Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İKİNCİ BÖLÜM
AVRUPA KONSEYİ’NE ÜYE OLAN ÜLKELERDE
İDARİ UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNDE
YARGILAMA DIŞI USULLER
§ 5. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İdare Hukukunda
Alternatif Uyuşmazlık Çözümüyle İlgili Tavsiye Kararı
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ceza hukukunda ve aile huku-
kunda arabuluculuğu ve ADR’yi tavsiye eden kararlarına ek olarak, Yasal
İş Birliği Hakkında Avrupa Komitesi’nce (European Committee on Legal
Co-operation, CDCJ) 2001 yılında hazırlanan “İdari Merciler ve Özel Kişiler
Arasındaki Davalara Alternatifler Hakkındaki Düzeltilmiş Taslak Tavsiye Kararı”,
1
idari uyuşmazlıkların çözümünde ADR’yi düzenlemekte ve bu konuda
yapılacak yasal düzenlemelere ilişkin hükümler içermektedir. Bu taslak,
5 Eylül 2001’de Bakan vekillerinin 762. toplantısında Bakanlar Komitesi
tarafından kabul edilerek (2001) 9 sayılı tavsiye kararı haline getirilmiştir.
Bu tavsiye kararı şu şekildedir:
2
“1. Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Yasası’nın 15b. maddesi uyarınca,
2. Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha iyi bir bütünlük ortaya
çıkarmak olduğunu dikkate alarak;
İDARÎ UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNDE
YARGILAMA DIŞI USULLER (II)
Dr. Mustafa ÖZBEK
*,**
*
Ankara Barosu avukatlarından.
**
Bu makalenin I. Bölümü, Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 56. sayısında yayımlan-
mıştır.
1
European Committee on Legal Cooperation, 75
th
meeting, Revised Draft Recommendation
Rec (2001) XX on Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Private
Parties and Explanatory Memorandum, Strasbourg 2001, s. 2-3.
2
Council of Europe, Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Pri-
vate Parties, Recommendation Rec (2001) 9 and explanatory memorandum, Council
of Europe 2002, s. 5-6.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
83TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
3. Ekinde, uzlaştırma ve arabuluculuğun kullanımını teşvik edici tedbirleri
gerekli olarak gösteren, adalete ulaşmayı kolaylaştırıcı tedbirler hakkındaki R (81)
7 sayılı tavsiye kararını hatırlayarak;
4. Uygun olan davalarda, ya yargı sisteminin tamamen dışında ya da yargı
sürecinin öncesinde veya devamı esnasında, uyuşmazlıkların dostane çözümünün
kullanılmasını gerekli kılan, mahkemelerdeki aşırı iş yükünün azaltılması ve önlen-
mesiyle ilgili tedbirler hakkındaki R (86) 12 sayılı tavsiye kararını hatırlayarak;
5. Bir taraftan, büyük miktardaki dava sayısının, belirli devletlerde dava
sayısındaki sürekli artışın, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6.1 maddesi an-
lamında mahkemelerin idari davaları makul bir süre içinde görebilme yeteneğine
zarar verebileceğini göz önünde bulundurarak;
6. Diğer taraftan, uygulamada mahkemelerin yargılama usullerinin idari
uyuşmazlıkların çözülmesinde her zaman çok uygun olamayabileceğini dikkate
alarak;
7. İdari uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yolların yaygın bir şekilde
kullanılmasının, bu sorunların giderilmesine imkan tanıyacağını ve idari mercileri
kamuya yakınlaştıracağını göz önünde bulundurarak;
8. İdari uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yolların başlıca faydalarının,
davaya bağlı olarak, daha basit ve daha esnek usuller, daha hızlı ve daha az masraflı
çözümlere izin verme, dostane çözüm, uzman kişiler eliyle uyuşmazlık çözümü,
uyuşmazlıkların hakkaniyet ilkelerine göre, sadece şekli yasa kurallarıyla bağlı
kalmadan ve daha geniş takdir yetkisi kullanılarak çözümü olabileceğini dikkate
alarak;
9. Bu nedenle, uygun olan davalarda, idari uyuşmazlıkların yargı dışı yollarla
çözülmesinin mümkün olması gerektiğini göz önünde bulundurarak;
3
10. Alternatif yolların kullanılmasının, idari mercilerin veya özel kişilerin,
yükümlülüklerinden veya hukuk kurallarının gereklerinden kaçınma vasıtası olarak
kullanılamayacağını dikkate alarak;
11. Bütün davalarda, alternatif yolların yargısal incelemeye izin vereceği,
bunun hem kullanıcıların, hem idarenin haklarını korumada en güçlü garantiyi
sağlayacağını göz önünde bulundurarak;
3
Tavsiye kararının taslak metninde 9. madde şu şekildedir: “Bu nedenle, kullanıcıların
idarî uyuşmazlıkları mahkemelerin dışındaki yollarla çözebilecekleri göz önünde
bulundurularak; Alternatif yolların kullanılmasının kamu düzenini bozmayacağı
düşünülerek”.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
12. Davaya alternatif yolların, eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine ve tarafların
haklarına saygılı olması gerektiğini dikkate alarak,
4
13. Üye ülkelerin hükümetlerine, idari merciler ve özel kişiler arasındaki
uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yolların kullanılmasını, yasalarında ve
uygulamalarında, bu tavsiye kararının ekinde yer alan doğru uygulama ilkeleri
doğrultusunda geliştirmeleri tavsiye edilir”.
5
A. Genel Hükümler
I. Tavsiye Kararının Konusu
Tavsiye kararının ekinde, idare hukukunda ADR’nin uygulanışı hak-
kında bilgi verilmiş ve ADR ile ilgili genel tanımlar yapılmıştır.
Bu tavsiye kararının konusu, idari mercilerle özel kişiler arasındaki
uyuşmazlıkların alternatif yollarla çözülmesidir. Tavsiye kararında ele
alınan ADR yolları özellikle, dahili inceleme uzlaştırma, arabuluculuk,
müzakereye dayalı anlaşma ve tahkimden oluşmaktadır. Buna karşılık,
bu tavsiye kararı diğer tavsiye kararlarının konusunu oluşturan ombuds -
man kurumunu içermemektedir. Tavsiye kararında kullanılan kavramlar,
bu tavsiye kararının amaçları doğrultusunda taslak metinde şu şekilde
tanımlanmıştır:
6
İdari İşlem (Act): Hükümet kararları hariç olmak üzere, idari mer-
ciler tarafından yapılan sözleşmeleri de kapsayacak şekilde, idari merci
tarafından gerçekleştiren ve özel kişileri etkileyici nitelikte olan herhangi
bir işlem.
Dahili İncelemeler (Internal reviews): Yetkili bir merci önündeki
başvurma süreci.
4
Tavsiye kararının taslak metninde 12. madde şu şekildedir: “Davaya alternatif
yolların, taraflar arasında eşitlik ilkesine, tarafların savunma hakkına ve tarafsız-
lık ilkesine saygılı olması gerektiği ve özellikle süreci yürütmekle görevlendirilen
kuruluşun idarenin bir parçası olmaması halinde, onun bağımsızlık ilkesine saygılı
olması gerektiği dikkate alınarak; Davaya alternatif yolların adil bir usul sağlaması
ve yürürlükte olan kanunlara uygunluk (due process) ilkesine saygılı olması gerektiği
dikkate alınarak”.
5
Tavsiye kararının taslak metninde 13. madde şu şekildedir: “31 Mayıs -2 Haziran
1999’da Lizbon’ da Avrupa Konseyi’nin Portekiz Adalet Bakanlığı’nın iş birliğiyle
düzenlediği, idarî merciler ve özel kişiler arasında dava yoluna alternatifler hakkın-
daki çok taraflı konferansın sonuçları hatırlatılarak”.
6
European Committee on Legal Cooperation, s. 4.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
85TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Uzlaştırma (Conciliation): Tarafları, karşılıklı olarak kabul edilebilecek
bir çözüm üzerinde buluşturmayı amaçlayan üçüncü bir kişinin karıştığı
yargı dışı bir usul.
Arabuluculuk (Mediation): Uyuşmazlığa bir çözüm olarak, bağlayıcı
olmayan bir görüş öneren veya tavsiyede bulunan tarafsız bir üçüncü ki-
şinin karıştığı yargı dışı bir usul.
Müzakereye Dayalı Anlaşma (Negotiated Settlement ): Yukarıda
sayılan usullerden herhangi birinin neticesinde veya tarafların karşılıklı
olarak kabul ederek anlaşmak suretiyle aralarındaki uyuşmazlığı bitirdikleri
diğer bir usulün sonucunda yapılan bir anlaşma.
Tahkim (Arbitration ): Özel olarak atanan bir ya da birkaç kişiye, bir
karar vererek uyuşmazlığı çözme sorumluluğunun yüklendiği yargı dışı
usul.
Tavsiye kararı, idari mercilerle özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların
çözümüyle ilgili olsa da, bazı ADR yolları, uyuşmazlık çıkmasını önlemek
için de kullanılabilir. Bu yollar özellikle uzlaştırma, arabuluculuk ve mü-
zakereye dayalı anlaşma olabilir.
II. ADR Usullerinin Uygulanma Alanı
Dava yoluna alternatif olarak kullanılacak usullere ya genel olarak
ya da belirli türdeki uyuşmazlıklarda izin verilir. Özellikle, bireysel idari
işlemlerle, idari sözleşmelerle, idarenin özel hukuk sorumluluğunu do-
ğuran hallerle ve daha genel olarak bir miktar para ödenmesini konu alan
taleplerle ilgi olarak ADR usulleri kullanılmalıdır.
ADR usullerinin uygunluğu mevcut uyuşmazlığın çeşidine göre de-
ğişecektir.
III. ADR Usullerinin Düzenlenişi
ADR usullerinin yasal olarak düzenlenişi, ADR usullerini kurumsal
olarak düzenleyebileceği gibi, ihtilaflı tarafların kararına bağlı olarak ADR
usullerinin uyuşmazlıktan uyuşmazlığa uygulanması esnasına da dayana-
bilir. Ancak her halükarda, ADR hakkındaki düzenlemelerde şu hususlara
dikkat edilmelidir:
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
a. Tarafların ADR usullerinin kullanılma olasılığı ve şekli hakkında
gerekli bilgiyi alması sağlanmalıdır.
b. Uyuşmazlığı ADR usullerini kullanarak çözecek kişilerin (yani
uzlaştırıcıların, arabulucuların ve hakemlerin) tarafsızlığı ve bağımsızlığı
sağlanmalıdır. Uyuşmazlığın konusuyla veya taraflarıyla çatışan menfaat-
lere sahip olan bir kişinin uzlaştırıcı, arabulucu veya hakem olarak görev
yapması kabul edilemez.
c. Özellikle tarafların haklarına ve eşitlik ilkesine riayet eden adil bir
süreç temin edilmelidir. Taraflardan birinin (bu daima idari merci ola-
caktır) uyuşmazlık çözüm sürecinde diğer tarafa karşı kuvvetli ve üstün
bir konumda olmasının önlenerek, taraflar arasında eşitliğin güvenceye
alınması gereklidir.
d. Tarafların savunma hakkı korunmalıdır.
7
e. ADR usullerinin kullanılmasında mümkün olduğu ölçüde şeffaflık
sağlanmalı ve belirli ölçüde takdir hakkı tanınmalıdır.
f. ADR usulleri kullanılarak ulaşılan çözümlerin icra edilebilirliği
sağlanmalıdır.
8
ADR’ye ilişkin düzenlemeler, uyuşmazlığın çözülmesinde gereksiz
gecikmeleri önlemek amacıyla, ADR usulünün sonuçlanması hakkında
makul ve uyulması zorunlu süre sınırları öngörmelidir. Bu düzenleme
süreye ilişkin genel bir kural koymak şeklinde olabileceği gibi, özel bir
zaman sınırı belirlemek şeklinde de olabilir.
Nihayet, ADR hakkındaki düzenlemelerle, ADR usullerinin uygulan-
masının, belirli uyuşmazlıklarda kendiliğinden ya da yetkili merci tarafın-
dan verilen bir kararı müteakiben idari işlemin yürütmesini durduracağı
öngörülmelidir.
B. Mahkemelerle Olan İlişkiler
Dahili inceleme, uzlaştırma, arabuluculuk ve müzakereye dayalı anlaş-
ma gibi bazı ADR usulleri, yargı süreci başlamadan önce kullanılabilir. Bu
usullerin kullanılması, yargı sürecinin başlatılması için bir ön adım olarak
zorunlu kılınabilir. Benzer şekilde, ADR usulleri, yargı sürecinin devamı
esnasında, muhtemelen hakim tarafından yapılan bir tavsiye üzerine de
7
European Committee on Legal Cooperation, s. 5.
8
Council of Europe, s. 7.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
87TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
başlatılabilir. Ancak, tahkimin kullanılması, kural olarak yargı sürecinin
dışında tutulmalıdır.
Bütün idari uyuşmazlıklarda, ADR usullerinin kullanılması, hem
kullanıcıların haklarının hem de idarenin haklarının korunması için tam
güvence teşkil edecek uygun bir yargısal incelemeye tabi olmalıdır. Bu
yargısal inceleme, seçilen ADR usulüne bağlı olacaktır. Ayrıca, davanın
niteliğine bağlı olarak, yapılacak incelemenin çeşidi ve kapsamı uyuşmazlık
çözüm sürecine şamil olacak, özellikle yukarıda sayılan ilkelere (taraflara
bilgi verilmesi, arabulucuların tarafsızlığı ve bağımsızlığı, taraflar arasında
eşitliğin korunması, savunma hakkı ve şeffaflık gibi) ve davanın esasına
riayet edilmesini gözetecektir.
ADR usullerine başvurulması, uyuşmazlıkla ilgili zamanaşımı ve hak
düşümü sürelerinin işlemesine engel olmalıdır.
C. ADR Usulleriyle İlgili Özellikler
I. Dahili İncelemeler
1. Dahili incelemeler, kural olarak her türlü idari işlem hakkında yapı-
labilir. Bu inceleme hem hukuka uygunluk, hem de yerindelik yönünden
olabilir.
2. Dahili incelemeler, bazı uyuşmazlıklarda, yargı sürecinden önce
başvurulması zorunlu bir ön aşama olarak tayin edilebilir.
3. Dahili incelemeler, yetkili idari merciler tarafından yapılmalı ve
karara bağlanmalıdır.
II. Uzlaştırma ve Arabuluculuk
1. Uzlaştırma ve arabuluculuk, ilgili taraflarca, hakim tarafından veya
yasal olarak zorunlu kılınarak işlemeye başlatılabilir.
2. Uzlaştırıcılar ve arabulucular, bir çözüme ulaşmak için taraflarla ayrı
ayrı veya bir arada toplantılar yapmalıdırlar.
3. Uzlaştırıcılar ve arabulucular, yerindelik ve hukuka uygunluk neden-
lerine dayanarak bir idari merciyi, yapmış olduğu idari işlemi kaldırmaya,
geri almaya veya değiştirmeye davet edebilirler.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
III. Müzakereye Dayalı Anlaşma
1. Kanunen aksi öngörülmedikçe, idari merciler, yükümlülüklerini
yerine getirmeyecekleri konusunda bir anlaşmayı kabul edemezler.
2. Kanuna uygun olarak, ADR usulüne katılarak bir çözüme ulaşmayı
amaçlayan kamu görevlileri uzlaşma için yeterli yetkiye sahip kılınmalı-
dırlar.
IV. Tahkim
I. Taraflar, kanunen izin verilen sınırlar içinde, tahkime yönelik hukuk
kurallarını ve yargılama usulünü seçebilirler. Hukuk kurallarına ve taraf-
ların isteklerine göre hakemlerin kararları hak ve nasafete dayanabilir.
II. Hakemler, davanın esası hakkında bir karara varmak amacıyla,
öncelikle idari işlemin hukuka uygunluğunu inceleyebilirler ve bunun
için hakemlerin, hukuka uygunluğa dayanarak bir idari işlemi iptal etme
yetkisine sahip olmaları dahi gerekmez.
9
§ 6. Tavsiye Kararının İncelenmesi
İdare hukuku kamu kurumlarının örgütlenmesiyle ilgili olduğu kadar,
idari mercilerle özel kişiler arasındaki ilişkilerin yönetilmesiyle de ilgilidir.
İdare ile kişiler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için, çeşitli
ülkelerin hukuk sistemlerinde özel yargı mercileri oluşturulmuştur. Gü-
nümüzde idari yargı alanında çeşitli sorunlar görülmektedir. Genel olarak,
mahkemeler taşıyabileceklerinden daha fazla iş yükü altında kalmakta ve
özellikle, idari uyuşmazlıkları çözmekle görevli olan mahkemeler, bu
durumdan olumsuz etkilenmektedirler. Bunun yanı sıra, belirli türdeki
uyuşmazlıkların çözümünde yargısal usuller uygun olmamaktadır. Bu so-
run bütün Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin ortak sorunu haline gelmiştir.
Böylece, idari uyuşmazlıkların daha etkili çözülebilmesi için ADR’ye olan
ihtiyaç açıkça görülmüştür.
ADR, Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerde değişik ölçülerde uy-
gulanmaktadır. ADR’nin en iyi bilinen örnekleri, ceza hukukunda ve aile
hukukunda arabuluculuktur. ADR usulleri idare hukuku alanında ise bu
denli geniş bir uygulama kazanabilmiş değildir.
9
Council of Europe, s. 9.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
89TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İdare ile özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde ADR’nin
gelişmesi çeşitli etkenlere bağlıdır. Öncelikle, bazı ülkeler gerekli verimliliğe
sahip ve idari uyuşmazlıkları çözmekle görevli olan mahkeme teşkilatla-
rını henüz oluşturamamış ve kamu yöntemiyle yargı arasındaki dengenin
yeniden düzenlenmesini sağlayarak, ADR’nin kullanılmasını kolaylaştıra-
cak bir sistem kuramamışlardır. Bunun gibi, bazı ülkelerde mahkemelerin
kaynakları hem nitelik hem de nicelik yönünden yetersizdir. Bu ortamda,
idari uyuşmazlıkların çözümünde alternatif usullere yönelmek, mahkeme-
ler düzelene kadar kullanılacak geçici bir çare olacaktır. Uygun mahkeme-
lerin olmadığı ülkelerde, yargı dışı çözüm yollarına başvurulabilir. Ayrıca,
mahkemelerdeki tıkanıklık da ADR usullerinin kullanılmasını destekleyen
diğer bir etkendir.
ADR’nin gelişmesinde katkısı olan çeşitli yapısal etkenler de bulun-
maktadır. Günümüzde vatandaşlar haklarını ve neler talep edebileceklerini
daha iyi bilmekte, geleneksel yargısal usuller, vatandaşların adalet ihti-
yaçlarını karşılamakta artık yetersiz kalmaktadır. Buna ek olarak, yargısal
usuller aşırı şekilci olup, genel olarak esneklikten yoksun bulunmaktadır.
Yargı sisteminin şekli yapısını yumuşatmak ve bu şekliliğin bünyesinde
barındırdığı tehlikelere karşı güvence oluşturmak amacıyla daha esnek
usullerin arayışına girilmiş; böylece, uyuşmazlıkları hakkaniyete uygun
olarak çözebilen ve sadece katı yasa kurallarıyla bağlı olmayan alternatif
usulleri bulma çabaları destek kazanmıştır.
Yukarıdaki nedenlerle, Avrupa Konseyi çeşitli üye ülkelerde bu alter-
natif usullerin kabul edilmesi ve yayılması için birkaç yıldır çalışmaktadır.
Ancak, Avrupa Konseyi bunu yaparken, İnsan Hakları Avrupa Sözleşme-
si’ne göre vatandaşların ve idarenin haklarının kesin bir güvencesi olan
idari yargının önemini göz ardı etmemektedir.
10
A. ADR’nin Avrupa Konseyindeki Geçmişi
Bakanlar Komitesi’nin bu tavsiye kararı, Yasal İş Birliği Hakkında Av-
rupa Komitesi’nin gözetimi altında, İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu
(Project Group on Administrative Law, CJ-DA) tarafından 1999 yılında
başlatılan çalışmanın sonucudur. Bu Proje Grubu, Avrupa Konseyi üyesi
olan ülkelerde uyuşmazlıkların ADR yollarıyla çözülmesini sağlayabilmek
amacıyla, “İdari merciler ile özel kişiler arasında dava yoluna alternatifler” hak-
kında bir çalışma yapmak için Bakanlar Komitesi’nden görev almıştır.
10
Council of Europe, s. 12.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Bu amaç doğrultusunda Avrupa Konseyi, Portekiz Adalet Bakanlığı’yla
ortak çalışma yaparak, 31 Mayıs-2 Haziran 1999 tarihleri arasında Lizbon’da
“idari merciler ile özel kişiler arasında dava yoluna alternatifler, uzlaştırma, ara-
buluculuk ve tahkim” konulu çok taraflı bir konferans düzenlemiştir. Bu
konferans, İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu’nun aracılığıyla ve de-
mokratik istikrarın geliştirilmesi ve sağlamlaştırılması göz önünde tutularak
hükümetler arası faaliyetlerle gerçekleştirilmiştir. Konferansın bitiminde
katılımcılar, hükümetler arası düzeyde bu konu üzerindeki çalışmaların
devam etmesi yönünde anlaşmışlardır.
11
Lizbon konferansını takiben, İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu,
uluslararası uzmanlardan ve hükümet uzmanlarından oluşan bir çalışma
topluluğunun da yardımıyla, idari merciler ile özel kişiler arasındaki uyuş-
mazlıkların çözümünde alternatif yolların tanıtılması ve uygulanmasında,
üye devletlere rehber teşkil edebilecek ortak ilkeleri tanımlamayı amaçlayan
bir çalışma başlatmıştır. Aynı zamanda sekreterlikten, idari yargı yoluna
alternatiflerin kullanılması konusunda, Avrupa Konseyi’ne üye olan ülke-
lerle gözlemci devletlerden bilgi toplaması istenmiştir. Daha sonra 1999 ve
2000 yılında çalışma topluluğunca üç kez, Proje Grubu’nca iki kez yapılan
toplantılarda Bakanlar Komitesi’nin konuyla ilgili taslak tavsiye kararı
hazırlanmıştır. Ayrıca Proje Grubu, üye devletler ile gözlemci devletler-
de, idari merciler ile özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde
dava yoluna alternatif olarak kullanılan usuller hakkında özet bir rapor
da yazmıştır.
12
B. Tavsiye Kararı Üzerindeki Görüşler
Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararı, idare mahkemelerini de kapsayan
bir sorun olarak, mahkemelerin taşıyabileceklerinden daha fazla iş yüküyle
yüklenmiş olduklarına dikkat çekmiştir. Bakanlar Komitesi, bu durum, ma-
kul bir sürede yargılanma hakkını güvenceye alan, İnsan Hakları Avrupa
Sözleşmesi’nin 6.1. maddesi anlamında davanın taraflarının haklarına zarar
vereceği sonucuna varmıştır.
Tavsiye kararında, bu soruna karşı kullanılabilecek çarelere değinil-
miş ve bu konuda ADR yollarının önemli bir çare olacağı vurgulanmıştır.
İhtilaflı taraflar arasındaki düşmanlığın giderilmesi sayesinde, idare vatan-
11
Council of Europe, Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Pri-
vate Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Multilateral Conference,
Lisbon (Portugal), 31 May-2 June 1999, Germany 2000, s. 6.
12
Council of Europe, s. 13.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
91TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
daşlara daha yakın hale gelecek ve böylece belirli türdeki uyuşmazlıklara
daha uygun çözümler bulunabilecektir.
Tavsiye kararında ADR’nin diğer faydalarına da işaret edilmiştir.
Buna göre, İdari uyuşmazlıkların çözümünde ADR’nin kullanılmasının
sağlayacağı başlıca faydalar, çözüme hızlı bir şekilde ulaşılması, şekliliğin
asgari düzeyde olması, uyuşmazlık çözüm sürecinde tarafların birbirlerine
karşı daha ılımlı ve ihtiyatlı davranması, uyuşmazlık çözüm sürecinin daha
dostane bir ortamda işlemesi, uzman kişilere başvurulması, hakkaniyet
ilkelerine dayalı bir çözüme ulaşılması olasılığının varlığı ve usul ekonomisi
olarak sıralanmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki, ADR’nin bu faydaları,
kullanılan ADR usulüne göre farklı derecelerde gerçekleşebilir. Örneğin;
devlet ile büyük şirketler arasındaki bazı tahkim yargılamaları oldukça
masraflı olabilmektedir.
Yargısal usullerin öne çıkan özelliklerinden birisi, onların resmi ve şekli
yapısıdır. Yargısal usullerin resmiliği yargı yolunun doğasında var olan bir
güvence olmakla beraber, usuli esnekliği engellemektedir. Bu nedenle, mah-
kemeye başvurmak, özellikle başvuru sahibinin idare tarafından yapılan
bir işleme itiraz ettiği idari yargıda, hukuki bir savaşa benzemektedir. Bu
savaş, idare mahkeme önünde davalı konumunda bulunduğunda, idarenin
hem mahkeme hem de vatandaşlar nezdinde haksız ve hatalı olarak gö-
rünmeyi istememesi nedeniyle daha sert bir şekle bürünebilir. İdare hatalı
olduğunu kabul etse bile, tarafların anlaşmaları usuli etkenler (uyulması
gereken süre sınırlamaları, karşı tarafa sunulması gereken yazılı belgeler,
temsil edilme zorunluluğu gibi) ve daha da önemlisi yargı organının bizzat
kendisi yüzünden mümkün olamamaktadır. Yargılama sürecinin herhangi
bir aşamasında tarafların birbirlerine gerekli belgeleri ve dilekçeleri vermesi,
tarafları bir anlaşmaya ikna etmeyi amaçlamamakta, fakat; taraflardan her
birinin, diğer tarafın dava ile ilgili olarak mahkemeye yaptığı beyanları
öğrenmesini sağlamaktadır. Bu da tarafları birbirlerine yaklaştırmak yerine
birbirlerinden daha da uzaklaştırmaktır.
Dava süreci, uyuşmazlığı çözen bir mahkeme hükmüyle sona ermekte
ve bu durum, verilen hükmün zorlayıcı etkisiyle kuvvetlendirilmektedir.
Bu, hem hükmün bağlayıcı etkisiyle hem de maddi vakıaları kesin olarak
çözmesiyle sağlanmaktadır. İdare mahkemeleri de davayı çözerken bu şe-
kilde davranmakta, hakkaniyeti veya takdiri kuralları esas almamaktadır.
Buna karşılık, pek çok davada vatandaşların şikayetleri, yargının resmili-
ğine veya katılığına uyum sağlayamamaktadır.
İdari işlemlerin ilgilileri, bir idari işlemin ilkelerine itiraz etmemek-
te; sadece, uygulanmasının somut koşullara daha uyumlu olmasını arzu
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
etmektedirler. İdarenin katı olması yerine uyum sağlamakta daha ılımlı
olması gerekir.
Uyuşmazlıklara çözüm bulmak için yasal usuller yerine daha esnek
usuller kullanılmalıdır. Örneğin uzlaştırma, ilgili tarafları birbirine ya-
kınlaştırabilir veya arabuluculuk bir uzlaşma zemini yaratabilir. Böylece,
bu usullerin sahip olduğu esnek ve ılımlı yapı, yargı yolunun resmiliğini
hafifleterek içinde barındırdığı tehlikeleri ortadan kaldırabilir.
Tahkim, işleyişi itibariyle yargısal bir niteliğe sahip olduğu için resmi-
likten ve çatışma anlayışından uzak kalamaz. Oysa resmilik, uyuşmazlık
çözümünde uygun olamayabilmektedir. Tarafların tahkime başvurma ko-
nusunda anlaşmasıyla, tahkimden kaynaklanan çatışma ve anlaşmazlık bir
ölçüde hafifletebilmekte; tahkim anlaşmasıyla, uyuşmazlığın mahkemede
muhatap olacağı mücadeleci süreç ortadan kaldırılmaktadır.
Tahkim ve diğer ADR usullerinin faydalarından biri de, uyuşmazlığın
çözülmesinde bilirkişilerin yardımını alabilme imkanının bulunmasıdır.
Bilindiği gibi mahkemeler, davalardaki uyuşmazlıklara neden olan vakıa-
ların aydınlatılması için özel ve teknik bilgiye ihtiyaç duyulduğu takdirde,
görüşlerini almak üzere bilirkişinin yardımına başvurabilirler, fakat; bilirki-
şinin görevi, hükmü verecek olan hakime bilgi sunmakla sınırlandırılmış-
tır.
13
Bunun anlamı, uyuşmazlık hakkında uzman olması gerekli olmayan
hakimin, bilirkişinin mütalaası ile hüküm arasında yer alması demektir.
Ancak bu durum, özellikle vergi davalarında olduğu gibi, karmaşık ve tek-
nik uyuşmazlıkların konu olduğu davalarda çeşitli sakıncalar doğurabilir.
ADR usulleri, uyuşmazlığın çözülmesi görevini doğrudan bilirkişiye tevdi
ederek bu sakıncaları giderebilir.
ADR usullerinin çok önemli bir faydası da, uyuşmazlığın hakkaniyet
ve nasafet esaslarına göre çözülebilme imkanının bulunmasıdır. İlk bakışta
bu durumun, idarenin taraf olduğu uyuşmazlıklarda egemen olan kanuna
uygunluk (legality) ilkesiyle bağdaşmasının zor olacağı sanılsa da, bazı
ülkelerdeki tecrübeler, hakkaniyet ilkesinin, idari merciler ile özel kişiler
arasındaki uyuşmazlıklarda da kullanılabileceğini göstermiştir.
Tavsiye kararı hazırlanırken, İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, dar
anlamda veya geniş anlamda anlaşılabilecek olan hakkaniyet (equity) kav-
ramı üzerinde tartışmıştır. Geniş anlamda hakkaniyet ilkesi (the principle
of equity), hukuk kurallarına dayanan adalet yerine somut olayların özel-
13
Bilirkişilik uygulaması hakkında geniş bilgi için bkz. Arslan, Ramazan, “Bilirkişilik
Uygulaması ve Bu Uygulamaya Yargıtayın Etkisi” (Yargıtay Dergisi, 1989/1-4, s.
156-183).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
93TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
liklerine dayanan adalet fikrini ifade eder.
14
Bu durum hakkaniyetin, örf
adet gibi pozitif hukukun bir parçası olmamasının nedenidir. Hakkaniyet,
pozitif hukukun hem üzerinde hem de dışında olan ve bu nedenle de onu
etkileyen tabii hukukun (natural law) temel bir parçasıdır.
15
Dar anlamda
hakkaniyet, yazılı hukuk kurallarının aynen uygulanmasının uygunsuz
sonuçlar doğuracak olması halinde kullanılabilecek bir çareyi gösterir.
16
Ayrıca hakkaniyet, somut bir davada uygulanacak kanun hükümlerinde
boşluk olması halinde, kanun boşluklarının (kural içi boşlukların)
17
doldu-
rulmasında da kullanılır.
18
Roma-Germen hukuk sisteminde hakkaniyet anayasalarda yer alan “ge-
nel hukuk prensipleri” gibi başlıca hukuki kurumların temelini oluşturur ve
özel bir kanun hükmü açıkça öngörmedikçe bu sıfatla uygulanabilir. Ortak
hukuk (Common Law) sisteminde ise hakkaniyet, mahkemeler tarafından
kullanılan, hukukun ayrılmaz bir parçasını ifade eder. Nihayet, adaletin
kamusal niteliği, belirli davalarda adaleti zedeleyebilir. Duruşmaların aleni
yapılması, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinin gerektirdiği
bir ilke olmasına rağmen, ihtilaflı tarafların, özellikle ticari işletmelerin
ihtiyaç duyduğu gizlilik, kamusal bir adalet mekanizmasıyla değil, özel
adalet mekanizması vasıtasıyla karşılanabilir. Bu durum tahkimin başarılı
olmasının nedenlerinden biridir ve tahkimin, gizlilik ilkesinin şeffaflıkla
yumuşatıldığı idare hukuku alanında etkili olmasını haklı çıkarabilir.
Tavsiye kararında, idari uyuşmazlıkların çözümünde ADR usulle-
rinin faydaları sıralandıktan sonra, mahkemelerin kullanılmasının idari
uyuşmazlıkların çözümünde her zaman en uygun yol olmamasına rağ-
men gerekli olduğu vurgulanmıştır. ADR, mahkemelere ikame edilecek
14
Doktrinde adalet ve hakkaniyet kavramları birbirinden ayrılmakta, her iki kavram
arasında belirsiz de olsa fark bulunduğu belirtilmektedir. Adalet, “doğrudan doğruya
kurallara, ilkelere hâkim olması gereken en yüksek temel ve moral düşünce” olarak
nitelendirilirken; hakkaniyet, “somut olayların özelliklerine uyan çözüm biçimlerine
ilişkin en yüksek moral temel” olarak tanımlanmaktadır. Bununla beraber, adalet
ve hakkaniyet birbirlerinden tamamen bağımsız olmayıp, hakkaniyet adalete sıkı
sıkıya bağlıdır. Bu konuda geniş bilgi için bkz., Edis, Seyfullah, Medenî Hukuka Giriş
ve Başlangıç Hükümleri, Ankara 1997, s. 217-218.
15
Hakkaniyet düşüncesi hâkimi, belirli somut bir olayda, tabiî hukuk görüşünün
getirdiği ideal adalet düşüncesine yöneltir (Edis, s. 218).
16
Council of Europe, s. 15.
17
Kural içi (intra legem) boşluklar, kanun koyucun tarafından istenmiş ve bilinçli ola-
rak bırakılmış boşluklardır (Edis, s. 132). Bu tür boşlukları hâkim, takdir yetkisine
dayanarak doldurur (Edis, s. 200).
18
“Yargıç kararını verirken hakkaniyet kurallarıyla çelişmeyen bir çözüm bulmak zo-
rundadır. Bu bakımdan hakkaniyet kuralları, yargıcın takdir yetkisinin kullanılışını
sınırlamaktadır” (Edis, s. 218).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
bir kurum olmamalı; fakat, mahkemeleri tamamlamalıdır. Bu görüş,
doktrinde savunulan görüşlerle uyumludur. Doktrinde ADR usullerinin
dava yolunun yerine geçmeyeceği, bu usullerin dava yoluna ek veya dava
yolunu tamamlayıcı çareler olarak mütalaa edilmesi gerektiği haklı olarak
ileri sürülmektedir. ADR usulleri, mahkemeler tarafından sunulan yargı
hizmetine “alternatif” olan usuller olmayıp, yargı sistemiyle bir rekabet
içinde değillerdir.
19
Aynı şekilde tavsiye kararında, idari mercilerin ADR usullerini kul-
lanırken hukuka uygunluk ilkesine saygılı olmaları gerektiği ve idari
mercilerle vatandaşların, ADR usullerini, yükümlülüklerini yerine getir-
mekten kaçınmalarına yol açacak bir neden olarak görmemeleri gerektiği
belirtilmiştir.
Tavsiye kararında, ADR usullerinin faydalı olabilmesi için üye ül-
kelerin, başvurulan ADR usulünü uygulamakla görevlendirilen merciin
bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak yanında, taraflar arasında eşitlik
ilkesine ve tarafların savunma hakkına saygı duyulması ilkelerine de ria-
yet etmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Bu ilkelere uyulması, vatandaşların
ve idarenin haklarını korumada tam bir güvence teşkil eden mahkemeler
tarafından, ADR sürecinin işleyişinin incelenmesi suretiyle teminat altına
alınmalıdır.
Tavsiye kararının ayrı bir bölümünde üye ülkelere, tavsiye kararının
ekinde yer olan doğru uygulama ilkelerini dikkate alarak, idari merciler
ile özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde ADR usullerinin
kullanılmasını teşvik etmeleri önerilmiştir.
20
C. Tavsiye Kararının Ekinde Yer Alan İlkeler
Tavsiye kararına yapılan bir ekle üye ülkelerin, tavsiye kararına uy-
malarını sağlayacak ilkelere değiştirilmiştir.
19
Street, Laurence, “The language of alternative dispute resolution” (The Arbitration and
Dispute Resolution Law Journal, 1992/September, Vol. 1, s. 144-148); Street, Laurence,
“Mediation and the judicial institution” (The Arbitration and Dispute Resolution Law
Journal, 1997, Vol. 6, s. 88-90).
20
Council of Europe, s. 16.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
95TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
I. Genel Hükümler
1. Tavsiye Kararının Konusu
Tavsiye kararının eki, bu tavsiye kararında sözü edilen, dahili incele-
meler, uzlaştırma, arabuluculuk ve tahkimden müteşekkil ADR usullerinin
sıralamasıyla başlamaktadır. Bu sıralamada belirtilen ADR usulleri sınırlı
sayıda (numerus clauses) olmamakla beraber, İdare Hukuku Hakkında
Proje Grubu, çeşitli hukuk sistemlerinin ve idari geleneklerin ışığında bu
usulleri mümkün olduğu ölçüde ayrıntılı düzenlemeye çalışmıştır.
Proje Grubu, tavsiye kararının konusunu tanımlamakta önemli bir
sorunla karşılaşmıştır. Zira, bu konudaki kavramlar, üye ülkelerde farklı
şekillerde tanımlanmaktadır. Üstelik, üye ülkelerin iç hukuklarında bu ADR
usullerinin tümü tanımlanmış değildir. Bazı ülkelerde bu terimlerden bazı-
ları (örneğin uzlaştırma ve arabuluculuk) aynı anlamada kullanılmaktadır.
Bu nedenle Proje Grubu başlangıçta, tavsiye kararının konusu ADR’nin
özelliklerine uygun olacak şekilde tanımlamaya gayret etmiştir. Buna göre,
tavsiye kararının amacı dikkate alınarak kararda kullanılan terimler şu
şekilde tanımlanmıştır:
İdari İşlem: Bir idari merci tarafından yapılan sözleşmeleri de kap-
sayacak şekilde, bir idari merci tarafından gerçekleştirirler ve özel kişileri
etkileyici nitelikte olan herhangi bir işlem.
“İşlem” kavramının tanımı, bu kavramın Kıta Avrupası hukukunda
ve Ortak Hukuk ülkelerinde aynı anlamda kullanılmadığını göstermiştir.
Önceleri idari işlemle hükümet kararları da kastedilirken, sonradan bunlar
tanımdan çıkarılmıştır.
Proje Grubu, ADR usullerinin uygulanma alanını mümkün olduğu
kadar geniş tutmak için, bu kelimeyi alabildiğince kapsamlı bir şekilde ta-
nımlamayı amaçlamıştır. Bu nedenle, bu tanımlama sadece bireysel ve genel
alanda yapılan dar anlamdaki (sitrictio sensu) idari işlemleri kapsamaz,
fakat; kamu idaresi tarafından yapılan, kamu yetkisinin uygulanmasını
gerektirmeyen bir işlem veya hareketsizlik olarak anlaşılan herhangi bir
davranışa ilaveten, idari kararlar ve idari mercilerce yapılan sözleşmeleri
de içerir.
Bu noktada genel idari işlemler üzerinde durulmalıdır. Avrupa Birli-
ği’ne üye olan bütün ülkelerin ulusal hukuk sistemlerinde, bu işlemlerden
kaynaklanan davaların ADR usulleriyle çözülmesi imkanı bulunmamakta-
dır. Bununla beraber Proje Grubu, özel durumlardaki genel işlemlerde bile
ADR usullerinin faydalı olabileceğine inanmaktadır. Caddelerde park etme
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
kurallarını düzenleyen polis düzenlemeleri buna örnek olarak gösterilebilir.
Belli bir bölgede ikamet eden kişiler, bu tür bir düzenlemenin kendilerinin
haklarını ve menfaatlerini ihlal ettiğini düşünüyorlarsa ADR usullerinin
kullanılmasıyla uyuşmazlığı mahkemelere nazaran daha hızlı ve daha az
masrafla çözebilmelidirler.
21
Dahili İncelemeler: Yetkili bir merciden resmi bir talepte bulunulması.
Tanımda zikredilen yetkili mercii, ihtilaf konusu olan idari işlemi yapan
mercii olabileceği gibi, idari hiyerarşi içindeki daha üst bir mercii veya bu
amaçla oluşturulmuş özel bir mercii de olabilir.
Uzlaştırma: Tarafları, karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm
şekli üzerinde buluşturmayı amaçlayan üçüncü bir kişinin varlığını ge-
rektiren yargı dışı bir usul.
Davanın mahiyetine bağlı olarak uzlaştırma, taraflar arasında yapılan
bir anlaşmayla veya idari mercii tarafından gerçekleştirilen tek taraflı bir
işlemle (itiraz edilen işlemin geri alınması gibi) sonuçlanabilir.
Arabuluculuk: Uyuşmazlığın çözülmesi amacıyla, bağlayıcı olmayan
bir görüş öneren veya bir tavsiyede bulunan üçüncü kişinin dahil olduğu
yargı dışı bir usul.
Uzlaştırma gibi arabuluculuk da, taraflar arasında yapılan bir anlaş-
mayla veya idari mercii tarafından gerçekleştirilen tek taraflı bir işlemle
sonuçlandırılabilir. Bazı ülkelerde uzlaştırma ve arabuluculuk arasında bir
fark bulunmazken,
22
üye ülkelerin bazılarında bu kavramlar farklı ADR
usullerini ifade etmektedir. Tavsiye kararında bu durum dikkate alınarak
iki kavram farklı şekillerde tanımlanmıştır.
Müzakereye Dayalı Anlaşma: Yukarıda sözü edilen usullerden her-
hangi birinin sonucunda veya tarafların karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle
aralarındaki uyuşmazlığı bitirdikleri herhangi bir usulün sonunda yapılan
bir anlaşma.
21
European Committee on Legal Cooperation s. 12.
22
Doktrinde uzlaştırma ve arabuluculuğun aynı anlamlara sahip olduğunu ileri
süren görüşler bulunmaktadır. Bu görüşlere göre, bu usullerden birinde (genelde
uzlaştırmada) tarafsız üçüncü kişi sadece bir kolaylaştırıcı olarak hareket ederek
çözüm müzakerelerine katılırken; diğer usulde (genelde arabuluculukta) üçüncü
kişi, taraflara çözüm önerilerinde bulunulmasında ve bu önerilerin kabul edilmesi
için tarafların ikna edilmesinde daha aktif bir konumdadır (Bühring-Uhle, Christian,
Arbitration and Mediation in International Business, The Hague 1996, s. 273; Street, s.
145).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
97TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Müzakereye dayalı anlaşma, bu tavsiye kararında sayılan diğer ADR
usullerinden farklı olarak, doğal yapısı itibariyle bir işlemdir. Bununla
birlikte, müzakereye dayalı anlaşma her zaman uzlaştırma, arabuluculuk
veya taraflar arasında gerçekleştirilen diğer bir müzakere çeşidi gibi her-
hangi bir ADR usulünün sonucu olarak ortaya çıkacağından, ADR usulleri
arasında da yer alabilir.
Tahkim: Bir karar vererek mevcut uyuşmazlığı çözme sorumluluğuna
sahip kılınmak suretiyle özel olarak atanan bir veya birkaç kişinin oluştur-
duğu, devlet yargısı dışında kalan yargısal bir usul.
ADR usulleri birbirlerinden çok farklı olsalar da, devlet yargısı dışın-
da kalmaları yönünden ortak bir özelliğe sahiptirler. Diğer taraftan, ADR
usulleri işleyiş şekillerine göre ya yargısal olmayan (non-judicial) -arabulu-
culuk ve uzlaştırma gibi- usuller olabilirler ya da yargısal (judicial) -tahkim
gibi- usuller olabilirler.
23
ADR usullerinin başlıca süjeleri, bir tarafta idari merciler ve diğer
tarafta kişilerdir. Uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk kuralları ülkeden
ülkeye değişebilir. Bazı davalara idare hukuku hükümleri uygulanırken,
diğer davalara özel hukuk hükümleri uygulanabilir.
Tavsiye kararının hazırlık çalışmaları sırasında Proje Grubu ve onun
çalışma bölümü, uyuşmazlıkların kaynağında önlemesi konusunda yoğun
bir çalışma yapmışlardır. Buna göre, uyuşmazlıkları önleyen usullerle uyuş-
mazlıkları çözen usuller arasında bir ayırım yapılmalıdır. Zaman sırala-
ması itibariyle bu usuller idare ile özel kişiler arasındaki ilişkilerde farklı
dönemlerde kullanılırlar. Aşağıdaki şekil bu usuller arasındaki farklılığı
açıkça göstermektedir.
24
23
Council of Europe, s. 18.
24
Council of Europe, s. 20.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İki olasılık
Uyuşmazlıkları Önleyici Usuller Kamu Araştırması, istişare, müzakere, arabulucuk toplantıları vb. Amaç: İdareyi bilgilendirme, idare ile halk arasındaki ayrılıkları giderne
Uyuşmazlıkların önlenmesi (İdari işlemden önceki aşama
İdare tarafından karar alınması (vatandaşların haklarını etkileyebilecek idari işlem)
Uyuşmazlığın başlama olasılığı
1
2
Mahkemelere başvurulması
Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları Dahili incelemeler, uzlaştırma, arabuluculuk, müzakereye dayalı anlaşma, tahkim Amaç: Mahkemeleri aşırı iş yükünden kurtarmak ve belirli türdeki uyuşmazlıkların çözümü için hem daha etkili, hem de daha tatminkar sonuçlar doğuracak usuller sağlamak
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (2001) 9 sayılı Tavsiye Kararı’nın konusu
Uyuşmazlıkları Önleyici Usullerle Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Usulleri Arasındaki A yırım
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
99TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Kamu araştırması, istişare ve müzakere gibi uyuşmazlıkların doğ-
masını önleyici usuller, vatandaşlar ile idari merciler arasındaki görüşme
biçimleri olup, her zaman idari işlemin hazırlık sürecine dahildirler. Proje
Grubu bu usullerden istişare (consultation) ve müzakereye (negotiation)
özel önem vermiştir.
İstişare usulü veya vatandaşın şikayetlerinin görüşülmesi için toplantı
yapılması, hakları idari işlemden etkilenecek olan tarafların görüş ve düşün-
celerinin önceden alınmasını amaçlar. İdari işlemin tarafı olan özel kişiler bu
yolla, idarenin neden söz konusu idari işlemi yapmak istediği konusunda
bilgilendirilir. Bu sayede vatandaşlara görüşlerini bildirme ve muhtemelen
idari işlemin hazırlık sürecinde söz sahibi olma fırsatı sunulur. Bu usul ço-
ğunlukla mali ve toplumsal konularda uygulanır. Şehir planlaması alanında
da istişareye benzer olan kamu araştırması usulü kullanılır.
Müzakere usulü idare ile vatandaşlar tarafından gerçekleştirilen ortak
bir çalışma olup, tarafların birbirlerine yakınlaşması veya zıt menfaatlere
sahip olsalar bile birbirleriyle uyumlu hale gelmelerini sağlayacak bir anlaş-
ma yapılması, için birlikte çaba göstermelerini gerektirir. Böylece müzakere,
idari mercilerle özel kişiler arasındaki çeşitli görüşme şekillerini kapsar
ve müzakerenin asıl amacının uyuşmazlık doğmasını önlemek olmasına
rağmen, bazı durumlarda mevcut uyuşmazlığın çözülmesine yardım eder.
Müzakere usulü özellikle bir uyuşmazlığı önlemek yerine çözmek için kul-
lanıldığında, çoğunlukla bir sözleşme yapılmasıyla sonuçlanır.
Uyuşmazlıkları önleyici nitelikteki bu usuller, vatandaşları idarenin
eylem ve işlemlerine katılmaya özendirdikleri gibi, vatandaşların idarenin
faaliyetleri hakkında daha çok bilgi sahibi olmasını da sağlamaktadırlar.
Bu yolla idare, vatandaşlar açısından hem daha kolay erişilebilir hale gel-
mekte hem de planlanan programlar hakkında halkın düşüncelerini daha
iyi öğrenmektedir. Uyuşmazlıkları önleyici usullerin amacı, idari işlemin
yukarıda açıklanan hazırlık süreci tamamlandığında, idarenin yaptığı iş-
lemden kaynaklanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmektir.
Vatandaşlar ile idari merciler arasında bir müzakere ortamı yaratmayı
amaçlayan bu çabalara rağmen, sonuçta idare tarafından yapılan idari eylem
ve işlemler vatandaşın kişisel haklarını olumsuz biçimde etkileyebilir. Bu
halde vatandaşlar, kullanılması kendi tasarruflarında olan bir takım hukuki
çarelere sahiptirler. Bu çarelerden geleneksel olanı mahkemelere başvurul-
masıdır. İşte bu noktada, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye
kararının da amacı olan dahili incelemeler, arabuluculuk, uzlaştırma, mü-
zakereye dayalı anlaşma ve tahkim gibi ADR usullerinin teşvik edilmesi
devreye girmektedir. Bunlar, mahkemelerce gerçekleştirilen yargılamaya
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
alternatif teşkil edecek usullerdir. Bu usullerden, özellikle mevcut usul
hukuku kurallarının katılığını aşmak için yararlanılacaktır.
Söz konusu tavsiye kararı sadece idari mercilerle özel kişiler arasındaki
uyuşmazlıkların ADR ile çözülmesiyle ilgili olup, ceza hukukunda
25
veya
aile hukukunda
26
arabuluculuk gibi konuları kapsamamaktadır. Bu konular
Bakanlar Komitesi’nce ayrı kararlarla işlenmiştir.
Nihayet, pek çok ülkede idari merciler ile özel kişiler arasındaki uyuş-
mazlıkların çözümünde veya bu uyuşmazlıkların önlenmesinde önemli bir
araç olarak kullanılan ombudsman, bu tavsiye kararının konusuna dahil
değildir.
27,28
2. ADR Usullerinin Uygulanma Alanı
İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu ve onun çalışma bölümü, taslak
tavsiye kararının hazırlık çalışmaları sırasında, ADR’nin idare ile özel kişiler
arasındaki her türlü uyuşmazlığa uygun olup olmadığı ve belirli türdeki
uyuşmazlıkların sadece mahkemelerde görülmesinin gerekli olup olmadığı
üzerinde tartışmıştır.
25
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ceza hukukunda arabuluculukla ilgili tavsiye
kararı için bkz., Committee of Experts on Mediation in Penal Matters, Mediation in
Penal Matters, Recommendation N R (99) 19 adopted by the Committee of Ministers of the
Council of Europe on 15 September 1999 and explanatory memorandum.
26
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin aile hukukunda arabuluculukla ilgili tavsiye
kararı için bkz., Council of Europe, Family Mediation, Recommendation No. R (98) 1,
and explanatory memorandum, Strasbourg 1998.
27
Council of Europe, s. 21.
28
Yasal İş Birliği Hakkında Avrupa Komitesi’nin çalışma bürosu, 2 Nisan 2001’de
yaptığı toplantısında, idare hukuku alanında ombudsmanın önemli bir rol oynaması
sebebiyle, taslak tavsiye kararında ombudsmanın bu işlevinden bahsedilmesi gerek-
tiğini önermiştir. Buna karşılık İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, bu kurumun,
Avrupa Konseyi’nin diğer komitelerinin yetki alanına girdiği için taslak tavsiye
kararının kapsamının dışında tutulmasına karar vermiştir. İnsan Hakları Yönetim
Komitesi (Steering Committe for Human Rights) bu alanda çeşitli anlaşmalar yaparak
Bakanlar Komitesi’nin ombudsman ile ilgili diğer tavsiye kararlarını hazırlamıştır.
Bakanlar Komitesi’nin ombusdman kurumu hakkındaki R (85) 13 sayılı tavsiye
kararının önsözünde, ombudsmanın işlevinin, “kişilerin idarî mercilere karşı daha
iyi korunmasını sağlamak amacıyla, idarî merciler tarafından yapılan hatalı veya
kusurlu işlemlerle ilgili bireysel şikâyetlerin incelenmesi” olduğu ifade edilmiştir. Bu
konuda zikredilmesi gereken diğer tavsiye kararları, üye ülkelerin ombudsmanları
ve onlarla Avrupa Konseyi arasındaki iş birliği hakkındaki R (85) 8 sayılı tavsiye
kararı ile, üye ülkelere, etkili olabilecek ulusal insan hakları kurumları ve özellikle
ombudsman veya onun yerine ikame edilebilecek bir kurum oluşturmalarını öneren
R (97) 14 sayılı tavsiye kararıdır.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
101TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Bu soruya cevap vermek için, kanuna uygunluğuna itiraz edilmiş olan
bir idari işlemi konu alan, herkese karşı ileri sürülebilen (in rem) usullerle,
başvuruda bulunan kişilerin kendileri için özel olarak hukuka aykırılık oluş-
turan ve kişisel hakların ihlal edildiği iddiasına dayanan, belirli bir şahsa
karşı ileri sürülebilen usuller (in personam) birbirinden ayrılmalıdır.
Kişilerin sahip olduğu haklarla, özellikle yapmış oldukları sözleşme-
lerle, hukuki sorumluluklarıyla ve bir miktar tazminat ödenmesini konu
alan talepleriyle ilgili uyuşmazlıklar, ADR için uygun alanlar olarak kabul
edilmektedir. İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, üye ülkelerin farklı
hukuk sistemlerine ve geleneklerine sahip olduğunu dikkate alarak üye
ülkeleri, ADR usullerini genel olarak bütün uyuşmazlıklarda kullanılabilir
şekilde düzenleme veya her bir ADR usulü hakkında özel sınırlamalar ön-
görüp, ADR usullerini sadece belirli türdeki uyuşmazlıklarda geçerli kılma
seçenekleri arasında bir karar vermeleri için serbest bırakmıştır.
Tahkim bu duruma özellikle uygundur ve bu nedenle, sözleşmeler
yapılırken taraflarca sözleşmelere koyulan tahkim şartlarında görüldüğü
üzere, sözleşmeler alanında çok gelişmiştir. İdarenin yaptığı sözleşmeler
çoğunlukla bu gibi tahkim şartlarını içerebilmektedir; fakat, bazı ülkelerin
yasama organları veya mahkemeleri bu uyuşmazlık çözüm yöntemine te-
reddütle yaklaşmaktadırlar.
29
Her şeye rağmen, idari mercilerce yapılan belirli türdeki sözleşmelerde
tahkimin önem kazandığı söylenebilir. Örneğin; devletin ihtiyacı olan mal-
zemelerin alınması için yapılan sözleşmelerde, üzerinde anlaşmaya varılan
fiyatla işin yönetimi için veya alınacak malzeme ve hizmetin koşulları üze-
rinde tayin edilen firmalarla ilgili olarak ve idarenin temel yükümlülüklerini
doğrudan etkilemeyen konularda tahkim sözleşmesi yapılmaktadır. Aynı
şekilde, bir idari merciinin kendisine ait bir kamu hizmetini yürütmesi
Proje Grubu, ombudsmanın genel olarak bir uzlaştırma veya arabuluculuk ku-
rumu olmadığını, fakat; ombudsmanın görevinin vatandaşları korumak ve idarî
mercilerin faaliyetlerini denetlemek olması nedeniyle, ombudsmanın idare ile bireyler
arasındaki uyuşmazlıkların önlenmesinde veya mahkemeye başvurulmasına gerek
kalmadan çözülmesinde bir arabulucu olarak davranabileceğini belirtmiştir. Bu ko-
nudaki açıklamalar için bkz., European Committee on Legal Co-operation/Project
Group on Administrative Law, Draft Recommendation of the Committee of Ministers to
Member States on Alternative Means of Settling Disputes between Administrative Autho-
rities and Private Parties, Think Paper Regarding The Possible Inclusion of Ombudsmen in
the Draft Recommendation, Strasbourg 2001, s. 2-3.
29
Örneğin; Fransız idare hukukunda ADR’ye olan ihtiyaç kabul edilmekle beraber,
tahkimin gelişmesine karşı bir direniş bulunmaktadır (Laidie, Yan, “Kamu Hizmet-
lerindeki İmtiyaz Sözleşmelerinde Tahkim”, Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000,
12-16 Ocak 2000, Ankara 2000, C. 1 s. 482-490, s. 483).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
maksadıyla bir özel hukuk tüzel kişisiyle yaptığı kamu hizmeti imtiyaz
sözleşmelerinde
30
veya kamu kurumlarının yabancı şirketlerle yaptıkları
sözleşmelerde tahkim yolu oldukça sık kullanılmaktadır.
31
Özellikle, sözleş-
menin tarafı olan şirketin yabancı olması halinde tahkim, bu sözleşmeden
kaynaklanan uyuşmazlıkların çözülmesinde, sözleşmenin tarafı olan kamu
kurumun tabiyetinde olduğu ülkenin mahkemelerine başvurulmasından
daha fazla güvence sağlayabilecektir.
Tahkim böylece, sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çö-
zümünde son derece yaygın bir ADR usulü olarak karşımıza çıkarken,
diğer ADR usullerinin uygulanmasını da engellenmez. Uzlaştırma ve ara-
buluculuk, sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde yardımcı
olabilir. Uzlaştırma ve arabuluculuk bazı davalarda tahkimden daha fazla
uygulama kazanabilir ve hatta tahkimin kullanılmasından önce bir çözüme
ulaşılmasını sağlayabilir.
Bununla beraber, sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkları konu
almayan davalarda uzlaştırma ve arabuluculuk tahkimden daha çok uy-
gulama kazanabilir. Bu durum, özellikle mevcut bir zararın tazminiyle
ilgili ufak uyuşmazlıklarda veya diğer hukuka aykırı fiillerden kaynakla-
nan kişisel taleplerde daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır. Zira, bu tür
uyuşmazlıkların çözümünde tahkim çok masraflı ve ağır işleyen bir süreç
olacağından, uzlaştırma ve arabuluculuk daha uygun görülecektir.
Bir idari işlemin hukuka uygunluğunun ihtilaflı olduğu, herkese karşı
ileri sürülebilen (in rem) usuller hususunda mahkemeler söz konusu idari
işlemin iptaline hükmedilebilecek ve mevcut uyuşmazlık hakkında karar
verebilecek öncelikli (a priori) mercilerdir. Bu durumda bile bireysel idari
işlemlerle genel olarak etkili olan idari işlemler arasında ve idari işlemin
geçerliliğine ilişkin olarak yapılan doğrudan itirazlarla dolaylı itirazlar
arasında bir ayırım yapılmalıdır. Genel olarak etkili olan bir idari işleme,
idari işlemin iptali istemini içeren bir taleple doğrudan itiraz edilmesi du-
rumunda veya diğer bir işlemle değiştirilse de bazı olaylarda ADR usul-
lerinin kullanılması mümkün olmayıp, bu konuda sadece mahkemeler
yetkili olmalıdır.
Bunun tam tersine, bireysel bir idari işleme itiraz edilmesi durumunda,
uzlaştırma ve arabuluculuğun, belli bir çözüm şekline uyulmasını zorla-
maması ve sadece bir öneride bulunmak suretiyle tarafların uzlaşmasını
amaçlaması nedeniyle başarılı olarak uygulanması mümkündür. Uzlaştırıcı
30
Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri hakkında bkz., Odyakmaz, Zehra, “İdarenin
Sözleşmeleri” (GÜHFD 1998/1-2, s. 141-196).
31
Bu konuda bilgi için bkz., Tanrıver, s. 1080.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
103TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ve arabulucu, tarafları ikna etmek için ne kadar çok çaba gösterirse göstersin,
bu usuller tek başına son sözü söyleme yetkisine sahip olan idarenin kararını
gereksiz kılmayacak veya idarenin kararı yerine ikame olamayacaktır.
32
Sonuç olarak, bireysel bir idari işleme karşı yapılan itirazın uzlaştırma
veya arabuluculuk usulüne sunulması kabul edilebilir ve belirli hallerde
mahkeme önünde yargılama yapılmasından daha uygun olabilir. İnşaat
ruhsatları buna bir örnek olarak gösterilebilir. Bir inşaat ruhsatı veril-
diğinde komşu arazi sahipleri inşaat projesine veya planlanan binanın
büyüklüğüne itiraz edebilir. Bu kişiler, inşaat ruhsatının iptali amacıyla
idare mahkemesinde dava açarlarsa, bu iznin kanuna aykırı olduğunun
kanıtlanması üzerine tamamen iptal edilmesi gerekir. Buna karşılık, uzlaş-
tırma veya arabuluculuk usulüyle talep sahibi, hem ilgili idari merciiyle
hem de ruhsatı alan kişiyle temas kurabilir ve taraflar arasında yapılacak
olan bir arabuluculuk toplantısı, her iki tarafın da kabul edeceği bir anlaş-
mayla sonuçlanabilir. İnşaat ruhsatı, ruhsatı veren idari merci tarafından,
taraflar arasında yapılan anlaşmaya uygun olarak değiştirilebilir ve bu
sayede taraflar hem dava yoluna gitmekten hem de ruhsatın iptal edilmesi
tehlikesinden kurtulmuş olurlar.
33
ADR usulleri -özellikle uzlaştırma, arabuluculuk ve tahkim-, bir idari
işlemin hukuka aykırılığının dolaylı olarak iddia edildiği durumlarda da
kullanılabilirler.
Bir idari işleme dolaylı olarak itiraz edilmesinin anlamı, idari işlemin
iptali veya değiştirilmesi için değil; fakat, işlemin hukuka aykırı olduğu
gerekçesiyle farklı bir sonuç doğurması için işleme karşı itiraz edilmesi de-
mektir. Bunun en basit örneği, talep sahibine göre hukuka aykırı bir işlemin
sebep olduğu haksızlığın giderilmesi için tazminat talep edilmesidir. Bu
talep, idari işlemin iptal edilmesini amaçlamaz; fakat, sadece idareyi vermiş
olduğu zararı tazmin etmeye zorlayacak bir karar almayı amaçlar. Mağ-
durun tazminat istemeye hakkı olup olmadığını belirlemek için, öncelikle
mağdura zarar veren işlemin hukuka aykırı olup olmadığı araştırılmalıdır.
Ancak, işlemin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesi halinde, işlemin
iptal edilmesi gerekir. Bu nedenledir ki, idari işlemin hukuka aykırılığına
dair yapılan bir itirazın, söz konusu talebin, hakların ihlaliyle ilgili dava
tanımının içinde kalması şartıyla, yalnız uzlaştırma veya arabuluculuk
usulüne değil, fakat; tahkim usulüne de tabi olması mümkündür.
32
Delvolvé, Pierre, “General Report”, (Alternatives to Litigation between Administrative
Authorities and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Ger-
many 2000, s. 13-33), s. 24.
33
Council of Europe, s. 23.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
3. ADR Usullerinin Düzenlenişi
Bu konu, idari mercilerle özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların ADR
usulleriyle çözülmesine ilişkin yapılacak herhangi bir düzenlemede dikkate
alınacak noktaları ve bu düzenlemenin ihtiva edeceği hususları gösterir. Bu
hususlar bir taraftan, tavsiye kararında ortaya koyulan uyulması gerekli
ilkeleri içerir. Bu ilkelerin başlıcaları, taraflar arasında eşitliğin korunma-
sı, savunma hakkına saygı gösterilmesi ve ADR sürecinin yönetiminden
sorumlu olan kurumun bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanmasıdır.
Bu noktada vurgulanması gereken konu, bir uzlaştırıcının, arabulucunun
veya hakemin idari bir kurum tarafından istihdam edilmesi, bu kişilerin
uygulamada bağımsız ve tarafsız hareket etmeleri şartıyla, onların taraflar-
la menfaat çatışmasına sahip olduklarını göstermez. Diğer taraftan, ADR
usulleriyle ilgili düzenlemelerde dikkate alınacak hususlar, üye ülkelerin
özel ihtimam göstermesi gereken konuları kapsamaktadır. Bu konulara,
tarafların (ilgililerin) ADR usullerinin varlığı konusunda bilgilendirilmesi,
ADR usullerinin kullanılmasında şeffaflık ve uzlaştırmada belli ölçüde tak-
dir hakkının bulunması gerekliliği, hukuka uygunluğu şüpheli olan idari
işlemin yürütmesinin durdurulması ve sonuçta ulaşılan çözümün yerine
getirilmesinin temin edilmesi örnek olarak gösterilebilir. Bu konuların ta-
mamı, ADR ile ilgili yapılacak olan bütün düzenlemelerde yer almalıdır.
İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, hazırlık çalışmaları sırasında bir
süre ADR sürecinin gizliliği konusunun üzerinde durmuştur. Yukarı da
belirtildiği gibi
34
gizlilik, ADR’ nin sunduğu faydalar arasında yer alır
35
ve
hatta bazı durumlarda ADR’nin tercih edilme nedenidir.
36
Bununla beraber
34
Bkz., yuk. § 6. B.
35
ADR’nin en önemli faydalarından biri olan gizlilik, bazı gizli bilgi ve belgelerin açığa
çıkmasından kaynaklanabilecek sorunları önler, ticarî işletmeye ait bilgilerin ve ticarî
sırların öğrenilmesine engel olur, uyuşmazlık çözüm müzakereleri esnasında yapılan
ikrarların sonradan yapılacak savunmaları sınırlamasını ve bu ikrar ve beyanların
diğer bir yargılama sürecinde kullanılmasını engeller, tanıklar ve taraflar arasındaki
müzakerelerin mahkeme salonunda yapılan alenî bir yargılamaya oranla daha doğ-
rudan ve dürüstçe olmasını sağlar (Wilkinson, John H., “Advantages and Obstacles to
ADR” (Donovan Leisure, Newton & Irvine ADR Practice Book, New York 1990, s. 11-29,
s. 16). Gizlilik sayesinde taraflar uyuşmazlık hakkında kimin bilgi sahibi olacağını,
uyuşmazlığın nasıl çözüleceğini ve müzakereler sırasında açıklanması zorunlu olan
ticarî sırlara kimin ulaşacağını belirleme imkânını elde ettiklerinden, uyuşmazlık çözüm
süreci üstünde daha çok kontrole sahip olurlar (Bühring-Uhle, s. 272; Brown, Henry
J.-Marriott, Arthur L., ADR Principles and Practice, London 1999, s. 488).
36
ADR usullerinde gizliliğin önemi hakkında bilgi için bkz., Goldberg, Stephen B.-Sander,
Frank E. A.-Rogers, Nancy H., Dispute Resolution, Negotiation, Mediation and Other Processes,
New York 1999, s. 419; Rosenberg, Joshua P., “Keeping the Lid on Conflict, Mediation
Privilege and Conflicts of Laws” (Ohio State Journal on Dispute Resolution, 1994/1, Vol. 10,
s. 157-182); Freedman, Lawrence R.-Prigoff, Michael L., “Confidentiality in Mediation:
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
105TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
gizlilik, taraflara uygun olmayan bazı avantajlar verilmesine yol açabilir.
Bu nedenle gizlilik, özellikle sürecin işleyişinde gerekli olduğu ölçüde sınır-
lanmalı ve idari belgelere hiçbir kısıtlama olmadan ulaşılabilmesi ilkesiyle
uyumlu hale getirilmelidir.
İhtilaflı idari işlemin yürütmesinin durdurulması, buna kimin karar
vereceği meselesi de Proje Grubu tarafından tartışılmıştır. Bu konuda üç
olasılığa değinilmiştir. Bunlar;
a. İdari işlemin yürütmesinin durdurulması kanuni bir düzenlemeyle
kendiliğinden gerçekleşebilir.
b. Mahkemelere, mevcut uyuşmazlığın niteliğine göre, her bir ihtilaflı
idari işlem hakkında ayrı karar vermek üzere, yürütmenin durdurulma-
sına karar verme yetkisi verilebilir. Bakanlar Komitesi, bir mahkemenin
ADR’ye havale edilen uyuşmazlığa doğrudan el atmamış olması halinde
bile, üye ülkelerin yasama organlarının bu olasılığı benimsemesini tavsiye
etmiştir.
37
c. İdari işlemin yürütmesinin durdurulmasına, o işlemi yapan merci
tarafından karar verilebilir. Bu son olasılık, bütün üye ülkelerde bulunma-
maktadır. Zira, bazı ülkelerin mevzuatları idari mercilere sadece, ihtilaflı
işlemin kaldırılması veya geri alınması yetkisini vermiştir.
38
II. Mahkemelerle Olan İlişkiler
ADR usulleriyle yargı süreci arasındaki ilişkinin durumu oldukça
önemli bir konudur.
The Need for Protection” (Ohio State Journal on Dispute Resolution, 1986/1, Vol. 2, s. 37-
45); Gray, Owen V., “Protecting the Confidentiality of Communications in Mediation”
(Osgoode Hall Law Journal, 1998, Vol. 36, s. 667-702); Lee, Jaime Alison-Giester, Carl, “Con-
fidentiality in Mediation” (Harvard Negotiation Law Review, 1998, Vol. 3, s. 285-297).
37
Hukukumuzda, İdarî Usul Yasası Taslağı’na ADR’ye ilişkin hükümlerin alınması
ve bir idarî işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın herhangi bir ADR usulüne havale
edilmesi halinde, mahkemece bu idarî işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar
verilebileceğinin kabul edilmesi durumunda, yürütmenin durdurulması konusunda bir
yenilik gerçekleştirilmiş olacaktır. Zira, İdarî Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. mad-
desine göre, dava açılmadan önce yürütmenin durdurulması istenemez. Yürütmenin
durdurulması için idare mahkemelerinde veya Danıştay’da dava açılması zorunlu
olup, bu cihet yürütmenin durdurulmasının ihtiyati tedbir müessesesinden ayrıldığı
yönlerden birini oluşturur. ADR sürecine havale edilen ihtilaflı bir idarî işlem hakkında
yürütmenin durdurulmasına karar verme imkânının tanınmasıyla, artık dava açmadan
önce de idarî işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilecektir.
38
Council of Europe, s. 25.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ADR usulleri her zaman mahkemelere başvurmadan önce, dava yolun-
dan sakınmak amacıyla kullanılmaktadır. Dahili incelemeler, uzlaştırma,
arabuluculuk ve müzakereye dayalı anlaşma bu amaçla kullanılabilir ve
böylece, mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesine yardımcı olabilirler.
ADR usullerinin kullanılması, yargı sürecinin başlatılabilmesi için tamam-
lanması gereken bir ön aşama olarak düzenlenebilir.
Bununla birlikte, uzlaştırma, arabuluculuk ve müzakereye dayalı anlaş-
ma gibi bazı ADR usullerinin, görülmekte olan bir davada da kullanılması
yararlı olabilir. Zira ADR usulleri, uyuşmazlığın geleneksel dava yolundan
daha hızlı bir şekilde çözülmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle mah-
kemenin kendisi, ADR usullerini yargılama sürecine dahil ederek, ADR
usullerinin kullanılmasını tavsiye edebilir.
Bunun tersine olarak tahkim, mahkemelerle olan ilişkisi yönünden özel
bir konumdadır. Zira, tahkim ve dava yolu karşılıklı olarak birbiriyle çelişen
usuller olup bir arada bulunmazlar. Hem dava yolu hem de tahkim süreci,
uyuşmazlığın esası hakkında bağlayıcı bir karar verecek olan üçüncü bir
kişinin varlığını gerektirir ve bu konuda sadece tek bir hüküm verilebilir.
Taraflar tahkime başvurmayı kararlaştırırlarsa, tahkim sözleşmesi tarafların
aynı uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak dava açmasını önler. Bu niteliği
itibariyle tahkim ve dava yolu aynı anda bir arada bulunamazlar.
ADR usullerinin mahkemelerle olan bu ilişkisine değinilen tavsiye
kararında bundan sonra, mahkemelerin belli ölçüde, uygulanan ADR
usullerinin incelenmesi yetkisine sahip olmaları gerektiği belirtilmiştir.
Zira ADR usulleri, yukarıda da belirtildiği gibi taraflar arasında eşitlik
ilkesine, savunma hakkına ve ADR sürecini yönetmekle görevli kuruluşun
bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunmasına saygı göstermelidirler. Bu
nedenle, kapsamı ne olursa olsun, ADR usullerinin yargısal denetiminde,
en azından bu ilkelere uyulduğu tespit edilmelidir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde belirtildiği gibi, mahkemelere
ulaşma hakkı ve adil yargılanma hakkı demokratik bir toplumun temel
özelliklerindendir. Bu nedenle, hem dava açan kişilerle hem de dava konusu
olan idari işlemlerle ilgili olarak, idari işlemlerin incelenmesi için mahke-
melere başvurma imkanı geniş ölçüde mümkün olmalıdır. İdari işlemler,
toplumun bütün bireylerini her gün etkilemekte ve özellikle, İnsan Hakları
Avrupa Sözleşmesi’nde tanınan bireysel hak ve özgürlüklerle doğrudan
ilişkili olmaktadır.
39
Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararının ekinde, dikkate alınan ADR
usullerine ve ulusal mevzuatlara bağlı olarak, yargısal incelemenin, söz
39
Council of Europe, s. 26.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
107TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
konusu ADR usulünün uygun bir şekilde uygulanmış olduğunun ve ka-
nuni güvencelerin yerine getirilmiş bulunduğunun kontrol edilmesiyle
sınırlı tutulması gerektiği kesin olarak belirtilmiştir. Örneğin; yargı süre-
cine gerçek anlamda bir alternatif olan tahkim konusunda bu şekilde bir
yargısal inceleme yapılabilir veya mahkeme uyuşmazlığın esası hakkında
karar verebilir ve bu nedenle taraflar arasındaki anlaşmanın muhtevasını
inceleyebilir. İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu tarafından hazırlanan
“İdare ve Sen” adlı rehberde, bu durumda yargısal incelemenin en azından
idari işlemin hukuka uygunluğuyla ilgili olması gerektiği, bunun yanında,
incelemenin vakıaları da kapsayabileceği belirtilmiştir. Buna ek olarak, idari
merciler tarafından kullanılan takdir yetkisinin uygulanmasını içeren idari
işlemlerin yargısal denetimi, bu işlemlerin, idari merciler için yapılması
zorunlu olan eylemleri kapsaması halinde kaçınılmaz olarak daha dar ve
sınırlı olacaktır. Böylece bu durum, idari bir merciin, tamamen takdire bağlı
olan bir yetkinin kullanılması için yargısal olarak zorlanamayacağına dair
genel ilkenin kabul edildiğini gösterir. Bununla beraber, takdir yetkisinin
kullanılması üzerinde yargı denetimi yapılması, bir idari merciin takdir
yetkisini kanunun çizdiği sınırlar içinde kalarak ve amacına
40
-kamu yara-
rına- uygun bir şekilde kullanmasını sağlar.
41
ADR usullerinin kullanılması, dava açılması için gerekli olan zamanaşı-
mı sürelerini durdurmalıdır. Bu durum, kişilerin uyuşmazlıklarını çözmek
için dava açma veya ADR usullerini kullanma seçenekleri arasında bir ter-
cih yapmak zorunda kalmalarını önler. Günümüzde Avrupa Birliği üyesi
olan ülkelerin bazılarında bu durum gözlenmektedir. Çünkü; mahkemeye
başvurma süresi çok kısa tutulmuş ve bu yüzden de ADR usullerinin kulla-
nılması olanaksız hale gelmiştir. Proje Grubu, mahkemede dava sürecinin
başlatılması için öngörülen zamanaşımı süresinin, durdurulması konusun-
da üye ülkelerin yasal düzenlemeleriyle en geniş olanakların sağlanması
gerektiğine inanmaktadır.
40
Gözübüyük, A. Şeref - Tan, Turgut, İdare Hukuku, Cilt 2, İdari Yargılama Hukuku, Ankara
1999, s. 513. “İdareye tanınan takdir yetkisi mutlak olmayıp, hukukî esaslar içerisinde
kamu yararı ve kamu görevinin gerekliliği ile sınırlandırılmış bulunmaktadır” (5. D
24.9.1974 5839/6813; Amme İdaresi Dergisi 1975/2, s. 219) “.....idarelere hukuk esasları
içinde tanınan bu yetkinin kullanılması keyfî ve mutlak olmayıp, kamu yararı ve kamu
görevinin gerekleri ile sınırlıdır. Her idarî işlemin bir maksadı vardır ve bu da kamu
yararıdır. Buradaki maksat unsurundan idareden beklenen son amaç ifade edilmek
istenmiştir. Bu nedenle idarî makamlar, kendilerine tanınan yetkileri, yalnız kamu
yararı için kullanabilirler. Bunun dışında kullanma, işlemi maksat yönünden sakatlar”
(5. D. 21.5.1975, 7154/2997; Amme İdaresi Dergisi, 1975/2, s. 217-218).
41
Council of Europe, The Administration and you, Principles of administrative law concerning
the relations between administrative authorities and private persons, A handbook, Germany
1996, s. 38.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Dava açmayla ADR usullerine başvurma arasında seçim yapılması
belli bir dengeye oturtulmalıdır. Bu konuda pozitif hukukta yapılacak dü-
zenlemelerle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ışığında mahkemelere
ulaşılmasını azami ölçüde mümkün kılmak için ADR usullerinin kesin ve
makul süreler içinde sonuçlandırılması öngörülmelidir.
42
III. ADR Usullerinin Kendilerine Has Özellikleri
1. Dahili İncelemeler
Dahili incelemeler, bir idari işlemin düzeltilmesini veya belli bir mik-
tar tazminat ödenmesi için idareye karşı yapılan bir talebin incelenmesini
sağlar. Dahili incelemeler için idari mercilerin bizzat kendilerine başvuruda
bulunulur. Üye ülkelerde kullanılan sistemlere bağlı olarak bu başvuru,
ihtilaflı işlemi yapan merciye veya idari hiyerarşi içinde yer alan daha üst
bir merciye ya da bu amaçla özel olarak oluşturulmuş diğer bir merciye
yapılır.
Dahili incelemeler, idari mercilerin yapmış oldukları işlemleri hukuka
uygunluk ve yerindelik yönünden yeniden inceleyebilmelerini mümkün
kılmayı amaçlar. Dahili incelemeler her türlü idari işlem için kullanılabilmeli
ve bazı idari işlemler hakkında dava açılabilmesi için önceden başvurulması
gereken zorunlu bir ön aşama haline getirilmelidir.
Proje Grubu, dahili incelemelerin başlatılmasının, o işlemle ilgili dava
açmak için öngörülen zamanaşımı süresini durdurması gerektiğini ve söz
konusu işlemin yürütmesinin durdurulması gerektiğini kabul etmiştir.
Dahili incelemeler sonucunda bu incelemeler haklı görülürse, itiraz
edilen idari işlem düzeltilebilir, kaldırılabilir veya talep edilen tazminatın
ödenmesine karar verilebilir.
43
2. Uzlaştırma ve Arabuluculuk
Uzlaştırma ve arabuluculuk doktrinde farklı şekillerde tanımlanabil-
se de, birbirlerine çok yakın usullerdir. Uzlaştırma ve arabuluculuk ılımlı
usuller olup, tarafların güvendikleri üçüncü bir kişinin mevcut uyuşmazlığı
çözmek amacıyla tarafları ikna etmeye çalışmasını gerektirir. Bu usuller,
fiilen bir mahkeme hükmünün verilmesiyle sonuçlanan yargılama usulleri
42
Council of Europe, s. 27.
43
Council of Europe, s. 28.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
109TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
olmadıkları gibi, her zaman için taraflar arasında yapılan bir anlaşmaya
dayanan sözleşmesel usuller de değildirler. Belli bir sözleşme olmadan da
başlatabilen bu usuller sonunda, uyuşmazlığın taraflarını bağlayıcı nite-
likte bir karar verilemez. Uzlaştırma ve arabuluculuk tamamen, taraflara
yükümlülük yüklemeden uyuşmazlığı sona erdirecek bir çözüm bulmayı
amaçlamaktadır.
Bununla beraber, İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu her iki usulü
de birbirinden ayırmıştır. Buna göre uzlaştırma, tarafları bir araya getirme-
yi amaçlayan, onları uzlaşmaya teşvik eden ve onlara, aralarındaki ortak
noktaları görmeleri için rehberlik eden bir usuldür. Arabuluculuk ise, ta-
rafların içinde bulundukları konumlarını esas alarak bir çözüm önerisinde
bulunmak suretiyle uyuşmazlığı bitirmeyi amaçlayan bir arabulucunun
atanmasını öngörür.
Böylece uzlaştırma ve arabuluculuk, arabulucu olarak hareket eden
kuruluşun uyuşmazlığı çözmek için yeni bir girişimde bulunmasına ve
çözüm yolları aramasına izin vererek, taraflar arasında bir yakınlaşmayı ge-
rektirmesi sebebiyle, yapı itibariyle değil, fakat derece itibariyle birbirinden
ayrılmaktadır. Bununla beraber uzlaştırmada, uzlaştırıcının uygun gördüğü
çözümü yazılı hale getirmek suretiyle taraflara herhangi bir belge vermesi
söz konusu değildir. Oysa arabuluculuk, arabulucunun uyuşmazlığın çö-
zümü hakkında taraflara yaptığı tavsiyelerin yazılı olarak bildirilmesiyle
sonuçlanır. Bu nedenle, her iki usul arasındaki farklılık, usullerin işleyişinde
değil sonucunda bulunmaktadır. Her iki ADR usulünün de işleyişi sırasında
uzlaştırıcı ve arabulucu, tarafları bir araya getirerek onların uyuşmazlığa
ilişkin görüşlerini ve bakış açılarını birbirine yaklaştırmaya çalışır. Usulün
kapanışında uzlaştırıcı, taraflar bir anlaşmaya varmışsa sadece bu anlaşma-
yı; taraflar anlaşamamışlarsa, tarafların anlaşmazlık üzerindeki ısrarlarını
tespit edebilir. Arabulucu ise böyle bir tespitle yetinemez ve taraflarca kabul
edilmesi gereken çözüm şeklini belirtir. Bir hakem kararından farklı olarak,
arabulucunun tavsiyesi taraflar üzerinde bağlayıcı etkiye sahip değildir.
Bunun yerine arabulucunun tavsiyesi, yasal bir yetki taşımadan resmi bir
durum oluşturarak, fiilen tarafları bu öneriyi kabul etmeye zorlayıcı bir
etkiye sahiptir.
Uzlaştırma ve arabuluculuğun sonucu tarafların tepkilerine bağlı ola-
caktır. Tarafların iradeleri, bu usuller sonunda ortaya çıkacak olan çözümün
kabul edilip edilmeyeceğini gösterecektir.
Tavsiye kararında, idari yargıda uzlaştırma ve arabuluculuğun uygu-
lanabilirliği açıklanmıştır. Her iki ADR usulü de idarenin takdir yetkisiyle
ilgili bulunan meselelerde etkilidir ve mahkemelerin uğraş alanına giren bir
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
konu olan idari işlemlerin hukuka uygunluğunu karara bağlamayı amaçla-
mazlar. Bununla beraber, arabulucu veya uzlaştırıcının verilmiş olan idari
işlemin hukuka uygunluğunu incelemesi de fazladan talep edilebilir. Uz-
laştırma ve arabuluculuğun kullanılması, takdir yetkisi olmadan hukuk
kurallarının uygulanmasına ilişkin idarenin yükümlülükleriyle ilgili olarak
da mümkün olabilir. Buna örnek olarak, göstericiler tarafından idareye ait
kamu mallarının işgal edilmesi gösterilebilir. Böyle bir olayda uzlaştırma
usulü sayesinde göstericiler, kamu binasını ve eklentilerini terk etmeleri
konusunda ikna edilebilirler. Benzer şekilde, idari mercilerin takdir yetki-
sine sahip olmadan kanunları uygulamak zorunda oldukları diğer bir alan
olan vergi uyuşmazlıklarında da uzlaştırmadan yararlanılabilir.
44
Uzlaştırıcılar ve arabulucular tek bir kişi olarak faaliyet gösterebile-
cekleri gibi birden fazla kişi olarak da -heyet halinde- çalışabilirler; ama
mutlaka tarafsız, bağımsız, işleri üzerinde yoğunlaşan, insan ilişkilerinde
uzman olan ve müzakere hünerlerine hakim olarak ikna yeteneğine sahip
bulunan kişiler olmalıdırlar. Buna ek olarak uzlaştırıcılar ve arabulucular,
idare hukuku ve usul hukukuyla ilgili hukuk kuralları ve müzakere yön-
temleri ve uygulamaları gibi belirli uzmanlıklara da sahip olmalıdırlar. Son
olarak bu kişiler, ADR hakkında uygun bir eğitim görmelidirler.
Tavsiye kararında bundan başka, bir uzlaştırma veya arabuluculuk
sürecinin, genellikle görüldüğü üzere ihtilaflı tarafların talebiyle veya ha-
kim tarafından önerilmesiyle ya da kanunun emriyle başlatılabileceğine
işaret edilmiştir. Uyuşmazlığın havale edildiği merci, fiilen görev yapan
bir uzlaştırıcı veya arabulucu, bir arabulucu kurulu ya da ihtilaflı konuyla
ilgili bir idari merci olabilir.
İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, tavsiye kararının hazırlık çalış-
maları sırasında uzlaştırma ve arabuluculukla aynı anda işleyen dava süreci
arasındaki muhtemel ilişkiyi de dikkate almıştır. Sonuçta, derdest olan bir
dava sırasında mahkemenin isteğiyle bir ADR sürecinin işletilmeye başla-
tılmasının Proje Grubu’nun çalışma konusuna girmediği ve bu konunun
usul kanunu tarafından düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Uzlaştırıcı veya arabulucu, taraflardan uyumazlık hakkında gerekli
bilgileri aldıktan sonra, taraflarla birlikte veya her bir tarafla ayrı ayrı görüş-
meler yapar. Taraflarla yapılan bu toplantılar, tarafların, uzlaştırıcının veya
arabulucunun yönetiminde ılımlı bir ortamda müzakerede bulunmalarını
sağlar. Üstelik, taraflarla ayrı yapılan görüşmelerde verilen bilgilerin gizli
tutulması da mümkün olur.
44
Council of Europe, s. 29.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
111TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Buna göre, bir idari uyuşmazlıkta uzlaştırıcının görevi, taraflar ara-
sındaki görüş ayrılıklarını azaltarak tarafların bir anlaşma yapabilmele-
rine yardımcı olmaktır. Uzlaştırıcı, uyuşmazlığı açık hale getirir, tarafları
anlaşma noktalarını araştırılıp bulmaları için teşvik eder ve taraflar bir
anlaşmaya varamazlarsa onlara önerilerde bulunur. Uzlaştırma usulünün
sonunda uzlaştırıcı tarafından tarafların aralarında yapacakları anlaşmayı
şekillendirmelerine yardımcı olmak maksadıyla bir sözleşme biçiminde
olmak üzere nihai bir rapor düzenlenir.
45
Diğer taraftan, bir arabuluculuk sürecinde arabulucudan uyuşmazlığın
çözümü için çeşitli önerilerde bulunması beklenir. Arabuluculuk normal-
de, arabulucu tarafından taraflara yapılan tavsiyelerle veya uyuşmazlığın
çözülmesi için düşünülmüş makul önerilerle yürütülür. Arabuluculukta
taraflara belli bir çözüm tarzının dikte edilmesi mümkün olmadığı için,
arabuluculuk genellikle bir uzlaşmayla veya anlaşmayla bitirilir.
Tavsiye kararına göre, uzlaştırıcılar veya arabulucular bir idari işlemi
iptal edemezler. Uzlaştırıcılar veya arabulucular bir idari işlemin hukuka
aykırı ya da yerinde olmadığına kanaat getirirlerse, idari mercileri bu işlemi
geri almaları için ikna etmeye çalışmalıdırlar. Hazırlık çalışmaları sırasında
Proje Grubu, başarılı bir uzlaştırma veya arabuluculuk sürecinin ihtilaflı
idari işlemin dayanağı olan sebep üzerinde etkili olabilmesi ve özellikle,
bu yolla ortaya çıkarılan çözümün idarece kabul edilmesinin, bu işlem için
sebep gösterme yükümlülüğünü yerine getirmekte yeterli olup olmayacağı
konusunu görüşmüştür. Sonuçta, Proje Grubu uzlaştırma veya arabulucu-
luk usulünün üçüncü kişiler hakkında bağlayıcı sonuçlar doğurmaması
nedeniyle bu olasılıktan söz etmemeyi tercih etmiştir.
46
3. Müzakereye Dayalı Anlaşma
Bu usul, ihtilaflı tarafların aralarındaki uyuşmazlığı karşılıklı anlaşma-
ya varmak suretiyle, dostane bir şekilde bitirerek bir sözleşme yapmalarını
45
Arabuluculuk süreci sonunda yapılan anlaşmalar, tarafların karşılıklı rızalarına
dayandığından ve bu nedenle de taraflarda, yapılan anlaşmanın adil olduğuna dair
bir inanç mevcut olduğundan, genellikle taraflarca gönüllü olarak yerine getirilirler.
Buna karşılık, arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmalar taraflardan birince ihlâl
edilirse, bu anlaşmaların bağlayıcılığı sorunu ortaya çıkar. Bazı hukuk sistemlerine
göre, mahkeme tarafından onaylanan arabuluculuk anlaşmaları icra edilebilirken,
diğer bazı hukuk sistemlerinde bu durum tartışmalıdır. Doktrinde, bu durumda
taraflardan birinin mevcut arabuluculuk sözleşmesini, genel bir sözleşmenin yerine
getirilmesinde dikkate alınan hukuk kurallarını kullanarak icra ettirebileceği savu -
nulmaktadır (Payne, Cathleen C., “Enforceability of Mediated Agreements”, Ohio
State Journal on Dispute Resolution, 1986, Vol. 1, s. 385-405, s. 388).
46
Council of Europe, s. 30.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ifade eder. Müzakereye Dayalı Anlaşma, her zaman olmamakla birlikte,
çoğunlukla taraflar arasındaki müzakerenin veya bir uzlaştırma ya da
arabuluculuk sürecinin sonucudur ve idari uyuşmazlıkları önleyen ve bu
uyuşmazlıkların çözülmesini sağlayan bir araç olarak kullanılır.
Müzakereye Dayalı Anlaşma’nın temel özelliği, taraflarca yapılan ve
taraflar üzerinde bağlayıcı olan bir sözleşme olmasıdır. Müzakereye Dayalı
Anlaşma, tarafların bir anlaşma yapmasını gerektirdiğinden kapsamı yö-
nünden tahkime benzemekte; fakat bu anlaşma, uyuşmazlık çözüm usulünü
açmayıp sınırlandırdığı ve uyuşmazlığın esası hakkında önem taşıyan fiili
meselelerle ilgili olduğu için tahkimden ayrılmaktadır. Ayrıca Müzakere-
ye Dayalı Anlaşma, kendisini imzalayan tarafları bağlaması sebebiyle de
tahkime benzemektedir.
Müzakereye Dayalı Anlaşma, genellikle uzlaştırma ve arabuluculuk
usullerinin sonucunda görülse de bu usullerin bir parçası değildir. Aslında
bu usuller başarılı dahi olsalar, müzakereye dayalı anlaşmanın yapılması
için mutlaka geçilmesi gereken bir aşama değildirler. Taraflar, önceden
bir uzlaştırma veya arabuluculuk sürecine katılmadan da anlaşmaya va-
rabilirler.
İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, müzakereye dayalı anlaşmanın
idari uyuşmazlıkların çözümünde yararlı bir ADR usulü olduğunu kabul
etmiş ve bu usulün Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerde gerektiği ölçüde
kullanılmadığını belirtmiştir.
Uyuşmazlık konusu olan bir idari işlemde müzakereye dayalı anlaşma
yapılabilmesi için uyulması gereken bazı ilkeler bulunmaktadır. Her şeyden
önce kendilerine uzlaşma yetkisi verilen kamusal merciler, bu amaç için
gerekli olan yetkilerle donatılmalıdırlar. Ancak, bu merciler kendilerine
ait görevleri yerine getirmemelerine yol açacak ve kamu düzenine ilişkin
yükümlülüklerine aykırı olacak bir anlaşma yapamazlar.
Proje Grubu, bir idari merciin borçlu olmadığı bir parayı ödeme konu-
sunda taahhütte bulunamayacağı meselesine, tavsiye kararının ekinde özel
olarak değinilip değinilmemesi gerektiğini ayrıca tartışmıştır. Ortak hukuk
sistemine dahil olan ülkelerde lütuf olarak (ex gratia) ödemede bulunulması
mümkündür. Buna göre ombudsman, kusurlu bir fiil nedeniyle belli bir
miktar ödenmesi gerekli olmasa da, idari merciyi ikna ederek ödeme yapıl-
masını sağlayabilir. Buna karşılık diğer ülkelerde, idari bir merciin belli bir
miktar para ödenmesi için yaptığı anlaşmalar hükümsüzdür ve bu durumda
idari merciin sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle tavsiye
kararında, ülkelerin ulusal mevzuatlarında, idari mercilerin müzakereye
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
113TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
dayalı anlaşma konusundaki yetkileri üzerinde bu gibi bir sınırlandırma
yapılmasına izin verilmiş ve bu konuda bir zorlama yapılmamıştır.
47
4. Tahkim
Tahkim terimi çeşitli anlamlarda kullanılabilmektedir. Bazı resmi me-
tinlerde tahkim, ihtilaflı taraflar arasındaki bir uyuşmazlığı çözmek üzere
idari bir merci tarafından alınan yargı dışı kararı içeren bir usulü ifade et-
mektedir. Ancak bu tanım, verilen karar kesin hüküm (res judicata) etkisine
sahip olmadığı için dar anlamda tahkimi kapsamamaktadır.
Dar anlamda tahkim kavramı tartışılabilir olmakla beraber, İdare Hu-
kuku Hakkında Proje Grubu, tavsiye kararının amaçlarını da göz önünde
tutarak şu tanımı kabul etmiştir: “Tahkim, bir karar vermek suretiyle belli bir
uyuşmazlığı çözmek üzere özel olarak atanan bir veya birkaç kişinin yönetiminde
yürütülen, devlet yargısı dışında işleyen yargısal bir usuldür’’.
Tahkim, herhangi bir uyuşmazlığı çözmek amacıyla sözleşmeye ko-
nulmuş bir tahkim şartıyla kullanılabileceği gibi, sonradan çıkmış bir uyuş-
mazlığı çözmek için özel olarak yapılan bir anlaşmayla da kullanılabilir.
Böylece tahkimin iki temel özelliği karşımıza çıkmaktadır. Bunlar,
tahkimin sözleşmeye dayanması ve işleyiş şekli itibariyle yargısal bir usul
olmasıdır. Tahkim sözleşmeye dayanan bir usuldür; çünkü, tarafların
arasındaki uyuşmazlığı bu yolla çözmelerini öngören hususi bir sözleşme
yapmaları sonucunda veya bir sözleşmenin tatbikinden kaynaklanabilecek
uyuşmazlıkların hakemlere sunulmasını öngören bir sözleşme şartının so-
nucunda ortaya çıkar. Bu noktada, bazı ülkelerin yasal düzenlemelerinin,
belli türdeki uyuşmazlıkların çözümünde tahkimin kullanılmasını zorunlu
kıldığını belirtmek gerekir.
Tahkim yargısal bir usuldür, çünkü; hakemler, hakim olmasalar bile
genel olarak yargısal ilkeleri uygularlar ve kesin hüküm (res judicata) etki-
siyle uyuşmazlığı gerçek bir yargısal hüküm gibi çözen bir karar (arbitral
award) verirler. Hakemler, hakimler gibi yargılama yetkisine sahip olsalar
da hakimlerden farklı olarak, devlet iktidarını kullanabilme yetkisinden
(imperium) mahrumdurlar, yani verdikleri kararın icrasını kendileri
sağlayamazlar. Hakem kararı kesin hüküm (res judicata) etkisi nedeniyle
taraflar üzerinde bağlayıcı olmakla beraber, tarafların hakem kararına karşı
itirazları, sadece mahkemelerin yetkisine giren bir mahkeme kararı vasıta-
47
Council of Europe, s. 32.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
sıyla etkili olabilir. Ulusal mevzuatlar, bir hakem kararının icra edilebilmesi
için mahkeme bu konuda verilecek ayrı bir karara ihtiyaç olup olmadığını
belirleyeceklerdir.
Tavsiye kararının ekinde bu şekilde, belli bir amaca mahsus olarak
atanmış özel bir hakim gibi görev yapan tarafsız bir üçüncü kişinin mü-
dahalesini içeren tahkim usulünün yargısal karakteri vurgulanmıştır. Bu
yaklaşım hakemlerin, gerçek bir hakim gibi etkili olabilecek bir çözüm
üretmesini sağlamaktadır. Hakemler taraflarca veya bu amaçla özel olarak
yetkilendirilmiş kişiler ya da kurumlarca seçilirler. Hakemlerce sonuçta
verilen karar bir mahkeme hükmüyle aynı etkiye sahiptir. Hakem kararı
taraflar üzerinde bağlayıcıdır ve genellikle hakem kararı üzerinde davanın
esasına yönelik temyiz incelemesi yapılamaz.
Mukayeseli hukukta idare ile özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların
çözümünde tahkim nadiren kullanılır; fakat tahkimin, özel teknik uzman-
larla birlikte hakemlerin seçilebilme imkanının varlığı gibi çeşitli avantajlara
sahip olması, onun kullanılmasını yararlı kılabilir.
Tüm bunlara rağmen, idare hukuku alanında tahkim her zaman uyuş-
mazlıkların çözümünde alternatif bir usul olarak görülmeli ve kesin ve
açık olarak tanımlanmış alanlarda idari yargıya yardımcı bir usul olarak
kullanılmalıdır.
48
Nitekim bu nedenle, tavsiye kararının ekinde, tahkimin
kullanılması sırasında uyulması gereken başlıca ilkeler belirtilmiş, özellikle
bu yöntemin kullanılmasına yasal olarak izin verilmesi gerektiği ve tah-
kimin bir idari işlemin hukuka uygunluğu hakkında karar verme amacını
taşımaması gerektiği açıklanmıştır.
İdari uyuşmazlıkların çözümünde ADR’yi yaygınlaştırmak amacıyla
hazırlanan bu tavsiye kararının ekinde yer alan ilkeler, İdare Hukuku Hak-
kında Proje Grubu’nun ayrıntılı çalışmaları ve Avrupa Konseyi’ne üye olan
çeşitli ülkelerde bu konu hakkındaki durumun özel olarak tahlil edilmesi
sonucunda ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, çeşitli uzmanların raporları,
31 Mayıs-2 Haziran 1999 tarihleri arasında Lizbon’da gerçekleştirilen “İdari
merciler ile özel kişiler arasındaki davalara alternatifler, uzlaştırma, arabuluculuk
ve tahkim” konulu çok taraflı konferansta sunulan ulusal raporlar ve bu
vesileyle elde edilen sonuçlar değerlendirilmiş ve 22 üye ülkeden alınan
anket formları Proje Grubu’nca kaynak olarak kullanılmıştır.
48
Doktrinde, idare hukuku alanında tahkimin daha çok uygulanmasının gerekli olduğu
haklı olarak vurgulanmaktadır (Zabunoğlu, Ombudsman, s. 129).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
115TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
§ 7. Avrupa Konseyi’ne Üye Olan Bazı Ülkelerde İdari Merciler İle
Özel Kişiler Arasındaki Uyuşmazlıklarda Alternatif Uyuşmazlık
Çözüm Usullerinin Durumu Hakkında Özet Rapor
A. Raporun Kapsamı
Avrupa Konseyi’nin İdare Hukuku Hakkında Proje Grubu, 1999 ve
2000 yılında “İdari Merciler ile Özel Kişiler Arasındaki Davalara Alternatifler”
konulu bir çalışma yaparak, üye ülkelerin kurumlarında idari uyuşmaz-
lıkların çözümünde bazı ADR usullerinin kullanılması imkanını araştır-
mıştır. Bu çalışmanın bir parçası olarak da Proje Grubu, Portekiz Adalet
Bakanlığı’yla ortaklaşa olarak yukarıda zikredilen çok taraflı konferansı
gerçekleştirmiştir.
Konferans katılımcıları tarafından kabul edilen sonuçlar, bu konuda
sonradan yapılan bir çalışmaya vücut vermiştir. Proje Grubu’nun 14-17
Eylül 1997 tarihleri arasında gerçekleştirilen 12. toplantısında, Lizbon
Konferansı’nın sonuçları, üye ülkelerde ve Proje Grubu’nun gözlemlediği
ülkelerde, idari mercilerle özel kişiler arasında dava yoluna alternatifler
hakkında yapılan bir anket temel alınarak değerlendirilmiştir.
Böylece hazırlanan rapor Andora, Belçika, Bulgaristan, Hırvatistan,
Çek Cumhuriyeti, Kıbrıs, Estonya, Gürcistan, Yunanistan, İzlanda, Moldo-
va, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Slovakya,
Slovenya, İsveç, İsviçre, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın söz konusu ankete
verdikleri cevaplara ve Lizbon Konferansı’nda, özellikle Finlandiya, Ma-
caristan, İtalya, Litvanya, Malta, İspanya ve eski Yugoslav Makedonya
Cumhuriyeti tarafından sunulan ulusal raporlara dayanmıştır.
Bu çalışmanın konusu sadece, idari mercilerle gerçek ve tüzel kişiler
arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözülmesinde, idari yargının gö-
revine giren davaların alternatifleriyle ilgilidir. Bu çalışma, aile hukuku
ve ceza hukuku arabuluculuğu gibi diğer hukuk dallarındaki yargı dışı
uyuşmazlık çözüm yolarını içermemiştir.
Bu rapor idare hukukunda kullanılacak ADR usullerinden dahili
incelemelerle ilgili konulara kasıtlı olarak çok az yer vermiştir. Çünkü bu
usul, uyuşmazlıkları önleyici veya dava yoluna alternatif bir yöntem ola-
rak bütün ulusal hukuk sistemlerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır. Bu
nedenle daha az bilinen ADR usullerini yaygınlaştırmayı amaçlayan bu
raporda, dahili incelemeler sınırlı olarak incelenmiştir.
49
49
Bu rapor için bkz., http://www.coe.int/T/E/Legal_affairs/Legal_co-operation/
Administrative_law_and_justice/
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Ülkelerden alınan anket formlarından çıkarılan ilk sonuç üye ülke-
lerde ve gözlemlenen ülkelerde idare hukukunda ADR usullerinin çok az
uygulanmakta oluşudur. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Orta ve
Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda günümüzde idari yargı sisteminin olu-
şumu ve geliştirilmesine öncelik verilmektedir. Mahkemenin yetkilerinin
elinden alınmasının mümkün olmadığı Komünist sistemdeki ülkelerde,
idari yargı sistemi temel gelişmeyi oluşturmaktadır. Bunun yanında diğer
ülkelerde de çeşitli nedenlerle ADR geniş ölçüde kullanılmamaktadır. Bu-
nun nedeni, örneğin Finlandiya ve Norveç’te, genel mahkeme sisteminin
tatminkar bir şekilde çalışması ve bu nedenle ADR usullerine az talep
olması, Belçika’da uyuşmazlık çözüm sisteminin tarihsel olarak ihtiyaç-
lara uygun bir şekilde gelişmesi, adil bir yapılanmaya sahip olması ve
ADR usullerinin belirli alanlara hasredilmiş bulunmasıdır. Bu nedenle,
incelenen ülkelerin çoğunda idari yargıya alternatif usuller, özellikle ka-
mulaştırma işlemleri, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri ve genel olarak
idari sözleşmeler gibi özel alanlarla sınırlı olarak kullanılmaktadır. İdare
hukukunda ADR usullerinin genel olarak kullanılmasına ilişkin örnekler
oldukça az görülmektedir. Bu örneklerden en iyisi, yeni bir yargı dışı idari
çözüm sistemi kuran Litvanya’dır.
50
Lizbon konferansı sonunda belirtildiği gibi, ADR usulleri uyuşmaz-
lıkları önleyici bir mekanizma olarak veya uyuşmazlıklar ortaya çıktığın-
da onları çözen bir mekanizma olarak kullanılabilir.
B. İdari Merciler İle Özel Kişiler Arasında Uyuşmazlık Çıkmasını
ve Dava Açılmasını Önlemek İçin Kullanılan Usuller
Lizbon Konferansı’nın sonuçlarına göre, önleyici usuller esas itibariyle
istişareyle (consultation) ilgilidir. Büyük bir olasılıkla kişilerin itirazıyla
karşılaşılacak olan bir karar almadan önce idari merciler, ilgililerle uzlaşma-
larını sağlayacak incelemeler, toplantılar ve uzlaştırma ya da arabuluculuk
oturumları yapmalıdırlar, fakat nihai karar, hukuka uygun olarak idari
merciin yetkisinde kalacaktır.
Uyuşmazlıkları önleyici usuller, idari işlemlerin hazırlanması veya ida-
ri kararların alınması aşamasında kullanılabilirler. Bulgaristan, Romanya,
Rusya Federasyonu, Slovakya ve Türkiye dışındaki pek çok ülkede bu gibi
uyuşmazlık önleyici usullerin bulunduğu raporda belirtilmiştir.
50
Council of Europe, s. 35.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
117TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
I. Toplantılar veya İstişare (Hearings or Consultation)
İdari uyuşmazlıklardan sakınmanın en iyi bilinen yolu, idari işlem veya
eylemle ilgili olan kişilerle bir toplantı yapmak veya diğer bir istişare biçimi
düzenlemektir. Bu usul Andorra, Belçika, Finlandiya, Gürcistan, Moldova,
Norveç, Polonya, İsviçre ve Birleşik Krallık’da bulunmaktadır.
Belçika hukuku istişare yolunu ve beraberinde kamu araştırması yapıl-
masını olanaklı kılmıştır. Buna göre, kamusal merciler bir karar almadan
önce halka, neden bu kararı almak istedikleri açıklar ve onlara, fikirlerini
beyan ederek karar verme sürecine katkıda bulunma imkanını tanırlar.
Kamu araştırması genellikle imar planı, kamu menfaatine ilişkin olarak
çevre hukuku düzenlemeleri ve kamulaştırma işlemlerinde kullanılmakta-
dır. Bazen kamu araştırmasından sonra istişare toplantıları yapılır. Walloon
Bölgesel ve Alansal Planlama ve Kültürel Miras Kanunu’nun 4. maddesi,
bütün kamu araştırmalarında uygulanacak olan genel ilkeleri belirlemiş
ve şu hususlara işaret etmiştir:
• Kamu araştırması en az on beş gün sürmelidir;
• İlgili belgeler herkesin ulaşımına açık olmalıdır;
• Herkes teknik bilgileri araştırabilir;
• Herkes öngörülen süre içinde yazılı görüşlerini sunabilir veya gere-
kirse araştırma sonunda görüşlerini sözlü olarak beyan edebilir;
• Kararlar aleni olarak açıklanmalıdır;
• İlgili merciler, tartışılan konunun ve diğer istişare biçimlerinin ka-
muya yayılması için ilave yollar sağlamalıdır.
İstişare yolları esas olarak ekonomi ve istihdam alanında kullanılmak-
tadır. İstişare, kamu araştırmasından daha iyi kurumsallaşmıştır. Çünkü;
istişare yapan kurum ya özel bir kurumdur ya da tek görevi görüş sunmak
olan bir komisyondur. Parlamento veya hükümet tarafından danışılan pek
çok danışma komitesi bulunmaktadır. Buna örnek olarak, istihdam ve çalış-
ma konusundaki yasal düzenlemelerle ilgili konularda kendisine danışılan
Belçika Ulusal İş Konseyi (Belgian Conseil National du Travail) gösteri-
lebilir. Bu konseyin üyeleri ağırlıklı olarak işçi ve işveren kuruluşlarının
temsilcilerinden seçilir. Konsey tarafından bildirilen görüşler sadece tavsiye
niteliğinde olabileceği gibi, konseyin onayının alınması gereken konularda
hükümet üzerinde bağlayıcı da olabilir. Bu istişare (danışma) usulünün
faydası, idari karar verme sürecinin muhtevası ve yürürlülüğü hakkında
daha etkili olarak idari kararın verilmesini kuvvetlendirmesidir.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Finlandiya’da Ormancılık Kanunu (Forestry Act 1996) gibi bazı özel
kanunlar, idari mercilerin bireylere danışmasını zorunlu tutmaktadır. Ay-
rıca, Arazi Kullanımı ve İnşaat Kanunu’nda (Land Use And Building Act
1999) olduğu gibi bazı kanunlarda, belirli bir konuda bir karara varmadan
önce, farklı mercilerin birbirlerine danışmasını zorunlu hale getiren düzen-
lemeler de bulunmaktadır.
51
Daha genel olarak İdari Usul Yasası ve diğer mevzuat, ilgili idari mer-
cilerin, mevcut meseleler halledilmeden önce, idari bir işlem veya eylemden
etkilenen kişilerin düşüncelerini araştırmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu,
normalde yazılı danışma şeklinde yapılır; ama, uygun olduğu takdirde
taraflar arasında müzakere yapılmasıyla da sonuçlanabilir.
Norveç’te 1967 tarihli Kamu İdaresi Yasası (Public Administration Act)
bireylerin, özellikle kamu yetkisini kullanan bir kurumun mevcut olduğu
hallerde korunmasına ilişkin bir hüküm içermektedir. Bu hüküm, idari bir
işlemle ilgili olan bireyin ya da bireylerin belli bir süre içinde bilgilendi-
rilmesi ve onlarla istişare yapılması yükümlülüğünü getirmektedir. İdari
merciler ayrıca, bireylere bu konuda yol göstermekle ve alacakları kararı
şeffaflık içinde oluşturmakla yükümlüdürler.
Polonya’da 1990 tarihli Yerel Yönetim Yasası (Local Government Act)
toplantılar ve istişareyle ilgili hükümler içermekte ve yerel yönetimlerin,
yerel yönetimi ilgilendiren bütün önemli sorunlar hakkında vatandaşlarla
istişare etmesini zorunlu tutmaktadır.
İsviçre’de federal hukuka göre, kanunlar ve tüzükler kabul edilmeden
önce kural olarak, ilgili çevre ile istişare konusu olmalıdır. Buna ek olarak,
belirli alanlarda ve özellikle bölgesel planlamalarda herhangi bir işlem
onaylanmadan önce federal mevzuat, idari mercilerin geniş bir kamusal
katılımı sağlamasını gerektirmektedir. Son olarak, bireylerle ilgili kararlarda
hukuk kuralları, özel kişileri, kendilerini etkileyecek bir karar alınmadan
önce görüşlerini bildirmeleri konusunda yetkilendirmiştir.
Birleşik Krallık’ta istişare, çok değişik biçimlerde araştırma yoluyla
gerçekleştirilmektedir. Araştırma iki ayrı yolla yapılmaktadır. Bunlar, be-
lirli bir hükümet skandalı veya yolsuzluğu gibi özel konuları esas alan tek
seferlik (ad hoc) araştırmalar ve daha olağan konuları esas alan düzenli
araştırmalardır.
Araştırma geleneksel olarak, hükümetin karar verme sürecinde, ön-
celikle ilgili kitlelerin görüşlerini öğrenmek amacıyla kullanılmıştır. Araş-
51
Council of Europe, s. 37.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
119TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
tırmayı yürüten araştırmacı veya diğer bir kişi, araştırmada elde edilen
sonuçlara dayanarak karar verme sürecinde nihai sorumluluğa sahip olan
hükümet bakanına tavsiyelerde bulunabilir. Araştırmalar, bilgi sağlama
sürecine ve böylece de karar alma sürecine, diğer usullere nazaran daha
geniş ölçüde bir katılım fırsatı sunar.
Bununla beraber son yıllarda, bazı önemli araştırma usullerinin (özel-
likle düzenli araştırmaların) niteliği değişmiştir. Örneğin, imar planı izninin
reddine karşı yapılan başvurularda, bir arazi kullanım planı ruhsatının
yerel planlama mercisi tarafından reddine karşı yapılan başvurularla ilgili
planlama araştırmalarını yürüten araştırmacı, çoğu olayda (yaklaşık % 95)
bu planlama başvurusu hakkında nihai kararı verecek merciidir. Bu özel
yapıda araştırma süreci, sonucuyla ilgili olarak idari mahkemelerin işlev-
lerine daha çok benzemektedir.
Araştırmanın muhtevasında da çok değişik usuller bulunmaktadır.
Örneğin imar planlarında, başvuruların büyük bir kısmı tam bir araş-
tırma ve herhangi bir toplantı yapılmadan, yazılı belgelere dayanılarak
sonuçlandırılmaktadır. Son yıllarda toplantı olarak bilinen daha gayri
resmi sözlü süreçler, tam ölçekli araştırmaya bir alternatif olarak sunul-
maktadır. Uygulamada dar anlamlı araştırmalar, yeni yol projeleri veya
yeni hava alanı terminalleri gibi ihtilafa yol açan önemli projelerle sınırlı
olarak kullanılmaktadır.
II. Müzakere (Negotiation)
Burada kullanılan anlamıyla müzakere usulü, idare ile bireyler arasın-
daki uyuşmazlıkları önlemek için kullanılan uzlaştırma ve arabuluculuğu
da kapsayan çeşitli görüşme ve tartışma biçimlerini ifade etmektedir.
Genellikle üzerinde uzlaşmaya varılan bir çözüm şekliyle sonuçlanan
müzakere usulü Belçika, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Yunanistan, İzlanda,
İtalya, Polonya ve İspanya’da bulunmaktadır.
Örneğin Estonya’da, Planlama ve İnşaat Yasası, imar planı değişiklik-
lerinden hakları zarar gören kişilerin, ilgili mercilerden yeterli bir tazminat
alabileceklerini öngörmüştür. Bu tazminatın miktarı, idare ile birey arasın-
daki müzakere sonucunda belirlenir.
İzlanda’da idari mercilerin bilgilendirme ve araştırma yükümlülüğü
vardır. İzlanda mevzuatı, idarenin bir karar almadan önce bireylere görüş-
lerini açıklama fırsatı vermesini şart koşmaktadır.
52
52
Council of Europe, s. 39.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İtalya’da 1971 tarihli ve 865 sayılı Yasa, kamulaştırma konusunda idari
merciler ile özel kişiler arasında müzakere yapılmasını düzenlemektedir. Bu
yasaya göre, kamulaştırma ihtimali olan malın maliki, ilgili idari merci ile bir
sözleşme yaparak malı rızasıyla karşı tarafa temlik edebilir ve böylece daha
avantajlı bir tazminata hak kazanabilir. Bununla birlikte, malik mülkiyet
hakkını temlik etme konusunda anlaşamazsa, kamulaştırma sürecinin bir
parçası olarak, idare tarafından önerilen miktarı reddedebilir ve müzakere
aşamasına geçilmesini talep edebilir. Bir anlaşmaya varılırsa, bu anlaşma
sözleşme statüsündedir. Polonya’da olduğu gibi, ulusal mevzuatlar genelde
kamulaştırma hakkında müzakere yolunu açık tutmaktadır.
İtalya’nın vergi mevzuatı bu konuda diğer bir örnektir. 1977 tarihli 218
sayılı Yasa’ya göre, vergi mükellefleri ödemeleri gereken tutardan daha az
bir vergi öderlerse, ilgili idari merci mükelleflerle, onların ödemek zorunda
oldukları bakiye miktar konusunda müzakere yapılabilir. Müzakere sonun-
da yapılan anlaşma resmi bir karar olup, mahkemede reddedilemez.
Çek Cumhuriyeti’nin 1967 tarihli İdari Usul Yasası’na göre, idari mer-
ciler vatandaşların yasal düzenlemelere ilişkin bilgi eksikliği yüzünden
yargılamada herhangi bir zarara uğramamaları amacıyla, vatandaşlara
usul hakkında yardımcı olmalı ve tavsiyede bulunmalıdırlar. İdari merci-
ler uyuşmazlığın mahiyeti izin verdiği takdirde her zaman, uyuşmazlığı
uzlaştırma yoluyla çözmeye gayret edeceklerdir. İdari Usul Yasası, yargı-
lamanın tarafları arasında dostane çözüm yolunu öngörmektedir. Yetkili
idari merciler, ihtilaflı durumun imkan tanıması ve yasal düzenlemelerle
veya kamu menfaatiyle çatışmaması halinde, uzlaşma sonucunda varılan
çözümü kabul ederler. Uzlaşmayla ulaşılan çözüm, bu çözümü uygulayacak
merci tarafından onaylanmalıdır. Çek mevzuatında, 1979 tarihli Fiziksel
Planlama ve İnşaat Hukuku Yasası’na göre bir arazinin kamulaştırılması,
ancak kamulaştırılacak mal hakkında anlaşmaya varılmasını amaçlayan
müzakerelerden sonra idari işlemle emredilebilir.
C. İdari Uyuşmazlıkların Çözümünde Alternatif
Uyuşmazlık Çözüm Yolları
Lizbon Konferansı’nın sonunda, idari uyuşmazlıkların yargı dışı çözüm
yolları olarak dahili incelemeler, uzlaştırma ve arabuluculuk sayılmıştır.
Uzlaşmaya dayalı anlaşma ve ombudsman bu listeye eklenebilir. Bu ADR
usulleri her ülkenin hukuk sistemine göre değişebilmektedir. Avrupa ülke-
lerinin tamamı, dahili idari incelemeyi kabul etmiş olsalar da, bu uzlaştırma
ve arabuluculuk usullerinden farklıdır.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
121TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
I. Dahili İdari İncelemeler (Internal Administrative Reviews)
Dahili çözüm yolları Andorra, Belçika, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek
Cumhuriyeti, Finlandiya, Gürcistan, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Mol -
dova, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, İsviçre,
Birleşik Krallık’ta bulunmaktadır.
Genel olarak, ihtilaflı idari eylem ya da işlemi yapan idari merci ta-
rafından yönetilen incelemeler ile, daha üst dereceli bir merciin görevli
olduğu incelemeler arasında ayırım yapılmaktadır. Bulgaristan, Romanya
ve Türkiye
53
gibi bazı ülkelerde idari dava açmadan önce böyle bir dahili
incelemenin yapılması zorunludur. Buna karşılık dahili incelemeler, Fin-
landiya ve İsviçre gibi diğer ülkelerde, yargısal yollar tarafından aşama
aşama uygulanan bir nitelik taşımaktadır.
Finlandiya’da, özellikle vergilendirme, sosyal güvenlik ve belediye
hizmetleri alanında olmak üzere, genel dahili incelemelere paralel düzel-
tici bir sistem uygulamaya konulmuştur. Bu idari bir süreç olup, hatalı
karar vermiş olan merciin hatasını bizzat düzeltmesini veya hiyerarşik
olarak daha üst düzeydeki bir merciin, kendisine yapılan bir başvuru
neticesinde işlemde düzeltme yapmasını içerir.
Rusya Federasyonu’nda her birey, hak ve özgürlüklerini ihlal eden
eylem ve işlemlere karşı doğrudan mahkemeye veya denetleyici bir mer-
ciye, yerel merciye, bakanlığa, ilgili bir kamu kurumuna veya bir devlet
53
İdarî Yargılama Usulü Kanunu’muzda, idarî dava açmadan önce idareye başvurarak,
iptali istenen idarî işlem hakkından dahili inceleme yaptırılması mümkündür. İdarî
Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesine göre, ilgililer tarafından idarî dava
açılmadan önce, idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir
işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,
idarî dava açma süresi içinde istenilebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan
idarî dava açma süresini durdurur. İlgililerin dava açmadan önce idareye itirazda
bulunması zorunlu değildir; ama, itirazda bulunarak anlaşmazlığın uyuşmazlığa
dönüşmesinin önlenmesi mümkündür.
Benzer şekilde, idarî işlem veya eylemlerden dolayı hakları ihlâl edilmiş olanların
tam yargı davası açmadan önce idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini
(yani zararlarının tazmin edilmesini) istemeleri mümkündür. Üstelik, idarî eylemlerden
doğan tam yargı davalarında, kanunun öngördüğü süre içinde idareye başvurarak bir
ön karar alınması zorunludur. Bu başvurunun amacı, idareyle vatandaşın uzlaşmala-
rının sağlanması, idarenin tavrının belirlenmesi, tarafların ödenecek tazminat miktarı
üzerinde anlaşarak aralarındaki anlaşmazlığı uyuşmazlığa dönüştürmeden sona erdir-
meleridir. Ancak, ülkemizde ADR ile ilgili gerekli yasal düzenlemeler, idareyi ADR’ye
teşvik eden ve ADR’nin kullanılmasını kolaylaştıran açık hükümler bulunmadığından
ve bu konuda gerekli eğitim verilmediğinden, uzlaşma olanağı teorik açıdan mümkün
olmakla beraber uygulamada gerçekleşememektedir (Gözübüyük-Tan, s. 615). Dokt-
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
memuruna başvurma hakkına sahiptir. İdari merci, mevcut delilleri de-
ğerlendirmek amacıyla uyuşmazlığı adil, kapsamlı ve tarafsız bir şekilde
inceler. Ortada suç teşkil eden bir eylem varsa, dava mahkemeye havale
edilir.
İsviçre’de, mahkemede dava açmadan önce, idari işlemlerle ilgili
uyuşmazlıkların çözülmesi için devlet dairelerinin müdahalede buluna-
bildiği bir itiraz usulü mevcuttur.
54
II. Uzlaştırma (Conciliation)
Lizbon Konferansı’nın sonuçlarına göre, uzlaştırma, tarafların bir anlaş-
maya varabilmeleri için, onları birbirlerine yaklaştırmak amacıyla müdahale
eden üçüncü kişinin bulunduğu bir usuldür. Arabuluculukta da üçüncü bir
kişinin katılım ve müdahalesi söz konusudur; fakat, arabulucunun işlevi,
taraflara çözüme ilişkin bağlayıcı olmayan görüş ve tavsiyeler verebilmesi
nedeniyle uzlaştırıcıdan biraz farklıdır.
Uzlaştırma ve arabuluculuk, Belçika, Hırvatistan, Estonya, Macaristan,
İtalya, Letonya, Portekiz ve Slovenya’da mevcut olduğu için idare hukuku
alanında bilinmeyen ADR usulleri değildirler.
Belçika’da uzlaştırma genel olarak uygulanan bir usul olmasa da, hukuk
sisteminin bir parçasını oluşturmaktadır. Uzlaştırma, farklı yaklaşımlara
dayanan özel kurallarla yönetilir. Uzlaştırma, idari sözleşmeler alanında
görüldüğü üzere, ihtiyari bir yol olabileceği gibi, bir uyuşmazlığın mah-
kemeye sevk edilmesi için başvurulması zorunlu bir ön koşul da olabilir.
Taraflar arasında uzlaştırma sonunda bir anlaşma yapılırsa, derdest olan
dava ya tamamen ya da tarafların üzerinde uzlaşmaya vardığı hususlarla
sınırlı olarak kısmen bitirilebilir.
rinde bu husus Duran tarafından şu şekilde belirtilmiştir: “.... gerek iptal hükmünden
sonra, gerek idarî eylemden dolayı tazminat talebiyle idareye başvurulması usulü,
Türk hukukunda pratik bir fayda ve olumlu bir sonuç sağlayamaz. Zira, devlet ve
kamu tüzel kişilerini borçlandırmaya yetkili olan makamlar idarî teamül ve tatbi-
katımıza göre, tazminat taleplerini kabulden hazer ve imtina eder; kabule temayül
etseler bile, bütçelerinde bunu karşılayacak tahsisat bulunmadığından, tahakkuk ve
tediye ettiremez. Filhakika, kamu bütçelerinde bu kabil borçlar için sadece ‘mahkeme
masrafları’ ve ‘geçmiş yıllar ilamlı borçları’ bölümleri vardır ki, bu tahsisattan ancak
hükme bağlanmış tazminat alacakları ödenebilir” (Duran, Lütfi, “İdarî İşlemden
Sorumluluk, İptal Davası-Tam Yargı Davası”, İÜHFM 1967/3-4, s. 3-26, s. 24).
54
Council of Europe, s. 41.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
123TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Estonya’da kamulaştırma işlemlerinde, kamulaştırılan malın malikine
ödenecek kamulaştırma bedelinin belirlenmesine olanak tanıyan bir uzlaş-
tırma usulü bulunmaktadır.
Macaristan’da 1957 tarihli Genel İdari Usul Kuralları Hakkında Ka-
nun’un 38. maddesi, bir hukuki ilişkinin mahiyetinin uygun olması ha-
linde, idari mercilerin bir karar almadan önce ilgili taraflarla anlaşmaya
çalışmasını düzenlemektedir.
İtalya’da kamu sektöründeki iş uyuşmazlıklarında uzlaştırma usulü
yer almaktadır. İşverenler mahkemeye başvurmadan önce, ilgili ildeki iş
bürosunda uzlaştırma sürecine katılmak zorundadırlar. Her iş bürosunda,
büro yöneticisi, işçi temsilcisi ve kamu kurumu temsilcisinden oluşan bir
uzlaştırma heyeti bulunur. Uzlaştırma süreci, tarafların eşitliği ilkesine
uymak zorundadır. Taraflar anlaşmaya varırsa, anlaşmanın koşullarını
belirleyen bir rapor hazırlanır ve bu rapor icra edilebilir. Taraflar kendi
başlarına anlaşmaya varamazlarsa, uzlaştırma kurulu, arabuluculuğa
benzeyen bir süreç başlatarak bir uzlaşma önerisi hazırlar. Taraflar bu
öneriyi reddederse, bu durum hazırlanacak bir raporda belirlenir ve bu
rapor, sonradan başlatılacak yargı sürecinde dava dosyasına koyulur.
İşçiler, uzlaştırma sürecinden 180 gün içinde sonuç alınamadığı takdirde
mahkemeye müracaat edebilirler.
55
Buna benzer bir sistem, idari sözleşmelerle ilgili olarak Portekiz’de
bulunmaktadır. Bir idari sözleşmenin geçerliliği, yorumu veya uygulanma-
sıyla ilgili olarak herhangi bir uyuşmazlık ortaya çıkarsa, bu uyuşmazlık
mahkeme önüne götürülmeden önce uzlaştırma girişiminde bulunulma-
lıdır. Bu uzlaştırma girişimi, Kamu Hizmetleri ve Ulaştırma Konseyi’nin
başkanının veya diğer bir üyesinin başkanlığında, taraf temsilcilerinden ve
Sosyal Kamu Hizmetleri Bakanlığı’na eklenen bir danışma kurumundan
oluşan bir komisyon önünde gerçekleştirilir.
Son olarak Slovenya’da, idareye karşı dava açmak isteyen özel kişi-
lere, hazine avukatları tarafından yargı dışı bir uyuşmazlık çözüm usulü
önerilmektedir. Dava açmadan önce yapılması gereken bu ADR teklifi 30
gün içinde cevaplandırılmalıdır. Bu ADR süreci hukuk davalarında, ceza
davalarında ve idari davalarda olmak üzere bütün alanlarda uygulanmak-
tadır.
56
55
Ragonesi, Vittorio, “Conciliation in the Context of Disputes between Administrative
Authorities and Private Parties” (Alternatives to Litigation between Administrative Aut-
horities and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Germany
2000, s. 131-134), s. 133.
56
Council of Europe, s. 43.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
III. Arabuluculuk (Mediation)
Arabuluculuk, Belçika, Estonya ve Litvanya’da idari uyuşmazlıkların
çözümünde kullanılmaktadır.
Belçika’da arabuluculuk kurumu, özerk kamu kuruluşları yanında hem
kamu kurumlarında hem de özel kurumlarda bulunmaktadır. Arabulu-
cuların sorumlulukları ve müdahale yetkilerinin kapsamı olaydan olaya
değişmekle beraber, bütün arabulucular bağımsız kişiler olup, devlet ku-
rumlarından ve mahkemelerden farklı yetkilere sahiptirler. Arabulucuların
görevi, sadece taraflar arasında yargı dışı uyuşmazlık çözümü için çaba
göstermek değil; fakat taraflara bilgi sunmak, onlar için araştırma yapmak
ve onlara tavsiyelerde bulunmaktır. Belçika’da birlikte çalışan ve görevleri
ombudsmana benzeyen iki ayrı federal arabulucu bulunur. Bunlar, Fran-
sızca konuşan arabulucu ile Hollandaca konuşan arabulucudur.
57
Estonya’da arabuluculuk kamulaştırma alanında uygulanmaktadır.
Kamulaştırılan taşınmazın bulunduğu ilçenin mülki amiri, en fazla iki
hafta içinde, ödenecek kamulaştırma bedeli üzerinde anlaşılmasını sağla-
mak amacıyla tarafları arabuluculuğa davet edebilir.
Litvanya, idari uyuşmazlıkların yargı dışı çözümünde genel sistem için-
den çok az örnek sunmaktadır. Litvanya’nın yeni kurulan sistemi bazı davalar
dışında şikayetçilere, uyuşmazlıkların çözümünde dava yoluna başvurmakla
ADR’ye başvurmak arasında başlangıçta bir seçme hakkı vermektedir. Bu-
nunla beraber, şikayetçiler ADR’yi tercih etseler de, ADR süreci tamamlan-
dığında idari yargıya başvurma hakkına sahip bulunmaktadırlar.
Litvanya’da belirli alanlarda mevcut olan özel bir sistem ve genel bir
sistem olmak üzere iki tür ADR sistemi bulunmaktadır. Genel sistem üç
aşamalı idari uyuşmazlık komitelerinden oluşur. İlk aşama mahalli düzeyde
olup, yerel komitelerin kurulmaması yüzünden henüz oluşturulamamıştır.
Bununla birlikte, bölgesel ve ulusal komiteler faaliyettedir. Bu komiteler
dört yıllık bir süre için ve beş üyeli olarak hükümetçe kurulmuştur.
Aralarında hiyerarşik bir ilişki olmayan bu komiteler, bireysel idari
karaları ve idari mercilerin belli bir kararı almayı reddetmelerini veya ge-
ciktirmelerini inceleme yetkisine sahiptirler. Bu komitelerin görevi dışında
kalan uyuşmazlıklar kanunla belirlenmiştir.
58
57
Prasman, Hrisanti, “The Situation in Belgian Law” (Alternatives to Litigation between
Administrative Authorities and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration
Proceedings, Germany 2000, s. 107-115), s. 111.
58
Lapinskas, Kęstutis, “Pre-Judicial Settlement of Administrative Disputes in Lithuania”
(Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Private Parties: Conciliation,
Mediation and Arbitration Proceedings, Germany 2000, s. 135-138), s. 137.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
125TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Komiteler ilgili idari merciin idari karaları tamamlamasını veya belir-
li bir süre içinde ihlale son vermesini emredebilirler; ama, uygulamanın
yapılması ilgili merciin iyi niyetine bağlıdır. Komitenin kararı ihtilaflı ise,
uyuşmazlık mahkemeye intikal ettirilir. Bu sistem çok yenidir ve bu nedenle
sistemin olumlu ya da olumsuz yönlerini tam olarak değerlendirmek için
çok erkendir. Ancak bu sistemin faydalarından biri, sadece yedi adet idare
mahkemesi olan bir ülkede bölgesel hizmet sunacak olmasıdır.
Son olarak Romanya’da, idare hukukunda uzlaştırma ve arabuluculuk
henüz kullanılmamasına rağmen, yakında kabul edilecektir. Uyuşmazlık-
ların arabuluculukla çözülmesini öngören bir yasa taslağı hazırlanmıştır.
Bu taslak idari davalar ile hukuk ve ceza davalarını kapsayacak, idari mer-
cilerle özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkların arabuluculukla çözümünde
özel hükümler içerecektir.
IV. Müzakereye Dayalı Anlaşma
Lizbon Konferansı’nın sonuçlarına göre Müzakereye Dayalı Anlaş-
ma, tarafların karşılıklı olarak anlaşarak uyuşmazlığı bitirmek suretiyle
yaptıkları bir sözleşmedir. Bu yapısıyla müzakereye dayalı anlaşma, ge-
nellikle bir uzlaştırma ya da arabuluculuk sürecinin sonucudur ve idari
uyuşmazlıkların çözümü kadar önlenmesine de hizmet eder. Müzakereye
dayalı anlaşmanın bu raporda zikredilmesinin nedeni, Belçika, Portekiz,
İspanya ve İsviçre gibi belirli ülkelerin mevzuatlarının veya içtihat hu-
kukunun (case law) açıkça idari mercileri bu tür anlaşmaları yapmakla
yetkilendirmiş olmasıdır.
Müzakereye Dayalı Anlaşma’nın en açık örneklerinden biri İspanya’nın
1992 tarihli, kamu mercilerini ve idari usulü yöneten yasal düzenlemeler
hakkındaki kanundur. Bu kanun, kamu düzenine aykırı olmaması, üzerin-
de anlaşma yapmaya elverişli olmayan konularla ilgili olmaması ve kamu
yararına uygun olması şartıyla, kamu kurumlarına özel veya kamusal kişi
ya da kurumlarla, resmi veya gayri resmi anlaşmalar ve sözleşmeler yapma
yetkisi vermiştir.
59
V. Ombudsman
Ombudsman, Andorra, Belçika, Gürcistan, Çek Cumhuriyeti, Finlan-
diya, Macaristan, İzlanda, Malta, Moldova, Norveç, Polonya, Portekiz, Ro-
59
Council of Europe, s. 45.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
manya, Slovenya ve Birleşik Krallık gibi pek çok Avrupa ülkesinde değişik
isimler altında bulunan bir kurumdur. Ombudsman genel yapısı itibariyle,
teknik anlamda bir uzlaştırma veya arabuluculuk kurumu değildir. Om-
budsmanın görevi vatandaşların haklarını korumak ve idari mercilerin
işlemlerini denetlemektir. Ombudsman nadiren de olsa, idari mercilerle
bireyler arasındaki uyuşmazlıkların önlenmesinde veya çözülmesinde bir
arabulucu gibi çalışabilir ve dava açılmasını gereksiz hale getirebilir.
Andorra’da “Raonador del Ciutadá” 1998’de kurulmuş olan bir çeşit
arabulucudur. Bu arabulucunun görevi, kamu kurumlarının işlemlerini
denetlemek, genel olarak kamu yararı amacına uygun hizmet edilmesini,
hiyerarşi, verimlilik, şeffaflık, anayasaya ve yasalara tam olarak uygunluk
ilkelerine uyulmasını sağlamaktadır. “Raonador del Ciutadá” tarafından
faaliyetleri sırasında kabul edilen çözümler bağlayıcı değildir.
Belçika’da, yukarıda da ifade edildiği gibi biri Fransızca konuşan, diğeri
Hollandaca konuşan iki federal arabulucu bulunur. Her iki arabulucu da he-
yet halinde çalışır ve Parlamento tarafından yenilenmesi mümkün olan altı
yıllık bir dönem için atanır. Bu arabulucuların üç temel görevi vardır;
60
1. Federal idari mercilerin eylem ve işlemleriyle ilgili talepleri incele-
mek. Bu yapıda federal arabulucular, şikayet olunan merci ile şikayetçiyi uz-
laştırmaya çalıştıklarından dar anlamda arabuluculuk görevi üstlenirler.
2. Parlamentonun talebi üzerine federal idari mercilerin eylem ve
işlemlerini incelemek;
3. Federal idari mercilerin eylem ve işlemleri hakkında tavsiyelerde
bulunarak rapor sunmak.
Şikayetlerin arabuluculara sunulmasında herhangi bir şeklilik veya
ücret bulunmamaktadır. Arabuluculara şikayette bulunulması, idari dava
açmak için geçilmesi zorunlu olan bir ön aşama olmayıp, genel bir seçenek-
tir. Buna karşılık, bir ADR süreci ile bir dava süreci aynı anda başlatılamaz.
22 Mart 1995 tarihli yasanın belirttiği gibi, uyuşmazlık dava sürecine veya
resmi bir idari başvuruya konu olursa, arabulucular şikayetin incelenmesini
ertelemelidirler. Mahkemede açılan dava dosyasının işlemden kaldırılması
veya davanın geri alınması durumunda ya da dava sürecinin sona ermesini
takiben, şikayetin arabulucular tarafından yeniden ele alınması mümkün-
dür. Arabulucular, hak düşürücü bir süre içinde itiraz edilmesi gereken
ve ilgili sürenin sona ermesini müteakiben kesinleşmiş olan idari kararlara
60
Prasman, s. 112.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
127TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ilişkin şikayetleri de inceleyebilir ve mahkeme kararlarının icrasıyla ilgili
bir sorun çıkması durumunda da müdahale edebilirler.
Bir uyuşmazlığın arabuluculuğa havale edilmesi, o uyuşmazlıkla ilgili
olarak idari dava açma veya resmi bir idari başvuruda bulunma süresini
kesmemekte ya da süreyi durdurmamakta; bu nedenle da şikayetçiler dava
yoluyla ADR yolları arasında bir seçim yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Federal arabulucular, arabuluculuğun kullanışlılığını ve yararını azaltan
bu durumdan şikayet etmektedirler.
Çek Cumhuriyeti’nde Parlamento Ombudsmanı’nı kuran yasa 1999 yılı
sonunda kabul edilmiş ve 2000 yılında ilk ombudsman seçilmiştir.
Finlandiya’da benzer yetkilere sahip olan iki kurum bulunmaktadır.
Bunlar, Parlamento Ombudsmanı ve Adalet Bakanı’dır (Chancellor of Jus-
tice). Parlamento Ombudsmanı 1920 yılında kurulmuş olup, Parlamento
tarafından dört yıllık bir dönem için atanır ve iki yardımcı ombudsmana
sahiptir. Bu ombudsman, bir kamu görevi icra edilirken hukuk kuralları-
na uyulması ve gerekli görevlerin yerine getirilmesi bakımından hukuk
mahkemelerini, diğer mercileri ve memurları, kamu görevlilerini ve diğer
kişileri denetler, temel hak ve hürriyetler ile insan haklarının korunması-
nı gözlemler. Hükümetin Adalet Bakanlığı bürosu 1919’da kurulmuştur
ama, bu büronun kökleri 1713’e dayanır. Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı
tarafından belli bir süre için atanır. Aynı şekilde bir Adalet Bakanı Vekili
ve Adalet Bakanı Vekiliyle münavebeli olarak (beş yıllık bir dönem için)
çalışacak bir vekil yardımcısı atanır. Anayasa’ya göre, Adalet Bakanı’nın
görevleri ombudsmanın görevleriyle aynıdır. Buna ek olarak Adalet Bakanı,
hükümeti izleme ve onun hukuk danışmanı olarak hareket etme görevine
de sahiptir.
61
Ombudsman ve Adalet Bakanı, özellikle idari mercilerin gözetimi
konusunda bir ölçüde birbiriyle çakışan görevlere sahiptirler. Parlamento
Yasası’nda belirlenen görev ayrımına göre ombudsman, silahlı kuvvetler,
sınır muhafızları, güvenlik personeli, askeri mahkeme yargılaması, ceza
evleri ve diğer bazı kurumlar üzerinde görevlidir. Her iki kurum da idari
işlemlerin hukuka uygunluğunu denetler ve buna ilaveten, idari işlemler-
den kaynaklanan vatandaş şikayetlerini inceler. Vatandaşlar şikayetlerini
her iki kuruma da iletebilirler.
62
61
Niemivuo, Matti, “Some Remarks on Alternatives to Litigation between Administ-
rative Authorities and Private Parties in Finland” (Alternatives to Litigation between
Administrative Authorities and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration
Proceedings, Germany 2000, s. 117-126), s. 121.
62
Council of Europe, s. 47.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Finlandiya, Tüketici Ombudsmanı veya Eşitlik Ombudsmanı gibi çok
sayıda özel ombudsmana da sahiptir. Bu özel ombudsmanların görevleri
sadece, görev alanlarına giren bireysel uyuşmazlıkları incelemek değildir;
fakat aynı zamanda, tavsiye vermek, danışmanlık yapmak, vatandaşlara
bilgi vermek ve ilgili mevzuat ile bu mevzuatta yer alan hak ve yükümlü-
lüklerin uygulanmasını sağlamaktır. Bundan başka özel ombudsmanlar,
yetkili oldukları sektörle ilgili mevzuatın gelişmesini de gözetirler. Bazı
ombudsmanlar yargılama sürecinde danışman olarak da çalışırlar.
Tüketici Ombudsmanı dışındaki özel ombudsmanların görevi genellik-
le tavsiye ve fikir vermek şeklinde olup, kendi mevzuatlarının amaçlarıyla
sınırlıdır. Bu ilişkide aleniyetin doğru kullanılması oldukça önemli bir işleve
sahiptir. Bireysel uyuşmazlıklar hakkında özel ombudsmanın verdiği karar
bağlayıcı olmayıp tavsiye edici niteliktedir. Parlamento Ombudsmanı’ndan
farklı olarak özel ombudsmanlar, yerine getirilmesi gereken herhangi bir
emir verme yetkisine sahip değildirler.
Macaristan’da 1995 yılında ombudsman olarak görev yapan bir Par-
lamento Komiseri kurulmuştur. Bu komiserin görevi, anayasal hakların
ihlaline ilişkin şikayetleri araştırmak ve hukuka aykırılığın giderilmesi ama-
cıyla genel veya özel işlemler başlatmaktadır. İdari mercilerle vatandaşlar
arasında bir arabulucu olarak hareket eden Parlamento Komiseri bir idari
kararın iptaline karar verememekle beraber, karadaki hukuka aykırılığı
gidermek için şu imkanlara sahip bulunmaktadır;
• Çok geniş kapsamlı araştırma yetkisine sahip olarak, ihtilaflı idari
işlemin geri alınmasını veya değiştirilmesini sağlamak;
• Hiyerarşik olarak daha üst düzeydeki idari merciye başvurarak (hi-
yerarşik başvuru) alt idari merciin işleminin düzeltilmesini istemek;
63
• Diğer kamu mercileri önünde herhangi bir hukuki denetim veya
yargılama sürecini başlatmak. Örneğin; Anayasa Mahkemesi’nde dava
açmak ya da Savcılık teşkilatını harekete geçirmek.
64
Macaristan’da 1993 yılında kişisel bilgilerin ve azınlıkların ulusal ve
etnik haklarının korunmasından sorumlu olan iki özel görevli komiserlik
kurulmuştur.
63
Hiyerarşi hakkında bilgi için bkz., Günday, s. 71.
64
Szente, Zoltán, “National Report of Hungary, Alternatives to Litigation: needs and
barriers” (Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Private Parties:
Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Germany 2000, s. 127-129), s. 128.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
129TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İzlanda’da ombudsman, merkezi ve yerel idari mercilerin karalarına
karşı vatandaşlarca yapılan şikayetleri incelemektedir. Ombudsman, vatan-
daşın hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği kanaatine varırsa, yetkili idari
merciye tavsiyede bulunarak, kararını değiştirmesini veya düzeltmesini
önerir.
Norveç, Romanya, Slovenya ve Portekiz (Provedor de Justiça) ombuds-
manları da benzer işlevlere sahip bulunmaktadırlar.
Moldova’da, Parlamento tarafından beş yıllık bir dönem için atanan üç
Parlamento Ombudsmanı bulunur. Bu ombudsmanların görevi, merkezi
ve yerel idari mercilerin, özel ve kamusal kurumların ve yüksek düzeydeki
bütün kamu görevlilerinin Anayasal hak ve özgürlüklere saygılı olmasını
gözetmektir. Parlamento’nun, Cumhurbaşkanı’nın ve Hükümet’in karar
ve işlemleri, ceza davaları, idari cezalar ve iş hukuku bu ombudsmanın
yetki alanının dışındadır.
65
Birleşik Krallık’ta ombudsman yaygın bir uygulamaya sahip olup,
çeşitli alanlarda görev yapan özel ombudsmanlar bulunmaktadır.
66
D. İdari Uyuşmazlıkların Çözümünde Alternatif Yargısal Usuller
I. Ortak Hukuk (Common Law) Ülkelerinde Mahkemeler
İdari uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan ve en iyi bilinen temel
alternatif yargısal usul olan tahkimi incelemeye geçmeden önce, ortak
hukuk ülkelerinde ve özellikle Birleşik Krallık’taki duruma bir göz atmak
gerekir. Birleşik Krallık’ta, devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkların
çözümünde çok çeşitli idari yargı kurumları bulunmaktadır. Mahkemeler
(tribunals) olarak adlandırılan bu bağımsız yargılama mercileri, genel mah-
kemelerle aynı ilkelere sahiptirler ve onların yerine geçerler. Avrupa’nın
pek çok ülkesinde “tribunal” ismi, genel mahkeme sisteminin açıkça parçası
olan kurumlara verilmektedir. İngiltere’de ise “tribunal” ismi daha farklı bir
anlama sahip olup, münhasıran genel mahkeme sisteminin dışında kalan
kuruluşlar için kullanılır.
67
Bu mahkemeler, sosyal haklar, istihdam veya
göç gibi farklı alanlarda bulunmakta ve genel mahkemelerle mukayese
edildiğinde daha basit, daha esnek bir usule ve daha ucuz bir uyuşmazlık
çözümüne sahip bulunmaktadırlar.
65
Council of Europe, s. 49.
66
Birleşik Krallık’taki ombudsman hakkında bkz., yuk. § 4.
67
Partington, s. 65.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Birleşik Krallık’ta ADR’nin gelişmesindeki süreklilik ve mahkemelere
ADR usullerinin kullanılmasını teşvik etme görevi yükleyen yeni hukuk
usulü yasasının 1999 yılında kabul edilmesi,
68
hükümeti genel olarak bu
ADR usulleri ve özellikle ADR usulleriyle mahkemeler arasındaki ilişkiler
hakkında bir sistem geliştirmeye yöneltmiştir. Bu amaçla bir tartışma kitabı
ile bir pilot proje hazırlamıştır.
Tartışma kitabı, ücretsiz projelerin varlığına rağmen ADR usullerinin
kullanımının az olmasının nedenlerini ve ADR’nin kullanımının hükümetçe
nasıl teşvik edilebileceğini araştırmıştır. Ayrıca bu kitap, kullanılan ADR
usullerini tanımlamış ve ADR’nin kullanılmasına uygun olan dava türlerini
belirlemiştir.
Adalet Bakanı kural olarak bu konudaki pilot projelerin başlatılmasını
kabul etmiş ve bazı konuların denenmesi için bu projeler başlatılmıştır. 2000
yılının Mayıs ayında İngiltere ve Galler’deki mahkemelerin kapsamlı bir
şekilde incelemesini yapacak bir komisyon oluşturulmuş ve bu incelemenin
sonuçları 2001 yılının Mart ayında açıklanmıştır.
69
II. Tahkim
Ortak hukuk ülkeleri dışında Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerin
çoğunda bilinen yegane alternatif yargısal usul tahkimdir. Lizbon Konfe-
ransı’nın sonuçlarına göre tahkim, kesin hüküm (res judicata) teşkil eden
resmi bir karar vermek suretiyle uyuşmazlığı çözmekle görevlendirilen
özel olarak atanmış hakemlerden oluşan yargısal bir usuldür.
Polonya’da tahkim özel bir devlet mahkemesince yürütüldüğünden,
yukarıdaki tanım çerçevesinde tahkimin varlığından söz edilemez.
Tahkim, idare ile bireyler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde
nadiren kullanılmaktadır. Bazı ülkelerin mevzuatları tahkimi açıkça bu
tür ihtilafların dışında tutmaktadır. Örneğin Belçika’da, Medeni Kanun’un
1676. maddesinin 2. fıkrası, uluslararası bir anlaşma veya özel bir yasa
hükmüyle açıkça izin verilmedikçe, kamu hukuku tüzel kişilerinin -federal
merciler, bölgesel ve diğer kamu kurumları- tahkime başvurmalarını ya-
68
Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren yeni Hukuk Usulü Kuralları için bkz., Lord
Chancellor’s Department, Civil Procedure Rules: Practice Directions, Pre-Action Protocols
and Forms, London 2000; Blackstone’s Guide to The Civil Procedure Rules, Ed-in-Chief:
Charles Plant, London 1999.
69
Council of Europe, s. 50.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
131TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
saklamaktadır.
70
Aynı durum tahkimin, 1992 tarihli Tahkim Kanunu’nun
967. maddesiyle özel hukuk uyuşmazlıklarına hasredildiği Finlandiya’da
da geçerlidir.
Çek Cumhuriyeti’nde tahkim bugüne kadar yalnızca özel hukuk
alanında uygulanmıştır. Buna karşılık, çalışmaları sürmekte olan kamu
idaresi reformuyla, merkezi ve yerel kamu idaresini, idari usulü ve idari
yargıyı düzenleyen yeni kanunlar hazırlanmaktadır. İdari Usul Yasası’nın
taslağında dostane çözüm ilkesi kabul edilmiştir. Yeni Kanun’a göre imar
planlarında ve imar hukukunda, arazi kullanımıyla ilgili uyuşmazlıkların
çözümünde zorunlu dostane çözüm ve tahkim yolu önerilmektedir.
İzlanda’da tahkim bulunmamakla birlikte,
71
ihtilaflı tarafların bir
tahkim sözleşmesi yapmaları mümkündür. İdari merciler, akdi tahkim
hükümleri hakkında ayrıntılı düzenlemeler oluşturmamışlardır.
Belirli ülkelerde tahkim özel alanlarda kullanılmaktadır. Estonya’da
endüstriyel mallar gibi çeşitli özel alanlarda kurulmuş başvuru komiteleri
mevcuttur. Endüstriyel mallara ilişkin başvuru kurulu, Ekonomi İşleri Ba-
kanlığı’nın bünyesinde çalışmakta ve patent bürosunun kararlarına karşı
yapılan itirazları incelemektedir. Kendisine yazılı olarak başvurulan kurul,
patent bürosunun karalarını iptal edebilir ve patent başvurusunun yeniden
incelenmesini isteyebilir. Kurul kararını, başvuru tarihinden itibaren üç ay
içinde vermelidir ve kurulun kararına karşı mahkemede dava açılabilir.
İtalya’da kamu hizmetleri alanında, mahkemelerin yerine geçen bir
yargısal merci olan tahkim kurulu bulunmaktadır.
Portekiz’de devlet veya diğer kamu kurumları, özel bir yasa hükmüyle
izin verildiği takdirde veya özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan uyuş-
70
Carle, Georges, “Belgium” (Dispute Resolution Methods, The Comparative Law Yearbook
of International Business, Special Issue 1994, London 1995, s. 79-87), s. 84.
71
İzlanda’da bütün ADR usulleri uygulanmakta; özelikle tahkim belirli alanlarda
yaygın bulunmaktadır. 53 sayılı ve 1989 tarihli Tahkim Kanunu, tahkim usulünün
genel hükümlerini düzenlemektedir. Tahkim yanında uzlaştırma ve arabuluculuk
da önemli bir uygulamaya sahiptir. Günümüzde bölge mahkemelerinde, ihtilaflı
taraflar arasında uzlaştırma girişiminde bulunulması, bölge hâkimleri için bir
yükümlülük haline getirilmiştir. Benzer şekilde, işçi ve işverenler arasındaki ücret
uyuşmazlıklarının çözümü, bir kamu görevlisi olan Devlet Arabulucusu tarafından
yönetilmektedir. Arabuluculuk iş hukuku yanında, bu ölçüde olmasa da, ticaret
hukukunda da kullanılmaktadır (Petersen, Othar Örn-Gislason, Erlendur, “Iceland”,
Dispute Resolution Methods, The Comparative Law Yearbook of International Business,
Special Issue 1994, London 1995, s. 237-256, s. 238).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
mazlıkların varlığı halinde tahkim sözleşmesi yapabilirler.
72
Ayrıca, İdari
Usul Yasası da, idari sözleşmelerin tahkim şartı içermesine izin vermek-
tedir. Bu hükümlere göre bir kaç çeşit idari uyuşmazlığın tahkim yoluyla
çözülmesi mümkündür. Örneğin; kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerine
tahkim şartı koyulmaktadır. Portekiz’de dikkat çeken bir düzenleme, 1993
yılında çıkarılan 237 sayılı Yasa’yla, kamu hastanelerinde kan naklinden
sonra kendilerine AIDS bulaşan hemofili hastalarının tazminat talepleri
hakkında bir hakem mahkemesi oluşturulmasıdır. Yasa’ya göre, başvuru
sahibi uyuşmazlık çözümünde tahkimi olağan mahkemelere tercih ettiği
takdirde, devlet bu yolu kabul etmeye mecburdur.
Portekiz’de halen, idari sözleşmelerle, kamu mercilerinin sorumlulu-
ğuyla ve kamu hizmetleriyle ilgili belirli konulardaki idari uyuşmazlıkların
çözümünde tahkimin kabul edildiği bir yasa taslağı hazırlanmaktadır.
Yunanistan’daki durum Portekiz’e benzerdir. Özel bir yasa hükmüyle
izin verildiği takdirde, idari uyuşmazlıkların çözülmesinde tahkimin kul-
lanılması mümkün olduğu gibi, sözleşmelerin tahkim şartı içermesi de ola-
naklıdır. Hakem mahkemesi önüne gelen davada hukuk ve vakıa incelemesi
yapabilir ve idareyi tazminat ödemeye mahkûm edebilir; fakat, bireysel bir
idari işlemin iptaline veya değiştirilmesine karar veremez. Yunanistan’da
1925 yılından beri belirli şekli kuralların yerine getirilmesi şartıyla, devlet
kurumlarının tahkime başvurması kabul edilmektedir.
73
İşviçre’de tahkim usulü, kamulaştırma gibi çok özel konularda uygu-
lanmaktadır.
Lizbon Konferansı’nın sonuçlarına göre hazırlanan raporda, Türki-
ye’ye de değinilmiş ve kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıkların milli ya da milletlerarası tahkim yoluyla çözülebileceği
belirtilmiştir.
72
Portekiz’de ADR usulleri içinde en yaygın olanı tahkimdir. Her türlü uyuşmazlığın,
kişisel haklarla ilgili olmaması, emredici bir yasa hükmüyle münhasıran mahke-
melerin görevine girmemesi ve yasa hükmüyle münhasıran zorunlu tahkime ha-
vale edilmemesi şartıyla gönüllü tahkime sunulması mümkündür. Burada kişisel
haklara (direitos indisponiveis) kast edilen, tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta
bulunamayacakları konular olup, bu haklar genellikle aile hukuku, idare hukuku,
ceza hukuku ve vergi hukukundan doğmaktadır (Barrocas, Manuel P., “Portgual”,
Dispute Resolution Methods, The Comparative Law Yearbook of International Business,
Special Issue 1994, London 1995, s. 301-309, s. 303).
73
Economou, George C., “Greece” (Dispute Resolution Methods, The Comparative Law
Yearbook of International Business, Special Issue 1994, London 1995, s. 207-236), s.
214. Ayrıca, Yunanistan idare hukukunda arabuluculuk hakkında bilgi için bkz.,
Fortsakis, Théodore, Mediation, An Alternative Means of Solving Administrative
Diputes (Alternatives to Litigation between Administrative Authorities and Private Parties:
Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Germany 2000, s. 87-94).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
133TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Gürcistan, Romanya ve Rusya Federasyonu’nun Hukuk Usulü Yasala-
rı’nda tahkim bulunmaktadır. Gürcistan ve Romanya’da Hukuk Usulü Yasa-
ları idari uyuşmazlıklarda da uygulandığından, taraflar bu uyuşmazlıkların
çözümünde tahkimi kullanabilirler. Bununla beraber Romanya mevzuatı,
tahkimin kullanılamayacağı bazı konular belirleyerek bu ilkeyi sınırlamıştır.
Rusya Federasyonu’nda ise, Hukuk Usulü Yasas’ının içinde yer alan Tahkim
Yasası, aile hukuku ve iş hukuku hariç tahkim yoluna başvurulabileceğini kabul
etmiştir. Hakem mahkemeleri, taraflarca hazırlanan yazılı bir anlaşmayla kuru-
lur ve tahkim hakkındaki 28 Nisan 1995 tarihli Anayasa hükmüne göre parasal
anlaşmazlıklar ile yetkisine giren diğer davalar hakkında karar verir.
74
Sonuç
Bağımsız mahkemeler gerçek bir demokrasinin olmaz ise olmaz (sine qua
non) şartıdır ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde teminat altına alınan te-
mel bir ilkedir. Ancak, çağdaş toplumlarda dava yolu, uyuşmazlık çözümünde
kullanılabilecek yegane yol olmadığı gibi, toplumun en son başvurmak istediği
çaredir. Belirli koşular altında ve belirli uyuşmazlıklarda, adaletin gerçekleş-
mesini sağlarken idarenin sorumluluklarını da koruyucu nitelikte olan dava
yoluna alternatif usuller bulunmaktadır. Son yılarda arabuluculuk, uzlaştırma
ve tahkim gibi usullerden oluşan ADR usulleri, hukuk uygulamasında çok
büyük bir gelişme göstermiştir. Başta Anglo-Amerikan hukuk sistemi olmak
üzere, Kıta Avrupası hukuk sistemindeki pek çok ülkede idari mercilerle va-
tandaşlar arasındaki uyuşmazlıkların ADR yoluyla çözülmesi konusuna büyük
ilgi gösterilmektedir. Bu anlayışla hareket eden Avrupa Konseyi de, Avrupa
Konseyi üyesi olan ülkelerde idari uyuşmazlıkların çözümünde ADR usulle-
rinin kullanılmasını geliştirmek amacıyla 1999 yılında Lizbon’da çok taraflı
bir konferans düzenlemiş ve ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu
konuda yukarıda incelenen tavsiye kararını kabul etmiştir.
İdare Hukuk Hakkında Proje Grubu tarafından hazırlanan bu tavsiye
kararında, Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerde idari uyuşmazlıkların çözü-
münde ADR yolları incelenmiştir. Her şeyden önce, ülkelerin çoğunda idari
merciler gerek idari davaların önlenmesinde gerek idari davaların mahkeme
dışında çözülmesinde çeşitli ADR yollarını geniş ölçüde kullanmaktadırlar.
Toplantı, istişare ve müzakere gibi uyuşmazlıkları önleyici usuller, bireylerin
hak ve menfaatlerini etkileyebilecek idari eylem ve işlemlerde kullanılmakta
ve bireylerin, karar verme sürecine katılımını sağlamaktadır. Bu sayede bazı
uyuşmazlıklar daha doğmadan önlenmektedir. Bir uyuşmazlık çıktığında da
uygulanabilecek olan dahili incelemeler, pek çok uyuşmazlığın mahkeme
74
Council of Europe, s. 53.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
sistemi dışında daha çabuk ve daha ucuz bir şekilde çözülmesini sağladığı
için üye ülkelerin uygulamasında önemli bir yer tutmaktadır.
Bu ADR usulleriyle birlikte ombudsman da çok önemli bir işleve sahip-
tir. Mahkemelerin tersine bu kurum, idari mercilerin işlemlerini yerindelik
yönünden denetleyebilmektedir. Ombudsmanın başarısı, pek çok ülkede
özel ombudsmanların kurulmasıyla kanıtlamıştır.
Bazı ülkelerde yeni gelişseler de uzlaştırma, arabuluculuk, müzakereye
dayalı anlaşma ve tahkim gibi ADR usulleri, idari mercilerle özel kişiler arasın-
daki uyuşmazlıkların çözümünde fazla yaygın bir kullanıma sahip değildirler.
Bu usullerin kullanıldığı ülkelerde bile uygulama sınırlı kalmaktadır.
Üye ülkelerdeki durum ve ADR usullerinin faydaları dikkate alındığın-
da, Avrupa Konseyi’nin, ADR usullerinin geliştirilmesini teşvik etmesi son
derece yararlıdır. Özellikle, mahkemelerin etkinliğinin artırılması amacıyla,
mahkemelerin uyuşmazlık çözümündeki asli ve temel işlevini koruyarak,
mahkemelerin işlevini tamamlayan ADR usulleri hukuk sistemimizde mutla-
ka uygulamaya koyulmalıdır. ADR usullerinin uygulanmasının amacı, elbette
ki geleneksel uyuşmazlık çözüm yolu olan dava yolunun yerini almak değil;
fakat, daha etkili, daha ucuz ve daha hızlı bir uyuşmazlık çözümüne olan
ihtiyacın karşılanması, mümkün olduğu ölçüde dava yolundan sakınılması
isteği ve dava yolu dışındaki usulleri kullanarak idareyi vatandaşa yakınlaş-
tırma arzusudur. Bu mülâhazalarla, alternatif uyuşmazlık çözüm usulleri,
İdari Usul Kanunu Taslağı’nda ayrı bir bölüm içinde düzenlenmiştir. İdari
Usul Kanunu Taslağındaki düzenlemeler yapılırken, kaynak olarak, Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yukarıda incelenen (2001) 9 sayılı tavsiye
kararı esas alınmıştır. İdari Usul Kanunu Taslağı’nın bu şekilde yasalaşma-
sı, idare hukukunda ADR’nin gelişimini hızlandıracaktır. Nitekim, Avrupa
Birliği Komisyonu tarafından görevlendirilen heyetin 2004 yılında ülkemize
yaptığı ikinci ziyaret sonunda, Türk yargı sisteminin işleyişi hakkında ha-
zırladığı raporda, İdari Usul Kanunu Taslağı’nda ADR’ye yönelik olarak
düzenleme yapılmasının memnuniyetle karşılandığı açıkça belirtilmiş ve
ülkemizde ADR yollarının yaygınlaşmasının, yargının etkinliğini artıracağı
haklı olarak vurgulanmıştır.
75
Bu gelişmeler göstermektedir ki, mukayeseli
hukukta hukukçuların asli uğraş alanlarından biri haline gelen ADR, zamanla
Türk hukuk sisteminde de hak ettiği yeri bulacaktır.
75
Richmond, Paul, Björnberg, Kjell, “The Functioning of the Judicial System in the
Republic of Turkey, Report of an Advisory Visit”, 11-19 July 2004, European Com-
mission, Brussels, s. 101. Bu raporun tercümesi için bkz., Björnberg, Kjell, Richmond,
Paul, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Yargı Sisteminin İşleyişi, İstişarî Ziyaret Raporu”
(Çev. Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü), Avrupa Birliği Komisyonu,
Brüksel, 11-19 Temmuz 2004.