hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
73TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
I. GİRİŞ
Kural olarak suçlar kasten işlenir. Kast, “suçun kanuni tanımındaki un-
surların bilerek ve istenerek işlenmesidir” (21/1. m.) Bu itibarla kural olarak
kişinin irade etmediği, iradesinin kapsamında bulunmadığı bir neticeden
sorumlu tutulması mümkün değildir. Sorumluluk için meydana gelen
neticenin failin bilgisi dahilinde olması ve failin bu neticeyi de istemesi
lazımdır. 5237 sayılı Yasa’nın 21/2. maddesine göre, “Kişinin, suçun kanu-
ni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi
halinde” de sorumlu tutulması mümkündür. Olası kast olarak tanımlanan
bu halde kişiye daha az ceza verilmesi öngörülmüştür.
“Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın
suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi-
dir.” (22/2. m.) “Kişinin öngörmediği neticeyi istememesine karşın neticenin
meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” (22/3. m.) Taksirle işlenen
fiillerin, ancak kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılması müm-
kündür. (22/1. m.)
Modern hukukta ceza sorumluluğu sübjektif sorumluluk esasına da-
yanmaktadır. Ceza hukukunda kusursuz ceza olmaz ilkesi mevcut olup,
esas itibariyle sorumluluk kusura dayanır.
1
Yine kural olarak fail, ancak
kastettiği neticeden dolayı sorumlu tutulabilir.
5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN
87/4. MADDESİNDE DÜZENLENEN
NETİCESİ SEBEBİYLE
AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA SUÇU
Yrd. Doç. Dr. Seydi KAYMAZ
*
*
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı.
1
Artuk, M. Emin - Gökcen, Ahmet - Yenidünya, A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler,
C. I, Ankara 2002, s. 655; Ünver, Yener, “Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk”,
Ceza Hukuku Günleri, 70.Yılında Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler (26-27 Mart 1997
İstanbul), s. 109
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bununla birlikte kişi, suç oluşturan bir eylemi gerçekleştirirken, kas-
tettiği sonuçtan daha ağır veya daha başka bir sonuç meydana gelebilir.
Örneğin, başkasına yaralamak amacıyla yumruk vurmasına rağmen kişi
ölebilir. Aynı şekilde kişi basit bir etkili eylemde bulunmak isterken
mağdurun gözü çıkabilir. Yine cinsel istismar maksadıyla başvurulan
cebir ve şiddet sonucu suçun mağduru ölebilir. İşte failin gerçekleştirmek
istediği neticenin meydana gelen neticeden daha ağır veya daha farklı
olması halinde neticenin kastı aştığından söz edilmekte,
2
böylece cezanın
ağırlaşması sonucunu doğuran suç tipine netice sebebiyle ağırlaşmış suç
denilmektedir.
3
Failin kastetmediği bu ağır ve başka neticelerden ne şekilde sorumlu
tutulacağı ve bu sorumluluğun hukuksal esaslarının ne olduğu veya ol-
ması gerektiği hususu halen devam eden bir tartışma konusudur.
4
5237
sayılı TCK bakımından tespit edilmesi gereken bir husus da 87/4 mad-
desinde düzenlenen netice sebebiyle ağırlaşan yaralama suçunun kasten
işlenen bir suç kategorisinde mi yoksa taksirli suç kategorisinde mi değer-
lendirilmesi gerektiğidir.
765 sayılı TCK’nın 45/1 maddesinde, “cürümde kastın bulunmaması
cezayı kaldırır” denilerek cürümler bakımından kastın bulunması gerektiği
belirtilmiştir. Ancak devamla, “failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının
neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesna-
dır” denilerek bu kurala istisnalar getirilmiştir. İşte sorumluluk bakımın-
dan failin kusurunun aranmadığı haller objektif sorumluluk halleri olarak
adlandırılmıştır.
765 sayılı TCK’da objektif sorumluluğun kabul edildiği suçlardan
biri de bu yasanın 452. maddesinde düzenlenen kastın aşılması suretiy-
2
Kastedilenden başka netice her zaman ağır olmayabilir. O nedenle haklı olarak bu
maddenin başlık ve ifadesinin yanlış olduğu ileri sürülmüştür. (Toroslu, Nevzat
- Ersoy, Yüksel, “Kanunlaşmaması Gereken bir Tasarı”, Türk Ceza Kanunu Reformu,
Makaleler, Görüşler Raporlar, İkinci Kitap, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004,
s. 10; Yurtcan, Erdener, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Yorumu, İstanbul 2005, s. 72; Tanım
için ayrıca bkz., Toroslu - Nevzat, Ceza Hukuku, (Kısaltma: Toroslu, 2005) Ankara
2005, s. 153.
3
Dönmezer, Sulhi - Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. II, 9. Bası, İstanbul
1986, s. 315 vd; Özen, Muharrem, Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk, Ankara 1998,
s. 183, Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, (Kısaltma: Genel Hükümler) C.
II, İstanbul 1989, s. 386; Toroslu bu suçlar için sonucu nedeniyle ağırlaşan suçlar
ifadesini kullanmaktadır. Bkz., Toroslu - Nevzat, Ceza Hukuku, (Kısaltma: Toroslu,
2004) Ankara 2004, s. 116.
4
Netice sebebiyle ağırlaşan suçlardan sorumluluğun hukuksal esasları konusunda
ayrıntılı bilgi için bkz., Özen, s. 33 vd; Dönmezer - Erman, II, s. 308 vd.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
75TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
le adam öldürme suçudur. 765 sayılı TCK’nın 452/1. maddesinde “katil
kastiyle olmayan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş
olursa” failin cezalandırılacağı belirtilerek meydana gelen ölüm neticesi
bakımından failin kastı ve kusuru aranmaksızın sorumlu tutulacağı be-
lirtilmiştir.
765 sayılı TCK’nın 452/2. maddesinde ise, ”eğer telefi nefis failin fii-
linden evvel mevcut olup da failce bilinmeyen ahvalin birleşmesi veyahut failin
iradesinden hariç gayri melhuz esbabın inzimamı ile vukua” gelmesi halinde de
failin sorumlu tutulacağı belirtilmektedir. Böylece “failin hareketine eklenen
nedenlerin onun tarafından öngörülmüş olup olmamalarının önemi yoktur. Yasa
‘failce bilinmeyen’ failin iradesinden hariç, ‘gayri melhuz’ nedenlerden söz etmek
suretiyle, bu konuda herhangi bir araştırma imkanını önceden kesin olarak yok
etmek istemiştir.”
5
Belirtelim ki, bu tür sorumluluğun kilise hukukunda yer alan, hu-
kuka aykırı olan bunun bütün neticelerine katlanır (versari in re illiciata)
şeklindeki anlayışın kalıntısı olduğu belirtilerek kusura dayanmayan so-
rumluluk doktrinde şiddetli eleştirilere neden olmuştur.
6
Bu düşüncelerin sonucu olarak 5237 sayılı TCK’da failin sorumluluğu
kusura dayandırılmak istenmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesinde,“kasten yaralama
sonucunda ölüm meydana gelmişse” kişinin cezalandırılacağı belirtilmiş, bu
maddenin gerekçesinde failin meydana gelen ağır neticeden sorumlu tu-
tulabilmesi için bu yasanın 23. maddesinde yer alan netice sebebiyle ağır-
laşmış suçlara ilişkin hükümlerin göz önünde bulundurulması gerektiği
vurgulanmıştır.
7
5237 sayılı TCK’nın 23. maddesine göre ise; ”bir fiilin, kastedilenden
daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin
bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından tak-
sirle hareket etmesi gerekir.”
5
CGK, 9.7.1984, 1-446/255; Savaş, Vural - Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu
Yorumu, C. III, 2. Baskı, Ankara 1998, s. 4707-4708.
6
Özgenç, İzzet - Şahin, Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, 3. Bası, Ankara 2001, s. 185;
Özgenç, İzzet, “Kast-Taksir Kombinasyonları”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi; Prof. Dr. Süleyman Arslan Armağanı, C. VI, (1998), S. 1-2, s. 360-361; Önder,
Genel Hükümler, s. 389; Ayrıca bkz., 5237 sayılı TCK’nın 23. madde gerekçesi.
7
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 87. madde gerekçesi.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
II. SORUMLULUĞUN HUKUKİ ESASI VE
SUÇUN HUKUKSAL NİTELİĞİ
1. Sorumluluğun Hukuki Esası
Failin kastının daha ağır neticeyi kapsamadığı hallerde meydana
gelen ağır neticeden ne şekilde sorumlu tutulacağı ve failin sorumlulu-
ğunun hukuki esasının ne olduğu hususunda farklı görüşler ileri sürül-
müştür. Bu konuda ileri sürülen bir görüşe göre, kastı aşan suçta ağır
sonuç maksadın konusunu oluşturmasa bile iradenin dışında olmayıp
iradenin ışığında gerçekleşmektedir. Kastı aşan sonuç dolaylı olarak iste-
nilmiş olduğundan burada kastın varlığını kabul etmek gerekir. Bir diğer
düşünceye göre, kasten yaralama sonucu ölüme neden olunması halinde
kast ve taksir yanında kendine özgü bir kusurluluk şekli bulunmaktadır.
Bu konuda savunulan bir başka düşünceye göre, kasten yaralama sonu-
cu ölümün meydana gelmesinde failin müessir fiile yönelik olarak kastı,
meydana gelen ölüm neticesi bakımından ise taksiri mevcuttur. Diğer bir
ifadeyle, kast ile taksir bir arada bulunmaktadır; kasten yaralama sonucu
meydana gelen ölüm neticesinden failin sorumlu tutulabilmesi için en
az taksirinin bulunması gereklidir.
8
Bu görüş sahiplerine göre, 765 sayılı
8
Önder, Genel Hükümler, s. 392; Alacakaptan, Uğur, Suçun Unsurları, Ankara 1970,
s.95; Toroslu, (2004), s. 114-115; Özen, s. 131 vd.) Bu görüş taraftarlarına göre, kişinin
gerçekleştirmek istediği neticeden daha ağır bir neticenin meydana gelmesi halinde,
kast ve taksir bir arada bulunmaktadır.(Bu konuda bkz., İçel, Kayıhan - Akıncı, Füsun
Sokullu - Özgenç, İzzet - Sözüer, Adem - Mahmutoğlu, Fatih S. - Ünver, Yener, Suç
Teorisi, 2. Kitap, İstanbul 2000, s. 264 vd; Özen, s. 131 vd.; Toroslu, (2004), s. 115) Buna
göre failin etkili eylemde bulunmak amacıyla hareket etmesi halinde kast mevcuttur.
Ancak, failin bu hareket sonucu ölüm neticesinin meydana gelebileceğini öngör-
memesi nedeniyle ise taksirinin mevcut olduğu savunulmuş ve failin TCK’nın 452.
maddesine göre cezalandırılmasının nedeninin bu taksiri olduğu belirtilmiştir. Bu
görüş sahiplerine göre, TCK’nın 452. maddesindeki hüküm mevcut olmasa bile faili
gerçekleşen ölüm neticesinden dolayı taksiri nedeniyle sorumlu tutmak mümkündür.
(Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 664, Dönmezer - Erman, II, s. 262) Özgenç - Şahin’e
göre, “kast-taksir kombinasyonunun sözkonusu olduğu bu hallerde, iki kademe
mevcuttur. Birinci kademeyi kasten işlenen temel suç, ikinci kademeyi ise taksirle
sebebiyet verilen ağır netice oluşturmaktadır.” Böylece yazarlar, “iki netice” yerine
“iki kademe” ifadesini kullanmayı tercih etmişlerdir. Esasen yazarların suçun tanımı
ve fiil ve netice konusundaki fikirleri de farklılık arzetmektedir. Yazarlara göre netice
fiilin bir unsuru olmayıp, fiilin bir neticesi olmakla beraber fiilden ayrı olarak maddi
unsurun içinde yer almaktadır. O nedenle yazarlar fiil bakımından kasten hareket
eden failin meydana gelen netice bakımından taksirle hareket etmesinin mümkün
olduğunu savunmaktadırlar. (Özgenç - Şahin, s. 186) Belirtelim ki kanunumuzun
87/4 ve 23. maddesindeki düzenleme de bu şekildedir. Kasıtlı hareket eden kişinin
taksirinden söze edilemeyeceği ve kastla taksirin bir arada bulunamayacağı ileri
sürülerek bu görüşler eleştirilmiştir. Örneğin; Dönmezer-Erman, “kastın aşılması
halinde, tek netice vardır; fakat bu netice failin maksadından daha ağırdır. İşte bu
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
77TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
TCK’nın 452. maddesinde düzenlenen ve kastın aşılması suretiyle adam
öldürme suçunda da kastla taksir bir arada bulunmaktadır. Failin müessir
fiil kastıyla harekete geçmesi halinde kast vardır. Fakat failin bu eylem
neticesi ölüm sonucunun meydana gelebileceğini öngörmemesi taksiri
mevcuttur. O nedenle kanunda TCK’nın 452. maddesi bulunmamış olsa
dahi ağır neticeye kasıtlı hareketiyle sebebiyet veren failin meydana gelen
ağır netice bakımından taksiri nedeniyle sorumlu tutulması mümkün ola-
caktı. Kısaca, failin meydana gelen kastedilmeyen ağır neticeden sorumlu
tutulmasının nedeni taksirinin bulunmasıdır ve kastın aşılmasında en
azından taksir bulunmadıkça failin meydana gelen ağır neticeden sorum-
lu tutulamayacaktır.
9
Bu konuda başka görüşler de ileri sürülmüştür.
10
Ancak, 765 sayılı
TCK’nın 452. maddesi bakımından doktrindeki hakim fikir; 765 sayılı
TCK’nın 452. maddesinde, kaynağını bu Yasa’nın 45. maddesinde düzen-
lenen; “failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden do-
layı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır” şeklindeki hükümden
alan, sırf nedensellik bağına önem veren bağımsız bir suçun düzenlendiği
şeklindedir. Failin sorumluluğu ne kasta, ne de taksire dayanmıştır. Diğer
bir ifadeyle müessir fiil kastı ile yapılan hareketin ölüm neticesini meyda-
na getirmesi sorumluluk için yeterli görülmüştür. Özetle, ölüm neticesi
bakımından kişinin objektif sorumluluğu kabul edilmiştir.
11
daha ağır netice ya fiilin ayrı ve bağımsız bir hukuki nitelik kazanmasını, yani yeni
bir suç tipinin ortaya çıkmasını gerektirir, ya da aşırı netice suçun bir ağırlatıcı se-
bebini oluşturur: birinci ihtilam kastın aşılması halini, ikinci ihtimal ise…objektif
sorumluluk şeklini, yani netice sebebiyle ağrılaşmış olan suçlar kategorisini meydana
getirir” demektedirler. (Dönmezer - Erman, II, s. 261-262) Fakat bu eleştirilerin haklı
olmadığı belirtilmiştir. Bu görüşte olan Toroslu ve Özen’e göre, kast ile taksirin bir
arada bulunamayacağına ilişkin itiraz aynı sonuç yönünden doğru kabul edilebilir.
Çünkü, failin aynı sonucu hem istemiş, hem de istememiş olması düşünülemez.
Ancak, kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçunda tek sonuç değil, birincisi
fizik değerin ihlaline yönelik müessir fiil neticesi, ikincisi de yaşan hakkının ihlali
sonucunu doğuran ölüm neticesi olmak üzere iki netice vardır. İki ayrı sonuç bulun-
duğunda failin bunlardan birini istemiş, yani bu sonuç bakımından kasten hareket
etmiş, diğeri istememiş ve bu sonuç bakımından taksirle hareket etmesi mümkündür.
Ayrıca ikinci neticenin birincisine oranla daha ağır bir ihlale neden olması farklı bir
netice sayılmasına engel teşkil etmez. (Toroslu, (2004), s. 115, Özen, s. 133-134).
9
Bkz., Sokullu - Akıncı - Özgenç - Sözüer - Mahmutoğlu - Ünver, s. 272; Önder, Genel
Hükümler, s. 392; Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s. 355;
Battaglani ve Maggiore’nin görüşleri için bkz., Dönmezer - Erman, II, s. 262.
10
Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, C. III, Ankara 1993, s. 2057-2058; Toroslu, (2004),
s. 114-116; Özen, s. 126 vd.; Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 664.
11
Erman, Sahir - Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar,
İstanbul 1994, s. 59; Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mallara Karşı Cürümler, 15. Bası,
İstanbul 1998, s. 88; Erem, C. III, s. 2060; Gözübüyük, A. Pulat, Türk Ceza Kanunu
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Yüksek Mahkeme’miz de, kastın aşılması kavramını sırf nedensellik
(illiyet) esasına dayalı objektif bir sorumluluk olarak nitelendirmiştir.
12
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK’nın
23. maddesine göre, “bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin
oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi
için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” Böylece
kast ve taksir yanında, kast-taksir kombinasyonu olarak adlandırılan bir
kusurluluk şekline yer verilmiştir.
Maddede, meydana gelen sorumluluk bakımından en azından taksir
düzeyinde bir kusurluluğun aranması nedeniyle, ağır neticenin kasten
Açıklaması, C. IV, Ankara 1976, s. 373, Artuk-Gökcen-Yenidünya, s. 665. Gerçekten
kasten yaralama sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesinden failin ne şekilde
sorumlu tutulması gerektiğine dair çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür
Bu konuda savunulan bir düşünceye göre, kastın aşılması halinde kastla tesadüf
ve kaza bir arada bulunmaktadır. Buna göre, fail etkili eylem açısından kastla hareket
etmekte, fakat ağır netice bir kaza ve tesadüften doğmaktadır.
Bir başka düşünceye göre, burada kast ve taksir yanında kendine özgü bir psiko-
lojik unsur mevcuttur. Ayrıca kastı aşan suçta, kast ile taksir arasında bir kusurluluk
şekli bulunduğu, kastı aşan suçta daha ağır neticenin bir cezalandırma şartı olduğu,
kastı aşan suçta ağır netice istenmiş olmamakla beraber istenmemiş de olmadığı şek-
linde görüşler ileri sürülmüştür. (Bu görüşler ve eleştiriler için bkz., Toroslu, (2004),
s. 114 vd; Artuk-Gökcen-Yenidünya, s. 664, Dönmezer-Erman, II, s.262 vd; Özen, s.
126 vd, Yukarıda açıklandığı üzere 765 sayılı TCK’nın 452. maddesi ile ilgili olarak
doktrindeki hakim görüş ve Yüksek Mahkeme’mizin görüşü ve uygulaması 765
sayılı TCK’nın 452. maddesindeki sorumluluğun kusurluluğa dayanan bir subjektif
sorumluluk olmayıp, objektif bir sorumluluk olduğu şeklindedir. (Dönmezer - Erman,
II, s. 263-264; Demirbaş, s. 353; Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 663).
12
Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu raporlarına göre, kavga sırasında maktülde oluşan lezyon-
ların başlı başına ölümü tevlid eder nitelikte bulunmadığı, maktülenin ölümünün
maruz kaldığı travmanın kendinde mevcut eski epilepsi hastalığını aktive ederek
statüs epileptikus ve bu nedenle oluşmuş komplikasyonlar sonucu ölümün meydana
geldiği fiille ölüm arasında illiyet bağının olduğunun ifade edildiği anlaşılmakla her
iki sanık hakkında TCK’nın 452/2,51/1,59. maddeleri gereğince tecziyesi yerine yazılı
şekilde TCK’nın 456. maddesinin 4. fıkrası ile hüküm kurulması, (1. CD, 24.12.2003,
1335/3331 yayınlanmamıştır) failin eylemi ile ölüm sonucu arasında nedensellik ba-
ğının bulunması, başka bir deyişle, kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmenin
sözkonusu olabilmesi için, ölümün failin etkili eylem sayılan hareketinden doğmuş
olması gerekir. Bu suçta, subjektif takdirin önemi bulunmadığından, failin de ölüm
sonucunun meydana gelebileceğini öngörebilir durumda olması aranmaz. Fail yaptığı
hareket sonucunda mağdurun ölebileceğini aklından bile geçirmemiş, hatta bunu
tahmin edebilecek tecrübe veya bilgiye sahip bulunmamış olsa bile, hareketiyle sonuç
arasında objektif uygunluk bulunduğu takdirde nedensellik bağı mevcuttur.”(CGK,
12.2.2002, 1-29/167; Ekinci, Mustafa - Özcan, Şerafettin, Açıklamalı-İçtihatlı Kasten
Adam Öldürme Suçları, Ankara 2004, s. 232).
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
79TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
meydana getirilmesinin de mümkün olduğu ve bu halde de eylemin netice
sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna vücut vereceği anlaşılmaktadır.
13
2. Suçun Hukuksal Niteliği
A. Genel Olarak
765 sayılı TCK’nın 452/1. maddesinde, “katil kastıyla olmayan darp ve
cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olması” halinde faile adam
öldürme suçundan tayin edilecek cezanın belli oranlarda indirilerek veril-
mesi hükme bağlanmıştır. Bu hükmün bağımsız bir suça mı vücut verdiği,
yoksa adam öldürme suçunun hafifletici nedenini mi veyahut müessir fiil
suçunun ağırlatıcı nedenini mi teşkil ettiği hususunda değişik görüşler
ileri sürülmüştür. Belirtelim ki, faildeki kasıt öldürmeye yönelik olmayıp
yaralamaya yönelik olduğundan, adam öldürme suçunun hafifletici ne-
deninin söz konusu olmadığını; ölüm neticesi fail tarafından istenmediği
için de müessir fiil suçunun ağırlatıcı bir nedenin bulunmadığını kabul
etmek gerekir. Burada meydana gelen netice itibariyle bir netice sebebiyle
ağırlaşmış suç söz konusudur.
14
5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesinde düzenlenen suçun kasten ya-
ralama suçunun ağırlatıcı nedeni olduğu ileri sürülebilir. Ancak, bu suç
bakımından esas itibariyle kasten yaralama suçunun mevcut olması gerekli
ise de, meydana gelen ağır neticeden failin sorumlu tutulabilmesi için “en
azından” taksir seviyesinde bir kusurluluğunun arandığı neticesi sebebiyle
ağırlaşmış bir suç tipi söz konusudur.
B. Suçun Kasıtlı Bir Suç Olarak mı Yoksa Taksirli Bir Suç Olarak mı
Değerlendirilmesi Gerektiği Sorunu
a. Genel Olarak: Failin kastı yaralama olmasına rağmen, meydana
gelen ölüm neticesi bakımından sorumlu tutulabilmesi için en az taksir
düzeyinde bir kusurluluk arandığına göre bu suçu taksirli bir suç olarak
mı, yoksa kasten işlenen bir suç olarak mı kabul etmek gerekir?
Bunu tespit etmek önemlidir, çünkü bunun başka hukuksal sonuçları
da olacaktır. Örneğin; paraya çevirme, (5237 sayılı TCK 50. m.) tekerrür
(5237 sayılı TCK 58. m.) gibi konularda kasten işlenen suçlarla taksirle
13
Schroeder, Friedch - Christian, Taksirin Kanunen Tanımlanmasına İlişkin Problemler,
(Çev. İzzet Özgenç) Türk Ceza Kanunu Tasarısı İçin Müzakereler, Konya 1998, s. 273.
14
Erman - Özek, s. 59.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
işlenen suçlar bakımından farklılık bulunduğu gibi, ceza mahkumiyetinin
sonuçları bakımından da farklılık mevcuttur.
Belirtelim ki bu sorunun çözümü kolay değildir. Çünkü, suçun oluşu-
mu için meydana gelen ölüm neticesinin taksirle meydana gelmesi yeterli
kabul edildiğine göre, suçun kasta dayanan bir suç kabul edilemeyeceği
söylenebilir. Tersine, ölüm neticesinin meydana gelmesi bakımından taksir
düzeyinde bir kusurluluk aranmasına rağmen, hareketin yaralama kastıyla
meydana getirilmesi gerektiği ileri sürülerek bu suçun taksirle işlenen bir
suç kabul edilemeyeceği de iddia olunabilir.
Sorunu karmaşık hale getiren bir husus da, 23. maddede “fiilin, kaste-
dilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde,
kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, bu netice bakımından ‘en azın-
dan’ taksirle hareket etmesi gerekir” denilmesidir. Maddede failin meydana
gelen ağır netice bakımından “en azından” taksir düzeyinde bir kusurluluk
ile hareket etmesi gerektiğine belirtildiğine göre, kast düzeyindeki bir ku-
surluluk ile ağır neticeye sebebiyet verilmesi halinde de bu suç oluşacağını
kabul edilmiş bulunmaktadır.
b. Failin Meydana Gelen Ağır Netice Bakımından Taksirle Hareket
Etmesi: Meydana gelen ağır netice bakımından failin taksirle hareket etmesi
halinde kast-taksir kombinasyonunun söz konusu olduğu ileri sürülmüştür.
Kast-taksir kombinasyonu uyarınca failin sorumluluğunun belirlenmesi
gerektiğine savunan görüşe göre, bu halde iki kademe mevcut olup, birinci
kademeyi kasten işlenen temel suç olan yaralama, ikinci kademeyi ise tak-
sirle
15
sebebiyet verilen ağır netice olan ölüm neticesi oluşturmaktadır.
16
Buna göre, failde yaralamaya yönelik olarak kast mevcut olmalıdır.
Meydana gelen ölüm neticesi bakımından ise failin objektif özen yüküm-
lülüğünü ihlal edip etmediği, meydana gelen ölüm neticesini öngörebilip
öngörülemeyeceği, diğer bir ifadeyle taksirinin, yani kusurunun mevcut
olup olmadığı araştırılacaktır.
17
Failin meydana gelen ölüm neticesini öngö-
15
Schroeder, s. 272-274. Yazar, ağır taksir için, “Her kim içinde bulunduğu şartlar iti-
bariyle kanuni tarife uygun fiilin gerçekleşişini aşikar bir şekilde müşahede etmesi
gerekir idiyse veya şahsi kabiliyetleri itibariyle bunu kolayca müşahede edebilir du-
rumda idiyse; ‘leichtfertigkeit’, yani daha ağır bir şekilde dikkatsizlik veya ihtimamsız
hareket etmiş olur” şeklinde bir tanımı tavsiye etmektedir. (Schroeder, s. 272).
16
Özgenç - Şahin, s. 186; Özgenç, İzzet, Kavga Suçu (TCK m. 464) Üzerine Düşünceler,
(Kısaltma: Kavga); Yargıtay Dergisi, C. 19, S. 4, (Ekim 1993), s. 494.
17
Taksirden dolayı sorumluluk için, öngörebilme unsuru yanında, failin meydana ge-
len neticeyi önleyebilmesinin de gerekli olduğunu savunan Toroslu’ya göre, taksirli
sorumluluğun birleştirici esasını, failin uyulması zorunlu davranış kurallarına uymak
suretiyle önleyebileceği bir fiili, bu kuralları ihlal etmek suretiyle istemeyerek gerçek-
leştirmiş olmasından dolayı kınanmasında aramak gerekir. (Toroslu, (2005), s. 144).
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
81TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
rebileceği sonucuna varılması halinde fail meydana gelen ölüm neticesinden
sorumlu tutulacak aksi halde sorumluluğu yoluna gidilemeyecektir.
Doktrinde meydana gelen ağır neticeye taksirle neden olunması halinde
suçun hangi kategoride değerlendirilmesi gerektiği hususunda değişik gö-
rüşler ileri sürülmüştür.
18
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında görev alan
Sözüer, fiilin kasten işlenmesinden hareketle kast-taksir kombinasyonunun
söz konusu olduğu suçların kasıtlı suçlar kategorisinde değerlendirilmesi
gerektiğini belirtmektedir.
19
Kanaatimize göre, her ne kadar fiil kasten işlenmiş ise de, bu fiil mey-
dana gelen ağır neticeye yönelik değildir. Ağır neticenin taksirle meydana
gelmesi halinde meydana gelen suçun kasten işlenen bir suç olduğunu
söylemek güçtür.
Alman Ceza Kanunu kast-taksir kombinasyonunun mevcut olduğu
suçları kasten işlenen suçlar olarak görmektedir.
20
Gerçekten, Alman Ceza
Kanunu’nun 11/2. maddesinde (StGB 11/2) “Hareket yönünden kastı arayan,
buna karşılık sebebiyet verilen özel netice bakımından taksiri yeterli gören kanuni
tipi gerçekleştiren bir fiil bu kanundaki anlamında kasıtlıdır”
21
denilmektedir.
Dolayısıyla Alman hukuku bakımından sorun bu şekilde çözülmüştür.
Alman Ceza Kanunu’nun 11/2. maddesinde yer alan “hareket yönünden
kastı arayan, buna karşılık sebebiyet verilen özel netice bakımından taksiri yeterli gö-
ren kanuni tipi gerçekleştiren bir fiil bu kanundaki anlamında kasıtlıdır” şeklindeki
bir hükmün kanunumuzda yer almaması nedeniyle netice sebebiyle ağırlaş-
mış suçların kasıtlı suç olarak kabul edilemeyeceğini düşünmekteyiz.
Kanaatimize göre, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar, kasten işlenen
temel suç ve taksirle gerçekleştirilen ağır neticeden oluşan bir taksirli suç
niteliğindedir.
22
Bu suça vasıf veren, meydana gelen taksirle gerçekleştiri-
18
Bkz., Özgenç, Kavga, s. 494-495; İçel - Sokullu Akıncı - Özgenç - Sözüer - Mahmutoğlu
- Ünver, s. 272; Önder, Genel Hükümler, s. 392, Demirbaş, s. 355; Dönmezer - Erman,
I, s. 262 vd.
19
Sözüer, Adem, Yargıtay Başkanlığı’nca Düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Genel
hükümleri ve Yansımaları Paneli’nde yaptığı konuşma 10-11 Şubat, Ankara 2005.
20
Schroeder, s. 274. Aynı düzenlemenin Rus Ceza Kanunu’nun da mevcut olduğu
belirtilmektedir. Schroeder, s. 274.
21
İçel, Kayıhan - Yenisey, Feridun, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları 3. Bası,
İstanbul 1990, s. 1004.
22
Bu konuda ileri sürülen görüşler için bkz., Özgenç, Kavga, s. 494-496 5237 sayılı
TCK’nın hazırlanmasında görev alan Özgenç’in kasten işlenen temel suç ve taksirle
gerçekleştirilen ağır neticeden oluşan suçları taksirli bir suç olarak kabul ettiği anlaşıl-
maktadır. Yazar’ın incelediği Yüksek Mahkeme’mizin kararına konu olan bir olayda
sanıklar mağduru kasten yaralamak için anlaşmışlardır. Ancak sanıklardan birinin
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
len ağır neticedir. Örneğin, temel suç kasten yaralama olmasına rağmen,
ölüm neticesinin meydana gelmesi ile suç kasten yaralama suçu olmaktan
çıkmakta neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça dönüşmektedir.
c. Failin Meydana Gelen Ağır Netice Bakımından Kasten Hareket
Etmesi: Neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama suçunun oluşması için temel
suç olan yaralama bakımından failin kastı mevcut olmalıdır. Meydana gelen
ağır netice olan ölüm bakımından da failin kastının mevcut olması, diğer
bir ifadeyle ölüm neticesinin de kastın kapsamı dahilinde olması halinde
kasten işlenen bir suçtan söz etmek gerektiği açıktır.
Ancak aşağıda da açıklanacağı üzere kişisel görüşümüz, meydana
gelen ölüm neticesi bakımından failin ister doğrudan kastla isterse de olası
kastla hareket etmesi halinde artık neticesi sebebiyle ağırlaşan bir suçtan
söz edilemeyeceği, bu gibi hallerde kasten adam öldürme suçu söz konusu
olacağı şeklindedir.
III. SUÇUN MADDİ UNSURLARI
1. Suçun Faili
Herhangi bir kişi bu suçun faili olabilir.
Eylemin basit hali için sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ön-
görülmüş iken eylemin,
a. Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
vurmuş olduğu tekme ve tokat darbeleri sonucu dengesini kaybederek merdivenler-
den aşağı düşmüş ve ölmüştür. Yüksek Mahkeme yumruk vurmayan diğer sanıkların
eylemlerinin kavgada ölene el uzatmak suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. (CGK.
1.2.1988, 1-515/11) Yazar, TCK’nın 452. maddesi bakımından ister kusuru bulunsun
ister bulunmasın bütün sanıkların meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tu-
tulması gerektiğini belirttikten sonra kendi görüşlerini şöyle özetlemiştir: “Karara
konu teşkil eden olayda iştirak halinde (müşterek faillik şeklinde) işlenen bir kasten
müessir fiil suçu vardır. Bütün suç ortakları mağdura sadece ‘dövüp gözdağı ver-
meyi’ amaçlamışlardır. Fakat suç ortaklarından Ramazan’ın müessir fiili sonucunda
mağdur merdivenden düşmüş ve kafa içi kanamasından ölmüştür. Olayın cereyan
tarzından hiçbir suç ortağının öldürme kastıyla hareket ettiğini tespit edememekteyiz.
O halde müşterek faillik şeklinde işlenen kasten müessir fiil (temel suç) sonucunda
mağdurun ölümüne sebebiyet verilmiştir. Görüşümüze göre, meydana gelen ölüm
neticesi açısından ancak taksirden dolayı kusurlarının mevcudiyetini tespit edebildi-
ğimiz kişileri taksirli yan yana failler olarak sorumlu tutabileceğiz.” Böylece Özgenç,
kasten işlenen temel suç (yaralama) bakımından iştirak mevcut olmasını bu suçu
kasten işlenebilen bir suç kabul etmek için ve bu suça iştirak için yeterli görmemiş
diğer suç ortaklarının taksirlerinin mevcut olması halinde taksirli yan yana failliğin
söz konusu olacağını savunmuştur. (Özgenç, Kavga, s. 496, dpn. 93).
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
83TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
b. Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda
bulunan kişiye karşı,
c. Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d. Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak
suretiyle,
e. Silahla, işlenmesi hali için on iki yıldan on altı yıla kadar hapis ce-
zası öngörülmüştür. Böylece failin sıfatı, (a ve d bendi) mağdurun sıfatı
(b ve c bendi) ve suçta kullanılan alet (e bendi) şiddet sebebi olarak kabul
edilmiştir.
2. Suçun Mağduru
Suçun mağduru yaşayan, “canlı”, “insan”dır. Bu itibarla ana rahminden
ayrılıp bağımsız bir varlık haline gelen “insan” bu suçun mağduru olabilir.
Cenin, henüz ana rahminden ayrılıp bağımsız bir varlık haline gelmediği
için, çocuk düşürme suçunun mağduru olabilirse de bu suçun mağduru
olamaz.
Ölmesi çok yakın veya kesin olan bir kişinin kasten yaralanıp öldürül-
mesi de bu suçu oluşturur. Yeni doğan bir bebeğin yaşama kabiliyetinin
olup olmaması bu suçun mağduru olması için bir öneme sahip değildir.
Mağdurun failin üstsoyu, altsoyu, eşi ve kardeşi olması hali ve suçun
mağdurun yerine getirmiş olduğu kamu görevi nedeniyle işlenmesi şiddet
sebebi olarak kabul edilmiştir. (86-3/a-c m.)
Yanılma ve sapma nedeniyle hedef alınan kişiden başkası da bu suçun
mağduru olabilir. Diğer bir ifadeyle hedefte sapma ve yanılma sonucu yara-
lamaya maruz kalan kişinin ölümü halinde de 87/4. maddesi hükümlerinin
uygulanma imkanı mevcuttur.
Ancak, bir yakınının dövülmesi, örneğin kalp hastası olan bir şahsın
oğlunun dövülmesi sırasında kişi yaşadığı heyecan ve stres sonucu ölürse,
87/4 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Fakat eğer fail
kalp rahatsızlığını bildiği mağdurun kalp krizi geçirip ölmesi maksadıyla
oğlunu, kızını veya eşini gözü önünde döver ve bunun sonucu olarak da
kişi kalp krizi geçirerek ölürse, failin kasten adam öldürmek suçundan
sorumlu tutulması lazımdır.
23
23
Erman - Özek, s. 64.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
3. Fiil
A. Genel Olarak
Suçun maddi unsurunu teşkil eden fiil, bir kişinin “yaralanması”dır.
Suçun oluşumu için yaralama sonucu ölüm neticesinin de gerçekleşmesi
lazımdır. Böylece “müessir fiil” kavramı terk edilerek “yaralama” kavramı
benimsenmiştir.
“Yaralama”nın “müessir fiil”in her şeklini kapsamadığı, ayrıca 5328 sayılı
Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2. maddesinde yer alıp bu suç ile
87/4. maddesinin de yollamada bulunduğu 86/1. madde arasındaki farkı
ortaya koyan; yaralanmanın etkisinin “basit tıbbi müdahale ile giderilebilme”
ölçütünün belirsiz olduğu ve 86/1. maddede düzenlenen “acı verme” ve
“algılama yeteneğinin bozulması” kavramlarının açık olmadığı belirtilerek
bu düzenlemeler haklı olarak eleştirilmiştir.
24
Ayrıca basit tıbbi müdahale
ile giderilebilecek yaralanmanın, hekimler tarafından farklı algılanabilecek
kişisel değerlendirme farklılıkları yaratabileceği de vurgulanmıştır.
25
765 sayılı TCK’nın 452. maddesinde, “katil kastıyla olmayan darp, cerh
veya müessir fiil” sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesinden söz edilmiş,
müessir fiilin düzenlendiği ve şiddetine göre derecelendirildiği TCK’nın
456. maddesinin herhangi bir fıkrasına yollamada bulunmamıştır. Dolayı-
sıyla hafif derecedeki yaralanma şekli ile de bu suçun oluşabileceği kabul
edilmiştir.
Oysa, 5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesinde kasten yaralama sonucu
ölümün meydana gelmesi suçunu oluşturan yaralama bakımından yalnızca
86/1. maddesine atıfta bulunmuştur.
B. Yaralama
a. Genel Olarak: Kasten yaralama suçunun temel şeklinin tanımlandığı
86/1. maddesinde,
26
“kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya
da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi”nin cezalandırılmasından
24
Toroslu - Ersoy, s. 15; Artuk, Mehmet Emin - Çınar, Ali Rıza, “Yeni Bir Ceza Kanunu
Arayışları ve Adalet Alt Komisyonu Tasarısı Üzerine Düşünceler”, Türk Ceza Kanunu
Reformu, İkinci Kitap, Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye Barolar Birliği Yayını, An-
kara, 2004, s. 80; “Türk Ceza Kanunu Tasarısı Hakkında Galatasaray Üniversitesinin
Görüşü”, Türk Ceza Kanunu Reformu, İkinci Kitap, Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004, s. 306.
25
Adli Tıp Uzmanları Derneği, Yeni Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Düzenlenecek Adli
Raporlar İçin Kılavuz, (Editör: Yasemin Balcı, http://www.atud.org.tr).
26
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 86. m. gerekçesi.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
85TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
söz edilerek “yaralama”; başkasının vücuduna acı verme, sağlığının ya da
algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma şeklinde tanımlanmıştır.
Gerekçedeki ifadeyle, “kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama
yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama kabul edilmiştir.”
27
Maddede kullanılan “yaralama”, “acı verme” veya “sağlığının ya da algı-
lama yeteneğinin bozulmasına neden olma”; hareket ve uygulanan şiddetten
ziyade bu hareket ve şiddet sonucu mağdur üzerinde bir meydana gelen
sonuçları ifade etmektedir. Belirtelim ki bu terimler hukuksal terimler de-
ğildir;
28
bu terimlerin sözlük anlamlarının belirlenmesi lazımdır. Sözlük
anlamı ile yara; “keskin bir şeyle, bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik veya
zedelenme”; “yaralama” ise, “yaralama işi” olarak ifade edilmiştir.
29
Bir başka
kaynakta, eski Türkçe’de yarığ veya yarağ kökeninden geldiği belirtilen
“yara”, “bedende çarpma, silah darbesi vb. şeyin açtığı derin kesik”; “yaralanmak”
ise; “silah vb. bir şeyle vücudunda yara açılmak” olarak tarif edilmiştir.
30
Cer-
rahi anlamda yara, “deri ve mukoza tabakasının yarılmasına, ezilmesine veya
zedelenmesi” şeklinde açıklanmıştır. Belirtelim ki “Adli Tıp’ta yara cerrahi
manadaki yaradan çok şümullüdür. Bir şahsı zehirlemek suretiyle hasta etmek,
kolunu burkarak eklem yerinden çıkarmak, aç susuz veya soğukta bırakmak sure-
tiyle hasta etmek, korkutmak suretiyle bazı ruhi arızalar meydana getirmek yara
tabiri içinde incelenir.”
31
Türk Ceza Kanunu’nda vücut dokunulmazlığını
karşı suçlar bölümünde kullanılan yaralama kavramını adli tıp anlamında
kabul etmek ve değerlendirmek gerektiği açıktır. O halde, yalnız darp ve
cerh suretiyle meydana getirilen yaralanmaları değil, aç ve susuz bırakmak
suretiyle meydana gelen rahatsızlıkları, korkutmak suretiyle meydana ge-
27
5237 sayılı TCK’nın 86. madde gerekçesi.
28
Türk Hukuk Lügatı’nda bu terimlerin tanımına rastlayamadık.
29
Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara 1998, s. 1596-1597.
30
Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi, C. 20, Sabah Gazetesi Yayını, İstanbul
1992, s. 280-281.
31
Tunalı, İbrahim, Adli Tıp, Seçkin Yayınevi, Ankara 2001, s. 112 Adli tıp anlamında
“yara” hakkında ise şu açıklamalar yapılmıştır. “Adli tıpta yara çok geniş bir anlam
taşır; mahkemeler sadece bir darbe ile meydana gelen, dokuları yırtan veya yırtma-
yan her çeşit lezyonu değil, her türlü darbe ve zorlanmadan ileri gelen hastalıkları
da yara diye kabullenip muhakeme eder. Mahkemeler sadece yaranın mutlak veya
nispi ağırlığını göz önünde bulundurur ve yaraları derecelere ayrılırlar: yalnız deriyi
veya yüzeysel kasları ilgilendiren (ihtilat yapmamış yaralar, hafif ezilmeler, birinci
derecede yanıklar vb.) ve yirmi gün işten alı konmaya sebep olan yaralar hafif yara,
şiddetli ezilmelere, ihtilata yol açan cerahatli olan (ateşli silah yaraları, eskarlarla
birlikte olan derin yanıklar, vb.) iyileşebilen veya yetersiz şekilde iyileşebilen (bir
sakatlık bırakan) yaralara ağır yara ve nihayet öldürücü alanlara (yaşamak için gerekli
organlardaki derin yaralar, beyin, kalp akciğer, sindirim sistemi yaraları) öldürücü
yara denir” Meydan Larousse, C. 20, s. 280-281).
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
tirilen ruhi arızaları da bu kavram içinde değerlendirmek gerekir.
32
Esasen
maddede “sağlığının ve algılama yeteneğinin bozulmasına neden” olunması da
yaralama kapsamında kabul edilmiştir.
Yaralamanın temel şekli 86/1. maddesinde tanımlanmıştır. 87. madde
kasten yaralamanın netice sebebiyle ağırlaşmış halleri, 5328 sayılı Yasa’yla
değişik 86/2. maddesinde ise kasten yaralamanın hafif hali düzenlenmiştir.
Bu maddede etkisi “basit tıbbı bir müdahale” giderilebilecek ölçüdeki yara-
lama fiilleri için daha az ceza öngörülmüştür.
Bu kapsamda değerlendirilen diğer bir kasten yaralama fiili de, ihmal
suretiyle meydana getirilen yaralamalardır.
Adli Tıp Uzmanları Derneği tarafından hazırlanan kılavuzda, trav-
manın mağdur üzerinde meydana getirmiş olduğu zararın derecesine
göre yaralanmalar, ağır, orta ve hafif yaralanma şeklinde üç kategoriye
ayrılmıştır. Buna göre, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 86/2. maddesindeki ya-
ralanmalar “hafif”, 86/1. maddesindeki yaralanmalar “orta”, 87. maddenin
1 ve 2. maddelerindeki yaralanmalar “ağır” olarak nitelendirilmiştir. 87.
maddenin 3. maddesindeki kemik kırılması ise, kemiğin niteliği, meydana
getirmiş olduğu bedensel zarar ve tehlike nazara alınarak bazı kemik kırıl-
maları, “ağır”, bazıları “orta” bazı kemik kırılmaları ise “hafif” yaralanma
olarak nitelendirilmiştir.
33
b. Acı Verme: Hukuksal bir terim olmayan “acı”nın sözlük anlamı;
“iç ve dış tesirlerin uzviyette meydana getirdiği rahatsızlık, sızı, sancı, ağrı”
34
ve “dışarıdan gelen etki ile dış organlarda birden bire duyulan.. ıstırap” olarak
açıklanmıştır.
35
TCK’nın 86/1. maddesindeki “acı verme” kavramının 765
sayılı TCK’nın 456. maddesinde yer alan “cismen eza verme” kavramı yerine
kullanıldığı anlaşılmaktadır.
32
Adli Tıp Uzmanları Derneği tarafından hazırlanan , Yeni Türk Ceza Kanunu Çerçe-
vesinde Düzenlenecek Adli Raporlar İçin Kılavuz’da; kişinin sağlığını ya da algılama
yeteneğini bozacak derecedeki yaralanma” tanımının, travmanın ruhsal etkilerini
de kapsadığı belirtilmiştir. (Adli Tıp Uzmanları Derneği, Yeni Türk Ceza Kanunu
Çerçevesinde Düzenlenecek Adli Raporlar İçin Kılavuz, Editör. Yasemin Balcı, http:
//www.atud.org.tr).
33
Travmanın mağdur üzerinde meydana getirmiş olduğu zararın derecesine göre yara-
lanmalar, ağır, orta ve hafif yaralanma şeklinde üç kategoriye ayrılmıştır. Buna göre
87. maddesindeki yaralanmalar “ağır”, 86/1. maddesindeki yaralanmalar “orta”, 5328
sayılı Yasa’yla değişik 86/2. maddesindeki yaralanmalar ise “hafif” olarak nitelen-
dirilmiştir. (Adli Tıp Uzmanları Derneği, Yeni Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Düzen-
lenecek Adli Raporlar İçin Kılavuz (Editör: Yasemin Balcı, http://www.atud.org.tr).
34
Meydan Larousse, C. 1, s. 55.
35
Türkçe Sözlük (TDK), C. 1, s. 4.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
87TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Buna göre “acı verme”den; mağdurda failin eylemine bağlı olarak
meydana gelen az veya çok duyulan her türlü fiziki acı anlaşılmalıdır.
36
Bu itibarla “itelemek” de acı verici bir harekettir.
37
Ancak 87/4 maddesi-
nin kasten yaralama bakımından 86/1 maddesine yollamada bulunduğu
hatırlanmalıdır.
38
5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2.
maddesinde düzenlenen basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebilen ya-
ralanmalar bu suçun maddi unsurunu teşkil etmeyecektir.
c. Sağlığın Bozulması: Bu kavramdan kişinin sağlık durumunun ihlal
edilmesi, patolojik bir durumun yaratılması veya patolojik durumun dere-
cesinin artırılması anlaşılmalıdır. O nedenle bir kimsenin sağlık durumunun
daha da kötüye gitmesine sebebiyet verilmesi de bu kavram kapsamında
değerlendirilmelidir. Sağlığın sürekli bozulması gerekli olmayıp, sağlığı
geçici olarak bozan eylemler de bu kavrama dahildir. Mağdurda fiziki acı
olmadığı halde sağlığı ihlal edilmiş olabilir. O nedenle rıza ile cinsel ilişki
sonucu zührevi bir hastalığı bulaştırmak da acı vermediği halde sağlığın
bozulmasına yol açar. Belirtelim ki, vücuda acı verme ile sağlığın bozulması
arasındaki ayırımı yapmak her zaman kolay değildir.
d. Algılama Yeteneğinin Bozulması: Algılama; “bir olayı veya bir
nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak
etmek”tir.
39
Algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme,
muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık, bozukluk meydana getirecek
her türlü eylemler anlaşılmalıdır. Akli melekelerde karışıklık, düzensizlik
meydana gelmesi, kişinin ruhi durumunda normal olan durumdan sap-
malar meydana getirilmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Gerçekten,
gerek akıl yönünden karışıklık, gerekse de ruhsal karışıklık kişinin algılama
yeteneğini bozduğundan bu kavrama dahildir. Kişinin hipnotize edilerek
bayıltılması, sarhoş edilmesi, onun iradesine hakim olamaz hale getirilmesi
algılama yeteneğinin bozulmasına örnek gösterilebilir.
40
36
Dönmezer, Kişilere, s. 116.
37
Yüksek Mahkeme’mize göre; “itelemek dahi müessir fiildir” (2. CD, 27.5.l939, 7593/
7207; Erem, III, s. 2096).
38
87/4. maddesinde, hem 86. maddenin 1. fıkrasına hem de değişik 3. fıkrasına yol-
lamada bulunulmuştur. Ancak kasten yaralama fiilinin tanımlandığı, unsurlarının
gösterildiği fıkra maddenin 1. fıkrasıdır. 3. fıkrada mağdurun ve failin sıfatı ile kul-
lanılan aletin niteliğine göre şiddet nedenlerine yer verilmiştir. O nedenle, kasten
yaralamaların derecesi bakımından bir karşılaştırma yapılırken 86. maddenin 1.
fıkrasındaki kasten yaralama suçu esas alınacaktır.
39
Türkçe Sözlük, (TDK), C. 1, s. 50.
40
Dönmezer, Kişilere, s. 116, Erman - Özek, s. 100.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
C. Yaralamaya Teşebbüs
87/4 maddesinde kasten yaralama suçu neticesinde ölümün meydana
gelmesinden söz edildiğine göre, bu suça teşebbüs halinde de maddenin
uygulama alanı bulacağı ileri sürülebilir. Gerçekten kanun koyucu suçun
tamamlanmış halini yaptırım altına aldığı gibi, teşebbüs halini de yaptırım
altına almıştır, denebilir. Ancak, 87/4. maddesinde kasten yaralama neti-
cesinde ölümün meydana gelmesi arandığına göre, fiilin tamamlanmış ve
mağdur üzerinde bir zarar meydana getirmiş olması gerektiği sonucuna
ulaşılır. Teşebbüs aşamasında kalmış bir suçta “darp” ve “cerh”
41
şeklinde
bir yaralama meydana gelmeyeceğine göre, kural olarak kasten yaralama-
ya teşebbüs halinde 87/4. maddesinin uygulanma imkanının olmadığını
kabul etmek gerekir.
D. TCK’nın 86/1. Maddesi Dışındaki Yaralama Hallerinde
Bu Suçun Oluşup Oluşamayacağı
a. Genel Olarak: TCK’nın 87/4. maddesinde bu Kanun’un 86/1.
maddesinde yazılı kasten yaralama sonucu ölümün meydana gelmesi
suç olarak düzenlenmiştir. O nedenle 86/1. maddede yazılı dereceye
varmayan (5328 sayılı Yasa’yla değişik 86/2 m.) veya bundan daha ciddi
düzeydeki yaralama hallerinde (87/1, 2, 3. m.) kişinin ölmesi durumun-
da 87/4. maddesindeki neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun
oluşup oluşmayacağı hususunda belirsizlik mevcuttur. Aşağıda çeşitli
ihtimallere göre durumu değerlendirilmeye çalışacağız.
b. 5328 Sayılı Yasa’yla Değişik 5327 Sayılı TCK’nın 86/2. Maddesin-
de Yazılı Kasten Yaralama Halleri: 5237 sayılı TCK’nın 86/1. maddesinde
yazılı ağırlığa ulaşmayan, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın
86/2. maddesinde yazılı yaralama neticesinde kişinin ölmesi halinde 87/4
maddesinin uygulanabileceği düşünülebilirse de 87/4. maddesinde ölüm
neticesini meydana getiren yaralama açısından 86. maddenin 1.fıkrasına
göndermede bulunulduğundan, herhangi bir yaralama şeklinin bu suçun
maddi unsurunu teşkil edemeyeceğini kabul etmek gerekir. Gerçekten,
eğer 5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2. maddesinde
yazılı şekilde bir yaralamanın da bu suçu oluşturabileceği kabul edilseydi
87/4 maddesinde yalnızca “yaralama” ifadesi kullanılır ve 86. maddenin 1.
fıkrasına göndermede bulunulmazdı.
41
Darp, vurma, yaralama; cerh ise, yaralama, yaralanma, çürütme anlamına gelmek-
tedir. Bkz., Develioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 15. Baskı, Ankara
1998, s. 135, 166 .
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
89TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bu itibarla, şiddetli olmayan bir yumruk sonucu mağdurun ölmesi veya
mağdurun ”yaralanması” sonucunu doğurmayan “itme” şeklindeki bir hare-
ket neticesinde ölmesi halinde 87/4 maddesindeki suç oluşmayacaktır.
c. 5328 Sayılı Yasa’yla Değişik 5327 sayılı TCK’nın 88/1. Maddesinde
Yazılı Kasten Yaralamanın İhmal Suretiyle İşlenmesi: 5328 sayılı Yasa’yla
değişik 5237 sayılı TCK’nın 88/1 maddesinde düzenlenen “kasten yarala-
ma”dan hangi maddedeki yaralamanın anlaşılması gerektiği ve bu fıkrada
düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla gerçekleştirilmesi sonu-
cu bir kişinin ölmesi halinde fail hakkında 87/4. maddesi hükümlerinin
uygulama yeri bulunup bulunmadığında tereddütler bulunmaktadır.
5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 88/1. maddesindeki
“kasten yaralama”dan, 86/1. maddesindeki kasten yaralamanın temel şek-
linin anlaşılması gerektiği ileri sürülebilir. Ancak, yapılan değişiklikten
sonra, 88/1. maddesindeki “kasten yaralama”dan yalnızca 86/1. madde-
sindeki kasten yaralamanın temel şeklinin anlaşılamayacağını düşün-
mekteyiz. Çünkü, “kasten yaralama” kavramı hem 86/1, hem de 5328 sayılı
Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2. maddesindeki “yaralama” hal-
leri için kullanılmıştır. Gerçekten, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 86/3. mad-
desinde, kasten yaralamanın nitelikli halleri düzenlenirken, hem 86/1,
hem de 5328 sayılı Yasa’yla değişik 86/2. maddesindeki yaralama halleri
kastedilmiş, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 86/2. maddesine temas eden ya-
ralamanın nitelikli halinde şikayet aranmaksızın cezanın yarı oranında ar-
tırılacağı belirtilmiştir.
42
(86/3-e m.) Bu itibarla 5328 sayılı Yasa’yla değişik
88/1. maddesindeki kasten yaralamadan da hem 86/1, hem de 5328 sayılı
Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2. maddesindeki kasten yarala-
ma halinin anlaşılması lazımdır.
43
5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı
42
Gerçekten, değişiklikten önce 86/1. maddesindeki suç şikayete tabi değildi. Şikayete
tabi olan 88/1. maddesinde düzenlenen suçtu. 88/1. maddesindeki fıkra 86. madde-
nin 2. fıkrası olarak düzenlenince teselsül suretiyle 3. fıkra olan bu fıkrada yapılan
değişiklikle; bu fıkrada yazılı hallerde, “şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı
oranında artırılır” şeklinde bir ibare eklenmiştir .
43
Değişiklikten önce, 88. maddenin 2. fıkrasını teşkil eden bu fıkradaki (değişik 88/1
m.); “kasten yaralama”dan, 86/1. maddesindeki kasten yaralamanın temel şeklinin
anlaşılması gerektiği, 88/1. maddesinde (değişik 86/2 m.) kasten yaralamanın meydana
getirmiş olduğu sonuçtan, (daha hafif derecede bir yaralama olmasından) kaynaklanan
bir hafif halin, 2. fıkrada ise (değişik 88/1 m.) fiilin işleniş şeklinden, (fiilin ihmal sure-
tiyle işlenmesinden) kaynaklanan bir halin söz konusu olduğu görüşündeydik. Halen
de değişik 86/2. maddesinde yaralamanın neticesinin hafif olmasından kaynaklanan
bir hafif halin düzenlendiğini, değişik 88/1. maddesinde ise fiilin işleniş şeklinden
kaynaklan uygulanması hakimin takdirine dayalı bir cezada indirim nedeninin dü-
zenlendiği kanaatindeyiz. Ancak, yapılan değişiklikten sonra ortaya çıkan sistematiğe
göre, değişik 88/1. maddesindeki “kasten yaralam”dan, hem 86/1, hem de değişik
86/2. maddesindeki yaralama halinin anlaşılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
TCK’nın 88/1. maddesinde kasten yaralama halleri bakımından herhangi
bir ayırım yapılmadığından, ihmal suretiyle işlenen fiil sonucu kasten ya-
ralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin meydana gelmesi halin-
de de, cezanın 88/1 maddesine göre indirilebileceği anlaşılmaktadır.
Peki, kasten yaralanmanın ihmali davranışla işlenmesinin her ha-
linde, ölüm neticesinin meydana gelmesi durumunda 87/4. maddesi
hükümleri uygulanabilecek midir? Diğer bir ifadeyle, kasten yaralama-
nın ihmali davranışla işlenmesi sonucu 5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237
sayılı TCK’nın 86/2. maddesinde yazılı şekilde yaralanan mağdur daha
sonra ölse 87/4. maddesindeki suç oluşacak mıdır? Bu soruya olumlu
cevap verilemeyeceğini düşünmekteyiz. Kanun koyucu icrai bir fiil ile iş-
lenip değişik 86/2. madde kapsamında kalan bir yaralama halinde 87/4.
maddesindeki suçun oluşmasını kabul etmediğine göre, daha hafif olarak
değerlendirdiği bu fiilin ihmali davranışla işlenmesi sonucu ölümün mey-
dana gelmesi halinde 87/4. maddesinin uygulanabileceğini kabul etmek
mümkün değildir. 87/4. maddesinde yazılı suçun oluşabilmesi için ihma-
li davranış sonucu meydana gelen yaralamanın 86/1. maddesinde yazılı
düzeyde olması aranmalıdır.
44
Buna göre, ihmal suretiyle işlenen kasten yaralama fiili sonucu 86/1.
maddesinde yazılı şekilde yaralanan kişinin ölümü halinde, fail, meydana
gelen ağır netice bakımından en azından taksirinin bulunması koşuluyla
87/4. maddesine göre cezalandırılacaktır.
d. TCK’nın 87. Maddesinin 1, 2 ve 3. Fıkralarında Yazılı Haller: 87/
4. maddesinde düzenlenen netice sebebiyle ağırlaşan yaralama suçu ba-
kımından 86. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen temel yaralama şekline
atıfta bulunulmasına rağmen, 87. maddenin 1, 2 ve 3. fıkralarında düzen-
lenen yaralama hallerine bir atıfta bulunulmamıştır. Bu durumda, netice
sebebiyle ağırlaşan yaralama bakımından yaralamanın temel haline atıfta
bulunulduğuna, temel nitelikteki yaralama hali bu suçun oluşması için
44
Kanaatimiz bu yönde olmakla beraber, yapılan değişiklikten önce de maddelerin
düzenlenme şeklinin bu hususlarda sağlıklı bir yorum yapmaya, her türlü durak-
samadan uzak bir sonuca ulaşmaya elverişli olmadığını belirtmek lazımdır. Yapılan
değişiklikle durum daha da zorlaşmıştır. Gerçekten 87/4. maddesinde, 86. maddenin
1 ve 3. fıkrasına yollamada bulunulmaktadır. 3. fıkra ise, hem 86. maddenin 1. fıkra-
sını hem de 2. fıkrasını kapsamakta ve her iki fıkra bakımından uygulanma yetene-
ğine sahip bulunmaktadır. 87/4. maddesinde 86. maddenin 3. fıkrasına yollamada
bulunulmakla acaba, 3. fıkranın uygulanma yeteneğine sahip olduğu 2. fıkraya da
yollamada bulunulmuş olur mu? Bu soruya net cevap vermek mümkün değildir.
Esasen, 86. maddenin 2. fıkrasında yazılı halin ayrı bir madde şeklinde düzenlenmesi
daha yararlı olurdu ve böylece bu karışıklığın önüne geçilmiş olurdu.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
91TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
yeterli görüldüğüne göre, daha ağır hallerin düzenlendiği 87. maddenin
1, 2 ve 3. fıkralarında yazılı neticeleri doğuran yaralanmaların evveliyatla
bu suçun oluşumu için elverişli kabul edilmesi gerektiği, o nedenle de 87/
4. maddesinde bu maddenin diğer fıkralarına atıfta bulunulmasına gerek
duyulmadığı düşünülebilir.
Buna karşılık, 87. maddenin 1, 2 ve 3 fıkralarında yazılı ağır yaralama
halleri, 87/4. maddesinde düzenlenen netice sebebiyle ağırlaşan kasten
yaralama suçunun maddi unsuru kabul edilmek istenmemiştir, aksi halde
yalnızca 86/1. maddesine atıfta bulunulmazdı, şeklinde bir görüş de ileri
sürülebilir.
Gerekçede bu konuda bir açıklık olmamakla birlikte, kanun koyucu-
nun 87. maddesinde yazılı yaralama şekilleri sonucu ölümün meydana
gelmesi halinde artık kişinin en azından olası kast hükümlerine göre
hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle 87/4.
maddesindeki suç bakımından aynı maddenin diğer fıkralarına atıf yapıl-
madığı da iddia olunabilir.
Kanaatimize göre, 5237 sayılı TCK’nın 86/1, 5328 sayılı Yasa’yla deği-
şik 5237 sayılı TCK’nın 86/2 ve 87. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde
şöyle düşünmek gerekir: Kanun koyucu kasten yaralama suçunun temel
şeklini 86/1. maddesinde düzenlemiş, kasten yaralama fiilinin kişi üzerin-
deki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebilmesini, yani yara-
lamanın neticesinin hafif olmasını bu suçun hafif hali olarak düzenlemiş
ve daha az ceza ile karşılamıştır. Buna karşılık kasten yaralama sonucu
daha vahim neticelerin meydana gelmesini ise netice sebebiyle ağırlaşmış
suç başlığı altında 87. maddede düzenlemiştir. Diğer bir ifadeyle, 5328
sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2 ve 87. maddelerde kasten
yaralama suçunun neticeleri düzenlenmekte bu neticelerin ağır veya hafif
olmasına göre ceza tayin edilmektedir. Şu halde, kasten yaralama sonucu
mağdurun duyu veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması-
na neden olması halinde 87/1-a maddesi, bitkisel hayata girmesi halinde
87/2-a maddesi, kemik kırılmasına neden olması halinde ise 87/3. mad-
desine göre fail cezalandırılacaktır.
Mağdur, maruz kaldığı kasten yaralama nedeniyle organlarından
birinin sürekli zayıflaması sonucunu doğuracak şekilde yaralanıp ölebilir.
Keza, bu şekilde yaralanıp bir müddet yaşadıktan sonra da ölebilir. Bu
durumda artık 87/1-a maddesini aşan ve daha ağır bir cezayı gerektiren
bir netice meydana gelmiştir, o nedenle fail 87/4. maddesine göre ceza-
landırılmalıdır. Bu durumda fiilinin netice sebebiyle ağırlaşmış halinin
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali gibi bir durum söz konusu olacaktır.
45
Bu itibarla 87. maddenin 1, 2 ve 3. fıkralarında düzenlenen neticesi sebe-
biyle ağırlaşan kasten yaralama fiilinin, yine aynı maddenin 4. fıkrasında
düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçu-
nun unsuru kabul edilmesi kanaatimize göre isabetli olmamıştır.
Belirtelim ki, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında görev alan Öz-
genç’de TCK’nın 87. maddesinin diğer fıkralarında yazılı neticeleri mey-
dana getiren yaralama nedeniyle mağdurun ölmesi halinde failin 87/4.
maddesine göre sorumlu tutulması gerektiği kanaatindedir.
46
4. Netice
A. Genel Olarak: Suçun oluşumu için kasten gerçekleştirilen yara-
lama sonucu kişinin ölmesi lazımdır. Ölüm neticesinin meydana gelme-
mesi halinde, fail kasten yaralama suçundan sorumlu tutulur. Bu itibarla
kasten yaralama nedeniyle ölüm neticesinin meydana gelmemesi halinde
ne 87/4 maddesindeki suç, ne de bu suça teşebbüs durumu meydana
gelmez. Özetlemek gerekirse bu suç bakımından teşebbüs hükümleri uy-
gulanmaz; fail, yaralanmanın derecesine göre 86/1, değişik 86/2 veya 87.
madde hükümlerine göre cezalandırılır.
Neticenin yaralamadan hemen sonra meydana gelmesi şart olmayıp
fiilin icrasından bir müddet sonra da netice meydana gelebilir. Burada
önemli olan fiil ile mağdurun ölümü arasında bir nedensellik ilişkisinin
mevcut olmasıdır.
47
Kasten yaralama sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde
kaç neticenin bulunduğu hususunda değişik görüşler ileri sürülmüştür.
Bir görüşe göre, “kastın aşılması halinde tek netice vardır; fakat bu netice failin
maksadından daha ağırdır. İşte bu daha ağır netice ya fiilin ayrı ve bağımsız bir
hukuki nitelik kazanmasını, yani yeni bir suç tipinin ortaya çıkmasını gerektirir,
ya da aşırı netice suçun bir ağırlatıcı sebebini oluşturur: birinci ihtimal kastın
aşılması halini, ikinci ihtimal ise... objektif sorumluluk şeklini, yani netice sebe-
45
Aynı eleştiri için bkz., Donay, Süheyl - Kaşıkçı, Mahmut, Açıklamalı-Karşılaştırmalı-
Gerekçeli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, İstanbul 2005, s.124-125. Yazarlar, 87/4. mad-
desinde yer alan “yukarıdaki maddenin” bir ve ikinci fıkrasına yapılan yollamayı
87. maddenin 1 ve 2. fıkralarına yapılan yollama olarak kabul etmişlerdir. Yukarıda
açıklandığı üzere 87/4. maddesinde yazılı “yukarıdaki madde”den 86/1. maddeyi
anlamak gerekir.
46
Özgenç, İzzet, Adalet Bakanlığı’nca Düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanunu Tanıtım ve
Eğitimcilerin Eğitimi Semineri’nde yaptığı konuşma, Ankara, 3.1.2005-9.1.2005.
47
Erem, III, 2053.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
93TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
biyle ağrılaşmış olan suçlar kategorisini meydana getirir.”
48
Türk doktrininde
Toroslu ve Özen tarafından savunulan görüşe göre ise, kast ile taksirin bir
arada bulunamayacağına ilişkin itiraz aynı sonuç yönünden doğru kabul
edilebilir. Çünkü, failin aynı sonucu hem istemiş, hem de istememiş olma-
sı düşünülemez. Ancak, kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçunda
(günümüz için 5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesinde düzenlenen suç)
tek sonuç değil, birincisi fizik değerin ihlaline yönelik müessir fiil neticesi,
ikincisi de yaşam hakkının ihlali sonucunu doğuran ölüm neticesi olmak
üzere iki netice vardır. İki ayrı sonuç bulunduğundan failin bunlardan
birini istemiş, yani bu sonuç bakımından kasten hareket etmiş olması,
diğerini istememiş ve bu sonuç bakımından taksirle hareket etmiş olması
mümkündür. Ayrıca ikinci neticenin birincisine oranla daha ağır bir ihlale
neden olması farklı bir netice sayılmasına engel teşkil etmez.
49
Özgenç - Şahin’e göre, kast-taksir kombinasyonunun söz konusu ol
duğu bu gibi hallerde, iki kademe mevcuttur. Birinci kademeyi kasten
işlenen temel suç, ikinci kademeyi ise taksirle sebebiyet verilen ağır netice
oluşturmaktadır. Böylece yazarlar, “netice” ibaresi yerine “kademe” iba-
resini kullanmayı tercih etmişlerdir. Suçun unsurlarını farklı bir şekilde
tanımlayan yazarlara göre, netice, işlenen fiilin bir unsuru değil, belli bir
suçun kanuni tarifindeki bir unsuru oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle
“fiil=hareket+netice” formülü doğru değildir. Netice de fiil gibi (ancak fi-
ilden ayrı olarak) suçun maddi unsurunu oluşturmaktadır.
50
Bu nedenle
yazarlar, failin, yaralama fiili bakımından kasten, meydana gelen ölüm
neticesi bakımından ise taksirle hareket edebileceğini savunmaktadırlar.
51
Belirtelim ki 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesindeki düzenleme de bu şe-
kildedir.
B. Eklenen Sebepler Yüzünden Neticenin Meydana Gelmesi: Mey-
dana gelen ağır neticeden failin sorumlu tutulabilmesi için bu neticenin
oluşumuna failin fiili sebebiyet vermelidir.
52
O nedenle failin fiilinden
önce mevcut olup da failce bilinmeyen veya failce öngörülemeyen sonra-
dan eklenen sebepler yüzünden netice meydana gelmiş ise bu neticeden
faili sorumlu tutmak mümkün değildir. Sorumluluğu kusura dayandır-
mak isteyen kanun koyucu bu sebeple 765 sayılı TCK’nın 452/2 mad-
desinde düzenlenen bu objektif sorumluluk halini bilinçli olarak yasaya
dahil etmemiştir.
48
Dönmezer - Erman, II, s. 261-262.
49
Toroslu, (2004), s. 115; Özen, s. 133-134; Ayrıca bkz., Alacakaptan, s. 95.
50
Özgenç - Şahin, s. 149, dpn. 12.
51
Özgenç - Şahin, s. 186; ayrıca bkz., Özgenç, Kast-Taksir Kombinasyonları, s. 360-361.
52
Özgenç - Şahin, s. 192; Erem, III, s. 2054; Erman - Özek, s. 61; Özen, s. 161.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Failin hareketi esas itibariyle yalnız başına ölüm neticesini meydana
getirmeye elverişli olmamakla beraber, mağdurda mevcut olup eklenen
sebepler yüzünden ölüm neticesi meydana gelmiş olabilir. Örneğin; fail,
şeker hastası veya hemofili hastası olan mağduru yaralamak maksadıyla
bıçakla derin olmayacak şekilde yaralayıp, mağdurun hastalığı nedeniyle
kanamanın durmaması sonucu mağdur kan kaybından ölebilir.
Bu durumda objektif olarak öldürmeye elverişli olmayan hareket so-
mut olayda öldürmeye elverişli bir hareket niteliğindedir. Bu gibi hallerde
eğer fail mağdurun şeker veya kalp hastası olduğunu biliyorsa ve öldür-
mek kastıyla hareket ediyorsa fail adam öldürmek suçundan sorumlu
tutulmalıdır. Bunda tereddüt edilemez. Failin öldürmek kastıyla hareket
ettiği kanıtlanamamakla beraber, hastalığı bilmesine rağmen fiili gerçek-
leştirdiği ve neticenin meydana gelmesine katlanarak hareket ettiği kabul
edilebiliyorsa fail olası kastla adam öldürmekten sorumlu tutulmalıdır.
Ancak fail mağdurdaki şeker ve hemofili hastalığını bilmiyor ancak
failden de böyle bir sebebin eklenebileceğini tahmin etmesi bekleniyorsa,
yani failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği ve taksirli
olduğu kabul edilebiliyorsa, failin meydana gelen neticeden olayı taksiri
sebebiyle sorumlu tutulması lazımdır.
5. Nedensellik İlişkisi
Gerçekleşen neticenin faile isnat edilebilmesi, failin bundan sorumlu
tutulabilmesi için bu neticenin failin hareketinden doğması lazımdır. Yani
netice failin fiilinin eseri olmalıdır. Eğer netice failin fiilinin bir eseri değil-
se failin bundan sorumlu tutulması mümkün değildir.
53
765 sayılı TCK’nın 452/1. maddesinde objektif sorumluluk hali dü-
zenlenmiştir. 452. maddeye göre, failin meydana gelen netice açısından
taksir düzeyinde bir sorumluluğu bulunmasa bile meydana gelen netice-
den sorumlu tutulur. Ayrıca önceden var olup fail tarafından bilinmeyen
sonradan eklenen nedenler ölümün meydana gelmesinde etkili olsalar
bile failin hareketi tek başına neticeyi doğurmaya elverişli olduğu tak-
dirde illiyet bağı kesilmiş olmaz, fail meydana gelen neticeden sorumlu
tutulur.
54
452/2. maddesinde; ölümün “failin fiilinden önce mevcut olup da, failce
bilinmeyen ahvalin birleşmesi veyahut failin iradesinden hariç gayri melhuz esba-
53
Dönmezer - Erman, I, s. 543; Toroslu (2005), s. 90; Özgenç - Şahin, s. 115.
54
Dönmezer - Erman, II, s. 264; Erman - Özek, s. 61.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
95TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
bın inzimamı ile” meydana gelmesi halinde de -daha az ceza öngörülmekle
beraber- failin sorumlu tutulacağı belirtilmektedir. “Failin hareketine ek-
lenen nedenlerin onun tarafından öngörülmüş olup olmamalarının bir önemi
yoktur. Kanun, ‘failce bilinmeyen’, ‘failin iradesinden hariç’ ‘gayri melhuz’ se-
beplerden söz etmek suretiyle; bu konuda herhangi bir araştırma imkanını önce-
den kesin olarak yok etmek istemiştir.Buna göre fail, söz konusu sebeplerin kendi
hareketine eklenebileceklerini ve böylelikle ölümün vuku bulacağını öngörmemiş
olsa bile fiili ile netice arasında illiyet bağının varlığı kabul edilecektir.”
55
“Yapılan hareketin gündelik hayat tecrübelerine, çoğunlukla vuku bulan
olaylara, büyük sayılar kurallarına göre ölüm sonucunu meydana getirmeye elve-
rişli olması, diğer bir deyimle normal bilgi, tecrübe ve basiret sahibi her hangi bir
kişi tarafından yapılan hareketten ölüm sonucunun doğabileceğinin öngörülebilir
bulunması” halinde uygun nedensellik ilişkisin var olduğu kabul edilir.
56
Belirtelim ki Yüksek Mahkeme’miz aslında hareket ile netice arasında
nedensellik ilişkisinin bulunduğu bazı olaylarda uygun nedensellik iliş-
kisinin bulunmadığı gerekçesiyle faillerin sorumlu tutulamayacağına
hükmetmiştir.
57
55
CGK, 7.9.1984, 1-446/255; Savaş - Mollamahmutoğlu, III, s. 4708; Özgenç - Şahin, s.
121; Dönmezer-Erman, kanunumuzun, failin sübjektif durumunu asla göz önüne
almadığı ve fail tarafından tahmin edilme imkanı bulunsan veya bulunmasın gerçek-
leşen neticeden sorumlu tutuğunu, böylece kanunumuzun nedensellik ilişkisi bakı-
mından şart teorisini benimsediğini, ancak gerçekleşen neticenin cezasının indirilerek
verilmesi nedeniyle adeta yumuşatılmış şart teorisini uyguladığını belirtmektedirler.
(Dönmezer - Erman, I, s. 609) Şart teorisini savunan yazarlar, neticeyi meydana getiren
uzak ya da yakın, önemli veya önemsiz, etkili veya etkisiz, o neticeyi doğurabileceği
önceden tahmin edilebilen veya edilemeyen bütün sebepler arasında hiçbir ayırım
yapmaksızın, her birinin neticeyi meydana getirdiğini ve bu sebeplerden herhangi
biri ile netice arasında nedensellik ilişkisini bulunduğunu kabul ederler. (Bu konuda
geniş bilgi için bkz., Dönmezer - Erman, I, s. 561).
56
Erman - Özek, s. 61; Ayrıca bkz., Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 665.
57
“Lokantada yediği yemek ve içtiği rakı parasını ödememesinden dolayı, lokanta
sahibi iki sanık tarafından dövülen ve yol kenarına bırakılan maktulün yoldan geç-
mekte olan vasıtaya binmek istediği sırada sarhoşluk ve dayak tesiri ile dengesini
kaybedip, kamyon altında kalarak ölmesinde sanıkların fiili ile sonuç arasında illiyet
rabıtası bulunma[maktadır.] (CGK, 11.5.1987, 1-98/177; Parlar, Ali - Demirel, Güleç,
Açıklamalı İçtihatlı, Kişilerin Hayatına ve Beden Bütünlüğüne Karşı Suçlar, Ankara 2002,
s. 379; Özgenç - Şahin, s. 122.
Özet: Kocası olan sanık tarafından iki gün önce dövülen kadının, kendisini asarak
canına kıydığı anlaşılmasına göre, etkili eylem ile ölüm arasında mağdurenin intiharı
gibi bir olay girmiş ve bu bakımdan nedensellik bağı kesilmiştir. Başka bir deyişle
ölüm ile sanığın eylemi arasında maddi bir bağlantı bulunmadığı anlaşılmıştır. Bir
kimse egemenlik alanının dışında kalan ve bu nedenle tahmini kendisinden bek-
lenmeyen bir sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bu nedenlerle, sanığın karısını dövüp
yaralamasında ‘etkili eylemle ölüme yol açmak’ ve ‘intihara yardım’ suçlarının öğeleri
oluşmamıştır. (CGK, 12.5.1980, 1-151/206; Savaş - Mollamahmutoğlu, III, s. 4716; Aynı
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
5237 sayılı TCK’da nedensellik ilişkisine dair bir hüküm mevcut de-
ğildir. TCK’nın 23. maddesinin gerekçesinde, “765 sayılı Türk Ceza Kanu-
nu’nda ve Hükümet Tasarısı’nın bazı hükümlerinde, kişi(nin) gerçekleştirmeyi
kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu” tutulduğuna
58
işaret
edildikten sonra, “Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hu-
kukunun kalıntısı olan ‘versari in re illicita’, yani hukuka aykırı bir durumda olan
bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku
bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk
halleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir” denilerek, objektif
sorumluluk ilkesinin benimsenmediği vurgulanmıştır.
59
23. maddede de failin kastetmediği daha ağır neticeden sorumlu tu-
tulabilmesi için en azından taksir derecesinde bir kusurunun bulunması
gerektiği belirtilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticenin failin bir fiilinin
eseri olması, yani fiil ile netice arasında bir nedensellik ilişkisinin bulun-
ması yanında, failin bu netice bakımından en azından taksirinin bulunması
gereklidir. O nedenle sorunu nedensellik ilişkisi ile beraber failin kusuru
bakımından değerlendirmek lazımdır.
Failin fiili neticeyi meydana getirmeye elverişli olmakla beraber, başka
nedenler araya girmiş, önceki illiyet bağını kesmiş ve ölüm neticesi son-
raki fiil nedeniyle gerçeklemiş ise, failin sorumluluğu yoluna gidilemez.
Bu nedenle, “kavga esnasında sanığın salladığı tek bıçak darbesiyle yaralanan
maktulün arabanın direksiyonuna geçip bir süre yola devam ettiği sırada fenalık
geçirip arabanın devrilmesine sebep olup, trafik kazasından kaynaklanan nedenlerle
ölmesiyle sonuçlanan olayda, sanığın bıçakla yaralama fiiliyle ölüm sonucunu tayin
yönde bkz., CGK, 4.11.1997, 1-166/258; Kaban, Mater - Aşaner, Halim - Güven, Öz-
can - Yalvaç, Gürsel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları (Eylül 1996-Temmuz 2001),
Ankara 2001,s. 534-535; CGK, 28.1.1985, 1-209/41; Parlar - Demirel, s. 438-440).
Özgenç-Şahin, aktarılan bu ve benzeri olaylarda gerçekleştirilen fiillerle meydana
gelen ölüm neticesi arasında illiyet bağının mevcut olduğunu, ancak asıl sorunun
meydana gelen netice açısından sanıkların kast veya taksirinin mevcut olup olma-
dığının tayininden ve bu nedenle sorumlu tutulup tutulmayacakları noktasında
olduğunu belirtmektedirler. Özgenç - Şahin, s. 127.
58
Hükümet Tasarısı’nın 138. maddesi şu şekildedir: “Etkili eylemden ölüm meydana
gelmiş ise, fail hakkında 133. maddedeki hallerde altı yıldan sekiz yıla, 135. mad-
dedeki hallerde sekiz yıldan on iki yıla ve 136. maddedeki hallerde on iki yıldan on
altı yıla kadar hapis cezası verilir.
Ölüm, failin fiilinden önce var olup da failce bilinmeyen hallerin birleşmesi veya
failin iradesi dışında ve beklenilmeyen nedenlerin eklenmesiyle meydana gelirse
133. maddedeki hallerde iki yıldan altı yıla, 135. maddedeki hallerde altı yıldan sekiz
yıla ve 136. maddedeki hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir.”
Bkz., Hükümet tarafından 12.5.2003 tarihinde TBMM’ye sunulan Türk Ceza Kanunu
Tasarısı, s. 272).
59
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 23. madde gerekçesi.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
97TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
eden trafik kazası arasında illiyet rabıtası bulunmadığı gözetilerek oluş ve rapor
kapsamına göre sanığın bıçakla yaralamak suçundan TCK’nın 456/2, 457/1, 51/1,
59 ve 81/1. maddeleri ile tecziyesi yerine yazılı şekilde failin iradesinden hariç gayri
melhuz esbabın inzimamı sonucu ölüme neden olmak suçundan TCK’nın 452/2.
maddesiyle hüküm kurularak suç vasfının tayininde yanılgıya düşülmesi”ni kanu-
na aykırı gören
60
Yüksek Mahkeme’mizin kararını isabetli bulmaktayız.
Bazı hallerde failin fiili ile meydana gelen netice arasında nedensellik
ilişkisinin mevcut olup olmadığından tereddütler bulunabilir. Örneğin, fail
bir sopa ile mağdura vurmak için üzerine yürüdüğünde bu saldırıdan kur-
tulmak isteyen mağdur kendisini balkondan aşağı atarak ölebilir, ya da arka
arkaya gidip uzaklaşmaya çalışırken ayağı taşa takılarak yere düşüp başı-
nın sert bir zemine çarpması sonucu hayatını kaybedebilir. Burada, henüz
yaralama fiili gerçekleştirilmemiş olup, yaralamaya teşebbüs durumu söz
konusudur. Ölümün, fail tarafından mağdurun vücudu üzerinde meydana
getirilen bir yaralanmanın neticesi olmadığı bu gibi durumlarda failin fiili
ile meydana gelen netice arasında bir nedensellik ilişkisinin kurulmasının
mümkün olup olmadığı ve failin bu gibi hallerde meydana gelen neticeden
sorumlu tutulup tutulamayacağı hususu tereddütlere neden olmuştur.
Yüksek Mahkeme’miz 765 sayılı TCK’nın 452. maddesi ile ilgili olarak
vermiş olduğu kararlarda sanığın yerden aldığı taşla mağdura yönelmesi
üzerine, mağdurun korkup arkasına baka baka kaçarken ayağının takılması
sonucu düşüp yüzünün taşa çarpması neticesinde öldüğü olayda, sanığın
fiili ile mağdurun ölümü arasında illiyet bağlantısı olmadığına hükmetmiş-
tir.
61
Buna karşılık, “Para karşılığı cinsel ilişkide bulunmak üzere sanıklara ait
minibüsle gazinodan uzaklaştıkları sırada, yolda fiyat üzerinde anlaşamamaları
nedeniyle maktulenin ilişkide bulunmayacağına açıklaması üzerine sanıkların
maktuleyi dövmeye kalkıştığında, bu saldırıdan başka türlü kurtulamayacağını
anlayan maktulenin kendisini minibüsten attığı, başı yere çarpan maktulenin”
öldüğü olayda fiil ile netice arasında nedensellik ilişkisinin mevcut oldu-
ğuna karar vermiştir.
62
Yukarıda yaralamaya teşebbüs başlığı altında açıkladığımız üzere ka-
naatimizce, 87/4. maddesi hükümlerine göre failin sorumlu tutulabilmesi
için ölümün failin meydana getirmiş olduğu bir yaralamanın sonucu olması
lazımdır. Gerçekten, 86/1. maddesinde yazılı bir “yaralama” durumu söz
konusu olmadığı hallerde meydana gelen ağır netice bakımından failin
60
1. CD, 28.6.2004, 1917/2530 (Yayınlanmamıştır).
61
CGK, 4.10.1993, 4-153/215; Uygun, Mehmet, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları,
(1992-1996), Ankara 1997, s. 306-307.
62
Savaş - Mollamahmutoğlu, III, s. 4727.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
87/4. maddesi hükümlerine göre sorumlu tutulması mümkün değildir. O
nedenle, mağdurun arka arkaya kaçarken ayağının taşa takılıp düşüp kafa-
sının taşa çarpması sonucu ölmesi olayında, meydana gelen ağır netice failin
fiilinin doğrudan ve doğal bir sonucu olmadığından failin meydana gelen
neticeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Burada ancak fail taksiri
nedeniyle sorumlu tutulabilir. Yukarıya aktarılan ikinci olayda faillerin
hareket halindeki minibüs içinde dövmeye teşebbüs ettikleri maktulenin
kurtulmak maksadıyla aşağı atlayabileceğini muhtemel kabul etmelerine
rağmen bu neticeye katlanarak saldırdıklarının kabulü halinde meydana
gelen ölüm neticesinden olası kast hükümlerine göre sorumlu tutulma-
ları gerekir. Sanıkların olası kastla hareket ettiklerinin kanıtlanamaması
halinde, bu olayda maktulenin araçtan aşağı atlayabileceğini dikkat ve
özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmeyen sanıkların taksirle adam
öldürmek suçundan sorumlu tutulmaları lazımdır.
Uzun süre kocasının dayağına maruz kalan ve bunun sonucu olarak
beden ve ruh sağılığı bozulan, yani “yaralanan” mağdurenin bu durumdan
kurtulmak maksadıyla intihar etmesi halinde de sanığın fiili ile meydana
gelen ölüm neticesi arasında nedensellik ilişkisi mevcut kabul edilmeli-
dir.
63
Sorunu 765 sayılı TCK’nın 452. maddesi kapsamında ele alan Özgenç
- Şahin, bu olaylarından her birinde fiillerle meydana gelen netice arasın-
da nedensellik ilişkisinin bulunduğunu, sorunun meydana gelen netice
açısından kast veya taksirinin bulunup bulunmadığının tayininden ibaret
olduğunu belirtmişlerdir.
64
Cevaplanması gereken bir soru da şudur: Fail, kalp rahatsızlığını bil-
diği halde mağdura şiddetli olmayacak şekilde yumruk vursa ve bu fiilin
etkisiyle mağdur kalp rahatsızlığından ölse ne şekilde sorumlu tutulmak
gerekir?
Kanaatimizce, 5237 sayılı TCK hükümleri uyarınca, failin kusurluluk
durumuna göre, doğrudan veya olası kastla veyahut taksirle adam öldür-
mek suçundan sorumlu tutulması lazımdır.
65
63
Özgenç - Şahin, s. 122 vd.
64
Özgenç - Şahin, s. 127.
65
Eğer, fail kalp rahatsızlığı olduğunu bildiği mağdura, kalp rahatsızlığının da etkisi
ile ölebileceğini öngörmüş, ancak buna kayıtsız kalarak şiddetli olmayacak şekilde
bir mağdura bir yumruk vurmuş ve bunun neticesinde rahatsızlanan mağdur ölmüş
ise, failin olası kastla hareket ettiği kabul edilmeli ve buna göre cezalandırılmalıdır.
Böyle bir öngörü mevcut olmamakla birlikte failden böyle bir sebebin eklenebile-
ceğini öngörmesi bekleniyorsa, yani failin taksirli olduğu kabul edilebiliyorsa, fail
taksirle adam öldürmekten dolayı sorumlu tutulmalıdır. Eğer fail, mağdurun kalp
rahatsızlığını bilmiyor ve bunu bilmemesi nedeniyle taksirli de kabul edilemiyorsa
fail yalnızca etkili eylem suçundan cezalandırılmalıdır.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
99TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Eşi tarafından sürekli dövülen bir kadının, eşinin kendisini sürekli
dövmesinden dolayı bunalıma girip intihar etmek suretiyle yaşamına son
vermesi halinde de aynı şekilde fail kusurluluk durumuna göre meydana
gelen neticeden sorumlu tutulmalıdır.
66
IV. SUÇUN MANEVİ UNSURU
1. Genel Olarak
5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesindeki neticesi sebebiyle ağırlaşmış
yaralama suçunun oluşumu için failin yaralamaya ilişkin kastı bulunmalı-
dır. 5237 sayılı Yasa’nın 87/4 ve 23. maddelerine göre failin meydana gelen
ağır netice olan ölümden dolayı sorumlu tutulabilmesi için ise en azından
taksir düzeyinde bir kusurunun olması lazımdır.
Maddede, meydana gelen sorumluluk bakımından en azından taksir
düzeyinde bir kusurluluğun aranması nedeniyle, ağır neticenin kasten
meydana getirilmesinin de mümkün olduğu ve bu halde de eylemin neti-
ce sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna vücut vereceği anlaşılmaktadır.
67
Buna göre, netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun meydana gelmesi
için failin yaralama kastıyla hareket etmesi, meydana gelen ölüm neticesi
bakımından ise kasten veya taksirle hareket etmesinin mümkün olduğu
anlaşılmaktadır.
Meydana gelen ağır netice bakımından failin taksirle hareket etmesi
halinde kast-taksir kombinasyonunun olduğu ileri sürülmüştür. Buna göre
birinci kademeyi kasten işlenen temel suç, ikinci kademeyi ise taksirle se-
bebiyet verilen ağır neticenin oluşturduğu belirtilmiştir.
68
66
Buna göre, eğer failin kadını intihara sürüklemek için sürekli dövdüğü kanıtlanabi-
liyorsa kasten adam öldürmek suçundan, failin kastı bu yönde olmamakla beraber,
bunu öngörüyor ve buna kayıtsız kalıyorsa olası kastla adam öldürmek suçundan
ceza tayin edilmelidir. Failin neticeyi istemesi ve neticeye katlanması söz konusu
olmamakla beraber, objektif özen yükümlülüğü gereği meydana gelen ölüm netice-
sini öngörmesi gerektiği sonucuna varılabiliyor, yani fail taksirli kabul edilebiliyorsa
taksirle adam öldürmek suçundan dolayı cezalandırılmalıdır. Yüksek Mahkeme’miz,
kocası tarafından iki gün önce dövülen kadının, kendisini asarak canına kıydığı
olayda, etkili eylem ile ölüm arasında mağdurenin intiharı gibi bir olayın girdiği
ve nedensellik bağının kesildiği gerekçesiyle failin TCK’nın 452. maddesi uyarınca
cezalandırılamayacağına hükmetmiştir. (CGK, 12.5.1980, 1-151/206. Savaş - Molla-
mahmutoğlu, III, s. 4716.
67
Schroeder, s. 273.
68
Özgenç - Şahin, s. 186; Özgenç, Kavga, s. 493.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Aşağıda önce kast-taksir kombinasyonunun mevcut olduğu hal, daha
sonra ise meydana gelen ağır netice bakımından failin kasten hareket etmesi
hali incelenecektir.
2. Kast-taksir Kombinasyonu: Kast-taksir kombinasyonu uyarınca
neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun oluşumu için failin yara-
lamaya ilişkin kastı bulunmalıdır. 5237 sayılı Yasa’nın 87/4 ve 23. madde-
lerine göre failin meydana gelen ağır netice olan ölümden dolayı sorumlu
tutulabilmesi için ise en azından taksir düzeyinde bir kusurunun olması
lazımdır.
Buna göre meydana gelen ölüm neticesi bakımından failin objektif
özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği, meydana gelen ölüm neticesini
öngörebilip öngörülemeyeceği, diğer bir ifadeyle taksirinin, yani kusuru-
nun mevcut olup olmadığı araştırılacaktır.
69
Failin meydana gelen ölüm
neticesini öngörebileceği sonucuna varılması halinde fail meydana gelen
ölüm neticesinden sorumlu tutulacak, aksi halde sorumluluğu yoluna
gidilemeyecektir.
70
69
Taksirden dolayı sorumluluk için, öngörebilme unsuru yanında, failin meydana ge-
len neticeyi önleyebilmesinin de gerekli olduğunu savunan Toroslu’ya göre, taksirli
sorumluluğun birleştirici esasını, failin uyulması zorunlu davranış kurallarına uymak
suretiyle önleyebileceği bir fiili, bu kuralları ihlal etmek suretiyle istemeyerek gerçek-
leştirmiş olmasından dolayı kınanmasında aramak gerekir. (Toroslu, (2005), s. 144).
70
Bazı hallerde, manevi unsurun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek kolay ol-
mayabilir.Yüksek Mahkeme’mizin kararına konu olan bir olayda, sanık pencereden
atlamak isteyen şahsı engellemek maksadıyla üzerine atlayıp şahsın yere düşme-
sine ve kafasının komidine çarpıp yaralanmasına ve daha sonra ölümüne neden
olmuştur. Yüksek Mahkeme’miz, sanığın eyleminin maktulün yaşamını kurtarmaya
yönelik olması nedeniyle kasıtlı kabul edilemeyeceği gibi, tedbirsizlik niteliğinde
de değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre, bu nedenle
failin eylemi 765 sayılı TCK’nın 452/2. maddesinde yazılı suçu oluşturmayacağı gibi,
taksirle adam öldürme suçunu da oluşturmaz. Kanaatimizce, 5237 sayılı TCK hü-
kümlerine göre bu olayda zorunluluk halinin geniş bir şekilde yorumlanarak kişinin
kendisine yönelik saldırının, yani intiharı önlemek maksadıyla yapılan hareketin de
zorunluluk hali kapsamında değerlendirilmesi (5237 sayılı TCK 25. m.) ve dolayısıyla
kusurluluğu ortadan kaldıran bir halin mevcut olduğunun kabulü ile fail hakkında
ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi lazımdır. (5271 sayılı CMK 223/3
m.) Yüksek Mahkeme’mizin kararı şöyledir: “Maktulün pencereden atlamak üzere
yaptığı girişimi önlemek isteyen ve hızlı bir müdahale ile onu ölümden kurtarmak
için üstüne atılıp düşüren sanığın, bu davranışı neticesinde sendeleyip düşerek başını
odadaki komidine çarpması neticesi maktulün sol pariatalden yaralandığının ancak
sanığın da yardımıyla kaldırıldığı hastanede tıbbi müdahaleye rağmen kurtarıla-
mayarak on gün sonra öldüğünün anlaşılması ve bu oluş tarzının mahkemece de
aynen kabul edilmesi karşısında; maktulün yaşamını kurtarmaya yönelik eylemin
tedbirsizlik niteliğinde de değerlendirilemeyeceği gerçeğinden hareketle beraatına
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
101TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Failin meydana gelen neticeyi öngörebilip öngöremeyeceğinin tespitinde,
kısaca “bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri
göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilecektir.” Toplum ha-
linde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için, çeşitli alanlarda
kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar konmaktadır. İnşaat
faaliyetleri, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik düzeniyle ilgili kurallar,
dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak gösterilebilir.
71
Daha sonra sübjektif bir değerlendirmeyle, failin “kendi yetenekleri, algı-
lama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif
olarak varolan dikkat özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek
durumda” olup olmadığı araştırılacaktır. Bütün bu yeteneklere sahip olma-
sına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirle-
nen neticenin gerçekleşmesine neden olması sebebiyle kusurlu sayılarak
sorumlu tutulacaktır.
72
Toroslu, netice sebebiyle ağırlaşan suçlarla ilgili olarak objektif sorum-
luluğu bertaraf etmek amacıyla failin en azından taksirli olması aranmakta
ise de, suçu ağırlaştıran sonuç yönünden taksirin belirlenmesindeki güçlük
nedeniyle uygulamada taksir karinesinin
73
ve dolayısıyla objektif sorum-
luluğun kabul edilmesi tehlikesine işaret etmektedir.
74
karar verilmesi gerekirken, sanığın cismen eza ve cefa vermek ya da etkili eylemde
bulunmak niyetinin olmadığına işaret edilmesine karşın, icapsız bir vasıflandırma
ile TCY.nın 452/2. maddesince mahkumiyet hükmü kurulması, yasaya aykırıdır.”
(1. CD, 9.6.2004, 903/2268. Yayınlanmamıştır).
71
5237 sayılı TCK’nın 22. madde gerekçesi
72
5237 sayılı TCK’nın 22. madde gerekçesi. Toroslu’ya göre de; öngörülebilirlik her
somut olayda öncelikle failin içinde bulunduğu bütün şartlar nazara alınarak belir-
lenmelidir.Birden çok süjenin faaliyetinin katılması söz konusu olduğu hallerde, taksir
problemi, başkalarının tedbir kurallarına uygun davranacağına itimat prensibine göre
çözümlenmelidir. (Bkz., Toroslu, Nevzat, Nasıl Bir Ceza Kanunu, Ankara 1987, s. 42.
73
Türk Hukuk Lügati’nde, karine; “malum olan bir vakadan malum olmayan bir vakayı
istidlal” olarak tanımlanmıştır. (Türk Hukuk Lügati, 3. Bası, Ankara 1991, s.192) İstid-
lal ise, “bir delile dayanarak bir şeyden bir netice çıkarma, delil ile anlama” olarak
tanımlanmıştır. (Develioğlu, s. 455) Feyzioğlu’na göre karine, gerçeğe uygun kabul
edilen bir olaydan veya olaylar bütününden yola çıkılarak, diğer bir olayın varlığına
dair karar vermeyi gerektiren bir kurala dayanılarak yapılan işleme, karine denilir...
Karinede kullanılan kural, bir tecrübe kuralı ise, fiili karine; hukuk kuralı ise, kanuni
karine vardır. Tecrübe kuralları, benzer olaylardan yola çıkılarak bulunur. Sabit ka-
bul edilen bir noktadan, bu şekilde bulunmuş bir tecrübe kuralından yararlanmak
suretiyle bir adım ileriye gitmek ve bu ikinci noktayı da sabit kabul etmek (...) fiili
karinedir. (Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Ankara 2002, s.
152-154) Yukarıda verilen karine tanımına göre burada fiili bir karine kabul edildiği
sonucu çıkmaktadır.
74
Toroslu (2005) s. 154.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında görev alıp düşünceleri büyük
ölçüde kanuna yansıyan Özgenç’in, 1993 yılında yazmış olduğu makale-
sindeki görüşleri bu tehlikenin ciddi şekilde mevcut olduğunu göstermek-
tedir. Gerçekten, kast-taksir kombinasyonunun söz konusu olduğu bu gibi
hallerde, biri kasti temel suç, diğeri taksirle sebebiyet verilen ağır netice
olmak üzere iki kademenin mevcut olduğunu belirten Özgenç’e göre, “kasti
temel suçun işlenişi, kural olarak, gerçekleşen ağır netice açısından objektif özen
yükümlülüğünün ihlali mahiyeti arz etmektedir.” Yazar’a göre, “yine de meydana
gelen ağır neticenin öngörülebilip öngörülemeyeceği araştırılacaktır. Kasten işlenen
temel suçun kendisi meydana gelen ağır netice açısından mücerret bir tehlike suçu
mahiyeti arz ettiği için, bu ağır netice açısından sadece istisnai hallerde objektif
özen yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna varılabilecektir.”
75
Bir başka eserinde yazar, “taksirle işlenen suçun haksızlık unsurunun
gerçekleşmesi, kasten işlenen suçlarda olduğu gibi, kusurun emaresini
76
teşkil
etmektedir. Buna göre, kişinin akletme kabiliyeti bakımından, ruhi bakımdan bir
maluliyetinin söz konusu olduğu, objektif özen yükümlülüğünün şuurunda olma-
dığı veya içinde bulunduğu şartlar itibariyle irade kabiliyetinin mevcut olmadığı
hususlarında şayet müşahhas dayanak noktaları mevcutsa, taksirle işlenen suçtan
dolayı failin kusursuz oluğu yargısına varabiliriz” demektedir.
77
Böylece tak-
sirle işlenen suçlarda hareketin yapılması, kusurun emaresi olarak kabul
edilmekte, ancak bunun aksinin ispatı halinde fail kusursuz kabul edile-
rek cezadan kurtulabilmektedir. Somut olayın şartları itibariyle ağır netice
olan ölümün meydana gelmesi beklenmiyor ve öngörülemiyorsa objektif
özen yükümlülüğünün ihlalinden, diğer bir ifadeyle failin taksirinden söz
edilemeyecektir.
78
Belirtelim ki, failin taksiri, meydana gelen ölüm netice-
sinin öngörülebilip öngörülemeyeceği noktasında araştırılacaktır. Çünkü
taksirli suçun diğer unsurları kasten işlenen temel suçun içinde mündemiç
kabul edilmektedir.
79
Böylece suçun tanımlandığı hukuksal normun ihlali
ile deyim yerindeyse failin en azından taksir seviyesinde bir kusurunun
mevcut olduğu farz ve kabul olunmaktadır. Buna göre sorumluluktan kur-
tulması için failin somut olayda kusurunun bulunmadığını ispat etmesi
gerekecektir.
75
Özgenç, Kavga, s. 493-494.
76
Burada her ne kadar “karine” sözcüğü yerine “emare” sözcüğü kullanılmış ise de,
emare de netice itibariyle bir “delil”dir. Emare, ”dolayısı ile delil” ve “belirti” olarak
da tarif edilmiş ve bir “delil” türü olarak kabul edilmiştir. (Kunter, Nurullah - Yenisey,
Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul
1998, s. 578-579); Dolayısıyla kanuni tarifte yer alan hareketin yapılması kusurun
(taksirin) delili, yani karinesi olarak kabul edilmiştir. Bkz., Schroeder, s. 264.
77
Özgenç - Şahin, s. 242.
78
Özgenç, Kavga, s. 493-494.
79
Özgenç, Kavga, s. 494.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
103TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
3. Failin Meydana Gelen Ağır Netice Bakımından
Kasten Hareket Etmesi
Bu ihtimalde şöyle bir durum ortaya çakmaktadır: TCK’nın 87/4. mad-
desinde yazılı suçun meydana gelmesi için ilk aşama bakımından failin
kastı yaralamaya yönelik olmalıdır. Bu suçun oluşumu için failin hareketi
gerçekleştirirken kastının yaralamaya yönelik olması zorunludur. İkinci
aşamada, meydana gelen ağır netice olan ölüm neticesi bakımından da
failin kastı öldürmeye yönelik olacaktır.
Bu durumda da şu sorulara cevap vermek gerekir: Failin kastı yara-
lamaya yönelik olduğu halde, bu eylem soncu gerçekleşen ölüm neticesi
bakımından kastı nasıl öldürme kastı olabilir? Yani, fail aynı kişiye karşı
aynı eylemle hem yaralama kastıyla, hem de öldürme kastıyla hareket
edebilir mi? Cevaplandırılması gereken bir soru da, eğer failin kastı ölüm
neticesini de kapsamına alıyorsa, “kastın neticeyi aştığı” nasıl ileri sürülebilir?
Bu durumu kasten adam öldürme suçundan farklı düzenlemenin ve daha
az ceza ile karşılamanın gerekçesi ne olabilir?
Bu soruların cevaplarını 23 ve 87. maddelerinden ve bu madde gerek-
çelerinden bulmak mümkün değildir. Düzenleme, hukukumuz için yeni
olduğundan Türk doktrininde bu konular henüz irdelenmiş değildir. 5237
sayılı TCK’nın 23. maddesine benzer bir hükme sahip olan Alman Huku-
kunda bu sorun tartışılmıştır. TCK’nın 23. maddesine karşılık gelen Alman
Ceza Kanunu’nun 18. maddesi şu şekildedir: “Kanunun bir fiilin sebebiyet
verdiği muayyen bir nitece dolayısıyla daha ağır bir cezayı öngördüğü hallerde; fail
veya şerikin, bu nedenle daha ağır bir ceza ile cezalandırılabilmesi için, meydana
gelen ağır neticeye en azından taksirle sebebiyet vermesi gerekir.”
80
Schroeder, madde metninde yer alan, ”en azından” ifadesinin ağır
neticenin oluşumuna kasten sebebiyet verilmesi halinde de netice sebe-
biyle ağırlaşmış suç hükümlerinin uygulama yeteneğini mümkün kılması
nedeniyle bu ifadeyi olumlu karşılamakta ve gerekli görmektedir. Yazara
göre, buradaki “en azından” ifadesi meydana gelen ağır netice açısından
kastın varlığını bir gereklilik olarak görmemesi itibariyle de lüzumlu ve
olumludur.
81
Ağır neticenin oluşumuna kasten sebebiyet verilmesi hali-
nin netice sebebiyle ağırlaşmış suç kapsamına dahil edilip edilmemesinin
Alman doktrininde ve mahkeme içtihatlarında uzun süreden beri tartış-
malı olduğunu belirten Schroeder, Alman Yüksek Mahkemesi’nin netice
sebebiyle ağırlaşan suçun neticesine kasten sebebiyet verilmesi halini de
80
Schroeder, s. 273.
81
Schroeder, s. 273.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
bu suç kapsamında değerlendirmesiyle bu tartışmanın sonuçlandırıldığını
belirtmektedir.
82
Alman Yüksek Mahkemesi’nin kararına konu olan olayda,
yağma suçu esnasında kasten adam öldürme suçu da işlenmiştir. Alman
Ceza Kanunu’nun ilgili 251. maddesinde; “fail yağma sırasından en azından
taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet verirse, ömür boyu hapis veya en azından
on yıl hapis cezasına çarptırılır.” denmektedir. Failin meydana gelen özel
netice olan ölüm neticesi bakımından taksir ile değil de kasten hareket
etmesi halinde 251. maddenin uygulanıp uygulanamayacağını tartışan
Yüksek Mahkeme maddede yer alan, “en azından taksirle” ifadesinin, kastı
da kapsayacağına ve failin yalnızca bu madde ile cezalandırılacağına hük-
metmiştir. Yüksek Mahkeme, bu sonuca ulaşırken fikri içtima hükümlerine
de dayanmıştır.
83
82
Schroeder, s. 273
83
Alman Yüksek Mahkemesi’nin karar özeti şöyledir: “1. Alman Ceza Kanunu’nun
ölümle neticelenen yağma suçunu düzenleyen 251. maddesi aynı zamanda, ölüm
neticesine kasten sebebiyet verilmesini halini de kapsar.
2. Eğer, Alman Ceza Kanunu’nun ölümle neticelenen yağmayı düzenlediği 251 ve
adam öldürme suçunun nitelikli hallerinin düzenlediği 211. maddesindeki suçların
kanuni unsurları birlikte gerçekleştirilmişse, bu suçlar hareketin tekliği (fikri içtima)
ilişkisi içerisindedirler. Ölüm neticesinin meydana gelmesi failin aleyhine olacak
şekilde iki kez değerlendirmeye tabi tutulamaz. Fail fikri içtimaının düzenlendiği
52. madde, nitelikli adam öldürmenin düzenlendiği 211 ve ölümle neticelenen yağ-
manın düzenlendiği 251. madde gereğince cezalandırılacaktır. (52. maddeye göre
tek bir fiille kanunun birden fazla hükmü ihlal edilirse, fail en ağır cezayı öngören
maddeden bir kez cezalandırılır.)” (BGH St 39,100).
Gerçekten, Alman Ceza Kanun’nun 18. maddesinde; “Kanun, fiille bağlı olarak
özel bir neticenin meydana gelmiş olması durumunda daha ağır bir ceza öngörmüşse,
fail veya iştirakçi yalnızca, bu özel netice açısından en azından taksirle hareket etmiş
olmaları halinde sorumlu olacaklardır” (Bu çeviri sayın Meral Ekici - Şahin’e aittir, bu
maddenin başka bir çevirisi için bkz., İçel - Yenisey, s. 1005) denmektedir. 251. maddede
ise, “fail yağma sırasından en azından taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet verirse,
ömür boyu hapis veya en azından on yıl hapis cezasına çarptırılır.” denilmektedir.
Özetini yukarıda aktardığımız kararın konusunu teşkil eden olayda tartışma konusu
olan husus, failin meydana gelen özel netice açısından kusurunun taksir değil de kast
olması halinde ne olacağıdır. Diğer bir ifadeyle, 251. maddenin, ölüm neticesine kasten
sebebiyet verilmesi halinde de uygulanıp uygulanmayacağı, “en azından taksirle”
ifadesinin, kastı da kapsar şekilde bir yorumun yapılıp yapılamayacağı ve böyle bir
yorum yapılması halinde failin nasıl cezalandırılacağıdır. Yüksek Mahkeme suçun,
açgözlülük, bir suçu gizlemek veya delilleri ortadan kaldırmak amacıyla işlenmesini,
nitelikli adam öldürme suçunun unsurlarının gerçekleştirildiği şeklinde değerlendirmiş
ve bu fiilin yağma suçu sırasında gerçekleştirilmesiyle de 251. maddenin unsurlarının
oluştuğunu kabul etmiştir. Yani tek bir fiille kanunun iki ayrı hükmü ihlal edilmiştir.
Tartışmalar sonucunda, diğer ihtimallerin göz önünde bulundurulması halinde ce-
zalandırma açısından haksızlıklar ortaya çıkacağı gerekçesiyle ağır neticeye kasten
sebebiyet verilmesi halinde de fikri içtima kurallarının uygulanmasına karar verilmiştir.
(Bu kararı Türkçe’ye çevirerek yararlanmamı sağlayan Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Doktora öğrencisi sayın Meral Ekici - Şahin’e teşekkür ederim).
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
105TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Netice sebebiyle ağırlaşan yaralama suçunda netice açısından en azın-
dan taksir seviyesinde bir kusurluluk arandığına ve neticenin de kastın
kapsamında olması kabul edildiğine göre bu halde, yani neticenin de kastın
kapsamında olduğu durumda kasten işlenmiş bir suçtan söz edilmesinin
doğru olacağı görüşündeyiz.
Bu görüşte olmamızın bir nedeni de şudur: Bilindiği üzere 5237 sayılı
TCK’da, 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında olduğu gibi
kasten yaralama suçunun nitelikli hallerine yer verilmemiştir. Buna karşılık
765 sayılı TCK’nın 456/2-3 maddesine tekabül eden eylemler netice sebebiyle
ağırlaşmış yaralama olarak düzenlenmiştir.
84
Kasten yaralama fiilinin nitelikli
halleri kanunda ayrıca düzenlenmediğinden meydana gelen ağır netice bakı-
mından doğrudan kast veya olası kastla hareket edilmesi de netice sebebiyle
ağırlaşmış yaralama suçu (87/1-2-3 m.) kapsamında değerlendirilmiştir. 23.
maddesinin gerekçesinde kişinin kastettiği neticeden daha ağır veya başka
bir netice gerçekleştiğinde netice sebebiyle ağırlaşmış suçun söz konusu ola-
cağı belirtildikten sonra; “Örneğin; basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi
görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle
bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin; gö-
zün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun
görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır
neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen
ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir”
85
denilmektedir.
84
5237 sayılı TCK’nın 87. maddesinde kemik kırılması, bitkisel hayata girme, gibi yeni
hallere de yer verilmiştir.
85
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 23. madde gerekçesi. Kanaatimize göre, 87. maddenin 1 ve
2. fıkralarında ve 23. maddenin gerekçesinde yazılı hallerde mutlaka netice sebebiyle
ağırlaşmış bir suçun oluşacağı ileri sürülemez. Bilindiği üzere netice sebebiyle ağırlaşmış
suç, meydana gelen neticenin failin kastettiği neticeden daha ağır olması halinde söz
konusudur. Peki, başkasının yüzüne bıçakla vuran failin mağdurun yüzünde sabit ize
neden olmak amacıyla hareket etmediği baştan nasıl kabul edilebilir? Yahut başkasının
gözü üzerine sert bir şekilde vuran failin kastı mağdurun gözünün görme yeteneğinin
kaybolmasına yönelik olmadığını kim söyleyebilir? Bunlar bir ispat meselesi olup
yapılacak yargılamada ortaya çıkabilecek hususlardır. Eğer failin kastı yüzde sabit iz
oluşturmak veya mağdurun gözüne kalıcı bir zarar vermek ise ve bu neticeler de mey-
dana gelmiş ise artık failin hareketindeki kast ile gerçekleşen netice aynı olduğundan
neticenin ağırlaşmasından ve dolayısıyla netice sebebiyle ağırlaşan bir suçtan söz edi-
lemeyecektir. Kaldı ki fail kendisini terk eden sevgilisine bir ceza olması ve güzelliğine
zarar vermek maksadıyla yüzüne bıçakla vurduğunu ikrar edebilir. Bu durumda failin
kastettiği netice ile meydana gelen netice aynı olduğuna göre neticenin aşıldığından söz
edilemeyeceği açıktır. O nedenle 87. maddenin 1-2-3. maddesinde düzenlenen netice
sebebiyle ağırlaşan düzenlemelerin isabetli olmadığını düşünmekteyiz. Kanaatimize
göre bu fıkralarda düzenlenen yaralama hallerinin nitelikli yaralama başlığı altında
incelenmesi daha doğru olurdu. Ancak yasa koyucu 87. madde yerine değişik 86.
maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen haller için nitelikli hal tabirini kullanmıştır.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Böylece meydana gelen ağır netice bakımından failin olası kastla ha-
reket etmesi halinde, kanunda ayrıca 765 sayılı TCK’nın 456/2-3. madde-
lerindeki gibi kasten yaralamanın nitelikli hali düzenlenmediğinden fail
87. maddenin 1, 2 veya 3. fıkralarına göre cezalandırılacaktır. Hatta failin
meydana gelen netice bakımından doğrudan kastla hareket etmesi halinde
de bu madde uygulanacaktır; çünkü yukarıda açıkladığımız üzere bu ağır
yaralanmaların kasten gerçekleştirilmesi ayrıca yaptırım altına alınmamış-
tır. Kanun koyucu böylece 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinde yaralamanın
nitelikli hali olarak kabul edilen yaralamaları netice sebebiyle ağırlaşmış
yaralama olarak kabul etmiş ve böylece sorunu bizce doğru olmayan bir
şekilde çözmeye çalışmıştır
Fakat kasten adam öldürme suçu kanunda ayrıca yaptırım altına alın-
mış (81 m.), nitelikli halleri 82. maddede düzenlenmiştir. O nedenle, failin
ölüm neticesinin meydana gelmesi bakımından olası kastla veya doğrudan
kastla hareket etmesi halinde artık sorunun 23 ve 87/4. madde kapsamında
değerlendirilemeyeceği kanaatindeyiz. Bu gibi hallerde netice sebebiyle
ağırlaşmış suçtan değil, kasten adam öldürmek suçundan söz edilmelidir.
Eğer fail ölüm neticesi bakımından olası kastla hareket etmiş ise olası kastla
adam öldürmek, doğrudan kastla hareket etmiş ise kasten adam öldürmek
suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Ayrıca, yaralama kastıyla yapılan hareket sonucu ölüm neticesinin mey
dana gelmesi halinde, failin kastının hem yaralamaya, hem de ölüm netice-
sine yönelik olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Başkasına müessir
fiilde bulunan fail bu eylemi sonucu kişinin ölebileceğini de öngörüyor ve
buna rağmen bu sonucu da göze alarak hareketi gerçekleştiriyorsa, failin
öldürme suçu bakımından olası kastla hareket ettiğini kabul etmek gerekir.
Bu durumda artık ölüm neticesini içine alan olası kast mevcuttur; artık
yaralama kastından ve bu kastın aşıldığından söz edilemez.
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında görev alan Özgenç, failin meydana
gelen ağır netice açısından olası kastla hareket etmesi halinde de netice se-
bebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun (87/4 m.) oluşacağı görüşündedir.
86
86
Özgenç, İzzet, Adalet Bakanlığı’nca Düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanunu Tanıtım ve
Eğitimcilerin Eğitimi Semineri’nde yaptığı konuşma, Ankara, 3.1.2005-9.1.2005. An-
cak, Özgenç - Şahin’in 765 sayılı TCK’nın 452. maddesi bakımından görüşleri farklı
olmuştur. Yüksek Mahkeme’mizin kararına konu olan bir olayda, başkasını yarala-
mak için azmettirilen kişinin fiili sonucu mağdur ölmüştür. Yüksek Mahkeme’miz,
illiyet bağı kurulabildiği takdirde objektif sorumluluk esaslarına göre azmettirenin
müessir fiilin bütün sonuçlarından sorumlu tutulması gerektiğine ve 452. maddesi
hükümlerine göre sorumlu olduğuna hükmetmiştir. (1. CD, 24.4.1996, 646/1519) Bu
kararı değerlendiren Özgenç-Şahin, azmettirenin veya yardımda bulunanın meydana
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
107TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
V. CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VEYA
AZALTAN NEDENLER
1. Genel Olarak
Taksirli suçtan failin cezalandırılabilmesi için failin gerek kişisel du-
rumu ve gerek içinde bulunduğu koşullar itibariyle objektif olarak var
olan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve buna uygun olarak
hareket edecek durumda bulunması lazımdır.
87
Örneğin; fail yaş küçüklü-
ğü, kısmi veya tam akıl hastalığı nedeniyle objektif özen yükümlüğünün
varlığından veya içeriğinden bilgi sahibi olmayabilir. Bazen fail, objektif
özen yükümlüğünün varlığında veya muhtevasının idrakinde hataya (ya-
nılgıya) düşebilir. Örneğin; şehir içindeki karayolunda hız limitlerini aşan
fail gerçekten Karayolları Trafik Kanunu’ndan kaynaklanan bu kuralın
bilincinde olmayabilir.
Bazen de fail objektif özen yükümlülüğünün farkındadır, ancak buna
uygun davranmasını kendisinden beklemek mümkün değildir veyahut
failin o şekilde davranmasını mazur gösterecek nedenler vardır. Örneğin;
fail cebir veya tehdit altında hareket etmektedir veya meşru müdafaa yahut
zorunluluk hali söz konusudur.
88
Yukarıda belirtilen hususlar 765 sayılı TCK’da farklı kategorilerde ince-
lenmiştir. Ancak 5237 sayılı Yasa’da bu durumların hepsi, cezanın ortadan
kaldırılması veya azaltılması sonucunu doğurduğundan, bu neticeden hare-
ketle bu sebeplerin hepsi ikinci bölümde “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya
Azaltan Nedenler” başlığı altında incelenmiştir; biz de kanunun sistematiğine
uyarak konuyu bu başlık altında incelemeyi tercih ediyoruz.
89
gelen ölüm neticesini öngörebilecek durumda bulunması halinde meydana gelen
ölüm neticesinden taksiri dolayısıyla sorumlu tutulmasını gerektiğini belirtmişlerdir.
Ancak yazarlar, “meydana gelen netice açısından failin veya şerikin (azmettiren veya
yardımda bulunan) muhtemel kastının mevcut olması halinde, ‘artık netice sebebiyle
ağırlaşmış suç’tan ve dolayısıyla 452. maddenin tatbikinden” söz edilemeyeceğini
savunmuşlardır. Bkz., Özgenç - Şahin, s. 379).
87
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 22. madde gerekçesi.
88
Özgenç - Şahin, s. 242 vd.; Zaruret hali hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Toroslu,
Nevzat, Ceza Hukukunda Zaruret Hali, Ankara 1968. Toroslu’ya göre zaruret halinde
bulunan kimse suç işlemeye mezun kılınmış ise de; icbar edilmiş değildir. Yani ken-
disini veya üçüncü şahsı feda ederek suç işlemeyebilir. Fakat mücbir sebep halinde
failin başka bir şekilde hareket etme imkanı yoktur. O nedenle zaruret hali hukuka
uygunluk nedeni, mücbir sebep ise kusurluluğu ortadan kaldıran bir nedendir.
(Toroslu, Zaruret Hali, s. 90).
89
Toroslu - Ersoy, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığının doğru
olmadığını ileri sürmüşlerdir. Yazarlar, kanunun hükmünü icra, amirin emrini ifa,
meşru savunma ve zorunluluk hali ile hakkın icrası ve mağdurun rızasının cezai
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan tüm nedenleri değil, konu-
muz açısından özellik arz eden halleri incelemeye gayret edeceğiz
2. İlgilinin Rızası
26/2. maddesine göre, “kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebile-
ceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden
dolayı kimseye ceza verilmez.” Doktrinde mağdurun kendisine karşı işlenen
bir eylem için onayının bulunmasına mağdurun rızası denmekte ve konu
bu başlık altında incelenmektedir.
90
765 sayılı TCK’da bu yönde bir hüküm
mevcut olmamakla birlikte mağdurun rızası bir hukuka uygunluk nedeni
olarak kabul edilmekteydi. Ancak rızanın hukuka uygunluk nedeni sayı-
labilmesi için kişinin üzerinde serbestçe tasarruf yapabileceği bir konuya
ilişkin olması aranmakta idi.
91
5237 sayılı TCK’da bu husus açıkça düzenlenmiştir. Buna göre huku-
ka uygunluk nedeni sayılabilmesi için ilgilinin rızasının, üzerinde mutlak
sorumluluğu ortadan kaldıran değil, fiilin hukuka aykırılığını bertaraf eden nedenler
olduğunu belirtmişlerdir. (Toroslu - Ersoy, s. 10-11. Aynı yöndeki eleştiri için bkz.,
“Türk Ceza Kanunu Tasarısı Hakkında Galatasaray Üniversitesi’nin Görüşü”, Türk
Ceza Kanunu Reformu, İkinci Kitap, Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye Barolar Birliği
Yayını, Ankara, 2004, s. 295) 5237 sayılı TCK’nın 24, 25 ve 26. maddelerinin gerekçe-
lerinde de bu nedenlerin hukuka uygunluk nedenleri olduğu belirtilmiştir. Ancak
anlaşıldığı kadarıyla bu bölümde düzenlenen nedenlerin hepsinin ortak özelliği ceza
sorumluluğunu kaldırma veya azaltma olduğundan ceza sorumluluğunu ortadan
kaldıran veya azaltan nedenler başlığı kullanılmıştır.
Hükümet Tasarısı’nın Birinci Kitap, İkinci Kısım, Hukuka Uygunluk Nedenleri
başlıklı Üçüncü Bölümü altında yer alan hükümlerin birçoğunun hukuki niteliğinin
doktrinde tartışma konusu olmaya devam ettiğini belirten Özgenç’e göre, “doktrin-
deki bazı görüşler ve hatta bazı ülke kanunları, örneğin zorunluluk halini bir hukuka
uygunluk hali değil, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak kabul etmektedir.
Aynı şekilde, yetkili merciin emrinin yerine getirilmesinin genellikle bir hukuka
uygunluk nedeni olduğu kabul edilirken; bazı görüşler, bu durumda hukuka aykırı
ve fakat bağlayıcı emrin bulunduğunu ve dolayısıyla kusurluluğu ortadan kaldıran
neden olduğunu ileri sürmektedirler. Keza doktrin ve uygulamamızda ‘suça etki
eden neden’ olarak ifade edilen haksız tahrik, esasında kusurluluğu azaltan sebep
olarak değerlendirilmek gerekir. Doktrinde ileri sürülen görüşler açısından bağlayıcı
olmak için, bu bölümde söz konusu edilen nedenlerin sonucu göz önünde bulundu-
rulmak suretiyle bir isimlendirilmeye gidilmiştir.” (Özgenç, İzzet, “Ana Hatlarıyla
TCK Tasarısı”, Hukuki Perspektifler Dergisi S. 2, (Sonbahar 2004), s. 104).
90
Hükümet Tasarısı’nda “mağdurun rızası” ifadesi kullanılmakta iken bu ifade TBMM
Alt Komisyonunda “kişinin rızası” ve “ilgilinin rızası” şeklinde değiştirilmiştir.
91
Toroslu, (2005), s. 119 vd.; Oktar, Salih, “Ceza Kanunu Dışındaki Hukuka Uygunluk
Nedenleri”, Ceza Hukuku Günleri, 70.Yılında Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler 26-27
Mart 1997 İstanbul, s. 84, 85).
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
109TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişin olması lazımdır. Ayrıca kişinin
rıza açıklamaya ehil olması da gerekir. Bu nedenle rızayı açıklayacak kişinin
akıl ve ruh sağlının yerinde olması, rıza ile hangi hak ve menfaatlerden
vazgeçtiğinin bilincinde olması lazımdır. Keza, rıza açıklayacak olan kişinin
rızanın ilişkin olduğu hakkın sahibi olması gerekir.
92
Yaşam hakkı üzerinde kişiye serbestçe tasarruf etme imkanı tanınma-
mıştır. O nedenle kişinin rıza veya talebi üzerine bir kişinin yaşamına son
verilmesi (ötenazi) halinde hukuka uygunluk nedeninden veya sorumsuz-
luk nedeninden söz edilemez.
Vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçlar bakımından konu tartışmalı-
dır.
93
Kişinin vatanına, topluma ve ailesine karşı yerine getirmesi gereken
bazı ödevlerinin bulunduğu ve kendi vücudu üzerinde tasarruf ederek bu
ödevlerini yerine getiremeyecek bir hale koymaya yetkili olmadığı, diğer
bir ifadeyle vücudu üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkına sahip olmadığı
kabul edilmektedir.
94
Ancak, doktrindeki hakim görüş, takibi şikayete bağlı
suçlarda kişinin rızasının geçerli sayılması gerektiği yönündedir.
95
Konumuz açısından yanıtlanması gereken soru şudur: Kasten yarala-
ma bakımından rızası bulunan kişi, bu yaralama neticesi ölürse ne şekilde
uygulama yapılacaktır?
Erman - Özek’e göre, bir hastalık ve mutat iştigale mani olmayacak bir
tokadı, mağdurun rızası üzerine ona vuran kimsenin bu hareketi mağdurun
rızası nedeniyle hukuka aykırı olmaktan çıkar. Böyle bir durumda yapılan
fiil hukuka aykırı olmaktan çıkacağından, bundan ölüm neticesi doğmuş
olsa bile müessir fiil neticesinde adam öldürme suçu bulunmaz ve fiilin
taksirle adam öldürme olarak nitelendirilmesi gerekir.
96
5237 sayılı TCK’nın mevcut düzenlemesine göre şöyle düşünmekteyiz.
5237 sayılı Yasa’nın 87/4. maddesi bu suçun maddi unsurunu teşkil edecek
yaralama bakımından TCK’nın 86/1. maddesine yollamada bulunmuştur.
92
İçel - Sokullu Akıncı - Özgenç - Sözüer - Mahmutoğlu - Ünver, s. 182.
93
Alman Ceza Kanunu’nun 226/a maddesinde, mağdurun rızasına rağmen bir müessir
fiil suçlarına ilişkin olarak, fiilin genel ahlaka aykırılık teşkil ettiği hallerde hukuka
aykırı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmaktadır. Grop Walter, “Alman Bakışına
Göre Türk Ceza Kanunu 1989 Öntasarısı’nda Hukuka Uygunluk Sebepleri”, (Çev.
Faruk Turhan), Türk Ceza Kanunu Tasarısı İçin Müzakereler, Konya 1998, s. 225).
94
İçel - Sokullu Akıncı - Özgenç - Sözüer - Mahmutoğlu - Ünver, s. 188; Dönmezer
- Erman, I, s. 84; Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 502.
95
Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 503; Erem - Toroslu, s. 330; İçel - Sokullu Akıncı - Özgenç
- Sözüer - Mahmutoğlu - Ünver, s, 188; Oktar, s. 85; Önder, Genel Hükümler, s. 238.
96
Erman - Özek, s. 60.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
86/1. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu ise takibi şikayete
bağlı bir suç değildir. O nedenle kişinin bu yaralama şekli bakımından rıza
açıklama yetkisi bulunmamaktadır. Bu itibarla kişinin rızası bulunsa dahi
gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi ve bunun neticesinde meydana
gelen ölüm sonucundan fail sorumlu tutulacaktır. Kasten yaralama neticesi
ölümün meydana gelmesi suçunu düzenleyen TCK’nın 87/4. maddesi ko-
vuşturulması şikayete tabi bulunan 5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı
TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçuna yollamada
bulunmadığından bu nitelikteki bir yaralama ile 87/4. maddesindeki suçun
işlenmesi mümkün değildir. O nedenle kişinin rızasının bulunması halinde
meydana gelen ölüm neticesinden failin sorumlu tutulup tutulmayacağı
sorunu 5237 sayılı TCK’nın 86/1, 87. maddenin 1, 2 ve 3. fıkraları ile 5328
sayılı Yasa’yla değişik 86/2. maddesinde düzenlenen yaralama halleri için
yaşanmayacaktır.
Bununla birlikte, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 88/1.
maddesinde düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi
hali için tereddütler bulunmaktadır. Çünkü, fiil başlığı altında yaptığımız
açıklamalarda da vurguladığımız üzere, 5328 sayılı Yasa’yla değişik 88/1
maddesinde yer alan “kasten yaralama”dan hem 86/1, hem 5328 sayılı
Yasa’yla değişik 86/2. maddesindeki kasten yaralama hali, hem de 87.
maddenin 1, 2 ve 3. fıkralarında düzenlenen kasten yaralamanın neticesi
sebebiyle ağırlaşmış hallerini anlamak lazımdır. Bu maddedeki “kasten
yaralamadan” kendisinden önce yer alan maddelerdeki bütün kasten ya-
ralama halleri kastedilmektedir. Ancak, yukarıda da açıkladığımız üzere,
87/4. maddesindeki suça vücut verecek yaralanmanın 86/1. maddesinde
yazılı derecede olması gerektiğinden, kasten yaralamanın ihmali davranışla
işlenmesi halinde 87/4. maddede yazılı suçun oluşabilmesi için de meydana
gelen yaralamanın 86/1. maddesinde yazılı düzeyde olması lazımdır. 86/1.
maddesinde yazılı suçun kovuşturulması şikayete tabi olmadığından ve
böylece bu maddede yazılı kasten yaralama halinde kişinin rızası sonuca
etkili olmayacağından, kişinin rızası bulunsa dahi gerçekleştirilen kasten
yaralama eylemi ve bunun neticesinde meydana gelen ölüm sonucundan
fail sorumlu tutulacaktır.
3. Haksız Tahrik
Haksız tahrik,
97
failin “haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli
bir elemin etkisi altında suç” işlenmesi olarak tanımlanmıştır.
97
5237 sayılı TCK’nın 29. madde gerekçesi.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
111TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Haksız tahrikin hukuksal niteliği konusundaki bir görüşe göre, haksız
tahrik sebebiyle failin cezasından indirim yapılmasının nedeni, mağdurun
kendi haksız hareketiyle suçun işlenmesine sebebiyet vermesi, onun bu ku-
surunun failin kusurundan indirilmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır.
98
Diğer bir görüşe göre, haksız tahrik, failin haksız bir hareketin meyda-
na getirdiği gazabın, hiddetin etkisi altında suç işlemesi nedeniyle, kusur
yeteneğindeki azalmayı ifade eder. Bu görüşte olan yazarlar, haksız tahriki
kusurluluğu etkileyen nedenler başlığı altında incelemişlerdir.
99
5237 sa-
yılı TCK’da da haksız tahrik kusurluluğu azaltan bir neden olarak kabul
edilmiştir.
Taksirli suçların niteliği itibariyle bu suçların haksız tahrikin etkisi
altında işlenmesi mümkün değildir. Haksız tahrik ancak kasten işlenen
suçlar bakımından söz konusu olabilir.
Kasten yaralama sonucu kişinin ölümüne neden olma halinde kasten
yaralama eylemi bakımından haksız tahrik hükümleri uygulanabilir. Ger-
çekten mağdurdan kaynaklanan haksız bir hareketin meydana getirdiği
hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında failin mağdura yaralamak kastıyla
bir yumruk vurması halinde haksız tahrik mevcuttur. Mağdurun bu yumru-
ğun etkisiyle düşerek kafasını betona çarpıp ölmesi halinde, objektif dikkat
ve özen yükümlülüğünü ihlal etmek suretiyle bu neticeye sebebiyet veren
failin hareketi ile taksirle meydana gelen ölüm neticesi arasına illiyet bağı
kesilmemiş olduğundan, haksız tahrik hükümlerinin meydana gelen ölüm
neticesi bakımından da uygulanması, yani kasten yaralama neticesi ölüme
neden olma suçu için de tatbik edilmesi lazımdır. Yüksek Mahkeme’mizin
765 sayılı TCK bakımından süreklilik arz eden uygulaması da bu yönde
olmuştur.
100
98
Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Genel Hükümler, C. 1, Ankara 1993, s. 419.
99
Özgenç - Şahin, s. 285; Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 702-703).
100
Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu raporlarına göre, kavga sırasında maktulde oluşan lezyon-
ların başlı başına ölümü tevlid eder nitelikte bulunmadığı, maktulenin ölümünün
maruz kaldığı travmanın kendinde mevcut eski epilepsi hastalığını aktive ederek
statüs epileptikus ve bu nedenle oluşmuş komplikasyonlar sonucu ölümün meydana
geldiği fiille ölüm arasında illiyet bağının olduğunun ifade edildiği anlaşılmakla
her iki sanık hakkında TCK’nın 452/2, 51/1, 59. maddeleri gereğince tecziyesi ye-
rine yazılı şekilde TCK’nın 456. maddesinin 4. fıkrası ile hüküm kurulması, (1. CD,
24.12.2003, 1335/3331. Yayınlanmamıştır).
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
4. Hata
A. Genel Olarak: Hata, bilmemek ve yanlış tasavvur etmektir.
101
Hata,
doktrinde hukuki hata ve maddi (fiili) hata olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir
hukuk kuralının mevcut olup olmadığında veya yorumunda yapılan hata
hukuki hata, buna karşılık suçun maddi unsurlarına ilişkin hata ise maddi
(fiili) hata olarak tanımlanmaktadır.
102
765 sayılı TCK’nın 44. maddesinde “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz”
denilerek, kanunun bilmeyen failin cezadan kurtulmasının mümkün ol-
madığı belirtilmiştir. Böylece 765 sayılı TCK’ya göre hukuki hatadan failin
yararlanması mümkün değildir. Bununla birlikte Yüksek Mahkeme’miz
bazı kararlarında kanunu bilmesi mümkün olmayan faillerin kusurlu sa-
yılamayacağını belirterek bu hükmü yumuşatma yoluna gitmiştir.
103
Fiili hatada ise fiili gayri meşru kılan bir durumun bilinmemesi söz
konusudur. Diğer bir ifadeyle fail eylemi gerçekleştirirken hataya düş-
memiş olsa idi eylem suç teşkil etmeyecekti denilebilen hallerde fiili hata
mevcuttur. Örneğin; kendisinin zannederek masa üzerindeki başkasının
telefonunu alan failin hatası fiili bir hata olup eğer fail yanılmasaydı kendi
cep telefonunu alması nedeniyle suç işlememiş olacaktı. 756 sayılı TCK’da
maddi hataya ilişkin bir düzenleme yer almamaktaydı. Ancak, doktrinde
kasten işlenen suçlar bakımından bu gibi hataların esaslı hata olduğu ve
kusurluluğu ortadan kaldırdığı için failin bu gibi hallerde cezalandırıla-
mayacağı kabul edilmekte idi.
104
B. Hukuksal Hata: 5237 sayılı TCK’nın 4/1. maddesinde “ceza kanun-
larını bilmemek mazeret sayılmaz” denildikten sonra, 4/2. maddesinde “ancak
sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suçu
işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz” denilerek failin sakınamayacağı hukuksal
bir hatadan yararlanacağı belirtilmektedir. Böylece 765 sayılı TCK’ya göre
hukuksal hatadan yararlanmak mümkün değilken, 5237 sayılı TCK’ya göre
fail koşulları mevcut ise hukuksal hatasından yararlanacaktır.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere Yüksek Mahkeme’miz vermiş olduğu
“bazı kararlarda ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” kuralını yumuşat-
101
Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 669.
102
Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 669.
103
CGK, 10.10.1952, 2004/941/942; Savaş - Mollamahmutoğlu, I, s. 817; 3. CD, 18.1.1951,
10370/234; Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, C. 1, İstanbul 1970,
s. 118.
104
Önder, Genel Hükümler, s. 342 vd; Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 679 vd; Özgenç-
Şahin, s. 193.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
113TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
mış, hukuka aykırılık bilinci ve suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle kanunu
bilmeyen failleri sorumlu bulmamıştır.
105
Hata ve yanılma, bizzat taksirin bünyesinde yer alan kavramlar olması
nedeniyle taksirle işlenen suçlar bakımından hukuksal hatanın korunup
korunmayacağı, diğer bir ifadeyle failin bu hatadan yararlanıp yararla-
namayacağı hususunda tereddütler doğabilir. Ancak, kanunumuz hata
bakımından kasten işlenen suç ve taksirle işlenen suçlar bakımından bir
ayırım yapmamıştır. O nedenle taksirli suçlar bakımından da fail hukuksal
hatasından yararlanacaktır. Hem kasten, hem de taksirle işlenen suçlarda
hatadan yararlanmak mümkün olduğuna göre, kast-taksir kombinasyo-
nunun söz konusu olduğu neticesi sebebiyle ağırlaşan suçlarda da fail
hukuksal hatasından istifade edecektir.
C. Fiili Hata (Unsur Yanılgısı):
106
Doktrindeki hakim görüş, kasten
işlenen suçlarda failin esaslı fiili hatasından yararlanacağı yönünde olmakla
beraber, taksirle işlenen suçlardaki fiili yanılmadan failin yararlanıp yararla-
namayacağı hususunda değişik fikirler ileri sürülmüştür. Bazı yazarlar, hata
ve yanılmayı taksirin bir şekli saydıkları için suçun unsurlarında yanılmanın
kastı ortadan kaldırmakla beraber taksirin varlığına engel olmayacağını
savunmuşlardır. Buna karşılık diğer bazı yazarlar da fiili hatanın taksiri de
kapsadığını ve kusurluluğu ortadan kaldırdığını ileri sürmüşlerdir.
107
765 sayılı TCK’da taksirli suçlarda hataya ilişkin bir hüküm bulunmadı-
ğına dikkat çeken Dönmezer - Erman, ancak kaza ve tesadüfün bulunduğu,
45. maddedeki taksiri de yok eden bir hata halinde failin sorumluluktan
kurtulabilmesinin mümkün olduğunu savunmuşlardır.
108
105
İktisadi mahiyette bulunan, kömürün müsaadesiz başkasına devredilmesi suçuna
henüz Türkçe bilmeyen ve konuşmayan bir şahsın memnuniyeti bilmemesi sebebiyle
suça iştiraki de bahis konusu olamaz. (CGK, 10.10.1952, 2004/941/942; Savaş - Molla-
mahmutoğlu, I, s. 817) Seçim bittikten sonra muhafazası lazım gelen oy pusulalarını
sanığın yakmasının, lüzumu kalmadığı kanaatinden ileri geldiğini müdafaaten beyan
eylemesine göre, bu müdafaa hilafında kasti cürmü takip ettiği hakkındaki sübut
delilleri gösterilmeksizin mahkumiyet kararı verilmesi yolsuzdur. (3. CD, 18.1.1951,
10370/234; Özütürk, s. 118).
106
Özgenç - Şahin, bu hata türünü unsur yanılgısı başlığı altında incelemektedirler.
Yazarlara göre, unsur yanılgısı, müşahhas olayda bir suçun maddi unsurlarına mü-
teallik hususlardaki bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgidir. Bir başka ifadeyle, faildeki
müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmamasıdır. (Özgenç - Şahin, s. 193)
Hata başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesinde, “fiilin icrası sırasında suçun
kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen kimse kasten hareket etmiş olmaz.”
denilmiş, böylece hata hali yalnız fiille sınırlandırılmayıp, suçun maddi unsurlarının
tümünü kapsar şekilde düzenlenmiştir. Bu itibarla 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesine
göre fiili hata için unsur yanılgısı ibaresinin kullanılması yanlış olmayacaktır.
107
Dönmezer - Erman, I, s. 344.
108
Dönmezer - Erman, I, s. 344.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
5237 sayılı TCK’nın 30. maddesinde fiili (maddi) hata düzenlenmiştir.
30/1 maddesine göre, “fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi
unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla
taksirli sorumluluk hali saklıdır.” Böylece, kasten işlenen suçlar bakımından
suçun yasal tanımındaki unsurlarda fiili hataya düşen failin kastı bulunma-
yacağından cezalandırılmayacaktır. 30/1. maddesinin son cümlesindeki “bu
hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır” şeklindeki ifadeden, hataya
dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle sebebiyet verilmesi
halinde failin taksirinden dolayı sorumlu tutulacağı anlaşılmaktadır. An-
cak bunun için suçun taksirle işlenen bir suç olması lazımdır. Gerçekten,
“meydana gelen neticeye ilişkin olarak dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir
netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşabiliyorsa taksirle işlenmiş bir
suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin
kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak
başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile
kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kastıyla işlenebileceği belirtildiği için,
böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hay-
vanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin
bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak
da tanımlandığı için böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı
sorumlu tutulacaktır.”
109
Yargıtay da, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş ederek
öldürme ve benzeri olayları 765 sayılı TCK’nın 455. maddesi kapsamında
değerlendirmiştir.
110
Buna karşılık, gerek karanlık, gerekse de arazi durumu ve
görüş engellerinden dolayı tam seçme imkanı bulamadan kişilerin bulunduk-
ları yere doğru ateş edilmesi sonucu kişilerin isabet alarak ölmesi olaylarını
TCK’nın 452. maddesi kapsamında kastın aşılması suretiyle adam öldürmek
kapsamında değerlendirmiştir.
111
5237 sayılı TCK hükümlerine göre bu gibi
hallerde failin olası kastla hareket ettiğini kabul etmek uygun olur.
109
5237 sayılı TCK’nın 30. madde gerekçesi. Unsur yanılgısı ve taksir ilişkisi konusunda
ayrıca bkz., Özgenç, Kast-Taksir Kombinasyonları, s. 350 vd.
110
Olay gecesi saat 22.00 sıralarında, sanığın duyduğu sesin atını ürkütmesi ve bu sesi ayrı
sesine benzetmesi nedeniyle paniğe kapılarak sesin geldiği tarafa doğru av tüfeği ile
bir el ateş ettiği, fişeğin maktule isabet sonucu ayılan meydana geldiği anlaşıldığından,
öldürme kastı bulunmayan sanığın eylemi tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme
sebebiyet vermek suçunu oluşturur. (CGK, 19.6.1995, 1-189/217. Uygun, Mehmet,
Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararları, (1992-1996), Ankara 1997, s. 296).
111
Sanığın aşamalarda uyum gösteren savunmaları, dosya içeriği ve keşif zabıtları
birlikte değerlendirildiğinde; olaydan önceki gecelerde sanığın köydeki evlerin
camlarının tıkırdatılmak suretiyle içinde oturanların huzursuz edildiği, olay gecesi
uyanıp dışarı çıkan sanığın, evinin yakınında bir insan karartısı görüp o tarafa doğru
‘kim o’ diye seslendiği, cevap alamayınca ‘bulunduğu nokta karanlık olduğundan
dolayı görülemediği’ keşifle saptanan maktulün bulunduğu yere doğru av tüfeği
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
115TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
D. Hedefte Hata (Sapma) ve Şahısta Hata: Hatanın düzenlendiği 5237
sayılı TCK’nın 30. maddesinde hedefte sapma ve şahısta hata hali düzen-
lenmemiştir. Şahısta hatanın bu maddenin 1 ve 2. fıkraları kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği düşüncesiyle ayrı bir düzenleme yapılması
gereksiz görülmüştür. Hedefte sapma halinde bir hatanın söz konusu
olmadığı, bu durumun suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlen-
dirilmesi gerektiği gerekçesiyle hedefte sapma haline yer verilmesine gerek
görülmemiştir.
112
Buna göre, fail (F)’nin, (A) isimli şahsı yaralamak kastıyla attığı taşın
(B) isimli şahsa isabet ederek yaralanmasına neden olduğu ve bu yaralama
neticesinde daha sonra öldüğünü düşünelim. Bu olayda Fail (F)’nin (A)’ya
karşı eylemi kasten yaralamaya teşebbüs suçunu oluşturacaktır. (B)’ye karşı
eylemi ise eğer ölüm neticesinin meydana gelmesinde faili taksirli kabul
edebiliyorsak 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu ölü-
mün meydana gelmesi suçunu oluşturacaktır.
Yargıtay’ımızın kararına konu olan benzer bir olayda Yüksek Mahke-
me’miz faili yalnızca 765 sayılı TCK’nın 452/1. maddesine göre sorumlu
bulmuştur.
113
IV. SONUÇ
87/4. maddesinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu bakı-
mından 86/1. maddesinde yazılı yaralama haline yollamada bulunulduğun-
dan, bundan hafif yaralama halleri ile bu suç oluşamayacaktır. O nedenle,
5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 86/2. maddesindeki bir
ile ateş ederek şahısta hata sonucu babasının ölümüne neden olduğunun açıklıkla
anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin müessir fiilde bulunmak kastıyla yaptığı
atışla ölümüne neden olma şeklinde nitelendirilerek, TCK’nın 452/1, 51/2, 59. mad-
delerinin uygulanması suretiyle cezalandırılmasına karar verilmesinde zorunluluk
bulunduğu” (1. CD, 26.10.1993, 1936/2117; Parlar - Demirel, s. 417. Aynı yönde bkz.,
1. CD, 28.2.1996, 3828/488; Parlar - Demirel, s. 409).
112
Bkz., 5237 sayılı TCK’nın 30. madde gerekçesi. Hedefte sapma ve şahısta hata halinde
ortaya çıkabilecek sorunlar hakkında daha fazla bilgi için bkz., Toroslu, (2005), s. 172 vd.
113
Sanıklardan Ali’nin kazlarını sanık Azmi’nin bahçesine soktuğu, bu yüzden çıkan
tartışmada sanık Azmi’nin 5-7 metreden sanık Ali’ye attığı taşın, tarafları ayırmaya
gelen Yusuf’a isabet ederek başta çökme kırığı husule getirip beyin kanamasından
ölümüne neden olduğunun anlaşılması karşısında; sanık Azmi’nin fiilinin müessir
fiilde bulunmak kastıyla yaptığı fiille ölüme neden olma şeklinde nitelendirilerek
TCK’nın 52. maddesi delaletiyle 452/1, 51/1 maddelerinin uygulanması suretiyle
cezalandırılmasında zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesi, (1. CD, 26.5.1993,
1044/1217; Yaşar, Osman, Uygulamada Türk Ceza Yasası, Ankara 2000, s. 851).
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
yaralama sonucu mağdurun ölmesi halinde 87/4. maddesindeki suç oluş-
maz; koşulları mevcut ise taksirle adam öldürme suçu sözkonusu olabilir.
5328 sayılı Yasa’yla değişik 5237 sayılı TCK’nın 88/1. maddesinde yazılı
kasten yaralamadan, bu maddeden önce düzenlenmiş bulunan bütün kasten
yaralama hallerinin anlaşılması lazım ise de, yukarıda açıkladığımız üzere
kasten yaralamanın ihmali davranışla gerçekleştirilmesi sonucu ölümün
meydana gelmesi suçunun oluşması için ihmali davranış sonucu meydana
gelen yaralamanın 86/1. maddesinde yazılı derecede olması lazımdır.
Ayrıca, her ne kadar, 87/4. maddesinde bu maddenin diğer fıkralarına
bir yollamada bulunulmamış ise de, bu fıkralarda yazılı şekilde yaralanan
mağdurun ölmesi halinde de 87/4. maddesi hükümlerinin uygulanacağı
anlaşılmaktadır.
Kanunumuzda Alman Ceza Kanunu’nun 11/2. maddesinde yer alan;
“hareket yönünden kastı arayan, buna karşılık sebebiyet verilen özel bir netice bakı-
mından taksiri yeterli gören kanuni tipi gerçekleştiren bir fiil de bu kanundaki anla-
mında kasıtlıdır”
114
şeklindeki bir hükmün bulunmaması nedeniyle, temel suç
bakımından kastın, meydana gelen ölüm neticesi bakımından ise taksirin
söz konusu olduğu neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçları kasten işlenen suç
olarak kabul etmek mümkün değildir. Temel suçun kasten işlenmesinden
hareket edilerek bu suçun kasten işlenen bir suç olarak kabulünün doğru
olmayacağı, kasten işlenen yaralama ve taksirle gerçekleştirilen ölüm neti-
cesinin söz konusu olduğu neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama suçunun
taksirli suç kabul edilmesi gerektiği görüşündeyiz.
115
Meydana gelen ağır netice bakımından failin kasten hareket etmesi
halinde ise kanaatimize göre artık netice sebebiyle ağırlaşmış bir suçtan
söz edilemez. Bu gibi hallerde doğrudan kastla veya olası kastla adam
öldürmek suçu söz konusudur.
Alman doktrininde ve mahkeme içtihatlarında uzun süre tartışılan bu
konunun ülkemizde de uzun süre tartışılacağını şimdiden söylemek abartılı
bir yorum olmayacaktır. Yüksek Mahkeme’mizin bu konudaki görüşünün
ne yönde olacağını beklemek gerekir.
114
İçel - Yenisey, s. 1004.
115
Aynı görüş için bkz., Özgenç, Kavga, s. 495-496.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
117TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
KAYNAKLAR
Adli Tıp Uzmanları Derneği, Yeni Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Düzenlenecek Adli
Raporlar İçin Kılavuz, (Editör: Yasemin Balcı, http://www.atud.org.tr).
Alacakaptan, Uğur, Suçun Unsurları, Ankara 1970.
Artuk, M. Emin - Gökcen Ahmet - Yenidünya A. Caner, Ceza Hukuku Genel
Hükümler, C. I, Ankara 2002.
Artuk, Mehmet Emin - Çınar, Ali Rıza, “Yeni Bir Ceza Kanunu Arayışları ve
Adalet Alt Komisyonu Tasarısı Üzerine Düşünceler”, Türk Ceza Kanunu
Reformu, İkinci Kitap, Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye Barolar Birliği
Yayını, Ankara, 2004.
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002.
Develioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 15. Baskı, Ankara 1993.
Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mallara Karşı Cürümler, 15. Bası, İstanbul 1998,
Dönmezer, Sulhi - Erman Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. II, 9. Bası,
İstanbul 1986.
Donay Süheyl - Kaşıkçı, Mahmut, Açıklamalı, Karşılaştırmalı, Gerekçeli 5237 Sayılı
Türk Ceza Kanunu, İstanbul 2005.
Ekinci, Mustafa - Özcan, Şerafettin, Açıklamalı-İçtihatlı Kasten Adam Öldürme
Suçları, Ankara 2004.
Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, C. I-III, Ankara 1993.
Erem, Faruk - Toroslu, Nevzat, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 7. Baskı,
Ankara 1999.
Erman, Sahir - Özek Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar,
İstanbul 1994.
Grop, Walter, “Alman Bakışına Göre Türk Ceza Kanunu 1989 Öntasarısında
Hukuka Uygunluk Sebepleri”, (Çev. Faruk Turhan) Türk Ceza Kanunu
Tasarısı İçin Müzakereler, Konya 1998.
Gözübüyük, A. Pulat, Türk Ceza Kanunu Açılaması, C. IV, Ankara 1976.
Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Ankara 2002.
Jescheck, Hans - Heinrich, “Türk Ceza Kanunu Öntasarısının Genel Hükümleri
Hakkında Karşılaştırmalı Bir İnceleme”; (Çev. Adem Sözüer), Türk Ceza
Kanunu Tasarısı İçin Müzakereler, Konya 1998.
Seydi KAYMAZ hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
İçel, Kayıhan - Akıncı, Füsun Sokulu - Özgenç, İzzet - Sözüer, Adem - Mahmu-
toğlu, Fatih - Ünver, Yener, Suç Teorisi, 2. Kitap, İstanbul 2000.
İçel, Kayıhan - Yenisey, Feridun, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları
3. Bası, İstanbul 1990.
Kunter, Nurullah - Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Mu-
hakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul 1998.
Oktar, Salih, “Ceza Kanunu Dışındaki Hukuka Uygunluk Nedenleri”, Ceza
Hukuku Günleri, 70.Yılında Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, İstanbul
26-27 Mart 1997.
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, (Kısaltma: Genel Hükümler) C. II,
İstanbul 1989.
Özen, Muharrem, Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk, Ankara 1998.
Özgenç, İzzet - Şahin Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, 3. Bası Ankara 2001.
Özgenç, İzzet, “Ana Hatlarıyla TCK Tasarısı”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S.
2, Sonbahar 2004.
Özgenç, İzzet, “Kavga Suçu, (TCK m. 464) Üzerine Düşünceler”, Yargıtay Der-
gisi, C. 19, S. 4, Ekim 1993.
Özgenç, İzzet, “Kast-Taksir Kombinasyonları”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakül-
tesi Dergisi, Prof. Dr. Süleyman Arslan Armağanı, C. 6, S. 1-2 Konya 1998.
Özgenç, İzzet, Adalet Bakanlığı’nca Düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanunu Tanıtım
ve Eğitimcilerin Eğitimi Semineri’nde yaptığı konuşma, Ankara, 3.1.2005-
9.1.2005.
Savaş, Vural - Mollamahmutoğlu, Sadık; Türk Ceza Kanunu Yorumu, 2. Baskı,
C. III, Ankara 1998.
Schroeder, Friedch - Christian, Taksirin Kanunen Tanımlanmasına İlişkin Prob-
lemler, (Çev. İzzet Özgenç) Türk Ceza Kanunu Tasarısı İçin Müzakereler,
Konya 1998
Sözüer, Adem, Yargıtay Başkanlığı’nca düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanununun
Genel hükümleri ve Yansımaları Paneli’nde yaptığı konuşma, Ankara, 10-11
Şubat, 2005.
Uygun, Mehmet, Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararları, (1992-1996), Ankara
1997.
Ünver, Yener, “Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk”; Ceza Hukuku Günleri,
70.Yılında Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, İstanbul 26-27 Mart 1997.
hakemli makaleler Seydi KAYMAZ
119TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, Ankara 2004.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, Ankara 2005.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukukunda Zaruret Hali, Ankara 1968.
Toroslu, Nevzat - Ersoy, Yüksel, “Kanunlaşmaması Gereken Bir Tasarı”, Türk
Ceza Kanunu Reformu, İkinci Kitap Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, Ankara 2004.
Tunalı, İbrahim, Adli Tıp, Seçkin Yayınevi, Ankara 2001.
“Türk Ceza Kanunu Tasarısı Hakkında Galatasaray Üniversitesinin Görüşü,”
Türk Ceza Kanunu Reformu, İkinci Kitap, Makaleler, Görüşler Raporlar, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004.
Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, C. II, Ankara 1988.
Yaşar, Osman, Uygulamada Türk Ceza Yasası (Genel Hükümler), Ankara 2000.
Yurtcan, Erdener, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Yorumu, İstanbul 2005.