makaleler Serkan AĞAR
273TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
I. TANITIM
Bu çalışmada, vergi ceza hukukunun kapsamına giren (kamusal nitelikli)
vergi suçlarından vergi kaçakçılığı suçu; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
1
(VUK) m. 359/a-2 ve 359/b-1 ile hükme bağlanan sahte veya muhteviyatı
itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma suçları bakımından ince-
lenerek, bu konuda emsal niteliğinde olduğu kanaatini taşıdığımız Yargıtay
Ceza Genel Kurulu’nun 05.03.2002 tarih ve 2002/11-28-179 sayılı kararına
2
değinilecek
3
ve ceza hukukunun bu kararda geçen çeşitli kavramlarının
vergi ceza hukukuna yansıması, 01.03.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu
4
ve onun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girecek
5
halefi 26.09.2004
tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
6
(TCK) penceresinden sergilenmeye
çalışılacaktır. Bu çaba içerisinde, aynı zamanda, vergilendirme dönemi-ver-
SAHTE VEYA MUHTEVİYATI İTİBARİYLE
YANILTICI BELGE DÜZENLEME
VEYA KULLANMA SUÇLARI
*
Av. Serkan AĞAR
**
*
Bu çalışmanın kapısını aralamamda bana yol gösteren değerli hocam Doç. Dr. Mustafa
Akkaya’ya saygı ile...
*
Ankara Barosu üyesi, Ankara Üniversitesi Vergi Hukuku Anabilim Dalı Yüksek
Lisans öğrencisi.
1
RG, 10.01.1961, 10703.
2
Yargıtay Kararları Dergisi (YKD), C. 28, S. 6, Haziran, 2002, s. 929-935.
3
Bundan sonra anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından, kısaca “Karar” biçi-
minde söz edilecektir.
4
RG, 13.03.1926, 320.
5
5237 sayılı TCK’nın “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesi yayımı tari-
hinde yürürlüğe girmiştir; “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181. maddesinin
birinci fıkrası ile “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182. maddesinin ikinci fıkrası
yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra, diğer hükümleri ise 1 Haziran 2005 tarihinde
yürürlüğe girecektir (5328 sayılı Kanun Geçici m. 1 ile değişik 5237 sayılı TCK m.
344).
6
RG, 12.10.2004, 25611.
Serkan AĞAR makaleler
274TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
ginin tarhı-suç tarihi ilişkisi, vergi ceza hukuku uygulaması bakımından ve
çeşitli Yargıtay kararları ile somutlaştırılarak değerlendirilecektir.
II. VERGİ SUÇLARI
Vergi hukukunun bir alt dalı olan vergi ceza hukuku
7
kapsamında incele-
nen “vergi suçu” kavramı çeşitli açılardan tanımlanabilir. Öncelikle belirtmek
gerekirse, devlet hazinesine karşı işlenen ekonomik bir suç
8
niteliğini taşıyan
vergi suçu; vergi kanunlarında gösterilen vergi kurallarına aykırı olan
9
ve
devletin ve kamu yönetiminin gelir kaynaklarına zarar veren ya da vermesi
beklenen eylemler,
10
vergi yükümlüsü ya da sorumlusu yahut vergilendirme
işlerinde görevliler tarafından vergi kanunlarında gösterilen maddî veya
biçimsel yükümlülüklere ve zorunluluklara aykırı olarak işlenerek devleti
vergi kaybına uğratan ya da kamu düzenini bozan yasal tipe uygun ve cezayı
gerektiren eylemler,
11
vergi yükümlü ve sorumluları ve bunlarla hukuksal
ilişkide bulunan üçüncü kişilerin 213 sayılı VUK’da tanımı yapılan davranış
biçimi ile vergi kanunları hükümlerini ihlal eden eylemleri
12
gibi çeşitli açılar-
dan tanımlanabilir. Diğer bir biçimde, “geniş anlamda vergi suçu”, hem vergi
kaybına sebebiyet verme ile vergi kanunlarının öngördüğü usûl kurallarına
aykırılık, hem de sahtecilik, tahrifat gibi kamu düzenini bozucu nitelikteki
eylemleri
13
kapsadığı halde, “dar anlamda vergi suçu”, vergi kanunları ile
düzenlenen hukuksal ödevleri yerine getirmemeleri nedeniyle kamu tüzel
kişilerinin vergi haklarını tehlikeye sokan ya da zarara uğratan kimselerin
söz konusu eylemlerinin cezalandırılmasını
14
ifade eder.
213 sayılı VUK’da, vergi suçu bakımından doğrudan bir tanım bulun-
maz. 213 sayılı VUK m. 331; “vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler,
bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer
cezalar ile cezalandırılırlar.”
15
biçimindedir.
7
Öncel, M., Kumrulu, A., Çağan, N., Vergi Hukuku, 11. Bası, Ankara, 2003, s. 209; “Vergi
suç ve cezalarına ilişkin bütün hukuk kuralları vergi ceza hukukunu oluşturur.”;
Erginay, A., Vergi Hukuku, 5. Bası, Ankara, 1976, s. 13.
8
Öncel, Kumrulu, Çağan, op. cit., s. 209; Karakoç, Y., “Vergi Ziyaı Suçu ve Cezası”,
Manisa Barosu Dergisi, Y. 8, S. 71, s. 40.
9
Erginay, op. cit., s. 13.
10
Erman, S., Vergi Suçları (Ticari Ceza Hukuku-VI), İstanbul, 1988, s. 2.
11
Bayraklı, H. H., Vergi Ceza Hukuku, Afyon, 1996, s. 68.
12
Candan, T., Vergi Suç ve Cezaları, Ankara, 1995, s. 17.
13
Mutluer, K., Vergi Ceza Hukuku, Eskişehir, 1979, s. 38.
14
Tosun, Ö., Hileli Vergi Suçları, İstanbul, 1962, s. 36.
15
Madde metninde yer alan kaçakçılık, ağır kusur, kusur ibareleri, 22.07.1998 tarih ve
4369 sayılı Kanun m. 81/A,13 ile yukarıdaki biçimde değiştirilmiş ve söz konusu
değişiklik 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
makaleler Serkan AĞAR
275TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
“213 sayılı Vergi Usul Yasası’nın, öngördüğü suçlar bakımından birçok halde
ceza hukukunun genel ilkelerinden ayrılarak cezai sorumluluğa, takip şartlarına
ve cezaların belirlenmesine ilişkin farklı düzenlemeleri içerdiği anlaşılmaktadır
(...) vergi kaçakçılığı suçları genellikle vergi mükellef veya sorumluları
tarafından işlenebilen objektif sorumluluğa dayalı, bir anlamda mahsus
suçlardandır. Yasa’nın 367. maddesi takip şartı olarak bu suçlardan dolayı dava
açılabilmesini defterdarlığın mütalaasına bağlamakta, Ek 11. maddesi ise idareyle
sorumlu arasında, dava açılmasını önleme sonucunu doğurabilecek şekilde tarhiyat
öncesi anlaşma yapılabileceğini kabul etmektedir.”
16
Vergi suç ve cezalarını, malî nitelikli
17
suç ve cezalar ile ceza hukuku
anlamında (kamusal nitelikli
18
) suç ve cezalar olmak üzere ikiye ayırmak
olanaklıdır.
19
213 sayılı VUK’da düzenlenen suç ve cezalardan kimisi
sadece vergi hukukunu ilgilendirdiği ve bunların eylem ve yaptırımları
idarî yöntemler ile belirlendiği halde, kimisi ceza hukuku anlamında suç
niteliğindedir ve bunların saptanması ve yaptırıma çarptırılmasında ceza
mahkemeleri görevlidir; ceza hukuku anlamında (kamusal nitelikli) vergi
suçları ile ceza hukukuna bağlı diğer suçlar arasında, hukukî konu ve sosyal
düzeni bozucu amaçlar bakımından herhangi bir fark bulunmaz.
20
213 sayılı VUK’un ilgili hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun
iştirak, tekerrür, içtima gibi genel hükümlerine vergi ceza hukukunda da
yer verildiği görülür; ancak bu alanda vergi hukukunun kendine özgü
niteliğine koşut düzenlemeler de göze çarpar.
21
16
Karar, s. 932.
17
213 sayılı VUK’da yer alan malî nitelikli vergi suç ve cezaları; “vergi ziyaı (m. 344)”
ve “usulsüzlük (m. 351- 353)”tür; daha önce özel bir yaptırım olarak “işyeri kapatma
cezası” da malî nitelikli vergi suç ve cezaları arasında sayılmakta iken 5228 sayılı
Kanun (RG, 31.07.2004, 25539) m. 60/c ile söz konusu ceza 31.07.2004 tarihi itibariyle
yürürlükten kaldırılmıştır.
18
213 sayılı VUK’da yer alan kamusal nitelikli vergi suç ve cezaları; “kaçakçılık (m.
359-360)”, “vergi mahremiyetinin ihlâli (m. 362)” ve “yükümlülerin özel işlerini
yapma (m. 363)”dır.
19
Öncel, Kumrulu, Çağan, op. cit., s. 210.
20
Erman, op. cit., s. 2.
21
Örneğin, vergi aslını ve vergi cezasını sona erdiren nedenlerin büyük çoğunluğu her
iki kamu borcu türü için ortak olmakla birlikte ölüm, af, 213 sayılı VUK m. 376’ya
göre indirim gibi kimi nedenler sadece cezalar bakımından geçerlidir. Vergi ceza
hukukunda, cezayı ortadan kaldıran nedenlerin yanı sıra konunun özelliği gereği
suçun ve suçluluğun doğmasına engel olan yanılma, pişmanlık, mücbir sebep gibi
nedenler de bulunmaktadır. Vergi borcu bakımından sadece yükümlülerin ve so-
rumluların vergi dairesine muhatap olmalarına karşılık, vergi ceza hukuku somut
bir vergi borcu ile doğrudan ilgisi bulunmayan üçüncü kişilere de bilgi vermeme,
vergi mahremiyetinin ihlâli gibi kimi biçimsel ödevlere uyma görevini yükleyip
yaptırımları düzenlemektedir, Öncel, Kumrulu, Çağan, op. cit., s. 210-211.
Serkan AĞAR makaleler
276TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
SUÇUN UNSURLARI YÖNÜNDEN
KAMUSAL NİTELİKLİ VERGİ SUÇLARI
YASALLIK
UNSURU
MADDİ
UNSUR
HUKUKA AYKIRI-
LIK UNSURU
MANEVİ
UNSUR
Suça konu
eylemlerin,
vergi kanunları ile
olağanüstü dönem
kanun hükmünde
kararnamelerinde
gösterilmesidir.
Vergi yükümlülerinin,
sorumlularının ve
bunlarla ilişkide bulu-
nan üçüncü kişilerin
vergi kanunlarına
aykırı davranışlarıdır.
Farklı bir özellik
göstermezler; ceza
hukuku ilkeleri
uygulanır.
5237 sayılı
TCK m. 21
gereğince
“kast”
aranır.
22
22.07.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanun
23
ile 213 sayılı VUK’nun ceza sis-
tematiğinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu bu değişiklikler
şu şekilde özetlenebilir:
22
5237 sayılı TCK m. 21/1: “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun
kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.”
23
RG, 29.07.1998, mük. 23417.
Vergi ziyaına bağlı kusur, ağır kusur ve kaçakçılık cezaları kal-
dırılarak tümünün yerine 344. maddede malî nitelikli “vergi ziyaı
suçu ve cezası” ihdas edilmiştir. Vergi ziyaı cezası, kaçakçılık
sayılan haller dışında ziyaa uğratılan vergi miktarının bir katı ve
kaçakçılık sayılan hallerde ziyaa uğratılan verginin üç katı olarak
hükme bağlanmış, ayrıca gecikme faizinin yarısına endekslenmiş
bir ceza sistemi öngörülmüştür.
Vergi kaçakçılığı-vergi kaçakçılığına teşeb-
büs suçları ayrımı kaldırılmış ve 359. madde,
“kaçakçılık suçları ve cezaları” başlığı altında
düzenlenmiştir.
338, 346, 347 ve
358. maddeler
yürürlükten kaldı-
rılmıştır.
makaleler Serkan AĞAR
277TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Yukarıda özetlenmeye çalışılan değişiklikler arasında yer alan ve def-
terdarlığın yanı sıra gelirler bölge müdürlüğünün de dava koşulu olarak
mütalaa verebilmesinin 213 sayılı VUK m. 367/1’e eklenmesi
24
konusunda
24
213 sayılı VUK m. 367/1: “Yaptıkları inceleme sırasında 359 ve 360 ıncı maddelerde
yazılı kaçakçılık veya iştirak suçlarını tespit eden maliye müfettişleri, hesap uzman-
ları ile bunların muavinleri ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri
Mahkemelerin görevlerine
giren suçlar ile cezaların
türü ve sürelerinde deği-
şikliğe gidilmiş, ayrıca kimi
eylemler suç olmaktan
çıkarılmıştır.
Kaçakçılık suçları
ve cezaları, iki sınıfa
ayrılarak, 359. mad-
denin (a) bendinde
hapis cezası, (b)
bendinde ise ağır
hapis cezası verile-
cek suçlar ve cezalar
biçiminde yeniden
düzenlenmiştir.
Özel tekerrür uygu-
laması kaldırılmıştır.
3100 sayılı Kanun’un mükerrer
8. maddesindeki eylemlerin
kaçakçılığa teşebbüs sayılması
hükmü kaldırılmıştır.
359. maddeye, cezayı kaldıran bir
neden olarak “pişmanlık” eklenmiştir.
367. maddede,
kaçakçılık suç-
larının kovuş-
turulmasında
defterdarlığın
yanı sıra gelirler
bölge müdürlü-
ğünün de müta-
laa verebilmesi
benimsenmiştir.
360. maddede ka-
çakçılık suçlarına
iştirak hali düzen-
lenmiştir.
333. maddenin son
fıkrasında değişiklik yapılarak, tüzel
kişiliği haiz bir kuruluşta görev yapan ele-
manlardan birinin 359. maddede yazılı suçlardan
herhangi birini işlemesi durumunda cezai sorum-
luluğun, tüzelkişinin yasal temsilcisi yerine, anılan
kişiye yöneltilmesi benimsenmiş ve böylece “suç
ve cezaların şahsîliği ilkesi” doğrultusunda bir
düzenlemeye gidilmiştir.
359. mad-
dede yer alan
suçlar bakımından
vergi ziyaı, suç unsuru
olmaktan çıkarılmıştır.
Serkan AĞAR makaleler
278TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
kimi noktalara dikkat çekmek gerekir. Öncelikle belirtmek gerekirse ceza
hukukunda “mütalaa”, kimi suçlardan dolayı kovuşturma yapılabilmesi
için o suçtan dolayı hak ve menfaatleri ihlal edilen kurumun suç hakkında
verdiği yazılı görüştür.
25
Bu anlamı ile vergi ceza hukukunda defterdarlığın
ya da gelirler bölge müdürlüğünün mütalaası,
26
Yargıtay’ın da benimse-
diği üzere, “kovuşturma - yargılama (ceza muhakemesi) şartı” olarak kabul
edilir.
27
III. VERGİ KAÇAKÇILIĞI SUÇU
A. Genel Bakış
213 sayılı VUK’nun “Ceza Hükümleri” başlıklı dördüncü kitabının “Vergi
Cezaları” başlığını taşıyan ikinci kısmının dördüncü bölümünde “Hürriyeti
Bağlayıcı Ceza ile Cezalandırılacak Suçlar ve Cezaları” başlığı altındaki 359.
maddesinde “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları”, 360. maddesinde ise bu suçlara
“İştirak” düzenlenmiştir.
Vergi suç ve cezaları arasında hürriyeti bağlayıcı cezaları gerektiren
suçların en önemlisi sayılan vergi kaçakçılığı suçu ve cezası ile bu suça
iştirak, 4369 sayılı Kanun
28
m. 14 ve 15 ile yeniden düzenlenmiştir.
29
Buna
göre 213 sayılı VUK m. 359 ve 360 aynen şu şekildedir:
tarafından doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar
tarafından ilgili vergi dairesinin bağlı bulunduğu defterdarlığın veya gelirler bölge
müdürlüğünün mütalaasıyla, keyfiyetin yetkili Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi
mecburidir.”
25
Centel, N., Zafer, H., Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, Ocak, 2003, s. 74.
26
Bu konuda ayrıca bkz. Karakoç, Y., “Ceza Mahkemesinde Yargılanması Gereken Vergi
Suçları Hakkında Kamu Davasının Açılmasının “Mütalaa” Şartına Bağlı Olması”,
Vergi Dünyası, S. 174, Şubat, 1996.
27
“213 sayılı Kanunun 367. maddesi uyarınca dava şartı olan defterdarlık veya Gelir-
ler Bölge Müdürlüğü’nün mütalaası alınmadan (...) hüküm kurulması (...) kanuna
aykırı(dır)”, Yar. 11 CD, 01.10.2001, 2001/8181-8815.
28
4369 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenlemeler ile cezaların şahsîliği ilkesi göze-
tilmeye çalışılmıştır. Bu bakımdan, sorumluluk ve cezalandırma ile ilgili olarak 213
sayılı VUK’da hüküm bulunmayan durumlarda, 5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri
ile 1982 Anayasası m. 38/6’da ve 5237 sayılı TCK m. 20’de yer alan “cezaların (ceza
sorumluluğunun) şahsiliği ilkesi” çerçevesinde ceza sorumluluğunun belirlenmesi
gerekir. Kaçakçılık suçu bakımından, suça konu eylemi işleyenin cezalandırılabil-
mesi için vergi yükümlülüğü koşulu aranmamış ve üçüncü kişilerin bu suça iştiraki
cezalandırılmıştır (213 sayılı VUK m. 360).
29
213 sayılı VUK’na; 2365, 2686, 2995, 3505, 3689, 4008, 4108, 4369, 4444, 4842, 5035 ve
5228 sayılı kanunlar ile çeşitli değişiklikler getirilmiştir. Söz konusu düzenlemelerle,
usûle ilişkin maddelerin yanı sıra, cezaî nitelikteki suçlar ile yaptırımların türü, süresi
ve miktarına ilişkin değişiklikler hayata geçirilmiştir.
makaleler Serkan AĞAR
279TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Kaçakçılık Suçları ve Cezaları
Madde 359 – a. Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma
ve ibraz mecburiyeti bulunan;
1. Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan
veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya
defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu
doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt
ortamlarına kaydedenler,
2. Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler (varlığı noter tasdik
kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi inceleme-
sine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir) veya
muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar
(Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya duruma dayan-
makla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe
aykırı şekilde yansıtan belgedir), hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
hükmolunur.
Hükmolunan hapis cezasının para cezasına çevrilmesinde, hapis cezasının
her bir günü için, sanayi sektöründe çalışan 16 yaşından büyük işçiler için hüküm
tarihinde yürürlükte bulunan asgari ücretin bir aylık brüt tutarının yarısı esas alınır
ve hükmolunan bu para cezası ertelenemez.
b. Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz
mecburiyeti bulunan;
1. Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine
başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya
suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri
kullananlar (Sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar
varmış gibi düzenlenen belgedir),
2. Belgeleri Maliye Bakanlığı ile anlaşması olmadığı halde basanlar ile sahte
olarak basanlar veya bu belgeleri kullananlar,
Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.
371. maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara
bildirenler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz.
Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygu-
lanması 344. maddede yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel
teşkil etmez.
İştirak
Madde 360. Birden fazla kişi 359. maddede sayılan fiillerin icrasına iştirak
ettikleri takdirde fiili irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş
olanlardan her biri bundan ayrı ayrı maddi menfaat gözetmek şartıyla o fiile mahsus
ceza ile cezalandırılır. Söz konusu fiilleri işlemeye azmettirenlere de aynı cezalar
hükmolunur.
Bu fiillere maddi menfaat gözetmeksizin iştirak edenlere fiile mahsus cezanın
dörtte biri hükmolunur.
Serkan AĞAR makaleler
280TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
213 sayılı VUK m. 359’da vergi kaçakçılığı suçunun hukukî konusu,
vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen, saklanma ve ibraz mec-
buriyeti bulunan defter, kayıt ve belgeler ile bu defterler dışında hesap ve
işlemlerin kaydedildiği özel defter ve belgeler ya da diğer kayıt ortamları
olarak belirlenmiştir.
Hürriyeti bağlayıcı vergi suç ve cezaları bakımından geçerli olan “suç-
ta ve cezada kanunîlik ilkesi”
30
vergi kaçakçılığı suçu için de geçerlidir ve
bu arada, 1982 Anayasası
31
m. 38 ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
girecek 5237 sayılı TCK’da yer alan temel ilke ve esaslar da dikkate alın-
malıdır.
Vergi kaçakçılığı suçu, kastî (kasıtlı) suçlardandır ve taksirle işlenmesi
olanaklı değildir; failin eylemi taksirli ise kaçakçılık suçu oluşmaz. Kaçak-
çılık suçunun varlığı için aranan kast, genel kasttır;
32
bu nedenle fail, belli
bir hareketi vergi kaçırmak (vergisel avantaj sağlamak) gayesi ile gerçek-
leştirmese bile isteyerek yapar ve sonuçta vergi kaybına neden olursa,
söz konusu durumda kastın varlığı kabul edilmelidir.
33
Vergi kaçakçılığı
suçunun cürüm niteliği taşıdığı tartışmasızdır; 5237 sayılı TCK m. 21’de
suçun (cürmün) oluşmasının kastın varlığına bağlı olduğu belirtilmiştir.
34
Bu
30
Ceza hukukunun temel ilkesi “suçta ve cezada kanunilik (kanunsuz suç ve ceza
olmaz) ilkesi”dir (5237 sayılı TCK m. 2); bu ilkenin bir yansıması olan “belirlilik il-
kesi” gereğince, kanunda yer alan suç tipi (tanımı), ilke olarak, suçun faili ve konusu
ile sübjektif unsuru ve hareketi içermelidir. Oysa, 213 sayılı VUK mükerrer m. 257,
değinilen ilkenin açık bir ihlalidir. Şöyle ki; anılan madde gereğince Maliye Bakanlığı
(İdare), vergi kaçakçılığı suçu ile ilgili olarak yeni suç konusu ihdas edebilme ya da
kanunda sayılan suç konularını bu kapsamdan çıkarabilme yetkisi ile donatılmıştır.
Bu kapsamda, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı TCK m.
2/2, İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağını açık bir biçimde
düzenlemesine karşın aslında malûmun ilan edilmesinden öteye geçmez; zira suç ve
cezanın varlığı bir yasa hükmünün varlığına bağlıdır (kanunîlik ilkesi); fakat acıdır
ki yeni TCK’daki gibi açık bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmasının müsebbibi, İdare
bakımından ülkemiz uygulamasıdır.
31
07.11.1982 tarih ve 2709 sayılı Kanun, RG, 09.11.1982, mük. 17863.
32
Kusurluluğun tipik biçimi olan kast, yasanın suç saydığı bir eylemi ve onu meydana
getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesidir; kastın çeşit-
lerinden genel kast ise, bütün suçlarda bulunması gereken kasttır, Alacakaptan, U.,
Suçun Unsurları, Ankara, 1970, s. 139; “Kast, kusurlu iradenin tipik, hatta bir anlamda
gerçek biçimini ifade eder.”, Toroslu, N., Ceza Hukuku, Ankara, 1998, s. 88.
33
Yiğit, U., Vergi Usul Kanununda Hürriyeti Bağlayıcı Suç ve Cezalar, Vergi Kaçakçılığı
Suçları ve Diğer Hürriyeti Bağlayıcı Vergi Suç ve Cezaları, İstanbul, Mart, 2004, s.
159.
34
01.03.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, suçları cürümler ve kabahatler olmak
üzere ikiye ayırarak cürümlerde kastın aranacağını belirtmesine karşın cürümler ve
kabahatler ayrımı bakımından net bir ölçüt ortaya koyamamakta idi. Yakın zamanda,
makaleler Serkan AĞAR
281TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
konuda ayrıca, 5237 sayılı TCK’nın; “Bu Kanun’un genel hükümleri, özel ceza
kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” biçimindeki
5. maddesi de dikkate alınmalıdır.
35
Değinilen hükümler çerçevesinde ve
kaçakçılık suçunun ceza hukuku anlamında bir suç niteliğini taşıması
36
nedeni ile söz konusu suçun manevî unsuru kuşkusuz “kast”tır.
4369 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikten önce kaçakçılık suçu ve bu
kapsamda sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya
kullanma suçu, 213 sayılı VUK m. 344’te tanımlanmıştı. Söz konusu madde
aynen şu şekilde idi:
Madde 344. Kaçakçılık suçu, mükellef veya sorumlu tarafından kasten vergi
ziyaına sebebiyet verilmesidir. Kastın varlığının ispat külfeti iddia edene aittir.
Aşağıda yazılı hallerden herhangi biri ile vergi ziyaına sebep olunması halinde
kastın varlığı kabul edilir.
(...) 2. Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya
bunları bilerek kullanmak.
4369 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile 359. madde olarak yeniden
numaralandırılan maddeden “bilerek” ifadesi çıkarılmıştır;
37
ancak vergi
kaçakçılığı suçunun ceza hukuku anlamında bir suç niteliğini taşıması
nedeni ile anılan maddede “bilerek” kaydı bulunsun bulunmasın, söz ko-
nusu suçun oluşabilmesi için failde kastın aranacağı açıktır; kast, hareket
ve neticeyi bilmek ve istemek olarak anlaşıldığına göre, bilmek iradesinin
varlığı her suçta aranacağı gibi 213 sayılı VUK m. 359’da yer alan suçlarda
da araştırılacaktır.
B. Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenleme veya
Bu Belgeleri Kullanma Suçu
Yukarıda da belirtildiği gibi muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzen-
leme veya bu belgeleri kullanma eylemi, daha önce, sahte belge düzenleme
ve kullanma eylemi ile birlikte 213 sayılı VUK m. 344/2’de düzenlenmişken,
kabahat niteliğindeki suçlara ilişkin olarak özel bir düzenlemeye gidilerek 30.03.2005
tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (RG, 31.03.2005, 25772) yayımlanmasın-
dan, 5237 sayılı TCK’da, genel olarak, cürüm niteliğindeki suçların düzenlendiği
sonucuna ulaşılabilir.
35
Bu hüküm 765 sayılı TCK m. 10’da; “Bu kanundaki hükümler hususi ceza kanun-
larının buna muhalif olmayan mevaddı hakkında da tatbik olunur.” biçiminde yer
almakta idi.
36
Erman, op. cit., s. 74.
37
Bkz. infra.
Serkan AĞAR makaleler
282TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
4369 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle 213 sayılı VUK m. 359/a-2’de
hükme bağlanmıştır.
38
Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, 213 sayılı VUK m. 359/a-2’de
tanımlanmıştır;
39
buna göre muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge; “gerçek
bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet
veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge”dir. Belgenin miktar
itibariyle gerçeğe aykırılığı, fiyat ya da tutarın eksik veya fazla gösteril-
mesidir. Belgenin içerik (mahiyet) yönünden gerçeğe aykırılığı ise, gerçek
işlem ya da durumun konusu ve tarafları bakımından farklılık arz etmemesi
anlamına gelir.
40
Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek veya bu belgeleri kul-
lanmak suçunun faili, gerçek kişi vergi yükümlüsü ya da bunların usulüne
uygun olarak görev verdikleri kişiler ile tüzel kişilerin yasal temsilcileri,
tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşların ise idarecileri ya da varsa yasal
temsilcileri olabilir.
Failin eyleminin taşıdığı amaç, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge
düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçu bakımından önem arz etmez.
Taksirle işlenmesi mümkün olmayan söz konusu suç, iradî ve icraî hare-
38
Değişiklik gerekçesinde, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma
eylemi, “belge düzeninin ve malî otoritenin zayıflatılmasına, hatta çökertilmesine yö-
nelik, bireysel veya örgütsel suç” niteliğinde sayılmıştır, nak. Yiğit, op. cit., s. 138.
39
“Suç tarihi itibariyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 358. maddesinde değişiklik
yapan 4008 sayılı Kanunun 19. maddesi, diğerlerinin yanında sevk irsaliyesi düzen-
lenmemesini suç olmaktan çıkardığı, aynı Kanun’un 344. maddesinin 2. bendinde
gösterilen ve yaptırımları, meydana çıkış zamanı ve diğer unsurlarına göre 358. mad-
denin 1. bent 1. cümle yoluyla 360 veya 359/2. maddelerinde yer alan ve vesika, nitelik
ve kapsamında bulunan sevk irsaliyesinin sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı
olarak düzenlenmesi veya bunun bilerek kullanılmasının müsnet suçu oluşturduğu,
esasen muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin gerçek bir muamele veya duruma
dayanmakla birlikte bu muamele veya mahiyet ya da miktar itibariyle gerçeğe aykırı
şekilde yazılan belge olduğu, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı sevk irsaliyesi düzen-
lemek suçu isnat edilerek açılan kamu davasında fiilin hükümden sonra 01.01.1999
tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 359 (a-2)
bendi kapsamına alındığı ve TCK’nın 2/2. (5237 sayılı TCK m. 7/2) maddesi dikkate
alınarak takdir ve uygulama yapılması gerekirken fiilin suç olmaktan çıkarıldığından
bahisle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.”, Yar. 11 CD,
24.05.1999, 1999/3408-4654.
40
“İşlem veya durumun gerçek olmasına rağmen tarafları farklı, örneğin satış sözleş-
mesinde satıcının bir başka mükellefin faturasını kullanması halinde muhteviyatı
itibariyle yanıltıcılıktan söz edilemez. Bu halde belge sahtedir. Belgenin, işlem veya
durumun konusu dışında başka bir konuyu içermesi halinde de (belge) sahte kabul
edilmelidir.”, Yiğit, op. cit., s. 62.
makaleler Serkan AĞAR
283TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
ketler ile işlenebilir. Belgenin, ender olarak gerçekleşse de, muhteviyatı
itibariyle yanıltıcı niteliği bilinmeden kullanılması failde kastı kaldırır.
41
Suç genel teorisi yönünden muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzen-
leme veya kullanma eylemi, belgenin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olarak
düzenlenmesi ya da bu belgenin kullanılmasıyla tamamlandığından ani
suç;
42
yeni düzenleme ile vergi ziyaı suç unsuru olmaktan çıkarıldığından
tehlike suçu ve şeklî suç kategorisinde yer alır, ayrıca söz konusu suça
teşebbüs olanaklı değildir.
1. Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenleme Suçu
Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme suçunun maddî unsu-
ru, failin 213 sayılı VUK hükümlerine göre vergi yükümlüsü sıfatını haiz
olması, belgenin yasal olarak edinilmesi, gerçek bir muamele ya da duru-
mun varlığı ile sayılan unsurların bir araya gelmesi sonucunda düzenlenen
belgede muamele ya da durumun mahiyet ve miktar itibariyle gerçeğe
aykırı
43
olarak gösterilmesidir.
44,45
213 sayılı VUK hükümlerine göre vergi yükümlüsü sayılmayan kişilerin
düzenleyecekleri belge, ya sahte olarak basılmış ya da vergi yükümlüsün-
den rızaen ya da rıza dışında elde edilmiş olacağından muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı belge düzenleme suçuna değil, 213 sayılı VUK m. 359/b hükmünde
düzenlenen eyleme vücut verir. Yine, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge
düzenleme suçunun oluşabilmesi için suça konu belgenin, 213 sayılı VUK ile
“Belgelerin Basım ve Dağıtımı Hakkında Yönetmelik” hükümleri gereğince elde
edilmiş ve vergi işlemlerinde kullanılabilecek durumda olması gerekir.
41
Ok, N., Gündel, A., Ceza Mahkemelerinin Görevine Giren Vergi Kaçakçılığı Suçları,
Ankara 2002, s. 317.
42
Ani suç, ihmal ya da icra hareketlerinin meydana getirdiği sonucun devam etmeden
hemen son bulması durumunda söz konusu olmaktadır, Alacakaptan, op. cit., s.
47.
43
Örneğin, satılan bir mal için düzenlenen faturada satış bedelinin düşük gösterilmesi,
kumaş satan işletmenin faturada malın cinsini elbise yazması gibi.
44
Ok, Gündel, op. cit., s. 315.
45
“İki adet mal alış faturasının miktar ve tutarlarında tahrifat yapan sanığın eyleminin
(...) 213 sayılı Yasanın 359/a-2 maddesinde öngörülen ‘muhteviyatı itibariyle yanıltıcı
belge kullanmak’ suçunu oluşturduğu gözetilmeden sahte belge düzenlemek ve
kullanmak suçuyla ilgili aynı Yasanın 359/b-1 maddesiyle hüküm kurulması (...)
yasaya aykırıdır.”, Yar. 11 CD, 21.01.2002, E. 2001/11356, K. 2002/317.
Serkan AĞAR makaleler
284TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
2. Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanma Suçu
Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma suçu, vergisel işlemlerde
daha önce muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olarak düzenlenmiş olan belge-
den yararlanılması ile oluşur.
46
Söz konusu suç, anılan nitelikteki belgenin,
düzenleyeni dışındaki kişiler tarafından kullanılması durumunu kapsar;
bu durumda iştirak kuralları çerçevesinde düzenleyenin de cezaî sorum-
luluğu bulunur.
Bu tür suçlarda, kullanan bakımından suça konu belgenin iğfal kabiliyeti
(aldatma yeteneği) ender olarak gündeme gelir; bu niteliği taşıyan belgeyi
kullanan vergi yükümlüsü, belgenin doğruluğunu denetlemeden defterine
kaydeder ve beyannamede gösterirse, bu durum hayatın olağan akışına
uygun düşmeyeceğinden, içeriğin doğruluğunu denetleme açısından da,
sorumluluk taşıyacaktır.
47
Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma suçunun kapsamı, yalnız-
ca vergi yükümlüsü tarafından tutulması zorunlu defterlere ya da kayıtlara
geçirilmesi ile sınırlı değildir; belgenin kullanılmasından çıkar sağlayan ve
fiilen yararlanan kişi de ilgili madde kapsamındadır.
48
C. Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya
Kısmen Sahte Olarak Düzenleme veya
Bu Belgeleri Kullanma Suçu
Sahte belge, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte
olarak düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak suçunun düzenlendiği
213 sayılı VUK m. 359/b-1’de tanımlanmıştır; buna göre sahte belge; “(...)
gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen
belge”dir.
49
Bir başka deyişle sahte belge, vergi muamelelerinde kullanılan
ve doğru, gerçeğe uygun bilgiler yerine, gerçeğe uygun olmayan (gerçek
dışı), yanlış bilgiler içeren belgedir.
50,51
46
Yanıltıcı belgeyi düzenleyen ile kullananın aynı kişi olduğu durumda iki ayrı suç
değil, tek suç oluşmaktadır.
47
Ok, Gündel, op. cit., s. 316.
48
Hızlı, Y, Türk Vergi Hukukunda Kaçakçılık Suçu, Ankara, 1984, s. 123.
49
Örneğin, gerçekte satın alınmayan bir mal ya da hizmetin, satın alınmış gibi göste-
rilerek fatura düzenlenmesi sahtecilik, bu şekilde düzenlenen fatura da sahte belge
hükmündedir.
50
Yiğit, op. cit., s. 146.
51
“(...) faturaları düzenleyen ile alıp kullananın defter ve belgeleri üzerinde bu belgele-
rin gerçek alım-satım karşılığı olup olmadığının belirlenmesi yönünden mal ve para
makaleler Serkan AĞAR
285TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Belgelerin asıl veya suretlerini tamamen ya da kısmen sahte olarak dü-
zenlemek veya bu belgeleri kullanmak suçunda, 213 sayılı VUK m. 227/3
hükmüne
52
göre kanunda öngörülen şekle uymayan ya da zorunlu unsurları
taşımayan belgeler suç konusu kapsamında değildir.
53
4369 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile vergi ziyaı, (01.01.1999 tari-
hinden itibaren geçerli olmak üzere) suçun unsuru olmaktan çıkarılmıştır.
Böylece, suçun işlendiği (tamamlandığı) tarih değiştirilmiş ve böylece sahte
belge düzenlemede belgenin düzenlendiği tarih suç tarihi olmuş, sahte bel-
genin kullanılmasında ise ilgili vergi kanununda belirlenen vergilendirme
dönemi suç tarihi bakımından esas alınmıştır.
Belgelerin asıl veya suretlerini tamamen ya da kısmen sahte olarak
düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak eyleminin failinde, hiç vergi
vermemek ya da az vergi vermek (vergisel avantaj sağlamak) amacının
varlığı aranmaz. Öte yandan, söz konusu suçun taksirle işlenmesi olanaklı
değildir; ancak iradi ve icrai hareketler ile gerçekleştirilebilir.
Suç genel teorisi açısından sahte belge düzenleme veya kullanma suçu,
eylem sahte belge düzenlenmesi ya da kullanılması ile tamamlandığından
ani suç, vergi ziyaı aranmadığından tehlike suçu kategorisinde yer alır. Di-
ğer yandan şeklî suç olan sahte belge düzenleme veya kullanma eylemine
teşebbüs olanaklı değildir.
Vergisel boyutu ile sahteciliğin amacı, düzenleyen için komisyon almak
suretiyle haksız kazanç sağlamak ya da vergiyi doğuran faaliyeti vergi daire-
sinden saklayarak vergi ödememek, kullanan için gideri fazla gösterip mat-
rahı düşürmek, böylece vergiyi az ödemek ya da hiç ödememek yahut hakkı
olmayan vergi iadesi veya indiriminden yararlanmaktır; bu bağlamda sahte-
cilik, gerçeğe aykırılık olgusu olarak amaç değil araç niteliğindedir.
54,55
akışı olup olmadığı dikkate alınarak karşılıklı inceleme yapılmadan eksik soruşturma
ile karar verilmesi kanuna aykırı(dır).”, Yar. 11 CD, 04.02.1999, E. 1998/5879, K.
1999/1019.
52
213 sayılı VUK m. 227/3 (03.12.1988 tarih ve 3505 sayılı Kanun m.3 ile Ek): “Bu Kanuna
göre kullanılan veya bu Kanunun Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak,
kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması
halinde bu belgeler vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılır.”
53
Örneğin 213 sayılı VUK m. 230’da yer alan; seri ve sıra numarasını, yükümlünün
bağlı bulunduğu vergi dairesini, yükümlünün adı ve vergi numarasını içermeyen
fatura hiç düzenlenmemiş kabul edileceğinden, bu fatura üzerinde gerçekleştirilen
359. maddede yazılı hareketler vergi kaçakçılığı suçunu oluşturmayacaktır, Yiğit,
op. cit., s. 61.
54
Ok, Gündel, op. cit., s. 222.
55
“Sahte belgenin sayısı vergi kaçakçılığı suçunun oluşumu açısından gerekli bir unsur
Serkan AĞAR makaleler
286TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Failin, eyleminin yasal tipi olan suçtan sorumlu tutulabilmesi için kas-
tın varlığı, kasten hareket edilmiş sayılabilmesi için suçu oluşturan fiilin
bilerek ve istenerek işlenmiş olması ve bu gerekçe ile söz konusu durumun
varlığının araştırılması gerekir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, 4369 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten
önce, 213 sayılı VUK m. 344/2’de yer alan sahte veya muhteviyatı itiba-
riyle yanıltıcı belge düzenleme ve bunları bilerek kullanma eylemi 4369
sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK m. 359’da yeniden düzenlenmiş ve “bilerek
kullanma” ifadesinde yer alan “bilerek” kelimesi madde metninden çıka-
rılmıştır. “Bilerek” ibaresinin çıkarılması ile yaşanan tartışmalardan sonra
yayınlanan 306 seri numaralı VUK Genel Tebliğinde,
56
“bilerek” kelimesi-
nin madde metninden çıkarılmasının, eylemin kasten işlenebilir niteliğini
değiştirmediği belirtilmiştir.
57
306 seri numaralı VUK Genel Tebliği, 213 sayılı VUK’da bulunmayan,
ancak suçun manevi unsuru sayılan “bilme” kavramını, suçun maddî un-
surları içerisine dahil etmekte
58
ve bunun takdirini de, hiçbir objektif ölçüt
getirmeden, vergi inceleme elemanlarına bırakmakta
59
ve vergi yükümlüle-
rine, inceleme elemanlarının kasıt ve bilme unsurlarını takdirde oluşabilecek
yanılgılarına karşı, herhangi bir hukuksal güvence sağlamamaktadır.
1. Sahte Belge Düzenleme Suçu
Sahte belge düzenleme suçunun maddî unsuru, vergi kanunları gere-
ğince tutulan ya da düzenlenen, saklama ve ibraz zorunluluğu bulunan
olarak öngörülmediğinden, buna göre, suça konu belgelerin sayısı ve kaybına neden
olunan vergi bedeli ancak, cezanın aşağı ve yukarı hadler arasında tayini sırasında
yahut takdiri hafifletici neden olarak göz önüne alınabilecek nitelikte hususlardır.”,
Yar. CGK, 09.10.2001, 2001/11-161 – 211.
56
RG, 18.06.2002, 24789.
57
“(...) kaçakçılık suçunun oluşması sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin
bilerek kullanılıp kullanılmadığının ... bu kullanımda kastın bulunup bulunmadığının
değerlendirilmesine ve belirlenmesine bağlı bulunmaktadır.”
58
Bilme (ve isteme), suçun manevi unsurlarından kast kavramını ifade etmekte kulla-
nılmaktadır; bilme kavramı, zamansal anlamı ile isteme unsurundan önce gelmekte
ve suçu oluşturan eylemin tasavvur edilmesi, yani failin bu eylemin daha önceden
bir görünümüne sahip olması anlamını taşımaktadır, Toroslu, op. cit., s. 93.
59
“(...) Yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin
bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemesine yetkili olanlarca
değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler
için vergi suçu raporları düzenlenmesi (...)”
makaleler Serkan AĞAR
287TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
belgelerin asıl ya da suretlerinin tamamen veya kısmen sahte olarak düzen-
lenmesidir. 4369 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce, 213 sayılı VUK
m. 344’de sahte belge düzenlemek ile asıllarına uygun olmayan vesika ve
suretler düzenlemek eylemleri düzenlenmişti; 4369 sayılı Kanun ile getirilen
düzenleme ile belgenin aslının ya da suretinin sahte olarak düzenlenmesi
aynı bent kapsamına alınmıştır. Bu bakımdan, belgenin asıl veya suretinde
yapılan sahtecilik arasında herhangi bir fark bulunmaz. Suça konu belge-
yi düzenleyen açısından suçun maddi unsuru, yasal şekle uygun belgeyi
vücuda getirip, ona maddî varlık kazandırılmasıdır.
60
Görüldüğü üzere, 213 sayılı VUK m. 359/b-1’de düzenlenen sahte belge
düzenleme veya kullanma suçunun temel koşulu, suça konu belgelerin
vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz
zorunluluğu bulunan belgelerden olmasıdır.
61
Öte yandan, sahte olarak
düzenlenen belge ya da belgelerin, vergisel işlemlerde kullanılmak üzere
düzenlenmiş olması gerekir; aksi halde suça konu eylem, 5237 sayılı TCK
m. 204
62
ve 207
63
kapsamına girerek “belgede sahtecilik (evrakta sahtekâr-
lık)” niteliğine bürünür.
Sahte belge düzenleme suçu; vergi yükümlüsü, vergi sorumlusu ya
da yasal temsilciler tarafından işlenebildiği gibi, bu sıfatları taşımayanlar
tarafından da gerçekleştirilebilir. Sahte belge kullanmak suçu ise, yalnızca,
vergi yükümlüsü, sorumlusu, tüzel kişilerin yasal temsilcileri, tüzel kişiliği
bulunmayan kuruluşların idarecileri ya da bunların temsilcileri tarafından
60
Yiğit, op. cit., s. 147.
61
“Kira kontratının 213 sayılı Kanunun 172. maddesinde gösterilen defterlerden ve 2.
kitap 3. kısımda yazılı belgelerden olmadığı anlaşıldığından (...) hükmün onanmasına
(...) karar verildi.”, Yar. 11 CD, 07.06.2001, 2001/5484-6522.
62
Resmî belgede sahtecilik
MADDE 204. (1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî
belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan
kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak dü-
zenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı
olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan
sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli
olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.
63
Özel belgede sahtecilik
MADDE 207. (1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel
belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra
hükmüne göre cezalandırılır.
Serkan AĞAR makaleler
288TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
işlenebilir.
64
Herkesin bu suçun faili olamamasına karşın, iştiraki olanak-
lıdır. Yükümlü olsun ya da olmasın sahte belge düzenleyenin, bu belgeyi
kullananın suçuna iştiraki bulunsa da, eylem bağımsız suç sayılıp ceza-
landırıldığından bu yola gidilemeyecektir; yükümlüye sahte belge temin
edenin eylemi suça iştirak olarak değerlendirilmelidir.
65
Söz konusu sahtecilik eylemi, kısmen ya da tamamen yapılabilir. Gerçek-
te olmayan bir vergisel olayın varmış gibi gösterilerek belgeye yansıtılma-
sında “tam sahtecilik”, gerçeği tam olarak yansıtmamakla beraber belgenin
kimi yerlerinde gerçekte var olmayan ibarelerin yer alması durumunda ise
“kısmen sahtecilik”ten söz edilecektir.
Kısmen sahte belge ile muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge arasında
kesin ve net bir ayrım yapılamadığından faile, “şüpheden sanık yararlanır
ilkesi” gereğince, daha az ceza öngörülen muhteviyatı itibariyle yanıltıcı
belge düzenleme suçundan ceza verilir.
66
2. Sahte Belge Kullanma Suçu
Suçun maddî unsuru, vergi kanunları uyarınca tutulan ya da düzenle-
nen, saklama ve ibraz zorunluluğu bulunan belgelerin asıl ya da suretlerinin
tamamen ya da kısmen sahte olanlarının kullanılmasıdır.
67
Sahte belge kullanmak suçunda failin belgenin sahteliğini bilmesi, kastı
kaldırır. Belgenin gerçek bir muamele ya da duruma dayanmadığını bilen
kişinin, belgenin sahteliğini de bildiği kabul edilir. Gerçek mal veya hizmet
alımında ise, sahte olarak basılarak doldurulan faturayı kullanan failin buna
ilişkin bilgisi ve muvafakati ispat edilmelidir.
68
Sahte olarak düzenlenen belgenin iğfal kabiliyeti (aldatma yeteneği)
tartışılacak olursa, anılan kavram, belgeyi alanlar bakımından muamele ya
da durumun gerçek olması halinde önem kazanır. Hizmet veren tarafından
gerçek hizmet alana sahte belge verilmesi durumunda alıcı, belgenin içe-
riği itibariyle sahteliğini bilmediğini ileri süremeyecektir; ancak, belgenin
64
Yiğit, op. cit., s. 74.
65
ibid.
66
ibid., s. 148.
67
Sahte belgeyi düzenleyen, aynı zamanda bu belgeyi kullanacak olur ise, bu durumda
iki ayrı suçtan değil, tek suçun varlığından söz edilecek ve fail sadece düzenleme
eyleminden dolayı cezalandırılacaktır. Başka bir deyişle, sahte belge kullanma suçu,
düzenlemeye iştirak etmeksizin kullanma durumunu kapsamaktadır.
68
Yiğit, op. cit., s. 163.
makaleler Serkan AĞAR
289TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
anlaşmalı matbaalar tarafından basılmış ya da sahte olarak basılmış veya
bir başka vergi yükümlüsünün belgesinin kullanılmış olduğu durumlarda,
yapılan sahteliği bilip bilmediğini araştırmak gerekecektir.
69
Ticarî yaşamda, KDV matrahını azaltmak ya da sıfıra indirmek için kü-
çük komisyonlar karşılığında fatura temin edilebilir. Yine bu yönde, kimi
yasal düzenlemeler nedeni ile vergi yükümlülerinin gerçeği yansıtmayan
ve daha çok isteğe bağlı fatura düzenlemeleri de olanaklıdır. Söz konusu
gibi bir durumda, mahkeme durumu değerlendirerek, işletmede kullanılan
faturaların gerçek bir işlemi yansıtmaması nedeniyle sanıklar hakkında
mahkumiyet kararı verilebilmektedir.
70
IV. KRİTİK
Çalışmanın bu bölümünde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, vergi
kaçakçılığı suçlarından sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge
kullanma suçu ile ilgili 05.03.2002 tarih ve 2002/11-28 – 179 sayılı kararı
muvacehesinde, vergilendirme dönemi- verginin tarhı-suç tarihi ilişkisi ile
karara konu suç bağlamında teselsül (zincirleme-müteselsil suç) kavramı
incelenmeye çalışılacaktır.
A. Vergilendirme Dönemi – Verginin Tarhı – Suç Tarihi İlişkisi
İncelenen kararda, vergilendirme dönemi ile tarh dönemi kavramlarının
kimi noktalarda aynı anlamda kullanılarak birbirine karıştırılması nedeniy-
le, öncelikle söz konusu kavramları tanımlamak ve dolayısıyla söz konusu
eylemler bakımından suç tarihini net bir biçimde ortaya koymak gerekir.
Yargıtay, KDV açısından bir takvim yılını (hesap dönemi) tarh dönemi
olarak kabul ederek aynı yıl içinde birden fazla beyanname ile sahte veya
muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullananların eylemlerinin “teselsül
eden bir suç” oluşturacağını ve çeşitli ihlallerde zararın ağırlığı, kastın
yoğunluğu, failin amacı dikkate alınarak temel cezanın asgari sınırdan
uzaklaşılarak uygulanması gerektiği görüşündedir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu
71
m. 39/1, KDV’de vergilendir-
me dönemini, faaliyet gösterilen takvim yılının üçer aylık dönemleri olarak
69
Ok, Gündel, op. cit., s. 225-226.
70
Seviğ, V., Sahte Fatura, Dünya Gazetesi, “Bize Göre”, 10.05.2002.
71
RG, 02.11.1984, 18563.
Serkan AĞAR makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
belirlemiş;
72
ancak Maliye Bakanlığı’nın vergi yükümlülerinin yıllık gayri
safi hasılatlarına göre üç aylık vergilendirme dönemi yerine birer aylık
vergilendirme dönemi saptamaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.
73
Vergilerin tarh dönemleri yönünden sahte veya muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı belge kullanma suçu; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun
74
“yıllık
beyannamenin verilmesi” başlıklı 92. maddesine
75
göre izleyen yılın Mart
ayının 16. günü, eğer gelir sadece basit usûlde saptanan ticarî kazançlardan
ibaret ise izleyen yılın Şubat ayının 16. günü
;76
5422 sayılı Kurumlar Vergisi
Kanunu’nun
77
“beyannamenin verilme zamanı ve yeri” başlıklı 21.,
78
“vergilen-
dirme dönemi” başlıklı 28.
79
ve “tarh zamanı” başlıklı 29.
80
maddelerine göre
ise, izleyen yılın Mayıs ayının birinci günü işlenmiş sayılır.
72
“Sanığın temin ettiği ve en son tarihi 25.05.1998 olan sekiz adet sahte fatura ile Katma
Değer Vergisi ziyaına neden olduğu anlaşılmasına göre (...) 3065 sayılı Katma Değer
Vergisi Kanununun 41. ve 45. maddeleri uyarınca suç tarihinin verginin tarhı için
kanunda belirlenen sürenin bitim tarihi olan 26.06.1998 olduğu ve vergi kaçakçılığı
suçunun tamamlandığı gözetilerek 4369 sayılı Kanunla değişik 213 sayılı Kanunun
359. maddesinin (b-I) bendi ile ceza tayini yerine eylemin vergi kaçakçılığına teşebbüs
suçu kabul olunarak 360. maddenin uygulanması suretiyle sanığa eksik ceza tayini
isabetsiz(dir).”, Yar. 11 CD, 09.10.2001, 2001/3871- 4639.
73
Maliye Bakanlığı, anılan yetkiyi kullanarak, gerçek usulde KDV’ye tabi yükümlü-
lerin tamamının, 01.10.1985 tarihinden itibaren bir aylık vergileme dönemine tabi
olacağına karar vermiştir, 14 seri numaralı KDV Genel Tebliği, RG, 27.06.1985.
74
RG, 06.01.1961, 10700.
75
193 sayılı GVK m. 92: “(4842 sayılı Kanunun 11’inci maddesiyle değişen fıkra, Yü-
rürlük; 2003 yılı gelirlerine de uygulanmak üzere 01.01.2004) Bir takvim yılına ait
beyanname izleyen yılın (5035 Sayılı Kanunun 48/4-c maddesiyle değişen ibare.
Geçerlilik: 01.01.2004; Yürürlük: 02.01.2004) Mart ayının onbeşinci günü akşamına
kadar, gelirin sadece basit usulde tespit edilen ticarî kazançlardan ibaret olması ha-
linde izleyen yılın (5035 Sayılı Kanunun 48/4-c maddesiyle değişen ibare. Geçerlilik:
01.01.2004; Yürürlük: 02.01.2004) Şubat ayının onbeşinci günü akşamına kadar, tam
mükellefiyette vergiyi tarha yetkili vergi dairesine, dar mükellefiyette Türkiye’de
vergi muhatabı mevcutsa onun Türkiye’de oturduğu yerin, Türkiye’de vergi mu-
hatabı yoksa işyerinin, işyeri birden fazla ise bu işyerlerinden herhangi birisinin
bulunduğu yer vergi dairesine verilir veya taahhütlü olarak posta ile gönderilir.”
76
193 sayılı GVK m. 109: “(2361 sayılı Kanun m. 74 ile değişik) Gelir Vergisi (...) Be-
yanname verilmesi icabeden hallerde, beyannamenin verildiği günde, beyanname
posta ile gönderilmişse, vergiyi tarh edecek daireye geldiği tarihi takibeden yedi gün
içinde (...) tarh edilir.”
77
RG, 10.06.1949, 7229.
78
5422 sayılı KVK m. 21: “(199 sayılı Kanun m. 17 ile değişik) Kurumlar Vergisi beyan-
namesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ay içinde mükellefin
bağlı olduğu vergi dairesine verilir.”
79
5422 sayılı KVK m. 28: “(199 sayılı Kanun m. 19 ile değişik) Kurumlar Vergisi’nde
hesap dönemi vergilendirme dönemidir (...) Tevkif suretiyle ödenen vergilerde, is-
tihkak sahiplerince ayrıca yıllık veya özel beyanname verilmeyen ahvalde, tevkifatın
ilgili bulunduğu dönemler vergilendirme dönemi sayılır.”
makaleler Serkan AĞAR
291TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
3065 sayılı KDV Kanunu’nun beyanname verme zamanına ilişkin 5035
sayılı Kanun ile değişik 41/1. maddesinde, vergi yükümlüleri ile vergi
kesintisi yapmakla sorumlu tutulanların KDV beyannamelerini, 01.01.2004
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, vergilendirme dönemini izleyen
ayın yirminci günü
81
akşamına kadar ilgili vergi dairesine vermekle yü-
kümlü oldukları belirtilmiştir;
82
bu düzenlemeye göre KDV açısından söz
konusu suç, izleyen ayın 21. günü işlenmiş sayılmak gerekir.
Vergilendirmede hesap dönemi, 213 sayılı VUK’nun “hesap dönemi” baş-
lıklı 174. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan hükme göre hesap dönemi,
kural olarak, bir takvim yılı olarak belirlenmiş; ancak takvim yılı dönemi
faaliyet ve mahiyetine uygun bulunmayanlar için, bunların başvurusu üze-
rine Maliye Bakanlığı’nın 12’şer aylık özel hesap dönemleri saptayabileceği
hükme bağlanmıştır. Buna göre hesap dönemi, kural olarak, 1 Ocak – 31
Aralık dönemini ifade eder.
Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma eylemlerinin
gerçekleşme, başka bir deyişle suçun tamamlanma anı, anılan nitelikteki
belgelerin, vergi yükümlüsü tarafından deftere kaydedildiği değil, beyan-
namede gösterilerek beyannamenin vergi dairesine verildiği andır. Bu
bakımdan, beyanname dönemini takip eden dönemlerde yeni sahte veya
muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin kullanılması ile yeni bağımsız
suçlar oluşacaktır.
83
Yukarıda da belirtildiği gibi KDV’de suç tarihi, vergi yükümlüsünün
tâbi olduğu vergilendirme dönemine bağlı olarak tarh dönemi sonu, yani
izleyen ayın 21. günüdür. Aynı yıl içerisinde birden çok sahte belge düzen-
lenmiş veya kullanılmışsa suç tarihinin belirlenmesinde en son düzenlenen
belge ve onun içinde bulunduğu vergilendirme dönemi esas alınmakta ve
80
5422 sayılı KVK m. 29: “(192 sayılı Kanun m. 6 ile değişik) Kurumlar Vergisi beyanna-
menin vergi dairesine verildiği günde, beyanname posta ile gönderilmişse, vergiyi
tarh edecek daireye geldiği tarihi takip eden üç gün içinde tarh edilir.”
81
Madde metninin önceki halinde KDV beyannamelerinin vergilendirme dönemini
izleyen ayın 25. günü akşamına kadar verilebileceği belirtilmişken, söz konusu ibare
4842 sayılı Kanun ile KDV beyannamelerinin vergilendirme dönemini izleyen ayın
yirmi üçüncü günü akşamına kadar verilebileceği şeklinde değiştirilmiş ve son olarak
yukarıdaki şekilde hükme bağlanmıştır.
82
3065 sayılı KDV Kanunu m. 45: “Katma Değer Vergisi beyannamenin verildiği gün-
de, beyanname posta ile gönderilmişse, vergiyi tarh edecek daireye geldiği tarihi
takibeden yedi gün içinde tarhedilir.”
83
“1992 ve 1993 yıllarında sahte fatura kullanmak eylemlerinin her yıl için ayrı ve
müstakil suçları oluşturduğu gözetilmeden tek suç kabul edilerek hüküm kurulması
isabetsiz(dir).”, Yar. 11 CD, 29.01.2001, E. 2000/6132, K. 2001/534.
Serkan AĞAR makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
tek bir suçtan ceza verilmektedir. Suça konu sahte belgeler farklı yıllara ait
ise, her yıl için ayrı ayrı ceza tayini gerekir;
84
incelenen Karar, bu hususları
dikkate almıştır.
4369 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 01.01.1999 tarihinden itibaren
işlenen vergi kaçakçılığı suçlarında, vergi ziyaı suçun unsuru olmaktan çıka-
rıldığından, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeleri düzenleme
suçlarında eylemin gerçekleştirildiği tarih, söz konusu belgeleri kullanma
suçlarında ise belgelerin gösterildiği beyannamelerin vergi dairesine ve-
rildiği tarih suç tarihidir.
Bu noktada, Karar’da söz edilen zincirleme (müteselsil) suç kavramını
kısaca değerlendirmek yararlı olacaktır.
B. Zincirleme (Müteselsil) Suç
85
Her sonuç, kural olarak, yasada belirli bir tarifi yapılan dış dünyadaki
değişiklikten meydana geldiğinden, söz konusu tarife uygun her sonuç
ayrı bir suç teşkil eder ve fail kaç sonuç ortaya çıkarmışsa o kadar suç
işlemiş sayılarak her birinden ayrı ve bağımsız cezalara çarptırılır; ancak
kimi durumlarda faile, değişik sonuçlardan çeşitli cezalar verilmesi yerine
bir tek cezanın hükmedilmesi ile yetinilir; anılan türdeki, yani birden çok
sonucun ortaya çıkmasına karşın faile tek bir ceza verilmesini gerektiren
kavramlardan biri de “zincirleme (müteselsil) suç”tur.
86
5237 sayılı TCK m. 43’e göre, bir suç işleme kararının icrası kapsamında
değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi ya
da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda
bir cezaya hükmedilir; ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar
artırılır
87
ve bir suçun temel şekli ile daha ağır ya da daha az cezayı gerek-
tiren nitelikli biçimleri aynı suç sayılır.
84
“Sahte faturaların 1991, 1992 ve 1993 yıllarına ait olduğu ve her yıla ait eylemlerin
ayrı suç oluşturduğu gözardı edilerek üç yerine tek ceza uygulaması suç ve ceza
arasında adil oranın sağlanması bakımından temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak
tayin edilmemesi isabetsiz(dir).”, Yar. 11 CD, 01.12.2000, 2000/5348-5579.
85
Zincirleme (müteselsil) suç, Ortaçağ döneminde, pratik İtalyan hukukçulardan
Bartolo ve Baldo’nun, üç hırsızlık suçuna ölüm cezası verilmesini emreden hükmü
yumuşatmak ve cezada adaleti sağlamak amacıyla ortaya attıkları bir kavramdır,
Tosun, Ö., Müselsel Suçlar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. XXII,
S. 1-4, s. 5; Dönmezer, S., Erman, S., Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. I, Genel Kısım,
Yeniden Gözden Geçirilmiş 9. Bası, İstanbul, 1985, s. 381.
86
Dönmezer, Erman, op. cit., s. 380.
87
Bu oran 765 sayılı TCK’da “altıda birden yarıya kadar” biçiminde idi.
makaleler Serkan AĞAR
293TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Zincirleme (müteselsil) suçu tanımlayan 43. madde, 5237 sayılı TCK’nın
Birinci Kitabı’nın “Ceza Sorumluluğunun Esasları” başlıklı İkinci Kısmı’nın
“Suçların İçtimaı” başlıklı Beşinci Bölümü’nde yer almıştır; böylece 5237
sayılı TCK, aslında, zincirleme (müteselsil) suçu oluşturan unsurları ayrı
birer suç saymış; ancak zincirleme (müteselsil) suç bakımından bu unsurları,
suçlunun lehinde hareket etmek düşüncesi ile tek suça indirgemiş, yani söz
konusu durumlarda özel bir içtima biçimi kabul etmiştir.
88
“Müselsel (müteselsil) suç namı ile tek bir suç yoktur; kanun bu gibi hallerde
hakîkî (gerçek) içtima kaidelerinden ayrılmak istemiştir, o kadar (...) kanun, hakîkî
(gerçek) içtima kaidelerinin tatbikini adil ve faydalı bulmamış, ceza tayini husu-
sunda hususî bir usûl koymuştur.”
89
Zincirleme (müteselsil) suç ile 5237 sayılı TCK, çeşitli eylemlerin aynı
hükmü ihlâl etmelerini dikkate almış, bu durumu genel ve soyut olarak
düşünmüş, mağdurların menfaatlerini korumak amacı ile hareket etme-
miştir.
90
Zincirleme (müteselsil) suçun oluşabilmesi için suç işleme kararında
birlik ile aynı suçun değişik zamanlarda bir kişiye karşı birden fazla iş-
lenmesi ya da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmiş
olması gerekir.
Suç işleme kararı, suç işleme kastı anlamına gelmez, daha geniş bir
kavramı işaret eder ve bu şekilde suç işleme kararında birlik kavramı, gâ-
yeye göre tayin edilir; gâyeyi ortaya çıkaran, saik kavramı ile arasındaki
fark dikkate alınarak, “münferid kararların muayyen bir maksatta birleşmiş
olmaları” kıstasıdır.
91
Suç işleme kararında birlik, teselsülü meydana getiren
eylemlerin aynı kastın ürünü olmaları demek değildir; her biri bağımsız suç
olan bu eylemler, ayrı kasıtlar ile işlenmiştir.
92
Suç işleme kararı, yalnızca
suçun konusuna ilişkin bir tasavvur olarak kabul edilmelidir.
93
Öyleyse,
suç işleme kararında birlik; “suçların manevî unsurlarından ayrı ve söz konusu
eylemleri işleme tasarımı”
94
ya da “aynı suçu müteaddit defa işlemek hususunda
önceden kurulan bir plan, genel bir niyet”
95
olarak tanımlanabilir; ancak ey-
88
Erem, F., Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, C. I, Genel Hükümler, Onuncu
Baskı, Ankara, 1973, s. 369.
89
Tosun, op. cit., s. 10.
90
Erem, op. cit., s. 370.
91
İbid., s. 371; “unsur suçları, bir bütünün parçaları haline getiren de budur.”
92
Alacakaptan, op. cit., s. 52.
93
Tosun, op. cit., s. 15.
94
Alacakaptan, op. cit., s. 52.
95
Dönmezer, Erman, op. cit., s. 387.
Serkan AĞAR makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
lemlerin aynı amaca yönelmiş olmasını, saik birliği biçiminde anlamamak
gerekir, aksi halde zincirleme (müteselsil) suçun alanı gerektiğinden çok
genişleyebilir.
96
Zincirleme (müteselsil) suçta, eylemler arasına çok uzun bir zaman
aralığının girmiş olması, suç işleme kararında birliğin yokluğuna karine
sayılabilir.
97,98
Sonuç olarak, “suç işleme kararında birlik” kavramı, bağımsız bir biçimde
ele alındıklarında her biri ayrı bir suç teşkil eden, ancak aynı suça vücut
veren eylemleri birbirine bağlayarak somut olaya zincirleme (müteselsil)
suç niteliğini verir; zincirleme (müteselsil) suçu oluşturan eylemlerin her
birinin başka bir kastın sonucu olduğu dikkate alındığında, bu iradî ey-
lemleri bir araya getiren kavramın, tümünün tek bir suç işlemek kararın-
dan doğması anlamına gelen “suç işleme kararında birlik” olduğu sonucuna
rahatlıkla ulaşılır.
99
5237 sayılı TCK, selefi 765 sayılı TCK’ya göre, zincirleme (müteselsil) suç
tipini daha farklı algılar. 765 sayılı TCK m. 80’e göre zincirleme (müteselsil)
suçun oluşumu için öngörülen “Kanunun aynı hükmü” kavramı 5237 sayılı
TCK m. 43 ile “aynı suç” biçimine dönüştürülmüştür. Zincirleme (müteselsil)
suçu doğuran, eylemlerin tekrarıdır; teselsülün söz konusu olabilmesi için,
her biri aynı suça vücut veren birden çok eylemin varlığı gerekir.
765 sayılı TCK’nın yürürlükte bulunduğu dönemde de öğretide, “Ka-
nunun aynı hükmü” ibaresinin “Kanunun aynı maddesi” biçiminde anlaşıl-
maması gerektiği belirtilerek, aynı maddede yer almamakla birlikte, aynı
suçun basit ve şiddet nedenli biçimlerinin “aynı suç işleme kararının icrası
cümlesinden olarak” gerçekleştirilmesi durumunda, yine aynı hükmün ihlâl
edilmiş sayılmasının doğru bir yaklaşım olacağı savunulmuştur.
100,101
5237
96
Alacakaptan, op. cit., s. 53.
97
Yargıtay eski tarihli bir kararında, yirmişer günlük fasılaları teselsül için yeterli
görmüş ve “(...) yirmişer günlük kısa fasılalarla muhtelif keşidelere ait biletler üze-
rinde tahrifat yapan sanığın yaptığı tahriflerdeki fasılaların cürüm işlemek kastın-
daki vahdeti bertaraf etmeyeceği” yönünde karar vermiştir, Yar. 5 CD, 05.07.1949,
1947/2877-3518.
98
“(...) sanığın alacaklısı ve borçlusu aynı kişiler olan iki sahte bonoyu aynı tarihte
düzenleyerek imza edip tahsile verdiği anlaşılmış bulunmasına göre eyleminin
tek suç teşkil edeceği gözetilmeden suçun teselsül ettiğinden bahisle TCK’nun 80.
maddesiyle (5237 sayılı TCK m.43) cezada artırma yapılması kanuna aykırı(dır).”,
Yar. 6 CD, 13.10.1977, 1977/5143-5636.
99
Erem, op. cit., s. 372.
100
Alacakaptan, op. cit., s. 55; Dönmezer, Erman, op. cit., s. 386; Erem, op. cit., s 375-376.
101
“Kanunun aynı hükmü deyimi şekilde değil, hükümlerin esasında aynı olmak anla-
makaleler Serkan AĞAR
295TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
sayılı TCK’nın zincirleme (müteselsil) suç bakımından “aynı suç” kavramını
benimsemesi ve bir suçun temel şekli ile daha ağır ya da daha az cezayı
gerektiren nitelikli biçimlerinin de aynı suç sayılacağını açıkça belirtmesi
karşısında değinilen tartışmanın güncelliğini yitirdiği açıktır.
Suça konu eylemlerden kiminin tamamlanması, diğerlerinin teşebbüs
aşamasında kalması durumunda da, aynı suçun birden fazla işlenmesi söz
konusu olur; ancak zincirleme (müteselsil) suç kapsamındaki suçlardan
kimisinin tâkibi şikayete bağlı olduğu halde (5237 sayılı TCK m. 73) şikayet
hakkı kullanılmamış ise, söz konusu suçlar zincirleme (müteselsil) suçta
dikkate alınmaz.
Teselsül bakımından zamanaşımı konusuna da değinmek yararlı olacak-
tır. Zincirleme (müteselsil) suçun zamanaşımı, son suçun işlendiği günden
itibaren işlemeye başlar (5237 sayılı TCK m. 66/6) ve davaya son suçun
işlendiği yer mahkemesi tarafından bakılır (04.12.2004 tarih ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu
102
m. 12/2).
C. Yargıtay’a Göre
İncelenen Karar’da suça konu sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı
belge “fatura” olduğundan öncelikle faturanın ne olduğundan söz etmek
gerekir. 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda
103
(TTK)
tanımlanmayan
104
“fatura”, 213 sayılı VUK m. 229’da; “satılan emtia veya
yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı
satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika” biçiminde
tanımlanmıştır.
105
Ticaret hukukuna göre faturaya vücut verilebilmesi için
mına gelir. Esasta aynı olmaklık suçun kanuni tipi dışına çıkmamayı gerektirir. Bu
sebeple kanunun aynı hükmü bu sınıra kadar geniş tutulabilir. Sınır aşılırsa suçların
maddi içtimaı sayılması gerekli haller, haksız olarak, müteselsil suç kavramına so-
kulmuş olacaktır.”, Erem, op. cit., s. 374.
102
RG, 17.12.2004, 25673. 5271 sayılı CMK, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecektir
(m. 334).
103
RG, 09.07.1956, 9353.
104
6762 sayılı TTK m. 23/1-2, 66/son, 1147/2, 1150/1, 1154/2, 1157, 1208/2 ve 1443/1’de
faturadan söz edilir.
105
“(213 sayılı) VUK m. 229 hükmündeki fatura tarifi, faturanın hukuki mahiyetini tes-
pitten uzak ve eksik bir tariftir (...) Kanuni tarif (...) faturayı tüccara mahsus bir belge
olarak tarif etmekte, müteakip maddelerde ise tacir olmayanların da fatura tanzim
edebileceğini belirtmektedir (...) Bu husus ‘ticari iş ’ kavramıyla bağdaşmaktadır. Zira
ticari iş kavramı da sadece tacire ve onun ticari işletmesine mahsus işleri değil, aynı
zamanda taciri ve ticari işletmesini ilgilendirsin yahut ilgilendirmesin (6762 sayılı)
Türk Ticaret Kanunu’nda tanzim olunan her türlü muamele, fiil ve işleri de kapsayan
Serkan AĞAR makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
daha önce taraflar arasında satım, istisna ve benzeri sözleşmelerden doğan
bir akdi (sözleşmesel) ilişkinin varlığı gerekir;
106
bir başka deyişle ticari bir
belge olan fatura, sözleşmenin yapılması değil, yerine getirilmesi aşaması
ile ilgilidir
107
ve bu bakımdan sözleşmenin önceden belirlenen koşulları-
nın bir kısmını göstererek bunları belirli koşullarla tevsik eder.
108
Usûlüne
uygun olarak düzenlendiği sürece fatura, 213 sayılı VUK bakımından da
vergiyi doğuran akdî ilişkinin ifasını gösteren ve kayıtlara esas teşkil eden
bir belge niteliğindedir.
109
Yargıtay’a göre fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve
satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları ya da ifa
edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge”
110
niteliğinde-
dir.
Gelinen noktada “sahte fatura” teriminden bahsetmek yerinde olacaktır.
Sahte fatura, görünüşte 6762 sayılı TTK ile 213 sayılı VUK’un getirdiği
koşulları taşıyan; ancak esasen hiçbir temel borç ilişkisine dayanmadan
gerçeğe tamamen aykırı bir biçimde doldurulan ya da miktarda, satış
bedelinde gerçeğe aykırı bilgilere yer verilen bir belgedir.
111
Taraflar ara-
sında önceden herhangi bir akdî (sözleşmesel) ilişkinin varlığı koşulunun
gerçekleşmemesi durumunda her türlü hukuksal şekil şartlarına uyulması
suretiyle düzenlenen bir fatura hayalî (gerçekte var olmayan) bir işlemi
gösterir ve vergi kaçırmak, kaçakçılık suçlarında faili cezalandırılmaktan
kurtarmak, işlenen bir gümrük ya da vergi kaçakçılığı eyleminin ortaya
çıkmasını engellemek yahut hayali ihracatı gerçekleştirmek gibi bir amaçla
düzenlenen sahte bir belge niteliğini taşır.
112
Yukarıdaki açıklamaların ardından, KDV indiriminden yararlanmak
için sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullanma suçunun
her hesap dönemi-takvim yılı itibariyle teselsül eden bir suç olduğunu
kabul eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının
113
değerlendirilmesine
geçilebilir. Karar’ın ilgili bölümleri şu şekildedir:
bir kavramdır.”, Ünal, O. K., Türk Ticaret Kanununda ve Vergi Usul Kanununda Fatura
ve İspat Kuvveti, 2. Baskı, Ankara 2003, s. 11.
106
Ibid., s. 10.
107
Özdemir, N., Kınacıoğlu, N., Türk Ticaret Hukuku, Ankara 1978, s. 64; nak. Ünal, op.
cit., s. 10.
108
Ünal, op. cit., s. 10.
109
Ibid.
110
Yar. İçt. Bir. HGK, 27.06.2003, 2001/1-1, in YKD, C. 30, S. 1, Ocak 2004, s. 15.
111
Özer, Y., Doğan, A. A., Arıca, M. N., Vergi Hukukunda Belgeler, Ankara 1996, s. 26.
112
Ünal, op. cit., s. 30-31.
113
YKD, C. 28, S. 6, Haziran 2002, s. 929-935.
makaleler Serkan AĞAR
297TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
“(...) somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, katma değer vergisi
indirimlerinde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullanma eylem-
lerinin her vergilendirme-tarh dönemi için ayrı bağımsız suçlar mı oluşturduğu,
yoksa bir hesap dönemi-takvim yılı içerisinde teselsül eden bir suç şeklinde mi
kabulü gerektiği noktasında toplanmaktadır.”
“Sahte olarak düzenlenmiş faturaları 1998 ve 1999 yılları içerisinde defter
ve kayıtlarına intikal ettirerek KDV beyannamelerinde indirim konusu yaptığı
anlaşılan sanığın teselsül eden iki ayrı sahte fatura kullanma suçundan dolayı
cezalandırılması (...) gerekmektedir.”
“Ceza hukukunda her netice ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice tevlit
etmişse, o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız ceza-
lara maruz kalır. Ancak bazı hallerde bu çeşitli neticelerden dolayı faile tek ceza
verilmesi ile yetinilir. Müteaddit neticelerin meydana gelmesine rağmen, faile tek
ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de ‘müteselsil suç’tur. Müteselsil suçun
mevcudiyeti için ortada müteaddit suçların bulunması, bu suçların Yasa’nın aynı
hükmünü ihlal etmesi ve bu suçların aynı, bir suç işleme kararına bağlanması gere-
kir. Suç işleme kararından maksat, yasanın aynı hükmünü çeşitli kereler ihlal etmek
hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyettir. Yasa’nın aynı hükmünü
ihlal eden suçlar arasına uzun bir zaman fasılası girmesi (...) suçların aynı suç
işleme kararının etkisi altında işlenmediğinin kabulünü gerektirmez. Müteselsil
suçlarda suç teselsülün sona erdiği anda işlenmiş sayılır.”
“Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullanma suçlarının oluşumu
bakımından vergilendirme-tarh döneminin esas alınmasının vergilerin türleri ve
hatta aynı vergi türü bakımından farklı uygulamalara, sonuçta eşitsizliğe, içtima
kuralı da nazara alındığında adaletsizliğe yol açacağı anlaşılmaktadır.”
“(213 sayılı VUK m. 3/A-2 hükmü çerçevesinde) (...) anılan Yasa’nın (...)
usulsüzlük cezalarına ilişkin hükümlerinde, suçların oluşumu bakımından hesap
dönemi-takvim yılının esas alındığı görülmektedir. Bu nedenle Katma Değer Vergisi
indiriminden yararlanmak için aynı hesap dönemi içerisinde ve farklı tarihlerde
sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullananların eylemlerinin hesap
dönemi-takvim yılı esas alınarak teselsül eden bir suçu oluşturduğunun kabul
edilmesi Yasa’nın ruhuna aykırı bir yorum tarzı sayılamaz. Ancak burada, iddia-
nameyle dava açılması gibi suçta hukuki kesinti husule getirmesi halinde ayrı ba-
ğımsız suçların oluşacağı ve yine bir yıllık süre içerisinde kanunun aynı hükmünün
çeşitli kereler ihlal edilmesi halinde zararın ağırlığı, kastın yoğunluğu, failin amacı
nazara alınarak TCY’nin 29. (5237 sayılı TCK m. 61) maddesi uyarınca cezanın
artırılarak tatbiki hususunun düşünülmesi gerektiği de belirtilmelidir.”
Serkan AĞAR makaleler
298TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
İncelenen kararının yanı sıra Yargıtay, sahte faturalarla vergi kaçakçılığı
ve 3065 sayılı KDV Kanunu’na göre suç tarihine ilişkin bir diğer kararında
özetle; “Sanığın temin ettiği 11.02.1997 ve 21.02.1997 tarihli sahte faturalarla
Katma Değer Vergisi ziyaına neden olduğu iddiaya uygun olarak kabul olunmasına
(...) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 41. ve 45. maddeleri uyarınca
suç tarihinin verginin tarhı için kanunda belirlenen sürenin bitimi olan 26.03.1997
olduğu ve vergi kaçakçılığı suçunun tamamlandığı gözetilerek, 4369 sayılı Kanun’la
değişik 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (b-1) bendi ile ceza tayini yerine, eylem
vergi kaçakçılığına teşebbüs suçu kabul olunarak sonradan vergi suçuna iştirakin
düzenlendiği 360. madde uygulanarak hüküm kurulması kanuna aykırı(dır).” ge-
rekçesi ile ilk derece mahkemesinin hükmünü bozmuştur.
114
Yargıtay, incelenen Ceza Genel Kurulu kararına gönderme yapan bir
diğer kararında ise; “Faturasız yapılan satın almanın, bir başka mükellefin fatu-
rası ile belgelendirilmesi halinde, faturayı düzenleyen ile alan arasında, gerçek bir
mal ve hizmet alımı bulunmaması nedeniyle faturanın sahte olduğunun kabulü
gerektiği (...) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 05.03.2002 gün ve 28/179 sayılı
kararında da açıklandığı üzere, bir takvim yılında her vergilendirme dönemindeki
kullanmaların teselsül hükmünün uygulanmasını gerektirdiği gözetil(mesi)”ne
hükmetmiştir.
115
Yargıtay, sahte fatura ile ilgili bir başka kararında yine aynı sonuca
ulaşarak; “Belgesiz yapılan satın almanın bir başka mükellefin faturasıyla bel-
gelendirilmesi halinde, bu faturaların, düzenleyip verenle gerçek bir alım-satım
olmadığından sahte olarak kabulü gerektiği somut olayda; sanığın imzasını taşıyan
ve suça konu faturaların malların satın alındığı firmaya ait olmadığı (...) suça konu
faturaların sahte olduğu ve katma değer vergisi yönünden kullanılarak vergi ziya-
ına neden olunduğu (...) halde, sanığın mahkumiyeti yerine, (...) beraatine karar
verilmesi kanuna aykırı(dır).” şeklinde karar vermiştir.
116
Bu noktada, sahte faturanın özel gider indiriminde kullanılmasına ilişkin
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir diğer kararına değinmek, incelemenin
açılımı bakımından yerinde olacaktır. Söz konusu kararda Yargıtay özetle;
“Suç konusu faturanın ‘sahte ve yanıltıcı’ olduğu rapor edilmişse de; sanığın, ‘fa-
turada yazılı yerden alışveriş yaptığını, sahteliğini bilmediğini, gerçek mal alımına
114
Yar. 11 CD, 31.01.2001, E. 2000/6138, K. 2001/571, in YKD, C. 27, S. 6, Haziran, 2003,
s. 955-956.
115
Yar. 11 CD, 24.06.2002, 2002/5109-6193, in YKD, C. 29, S. 7, Temmuz, 2003, s. 1151-
1152.
116
Yar. 11 CD, 13.06.2001, 2001/6053-6820, in YKD, C. 28, S. 2, Şubat 2002, s. 327-328;
aynı yönde bir başka karar için bkz Yar. 11 CD, 13.06.2001, 2001/6053-6820, in YKD,
C. 28, S. 2, Şubat 2002, s. 327-328.
makaleler Serkan AĞAR
299TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
dayandığını’ bildirmesi (...) nedenleriyle, suça konu faturanın 2978 sayılı Vergi İa-
desi Hakkındaki Yasa hükümleri gereğince ‘vergi iadesinde’ kullanılmayıp farklı bir
kurum olan ve 193 sayılı Gelir Vergisi Yasası’nın 63. maddesinde düzenlenen ‘Özel
Vergi İndiriminde’ kullanıldığı anlaşıldığından; vergi inceleme raporu ile vergi
suçu raporunda değinilen ‘Vergi Tekniği Raporu’ ile ekleri getirtilerek incelenmeli
(...) suç kastı üzerinde de durularak sonucuna göre sanığın hukuki durumu tayin
ve tespit edilmelidir. Suçun sübutu halinde ise eylemin vergi kaçakçılığı suçunu
mu, yoksa Ceza Yasası’nın 345. maddesinde (5237 sayılı TCK m. 207) yer alan
özel belgede sahtecilik suçunu mu oluşturacağı değerlendirilmelidir.” biçimindeki
gerekçelerle yerel mahkemenin direnme hükmünü bozmuştur.
117
Yine, sahte faturalarla vergi kaçakçılığı ve suç tarihinin saptanmasına
ilişkin bir kararında Yargıtay özetle; “Sanığın temin ettiği 08.02.1994 ve
18.02.1994 tarihli sahte faturalarla Katma Değer Vergisi yanında Kurumlar
Vergisi ziyaına da neden olduğu kabul edilmesine göre, 5422 sayılı Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun 21, 28 ve 29. maddeleri uyarınca, suç tarihinin, verginin
tarhı için kanunda belirlenen sürenin sonu olan 01.05.1995 olduğu gözetilerek suç
tarihinde yürürlükte bulunan 213 sayılı Yasa’nın 359. maddesindeki ceza miktarı
dikkate alınarak 4369 sayılı Kanun’la değişik 359/b-1 maddesiyle hüküm tesisi
gerekirken, suç tarihi 1994 yılı kabul edilerek yazılı şekilde uygulanma yapılması
suretiyle sanığa eksik ceza tayini kanuna aykırı(dır).” demiştir.
118
V. SONUÇ
Vergi suç ve cezaları bakımından geçerli sayılan temel ilke, birbirinden
bağımsız tarh dönemlerinde işlenen eylemler arasında teselsülün söz konu-
su olmaması ve her döneme ilişkin suçun ayrı bir suç teşkil etmesidir; ancak
incelenen kararda da görüldüğü üzere Yargıtay söz konusu temel ilkeyi
yumuşatmış ve bu ilkenin KDV’ne ilişkin sahte veya muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı fatura kullanma suçuna uygulanmasını hakkaniyete aykırı bul-
muştur. Yargıtay böylece, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura
kullanma suçlarının oluşumu bakımından vergilendirme/tarh döneminin
esas alınmasının, vergilerin türleri ve hatta aynı vergi türü bakımından
farklı uygulamalara, eşitsizliğe ve adaletsizliğe yol açabileceği gerekçesiyle,
teselsül eden vergi suçlarında, diğer vergi türleri bakımından kabul edilen
“vergilendirme-tarh dönemi”ni, KDV yönünden “hesap dönemi-takvim yılı”na
tahvil ederek genel ilkeye bir istisna getirmiştir.
117
Yar. CGK, 02.05.2000, 2000/11-90 – 96, in YKD, C. 26, S. 7, Temmuz, 2000, s. 1107-
1111.
118
Yar. 11 CD, 31.01.2001, E. 2000/5999, K. 2001/570, in YKD, C. 27, S. 5, Mayıs 2001,
s. 780-781.
Serkan AĞAR makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Ceza uygulamasının istikrar kazanması, hukuk devletinin temel daya-
nağı “hukukî güvenlik” ilkesinin bir gereğidir. İncelenen karar ile Yargıtay’ın
emsal gösterilen diğer kararlarında görüldüğü üzere, KDV bakımından
sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma suçlarında te-
selsül söz konusu olduğunda suç tarihi “takvim yılı-hesap dönemi”ne göre
tayin edilir. Bu açıdan ceza uygulamasının istikrar kazandığı söylenebilir.
Uygulamanın, Karar’da değinildiği gibi, ceza adaletine ve hakkaniyete
uygun düştüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.
K A Y N A K Ç A
Alacakaptan, U., Suçun Unsurları, Ankara 1970.
Bayraklı, H. H., Vergi Ceza Hukuku, Afyon 1996.
Candan, T., Vergi Suç ve Cezaları, Ankara 1995.
Centel, N., Zafer, H., Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul Ocak 2003.
Dönmezer, S., Erman, S., Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. I, Genel Kısım, 9.
Bası, İstanbul 1985.
Erem, F., Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, C. I, Genel Hükümler,
10. Baskı, Ankara 1973.
Erginay, A., Vergi Hukuku (İlkeler, Vergi Tekniği, Türk Vergi Sistemi), 5. Bası,
Ankara 1976.
Erman, S., Vergi Suçları (Ticari Ceza Hukuku-VI), İstanbul 1988.
Hızlı, Y., Türk Vergi Hukukunda Kaçakçılık Suçu, Ankara 1984.
Karakoç, Y., Ceza Mahkemesinde Yargılanması Gereken Vergi Suçları Hakkın-
da Kamu Davasının Açılmasının “Mütalaa” Şartına Bağlı Olması, Vergi
Dünyası, S. 174, Şubat 1996.
Karakoç, Y., Vergi Ziyaı Suçu ve Cezası, Manisa Barosu Dergisi, Y. 8, S. 71.
Mutluer, K., Vergi Ceza Hukuku, Eskişehir 1979.
Ok, N., Gündel, A., Ceza Mahkemelerinin Görevine Giren Vergi Kaçakçılığı Suçları,
Ankara 2002.
Öncel, M., Kumrulu, A., Çağan, N., Vergi Hukuku, 11. Bası, Ankara 2003.
Özdemir, N., Kınacıoğlu, N., Türk Ticaret Hukuku, Ankara 1978.
makaleler Serkan AĞAR
301TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Özer, Y., Doğan, A. A., Arıca, M. N., Vergi Hukukunda Belgeler, Ankara 1996.
Seviğ, V., Sahte Fatura, Dünya Gazetesi/Bize Göre Köşesi, 10.05.2002.
Toroslu, N., Ceza Hukuku, Ankara 1998.
Tosun, Ö., Hileli Vergi Suçları, İstanbul 1962.
Tosun, Ö., Müselsel Suçlar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.
XXII, S. 1-4.
Ünal, O. K., Türk Ticaret Kanunu’nda ve Vergi Usul Kanunu’nda Fatura ve İspat
Kuvveti, 2. Baskı, Ankara 2003.
Yiğit, U., Vergi Usul Kanunu’nda Hürriyeti Bağlayıcı Suç ve Cezalar, Vergi Ka-
çakçılığı Suçları ve Diğer Hürriyeti Bağlayıcı Vergi Suç ve Cezaları, İstanbul
Mart 2004.