makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
137TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
GİRİŞ
Hak ve Hukuk
“Hak” kavramı kişilerin diğer gerçek ve tüzel kişilere karşı ileri sürebile-
cekleri ya da diğerlerinden belirli bir davranış ya da edim bekleyebilecekleri
olguların bütünü anlamına gelir. “Hukuk” ise varlığı kabul edilen hakkın
kullanılma biçimini düzenleyen kuralların tümü demektir. Günümüzde,
Anayasa Hukuku terminolojisi açısından üçüncü kuşak temel hak ve öz-
gürlükler adlandırılan haklar biri de çevre hakkıdır. 1982 Anayasası da 56.
maddesinde -65. maddesindeki sınırlar çerçevesinde- sağlıklı ve dengeli
çevrede yaşama hakkını düzenleyerek bu hakkı müspet mevzuat içine
almıştır. Çevre hakkının kullanılış biçimini düzenlemek üzere çok sayıda
yasa, tüzük ve yönetmelik de çevre mevzuatı içine girmiş bulunmaktadır.
Mevzuata son aylarda çok yeni ve oldukça ilginç iki yasa daha girmiştir:
Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu. Her iki yasal düzenleme de
çevre ceza hukuku açısından dikkat çekici düzenlemeleri içermektedir. Bu
yazının amacı son gelişmelerin hem kendi iç dinamikleri açısından hem de
Türk Çevre Hukuku ve Türk Çevre Ceza Hukuku açısından genel nitelikli
irdelemesini yapmaktır.
İç ve dış kamu oyununun dikkatini üzerinde toplayan ve hazırlıkları
uzun bir süreden bu yana sürdürülen yeni Türk Ceza Kanunu (YTCK) 2004
yılının son aylarında TBMM tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Bu bağlamda yapılan değerlendirmeler iki temel sonuca işaret etmektedir:
YTCK kendi iç dinamikleri bakımından olduğu kadar yürürlükteki çevre
ÇEVRE CEZA HUKUKU’NDA
SON GELİŞMELER:
YENİ TÜRK CEZA KANUNU VE
KABAHATLER KANUNU
Doç. Dr. Firuz D. YAŞAMIŞ
*
*
Çevre Bakanlığı eski müsteşarı.
Firuz D. YAŞAMIŞ makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
hukuku ve çevre ceza hukuku açısından da çelişkili ve sakıncalı düzenle-
meleri içermektedir. Bu çelişkiler ülkemizde çevresel kalitenin korunması
ve geliştirilmesine katkı sağlayacak nitelikte olmayıp aksine zarar verici
özellikler taşımaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, belirtilen bu temel endişe, kamu oyunda
ortaya çıkan ve YTCK ile getirilen hapis cezalarına ilişkin yasa hükümle-
rinin yasa’nın öteki hükümlerinin yürürlüğe gireceği tarihten bir buçuk
yıl sonra yürürlüğe girmesinin yol açacağı çevresel kirlenme olasılığı ile
Anayasa’da öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnenmesi endişesi
üzerinde odaklanan tartışma konularının çok ötesindedir.
Açıklıkla belirtilmelidir ki, YTCK’nın yürürlüğe girmesiyle pek çok
belediye başkanının hapse gireceği yolundaki Çevre ve Orman Bakanlığı
yöneticilerinin açıklamalarının hiç bir geçerli ve doğru yanı yoktur. Buna
karşılık, YTCK’nın yürülüğe girmesiyle kuramsal olarak -gerçek olmasa
bile- tüm atık bırakanların hapse girmesi gerekmektedir.
Yine bu tartışmalar özünde yer alan bir buçuk yıllık gecikmenin ciddi
boyutta çevresel yıkıma yol açacağı iddialarının da gerçekle bir ilgisi bu-
lunmamaktadır. Yasa koyucu bu amacında içten olsa bile böyle bir düzenle-
menin uygulama alanına konulmasından önce yükümlülere önlem almaları
için süre tanınması yerinde bir davranıştır. Ancak, açıklıkla bilinmelidir
ki, ülkemizde çevresel altyapılar konusundaki eksiklikler özel sektörde
olduğu kadar kamu sektöründe de vardır. Bu eksikliklerin bir buçuk yıl
içinde giderilmeleri olanaklı değildir.
Farklılıklar ve Çevre Hukuku Açısından Önemi
YTCK, söylemi itibarıyla, çevresel kalitenin korunması açısından dikkat
çekici şekilde olumlu bir biçemi içermektedir. Dünya üzerinde ilk kez olmak
üzere, Türkiye’de kabul edilen bir ceza kanununda, Ceza Yasası’nın temel
amaçlarından birinin çevreyi korumak olduğu belirtilmektedir. Yasanın
amaç maddesi aşağıda verilmiştir.
“Ceza Kanunu’nun amacı
Madde 1. (1) Ceza Kanunu’nun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu
düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını
korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanun’da, bu amacın gerçekleştirilmesi
için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin
türleri düzenlenmiştir.”
makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
139TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bu çok önemli, yerinde ve ileri nitelikli bir iddiadır. Bunun da ötesinde,
YTCK çevre suçlarına hapis cezası verileceğini öngörmekle Dünya üzerinde
bir “ilk”e imza atmaktadır.
1
Ancak, çevre açısından gelişmiş ülkelerde çev-
resel suçların önüne geçmek için özgürlükleri kısıtlayıcı (hapis) yaptırımlar
sıklıkla kullanılan bir yöntem değildir. Özgürlüğü bağlayıcı cezalar toplu-
mun ve bireylerin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden ve tehlikeye sokan
çevresel olaylar için öngörülebilmektedir. Özgürlüğü kısıtlayıcı nitelikli
yaptırımlar çevresel kalitenin korunması için en son başvurulması gereken
yöntemlerdir. Bu aşamaya gelmeden önce, ulusal ve yerel ölçekte etkili ve
doğru işleyen bir çevre yönetimi sisteminin kurulması ve bu sistemin yeşil
vergiler, kirlilik sigortası ve çevresel sübvansiyonlar gibi öteki ekonomik
nitelikli çevre yönetim araçları ile desteklenmesi gerekir. YTCK’da yer alan
şekli ile son düzenleme biçimi toplumun çok büyük bir kesimini potansiyel
suçlu konumuna getirmiştir. Devletin görevi ve yasaların amacı cezaevlerini
çevre suçluları ile doldurmak olmamalıdır. Çevresel bozulmanın önüne
hapis cezası ile geçmeye çalışmak ülkedeki çevre yönetiminin çok olumsuz
koşullar altında olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, YTCK’da yer alan ve çevre ile ilgili suçları düzenleyen 181,
182 ve 183. maddeler düzenleniş biçimi itibarıyla çok önemli yanlışlıklar ve
yetersizlikler içermektedir. Bu maddeler çevre suçlarını tümüyle takipsiz
ve cezasız bırakacak şekilde düzenlenmişlerdir.
YTCK’nın 181. maddesi aşağıya çıkarılmıştır.
“Çevrenin kasten kirletilmesi
Madde 181. (1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve
çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten
veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi
halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır.
(4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından
tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hay-
vanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere
sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak
üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
1 Bu konuda bir başka örnek ülke de Çin’dir.
Firuz D. YAŞAMIŞ makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
(5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler
hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.”
Yasa’nın 181. maddesinde kasda dayalı çevre suçunun maddi unsuru
açıklanırken “İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak...” işlenen
çevre suçlarından söz edilmektedir. Türkiye’de yürürlükte bulunan yasalar
içerinde belirlenmiş bir teknik usul yoktur. Teknik usüllerin yasalarla be-
lirlenmesi olanaksızdır. Teknik usüller son derecede ayrıntılıdır ve sık sık
değişirler. Bu nedenle de yönetmelik ve standard gibi yönetsel metinlerle
düzenlenirler. YTCK ile belirlenen şekli ile, kanunun amaç bölümünde
belirtilen çevre koruma ile ilgili görüşlere aykırı olarak çevresel suçların
hemen hemen bütünü takipsiz ve cezasız bırakılmıştır.
YTCK’nın 182. maddesinde yer alan taksirli çevre suçları da ülkemizde
halen yürürlükte olan çevre hukuku açısından geriye doğru gidişi ifade
etmektedir.
Yasa’nın 182. maddesi aşağıya çıkarılmıştır:
“Çevrenin taksirle kirletilmesi
Madde 182. (1) Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya
veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adli para cezası ile cezalandırılır.
Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması halinde,
iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkması-
na, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini
değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa,
suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.”
Oysa, yürürlükte bulunan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28. maddesi
kusursuz sorumluluğu düzenlemekte ve kusuru olmaksızın çevre suçu
işleyenlerin eylemlerinden sorumlu olacaklarını belirtmektedir. Bu madde
aşağıda verilmiştir:
“Kirletenin sorumluluğu
Madde 28. (Değişik: 3416 - 3.3.1988) Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar
verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur
şartı aranmaksızın sorumludurlar. Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü
genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.”
makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
141TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Doğru olan da budur. Ancak, YTCK çevre suçlarında kusuru ön plana
çıkararak kusursuz çevre sorumluluğu ilkesine aykırı bir düzenleme getir-
miştir. Bu düzenleme bir geri gidişi ifade etmektedir.
YTCK’nın gürültü ile ilgili 183. maddesi de gürültü ile ilgili suçları
cezalandırılması olanaksız bir konuma getirmiştir. Bu madde de aşağıya
çıkarılmıştır:
“Gürültüye neden olma
Madde 183. (1) İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka
bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan
kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”
Yasa, bu maddesinde, “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elve-
rişli bir şekilde” gürültü yapmak ölçütünü getirmiştir. Bu nedenle kişilerin
sağlığına zarar vermeyecek ancak barış, huzur ve sükunetini bozanların
yaptırımsız kalmaları sonucuna yol açacaktır. Bu düzenleme biçimi, gü-
rültüden zarar gören bireylerin sağlıklarının zarar gördüğünü tıp yoluyla
mahkeme önünde ispatlamalarını zorunlu kılmaktadır. Yürürlükteki mev-
zuat ise gürültüyü kişilerin huzur ve sükununu bozmak eylemi olarak ele
almakta ve yaptırıma bağlamaktadır. Bu nedenle, gürültü ile ilgili düzen-
lemede yetersizdir ve geriye gidiştir.
YTCK’nın Çevre Açısından İrdelenmesi
Belirtilmesi gereken temel nokta çevre suçları kavramının YTCK’da
yanlış ve yetersiz tanımlanmış olduğudur. Çevre suçları YTCK’da ön-
görülenler çok daha değişik içerikler kazanabilmekte ve hem de bunlara
uygulanacak yaptırım türleri farklı olabilmektedir. YTCK çevre suçlarını
düzenlerken yalnızca teknik usüllere aykırı olmayı esas kabul etmekle öteki
türlerde işlenebilecek suçları ihmal etmiş ve hem de uygulanacak yaptırı-
mı hapis ve adli para cezası ile sınırlayarak diğer olası yaptırım türlerini
dikkate almamıştır.
Bunlardan daha da önemli olarak, YTCK’nın yürürlüğe girmesiyle
ülkemizde çevre hukuku alanında ciddi bir karmaşa ve kaos ortaya çı-
kacaktır. Türkiye’de YTCK’dan önce yürürlükte bulunan çevre hukuku
esas olarak çevre suçlarına yönetsel nitelikli cezalar verilmesini öngören
düzenlemelerden oluşmaktadır. YTCK ile çevre suçlarına adli nitelikli ce-
zalar öngörüldüğünden yönetsel nitelikli cezaların hukuki geleceği tam bir
belirsizlik içine düşmüştür. Zira, ceza hukukunun genel ilkeleri açısından
aynı suça birden fazla ceza verilmesi olanaklı değildir.
Firuz D. YAŞAMIŞ makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Yeni düzenleme ile çevre suçu işleyen bir kimsenin hem yargıç ve hem
de kamu yöneticileri tarafından cezalandırılması olanağı ortaya çıkmıştır.
Bu sonuç hukukun genel ilkeleri açısından kabul edilebilir nitelikte değildir.
Bu durumda, YTCK ile kendisinden önce yürürlüğe girmiş olan “Çevre Ka-
nunu”, “Belediye Kanunu”, “Belediye Cezaları Hakkında Kanun” ve “Polis Vazife
ve Selahiyetleri Kanunu” (PVSK) gibi yasal düzenlemeler arasında çelişki
ve tekrarlar ortaya çıkmıştır. Hukuksal yorumlama ilkeleri çerçevesinde,
son çıkan genel yasa olarak YTCK hem genel fakat eski yasa olan Belediye
Kanunu, Belediye Cezaları Hakkındaki Kanunu ve PVSK’nın ve hem de
özel fakat eski yasal düzenleme olan Çevre Kanunu’nun kendisine aykırı
olan hükümlerini ilga etmiş olmaktadır.
Buna göre, vali, kaymakam, sahil güvenlik bot komutanı, liman başkanı
ve büyük şehir belediye başkanı gibi kamu yöneticilerinin çevresel suçlara
yönetsel nitelikli (kapatma, para cezası gibi) yaptırım uygulamak olanağı
ortadan kalkmaktadır.
Bu hukuksal olgu ülkemizde çevresel kalitenin korunması açısından
kabul edilemez ve sakıncalı bir hukuksal yapının ortaya çıkmasına yol
açacaktır.
Kabahatler Kanunu
Çevre ceza hukuku alanında meydana gelen ikinci önemli gelişme
Kabahatler Kanunu’dur (KK). YTCK hazırlanırken, eski TCK’da (ETCK)
var olan cürüm-kabahat ayrışması ortadan kaldırılmış ve bu nedenle de
kabahat kavramına YTCK’da yer verilmemiştir. Ancak, kısa bir süre sonra
kabahatlerle ilgili düzenlemelerin yokluğu ceza kanunu uygulamasında
çeşitli sakıncalar yaratmış ve hükümet bu alanda ortaya çıkan boşluğu gi-
dermek üzere KK’yı hazırlamıştır. Bununla birlikte, KK, ETCK’dan önemli
farklılıklar taşımakta ve yeni düzenleme biçiminde kabahat kavramı hem
tanım ve hem de uygulama biçimi açısından önemli değişiklikler içer-
mektedir. Yeni düzenleme biçiminde kabahat “haksız eylem” kavramıyla
özdeşletirilmektedir.
KK’nın “Tanım” başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Tanım
Madde 2. (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.”
makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
143TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bu tanım yeni kanunun eskisinden farklı bir kabahat kavramı getir-
diğini göstermektedir. ETCK kabahatlere ilişkin yaptırımların yargıçlar
tarafından belirlenmesini öngörürken yeni düzenleme haksızlıklara yö-
netimsel yaptırımlar uygulanması anlayışını benimsemektedir. Bununla
birlikte, kamu yöneticileri yanında kovuşturma sırasında yargıçlara ve hatta
savcılara da yönetsel para cezası verme yetkisi tanınmaktadır. Yargıçlar
açısından bu yetki kanunun kendi mantığı açısından tutarsızlık yaratırken
savcılara yönetsel para cezası verme yetkisi verilmesi hukuk mantığıyla
bağdaşması olanağı olmayan bir düzenleme biçimidir. Kanun yaptırım uy-
gulama yetkisinin kamu yöneticilerine ait olduğunu belirtmekte, ancak, bu
yetkiye sahip yöneticileri açıkça belirtmekten kaçınmakta ve diğer yasalarla
kendilerine yetki verilmiş olan makam ve kurullardan söz etmektedir.
Bu nedenle ortaya çıkan sonuç KK’nın bir yönetsel para cezaları yasası
olduğudur. Konunun çevre ile ilgili yanlarını ele almadan önce bu konu
üzerinde durmak gerekmektedir. Bu düzenleme biçimi, bana göre, hukuk
sistematiğine aykırı düşmektedir. KK içinde pek çok konuda düzenlemeler
yer almaktadır. Bu düzenlemelerin her biri ayrı bir temel yasayla esasen
düzenlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu alanlarda eksiklik varsa bunların
yürürlükte bulunan yasada değişiklik veya ekleme yapmak yoluyla gide-
rilmesi daha uygun bir çözüm yolu olarak görülmeliydi. Ceza hukukunun
temel ilkesi olan kanunilik ilkesi de ceza verme yetkisine sahip olanların
açıklıkla belirlenmesini gerekli ve kaçınılmaz kılar. KK’da olduğu gibi genel
anlatımlarla yetkili organları belirlemek uygulamada ciddi sorunlara yol
açacaktır. Bu bağlamda, adli yargı-yönetsel yargı karmaşası ciddi bir sakınca
olasılığıdır. Bu sakıncadan daha da önemli olmak üzere, aynı suça birden
fazla ceza vermek gibi ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı düşen du-
rumlarla karşılaşmak ciddi bir başka olasılık olarak ortaya çıkmaktadır.
KK, çevre sorunları açısından “çevreyi kirletme”, “gürültü” ve “afiş asma”
adı altında üç ayrı suçu düzenlemektedir. “Afiş asma” eylemi kolaylıkla
anlaşılabilecek bir yönetsel suç türü olmakla birlikte “çevreyi kirletme” ey-
leminin içeriği yukarıda açıklanmaya çalışılan sakıncalar açısından daha
da fazla önem taşımaktadır.
“Çevreyi kirletme
Madde 41. (1) Evsel atık ve artıkları, bunların toplanmasına veya depolan-
masına özgü yerler dışına atan kişiye, yirmi Türk Lirası idari para cezası verilir.
Bireysel atık ve artıkların atılması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi
gerçek veya tüzel kişiye, beş yüz Türk Lirası’ndan beş bin Türk Lirası’na kadar
idari para cezası verilir.
Firuz D. YAŞAMIŞ makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
(3) Hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında hayvan kesen veya kesilen
hayvan atıklarını sokağa veya kamuya ait sair bir alana bırakan kişiye, elli Türk
Lirası idari para cezası verilir.
(4) İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü
yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirası’ndan üçbin Türk Lirası’na kadar idari
para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu
tüzel kişi hakkında verilecek idari para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirası’dır.
Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir.
(5) Kullanılamaz hale gelen veya ihtiyaç fazlası ev eşyasını bunların toplan-
masına ilişkin olarak belirlenen günün dışında sokağa veya kamuya ait sair bir
yere bırakan kişiye elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu eşyanın toplanması
hususunda belediye tarafından belirli aralıklarla yılda üç günden az olmamak üzere
belirlenen günler önceden uygun araçlarla ilan olunur.
(6) Kullanılamaz hale gelen motorlu kara veya deniz nakil araçlarını ya da
bunların mütemmim cüzlerini sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişi-
ye ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir. Bunların kaldırılmasına ilişkin
masraf da kişiden ayrıca tahsil edilir.
(7) Bu kabahatler dolayısıyla idari para cezasına belediye zabıta görevlileri
karar verir.
(8) Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirliliğin kişi tarafından derhal
giderilmesi halinde idari para cezasına karar verilmeyebilir.
(9) Bu madde hükümleri, belediye sınırları içinde uygulanır.
(10) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.”
Kuşkusuz, çevresel açıdan ele alındığında yukarıdakilere benzer nite-
likte çok sayıda haksızlıktan söz edebilmek olanaklıdır. KK’nın yalnızca bu
eylemleri düzenleme konusu yapması -bir anlamda- kapsam dışında kalan
çevresel haksızlıkları meşrulaştırmak anlamına gelmektedir. Bu sakıncalı
bir düzenleme şeklidir. Öte yandan, YTCK’nın çevre suçu ile ilgili düzen-
lemesinde yer alan “çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa,
suya veya havaya kasten veren” anlatımı dikkate alınacak olursa iki ayrı yasa
maddesinin aynı konuları düzenledikleri görülmektedir. Biri genel ilkeleri
ortaya koyan diğeri bu genel ilkeler kapsamı içine giren ancak belirli bir
eylemi düzenleyen iki ayrı yasa hükmü uygulamada çelişkilere, boşluklara
ve yinelemelere yol açabilecek nitelikte görülmektedir.
Bunlardan daha da önemlisi söz konusu maddenin 7 ve 8. bentleridir.
Yedinci bent şu hükmü taşımaktadır: “Bu kabahatler dolayısıyla idari para
makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
145TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
cezasına belediye zabıta görevlileri karar verir”. Bu hüküm çevre mevzuatının
öteki bazı düzenlemeleriyle çelişmektedir. Çevre Kanunu kimlerin ceza
vermek yetkisine sahip olduğunu belirlemiştir. Çevre cezası vermeye yetkili
olanlar mülki idare amirleri, büyükşehir belediye başkanları, sahil güvenlik
bot komutanları ve liman sınırları içinde liman başkanlarıdır. Çevrenin
korunması konusunda temel sorumluluk sahibi olan kamu yöneticilerine
KK bağlamında yetki verilmemiş olması önemli bir hukuksal yanlışlık ve
çelişki anlamına gelmektedir. Bunun da ötesinde, yasa hükmünden belediye
zabıta memurlarının dahi ceza vermek yetkisine sahip oldukları anlamı
çıkmaktadır. Oysa, belediye zabıta memurları birer uygulama görevlisidir
ve ceza vermek yetkileri yoktur. Belde suçuna ceza vermek yetkisi Belediye
Encümeni’ne ve kişisel olarak saptaması durumunda belediye başkanına ve-
rilmiş olan bir yetkidir. Zabıta memuru yalnızca yasaya aykırılığı saptar ve
gerekli yaptırımın uygulanması için durumu ceza vermeye yetkili makama
bildirir. Belediye ceza hukuku açısından temel ilke olan bu düzenlemenin
yasaya aktarılma biçimi KK’yı hazırlayanların hukuk bilgisi ve yetkinliği
açısından soru işaretleri yaratmaktadır.
Kanun’un 41. maddesinin 8. bendi ise hukuk mantığıyla bağdaşmayan
şu düzenlemeyi içermektedir: “Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirlili-
ğin kişi tarafından derhal giderilmesi halinde idari para cezası verilmeyebilir”. Bu
düzenleme biçimi yukarıda belirtilen yargıyı daha da güçlendirmektedir.
Yönetsel takdir yetkisi yönetimin temel yetkinliklerinden biridir. Bunun
bir yasa hükmü durumuna getirilmesinin uygulamada hiç bir yararı ve
anlamı yoktur. Ancak, bu düzenleme bir “af” niteliğinde ise bu takdirde af
sürecinin nasıl yapılacağını belirleyen anayasal hükümlere ters düşmekte-
dir. Af yetkisi yasama organına aittir ve ancak yasa ile düzenlenebilir. Bu
nedenle, KK ile gerçekleştirilen düzenleme biçimi yasama kalitesi açısından
üzerinde endişe ile düşünülmesi gereken özellikler taşımaktadır.
KK’nın çevre ile ilgili bir başka düzenlemesi gürültü ile ilgilidir. Ka-
nun’un 36. maddesi aşağıya çıkarılmıştır
“Gürültü
Madde 36. (1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye
neden olan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir.
(2) Bu fiilin bir ticari işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde
işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına
kadar idari para cezası verilir.
(3) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye zabıta
görevlileri karar verir.”
Firuz D. YAŞAMIŞ makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Gürültü sorunu, daha önce de işaret edildiği üzere, YTCK ile de düzen-
lenmiştir. KK ile gürültü konusunda bir başka düzenleme daha yapılmıştır.
Böylelikle iki ayrı ceza yasasında iki ayrı gürültü düzenlemesi yapılmış ol-
maktadır. YTCK’ya göre suç, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine
elverişli bir şekilde gürültü yapmak iken KK gürültü suçunu başkalarının
huzur ve sükununu bozmak şeklinde tanımlamaktadır. Bu iki tanım arasın-
daki farkı belirlemek son derecede zordur. Bu nedenle her iki kanun aynı
konuyu düzenlemiş olmaktadır. Bu durum yasaların çatışması anlamına
gelir. Kısa zaman aralıklarıyla aynı parlamento tarafından gerçekleştirilen
bu önemli yasa çatışması olgusu ülkemizde yasa yapma yetkinliğinin içi-
ne düşmüş olduğu düzey açısından endişe vericidir. Gürültü konusunun
PVSK ve Gürültü Kontrol Yönetmeliği’nde de düzenleme konusu olduğu
anımsanacak olursa bu alanda yasal düzenleme enflasyonundan söz etmek
olanaklıdır.
İtiraz Yeri
KK yönetsel para cezalarına sulh ceza mahkemelerinde ve bu mahke-
melerin kararlarına karşılık ağır ceza mahkemelerinde itiraz edilebileceği
hükmünü getirmektedir. Oysa, yönetsel eylem ve işlemlere karşı itiraz yeri
yönetsel yargı olmalıdır. Yargıtay’da verilen son içtihatlar da bu yoldadır.
KK’nın öngördüğü düzenleme yargı sistemimiz ile bağdaşmamaktadır.
Sonuç
Yukarıda yapılan açıklamalar göstermektedir ki, YTCK’nın ve KK’nın
çevre suçuyla ilgili yeni düzenlemeleri çevresel kalitenin korunması ve kir-
lenmelerin önlenmesi açısından yetersiz ve sakıncalıdır. YTCK’nın çevreyi
korumak şeklinde ortaya konan amacı doğru değildir.
Her iki yasal düzenleme de çevre hakkını düzenleyerek devlete sağlıklı
bir çevre yaratma ödevini veren Anayasa’nın 56. maddesinin öngördüğü
anayasal yükümlülüğünün yerine getirilmesi açısından yarattığı olumsuz-
luklar nedeniyle Anayasa’ya aykırı olmak özelliğini içinde barındırmak-
tadır.
KK ise, hukukun genel ilkelerine aykırı pek çok düzenlemeyi içinde
barındırmaktadır.
YTCK ile KK arasında çelişki ve çatışma vardır. Uygulamada çok ciddi
sıkıntılar ve yönetsel karmaşa ortaya çıkacaktır. Belediye zabıta görevlile-
rine verilen yetkiler mevcut hukuk sistemiyle çatışma içindedir.
makaleler Firuz D. YAŞAMIŞ
147TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Yönetsel para cezalarına karşı itiraz yeri olarak sulh ceza mahkeme-
lerinin ve ağır ceza mahkemelerinin gösterilmiş olması yanlıştır. Yönetsel
para cezalarına karşı yönetsel yargıyı itiraz yeri olarak gösteren yasal dü-
zenlemelerle çelişmektedir.
Yukarıda sayılan hukuksal aksaklıkların giderilebilmesi her iki yasal
düzenlemede öngörülen çevre suçuna ilişkin tanımların yeniden yapılma-
sına, yaptırımların ve süreçlerin yeniden oluşturulmasına bağlıdır.
KAYNAKÇA
Şen, Ersan, Çevre Ceza Hukuku, 1994, 302 s.
TBMM, Türk Ceza Kanunu, http://www.tbmm.gov.tr (2003)
TBMM, Kabahatler Kanunu, http://www.tbmm.gov.tr (2005)