makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
181TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
GİRİŞ
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) İkinci Kitabı’nın yedinci babında “Am-
menin Selameti Aleyhine Cürümler” yaptırım altına alınmıştır. Bu bap dört
fasıldan oluşmaktadır. Birinci fasılda, “Yangın, Su Baskını ve Gark ve Sair
Büyük Tehlikelere Müteallik Cürümler”; ikinci fasılda, “Nakliye ve Muhabere
Vasıtaları Aleyhinde Cürümler”; üçüncü fasılda, “Umumun Sıhhatine, Yenecek
ve İçilecek Şeylere Müteallik Cürümler” ve dördüncü fasılda “Geçen Fasıllara
Ait Müşterek Kaideler” yer almaktadır. Bu çalışmada, birinci fasılda 383.
maddede düzenlenen taksirle yangına, patlamaya, batmaya, deniz kazası-
na veya yıkıntı ve felaketlere sebebiyet verme suçu incelenecektir. Ayrıca
5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükmü ana hatları itibariyle
değerlendirilecektir.
I. SUÇ TİPİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Türk Ceza Kanunu’nun 383. maddesine göre, “Bir kimse tedbirsizlik veya
dikkatsizlik veya sanat ve meslekte tecrübesizlik veya nizam ve emir ve kaidelere
riayetsizlik neticesi olarak bir yangına veya infilâka veya batmağa ve deniz kazasına
veya umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribata ve musibetlere sebebiyet verirse otuz
aya kadar hapse ve on sekiz bin liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.
Eğer bu fiilden bir şahsın hayatınca tehlike hasıl olursa altı aydan beş seneye
kadar hapse ve dokuz bin liradan on sekiz bin liraya kadar ağır cezayı nakdiye ve
bundan ölüm vukua gelirse beş seneden fazla olmamak üzere ağır hapse ve yirmi
yedi bin liradan doksan bin liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur”.
TAKSİRLE TEHLİKEYE SEBEBİYET
VERME SUÇU (765 S. TCK M. 383)
GENEL GÜVENLİĞİN TAKSİRLE
TEHLİKEYE SOKULMASI
(5237 S. TCK M. 171)
Prof. Dr. Mehmet Emin ARTUK
*
Yrd. Doç. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ
**
*
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.
**
Dumlupınar Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
182TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Madde ile cezalandırılan husus, taksirli fiilden kaynaklanan neticenin
doğurduğu “genel tehlike” halidir.
1
Kanun koyucunun amacı, kamunun se-
lametini yangına, patlamaya, batmaya ve deniz kazasına veya genel bir
tehlike doğuran yıkıntı ve felaketlere karşı korumaktır.
TCK’nın 383. maddesi, kaynak 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’nun
311. maddesinden alınmış olup bugüne kadar herhangi bir değişikliğe
uğramamıştır. Ancak, madde tercüme edilirken mehazdaki aslına bağlı
kalınmamış ve mehazda geçen “su baskınına sebebiyet (inandazione)” ibaresi
maddeye alınmamıştır.
2
Taksirle su baskınına sebebiyet verme TCK’nın
375. maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.
3
II. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK
A. Alman Hukuku
Alman Ceza Kanunu’nun özel kısmının 28. babı (m. 306-323c) Ammenin
Selametine Aleyhine Suçlar başlığını taşımaktadır. Kanun’un bu bölümünde
ilk olarak kasten yangına sebebiyet vermek suçu (306, 306b ve 306c), hemen
ardından 306d. maddede taksirle yangına sebebiyet vermek suçu düzen-
lenmiştir. 306/d maddesine göre, “1. Her kim 306. maddenin 1. fıkrasındaki
veya 306a. maddenin 1. fıkrasındaki fiilleri taksirle işler veya 306a. maddenin 2.
fıkrasındaki hallere bakımından taksirle tehlikeye sebebiyet verirse, beş yıla kadar
hürriyeti bağlayıcı cezaya veya para cezasına çarptırılır. 2. Her kim 306a. maddenin
2. fıkrasındaki haller bakımından taksirle hareket eder ve tehlikeye taksirle sebebiyet
verirse üç yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya veya para cezasına çarpıttırılır”.
Maddenin atıf yaptığı kasten yangına sebebiyet vermeye ilişkin hü-
kümlerde ise genel olarak, başkasının yapıları veya barakaları, işletmeleri,
teknik donanımları, bilhassa makineleri, depoyu veya depoda bulunanları,
motorlu ve raylı araçları, hava ve su araçlarını, ormanları veya fundalıkları
ateşe vermek veya ateş koyarak tamamen veya kısmen tahribine neden ol-
mak cezalandırılmaktadır (m. 306).
4
Madde 306a’nın 1. fıkrasında, insanların
1
Erem, Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, C. IV, 3. Baskı, Ankara
1985, s. 119.
2
Bkz., Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, C. III, Ankara 1980, s.
96 vd.
3
Gözübüyük, Abdullah Pulat, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Muka-
yeseli Türk Ceza Kanunu, Gözübüyük Şerhi, C. III, 5. Bası İstanbul (Tarihsiz), s. 499.
4
Ayrıntılı bilgi için bkz., Wessels Johannes-Hettinger Michael, Strafrecht Besonderer Teil
1, Heidelberg 1999, s. 239-241; Küper George, Strafrecht. Besonderer Teil 1. Delikte gegen
Rechtsgüter der Person und Gemeinschaft, Berlin 1996, s. 148-149; Lackner Karl-Kühl
Kristian, Strafgesetzbuch mit Erläuterungen, 24. Auflage, München 2001, s. 1148-1149.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
183TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
oturduğu binanın, geminin veya diğer yerlerin, kilise veya diğer bir dinin
ibadet mekanlarının veya insanların zaman zaman dinlendikleri yerlerin
ateşe verilmesini veya ateş koyarak kısmen veya tamamen tahrip edilmesini
ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. 306a. maddesinin 2. fıkrasında
ise, 306/1. maddede 6 bent halinde gösterilen eşyaların ateşe verilip veya
ateş koyularak tamamen veya kısmen tahrip edilmesinin sonucu olarak
diğer bir kimsenin sağlık bakımından tehlikeye uğratılması ağırlaştırıcı
neden olarak öngörülmüştür.
5
Taksirle yangına sebebiyet vermeye ilişkin 306d. maddesinin 1. fıkra-
sında, 306 ve 306a. maddelerde belirtilen fiilleri taksirle işleyenlerin veya
m. 306a/2’de gösterilen fiilleri kasten işleyip başkasının sağlığı bakımın-
dan taksirli olarak tehlikeye neden olanların (kast-taksir kombinasyonu);
2. fıkrasında ise m. 306a/2’de belirtilen fiilleri taksirle gerçekleştirenler ve
bunun sonucunda taksirli olarak tehlikeye sebebiyet verenlerin (taksir-taksir
kombinasyonu) cezalandırılacağı öngörülmüştür.
6
Kanun’un 306f maddesinde, dört bent halinde sayılan unsurlar bakı-
mından yangın tehlikesine neden olmak cezalandırılmıştır. Maddenin 3.
fıkrasında bu tür tehlikeye taksirle sebebiyet verilmesi de yaptırım altına
alınmıştır.
Nükleer enerjiyi serbest bırakarak patlatmaya teşebbüs etmek ve bu
vesileyle bir başkasını vücudu veya hayatı bakımından veya başkasının
değerli bir eşyasını tehlikeye (fremde Sachen von bedeutendem Wert) dü-
şürmek 307. maddede yaptırım altına alınmıştır. Nükleer enerjiyi serbest
bırakarak patlatmak ve bu yüzden bir kimsenin bedeni veya hayatı ya
da değerli bir eşyası bakımından taksirle tehlikeye sebebiyet vermek 307.
maddenin ikinci fıkrasında, hem patlamaya hem de vücut, hayat ve eşya
bakımından tehlikeye taksirle sebebiyet vermek 307. maddenin 4. fıkrasında
düzenlenmiştir.
Kasten nükleer enerji dışındaki patlayıcı maddelerle patlamaya sebe-
biyet verip bir başkasının bedeni, hayatı ve önemli eşyaları bakımından
zarar ika etmek 308. maddenin 1. fıkrasında; patlatma sonucunda tehlikeye
taksirle sebebiyet verilmesi aynı maddenin 5. fıkrasında, hem patlatmaya
hem de tehlikeye taksirle sebebiyet verilmesi ise 6. fıkrasında yaptırım
altına alınmıştır.
Kanun’un 311. maddesinin 3. fıkrasında kamu görevlililerinin iyon
ışınlarıyla taksirli tehlikeye sebebiyet vermesi; 312. maddesinin 6. fıkrasın-
5
Bkz., Wessels-Hettinger, s. 241-243.
6
Wessels-Hettinger, s. 245.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
184TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
da, nükleer enerji tesislerinin veya bununla ilgili şeylerin hatalı üretimi ve
aktarımı neticesinde taksirle tehlikeye sebebiyet verilmesi; 315. maddesinin
5 ve 6. fıkralarında demir, deniz ve havayolu ulaşımının güvenliğini ula-
şım vasıtalarını tahrip ederek, zarar vererek veya bertaraf ederek, engeller
koyarak veya yanıltıcı sinyaller veya işaretler koyarak ve benzeri tehlikeli
fiilleri gerçekleştirerek engelleyip taksirle başkasının bedeni, hayatı veya
eşyası bakımından tehlikeye yol açılması veya hem fiillere hem tehlikeye
taksirle sebebiyet verilmesi; 315b maddesinin 4 ve 5. fıkralarında benzeri
şekilde taksirli şekilde trafiğin engellenmesi suçları düzenlenmiştir.
Binalardan kaynaklanan tehlike hali Kanun’un 319. maddesinde ayrıca
düzenlenmiştir. Buna göre; “1. Her kim, bir binanın planlamasında, yürütümün-
de veya inşasında veya bir yapının yıkımında tekniğin öngördüğü genel kuralları
ihlal ederek başkalarının hayatı veya bedeni bakımından tehlikeye uğramalarına
sebebiyet verirse, beş yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya veya para cezasına
çarptırılır. 2. Her kim meslek ve sanatını icra ederken projenin planı, yönetimi ve
yürütümünde tekniğin genel kabul görmüş kurallarına aykırı olarak bir yapıya
teknik bir donanım monte ederek veya böyle bir donanımın türünü değiştirerek bir
başkasının hayatı veya bedeni bakımından tehlikeye uğramasına sebebiyet verirse
aynı şekilde cezalandırılır. 3. Her kim tehlikeye taksirle sebebiyet verirse üç yıla
kadar özgürlüğü bağlayıcı cezaya veya para cezasına çarptırılır. 4. 1 ve 2 fıkrada
belirtilen durumlarda taksirle hareket eden veya tehlikeye taksirle sebebiyet veren
iki yıla kadar özgürlüğü bağlayıcı cezaya veya para cezasına çarptırılır.”
Görüldüğü gibi Alman hukukunda kasten bir binanın planlamasında,
inşasında veya bir binanın yıkımında tekniğin öngördüğü kurallara kasten
aykırı hareket ederek başkalarını şahsen zarara uğratanlar ile projeye inşaat
tekniğine aykırı olarak donanım ekleyerek veya bir tesisatı değiştirerek
başkalarını şahsen zarara uğratanların cezalandırılacağı açık bir hükümle
düzenlenmiş, bu fiillerin taksirle işleniş şekilleri de yine yaptırımsız bıra-
kılmamıştır.
B. Avusturya Hukuku
Avusturya Ceza Kanunu’nun özel kısmının yedinci bölümünün başlığı
“Kamu İçin Tehlikeli Cezalandırılabilir Hareketler ve Çevreye Karşı Cezalandı-
rılabilir Hareketler”dir. Bu bölümde ilk olarak ammenin selameti aleyhine
suçlara (m. 169-179) yer verilmiştir.
Kanun’da ammenin selametini ihlal eden fiillerden ilk olarak yangın
düzenlenmiştir. Buna göre, mal sahibinin rızası olmaksızın bir başkasının
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
185TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
eşyasını yakanlar cezalandırılacaktır (m. 169/1). Kendi eşyasını yakarken
veya rızası üzerine bir başkasının eşyasını yakarken diğer bir kişinin veya
üçüncü bir kişinin vücudu veya hayatı veya malı bakımından ağır tehlikeye
yol açanlar da aynı şekilde cezalandırılacaktır (169/2). Bu fiiller neticesinde
bir kişinin ölümüne veya çok sayıda insanın ağır bir şekilde yaralanmasına
yol açılması veya bu filler nedeniyle çok sayıda insanın sıkıntıya düşmesi
veya ölmesi ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir (169/3).
Taksirli olarak 169. maddede belirtilen fiilleri gerçekleştirenlerin bir
yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılacakları 170. maddede ön-
görülmüştür. Taksirli fiil neticesinde, bir kişinin ölmesi veya çok sayıda
insanın ağır bir şekilde yaralanmasına yol açması veya bu filler nedeniyle
çok sayıda insanın sıkıntıya düşmesi veya birden çok insanın ölmesi ağır-
laştırıcı neden olarak düzenlenmiştir (170/2).
Kanun’un 171. maddesinde nükleer enerji veya iyon ışınları yoluyla
kasti bir tehlikeye neden olmak yaptırım altına alınmıştır. Buna göre, bir
nükleer enerjiyi açığa çıkararak veya iyon ışınları yoluyla bir başkasını
vücut ve can veya büyük oranda malvarlığı bakımından kasten tehlike-
ye sebebiyet verenler cezalandırılacaktır. Eğer fiilden 169/3. fıkradaki
sonuçlar doğmuşsa, aynı yaptırımlar bunlara da uygulanacaktır(171/2).
172. maddede nükleer enerji veya iyon ışınları yoluyla taksirli olarak
tehlikeye sebebiyet vermek cezalandırılmış ve taksirli hareket neticesinde
170/2. maddede belirtilen sonuçların meydana gelmesi durumunda orada
belirtilen yaptırımların aynen uygulanması öngörülmüştür.
Patlayıcı bir maddeyi patlayıcı araç olarak kullanıp infilak ettirmek ve
bu yolla bir başkasının canı ve bedeni bakımından veya üçüncü bir kişinin
malvarlığı bakımından büyük ölçüde bir zarar tehlikesine yol açmak 173.
maddede, bu fiilin taksirli işleniş şekli ise 174. maddede düzenlenmiştir.
Taksirli bir şekilde gerçekleştirilen patlama neticesinde 170/2. maddede-
ki sonuçlar gerçekleşmiş ise aynı yaptırımlar burada da uygulanacaktır
(174/2).
Kanun’un 176. maddesinde 169, 171, 173. maddelerde belirtilenler
dışındaki kamunun selameti için tehlike oluşturan diğer kasti fiillerin çok
sayıda insanın vücudu ve hayatı bakımından veya mal varlığı bakımından
ağır bir tehlikeye yol açması durumunda bir yıldan on yıla kadar hürriyeti
bağlayıcı cezaya çarptırılacağı öngörülmüştür.
Taksirle Tehlikeye Sebebiyet Verme başlıklı 177. maddede de, 170, 172
ve 174. maddelerde belirtilen fiiller dışındaki taksirli bir fiille çok sayıda
insanın vücudu veya hayatı veya malı bakımından ağır bir tehlikeye neden
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
186TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
olmak için bir yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür. Bu tür bir
fiil neticesinde 170/2. maddedeki ağır sonuçların gerçekleşmesi halinde,
söz konusu hükümde belirtilen cezaların aynen uygulanacaktır.
Görüldüğü gibi, Avusturya hukukunda ammenin selametini ihlal eden
yangın, nükleer enerji veya iyon ışınlarını açığa çıkarma ve patlama gibi
takım fiillerin hem kasti hem de taksirli işleniş şekilleri bağımsız birer suç
olarak düzenlenmiştir. Ancak, ammenin selametini ihlal eden diğer kasti
ve taksirli fiiller bakımından ayrı ayrı genel birer hüküm konulmuştur.
C. İsviçre Hukuku
Kamunun selameti aleyhine suçlar İsviçre Ceza Kanunu’nun özel
hükümlere ilişkin ikinci kitabının “Amme İçin Tehlikeli Cürüm ve Cünhalar”
başlıklı yedinci babında düzenlenmiştir. Kamu için tehlikeli fiiller kap-
samında ilk olarak yangın çıkarmak cezalandırılmıştır. Kanun’un 221/1.
maddesine göre, her kim kasti olarak bir başkasının zararına veya genel bir
tehlikeye sebep olacak şekilde bir yangına sebebiyet verirse ağır hapis ceza-
sıyla cezalandırılır. Bu fiil ile fail bilinçli olarak vücut ve hayat bakımından
tehlike doğurursa ağır hapis cezası üç yıldan aşağı olamaz (221/2). Zararın
az önemli olması halinde hakim hapis cezasına hükmedebilir (221/3).
Kanun’un 222/1. maddesinde taksirli olarak bir başkasının zararına
veya umum için tehlike doğuran bir yangına yol açarsa hapis veya para
cezasına çarptırılması öngörülmüştür. Fail fiili neticesinde taksirli olarak
vücut ve hayat bakımından tehlike gerçekleştirirse hapis cezasına çarptırılır
(222/2).
Gaz, benzin, petrol veya benzer maddelerle kasten bir patlamaya se-
bebiyet vermek ve bu yolla bilinçli olarak insanların bedeni, hayatı veya
malı bakımından tehlikeye yol açmak, ağır hapis cezasını gerektiren bir
fiil olarak 223. maddede düzenlenmiştir. Zararın az önemli olması halinde
hakim hapis cezasına hükmedebilir (m. 223/1). Fail bu fiilinde taksirli ise
sadece hapis veya para cezasına çarptırılacaktır (m. 223/2).
7
Kanun’da, taksirle su baskınına, bir yapının yıkılmasına veya bir yer
veya kaya kütlesinin düşmesine sebebiyet verip bu yolla bir başkasının
hayatı ve malı bakımından tehlike doğurmak hapisle veya para cezasıyla
cezalandırılacak fiiller olarak öngörülmüştür (227/2).
7
Geniş bilgi için bkz., Logoz Paul, Commentaire du code Pénal Suisse. Partie Spéciale, C.
II (Art. 213à-332), Neuchâtel 1956, s. 425-439.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
187TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Yapı işlerine ilişkin kuralların ihlali yoluyla tehlikeye sebebiyet verme
229. maddede yaptırım altına alınmıştır. Buna göre, “1. Kim kasten, bir yapının
yapımının veya yıkımının yönetiminde veya yürütümünde inşaat işlerine ilişkin
öngörülen genel kurallara riayet etmez ve bu yolla bilerek bir başkasının canı ve malı
bakımından tehlikeye sebebiyet verirse hapis ve para cezasıyla cezalandırılacaktır.
2. Fail inşaat işlerine ilişkin öngörülen kuralları taksirli olarak ihlal ederse, hapis
veya para cezasıyla cezalandırılacaktır”.
8
III. BENZER SUÇLARDAN AYRIMI
TCK 383. maddede düzenlenen suçun, bu maddeyle yaptırıma bağla-
nan fiillerin farklı işleniş şekillerini cezalandıran diğer suçlarla olan ilişkisi
ve ayrıldığı noktalar belirlenmelidir. Bu çerçevede, 383. maddenin 369,
372, 377, 379, 552 ve 566. maddeler karşısındaki durumunun ele alınması
gerekmektedir. Ayrıca, taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçunun maddi
unsurunu oluşturan yangının, infilâkın, batmanın ve deniz kazasının kap-
samını ve mahiyetini belirleme bakımından da bu maddelerin ele alınması
zorunludur. Zira uygulamada 383. madde bakımından yangın, patlama,
batma ve deniz kazasından ne anlaşılacağı bu maddelerden hareketle
açıklanmaktadır.
9
TCK’nın 369. maddesinde, bir binaya, diğer inşaatlara, henüz biçilme-
miş veya biçilmiş mahsulata veya hububata ve erzak yığın veya ambarına
ateş verip kısmen veya tamamen kasten yakmak cezalandırılmaktadır.
Maddede ateş konulacak nesneler sınırlı bir şekilde sayıldığından, bunlar
8
Geniş bilgi için bkz., Logoz, II, s. 454-456.
9
“Bu duruma göre; 383. maddede yazılı infilâka sebebiyet verecek olan (madde)nin
bizatihi infilâk edici olması, daha açık bir deyimle kimyevi bir olayla büyük ve teh-
likeli sonuçlar doğuracak şekilde infilâk etmesi gerekmektedir. Nitekim, yukarıda
da değinildiği gibi, 370. maddede (infilâki kaabil) şeylerin mahzenlerinden; keza
372. maddede (infilâki kaabil) bir şey koymaktan söz edilmekle, bu düşünce doğru-
lanmış bulunmaktadır. İnfilâk, bu haliyle, kimyevi bir olay ve birleşen elementlerin
çözülmesi sonucu olur. Oysaki, hava, azot ve oksijenden oluşur. Bunların çözülmesi,
hiçbir suretle infilâke sebebiyet vermez. Kaldı ki, olayımızda, sanık içi boş ve ağzı
kapalı mazot bidonuna oksijen kaynağı yaparken, içindeki havanın ısınması ve ge-
nişlemesi, bidonun parçalanması sonucu müterafik kusurla yaralanmaya sebebiyet
vermiştir. Havanın ısınması ile genişlemesi ve bu sebeple kabın parçalaması, düdüklü
tencerenin patlaması, otomobil lastiğinin yarılması ve hatta buhar kazanının yine ısı
ve basıncının ayarlanamaması sonucu patlaması... gibi fiziki bir olay olup, maddede
kastedilen infilâk niteliğinde değildir. Bu nedenle, olayda TCK’nın 383. maddesinin
uygulama olanağı bulunmamaktadır” Yarg. CGK. 19.06.1978, 9-171/248 (Gözübüyük,
C. III; s. 507-508).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
188TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
dışındaki eşyaların yakılması halinde bu suç oluşmamaktadır.
10
Suçunu
oluşumu, ateşe vermenin ya da yakmanın belirli bir ağırlığa erişmesine,
yani yangın boyutuna ulaşmasına bağlıdır. Diğer bir deyişle, maddede be-
lirtilen cisimlerin, kişiler ve mallar üzerinde umumi bir tehlike doğurmaya
elverişli olacak şekilde yanmaya başlaması şarttır. Çıkarılan yangının böyle
bir tehlike doğurmaya elverişli olmadığı hallerde, artık yangın suçundan
değil, yangınla nası ızrardan söz edilir.
11
Burada cezalandırılan umum için
tehlikeli olacak şekilde kasten yangın çıkarmaktır. TCK’nın 383. maddesin-
de ise, taksirle yangına sebebiyet verme fiilleri yaptırım altına alınmıştır.
Ancak 383. maddede yangının konusunu oluşturan nesneler gösterilme-
miş, sadece kamunun selametini ihlal edecek şekilde taksirli bir hareketle
yangına sebebiyet vermek cezalandırılmıştır.
TCK m. 372’de kasten yakma suçunun konusunu oluşturan bina ve
eşyaları tamamen veya kısmen tahrip etmek maksadıyla kasten yanıcı ve
patlayıcı maddeler kullanmak cezalandırılmıştır. Maddeye göre yanıcı ve
patlayıcı maddeler, “koymak”, “patlatmak” ve “parlatmak” suretiyle kulla-
nılmaktadır.
12
İnceleme konumuzu oluşturan maddede de patlamalara
(infilâka) neden olmak cezalandırılmaktadır. Ancak 383. maddede gerek
patlamadan etkilenecek eşyalar sıralanmamış gerekse infilâktan maksadın
ne olduğu belirtilmemiştir. Kamu için tehlikeli olacak şekilde taksirle bir
infilâka neden olmak suçun teşekkülü için yeterli görülmüştür. Yargıtay
383. madde anlamında patlamayı 372. maddedeki fiilleri kapsar şekilde
anlamaktadır.
13
TCK’nın 377. maddesinde gemilerin, su üstünde yüzen veya bulunan
yapıların kasten ateşe verilip yakılması veya herhangi bir fiil ile bunların
batmasına sebep olunması cezalandırılmaktadır. 379. maddede ise, deniz
işaretlerinin değiştirilerek, bulundukları yerden kaldırılarak, yanlış işaretler
konularak veya başkaca hileli hareketlerle bir geminin batması tehlikesine
neden olmak yaptırım altına alınmıştır. Burada geminin batması tehlikesini,
batmanın dışında deniz kazalarını kapsar şekilde geniş yorumlamak ge-
rekmektedir. Nitekim kaynak kanun “batma” tabirinin yerine “deniz kazası”
10
Erman, Sahir-Özek Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamunun Selametine Karşı Suçlar
(TCK m. 369-413), İstanbul 1995, s. 14; Artuk, Mehmet Emin-Gökcen, Ahmet-Yeni-
dünya, A. Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, Ankara 2003, s. 742-743. Hemen
belirtelim ki, bu suçu bakımından, yakılan nesnelerin niteliği (m. 370-378), failin saiki
(m. 383/2), suçun işlenme zamanı (m. 411), failin sıfatı (m. 412) ve yangın sonucunda
bir kişinin hayatının tehlikeye konulmuş olması yada ölümü (m. 382) cezayı ağırlaş-
tıran nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bkz., Artuk/Gökcen/Yenidünya, Özel
Hükümler, s. 749 vd.
11
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Özel Hükümler, s. 745.
12
Erman-Özek, s. 58 vd.
13
Yarg. CGK. 19.06.1978, 9-171/248 (Gözübüyük, C. III, s. 507-508).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
189TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
deyimini kullanmıştır.
14
Buna karşın, 383. maddede taksirli hareketlerle
umumu tehlikeye düşürecek şekilde batıklara ve deniz kazalarına sebebiyet
vermek cezalandırılmıştır.
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçunun, TCK’nın 552 ve 566.
maddeleri karşısındaki durumuna da değinmek gerekmektedir. TCK m.
552’de “Bir kimsenin planını tanzimde veya inşaatında iştirak etmiş olduğu bir
bina kendi dikkatsizliği veya maharetsizliği neticesi olarak başkasına tehlike ver-
meksizin yıkılırsa” fail cezalandırılır denilmektedir. Görüldüğü gibi madde-
de bir binanın başkasına tehlike vermeksizin yıkılması kabahat sayılarak
önemsiz suçlar arasında düzenlenmiştir. Buna karşın eğer bir bina umum
için tehlikeye sebebiyet verecek bir şekilde yıkılırsa 383. maddenin yaptırım
altına aldığı “umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribat” fiili sayılıp cezalan-
dırılacaktır.
15
TCK m. 566’da halkı tehlikeye bırakacak kabahatler yaptırım
altına alınmaktadır. Buna göre, halkı tehlikeye bırakacak mahiyette olup,
383. maddeye göre cezalandırılamayan fiiller bakımından 566. maddenin
uygulanabilirliği araştırılmalıdır.
16
IV. KORUNAN HUKUKİ YARAR
Ceza hukukuyla sadece kişilere ve devlete ait yararlar korunmamakta-
dır. Ortak yararlar ve amaçlar etrafında birleşen ve devletin halk unsurunu
oluşturan insan topluluğuna (topluma) ait yararlar da ceza hukukunun
konusunu oluşturmaktadır. Topluma ait bir kısım yararların bulunabileceği
anlayışı, 17. yüzyılda toplumun devletten ve kendini oluşturan kişilerden
bağımsız bir kavram olduğunun kabul edilmesiyle ortaya çıkmıştır.
17
Buna
göre, devlet ve kişilerden ayrı bir süje olan toplumun bir takım ihtiyaçları
bulunmaktadır. Bunlar sosyal mevcudiyete ilişkin ihtiyaçlar veya sosyal
ihtiyaçlar olup gerek kişiye, gerekse devlete ait ihtiyaçlardan ayrılmaktadır.
Bu ihtiyaçları gideren araçlar da, sosyal hayata ilişkin varlıklar veya sosyal
varlıklardır ve bunlar toplumsal yararlar şeklinde özel bir yarar kategorisi
14
Erman-Özek, s. 92.
15
Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Özel Hükümler, C. III, Ankara 1993, s. 2615 vd.
16
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 119.
17
Kaynak Kanun’a ilişkin 1887 Layihasının ayan mazbatasında “ammenin selameti
aleyhine suçlar”la ilgili şu açıklama yer almaktadır; “Ammenin selameti aleyhindeki
cürümlerin mümeyyiz vasfı; cürmün intaç ettiği zarar itibariyle değil, intaç edebi-
leceği umumi tehlike itibariyledir. Her ne vakit şahısları ve eşyayı zarara uğratmak
maksadına matuf bir fiil karşısında bulunulur da o fiilden umumi bir tehlike meydana
gelmesi düşünülebilirse o fiil her nevi maddi zarardan ayrı ve müstakil olmak üzere
bir cürümdür” (Majno, C. III, s. 85).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
190TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
oluşturmaktadırlar. Ceza hukuku, kişi ile toplum arasındaki ilişkileri dü-
zenler ve bu çerçevede topluma ait yararları korur.
18
İnceleme konumuzu oluşturan suç, Ceza Kanunu’nun toplumsal ya-
rarlardan sayıp korumaya aldığı “kamunun selameti”ni ihlal eden suçlar
arasında yer almaktadır. “Selamet” ibaresi “tehlike” kavramıyla yakın ilişki
içindedir.
19
Kamunun selametine karşı suçlarda kamu hakkının tehlikeye
maruz bırakılması söz konusudur.
20
Kanun’un bu bölümünde cezalandırılan
fiiller bakımından failde bu yönde bir “saik”inin bulunması aranmamış, fiilin
kamuyu tehlikeye düşürme özelliğine sahip olması failin cezalandırılması
için yeterli görülmüştür. Burada umumi tehlike, belirsiz sayıda kişinin ve
eşyanın güvenliğine yönelik objektif tehlike ihtimalini ifade etmektedir.
21
Buna göre, “kamunun selameti” deyimi, toplum halinde yaşayan kişilerin,
bu hayat biçimlerini korkusuz ve özel bir korumaya ihtiyaç duymaksızın
devam ettirebilmeleri anlamına gelmektedir. Belirsiz sayıda kişiye yöne-
len, onları hayat, bedensel tamlık, hürriyet veya sağlık bakımından büyük
tehlikelere sokan, toplum içinde yaşayabilmeleri için önlenmeleri zaruri
olan fiiller bu selameti ihlal etmektedir.
22
Taksirle tehlikeye sebebiyet vermek suçuyla korunan hukuki yarar,
yukarıda kapsamı çizildiği şekliyle kamunun selametidir. Belirsiz sayıdaki
kişilerin can ve mal bakımından büyük bir zarara veya tehlikeye uğramaları-
nın önlenmesindeki topluma ait yarar burada hukuki konuyu oluşturmakta-
dır.
23
Kanun koyucu, taksirle sebebiyet verilen kamuyu tehlikeye düşürecek
18
Toroslu, Nevzat, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Ankara 1970,
s. 342. “Bu himayenin neticesinde sözü edilen menfaatler, hak haline değil, fakat
sadece topluma ait hukuki menfaatler haline gelmektedirler. Ceza hukuku, başka
yerlerde olduğu gibi, burada da tecavüze uğrayan süjenin menfaatlerini himaye et-
mekle, süjede bir kısım haklar değil, fakat sadece hukuki menfaatler yaratmaktadır.
Bu itibarla toplum, gerçek hakların süjesi, yani hükmi şahıs olarak değil, aksine ceza
müeyyideleri ile himaye edilen menfaatlerin ve varlıkların, yani hukuki menfaatlerin
ve varlıkların süjesi olarak ortaya çıkar” (Toroslu, s. 342-343).
19
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 85.
20
Majno, C. III, s. 85.
21
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 85; Erman-Özek, s. 1; Toroslu, 344.
22
Erman-Özek, s. 1.
23
Selçuk, Sami, Karşıoylarım Hukukumuzda Tartışılan Hükümler ve İçtihatlar, Ankara 2001,
s. 451; Erman-Özek, s. 68; Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3. Baskı,
Ankara 1999, s. 378. Eğer eylem belirli sayıdaki kişilerin yaşamları ve beden bütünlük-
lerini zarar verir veya tehlikeye sokarsa, kamunun selametine karşı suç değil, kişilere
karşı işlenmiş suç söz konusu olur. Bkz., Çınar, Ali Rıza, “Türk Ceza Yasası’nın 383.
Maddesinin, Depremin Etkisiyle Yapıların Çökmesi ve Yıkılmasıyla İlgili Olarak
İncelenmesi”, İzmir Barosu Dergisi, 2001/2, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/
2001_sayi02_09.htm (02.03.2004).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
191TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
yangın, patlama, batık ve deniz kazası, tahribat ve felaket fiillerini yaptırım
altına alarak toplumsal birliktelik ve dayanışmanın devamlılığı açısından
önemli bir unsur olan kamunun selametini korumayı amaçlamıştır.
V. FAİLİ
Taksirle tehlikelere sebebiyet verme suçu fail bakımından özellik gös-
termeyen, her gerçek kişi tarafından işlenebilen bir suçtur.
24
Failde koruma
görevliliği ve benzeri özelliklerin bulunması ağırlaştırıcı neden olarak dü-
zenlenmiştir (m. 412). Kendi malını tahrip eden, batıran, yakan kişi de bu
fiili ile umumi bir tehlike meydana getirmiş ise fail olur.
25
VI. SUÇUN UNSURLARI
A. Maddi Unsuru
1. Genel Olarak
Suçun maddi unsuru, taksirle yangına, patlamaya, batmaya, deniz
kazasına ve genel bir tehlikeyi doğuran yıkıntıya ve felakete sebebiyet
vermekten ibarettir. Maddenin “... bir yangına veya infilâka veya batmağa ve
deniz kazasına veya umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribata ve musibetlere
sebebiyet verirse ...” şeklindeki ifade biçiminden kanun koyucunun yangın,
patlama, batma ve deniz kazası hallerinde tehlikenin mutlak bir şekilde
gerçekleştiği varsayımını kabul ettiği, buna karşın tahribat ve musibet hali
bakımın genel bir tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasını
istediği görülmektedir. Buna göre, yangın, batma, deniz kazası ve infilâk
halleri bakımından tehlikenin gerçekleştiğini ispatlamaya gerek yoktur.
26
Suçun oluşumu için, sadece bir tehlikenin varlığını yeterli değildir,
zararlı neticenin gerçekleşmesi gerekir. Diğer bir deyişle, bu suçta genel bir
tehlikenin meydana gelmesi şarttır.
27
Kanun’da suçun oluşumunun zararlı
sonuçların meydana gelmesine bağlı bulunduğunu gösteren önemli delil
bulunmaktadır. Gerçekten, TCK 413. maddede, 383. maddenin de içinde
yer aldığı yedinci babın ilk iki faslındaki yazılı fiillerden ileri gelecek teh-
likenin gayet önemsiz olmasına cezanın indirilmesi yönünde netice bağ-
24
Soyaslan, s. 378; Gözübüyük, C. III, s. 500.
25
Sosyaslan, s. 378; Erman-Özek, . 11-12.
26
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 119-120.
27
Erman-Özek, s. 102; Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_
09.htm (02.03.2004).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
192TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
lanmıştır. Buna göre, maddede gösterilen fiiller nedeniyle cezalandırma
yoluna gidilebilmesi için az veya çok bir zararlı neticenin meydana gelmesi
gerekmektedir.
28
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme, yangın, patlama, batığa veya deniz
kazasına veya yıkıntı ve felaketlere neden olmakla işlenebilecek seçimlik
hareketli bir suçtur.
Yukarıda belirtildiği gibi, Yargıtay taksirle tehlikeye sebebiyet verme
suçunun maddi unsurunu oluşturan fiillerin mahiyetini belirlemeyi, bu
fiillerin kasten işleyenleri cezalandıran TCK’nın 369, 372, 377 ve 379. mad-
deleri çerçevesinde yapma eğilimindedir.
29
Bu nedenle, yangın, patlama,
batma, deniz kazası bakımından belirtilen maddelerin dikkate alınması
gerekmektedir. Aşağıda suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hare-
ketler sırasıyla bu kapsamda incelenecektir.
2. Yangın
Maddede sadece yangına sebebiyet vermekten söz edilmiş, yangının
kamu için tehlike doğurmasının dışında niteliğine, niceliğine ve yöneleceği
konulara ilişkin bir açıklama getirilmemiştir. Oysa, TCK’nın kasti yangın
çıkarma eylemleri cezalandıran 369, 370 ve 377. maddelerinde ise yangının
mahiyeti bakımından, “ateşe verip kısmen veya tamamen yakmak”tan bahse-
dilmiş, ayrıca fiilin yöneleceği maddi konular da gösterilmiştir. TCK 383.
maddede ise yalın olarak yangın ibaresi geçmesine rağmen, doktrine
30
ve
Yargıtay’a göre bu madde bakımından yangını 369, 370 ve 377. maddeler-
deki gibi anlamak gerekmektedir.
31
Kanaatimizce kanunun hükümleri arasında çelişki olamayacağından
yangının bu şekilde anlaşılması gerekli ise de, ancak bunu sadece yangın-
dan ne anlaşılacağı ile sınırlı kalacak şekilde düşünmek gerekmektedir.
Diğer deyişle, yangının “ateşe verip kısmen veya tamamen yakmak” şeklinde-
ki niteliğinin tayini dışında, 383. madde anlamında yangının sözü geçen
maddelerdeki sınırlı olarak sayılan şeylere yönelmesi aranmamalıdır.
Aksi uygulama suç tipinde bulunmayan bir unsuru kanuna eklemek an-
28
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 119.
29
Yarg. CGK. 19.06.1978, 9-171/248 (Gözübüyük, C. III, s. 507-508).
30
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 120; Erman-Özek, s. 102; Gözübüyük, C. III, s. 500.
31
Doktrinde Erem’e göre, suçun taksirli şeklinde kanunun kasıtlı şeklinden daha hafif
bir kusuru cezalandırdığı iddia edilemeyeceğinden, taksirin cezalandırılması içinde
herhalde yangının meydana gelmiş olması şarttır. Bkz., Erem, Ümanist Doktrin, C.
IV, s. 120.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
193TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
lamına gelir ve bu durum ceza hukukunun temel prensiplerinde suçta ve
cezada kanunilik ilkesine aykırılık oluşturur. Kanun koyucu 383. madde
bakımından böyle bir uygulamayı yeğlese idi, aynen 372. maddedeki yön-
temi uygulayarak fiilin yöneleceği konulara ilişkin bir sınırlama getirirdi.
Gerçekten 372. maddede tahrip suçu bakımından “Geçen maddelerde beyan
olunan binaları ve eşyayı tamamen veya kısmen tahrip etmek”ten bahsedilerek,
açık bir yollamada bulunulmuştur. Ancak, 383. madde için böyle bir yolla-
mada bulunulmadığı ve sadece taksirle kamuyu tehlikeye uğratan yangına
sebebiyet verilmesinin düzenlendiği görülmektedir. Hemen belirtelim ki,
Yargıtay 383. maddedeki yangının niteliği ve yöneldiği konu itibariyle 369,
370 ve 377. maddelere uygun olmasını aramakta
32
ve bu anlayış doktrinde
de destek bulmaktadır.
33
Yangın sözlükte, etrafa yayılan ve zarara yol açan büyük ateş
34
veya
zarara sebebiyet veren yanma olayı şeklinde tanımlanmaktadır.
35
Bu çerçe-
vede hukuki bir kavram olarak yangın, geniş bir alana yayılan veya yayılma
eğilimi gösteren, söndürülmesi zorluk arz eden ve bir şeyin bütününü ya
da önemli bir kısmını kapsamına alan bir ateş yakılmasını ifade eder.
36
TCK
383. madde bakımından da yangını bu şekilde anlamak gerekmektedir.
Ancak suçun oluşması, yangın boyutuna varan bir yanmanın ve ateşe ver-
menin varlığına bağlıdır. Suç kamunun selameti karşı bir suç olduğundan,
bir cismin, kişiler ve mallar üzerinde tehlike doğurmaya elverişli şekilde
32
“Yanan şeylerin çalıdan ibaret olmasına ve çalının 383 üncü maddeye tekaddüm eden
maddelerde tasrihan tadât olunan şeylerden bulunmamasına göre maznunun bera-
etine hükmedilecek yerde mahkûmiyetine karar verilmesi yolsuzdur” Yarg. 4. CD.
16.4.1949, 4631/5985 (Köseoğlu, Cemal, Haşiyeli Türk Ceza Kanunu, 8. Baskı, İstanbul
1955, s. 399). “Bir kaç menkul eşyayı yakan ateşin gayri menkule sirayet etmemiş
olmasına göre unsurunun tekevvün etmediği gözetilmeden mahkûmiyet kararı
verilmesi yolsuzdur” Yarg. 4. CD. 2.3.1951, 1383/1383 (Köseoğlu, s. 399). “Yananın
kendir çöplerinden ibaret olup ateşin binaya sirayet etmemesine ve faslın 369 uncu
madde ile başlayan mütekaddim maddelerinde kendir çöplerinin yangın konusu
gösterilmesi göre unsurları tekevvün etmeden mahkûmiyet verilmesi yolsuzdur”
Yarg. 4. CD. 25.9.1951, 7139/7101 (Köseoğlu, s. 399). “Sanık tarafından anızların
temizlenmesi için yakılan ateşin TCK 369 ve müteakip maddelerinde belirtilen yer
ve şeylere sirayet etmemesi halinde TCK 383. maddeye muhalefet suçu oluşamaz”
Yarg. 9. CD. 27.11.1990, 3562/4032 (Erman-Özek, s. 102, dpn. 2). “Tedbirsizlik ve
dikkatsizlik neticesi arı kovanlarının yanması sonucu TCK 383. maddesi uygulan-
maz. Zira arı ve kovanları, 383. maddeye tekaddüm eden maddelerde açıklanıp
sayılanların dışındadır” Yarg. 4. CD. 27.06.1967, 2340/3965 (Güner, Şefik, Türk Ceza
Kanunu ve İlgili Yargıtay İçtihatları, Ankara, 1976, s. 238).
33
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 120; Gözübüyük, C. III, s. 500; Erman-Özek, s. 102;
Soyaslan, s. 379.
34
Meydan Larousse, C. 20 (Sabah Armağanı), s. 267.
35
Doğan, Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, 11. Baskı, İstanbul 1996, s. 1129.
36
Erman-Özek, s. 9.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
194TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
yanmaya başlaması şarttır.
37
Böyle bir tehlike, yayılmaya uygun bir ateşin
ve yakılan şeyin yakınlarında yanmaya elverişli cisimlerin bulunması ha-
linde söz konusu olur.
38
Bu noktada ateşin ne zaman yangın olarak nitelendirilebileceği hususuna
da değinmek gerekmektedir. Bir görüşe göre; yanıcı maddenin uzaklaştırıl-
masına karşılık, ateşe verilen cisim tek başına yanmaya devam ediyorsa ve
yakılan ateş diğer cisimler üzerinde de etkili olabilecek nitelikteyse yangından
söz edilir. Bu şart gerçekleştikten sonra, suçun oluşması bakımından nesnenin
alev alev yanması aranmaz, kor halinde, içten içe yanma yeterlidir.
39
Diğer
görüşe göre, yangın, ateş konulan nesnenin alev alev yanmasıdır. Cismin içten
içe yanıp kömürleşmesi bu anlamda yangın sayılmaz.
40
Bu konudaki diğer bir
görüşe göre ise, yanıcı maddeler uzaklaştırıldıktan sonra ateşe verilen nesne
yanmağa devam ediyorsa ve yakılan bu ateş özel araçlar kullanmadan sön-
dürülemiyorsa, artık ammenin selametini tehlikeye düşürecek bir yangının
varlığından söz edilir.
41
Kanaatimizce de ancak bu vasıftaki bir yangın 383.
maddenin öngördüğü bir tehlikeye neden olabilir.
Yakılan nesnenin taşınır olup olmaması ve değeri suçun oluşum açısın-
dan önemli değildir. Önemli olan sebebiyet verilen yangın olayı nedeniyle
kamunun tehlikeye maruz kalmış olmasıdır. Ayrıca 383. maddenin uygula-
nabilmesi için yangının mutlaka felaket sayılabilecek derecede gerçekleşmiş
olması gerekli değildir.
42
Yangının mutlaka fail tarafında çıkarılmış olması gerekli değildir.
Başkası tarafından çıkarılan yangını söndürmekle görevli olanların, işle-
rini savsaklayarak taksirli hareketleri neticesi yangının kamuyu tehlikeye
düşürecek şekilde büyümesine neden olmaları halinde 383. madde uygu-
lama alanı bulacaktır.
3. İnfilâk
İnfilâk, şiddetli bir şekilde patlamayı ifade eder.
43
Patlamayı, büyük
gürültü çıkaran ve ani tehlike yaratan fiil şeklinde anlamak da mümkün-
37
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Özel Hükümler, s. 745.
38
Erman-Özek, s. 11.
39
v. Liszt Franz-Schmidt Eberhard, Lehrbuch des Deutschen Strafrechts, 25. Aufl. Berlin-
Leipzig 1927, s. 709, zikreden: Artuk-Gökcen-Yenidünya, Özel Hükümler, s. 746.
40
Wachenfeld Friedrich, Lehrbuch des Deutschen Strafrechts, München 1914, s. 513, zik-
reden: Artuk-Gökcen-Yenidünya, Özel Hükümler, s. 745-746.
41
Erman-Özek, s. 10; Artuk-Gökcen-Yenidünya, Özel Hükümler, s. 745-746.
42
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 120.
43
Meydan Larousse, C. 9 (Sabah Armağanı), s. 489.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
195TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
dür.
44
Bazı maddelerin patlaması yangın gibi tehlikeye yol açar. Ancak
patlamada aniden beliren, yangında ise yavaş yavaş ortaya çıkan bir tehlike
söz konusudur.
45
TCK 383. madde bakımından patlamanın mahiyetini belirlemede tahrip
fiilini cezalandıran 372. maddeyi göz önünde tutmak gerekmektedir. Söz
konusu 372. maddede tahribatın “lağım”, “torpil”, “bu kabilden mamûlat”,
“infilâkı kabil bir şey” ve “kabili iştial bir madde” ile gerçekleştirilmiş olması
aranmıştır. Bu çerçevede 383. madde anlamında infilâk da bu çeşit mad-
deler ile gerçekleştirilmiş patlamaları kapsar. Buna göre, taksirli olarak
“infilâkı kabil bir şey” veya “bu neticeyi husule getirecek kabili iştial bir madde”
ile meydana getirilen patlamalar sonucu kamunun tehlikeye uğratılmış
olması gerekmektedir.
46
Ancak bu çeşit tehlikeye sadece bizatihi patlayıcı
olan maddelerle neden olunmaz. Tabii yapılarında değişiklik yapılarak
patlayıcı madde haline getirilip patlatılan şeylerle de tehlikeye yol açılabilir.
Esasen, 372. maddede infilâk edici olmaktan değil, infilâkı kabil olmaktan
bahsedilmiş olması bu sonucu doğrulamaktadır.
47
Buna göre, bizzat patla-
yıcı olmayıp, patlayıcı nitelik kazandırılmış maddelerin taksirle infilâkına
sebebiyet vererek kamuyu tehlikeye düşürmek 383. maddenin uygulanma-
sını gerektirir. Bu nedenle, Yargıtay’ın “383. maddede yazılı infilâka sebebiyet
verecek olan (madde)nin bizatihi infilâk edici olması, daha açık bir deyimle kimyevi
bir olayla büyük ve tehlikeli sonuçlar doğuracak şekilde infilâk etmesi gerekmek-
tedir”,
48
yönündeki görüşüne katılmak mümkün değildir. Aynı şekilde
Yargıtay’ın, “Boş ve kapalı mazot bidonunu oksijen kaynağı yaparken meydana
gelen patlama TCK m. 383’te kastedilen infilâk niteliğinde değildir”,
49
yönündeki
değerlendirmesi de kanaatimizce doğru değildir. Gerçekten, 372. madde
bakımından ve dolayısıyla 383. madde yönünden önemli olan niteliği
itibariyle patlayıcı olan bir maddenin patlatılması değil, patlayıcı nitelik
kazandırılabilen, patlayıcı gibi kullanılabilen maddenin infilâk ettirilmiş
olmasıdır.
50
Buna göre, örneğin taksirli olarak tüp gazın ateşe tutularak
patlatılmasından veya düdüklü tencerenin ateşe tutularak patlatılmasından
44
Soyaslan, s. 379.
45
Gözübüyük, C. III, s. 500.
46
“Mağdur sanıkların arazide buldukları el bombası ile oynarken bombanın infilâk
etmesi sonucunda ölüm ve yaralanmanın meydana geldiğinin ileri sürülmesine
göre, sanıkların eylemlerinin TCK’nın 383/2. maddesi çerçevesinde değerlendiril-
mesi gerekeceği …” Yarg. 2. CD. 5.5.1999, 4548/5944 (Yaşar, Osman, İçtihatlı Türk
Ceza Kanunu, Ankara 2001, s. 836).
47
Erman-Özek, s. 58 ve dpn. 3.
48
Yarg. CGK. 19.06.1978, 9-171/248 (Gözübüyük, C. III, s. 507-508)
49
Yarg. 9. CD. 11.4.1978, 1601/1575 (İçel, Kayıhan-Yenisey, Feridun, Karşılaştırmalı ve
Uygulamalı Ceza Kanunları, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 682).
50
Aynı yönde bkz., Erman-Özek, s. 58-59, dpn. 3.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
196TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
kamu için tehlike doğmuşsa 383. maddedeki suç oluşur.
51
Aynı şekilde
günümüzde buhar ve kalorifer kazanlarının talimatlara uygun bir şekilde
kullanılmadığı, gerekli bakım ve onarımlar zamanında yapılmadığı tak-
dirde patlayarak belirsiz sayıda kişiler bakımından tehlike sonuçlar ortaya
çıkardığını görmekteyiz. Eğer, infilâk bakımından Yargıtay’ın yorumuna
bağlı kalırsak, taksirle kalorifer ve buhar kazanlarının patlamasına sebebiyet
vermek bakımından 383. maddeyi uygulamak mümkün değildir.
52
Oysa,
bu tür patlamalardan genel bir tehlikenin ortaya çıktığında kanaatimizce
bir şüphe bulunmamaktadır.
4. Batma ve Deniz Kazası
Batmadan maksat, bir şeyin tamamen veya kısmen doğrudan doğ-
ruya suya gömülmesine neden olmaktır.
53
Buna göre, taksirli bir hareket
sonucunda suda yüzen veya su yüzeyinde durabilen gemi veya diğer şey-
lerin kısmen veya tamamen suya gömülmesine neden olunması halinde
383. madde anlamında batma söz konusu olur. Batmanın varlığı suçun
teşekkülü için gerekli olan genel tehlikeyi belirtir.
54, 55
Taksirli bir hareket-
le umum için tehlike doğurmaksızın kendi deniz aracını batırıp, hayatını
tehlikeye sokmak bu anlamda batma değildir.
56
51
“….Olay tarihinde askerlik görevini yapmakta olan ve izinli olarak memleketine dönen
sanığın, izin süresinin bitiminde kıtasına geri dönmek istemediği, aile bireylerinin
kıtasına dönmesi yönündeki ısrarları üzerine de kendini banyoya kilitleyip, banyo
penceresi ve bacasını sıkıca kapattıktan sonra şofbeni açıp içeriye bol miktarda gaz
akışını sağladığı, daha sonra da şofbeni ateşlediği, ağabeyi ölen Bünyamin’in sanığın
uzun süre banyodan çıkmaması karşısında kuşkuya düşerek kilitli olan kapıyı zor-
ladığı ve bu zorlama sırasında kırılan camdan elini sokarak kapıyı açması ile birlikte
içeriye giren oksijenin oluşturduğu yangın ve infilak sonucunda sanığı kurtarma-
ya gelen ağabeyi dahil, kız kardeşi Hülya, annesi Emine ile komşuları Katibe’nin
öldükleri, komşusu müdahil Necdet’in yaralandığı, böylece sanığın tedbirsizlik
sonucu yangın ve infilaka neden olmasıyla ölüm husule geldiği, sonuçta eyleminin
TCK’nın 383/2. madde ve fıkrasına uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, suç vas-
fının belirlenmesinde yanılgıya düşülerek aynı Yasa’nın 455. maddesi kapsamında
değerlendirilmesi” Yarg. 8. CD, 20.11.2002, 10938/10815 (http://212.175.179.124/
scripts/cgiip.exe/WService=wsbroker1/metin_gor.html?BackRowids=0x0048f0a-
0&ExternalTables=kararlar&ExternalRowids=0x009eb665 (21.4.2004)).
52
“Sunta Tahta Sanayi A.Ş. Fabrikası’nda sıcak su kazan tankının, mekanizma bozuk-
lukları dolayısıyla sıcak suyun zamanında tahliye olmaması sonucu patlaması ve bu
nedenle mağdurun yaralanması şeklinde gelişen olayda, infilâka sebebiyet verecek
olan maddenin bizatihi infilâk edici madde olması, kimyevi bir olayla büyük ve
tehlikeli sonuçlar doğuracak şekilde infilâk etmesi hallerinde uygulanması mümkün
olan TCK’nın 383. maddesinin uygulama yeri olmadığı, sanıkların kusurlulukları
ve dereceleri nazara alınarak eylemlerinin TCY’nin 459. maddesinin 2. fıkrası çerçe-
vesinde değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması”
Yarg. 2. CD. 22.2.1995, 129/2199 (Yaşar, s. 837).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
197TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Deniz kazası, bir geminin insan elinde olmayan bir sebepten dolayı
tamamen veya kısmen hasara uğramasına denir.
57
Ticaret Kanunu’nda deniz
kazasının su alma, karaya oturma, parçalanma, batma, yanma ve patlama
gibi gemiye ait ve yıldırım isabeti ve buz çarpması gibi doğal olaylar yü-
zünden meydana gelebileceği belirtilmiştir.
58
Maddede yer alan deniz kazası
batmanın dışında kalan her türlü kazayı kapsamaktadır.
59
Tabiatıyla deniz
kazasının en sık görünen şekli bir geminin diğer bir gemiye çarpmasıdır.
Ticaret Kanunu’nun deniz kazasından saydığı hallerden birine taksirli ha-
reketleriyle neden olup bunun sonucunda genel bir tehlikeye neden olanlar
cezalandırılacaklardır.
60
Yargıtay’a göre, “TCK’nın 383. madde 1. fıkrasında
zikri geçen deniz kazasından maksat, denizde bir geminin diğer bir gemiye çarpa-
rak, gemilerin veya içindeki can ve malların zarara uğraması hali”dir ve bu hal
doğrudan söz konusu hükmün uygulanması için yeterlidir.
61
5- Genel Bir Tehlikeyi Doğuran Tahribat ve Musibet
Genel bir tehlikeyi kapsayan yıkıntı ve felaket, kişilere ve eşyalara
zarar veren veya genel bir tehlikeye koyan hareketlerden oluşmaktadır.
Belli bir kişinin veya şeyin değil, belirli olmayan kişilerin ve şeylerin genel
olarak zarar ve tehlikeye uğratılması söz konusudur.
62
Hemen belirtelim
ki, kanun koyucu yangın, patlama, batma ve deniz kazasında genel bir
53
Gözübüyük, C. III, s. 501.
54
Soyaslan, s. 379.
55
“Sanığın eylemi, yönetimindeki tankerin mevkiini tayin edememesi sebebiyle, karaya
oturmasına sebebiyet vermekten ibarettir. Mürettebatın ve kaptanın kendi çabaları ile
kurtarılan karaya oturmuş tanker, yüzdürülerek Çanakkale’ye döndürülmüş olup,
batma hali kesinlikle söz konusu değildir.
Bu itibarla TCK’nın 383/1. maddesinin yasal unsurlarının olayda mevcut bulun-
madığı gözetilmeden, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, kanuna aykırıdır”
Yarg. 9. CD. 25.02.1983, 237/399 (Gözübüyük, C. III, s. 511-512).
56
Yarg. 4. CD. 27.01.1950, 16669/1023 (Köseoğlu, s. 399).
57
Meydan Larousse, C. 5 (Sabah Armağanı), s.174.
58
Yarg. 4. CD. 01.07.1949, 8433/10019 (Köseoğlu, s. 399).
59
Erman-Özek, s. 102.
60
“Hâdisenin dikkatsizlik ve tedbirsizlikle deniz vasıtasının zarara uğramasına sebe-
biyetten ibaret olmasına ve evvelki maddelerdeki kasıtlı suçların adi zarar irasını
şümulüne almaması hasebiyle bunların kasıtsız şeklinden bahseden 383 üncü mad-
denin batma veya batma tehlikesi tahakkuk etmedikçe bu kabil zarara sebebiyet
hadiselerini şümulüne alamayacağının bütün halleri (veya) ile ayırmış iken (batmak
ve deniz kazası) hallerini atıf edatı olan (ve) ile birleştirmesinden de anlaşılmasına
göre hâdisenin deniz kazası sayılarak sanığa ceza verilmesi yolsuzdur” Yarg. 4. CD.
06.04.1949, 4010/5384 (Perinçek Sadık/Özden Cahit, Türk Ceza Kanunu ve Buna Ait
Seçilmiş Yargıtay Kararları, İstanbul 1950, s. 340).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
198TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
tehlikenin oluştuğunu baştan kabul ettiği halde, bir fiilin yıkıntı ve felaket
kapsamında değerlendirebilmesini umumi bir tehlikeyi doğurması şartı-
na bağlamıştır. Bu nedenle, her somut olayda bu yönde bir araştırmanın
yapılması gerekmektedir.
Maddede, yangın, patlama, batma ve deniz kazasının dışında kalan
ve kamuyu tehlikeye uğratma ihtimali olan bir takım fiiller, genel tehlike
yaratacak yıkıntı ve felakete neden olma şeklindeki kapsayıcı bir ifade
ile yaptırımsız bırakılmamıştır.
63
Buna uygun olarak, TCK’nın da açıkça
cezalandırılmayan hava taşıma araçlarının düşmesine veya başkaca teh-
likeye uğramalarına sebebiyet vermek, “umumi bir tehlikeyi mutazammın
tahribata ve musibetlere sebebiyet verme” kapsamında cezalandırılacaktır.
64
Ayrıca, kaynak kanunda taksirle binaların yıkılması ve çökmesi de
açıkça bu madde kapsamında cezalandırılmıştı. Mehaz kanunda binaların
yıkılması ve çökmesi için kullanılan “rovina” ibaresinin TCK’ya alınmamış
olması bir an için bu gibi hallerde hangi maddeye göre işlem yapılacağı
sorusunu gündeme getirebilir ise de, genel kabule göre binaların yıkıl-
ması ve çökmesi “umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribata ve musibet”i
oluşturmaktadır. Bu nedenle, binaların yıkılması ve çökmesinden umum
için tehlike oluşturabilecek bir yıkıntı ve bir felaket doğmuşsa TCK 383.
madde uygulanacaktır.
65
Hemen belirtelim ki, eğer bina genel bir tehlike
yaratmaksızın yıkılacak olur ise TCK m. 552 uygulanacaktır.
66
Uygulamada
61
Yarg. 9. CD. 22.06.1983, 1270/1838 (Gözübüyük, C. III, s. 511).
62
Gözübüyük, C. III, s. 501; Soyaslan, s. 379.
63
“1- Olay günü, Silivri Celaliye köyü, doktorlar sitesi, plaj sahasında, sahile 50 metre
mesafedeki şamandıralara yakın bir yerde, sanıklar Erkan Aktunalı ile Emin Ayhan
Sümbüloğlu, münavebe ile, biri motoru kullanmak, diğeri kayak yapmak suretiyle,
kıyıya paralel olarak süratle gidip gelmektedirler. Olay anında motorda sanık Er-
kan, kayakta Emin Ayhan bulunmaktadır. Şamandıraların 10-20 metre dışına kadar
yüzerek giden, ölen Kemal Ertek, sahile dönmek üzere iken, kayak yapan sanıkların
motorunun çarpması sonucu ölmüştür.
Çarpma olayının meydana geldiği saha; şahitlerce açıklandığı ve yapılan tespitlerden
anlaşıldığı üzere, devamlı denize girilen, sahil şeridine yakın, herkesin yüzebildiği bir
yerdir. Olaya takaddüm eden günlerde, aynı sahada motorla kayak yapan sanık Emin
Ayhan’a bu davranışını sahil halkı için tehlike yarattığı, bir kaza olacağı, o yer sakinlerince
hatırlatılmış ve ikazda bulunulmuş ise de, Emin Ayhan, bu uyarılara aldırış etmemiş
ve hatta sert cevaplar vererek, hareketine devam etmiştir. Silivri liman başkanlığının
23.11.1978 gün, 86/867/190 ve 17.6.1979 gün, 86-967/98 sayılı yazılarına göre, spor teknele-
rinin şamandıralarla tespit edilmiş plaj sahalarının takriben 200 metre dışında seyretmeleri,
plaj ve sandalların civarında tehlike yaratacak bir sür’atle seyretmemeleri gerekir.
Olay yerinin belirlenen durumu karşısında, bu sahada motorla sür’atli bir şekilde ka-
yak yapılması “umumi bir tehlikeyi mutazammındır”. Kaza ile de “tahribat ve musibete
sebebiyet verilmiştir”…” Yarg. 9. CD. 29.12.1981, 4447/4781 (Savaş Vural-Mollamahmu-
toğlu Sadık, Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. III, Ankara 1999, s. 3456-3457).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
199TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
da, binaların yıkılması ve çökmesinin belirli olmayan kişilerin yaşamlarına,
beden bütünlüklerine, özgürlüklerine ya da sağlıklarına yönelik tehlike
oluşturmadığı, binanın niteliğine, bulunduğu yer ve konuma göre araştırıl-
ması istenmekte ve ulaşılacak sonuca göre işlem yapılması istenmektedir
67
.
Bu anlayışa uygun olarak da, “... on katlı apartmanın inşadan kaynaklanan
nedenlerden yıkılması sonucu elli beş kişinin ölmesi şeklindeki olayda; tahribat
ve musibeti oluşturan ve umumi bir tehlike teşkil eden boyutta meydana gelen
yıkılma dolayısıyla ...” faillerin 383. maddeye göre sorumlu olduğu kabul
edilmiştir.
68
B. Hukuka Aykırılık Unsuru
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçu bakımından genel hukuka
uygunluk nedenleri söz konusu olabilir. Ancak meşru müdafaanın bu suçta
gerçekleşmesi kanaatimizce mümkün değildir. Zira, taksirli tehlikeye se-
bebiyet verme suçunun oluşumu belirsiz sayıda kişi için tehlikeli doğuran
bir hareketin bulunmasını gerektirmektedir. Oysa, meşru müdafaa olarak
gerçekleştirilen bir hareket mutlaka haksız bir saldırıda bulunan kişiye
karşı yapılmalı, yani hareket belli bir kişiye yöneltilmelidir. Bu nedenle,
taksirli tehlikeye sebebiyet verme fiili meşru müdafaa şartları çerçevesinde
gerçekleştirilemez.
Bu suç bakımından diğer hukuka uygunluk nedenlerinden kanunun
hükmünü ifa, yetkili merciin emrini icra ve ıztırar hali de düşünülebilir. Ka-
64
Erman-Özek, s. 102; Majno, C. III, s. 98. Erem, uçak kazaları bakımından TCK’nın
düzenlemesini aşağıdaki gibi eleştirmektedir. “Pilotun veya meydan servislerinin
kusuru ile vukua gelen uçak kazalarını “umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribat
ve musibet ibaresine dahil saymanın ve bu madde hükmü ile cezalandırmanın müm-
kün olduğu düşünülebilir. Fakat kanunumuzun kasden kazaya sebebiyet hallerini
cezalandıran maddesinde (TCK 377) uçaklar nazara alınmamıştır. O halde kasdi
suçlarda bu hususu nazara almayan kanun vazıının, taksirli suçlarda uçakları nazara
aldığı iddia edilemez” (Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 122).
65
Gözübüyük, C. III, s. 500; Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 121; Majno, C. III, s. 98;
Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm (02.03.2004).
66
Gözübüyük, C. III, s. 500; Erem, Ümanitst Doktrin, C. IV, s. 121.
67
“ Somut olayda müteahhit olan sanığın; inşasına iştirak etmiş olduğu binanın, deprem
faktörü ile birlikte yapımında malzeme yetersizliği, imalat hatası gibi kusurlu hareketi
sonucu, başkasına tehlike vermeksizin yıkılmasına neden olma şeklinde tezahür eden
eyleminin TCY’nin 552. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeksizin aynı
yasanın 383. maddesi ile ceza tayini, kanunu aykırı (....) olduğundan hükmün (...)
bozulmasına oyçokluğu ile karar verildi” Yarg. 9 CD. 2.4.2001, 545/1061 (Çınar, http:
//www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm , dpn. 13 (02.03.2004)).
68
Yarg. 2 CD. 21.3.2001, 7015/4778 (Çınar,http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/
2001_sayi02_09.htm , dpn. 33 (02.03.2004)).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
patıldığı yerden çıkmak için yangın çıkarmak, patlama gerçekleştirmek ve
yıkmak zaruret hali çerçevesinde düşünülebilecek durumlardır. Kanun’un
hükmünü ifa ve özellikle yetkili bir merciin emrini icra, bu suç bakımından
düşünülmesi gereken diğer hukuka uygunluk nedenleri olarak karşımıza
çıkmaktadır. Yol açma çalışmaları sırasında aldığı emir üzerine dinamit
kullananların eylemi umum için tehlike teşkil etseler hukuka uygundur.
Ancak verilen emrin meşru olması ve sınırları içinde kalınarak kullanılmış
olması zorunludur.
Tehlikeye sebebiyet verme, kamunun selametine karşı işlenen bir suç-
tur. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu suçla topluma ait yararlar korunmak-
tadır. Bu nedenle, mağdurun rızası bu suç bakımından hukuka uygunluk
nedeni olarak gündeme gelmez.
C. Manevi Unsur
Suçun manevi unsuru taksirdir. TCK’nın taksiri ifade etmede kullan-
dığı kalıp 383. maddede aynen tekrarlanmıştır. Buna göre, tedbirsizlik,
dikkatsizlik, sanat ve meslekte tecrübesizlik ve nizam, emir ve kaidelere
riayetsizlik sonucunda yangına, patlamaya, batığa, deniz kazasına veya
umumi bir tehlikeyi doğuran yıkıntı ve felaketlere neden olanlar cezalan-
dırılacaklardır.
Burada, fail, tedbirsizlik, dikkatsizlik veya acemilik şeklinde beliren
sübjektif kusurundan doğan neticeden sorumlu tutulmaktadır. Failin böy-
le bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için somut olayda taksirin bütün
unsurlarının gerçekleşmesi gerekir. Bu unsurlar sırasıyla; a. Taksirli fiilin
cezalandırılacağı yolunda kanunda hüküm bulunması, b. Dikkat ve özen
görevinin yerine getirilmemesi, c. Neticenin öngörülebilir nitelikte olması, d.
Hareketin bilinmesi ve istenmesi, fakat neticenin istenmemesi ve e. Hareket
ile netice arasında nedensellik bağının bulunmasından ibarettir.
TCK 383. madde taksirli fiillerin cezalandırıldığı sınırlı sayıdaki hü-
kümden biridir. Bu nedenle, ilk unsur yönünden herhangi bir sorun bu-
lunmamaktadır. İkinci unsur, failin bir dikkat ve özen görevini ihlal etmiş
olmasıdır. Bu unsur, yapılan hareketin mevcut bir dikkat ve özen görevine
riayetsizlik şeklinde ortaya çıkmasını ifade eder. Başka bir anlatımla, ortada
faile belli bir yönde harekette bulunurken dikkatli ve özenli davranma yü-
kümlülüğü getiren bir kural bulunmalıdır. Failin somut bir fiil bakımından
taksir şeklindeki kusurluluğu ancak böyle bir yükümlülüğü ihlal etmesi
halinde gerçekleşir. Hemen belirtelim ki, bir kimsenin dikkat ve özen gö-
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
201TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
revini ihmal etmesi nedeniyle kusurlu addedilebilmesi için, dikkat ve özen
görevini yerine getirilebilmesi imkanına sahip olması da gereklidir.
69
Maddede dikkat ve özen görevinin ihmalinin tedbirsizlik veya dikkat-
sizlik veya sanat ve meslekte tecrübesizlik veya nizam ve emir ve kaidelere
riayetsizlik şeklinde ortaya çıkan hareketlerle gerçekleştirilebileceği kabul
edilmiştir. Tedbirsizlik, ortak tecrübenin yüklediği tedbir görevini ihlal
ederek belirli bir neticenin gerçekleşmesine engel olabilecek önlemleri
almamayı belirtir. Tedbirsizlikte, özen gösterildiği takdirde sakınılabile-
cek durum söz konusudur. Buna karşın dikkatsizlik, genellikle icrai bir
hareketle ortak tecrübenin yüklediği dikkat ve özen görevine aykırı dav-
ranılmasını ifade eder.
70
Meslek ve sanatta acemilik, belirli bir mesleği icra eden kişinin, yasa,
nizam, örf ve adet kuralları uyarınca, icra ettiği meslek ve sanatla ilgili sahip
bulunması gereken bilgilerden yoksun olmasıdır. Bu şekil taksirli suçlar ancak
belli meslek veya sanatı icraya yetkili olanlar tarafından işlenebilir. Ferdi veya
sosyal bir faaliyeti düzene sokmak amacıyla konulmuş her türlü hukuki ya da
mesleki kurala yahut yetkili merciler tarafından verilmiş emir ve talimatlara
aykırılık ise nizam, emir ve kurallara riayetsizliği ifade eder.
71
Üçüncü unsur, neticenin öngörülebilir, yani tahmin edilebilir olmasıdır.
Bu şart, faile yüklenen dikkat ve özen görevinin doğal bir sonucu olarak
karşımıza çıkmaktadır. Buna göre özen ve dikkat görevinin yerine getiril-
mesi imkanın varlığına rağmen bunu yapmaktan kişi sorumludur. İşte bu
imkan neticenin öngörülebilir nitelikte olmasıdır.
72
Taksirin dördüncü unsuru, hareketin bilinmesi ve istenmesi, fakat ne-
ticenin istenmemesidir. Fail, neticeyi doğuran hareketi bilerek ve isteyerek
gerçekleştirmediği durumlarda, taksirin varlığından söz edilemez. Ayrıca,
taksirin varlığı, failin bilerek ve isteyerek yaptığı hareketten doğan hukuka
aykırı neticeyi istememesine bağlıdır.
73
Nihayet taksirin son unsuru hareket ile netice arasında nedensellik
bağının bulunmasıdır.
74
Bu unsur, ortaya çıkan neticenin failin dikkat ve
69
İçel, Kayıhan, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, İstanbul 1967, s.
137-142.
70
Artuk, Mehmet Emin-Gökcen, Ahmet-Yenidünya, A. Caner, Ceza Hukuku Genel
Hükümler I, 1. Baskı, Ankara 2002, s. 639 vd.; İçel, s. 198 vd.; Yarg. CGK. 07.03.1994,
1-50/76 (Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 639, dpn. 334).
71
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 641 vd.; İçel, Ceza Hukukunda, s. 200 vd.
72
İçel, Ceza Hukukunda, s. 147 vd.; Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 638.
73
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 629-630.
74
Bkz., Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 629-630; İçel, Ceza Hukukunda,
s. 168 vd.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
özen görevini yerine getirebilme imkanına (neticeyi öngörmesine) rağmen,
bunu yapmayarak öngördüğü fakat istemediği neticeyi gerçekleştirmesini
ifade etmektedir.
75
İnceleme konumuzu oluşturan suç bakımından failin sübjektif sorum-
luluğu bu beş unsurun bir olayda birleşmesiyle söz konusu olur. Buna
göre, yangın, patlama, batık, deniz kazası, tahribat ve felaketin yukarıda
sıralanan şartlar içinde umum için bir tehlike oluşturmuş iseler cezalandı-
rılacaklardır. Örneğin, bir binanın yıkılarak veya çökerek genel bir tehlike
yaratması neticesi, binanın yapımındaki failin dikkat ve özen görevinin
ihmal etmesinden, kısacası yapıyı yaparken deprem yönetmeliğinde öngö-
rülen kurallara uymayarak eksik malzeme kullanmasından kaynaklanmalı
ve fakat fail yine kendi kusuruyla bu binanın kendiliğinden veya depremin
etkisiyle yıkılabileceğini öngörmemiş olmalıdır.
76
Hemen belirtelim ki, ister
kendiliğinden olsun isterse depremin tetiklemesiyle olsun bir binanın yıkıl-
masının, proje düzenleme ve teknik uygulama denetimi aşamalarında yapı
sanatı ve tekniğine özgü genel kabul gören kurallara gereği gibi uyulmamış
olmasından ve idari denetimsizlikten kaynaklandığı belirtilmektedir.
77
Bu
duruma göre, bina yıkılması veya çökmesi olaylarında, bu olayı tetikleyen
neden ne olursa olsun eğer binanın inşasında kusur söz konusu ise her
durumda “umum için tehlike doğurma” şartının gerçekleşmesi kaydıyla 383.
maddenin uygulanması gerekecektir.
Yargıtay’a göre, binaların yıkılmasından kaynaklanan tahribat ve
felaket bakımından deprem tek başına sebep değil, bu sonucu hazırlayan
nedenlerin harekete geçiricisidir. Dolayısıyla, binaların yıkılması veya
çökmesinden kaynaklanan tahribat ve felaketin kamu için tehlikeyi doğu-
racak hale dönüşmesinin temelinde, bina yapımındaki emir ve kurallara
uyulmaması bulunmaktadır. Buna göre, “... faal inşaat mühendisi olup Cey-
han ilçesinin 1992 yılında üçüncü derece deprem kuşağında yer alıyor olduğunu
bilmesi gereken sanığın, nizam, emir ve kaidelere ve özellikle de üçüncü derece
deprem bölgelerini de içeren Deprem Yönetmeliği (1975)’ne uymadan ilave kat
75
“… Sanığın eylemi ile yangın olayı arasında illiyet bağının bulunmadığı göze-
tilmeden yazılı düşüncelerle mahkumiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı ve
sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu
sebepten dolayı istem gibi bozulmasına, 10.3.1993 gününde oybirliği ile karar ve-
rildi.” Yarg. 9 CD. 10.03.1993, 142/1291 )http://212.175.179.124/scripts/cgiip.exe/
WService=wsbroker1/metin_gor.html?BackRowids=0x0048f0a0&ExternalTables=-
kararlar&ExternalRowids=0x00488001 (21.4.2004)).
76
Çınar,http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm (02.03.2004).
77
Bu husus Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanan Yapı Denetim Kanunu
Taslağı’nın gerekçesinde belirtilmiştir. Bkz., Uyan Göktürk, “Yıkılan Yapılar ve
Zararlardan Doğan Hukuki Sorumluluk”, Güncel Hukuk, 2004/4, s. 38 vd.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
203TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
projesi yapıp bunun fenni mesullüğünü üstlendiği, 27.6.1998 tarihinde meydana
gelen depremin oluşturduğu sarsıntı ile yöredeki binalarla birlikte sanığın so-
rumluluğunda ilave katları inşa edilen binanın da çöktüğü ...”
78
olayda sanığın
taksir şeklindeki kusurunun varlığı şüphesizdir. Aynı şekilde, “Projesi ve
ruhsatı olmayan benzin istasyonunda olay tarihinde ve öncesinde bodrum katında
normalden farklı akaryakıt kokusu hissedilerek sanığa bildirildiğinde tuvaletlerin
kapatılması dışında bir önlem almadığı, benzin istasyonunda gerek kurulurken,
gerekse işletmeye açıldıktan sonra teknik yönden eksiklik bulunduğu gibi, iş gü-
venliği mevzuatı yönünden de yeterli önlem almadığı nazara alındığında, sanığın
emir ve nizamlara aykırı davrandığı, bu taksirli hareketi ile meydana gelen patlama
arasında uygun nedensellik bağı bulunduğu kabul edilmelidir”.
79
Buna karşın, “Arıza vuku bulmadıkça elektrik tesisatını kontrol ettirmenin
mutad olmamasına, yangının kötü hava şartlarından kaynaklanmış bulunması-
na, sanığın eylemi ile yangının vukuu arasında illiyet bağı mevcut olmamasına
rağmen, olay gününe kadar bir arıza görülmemiş olan elektrik tesisatını kontrol
ettirmediği gerekçesiyle sanığa kusur izafe eden rapora dayanılarak (TCK’nın 383/1.
maddesiyle) mahkûmiyet hükmü tesis” doğru değildir.
80
VII. SUÇA TESİR EDEN SEBEPLER
A. Ağırlaştırıcı Sebepler
TCK 383. maddenin 2. fıkrasında failin gerçekleştirdiği fiil ile bir kim-
senin hayatı için bir tehlike doğurmuş olması veya ölümüne neden olması
ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş ve maddeyle korunan hukuki yarar
sayısı ikiye çıkarılmıştır.
81
Fıkrada fail istemediği neticeden sorumlu tu-
tulmaktadır. Başka bir anlatımla, fıkrada objektif sorumluluk hallerinden
netice sebebiyle ağırlaşmış suçlardan biri düzenlenmiştir.
82
Bilindiği gibi,
suçun oluşması için aranan neticeden başka ve daha ağır bir sonucun
meydana gelmesi sebebiyle cezanın artırılmasını öngören suçlara neticesi
sebebiyle ağırlaşmış suçlar denilmektedir.
83
Bu suç tiplerinde fail, filini belli
78
Yarg. 9. CD. 20.11.2000, 2501/2957 (Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/
2001_sayi02_09.htm dpn: 15 (02.03.2004).
79
Yarg. CGK. 16.05.2000, 9/104-110 (Kaban, Mater-Aşaner, Halim-Özcan, Güven-Yalvaç
Gürsel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları (Eylül 1996-Temmuz 2001), Ankara 2001,
s. 433).
80
Yarg. 9. CD. 26.12.1984, 5922/6364 (Savaş-Mollamahmutoğlu, s. 3454).
81
Selçuk, s. 355.
82
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 666, dpn. 421.
83
Bkz., Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 655 vd.; Ünver, Yener, “Ceza
Hukukunda Objektif Sorumluluk”, Ceza Hukuku Günleri, 70. Yılında Türk Ceza Kanunu
–Genel Hükümler- (26-27 Mart 1997-İstanbul), İstanbul 1998, s. 109 vd.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
bir suçu işlemek için icra etmekte, fakat sonuçta hareketiyle nedensellik
bağlantısı olan ancak istemediği başkaca ağır neticeleri de gerçekleştir-
mektedir. Kanun koyucu, kanunda istisnai olarak öngördüğü hallerde faili
istemeden ortaya çıkardığı bu gibi ağır sonuçlardan kusuru olmamasına
rağmen sorumlu tutmuştur. İşte bu istisnai sorumluluk hallerinden biri de,
TCK 383. maddenin 2. fıkrasında öngörülen, umum için tehlike arz eden
fiil neticesinde bir kimse için hayati tehlike doğurmak veya bir kimsenin
ölümüne sebep olmak halidir.
Hayati tehlike, derhal veya daha sonra ve fakat daima doğrudan
doğruya insanın hayati esas organlarından birinin kısmen veya tamamen
zarar görmesine veya muhtemelen ölüme sebebiyet verebilecek nitelikteki
fiillerden kaynaklanır.
84
Bu özelliği taşımayan fiiller, yani hayati tehlike
dışında kalan cismen eza hallerinde ağırlaştırıcı sebebi uygulamaya imkan
yoktur.
85
Ayrıca hayati tehlikenin gerçekleşmesi halinde ağırlaştırıcı sebep
uygulanabilir. Sadece hayati tehlike ihtimali halinde ceza artırılmaz.
86, 87
Cezayı ağırlaştıran diğer hal, fiil neticesinde ölüm olayının meydana gelmiş
olmasıdır.
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçu, gece veya genel bir tehlike,
felaket ve heyecan zamanında işlendiği takdirde ceza altıda birden üçte
bire kadar ağırlaştırılacaktır (TCK m. 411). TCK’nın 502. maddesine göre,
güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve güneşin doğmasından bir
saat öncesine kadar devam eden zaman dilimi geceyi ifade eder. Eğer bu
zaman dilimi içinde gerçekleştirilen taksirli hareketlerle kamunun selameti
için tehlikeye sebebiyet verilmiş ise ceza artırılacaktır.
88
411. maddede ön-
görülen diğer ağırlaştırıcı neden, fiilin genel bir tehlike, felaket ve heyecan
zamanında gerçekleştirilmiş olmasıdır. Buna göre, yangın, patlama, batık,
deniz kazası, yıkıntı ve felaket dışında kalan sebeplerle ortaya çıkmış genel
bir tehlike, felaket ve heyecan sırasında bu hareketlerin gerçekleştirilmiş
olması cezanın artırılmasına neden olur. Maddenin ikinci kısmında be-
lirtilen genel tehlike, halka olağanüstü zarar veren veya vermesi ihtimali
bulunan olayları; genel heyecan, herhangi bir şekilde halkı büyük telaşa
düşüren, önemli derecede endişelendiren halleri ve genel felaket, belli bir
yerde bütün halkı veya halkın bir kısmını tehdit eden ağır genel tehlikeyi
84
Gözübüyük, C. III, s. 498.
85
Erem, Ümanist Doktrin, C. IV, s. 123.
86
Gözübüyük, C. III, s. 498; Erman-Özek, s. 104.
87
“Mağdura ait geçici ve 1.3.1996 tarihli kesin raporda hayati tehlikeden bahsedil-
mediği, herhangi bir iş ve güç kaybı söz konusu olmadığı bildirildiği halde yazılı
düşüncelerle TCK’nın 383/1. maddesi yerine 383/2. madde ve fıkrası ile hüküm
tesisi,” Yarg. 9. CD. 6.5.1997, 6725/3205 (Yaşar, s. 837).
88
Erman-Özek, s. 104.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
205TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ifade eder.
89
Hemen belirtelim ki, Yargıtay 411. maddenin taksirli suçlarda
uygulanamayacağı yönünde uygulama geliştirmiş bulunmaktadır.
90
Failin sıfatından kaynaklanan nedenlerle de suçun cezası ağırlaştırıla-
caktır (m. 412). Buna göre, tehlikeye sebebiyet vermede kullanılan maddeleri
korumakla görevli olanlar, herhangi bir resmi işte bulunanlar ve belirli
maddeleri korumakla yükümlü olanlar tarafından bu suç işlenirse ceza
altıda birinden üçte birine artırılacaktır. Bu sebepler fiili olduklarından
TCK 67. madde gereğince şeriklere sirayet edecektir.
91
B. Hafifletici Sebepler
TCK’nın 413. maddesine göre, taksirle tehlikeye sebebiyet verme
fiillerinden ileri gelecek tehlike oldukça önemsiz olursa veya fail böyle
bir hareketi icra ettikten sonra neticelerinin gerçekleşmesini engellemek
veya sınırlamak için özel ve ciddi bir çaba harcarsa, hakim failin cezasın-
da üçte birden yarıya kadar indirim yapabilir. Görüldüğü gibi maddede,
fiilin eşyaya veya şahıslara herhangi bir zarar vermemesine veya önemli
bir tehlikeye uğratmamış olmasına ve failin faal nedamet göstererek fiilin
neticelerini önlemesine veya sınırlamak için gayret sarf etmesine takdiri
indirim sebebi olarak netice bağlanmış bulunmaktadır.
92
VIII. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçuna katılmada genel kurallar
geçerlidir. Ancak, bu suç taksirli bir suç olduğundan iştirak bakımından
özellik göstermektedir. Gerçekten doktrinde taksirli suçlara iştirakin müm-
kün olup olmadığı tartışılmıştır.
93
Yargıtay ise, taksirli suçlara iştirakin
mümkün olmadığını belirten kararlar vermiştir.
94
89
Gözübüyük, C. III, s. 710.
90
“Taksirli cürümlerde TCK 411. maddenin uygulanamayacağı düşünülmeden TCK
383/1. maddesiyle verilen cezanın bu madde ile artırılması bozmayı gerektirmiştir.”
Yarg. 4. CD. 14.2.1980, 482/624 (Erman-Özek, s. 42, dpn. 74); “Kasdi suçlara mün-
hasır olduğu gözetilmeden, yangına sebebiyet vermek iddiası ile verilen cezanın,
TCK’nın 411. maddesi ile arttırmaya tabi tutulması bozmayı gerektirmiştir” Yarg.
4. CD. 17.10.1980, 5764/5919 (Gözübüyük, C. III, s. 710).
91
Erman-Özek, . 43.
92
Gözübüyük, C. III, s. 712.
93
Bkz., İçel, Ceza Hukukunda..., s. 173-174; Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I,
s. 812-813; Dönmezer, Sulhi-Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. II, 10. Bası,
İstanbul 1994, s. 493 vd.; Özgenç, İzzet, Suça İştirakin Hukukî Esası ve Faillik, İstanbul
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Kanaatimizce, taksirli hareketi icra bakımından faili ile üçüncü şahıs
arasında işbirliği var ise, yani her bir fail taksirli hareketi diğer fail ile
birlikte yapmakta olduğu şuuru ile hareket etmekteyse, yine her bir failin
hareketi ile netice arasında nedensellik bağı mevcutsa ve suç bütün şerikler
bakımından aynı ise taksirli suça iştirak mümkündür.
95
Bu şartlar oluşmak
kaydıyla taksirli tehlikeye sebebiyet vermek suçunun iştirak halinde işlen-
mesi mümkündür.
Suçların içtimaı bakımından değerlendirilmesi gereken durum, taksirle
neden olunan tehlike nedeniyle kişilerin şahsen ve malen zarar görmüş
olmaları halidir. TCK 383. maddenin 2. fıkrasında, umum için tehlike do-
ğuran fiilden bir şahsın hayatı bakımından tehlike hasıl olması veya ölüm
meydana gelmesi ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. Burada TCK’nın
78. maddesinde öngörülen biri diğerinin ağırlaştırıcı sebebini oluşturması
şeklinde gerçekleşen suçların birleşmesi (mürekkep suç) hali söz konu-
sudur. Bu nedenle, 383. maddeyi ihlal eden fiil neticesinde yaralanma ve
ölüm olayı meydana gelmiş ise, failin ayrıca 455 veya 459. maddelere göre
cezalandırılması mümkün değildir.
96
Ancak hemen belirtelimki, m. 383/2’nin uygulanabilmesi için kamunun
selametini ihlal eden bir yangının, patlamanın, batmanın, deniz kazasının,
yıkıntı ve felaketin bulunması ve bunun sonucu olarak hayati tehlikenin
veya ölüm olayının meydana gelmiş olması gerekmektedir.
97
Diğer bir de-
yişle kamunun selametini ihlal etmeden, bu fıkrayı uygulamak mümkün
değildir. Kamunun selameti ihlal edilmeden hayati tehlike veya ölüm olayı
meydana gelmiş ise, bu durumda fail hakkında sadece 455. maddeye veya
1996, s. 179 vd.; Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 1. Baskı, Ankara 2002,
s. 426 vd.; Centel, Nur, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 1. Basım, İstanbul 2001, s. 424.
94
“..... maznunlardan hangisinin fiil ve hareketi neticesi olarak tüfeğin patladığı
kat’iyetle tespit edilememiş bulunmasına ve kasıtsız suçlarda ise, iştirakin bahse
konu olmayıp her şahsın kendi fiiline ve fiilindeki tedbirsizliğine bakılacağına göre
tebliğnamedeki bozma sebebi ve C. Müddeiumumisinin bu cihete münhasır tem-
yiz itirazları varit görülmediğinden reddi ile ....... hükmün tasdikine ittifakla karar
verildi” Yarg. 4. CD. 30.6.1956, 3816/9791 (İçel, Ceza Hukukunda, s. 174, dpn. 184).
95
İçel, Ceza Hukukunda, s. 174; Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 812-813.
96
Erman-Özek, s. 105; Çınar,http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_
09.htm (02.03.2004).
97
“Yaralanma olayı infilâk neticesi husule gelmiş bulunmasına göre, sanığın fiil ve
hareketinin TCK’nın 459/2 nci maddesi ile mahkumiyetine karar verilmesi, bozmayı
gerektirmiştir” Yarg. 9. CD. 20.2.1986, 6686/1128 (Savaş/Mollamahmutoğlu, s. 3453);
“Filitrasyon kısmındaki tortu temizleme işi sırasında hegzan gazının niteliği itibariyle
parlayıp yanması ile olayın meydana geldiğinin anlaşılmasına, kanuni anlamda yangın
veya infilâkın doğmamasına nazaran sanıkların T.C.K.’nun 455/2 nci maddesi yerine
unsurları oluşmayan aynı kanunun 383/2 nci maddesiyle cezalandırılmaları, bozmayı
gerektirmiştir” Yarg. 9. CD. 13.12.1984, 5649/6084 (Savaş-Mollamahmutoğlu, s. 3454).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
207TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
459. maddeye göre işlem yapmak gerekmektedir. Bu duruma göre, yangın,
patlama hukuka aykırı olmayıp örneğin meslek gereği yapılması gereken bir
hareket ise, 383. maddenin uygulama alanından çıkacaktır. Ancak yangın,
patlama veya benzeri hareketler hukuka uygun olmakla birlikte yapılış şekli
itibariyle taksirli ise ve bunlar da bir hayati tehlikeye veya ölüme neden
olmuşlarsa 455 ve 459. maddelerin uygulanması gündeme gelecektir.
98
Bu çerçevede değerlendirilmesi gereken diğer bir konu da, 383/2.
fıkranın uygulanma şartlarının gerçekleştiği, yani kamunun selametini
ihlal eden taksirli fiilin bulunduğu bir olayın neticesi olarak birden fazla
kişinin hayatı bakımından tehlike doğması veya ölmesi halinde müteselsil
suç hükümlerinin burada uygulanıp uygulanmayacağı hususudur. TCK
80. maddede “bir suçu işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı
hükmünün birkaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç
sayılır” denilerek, kanunun aynı hükmünün aynı suç işleme kararıyla aynı
veya muhtelif zamanlarda birkaç kez ihlal edilmesi tek suç sayılmıştır.
99
Buna göre, kamunun selametini ihlal eden taksirli fiil neticesinde, birden
fazla kişinin hayatı için tehlike doğmuşsa veya birden fazla kişi ölmüşse
kanunun aynı hükmünün aynı zamanda birkaç kez ihlalini belirten bu
durumda müteselsil suç hükümlerine göre işlem yapmak gerekmektedir.
Diğer bir ifadeyle, mağdurların çokluğu, müteselsil suç hükümlerinin uy-
gulanmasına engel oluşturmadığından,
100
böyle durumlarda TCK m. 80’e
göre hareket edilmelidir. Diğer taraftan, TCK müteselsil suça ait hüküm-
lerin uygulanması açısından suçlar arasında bir ayrım yapmamıştır. Diğer
bir deyişle, müteselsil suça ilişkin maddede kişilere, eşyaya, devlete karşı
suç veya netice itibariyle ağırlaşmış suç ayrımı yapılmadan, bütün suçlar
bakımdan geçerli bir kurum ihdas edilmiştir. Ancak Yargıtay, müteselsil
suça ait hükümlerin uygulanması bakımından fiilin kişilere karşı işlenip
işlenmediğine göre ayrım yaparak, suç kişilere karşı işlenmişse, müteselsil
suç hükümlerini değil gerçek içtima hükümlerini tatbik etmektedir.
101
Kana-
atimizce, suçta ve cezadan kanunilik ilkesi çerçevesinde Yargıtay’ın açıkça
hukuka aykırı olan bu tutumunu benimsemek mümkün değildir.
102
98
Selçuk, s. 355.
99
İçel, Kayıhan, Suçların İçtimaı, İstanbul 1972, s. 87; Sancar, Türkan Yalçın, Müteselsil
Suç, 1. Bası, Ankara 1995, s. 62 vd.
100
Mağdurların çokluğunun müteselsil suç hükümlerinin uygulanmasına engel oluş-
turmadığı hususunda açıklamalar için bkz., İçel, Suçların İçtimaı, s. 149 vd.
101
Yarg. 9. CD, 18.02.1999, 209/960 (YKD, Mart 2002, s. 490). Yargıtay Ceza Genel Ku-
rulunun aynı yönde başka bir suçla ilgili kararı (Yarg. CGK. 27.03.1995, 8-58/86) için
bkz., (Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler I, s. 862 vd).
102
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler, s. 861.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Yine aynı gerekçelerle doktrinde ileri sürülen,
103
383. maddeyi 455.
maddeden ayıran hususun, ağırlatıcı sebep olan ölümün, genel bir tehlike
haline bağlı olarak ortaya çıkması olduğu; 455. maddede genel bir tehlike
halinin aranmadığı, sadece belirli kişi veya kişilerin ölmeleri halinin ceza-
landırıldığı; 383. maddenin 2. fıkrasında sözü edilen ölümün, 1. fıkradaki
düzenlenen taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçunun unsuru olmayıp
ağırlatıcı sebebi olduğu; dolayısıyla genel tehlike teşkil eden hareketlerin,
yani yangın, batık, deniz kazası ve tahribat ve musibetin yapılmasıyla su-
çun oluştuğu ve bu nedenle ölen sayısına bakılmaksızın fiilin ve suçun tek
olacağı; 383/2. maddedeki “bundan ölüm vukua gelirse” şeklindeki ifadenin
ölen sayısını değil, ölüm neticesini işaret ettiği, bu nedenlerle 383. maddenin
1. fıkrasına uyan bir fiil neticesinde birden fazla kişi ölmüş olsa dahi, ne
müteselsil suç hükümlerinin ne de gerçek içtima hükümlerinin uygulana-
bilmesinin mümkün olduğu yönündeki görüşe katılmamaktayız.
VIII. YAPTIRIM VE KOVUŞTURMA USULÜ
Maddede suçun basit hali için otuz aya kadar hapis ve yüz liraya
kadar ağır para cezası öngörülmüştür. Hapis cezasının alt sınırı TCK m.
15 gereğince yedi gündür. Para cezası ise, TCK ek 2. maddeye göre hesap-
lanacaktır.
Eğer fiil nedeniyle bir kimsenin hayatı için tehlike doğmuş ise altı aydan
beş seneye kadar hapis ve elli liradan yüz elli liraya kadar ağır para cezası
ve ölüm meydana gelmişse beş seneden fazla olmamak üzere ağır hapis ve
yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezası öngörülmüştür.
Taksirle tehlikeye sebebiyet verme suçu, takibi şikayete bağlı olmayıp
re’sen kovuşturulan suçlardandır. Ancak, kovuşturma bakımından dava
zamanaşımı dikkate alınmalıdır. Hemen belirtelim ki, suçun binanın yıkıl-
ması ve çökmesi yoluyla işlendiği durumlarda dava zamanaşımının hangi
tarihten itibaren işlemeye başlayacağı hususu tartışılmıştır.
104
Suç seçimlik hareketlerden hangisi ile işlenirse işlensin dava zama-
naşımı bakımından genel kurallardan ayrılmayı gerektirecek herhangi
bir durum bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, dava zamanaşımının hangi
tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda üç görüş ileri sürül-
müştür. Bunlardan ilki, zamanaşımını suçun işlendiğinin ortaya çıktığı
103
Kocasakal Ümit, “Konya’da Çöken Binanın Düşündürdükleri”, Güncel Hukuk, 2004/5,
s. 48.
104
Bkz., Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm (02.03.2004).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
209TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
günden başlatan görüştür. İkincisi, dava zamanaşımını savcılığın yaptığı
takip işlemlerinin sonuncu gününden itibaren başlatan görüştür. Nihayet
üçüncüsü ve baskın olanı, dava zamanaşımını suçun işlendiği günden
itibaren işletmeye başlayan görüştür.
105
Kanaatimizce de dava zamanaşımı suçun işlendiği tarihten itibaren
işlemeye başlamalıdır. Bu hususta TCK’nın 103. maddesinde, “Müruru-
zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin
vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler
hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında
dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur” denilmektedir.
Buna göre, zamanaşımı süresi neticesi harekete bitişik bir suçlarda
(şekli suç) hareketin icra edildiği günden itibaren işlemeye başlar. Eğer
suç, neticesi hareketten ayrılabilen kasti bir suç ise, zamanaşımı süresi
neticenin meydana geldiği günden itibaren işler. Buna karşın, neticesi ha-
reketten ayrılabilen taksirli bir suç söz konusu ise, zamanaşımı süresinin
ne zaman işlemeye başlayacağı tartışılmıştır. Bazı yazarlar, taksirli suçlarda
dava zamanaşımı süresinin taksirli hareketin yapılması ile başlayacağını
ileri sürmüşlerdir.
106
Kanaatimizce burada da genel kuraldan ayrılmak
için haklı bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle, neticesi hareketten
ayrılabilen taksirli suçlarda zamanaşımı süresi neticenin meydana geldiği
günden itibaren işlemeye başlamalıdır. Ancak bu şekilde, geçerli inşaat
kurallarına uygun yapılmayan bir binanın yıllar sonra depremin etkisiyle
yıkılıp bir çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olması gibi olaylar
zamanaşımına uğramadan kovuşturulabilecektir.
107
Ulaştığımız bu sonuçları inceleme konumuz olan suça uygular isek,
taksirli olarak yolu açılan bir yangın, patlama, batık, deniz kazası veya
tahribat ve felaketle kamunun selametinin ihlal edildiği anda netice ger-
çekleşmiştir ve dava zamanaşımı bu andan itibaren işlemeye başlayacaktır.
Buna göre, belirsiz sayıda kişi için tehlike oluşturacak şekilde taksirli bir
hareketle yangına yol açıldığı an, suçun gerçekleştiği andır. Yukarıda da
105
Bu hususta bkz., Artuk, Mehmet Emin-Gökcen, Ahmet-/Yenidünya, A. Caner, Ceza
Hukuku Genel Hükümler II (Yaptırım Hukuku), 1. Baskı, Ankara 2003, s. 373; Hafızo-
ğulları, Zeki, “Dava ve Cezanın Sukutu”, Ceza Hukuku El Kitabı, İstanbul 1989, s. 502;
Dönmezer, Sulhi-Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. III, On birinci Bası,
İstanbul 1994, s. 256 vd.; İçel, Kayıhan-Sokullu-Akıncı, Füsun-Özgenç, İzzet-Sözüer,
Adem-Mahmutoğlu, Fatih S.-Ünver, Yener, İçel Yaptırım Teorisi, 1. Baskı, İstanbul
2000, s. 358.
106
Geniş bilgi için bkz., Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. II-III, İstanbul
1992, s. 785-786.
107
Artuk-Gökcen-Yenidünya, Genel Hükümler II, s. 375.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
belirtildiği gibi, umumi bir tahribat ve felaket oluşturacak şekilde binanın
yıkıldığı an, suçun işlendiği andır. Zamanaşımı süresi suçun işlendiği, yani
neticenin gerçekleştiği bu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
108
Yargıtay 2. Ceza Dairesi depremin etkisiyle binaların yıkılması ve çök-
mesiyle ilgili bir olaya ilişkin 21.3.2001 tarih ve 7015/4778 sayılı kararında,
109
hukuki sorumluluk ile ceza sorumluluğu birlikte değerlendirerek suçun iş-
lendiği tarih bakımından şu sonuçlara ulaşmıştır. “... kusurlu davranışı bulunan
kişilerin hukuken imkan ve sorumlulukları devam ettiği süre içerisinde meydana gelen
sonuçtan cezai sorumlulukları söz konusu olup; bu dönemden sonra oluşan yıkılma
halinde sorumlulukları söz konusu olmayacaktır. Örneğin, çimento, demir gibi
malzemelerin yeterli miktarda kullanılmaması veya demir bağlantılarının usulünce
yapılmamış olması nedeniyle gizli ayıplı sayılan bir yapıda, Borçlar Kanunu’nun
126. maddesinin dördüncü fıkrasının yollaması ile anılan Kanun’un 125. maddesinde
öngörülen on yıllık hukuki sorumluluk söz konusu olup, bu süre zarfında mevcut
aykırılığı kanunen giderme yükümlüğü vardır. Sürenin başlangıcı, yapının bitiş
tarihi, yani 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na tabi binalar yönünden kesin kabul
işleminin yapıldığı veya yapılması gerektiği, diğer yapılar yönünden ise yapı kullan-
ma ruhsatının alındığı ya da alınmış sayıldığı tarihtir. Bu süre içerisinde herhangi
bir zamanda yapı yıkılırsa cezai açıdan sorumluluk söz konusu olup; belirtilen süre
dolduktan sonra, sakatlık halinden dolayı yıkılma durumunda, artık sorumlularının
bu durumu giderme yetkisi hukuken söz konusu olmadığından, illiyetin kesildiği
kabul edilerek cezai açıdan sorumlu kılınmamaları gerekir. Gizli ayıp için bahsedilen
hususlar ağır kusur halleri içinde geçerlidir. Yapının yıkılmasına etkili ve gizli ayıp
niteliğinde olmayan, örneğin zemin kata işyeri nedeniyle eksik sütun konulması veya
sütunların yıkıma etkili derecede ince yapılması gibi kusur, ağır kusur niteliğindedir.
Tamamlanan yapıda yıkıma etkili derecede bir işlemde bulunulması halinde ise, ilgili
kişilerin hukuki sorumluluğunun bu andan itibaren başlayacak olması karşısında,
cezai sorumluluğunda buna göre irdelenmesi gerekecektir.
TCK’nın 455 ve 459. maddelerindeki suçlarda, cismani zarara uğranılan tarih
suç tarihi iken; TCK’nın 552. maddesinde, yapının yıkılma anı; 383. maddesinde
de umumi tehlike yaratan tahribat ve musibet halinin oluştuğu an suç tarihidir.
TCK’nın 102. maddesi yönünden dikkate alınacak tarih de, bu tarihtir. O halde
suçun oluşumu için zorunlu olmayan ve ağırlatıcı nedeni oluşturan TCK’nın
383. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen nitelikteki yaralanma ve ölüm anı ile
yapının yıkılmasına etken kusurlu davranışların ika tarihinin suç tarihine bir
etkisi yoktur...”.
108
Aynı yönde bkz., Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm
(02.03.2004).
109
Bkz., Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm dpn. 36
(02.03.2004).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
211TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Görüldüğü gibi kararda Yargıtay ilk olarak, binaların kurallara uygun
inşa edilmemesinden kaynaklanan hukuki sorumluluğa ilişkin Borçlar
Kanunu’nun 126. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin
ceza hukuku sorumluluğu bakımından da geçerli bir süre olduğunu ve bu
süre içinde meydana gelecek yıkılma ve çökme olayları bakımından cezai
sorumluluğun söz konusu olabileceğini, on yıllık sürenin geçmesinden
sonra meydana gelen yıkılma veya çökme olaylarında sorumluların bu
durumu giderme yetkisi hukuken söz konusu olmadığından illiyet bağının
kesildiğini ve bu nedenle ceza hukuku bakımından sorumluluğun bulun-
madığını belirtmiştir. Tamamlanmış binaların yıkılmasında etkili derecede
bir işlemde bulunulması halinde ise ilgililerin hukuki sorumluluğunun
bu andan itibaren başlayacağı ve cezai sorumluluklarının da buna göre
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
İlgili daire ceza sorumluluğunun başlangıcını tayin bakımından, binala-
rın inşasındaki ayıptan kaynaklanan hukuki sorumluluğun başlangıcına atıf
yaparak Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin ilk kısmındaki tamamlanmış
suçlarda dava zamanaşımı süresinin başlangıcına ilişkin “Müruruzamanın
başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gü-
nünden ...” şeklindeki hükmüne aykırı bir uygulamayla, dava zamanaşımını
neticenin gerçekleştiği tarihten değil de, hareketin yapıldığı günden itibaren
hesaplanacağı sonucuna varmıştır. Oysa, cezai sorumluluk ile hukuki sorum-
luk farklılık göstermektedir. Hukuki sorumluluk için binanın ayıplı yapılması
yeterli olup, yıkılması şart değildir. Hukuki sorumluluğu olan bir kimseye
Borçlar Kanunu’nun 125 ve 126. maddelerinde belirtilen beş ve on yıllık süreler
içinde, kusurundan kaynaklanan ayıbı giderme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu
süreler geçtikten sonra bu yükümlülük ve hukuki sorumluluk kalkar. Buna
karşın, yukarıda da belirtildiği gibi, ceza hukukunda dava zamanaşımı süreleri
neticenin gerçekleştiği andan başlayarak işler. Buna göre, neticesi hareketten
ayrılabilen suçlarda, hareketten itibaren uzun bir süre geçtikten sonra netice
gerçekleşse dahi, hareket ile netice arasında nedensellik bağlantısı devam
ediyorsa, bu bağlantı ortadan kalmadıysa veya yeni bir etken kesmediyse
cezai sorumluluk devam edecektir. Şu halde, TCK 383/1. maddedeki suçun
gerçekleşme anı binaların yıkılması veya çökmesi anıdır ve dava zamanaşımı
bu tarihte işlemeye başlar. Maddenin ikinci fıkrası bakımından suç tarihi, yı-
kılan veya çöken binanın kanunda belirtilen şekilde yaralanma ve ölüme yol
açtığı andır ve dava zamanaşımı bu tarihten itibaren işlemeye başlar.
110
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 19.11.2001 tarihli bir kararında tedbirsizlik ve
dikkatsizliğin sonucu olarak binaların yıkılması ve çökmesinden umum
için tehlikeni yıkılma ve çökme tarihinde doğduğunu, yani suç tarihinin
110
Çınar, http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/2001_sayi02_09.htm (02.03.2004).
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
binanın yıkılma tarihi olduğunu belirmiştir.
111
Daire bu yönde istikrarlı bir
uygulama geliştirmiş bulunmaktadır.
112
IX. CEZA KANUNUNU DEĞİŞTİRMEYE YÖNELİK
TASARILARDA VE 5237 SAYILI YENİ TÜRK CEZA
KANUNUNDAKİ DURUM
A. Genel Olarak
TCK 2000 Tasarısı’nın ikinci kitabının ikinci kısmında “Topluma Karşı
Suçlar” düzenlenmiş ve bu kısmın birinci bölümünde “Genel Tehlike Yaratan
Suçlar” başlığı ile doğrudan kamunun selameti aleyhine işlenen suçlara
yer verilmişti. Genel tehlike yaratan suçlar kapsamında, yangın (m. 234),
tahrip veya radyasyona maruz bırakma, panik yaratma (m. 235), sel ve
taşkına neden olma (m. 236), koruyucu eser ve vasıtaların tahribi (m. 238),
tehlikeye taksirle neden olma (m. 241), yıkıcı, yakıcı, öldürücü maddeler
(m. 242), infilâk ve silah atma (m. 243), inşaat sanatının kurallarına aykırılık
(m. 244), vahşi ve tehlikeli hayvan beslemek (m. 245), işaret ve engel koy-
mama (m. 246) ve halkı tehlikeyle karşı karşıya bırakma (m. 247) suçlarına
yer verilmişti.
2000 Tasarısı yürürlükteki kanunda kamunun selametine karşı işlenen
suçlar kapsamında yer alan kimi suçların güncelleştirilerek veya sadeleşti-
rilerek aynen korumuş (örneğin; yangın suçu -TCK m. 369-), kimi suçlara
hiç yer vermemiş (batığa sebep olma -TCK m. 377-), kimi suçların teknolojik
gelişmeler göz önünde tutularak yeniden düzenlemişti. Örneğin, TCK’nın
372. maddesindeki kasten infilâka sebebiyet vermek suçu, tasarıda tahrip ve
radyasyona maruz bırakma, panik yaratma suçu (m. 235) şeklinde yeniden
kaleme alınmıştı. Bunun dışında, yıkıcı, yakıcı, öldürücü maddeler imal etmek
veya bunları ülkeye sokmak veya buna aracılık etmek, ülke içinde nakletmek,
111
Yarg. 9. CD. 19.11.2001, 2636/2900, (http://212.175.179.124/scripts/cgiip.exe/
WService=wsbroker1/metin_gor.html?BackRowids=0x0048f0a0&ExternalTabl -
es=kararlar&EzternalRowids=0x004d3ea0 (21.4.2004)).
112
“Sanığın üzerine atılı TCK’nın 383.maddesinde belirtilen suçta, umumi tehlike
yaratan tahribat ve musibet halinin oluştuğu an suç tarihidir. Tahribat ve musibet
yapının yıkılması olup tahribat ve musibetin kendisi olmayan fakat etkenlerinden biri
olan deprem meydana gelmesi ile yapının yıkılması aynı tarihe tekabül ettiğinden,
suç tarihi binanın yıkıldığı 17.8.1999 tarihi olup, zamanaşımı süresinin bu tarihten
itibaren başlaması gerekeceği gözetilmeden, davaya devamla esas hakkında bir
karar verilmesi yerine, yazılı düşüncelerle kamu davasının ortadan kaldırılmasına
hükmedilmesi” Yag. 9. CD. 10.12.2001, 2874/3118 (http://212.175.179.124/scripts/
cgiip.exe/WService=wsbroker1/metin_gor.html?BackRowids=0x0048f0a0&Extern-
alTables=kararlar&EzternalRowids=0x004d40e0 (21.4.2001)).
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
213TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
yollamak, satmak veya satmaya çalışmak (m. 242), infilâk ve silâh atmak
(m. 243), inşaat sanatının kurallarına aykırı davranmak (m. 244) ve vahşi ve
tehlikeli hayvan beslemek şeklinde yeni suç tipleri öngörülmüştü.
İnceleme konumuzu oluşturan suç tipi Tasarı’nın 241. maddesiyle
korunmuştu. Buna göre, “Başkalarını tehlikeyle karşı karşıya bırakacak şekilde
yangına veya patlamaya veya sel ve taşkına veya tahribata veya felâkete taksirle
neden olan kimseye on ayda iki yala kadar hapis cezası verilir. Fiil, insan hayatını
tehlikeye koymuş ise ceza dörtte biri oranında artırılır. Ölüm meydana gelirse, faile
beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir”. Görüldüğü gibi hükümle, kasti
olarak işlenen fiillerin taksirli işleniş şekilleri bakımından toplu bir düzen-
leme düşünülmüştü. Ancak, hükümde sadece yangından söz edilmiş, bu
fiilin 234. maddede belirtilen nesnelere yönelmesinin gerekip gerekmediği
konusunda mer’i kanundaki gibi bir açıklamaya ver verilmemişti.
2000 Tasarısı bakımından değinilmesi gereken diğer bir hüküm “Halkı
tehlikeyle karşı karşıya bırakma” başlıklı 247. maddedir. Madde aynen; “234 ilâ
246. maddelerde belirtilen haller dışında, taksirle olsa da, ne suretle olursa olsun
kişilere veya eşyaya zarar verme tehlikesine neden olan kimseye üç yüz elli milyon
liradan bir milyar liraya kadar hafif para cezası verilir” şeklindeydi. Maddeyle,
241. madde ve ilgili diğer maddelerle yaptırım altına alınmamış ammenin
selameti aleyhine bir takım taksirli fiillerin yaptırımsız bırakılmaması
amaçlanmıştı.
Tasarı’nın 244/1. maddesiyle inşaat sanatının kurallarına kasten aykırı
davranarak, insan hayatının veya beden bütünlüğünün tehlikeye bırakıl-
ması yaptırım altına alınmıştı. Hükümde yerinde olarak, inşaat kurallarına
aykırı davranıştan kaynaklanan diğer neticeler dolayısıyla verilecek cezalar
ayrı tutulmuştu. İnşa edilmiş bina ve eklentilerinde inşaat sanatının kural-
larına aykırı olarak gerçekleştirilen değişiklikler ve eklemeler için de aynı
yaptırım öngörülmüştü (m. 244/2).
İnşaat sanatının kurallarına taksirle uyulmaması 244. maddenin 3. fık-
rasında düzenlenmişti. Buna göre, “Kurallara taksirle uyulmadığı takdirde,
taksirli fiil sonucu meydana gelebilecek neticeler dolayısıyla verilecek diğer cezalar
saklı kalmak koşuluyla faile altı aydan bir yıla kadar hapis ve yedi yüz elli milyon
liradan üç milyar liraya kadar ağır para cezası verilir”.
5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu kamunun selameti aleyhine işlenen
suçları, ikinci kitabının üçüncü kısmında 2000 Tasarısı’ndaki gibi “topluma
karşı suçlar” başlığı ile düzenlemiştir. Bu kısmın ilk bölümünde “genel tehlike
yaratan suçlar” başlığı altında, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması
(m. 170), genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (m. 171), radyasyon
yayma (m. 172), atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme (m. 173), tehlikeli
maddelerin izinsiz olarak bulundurulması (m. 174), akıl hastası üzerindeki
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
bakım ve yönetim yükümlülüğünün ihlali (m. 175), inşaat ve yıkımla ilgili
emniyet kurallarına uymama (m. 176), hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde
serbest bırakma (m. 177), işaret ve engel koymama (m. 178), trafik güvenliğini
tehlikeye sokma (m. 179) ve trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma (m.
180) fiillerinden oluşmaktadır.
B. Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması Suçu (M. 171)
1. Genel Olarak
Yeni Ceza Kanunu’nun “genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması”
başlıklı 171. maddesi, “Taksirle; a. Yangına, b. Bina çökmesine, toprak kaymasına,
çığ düşmesine, sel veya taşkına, neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı, sağlığı
veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması hâlinde, üç aydan bir yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.” şeklindedir.
Buna göre, bu suç tipinin taksirle yangına, bina çökmesine, toprak kay-
masına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olarak başkalarının hayatı,
sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olunması halinde
bu suç tipi ihlal edilmiş olacaktır. Maddede öngörülen fiillerin cezalandı-
rılabilmesi için başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından
tehlikelinin doğmuş olması aranmaktadır. Bu nedenle, 171. maddede somut
tehlike suçu düzenlenmiştir. Burada somut tehlike objektif bir cezalandıra-
bilme şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir tehlike tayin edilmedikçe
failin cezalandırılması yoluna gidilemeyecektir.
113
2. Faili ve Mağduru
Suç fail bakımından özellik göstermemektedir. Herkes bu suçun faili
olabilir. Suçun mağduru toplumu oluşturan herkestir.
3. Suçun Unsurları
a. Maddi Unsuru
Kanunda seçimlik hareketli bir suç düzenlenmiştir. Kanun’un 171. mad-
desine göre, yangına, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel
113
Bu husus madde gerekçesinde “Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunun
birinci fıkrasında söz konusu edilen fiillerin taksirle işlenmesi de, suç oluşturmak-
tadır. Ancak, bu fiiller dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için de, kişilerin hayatı,
sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlikenin meydana gelmesi gerekir”
şeklinde açıkça belirtilmiştir.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
215TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
veya taşkına neden olan hareketlerden biriyle bu suç işlenebilir. Bu fiillerden
yangın ve bina çökmesinin anlamı bakımından yukarıdaki açıklamalar ye-
terlidir. Toprak kayması neden olma, heyelana neden olma, büyük toprak
kütlelerinin kontrolsüz bir şekilde yer değiştirmesine ve kaymasına sebebiyet
verme şeklinde anlaşılmalıdır. Çığ düşmesi, karın, yuvarlanarak veya kayarak
büyük kütleler halinde yer değiştirmesini ifade etmektedir. Sel veya taşkın
ise, akarsuların ve su yataklarının taşımayacağı surette su baskınına veya su
yayılmasına sebebiyet verme anlamlarına gelmektedir. Suçu oluşturan fiiller
taksirle gerçekleştirilen bu hareketlerden oluşmaktadır.
Suçun oluşumu için mahiyetleri yukarıda kısaca belirtilen bu fiillerin
bulunması tek başına yeterli değildir. Ayrıca bu fiillerin başkalarının hayatı,
sağlığı ve malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olması gerekmektedir.
Suç sırf taksirle yangına, bina çökmesine, çığ düşmesine, toprak kaymasına ve
sel veya taşkına neden olmakla değil, bu hareketler nedeniyle başkasının belli
değerleri bakımından tehlikeye neden olmakla tamamlanır. Kısacası, maddede
soyut tehlike yeterli görülmemiş, somut bir tehlikenin varlığı aranmıştır.
b. Manevi Unsur
Suç taksirle işlenebilen bir suçtur. Kanun’un 22. maddesinde taksir,
bilinçli taksir ve bilinçsiz taksir olarak ikiye ayrılmıştır. Buna göre, dikkat
ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp, yangın, bina çökmesi, çığ düş-
mesi, toprak kayması ve sel veya taşkına sebebiyet vererek, suçun kanuni
tanımındaki neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi halinde suç bi-
linçsiz taksirle işlenmiştir. Buna karşın hareketler gerçekleştirilirken netice
öngörülmüş ve fakat istenmeyen netice gerçekleşmiş ise suç bilinçli taksirle
işlenmiş olacaktır (m. 22/3).
4. Suçun Özel Görünüş Şekiller
Kanun’un 35. maddesine göre teşebbüs hükümleri sadece kasten
işlenen suçlarda uygulanabilecektir. İnceleme konumuzu oluşturan suç,
taksirle işlenebilen suçlardandır. Bu nedenle, teşebbüs hükümlerinin bu
suçta uygulanması mümkün değildir.
Kanun’un taksiri düzenleyen 22. maddesinin 5. fıkrasına göre, “Birden
fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu
olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir”. Bu hüküm taksirli
suçlarda iştirak sorununu çözmektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla iş-
lenen taksirli suçlardan dolayı sorumluluk, katılımcıların suçtaki katkısına
göre belirlenecektir.
M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Suç tipinde yer alan fiillerin işlenmesiyle ayrıca bir zarar neticesi de
meydana gelmişse, meydana gelen zarar neticesi açısından farklı neviden
fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.
114
5. Yaptırım ve Kovuşturma Usulü
Genel güvenliği tehlikeye sokma suçu re’sen kovuşturulan bir suçtur.
Kanunda bu suç için sadece hapis cezası öngörülmüştür. Bu fiiller sonu-
cunda maddede aranan somut tehlike gerçekleşmiş ise, fail hakkında üç
aydan bir yıla kadar hapis cezası verilecektir.
SONUÇ
1. TCK 383. maddesi, belirsiz sayıdaki kişilerin canı ve malı bakımından
tehlike arz eden taksirli fiilleri yaptırım altına almıştır. Kanunumuz siste-
minde, belirsiz sayıdaki kişilerin canı ve malı bakımından tehlike doğuran
fiiller, birlikteliğin ve dayanışmanın sağlanması açısından topluma ait bir
değer olan “kamunun selametini” ihlal etmektedir. Sadece kasten değil, tak-
sirle gerçekleştirilen yangın, patlama, batık, deniz kazası veya tahribat ve
felaketlerle de kamunun selameti ihlal edilebilir.
2. Kamunun selameti aleyhine işlenen suçlar bakımından TCK’nın, mu-
kayeseli hukukla kıyaslandığında yeni gelişmeler karşısında yetersiz kaldığı
görülmektedir. Gerçekten, teknolojik gelişime bağlı olarak ortaya çıkan yeni
ihlal şekillerinin TCK’nın kamunun selametini korumak için öngördüğü mev-
cut düzenlemeyle karşılanması mümkün değildir. Örneğin; Alman, Avusturya
ve İsviçre Ceza Kanunları nükleer enerjiden kaynaklanan tehlike halini veya
radyasyondan kaynaklanan tehlike halini yaptırım altına alan açık hükümler
öngörmüştür. Türk Ceza Kanunu’na bu tür yeni ihlal şekillerini cezalandıran
hükümlerin konulması gerekmektedir. 5237 sayılı Yeni Ceza Kanunu’na bu
tür tehlike halleri için hükümler sevk edilmesi yerinde olmuştur.
3. TCK 383. maddede seçimlik hareketli bir suç öngörülmüştür. Bu suç,
yangın çıkarılarak, patlama gerçekleştirilerek, batığa veya deniz kazasına
neden olunarak veya umumi bir tehlike doğuran yıkıntı ve felaketlere sebe-
biyet verilerek işlenebilir. Maddede suçun konusu bakımından herhangi bir
atıfta bulunulmuş değildir. Bu nedenle, yakılan şey ne olursa olsun umum
için tehlike teşkil etmek kaydıyla suç oluşacaktır. Aynı durum seçimlik
diğer hareketler bakımından da geçerlidir. Bunun yerine, yangının ve di-
ğer seçimlik hareketlerin TCK 369. maddede belirtilen nesnelere yönelik
114
Bkz., Madde gerekçesi.
makaleler M. Emin ARTUK - İlhan ÜZÜLMEZ
217TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
olması gerektiğini kabul etmek, suç tipinde olmayan bir unsuru maddeye
eklemek demektir. Bu nedenle, Yargıtay’ın bu yönde geliştirmiş olduğu
uygulamaya katılmamaktayız.
4. Binaların çökmesi ve yıkılması olaylarının m. 383/1. fıkradaki
“umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribat ve musibet” kapsamına girdiğini
düşünmekteyiz. Bu çerçevede, inşaat sanatının gerektirdiği kuralları tak-
sirle ihlal edenler, diğer etkenlerin devreye girmesi sonucuyla dahi olsa,
binaların yıkılması ve çökmesinden kaynaklanan tehlikeden dolayı önce-
likle m. 383/1. fıkraya, eğer bunun sonucunda hayati tehlike gerçekleşmiş
veya ölüm olmuşsa, m. 383/2. fıkraya göre sorumlu tutulmalıdırlar. Ancak
hemen belirtelim ki, inşaat sanatının kurallarına taksirle aykırı davranıştan
kaynaklanan tehlike hali bakımından 383. maddeyi uygulamak mümkün
iken, kasten hareket ederek bu tür tehlikeye sebebiyet verenlerin cezalandı-
rılmasını sağlayacak hükmün bulunmaması bir çelişki oluşturmaktadır.
5. TCK 383. maddenin 2. fıkrasında netice itibariyle ağırlaşmış bir suç
ihdas edilmiştir. Netice itibariyle ağırlaşmış bir suçlarda, cezanın ağırlaş-
tırılmasını gerektiren netice failin kasten veya taksirle işlediği bir suçun
sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, netice itibariyle ağırlaşmış
suçun öngörüldüğü hallerde, öncelikle bu neticenin bağlandığı suçun ger-
çekleşmesi gerekmektedir. Buna göre, m. 383/2’de öngörülen yaptırımla-
rın uygulanması, 383/1. maddede öngörülen suçun bütün unsurlarıyla
gerçekleşmesine bağlıdır. Eğer, 383. maddeye uygun bir fiil gerçekleşmiş
ve bunun neticesi olarak bir kişinin hayatınca tehlike doğmuş veya ölüm
meydana gelmişse 2. fıkradaki yaptırımlar uygulanabilir. Eğer ortada 383.
maddedeki suç tipine uygun bir ihlal yok ise, m. 383/2. fıkranın uygulanma
imkanı da yoktur.
6. 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlükteki kanundan farklı
olarak suç tipinde, patlamaya, deniz kazasına, batığa ve bunun dışında
genel bir tehlikeye yol açabilecek yıkıntı ve felaketlere neden olmaya yer
vermemiştir. Bu fiiller kanunun özel kısmındaki değişik suç tiplerinde farklı
şekillerde yaptırıma bağlanmıştır. Ayrıca yeni kanununun sisteminde mad-
dede geçen fiillerin taksirle işlenmesi suçun oluşumu için yeterli görülme-
miş, bu hareketlerin kişilerin hayatı, sağlığı ve malvarlığı bakımından bir
tehlike doğurmuş olması aranmıştır.