TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 201
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
A. GİRİŞ
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına şöyle bir ekleme yapılmıştır:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlera-
rası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle
çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır”.
1
Bu
düzenlemeyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile eki olan proto-
kollerin ve Sözleşme’nin yorumcusu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) kararının dikkate alınması hususu bir kez daha önem kazanmıştır.
2
O nedenle, iç hukuktaki düzenlemelerde yer alan kavramların iç hukuktaki
anlamları önemli olmakla beraber, çelişki çıkması halinde Sözleşme’deki
anlamı ve dolayısıyla Sözleşme’deki anlamını belirleyen AİHM kararındaki
değerlendirmenin göz önünde bulundurulması gerekir. Zaten ülkemizde
yukarıda belirttiğimiz 5170 sayılı Anayasa değişikliği hakkındaki yasayla
Anayasa’nın 90. maddesine yapılan ekleme ile, temel hak ve özgürlüklerle
ilgili Sözleşme hükümleri ile yasalar arasında ortaya çıkacak uyumsuzluk
halinde Sözleşme hükümlerinin esas alınacağının belirtilmesi nedeniyle, bu
AVRUPA İNSAN HAKLARI
SÖZLEŞMESİNDE KİŞİ ÖZGÜRLÜK
VE GÜVENLİĞİ
Doç. Dr. İbrahim ŞAHBAZ
*
*
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı.
1
Fıkranın son cümlesi 7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Yasa’nın 7 (i) maddesiyle eklenmiştir
(Ek: 7.5.2004-5170/7 md).
2
Anayasa’nın 90. maddesi şu biçimi almıştır: Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı dev-
letlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan antlaşma-
lar, devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin
yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile
yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu antlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay
içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun verdiği
yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî antlaşmaların Türkiye
202 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
tür Sözleşme hükümlerinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu durum-
da, sadece iç hukukumuzun değil, temel haklarla ilgili Sözleşme hükümleri
ile, Sözleşme’de yer alan kavram ve kurumların Sözleşme organı tarafından
yapılan yorumunun da dikkate alınması zorunluluğu doğmuştur. Zira,
Anayasa’da gerçekleştirilen bu düzenlemeden önce konu çeşitli biçimlerde
tartışılıyordu. Yeni düzenleme bir bakıma bu tartışma ve tereddütlere son
vermeyi amaçlamıştır.
3
Diğer tüm özgürlüklerin kullanılması bakımından
çok önemli bir yere sahip olan Kişi Özgürlük ve Güvenliğinin AİHS’de
yer alışı ve Sözleşme organlarının bu kavramlara verdikleri anlamların
bilinmesindeki zorunluluk nedeniyle bu yazının kaleme alınmasında yarar
görülmüştür.
B. KAVRAM
Kişi özgürlük ve güvenliği kavramları yakın bağlantıları nedeniyle
birlikte kullanılmaktalar. Kişi özgürlük ve güvenliğinin günümüzde ka-
vuştuğu güvencelerine kolaylıkla ulaşılamamıştır; bunlar tüm diğer özgür-
lüklerde olduğu gibi, belli bir mücadele sonucu elde edilmiştir. Bunların
güvenceye bağlanmasındaki zorlukları ifade etmek üzere tarihi “trajik”
olarak nitelenmektedir.
4
Bu özgürlük ve güvenliğin tarihi insanlık tarihi
kadar eskidir; ancak halen iyileştirmelerle ilgili çabalara son verilememiş
olduğundan, çeşitli ülkelerde ağır ihlaller olduğuna tanık olunmaktadır.
Dahası, kişi özgürlük ve güvenliğinin tek başına korunması değil, “tüm
özgürlüklerin temeli”
5
ve “bir temel insan hakkı”
6
oldukları için tüm ulusal ve
uluslararası metinlerde yer almaktadırlar. Örneğin; 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler Bildirisi’nin 3. maddesi,
7
1966 tarihli Kişisel ve Siyasal Haklara
İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 9. maddesi,
8
Afrika Şartı’nın 6. maddesi,
Büyük Millet Meclisi’nce uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya
göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren antlaşmalar,
yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk Kanunları’na değişiklik getiren her türlü antlaşmaların yapılmasında birinci
fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmün -
dedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne
başvurulamaz. (Ek:7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel
hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümleri esas alınır.
3
5170 sayılı Yasa’nın Anayasa Komisyonu’nun 7. madde gerekçesi şöyledir: Uygula-
mada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası ant-
laşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın
hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla
90. maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 203
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Amerikan Bildirisi’nin 1. maddesi, Amerikan Sözleşmesi’nin 7. ve Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi konuyu düzenlemişler; Anaya-
sa’nın 19. maddesinde konuyla ilgili düzenleme getirmiştir. Görüldüğü
gibi kişi özgürlük ve güvenliğine ulusal ve uluslararası metinlerde birlikte
yer verilmiştir.
Bu iki kavramın birlikte ve yan yana kullanılmasının özel bir anlamı
vardır. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) göre, kişi özgürlük
ve güvenliği deyimleri ayrı ayrı değil, “bir bütün olarak alınıp anlaşılmalıdır;
‘güvenlik’ kelimesi özgürlüğe yapılacak tüm keyfi müdahalelere karşı kişinin ko-
runması hususunu ifade eder.”
9
Komisyon’a göre, güvenlik hakkının mutlak
olmasına karşın, özgürlük hakkı mutlak olmayıp, Sözleşme’nin 5. maddesi-
nin 1. fıkrasının (a) ila (f) bentleri gereğince sınırlanabilir.
10
Kişi güvenliği,
özgürlük kısıtlamasıyla tehlikeye gireceğinden, özgürlük kısıtlamasında
keyfiliği önleyici düzenlemeler öngörülmektedir. Çünkü yasal olmayan her
özgürlük kısıtlamasının güvenliği tehdit edeceği karinesi mevcut olduğu
gibi, özgürlük kısıtlamasının devamına ilişkin her kararın da yasaya uygun
olması gerekir. Bu nedenle kişi güvenliğinin sağlanmış sayılabilmesi için,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesi kapsamında
alınacak her kararın, ulusal mevzuatta önceden öngörülen koşullara hem
şekil hem de esas (öz) bakımından uygun olması; yani kararların yasal
olması gerekir.
11
Dolayısıyla “güvenlik” kavramı ile keyfilik arasında yakın
bağlantıdan söz edilmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(Mahkeme), bir davada, “keyfilik” kavramı ile “güvenlik hakkı”nın araların-
daki bağlantı nedeniyle, bunları birlikte ele almıştır. Olaya göre, esasen
bir suçlunun geri verilmesi işlemi olması gerekirken, “yabancı birinin sınır
dışı edilmesi” gerekçesi ve etiketi altında yapılmasının söz konusu olduğu
bir davada Mahkeme, “burada çözümü gereken asıl mesele davaya konu teşkil
eden ‘tutuklama’ olayının ‘yasanın öngördüğü usule’ riayet de dahil olmak üzere,
4
Colliard, A.C., Libertés Publiques, Dalloz 1959, s. 172.
5
Gözübüyük, A. Ş. - Gölcüklü, F., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Turhan
Kitabevi, Ankara 2003, s. 221.
6
Uluslararası Af Örgütü Adil Yargılanma Hakkı, İletişim Yayını, Çev. Fadıl Ahmet Tamer-
Erol Kaplan, İstanbul 2000, s. 65.
7
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirisi’nin 3. maddesine göre, “yaşamak, özgürlük
ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”
8
1966 tarihli Sözleşme’nin 9. maddesine göre, “herkesin kişi özgürlük ve güvenliğine
hakkı vardır.”
9
Kom. K., Doğu Afrikalı Asyalılar, Yirmi Beş Başvuru/İngiltere, 10.10.1970, No: 4403/70
ve ötekiler; Benzer kararlar için bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, s. 223.
10
Kom. R., Kamma/Hollanda, 14.7.1974, No: 4771/71; Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s.
223.
11
(Kom. K., Philip Burnett AGEE/İngiltere, 17.12.1976, No: 7729/76; Kama/Hollanda;
Dyer/Hollanda, 9.10.1984, No: 10475/83; Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 223.
204 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
‘normlara uygun’ bulunup bulunmadığının araştırılmasıdır. Sözleşme bu konuda,
esas itibariyle, ulusal mevzuata atıfta bulunmakta ve ulusal mevzuatın koyduğu
kuralları uygulama gereğini emretmekte ise de, bunun yanında fazla olarak, kişi-
yi özgürlüğünden yoksun kılan her önlemin 5. madde ile güdülen amaca uygun
olmasını da istemektedir. Bu amaç da bireyi keyfiliğe karşı korumaktır” demiş-
tir.
12
Mahkeme kararlarında sadece özgürlük hakkını değil, aynı zamanda
güvenlik hakkını da göz önünde bulundurmaktadır.
13
Görüldüğü gibi, kişi özgürlük ve güvenliği, ikisi birlikte, kişinin yasayla
belirli ve sınırlı haller dışında hareket serbestliği ve özgürlüğünden yoksun
bırakılamaması demektir.
14
Bu iki hakkın diğer hak ve özgürlüklerin ko-
runmasındaki önemleri nedeniyle, bunlara “hakların garantisi”,
15
“koruyucu
haklar”
16
denmektedir. Komisyon’a göre “özgürlük” ve “güvenlik” bir bütün
teşkil etmekte olduğundan;
17
Sözleşme’nin 5. maddesinde yer alan “özgür-
lük” kavramını “güvenlik gibi anlamak zorunludur”.
18
Anayasa Mahkemesi
de, kişi güvenliğini kişi özgürlüğünün özel bir türü olarak nitelemiştir.
19
Ancak yakın bağlantılarına rağmen iki kavram arasında farklılıklar
olduğu da kuşkusuzdur. Bu nedenle iki kavramı ayrı alt başlıklar altında
irdelemek gerekir. Önce kişi özgürlüğü, sonra kişi güvenliği kavramlarının
çerçevelerini çizmeye çalışacağım.
1. Kişi Özgürlüğü
Özgürlükten mahrumiyet üzerine, aile hayatı ve özel hayat, toplantı
özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve serbest dolaşım
özgürlüğü gibi bir çok hak ve özgürlükten yararlanabilme doğrudan olum-
suz biçimde etkilenmektedir. Demokratik toplumlar özgürlüklere büyük
önem veren rejimler olduklarından, diğer tüm özgürlüklerin kullanımın-
daki öneminden dolayı kişi özgürlüğü büyük öneme sahiptir.
12
Mahkeme Kararı, Bozano/Fransa kararı; benzeri kararlar için bkz., Kurt/Türkiye,
25.5.1998; Çakıcı/Türkiye, 8.7.1999; Akdeniz/Türkiye, 31.5.2001; Gözübüyük - Göl-
cüklü, 2003, s. 223.
13
Mahkeme’nin 18.12.1986 tarihli kararı, Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 223.
14
Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 1990, s. 60.
15
Rousseau, Mementos, Droit Constitutionnel et İnstitutions Politiques, Paris 1956, s. 6.
16
Gözübüyük, A.Ş., Anayasa Hukuku, Ankara 1989, s.156.
17
Requêtes, No:5573/72 ve 5670/72, D. R., 7-p. 5; Aktaran Alderson, J., İnsan Hakları ve
Polis, Kuntbay, Ç. İhsan, TODAİE Yayını, Ankara 1984, s. 38.
18
Commission, Déc. Du 11 Octobre 1973, Ref. No:5302/71, Rec.no:44, s.29; Bkz., Ergec,
R., Protéction İnternationale et Europeenne des Droits L’Homme, le Droit a’ la liberté
et a’ la sûreté suppléant a’ l’université libre de Bruxelles, 2é édition, 1987, 1988/1, s. 15,
No: 34.
19
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1985/8, K. 1986/27, 26.11.1986, AMKD, Sayı: 22, s.
364.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 205
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Bir yazar, “özgürlük, keyfiliğe ve adaletsizliğe direnme cesaretiyle başlar,
hukukun kurumsallaşması yoluyla demokratik bir rejime dönüşür” demektedir.
20
Demek ki özgürlükten bahsedebilmek için, demokratik bir rejimin olması
gerekir. Ancak demokratik bir rejimde kişi özgürlüğü ve diğer özgürlük-
lerden söz edilebilir.
Kişi özgürlüğü, özgürlüklerin tümünün hukuki güvencesi olarak kabul
edilmekte ve bireye güvence vermektedir; bu güvencelerin başında iktidar
sahiplerinin yetkilerini kötüye kullanmalarına engel olunması suretiyle
kişiye gerçek koruma sağlanması gelir.
21
Böylesine önemli bir özgürlüğün
dar yorumu yoluyla uygulanmasının savunulduğu görülmekte ise de,
22
kavramın kişi özgürlüklerinin tümünü kapsayacak biçimde geniş yorum-
landığı da görülmektedir. Bu sonuncu yaklaşımda Fransız Anayasa Kon-
seyi, kişi özgürlüğünü, “güvenlik”, “özel yaşam ve konut özgürlüğü” ile “bazı
sınırlamalarla kişinin gidip gelme (hareket özgürlüğü) ve yabancıların ülkeye giriş
ve çıkışlarını” da kapsayacak biçimde geniş tutmuştur. Fransa’da Anayasa
Konseyi’nin bu yorum tarzının Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
içtihatlarını etkilediği görülmektedir.
23
Kişi özgürlüğü ile kişisel özgürlük ayırımı yapılmakla birlikte; bun-
lardan birincisi kişinin kamu iktidarları karşısında koruma görmesi iken,
ikincisi kamu organları dışında kalan kişi ve guruplara karşı korunmayı
da öngörmektedir.
24
Kişi özgürlüğü kavramının öğretide çeşitli tanımları yapılmaktadır.
Gölcüklü’ye göre
25
kişi özgürlüğü, “kişinin fizik yahut beden özgürlüğü; diğer
bir deyimle, kişinin fizik mekân içinde gidip gelme, yer değiştirme serbestisidir”;
Jeze’ye
26
göre, “her fert için, faaliyetini, istediği gibi ve her istediği istikamette
icra etmek hakkıdır”. Kişi özgürlüğü, kişinin yasaya/Anayasa’ya aykırı
olarak yakalanamama ve tutuklanamaması demektir.
27
Kişi özgürlüğü,
20
Doğu, Ergil, “Güvenlik ve Özgürlükler: Siyaset Felsefesi Açısından”, İnsan Hakları
ve Güvenlik, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi
Yayını, Yayın No: 1, Ankara 2001, s. 116.
21
Roche, Jean - Pouille, André, Libertés Publiques, Dalloz 1997, s. 86.
22
Fransa’da CMUK’un 136. maddesinin uygulanması için Danıştay ve Uyuşmazlık Mah-
kemesi’nin 1964-1965 yıllarında Kişi Özgürlüğünü sadece “ikametgah” ve “güvenliğin
yeniden elde edilmesi” olarak yorumladıkları görülmektedir. Roche - Pouille, s. 86.
23
Fransız Anayasa Konseyi’nin 12 Eylül 1977 tarihli kararı için bkz., Roche-Pouille, s. 86.
24
Bkz., Roche-Pouille, s. 87’de Fransa Anayasa Konseyi’nin 25 Temmuz 1989 tarihli kararı.
25
Gölcüklü, Feyyaz, Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, İnsan Hakları Kurallarının İç Hukukta
Uygulanması, Hukuksal Kolokyum, Ankara 1992, s.38.
26
Jeze, Gaston, Ferdî Hürriyetler, AÜHFM, Cilt: 3, Sayı: 1, 1946, s. 216.
27
Favoreu, Luis - Gaia, Patrick - Ghevontian, Richard - Mestre, Jean Louis - Pfersmann,
Otto - Roux, André - Scoffoni, Guy (Favoreu ve diğerleri olarak geçecek): Droit Cons-
titutionnel, Dalloz 2000, s. 850.
206 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
bireyin temel hakkı olması nedeniyle, keyfi yakalama ve tutuklamalara
karşı kişinin korunmasını amaçlamaktadır. Kişinin serbest hareket etmesini
engelleyen tüm keyfilikler karşısında korunmasının zorunluluğu, O’nun
sadece gidip-gelme özgürlüğünün korunması şeklinde değil, aynı zaman-
da, “özel yaşamına saygı”, “konut dokunulmazlığı”, “haberleşme özgürlüğü”
ve “evlenme özgürlüğünü” de içine almaktadır. Dolayısıyla kişi özgürlüğü,
kişinin haklarının tümünün bir arada değerlendirildiği bir birliğe doğru
yöneliş halindedir.
28
Kişi özgürlüğünün önemi nedeniyle, Fransız devri-
minden beri, modern demokratik devletlerde artık bu özgürlüğe rasgele
ilişilememektedir; o tarihten itibaren kişi özgürlüğü parlamento tarafından
ve yasama yoluyla tespit edilerek sınırları çizilmiş durumlar dışında kişinin
kendi faaliyetini istediği gibi ve istediği yönde kontrol altında tutabilme
serbestliği olarak algılanmaktadır.
29
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Özgürlük ve Güvenlik Hakkı
başlıklı 5. maddesine göre:
“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belir-
tilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun
bırakılamaz.
a. Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne
uygun olarak hapsedilmesi;
b. Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlik-
ten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak
için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutuklu durumda bulundurulması;
c. Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da
suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul
nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak
üzere yakalanması ve tutuklu durumda bulundurulması;
d. Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir
karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne
çıkarılması için usulüne uygun olarak tutuklu durumda bulundurulması;
e. Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin,
uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak
tutuklu durumda bulundurulması;
f. Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendi-
si hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle
usulüne uygun olarak yakalanması veya tutuklu durumda bulundurulması;
28
Favoreu ve diğerleri, s. 850.
29
Jeze, agm., s. 218 vd.; benzeri değerlendirme için bkz., La Grande Encyclopédie, Paris,
Cilt: 14, s.309, Sütun: 2.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 207
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
2.Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü
suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1 c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya
tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya ya-
sayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre
içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir temi-
nata bağlanabilir….
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun
kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre
içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması
için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutuklu
kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 4 numaralı protokolün “borçtan
dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılına yasağı” başlıklı 1. maddesine göre
“hiç kimse, yalnızca akdi ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş
olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
30
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3. maddesinde de yer alan
prensibin metinde yer alışı şöyledir: “Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve
güvenliğine hakkı vardır.”
2. Kişi Güvenliği
Kişi güvenliği, 1789 tarihli Fransız Bildirisi’nin 7, 8 ve 9. maddele-
rinde “tabiî hak” olarak düzenlenmiştir. Düzenlemelerin amacı, bir hukuk
devletinde bireyin hem diğer kişilere hem de devlete karşı fiziki ve moral
bakımlarından korunmasını güvence altına almaktı. Güvenlik sayesinde
birey, bedensel bütünlüğe, fiziksel özgürlüğe kavuşabilir. Bunun sağlana-
bilmesi için ceza ve Ceza Usul Yasaları’nda hukuk devleti ilkelerine uygun
düzenlemelerin yer alması gerekir. Bu nedenle Fransız hukukunda, kişi
özgürlüğünün ve dolayısıyla kişi güvenliğinin idari otoritelere karşı ko-
runmasında, bekçiliğin adli yargıca verildiği ifade edilmektedir.
31
30
Aynı düzenleme Anayasa’nın 38. maddesinde (Ek: 3.10.2001-4709/15 md.) Hiç kim-
se, yalnızca Sözleşme’den doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı
özgürlüğünden alıkonulamaz şeklinde düzenlenmiştir.
31
Roche, Jean - Pouille, André, Libertés Publiques, Dalloz 1997, s. 87; Mukayeseli hukukta
yakalama ve gözaltına alma konusunda geniş bilgi için bkz., Şahin, İlyas, Türk Ceza
Yargılaması Hukukunda Yakalama ve Gözaltına Alma, Seçkin Yayınevi, Ankara 2003, s.
54-100.
208 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
Bir görüşe göre kişi güvenliğinin prensipleri olarak; kişinin keyfi ya-
kalama ve tutuklamalara karşı korunması, vücut bütünlüğüne zarar veren
davranış ve cezaların yasak olması üzerinde durulması gerekir.
32
Bir başka yaklaşıma göre kişi güvenliği, kişi özgürlüğüne benziyor. Bu
yakın ve benzer oluş nedeniyle ikisi birlikte “habeas corpus” olarak niteleni-
yor.
33
Kişi güvenliğinin 1789 Bildirisi’nin bir kazanımı olduğu kuşkusuzdur.
Çünkü, kişi güvenliği, eski rejimin keyfiliklerine karşı reaksiyon olarak yü-
rütme organına karşı korunmaya alınmıştır. İngiliz hukuku kökenli “habeas
corpus”un etkisiyle Fransız hukukuna devrim sonucu giren kişi güvenliği,
ceza yasalarının geriye yürümezliği, savunma hakkının temel hak oluşu
ve masumluk(suçsuzluk) karinesinin tanındığı, kişi özgürlüğünü koruyan
temel değerleri içerir. Bu değerler 1958 tarihli Fransız Anayasası’nın giri-
şinde yer almakla anayasallık bloğuna dahil edilmişlerdir.
34
Güvenlik kavramı kendine özgü bir anlama sahip olmayıp, özgürlükle
bağlantılı olarak anlaşılmaktadır.
35
Kişi güvenliği, “insanın zamanaşımına
uğramayan tabii hakları” arasında kabul edilmektedir.
36
Habeas Corpus prensibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.
maddesinin 4. fıkrasında şu şekilde yer almaktadır; “yakalama veya tutuklu
durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük
kısıtlamasının Yasa’ya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve
yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye
başvurma hakkına sahiptir.”
Kişi özgürlüğüne getirilen ve özgürlükten mahrumiyeti sağlayan hu-
susların da keyfi olmaması, hukuk güvencesinde olması gerekir. Bir başka
deyişle, gözaltına alma, yakalama, tutuklama, bir yere kapatma gibi kişiyi
özgürlüğünden yoksun kılan tüm işlemlerin hukuka uygun da olması
gerekir. İşte tüm bu işlemlerde keyfiliğin önlenmesi kişi güvenliğinin sağ-
lanması ile mümkündür.
Demek ki kişi özgürlüğü sadece yasada sayılan nedenlerle sınırlana-
bilir. Özgürlükten mahrumiyetin keyfiliğini engelleyecek güvencelerin
bulunması ve özgürlükten mahrumiyete karşı bireye haklar tanınması
gerekir.
32
Roche, Jean-Pouille, André, Libertés Publiques, Dalloz 1997, s.87.
33
Habeas Corpus kuralı, özgürlüğü kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın yasaya uygun
olup olmadığını ve serbest bırakılmayı isteme hakkını ifade etmektedir. Gözübüyük
- Gölcüklü, 2003, s. 241 vd.; Şahbaz, 1994, s. 23 vd.; Favoreu ve diğerleri, s. 850.
34
Rémy Cabrillac - Marie Anne Frison - Roche Thierry Revet, Libertés et Droits Fonda-
mentaux, 7. édition, Dalloz 2001, s. 323 vd.
35
Reisoğlu, S., Uluslar arası Boyutlarıyla İnsan Hakları, İstanbul 2001, s. 96.
36
Jean - Marie Pontier, Droits Fontamenteaux et Libertés Publiques, Paris 2001, s. 86.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 209
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
C. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE
KONUYLA İLGİLİ İÇTİHATLAR
Konu AİHS’nin 5. maddesinde düzenlenmiştir. Madde sadece ya-
kalama ve tutuklamaya karşı koruma getirmekte olup, kişinin hareket
özgürlüğünü güvenceye almaktadır.
37
Bu nedenle, ağır olmayan disiplin
suçları ile ilgili uygulamanın madde kapsamında olmadığı sonucuna
varılmıştır.
38
Özgürlükten yoksun kılmanın yasaya dayanması gerekir.
Çünkü Sözleşme’nin 5/1. maddesinde “Yasa’da gösterilen durumlar dışında
hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” denmektedir. AİHM’ye göre iç
hukuku yorumlamak öncelikli olarak ilgili devlet yargı organlarına aittir.
Ancak, iç hukuka uygun hareket edilmemesi Sözleşme’nin ihlali sonucuna
yol açacağından, AİHM’nin dolaylı olarak işlemin iç hukuka uygun olup
olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. Zira 5. maddenin amacı, bu
maddede yer alan düzenlemeye karşı kötüye kullanma ve keyfiliğe engel
olunmasını sağlamak olduğundan, AİHM, yapılan işlemin iç hukukla
uyumluluğunu incelerken, o işlemin dayanağı olan iç mevzuatın da Söz-
leşme’ye uygunluğunu denetlemektedir. Nitekim AİHM bir kararında,
39
başvurucu hakkında uygulanan ve kişinin özgürlüğünü kısıtlayan yasanın
belirsizliği ve bununla bağlantılı güvensizlik nedeniyle, 5. maddenin ihlal
edildiği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’nin 5.maddesinin 1. fıkrasında (a-f bentleri arasında) belirti-
len hallerde özgürlükten yoksun bırakma hukuka uygun, bunların dışındaki
hallerde ise hukuka aykırı sayılır.
1. Özgürlükten Yoksun Kılmanın Hukuka Uygun
Olduğu Durumlar
Sözleşme’nin 5. maddesinde güvence altına alınmış olan kişi özgürlü-
ğü, buna aykırı davranılması halinde ilgiliye birtakım haklar vermektedir.
Maddenin ilk üç fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olarak alınan ka-
rarlarla ilgili olarak AİHM içtihatlarında, tutmanın/tutukluluğun yasallı-
37
Tezcan, Durmuş - Erdem, M. Ruhan - Sancakdar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2002, 208.
38
AİHM kararında askeri disiplinle ilgili “hafif göz hapsi” ile “sıkı göz hapsini” 5.
maddeye aykırı bulmazken, “ağır göz hapsi” (Sözleşme’de yer alan meşru kısıtlama
nedenleri arasında yer almadığı gerekçesi) ile “oda hapsini” aykırı bulmuştur; Engel
ve diğerleri, 8.6.1976.; bu kararda asker kişiye verilen 24 saatlik hapis süresinin 30
saatten fazla olarak uygulanması ihlal olarak kabul edilmişitr; Doğru, Osman, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları I, T.C Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı,
Ankara 2003, s. 137 vd.
39
Arrowsmith/İngiltere
210 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
ğı ve usule uygunluğu kavramları konusunda ulusal mahkemelere geniş
takdir alanı bırakmakla beraber, yine de Sözleşme’ye uygunluğu üzerinde
durmaktadır.
40
Örneğin; Sözleşme’nin 5/1. maddesinde yer alan özgürlük-
ten yoksun bırakılma halleri sınırlı sayıda olduğundan, kişinin bu haller
dışındaki bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılması mümkün değil-
dir. Özgürlükten yoksunluk hallerinin istisnai oluşu nedeniyle, getirilecek
sınırlamaların geniş yorumlamaya elverişli olmayıp, dar yorumlanmaları
gerekir.
41
AİHM, mahkemece verilen derhal salıverme kararına karşın, salıver-
meyle ilgili işlemler nedeniyle salıvermenin on bir saat gibi bir süre gecik-
tirilmesini, 5/1. c ve diğer fıkralarla ilgili görmeyip,
42
bu uygulamanın 5/1.
maddenin ilk iki cümlesine aykırı olduğuna karar vermiştir.
43
a. AİHS’nin 5/1.a maddesinde öngörülen, bireyin özgürlüğü bağlayıcı
cezaya hükümlendirilmesi ve bunun yerine getirilmesinde yer alan “yetkili
mahkeme”, hem kararı veren merciin yargısal nitelik taşıması, hem yasama
ve yürütme organlarına karşı bağımsız ve tarafsız olması, hem de takip et-
tiği yargılama usulünün güvenceli olmasını ifade eder.
44
Aynı bentte geçen
“mahkum edilme” kavramı, yasal yoldan saptanmış bir suçun varlığını ifade
etmektedir. Bu suç ister cezai yaptırım gerektirsin, ister disiplin cezasını
gerektirsin; bunun önemi yoktur. İhlal bakımından özellik arz eden husus,
bireyin özgürlüğünün ağır ihlali sonucunu doğuran bir tespitin yapılmış
olmasıdır.
45
AİHK’ya göre, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet
hükmü yeterli olup, bunun istinaf veya temyize götürülmesi birinci fıkra
hükmünün uygulanmasına engel değildir.
46
Ancak uygulanacak bendin
belirlenmesi bakımından kararın kesinleşmesi gerektiği yönünde mahkeme
kararları var. Zira, hakkında kuvvetli suçluluk emareleri bulunduğundan
bahisle fıkranın (c) bendi gereğince tutuklanan, ancak hüküm giydikten
40
Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 224 vd.
41
Engel et autres/Hollanda, 8.6.1976; Winterwerp/Hollanda (5/1’deki akıl hastası te-
riminin “bir kimsenin sadece görüş ve tutumunun belirli bir toplumda hüküm süren
normlara aykırı olması nedeniyle,kendisinin zorunlu kapatılmaya tabi tutulmasına
izin verecek şekilde yorumlanamaz”); Doğru, 2003, s. 332; benzeri karar için bkz.,
Wassink/Hollanda, 27.9.1990.
42
Kemmache/Fransa, 3-24.11.1994; Bozano/Fransa, 18.12.1986; Gözübüyük - Gölcüklü,
2003, s. 226-227.
43
Quinn/Fransa, 22.3.1995; Labita/İtalya, 6.4.2000; Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 227.
44
De Wilde, Ooms et Versyp/Belçika, 18.6.1971; Neumeister/Avusturya, 27.6.1968;
diğer kararlar için bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 227.
45
Kararlar için bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s.227-228; Engel ve diğerleri,
8.6.1976.
46
Komisyon kararı, H. Krzycki/Almanya, 9.3.1978, No: 7629/76.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 211
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
sonra ikinci derece mahkemesi tarafından tutukluluğunun devamına karar
verilen biri hakkında artık yakalamayla ilgili (c) bendi değil, mahkumiyetle
ilgili (a) bendi uygulanacaktır.
47
Ancak ilk derece mahkemesinin mahkumi-
yet hükmünden sonra da tutukluluk durumu devam ediyorsa, bu durumda
5/3 değil, 50/1a hükmünün uygulanması gerekir.
Sözleşme’nin 5. maddesi yabancı mahkeme kararları için, koşulların
varlığı halinde, ülkede infazına engel değildir;
48
ancak bunun için özgür-
lüğü kısıtlayıcı cezanın dayanağı olan mahkeme kararının adil yargılanma
hakkını ihlal etmemiş olması şarttır.
49
b. AİHS’nin 5/1b maddesi ile ilgili kararlara gelince, bu bentte, “bir
mahkeme tarafından yasaya uygun olarak bir karara uymama” ve “yasal bir yü-
kümün yerine getirilmesini sağlamak amacı ile kişinin tutuklanması” şeklindeki
özgürlük kısıtlamaları yer almaktadır.
Birinci durumda kararı bir mahkemenin vermesi esastır. Mahkemenin
ne olduğu ise, AİHM tarafından, “bağımsız ve tarafsız ve aynı zamanda, adil
bir yargılama usulü güvencesine sahip yargı makamı” olarak tanımlanmıştır.
50
Buradaki mahkeme kararı, davanın esası hakkındaki mahkumiyet hükmü
dışında kalan ve maddenin fıkrasının diğer bentlerindeki kararlardan başka
kararlardır. Bu kararlar arasında duruşmanın selameti için mahkemece
alınan disiplin cezalarına ilişkin kararlar da yer almaktadır. Örneğin; bun-
lar, bir hukuk mahkemesi kararının infazını sağlayıcı ceza olabileceği gibi,
nafaka borcunun ödenmemesi, ayrılan eşlerden birinin çocuk ile diğer tarafı
görüştürmemesine engel olunmasını sağlayan kararlar veya mal beyanın-
dan imtina, kan testi yapılmasına engel olma gibi kararlar ile
51
sanık veya
tanıklara ilişkin özgürlüğü kısıtlayıcı kararlardır.
52
İkinci durumla ilgili kararlar ise, yasanın öngördüğü ve yerine geti-
rilmesini emrettiği somut bir yükümün yerine getirilmemesi hali için öz-
gürlükten yoksunluk kararlarıdır. Ancak 4 nolu protokolle benimsenen,
hiç kimsenin yalnızca Özel Hukuk Sözleşmesi’nden doğan bir yükümü
yerine getirmemiş olması nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılama-
yacağı hususu gözetilerek, bu tür kararlar bent kapsamında değerlendi-
rilemeyecektir.
47
Mutatis Mutandis Herczegfalvy/Avusturya, 24.9.1992; Wynne/İngiltere, 18.7.1994.
48
Kom. K., X/Almanya, 14.12.1963, No: 1322/62, Ann. 6, s. 517.
49
Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 228’de AİHM’nin 458 numaradaki içtihatları.
50
De Wilde, Ooms et Versyp/Belçika, 18.6.1971; Engel ve diğerleri/Hollanda,
6.6.1976.
51
Kom. K., X/Avusturya, No: 8278/78.
52
Lawless/İrlanda, 1.7.1961; Guzardi/İtalya, 6.11.1980.
212 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
Yakalama ve tutuklama sonucu kişinin bulunduğu yerdeki hareketi de
önem kazanmaktadır. Yani özgürlükten mahrumiyet üzerine kişinin yine
de özgürlüğüne değer verilmesi gerekir.
c. Sözleşme’nin 5/1c hükmü, ceza yargılamasıyla ilgilidir. Bu nedenle,
(c) bendinin kişinin bir suç işlediği iddiasıyla “geçici olarak yakalanması”,
“geçici olarak gözaltına alınması” ve “tutuklanması” hususları bakımından
dikkate alınması gerekir. Burada, bir kimsenin belli bir suçu işlediği husu-
sunda hakkında “makul şüphe” bulunması, veya bir suçu işlemesi kuşkusu
bulunan yahut suçu işledikten sonra kaçmasına engel olunması gereği
inancını doğuran makul nedenlerin bulunması durumlarında kişinin adli
mercii önüne çıkarılması için yakalanması veya tutuklu durumda bulun-
durulması söz konusudur.
Kişinin bu nedenlerle yakalanmasından sonra, özgürlüğünden yok-
sunluğunun sürdürülebilmesi için, kaçma tehlikesinin bulunması veya suç
işleme riskinin varlığı yanında başka hususların da göz önünde bulundu-
rulması gerekebilir. Örneğin; bunlardan başka, delillerin yok edilmesi veya
karartılması tehlikesi de söz konusu olabilir.
Ancak yakalama veya tutma, her koşulda, kişinin yetkili bir adli merciin
önüne götürülmesini amaçlamak zorundadır. Zira, yakalama veya tutuk-
lamadan sonra kişi hakkında ceza kovuşturmasına geçilip geçilmemesi,
adli mercii önüne götürülmesinden ayrı bir sorundur. Buradan şu sonuca
ulaşabiliriz, kişi hakkındaki yakalama veya tutuklamaya rağmen ceza
kovuşturmasına geçilmemesi, bu önlemlerin Sözleşme’ye aykırı olduğu
anlamına gelmez.
53
Buradaki adli merciin, içi hukuk tarafından belirlenmiş, yargıç olmasa
bile, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi yargıçlık güvencelerine sahip olması
şarttır.
54
AİHM’nin denetimi, adli merciin, Sözleşme’nin 5/1c maddesinde belir-
tilen koşullara uygun işlem yapılıp yapılmadığını, denetleyip denetlemediği
hususu ile sınırlı olup, kendisini ulusal mahkemenin/merciin yerine koyup
onun kararının yerine yeni bir karar vermek şeklinde değildir.
Sözleşme’de yakalama ve tutuklama nedenleri sayıldığından, bu ne-
denler dışındaki amaçlarla örneğin; sırf kendisinden bazı bilgiler alınması
amacıyla kişinin tutulması Sözleşme’ye aykırıdır.
55
53
Chiulla/İtalya, 22.2.1989; Brogan/İngiltere,29.11.1988; Murray/İngiltere, 28.10.1994;
Erdagöz/Türkiye, 22.10.1997; Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 230.
54
Bkz., AİHS, m. 5/3.
55
İrlanda - İngiltere, Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, 131.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 213
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Kişinin suç işlediği şüphesi ile kaçmasının önlenmesi dışında kalan,
“suç işlenmesinin önlenmesi” amaçlı özgürlük kısıtlaması olup, bu hemen her
olayı bahane ederek başvurulabilecek bir önlem olmayıp, somut koşullara
göre, belli bir suçun gelecekte işlenmesinin önlenmesi amacıyla başvurulan
bir tedbirden ibarettir.
56
AİHM’nin burada, özgürlükten yoksunluğun da
makul süreyi aşıp aşmadığı hususunu denetleyecektir. Bu tedbirin, yine
suç işleyebilir şeklinde değerlendirilip, yeniden peş peşe uygulanması
doğru değildir. Çünkü böyle bir anlayış bizi, bir suç işleyenin yeniden suç
işleyebileceği ve bu nedenle özgürlüğünün kısıtlanması gerekire götürür
ki, Sözleşme’nin bunu öngördüğünü söyleyemeyiz. Ancak her üç durum
için de özgürlük kısıtlamasına gidilebilmesi için somut makul nedenlerin
bulunması gerekir. Mahkeme bunu, ilgili kişinin atılı suçu işlediğinin
mümkün olduğu konusunda objektif bir gözlemciyi iknaya yeterli olay
ve bilgilerin olması şartına bağlamaktadır. Bu nedenle makul olmanın
her somut olayın tüm özelliklerinin dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.
Burada sadece gerçek ve samimi şüpheden değil, makul şüpheden, makul
sebeplerden söz edilmektedir. Yani objektif ve sübjektif olarak makullüğü
aranmaktadır.
57
AİHM, Sözleşme’yi yorum ve denetim yetkisine sahip ol-
ması nedeniyle, makullüğü denetleyebilmekle beraber, bunu, ulusal takdir
marjını da dikkate alıp, ulusal mahkemenin yerine geçmek suretiyle değil,
ulusal merci tarafından yapılan durum değerlendirmesinin makul ve geçerli
olup olmadığını saptama şeklinde yapmaktadır.
58
Mahkemeye göre, yakalama veya tutuklamadaki makul şüphenin
kamu davası açılmasına yeterlilikte olması gerekmez.
59
Yani yakalama ve
tutuklama ile ilgili olarak makul şüphenin varlığı için, kişinin o suçu işle-
miş olabileceği konusunda, objektif bir gözlemciyi iknaya yeterli olgu ve
bilgilerin mevcut olması yeterlidir.
60
Zira kişinin yakalanması veya tutuk-
lanması, yetkili makam önüne götürülmesini amaçlar. Yetkili makama sevk,
özgürlük kısıtlamasının hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesinin
yanında (bkz., m. 5/3), duruma göre salıverilme veya makul sürede yar-
gılanmayı da amaçlar.
61
Burada 5/1c ile 5/3’ün birlikte değerlendirilmesi
gerekir. Çünkü, Sözleşme’nin 5/1c maddesindeki koşullara göre özgür-
lüğünden yoksun kılınan bir kimsenin, 5/3. madde gereğince özgürlük
kısıtlamasının hukuka uygunluğunun denetlenmesi amacıyla yetkili bir
adli mercii önüne çıkarılmasının yanında, makul sürede yargılanmasının
bitirilmesi veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmasının sağlan-
56
Güzzardi/İtalya, 6.11.1980.
57
Bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 231’deki kararlar.
58
Fox, Cambell et Hartley/İngiltere, 30.8.1990.
59
Brogan ve diğerleri/İngiltere, 29.10.1988.
60
Murray/İngiltere, 28.10.1994.
61
Lawless/İrlanda, 1.7.1961; İrlanda/İngiltere, 18.1.1978; Schicsser/İsviçre, 4.12.1979.
214 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
ması söz konusudur. Bu nedenlerle, maddenin (c) bendindeki özgürlükten
yoksunluk, bir ceza kovuşturması aşamasında ve bu kovuşturmanın gereği
olarak özgürlükten yoksunluktur. Yani kişinin bir kovuşturma nedeniyle
özgürlüğünden yoksun kılınması (c) bendine girmekle beraber, kovuşturma
bitirilip anılan kimse hükümlü statüsüne girer ve tutukluluğu hükümle
birlikte devam ederse, durumu (a) bendine ve akıl hastalığı nedeniyle ceza
sorumluluğu bulunmayan, tedavi amacıyla akıl hastanesinde bir kliniğe
kapatılan kimsenin durumu ise (e) bendine girer.
62
d. Sözleşme’nin 5/1d bendinde, iki husus söz konusudur. Birincisi,
bir küçüğün gözetim altında eğitimi, yani bir iyileştirme önleminin yerine
getirilmesi; ikincisi, kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne
uygun olarak özgürlüğünün kısıtlanmasıdır.
Birinci durumda, küçüğün rüşt yaşı, gözetim altında eğitimi ve öz-
gürlük kısıtlamasında önüne götürüleceği merciin belirlenmesinde ulusal
yasa uygulanır. Ulusal yasada yer alacak önlemin, özgürlük kısıtlama-
sında güdülen amaca uygunluğu şarttır. Küçüğün iyileştirilmesi lehine
olduğundan, bunun için başlangıçta kararın yargıç tarafından verilmesi
gerekmez. Ancak alınan önlemle ilgili olarak 4. fıkra gereğince yargıç de-
netimi mümkündür.
63
İkincisinde ise, küçüğün herhangi bir konuda karar alınması için yetkili
merciin önüne götürülmesi amacıyla özgürlüğünden yoksun bırakılması
söz konusudur. Bu hale örnek olarak, küçüklerin suç eğilimlerinden kur-
tarılması gösterilebilir.
64
e. Sözleşme’nin 5/1e bendinde de ikili ayrım yapmak mümkündür.
Birinci grupta, bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının,
bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin tedavi veya iyileştirme
amaçlı özgürlüğünün kısıtlanması yer almaktadır. Buradaki akıl hastalığı,
düşünce bakımından topluma ters düşen kişiyi değil, tıbbi anlamda bir
marazı olan kimseyi ifade etmektedir. Akıl hastalığı nedeniyle özgürlük
kısıtlamasıyla ilgili olarak AİHM, gerek şekil ve gerekse esasa ilişkin ola-
rak ulusal mevzuatın uyması gereken kuralları belirlemiştir. Buna göre,
kişinin durumu, (1) objektif ve tıbbi bir ekspertizle saptanacak, (2) gerçek
akıl hastalığının saptanması durumunda kapalı bir kuruma (psikiyatri kli-
niği gibi) konması
65
ve (3) hastalığın ağırlık ve niteliğinin böyle bir önleme
başvurmayı gerekli kılması gerekir.
62
Herczegfalvy/Avusturya, 24.9.1992.
63
Bouamar/Belçika, 29.2.1988.
64
Gözübüyük/Gölcüklü, 2003, s.233.
65
Verbanon/Bulgaristan, 15.10.2000.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 215
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Mahkeme kişinin bu önlem nedeniyle konacağı yerin nasıl olması ge-
rektiği üzerinde de durmuştur. Mahkemeye göre, akıl hastalığı nedeniyle
kişinin konacağı yerin, ancak hastane ve benzeri bir kurum olması gerekir.
Bu kurumun yine de, fiziki koşulları itibariyle de uygun olması gerekir;
aksi takdirde Sözleşme’nin 3. fıkrasındaki kurala aykırılık söz konusu
olabilir.
İkinci grupta ise, bir serserinin usulüne uygun olarak tutuklu durumda
bulundurulması yer almaktadır. Aslında bu halde de kişinin iyileştirilmesi
amaçlanmaktadır. Çünkü, suç işleme eğilimi taşıyan kimsenin bu meylinin
ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Sözleşme’de serserinin tanımı yok
ise de, AİHM bir içtihadında,
66
Belçika Ceza Yasası’nın 374. maddesindeki
düzenlemeyi Sözleşme’ye aykırı bulmamıştır. Ancak, kriminolojide serseri
kavramı, Belçika Ceza Yasası’nda belirtildiği gibi,suç öncesi evreyi belirle-
mekte olup, belli bir ikametgahı veya meskeni bulunmayan, bir meslek ve
sanatı olmayan, geçim olanaklarına sahip olmayan kimseleri ifade etmek
için kullanılmaktadır. Fakat, suç öncesi tehlike halinin başka şekilde orta-
ya çıkış biçimlerinden hareketle geniş yorum veya kıyas yoluyla serseri
kavramı içerisinde değerlendirilmesi yoluyla, örneğin bir mafya üyesinin
toplum için tehlikeli oluşunu da bu kavram içerisinde değerlendirmemek
gerekir.
67
Kuşkusuz sosyal devlet anlayışının benimsendiği bir dünyada serseri
kavramının içeriğinin değiştirilmesi ile serseri olarak nitelenenlerin sayı-
larının azaltılması devletlerin görevleri arasındadır.
f. Sözleşme’nin 5/1f bendinde söz konusu olan husus, bir kişinin usu-
lüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konması veya kendisi hakkında
sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle
usulüne uygun olarak yakalanması veya tutuklu durumda bulundurul-
masına izin verilmesidir. Maddenin bu bendinde sözü edilen yakalama
veya tutuklama önleminin usulüne uygun olduğunun kabulü için, yapılan
işlemin hem şeklen hem de esas bakımından ulusal ve gerekiyorsa ulusla-
rarası mevzuata uygun olması gerekir.
AİHM’ye göre, bu bent hükmüne göre gerçekleştirilecek tutuklama,
sadece bu bent hükmünde belirtilen amaçlara yönelik işlemlerin gerektir-
diği zaman dilimi için meşru kabul edilebilir. Yani bir kimsenin, kendisini
isteyen ülkeye iade edilmek üzere bir başka ülkede tutuklanması ve iadeye
ilişkin işlemler için gerekli olan süreden uzun süre özgürlüğünden yoksun
kılınması fıkraya aykırılık oluşturur.
68
66
De Wilde, Ooms et Versyp/Belçika, 18.11.1978.
67
“Zorunlu ikamete tabi tutma önlemi”nin uygulanabilirliği hk. Guzzardi/İtalya,
6.11.1980; Liberti/İtalya, 23.2.1984.
68
Quinn/Fransa, 22.3.1995.
216 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
69
Bozano/Fransa, 18.12.1986; Benzeri değerlendirme için bkz.Komisyonun X/İngiltere
(5.5.1982) kararı.
70
Amuur/Fransa, 25.6.1996; Grauslys/Litvanya, 10.10.2000.
71
Kolompar/Belçika, 24.9.1992.
AİHM, iade işlemi bahanesiyle, ama gerçekte kişinin sınır dışı edilme-
sinin etkililiği ve kolaylığından istifade edilerek, kişinin bu bent hükmü
gereği tutuklanmasını (f) bendine aykırı bulmuştur.
69
Diğer taraftan, yabancıların ülkeye giriş ve orada oturma koşullarının
belirlenmesi o ülkenin serbestçe takdir edebileceği bir husus olmakla be-
raber, bu yetkinin kullanım biçiminin AİHS’ye uygun olması şartı aran-
maktadır.
70
Ayrıca, ülkeye girişin engellenmesi ve sınır dışı etme önlemleri ile ilgili
güvenceler ve istisnalar için 4 nolu ek protokolün 3 ve 4. maddeleriyle 7
nolu ek protokolün 1. maddelerine göz atmak gerekir. 4 nolu ek protokole
göre, hiç kimse “vatandaşı olduğu devletin ülkesinden bireysel olarak veya topluca
sınır dışı edilemez; vatandaşı olduğu devletin ülkesine girme hakkından yoksun
bırakılamaz” (m. 3); “yabancıların topluca sınır dışı edilmeleri yasaktır” (m. 4).
7 numaralı ek protokolün 1. maddesine göre ise, bir devletin ülkesinde
meşru olarak ikamet eden bir yabancı, yasaya uygun olarak verilmiş bir
mahkeme kararı dışında sınır dışı edilemez. Bu şekilde verilen bir sınır dışı
etme kararına karşı da kişinin, sınır dışı etmenin yerinde olmadığına ilişkin
sebeplerini ileri sürebilmek amacıyla durumunun yeniden incelenmesini
isteyebilme hakkı vardır. Bunu sağlayabilmek için kişi,yetkili makamlar
nezdinde kendisini temsil ettirme hakkına sahiptir. Bu sınır dışı etme işle-
mi kamu düzeni veya ulus güvenliğinin korunması nedenleri bakımından
gerekli ise, bu durumda kişi sınır dışı edilme işlemine karşı başvuru hak-
kını kullanmadan önce sınır dışı edilebilecektir. Burada hak kullanımının
sınır dışı etmenin fiilen yerine getirilmesinden sonraya bırakılabilmesi için,
“kamu düzeni” ve “ulusal güvenliğin korunması” hususlarının çok ivedilik
taşıması ve belgelenmesi gerekir. Aksi takdirde keyfilikten söz edilebilir
ve bu durum kişi özgürlük ve güvenliğinin ihlali olur.
71
2. Özgürlüğü Kısıtlanan Kişinin Hakları
a. 5/2. Madde İle İlgili Kararlar
Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası, hakkında aynı maddenin 1. fık-
rası gereğince işlem yapılan kişinin, yapılan bu tutuklama işleminin ya-
pılmasını gerektiren nedenler ile yapılan suçlamaların “en kısa bir zamanda
ve anlayacağı bir dil ile kendisine bildirileceğini” emretmektedir. Fıkrada yer
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 217
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
alan düzenleme, bir yandan olası maddi hataların bertaraf edilmesinin, bir
yandan da, maddenin 4. fıkrasındaki “itiraz” hakkının etkin kullanılabil-
mesinin sağlanmasını amaçlamaktadır.
72
Buradaki güvence, özellikle suç kovuşturması ve polis tarafından
gerçekleştirilen gözaltına alma sırasında önem arz etmektedir. Çünkü, bu
güvence, kişiye tanınan ve güvenliğinin vazgeçilmez unsurunu oluşturan,
birinci fıkrada öngörülen tüm haller için geçerlidir.
73
Zira kişinin tutul-
masının hemen akabinde ve tutulma boyunca bu güvence büyük öneme
sahiptir.
74
Komisyona göre, kişiye yapılacak bildirimin içeriği, amaçla sınırlı ol-
duğundan, bu bildirimin içeriği 6/3a‘daki savunmanın hazırlanması amaçlı
bildirimden hem farklı, hem de daha dardır. Buradaki bildirim herhangi
bir şekil şartına bağlı değildir;
75
önemli olan bildirimin en kısa sürede
gerçekleştirilmesidir. Bu bildirimin savunma amaçlı olmayıp, suçlamanın
ne olduğunun bildirilmesi amaçlı olması nedeniyle, ilk etapta soruşturma
dosyasının ilgili kişi tarafından incelenmesinin sağlanması amaçlanma-
maktadır. Ancak daha sonraki ve nihai amacın soruşturma dosyasının
incelenmesi ve savunma olduğu kuşkusuzdur.
Bununla beraber, bildirimin içeriği, her somut ve özel duruma göre,
habeas corpus güvencesinin gerektirdiği açıklığa sahip olmalıdır.
76
Çünkü, özgürlük kısıtlaması ve bunun dayanağı ile ilgili işlemin duyu-
rulmasının ilk hedefi bu kısıtlamanın sona erdirilmesinin sağlanmasıdır.
Burada yer alan kısa süre deyimi, hemen demek olmamakla beraber,
sürenin gereksiz şekilde uzun tutulması da değildir. Sürenin her somut
olay için ayrı ayrı dikkate alınacağı kuşkusuzdur. Ancak, bunun mümkün
olan en kısa süre olarak anlaşılması gerekir.
Tutuklamanın tutuklanan kişinin anlayacağı dille bildirilmesi gerekir.
Birden fazla dil bilenler için, bildirimin içerik ve konusunu anlayabileceği
herhangi bir dille bildirim yeterlidir. İlgilinin anlamadığı dille bilgilen-
dirilmesinin maddenin amacı ile ilgisi olamaz. Anladığı dilin hangi dil
olduğunun belirlenmesi, kişinin ifade alma ve diğer işlemler sırasında anla-
şılan durumuna göre belirlenmesi gerekir. Yaşadığı/vatandaşı olduğu ülke
dilinden diploması olanların o dili bilmedikleri iddiasının hakkın kötüye
kullanımı (Sözleşme, m. 17) olarak değerlendirilmesi gerekir.
72
X/İngiltere, 5.11.1981; Van der Leer/Hollanda, 21.2.1980; Lamy/Belçika, 30.3.1989.
73
Campbell ve Hartley/İngiltere, 30.8.1990.
74
Dikme/Türkiye, 11.7.2000.
75
İrlanda/İngiltere, 18.1.1978.
76
Lamy/Belçika, 30.3.1989; Murray/İngiltere, 28.10.1994.
218 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
b. 5/3. Madde İle İlgili Kararlar
Beşinci maddenin 1. c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yaka-
lanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli
görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sı-
rasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada
hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir. Burada amaç, yasal
dayanağı olmayan ve gereksiz olan tutuklamanın önlenmesidir.
77
Görüldüğü gibi Sözleşme, kişinin yakalanma ve tutuklanma ile ilgili
tüm koşulların gerçekleşmesi nedeniyle tutuklanmış olmasına rağmen,
kişiye birtakım haklar tanımıştır. Bunlar: (1) Tutuklama nedenlerinin ve
isnadın sanığa en kısa sürede bildirilmesi, (2) sanığın hemen bir yargıç
veya adli görev yapmaya yasanın yetkili kıldığı bir memur huzuruna
çıkarılması ve tutukluluğunun makul süreyi aşmamasının sağlanması,
(3) sanığın tutuklama ve yakalamanın yasaya uygunluğunun denetimini
sağlamak için yargı yoluna başvurma hakkı, (4) yakınlarına durumuyla
ilgili bilgi verilmesi hakkı.
Fıkranın yazılışından anlaşıldığı üzere buradaki düzenleme, 1. fıkranın
(c) bendi ile bütünlük oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu fıkranın, 1/c hükmü
dışında kalan diğer hükümlerle birlikte uygulanması söz konusu değildir.
78
Fıkrada geçen yargıç deyiminin ne olduğu hususunu Sözleşme açık-
lamamakla beraber, mahkeme, yargıcı, yasanın kendisine verdiği görevin
gerektirdiği güvencelere sahip olan görevli olarak açıklamaktadır. Adli
görevin gerekli kıldığı ilk güvence, görevlinin öncelikle yürütme organı
karşısında bağımsızlığının sağlanmasıdır. Bu nedenle savcının da güvenceli
olduğu ifade edilmektedir.
79
Ancak savcının yargıç sayılması mümkün olmadığı gibi, adli görev
kavramı yargısal görev kavramından farklı ve daha geniş kapsamlıdır.
80
Adli görevlinin öngörülmesi ve başvurunun amacı göz önünde bulun-
durulduğunda, görevlinin güvenceli olmasının yanı sıra, ilgiliyi salıvermeye
77
McGoff/İsveç, 26.10.1984; Shoogström/İsveç, 2.10.1984.
78
Lawless/İrlanda, 1.7.1961; İrlanda/İngiltere, 18.1.1978; Schiser/İsviçre, 4.12.1979; De-
wilde, Ooms et Versyp/Belçika, 18.6.1974; B./Avusturya, 28.3.1990; Quinn/Fransa,
22.3.1995.
79
Niedbala/Polonya, 4.7.2000.
80
Huber/İsviçre, 23.10.1990; Schiesser/İsviçre, 4.12.1979; Brincat/İtalya, 26.11.1992;
Jordan/İngiltere, 14.3.2000; Sabeur Ben Ali/Malta, 15.6.2000.
81
Schiesser/İsviçre, 4.12.1979; Van der Sluijs, Zuiderveld et Klape/Hollanda, 22.5.1984;
Duinhof et Duijf/Hollanda, 22.5.1984; Pauwels/Belçika, 26.5.1988; Grauzinis/
Litvanya, 10.10.2000; Wloch/Polonya, 19.10.2000.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 219
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
de yetkili olması gerekir. Bu nedenle güvenceli olmak koşuluyla, yargıç
dışında kalan adli görevliler de bu işte yeterli görülmekteler.
81
Burada geçen “hemen” kavramını gereksiz gecikmeye sebebiyet ver-
meksizin şeklinde anlamak gerekir. AİHM, Brogan davasında dört gün altı
saat ve dört gün on bir saatlik süreleri, bir başka kararında da yedi günü
aşan süreyi somut durumun özelliklerine göre gerekmeyen uzunlukta bul-
muştur.
82
Her olayın özelliği farklı olmakla beraber, gözaltı bakımından,
vicdani redci asker kişilerin 7, 11 ve 16 günlük,
83
11 ve 12 günlük,
84
3 ve 5
günlük
85
süreler ihlal olarak kabul edilmiştir.
Yine bir kararda vergi kaçakçılığı suçu nedeniyle 2 yıl 4 aylık tutuk-
luluk süresi ihlal olarak kabul edilmiştir.
86
Buradan çıkan sonuca göre,
Sözleşme’nin bu fıkrası, tutuklama veya yakalama işleminin denetlenmesi
bakımından, konuya verilen önem nedeniyle, bu özgürlük kısıtlamalarını,
suç yargılamasında hemen hemen istisnai bir önlem olarak düzenlemiştir.
Bu husus hem makul sürede yargılanma, hem de yargılama sırasında serbest
bırakılmanın sağlanması için bir hak olarak kabul edilmiştir.
Buradaki “makul süre” ilk derece mahkemesindeki yargılama ile ilgili
aşama bakımındandır; istinaf ve temyizde geçecek olan süre, “makul süreye”
dahil değildir.
87
Ancak ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünden
sonra da tutukluluk durumu devam ediyorsa, bu durumda 5/3 değil 5/1a
hükmünün uygulanması gerekir. Asıl olan masumluk karinesi olduğundan,
yargılama süresi boyunca tutukluluğun devamına karar vermeye gerek yok-
tur. Zira tutuklama yargılamanın rahat yürütülebilmesi için kabul edilmiş
geçici önlemdir; bu önlemin cezaya dönüştürülmesi yerinde değildir. Bunu
göz önünde tutan AİHM yerleşik içtihatlarında, ulusal mercilerin her somut
olayda kişinin tutukluluk halinin makul süreyi aşıp aşmadığı hususunda
karar verirken, masumluk karinesini göz önünde tutmak suretiyle, kişi
özgürlüğüne istisna getirmeyi meşru kılan bir kamu yararının var olup
olmadığının tespitine gerekçe oluşturacak tüm hususları incelemek zorunda
olduklarına işaret etmektedir. Dolayısıyla ulusal adli merciiler, ilgililerin
salıverilme istekleri ile ilgili olarak red kararı verirlerse, red gerekçelerinde
kamu yararının ne olduğunu açıkca belirtmek zorundadırlar. AİHM, ulusal
mercilerin, salıverilme isteğinde ileri sürülen ve yalanlanamayan olguları
82
Kararlar için bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, 238.
83
Dejong, Baljet ve Van Den Brink/Hollanda (22.5.1984,8805/79).
84
Duinhof ve Duijf/Hollanda (22.5.1984,9626/81).
85
Van Der Sluijs, Zuiderveld ve Klape/Hollanda (22.5.1984,9362/81).
86
Neumeister/Avusturya (27.6.1968) kararı.
87
Wemhoff/Almanya, 27.6.1968; Van Droogenbroeck/Belçika, 24.6.1982; A./Avusturya,
28.3.1990; Labita/İtalya, 6.4.2000.
220 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
dikkate almak suretiyle 5. madde hükmünün ihlal edilip edilmediğine
karar vermektedir.
88
AİHK ve AİHM’nin “makul süre” ile ilgili olarak ortaya koydukları
diğer bir ilke ise, tutuklama önlemi için gerekli olan sanığın suç işlediği
konusunda kuvvetli emarelerin varlığı olmakla beraber, bunun başlangıçta
aranmasına karşın, belli bir süre sonunda yeterli olmayacağı ve bunun tek
başına tutukluluk için gerekçe oluşturmayacağı hususudur. Zira başlangıç-
ta, sanığın kaçma veya delilleri karartma ya da yok etme tehlikesinin varlığı
yahut kamu düzeninin korunması gibi hususlar tutuklamaya karar verilme-
si için yeterli görülmekle beraber, yargılama devam ederken bu koşulların
bir aşamada son bulması gerekeceğinden, yargılamanın hızlandırılması
suretiyle buna son verilmesinin sağlanıp sağlanmadığı hususu üzerinde
durulmaktadır.
89
Yani ulusal adli mercilerin, sanığın tutuklanması ile ilgili
olarak verdikleri kararlar yerinde olsalar da, yargılamanın sürüncemede
bırakılması nedeniyle sanıkların tutukluluklarının devamına ilişkin karar-
ları bakımından AİHM ihlal kararı vermektedir.
90
Çünkü, tutukluluk süresi
uzadıkça, 5. maddeyle getirilen güvence özgürlük aleyhine bozulmakta
olduğundan, başlangıçtaki kısıtlama nedenleri artık varlıklarını yitirecek-
lerdir. Kişi güvenliğinin önemi nedeniyle, özgürlük kısıtlamasının kısıtlama
amacıyla sınırlı olması gerekir. Sözleşme’nin 5/1c bendindeki “makul şüphe”
tutukluluğun devamı için zorunlu bir koşul olmakla beraber, bu şüphe yok
olmuşsa, tutukluluğun da sona ermesi gerekecektir. Yani “makul şüphe” sona
ermişse, tutuklulukla ilgili “makul süre” sorunu da kalmayacaktır.
91
Tutukluluktaki “makul süre” ile, yargılamayla ilgili 6. maddedeki “yar-
gılamada makul süre” farklıdır. Kimi nedenlerle yargılama uzun sürmüş
olabilir ve bu husus 6. maddeye aykırılık oluşturmayabilir; buna karşılık
tutukluluğun sürdürülmesindeki uzun süre hoşgörüyle karşılanmamakta-
dır.
92
Ancak, yargılama ve tutuklamada makul sürelerin değerlendirilme-
sinde, sanığın ve görevli makamların davranışı ile soruşturma konusunun
karmaşıklığı gibi nedenlerin dikkate alındığına da rastlanmaktadır.
93
Buradaki tutuklulukta makul sürenin aşılması ile maddenin 5. fıkra-
sındaki madde hükümlerine aykırılık nedeniyle tazminat isteme hususları
birbirinden farklıdır.
94
88
Konuyla ilgili kararlar için bkz., Gözübüyük - Gölcüklü, 2003, s. 238-239.
89
Türkiye ile ilgili kararlar: Mansur, 8.6.1995; Yağcı ve Sargın, 8.6.1995.
90
Stögmüller/Avusturya, 10.11.1969.
91
B./Avusturya, 28.3.1990; W./İsviçre, 26.1.1993.
92
Stögmüller/Avusturya, 10.11.1969; Matznetter/Avusturya, 10.11.1969.
93
Wemphoff/Almanya 27.6.1968 B./Avusturya, 28.3.1990; Toth/Avusturya,12.12.1991;
Tomasi/Fransa, 27.8.1992; W./İsviçre, 26.1.1993; Punzeit/Çek Cumhuriyeti, 25.4.2000;
Labita/İtalya, 6.4.2000.
94
Tomasi/Fransa, 27.8.1992.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 221
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Beşinci maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesine göre, sanığın yargı-
lama sırasında kaçmasının önlenmesi amacıyla, salıverme bir güvenceye de
bağlanabilir. Özgürlük asıl olup, tutuklama istisnai bir önlem olduğundan,
tutuklamanın alternatifinin olduğu hallerde alternatifinin seçilebilmesi için,
salıvermede bir güvenceye başvurulabilmesi düşünülmüştür. Bu nedenle
Mahkeme, güvenceye bağlı salıverme istemlerinin sistematik biçimde red-
dedilmesini 3. fıkranın ihlali olarak kabul etmektedir.
95
AİHM’yse bu tür özgürlük kısıtlamalarının uzamasında da ulusal
mercilerin elinde olmayan nedenleri de dikkate almak suretiyle, bir marj
tanımaktadır. Bu nedenle, işin karmaşıklığı veya somut olayın olağanüstülü-
ğünü göz önünde bulundurmaktadır. Örneğin; bir davada,
96
sanığın kişiliği
ve dava konusunun özellikleri dikkate alınıp, dört yıl üç günlük tutukluluk
süresini, komisyonun aksi görüşüne rağmen, “makul” kabul etmiştir.
Tutuklama, işlenen suçtan doğan zararın tamir ve tazmini amacıyla
olmayıp, sanığın duruşmada hazır bulundurulmasının sağlanması amacını
taşıdığından, güvence miktarı saptanırken işlenen suçun ağırlığının değil,
sanığın kişisel durumunun her yönüyle incelenmek suretiyle, kaçması
halinde hazineye gelir kaydedilecek paranın o’nda bırakacağı etkinin göz
önünde bulundurulması zorunludur.
97
Salıvermek amacıyla sanıktan is-
tenen kefaletin, sanık üzerinde makul düzeyde güvenliği sağlamak için
gerekenden daha ağır bir yük oluşturmaması gerekir. Bunu sağlamak
için sanıktan istenebilecek teminat miktarının sanığın serveti üzerinde
bırakacağı etki ve teminatla salıvermede sanığa kefil olacak kişi ile sanı-
ğın arasındaki kişisel ilişkinin yoğunluğunun dikkate alınarak verilmesi
gerekir. Yani gerek kefaletin miktarı ve gerekse kefil olacak kişi ile sanığın
bağlantısının yoğunluğunun sanığın kaçmasına ihtimal bırakmayacak
düzeyde olması gerekmekle beraber, kefalet miktarının yeterlilikten fazla
da olmaması gerekir. Bu nedenle, sanığın kaçma ihtimalinin çok yüksek
olduğu durumlarda, kefalet miktarının çok düşük olması da davanın seyrini
olumsuz yönde etkileyeceğinden, bunun da kabul edilmemesi gerekir. Ni-
tekim, AİHM’yse başvuru sahibinin işlediği suçun ağırlığı ve sanığın kaçma
ihtimalinin yüksekliğini gözeterek, salıverme talebinin reddedilmesini 5/3.
maddeye aykırı bulmamıştır.
98
95
Caballero/İngiltere, 8.2.2000.
96
W/İsviçre, aksi görüşte karar da var. Bkz., Punzelt/Çek Cumhuriyeti, 25.4.2000.
97
Neumeister/Avusturya, 27.6.1968.
98
Punzelt/Çek Cumhuriyeti, 25.4.2000.
222 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
c. Kişi Güvenliği İle İlgili Kararları (m. 5/4)
AİHS’nin 5. maddesinin 4. fıkrası gereğince verilen kararlarda, bu fık-
ranın öngördüğü denetimin, maddenin 3. fıkrasında sanıklar için öngörülen
denetimden tamamen bağımsızdır. 3. fıkrada yer alan denetim, bu fıkrada
yer alan “bu maddenin 1c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya
tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla
yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde
yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır.
Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağ-
lanabilir” biçimindeki düzenleme sadece suç işleyenlerle ilgili güvenceyi
içermektedir. Oysa, dördüncü fıkrada yer alan güvence ve denetim, hangi
nedenle ve şekilde olursa olsun, bütün özgürlük kısıtlamaları için koruma
öngörmektedir. Ancak üçüncü ve dördüncü fıkranın birlikte uygulanması,
gerektiğinde birinin diğerinin yerine uygulanması da mümkündür.
99
Çünkü
somut olaylarda bu iki fıkranın içiçelikleri söz konusudur.
AİHM “habeas corpus” yolunun açık olup olmadığını, sadece 5. madde-
nin 4. fıkrası bakımından değil, 5. maddenin 1. fıkrası yönünden inceleme
yaptığında da dikkate almaktadır.
100
Özgürlük kısıtlaması sonrası değişen koşullara göre durumun yeniden
gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü, tehlikeli durum var ve ortadan kalk-
mış, veya tedavi amaçlı özgürlük kısıtlamasına başvurulmuş olup iyileşme
sağlanmış olabilir. Bu hallerde yine 4. fıkra gereğince, belli aralıklarla duru-
mun yeniden gözden geçirilmesini isteme hakkı vardır. Bu konularla ilgili
kararlar, ceza sorumluluğu bulunmayan bir akıl hastasının önlem olarak
psikiyatri kliniğine veya bir mükerrer yahut suç işlemeyi alışkanlık haline
getiren suçlunun veya bir serserinin, örneğin; Belçika Sosyal Savunma Ya-
sası’ndaki düzenlemeye göre, bir eğitim kurumuna alınması; veya, bir akıl
hastasının iyileştirilmesi amacıyla hastaneye yerleştirilmesi; yahut, İngiliz
hukukunda yer alan bakanlık emrinde ömür boyu hapis (süresiz hüküm)
uygulamaları bu hususun örnekleridir.
101
99
Gözübüyük/Gölcüklü, 2003, s. 241; AİHM, De Jong, Baljet et Vanden Brink/Hollanda,
22.5.1984, A 78, 56-57.
100
De Wilde, Ooms et Versyp/Belçika, 18.6.1974 (bir kimsenin gözaltına alınması
veya tutuklanmasında 4. fıkra anlamında bir mahkemenin karar vermesi halinde
fıkrada öngörülen hukukilik denetiminin sağlanmış sayılacağına karar verilmiştir);
Winterwerp/Hollanda, 24.10.1979 (tutmaya karar veren makamın mahkeme niteliğine
sahip olması zorunluluğu ve 4. fıkranın öngördüğü usul güvencelerini taşıması ge-
rekmektedir); Doğru, 2003, s. 336; benzeri kararlar için bkz., Luberti/İtalya, 23.2.1984;
Bouamar/Belçika, 29.2.1988.
101
Van Droogenbreck/Belçika, 24.6.1982; De Vilde Ooms et Versyp/Belçika;
Winterwerp/Hollanda; Luberti/İtalya; E./Norveç, 29.8.1990; Bkz., Gözübüyük -
Gölcüklü, 2003, 241-242.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 223
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
d. Sözleşme’nin 5/5 Maddesi İle İlgili Kararlar
Sözleşme’nin 5. maddesi hükümlerine aykırı olarak yapılan özgürlük
kısıtlamalarının mağduru olan herkesin tazminat isteme hakkı vardır. Bu-
radaki tazminat, bu işlemden kaynaklanan maddi ve manevi zararların
tazminidir.
102
Sözleşme’ye taraf ülkelerin tazminatın nasıl belirleneceği
hususunu iç hukuklarında düzenlemeleri gerekir. İç hukukta gerçekleşti-
rilecek düzenlemenin güvenceli olması gerekir, aksi takdirde Sözleşme’ye
aykırılık söz konusu olur.
103
İç hukukta konuyla ilgili olarak yapılan başvurudan olumsuz sonuç
alan kimse, bu karara karşı AİHM’ne başvurmak suretiyle, iç hukuktaki
uygulamanın Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasına aykırılığının tespiti-
ni isteyebilir. Sözleşme’nin 5/5. maddesinde öngörülen tazminat, Sözleş-
me’nin genel hüküm niteliğindeki 41. maddesinden tamamen bağımsız
olup, 5. maddenin diğer fıkralarının ihlali ile ilgilidir. Ancak 5. maddedeki
özel düzenlemeye rağmen, koşulların varlığı halinde, bu konuda 41. mad-
denin uygulanması da mümkündür.
D. SONUÇ
Görüldüğü gibi, AİHS’nin 5. maddesindeki düzenleme kişi özgürlük
ve güvenliği bakımından önemli güvenceler getirmektedir. Sözleşme’de
yer alan kavramların anlam ve içeriğinin belirlenmesi yetkisi AİHM’ye ait
olduğundan, taraf ülkelerin iç hukuklarında Sözleşme’de yer alan kavram-
lara farklı anlamlar yüklense de, bunların Sözleşme’ye uygun olup olmadığı
hususundaki asıl yetki AİHM’nindir. Dolayısıyla iç hukuklarda Sözleşme
hükümlerinin yorumunda, AİHM’nin yorumları ve kavramlara yüklediği
anlamların dikkate alınması gerekir. Bu nedenle, AİHM kararlarının hu-
kukçulara ışık tutacağı kuşkusuzdur. Ancak, bu kavramların anlamlarında
AİHM kararlarının göz önünde bulundurulmasının yanısıra, taraf ülkele-
rin yerellik marjının da dikkate alınması ve iç hukukta uygulamacıların
karar ve işlemlerinde yerellik marjını çok iyi işlemeleri gerekmektedir. Bu
bakımdan, bilhassa mahkemelerimizin kararlarında, AİHM kararlarının
yerellik marjı ile ilgili kısımlarının gerekçelerinin mutlak surette işlenmesi
gerekir. Aksi takdirde AİHM’nin ihlal kararlarıyla karşılaşılır ki, bunun
ülkemize pahalıya mal olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Anayasa’nın
90. maddesine getirilen söz konusu ekten sonra, Anayasa hükümlerinin
bağlayıcılık ve üstünlüğü (m. 11) nedeniyle, Sözleşme hükümlerine ve
102
Reisoğlu, Safa, Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları, Beta Yayınları, İstanbul 2001,
s. 102.
103
Hood/İngiltere, 18.2.1999; Jordan/İngiltere, 14.3.2000.
224 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
dolayısıyla AİHM kararlarına uyulması yükümlülüğü, ülkemizin özgün
koşulları dikkate alınmak suretiyle ve varsa özgün koşullarla ilgili dü-
zenlemelerin Sözleşme’nin olur verdiği özel düzenlemelerle kıyaslanması
zorunlu ve gereklidir. Esasen Anayasa’daki bu değişiklik uygulayıcılara
Sözleşme’yi uygulama yükümlülüğü getirmekle beraber, yasama organının
yerellik koşullarını dikkate alan düzenlemelerinin gözden uzak tutulacağı
anlamına gelmez. Yerellik koşullarını dikkate almadan yapılacak uygu-
lamaların kimi durumlarda sıkıntılar yaratması mümkündür. Bu itibarla
olağan koşulların dışındaki düzenlemeler yanında, olağan koşullara ait
düzenleme ve mahkeme kararlarının göz önünde tutulması suretiyle, bu
yerelliğin haklı kıldığı nedenlerin gerçekçi bir biçimde gerekçelendirilmesi
zorunludur.
104
KAYNAKLAR
ALDERSON, J., İnsan Hakları ve Polis, Çev. KUNTBAY, İhsan, TODAİE Yayını,
Ankara 1984.
Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
Birleşmiş Milletler Bildirisi (1948).
Colliard, A. C., Libertés Publiques, Dalloz 1959.
Danışma Meclisi Tutanak Dergisi (DMTD), C. 8, Birleşim: 131, s. 215-240 arası
görüşmeler.
Doğru, Osman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları I, TC Adalet Ba-
kanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı, Ankara 2003.
Ergec, R., Protéction İnternationale et Europeenne des Droits L’Homme, le Droit
a’ la liberté et a’ la sûreté suppléant a’ l’université libre de Bruxelles, 2é
édition, 1987, 1988/1.
Doğu, Ergil, “Güvenlik ve Özgürlükler: Siyaset Felsefesi Açısından”, İnsan Hakları
ve Güvenlik, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama
Merkezi Yayını, Yayın No: 1, Ankara 2001.
104
Örneğin; Türkiye ile ilgili olarak verilen kararların birinde şartla tahliye bakımından
suç cinsine bağlı olarak farklı uygulamanın yer alması (Gerger/Türkiye) ve yine terör
suçları bakımından daha uzun gözaltı süresi öngörülmesi (Dertli ve diğerleri/Türkiye)
Sözleşme’ye aykırı görülmemiştir.Bu kararlarda 14. maddede belirtilen ayrımcılık
yasağının ihlal edilmediği tespitleri önemlidir.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 225
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Favoreu, Luis - Gaia, Patrick - Ghevontian, Richard - Mestre, Jean
Louis - Pfersmann, Otto - Roux, André - Scoffoni, Guy (Favoreu
ve diğerleri olarak geçiyor): Droit Constitutionnel, Dalloz 2000.
Gölcüklü, Feyyaz, “Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği”, İnsan Hakları Kurallarının
İç Hukukta Uygulanması, Hukuksal Kolokyum, Ankara 1992.
Gözübüyük, A. Ş. - Gölcüklü, F., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uy-
gulaması, Turhan Kitabevi, Ankara 2003.
Gözübüyük, A. Ş., Anayasa Hukuku, Ankara 1989.
Pontier, Jean Marie, Droits Fontamenteaux et Libertés Publiques, Paris 2001.
Jeze, Gaston, “Ferdî Hürriyetler”, AÜHFM, Cilt: 3, Sayı:1, 1946.
Kuzu, Burhan, Ülkemizde Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, Filiz Kitabevi, İstanbul
1997.
La Grande Encyclopédie, Paris, Cilt: 14, s. 309, Sütun: 2.
Reİsoğlu, S., Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları, İstanbul 2001.
Cabrillac, Rémy - Frison, Marie Anne - Roche , Thierry Revet, Libertés
et Droits Fondamentaux, 7 édition, Dalloz 2001.
Roche, Jean Pouille, André, Libertés Publiques, Dalloz 1997.
Mementos, Rousseau, Droit Constitutionnel et İnstitutions Politiques, Paris
1956.
Şahbaz, İbrahim, Anayasa’da Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, Adım Yayıncılık,
Ankara 1994.
Şahİn, İlyas, Türk Ceza Yargılaması Hukukunda Yakalama ve Gözaltına Alma,
Seçkin Yayınevi, Ankara 2003.
Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 1990.
Tezcan, Durmuş - Erdem, M. Ruhan - Sancakdar, Oğuz, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayınevi,
Ankara 2002.
Tezcan, Durmuş - Erdem, M. Ruhan - Sancakdar, Oğuz, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı
Yayını, Ankara 2004.
Uluslararası Af Örgütü Adil Yargılanma Hakkı, İletişim Yayını, Çevirenler: Tamer,
Ahmet - Kaplan, Erol, İstanbul 2000.