Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
BİRİNCİ BÖLÜM
TÜRK HUKUKUNDA VE MUKAYESELİ HUKUKTA
İDARÎ UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNDE
YARGILAMA DIŞI USULLER
GİRİŞ
İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olması
(Anayasa m. 125, I) hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İdare ile bireyler
arasında çıkan uyuşmazlıklar, “idari yargı” sisteminin benimsendiği ülke-
mizde, bu amaçla kurulmuş olan idare mahkemelerince çözümlenmekte-
dir. Ancak günümüzde, belirli koşullarda ve belirli uyuşmazlıklarda, bir
taraftan kamu idaresinin kaynaklarının tedbirli kullanılmasına ve idarenin
sorumluluğunun artmasına imkan verirken, diğer taraftan bireylerin hak-
larını aramasını sağlayabilecek alternatif çözümler bulunmaktadır. Son
yıllarda idari uyuşmazlıkların çözümünde önemli bir gelişme gösteren
yargılama dışı usuller, mukayeseli hukukta büyük ilgi görmektedir. İdari
uyuşmazlıkların çözümünde yargılama dışı usullerin tanımının, amacı-
nın, gelişiminin, uygulanma şeklinin ve hem ülkemizdeki hem mukayeseli
hukuktaki düzenlemelerinin incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada,
dahili incelemeler, uzlaştırma, arabuluculuk, müzakere ve tahkim usulle-
rine değinilmiştir. Ayrıca, işlevi itibariyle idareyle vatandaşları uzlaştıran
ombudsmanın da diğer yargılama dışı usuller içindeki yeri belirlenmeye
çalışılmış ve günümüz uygulamasındaki önemi nedeniyle ombudsman
ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir. Böylece, ülkemizde bu konuda
yapılacak bir yasal düzenlemede dikkate alınabilecek hususlar belirlenmeye
çalışılmıştır.
İDARÎ UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNDE
YARGILAMA DIŞI USULLER (I)
Dr. Mustafa ÖZBEK
*
*
Ankara Barosu üyelerinden. (Bu çalışmada kullanılan yabancı kaynakların temininde
ve çalışmanın tashihlerinde yardımcı olan annem, Gazi Üniversitesi öğretim görevlisi
Seviye Özbek’e teşekkürlerimi sunuyorum.)
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
91TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
§ 1. Genel Olarak Alternatif Uyuşmazlık Çözümü
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde yargı sisteminin karşılaştığı ciddi
krizler, bu alandaki çalışmaları artırmıştır. Artan dava sayısına bağlı ola-
rak davaların çözülme süresindeki uzama ve yüksek yargılama giderleri,
vatandaşların adalete ulaşma hakkını kullanmasını giderek zorlaştırmıştır.
Durum böyleyken her iki tarafın da menfaatinin olması halinde, uyuş-
mazlığın müzakere edilerek daha kolay çözüldüğü görülmüştür. Taraflar
yıllarca sürecek mücadeleci bir dava sürecinde yıpranmak ve ne gibi bir
sonuçla karşılaşacaklarını tahmin edemedikleri belirsiz bir ortama katlan-
mak yerine, uyuşmazlık çözüm süreci üzerindeki kontrolün kendilerinde
olduğu usulleri tercih etmeye başlamışlardır. Böylece uyuşmazlıklar, mah-
kemelerin dışında; fakat, hukuk kurallarına uygun bir süreçte çözülmeye
başlamıştır.
1
Uyuşmazlık çözümünde kullanılan bu dava dışı usuller, genel olarak
alternatif uyuşmazlık çözümü (Alternative Dispute Resolution, ADR) adıyla
anılmaya başlanmıştır. ADR, uyuşmazlıkların çözümü için mahkemeler ta-
rafından yürütülen dava yoluna alternatif olarak işleyen, genellikle tarafsız
ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımını ve yardımını gerektiren usuller
topluluğu olarak tanımlanır.
2
ADR, geleneksel uyuşmazlık çözüm mercileri olan mahkemelerin ye-
rini almaktadır. Günümüzde uyuşmazlıkların çoğu mahkemelerde dava
yoluyla çözülmemektedir. Uyuşmazlık çözümü üzerinde çalışan literatür,
anlaşmazlıkların uyuşmazlığa dönüşebileceğini belirterek, mahkeme yar-
gılaması dışında çok sayıda uyuşmazlık çözüm yolunun mevcut olduğunu
vurgulamıştır. Gerçekten de dava konusu olmaya uygun olmayan uyuş-
mazlıkların başlangıçta hakemler, arabulucular, vakıa tespitçileri veya om-
budsmanlar gibi bir grup uyuşmazlık çözüm uzmanına havale edilmesi
mümkündür. Bir uyuşmazlık en sonunda mahkemeye intikal ettiğinden,
uyuşmazlıkların yaklaşık %90-95’i mahkeme yargılaması olmadan yada çok
kısa bir yargılama süreci sonunda müzakere yoluyla çözülmektedir.
3
Bu
nedenle, “alternatif” usuller üzerindeki tartışmalar, mahkemelerin yerine
ikame edilecek bir yol bulmak ihtiyacına dayanmamakta; bunun yerine, bu
1
European Committee on Legal Coperation, 23. Conference of European Ministers
of Justice, Cost-Effective Measures Taken By States To Increase The Efficiency of
Justice, London 2000, s. 23; Meiners, Roger E. - Ringleb, Al H. - Edwards, Frances
L., The Legal Environment of Business, Minneapolis/St.Paul 1997, s. 113.
2
Brown, Henry J. - Marriott, Arthur L., ADR Principles and Practice, London 1999, s.
12; Nolan - Haley - Jacqueline M., Alternative Dispute Resolution in a Nutshell, St. Paul
2001, s. 2; Özbek, Mustafa, Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, Ankara 2004, s. 83.
3
Meiners - Ringleb - Edwards, s. 113.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
alternatif yöntem ve usullerin işlevlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlama
ihtiyacına dayanmaktadır.
4
Birleşik Devletler’de doğan ve gelişen ADR 1970 yılında ilk kez kuru-
lan tahkim ve arabuluculuk programlarıyla federal bölge mahkemelerinin
uygulamasına girmiş ve bunu 1980 yılında kısa yargılama ve ön tarafsız
değerlendirme gibi yeni usullerin kullanılmaya başlanması izlemiştir. 1990
yılındaki Medeni Yargı Reformu Kanunu’yla
5
öngörülen altı temel dava yö-
netim ilkesinin içinde yer alan ADR, 1998 yılında çıkarılan Alternatif Uyuş-
mazlık Çözüm Kanunu’yla
6
federal hukuk politikası haline gelerek bölge
mahkemelerinin tamamında geniş bir uygulamaya sahip olmuştur.
7
ADR’nin temel faydalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
8
1. Mahkemelerin iş yükünü ve giderlerini azaltmak,
2. Tarafların yargılama için harcadıkları giderleri ve zamanı azaltmak,
3. Topluma veya ihtilaflı tarafların aile hayatlarına zarar veren uyuş-
mazlıkların hızlı bir şekilde çözümünü sağlamak,
4. Bireylerin adalet sisteminden daha iyi bir şekilde tatmin olmasını
sağlamak,
5. Tarafların ihtiyaçlarına uygun olan çözümleri teşvik etmek,
6. Tarafların uyuşmazlık çözüm usullerine gönüllü olarak uymalarını
sağlamak,
7. Komşuluk ve topluluk değerlerini ve toplulukların ilişkilerini onarmak,
4
Sander, Frank E. A., Alternative Methods of Dispute Resolution, An Overview
(University of Florida Law Review, 1985/1, Vol. 37, s. 1-18), s. 1; Ayrıca bkz., Kovach,
Kimberlee K., Introduction (Handbook of Alternative Dispute Resolution, The State Bar
of Texas, Austin 1990, s. 3-18), s. 4.
5
28 USC, s. 471-482.
6
28 USC, s. 651-658.
7
Plapinger, Elizabeth - Stienstra, Donna, ADR and Settlement in the Federal District
Courts, a sourcebook for judges & lawyers, Federal Judicial Center and the CPR Institue
for Dispute Resolution 1996, s. 3; Goldberg, Stephen B. - Sander, Frank E. A. - Rogers,
Nancy H., Dispute Resolution, Negotiation, Mediation and Other Processes, New York
1999, s. 9.
8
Goldberg - Sander - Rogers, s. 8; Bühring-Uhle, Christian, Arbitration and Mediation
in International Business, The Hague 1996, s. 270; Stitt, Allan J., Alternative Dispute
Resolution For Organizations: how to design a system for effective conflict resoluti-
on, Toronto 1998, s. 11; Adams, George W. - Bussin, Naomi L., Alternative dispute
resolution and the Canadian courts: a time for change (Arbitration and Dispute Reso-
lution Law Journal, 1995, Vol.4 s. 243-262), s. 249; Wilkinson, John H., Advantages and
Obstacles to ADR (Donovan Leisure, Newton & Irvine ADR Practice Book, New York
1990, s. 11-29), s. 12-19.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
93TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
8. İhtilaflı taraflarca ulaşılabilecek usuller oluşturmak,
9. Halka, uyuşmazlıkların çözümünde şiddet yada dava yolu yerine
daha etkili olan usulleri denemelerini öğretmek.
ADR usulleri değişik kıstaslara göre (örneğin, hak temelli veya men-
faat temelli olmalarına göre
9
) tasnif edilmektedir. Bu tasnifler içinde en
yaygın olanı, tarafların uyuşmazlık çözüm süreci üzerindeki kontrolleri-
nin gücüne göre yapılan tasniftir. Örneğin, tarafların uyuşmazlık çözüm
süreci sonunda verilecek olan karar üzerindeki etki ve kontrolünün en
yüksek olduğu usulden en düşük olduğu usule doğru bir sıralama ya-
pılması mümkündür. Buna göre, uyuşmazlık bizzat taraflarca (doğrudan
müzakere yoluyla) çözüldüğünde tarafların kontrolü en üst düzeyde;
uyuşmazlık resmi bir yargılama sürecinde üçüncü bir kişi tarafından çö-
züldüğünde, tarafların kontrolü en alt düzeydedir. Bu bilgiler ışığında en
çok kullanılan ADR usullerini, üçüncü kişinin müdahale ve kontrolünün
giderek arttığı bir sıralamayla şu şekilde özetlemek mümkündür
10
Müza-
kere, arabuluculuk, kısa yargılama, ön tarafsız değerlendirme, kısa jüri
yargılaması, ombudsman, arabuluculuk, tahkim.
§ 2. İdare Hukukumuzda Alternatif Uyuşmazlık Çözümü
Ülkemizde idarenin taraf olduğu çok sayıda dava bulunmaktadır. Bu
davalar şekli yargılama hukuku kuralları yüzünden uzun sürmekte; bu
durum da hem idarenin hem de vatandaşların gereksiz masraflara katlan-
masına yol açmaktadır. Dahası, idare mahkemeleri davaların geç sonuç-
lanması nedeniyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişilerin
zararlarını tam olarak tazmin edecek kararlar verememektedirler. Bireyler
yargı kararlarıyla, zararlarını tazmin etmek üzere talep ettikleri miktarda
9
Menfaat temelli müzakereler, tarafların, açıkça belirtilmeyen ama taraflar için önem
taşıyan ihtiyaçları üzerinde yoğunlaşan müzakerelerdir. Böylece ücret müzakereleri,
bir akdin devamı süresince ücret artışı öngörülmesi veya belirli bir hayat pahalılığı
formülüne bağlı olarak bir artışa karar verilmesi yoluyla çözülebilir. Burada, işve-
renin masraflarını konu alan menfaatiyle, işçinin adil bir ücret alma konusundaki
menfaatinin kontrol altına alınması amaçlanır. Menfaat temelli müzakerelerin amacı,
her iki tarafın da iddia ettikleri hakların ve ileri sürdükleri durumların aksine, asli ve
gerçek menfaatlerini ortaya çıkarmak, anlamak ve keşfetmektir. Tarafların konumları
ve hakları çoğu zaman çatışırken, temel menfaatleri maddi hususlarda genellikle
çakışmaktadır (Adams - Bussin, s. 244).
Menfaat temelli müzakerelerin tersine hak temelli müzakereler, tarafların yasal
hakları üzerinde yoğunlaşır. Taraflar, davanın sonucunu tahmin etmeye çalışırlar ve
bu tahmine dayanarak uyuşmazlığı ele alırlar (Adams - Bussin, s. 245).
10
Adams - Bussin s. 245-249; Brown - Marriott, s. 17-19.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Türk Lirası alabilmekte; bu nedenle de, Türk Lirası’nın dava süresi boyunca
yüksek enflasyondan kaynaklanan değer kaybı karşılanamamaktadır.
11
İdare mahkemelerinde görülmekte olan davalara her yıl yenileri
eklenmektedir. Örneğin, 2002 yılında idare mahkemelerinin hükümleri-
ne karşı Danıştay’da 60.570 adet temyiz dosyası açılmıştır. 2002 yılında
toplam 57.546 temyiz talebi karara bağlanmış, 73.448 dosya ise 2003 yılına
devretmiştir. Gerek idare mahkemelerinin gerek Danıştay’ın altında bulun-
duğu iş yükü ve idarenin uzlaşmaya eğilimli olmayan tavrı dava sayısını
ve davaların çözülme süresini uzatmaktadır.
12
İdari yargıda yargılama
sürecinin uzamasının kaçınılmaz sonucu da, bireylerin adil yargılanma
hakkının ihlali olmaktadır.
13
İdari yargının gereksiz bazı davalarla meşgul edildiği de bir gerçektir.
Ülkemizde kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ileride herhangi bir
sorumlulukla karşılaşmamak düşüncesiyle, hukuk müşavirlerini gereksiz
yere dava açmaya veya açılmış olan davaları sonuna kadar sürdürmeye
zorlamaktadırlar.
14
Pek çok uyuşmazlıkta uzlaşma teşebbüsünde bulunul-
maması veya uzlaşma için çaba gösterilmemesi yüzünden davalar yargı
aşamasına taşınmaktadır. Bu yanlış uygulama mutlaka değiştirilmeli, idari
mercilerin bünyesinde oluşturulacak ADR birimlerine yetki verilerek ADR
idare hukukunun bir parçası haline getirilmelidir.
15
Medeni yargıda ve ceza yargısında olduğu gibi, idari yargıda da etkinli-
ğin artırılarak mahkemelerin daha verimli çalışabilmesi için idari yargıdaki
iş yükünün azaltılması gereklidir.
16
Bu amaçla kullanılabilecek en etkili
11
Ünlüçay, Mehmet, İdari Yargının İşlevi ve Görev Alanı, (İdari Yargı Paneli, 11-12
Nisan 2000 Mersin, Türkiye Barolar Birliği/Mersin Barosu , s. 33-65), s. 43.
12
Ünlüçay, s. 39.
13
Zabunoğlu, Yahya K., Adil Yargılanma Hakkı ve İdari Yargı (Yargı Reformu 2000
Sempozyumu, İzmir 2000 s. 314-320), s. 319.
14
Devlet Planlama Teşkilatı, “Adalet Hizmetlerinde Etkinlik”, Özel İhtisas Komisyonu
Raporu, Ankara 2000, s. 51.
15
Doktrinde ve uygulamada, idari işlemlerin ilgililerinin gereksiz yere dava açmak zo-
runda bırakılmaması ve idari yoldan çözülmesi mümkün olan uyuşmazlıkların, yargı
yoluna başvurmaya gerek kalmadan idare içinde çözülmesinin “iyi idare ilkesi”nin
gereklerinden olduğu haklı olarak belirtilmektedir (Bağcı, İbrahim, Hukuk Devletinde
İyi İdare, İdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, 17-18 Ocak
1998 Ankara, s. 286-288, s. 286). Bu amaçla, idare bünyesinde itiraz kurulları oluştu-
rulması önerilmekte; merkez ve yerinden yönetim idarelerinde hukuk, personel ve
teftiş birimlerinin katılımıyla uyuşmazlıkların idari yargı dışında çözülmesi tavsiye
edilmektedir (Yıldırım, Turhan, “İdari Usul Yasası Kapsamında İdareye Başvuru”,
İdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, 17-18 Ocak 1998 An-
kara, s. 247-253, s. 252).
16
İdari yargıdaki aşırı iş yükünün giderilmesi ve idari yargının etkinliğinin artırılması
için alınması gereken tedbirler hakkında bilgi için bkz., Devlet Planlama Teşkilatı
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
95TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
s. 51; Alan, Nuri, “İdari Yargının Sorunları ve Çözüm Önerileri”, Danıştay Dergisi,
(1999/97, s. 3-27), s. 19.
17
Özbek, s. 386.
18
Bu konuda bilgi için bkz., Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.VI, İstanbul 2002,
s. 5876.
19
RG, 7.4.1924, S. 68.
20
RG, 16.3.1954, Sa. 8659.
yöntem de hiç şüphesiz ki ADR olacaktır. ADR sayesinde yargının iş yükü
hafiflemekle kalmayacak, ADR’nin sunduğu dostane çözüm imkanı, idare
ile vatandaşın mücadeleci bir usulde karşı karşıya gelmelerini de önleye-
cektir. Böylece idarenin vatandaş nezdinde saygınlığı korunacak; bundan
da önemlisi, idarenin vatandaşla müzakerede bulunması demokratik bir
ortamı geliştirecek ve idarenin hukuka saygılı davranma konusunda daha
duyarlı olmasını sağlayabilecektir.
İdare ile kişiler arasındaki uyuşmazlıkların dava açılmadan önce ADR
yoluyla çözülmesini öngören genel bir yasal düzenlemenin hukukumuz-
da bulunmaması önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Oysa ki, daha idari
işlemin yapılması aşamasında, idare ile vatandaşlar arasında doğabilecek
uyuşmazlıkların, idari merciler bünyesinde oluşturulacak ADR program-
larıyla çözülmesi çok yararlı olacaktır.
İdare hukukumuzda mevcut olan münferit yasal düzenlemeler incelen-
diğinde, hukukumuzun aslında sağlam bir uzlaşma kültürüne sahip olduğu
ve ADR’nin açık olarak olmasa da kavram olarak hukukumuzda bulunduğu
görülmektedir.
17
Bu konuda verilebilecek ilk örnek 3533 sayılı Kanun’dur.
3533 sayılı Kanun’a göre, umumi, mülhak ve hususi bütçelerle idare edilen
daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı devlete veya belediyeye veya
hususi idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan ihtilaflardan
adliye mahkemelerinin görevine girenler zorunlu tahkim yoluyla çözülür.
18
Diğer bir örnek olarak, 442 sayılı Köy Kanunu’nun
19
5. maddesinde, iki köy
arasındaki nizalı sınırların çizilmesi için hükümet emriyle ihtilaflı köylerin
müzakere edeceği ve 6. maddede ihtiyar meclislerinin köylüler arasındaki
uyuşmazlıklarda arabuluculuk yapabileceği kabul edilmektedir. 6326 sayılı
Petrol Kanunu’nun
20
26. maddesinde, hak sahipleri arasındaki uyuşmaz-
lıkların yargıya intikal etmeden önce, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tara-
fından müzakere ve sulh yoluyla çözülmeye çalışılacağı öngörülmüştür.
Benzer şekilde, Vergi Usul Kanunu’nun ek 1-12. maddeleri arasında dü-
zenlenen uzlaşma, mükellefle idare arasında çıkan uyuşmazlıkların yargı
yoluna başvurmadan önce, taraflarca müzakere edilerek çözülmesi; diğer
bir deyişle, vergi yada cezanın miktarı konusunda her iki taraf arasında
uzlaşma sağlanarak ihtilafın giderilmesi için kabul edilmiştir. Bu sayede,
idare ve mükellef yıpratıcı bir dava süreciyle karşılaşmaktan kurtulacak,
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
vergi alacağının hazineye giriş süresi kısalacak ve mükellefler vergi tahsi-
latında idarenin adil davrandığını düşünerek, uyuşmazlık çözüm sürecin-
den dava yoluna nazaran daha çok tatmin olacaklardır.
21
Anayasa’nın 125.
maddesinin II. fıkrasına göre idare hukukumuzda ADR’ye ilişkin önemli
düzenlemelerden biri de, kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde milli yada milletle-
rarası tahkime başvurulabilmesi ve bu konuda 4501 sayılı “Kamu Hizmetleri
ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim
Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun”un
22
hü-
kümlerinin tatbik edilmesidir. Tahkim, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf
edebilecekleri konularda kullanılabilen (HUMK m. 518) bir özel hukuk
kurumudur. Dolayısıyla, tarafların (sübjektif) haklarının uzlaştırılmasından
ziyade, objektif hukuk kurallarının ve kamu yarının esas alınması suretiyle
idari uyuşmazlıkların çözülmesini amaçlayan idare hukuku tahkime özel
hukuk kadar elverişli değildir. Buna rağmen, Anayasa’nın 125. maddesinin
II. fıkrasıyla, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinden kaynaklanan uyuş-
mazlıkların çözümünde tahkim yolunun kullanılması olanaklı kılınarak,
tahkim idare hukukunda daha etkili hale getirilmiştir.
23
Nihayet, Kamulaştırma Kanunu’nda 4650 sayılı Kanun’la
24
yapılan
değişiklikte ADR anlayışını görmek mümkündür. Kamulaştırma Kanu-
nu’nun 8. maddesine göre, taşınmazlar hakkında yapılacak kamulaştırma
işlemlerinde öncelikle satın alma usulünün uygulanması zorunludur. Ka-
mulaştırma kararının alınmasından sonra, taşınmaz malın tahmini bedelini
belirlemek üzere, kamulaştırmayı yapacak idarenin bünyesinde bir veya
birden fazla kıymet takdir komisyonu görevlendirilir. Bunun gibi idare,
tahmin edilen bedel üzerinden pazarlıkla satın alma ve trampa işlemlerini
yürütmek üzere kendi bünyesinden en az üç kişilik bir veya birden fazla
uzlaşma komisyonu kurar (Kamulaştırma Kanunu m. 8, III). İdare, kamu-
laştırma bedelini peşin veya koşulları varsa taksitle ödemek suretiyle ve
21
Vergi Usul Kanunu’nda öngörülen uzlaşma yolunun niteliği ve işleyişi hakkında
geniş bilgi için bkz., Kızılot, Şükrü, Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Ankara 2000, s.
232; Öncel, Mualla - Kumrulu, Ahmet - Çağan, Nami, Vergi Hukuku, Ankara 2000;
s. 173; Hiçşaşmaz, Mahzar, Vergi Uslu Kanunu’nda Tahkim (Tahkim, IV. Ticaret
ve Banka Hukuku Haftası, 29 Kasım-4 Aralık 1965, Bildiriler-Tartışmalar, Banka
ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Yayın No: 58, Ankara 1965, s. 455-470), s.
456.
22
Bu konuda bilgi için bkz., Tanrıver, Süha, Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmeleri ve Tahkim
(M. Kemal Oğuzman’ın Anısına Armağan, İstanbul 2000, s. 1061-1089); Zabunoğlu,
Yahya, Bir İdari Sözleşme Türü Olarak Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmeleri (Ankara
Barosu Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak 2000, C. 1, Ankara 2000, s. 491-496), s.
495.
23
Günday, Metin, İdare Hukuku, Ankara 2002, s. 304; Gözübüyük, A. Şeref - Tan, Turgut,
İdare Hukuku, Cilt 2, İdari Yargılama Hukuku, Ankara 1999, s. 126.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
97TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
pazarlıkla satın almak veya idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa
yoluyla devralmak istediğini malike bildirir (Kamulaştırma Kanunu m.
8, IV). Malik bu talebi kabul ederek süresi içinde idareye başvurursa, uz-
laşma komisyonunca belirlenen günde pazarlık görüşmeleri yapılır. Bu
görüşmeler sonunda, kıymet takdir komisyonunca belirlenmiş bulunan
tahmini değeri geçmemek üzere bedelde yada trampada uzlaşmaya varı-
lırsa, bu anlaşmaya ilişkin bir tutanak düzenlenir ve taraflarca imzalanır
25
(Kamulaştırma Kanunu m. 8, V).
Kamulaştırma Kanunu’nda yer alan bu düzenleme, kamulaştırma
bedeli üzerinde bir anlaşmazlık çıkmaması amacıyla idare ile ilgili bireyin
müzakere etmesini öngörmektedir. Uzlaşma komisyonu ve malik arasında,
kamulaştırılma bedeli üzerinde anlaşılması amacıyla yapılan görüşmeler,
uyuşmazlıkları önleyici ADR usullerinden müzakereye girmektedir. Ancak,
taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde kamulaştırma bedelinden
doğan uyuşmazlık, idare tarafından taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye
hukuk mahkemesinde, kamulaştırma bedelinin tespiti ve bu bedelin öden-
mesi karşılığında taşınmazın idare adına tescili talebiyle dava açılmasıyla
giderilir (Kamulaştırma Kanunu m. 10, I). Görüldüğü gibi, taraflar arasın-
daki uyuşmazlık gene mahkeme aracılığıyla çözülecektir.
Mahkemede yapılacak duruşmanın başında hakim, taşınmaz malın
bedeli konusunda tarafları anlaşmayadavet eder. Bu noktada hakime bir
yargısal arabuluculuk (judicial mediation) görevi verilmiştir. Hakim tara-
fından yapılan bu arabuluculuk girişimi başarılı olmazsa tahkikata devam
edilir ve bir sonraki duruşmaya hazırlık yapılır.
Yapılan yargılama sonunda kamulaştırma bedeli tespit edilir. Görüldü-
ğü gibi, kamulaştırma bedelinden doğan uyuşmazlık ADR ile değil, mahke-
me yoluyla çözülmektedir. Halbuki, mukayeseli hukuktaki düzenlemeler
de örnek alınarak bu tür uyuşmazlıkların ADR yoluyla çözülmesi ve mah-
kemelerin görevinden çıkarılması faydalı olacaktır. Doktrinde haklı olarak
savunulduğu üzere, kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davalarda
mahkemenin hükmü ağırlıklı olarak bilirkişilerin görüşü doğrultusunda be-
lirlenmekte, bilirkişinin vardığı sonuç mahkeme hükmünün asli unsurlarını
etkilemektedir.
26
Gerçekten de Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine
göre hakim, bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz
malın değerini tespit için mahallinde keşif yapar. Bilirkişiler, tarafların ve
ilgililerin beyanlarını da dikkate alarak Kanun’un 2. maddesindeki esaslar
24
RG 5.5.2001, Sa. 24393.
25
Günday, s. 218.
26
Konuralp, Haluk, “Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları ve Bilirkişilik”, (Bilirkişilik
Sempozyumu, 9-10 Kasım 2001, Samsun Barosu/Türkiye Barolar Birliği, Ankara 2001,
s. 489-510), s. 503-504.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
doğrultusunda, taşınmaz malın değerini belirten bir rapor hazırlayarak
mahkemeye sunarlar. Mahkeme, gerektiğinde yeni bir bilirkişi kuruluna
başvurma hakkına sahip olarak, bu raporu esas almak suretiyle adil ve
hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder (Kamulaştırma Ka-
nunu m. 10, VIII). Kanun’un düzenlediği usulden açıkça anlaşıldığı gibi, bu
davada bilirkişinin görüşü hükmü önemli ölçüde etkilemekte, yargı süreci
ağırlıklı olarak mahkeme dışındaki kişilerin faaliyetlerini esas almaktadır.
O halde, bu tür uyuşmazlıkların arabuluculuğa sunulması faydalı olacak-
tır. Arabulucular, bilirkişilerin yaptıkları görevi aynen yaparak taşınmazın
kamulaştırma bedelini belirleyebilirler. Dahası, ADR konusunda gerekli
eğitimi almış arabulucuların, tarafları belli bir kamulaştırma bedeli üzerinde
uzlaştırması daha kolaydır. Bu sayede, mahkemelerin iş yükü azaltılmakla
kalmayacak, taraflar sonuçtan daha çok tatmin olacaklardır.
Ancak, idare hukukumuzdaki bu hükümler ADR’yi açıkça düzenle-
memekte ve belirli türdeki uyuşmazlıklarla sınırlı kalmaktadır. Oysa ki
yapılacak genel bir yasal düzenlemeyle, idare hukukumuzda ADR’ye genel
olarak işlerlik kazandırılmalıdır. Nitekim, doktrinde de son zamanlarda,
idare hukukumuzda ADR’nin geliştirilmesi gerektiğini savunan görüşlere
rastlanılmaktadır. Örneğin, doktrinde haklı olarak savunulan bir görüşe
göre, idari yargının görevine giren davalardan, mahkemenin takdir yetki-
sinin kullanılmadığı, genel olarak davanın şeklen incelendiği bazı davalar
idari yargının dışına taşınmalıdır.
27
Bu sayede, üzerinde yargılama yapı-
lan davalara daha çok zaman ayrılabilecektir. Öğrenci sınav kağıtlarının
değerlendirilmesine dair idari işlemlere karşı açılan iptal davaları, bu tür
davalara örnek olarak gösterilmekte; bu davalarda verilen hükmün ağırlıklı
olarak mahkemece atanan bilirkişi raporuyla şekillenmesine dayanılarak,
bu davaların Üniversitelerarası Kurul bünyesinde oluşturulacak bir birimin
organizasyonu altında, yargı dışı uyuşmazlık çözümü yoluyla çözülmesi
önerilmektedir.
28
İdare hukukuyla ilgili olarak hazırlanan bazı kanun taslak ve tasarıla-
rında ADR’den açıkça söz edilmektedir. Örneğin, kişilerle idare arasında,
özel hukuk ilişkilerinden doğan, konusu para alacağı olan ve adliye mah-
kemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların uzlaştırma yoluyla çözülmesi
amacıyla 1994 yılında “Uzlaştırma Kurullarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerine
Dair Kanun Tasarısı” hazırlanmış, bu tasarı adalet komisyonunda “Kişilerle
İdare Arasında Özel Hukuk İlişkilerinden Doğan İhtilafların Uzlaştırma Yolu İle
Halline Dair Kanun Tasarısı” adını alarak aynen kabul edilmiş; fakat, tasarının
kanunlaşması mümkün olmamıştır.
27
Konuralp, s. 503.
28
Konuralp, s. 507.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
99TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Doktrinde “İdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı” üzerinde
yapılan çalışmalar sırasında idare hukukunda ADR’nin önemine kısmen
de olsa değinilmesine rağmen, hazırlanan farklı taslakların hiç birisinde
bu konuda somut hükümlere yer verilmemiştir. Bu taslaklardan birinde
ADR’nin önemi şu şekilde belirtilmiştir: “İdari işlemin hazırlanması ve ke-
sinleşmesi aşamalarında idare ile birey arasında doğacak uyuşmazlıklarda büyük
ölçüde idari yargıya başvurma lüzumu kalmadan karşılıklı anlaşma ile çözüme
varılabileceği gibi, ilgili, idarenin karar alma sürecine katılarak yapılan işleri
izleyebileceği için tatmin olacak ve (ilgilinin) dava yoluna başvurmasına gerek
kalmayacaktır. Diğer yandan, idarenin aldığı karar bir hukuki uyuşmazlığa yol
açtığı takdirde yargının önüne yeterince araştırma yapılarak olgunlaştırılmış bir
dosya getirilebilecek ve bu sayede hem yargının işi kolaylaştırılmış olacak, hem de
yargı kararlarında ‘isabetlilik’ artacaktır.”
29
Yukarıda anılan yasa tasarılarından “Uzlaştırma Kurullarının Kuruluş,
Görev ve Yetkilerine Dair Kanun Tasarısı”nın kapsamı daha da genişletilerek,
bu yasa taslağı İdari Usul Yasası Taslağı’nda ADR’ye ilişkin hükümlerin
içine yerleştirilmelidir. Bu sayede, uzlaştırma kurullarının kurulmasına dair
ayrı bir yasayada gerek kalmayacaktır. İdari usul sürecinde kişilerle idare
arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların ADR ile çözülmesi son derece faydalı
olacaktır. Bu amaçla İdari Usul Kanunu Taslağı’nda ayrı bir başlık altında,
idari işlemin hazırlanması ve kesinleşmesi aşamalarında idare ile birey ara-
sında doğacak uyuşmazlıkların idari yargıya başvurmaya gerek kalmadan
çözülmesini sağlayacak ADR usullerini açıkça düzenleyen hükümlere yer
verilmelidir. Bu konudaki eksiklik gerek mukayeseli hukuktaki gerek Av-
rupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararlarındaki düzenlemeler
dikkate alınarak İdari Usul Yasası Taslağı’nda giderilmelidir.
§ 3. Amerika Birleşik Devletleri İdare Hukukunda
Alternatif Uyuşmazlık Çözümü
ADR Birleşik Devletler’de gelişmeye başladığında, idare hukukunun
önemli bir parçası haline geleceği tahmin edilememiştir. Federal hükümetin
ve Adalet Bakanlığı’nın geleneksel bir tavır olarak bürokrasiye bağlı kala-
29
İlhan Özay, İdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı’nın Kısa Tarihçesi (Ya-
yımlanmamış Tebliğ, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku ve İlimleri
Araştırma ve Uygulama Merkezi 2001), s. 5; Doktrindeki benzer diğer bir görüşe göre
de, kaynağında çözülebilecek pek çok idari uyuşmazlık, bu konuda gerekli idari usul
düzenlemelerinin bulunmaması nedeniyle, barışçı yollarla çözülememekte ve dava
konusu yapılmaktadır (Odyakmaz, Zehra, “İdari Usulden Beklediklerimiz”, İdari
Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, 17-18 Ocak 1998 Ankara,
s. 2-5, s. 4). Görüldüğü gibi, İdari Usul Yasası’nda ADR’ye ilişkin hükümlere yer
verilmesi son derece gereklidir.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
cağı, değişime ve yeni fikirlere kapalı olacağı düşünülmüştür. Ancak, bu
şüpheler haklı çıkmamıştır. Çeşitli ADR usullerinin özel sektör gibi federal
hükümet için de çok yararlı olacağı inancı Birleşik Devletler’de giderek
artmıştır. ADR sadece hükümetle bireyler arasındaki uyuşmazlıkların çö-
zümü için değil; fakat aynı zamanda, kural koyma süreci gibi alanlarda da
kullanılmaya başlanmış ve “düzenleyici müzakere” (regulatory negotiation,
reg-neg) adı altında, kural koyma sürecinde geleneksel Amerikan sistemine
nazaran vatandaşların görüşlerine daha çok dayanan ve daha az ölçüde
tek taraflı olan bir yaklaşımı ifade eder hale gelmiştir.
30
Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı, federal mahkemelerde en çok
dava açan ulusal kurumdur. Adalet Bakanı’nın sorumluluklarından biri
de, Bakanlığın özel hukuktan, tröstlere karşı yapılan mücadelelerden, ver-
gi ve çevre hukukundan doğan hukuk davalarını takip etmektir. Birleşik
Devletler veya kamu kurumları, bütün federal bölge mahkemelerindeki
hukuk davalarının yaklaşık üçte birine taraf konumundadır.
31
Bu ağır iş
yükü sonucunda geliştirilen örgütlü ve stratejik uyuşmazlık çözüm çaba-
ları hükümet kurumlarına da yansımış ve idare hukukunda uygulanmaya
başlanmıştır.
Günümüzde Birleşik Devletler Hükümeti ADR alanında özel sektöre
bile öncülük eder duruma gelmiştir. Bunun göstergelerinden biri, hüküme-
tin oluşturduğu ADR programlarının özel sektör tarafından kullanılmaya
başlanmasıdır. Örneğin, Birleşik Devletler Posta Servisi’nin önceki hukuk
müşaviri, iş yeriyle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde Posta Servisi ADR
programının kurulmasına öncülük etmiştir. Daha sonra bu hukuk mü-
şaviri, ülkenin en büyük hukuk firmalarından biriyle, bu firmanın ülke
çapındaki müvekkilleri için benzer ADR programlarını kurma konusunda
anlaşmıştır.
Bu gelişmeler, idare hukukunda ADR’nin önündeki bazı engellerin
aşılmasında etkili olmakta; elde edilen başarılar ve öğrenilen bazı tecrü-
beler Birleşik Devletler’de hükümetin sahip olduğu mahkeme geleneğinin
değiştirilmesi çalışmalarına katkıda bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı’nda
ve hükümette ADR’nin kullanılmasının teşvik edilmesi kolay değildir ve
hala Birleşik Devletler’de kat edilmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır.
Özellikle Adalet Bakanlığı, geçmişten gelen köklü bir mücadeleci kültüre
30
Bermann, George A., Administrative Law (Introduction to the Law of the United States,
Deventer 1992, s. 91-110), s. 109.
31
Birleşik Devletler Mahkemeleri İdare Bürosu’nun, 1999 mali yılında federal yargının
iş yükü hakkında hazırladığı rapora göre, Birleşik Devletler federal bölge mahkeme-
lerinde 1995 yılında 248.335 olan hukuk davası sayısı, 1998 yılında 256.787’ye, 1999
yılında da 260.271’e çıkararak 1995’ten beri % 4.8’lik bir artış göstermiştir (Statistical
Division, Administrative Office of the United States, Judicial Business of the Courts, 1999
Annual Report of the Director, s. 16).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
101TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
sahiptir ve bu anlayışın değiştirilmesi de zordur. Bunun çeşitli nedenleri
bulunmaktadır.
İlk olarak, Amerikan toplumu savaşçı (mücadeleci) olmaya fazlasıyla
değer vermekte ve Adalet Bakanlığı avukatları bu anlayışı takip etmekte-
dirler. Gerçek davacılar geleneksel uygulamada davaları çözmezler; fakat
kazanmak için mücadele ederler. Öğretide, televizyonda ve sinemalarda
yargılama avukatlarını öven pek çok yayına rastlamak mümkünken,
ADR geniş ölçüde ihmal edilmiştir. Birleşik Devletler’in en medyatik
hukukçuları, geçmişte arabulucular değil yargılama avukatları olmuştur.
Aslında, hukukçularının çoğunun ADR’yi anlayamamasının ve gerektiği
gibi uygulayamamasının nedeni, mücadeleci sisteme (adversary system)
saplanıp kalmış olmalarıdır. Hukukçular, ihtilaflı tarafları birbirine hasım
kişiler olarak görmekte ve uyuşmazlıktan sadece birinin kazançlı çıkabile-
ceğine, diğerinin kaybetmek zorunda olduğuna inanmaktadırlar. Böylece
mücadeleci sisteme yönelik talep, ADR’yi çoğu hukukçunun gündeminden
çıkarmaktadır.
32
Bu mücadeleci zihniyet Adalet Bakanlığı’nda hukukçular gibi yö-
neticiler arasında da kendisini göstermiştir. Bazı yöneticiler gereğinden
daha çok davanın ADR ile çözülmesinden şikayet ederken, diğer bazıları
hükümetin bir uyuşmazlığın çözülmesinde daha fazla masraf yapacak ol-
ması nedeniyle ADR’ye karşı çıkmaktadırlar. Bu avukatlardan bazıları bir
uyuşmazlığı mantıklı ve başarılı bir şekilde çözme yeteneklerine güvenme-
mekte, ADR’nin uygulandığı davalarda Birleşik Devletler’in menfaatlerinin
en iyi biçimde korunabileceğinden tereddüt etmekte ve ADR süreci belirli
bir davada verimsiz olursa, hatalı hareket ederek ADR’nin kullanımını
durdurmaktadırlar.
33
İkinci sorun, dava zihniyeti o kadar çok yayılmıştır ki, kurumsallaşmış
bir yapı kazanmıştır. Bir uyuşmazlığı dava yoluyla çözmenin uzlaşarak
mahkeme dışında çözmeden daha iyi olduğu inancı, ADR programlarına
çeşitli yönlerden zarar vermektedir. Örneğin; Adalet Bakanlığı Avukatlık
Enstitüsü’ndeki (Attorney General’s Advocacy Institute) en önemli eği-
tim yargılama avukatlığıdır (Trial Advacocy). Güney Carolina’daki Ulusal
Avukatlık Enstitüsü’nde genç hukukçulara, bir davada yargılamanın nasıl
yürütüleceği konusunda iki haftalık bölgesel bir eğitim kursu verilmektedir.
Buna ek olarak, hukuk fakültesinden gelen hukukçular, tecrübeli hukuk da-
nışmanları bu konuda seminerler yapmakta, Federal Araştırma Bürosu’nun
32
Riskin, Leonard L., Mediation and Lawyers, (Ohio State Law Journal, 1982, Vol. 43, s.
29-60), s. 44.
33
Marcus, Daniel - Senger, Jeffrey M., ADR and the Federal Government: Not Such
Strange Bedfellows After All, (Missouri Law Review, 2001, Vol. 66, s. 709-723), s. 710.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
(Federal Bureau of Investigation) kurumları kullanılarak federal hakimlerle
birlikte temsili jüri yargılamaları gerçekleştirilmektedir. Her yıl birkaç defa
açılan bu kurslar iki haftalık dönemlerde yapılmaktadır.
Buna karşılık, son zamanlarda Birleşik Devletler’de müzakere üzerinde
eğitim veren kurslar düzenlenmemiştir. Adalet Bakanı Reno’nun emriyle,
müzakere eğitimi ilk kez 1996 yılında müfredat programının daimi bir
parçası haline getirilmiştir. Çok büyük bir ilgi gören bu kurs aynı dönem-
de 4 defadan fazla tekrarlanmıştır. Bu kurs halen iki yarım gün olarak
verilmekte ve yargılama avukatlığı kursunu desteklemektedir. Müzakere
eğitimi yılda birkaç defa sunulurken, yargılama kursu hala daha fazla ilgi
görmektedir.
Adalet Bakanlığı’nın kadrosundaki avukatların sıfatları bile dava zih-
niyetini yansıtmaktadır. Medeni hukuk, vergi hukuku, anti tröst ve çevre
hukuku bölümlerinde gören yapan hukukçuların resmi sıfatları “Yargılama
Avukatları”dır. Bu avukatların yargılama dışında çözdüğü dava sayısı daha
fazla olmasına rağmen, onlara bu sıfat verilmiştir.
Birleşik Devletler’de verilen hukuk ödülleri de bu konuyadayanmak-
tadır. Amerika’da önemli yargılamalarda başarılı olan hukukçulara verilen
bazı üst düzey ödüller bulunur. Bunlardan biri olan John Marshall ödülleri,
ilk derece mahkemesindeki veya temyiz mahkemesindeki yargılamalarda
başarılı olan hukukçulara mahsustur. Bu ödüllerde büyük bir miktarda
para, Adalet Bakanı tarafından Washington’da gerçekleştirilen resmi bir
merasimle takdim edilmektedir. Bu ödüller, Adalet Bakanlığı’nın bakış
açısını etkilemektedir. Birleşik Devletler’deki bu dava merkezli anlayışın
değişmesi için uğraşan hukukçular yakın bir tarihte ADR’nin kullanımı
için bir John Marshall Ödülü koymuşlardır.
ADR’nin gelişmesinin önündeki diğer bir engel, genç hukukçuların
Adalet Bakanlığı’na sırf yargılama eğitimi için gelmeleridir. Zira Adalet
Bakanlığı, başka bir yerde bulunması mümkün olmayan bir yargılama
eğitimi vermektedir. Kar amacı güden hukuk firmalarının uygulamaları,
genç hukukçulara bu denli iyi bir duruşma eğitimi vermekten uzaktır. Uy-
gulamada davaların çoğu yargılama yapılmadan ADR yoluyla çözüldüğü
için, müzakere deneyimi faydalı olmakla beraber, genç avukatlar Adalet
Bakanlığı’nda yargılama deneyimlerini öğrenme konusunda kendilerini
zorunlu hissetmektedirler.
34
Birleşik Devletler adına açılan bazı davalar, üzerinde uzlaşma yapı-
lamayacak (tarafların üzerinde serbest tasarruf edemeyecekleri) davalar
olduğundan, ADR ile çözüme ulaşılamamaktadır. Örneğin, kişilerin temel
34
Marcus - Senger, s. 711.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
103TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
haklarının ihlali söz konusu olduğunda, avukatlar mağdurlarının zararları-
nın tam olarak tazminini sağlamakla yükümlüdürler.
35
Özel sektörde çalışan
hukukçular için en önemli nokta, yargılama masraflarının yüksek olması
nedeniyle, işletmenin kendi kararıyla bir davanın ADR ile çözümünün
sağlanabilmesidir. Oysa hazine avukatları, yargılama harç ve giderlerine
rağmen bazı ilkeler uğruna yargılamada mücadele etmek zorundadırlar.
Aynı nedenlerle, hazine avukatlarının davalı tarafta yer aldığı dava-
larda da yargı dışı uyuşmazlık çözümüne yönelmek çok zordur. Özel bir
şirket, ticari işlerini sürdürmek için önemsiz bir davayı bitirmek için az
miktarda bir tazminat ödemeyi kabul edebilir. Kamu kurumlarının ise,
böyle bir durumdan istifade etmek amacıyla açılan davalarla karşılaşma
tehlikesi bulunmaktadır. İdarenin önemsiz davaları çözmek maksadıyla
ödemede bulunduğunun halk tarafından öğrenilmesi halinde, kısa süre
içinde idareye karşı binlerce benzer davanın açılması kaçınılmazdır. Vergi
davalarında, mükellefler belli bir maddi tutar üzerinde uzlaşmaya istekli
olabilirler. Halbuki idare, davanın kazanılma-kaybedilme olasılığı açısın-
dan bakıldığında, mükellefin teklifi makul olsa bile, diğer davalara emsal
teşkil etmesi bakımından buna yanaşmayabilir.
36
Böylece, özel kişilerin
kaçınabildikleri bazı davaları idare takip etmek zorunda kalmakta ve bir
idari işlemin hukuka uygunluğuna itirazı konu alan idari davalarda yargı
dışı uyuşmazlık çözümü dikkate alınmamaktadır.
Bütün bu engellere rağmen Amerikalı hukukçular, Adalet Bakanlı-
ğı’nın ve diğer devlet kurumlarının uyuşmazlık çözümü ile ilgili bakış
açısını değiştirmeyi başarmışlardır. Bu konuda ilk aşama, fiili durumun
tespit edilmesidir. Birleşik Devletler’de Adalet Bakanlığı’nın her gün açtığı
bütün davalara rağmen, avukatların ADR ile çözdükleri uyuşmazlık sa-
yısı dava yoluyla çözdüklerinden fazladır. Medeni hukuk alanında açılan
davaların büyük bir kısmı duruşma aşamasına gelmeden çözülmektedir.
1998 yılı istatistiklerine göre Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nın hukuk
davalarından sadece ‰7’si duruşma aşamasına geçmektedir. Bu oran ülke
çapında duruşma aşamasını geçen hukuk davalarının sahip olduğu %3,7’lik
orandan daha düşüktür.
35
ADR’ye havale edilmeyen ve mahkemelerde görülmesi gereken davalarla, bir
davanın ADR’ye uygunluğunu belirleyen kıstaslar için bkz., Fiss, Owen, Against
Settlement (Yale Law Journal, 1984/May, Vol. 93, s. 1073-1090), s. 1087.
36
Bununla birlikte Birleşik Devletler Milli Gelirler Servisi (International Revenue Ser-
vice, IRS) son yıllarda, duruşma aşamasına intikal eden davaların sayısını azaltarak
zaman ve masraflardan tasarruf etmek amacıyla çeşitli ADR usullerini benimsemiş
ve başarıyla uygulamaktadır (Fiore, Nicholas, From the Tax Adviser, Alternative
Dispute Resolution with the IRS, Journal of Accontancy 2000/2, Vol. 189, s. 92).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Bu veriler bazı ilginç sonuçları ortaya koymaktadır. Her şeyden önce,
Birleşik Devletler’de yargı dışı çözüm açıkça “alternatif” uyuşmazlık çözü-
mü değildir; çünkü, bu bir hukuk davasının olağan seyridir. Gerçekten mah-
keme önünde yapılan yargılamaları (dava yoluna) “alternatif” uyuşmazlık
çözümü olarak adlandırmak daha uygundur; çünkü, çok az uyuşmazlık
dava yolu ile çözülmektedir.
Bu durumun tespit edilmesinden sonra hukukçuların, yargılamaya
çok az başvurması nedeni ile yargılama dışındaki ADR usulleri ve diğer
duruşma öncesi usuller üzerinde yoğunlaşması gerektiği anlaşılır. Ancak,
emin olmak için, açılan yüz davadan yargılama aşamasına geçen bir dava
için bile hazırlıklı olmak gerekir. Zira, avukatların, hakimin veya jürinin
önünde de tam olarak hazırlıklı olması çok önemlidir; fakat, bir davanın
yargı dışı uyuşmazlık çözümü ile sonuçlanmasının daha kuvvetli bir olasılık
olduğu unutulmamalıdır.
37
Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı, avukatlarını, bir davanın başında
ADR’yi dikkate almaları için teşvik etmektedir. Davaların çoğu mahke-
melerde, yıllarca avukat olarak zaman ve emek harcayıp binlerce dolar
yargılama gideri ödedikten sonra çözülmektedir. Oysa idarenin davalarını
birkaç ay erken çözmesi bile, idarenin her yıl açtığı binlerce davada çok
büyük miktarda zamandan ve paradan tasarruf etmesini sağlayacaktır.
Tabii ki bazı davalarda, dava konusunun değerini tam olarak belirle-
yebilmek için, yeterli tahkikat işlemleri yapılana kadar çözüme ulaşılması
mümkün olmayabilir; fakat çoğu zaman özlü bir tahkikat, uygun çözüm
şeklinin belirlenmesi için gereken tek şeydir. Bu noktada, mahkeme önünde
ayrıntılı bir yargılama sürecinden sakınılmasıyla mümkün olan tasarruflar
elde edilebilir.
ADR’nin bu faydalarını gören Birleşik Devletler Hükümeti, son yıllarda
ADR’nin kullanımını teşvik etmeye başlamış ve ADR idare hukukunun
bir parçası haline gelmiştir. 1990 yılında kongre iki önemli kanunu kabul
etmiştir. Bu kanunlardan ilki İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’dur.
38
Bu
Kanun, Birleşik Devletler’in 5 numaralı kanunu olan “Devlet Kurumları ve
Çalışanları Kanunu”nun
39
(Title 5, Goverment Organization and Emplyees),
“Genel Olarak Kurumlar” başlıklı 1. kısmının (Part 1, the Agencies
Generally), “İdari Usul” başlıklı 5. bölümünde (Chapter 5, Administirative
Procedure), “İdari Usullerde Alternatif Uyuşmazlık Çözümü” adıyla 4. alt
bölümde
40
(Subchapter IV, Alternative Means of Dispute Resolution in
the Administrative Process) 571-584. maddeler arasında yer almaktadır.
37
Marcus - Senger, s. 712.
38
Administrative Dispute Resolution Act of 1990, 5 USC s. 571-584.
39
http://acess.gpo.gov/uscode/title5/title5.html
40
http://acess.gpo.gov/uscode/title5/parti_chapter5_subchapteriv.html
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
105TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Bu kanun neredeyse, federal idari kurumların taraf oldukları bütün
uyuşmazlıklarda uygulanmaktadır. Kanun, çözüm müzakereleri, arabu-
luculuk, kısa yargılama ve tahkim gibi bir dizi ADR usulünün kullanımını
öngörmüştür. Kanun’da yer alan önemli bir sınırlama, hem idarenin hem de
bireylerin, ADR usullerinin kullanımına rıza göstermek zorunda tutulma-
larıdır. Bu Kanun’un yürürlüğe girmesinde önce de Birleşik Devletler’deki
federal idari kurumların çoğu ADR’nin faydalarının görmüştür. Örneğin,
Çevre Koruma Kurumu’nun çevre uyuşmazlıklarının büyük bir kısmını,
dava yolu yerine müzakere ve arabuluculukla çözülmüştür. Benzer şekilde
Federal Havacılık Kurumu, Federal Enerji Düzenleme Komisyonu, Federal
Ticaret Komisyonu ve Çalışma Bakanlığı gibi idari kurumlar ADR usullerini
kullanmaktadırlar. İdari kurumlar, idari davalardaki aleniyetten kaçınmak
için genellikle ADR’nin kullanımını desteklemektedirler.
41
Özellikle kamu
görevlileriyle olan uyuşmazlıklarda idare, kamu görevlilerinin mevcut hu-
zursuzluk nedeniyle verimliliğinin düşmesini önlemek amacıyla ADR’yi
kullanarak uyuşmazlıkları tatminkar bir şekilde çözmektedir.
42
İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 571. mad-
desine göre alternatif uyuşmazlık çözümü, ihtilaflı herhangi bir meseleyi
çözmek için kullanılan uzlaştırma, kolaylaştırma, arabuluculuk, vakıa tes-
piti, kısa yargılama, tahkim ve ombudsman kullanımı yada bunların her-
hangi bir birleşimini kapsayan, fakat bunlarla sınırlı olmayan usullerdir.
43
Uyuşmazlık çözüm usulü ise, ihtilaflı bir meselenin çözülmesi amacıyla
kullanılan tarafsız bir kişinin atandığı ve özel kişilerin kaldığı herhangi
bir alternatif uyuşmazlık çözümünü ifade eder. Bu kanun her idari kuru-
mun, alternatif uyuşmazlık çözümünün kullanımını öngören bir politika
kabul etmesini, kurumun uyuşmazlık çözüm uzmanı olacak üst düzey bir
memur atamasını, düzenli olarak bir eğitim gerçekleştirmesini ve ADR’nin
kullanımını teşvik etmek maksadıyla sözleşmeleri ve diğer işlemleri için
mevcut olan standart anlaşmalarını yeniden gözden geçirmesini zorunlu
kılmıştır.
44
Bu kanun federal hükümet için önemli bir değişimin dönüm
noktası olmuştur. Zira, ilk kez bir kanunla ADR’nin kullanımı teşvik edil-
miştir. Her yenilikte olduğu gibi idarenin bu kanuna uyum sağlaması da
zaman almış; fakat bu alandaki kapsamlı federal çabalar kanunun çizdiği
yolda başarılı olmuştur.
41
Meiners - Ringleb - Edwards, s. 131.
42
Dibble, Rcihard E., Public Service Personnel, (Sage Public Administration Abstracts,
1998/4, Vol. 24, s. 571-572), s. 571; Dibble, Richard E., Alternative Dispute Resolution
of Employment Conflicts: The Search for Standards (Journal of Collective Negotiations
in the Public Sector, 1997, Vol. 26, s. 73-80), s. 73.
43
5 USC, s. 571 (3).
44
5 USC, s. 571 (6).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Bu Kanun tabii ki sorunsuz bir kanun olmamıştır. Kanun ilk kez bağla-
yıcı tahkime yetki verirken, idareye bir hakem kararını, kararın tebliğinden
itibaren otuz gün içinde iptal etme hakkını vermiştir.
45
Bu durum kanuna
zarar vermiş ve idarenin hakemin verdiği kararı uygun bulmaması halinde
tahkimden cayabileceğini (ve kendilerinin böyle bir hakka sahip olmadık-
larını) öğrenen vatandaşların tahkim sözleşmesi yapmakta isteksiz davran-
malarına yol açmıştır.
46
Ayrıca bu kanun, kamunun idareye ait belgelere
ulaşmasını sağlayan Bilgi Edinme Özgürlüğü Kanunu’nda
47
arabuluculuk
istisnası da içermemiştir.
1996 yılında Birleşik Devletler Kongresi, bu hususları yeniden dü-
zenleyerek İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nda değişiklik yapmıştır.
48
Buna göre, idarenin bağlayıcı tahkime katılmayı kabul etmesi halinde, artık
sonuçta verilen hakem kararını reddetmesine izin verilmemiş
49
ve böylece
bireyler bu ADR usulünü giderek daha çok kullanmaya başlamışlardır.
Buna ek olarak Bilgi Edinme Özgürlüğü Kanunu, ADR sürecinin tarafla-
rıyla arabulucu arasında gizli olarak sunulan bilgi ve belgelere ulaşılmasını
engellemiştir. İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nun “Gizlilik” (Confidenti-
ality) başlıklı 574. maddesine göre, “tarafsız bir kişi ve taraflardan biri arasında
bulunan ve bu maddeye göre açıklanamayacak olan bir uyuşmazlık çözüm bilgisi,
552 (b)(3) maddesine göre de açıklanamaz.”
50
Bu değişiklikler olumlu olmuş
ve ADR’nin idari alandaki etkinliğini artırmıştır.
51
1998 yılında Kongre, federal mahkemelerin ADR’yi kullanmasını teş-
vik eden diğer bir kanunu yürürlüğe sokmuştur. Alternatif Uyuşmazlık
Çözüm Kanunu
52
bütün bölge mahkemelerinin “kendi alternatif uyuşmazlık
çözüm programını kurmasını ve yerleştirmesini”,
53
“kendi bölgesinde alternatif
uyuşmazlık çözümünün kullanılmasını teşvik etmesini ve yaygınlaştırmasını”,
“bütün hukuk davalarında tarafların, dava sürecinin uygun olan bir aşamasında
45
Administrative Dispute Resolution Act of 1990, 5 USC, s. 580-581.
46
Marcus - Senger, s. 713.
47
Freedom of Information Act, 5 USC, s. 552.
48
Birleşik Devletler Kongresi’nin 1990 tarihli İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nda
değişiklik yapmasının denenleri hakkında bkz., Seibel, David, To Enhance the Ope-
ration of Government: Reauthorizing the Administrative Dispute Resolution Act
(Harvard Negotiation Law Review, 1996/Spring, Vol.1, s. 239-248) .
49
Administrative Dispute Resolution Act of 1996, 5 USC, s. 575, 580-581.
50
5 USC, s. 574 (j).
51
Mester, Jonathan D., The Administrative Dispute Resolution Act of 1996: Will the New
Era of ADR in Federal Administrative Agencies Occur at the Expense of Public Accoun-
tability? (Ohio State Journal on Dispute Resolution , 1997/1, Vol. 13, s. 167-197), s. 168.
52
Alternative Dispute Resolution Act of 1998, 28 USC, s. 651-658 (Federal Civil Judicial
Procedure and Rules, West Group 2001, s. 783-788).
53
28 USC, s. 651 (b).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
107TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
alternatif uyuşmazlık çözüm usullerinin kullanımını dikkate almasını” ve “bütün
hukuk davalarında, davanın tarafları için en az bir alternatif uyuşmazlık çözüm
usulünün sağlanmasını” zorunlu kılmıştır. ADR Kanunu mahkemelere,
takdir yetkilerine dayanarak, tarafları arabuluculuğa veya ön tarafsız
değerlendirmeye katılmaya zorlayabilme yetkisi vermiş; tarafların rıza
göstermesi halinde tahkimi de bu usuller arasında saymıştır.
54
ADR’nin idare hukukunda yayılmasını sağlayan ikinci kanun, İdari
Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’na benzer olarak, İdari Usul Kanunu’nda
öngörülen geleneksel mücadeleci kural koyma süreci yerine geçmek üze-
re, müzakereye dayalı kural koymayı kullanma konusunda idareyi yet-
kilendiren ve teşvik eden 1990 tarihli Müzakereye Dayalı Kural Koyma
Kanunu’dur
55
(Negotiated Rule Making Act).
Geleneksel olarak federal düzenlemeler 1946 tarihli İdari Usul Yasa-
sı’nda
56
(Administrative Procedure Act) öngörülen usule göre oluşturul-
maktadır. Düzenlemeden etkilenen kişilerle yapılan gayri resmi görüşmeler
sonunda idari kurum önerilen bir düzenlemeyi yayınlayacaktır. Bunun
ardından, kamunun düşüncelerini genellikle yazılı olarak beyan etmesine
imkan tanınacak ve sonuçta idare nihai kuralı yürürlüğe koyacaktır.
57
Bu
şekilde gerçekleştirilen mevcut kural koyma sürecinin yavaş, hantal, yıp-
ratıcı ve aşırı şekilde mücadeleci olduğunu düşünen hukukçular, alternatif
bir sistem önermişlerdir. Bu konuda çeşitli görüşler bulunmakla beraber,
bu görüşler kural koyma sürecindeki müzakere usulü yönünden ortak-
tırlar. Buna göre, önerilen bir düzenlemeden etkilenen gruplar arasında
gayri resmi müzakereler yapılacak ve sonuçta oluşturulan düzenleme, bu
müzakerelerdeki anlaşmayı esas alacaktır.
58
Bu usulde idare ile bireyler,
ortak bir anlaşmaya varmak amacıyla yüz yüze müzakerelere katılırlar. Bu
müzakerelerde taraflar, mücadeleci (hasımane) olmayan bir süreçte menfa-
atlerini ortaya çıkarma, farklı fikirleri tartışma, teknik bilgileri toplayarak
tahmin etme, farklı seçenekler üretme ve bu seçenekler üzerinde kendi
farklı önceliklerine göre pazarlık etme fırsatına sahip olurlar.
59
Anlaşma-
ya varılırsa, bu anlaşma idarenin önerilen kuralı olarak yayımlanır. İlgili
54
28 USC, s. 652 (a).
55
Goldberg - Sander - Rogers, s. 10. Bkz., 5 USC, s. 561-570.
56
5 USC, s. 551-706.
57
Goldberg - Sander - Rogers, s. 500.
58
Note: Rethinking Regulation: Negotiation As An Alternative to Traditional Rulema-
king (Harvard Law Review 1981, Vol. 94, s. 1871-1891), s. 1871.
59
Müzakereye Dayalı Kural Koyma Kanunu hakkında geni bilgi için bkz., Coglianese,
Cary, Assessing Consensus: The Promise and Performance of Negotiated Rulema-
king (Duke Law Journal 1997, Vol. 46, s. 1255-1349); Harter, Philip J., Assessing the
Assessors: The Actual Performance of Negotiated Rulemaking (NYU, Environmental
Law Journal 2000, Vol. 9, s. 32-59).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
tarafların çoğu veya tamamı önerilen kuralın biçimlenmesine katıldığı için
sonradan çok az eleştiri yapılacak ve çok az dava açılacaktır.
60
Birleşik Devletler mevzuatındaki bu düzenlemeler, federal kurumla-
rın ADR programları kurmaları için etkili olmuştur. Zira, federal mahke-
melerdeki hukuk davalarının yaklaşık üçte birine federal hükümet taraf
konumundadır. Ancak Kongre’nin bugüne kadar ADR’nin kurulması için
bir kaynak tahsis etmemesi eleştirilmektedir. Mahkemeler yeterli fonları
olmadığını belirtmekte ve yeterli fonlar bulunamadığı için de nitelikli ADR
programlarının oluşturulması güçleşmektedir.
Birleşik Devletler’de bazı başkanlık kararnameleri de hükümet kurum-
larında ADR’nin uygulanmasını teşvik etmiştir. Bu kararnameler eğilim
ve içerik açısından ADR’yi giderek daha da destekleyici olmaktadır. 1991
yılında Başkan Bush, ADR’nin, mevcut uyuşmazlıkların çabuk, adil ve etkili
bir şekilde çözülmesine katkıda bulunacağını belirterek, kamu avukatları-
nın ADR eğitimi almasını zorunlu kılan bir başkanlık emri yayımlanmıştır.
Ancak bu emir, ADR’nin sadece geleneksel müzakerelerin kesilmiş olması
halinde uygulanmasını tavsiye ederek önemli bir uyarı içermiştir. Bush’un
emrine göre, uygun olan durumlarda uyuşmazlık çıkaran talepler, herhangi
bir resmi veya planlanmış ADR usulünün kullanılması yerine, gayri resmi
görüşmeler, müzakere ve sulh yoluyla çözülmelidir.
1996 yılında Başkan Clinton bu uyarıyı geri çekmiş ve kamu avukat-
larının uygun olan durumlarda ADR’nin işletilmesini önermelerini içeren
bir başkanlık emrini yürürlüğe koymuştur. Clinton, Alternatif uyuşmazlık
çözümünün faydalı olabileceği hallerde ve ihtilafı ADR’ye havale eden
idari kurumla istişare yaptıktan sonra, davaya bakan kamu avukatının,
taraflara uygun olan bir ADR usulünün kullanılmasını teklif etmesini
emretmektedir.
Daha yakın bir tarihte, 1 Mayıs 1998 tarihli Başkanlık Tezkeresi’nde
(Presidential Memorandum) Başkan Clinton daha da açık olarak şunu belirt-
miştir: “Her bir federal kurumun, arabuluculuk, tahkim, ön tarafsız değerlendirme,
kurumsal ombudsman ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm usullerinin daha çok
kullanılmasını teşvik eden adımlar atması gerektiğine karar verdim.”
24 Ekim 2000 tarihinde Beyaz Saray tarafından yayınlanan ve o tarihte
henüz yasalaşmamış olan bir taslak hakkındaki Yönetsel Bildiride daha da
ileri gidilerek, “idare, ADR’nin uygun şekilde kullanılmasını en üst düzeyde
teşvik etmektedir” denilmiştir.
61
60
Goldberg - Sander - Rogers, s. 502.
61
Marcus - Senger, s. 715.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
109TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nda, Adalet Bakanı Janet Reno da
ADR’nin uygun olan hallerde uygulanmasını sağlamak amacıyla büyük
çaba harcamıştır. Bakan Reno, 6 Nisan 1995’te, bu konunun Bakanlıkla
eşgüdümünü sağlayacak bir uyuşmazlık çözüm bürosunu resmi olarak
kurmuştur. Bakan Reno, bu tarihte “Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri-
nin Uygun Kullanımının Daha Çok Genişletilmesinin Teşviki” başlıklı Bakanlık
Emri’ni yayımlamıştır. Bu emrin amacı, “uygun olan uyuşmazlıklarda, bütün
vatandaşların adalete ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla ADR’nin daha geniş
kullanılmasını teşvik etmek ve devletin karıştığı uyuşmazlıkların daha etkili bir
şekilde çözümünü sağlamak” olarak ifade edilmiştir. Bakanlıkla ilgili bütün
davaları ve Birleşik Devletler’in bütün avukatlarını kapsayan bu emir, ceza
uyuşmazlılarını kapsam dışı bırakmıştır. Adalet Bakanlığı bünyesinde üst
düzey bir ADR danışmanının atanmasını öngören bu emirde, üst düzey
ADR danışmanının ADR politikasını geliştirmek ve ADR’yi yaygınlaştır-
mak yanında şu görevleri de yürüteceği belirtilmiştir:
a. Federal mahkemelerdeki davalarda ADR’nin kullanılması hakkında
Bakanlık Rehberi’ni düzeltmek de dahil olmak üzere, ADR’nin kullanım
politikasını geliştirmek,
b. ADR ilişkili eğitimin oluşturulması ve uygulanmasına yardım etmek,
c. ADR’nin kullanılması ve belirli ADR yöntemlerine başvurulması
hakkında uygun olan uyuşmazlıkların seçilmesiyle ilgili olarak, bölüm
yöneticilerine ve çalışanlarına tavsiye vermek ve yardım etmek,
d. Bakanlığın ADR faaliyetlerinin durumu hakkında bakan yardımcısı
vasıtasıyla bakana düzenli olarak rapor vermek,
e. Bakanlığı ADR faaliyetlerinde, Birleşik Devletler İdari Konferansı’nın
(Administrative Conference of the United States) program ve projeleriyle
federal mahkemeleri de kapsayacak şekilde hükümet düzeyinde temsil
etmek,
f. Genel müdüre, ADR ile ilgili yasal ve diğer politik konularla ilgili
olarak tavsiye vermek,
g. İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nun Üçüncü Bölümü’nün (b)
paragrafında tanımlandığı gibi, Adalet Bakanlığı için Uyuşmazlık Çözüm
Uzmanı olarak çalışmak,
62
62
İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nun 3. Bölümü’nün (b) paragrafına göre, her ku-
rumun başkanı, kurumun uyuşmazlık çözüm uzmanı olarak üst düzey bir memur
atayacaktır. Bu memur, İdari Uyuşmazlık Çözüm Kanunu’nun hükümlerinden, ka-
nunun öngördüğü değişikliklerin yapılmasından, müzakere, arabuluculuk, tahkim ve
diğer yöntemlere ilişkin kurum tarafından uyuşmazlık çözüm uzmanlarına ve diğer
çalışanlara verilecek eğitimden ve ADR’nin kullanımıyla ilgili kurumun standart
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
h. Adalet Bakanı, Adalet Bakanı Vekili ve Adalet Bakanı Yardımcısı
tarafından verilebilecek görevler gibi ADR’nin geliştirilmesiyle ilgili diğer
görev ve işlemleri yapmak.
Bakanlık emrine göre en geç 11 Eylül 1995’e kadar her dava dairesi ve
Birleşik Devletler Avukatları adına hareket eden Birleşik Devletler Savcıları
Yönetim Bürosu (Executive Office for United States Attorneys
63
), kendi avu-
katları için aşağıdaki hükümetleri içeren bir ADR rehberi hazırlamalıdır:
a. Avukatların, uygun olan hallerde ADR’yi, dava yoluna bir alternatif
olarak kullanmalarının ve mahkeme katılımlı veya mahkeme destekli ADR
programlarıyla iş birliği yapmalarının ve bu gibi programların gelişmesi ve
değerlendirilmesi için gayret göstermelerinin beklendiğini belirten politik
bir beyan.
b. Çözüm müzakereleri veya resmi bir ADR yönteminin kullanılması
yoluyla çözülmeye uygun olan belirli davaların tespit edilebilmesi için
gerekli kıstaslar. Rehberin ilgili bölümünde, belirli türdeki davaların çö-
zümüne en uygun olan ADR yöntemleri ve ADR hizmeti sunacak kişilerin
seçilmesi için dikkate alınarak kıstaslar belirtilmelidir.
c. Uygulaması ağırlıklı olarak özel hukukla ilgili olan avukatların, mü-
zakere ve ADR üzerinde kapsamlı bir temel eğitim programına katılmasının
ve özel hukuk işleriyle uğraşan bütün avukatların periyodik olarak ilave
ADR eğitimine katılmasının gerekli tutulması.
d. Avukatların yetki almak için izlemesi gereken dahili usullerin tam
bir açıklaması ve resmi ADR yöntemlerinin kullanımı için parasal kaynak-
ların gösterilmesi.
64
Bakan Reno bu çalışmaların ardından, ADR üzerinde çalışan tarafsız
kişilerin masraflarını karşılamak amacıyla idarecilerin bu iş için kendi idare-
lerinin bütçelerinden harcama yapmak zorunda kalmamaları için, Bakanlık
düzeyinde daimi bir maddi kaynak oluşturmuştur. Bakan Reno, arabulu-
culuğun kullanılmasının önündeki bu mali engelleri kaldırmak suretiyle,
arabuluculuğu avukatlar için daha kolay kullanılır hale getirmiştir.
Bakan Reno’nun talimatıyla, Adalet Bakanlığı’nın hukuk davalarıyla
görevli avukatları için kapsamlı bir ADR eğitim programı başlatılmış-
tır.1995-2000 yılları arasında, hem Washington DC’de, hem de Birleşik
anlaşmalarını gözden geçirerek bunlarda ADR’nin kullanılmasını özendirmek için
herhangi bir değişiklik yapmanın gerekip gerekmediğinden sorumlu olacaktır.
63
Birleşik Devletler Savcıları Yönetim Bürosu hakkında bilgi için bkz., http://
www.usdoj.gov/usao/eousa/
64
Reno, Janet, Promoting The Broader Appropriate Use of Alternative Dispute Resolution
Techniques, April 6, 1995 (http://www.usdoj.gov/crt/adr/agorder.html
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
111TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Devletler Savcıları Bürosu’nda (US Attorney’s Offices) ülke çapında iki
binden fazla Bakanlık hukukçusuna eğitim verilmiştir. Bu kurslar üç günlük
programlar şeklinde, eğitim için kiralanan uzman arabulucuların katılı-
mıyla gerçekleştirilen canlandırmalı arabuluculuklarla yürütülmektedir.
Katılımcıların çoğu, uygun eğitimden sonra gerçek bir arabuluculukta görev
alma şansının, bu kursların en ilginç ve en heyecanlı bölümü olduğunu
belirtmektedirler.
Bakan Reno, ADR’nin kullanımının devlet dışında da gelişmesini
teşvik etmek için resmi açıklamalar da yapmıştır. Bakan Reno barolarla
ve uzman topluluklarla görüşerek ülke çapında temaslarda bulunmuştur.
9 Ocak 1999’da, Amerikan Hukuk Okulları Birliği’nde (Association of
American Law Schools
65
) yapılan konferansta Bakan Reno, bütün Amerikalı
hukukçuların sorun çöme kapasitelerini geliştirmeyi ve onlara sulh yapma
yeteneği kazandırmayı amaçladığını belirtmiştir. Reno’ya göre, bir avukat
sadece müvekkilinin davasını “kazanmak” için uğraşmamalı; bundan öte,
insanlara hizmet etmek, onların sorunlarını çözmek için çaba göstermelidir.
“İyi hukukçu, dikkatli hukukçu bir davadaki tehlikeleri tanımlayabilmeli, bir
uyuşmazlığın gerçek değerini takdir edebilmeli ve hızlı ve kapsamlı bir çözüm
şeklini müzakere etmek için diğer tarafla iş birliği yapabilmelidir.”
66
Bakan Reno her konuşmasında ADR’nin “uygun uyuşmazlık çözümü”
(Appropriate Dispute Resolution) olarak adlandırılması gerektiğini; çünkü,
ADR’nin çok değişik biçimlerinin mevcut olduğunu vurgulamıştır. Reno
Amerikalı hukukçulara şunları söylemektedir: “Amerikalı hukukçulara
bir mesajım var. Size yaratıcı düşünmeyi, müvekkillerimizin sorunlarını dava
yoluna gitmeden nasıl çözebileceğinizi düşünmeyi tavsiye ediyorum. Müzakere
hünerlerinizi ortaya çıkarın. Bir sorun mahkemeye gitmeden çözülebiliyorsa bunu
(önceden) görün.”
67
Bazı öğretim üyeleri, ADR eğitiminin, hukukçuların günlük uygulama-
sında gerçekten etkili olup olmadığını öğrenmek istemişlerdir. Bu öğretim
üyeleri, hukukçuların hukuk okullarından veya bir devlet kurumundaki
eğitim programından ayrılmalarından sonra, bu eğitimin uzun dönemde
çok az etkili olabileceği yönündeki endişelerini belirtmişlerdir. Ancak, ya-
pılan araştırmalar Adalet Bakanlığı’ndaki ve diğer programlardaki ADR
eğitiminin çok farklı olduğunu göstermiştir. Birleşik Devletler Adalet
Bakanlığı’nda ADR eğitiminin başladığı 1995 yılında, Bakanlık Avukat-
65
Amerikan Hukuk Okulları Birliği hakkında bilgi için bkz., http://aals.org/
66
Janet Reno’s Address to the American Association of Law Schools, January 9, 1999
(http://www.usdoj.gov/arcihve/ag/speeches/1999/aals.html).
67
Attorney General Janet Reno, United States Department of Justice Press Conference,
April 30, 1998 (http://www.usdoj.gov/arcihve/ag/speeches/1998/apr3098.htm).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
ları 509 davada ADR’yi kullandıklarını bildirmişlerdir. 1999 yılında bu
rakam 2662’ye çıkmıştır. Bu rakamın hızlı bir şekilde artmasında diğer
bazı etkenlerin de katkısı bulunmakla beraber, ADR eğitiminin ve diğer
tedbirlerin, hukukçuların faaliyetlerini gerçek anlamda etkilediğinden
kuşku duyulmamalıdır.
68
ADR’nin bütün hukukçular üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu
da bir gerçektir. 1995-1999 yılları arasında ADR’nin kullanıldığı yaklaşık
1000 dava üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışma, ülke çapındaki
hukuk davaları için Yardımcı Birleşik Devletler Savcıları (Assistant United
States Attorneys) tarafından doldurulan ADR değerlendirme formlarını esas
almıştır. ADR’nin kullanıldığı bütün davaların yaklaşık üçte ikisinde ADR
başarılı olmuş ve bu davalar arabuluculuk oturumlarıyla çözülmüştür.
69
Bu davalarda avukatlarca yapılan değerlendirmeler şu şekilde olmuştur:
“Arabuluculuk bir işçi-işveren ilişkisinin düzeltilmesine yardım etti. Önceden
tahmin edilebilen diğer uyuşmazlıkları önledi”; “çözüm, mahkeme hükmüyle
emredilecek olandan daha iyi ve daha dikkatli bir şekilde oluşturuldu”; “dava,
ADR olmasaydı çözülemeyecekti, başladığımızda, taraflar aynı odada birlikte
oturmayadahi tahammül edemiyorlardı”; “davacıyı ve kurum hukuk danışmanını
iddiaları tartışmak için bir araya getirmek çok önemliydi, bu durum idari kurumun
yargılamanın fiili tehlikelerini anlamasını da sağladı.”
70
Tarafların uyuşmazlıklarını ADR ile çözmede başarılı olmadığı du-
rumlarda bile, avukatlar, ADR sürecinin yararlı olduğunu belirtmişlerdir.
Avukatlar, ADR’nin şu yararlarını vurgulamışlardır: “Arabuluculuk bize,
davacının konumunu serbestçe araştırma ve anlama imkanı verdi”; “arabuluculuk
davacının bir gerçeklik testi yapmasını ve müzakerelerin daha yakın geçmesini sağ-
ladı”, “arabuluculuk, mahkemeye, idarenin davacı lehine olan iyi niyetli yönetimini
gösterdi”; “ADR bize, idarenin tıbbi özeninin yeterli olduğu görüşünü muhafaza
ederken, davacının zararları için üzgün olduğumuzu açıklama fırsatı verdi.”
71
Bu araştırmada avukatlara, ADR sayesinde tahminen ne kadar zaman-
dan ve masraftan tasarruf ettikleri de sorulmuştur. Bu veriler ister istemez
özneldir, ama bu araştırmada, yaklaşık tahminler yerine daha doğru ve net
verilere ulaşılması için mevcut formlar yeniden gözden geçirilmiştir. Ortaya
çıkan sonuçlar ve tarihler oldukça ilginçtir. Avukatlar, ADR kullanılmamış
olsaydı ne kadar zaman ve para harcayacakları konusunda mukayese ya-
parak tahminde bulunmuşlardır. ADR’nin kullanılması sayesinde tasarruf
68
Marcus - Senger s. 716.
69
Senger, Jeffrey M., Evaluation of ADR in the United States Attorneys’ Cases, (ADR
Issues, 2000/4, Vol. 48, s. 25-28), s. 25.
70
Senger, s. 28.
71
Senger, s. 28.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
113TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
edilen süre, dava başına ortalama 6 aydır. Tasarruf edilen tahmini yargı-
lama giderleri de dava başına 10.700 USD’dir. Sonuç olarak, dava başına
avukatların ve bakanlık kadrosunun tasarrufu 89 saattir.
72
Uygulamada “hukuk davaların çözülmesinden” daha çok “uyuşmazlık
çözümü” yapıldığı bir gerçektir. Daha geniş anlamda Birleşik Devletler hu-
kukçuları “anlaşmazlık yönetimi” (conflict management) üzerinde çalışmak-
tadır. Örneğin Adalet Bakanlığı, toplumsal ceza davaları konusunda aktif
olup, suçun önlenmesi için birlikte çalışan toplulukları desteklemektedir.
Topluluk politikası, sorun çözücü yöntemler vasıtasıyla suçun önlenmesini
amaçlamaktadır.
Topluluk uyuşmazlık çözüm programları ADR alanında önemli bir
katkıda bulunmaktadır. Bu hareket 1970 yılında Birleşik Devletler’de
başladığında, Adalet Bakanlığı, Atlanta, Kansas şehri ve Los Angeles’da
olmak üzere üç tanıtım programını uygulamaya koymuştur.
73
Topluluk
uyuşmazlık çözümü, bu tarihten beri hızla gelişmiş ve bu programlar
günümüzde, Birleşik Devletler çapında beş yüzden fazla bölgede faaliyet
gösterir hale gelmiştir. Adalet Bakanlığı, kendi çabalarının bu alanda da
öncülük etmesi için çalışmaktadır.
Topluluk arabuluculuğunun diğer bir önemli katkısı da onarıcı adalet
(restorative justice) alanında olmuştur. Onarıcı adalet anlayışı, işlenen bir
suç nedeniyle bireysel mağdurların ve toplumun gördüğü zararın üzerinde
yoğunlaşmakta ve bunu yaparken de suçtan etkilenen kişiler arasındaki
iletişimin onarılarak düzeltilmesinin önemini vurgulamaktadır.
74
Failler bu
sayede, işledikleri suçun insani ve toplumsal sonuçlarını görme fırsatına
sahip olurlar. Failler aynı zamanda pişmanlıklarını açıklama, işledikleri
fiilin sorumluluğunu üstlenme ve doğru bir şey yapmayı deneme şansını
yakalarlar. Mağdurlar ne olduğunu daha iyi anlarlar ve faillere, hayatlarının
bu suçtan nasıl etkilendiğini açıklama şansına sahip olurlar.
72
Senger, s. 26.
73
Genel görevli mahkemeler gibi küçük talepler mahkemelerine gönderilen uyuşmaz-
lıların tahkim ve arabuluculuğu da kapsayan çeşitli uyuşmazlık çözüm yollarıyla
çözülmesini kolaylaştırmayı amaçlayan Bölgesel Adalet Merkezleri (Neighborhood
Justice Centers) 1970 yılında ortaya çıkmış ve topluluk temelli adalet (community-ba-
sed justice) anlayışının doğumuna vesile olmuştur. Bu konuda bilgi için bkz., B. Solum,
Lawrence, Alternative Court Structures in the Future of the California Judiciary: 2020
Vision (Southern California Law Review 1993, Vol. 66, s. 2121-2182), s. 2162-2164.
74
Onarıcı adalet hakkında geniş bilgi için bkz., Howarth, Joan W., Towards the Res-
torative Constitution: A Restorative Justice Critique of Anti-Gang Public Nuisance
Injunctions (Hastings Constitutional Law Quarterly 2000, Vol. 27, s. 717-755); Dahlbory,
Lynne D. Restorative Justice, A Survey of the Law and Process with Applications for
Paralegals and Paralegal Educators (Journal of Paralegal Education and Practice 2001,
Vol. 17, s. 1-38).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Birleşik Devletler Hükümeti’nin ADR alanındaki çalışmaları Adalet
Bakanlığı’yla sınırlı değildir. Adalet Bakanı aynı zamanda çeşitli idari
kurumların baş hukuk müşavirlerinden oluşan bir kuruluş olan Federal
Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Konseyi’nin (Federal Alternative Dispute
Resolution Council) başkanıdır. Bu konsey, Federal ADR politikası hak-
kında bütün hükümet için tavsiyeler yayınlar. Bu konseyin çalışmaları
vasıtasıyla, Federal Hükümet’in bir çok kurumunun bu alandaki başarıları
gözler önüne serilmiştir.
Federal Hükümet’in yürütme organı 410 adet tam zamanlı görevliyi
ve 35.8 milyon USD’yi ADR’ye tahsis etmiştir. Eğer ADR üzerinde çalışan
kişilerden yardımcı görevle veya yarım zamanlı kadroyla yaralanabilirse
ve vakıf bütçeleri dışında ADR’ye kaynak ayrılabilirse bu rakamların daha
da yükseleceği düşünülmektedir.
75
Birleşik Devletler’in çeşitli idari kurumları ADR konusunda önemli
başarılar elde etmişlerdir. Örneğin, Birleşik Devletler Posta Teşkilatı (Postal
Service) ülke çapındaki en büyük ve en çok itibar edilen ADR programla-
rından birine sahiptir. Bir milyona yaklaşan çalışanıyla ülkenin en büyük
işverenlerinden biri olan Posta Teşkilatı, diğer idari kurumlara nazaran iş
yeriyle ilgili daha çok şikayet aldığı için ADR çabalarını iş yeri konusunda
76
yoğunlaştırmıştır. Son birkaç yılda Posta Teşkilatı on binden fazla şikayet
hakkında arabuluculuk yolunu kullanmış, bunların yüzde seksenini çöz-
müştür. Bu programdaki arabuluculuklar ortalama dört saat sürmüştür.
Programa katılan yirmi altı bin katılımcı üzerinde yapılan araştırma,
işverenlerin yüzde seksen sekizinin ADR sürecinden tatmin olduğunu
göstermiştir. Buna karşılık, posta teşkilatının ADR süreciyle çözülmeyen
uyuşmazlılarında tarafların sadece yüzde kırk dördü tatmin olmuştur. Bu
sonuçlar tamamen ADR’nin lehinedir.
Daha önce de vurgulandığı gibi, uyuşmazlık çözümü geniş anlamda
aslında bir anlaşmazlık yönetimidir. Posta Teşkilatı bu konuda aydınlatıcı
bir örnektir. ADR’nin Posta Teşkilatı’nda uygulandığı dönemde, resmi iş
yeri şikayetleri yüzde yirmiden daha fazla bir oranda azalmış ve böyle-
ce iş verenler her yıl binlerce davayı açmaktan kurtulmuşlardır. Posta
Teşkilatı görevlileri bu düşüşün, ADR programı vasıtasıyla tatmin olan
yöneticilerin ve çalışanların iletişiminin düzelmesiyle açıklanabileceğini
düşünmektedirler.
Posta Teşkilatı’nın kullandığı ADR yöntemi “değiştirici arabuluculuk”
(transformative mediation) olarak bilinmektedir; çünkü, bu arabuluculuk
75
Marcus - Senger, s. 718.
76
İş yeri arabuluculuğu hakkında bkz., Folberg, Jay - Taylor, Alison, Mediation, A Compre-
hensive Guide to Resolving Conflicts Without Litigation, San Francisco 1984, s. 208-214.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
115TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
katılımcıların yetkilerini ve uyuşmazlık çözüm süreci üzerindeki kontrolle-
rini artırmayı ve şikayetlerin temelini oluşturan sebeplerin karşılıklı olarak
anlaşılarak taraflarca kabul edilmesini amaçlar. Tarafların arabuluculuğu,
birbirlerini daha iyi anlayarak terk etmeleri beklenir. Şikayetlerin sayısın-
daki düşüşle milyonlarca dolarlık yargılama giderinden tasarruf edilmiş
ve verimlilik artırılmıştır.
77
Hükümetin yaptığı sözleşmelerle
78
ilgili olarak Hava Kuvvetleri Ba-
kanlığı (The Department Of the Air Force) yüzün üzerinde davada ADR’yi
kullanmış ve bunların yüzde doksan üçünden fazlası çözülmüştür. Hava
kuvvetleri yakın bir tarihte, Boeing Şirketi’yle arasında on yıldan beri
sürmekte olan 785 milyon USD’lik akdi bir ilişkiden kaynaklanan da-
vayı ADR’yi kullanarak çözmüştür. Bu olay, ADR ile çözülen en büyük
davalardan biridir. Benzer şekilde Hava Kuvvetleri, Northrop Grumman
şirketi ile arasında olan ve 195 milyon USD’lik bir akdi ilişkiden doğan
uyuşmazlığı da ADR ile çözmüştür. Her iki olayda da ADR ile ulaşılan
çözüm, çok büyük masraflara yol açacak olan ve tatmin edilemeyecek
neticeler doğurabilecek bulunan dava yoluna tercih edilmiştir. Bu ADR
programlarının faydalarının görülmesiyle Hava Kuvvetleri Sekreteryası,
ADR’nin en geniş ölçüde kullanılmasını temin etmek için resmi bir Hava
Kuvvetleri Politikası oluşturan bir emir yayınlamıştır. Sonuç olarak, Hava
Kuvvetleri günümüzde en çok sözleşme yaptığı kişilerle, dava açmadan
önce ADR’yi kullanacakları konusunda anlaşmaktadır.
Hava Kuvvetleri, 1997-2000 yılları arasında iş yerinden kaynaklanan
uyuşmazlıkların çözümünde de ADR’yi kullanmış ve yedi binden fazla
iş yeri uyuşmazlığının yüzde yetmişinden fazlasını başarıyla çözmüştür.
Bu kurumun eşit istihdam fırsatı (equal employment opportunity) prog-
ramı, ADR sayesinde, diğer devlet kurumlarındaki programlardan daha
etkilidir. Federal kurumlar, eşit istihdam fırsatından doğan şikayetlerin
çözümü için ortalama 404 gün harcarken, Hava Kuvvetleri sadece 258 gün
harcamaktadır.
79
Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı (The Department of Health
and Human Services) da kendi uyuşmazlılarının yönetiminde ADR’yi
77
Marcus - Senger, s. 719.
78
Amerika Birleşik Devletleri’nde hükümetin yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların çözümünde ADR geniş ölçüde kullanılmaktadır. Bu konuda bkz.,
Warfield, Wallace, The Implications of Alternative Dispute Resolution Process for Decisi-
onmaking in Administrative Disputes, Pepperdine Law Review 1989, Vol. 16, s. 93-104).
79
Marcus - Senger, s. 720; Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan ADR modeli hakkında
bilgi için bkz., Hartsell, John E., The Sounds of Silence: Promoting Alternative Dispute
Resolution in Air Force Procurement by Putting Confidence into Confidentiality (Air
Force Law Review 2002, Vol. 53, s. 183-219), s. 191.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
çok önemli görmektedir. Bu kurum, uyuşmazlıklarının çoğunu yardım
almadan çözebilmesine karşılık, çözüme ortalama üç yıllık bir gecikmeyle
duruşmadan önce ulaşılmıştır. Bir ADR programının oluşturulmasıyla
Bakanlık önemli ölçüde para ve zaman tasarrufu yaptığını görmüştür. Ba-
kanlık ADR’yi kullandığı ilk kırk sekiz davasının kırk dördünü çözmeyi
başarmıştır. Bu başarıyla ADR programı giderek büyümüştür. 1999 yılın-
da arabuluculuk 81 davada tamamlanmış ve buna ilave olarak 53 davada
başlatılmıştır. ADR, bu uyuşmazlıkların çözülme süresini de üç yıldan altı
aya kadar azaltmıştır.
Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, fakirlerin tıbbi tedavisini yü-
rütmekte kullanılan idari giderlerle ilgili devlet uyuşmazlıklarının çözü-
münde de ADR’yi kullanmaktadır. Bakanlık, geçmiş 5 yıl içinde toplam 2,5
milyar USD’lik ihtilaflı fonların karıştığı uyuşmazlıkları çözmede ADR’yi
kullanmış ve 600.000 USD giderden tasarruf etmiştir. Ayrıca, taraflar daha
adil ve daha uyumlu çözümler sayesinde, arabuluculuğun devletle federal
görevliler arasındaki ilişkileri düzelttiğini de belirtmişlerdir.
Bu konuda verilebilecek son örnek, Çevre Koruma Kurumu’nun, Mas-
sachusetts’teki Housatonic Nehri’nin temizlenmesiyle ilgili olarak General
Electric şirketiyle arasında çıkan uyuşmazlığı ADR ile çözmesidir. Çevre
Koruma Kurumu, General Electric’in ve diğer devlet ve federal düzenleme
kurumlarının da karıştığı 11 ayrı taraf arasındaki çözüm müzakerelerini
kolaylaştırmak amacıyla arabuluculuğu kullanmıştır. İhtilaf konusu olaylar,
kirliliğin temizlenmesi ve çevrenin eski haline getirilmesi de dahil olmak
üzere çok yönlü sorunları içermekteydi. Arabulucular, tarafların bu kar-
maşık müzakereleri yönetmelerinde onlara yardımcı olmuşlardır. Kurum,
ADR olmadan bu denli geniş gruplardan oluşan taraflar arasındaki müza-
kerelerin çok daha zor olacağını belirtmiştir.
80
Sonuçta ulaşılan çözüm şekli,
bir mahkemenin yetkisini fazlasıyla aşan çareleri içermiş ve bu esneklik
ADR’nin önemli bir faydası olmuştur. Bu esnekliğe bir örnek vermek gere-
kirse, taraflar, halkın müzakerelere katılarak görüş ve düşüncelerini açıkla-
ması amacıyla, Vatandaş Koordine Konseyi’nin bir toplantısını yönetmek
üzere, tarafsız bir kolaylaştırıcının atanmasını kararlaştırmışlardır. İlgili
toplulukların temsilcileri konseye katılmışlardır. Sonuçta yapılan anlaşma,
tarafsız bir sosyal inceleme süreci aracılığıyla gelecekte ortaya çıkabilecek
teknik anlaşmazlıkların çözümünü de ayrıca öngörmüştür.
Bugün hukukçuların, uyuşmazlıkların çözümü için kullanılan bu tür
iş birliğine dayalı yolların kurumsallaşması konusunda daha çok çaba
göstermeleri gereklidir. Anglo-Amerikan hukukunda ve başta Avrupa
Konseyi’nin de katkılarıyla Kıta Avrupası hukukunda ADR son yıllarda
80
Marcus - Senger, s. 721.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
117TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
şaşırtıcı bir gelişme kaydetmiştir; ama, bu gelişmeler sürdürülmeli ve mut-
laka Türk hukukunda da takip edilmelidir.
ADR o kadar iyi organize edilmiştir ki, artık bir “alternatif” olmaktan
çıkmıştır. ADR’nin mücadeleci usullerin (adversarial procedures) yerini
almak amacıyla oluşturulduğu unutulmamalı ve ADR mücadeleci usullerin
bir parçası haline getirilmemelidir. Birleşik Devletler’de halen süren bazı
hukuk eğitimi kursları, hukukçulara taktiksel bir üstünlük kazandırmak
amacıyla nasıl iyi bir ADR eğitimi verdikleri konusunda reklam yapmak-
tadırlar. Bazı kişiler ADR usullerini, ortak menfaatleri paylaşmak ve her iki
tarafı da tatmin edecek yaratıcı çözümler oluşturmak için birlikte çalışmayı
kolaylaştırmak amacıyla kullanmak yerine, kendi şahsi amaçları doğrul-
tusunda kullanmaktadırlar. Hukukçular ADR’yi mücadeleci bir oyunun
parçası olarak kullandıkları takdirde, ADR kendisini ilk etapta mücadeleci
usullerden ayıran farklılığı olan iş birliği ve ortaklaşa çalışma unsurlarını
kaybedecektir.
Bazı hukukçuların yargı dışı uyuşmazlık çözümü yerine hala dava
yolunu tercih etmeleri ve bu nedenle ADR’ye içgüdüsel olarak tepki gös-
termelerinin önlenmesi için çaba harcanmalıdır. Hukuk firmalarında dava
bölümleri genellikle para kazanmayı sağlayan merkezler olarak görülür.
Bazı hukukçular “ADR” yi hala “gelirdeki düşüş endişesi”nin (Alarming Drop
in Revenue) sembolü olarak görmektedirler. Hukukçuların, ADR’nin hem
kendi müvekkillerinin ekonomik menfaatleri için hem de uzun dönmede
kendileri için kazançlı olacağını anlamaları sağlanmalı ve ADR’ye olan
güvenleri artırılmalıdır.
1970’li yıllarda Birleşik Devletler’de uyuşmazlık çözümü alanında ve
hatta temel müzakere hünerleri konusunda hemen hemen hiçbir hukuk
okulu kursu bulunmamaktaydı. Bugün ise 150’nin üzerinde hukuk okulu
ADR alanında eğitim vermekte ve Missouri-Columbia Üniversitesi Hukuk
Okulu gibi okullar dünyaca tanınmaktadır. Birleşik Devletler hukuk eği-
timinde öğretim üyeleri, olağan yargılama hukuku eğitimini aynı yoğun-
lukta vermeyi sürdürmekte, bir davanın gerçek zorlukları, dava yolunun
içinde barındırdığı tehlikelerin gerçekçi bir tahlilinin nasıl yapılacağı ve
müvekkillerinin menfaatlerini koruyacak çözümleri nasıl bulacakları genç
hukukçulara öğretilmektedir. Kapsamlı bir tahkikatın nasıl yönetileceği,
duruşmaların yürütülmesi, davaya hazırlık, hüküm verme konusunda
öğrencilere eğitim verilerek dava yolunun ne kadar zaman ve para har-
canmasına yol açtığı gösterilmektedir.
81
81
Marcus - Senger, s. 722.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Yargı dışı uyuşmazlık çözümü alanında çalışmak isteyen hukukçula-
ra,
82
mahkeme dışında yürütülen iş birlikçi anlayışın faydaları öğretilmek-
tedir. Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nda yirmi farklı bölümde, binlerce
hukukçunun gözlemlenmesinde, Bakan Yardımcısı ADR’yi destekleyen
açıklamalar yaparak, farklı devlet kurumları arasındaki uyuşmazlıkların
çözümünde de ADR’yi önermiştir. Bir müzakere masasında avukatlar,
Birleşik Devletler halkının menfaatlerini koruyacak bir çözüme ulaşmak
için gayret etmektedirler. Bu avukatlar, hukuki konularda çok bilgili ve
yeteneklidirler; fakat, görüşlerini sunmada her zaman etkili olamamakta-
dırlar. Bazı avukatlar konuşma yeteneğine sahip olmalarına karşılık, karşı
tarafı dinleme veya gerektiğinde karşı tarafın fikirleri üzerinde karar verme
yeteneğine sahip değildirler.
Bunun yanında bazı hukukçular, davalarını nasıl sunacaklarını, karşı
tarafı nasıl ikna edeceklerini ve gerek üslupları gerek sözleriyle sorunların
çözülmesini nasıl kolaylaştıracaklarını bilmektedirler. Bu hukukçular, in-
sanların gözlerine bakarak onların gerekçeleri hakkında onlarla tartışmakta
ve aynı zamanda, diğer tarafın görüşlerine duyarlı davranarak diğer tarafla
uzlaşmaya gayret etmektedirler. Bunlar, uyuşmazlık çözümünde en verimli
olan hukukçulardır.
Bu ilkeler sadece hukuki açıdan değil, fakat toplumsal açıdan da
önemlidir. Avukatlar mümkün oldukça iş birliğine dayalı uyuşmazlık
çözümünü kullanmak için çaba göstermeli ve mücadele etmeye dayalı
uyuşmazlık çözümünü sadece mecbur kaldıklarında kullanmalıdırlar. Yeni
nesil hukukçuların daha iş birlikçi ve daha barışçı bir dünya oluşturmaları
sağlanmalıdır.
83
Birleşik Devletler’de bu mülahazalarla doğan ve gelişen ADR, Kıta
Avrupası’na da yayılmış ve medeni hukuk, ceza hukuku gibi alanlar ya-
nında idare hukukunda da etkili olmaya başlamıştır. Örneğin, Alman idare
hukukunda ADR bilgi edinme, katılım, itiraz ve hukuki güvenlik amaçlarına
hizmet etmektedir.
84
ADR hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi için kulla-
82
Birleşik Devletler’de kamu düzeni programlarına göre kurulmuş çeşitli eyalet
büroları bulunmaktadır. Örneğin, 1984 yılında Washington DC’de kurulan Ulusal
Uyuşmazlık Çözüm Enstitüsü (National Institute for Dispute Resolution), ulusal
arabuluculuk uygulaması üzerinde etkili olmak amacıyla kurulmuş bir eyalet ara-
buluculuk bürosudur. Bu tür eyalet arabuluculuk büroları, arabuluculuk üzerinde
düzenleme, örgütleme, eğitim verme ve arabuluculuk hizmeti sunma gibi işlevlere
sahiptir. (Adler, Peter S., State Offices of Mediation: Thoughts on the Evolution of a
National Network, Kentucky Law Journal 1992-93, Vol 81, s. 1013-1027, s. 1014).
83
Marcus - Senger, s. 723.
84
Alman idare hukukunda ADR hakkında geniş bilgi için bkz., Kitschenberg, Helmut,
Conciliation in Administrative Disputes (Alternatives to Litigation Between Ad-
ministrative Authorities and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration
Proceedings, Germany 2000, s. 77-86).
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
119TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
nılmaktadır. İdari bir işlemden hakları zarar gören bir kişi tarafından bu
işleme karşı yapılan itirazın (Widerspruchverfahren) incelenmesi, itirazın
sonuçlandırılması amacından daha da ileri gitmektedir; zira, bu süreç pek
çok idari uyuşmazlığın doğmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu yargılama
öncesi idari sürecin amacı mahkemelere yardımcı olabilmektir.
1 Ocak 1991’den itibaren yürürlüğe giren dördüncü yasa değişikliği
(VwGO-Änderungsgesetz) mahkemelere yardımcı olmayı hedeflemiştir. Bu
sayede idari işleme karşı yapılan itirazı inceleyen merci çözüm önerisinde
bulunabilecektir; ama mahkemenin sürece katılımı zorunludur. Bu nedenle,
burada dar anlamda bir ADR yolunun varlığından söz etmek güçtür.
85
Avrupa’da özellikle Topluluk hukuku, idare hukukunda ADR’yi
desteklemektedir. Bu doğrultuda Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerin
mevzuatlarında çeşitli değişiklikler yapılarak, ADR’nin idare hukukunun
bir parçası olması hedeflenmiştir.
86
§ 4. İdari Uyuşmazlıkların Çözümünde Ombudsman
Toplumsal sistemde, vatandaşların karşılaştıkları haksızlıklar karşısın-
da şikayette bulunmaları her zaman görülmektedir. Bu durumlarda yargı
ve politika sisteminin, müdahaleci devlet (interventionist state) modelinin
doğurduğu çok çeşitli türdeki şikayetleri karşılamakta yetersiz kalması
açık bir şekilde gözlemlenmiştir. Kamu hizmetlerinin kullanılması yay-
gınlaştıkça artan şikayetleri karşılamak için öngörülen çarelerden biri de
ombudsmandır.
87, 88
85
Labes, Habertus W., “Germany” (Dispute Resolution Methods, The Comparative
Law Yearbook of International Business, Special Issue 1994, London 1995, s. 181-206),
s. 194.
86
Alman idare hukuku ile Avrupa Birliği hukukunun getirdiği idare hukuku ilkeleri
arasındaki ilişki hakkında bkz., Nolte, Georg, General Principles of German and
European Administrative Law-A Comparison in Historical Perspective (Modern Law
Review 1994/March, Vol. 57, s. 191-212).
87
Birkinshaw, Patrick, Complaints mechanisms in administrative law: recent develop-
ments (A handbook of dispute resolution, ADR in action, London and New York 1991,
s. 43-54).
88
Ombudsman hakkında geniş bilgi için bkz., Erhürman, Tufan, İdari Denetim ve Om-
budsman (Yayımlanmamış doktora tezi), Ankara 2001; Erhürman, Tufan, Dünyada ve
KKTC’de Ombudsman, Lefkoşe 1995; Avşar, Zakir, Ombudsman (Kamu Hakemi) Ankara,
tarihsiz; Eklundh, Claes, The Parliamentary Ombudsmen in Sweden (Ankara Barosu
Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak 2000, C.4, Ankara 2000, s. 463-486); Odyakmaz,
Zehra, Türk Hukuk Kurultayı’na Sunulan İsveç Parlamento Ombudsmanlığı ile İlgili
Bildiri Üzerine Düşünceler (Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak 2000,
C.4 , Ankara 2000, s. 487-491); Akıncı, Müslüm, Bağımsız İdari Otoriteler ve Ombudsman,
İstanbul 1999.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
A. Ombudsmanın Mücadeleci Sistem İçindeki Yeri
Bir usul sistemi olarak ombudsmanın gelişimi, mücadeleci sisteme
(adversary system) ilişkin bakış açısıyla yakından ilişkilidir. Ombudsman
ve mücadeleci sistem, gayri resmi usullerin düzenlenmesinde özünde bir-
biriyle çatışan kavramlardır. Her iki kavram da farklı uyuşmazlık çözüm
anlayışına dayanır ve farklı politik ve toplumsal değerleri yansıtır. Her
iki sistem uyum içinde bir arada bulunabilirken, mücadeleci sistem sahip
olduğu niteliklerle ombudsmanın gelişmesini bir ölçüde engellemektedir.
Her şeyden önce, kanunlara uygunluk (due process) ilkesinin gereklilikle-
rinin mücadeleci sisteme başvurulmasını zorunlu kıldığı bir karine olarak
kabul edilmektedir. Mücadeleci sistem hakkındaki bu tartışmasız güven,
ombudsmanın gelişmesi için uygun olabilecek alanlarda onun kabul edil-
mesini engellemektedir. Bu nedenle ombudsmanın geleceği, kısmen de olsa
mücadeleci sistemin sınırlarının tespit edilmesine bağlıdır.
89
Ombudsmanın tanımında üç temel özellik bulunmaktadır:
1. Ombudsman, yasama organınca görevlendirilen bağımsız ve ta-
rafsız bir kişi olup, idareyi denetleme amacıyla çoğunlukla anayasada
düzenlenir.
2. Ombudsman, idarenin eylem ve işlemlerine karşı halk tarafından
yapılan belli şikayetleri inceler.
3. Ombudsman soruşturma, değerlendirme ve yayınlama yetkisine
sahiptir; fakat, idari işlemi değiştirme veya iptal etme yetkisine sahip
değildir.
90
Ombudsman modelinin temelinde yatan ilkeler pek çok yönden mü-
cadeleci sistemin temel ilkeleri ile çelişmektedir. Ombudsman, toplumu
veya merkezi karar organını uzlaştırmayı, güçlendirmeyi ve kanuna uy-
gun hale getirmeyi amaçlar. Buna karşılık mücadeleci sistem, meseleleri
zıt kutuplara çekerek tarafları tamamen birbirlerine ters bir konuma sokar,
ferdiyetçiliği ve karar organının pasifliğini destekler. Ombudsman ise, ka-
rar vermedeki kontrolün ve egemenliğin asli öneme sahip olduğu tahkik
sisteminin (inquisitorial system) içinde yer alır. Bu durum, Ombudsmanın
öncelikle ve sür’atle tahkik sistemini benimsemiş olan ülkelerde gelişmesi-
nin de temel nedenidir. Ancak bu durum, mücadeleci sistemin uygulandığı
89
Verkuil, Paul R., The Ombudsman and the Limits of the Adversary System (Columbia
Law Review 1975, Vol. 75, s. 845-861), s. 846.
90
Verkuil, s. 847; Ombudsmanın özellikleri hakkında bilgi için ayrıca bkz., Zabunoğlu,
Yahya K., Ombudsman, Yeni Bir Denetim Modeli (Hukuk Merceği, Konferans ve
Paneller, 2000-2002, C. 2, Ankara 2002, s. 104-113), s. 107; Günday, Metin, Ombuds-
man, Yeni Bir Denetim Modeli (Hukuk Merceği, Konferans ve Paneller, 2000-2002,
C. 2, Ankara 2002, s. 113-119 ), s. 114.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
121TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
ortak hukukun ombudsmana uygun olmadığı anlamına gelmez; nitekim,
ombudsmanın Amerika’daki gelişimi bunu açıkça göstermektedir. Om-
budsmanın mücadeleci sisteme yerleştirilme çabaları, mücadeleci sistemin
farklı ilkeleriyle ombudsmanın ihtiyacı olan ilkelerin ve yetkilerin uzlaş-
tırılmasını gerektirir.
91
Ombudsman fikrinin Amerika’da gelişmesi, mücadeleci sistemin gele-
neksel yapısının ve idarenin yargısal denetiminin tamamen tersine çevrilme-
sini gerektirmemesine rağmen, klasik ombudsman modelinin Amerika’daki
geleceğinin uygulamada geniş ölçüde, kamusal karar verme sürecinde mü-
cadeleci sistemin alanının sınırlanmasına bağlı olduğu kabul edilmektedir.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunu değerlendirme konusunda mücade-
leci sistem yegane yol olarak görülmemelidir. Mücadeleci sistem üzerinde
yapılan bu sınırlama iki ayrı yönden inceleme yapılmasını gerektirir. Birinci
olarak, özel uyuşmazlık çözümünde üzerinde uyuşmazlık olan menfaatlerin
aksine, kamusal karar verme sürecinde tehlikede olan menfaatlerin tanımı
yapılmalıdır. İkinci olarak, kamusal karar verme sürecindeki sorunların
çözülmesinde ombudsmanın veya mücadeleci olmayan diğer bir usulün
sağlayabileceği faydaların değerlendirilmesi yapılmalıdır.
92
Özel nitelikli uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan bir yol olarak
mücadeleci modelin faydalarını, kamusal alandaki uyuşmazlık çözümüne
teşmil etmeye gerek yoktur. Kamusal alanda uyuşmazlık çözümü oldukça
farklı amaçların yerine getirilmesini gerektirir. Mücadeleci sistemin, usulü
adalette (procedural justice) kabul edildiği gibi, kamu kaynaklarının yöne-
timinde zımnen mevcut olan maddi adalet (substantive justice) anlayışının
ve herkese hakkını vermeyi amaçlayan dağıtıcı adalet (distributive justice)
anlayışının gelişmesine en uygun yöntem olduğunu kabul etmek için çok
az neden bulunmaktadır. Aslında, Adam Smith’in özel mülkiyet, serbest
teşebbüs ve müdahaleci olmama ilkelerinden esinlenen bir usul sisteminin,
John Maynard Keynes’ten ilham alan yönetici ekonomi ilkesinden doğan
“mülkiyet” hakları zerinde hüküm vermekte faydalı olup olmayacağının
tartışılması için geçerli nedenler bulunmaktadır. Mücadeleci sistemin
doktrini klasik liberalizmdir; oysa çağdaş liberalizmin hedefleri yeni bir
kavramsal sistem gerektirir.
Bu tartışmanın nedeni, farklı toplumsal hedeflerin usuli amaçlarda bir
değişmeyi gerekli kılmasıdır. Sonuçta, sosyal devlet (welfare state) anlayışı
içinde toplumsal adaleti sağlamak için oluşturulmuş usuller, bireysel karar
süreci kadar sistemin geneli üzerinde de yoğunlaşmalıdır. Bireyler için
en uygun verimlilik ile (bu mücadeleci sistemin belirtisidir) genel olarak
91
Verkuil, s. 851.
92
Verkuil, s. 852.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
toplum için öngörülen verimlilik arasında bir tezatlık bulunur. Toplumsal
verimlilikte, usuli yöntemlerin, toplumsal amaçlara uygun olarak toplumsal
kaynaklara tahsis edilmesi söz konusudur. Değerlendirmede esas alınan
kıstas, toplumsal sistemin amaçlarının geliştirilmesi olduğunda, mücadeleci
sistem çok pahalıdır. Aslında, kamusal karar verme sürecine mücadeleci
sistemi zorla yerleştirmek, sistemin kendisini yıkması anlamına gelecek,
elde edilebilecek yararların büyük bir kısmı tüketilecek ve böylece sistem
kendi kendisini zayıflatacaktır.
93
Kamusal yapıda mücadeleci usullerin kullanılması, kamu program-
larının maliyetlerini artırmak ve bu yolla program amaçları tam gerçek-
leşmeden onların küçülmesine neden olmak yanında, başka iki açıdan
daha zararlı olacaktır. Bunlar, hükümetin parasal yönden zayıflaması ve
mücadeleci usulün gerçek usuli güvenceler sunamamasıdır.
94
Geleneksel değerlere zarar vermemek için, yeni usuli sistemlerin
gelişmesine itiraz edilmektedir. Post-liberal devleti uygun bir şekilde
etkilemenin yolu, adaleti sağlayıp kontrolsüz merkezi gücün korkusunu
ortadan kaldırırken, alternatif usul sistemlerini sistemde etkili olacak şekilde
gerekli kılmaktır. Böylece, yönetim teknikleri teoride kabul edilebilirken,
bu teknikler yetkili kişilerce yerleştirilebilecek ve onların uygulamaya
dönük faydaları yeterli bir şekilde değerlendirilebilecektir. Bu noktada
omudsman sistemi büyük katkılarda bulunabilir. Mücadeleci karar ver-
me sistemini reddetmeyi veya azaltmayı amaçlayan yönetim tekniklerinin
kullanılması halinde, hükümet baskısının oluşacağına yönelik korku, halkın
denetçisinin oluşturulmasıyla giderilebilir. Bu yolla ombudsman yeni bir
geleneğin başlangıcının işaretlerini vermekte; kurumsallaşmış harici sis-
tem izleyicilerinin denetimi sayesinde, kamusal karar verme mekanizması
hızlanmaktadır.
95
B. Ombudsmanın İşlevi
Ombudsman daima bağımsız bir kişi olarak, idarenin yapmış olduğu
hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı yapılan kamusal şikayetleri, araş-
tırma, değerlendirme ve kamuya yayınlama yetkisiyle inceler. Ombudsman,
kendisine yapılan bir şikayeti haklı bulduğunda, idarenin vermiş olduğu
kararı değiştirme yetkisine sahip değildir; ama, ilgili idari merciyi bu kararı
değiştirmesi veya şikayetçiye tazminat ödemesi için ikna edebilir.
93
Verkuil, s. 853.
94
Verkuil, s. 854.
95
Verkuil, s. 856.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
123TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Ombudsman dar anlamda ADR’nin kapsamına girmemektedir; çün-
kü, ombudsmanın görevi uyuşmazlıkları çözmek değil, kendisine yapılan
şikayetleri incelemektir. Bununla beraber, ombudsmanın işlevi araştırma
yapmayı ve mümkün olduğu ölçüde tarafları uzlaştırmayı da içerdiğinden,
onun geniş anlamda ADR’ye dahil edilmesi mümkündür.
96
Ombudsman,
uyuşmazlık çözümünde kolaylaştırıcı olarak hizmet etmesi ve tarafları bağ-
layıcı bir karar verme gücünden mahrum olması nedeniyle arabulucuya
97
benzemektedir. Ancak, ombudsmanın arabulucudan ayrıldığı yönler de
vardır. Ombudsman, uyuşmazlığın çözümü konusunda bir hükümet ku-
ruluşuna veya bir işverene tavsiyede bulunma yetkisine sahiptir. Bu merci
ve kişiler de ombudsmanın tavsiyesi doğrultusunda hareket edebilirler.
Nitekim ombudsmanın tavsiyeleri idari merciler ve kar amacı gütmeyen
kuruluşlar üzerinde etkili olmakta, özel sektörde de ihtilafların adil ve ucuz
bir şekilde çözülmesini sağlamaktadır.
Ombudsman kurumu ilk olarak 19. yüzyılın başında İsveç’te kurulmuş
ve oradan İskandinavya’daki diğer ülkelere, Yeni Zelanda, Avustralya,
Almanya, Birleşik Devletler’in
98
bazı eyaletleri ve diğer yerlere yayılmış-
tır.
99
1809 tarihli İsveç Anayasası “justiteombudsman” adıyla, vatandaşların
hükümete karşı olan şikayetlerini incelemekle görevli olan ve yasama or-
ganınca atanan bir kurum oluşturmuştur. İsveç’te halen bu kurum büyük
bir itibara sahiptir. İsveç’te yasama organınca atanan ve siyasi olarak ya-
sama organından bağımsız olan dört ombudsman bulunmaktadır. Bunlar,
vergi sistemini denetleyen ombudsman, mahkeme ve ceza adaleti sistemi
ombudsmanı, sosyal refah ve eğitim sistemi ombudsmanı ve silahlı kuv-
vetler ombudsmanıdır. Bu ombudsmanlar, çoğunlukta olan siyasi partiler
tarafından dört yıllık bir dönem için atanırlar. Ombudsmanların görevleri
dolaylı olduğundan, ombudsmanlar kanunları ve siyasi uygulamaları değiş-
tiremezler. Ombudsmanlar sadece değişiklik yapılmasını tavsiye edebilir-
96
Brown - Marriott, s. 380; Brown, Henry, “England” (Dispute Resolution Methods,
The Comparative Law Yearbook of International Business, Special Issue 1994, London
1995, s. 150-180), s. 163.
97
Arabuluculuğun tanımı ve özellikleri için bkz., aşa. s. 6. C, III.
98
Birleşik Devletler’de ombudsmanın doğuşu, gelişimi ve işleyişi hakkında bilgi için
bkz., Ombudsman For American Government? (Stanley V. Anderson ed.), Columbia
University 1968; Wiegand, Shirley A., A Just and Lasting Peace: Supplanting Me-
diation with the Ombuds Model (Ohio State Journal on Dispute Resolution 1996, Vol.
12, s. 95-145), s. 102-111. Ayrıca, Ombudsmanın Kanada hukukundaki gelişimi için
bkz., Marshall, Mary A. - Reif, Linda C., The Ombudsman: Maladministration and
Alternative Dispute Resolution (Alberta Law Review 1995/1, Vol. 34, s. 215-239).
99
Ombudsmanın gelişimi ve tarihçesi hakkında bilgi için bkz., Patrick s. 44 vd., Erhür-
man, İdari Denetim, s. 301 vd.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
ler. Ombudsmanın tavsiyelerine uyulmazsa, ombudsman medya araçlarını
veya kamu oyu desteğini kullanarak ilgili kurumlara baskı yapabilir.
100
Klasik İskandinav modelinde ombudsman, denetlemekle görevli
olduğu kurum için kesinlikle çalışmazken, Birleşik Devletler’de 1960’lı
yılların sonlarından itibaren ombudsman fikri, kamu kurumlarının yada
özel kurumların yönetiminin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Burada
ombudsman, kurumun bünyesinde bulunan tarafsız bir kişi sıfatıyla, hi-
yerarşik ilişkinin dışında ve doğrudan kurumun başkanına rapor veren bir
kişi olarak görülmüştür. Ombudsmanın görevi, kurumun çalışma konula-
rıyla ilişkili ihtilafların, gayri resmi danışma, arabuluculuk ve daha nadiren
tahkikat yaparak yönetime tavsiye verme yoluyla çözülmesine yardımcı
olmaktır. Bugün ombudsmanlık yapan kişi ve kurum sayısının en yüksek
olduğu ülke Birleşik Devletler’dir. Yapılan tahminlere göre, Amerikan ve
Kanada akademik enstitülerinde ve bunlardan daha fazla sayıda olmak üze-
re kamu kurumları ile özel kuruluşların bünyelerinde ombudsmanlık yapan
yüzlerce kişi (ombudspersons) bulunmaktadır.
101
Birleşik Devletler’de ki
kurumsal ombudsman büroları, nitelikleri itibariyle klasik ombudsman
modelinden oldukça farklıdır. Örneğin ombudsman benzeri bürolar (quasi-
ombuds offices), klasik ombudsmanların pek çok özelliğine sahip olsalar
da, bağımsız olmamaları nedeniyle farklılık gösterirler. Zira, bu bürolar,
belediye başkanı veya vali gibi hükümetin denetim makamlarıyla yakın
ilişki içinde çalışmaktadırlar.
102
Ayrıca, idari kurumların ve özel kuruluş-
ların taraf oldukları ihtilafların çözümünde ombudsmanın bazı yönlerden
arabuluculuktan daha faydalı olduğu da savunulmaktadır.
103
Günümüzde kurumsal ombudsmanlar, bağlı oldukları kurumun iç
meseleleriyle ilgili uyuşmazlıklarda çözüm üretmek üzere geniş ölçüde
kullanılmaktadırlar.
104
Ombudsman belki de bu kişisel görevlerine
ek olarak üstlendiği ağır sorumluluklar nedeniyle, ilk önce büyük
şirketlerde ve üniversitelerde görülmüştür. McDonald’s, Control Data,
Federal Ulaştırma, IBM, Amerikan Optik Şirketi, AT&T Bilgi Sistemleri
ve Amerika Bankası gibi yaklaşık 200 büyük şirket kendi bünyelerinde
oluşturdukları ombudsmanlara sahiptirler. Bunlara ek olarak, kolejlerde ve
üniversitelerde ombudsmanlık yapan 100’den fazla büro bulunmaktadır.
Daha yakın bir tarihte Birleşik Devletler Milli Gelirler Servisi (The Internal
100
Burton, John - Dukes, Frank, Conflict: Practices in Management, Settlement and Resolu-
tion, New York 1990, s. 113 .
101
Wiegand, s. 102.
102
Wiegand, s. 106.
103
Wiegand, s. 131.
104
Slaikeu, Karl A. - Hasson, Ralph H., Controlling the Costs of Conflict, San Francisco
1998, s. 94; Nolan - Haley, s. 233.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
125TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Revenue Service), kendisiyle vergi mükellefleri arasındaki uyuşmazlıkların
çözümünde yardımcı olması amacıyla bir ombudsman kurmuştur.
105
Birleşik Krallık’ta ilk ombudsman Parlamento Komiseri Kanunu
(Parliamentary Commissioner Act) ile 1967 yılında, İsveç sistemindeki
ombudsmandan daha az yetkilere sahip olarak kurulmuştur. Bu om-
budsman hükümet birimleri ve diğer kamu kuruluşları hakkında yapılan
şikayetleri kabul etmiştir. Ancak, bu şikayetler ombudsmana doğrudan
değil, bir parlamento üyesi aracılığıyla yapılmıştır. Parlamento Komiseri
politik meseleler hakkında soruşturma yapamadığı gibi, şikayetçinin bir
mahkemeye başvurması halinde de araştırma yapamamıştır.
106
Sonuç ola-
rak, komiser ile mahkemelerin işlevleri arasında bazı çakışmalar olması
kaçınılmaz olmuştur.
Ombudsman kurumu hem yasalarla hem de gönüllü bir uygulamayla
idare hukukunun diğer alanlarına da yayılmıştır. 1973 yılında yürürlüğe
giren Ulusal Sağlık Hizmeti Yeniden Örgütlenme Kanunu (The National
Health Service Reorganization Act) İngiltere ve Galler için Sağlık Hizmeti
Komiserliği büroları kurmuştur. 1974 tarihli Yerel İdare Kanunu (Local
Goverment Act) ombudsman sistemini merkezi idareden yerel idareye
taşımıştır. Bu Kanun’a göre atanan Yerel idare komiserleri, yerel merciler
ile yeni kasabalar ve yeni kasaba geliştirme kuruluşları komisyonu, şehir
geliştirme kuruluşları, polis mercileri ve su idaresi gibi diğer kurumlar
tarafından yapılan idari eylem ve işlemleri soruşturmaktadır.
107
Herhangi
bir mahkemede hukuk ve ceza davalarının açılması veya yürütülmesi, suç
işlenmesini önlemek için yapılan işlemler, belirli akdi muameleler, çalışma
koşullarıyla ilgili çeşitli özel meseleler ve özel olarak belirlenen diğer bazı
istisnalar yerel komisyon üyesi tarafından yapılacak soruşturmadan açıkça
hariç tutulmuştur. Şikayet ve soruşturma usulü kanunda belirlenmiş ve
komiser, tanıkların daveti ve dinlenmesi ve gerekli belgelerin ibraz edilmesi
konusunda bir Asliye Hukuk Mahkemesi (High Court) hakiminin sahip ol-
duğu yetkilere benzer yetkilerle donatılmıştır. Komiser, şikayetçiye ve ilgili
kamu kuruluşuna veya idari mercie yazılı bir rapor sunacaktır. Komiser,
ortada hukuka aykırı bir idari işlemin bulunduğu sonucuna varırsa, kamu
kuruluşu veya idari merci bu rapor üzerine yapılan işlem hakkında komi-
105
Singer, Linda, Settling Disputes: Conflict Resolution in Business, Families, and the Legal
System, Boulder 1990, s. 103.
106
Rowat, Donald C., The Spread of the Ombudsman Idea (Ombudsmen for American Govern-
ment?, Columbia University 1968, s. 7-36), s. 23; Erhürman, İdari Denetim s. 413.
107
Partington, Martin, Resolving Citizens’ Grievances-Alternatives to Litigation: The
Common Law Perspective (Alternatives to Litigation Between Administrative Autho-
rities and Private Parties, Conciliation, Mediation and Arbitration Proceedings, Germany
2000, s. 107-115), s. 111.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
seri bilgilendirmelidir. Kamu kuruluşu bu bilgilendirmeyi yapmazsa, bu
durum başka bir raporun konusu olur ve bu raporda, hukuka aykırı işleme
katlanmış olan kişi lehine bir ödemede bulunulması kararlaştırılabilir.
108
Ombudsman sistemi idari sistemin dışında da genişlemiş ve inşaat,
sigorta,
109
banka, sosyal güvenlik, cenaze, emlak ve hukuki danışmanlık
alanları gibi özel sektör kuruluşları tarafından da gönüllü olarak benimsen-
miştir. Özellikle, yasal hizmetler alanında 1990 tarihli Mahkemeler ve Yasal
Hizmetler Kanunu (Courts and Legal Services Act) iki yeni ombudsmanın
kurulmasını öngörmüştür. Bunlar Yasal Hizmetler Ombudsmanı
110
(Legal
Services Ombudsman) (21. maddeyle kurulmuştur) ve Taşınmaz Mülki-
yetinin Temlikinde Görevli Ombudsmandır (Conveyancing Ombudsman)
(43. maddeyle kurulmuştur).
Yasal Hizmetler Ombudsmanı, bir kuruluşta istihdam görev yapan
bir hukukçuyla ilgili şikayeti inceler. Mahkemeler ve Yasal Hizmetler Ka-
nunu’nda, ombudsmanın yaptığı araştırma sonunda hazırladığı raporda,
üçüncü kişiler arasında (inter alia), şikayetçiye bir tazminat ödenmesini
tavsiye edebileceği öngörülmüştür. Ombudsmanın tavsiyelerine uyulma-
ması halinde ombudsmanın bu durumu ve idarenin tavrını ilan etmesi
mümkündür.
111
İngiltere’de 27 Temmuz 1999’da kabul edilen Adalete
Ulaşma Kanunu’nun (Access to Justice Act) 49. ve 50. maddelerinde Yasal
Hizmetler Ombudsmanı yeniden düzenlenmiştir. Ombudsmanın yetki-
lerini düzenleyen 49. madde, ombudsmanın yetkilerini genişletmiştir.
Ombudsman artık, mesleki bir kuruluşun veya bireysel bir hukukçunun
şikayetçiye tazminat ödemesine yönelik olarak bağlayıcı bir karar verebile-
cektir. Adalete Ulaşma Kanunu kabul edilmeden önce ombudsman sadece
tavsiye niteliğinde karar verebilirken, bu kanunla ombudsmana bağlayıcı
bir karar verme yetkisi tanınmıştır. Böyle bir karar verilmeden önce, ilgili
kuruluş veya bireysel olarak hukukçunun kendisi, iddia ve savunmalarını
bildirmek amacıyla bizzat veya vekil aracılığıyla ombudsmanın huzurunda
bulunma hakkını haizdir.
Mesleki kuruluşlar tarafından ombudsmanın masraflarının karşılanma-
sını düzenleyen 50. madde ise Adalet Bakanı’na, Yasal Hizmetler Ombuds-
manı Bürosu’nun masraflarına uygun bir katkıda bulunması için mesleki bir
kuruluşa talimat verme yetkisini tanımıştır. Adalete Ulaşma Kanunu kabul
108
Brown - Marriott, s. 381.
109
Acunto, Stephen H., Ombudsmanship (Forum, 1999/201, s. 28).
110
Hukuk Hizmetleri Ombudsmanı hakkında geniş bilgi için bkz., James, Rhonda - Se-
neviratne, Mary, The Legal Services Ombudsman: From versus Function?, (Modern
Law Review, 1995/March, Vol. 58, s. 187-207).
111
Brown - Marriott, s. 381.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
127TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
edilmeden önce bu masraflar hazinece karşılanmaktaydı. Ancak günümüz
uygulamasında ombudsman programlarının masraflarının, doğrudan o
ombudsmanın ilgili olduğu mesleğin mensupları tarafından karşılandığı
dikkate alınarak bu şekilde bir düzenleme yapılmıştır. Bununla beraber
hükümet, Adalete Ulaşma Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenmen Yasal
Hizmetler Şikayetleri Komiseri (Legal Services Complaints Commissioner)
atanana kadar bu yetkisini kullanmamıştır.
112
Özellikle bankalarla müşterileri arasındaki uyuşmazlıklarda om-
budsmandan yararlanılmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda ihtilaf konusu olan
miktarın nispeten küçük olması ve uzmanlar eliyle verilecek kararın, uyuş-
mazlığın adil bir şekilde çözülmesine yardım etmesi nedeniyle ombudsman
kullanılmaktadır. Finans hizmetleri alanında ADR’nin kullanımı giderek
artmaktadır. Bankacılık Ombudsmanı, Yatırım Ombudsmanı, Sigorta
Ombudsmanı ve İnşaat Ombudsmanı bu ombudsmanlara örnek olarak
gösterilebilir. Bu ombudsmanlar 100.000 Pound’un altındaki uyuşmaz-
lıklara bakmakta, bu da tüketicilerin taleplerinin çoğunu kapsamaktadır.
Ombudsmanı kullanmanın masrafsız olması ve ombudsmanın bağımsız-
lığı nedeniyle tüketicilere güven vermesi, tüketiciler açısından önemli bir
avantajdır.
Birleşik Krallık’ta Bankacılık Ombudsmanı’nın işlevi, ombudsmana
üye olan bankalar hakkında mevduat sahiplerinin bankacılık hizmetleri-
nin uygulanmasından kaynaklanan şikayetlerini almak ve bu şikayetlerin
anlaşma yoluyla veya tavsiyede bulunmak yada bir karar vermek suretiyle
çözülmesini kolaylaştırmaktır. Ombudsman tavsiyede bulunurken veya
karar verirken adaletli olmak ve dürüst bankacılık uygulamasının genel
ilkelerini dikkate almak zorundadır.
113
Ombudsmanın özel sektörde ilgi gördüğü ülkelerden bir diğeri de
Almanya’dır. Almanya’da bankalar ADR’nin faydalarını kabul etmekte
ve müşterileriyle olan ihtilaflarını ombudsman aracılığıyla çözmektedirler.
Ombudsmanın amacı uyuşmazlıkları çabuk, daha az bürokratik bir süreçte
ve dava yoluna oranla daha ucuza çözebilmektir. Üstelik ombudsman, ban-
kalarla müşterileri arasındaki ilişkilerin mahremiyetini de korumaktadır.
Bunun yanında, bankaların taraf olduğu uyuşmazlıklar genellikle banka-
cılık işlemlerinden kaynaklanmakta ve mahkeme kararları da çoğunlukla
bankaların aleyhine sonuçlanmaktadır.
Bu nedenlerle, Alman Bankacılık Birliği (Bundesverband Deutscher
Banken) bir bankacılık ombudsmanı kurmaya karar vermiş ve bu ombuds-
112
Stationery Office Limited: Access to Justice Act, Explanatory Notes, London 1999, s. 41.
113
Cranston, Ross, European Banking Law: The Banker-Customer Relationship, London 1999,
s. 24.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
manı, bankalarla bireysel müşteriler ve şirketler arasındaki ihtilafları çöz-
mekle görevlendirmiştir. 1 Haziran 1992’de çalışmaya başlayan bankacılık
ombudsmanı, belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklarda uyuşmazlığın
tarafı olan banka için bağlayıcı; fakat, şikayetçi için uyulması ihtiyari olan
bir karar vermekte ve şikayetçi isterse şikayetini mahkemeye taşıyabil-
mektedir.
114
Ombudsman sistemi yanında ve onunla ilişkili olarak ortaya çıkan
diğer bir sistem şikayet inceleme sistemidir. Birleşik Krallık’ta ticaret sici-
linden, polis teşkilatından, radyo ve televizyon yayınlarından kaynaklanan
şikayetleri incelemek üzere bu tür merciler kurulmuştur.
Ombudsman olarak çalışan bir kişinin temel işlevleri, gizliliğe sadık
kalmak şartıyla tarafları dinlemek, kişilerin içinde bulundukları zor duru-
mu kendi çabalarıyla nasıl giderebileceklerine ilişkin onlara tavsiyelerde
bulunmak, işçi ve işverenler arasında iletişim kurmak, yüz yüze arabulu-
culuk müzakerelerini yönetmek veya gerektiğinde arabuluculuğu mekik
diplomasisi
115
şeklinde yürütmek, taraflar için gayri resmi vakıa tespiti
yaparak uyuşmazlık konusuyla ilgili bilgi toplamak ve resmi tahkikat
yaparak yönetime rapor vermektir.
116
Birleşik Devletler’deki kurumların
yüzde doksanı, tarafsız bir arabulucu olarak görüldükleri için kendi per-
sonelinden birisini ombudsman olarak seçmektedirler. Bu kişiler, uyuş-
mazlığa taraf olan kurumun bir çalışanı olarak nasıl tarafsız kaldıklarını
izah ederken, kendilerinin işinin diğer çalışanları adil muamele edecekleri
konusunda inandırmak ve uyuşmazlığı tarafsız olarak çözmek suretiyle
işverenlerine olan sadakatlerini göstermek olduğunu belirtmektedirler.
Bir şirketin bünyesinde çalışan ombudsman, çalışanlara tarafsız bir izle-
nim vermek yanında, çalışanlarla olan bütün görüşmelerini gizli tutmalı
ve şikayetçi işçilerin şikayetleri yüzünden haksız bir muameleye maruz
kalmasını önlemelidir.
117
C. Ombudsmanın İşlevindeki Gelişmeler
Bir ombudsmanın medeni yargı sisteminde de çeşitli alanlarda faali-
yet göstermesi mümkündür. Örneğin İngiltere’de, bir hukuki giderler om-
114
Labes, s. 200.
115
Mekik Diplomasisi (shuttle diplomacy), arabuluculuk süreci esnasında yapılan
özel oturumların (caucuses) ikinci aşaması olup, arabulucunun taraflar arasında
gidip gelerek taraflarla ayrı ayrı görüşmek suretiyle, onlar arasında mesaj ve bilgi
taşımasını, mevcut çözüm önerilerini olgunlaştırmasını ve tarafları giderek çözüme
yaklaştırmasını ifade eder (Bühring - Uhle, s. 285; Brown - Marriott, s. 175).
116
Slaikev - Hasson, s. 136.
117
Singer, s. 103.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
129TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
budsmanının, aşırı olarak dava konusu olan olaylarda kısa sürede çözüme
ulaşılmasını sağlayabileceği ileri sürülmektedir. Hatta ombudsmanın hem
geleneksel hem de alternatif uyuşmazlık çözümünün uygulaması üzerinde,
herhangi bir hukuka aykırılık yapılmaması veya kişilerin haklarının ihlal
edilmemesi için denetleyici olarak çalışması gerektiği dahi savunulmak-
tadır. Buna karşılık, gerek hükümet gerek hukukçular bir ombudsmanın,
mahkemenin çalışmaları hakkında yorum yapabilecek niteliğe sahip olup
olamayacağı konusunda kuşku duyduklarını açıklamaktadırlar.
Ombudsmanın işlevleri özel sektör içinde de giderek genişlemektedir.
Örneğin ticari işletmeler, tüketici şikayetlerini incelemek için ombudsman
atamakta veya belirli sanayi kolları, yapılan şikayetlerin niteliği hakkında
araştırma yapmak üzere ombudsman kurmaktadırlar. Şirketlerin kendi
bünyelerinde çalışan işçileriyle veya müşterileriyle olan ihtilaflarını çözmek
amacıyla kurulan ombudsmanlar, dahili bir organ olarak çalışmakta ve
şirketin faaliyetlerini bağımsız olarak incelemek amacıyla idari bir birim
atanmaktadır. Örneğin bir işçi işinden çıkarılırsa, ombudsman bu durum-
da kanuna uygun hareket edilip edilmediğine ve işten çıkarmanın haklı
olup olmadığına karar verme yetkisine sahip bulunmaktadır. Bir müşteri,
haksız bir muameleyle karşılaştığını iddia ederse, ombudsman müşterinin
şikayetini inceleyerek bir çözüm bulmaya yetkilidir. Bazen ombudsman
personel temsilcisi, müşteri temsilcisi veya merkezi hizmet yöneticisi
olarak adlandırılmaktadır. Ombudsmanın sıfatı ne olursa olsun, amaç
müşterileri, şirketin hukuka uygun davrandığı konusunda ikna etmek ve
işletmeyi, çalışmaların niteliği ve kalitesini koruduğu konusunda tatmin
etmektir. Ombudsmanın atanması, ihtilaflı tarafların diğer uyuşmazlık çö-
züm usullerine başvurmasını engellemez, diğer yolların önünü kapatmaz;
sadece, onları tamamlar ve daha resmi uyuşmazlık çözüm usullerine olan
talebi azaltır. Ombudsmanın içinde çalıştığı kuruluş veya şirket tarafından
atanmakta olması, yetkisini bizzat yönetim kurulundan alması hiç şüphe
yok ki ombudsmanın yetkileri üzerinde bazı sınırlamalara yol açacak ve
onun tarafsızlığı ile uyuşmazlık çözümündeki etkisi hakkında kuşku du-
yulmasına neden olacaktır. Bununla beraber, bir ombudsmanın gayretli,
güvenilir ve kendinden emin bir şekilde çalışması durumunda, büyük bir
olasılıkla adaletin gerçekleşeceğine inanılmaktadır.
118
İngiltere’de ombudsmanın görevleri ve işlevleri gelişmeye devam et-
mektedir. Sigorta, emekli ve malullük maaşı ve kişisel yatırım programları
dahil olmak üzere beş mali ombudsman programını kapsayan yeni bir
Mali Hizmetler Ombudsmanı (Financial Services Ombudman) kurulmuştur.
118
Coulson, Robert, Introduction (Donovan Leisure, Newton & Irvine, ADR Practice
Book, New York, 1990, s. 3-10), s. 6.
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Bağımsız Konut Ombudsmanı (Independent Housing Ombudsman), ko-
nutlarla ilgili ihtilaflarda İngiltere Etkili Uyuşmazlık Çözüm Merkezinden
(The Centre For Effective Dispute Resolution,
119
CEDR) bir arabuluculuk
panelini kullanmayı kabul etmiştir. Ombudsman uygulamasıyla ilgili ola-
rak, İngiliz ve İrlanda Ombudsman Birliği tarafından yeni bir uygulama
kanunu hazırlanması düşünülmektedir.
120
Teknolojik gelişmeler ilerledikçe “Online Ombuds Büroları”nın kurul-
ması kaçınılmaz olacaktır. Massachusetts Üniversitesi’nin Yasal Çalışma-
lar Bölümü’nde, internetten kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü için bu
konuda bir pilot proje kurulmuştur. Online Ombuds Bürosu’nun, ombuds
modelini, halihazırda mevcut olduğu eğitim, ticaret ve hükümet kuruluş-
larından çıkarıp elektronik ortama taşımayı amaçladığı belirtilmektedir.
Bu projenin çalışmalarında, ombudsmanın faaliyette bulunacağı ortam
hakkında yeni fikirler üretilmekte, bir web sitesinin kurulması,
121
online
uyuşmazlıklar, davalar ve belgeler için bir veri tabanının oluşturulması,
tarafsız kişilerin işlevleri, gizliliğin sağlanması konusundaki güçlükler ve
benzeri yeni teknolojik araçlar üzerinde düşünülmektedir. Bu pilot proje
elektronik ortam ve elektronik ticaret dünyasında kullanılmaya başlanan
uyuşmazlık çözüm usullerinin gelişmesi içinde bir adım olarak görülme-
lidir.
122
D. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Ombudsman
Kurumu Hakkındaki R (85) 13 Sayılı Tavsiye Kararı
Avrupa Konseyi’nin, maddi hakları ve usuli ilkeleri ihlal eden idari
işlemlere karşı etkili bir çare olarak gördüğü kontrol yöntemleri yargısal
inceleme, idari mercilerce gerçekleştirilen dahili inceleme (idari inceleme) ve
ombudsman tipi harici incelemedir.
123
Bu yöntemlerden ombudsmana ayrı
bir önem veren Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 23 Eylül 1985’te, Bakan
vekillerinin 388. toplantısında, ombudsman
124,125
kurumu hakkındaki R (85)
13 sayılı tavsiye kararını kabul etmiştir. Bu tavsiye kararı şu şekildedir:
126
119
İngiltere Etkili Uyuşmazlık Çözüm Merkezi hakkında bilgi için bkz., http://
www.cedr.co.uk/
120
Brown - Marriott, s. 382.
121
Bilgi Teknolojisi ve Uyuşmazlık Çözüm Merkezi (Center for Information Technology
and Dispute Resolution) adıyla 1997 yılının Eylül ayında kurulan bu web-sitesi için
bkz., http://www.ombuds.org/center/index.html
122
Brown - Marriott, s. 383.
123
Council of Europe: The Administration and you, Principles of administrative law
concerning the relations between administrative authorities and private persons, A
handbook, Germany 1996, s. 37-43.
124
Bu tavsiye kararında ombudsman terimi, ombudsman olarak görev yapan kişileri, parla-
mento komiserlerini, arabulucuları ve benzer işlevler üstlenen kişileri kast etmektedir.
hakemli makaleler Mustafa ÖZBEK
131TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
“Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Yasasının 15.b. maddesi uyarınca,
Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında, özellikle insan hakları ve temel
özgürlüklerin korunması ve daha çok uygulanması yoluyla daha iyi bir bütünlük
ortaya çıkarmak olduğunu dikkate alarak;
Nisan 1974’te yapılan, Avrupa Konseyi üyesi olan ülkelerdeki ombudsmanlar
ve parlamento komiserleriyle, Parlamenterler Meclisi’nin Hukuk İşleri Komite-
si’nin toplantısının sonuçları hakkındaki 757 (1975) sayılı Meclis Tavsiyesini
hatırlayarak;
İnsan Hakları’nın daha çok uygulanmasında Avrupa Konseyi’nin rolü hak-
kındaki Avrupa İnsan Hakları Bakanlar Konferansı’nın 2 no’lu Kararını dikkate
alarak;
Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerde, ombudsman kurumunun son yıllarda
ulusal, bölgesel ve yerel düzeydeki dikkate değer gelişimini olumlu karşılayarak;
Modern yönetimin karmaşıklığını dikkate alarak, olağan yargısal kontrol
usullerinin tamamlanmasının arzu edildiğini düşünerek;
Bireylerin, idari mercilerin işlemlerine karşı korunmasını artırmak düşünce-
siyle, idari mercilerin işlemlerinin hatalı veya kusurlu olduklarından bahisle ileri
sürülen şikayetleri göz önüne alarak, ombudsmanın üçüncü kişiler arasında (inter
alia) görev yapmasının işlevlerini hatırlayarak;
Her ülkedeki özel durumu dikkate alarak, ombudsman kurumunun bu işlev-
leriyle, parlamento kontrolünün gücünü artırabileceğini düşünerek;
Bundan başka, ombudsman fikrinin, idarenin işleyişini ve kamu çalışanla-
rının yönetimini düzenleyen ilkelerin ve kuralların gelişmesinde temel bir etken
oluşturabileceğini dikkate alarak;
Üye ülkelerin hükümetlerine (şunları) tavsiye eder:
a. Ulusal, bölgesel veya yerel düzeyde yada kamu yönetiminin belirli alanla-
rında bir ombudsman atanması ihtimalini göz önüne almayı;
b. Ombudsmanın insan haklarıyla ilgili konuların araştırılmasında ve ulusal
mevzuatla çatışmaması şartıyla, insan haklarının konu olması halinde tahkikat
başlatmaya ve görüş bildirmeye yetkilendirilmesini;
c. İdarenin işleyişinde insan haklarının ve temel özgürlüklerin etkili bir şe-
kilde gözlemlenmesini teşvik etmek için ombudsmanın yetkilerinin artırılmasını
ve güçlendirilmesini dikkate almayı.”
125
Bu tavsiye karı kabul edildiğinde, Federal Alman Cumhuriyeti’nin Temsilcisi, Bakan
Vekilleri Toplantıları Usul Kuralları’nın 10. 2c maddesine göre, hükümetinin tavsiye
kararına uyup uymaması konusunda çekince koymuştur.
126
Recommendation No. R (85) 13 on the institution of the ombudsman (Council of
Europe-The Administration and you s. 416-417).
Mustafa ÖZBEK hakemli makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
ABSTRACT
Non-Judicial Procedures For Settling Administrative Disputes
Over the past several decades, the serious crisis of justice systems have
been the subject of academic studies and analyses by academicians and lawyers
in this field. If there was a dispute, does that mean there will be a lawsuit?
It is misleading to think that lawsuits are the way most legal disputes are
resolves. In the United States, about 90 percent of all cases are resolved
by non-judicial procedures before trial. The crisis of justice is primarily a
matter of effectiveness. Civil litigation is excessively expensive, protracted and
adversarial. However, if both parties are interested in doing so, disputes can be
resolved quickly by means of negotiation. Thus, different procedures that can be
used to resolve disputes outside of court have emerged. These procedures that
serve as alternatives to litigation are called Alternative Dispute Resolution.
ADR is particularly appropriate to use of settling administrative disputes.
In recognition of this reality, many federal administrative agencies of the
United States discovered the benefits of ADR and implemented various
ADR programs for citizens nationwide. Subsequently, the Congress passed
the Administrative Dispute Resolution Act in 1990. This Act authorities
the use of ADR techniques by executive agencies. Because of some problems
arising the Act, in 1996, congress amended the Act to increase the effectiveness
of ADR in the government.
Also, Council of Europe has been interested for some years in the
introduction of ADR procedures with the effects of these developments. As
part of this effort, the Council of Europe’s Project Group on Administrative
Law and the Portuguese Ministry of Justice jointly organized a multilateral
Conference on Alternatives to Litigation between Administrative Authorities
and Private Parties: Conciliation, Mediation and Arbitration, held in Lisbon
from 31 May to 2 June 1999. Following the Lisbon conference the Project
Group on Administrative Law embarked on a study aimed at defining common
principles that could guide member states in their efforts to introduce of
alternative methods for resolving disputes between administrative authorities
and private parties. The draft recommendation for the Committee of Ministers
was prepared by the Project Group on Administrative Law and was approved
by the Committee of Ministers on 5 September 2001. The recommendation,
after drawing attention to the overburdening of tribunals resulting in
interference with the right of litigants to a hearing within a reasonable time,
calls for remedies to this interference and stresses that alternative methods
of resolving disputes can provide a worthwhile avenue in this respect, with
the further advantage of bringing the administration closer to the public by
avoiding antagonism between the parties.