makaleler Talih UYAR
323TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Borçtan kurtulma davası, icra mahkemesince, itirazı (imza inkarı) geçici
olarak kaldırılan borçlunun, aleyhinde yapılmış olan icra takibini durdurmak
(daha doğrusu, icra dairesine yaptığı “imza itirazı” ile durmuş olan takibin,
icra mahkemesinin aleyhine verdiği karara rağmen, durmaya devam etmesini
sağlamak) için, genel mahkemede açtığı bir davadır (İİK. m. 69).
1
I. İcra mahkemesinin vermiş olduğu “itirazın geçici olarak kaldırılması
kararı” maddi anlamda kesin hüküm (HUMK m. 237) teşkil etmediğinden,
bu karar, borçlunun genel mahkemede maddi hukuk bakımından borçlu olmadığının tesbiti için dava açmasına engel olmaz.
Borçtan kurtulma davası, hukuki niteliği bakımından bir olumsuz
tesbit (İİK. m. 72) davasıdır.
2,
3
Bu davanın nerede, ne zaman ve nasıl açılabileceği İcra ve İflas Kanu-
nu’nda (m. 69/II-V) özel olarak ayrıca düzenlenmiş olduğundan, ancak bu
İCRA HUKUKUNDA
BORÇTAN KURTULMA DAVASI
(İİK. m. 69/II, III, IV, V)
Av. Talih UYAR
*
*
İzmir Barosu üyesi.
1
Madde 69: “İtirazın muvakkaten kaldırılmasına karar verilir ve ödeme emrindeki
müddet geçmiş bulunursa alacaklının talebi ile borçlunun malları üzerine muvakkat
haciz konur.
İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi
gün içinde borçlu, takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkeme-
sinde borçtan kurtulma davası açabilir. Bu davanın dinlenebilmesi için borçlunun
dava konusu alacağın yüzde 15’inin ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine
nakden depo ermesi veya mahkemece kabul edilecek aynı değerde esham ve tahvilat
veya banka teminat mektubu tevdi etmesi şarttır. Aksi takdirde dava reddolunur.
Borçlu yukarıda yazılı müddet içinde dava etmez veya davası reddolunursa
itirazın kaldırılması kararı ve varsa muvakkat haciz kesinleşir.
Davanın reddi hakkındaki kararı temyiz eden borçlu, ayrıca 36. madde hüküm-
lerini yerine getirmek şartıyla, icra dairesinden mühlet isteyebilir.
Borçtan kurtulma davasında haksız çıkan taraf, dava veya hükmolunan şeyin
yüzde 40’ından aşağı olmamak üzere münasip bir tazminatla mahkum edilir.”
2
Kuru, B., İcra ve İflas Hukuku, C. 1, 1988, s. 422; Kuru, B., Borçtan Kurtulma Davası
(Ad. D. 1962/2, s:131); Kuru, B., İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, s. 285; Üstündağ, S.,
Talih UYAR makaleler
324TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
maddede öngörülen koşullarda açılan “olumsuz tesbit davası”, teknik olarak
“borçtan kurtulma davası” sayılır.
II. Borçlu tarafından açılan “olumsuz tesbit davası”nın borçtan kurtulma
davası sayılabilmesi için, gerçekleşmesi gereken koşullar şunlardır:
A. Süre Koşulu
Bu dava, itirazın geçici olarak kaldırılması kararından itibaren yedigün
içinde açılmalıdır. Bu sürenin başlangıcı; geçici kaldırma kararının borçluya
(ya da vekiline) bildirildiği (“tefhim” ya da “tebliğ” edildiği) tarihtir.
4
Yani,
bu karar duruşmada borçlunun kendisine -ya da varsa vekiline- tefhim
edilmişse, bu tarihten, eğer bu karar borçlu (ya da vekilinin) yokluğunda
verilmişse borçluya (ya da vekiline) tebliğ edilmişse, bu tarihten itibaren
yedi günlük süre işlemeye başlar.
“İtirazın geçici olarak kaldırılması” kararı temyiz edilmişse, yedi günlük
dava açma süresi ne zaman başlayacaktır? Yani, bu durumda, icra mah-
kemesinin verdiği itirazın geçici olarak kaldırılması kararının kesinleştiği tarihten itibaren mi süre işlemeye başlayacaktır? Gerek doktrinde
5
ve
gerekse Yargıtay içtihatlarında,
6
icra mahkemesinin itirazın geçici olarak
kaldırılmasına ilişkin kararının temyiz edilmiş olmasının, dava açma süre
sine etkili olmayacağı ve borçlunun bu kararın kesinleşmesini beklemeden,
icra mahkemesinin kararının kendisine (ya da vekiline) tefhim veya -yok-
luğunda verilen kararlarda- tebliğe dilmesinden itibaren yedi gün içinde
“borçtan kurtulma davası”nı açması gerektiği belirtilmiştir.
İtirazın geçici olarak kaldırılması kararı, temyiz edilir ve Yargıtay’ca
bozulursa, açılan borçtan kurtulma davası durur
7
ve bu bozma kararı çer-
çevesinde verilen “itirazın geçici olarak kaldırılması isteminin reddi”ne ilişkin
icra mahkemesi kararının kesinleşmesi ile de dava konusuz kalır. Ancak,
borçlu, açtığı “borçtan kurtulma davası”na “olumsuz tesbit davası” olarak de-
vam edilmesini isteyebilir.
8
İcra Hukuku Esasları, 2004, s. 126; Pekcanıtez, H. - Atalay, O. - Özkan, M. S. - Özekes,
M., İcra ve İflas Hukuku Esasları, 2004, s. 125; Kiraz, T. Ö., Genel Haciz Yolu İle Takipte
Ödeme Emrine İtirazın Kesin Kaldırılması, s. 104.
3
Bkz., 11. HD. 21.4.1989 T. 2827/2412.
4
Bkz., 11. HD. 16.2.1988 T. 5799/872; Tic. D. 20.1.1959 T. 2648/182.
5
Kuru, B., a.g.e., s. 428; Akyazan, S., İcra ve İflas Kanunu’ndaki Yeni ve Değişik Hükümler
Üzerinde İnceleme ve Açıklamalar, 1965, s. 53.
6
Bkz., İİD. 10.4.1951 T. 1981/1997.
7
Bkz., TD. 20.1.1959 T. 2648/182.
8
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 428.
makaleler Talih UYAR
325TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Davanın açılabilmesi için yasada öngörülmüş olan yedi günlük süre,
hak düşürücü süredir.
9,
10
Bu nedenle, davanın bu süre içinde açılmış olup
olmadığı mahkemece doğrudan doğruya araştırılır.
“Borçtan kurtulma davası”nın, yedi günlük hak düşürücü süre geçtikten
sonra açıldığı anlaşılırsa, mahkemenin açılan davayı bu nedenle red etme-
yip, davanın aynı zamanda bir “olumsuz tesbit davası” niteliğini taşıdığını
belirtip, “olumsuz tesbit davası” olarak (İİK. m. 72) davayı görmeye devam
etmesi gerekir.
11
Çünkü, HUMK m. 76 gereğince, mahkemenin -dava dilek-
çesinin içeriğine ve davacının amacına göre- gerekli hukuki nitelendirmeyi
kendisinin yapması gerekir.
12,
13
Buraya kadar, “borçtan kurtulma davası”nın -kısaca- icra mahkemesince
verilen “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı”nın -borçlu ya da vekiline-
“tefhim” veya “tebliğ” edilmesinden itibaren yedi gün içinde açılabileceğini
belirttik.
Şu halde; icra mahkemesince verilen “itirazın kesin olarak kaldırılması”
kararından sonra -yedi gün içinde- bu dava açılamaz.
14
Çünkü, borçlu ancak
icra dairesine “imza itirazı”nda bulunmuşsa, bu itirazın icra mahkemesince
kaldırılması üzerine -ki bu kaldırma, “itirazın geçici olarak kaldırılması” ka-
rarı ile olmaktadır- borçlu “borçtan kurtulma davası” dediğimiz bu davayı
açabilmekte, buna karşın, icra dairesine “borca itiraz”da bulunmuş olan
borçluya bu imkan (hak) tanınmamıştır.
Eğer borçlu, uygulamada çok sık görüldüğü gibi, icra dairesine baş-
vurarak hem “imzaya” hem de “borca” itiraz etmiş -Örneğin; hem “takip
dayanağı senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını” belirtmiş hem de
“senedin vadesinin gelmediğini”, “borcun zamanaşımına uğradığını” vb. ileri
sürmüş- ve icra mahkemesi de, -alacaklının “itirazın kaldırılması”nı istemesi
üzerine- “itirazın kaldırılması”na karar vermişse; borçlu (ya da vekili) bu
karar üzerine -yedi gün içinde- “borçtan kurtulma davası” açabilecek midir?
Daha doğrusu, açtığı dava “borçtan kurtulma davası”mı yoksa “olumsuz tesbit
davası”mı sayılacaktır? Bu durumda, ortada icra mahkemesi tarafından ve-
rilmiş bir “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı” bulunmadığı ileri sürülerek
açılan davanın “borçtan kurtulma davası” olmadığı mı belirtilecek? yoksa,
“borçlunun imza itirazı ile birlikte, imza itirazı ile çelişme halinde olmayan başka
9
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 428; Üstündağ, S., a.g.e., s. 125.
10
Bkz., HGK 21.6.1950 T. 4-33/37.
11
Bkz., 11. HD 21.12.1987 T. 5257/7405; Karş: 19. HD 11.11.1992 T. 10604/5853.
12
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 428.
13
Bkz., 11. HD 30.3.1981 T. 1493/1373.
14
Bkz., 19. HD 4.10.1995 T. 6717/7855; HGK 21.6.1950 T. 4-33/37; İİD 26.6.1950 T.
3042.
Talih UYAR makaleler
326TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
itiraz sebepleri ileri sürmesi halinde bunun imzaya itiraz olarak işlem görmesi
gerektiği”
15
ileri sürülerek, “icra mahkemesinin buradaki kararının gerçekte
‘itirazın geçici olarak kaldırılması kararı’ sayılması (kabul edilmesi) gerektiği”
sonucuna varılıp açılan davanın “borçtan kurtulma davası” olduğu mu kabul
edilecektir? Kanımızca, “borçtan kurtulma davası”nın, “imza itirazı”nı izleyen
bir dava olduğu hususu hatırlanarak, bu durumda açılan davanın “borçtan
kurtulma davası” olduğu sonucuna ulaşılması gerekir. Fakat, Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi,
16
benzer bir olayda “borçtan kurtulma davası” adı altında
açılan dava devam ederken, icra mahkemesince -hem imza itirazı ve hem
de borca itiraz üzerine- verilmiş olan “itirazın kaldırılması kararı” Yargıtay
12. Hukuk Dairesi’nce “... verilen kararın itirazın geçici olarak kaldırılması
kararı olması gerektiği”nden bahisle bozulmuş olmasına rağmen icra mah-
kemesinin -”kesin” ya da “geçici” olduğunu bildirmeden- verdiği “itirazın
kaldırılması” kararını, “itirazın kesin kaldırılması” kararı olarak nitelemiş ve
açılan davayı “borçtan kurtulma davası” değil “olumsuz tesbit davası” olarak
kabul etmiştir.
Uygulamada bu tür karışıklıklara ve yanlış değerlendirmelere neden
olunmaması için, icra mahkemelerinin kanunda açıkça düzenlenen “itira-
zın kesin olarak kaldırılması” ve “itirazın geçici olarak kaldırılması” dışında -ve
özellikle, “itirazın kaldırılması” şeklinde- bir karar vermemeleri çok isabetli
olacaktır.
“Borçtan kurtulma davası” ancak “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı”
üzerine açılabilen bir dava olduğuna göre; borçlu icra mahkemesince ve-
rilen “itirazın kesin olarak kaldırılması” ya da “itirazın kaldırılması” kararını
-verilen kararın “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı” olması gerektiğinden
bahisle- temyiz etmiş ve Yargıtay -12. Hukuk Dairesi- tarafından karar bu
gerekçe ile bozulmuş ve icra mahkemesi bu karara uyarak “itirazın geçici
olarak kaldırılmasına” karar vermişse, borçlu bu kararın kendisine (ya da
vekiline) tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde “borçtan kurtulma
davası” açabilir.
Eğer Yargıtay (12. Hukuk Dairesi) tarafından, icra mahkemesince ve-
rilen kararın “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı” olması gerektiğinden
bahisle, verilen önceki “itirazın kesin kaldırılması” ya da “itirazın kaldırılması”
kararı bozulmayıp, düzeltilerek onanmışsa, borçtan kurtulma davası açma
süresi ne zaman işlemeye başlayacaktır? Kanun’da (m. 69/II) her ne kadar
sadece icra mahkemesinin vereceği “itirazın geçici olarak kaldırılması kararı”
kastedilmişse de, kanımızca, Yargıtay (12. Hukuk Dairesi’nin), icra mah-
15
Kuru, B., a.g.e., s. 239.
16
Bkz., 11. HD 21.4.1989 T. 2827/2412.
makaleler Talih UYAR
327TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
kemesinin yerine geçerek verdiği “düzelterek onama” kararının, borçlu (ya
da vekiline) tebliğinden itibaren, borçlunun bu davayı açabileceği kabul
edilmelidir.
Kanun’un açık hükmüne göre, bu davanın “itirazın geçici olarak kaldı-
rılması kararı” nın borçluya bildirilmesinden itibaren yedi gün içinde açıl-
ması gerekirse de, eğer borçlunun alacaklıya karşı açtığı borçtan kurtulma
davası sırasında, alacağın alacaklı tarafından başkasına -dava açılmadan
önce- devredildiği -ve bu durumun borçluya bildirilmediği- anlaşılırsa, bu
durumu öğrendikten sonra -yedi gün içinde- yeni alacaklıya karşı borçtan
kurtulma davası açabileceği gibi
17
, önceki alacaklıya karşı açtığı davanın
-sıfat yönünden- reddedilip, bu kararın kesinleşmesinden itibaren yedi gün
içinde de, “borçtan kurtulma davası” açabilir.
18
Borçlu, maddede öngörülen yedi günlük süre içinde, “borçtan kurtul-
ma davası” yerine, “alacaklının takip konusu yaptığı senedin iptali için” bir
dava açarsa, bu davanın da borçtan kurtulma davası sayılması ve icranın, davanın sonuna kadar durdurulması gerekir.
19
Çünkü, her iki dava da
nitelikleri bakımından aynıdır ve aynı sonucu hüküm altına aldırmak için
açılmaktadır. Senedin iptaline karar verilince, borçlunun borçlu olmadığı
da anlaşılacaktır.
20
Borçlu, itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verilmeden önce, ge-
nel mahkemede -takip konusu borcun mevcut olmadığının tesbiti için- bir
olumsuz tesbit davası açmışsa (İİK m. 72), artık itirazın geçici olarak kaldı-
rılması kararı üzerine (İİK m. 68a) yedi gün içinde borçtan kurtulma davası
açmasına gerek yoktur. Açtığı olumsuz tesbit davasının, icra mahkemesinin
“itirazın geçici kaldırılması” kararının kendisine tefhim ya da tebliğinden
sonraki ilk duruşma gününe kadar % 15 teminat yatırırsa, açtığı olumsuz
tesbit davası, borçtan kurtulma davasına dönüşür.
21
Borçlu eğer, icra mahkemesi tarafından “itirazın geçici olarak kaldırıl-
masına” karar verilmeden önce -bu kararı beklemeden- alacaklıya karşı
“olumsuz tesbit davası” açmışsa, icra mahkemesi tarafından “itirazın geçici
olarak kaldırılması”na karar verilmesinden sonra yedi gün içinde “borçtan
kurtulma davası“ açamaz. Bu durumda, borçlu icra mahkemesinin kararının
17
Kuru B., a.g.e., C. 1, s. 429.
18
Bkz., İsv. Fed. Mah. 8.2.1947 T. (BGE 73 III S. 17-23) (Naklen; Kuru, B., a.g.e., C. 1, s.
429, dpn. 24).
19
Bkz., İİD 11.10.1956 T. 4932/4931.
20
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 423.
21
Bkz., İsv. Fed. Mah. 3.9.1991 T. (BGE 117, III s:17 vd.) (Naklen; Kuru, B., a.g.e., El
Kitabı, s. 286, dpn. 2).
Talih UYAR makaleler
328TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
kendisine tefhim ya da tebliğinden sonra, olumsuz tesbit davasının ilk
duruşma gününe kadar İİK m. 69/IIc 2’deki “%15 teminat”ı mahkemeye
yatırırsa, daha önce açtığı “olumsuz tesbit davası”, “borçtan kurtulma davası-
”na dönüşür.
22,
23
Borçtan kurtulma davasının süresi hakkında, BK m. 137’deki 60 günlük
ek süre değil, İİK m. 69/IIc 2’deki yedi günlük süre uygulanır.
24
Buna karşın,
bu süre hakkında, İİK m. 56 hükmü uygulanır. Yani, “icra erteleme (talik) halleri”
(İİK m. 52-55) sırasında borçtan kurtulma davasının açılması için öngörülen
yedi günlük sürenin işlemesi durmaz. Ancak, bu yedi günlük sürenin sonu,
bir erteleme gününe rastlarsa, borçtan kurtulma davası açma süresi, erteleme halinin bitiminden sonra bir gün daha uzatılmış sayılır (İİK m. 56).
B. Güvence Gösterme Koşulu
Borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için, borçlunun “ilk duruşma
gününe kadar”, dava konusu alacağın “% 15’i oranında” bir güvence göster-
mesi gerekir. % 15 güvence, “mahkeme veznesine nakden para depo edilmek”
veya “mahkemece kabul edilecek hisse senedi ve tahvil ya da banka teminat mektubu
verilmek” suretiyle gösterilebilir.
Gösterilmesi gereken güvencenin, ilk duruşma gününe kadar göste-
rilmesi gerekir. Acaba, “duruşma günü” gösterilmek istenen güvence kabul
edilecek midir? Kanımızca, ilk duruşma günü de gösterilen güvencenin
kabul edilmesi gerekir.
25,
26,
27
Amaç, güvencenin duruşmadan önce göste-
rilmesini sağlamaktır.
İlk duruşma gününe kadar gerekli güvenceyi göstermemiş olan borçlu-
ya ikinci bir önel verilmez. Ancak, zorlayıcı nedenlerle ilk duruşma gününe
kadar güvence gösterememiş olan borçlunun “eski hale getirme” isteminde
bulunma hakkı vardır.
28
22
Kuru, B., a.g.e., C.1, s. 423.
23
Bkz., 11. HD 23.10.1985 T. 5759/5536.
24
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 427.
25
Aynı görüşte, Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 431.
26
Aynı doğrultuda, bkz., 15. HD 9.5.1988 T. 1924/1895.
27
Karş., Çatalkaya, C., - Bandakçıoğlu, İ., İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 1967, s. 264.
28
Bkz., Millet Meclisi Adalet Komisyonu Raporu Gerekçesi: “Bu maddenin ikinci
fıkrasına göre, borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi (mesmu olması) için,
davacının ilk duruşma gününe kadar %15 teminat yatırmış olması şarttır. Davacı,
engeç bu ilk duruşma gününde % 15 teminatı yatırmazsa, kendisine bunun için bir
mühlet verilemeyecek ve davası ‘mesmu olmadığından’ reddolunacaktır. Davacı
veya vekili arzu ve ihtiyarı dışında bir sebepten dolayı ilk duruşmaya gelmemiş ve
makaleler Talih UYAR
329TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Borçlu, “ilk duruşma gününe kadar” -ve en geç, ilk duruşmada- göster-
mesi gereken “alacağın % 15’i tutarındaki” teminatı göstermezse, mahkemece
ne yapılacaktır? Kanun’un açık hükmüne (ve maddenin gerekçesine)
29
göre,
bu durumda “davanın reddine” karar verilmesi gerekecektir.
30
Doktrinde,
31
“bu durumda teminat gösterilmemiş olması gerekçesiyle davanın reddedilmesi
yerine, mahkemenin bir ara kararı ile davanın borçtan kurtulma davası olmadığını
belirttikten sonra, davaya normal bir olumsuz tesbit davası olarak devam etmesinin
daha doğru olacağı” ileri sürülmüşse de, kanımızca da hem usul ekonomisine
ve hem de tarafların hukuki nitelendirmesi ile hakimin bağlı olmadığım
belirten HUMK m. 76 hükmüne uygun olan bu görüşe maalesef Yargıtay
32
katılmamış ve bu durumda “teminat yatırılmamış olması nedeniyle davanın
reddine karar verilmesi gerekeceği”ni belirtmiştir.
Açılmış olan borçtan kurtulma davasının, “teminatın gösterilmemiş ol-
ması nedeniyle” reddedilmesi halinde, borçlu -bu red kararı, “esas”tan değil
“usul”den olduğu için- İİK m. 72’ye göre “olumsuz tesbit davası” açabilir.
III. Borçtan Kurtulma Davasında Yetki ve Görev
A. Yetki
Borçtan kurtulma davasında iki yer mahkemesi aynı derecede yetkili
kılınmıştır: a. Alacaklının ikametgahı mahkemesi b. İcra takibinin yapıldığı
yer mahkemesi.
Taraflar borçtan kurtulma davası hakkında da “yetki sözleşmesi” yapabi-
lirler. Çünkü, İİK m. 69/II’nin koyduğu yetki kuralları, kamu düşüncesine
dayanmamaktadır.
33
Borçtan kurtulma davası, yetkisiz mahkemede açılmış olması nedeniyle
reddedilmişse, borçlu HUMK m. 193/III’deki “on günlük süre”den yararla-
nır. Borçlu yetkisizlik kararının kesinleşmesinden itibaren on gün içinde,
eski hale getirme şartları da mevcutsa, davacı, eski hale getirme yoluna giderek bu
talebinin kabulü halinde derhal teminatı yatırarak davaya devam edilmesini sağlaya-
bilir. Bunun dışında ilk duruşma gününe kadar teminat yatırmamasının müeyyidesi
kesindir; dava reddolunacaktır” (Uyar, T., Gerekçeli-İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi,
C. 1, s. 795).
29
Bkz., dpn. 27.
30
Postacıoğlu, İ., İcra Hukukunun Esasları, 1982, s. 225.
31
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 432.
32
Bkz., 11. HD 23.12.1986 T. 6652/7017; 9.6.1981 T. 972/2919; 13.4.1981 T. 1973/2741.
33
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 425; Üstündağ, S., a.g.e., s. 126; Şimşek, E., Uygulamalı İcra ve
İflas Kanunu, 1989, s. 259.
Talih UYAR makaleler
330TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
yetkili mahkemeye başvurarak, davalıya (alacaklıya) tebligat çıkartırsa,
yetkisiz mahkemede açtığı borçtan kurtulma davası, yetkili mahkemede
de süresi içinde açılmış gibi işlem görür. Eğer borçlu, on gün içinde yet-
kili mahkemeye başvurmazsa, “borçtan kurtulma davası” açılmamış sayılır
(HUMK m. 193/IV). Ancak borçlu, bu durumda BK m. 137’deki altmış
günlük ek süre içinde değil, İİK m. 69/II’deki yedi günlük ek süre içinde
-yani; davanın açılmamış sayılmasından itibaren yedi gün içinde- yetkili
mahkemede harç ödeyerek, yeniden “borçtan kurtulma davası” açarsa, bu
dava süresinde açılmış sayılır.
34
B. Görev
Borçtan kurtulma davasında görevli mahkeme, davacı borçlunun “borç-
lu olmadığını iddia ettiği miktara göre” belirlenir. Bunun dışında, davacının,
davalı alacaklıdan talep ettiği “yüzde kırktan aşağı olmayan tazminat”, “faiz”
vb. mahkemenin görevini belirlemede dikkate alınmaz.
Borçtan kurtulma davasının görevsiz mahkemede açılmış olması ne-
deniyle reddedilmesi halinde, HUMK m. 193 uygulanır.
35
IV. Yargılama Yöntemi
Borçtan kurtulma davasına genel hükümlere göre bakılır. Bu davanın
amacı, icra mahkemesinin geçici kaldırma kararının doğru olup olmadığını
incelemek değildir. Dava “takip konusu alacağın ödeme emrinin tebliğ edildi-
ği anda mevcut olmadığının maddi hukuk bakımından tesbiti için” açılan bir
olumsuz tesbit davası olduğu için, alacaklı alacağını, itirazın kaldırılması
duruşmasında -icra mahkemesinde- bildirdiğinden başka sebep ve olaylara
dayandırılabileceği gibi borçlu da, itirazında bildirmiş olduğu itiraz sebep-
leri (imza inkarı) ile bağlı olmayıp, borcun mevcut olmadığı hakkındaki
bütün iddialarını ileri sürebilir.
36
Davanın tarafları, icra takibindeki “alacaklı”
ve “borçlu”dur. Eğer, alacaklı alacağını başkasına devretmişse, dava alacağı
devralana karşı açılır. Dava açıldıktan sonra alacak devredilmişse, dava,
devralana karşı devam eder.
37
34
Kuru, B., a.g.e., s. 426.
35
Bkz., dpn. 33.
36
Kuru, B. - Arslan, R. - Yılmaz, E., İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 2003, s. 223, dpn.
58.
37
Bkz., HGK 10.10.1962 T. 4-23/78
makaleler Talih UYAR
331TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Davada isbat yükü kime düşecektir? Bir görüşe göre
38
borçtan kur-
tulma davasında, “alacaklı” davalı durumunda olduğu için davanın isbatı
borçluya düşer; borçlu “takip edilen alacağın mevcut olmadığını, ödendiğini,
sukut ettiğini veya alacaklının elindeki senetteki imzanın sahte olduğunu” her
türlü delile dayanarak isbat edebilir. Katıldığımız diğer bir görüşe göre
39
ise, alacaklı ve borçlunun taraf rollerinin değişmiş olması, ispat yükü ba-
kımından bir değişiklik gerektirmez. Yani normal olarak, borçlu “istenilen
alacağın borçlusu olmadığını” iddia etmekle yetinecek alacaklı “alacağın var-
lığını” ispat etmekle yükümlü olacaktır. Alacaklı, alacağını -özellikle, inkar
edilen imzanın borçluya ait olduğunu- isbat ettikten sonra, borçlu, “borçlu
olmadığı, borcu ödediği, borcun muaccel olmadığı veya zamanaşımına uğradığı”
gibi hususları ispat edecektir. Daha teknik bir deyişle menfi tesbit davala -
rında, davacı değil davalı hak doğuran bir norma dayandığından, o hakkın
doğumunu -daha doğrusu hak doğuran norm sayesinde, o hakkı var kılan
belirli olayların gerçekleştiğini- ispat yükü davalıya düşer.
40
Yüksek mahkeme,
41,
42
davacı borçlunun, bu davada imza inkarında
ısrar etmesi halinde, “mahkemenin, icra mahkemesinin daha önce yaptırdığı bilir-
kişi incelemesi sonucunda aldığı raporla yetinmeyerek, yeniden bilirkişi incelemesi
yaptırması gerektiğini” belirtmiştir. Yüksek mahkemeyi bu şekilde içtihatta
bulunmaya yönelten neden, “icra hakiminin imza incelemesini nasıl yapacağını”
düzenleyen İİK m. 68a/IV’de “imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Ka-
nunu’nun bilirkişiye ait hükümleri -yani; HUMK m. 275 vd.- ile 309. maddesinin
2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” denilmiş
olmasıdır. Daha açık bir ifade ile, icra hakimi “imza incelemesi” yaparken;
HUMK m. 309/II, III, IV ve 310, 311, 312. hükümlerini uygulamakta buna
karşın -hukuk hakiminden farklı olarak- HUMK m. 308 ile 309/I hükmünü
uygulamamaktadır.
43
İşte icra hakimi, “imza incelemesi” konusunda hukuk
hakimi kadar geniş yetkili olmadığı için, onun bilirkişiden aldığı rapor
kendisine vereceği “itirazın geçici olarak kaldırılması” konusundaki kararda
ışık tutarsa da, bu karardan sonra borçlunun -İİK m. 69/II uyarınca- açtığı
“borçtan kurtulma davası”nda, mahkemenin, daha önce icra mahkemesinin
aldığı bu raporla yetinmeyerek, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekmektedir. Hukuk hakiminin uyguladığı fakat -İİK m. 68a/IV’de atıf
(yollama) yapılmadığı için- icra hakiminin uygulamadığı HUMK m. 308
38
Berkin, N., İcra Hukuku Rehberi, 1980, s. 445.
39
Kuru, B., a.g.m., s. 135; Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 437; Üstündağ, S., a.g.e., s. 126.
40
Umar, B. - Yılmaz, E., İspat Yükü, 1980, s. 132.
41
Bkz., 11. HD 6.2.1990 T. 635/666; HGK 4.3.1981 T. 11-1466/154; 11. HD 6.2.1984 T.
352/572.
42
Karş., HGK 8.6.1983 T. 1982-11-901/635.
43
Bkz., 11. HD 6.2.1990 T. 635/666.
Talih UYAR makaleler
332TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
ve 309/I’de neler öngörülmektedir? İcra hakiminin uygulamadığı (daha
doğrusu uygulayamadığı) hükümlerin içeriği şudur:
• Hakim, ilk önce inkar edilen imza hakkında tarafları dinler ve taraf-
ların gösterdikleri delillerle bir kanaat edinmeye çalışır, bu şekilde yeterli
kanaat sahibi olursa, senedin kabul veya reddine karar verir (m. 308. c. l).
• Hakim, tarafların dinlenmesi sonucunda imzanın davalıya ait olup
olmadığı hakkında yeterli kanaat edinemezse, yeni bir oturum belirleyerek
iki tarafın bizzat (kendilerinin) bu oturumda hazır bulunmalarına (tarafların
isticvabına) karar verir (m. 308. c. 2).
• İki taraf da belirlenen (çağrıldıkları) bu oturuma gelirlerse, hakim,
kendilerinden imzası inkar edilen senet hakkında izahat alır. Taraflar, bu
dinlenmeleri sırasında, uygulamaya elverişli (medarı tatbik, tatbike esas)
belgeleri belirtir, gösterir ve inkar edilen imzanın (veya yazının) doğruluğu-
nu ne şekilde ve ne vasıta ile ispat edeceklerini de (mahkemeye) bildirirler
(m. 308. c. 3).
• Hakim, tarafları dinlemek suretiyle de, inkar edilen imzanın davalıya
ait olup olmadığı hakkında yeterli bir kanaat edinemezse, senedi imza ettiği
iddia olunan kişiyi (misalde davalıyı) istiktap eder. Yani, hakim, davalıya
yazı yazdırır, imza attırır ve (elde edilen) bu yazı ve imza ile inkar edilen
senetteki yazı ve imzayı karşılaştırır (mukayese eder) (m. 309/I. c .l).
• İnkar edilen imza ile, karşılaştırılacak imza arasında ilk bakışta gö-
rülebilecek derecede bir uygunluk ve benzerlik (veya benzersizlik) yoksa
veya inkar edilen imzanın taklit edilmesi kolay ise, hakimin, imza karşı-
laştırması için uzman bir bilirkişiye başvurması (yani bilirkişi incelemesi
yaptırması) gerekir (m. 309. I. c. 2).
Kısaca içeriğini açıklamaya çalışacağımız HUMK m. 308 ve 309/I
hükümlerinin gereğini yerine getirmeden bilirkişiden inkar edilen imza
konusunda rapor alan icra mahkemesinin aldığı bu bilirkişi raporunun
açılan “borçtan kurtulma davası”nda hiç rol oynamaması kanımızca hatalı-
dır. Çünkü; uygulamada mahkemeler esasen HUMK’un imza incelemesi
konusundaki tüm hükümlerine titizlikle uygun davranmamaktadırlar.
44
Gerçekten, inkar edilen imzanın ilgilisine ait olup olmadığı konusunu araş-
tırırken mahkemeler hem imza incelemesinde rol oynayacak “medarı tatbik”
(uygulamaya elverişli) imzalan bulundukları yerlerden getirtmekte ve hem
44
Berkin, N., Medeni Usul Hukuku Rehberi, 1981, s. 803; Postacıoğlu, İ., Medeni Usul
Hukuku Dersleri, 1975, s. 605; Üstündağ, S., Medeni Yargılama Hukuku, 2000, s. 648
vd.; Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. 2, s. 2086 vd.
makaleler Talih UYAR
333TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
de “istiktap” yaptırmakta ve bu şekilde elde ettiği imzalar ile inkar edilen
imza üzerinde inceleme yapmak üzere, dosyaya bilirkişi göndermektedir.
Bu nedenle, icra hakiminin HUMK m. 308 ve 309/I hükmünü uygulamamış
(uygulayamamış) olmasının pratik bir önemi kalmamaktadır. Bu nedenle,
kanımızca, borçtan kurtulma davasına bakan mahkeme, icra mahkemesi
tarafından alınan bilirkişi raporunu yeterli bulursa yeniden bilirkişi ince -
lemesi yaptırmadan, bu raporla yetinerek karar verebilir.
45
Yüksek mahke-
menin aksi görüş doğrultusundaki
46
içtihatlarına katılamıyoruz.
Bu davanın amacı, “icra mahkemesinin itirazın geçici olarak kaldırılması
kararının doğru olup olmadığını” incelemek olmayıp, “takip -ve itiraz- konu-
su alacağın ödeme emrinin tebliği anında mevcut olup olmadığını maddi hukuk
bakımından tesbit etmek” olduğu için,
47
bu davada borçlu davacı, daha önce
itirazın kaldırılması duruşmasında ileri sürüp de icra mahkemesi tarafından haksız bulunan savuları (defileri), itirazın kaldırılması duruşmasında hiç
ileriye sürmemiş olduğu savuları (defileri) ve itirazın kaldırılması duruş
-
masından sonra doğmuş olan diğer bütün savuları (defileri) ileri sürebilir.
48
Federal Mahkeme de aynı görüşe katılmış ve geçici kaldırma kararından
sonra meydana gelen itiraz ve savuların, borçtan kurtulma davasında ileri
sürülebileceğine karar vermiştir.
49
Bu nedenle, borçlu geçici kaldırma kara-
rından sonra devraldığı bir alacağı, borçtan kurtulma davasında alacaklıya
karşı takas defi olarak ileri sürebilir.
V. Borçtan Kurtulma Davasının Sonuçları
A. Hükümden Önceki Sonuçları
a. Süresi içinde, gerekli teminat yatırılarak açılan borçtan kurtulma
davası ile, -daha önce borçlunun icra dairesine süresinde yaptığı itirazla
durmuş olan (İİK m. 66)- icra takibi durmaya devam eder.
b. Takip durmaya devam ettiği için, daha önce -icra mahkemesinin
verdiği itirazın geçici olarak kaldırılması kararından sonra- alacaklı, borç-
lunan mallarına “geçici haciz” (İİK m. 69/I) koydurmuşsa, süresinde açılan
bu dava ile, geçici haczin, kesin hace dönüşmesi -dava sonuna kadar- er-
telenmiş olur.
45
Aynı görüşte; Kuru, B., İcra ve İflas Hukuku, C. 1, s. 438 Kuru, B., a.g.e., El Kitabı, s. 289.
46
Bkz., 11. HD 6.2.1990 T. 635/666; HGK 4.3.1981 T. 11-1466/154.
47
Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 439.
48
Kuru, B., a.g.m., s. 135; Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 439; Ansay, S. Ş., Hukuk İcra ve İflas
Usulleri, 1960, s. 59; Postacıoğlu, İ., a.g.e., s. 225.
49
Bkz., İsv. Fed. Mah. 31.3.1942 (BGE 68 III s. 85 vd.) (Naklen, Kuru, B., a.g.e., C. 1, s.
439, dpn. 53).
Talih UYAR makaleler
334TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
c. Borçlunun daha önce ödemeye mahkum olduğu “para cezası”nın (m.
68a/VI) ve “tazminat”ın (m. 68a/VIII) tahsili, açılan bu davanın sonuna
kadar ertelenir.
İcra takibinin durması (daha doğrusu durmaya devam etmesi için)
mahkemenin ayrıca -olumsuz tesbit davasından (İIK. mad. 72/II, III) farklı
olarak- bu konuda “karar” (ihtiyati tedbir kararı) vermesine gerek yoktur.
Borçtan kurtulma davasının -teminat yatırılarak- açılması ile, icra takibi
kendiliğinden durur (daha doğrusu, durmaya devam eder).
50
Açılan borçtan
kurtulma davasına rağmen, icra dairesinin takibi durdurmaması halinde,
borçlu davacı, şikayet yolu ile icra mahkemesinden “takibin durdurulması”
doğrultusunda karar alabilir.
51
B. Hükümden Sonraki Sonuçları
Borçtan kurtulma davası sonucunda, mahkemenin vereceği karar,
taraflar bakımından maddi anlamda kesin hüküm (HUMK m. 237) teşkil
eder.
Borçtan kurtulma davası sonucunda verilen hükümle, taraflar ara-
sındaki hukuki ilişki, maddi hukuk bakımından da kesin olarak karara
bağlanır. Verilen hüküm taraflar arasında maddi anlamda “kesin hüküm”
(HUMK m. 237) niteliğini taşır. Eğer, borçtan kurtulma davası, borçlunun
(davacının) gerekli güvenceyi göstermemiş olması nedeniyle red edilmişse
(İİK m. 69/II), kesin hüküm sadece yeni bir “borçtan kurtulma” davası için
var olur. Yoksa bu durum, borçlunun “olumsuzi tesbit” ya da “geri alma”
davası açmasına engel olmaz.
52
a. Davayı borçlu (davacı) kazanırsa;
aa. Alacaklının başlattığı icra takibi hükümsüz hale gelir. Eğer daha
önce borçlunun malları üzerine “geçici haciz” konulmuşsa, bu haczin kal-
dırılması gerekir.
bb. Mahkemenin davacı-borçlu lehine, “dava konusu (borçlunun borçlu
olmadığı tesbit edilen) meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere bir tazmi-
nata” hükmetmesi gerekir.
50
Bkz., 12. HD 30.9.2004 T. 16481/20679.
51
Bkz., 12. HD 29.7.1974 T. 7117/7363.
52
Domaniç, H., Kıymetli Evrak Hukuku ve Uygulaması, 1990, s. 983 vd.
makaleler Talih UYAR
335TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bir görüşe göre
53
bu tazminata hükmedilebilmesi için borçlunun “dava
dilekçesinde” buna hükmedilmesini talep etmiş olması gereklidir. Yani, mah-
kemece doğrudan doğruya, istem olmadan bu tazminata hükmedilemez.
Katıldığımız diğer bir görüşe göre
54
ise, Kanun burada -İİK m. 67/II, 72/
V’den farklı olarak- “istem koşulu”na açıkça yer vermemiştir. Bu nedenle,
mahkemece bu tazminata doğrudan doğruya (re’sen) hükmedilir.
Uygulamada, bu konu ile ilgili olarak karşımıza şöyle bir hukuki sorun
çıkmaktadır: Açılan borçtan kurtulma davasının kabulü halinde, “olum-
suz tesbit davaları”nın kabulü halinde olduğu gibi, davacı borçlu lehine
tazminata hükmedebilmek için, “borçluyu borçtan kurtarma davasını açmaya
zorlayan takibin haksız ve kötüniyetle olduğunun anlaşılmış olması” da gerekli
midir? Yani bu davanın hukuki niteliği bir “olumsuz tesbit davası” (İİK m. 72)
olduğu için,
55
davanın davacı lehine sonuçlanması halinde, davacı lehine
tazminata hükmedilebilmesini “takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması”
koşuluna bağlayan İİK m. 72/V hükmü
56
burada da kıyasen uygulanacak
mıdır? Kanımızca İİK m. 69/V’de mutlak olarak “davada haksız çıkan tara
fın tazminat ödemeye mahkum edileceği” belirtilmiş olduğundan, borçtan
kurtulma davasının davacı borçlu lehine sonuçlanması halinde, ayrıca
davalı alacaklı tarafından yapılmış olan icra takibinin “haksız ve kötüniyetle
olduğu”nun kanıtlanmasına gerek yoktur.
cc. Davayı kaybeden davalı-alacaklı, yargılama giderlerini -bu arada;
davacı borçluya nisbi avukatlık ücretini- ödemeye mahkum edilir.
Ancak, hemen belirtelim ki, icra takibinde bulunduğu sırada, ala-
caklının takibi haklı iken, sonradan meydana gelen bir nedenle -örneğin;
borçlunun sonradan alacaklıya karşı devraldığı bir alacağa dayanarak,
takas defini ileri sürmesi nedeniyle- borçlu, borçtan kurtulma davasını
kazanmışsa, bu halde, yargılama masraflarından yine borçlu sorumlu olur.
Bu durumda borçlu ayrıca, %40’tan aşağı olmamak üzere bir tazminata da
mahkum edilir.
57
53
Kuru, B., a.g.m., s. 138; Kuru, B., a.g.e., C. 1, s. 441; Akyazan, S., İcra ve İflas Kanunu’nun
68. maddesi Üzerine Bir İnceleme (Ad. D. 1955/11, s. 1062); Sunar, G., İcra Hukukunda
İcra Tazminatı, s. 80.
54
Postacıoğlu, İ., a.g.e., s. 226; Berkin, N., a.g.e., s. 444; Pekcanıtez, H. - Atalay, O. - Öz-
kan, M. S. - Özekes, M., a.g.e., s.126.
55
Bkz., yukarıda açıklama, I. dpn. 1, 2 civarı.
56
Ayrıntılı bilgi için bkz., Uyar, T., İcra Hukukunda Olumsuz Tesbit ve Geri Alma Davaları,
3. Baskı, C. 1, s. 82 vd.
57
Bkz., İsv. Fed. Mah. 31.3.1942 T. (BGE III, s. 85 vd.) (Naklen; Kuru, B., a.g.e., C. 1, s.
439, dpn. 53)
Talih UYAR makaleler
336TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
dd. Davanın kabulüne ilişkin kararın kesinleşmesi ile, daha önce icra
mahkemesi tarafından borçlu - davacı aleyhine hükmedilen “para cezası”
ve “tazminat” kendiliğinden kalkar (m. 68a/VI, VIII).
b. Davayı alacaklı (davalı) kazanırsa ;
aa. ”İtirazın geçici olarak kaldırılması kararı” kesinleşir. Yani, “itirazın geçici
olarak kaldırılması kararı”, “kesin kaldırma”ya dönüşür ve alacaklı icra takibine
devam edilmesini isteyebilir. Bu kararla, evvelce konulan “geçici haciz”,
“kesin hacze” dönüştüğünden, alacaklı satış isteminde de bulunabilir. Borç-
tan kurtulma davasının reddine ilişkin kararın, davacı-borçlu tarafından
temyiz edilmiş olması, alacaklının haciz istemesini (veya daha önce haciz
yapılmışsa; satış istemesini) önlemez. Ancak, aleyhindeki hükmü temyiz
etmiş olan borçlu, İİK m. 36 uyarınca teminat göstererek, Yargıtay’dan,
“yürütmenin durdurulması” (tehiri icra) kararı alabilir.
58
bb. Mahkemenin davalı-alacaklı lehine, borçlunun borçlu olduğu an-
laşılan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, bir tazminata da
-bir görüşe göre
59
kendiliğinden, bir görüşe göre
60
ise, cevap dilekçesinde
alacaklı tarafından istenmiş olması koşuluyla- hükmetmesi gerekir (Böyle-
ce, borçtan kurtulma davasını kaybeden borçlu, ikinci kez %40 tazminata
mahkum olduğu için, alacaklıya neticede %80 tazminat ödemek zorunda
kalacaktır. Çünkü, daha önce icra mahkemesi de, “itirazın geçici olarak kal-
dırılması kararı” ile birlikte -alacaklının talebi üzerine- alacaklı lehine %40
tazminata hükmetmiştir).
Bu madde gereğince %40’tan az olmamak üzere uygun bir tazminata
hükmedilebilmesi için, “icra takibinin durmuş olması”
61
ve “davanın esasının
incelenmesi” gerekir. “İlk duruşma gününe kadar gösterilmesi gereken güvence
gösterilmediği için” dava reddedilirse, haklılık araştırılmadığı için bu tazmi-
nata hükmedilmez.
62
Aynı şekilde, “dava dilekçesinin iptali, görevsizlik ve yet-
kisizlik nedeniyle davanın reddi” halinde de, bu tazminata hükmedilemez.
63
Borçtan kurtulma davası dolayısı ile, “alacaklıya yapılan geç ödemeden
doğan zarar”, maddede öngörülen tazminatla giderildiğinden, bu süre için
ayrıca “faize” hükmedilmez.
64
58
Bkz., İİD 28.3.1966 T. 3127/3244.
59
Bkz., dpn. 53.
60
Bkz., dpn. 52.
61
Aynı görüşte; Sunar, G., a.g.e., s. 77.
62
Bkz., 11. HD 23.12.1986 T. 6652/7017; 9.6.1981 T. 972/2919; 4. HD 5.6.1970 T. 4248/
4691.
63
Berkin, N., a.g.e., s. 445.
64
Bkz., İİD 28.3.1966 T. 3127/3244.
makaleler Talih UYAR
337TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Uygulamada, bu konu ile ilgili olarak karşımıza şöyle bir hukuki so-
run çıkmaktadır; açılan borçtan kurtulma davasının reddedilmesi halinde,
“olumsuz tesbit davaları”nın reddedilmesi halinde olduğu gibi, davalı ala-
caklı lehine tazminata hükmedebilmek için, “borçlunun ‘takibin durması’
ya da ‘icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi’ konusunda, davaya
bakan mahkemeden ihtiyati tedbir kararı almış olması” gerekli midir? Yani, bu
davanın hukuki niteliği bir “olumsuz tesbit davası” olduğu için,
65
davanın
davalı alacaklı lehine sonuçlanması halinde, davalı lehine tazminata hük-
medilmesini, “ihtiyati tedbir kararı alınarak takibin (ya da icra veznesindeki
paranın ödenmesinin) durdurulmuş olması” koşuluna bağlayan İİK m. 72/IV
hükmü
66
burada da kıyasen uygulanacak mıdır? İlk bakışta; “buna gerek
bulunmadığı, çünkü İİK m. 69/V’de mutlak olarak davadan haksız çıkan tarafın,
bu tazminatı ödemeye mahkum edileceğinin öngörüldüğü” düşünülebilir. Fakat,
borçtan kurtulma davasının en önemli sonucunun “icra takibini durdurmak”
olduğu hatırlanırsa, eğer açılan borçtan kurtulma davasına rağmen, alacaklı
icra takibine devam etmişse -yani borçlu; açtığı borçlan kurtulma davasına rağmen icra takibini devam ettiren icra dairesinin bu işlemini şikayet etme
-
miş ya da yaptığı şikayet (her nasılsa) reddedilmişse- davanın daha sonra davacı borçlu aleyhine sonuçlanması (yani; davanın reddedilmesi halinde)
davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilmemesi gerekir. Çünkü, bu da-
vanın açılmış olması icra takibini durdurmadığı için, alacaklının alacağına kavuşmasını geciktirmemiştir. Bu nedenle, kanımızca, eğer açılan borçtan
kurtulma davasına rağmen, alacaklı takibe devam etmişse, neticede dava
reddedilince, mahkemece davalı alacaklı lehine ayrıca tazminata hükme
-
dilmemesi gerekir. İİK m. 69/V’de bu konuda mutlak bir ifade kullanılmış
olması -yani, “açılan borçtan kurtulma davasının icra takibini durdurmuş olması
halinde, davada haklı çıkan alacaklı lehine tazminata hükmedileceği”nin ayrıca
açıklanmamış olması- bu görüşün kabulüne engel teşkil etmez. Çünkü, yasa
koyucu, “borçtan kurtulma davasına rağmen takibin devam edeceğini” düşünme-
miş, buna ihtimal vermemiştir. Borçtan kurtulma davası açmakta, davacı
borçlunun “ilk” amacı, hakkındaki icra takibini “hemen” durdurmaktır.
Borçtan kurtulma davasını açma imkanı borçluya bu amaçla tanınmıştır.
Eğer davacı borçtan kurtulma davası açmasına rağmen, hakkındaki icra
takibini durduramamışsa, açtığı borçtan kurtulma davasının herhangi bir
“olumsuz tesbit davası”ndan hiçbir farkı kalmaz. Çünkü, borçlu -yedi günlük-
süresi içinde, -%15 oranında- teminat göstererek borçtan kurtulma davası
açınca, mahkemenin ayrıca karar (ihtiyati tedbir kararı) vermesine gerek
kalmadan, icra takibi kendiliğinden durur. Halbuki, “olumsuz tesbit davası”
açan borçlu ancak mahkemeden -”takibin durması” ya da “icra veznesindeki
65
Bkz., yukarıda açıklama, I, dpn. 1, 2..
66
Ayrıntılı bilgi için bkz., Uyar, T., Olumsuz Tesbit ve Geri Alma Davaları, C. 1, s. 74.
Talih UYAR makaleler
338TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
paranın alacaklıya ödenmemesi” konusunda- ihtiyati tedbir kararı alabilirse,
o zaman hakkındaki takibi durdurabilir.
Bu nedenle, açılan “borçtan kurtulma davası”na rağmen, her nasılsa,
alacaklı icra takibine devam etmişse (borçlu, icra takibinin durmasını -
şikayet yoluyla- sağlayamamışsa) davanın alacaklı lehine sonuçlanması
(yani, davanın reddedilmesi) halinde, mahkeme tarafından davalı alacaklı
lehine ayrıca tazminata da hükmedilmemesi gerekir. Bir olayda, 11. Hu -
kuk Dairesi, bu durumda mahkemece
67
verilen tazminat hükmünü önce
68
onamış sonra
69
borçlunun karar düzeltme istemini kabul ederek, hükmü
-kanımızca da isabetli olarak- bozmuştur.
cc. Davayı kaybeden davacı-borçlu, yargılama giderlerini -bu arada,
davalı alacaklıya nisbi avukatlık ücretini- ödemeye mahkum edilir. Ancak,
dava “gerekli teminatın gösterilmemiş olması” nedeniyle red edilmişse, davalı
yararına nisbi değil maktu avukatlık ücretine hükmedilir.
70
dd. Davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesi ile, daha önce icra
mahkemesinde borçlu aleyhine hükmedilmiş olan “para cezası” (m. 68a/V)
ve “tazminat” (m. 68a/VIII) kesinleşir.
Böylece, icra mahkemesinde haksız çıkan ve hakkında “itirazın geçici
olarak kaldırılması kararı” verilen borçlu, açtığı “borçtan kurtulma davası”nı
kaybederse, iki kez “% 40’tan aşağı olmamak üzere” tazminat ödemek zo-
runda kalacaktır.
VI. ”İtirazın geçici olarak kaldırılması kararı”nın bu şekilde, borçluya ta-
nıdığı “borçtan kurtulma davası” açabilme imkanı eleştirilmiş ve doktrinde
71
“itirazın geçici olarak kaldırılması kurumunun ilamsız icra sistemimizin amaçla-
rına aykırı olduğu” ileri sürülerek, kaldırılması önerilmiştir.
Gerçekten, ödeme emrine itirazın geçici olarak kaldırılması ve borçtan
kurtulma davası nedeni ile alacaklının takip konusu yaptığı adi (hususi)
senet altındaki imza, borçlu tarafından inkar edilince, alacaklının, ilam-
sız icra prosedürü içinde çabuk ve basit şekilde alacağına kavuşabilmesi
tamamen borçlunun takdirine bırakılmıştır. Çünkü, borçlu “itirazın geçici
67
Bkz., Adana 3. Asl. Huk. Mah. 18.7.1988 T. 1985-247/833.
68
Bkz., 11. HD 18.1.1989 T. 8148/36.
69
Bkz., 11. HD 21.4.1989 T. 2827/2412.
70
Bkz., 11. HD 22.12.1987 T. 6604/7478.
71
Kuru, B., Ödeme Emrine İtirazın Muvakkaten Kaldırılması Müessesesinin Lüzumsuzluğu
Hakkında Düşünceler (Ad. D. 1969/10, s. 614 vd.; İzmir Bar. D. 1973/43, s. 3 vd.).
makaleler Talih UYAR
339TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
olarak kaldırılması” kararı üzerine süresi içinde “borçtan kurtulma davası”
açarsa, bununla alacaklının alacağına kavuşması uzunca bir süre gecikmiş
olacaktır. Davaların ne kadar uzun sürdüğü anımsanırsa, bunun, ilamsız
icra takibine konu yapılan senet altındaki imzanın borçluya ait olduğu-
nun icra mahkemesinde -hem de HUMK’daki hükümlere göre (İİK m.
68a/IV)- kanıtlanabilmesinin alacaklı için ne kadar sakınca ve gecikme
doğuracağı kolaylıkla anlaşılır. Bu nedenle, ilamsız icra sisteminin çabuk ve
basit bir şekilde işlemesini sağlamak için “itirazın geçici olarak kaldırılması”
kurumunun ve bununla birlikte “borçtan kurtulma davası”nın İcra ve İflas
Kanunu’ndan tamamen çıkarılması gerekir. Borçlunun, adi (hususi) senet
altındaki imzaya itiraz etmiş olması halinde, alacaklı icra mahkemesinden
“itirazın kesin olarak kaldırılmasını” isteyebilmelidir.
72
72
Kuru, B., a.g.m., (Ad. D. S. 617; İzmir Bar. D. S. 8).