacak
vekalet ücretine de hükmedilmektedir (HUMK m.169, 421). Vergi yargısı
organları, yargılama sonucu haksız çıkan tarafı kendiliğinden yargılama
giderlerini ödemeye mahkûm etmektedir. Bunun için haklı çıkan tarafın
bir talepte bulunmasına gerek yoktur.
39
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek
vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas
ve mahsup edilemez, haczedilemez (Av. K. m. 164/V).
36
“Avukat tarafından Danıştay’da seri halinde açılıp takip olunan tarafları ayrı, konusu
aynı/ya da /tarafları ve konusu aynı olan, benzer davalarda, vekalet ücretinin her
dava için ayrı ayrı olmak üzere davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilmesi
gerekeceğine ...” Dş. İBK 28.2.1975 gün ve E. 1973/12, K. 1975/8, (RG, 12.11.1975-
15410).
37
Gözübüyük-Dinçer, m. 31 no. 47; Gözübüyük-Tan, no. 591.
38
Gözübüyük-Dinçer, m. 31 no. 50; Gözübüyük-Tan, no. 592.
39
Yargıtay’ın içtihadı da bu yöndedir. Yrg. İBK, 29.5.1957 gün ve E. 1957/4, K. 1957/16,
(RG, 4.9.1957-9697).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
87TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Hukuklaşamayan bir alan olan vergi (hukuku) alanında hukukçunun
değişik konumlarda işlevler üstlenmesi mümkün ve muhtemeldir. Ancak,
vergi yargılaması hukuku alanında hukukçunun adı yoktur. Bunun çeşitli
sebepleri bulunmaktadır. Bunların başında, hukukçu adaylarının ve/veya
hukukçuların bu alana ilgisizlikleri ve bu ilgisizlik sonucu ortaya çıkan
bilgisizlikleri gelmektedir. Hukuk fakültelerinin genelinde vergi hukuku
ile ilgili derslerin diğer hukuk dallarına ilişkin derslerden daha az olduğu
ve okutulduğu söylenemez. Çünkü, az olan ders saatleri değil, bu alana
olan ilgidir. Bu ilginin oluşturulabilmesi ve/veya uyandırılabilmesi için
gösterilen gayretlerin yeterli olmadığı açıktır. Hukukçuların vergi (hukuku)
alanına ilgisinin artmasının, bu alanın hukuklaşmasına ve ülkede hukukun
üstünlüğünün egemen olmasına önemli katkısının olacağı muhakkaktır.
Vergi yargılaması hukuku alanında avukatlık hizmetlerinden gereği
gibi ve yeterli ölçüde yararlanılamadığı bilinmektedir. Bu konuda gerekli
ve yeterli donanıma sahip olan avukatlar yetiştirmenin yolları aranmalıdır.
Avukatlık stajı ve meslek içi eğitimle ilgili düzenleme ve yönlendirmeler
yapılmalıdır. Ayrıca, lisans programlarında yer alan vergi hukuku ve ver-
gi hukukuna ilişkin seçimlik derslerin yanında, tezli/tezsiz yüksek lisans
ve doktora programlarında vergi hukukuna ilişkin derslere yer verilmesi
suretiyle bu alana ilgi duyanlara uzmanlaşma yolu açılmalıdır. Vergi
sorunlarının/uyuşmazlıklarının çözümünde hukukçular/avukatlarla mes-
lek mensuplarının sıkı bir işbirliği yapmaları gerektiği unutulmamalıdır.
Yargı organları önünde kişi ve kurumları temsil yetkisi avukatlara
aittir. Avukat olmayan bir kimsenin başka birisi adına dava açması müm-
kün değildir. Avukat olmayan birisinin başkası adına açtığı davanın, ilk
inceleme aşamasında, ehliyet yönünden reddine karar verilmesi yerine,
adına dava açılan kimseye, dava açma iradesini bizzat veya avukat olan
vekili aracılığıyla mahkemeye açıklamasına imkan tanınmalıdır. Ancak bu
yolla, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi
ve hukuka aykırılıkların giderilmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması
mümkündür. Hukukta ve özellikle yargılama hukukunda usûl çok önemli-
dir. Ancak, esas usûle feda edilmemelidir. Bu nedenle, dava açma hakkının
kaybına yol açmamak için, dava açma iradesinin usulüne uygun olarak
ifade edilmesini mümkün kılmak gerekir. Hakimlerin görevi, uyuşmaz-
lıkları Anayasaya, hukuka ve kanuna uygun olarak vicdani kanaatlerine
göre çözmektir.
Yusuf KARAKOÇ hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
KAYNAKLAR
Çetintemel, Harun, “Türkiye’de Hukuk Öğretimi (İdare Hukuku Öğretim ve
Eğitimi İle Sınırlı Olarak”, Dş. Der., S. 92, 1997, s. 37-48.
Deryal, Yahya, “Türk Hukukunda Bilirkişinin Nitelikleri ve Avukatın Bilirki-
şilik Yapması”, Ankara Barosu Dergisi, S. 2001/3, Yıl: 59, s. 15-36.
Gözübüyük, Şeref - Dinçer, Güven, İdari Yargılama Usulü, Turhan Kitabevi,
Ankara 1996.
Gözübüyük, Şeref - Tan, Turgut, İdare Hukuku C. 2, İdari Yargılama Hukuku,
Turhan Kitabevi, Ankara 1999.
Güriz, Adnan (Editör), Hukuk Öğretimi Sempozyumu, AÜHF Yayınları No: 497,
Ankara 1993.
Hirsch, Ernst E. (Çev. Fatma Suphi), Anılarım (Kayzer Dönemi-Weimer Cumhu-
riyeti-Atatürk Ülkesi), 6. Basım, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitaplığı No: 45,
Ankara Mayıs 2000, (Anılarım).
Kaneti, Selim, Vergi Hukuku, 2. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1989.
Karakoç, Yusuf, “Vergi Yargılaması Hukukunun İşlevleri”, Vergi Sorunları
Dergisi, Haziran 1999, S. 129, s. 84-96, (İşlevler).
Karakoç, Yusuf, “Vergi Yargılaması Hukukunda Bilirkişilik Kurumu”, Vergi
Sorunları Dergisi, Haziran 1998, S. 117, s. 104-148, (Bilirkişilik).
Karakoç, Yusuf, Genel Vergi Hukuku, 3. Bası, Yetkin Yayınları, Ankara 2004,
(Genel Vergi).
Karayalçın, Yaşar, Hukukda Öğretim – Kaynaklar – Metod Problem Çözme, 5. Bası,
BTHAE Yayınları 2001/II, Ankara 2001.
Kırbaş, Sadık, “Vergi Hukukunda Vekilin Konumu ve Yetkileri”, Vergi Dünyası,
S. 119, Temmuz 1991, s. 53-62.
Kumrulu, Ahmet, “Vergi Davalarında Uygulanan Gecikme Faizi Hakkında
Düşünceler”, AÜHFD, C. XL, 1988, S. 1-4, s. 237-250, (Gecikme Faizi).
Kumrulu, Ahmet, “Uzlaşmaya İlişkin Bir İçtihatları Birleştirme Kararının Işı-
ğında Vergi Hukukunda Teori, Uygulama ve Öğretim”, Mali Hukuk, Yıl:
1989, Ocak-Şubat, S. 19, s. 3-28, (Uzlaşma).
hakemli makaleler Yusuf KARAKOÇ
89TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Kumrulu, Ahmet, “Türkiye’de Vergi Yargısının İşlevi ve Hukuk Düzenine
Katkısı Üzerine Bir Değerlendirme”, II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, İdari
Yargının Dünyada Bugünkü Durumu, 10-13 Mayıs 1993, Ankara, s. 231-240,
(Vergi Yargısının İşlevi).
Öncel, Mualla - Kumrulu, Ahmet, “Maliye Eğitiminde Hukuki Yaklaşım”, Tür-
kiye I. Maliye Eğitimi Sempozyumu, 22-24 Nisan 1985, Anadolu Üniversitesi,
Eskişehir 1986, s. 1-16.
Pekcanıtez, Hakan, “Hukukta Aktif Eğitim”, Türkiye Barolar Birliği, Hukuk Öğ-
retimi ve Hukukçunun Eğitimi, Uluslararası Toplantı Ankara 9-10-11 Ocak
2003, Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 59, Ankara 2004, s. 109-118.
Saban, Nihal, Türk Yargı Sisteminin Etkinliği Araştırma Projesi Vergi Yargısının
Etkinliği Raporu, TESEV Yayınları 10, İstanbul 2000, (Vergi Yargısının Et-
kinliği).
Saban, Nihal, Vergi Hukuku Genel Kısım, Der Yayınları, İstanbul 2002, (Vergi
Hukuku).
Türkiye Barolar Birliği; Hukuk Öğretimi ve Hukukçunun Eğitimi, Uluslararası
Toplantı Ankara 9-10-11 Ocak 2003, Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 59,
Ankara 2004.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği; Vergilemede Global Eğilimler AB ve Türk Vergi
Sistemi, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara 2001.
Uygun, Oktay, “Türkiye’de Hukuk Öğretiminin Sorunları ve Bir Öğretim
Reformu Önerisi”, İstanbul Üniversitesi, Cumhuriyet’in 75. Yıl Armağanı,
İstanbul 1999, s. 359-388.