Gülgün ANIK makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
GİRİŞ
İngiliz hukukunda, hiç ifa etmeme veya imkansızlık, ifada gecikme
ve kötü ifa halleri ifa etmeme (non-performance) üst başlığı altında değil,
sözleşmenin ihlali (breach of contract) olarak ele alınmaktadır. Alman Me-
deni Kanunu’nda (BGB), “breach of contract” üniter kavramı yoktur. Onun
yerine, BGB’de, OR’de (İsviçre Borçlar Kanunu) ve ABGB’de (Avusturya
Genel Medeni Kanunu) imkansızlık ve gecikme şeklinde iki ifa etmeme
nedeni vardır. Bunların dışında üçüncü bir durum daha çıkabilir ki bu da
kötü ifa olarak adlandırılan imkansızlık veya gecikme sayılamayan bütün
ifa etmeme halleridir. Buna da sözleşmenin pozitif ihlali denmektedir.
1
Fransızca’da temerrüt “demeure”, borçlunun temerrüdü “demeure du dé-
biteur” olarak geçer. İngilizce’de temerrüt “breach of contract” olarak ifade
edilir. Almanca’da temerrüt “Erfüllung” kelimesi ile belirtilir.
Türk Borçlar Kanunu (BK) m. 96-108’de borçların ifa edilmemesinin
sonuçları düzenlenmiştir. Borç hiç veya gereği gibi yerine getirilmezse ifa
etmeme sonucu meydana gelir. Bu durum BK m. 96’da düzenlenmiştir. İfa
etmeme yani borca aykırılık üç şekilde meydana gelebilir:
BORÇLUNUN TEMERRÜDÜNDEN DOLAYI
SÖZLEŞMEDEN DÖNME
Gülgün ANIK
1
Zweigert - Kötz, s. 525-531; Öz, s. 90; “Borçlunun sözleşmeye aykırılıklarını, Roma
hukukunun ‘dar hukuk (stricti iuris) sözleşmeleri’ ile ve Mommsen’in ‘ifa edeme-
me-ifa etmek istememe’ kategorileri ile koşullanarak, kusurlu ifa imkansızlığı ve
temerrüt kategorilerine ayıran Alman hukuku düzeninde bu iki kategorinin dışında
kalan bir sözleşmeye eykırılık türünü ilk olarak sezip seçen hukukçu STAUB olmuş
(Staub, Die Positiven Vertragssverktzungen, Berlin, 1904) daha sonra, STOLL ‘akdin
müspet ihlali’ diye nitelenen bu sözleşmeye aykırılık olgularını yerli yerine, gerçek
yörüngesine oturtmuştur (Stoll, ACP 136, 134 i.s.)” Serozan, Sözleşmeden Dönme,
s. 302-303.
makaleler Gülgün ANIK
215TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
i. Borç hiç ifa edilmemiş veya imkansız hale gelmiştir,
ii. Borçlu ifa mümkün olduğu halde yerine getirmemektedir yani
mütemerrittir,
iii. Kötü ifa söz konusudur.
2
İmkansızlık, borçlunun edimini istese de yerine getirememesidir. Borç-
lu temerrüdü ise, borçlunun edimini yerine getirebileceği halde onu yerine
getirmek istememesidir. Kötü ifa, imkansızlık ve temerrüt sayılamayan tüm
sözleşmeye aykırılık halleridir.
3
Bu çalışmanın birinci bölümünde Türk hukukunda borçlunun temer-
rüdü hakkında genel bilgi verildikten sonra ikinci durumun sonuçlarından
biri yani borçlunun temerrüdünden dolayı sözleşmeden dönme konusu
incelenecektir. İkinci bölümde genel olarak yabancı hukuklarda ve Viya-
na Sözleşmesi’nde borçlunun temerrüdünde sözleşmeden dönme konusu
anlatılmaya çalışılacaktır.
A. TÜRK HUKUKUNDA BORÇLUNUN TEMERRÜDÜNDE
SÖZLEŞMEDEN DÖNME
I. Borçlunun Temerrüdü
1. Kavram
Temerrüt, hukuk dilinde gecikme, karşı durma anlamına gelmektedir;
kanun veya akte göre yapılması gerekeni zamanı gelince yapmamaktır.
4
Borçlunun temerrüdü, borca aykırılığın diğer bir çeşididir ve BK m.
101-108’de düzenlenmiştir. Borcun ihlali, ifanın geciktirilmesinden ileri
geldiği takdirde borçlunun temerrüdünden söz açılır. Borçlunun temer-
rüdü, muaccel bir borç borçlusunun vadesinde veya vade yoksa alacaklının
istemesine rağmen borcunu ödememesidir.
Bazı yazarlar, borçlunun temerrüdünü tarif ederken temerrüdü bir
sorumluluk kaynağı veya sebebi olarak algılamaktadır. Tarife göre “borçlu,
ifa etmekten kaçınamayacağı, muaccel ve mümkün bir edimi zamanında yerine
getirmediği için alacaklının ihtarına maruz kalırsa, bu suretle gerçekleşen sorum-
luluk sebebine temerrüt denir”.
5
2
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1135.
3
Serozan - Kocayusufpaşaoğlu - Hatemi - Serozan - Arpacı, s. 181.
4
Özcan, s. 710.
5
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1220.
Gülgün ANIK makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
2. Borçlu Temerrüdünün Şartları
a. Borcun Muaccel ve Dava Edilebilir
6
Olması Gerekir
BK m. 101/1’de borçlunun mütemerrit olabilmesi için açıkça muaccel
bir borcun varlığı aranmaktadır. Zamanaşımı gibi bir savunma ile borçlu
ifadan kaçınabiliyorsa temerrüde düşmekten kurtulur.
b. Borcun İfasının Mümkün Olması Gerekir
BK m. 102/2’ye göre ifa imkansızlığı halinde borçlu temerrüt sorumlu-
luğundan kurtulur. Borcun ifası imkansız hale gelmişse temerrüt hükümleri
uygulanmaz; ancak, temerrütten sonra borç imkansızlaşmışsa BK m. 102’nin
anlamına göre temerrüt hükümleri uygulanır.
c. Alacaklının İfayı Kabule Hazır Olması Gereki
Borçlunun temerrüdünün gerçekleşebilmesi için alacaklının mütemerrit
olmaması gerekir. Borcun ifasını mümkün kılmak için yapılması gerekli
ön hazırlıklar varsa alacaklının bunları önceden yerine getirmiş olması
gerekir. Örneğin; seçme hakkı alacaklıda ise ifası gereken edimi önceden
seçmiş olmalıdır.
7
d. Borçlunun İfada Bulunmamış Olması Gerekir
İfa etmeme, borca aykırı bir davranış olmalıdır ve borçlunun BK m.
81 veya 82’ye dayalı olarak ödemezlik def’i ileri sürerek edimini ifadan
kaçınma hakkı bulunmamalıdır.
8
e. Alacaklının Borçluya İhtarda Bulunması Gerekir
BK m. 101/1 borçlunun alacaklının ihtarıyla mütemerrit duruma dü-
şeceğini belirtir. 2. fıkra ihtar şartına istisna getirmektedir. Şöyle ki, borcun
ifa edileceği gün karşılıklı anlaşarak tayin edilmiş veya saklı tutulan bir
hakka dayanarak iki taraftan birisi ifa gününü ihbarda bulunmak suretiyle
tesbit etmişse bu günün sona ermesiyle borçlu mütemerrit olur. Dürüstlük
6
12.11.1979 T. E. 1979/1, K. 1979/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, Tekinay - Akman
- Burcuoğlu - Altop, s. 1220, dpn. 2a naklen.
7
Feyzioğlu, s. 240.
8
Eren, s. 1086-1087.
makaleler Gülgün ANIK
217TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
kuralı gereğince ihtar gereksizse borçlu muacceliyet tarihinden itibaren
mütemerrit olur. Sözleşmede temerrüt için muacceliyetin yeterli olduğu,
ayrıca ihtara gerek olmadığı kararlaştırılmışsa borçlu ihtarsız mütemerrit
olur. Son olarak, iade veya tazmin borcu haksız fiilden
10
veya mahkeme
kararından
11
doğuyorsa ayrıca ihtara gerek yoktur.
f. Borçlu Temerrüdünde Kusur
BK m. 101, borçlu temerrüdünde kusur şartını öngörmemektedir.
12
Fa-
kat temerrüt yüzünden BK m. 102’ye dayalı olarak gecikme tazminatı veya
karşılıklı taahhütleri havi akitlerde bir tarafın temerrüdü halinde ifa yerine
BK m. 106’ya dayalı tazminatın yada karşılıklı akitlerde temerrüt yüzünden
sözleşmeden dönme halinde BK m. 108’e dayalı tazminatın istenebilmesi
için borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması gerekir. Buna karşılık,
para borcunda temerrütte BK m. 103’e göre borçludan temerrüt faizi iste-
nebilmesi veya karşılıklı akitlerde bir tarafın borçlu temerrüdüne düşmesi
halinde diğer tarafın BK m. 106/2’ye göre sözleşmeden dönebilmesi için
temerrüde düşmede borçlunun kusuru şart değildir.
13
3. Borçlu Temerrüdünün Genel Sonuçları
a. Genel Olarak
BK m. 102/1’e göre borçlu temerrüdü, borçlunun gecikme tazminatı
ödemesine ve temerrütten sonra kazara meydana gelecek zararlardan so-
rumlu olmasına yol açar. BK m. 102/2’ye göre de borçlu temerrüde düş-
mede kusursuz olduğunu ispatlarsa fıkra 1’in öngördüğü bu sorumluluk
halinden kurtulur. Temerrüdün bu genel sonuçları yani gecikme tazminatı
ve kazadan sorumluluk ile BK m. 103-105’de düzenlenen para borçlarında
temerrüdün sonuçları her türlü borç ilişkilerinde söz konusudur. Bunun
dışında alacaklı borçlunun temerrüdü nedeniyle ifadan vazgeçip ifa yerine
9
Y. Tic. D. 7.10.1968 T. 415/5105 K, Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1230,
dpn. 25 naklen.
10
Y. 9. HD, 17.12.1967 T, 8660/9027 K., Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1231,
dpn. 28 naklen.
11
Y. 4. HD, 7.5.1974 T. E. 1973/852 K. 1974/2338, Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop,
s. 1231, dpn. 28a naklen.
12
“Borçlunun temerrüde düşmesi için kusurlu bulunması gerekmez” Tunçomağ, s.
912.
13
Feyzioğlu, s. 241; BK m. 108 hükmüne göre alacaklı borçlunun kusuru olmasa da
sözleşmeyi bozabilir, Velidedeoğlu - Özdemir, s. 246.
Gülgün ANIK makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
tazminat veya sözleşmeden dönme hakkına sahip değildir. Ancak borç
imkansız hale gelmişse BK m. 96’ya dayalı olarak borcun yerine getirilme-
mesinden doğan zararının tazminini talep etme hakkına sahiptir. Bunun
dışında iki taraflı akitlerde BK m. 106 borçlunun temerrüdü nedeniyle ifa-
dan vazgeçip ifa yerine müspet zararın tazminini talep veya sözleşmeyi
feshetme haklarını alacaklıya tanımıştır.
b. Gecikme Tazminatı
BK m. 102/1’de düzenlenen gecikme tazminatı alacaklının borcun geç
ifa edilmesinden dolayı uğradığı zararı telafi etmeyi sağlar. Gecikme taz-
minatı ifa ile birlikte talep veya ayrıca dava edilebilir.
14
Gecikme tazminatı
talep edebilmek için borçlunun mütemerrit olması, alacaklının gecikmeden
dolayı zarara uğramış olması, geç ifa ile gecikme zararı arasında uygun
illiyet bağı ve borçlunun kusurlu olması gerekir.
15
Tazmin edilecek zarar,
alacaklının malvarlığının temerrüde düşülmeden borç ifa edilmiş olsay-
dı bulunacağı durum ile gecikmeli ifa sonundaki hali arasındaki farktır.
Bu zararın kapsamına alacaklının gecikme yüzünden yaptığı masraflar,
borçlunun gecikmesi yüzünden alacaklının başkalarına ödemek zorunda
olduğu tazminatlar, temerrüt devresinde malın değerinin düşmesi yüzün-
den alacaklının uğradığı zarar veya borcun ifasının gecikmesi yüzünden
alacaklının mahrum kaldığı kar gibi kalemler girer.
16
Kusursuzluğunu ispat
edebilmek için borçlu borcu zamanında ve gecikmeden ifa edebilmek için
gerekli bütün tedbirleri aldığını, gecikmede herhangi bir kastı ve ihmali
bulunmadığını ispat edecektir.
17
c. Kazara Vukua Gelecek Zarardan Sorumluluk
BK m. 102/1’e göre temerrüde düşen borçlu bundan sonra kazara vu-
kua gelecek zarardan sorumludur. Bu durum temerrütten itibaren hasarın
borçluya ait olması şeklinde de nitelendirilmektedir.
18
Borçlu gecikmede
kusursuz olduğunu veya edim zamanında ifa edilmiş olsaydı bile kazanın
alacaklının zararına olarak şeye isabet edeceğini ispat etmekle sorumlu-
luktan kurtulabilir. Bu kurtuluş kanıtı borçlunun kendisinin uğradığı
14
Oğuzman - Öz, s. 372.
15
Eren, s. 1091.
16
Feyzioğlu, s. 243; Oğuzman - Öz, s. 372.
17
Feyzioğlu, s. 244.
18
Oğuzman - Öz, s. 374.
makaleler Gülgün ANIK
219TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
umulmayan haller için değil, borcun konusunu teşkil eden şeyin uğradığı
kazalar için söz konusudur.
19
d. Para Borçlarında Temerrüdün Sonuçları
BK m. 103, para borçlarında temerrüde düşme sorumluluğunu düzen-
lemektedir. Temerrüt(gecikme) faizinin mütemerrit borçludan istenebilmesi
için borçlunun temerrüde düşmede kusuru aranmadığı gibi alacaklının bir
zarar görmüş olması da gerekmez.
20
Temerrüt tarihinden itibaren temerrüt
faizi işlemeğe başlar; ancak, BK m. 104/1’de belirtilen işlemiş olan faizlerin,
iradların veya bağışlanan bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen
borçlu alacaklının mahkemeye veya icraya başvurduğu tarihten itibaren ge-
cikme faizi ödemek zorunda kalır.
21
BK m. 104/1’de belirtilen faiz temerrüt
dışında işlemiş faizlerdir.
22
BK m. 104/2’ye göre fıkra 1’in aksi sözleşme ile
öngörülebilir, yani fıkra 1’de belirtilen borçlar için faizin temerrüt tarihinden
itibaren işlemesi şart koşulabilir ancak bu tür anlaşmanın sonuçları borçlu
aleyhine ağır olması durumunda cezai şarta ilişkin hükümlere göre hakim
müdahale edebilir yani gecikme faizini dava tarihinden itibaren işletebilir
veya gecikme faizi miktarını azaltabilir.
23
BK m. 104/3’e göre de temerrüt
faizine mahkemeye veya icraya başvurma tarihinden itibaren de ayrıca
temerrüt faizi yürütülemez.
24
BK m. 105’e göre alacaklının maruz kaldığı
zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kusursuzluğunu
ispat edemezse fazla zararı da tazminle yükümlüdür.
4. Karşılıklı Akitlerde Borçlu Temerrüdünün Sonuçları
a. Süre Vermek
BK m. 106’ya göre karşılıklı taahhütleri havi akitlerde iki taraftan biri
edimini yerine getirmede mütemerrit olduğu takdirde alacaklı ifası gere-
ken edimin yerine getirilmesini ve gecikmeden doğan zararın tazminini
19
“Örneğin; temerrüt devresinde ağır bir hastalığa yakalanır ve bunun sonucu borcu
ifa edemez ise bu, şahsına ait bir umulmazlıktır, onu isbat kendisini sorumluluktan
kurtarmaz; fakat temerrüt devresinde şeyin bir kaza sonunda telef olması halinde bu
kazanın gecikme olmasaydı, yani borç vaktinde ifa edilmiş bulunsa idi yine şey ârız
olacağını isbatla doğan zarardan artık sorumlu tutulamaz” Feyzioğlu, s. 245.
20
Feyzioğlu, s. 247.
21
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1251, 1256.
22
Oğuzman - Öz, s. 381.
23
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1257.
24
Oğuzman - Öz, s. 381.
Gülgün ANIK makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
reddedip onun yerine borcun ifa edilmemesinden doğan zarar ve ziyanını
talep veya akdi feshedebilir. BK m. 106 ile tanınan bu seçimlik haklardan
yararlanabilmek için öncelikle alacaklının borçluya uygun bir süre vermesi
veya bu sürenin hakim tarafından belirlenmesini talep etmesi gerekir.
Süre vermek, alacaklının mütemerrit borçluya edimini yerine getirmesi
için bir süre tanımasıdır. Süre, borçlu temerrüde düşmeden verilemez ve
temerrüt verilen süre boyunca devam eder.
25
Borçlu bu süre için gecikme
tazminatı ödemek zorundadır ve kazara vukua gelecek zarardan sorumlu-
dur.
26
Bir görüş,
27
verilen sürenin uygun olmaması halinde beyanın uygun
bir süre için hüküm ifade edeceğini ileri sürerken diğer bir görüşe
28
göre
bu çözüm kanuna uygun değildir; uygun olmayan süre alacaklıya BK m.
106’daki hakları kullanma imkanı vermez, alacaklı hatasını düzeltip yeni-
den, bu kez uygun, bir ek süre vermelidir.
Tacirler arasındaki süre verme beyanının TTK madde 20/3’e göre no-
ter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla veya telgrafla yapılması
gerekir.
b. Süre Verilmesine Gerek Olmayan Haller
BK m. 107 derhal fesih başlığı altında BK m. 106/2’deki seçimlik hak-
lardan birini kullanabilmek için süre verilmesine gerek olmayan halleri
düzenlemiştir. BK m. 107’de sayılan üç durumda ve BK özel hükümlerde
belirtilen hallerde süre vermeksizin ifadan vazgeçip müspet zararının taz-
minini istemek veya sözleşmeden dönmek mümkündür.
29
Bunlar:
i. Borçlunun hal ve vaziyetinden süre vermenin tesirsiz kalacağının
anlaşılması (BK m. 107/b. 1),
30
25
a.g.e., s. 387.
26
a.y.
27
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1266.
28
Oğuzman - Öz, s. 388.
29
Karahasan, s. 1449 vd.; Teknay - Akman - Burcuoğlu - Altop’a göre BK m. 107’de
derhal fesih başlığı altında belirtilen üç hal aynı zamanda süre vermeksizin tazminat
istenebilmesini mümkün kılmaktadır: “BK m. 107’nin kenar başlığı ‘derhal fesih’
şeklindedir. Oysa süre tayinine lüzum bırakmayan haller varsa alacaklı yalnız akdi
feshetmek hakkına değil, dilerse ifa etmeme dolayısıyla tazminat istemek hakkına da
sahiptir. Nitekim örnek İsviçre Kanunu’nun Almanca metnindeki kenar başlıkta ‘süre
tayin etmeden’ denmiş ve bununla süre tayin etmeden tazminat veya fesih şıklarından
birinin tercih edileceği haller ifade edilmek istenmiştir” s. 1268, dpn. 16.
30
Y. 13. HD’nin 1997/2055 E. 1997/2616 K. 27.03.1997 t. kararına göre “kesin teslim tarihi
kanıtlanamayan taşınmaz satışında satıcı üzerine düşen teslim edimini geciktireceğini
makaleler Gülgün ANIK
221TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
ii. Borçlunun temerrüdü sonucu olarak borcun ifasının alacaklı için
faydasız kalması (BK m. 107/b.2),
iii. Sözleşme hükümlerine göre borcun tayin ve tesbit edilen bir zaman-
da veya belirli bir süre için yerine getirilmesinin gerekmesi (BK m. 107/b.
3). Bu duruma örnek BK m. 187/1’dir, ticari işlerde teslim için bir zaman
tayin edilmişse satıcının temerrüdünde alıcı mehil tayin etmeksizin ifadan
vazgeçerek zararını talep edebilir.
31
iv. BK m. 211/1’e göre malın paranın verilmesinden sonra teslim edil-
mesi gereken hallerde alıcı parayı vermede temerrüde düşerse satıcı derhal
sözleşmeden dönebilir.
32
c. Seçimlik Haklar
Verilen uygun sürenin sona ermesiyle borç hala yerine getirilmemişse
alacaklı BK m. 106/2 ile tanınan seçimlik haklarından birisini kullanır. Bun-
lar hala ifayı ve gecikme tazminatını isteme hakkından başka edimin yerine
getirilmesinden ve gecikmeden doğan zararının tazminini talepten vazgeçip
borcun ifa edilmemesi nedeniyle tazminat veya akdi feshetmektir.
33
Fakat,
borçlu temerrüde düşmekte kusuru bulunmadığını ispat ederek sorumlu-
luktan kurtulursa alacaklı ifa yerine müspet zararı veya diğer tazminatları
talep edemez ya ifayı talep edebilir ya da sözleşmeden dönebilir. Yalnız
para borçlarında borçlu temerrüde düşmede kusurlu olmasa da temerrüt
faizi öder. Borçluyu temerrüde düşüren ihtar ile ifanın talep edildiği önel
tayini ve önelin sonuçsuz kalması halinde de seçimlik haklardan hangisinin
bildirerek kendi beyanı ile direngen duruma düşmüş ise, tazminat beyan tarihinden
itibaren istenebilir. Madde 107/1 gereğince davacının ayrıca ihtar çekmesine gerek
yoktur”.
31
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1273.
32
Karahasan, s. 1455.
33
Feyzioğlu, s. 254; bazı yazarlar alacaklının aynen ifayı istemekte kararlı olması halinde
mütemerrit borçluya ayrıca münasip bir mehil verme gereği olmadığı görüşündedir-
ler: “alacaklı, mütemerrit borçludan aynen ifayı istemekte direnecekse, yani aynen
ifa yerine tazminat dava etmeyi veya akitten dönmeyi düşünmüyorsa, böyle bir süre
tayinine ihtiyaç yoktur”, dpn. 2b’de “buna karşılık alacaklı aynen ifaya ek olarak ge-
cikme tazminatı da isteyecekse süre tayinine gerek vardır” bkz., Y. 11 HD, 1.11.1983
t. 1983/4595 E. 1983/4691 K. Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1263; diğer bir
görüş: “... ifa ve gecikme tazminatı istemek için mehil vermek gerekmez” Oğuzman
- Öz, s. 386, dpn. 579.
Gülgün ANIK makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
tercih edildiğinin beyanı birlikte yapılabilir.
34
Beyan borçluya ulaşmakla
hüküm ifade eder, fakat BK m. 10 hükmü gereği sonuçlarını gönderildiği
andan itibaren doğurur; BK m. 9 hükmü gereğince de, borçlu öğreninceye
kadar beyan geri alınabilir, fakat öğrendikten sonra geri alınamaz.
35
Se-
çimlik haklardan biri kullanıldıktan sonra değiştirilemeyeceği gibi ifadan
vazgeçilmişse alacaklı borçlunun arzedeceği ifayı kabul zorunluluğunda
değildir.
36
d. Aynen İfadan Vazgeçip İfa Etmemeden Doğan
Müspet Zararını Tazmin Ettirmek
Verilen sürede mütemerrit borçlu borcunu ifa etmemiş veya süre tayini
gerekmeyen hallerden biri söz konusu ise alacaklı BK m. 106/2’deki üç şıklı
seçimlik haklardan ikincisini kullanabilir. Uygun süre sonunda borcunu ifa
etmemiş olan borçluya alacaklı aynen ifayı istemekten vazgeçtiğini derhal
bildirerek borcun ifa edilmemesinden dolayı uğradığı zararların tazmi-
nini talep edebilir. Derhal bildirme mecburiyetinin nedeni, tayin edilen
süre içinde borç ifa edilmemiş olsa bile alacaklı her zaman için aynen ifa
ve gecikme tazminatını istemek hakkını haiz bulunduğundan aynen ifayı
istemekte hala kararlı olduğu karine olarak kabul edilir.
37
Bazı yazarlara
göre,
38
BK m. 107’de sayılan hallerin varlığı halinde BK m. 106/2’deki
seçimlik haklardan birisinin kullanılabilmesi için aynen ifadan vazge-
çildiğinin derhal bildirilmesine gerek yoktur. Bu sonuç, BK m. 106/2’nin
34
Oğuzman - Öz, s. 391; Y. HGK 21.2.1962 t. 4124 K: “Borcu yerine getirmeğe çağırma
beyanı ile fesih beyanının aynı zamanda yapılmış olmasında kanuna aykırı bir yön
bulunmamaktadır” AD, 1962, s. 872, Reisoğlu, s. 261, dpn. 350 naklen.
35
Oğuzman - Öz, s. 392.
36
a.y.
37
“Ancak alacaklı ikinci bir önel ile borçluyu aynen ifaya davet eder ve bu sürenin
sonunda ifa yapılmamışsa derhal aynen ifadan vazgeçtiğini bildirerek kaçırdığı
imkanı kullanır ve ifadan vazgeçtiğini ve ifa etmemeden doğan müspet zararını
talep ettiğini bildirir” Feyzioğlu, s. 261; Oğuzman - Öz, s. 392; “... alacaklı sonradan
da yeni bir süre belirleyerek m. 106/2’nin kendisine verdiği seçme hakkını yeniden
kullanabilir” Velidedeoğlu - Özdemir, s. 245.
38
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1282-1284; Feyzioğlu’na göre de mehil tayi-
nine ihtiyaç olmayan hallerde bile BK m. 106/2’deki diğer yollardan yararlanabilmesi
için alacaklının aynen ifadan vazgeçtiğini beyan etmeksizin tazminat talebinde bulu-
nabilir: “... taahhüdünü kat’iyen nakzeden borçluya karşı önel tayin etmeden BK m.
106/2’deki tazminat veya akdi fesih yollarından yararlanabilecek durumda sayılan
alacaklının bu yollardan yürüyebilmesi için (aynen ifadan vazgeçtiğini) borçluya
bildirmesine artık ihtiyaç yoktur; öte yandan borcu ifa etmemek niyetini açıkça or-
taya koyan borçlunun, ifadan vazgeçme beyanı yapılmadan tazminat isteme yoluna
gidilemeyeceğini savunması da dürüstlük kuralları ile bağdaştırılamaz” s. 262.
makaleler Gülgün ANIK
223TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
“mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette” ifadesinden çıkarılır;
zira, ancak bu durumda artık aynen ifayı istemeyen alacaklı bunu derhal
bildirmelidir. Bundan çıkan sonuca göre, süre verilmesine gerek olmayan
hallerde derhal bildirim mecburiyeti yoktur. Aynen ifadan vazgeçtiğini
belirten alacaklının beyanından diğer seçimlik haklarından hangisini tercih
ettiği anlaşılmıyorsa müspet zararının tazminini talep ettiği kabul edilir.
39
Aynen ifadan vazgeçme beyanı şarta bağlanamayacağı gibi bunu geri
almak da mümkün değildir.
40
Alacaklının aynen ifadan vazgeçip müspet
zararının tazmini yolunu seçmesi halinde sözleşme ilişkisi korunmakta,
yalnızca içeriği değişmektedir, yani sözleşmenin asli edim yükümü yerine
tazminat ödeme yükümü geçmektedir.
41
Doktrinde müspet zarar ve bunun tazmininin hesaplanmasıyla ilgili
iki teori vardır; mübadele teorisi ve fark teorisi. Mübadele teorisine göre,
mütemerrit borçlu kendi edimi yerine tazminat ödemek zorunda kalırken,
alacaklı borçlanmış olduğu edimi aynen ifa etmek zorundadır.
42
Fark teori-
sine göre ise, alacaklı, mütemerrit borçluya karşı borçlanmış olduğu edimi
aynen ifa zorunda değildir, bunun yerine borçludan istediği alacağından
borçlanmış olduğu edimin değerini arada bir fark varsa mahsup yoluyla
düşürür ve geri kalan kısmı ister.
43
Kanun koyucu BK m. 188 ve 212/2’de,
ticari satışlarda satıcının veya alıcının borçlu temerrüdüne düşmesinde
müspet zararın tazmini için fark teorisini benimsemiştir.
44
II. Borçlu Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme
1. Dönme Kavramı
Borçlunun temerrüdünde sözleşmeden dönme yukarıda ifade edildi-
ği gibi alacaklıya yalnızca karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde BK m.
106’da tanınmıştır. Doktrinde, BK m. 106, 107 ve 108’de kullananılan fesih
terimi kavram tartışmasına neden olmuş ve bu terimin kaynak İsviçre Ka-
nunu’ndan yanlış çevrildiği dönme şeklinde anlaşılması gerektiği yolunda
39
Feyzioğlu, s. 265.
40
Eren, s. 1105.
41
a.y.
42
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1159; Oğuzman - Öz mübadele teorisini
benimsemektedirler s.183.
43
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1160; Eren fark teorisini benimsemektedir
s. 1106-1107.
44
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1160; Oğuzman - Öz, s. 394; Velidedeoğlu
- Özdemir, s. 246.
Gülgün ANIK makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
baskın bir görüş vardır.
45
Zira fesih terimi ile dönme terimi birbirinden
farklı anlamlar taşıyıp birincisi ileri sürülen görüşe göre sadece ex nunc
yani geleceğe etkili ikincisi ise ex tunc yani geçmişe etkili sonuç doğurur.
46
Bir tanıma göre, “ani edimli borç ilişkilerindeki eski hale iadeyi sağlamaya yönelik
tek yanlı işleme dönme denir”.
47
Dönme bildirimi borçluya ulaşması gereken yenilik doğuran bir işlem-
dir. Bildirim borçluya ulaşmakla hükümlerini yöneltildiği andan itibaren
doğurur. Yanlardan birinin sahip olduğu hakka dayanarak geçerli bir söz-
leşmeyi tek yanlı bir bildirimle ve geçmişe etkili sona erdirmesine dönme
denir.
48
Dönme hakkı bozucu yenilik doğuran haklardandır; bu hakkın
kullanılması var olan bir hukuksal ilişkiyi ortadan kaldırır.
49
2. Sözleşmeden Dönmenin Sonuçları
a. Dönmenin Hukuki İlişkiye Etkisi
Borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının sözleşmeden dönmesi ha-
linde borç ilişkisi geriye etkili olarak sona ermiş olur. Yani, BK m. 108/1’e
göre alacaklı edimini yerine getirmekten kaçınabileceği gibi verdiğini de
geri isteyebilir. Kanaatimce, kanunkoyucu BK m. 108/1’de, “feshin hükümle-
ri” başlığı altında “akitten rücu eden alacaklı” ifadesini kullanarak borçlunun
temerrüdünde alacaklının BK m. 106/2’deki fesih hakkını kullanmasının
sözleşmeden dönmesi şeklinde olacağını yani buradaki feshin geriye et-
kili olacağını belirtmiş olmaktadır. Doktrinde borçlunun temerrüdünde
alacaklının sözleşmeyi feshetmesi terimi yerine sözleşmeden dönmesi
kullanılmaktadır.
50
Burada da aynı nedenle BK m. 106-108’deki haller için
fesih yerine dönme kelimesi kullanılmıştır.
45
Öz, s. 27; Eren, s. 1104; Sungurbey daha 1957’de bu kavram çelişkisine parmak basmış
ve fesih kavramının İsviçre Borçlar Kanunu’nun almancasından değil fransızcasından
yanlış çevrildiğini belirtmiştir, Saleilles, von Tuhr, Wieland’ın Eserlerinin Türkçeleri
Üzerine Bir İki Söz, s. 81; “BK m. 106’da söz konusu olan gerçek bir ‘fesih’ değil de
‘dönmedir”, Tunçomağ, s. 950.
46
Oğuzman - Öz, s. 366; Eren, s. 1247-1249.
47
Öz, s. 27.
48
Karahasan, s. 1472.
49
a.g.e., s. 1472.
50
Velidedeoğlu - Özdemir m. 106 ve 107’deki ‘fesih’ ile 108’deki ‘rücu’ kelimeleri yerine
‘bozma’ kelimesini kullanmaktadırlar, s. 244-249.
makaleler Gülgün ANIK
225TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
b. Dönme Hakkında Doktrindeki Görüşler
Borçlunun temerrüdünde alacaklının sözleşmeden dönmesini hukuki
sonuçları açısından ele alan başlıca üç teori vardır:
i. Klasik Teori: Bu teorinin taraftarlarına
51
göre, dönme bildirimi söz-
leşmeyi kurulduğu andan itibaren ortadan kaldırır. İfa edilmemiş edim
yükümlülükleri sona erer. Tarafların iktisap ettikleri haklar ve malvarlık-
larında doğan her artış sebepsiz zenginleşme sayılır; bu yüzden iade borcu
bir yıllık zamanaşımına tabidir. Sözleşmeden dönme üzerine borçlunun
ödeyeceği tazminat BK m. 108/2’ye göre menfi zarardır.
ii. Yasal Borç İlişkisi Teorisi: Bu görüş taraftarlarına göre, sözleşmeden
dönme üzerine doğan iade borcu BK m. 108’den kaynaklanan özel bir iade
borcu olup sebepsiz zenginleşme borcu değildir. Buna göre dönme, sözleş-
me ilişkisini BK m. 108’in düzenlediği bir yasal borç ilişkisine dönüştürür;
ne var ki, gene de sebepsiz zenginleşme hükümleri kıyasen uygulanacak-
tır, ancak iade borcu on yıllık genel zamanaşımına tabi olacaktır. Klasik
görüşten farklı olarak bu görüşü ileri sürenlere göre dönme halinde dahi
müspet zararın tazmini talep edilebilecektir.
52
iii. Ayni Etkili Dönme Teorisi: Bu teoriyi savunan yazarlar
53
dönme
ile sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmakta olduğunu kabul
etmekte ancak klasik dönme teorisinden farklı olarak sözleşmeden dön-
meye “ayni etki” tanımaktadırlar. Sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili
gücü borçlandırıcı işlemler yanında tasarruf işlemlerini de etkiler. Dönme
ile ifa edilmemiş edimler ve yerine getirilmiş edimler geçmişe etkili olarak
ortadan kalkar. Yerine getirilen maddi edimlerin iadesi istihkak davası ile
talep edilebilir ve bu dava süreye tabi değildir. Diğer iade talepleri ise se-
51
İlk Oertmann tarafından ortaya atılmıştır (Oertmann, P., Die Bedeutung der Rücktritt-
serklarung, Jeuff B1. 69, 1904, s. 65 vd.) Buz, s. 118, dpn. 5 naklen; “Dönme hakkında
sözleşme ilişiği geçmişe etkili olarak ortadan kalkar” Karahasan, s. 1472; Oğuzman
- Öz’e göre, sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili olması, yerine getirilmiş edimlerin
sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olması ve sadece olumsuz zararın tazmininin
istenebilmesi gerekir, s. 399 vd.; ”... burada varlığı sona ermiş bir haksız iktisap hali
söz konusudur” Feyzioğlu, s. 264; Eren, s. 1111; “Bozma geçmişi kapsayarak yani
sözleşmenin yapıldığı andan başlayarak geçerli olur ve sözleşmenin tümünü ortadan
kaldırır ( Federal Mahkeme Külliyatları, c. 49 II, s. 292). Artık sözleşmeden hiç bir hak
ve yükümlülük doğmaz ve doğmuş olanlar da sona erer. Yalnız sözleşmeyi bozan
taraf değil, sözleşmecilerden her biri yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınabilir
ve yerine getirmiş olduğu edimleri de nedensiz edinim (m. 63 vd.) kuralları uyarınca
geri isteyebilir” Velidedeoğlu - Özdemir, s. 249; Tunçomağ, s. 951-952.
52
Öz, s. 35-37, Oğuzman - Öz, s. 398.
53
Buz, s. 134 vd.; Öz, s. 40.
Gülgün ANIK makaleler
226TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
bepsiz zenginleşmeden doğan borçların tabi olduğu bir yıllık zamanaşımı
süresine tabidir.
iv. Yeni Dönme Teorisi: Bu teoriyi destekleyenlere
54
göre, dönme işlemi
ne geçmişe etkili ne de ileriye etkili sona erer; dönme işlemi sözleşmenin
geçerliliğine dokunmayıp onu bir tasfiye ilişkisi haline getirir. Sözleşmeden
dönmenin hukuki etkileri ve sonuçları yasadan değil doğrudan sözleşme-
den dönme hukuki işleminden doğar. Sözleşmeye aykırılık zararının tazmi-
ni talep edilmekle asli edim yükümünün yerine zararın tazmini yükümü,
dönme ile asli edim yükümünün yerine geri verme yükümü geçmektedir.
Dönme ile sadece sözleşmenin konusu değişmekte akdi verme yükümleri
akdi geri verme yükümlerine dönüşmektedir.
55
Kısaca, dönme sonrasında
çözülme ilişkisine dönüşmüş bir sözleşme ilişkisi söz konusudur. Yerine
getirilmemiş edimler için dönme ile kaçınma hakkı (def’i hakkı) doğar.
İade borcu on yıllık zamanaşımına tabi olup sebepsiz zenginleşme kuralları
değil BK m. 96 vd. uygulanır. Dönme bildirimi üzerine borç ilişkisi ortadan
kalkmadığına göre alacaklı müspet zararının tazminini isteyebilecektir.
c. Yargıtay’ın Dönme Hakkındaki Görüşü
Yargıtay’a göre BK m. 108/1 hükmü sebepsiz mal edinmenin geri veril-
mesi hükmü olmayıp ortadan kalkan sözleşmenin doğurduğu bir sonuçtur
ve sebepsiz mal edinme esasından ayrı olarak kanuna konmuştur; bu yüz-
den, geri alma alacağı sözleşmeye dayanır ve zamanaşımı süresi BK m. 125
uyarınca on yıldır.
56
Temerrüt nedeniyle sözleşmeden dönmede istenebile-
cek zarar menfi zarardır ancak bunu öngören BK m. 108/2 hükmü emredici
54
Bu görüş ilk kez Stoll tarafından ortaya atılmıştır (Stoll, H., Die Wirkungen des
Vertragmassigen Rückritts, Bonn, 1921) Öz, s. 37, dpn. 73 naklen; “Dönme üzerine
kurulan çözülme ilişkisi yeni dönme kuramı ışığında bir ‘sözleşme ilişkisi’ sayılınca,
hiç kuşkusuz, bu ‘akdi’ çözülme ilişkisine, sözleşmeye değgin kural ve ilkeler de
doğrudan doğruya uygulanabilecek ve BK m. 96 vd. , m. 117, 125 kurallarının ada-
letli def’i, ispat yükü, sorumluluk, hasar ve zamanaşımı düzeni, dönme öncesinde
olduğu gibi dönme sonrasında da etkinliğini sürdürecektir” Serozan bu görüşü Türk
doktrininde ilk ileri süren yazardır, Sözleşmeden Dönme, s. 80 vd., 547 vd., 632 v.d.,
Serozan’ın yeni dönme kuramını klasik teoriye üstün kılma nedenlerinden biri dönme
işleminin sonradan geçersizleşmesi halinde klasik teoriye göre sözleşme geçmişe
etkili olarak ortadan kalkmış olacağına göre hangi hukuksal temele göre sözleşmenin
ifa edilebileceği açık değildir, s. 95; Serozan, Kocayusufpaşaoğlu - Hatemi - Serozan
- Arpacı, s. 172-176.
55
Sungurbey bu vargıyı ‘tornistan’ olarak nitelendirmektedir, Medeni Hukuk Sorunları,
C. 4, s. 469.
56
Y. HGK. 17.10.1962 t. 14E. 35K., Karahasan, s. 1475.
makaleler Gülgün ANIK
227TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
kural olmadığından taraflar sözleşme ile fesih halinde dahi hem olumlu
hem de olumsuz zararın talep edilebileceğini kararlaştırabilirler.
57
d. Sürekli Borç İlişkilerinde Temerrüt Halinde Fesih
Sürekli borç ilişkilerinde ise durum farklıdır. Kira gibi sürekli borç iliş-
kilerinde geçmişe değil ileriye etkili fesih mümkündür.
58
Fesih anına kadar
ki döneme ilişkin borçlara dokunulmayacak, bu andan sonrası için borç
ilişkisi ortadan kalkacaktır. Karşılıklı iade talepleri de ancak fesih sonrası
döneme ait bir edim yerine getirilmişse söz konusu olacaktır.
59
e. Dönmenin Sözleşmeden Doğan Borçlara Etkisi
Geçerli bir dönme beyanının borçluya ulaşması ile birlikte dönülen
sözleşmeden doğan bütün asli edim yükümlülükleri ile birlikte yan edim
yükümlülükleri ve ifaya yardımcı yan yükümlülükler de sona erer. Ancak,
Medeni Kanun m. 2’den kaynaklanan haber verme yükümlülüğü, koruma
yükümlülüğü, iade konusu edimin çalınması veya herhangi bir şekilde za-
rar görmesi tehlikesine karşı muhafaza yükümlülüğü gibi yükümlülükler
devam eder.
60
Sözleşme ile verilen teminatların durumunda ise, teminatın
sadece borçlunun dönülen sözleşme ile üstlendiği asli edim yükümlülüğünü
yerine getirmesini güvence altına almak için kurulduğu anlaşılıyorsa dönme
ile birlikte fer’i nitelikteki bu teminat da ortadan kalkar.
61
Eğer teminat asli
edim yanında her türlü talep hakkını da güvenceye alıyorsa dönmeden son-
ra da varlığını sürdürür.
62
Bazı yazarlara ve Yargıtay’ın uygukamasına göre,
dönme ile birlikte sözleşmede öngörülen cezai şart da sözleşme ile birlikte
geçmişe etkili olarak ortadan kalkar; çünkü cezai şart asıl borca bağlı fer’i
bir borçtur.
63
İade konusu edimin dönme beyanından sonra imkânsızlaşması
57
Y. 13. HD, 1994/78129E. 1994/9463K. 1.11.1994 t.
58
Sungurbey, İ., Medeni Hukuk Sorunları, C. 4, s. 466 vd.
59
Oğuzman - Öz, s. 403.
60
Buz, s. 157.
61
a.g.e., s. 158-159.
62
a.y.
63
a.g.e., s. 160-161; Öz, s. 295-296; Y. 15. HD, 1996/463 E. 1996/821 K. 14.2.1996. t. “söz-
leşmede kararlaştırılan gecikme cezası(ifaya ekli ceza) olumlu zarar kapsamına girer
ve ancak sözleşme varlığını sürdürdüğü sürece talep edilebilir. Oysa, somut olayda
akdin feshi istendiğine ve de feshine karar verildiğine göre artık varlığı kalmayan
sözleşmeye dayanarak, o sözleşmede kararlaştırılmış bulunan cezai şart isteneme-
yeceği gibi istense dahi mahkemece hüküm altına alınamaz”; Y. 15. HD, 1996/5425
E. 1996/6930 K. 25.12.1996 t.
Gülgün ANIK makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
halinde, sonraki kusursuz imkânsızlığı düzenleyen ve bir sözleşme hukuku
kuralı olan BK m. 117’nin uygulama alanı bulması gerekir.
64
Söz konusu
iade imkânsızlığından iade borçlusunun sorumlu olması halinde BK m. 96
uygulanır ve iade borçlusu iade alacaklısının zararını tazminle yükümlü
olur.
65
Buna karşılık, iade imkansızlığından taraflardan hiçbirinin sorumlu
olmaması halinde BK m. 117/1 uygulanır ve iade borcu sona erer.
66
İadesi
imkânsızlaşan edimin piyasa değerinin esas alınması gerekir. Türkiye’deki
enflasyon dikkate alınırsa, iadesi imkânsızlaşan edimin değerinin hesaplan-
masında iade anının esas alınması hakkaniyete uygun olacaktır.
67
BK m. 205’in
kıyasen yorumuyla borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönme
halinde iade borçlusu iade konusu şeyden elde ettiği semereleri iade etmekle
yükümlüdür.
68
İyiniyetli iade borçlusunun lüks masrafları talep etme hakkı
yoktur. Ancak yaptığı masraflar sonucu meydana gelen fazlalığı iade konusu
mala zarar vermeden ayırma hakkı vardır.
69
Kötüniyetli iade borçlusu, iade
konusu edime ilişkin olarak yaptığı harcamalardan sadece iade alacaklısı için
de yapılması zorunlu olanların tazminini talep edebilir(MK. m. 908/1).
70
Eğer
alacaklının edimi bir şey değil de bir iş yapılmasına ilişkin ya da verdiği şey
aynen durmuyor ise borçlu bu edimin sonucunda zenginleştiği tutarı para
olarak ödemek zorundadır.
71
Geri vermenin kapsamı konusunda sebepsiz
zenginleşmeye ilişkin BK m. 63 vd. uygulanır. Borçlu şeyi başkasına ivazsız
geçirse bile şeyin değerini ödemekle yükümlü olur.
72
f. Dönme Üzerine İstenebilecek Tazminat
Sözleşmenin geçerli olmasında ve ifa edilmesindeki menfaat müspet
sözleşme menfaati, böyle bir sözleşmeyi kurma girişiminde hiç bulunmamış
olmasındaki menfaati menfi sözleşme menfaatidir.
73
Yargıtay, sözleşmenin
64
Buz, s. 210; “Kesin vadeli sözleşmelerde, zaman işlerin önemli bir unsuru haline ge-
tirilmiştir. Eğer zamana daha büyük bir önem verilmiş ve zaman sözleşmenin esaslı
unsuru haline getirilmişse, bu takdirde temerrüt değil de, sonraki imkansızlıkla ilgili
hükümler (BK m. 96 veya 117) uygulanacaktır” Tunçomağ, s. 941.
65
Buz, s. 210.
66
a.g.e., s. 211.
67
a.g.e., s. 220.
68
a.g.e., s. 224.
69
a.g.e., s. 231.
70
a.y.
71
Karahasan, s. 1475.
72
a.y.
73
Jhering, (Jher, Jb. 4 1961) s. 16; Buz, s. 239 naklen.
makaleler Gülgün ANIK
229TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
feshinde istenebilecek zararın menfi zarar olduğunu belirtmiştir.
74
Buradaki
menfi zarar, alacaklının sözleşmeyi yaptığı için uğradığı sözleşmeyi yap-
mamış olsa idi uğramayacağı zarar olarak tanımlanmaktadır.
75
Menfi zarar
fiili zarar ile yoksun kalınan kârdan oluşur. Bu kavrama şunların gireceği
kabul edilmektedir; sözleşmenin kurulması için yapılan giderler, sözleşme-
nin geçerliliğine güvenilerek başkası ile sözleşme yapma fırsatını kaçırması
yüzünden uğradığı zarar, sözleşmeden doğan borçların yerine getirilmesi
için yapılan giderler. Menfi zarar, feshedilen sözleşmenin getireceği kâr
yoksunluğu miktarını aşamaz.
76
BK m. 108/2’ye göre borçlu kusursuzlu-
ğunu ispatlayarak bu tazminat sorumluluğundan kurtulabilir.
77
74
Y. 13. HD’nin 1994/7280 E. 1994/9464 K. 1.11.1994 tarihli kararına göre “sözleşmenin
feshinde istenebilecek zarar menfi zarardır. Sözleşmenin geçerliliğine, ifa edileceğine
inanılarak başka bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması nedeniyle uğranılan zarar
da menfi zarar kapsamında kalır.”; Y. 15. HD’nin 1996/310 E. 1996/535 K. 01.02.1996
tarihli kararına göre, BK’nın 108. maddesi uyarınca istenen menfi zarardır. Buradaki
menfi zarar iş sahibinin yüklenici tarafından üstlenilen işin yerine getirileceği inan-
cıyla onunla sözleşme yaptığı tarihte bir başkasıyla müsait sözleşme yapma imkanı
varken bu imkanı kaçırması ve bu kez de yüklenicinin işi yapmamasından dolayı
işin bir başka kimseye yaptırılması nedeniyle aradaki farktan doğan zarardır. Fesihle
birlikte davacı taraf, fazla ödediğini isteme hakkına kavuşmuştur. Diğer anlatımla,
alacağı muaccel olmuştur. Ancak, muaccel alacağın borçlusunun mütemerrit olması
için alacaklısının uyarıda bulunması şartttır (BK m. 101). Davadan önce böyle bir uya-
rının varlığı kanıtlanamadığına göre istenilen geçmiş günler faizinin dava tarihinden
başlatılması gerekir; Y. 15. HD’nin 1996/729 E. 1996/823 K. 15.02.1996 t. kararına
göre davacı iş sahibi, davalının mütemerrit duruma düşmesini neden göstererek,
sözleşmeyi feshettiğine göre, BK m. 108 gereğince ancak menfi zararının tazminini
isteyebilir. burada kalan işleri daha yüksek bir bedelle yaptırması sözleşme tarihinde
başka birisi ile yapabileceği sözleşme imkanını kaçırmasının sonucu olup menfi zarar
kapsamındadır. Ancak, davalının temerrüdünden dolayı kira kaybından doğan zarar
menfi zarar kapsamına girmediğinden bunu isteyemez; Serozan müspet zararın da
talep edilebileceğini ileri sürmektedir, Sözleşmeden Dönme, s. 633 vd.; Tekinay - Akman
- Burcuoğlu - Altop da Serozan’a katılarak sözleşmeden dönen alacaklının müspet
zararını da talep edebilmesi gerektiğini kabul etmektedirler, s. 1298-1299.
75
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1296; Feyzioğlu’na göre menfi tazminat
olarak “... alacaklı akit hiç yapılmamış olsaydı malvarlığının bulunacağı durum ile
akdin hükümsüzlüğü sonucu malvarlığının almış olduğu durum arasındaki farkın
tazminini isteyebilecektir” s. 264.
76
Y. 15. HD, 28.9.1993 t. 93/3691 K YKD, 1994 s. 1297, Reisoğlu, s. 309 naklen.
77
Y. 13. HD’nin 1994/7129 E. 1994/9463 K. 01.11.1994 t. kararına göre “borçlu kendisine
hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemezse, alacaklı akdin hükümsüzlü-
ğünden mütevellit zararın tazminini talep edebilir”.
Gülgün ANIK makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
3. Kısmî Temerrütte Sözleşmeden Dönme
78
Kısmî temerrütte kural olarak alacaklı kısmî ifayı kabul zorunluluğun-
da değildir, bu yüzden kısmî ifayı reddederek borcun tümü için borçluyu
temerrüde düşürebilir. O halde, alacaklının kısmî ifayı kabul ettiği veya
dürüstlük kuralı uyarınca kabul etmek zorunluğunda olduğu durumlarda
kısmî temerrüt söz konusu olur. Sürekli borç ilişkilerinde kısmî temerrüt
olamaz, bu, ancak ileriye fesih nedeni olabilir. O halde kısmî temerrüt
bölünebilir edimli ani borç ilişkilerinde mümkündür. Eğer alacaklının ifa
olarak aldığı kısım bütün borç ifa edilmedikçe bir değer taşımıyorsa alacaklı
bu kısmı iade etmek suretiyle akitten tamamen dönebilir veya ifa yerine
tazminat isteyebilir. Eğer alacaklı aldığını iade edemiyorsa bu kısmın de-
ğerini tazmin edecektir. Alacaklının kendi edimi bölünemiyorsa, ifa olarak
aldığı kısmı iade veya tazmin etmek suretiyle akitten tamamen dönebilir.
Alacaklı kabul ettiği ifa kısmına karşılık teşkil edecek oran içinde olmak
78
Oğuzman - Öz, s. 407-409; Tunçomağ’a göre kural edimin ifa edilmeyen kısmı için
dönme mümkündür; istisnası, eğer alacaklı edimin bölünebilir olmaması veya borç-
lu tarafından ifa edilen kısmın alacaklı için değersiz bulunması ve alacaklının sırf
borçlunun derhal ifada bulunacağı inancıyla kısmî edimi kabul etmesi hallerinde
alacaklıya bütün sözleşme için dönme imkanı verilmelidir, s. 958-960; Tekinay -
Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1299-1301; Reisoğlu’na göre “kısmi temerrüt halinde
temerrüdün hukuki sonuçları kural olarak edimin ifasında gecikilen kısmını kapsar.
Bununla beraber, borcun ifa edilen kısmı alacaklı için bir yarar sağlamıyorsa geri
kalan kısmın gecikmeksizin teslim edileceği inancıyla kısmî ifa kabul edilmişse
örn. bir yemek odası takımının sadece vitrini ve üç sandalyesi getirilmişse alacaklı
sözleşmenin tamamını BK 106 vd. uyarınca geriye etkili bir şekilde feshedebilir. Bu
takdirde alacaklı edimin teslim edilen kısmını sebepsiz zenginleşme kurallarına göre
borçluya iade ile yükümlüdür” s. 310; Velidedeoğlu - Özdemir’e göre “borçlunun
edimden henüz yerine getirmemiş olduğu geri kalan bölüme ilişkin bir ‘bölümsel
bozma’ ancak alacaklı tarafından yerine getirilmesi gereken karşı edimin de bölü-
nebilir nitelikte olması, her iki tarafın edimlerindeki türlü bölümlerin birbirine denk
bulunması ve karşı edimin geri kalan bölümünü elde edemeyecek olduğunu bilmiş
olsaydı borçlunun sözleşmeyi yapmayacak olduğunu kabule yer bulunmaması du-
rumunda caizdir. Bölüm bölüm teslim yüklenimi kabul edilmiş olan sözleşmelerde
bu bölümsel edimlerden herbiri ayrı ayrı ivedili olur. Bununla birlikte İsviçre Federal
Mahkemesi başlıbaşına bir bütün oluşturan her hukuksal ilişkide alacaklının benzet-
me yoluyla m. 106’ya göre davranabileceğini kabul etmektedir (Federal Mahkeme
Kararları Külliyatı C. 45II, s. 61 C. 52II, s. 142). Buna göre bölümsel edimlerden bir
kaçında oluşan direngenlikten, sonraki sonraki edimlerin de zamanında yerine getiril-
meyeceği anlaşılırsa alacaklı sözleşmenin henüz yerine getirilmemiş olan bölümünü
bozma hakkına sahiptir. Böylece bölümsel edimlerdeki bu direngenlik sözleşmenin
tümünün amacını zedeleyici bir nitelik gösterir ki burada geri kalan taksit ödeme
günlerinin gelmesinden önce bir süre m. 107’nin anlamına göre gereksiz olur. Artık
bu durumda sözleşmenin geri kalan bölümlerini bozma ile tehdit, bölümsel bir
edim için sözleşmenin bozulması, o zamana kadar yapılmış olan teslimler üzerinde
genellikle hiç bir etki yapmaz” s. 246-247.
makaleler Gülgün ANIK
231TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
üzere kendi edimini kısmen yerine getirmek zorundadır; ifa edilmeyen
kısım bakımından alacaklı aynen ifa, tazminat ve dönme şıklarından birini
tercih edebilir; kısmî ifayı kabul eden alacaklı aldıklarını da geri vermeyi
kapsayacak surette akitten tamamen dönebilmek için borçlunun temerrüde
düştüğü kısım mevcut olmasaydı akdin yapılmayacak olduğunu ispat et-
melidir; bu istisna dışında alacaklı yalnız ifa edilmeyen kısmı bakımından
sözleşmeden dönebilir. Ard arda teslimli sözleşmede malın bir parçasının
tesliminde temerrüde düşülmesi halinde sonraki parçalar için mütemerrit
sayılmaz ve alacaklı sadece ifa edilmeyen parça için BK m. 106’ya dayana-
bilir. Fakat malın bir parçasındaki temerrüt bütün borcun ifa edilmeyeceği
şüphesini doğuruyorsa alacaklı bütün sözleşmeden döneceğini açıkça bil-
dirmelidir; aksi takdirde dönme ifa edilmeyen parça ile sonradan muaccel
olacak parçalar hakkında hüküm doğurur.
4. Alacaklının Sözleşmeden Dönemeyeceği Haller
BK’da borçlunun temerrüdü halinde alacaklının sözleşmeden döne-
meyeceğini öngören hükümler de vardır:
i. Satımda, mal alıcıya teslim edilmişse, satıcı açıkça saklı tutmuş ol-
madıkça, satım sözleşmesinden dönemez (BK m. 211/3).
ii. Gene, BK m. 204/2’ye göre alacaklının borçludan kabul ettiği edimi
kendi kusuru yüzünden telef etmesi veya başkasına devretmesi halinde an-
cak değer kaybına karşılık semenin indirilmesini dava edebilir. Bu hükmün
kıyasen yorumlanabileceği hallerde alacaklının sözleşmeyi bozamayacağı
kabul edilmelidir.
79
iii. Sözleşmeden dönmenin doğruluk ve güven kurallarına aykırılık
teşkil etmesi halinde de dönme mümkün olmamalıdır. Örneğin; “satış
bedelini ödeyen fakat malı teslim almadığı için temerrüde düşen alıcı karşısında
satıcı sözleşmeden dönemez; aynı şekilde, satıcının edimin önemsiz bir parçasını
zamanında ifa etmemesi yüzünden alıcı da sözleşmeden dönemez”.
80
Zira, bu iki
örnekte de temerrüt fer’i bir edime ilişkindir.
iv. Dönme hakkının sınırlandırıldığı bir diğer hal de BK m. 222’de
düzenlenmiştir; buna göre, taşınır bir mal satış parası taksitle ödenmek ko-
şuluyla teslim edilir ve alıcı taksitlerden birini ödemede temerrüde düşerse
satıcı taksidin ödenmesini isteyebileceği gibi eğer bu hakkı saklı tutmuşsa
satılanın mülkiyetini geri isteyebilir ya da satımda dönebilir.
79
Karahasan, s. 1481.
80
Tunçomağ, s. 957.
Gülgün ANIK makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
v. Aradan uzun bir zaman geçmesinden sonra sözleşmeden dönüle-
meyeceğine dair Yargıtay karar vermiştir.
81
5. Sözleşmeden Dönme ile Tanınan Hakların
Tabi Olacağı Zamanaşımı Süresi
BK m. 106’ya dayalı olarak iki taraflı akitlerde borçlunun temerrüdü
nedeniyle sözleşmeden dönülmesi durumunda yerine getirilen edimlerin
iadesinin talep edilmesi ile talep edilecek tazminat hakkının tabi olacağı
zamanaşımı süresi ve hukuki dayanağı da doktrinde tartışmalıdır. Bir gö-
rüşe
82
göre BK m. 61 vd.da düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri
uygulama alanı bulduğundan BK m. 66’da öngörülen bir ve on yıllık zama-
naşımı uygulanır. Diğer bir görüşe
83
göre de akde aykırılık nedeniyle fesih
söz konusu olduğundan BK m. 125’de düzenlenen genel zamanaşımı süresi
yani on yıl içinde yerine getirilen edimlerin iadesi ile tazminat talep etme
hakkı kullanılmalıdır. Yerine getirilen edimlerin iadesi konusunda, farklı
olarak, BK m. 63-65’de ye ralan kuralların kıyasen uygulanması gerektiğini
ileri sürenler vardır.
84
SONUÇ
Borçlunun temerrüdünde, alacaklının sözleşmeden dönme seçimlik
hakkını kullanmasıyla sözleşme geriye etkili olarak sona erer. Sözleşmeden
81
YTD, 22.6.1951 4276/4119, Olgaç, N., 1679, a.y. naklen.
82
a.g.e., s. 952; Feyzioğlu, s. 264; Velidedeoğlu - Özdemir, s. 249; Öz’e göre: “Sözleş-
meden dönmenin özelliği sonucu ... daima bir yıllık zamanaşımı söz konusu olacak,
on yıllık süreye yer bulunmayacaktır. Zira, iadeyi isteme hakkı sözleşmeden dönme
işleminin yapılmasıyla doğduğu gibi, gene aynı anda taraflar bu hakkın varlığını
öğrenmiş durumdadırlar” sf. 257.
83
Tekinay - Akman - Burcuoğlu - Altop, s. 1295; Karahasan’a göre “geri alma alacağı
akte dayanan bir alacaktır ve zamanaşımı süresi 125. madde uyarınca on yıldır”
s. 1475, “borçlunun giderim ödeme yükümü borca aykırı davranışının bir sonucu
olduğu için az önce anılan giderime ilişkin dava hakkı BK m. 125’e göre on yıllık
zamanaşımına bağlıdır” s. 1479; Serozan bu konuda diyor ki “Dönme işlemine ge-
nellikle eşlik edebilecek akdi zarar-giderim istemi de aynen dönme üzerine oluşan
akdi çözülme ilişkisindeki bütün tasfiye işlemleri gibi BK madde 125 kuralı uyarınca
10 yıllık bir zamanaşımı süresine bağlı kalacak ve sözleşme edimleriyle ilgili ayni ve
nisbi güçte güvenceler aracılığı ile pekişmiş sayılacaktır”, Sözleşmeden Dönme, s.
649; Oğuzman - Öz’e göre sözleşmeden dönme halinde m. 108/2 uyarınca borçlunun
tazminat ödeme yükümlülüğü borca aykırı davranışının bir sonucudur ve tazminat
davası m. 125 uyarınca on yıllık zamanaşımına tabiidir, süre dönme beyanından
itibaren işlemeye başlar, 402; Eren, s. 1112.
84
a.y.
makaleler Gülgün ANIK
233TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
dönülmesi üzerine her iki tarafın asli edimlerini ve buna bağlı fer’ilerini
yerine getirmesi borcu sona erer ve verilenlerin de iadesi gerekir. Gecikme
cezası şeklindeki cezai şart müspet zarar kapsamında sayılıp Yargıtay’ca
menfi tazminat olarak talep edilemeyeceğine hükmedilmektedir. Cezai şart,
asıl edime bağlı bir fer’i borç olsa bile dönme halinde dahi sözleşme ile
öngörülmüş olan sözleşmenin ihlaline bağlı cezai şartın talep edilebilmesi
gerekir. Zira, cezai şart sözleşmenin ihlali halinde verileceği taahhüt edilen
bir tazminattır. Cezai şartın talep edilemeyeceği haller BK m. 161/2’de belir-
tilmiştir. Buna göre, ahlaka veya kanuna aykırı bir borç için şart edilmiş veya
aksi sözleşme ile kararlaştırılmadıkça borcun ifası borçlunun kusursuzluğu
ile imkansızlaşmışsa cezai şart istenemez. Bu durumda sözleşmenin ihlaline
bağlı her türlü cezai şart menfi tazminat kapsamında talep edilebilmelidir.
Ayrıca dönülen sözleşmede varsa tahkim şartı da uygulanabilmelidir.
Borçlunun kusursuzluğunu kanıtlayamaması halinde alacaklı menfi
zararının tazminini talep edebilir. Yargıtay’ın çelişkili kararlarına rağmen
menfi zarar kapsamına fiili zarar yanında yoksun kalınan kâr da girer.
Yani, alacaklı, borçlunun kusuruyla gerçekleşmeyen sözleşme nedeniyle
uğramış olduğu zararı örn. yaptığı masrafları, borcun ifasındaki gecikme
nedeniyle üçüncü şahıslara ödemek zorunluğunda kaldığı cezai şartları
ve buna benzer tazminatları ve yoksun kaldığı kârı örn. malın tesliminde
gecikilen sürede elde edilebilecek olan semereleri, kiraları, aynı malı daha
uygun fiyata alma imkanını kaçırması nedeniyle uğradığı zararı talep
edebilecektir.
Verilen edimlerin iadesi talebi ile sözleşmeden dönen alacaklının
uğradığı zararının tazmini davasının madde 108’den kaynaklanan akde
aykırılık sebebine dayanılarak madde 125’teki on yılık zamanaşımına tabi
olacağı kanaatindeyim.
Türk hukuk doktrininde ve uygulamasında sözleşmeden dönme
halinde müspet zararın istenemeyeceği görüşü hakimdir. Bu görüş, BK
m. 106/2’deki ifayı reddedip müspet zararını talep etme veya sözleşmeyi
feshedip menfi zararını talep etme ayrımından kaynaklanmaktadır. Eğer
her iki durumda da müspet zarar talep edilebilecekse bu ayrımın anlamı
kalmayacaktır. Yabancı hukuklarda ve uluslararası andlaşmalarda ise,
sözleşmeden dönme halinde müspet zararın talep edilebileceğine dair
düzenlemeler vardır. Alman hukukunda yeni dönme teorisi baskındır.
85
BGB’nin değiştirilmesine ilişkin tasarıda (BGB-KE 327/I) sözleşmeden
dönen alacaklıya müspet zararının veya menfi zararının tazminini talep
hususunda seçimlik hak tanınmıştır ve ABGB 921’de sözleşmeden dönen
85
Buz, s. 123.
Gülgün ANIK makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
alacaklının müspet zararının tazminini talep edebileceği öngörülmüştür.
86
Uluslararası Eşyaların Satımı Sözleşmeleri’ne İlişkin Andlaşma’nın (Viyana
Andlaşması) 45/2 ve 61/2 maddeleri dolayısıyla dönme ile müspet zarar
da talep edilebilir. Viyana andlaşmasında müspet zararın da talep edilebil-
mesi imkanının verilmesinden dolayı andlaşmada yeni dönme teorisinin
uygulandığı ileri sürülmektedir.
87
Sonuç olarak, BK m. 96 borcun ifa edilmemesinde genel olarak borç-
lunun sorumluluğunu düzenlemekle borçlunun temerrüdünü de kapsa-
maktadır. Bu yüzden, borçlunun temerrüdünde sözleşmeden dönülmesi
halinde uygulanacak hükümler BK m. 96 vd.’dır.
KAYNAKLAR
Anık, G., “Uluslararası Eşyaların Satışı Sözleşmelerine İlişkin 1980 Tarihli
Viyana Andlaşmasının 25. Maddesine Göre Sözleşmelerin Asli İhlalleri”,
Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1995 S. 4, s. 485-495.
Buz, V., Borçlunun Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme, Ankara, 1998.
Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, 5. Bası, İstanbul, 1999.
Feyzioğlu, N., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, 2. Bası, İstanbul, 1977.
Karahasan, M., Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul, 1992.
Kocayusufpaşaoğlu - Hatemi - Serozan - Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm,
C. 3, İstanbul, 1998.
Oğuzman, K. - Öz, T., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, İstanbul, 1998.
Öz, T., İş Sahibinin Eser Sözleşmesinden Dönmesi, İstanbul, 1989.
Özcan, H., Ansiklopedik Hukuk Sözlüğü, Ankara, 1980.
Reisoğlu, S., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, İstanbul, 1999.
Serozan, R., Sözleşmeden Dönme, İstanbul, 1975.
Sungurbey, İ., “Saleilles, von Tuhr, Wieland’ın Eserlerinin Türkçeleri Üzerine
Bir İki Söz”, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1957 S. 1, s. 81.
Sungurbey, İ., Medeni Hukuk Sorunları, C. 4, İstanbul, 1980.
86
a.g.e., s. 243.
87
a.g.e., s. 125.
makaleler Gülgün ANIK
235TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Tekinay, S., S. - Akman, S. - Burcuoğlu, H. - Altop, A., Tekinay Borçlar Hukuku
Genel Hükümler, C. 2, 5. Bası, İstanbul, 1985.
Tunçomağ, K., Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 6. Bası, İstanbul,
1976.
Velidedeoğlu, H. V. - Özdemir, R., Türk Borçlar Kanunu Şerhi (Genel-Özel),
Ankara, 1987.
Yargıtay Kararları, CD-Rom.
Zweigert, K. - Kötz, H., (çev. Tony Weir, An Introduction to Comparative Law),
Oxford, 1992.