makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 261
2004 YILI İLERLEME RAPORUNDA
DEMOKRASİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ,
İNSAN HAKLARI VE YARGI
Av. Aslıhan ÖZEMİR
*
Ülkemizin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde, Haziran 1998 tarihli
Cardiff Zirvesi sırasında, Avrupa Komisyonu, Türkiye hakkında, Türkiye-
AT Ortaklık Anlaşması’nın 28. maddesi ve Aralık 1997 tarihli Lüksemburg
Zirvesi sonuçlarına dayanan bir rapor sunacağını açıklamıştır. Komisyon,
Türkiye’ye ilişkin ilk İlerleme Raporu’nu, diğer aday ülkelerin İlerleme
Raporları ile birlikte, Ekim 1998 tarihinde sunmuştur.
Aralık 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde, “Türkiye, diğer aday ülkelere
uygulanan kriterler temelinde, Birliğe katılma amacı taşıyan bir aday ülke olarak
mütalaa edilmektedir. Mevcut Avrupa stratejisine göre, Türkiye de diğer aday
ülkeler gibi, reformlarını hızlandıran ve destekleyen bir katılım öncesi stratejiden
yararlanacaktır” kararı alınmıştır.
Haziran 2004 tarihli Brüksel Zirvesi’nde, “Eğer AB Konseyi Aralık 2004’te,
Komisyon’un verdiği rapor ve tavsiye temelinde, Türkiye’nin Kopenhag Siyasi
Kriterleri’ni yerine getirdiğine karar verirse, üyelik müzakerelerine gecikmeksizin
başlayacaktır” sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da, Türkiye’nin
katılım amacıyla kaydettiği gelişmelere ilişkin bir İlerleme Raporu (Regular
Report on Turkey’s Progress Towards Accession) hazırlanarak 6 Ekim 2004
tarihinde yayınlanmıştır.
Yayınlanan raporda daha önceki raporlarda kullanılan yapının ay-
nısının izlendiği görülmektedir. Giriş ve üyelik kriterleri bölümlerinden
sonra sonuç ve katılım ortaklığının genel değerlendirmesi bölümleri yer
almaktadır. Üyelik Kriterleri bölümünde Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve
Siyasi Kriterler, Ekonomik Kriterler, Müktesebat Başlıklarına Göre Üyelik-
ten Kaynaklanan Yükümlülükleri Üstlenebilme Yetenekleri’ne geniş yer
verilmiştir.
*
Ankara Barosu üyesi.
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
262 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Tüm hukukçuları ilgilendireceğini düşündüğümüz güçlendirilmiş
Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterlere ilişkin bölümde yer alan Demokrasi ve
Hukukun Üstünlüğü ile İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması bölüm-
lerine ilişkin temel değerlendirmeleri aşağıda bulabilirsiniz.
ÜYELİK KRİTERLERİ
1. Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
Haziran 1993’de Kopenhag zirvesinde kararlaştırılan ve aday ülkele-
rin üye olabilmeleri için gerçekleştirmeleri gereken siyasi kriterler, aday
ülkelerin, “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıkların
korunmasını ve azınlıklara saygı gösterilmesini teminat altına alan kurumların
istikrarını” sağlamalarını şart koşmaktadır.
1
Türkiye hakkındaki 1998 Yılı İlerleme Raporu’nda, komisyon şu so-
nuçlara varmıştır:
“Siyasi açıdan, mevcut değerlendirme, kamu idaresinin işleyişindeki bazı
bozukluklara, insan hakları ihlallerinin sürekliliğine ve azınlıklara yönelik uygu-
lamalardaki temel eksikliklere dikkat çekmektedir. Ordu üzerinde sivil denetimin
eksikliği endişeye neden olmaktadır. Milli Güvenlik Kurulu aracılığıyla ordunun
siyasi yaşamda oynadığı önemli rol, bu hususu yansıtmaktadır. Ülkede gözlenen
medeni ve siyasi hak ihlallerinin bir çoğunun, şu veya bu şekilde bu konuyla bağ-
lantılı olması nedeniyle, Güneydoğu’daki duruma, askeri olmayan, sivil bir çözüm
bulunmaktadır. Komisyon, Türk hükümetinin ülkedeki insan hakları ihlalleriyle
mücadele konusundaki kararlılığını takdir etmektedir; ancak, hükümetin bu tutu-
mu, fiiliyatta şu ana kadar kayda değer bir etki yaratmamıştır. Türkiye’nin 1995
yılında başlattığı demokratik reform süreci devam etmelidir. Bu sorunların çözüme
kavuşturulması yanında, Türkiye, sınır komşularıyla tüm ihtilaflarının, uluslara-
rası hukuka uygun, barışçıl yollarla halli için yapıcı katkı sağlamalıdır. ”
2003 yılı İlerleme Raporu’nda ise şu sonuçlara varılmıştır:
Geçtiğimiz yıl içerisinde Türk hükümeti siyasi ve hukuki alanda büyük
değişiklikler getiren reform çalışmalarını hızlandırmış ve aynı zamanda
1
Mayıs 1999’da Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte, Kopenhag
Zirvesi’nde tanımlanan siyasi kriterler, Avrupa Birliği Antlaşması’nın temel bir ilkesi
haline gelmiştir. Avrupa Birliği Antlaşması’nın 6/1 maddesine göre: “Birlik, özgür-
lük, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü
ilkelerine dayanır”. Bu çerçevede, Antlaşma’nın 49. maddesine göre: “Antlaşma’nın
6/1 maddesinde öngörülen ilkelere saygılı her Avrupa ülkesi, Birliğe üye olmak
için başvuruda bulunabilir”. Bu ilkeler, Aralık 2000’de Nice Zirvesi’nde kabul edilen
Avrupa Birliği Temel Haklar şartında vurgulanmıştır.
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 263
Türk vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerden yararlanmasını daha et-
kili uygulamalarla Avrupa standartlarına yaklaştırmıştır. Hukukun değişik
alanlarında önemli değişiklikler getiren dört önemli siyasi reform paketi
kabul edilmiştir. Özellikle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü,
kültürel haklar ve sivil hayat üzerindeki askeri kontrolün sınırlandırılması
alanlarında önemli adımlar atılmıştır. Gözden geçirilmiş katılım ortaklığın-
da belirtilen pek çok husus gerçekleştirilmiştir.
Kamu idaresinin işleyişinde hükümet tarafından gelişme kaydedilmiş.
Şeffaf bir yönetim için kamu hizmetindeki hizmeti için reformlar yapılmış
ve böylece rüşvete karşı ciddi bir mücadeleye girişilmiştir.
Milli Güvenli Konseyi’nin görev, yetki ve işleyişinde bazı değişiklikler
yapılarak sivil-askeri ilişkiler Avrupa standartlarına yakınlaştırılmıştır. Mil-
li Güvenlik Kurulu Sekreteryası’nın görevleri değiştirilmiş ve yürütmeye
ilişkin yetkileri kaldırılmıştır. YÖK ve RTÜK gibi bazı sivil kurullarda hala
Milli Güvenlik Kurulu üyesi bulunmaktadır. Yasamanın askeri harcama-
lara ilişkin kontrolü hem bütçe kabulü hem de denetleme bakımından
artırılmalıdır.
Yargı sisteminin etkinliği ve bağımsızlığı için ise daha çok gayret
gerekmektedir. Adli yargı sisteminde aile mahkemelerinin kurulmasıyla
getirilen yenilik olumludur. Askeri Mahkemelerin sivillerin yargılanması
üzerindeki yetkisi kaldırılmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne ilişkinde
pozitif gelişmeler gözlenmektedir. Tüm bu ilerlemelere rağmen mahkeme-
lerin işleyişinin Avrupa standartlarına ulaştığı ve adil yargılanmanın tam
olarak uygulandığı söylenemez.
Reformların uygulanmasında pürüzler bulunmaktadır. Bazı durum-
larda parlamentonun reformları kısıtlayıcı bir takım şartlar getirmesi yapı-
lan reformların uygulama alanlarını daraltmaktadır. Hükümet reformların
uygulanmasındaki sıkıntıların giderilmesi uygulamayı yakından izlemek
için bir Reform İzleme Grubu oluşturmuştur.
Türkiye 1 Ocak 2004 tarihinde Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele
Anlaşması’nı onaylayarak Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Grubu
(GRECO) üyesi ülkeler arasına katılmıştır. Yapılan pek çok girişime karşın
yolsuzluk varlığını devam ettirmekte ve kamusal hayatın pek çok alanını
etkilemektedir.
Türkiye geçtiğimiz yıl içinde pek çok önemli uluslararası anlaşmayı
onaylamıştır. Bunlar; Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi,
Uluslararası Sosyal Kültürel ve Ekonomik Haklar Sözleşmesi ile Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 6. protokoldür.
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
264 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Türkiye ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde karar ve-
rilmiş ve uygulanmayı bekleyen pek çok karar bulunmaktadır. Mahkeme
kararlarının yerine getirilmesinde özellikle hakkaniyete uygun tatminlerin
ödenmesinde, beş yıl önce karara bağlanan Loizidou kararının hakkaniyete
uygun tatmini sağlanmış olmakla birlikte, Türkiye maalesef çok mesafe
kat etmemiştir.
İşkence ve kötü muameleye karşı yürütülen mücadele sonucu Türkiye
Avrupa standartlarına ulaşmıştır ancak hala tek tük bazı işkence örnekleri
görülmektedir. Cezaevi sistemine ilişkin reform devam etmekte ve tutuk-
lulara tanınan haklar artırılmaktadır.
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde verilen ihlal kararları
nedeniyle yargılamanın yenilenmesi yolunu kullanıma açmış ve bu konuda
Zana ve diğerlerinin Türkiye aleyhine açtıkları dava sonucu verilen ihlal
kararı üzerine yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmiştir.
İfade özgürlüğü ve toplanma dernek kurma özgürlükler alanında
dikkat çekici ilerlemeler kaydedilmiş ve kanunlara getirilen değişiklikler
sonucu eski kanunlarda suç olan pek çok fiil ifade özgürlüğü ve toplanma
dernek kurma özgürlükleri ışığında suç olmaktan çıkarılmıştır. Bununla
beraber asayişi bozmayan pek çok gösteride kullanılan kuvvet orantılılık
ilkesine uymamaktadır.
Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılan değişiklikler sonucu parti kapatma
daha zorlaştırılmış ancak Anayasa mahkemesi tarafından HADEP kapatıl-
mış ve DEHAP usuli zorluklarla karşılaşmıştır.
Din özgürlüğü konusunda getirilen kanuni yeniliklere Avrupa stan-
dartlarıyla karşılaştırıldığında hala pek çok kısıtlama ve koşul bulun-
maktadır. Özellikle azınlıklara ait cemaatlerin eğitim ve mülkiyet hakkı
konusunda daha çok değişiklik gerekmektedir.
Türkçe dışındaki dillerde radyo ve TV yayınlarına getirilen yasaklama
kaldırılmıştır. Bu alandaki gelişme ufak da olsa olumlu bir gelişmedir.
Güneydoğu bölgesindeki olağanüstü yönetimin kaldırılması bölge hal-
kı üzerindeki gerginliği azaltmış ve bölgedeki kültürel faaliyetlere büyük
ölçüde hoşgörülü bir yaklaşım gelişmiştir. Köye dönüş projesi kapsamında
çalışmalar yavaş da olsa devam etmektedir ancak dahili olarak yerlerinden
edilmiş insanların problemlerine daha ciddi bir eğilim gerekmektedir. Bu
konuda bölgenin sosyo-ekonomik gelişimi açısından atılması gereken pek
çok adım vardır.
Türkiye, Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşılabilmesi için, Kıb-
rıs’taki iki toplum lideri arasındaki doğrudan görüşmelere destek verdiğini
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 265
belirtmeye devam etmiştir. Ancak Kıbrıs Kuzey kesimiyle yapılacak Güm-
rük Birliği’ne ilişkin bir anlaşma çabası ne yazık ki sonuç vermemiştir.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler gelişmeye devam etmiştir.
Güven artırıcı yeni önlemlerin alınmasına ilişkin çabalar sürmektedir. İki
dışişleri bakanı arasında, Ege ile ilgili araştırıcı mahiyette görüşmelere
devam edilmektedir. Bütün bu gelişmeler karşısında Türkiye geçtiğimiz
on iki ay boyunca Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamak için büyük çaba
sarf ederek çok çeşitli alanlarda yasal değişiklikler yapmıştır. Bu raporda
altı çizilen hususları dikkate alarak özellikle yargının bağımsızlığı ve ta-
rafsızlığı konusuyla temel hak ve özgürlüklerin uygulanması konularında
Avrupa’daki uygulamayla uyumlu bir sistem getirmeli sivil askeri ilişkiler
ve güneydoğudaki kültürel faaliyetler konusunda çalışmalarına devam et-
melidir. Avrupa standartlarında temel hak ve özgürlüklerin Türk vatandaş
tarafından kullanılmasını sağlamalıdır.
Bunlara ilave olarak Türkiye Kıbrıs probleminin çözüme ulaştırıla-
bilmesi için belirleyici destek sağlamalıdır. İlerleme Raporu’nun bundan
sonraki bölümünde ülkedeki yürütme ve yargı sisteminin genel işleyişi
dahil, Kopenhag siyasi kriterleri perspektifinden bakarak, Türkiye’deki
gelişmelerin bir değerlendirmesini sunmaktadır. Bu kapsamdaki gelişme-
ler, Türkiye’nin, pek çok açıdan, özellikle adalet ve içişleri alanında olmak
üzere, müktesebatı uygulama kapasitesindeki gelişmeler ile yakından
bağlantılıdır.
2. Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü
Yasama
1999 yılından bu yana bir parlamento seçimi yapılmıştır ve Kasım 2002
yılında yapılan milletvekili genel seçiminde AK Parti çoğunluk oylarını
alarak iktidara gelmiştir. Parlamento’nun faaliyetleri özellikle siyasi ve
ekonomik alanlarda yoğunlaşmış ve 1999 tarihinden bu yana Anayasa’da
pek çok değişiklik yapılmıştır. Şu anda Parlamento’da üç yüz altmış sekizi
AKP’den, yüz altmış sekizi CHP’den, dördü DYP’den ve dokuzu bağımsız
milletvekili bulunmaktadır.
Avrupa Birliği’ne giriş için hükümet partisi ve ana muhalefet partisi
arasında güçlü bir fikir birliği bulunmaktadır. Avrupa birliğine uyum konu-
sundaki kanunla çoğunluk oyuyla kabul görmektedir. Mayıs 2004 tarihinde
yürürlüğe giren Anayasa değişikliği konusunda gerekli sayı olan üç yüz
altmış yedi üstünde dört yüz elli yedi oyla değişiklikler kabul görmüştür.
Aynı şekilde yeni Ceza Yasası konusundaki çalışmalarda da hükümet ve
muhalefet işbirliği içindedir.
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
266 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Önceki ilerleme raporundan bu yana parlamento Kopenhag siyasi kri-
terleri ve Avrupa topluluğu müktesebatıyla ilgili çok sayıda reform kanunu
kabul etmiştir. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse 9 Ekim 2003 - Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu, 7 Ocak 2004 - Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu
ve İşleyişi Hakkındaki Kanun’da Değişiklik Yapan Kanun, Temmuz 2004
- Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki
Kanun, Eylül 2004 - İstinaf Mahkemeleri Kanunu, Eylül 2004 - Yeni Türk
Ceza Kanunu.
Yargı Sistemi
1999 yılından bu yana Türk Yargı Sistemi’nde önemli değişiklikler
yapılmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve buradaki işler
ağır ceza mahkemelerine verilmiştir. Özel nitelikli mahkemeler kurularak
adaletin etkinliğinin arttırılması hedeflenmiştir. Yapılan yasal yenilikler
hak arama özgürlüğünü geliştirir niteliktedir. Yapılan reformların uygu-
lanmasındaki etkinliği sağlayacak hakimler ve savcıların uluslar arası ve
insan hakları konularında eğitimini sağlayan bir Adalet Akademisi kurul-
muştur.
Haziran 2004 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın talebi üze-
rine Avrupa Konseyi Venedik Komitesi Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin bir
Anayasa değişikliği üzerine istişare görüşlerini sunmuştur. Mayıs 2004’te
yapılan Anayasa değişiklikleri; Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni tamamen
kaldırmış ve bu mahkemenin yetkisine giren suçlar bundan böyle bölge
ağır ceza mahkemelerinde görülmeye başlamıştır. Ancak bölge ağır ceza
mahkemelerinde görülen suçlara ilişkin gözaltı süreleri 24 saat değil 48 sa-
attir. Bu mahkemelerde yargılanan kişilere de tutuklandıktan sonra derhal
bir avukata başvurma hakkı tanınmaktadır.
Mayıs 2004 tarihinde getirilen değişikliklerinden diğer biri de Anaya-
sa’nın 90. maddesine getirilen eklemedir. Böylece insan halkları ve temel
özgürlükler konusundaki uluslararası anlaşmalara iç hukuk karşısında
üstünlük getirilmektedir. Uluslararası anlaşma ve iç hukukun çatıştığı
insan hakları konularında uluslararası anlaşma esas alınacaktır ve bunun
sonucu olarak Türk mahkemeleri uluslararası sözleşmeleri doğrudan uy-
gulayacaktır.
Eylül 2004 tarihinde kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu seksen yıllık
eski sistemi yenileyerek Avrupa standartlarına yakınlaştırılmış bir sistemi
benimsemektir. İnsan hakları ihlallerine katı yaptırımlar getiren yeni kanun
uluslararası suçlar konusunda da düzenlemeler getirmiştir.
İstinaf mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin kanun Eylül 2004’te Türkiye
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 267
Büyük Millet Meclisi’nden geçmiş ancak henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu
kanunun yürürlüğe girmesinden sonra Yargıtay’ın iş yükünün azalması ve
böylece ilk derece mahkemelerinin kararları üzerindeki denetim görevine
yoğunlaşması beklenmektedir.
Tebligat Kanunu’nun Mart 2004’te tadil edilmiş ve yapılan değişiklik
şüpheli ya da duruşmalarda tanık olarak dinlenecek kişilere yapılan yazılı
tebligatın kişinin verilen adreste bulunmaması halinde de geçerli sayılma-
sını sağlamıştır.
Yakalama gözaltına alma ve ifade alma yönetmeliği Ocak 2004’te
değiştirilmiş ve yakalanan ya da tutuklanan kişiye doktorun aksini talep
etmesi hali hariç polis veya jandarma olmadan tıbbi muayene zorunluluğu
getirilmiştir.
Ocak 2004’te Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nda da değişiklik yapılmış
ve nüfusu yüz bini geçen yerlerde çocuk mahkemeleri kurulmasına imkan
sağlanmıştır şu anda on altı çocuk mahkemesi vardır.
Yine Aile Mahkemeleri Kanunu’na Ocak 2004’te getirilen değişiklik
ile aile mahkemelerinin görev alanı sadece aile işleriyle sınırlandırılmış
ve otuz yaşın altında yada evli olmayan hakimlerinde bu mahkemelerde
görev yapabilmesi olanağı sağlanmıştır. Şu anda yüz yirmi aile mahkemesi
bulunmaktadır.
Mart 2004’te kabul edilen Adli Yardım Yönetmeliği ile adli yardım alanı
genişletilerek mahkeme masrafları da adli yardım kapsamına alınmıştır.
Yargının işleyişine ilişkin olarak; genel yargılama sürelerinin uzunlu-
ğu ve tekrarlanan duruşma ertelemeleri hala devam etmektedir. Bununla
beraber özellikle ceza, ağır ceza mahkemeleri, çocuk mahkemelerinin yar-
gılamanın sürelerinde ortalama bir düşüş gözlenmektedir.
2003-2004 arasında tüm hakim ve savcılar İnsan Hakları ve Temel Öz-
gürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa insan Hakları
Mahkemesi’nin içtihat hukukuna ilişkin eğitime tabi tutulmuştur. Bunun
yanı sıra tüm Türkiye çapında Avrupa Birliği Hukuku, adalette işbirliği,
fikri mülkiyet hakkı, ve örgütlü suç konularında eğitim seminerleri dü-
zenlenmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından Türkiye’deki tüm mahkemelere
AİHM içtihatlarını ve sözleşmede tanınan özgürlüklerden adil yargılanma
ve işkencenin yasaklanması konularında el kitapları dağıtılmıştır. Şu ana
kadar yapılan yedi reform paketini içeren bir çalışma metni de adalet per-
soneline dağıtılmıştır.
Siyasi reformların uygulanmasında hakim ve savcıların rolü büyüktür.
Mesela Yargıtay tarafından getirilen yasal değişiklik sonucu AİHM ka-
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
268 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
rarları sonucunda yargılamanın yenilenmesine başlanmıştır.
2
1 Ocak 2004
tarihinden bu yana yüzden fazla kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
İçtihatları kullanılmıştır ve bu davaların çoğu beraat ile sonuçlanmıştır. Ceza
Kanunu’nun 159, 169, 312. maddeleri ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 7.
maddesine göre açılmış adli takibatlar beraat ile sonuçlanmıştır.
Adli takibata ilişkin yapılan tüm soruşturmalar Cumhuriyet Savcıları
tarafından yürütülmektedir ancak uygulamada savcıların herhangi bir
suçtan dolayı şikayet edilen polis ve jandarma güçlerine karşı etkili bir
soruşturma yürütmedikleri görülmektedir. Sonuç olarak pek çok davada
dosya eksik olarak yargılamanın önüne gelmektedir.
Dernekler Kanunu’nun kabulüyle artık hakimlerde mesleki örgütlen-
meye gidebileceklerdir, ancak bu konuda henüz bir çalışma yapılmamış-
tır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yargı bağımsızlığı özellikle vur-
gulanarak değer verilmiştir. Ancak diğer pek çok Anayasa hükmü ile yargı
bağımsızlığına verilen önemin etkisi azaltılmıştır. İdari işlemleri bakımın-
dan hakimler ve savcılar Adalet Bakanlığı’na bağlıdırlar, daha da önemlisi
atamaları, terfileri özlük hakları ve disiplin işlemleri başkanlığını Adalet
Bakanı’nın yaptığı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının da tabi üye olduğu,
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenmektedir. Türkiye’nin
daha az çekici bölgelerine tayin olma riski hakimlerin tutum ve kararlarını
etkilemektedir. Yüksek kurulun kendine ait bütçesi ve sekreteryası yoktur
Adalet Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstermektedir.
3. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması
1999 yılından bu yana Türkiye’de iki Anayasa reformu ve sekiz uyum
paketi kabul etmiştir. Yakın tarihli Anayasa değişikliği Mayıs 2004 tarihin-
de yapılmış olup insan haklarına ilişkin pek çok değişiklik getirilmiştir.
Bu değişiklikler; ölüm cezasına ilişkin tüm ibarelerin Anayasa metninden
çıkarılması, basın özgürlüğünün genişletilmesi, yargılamanın Avrupa
standartlarıyla uyumlaştırılması, temel özgürlükler alanındaki uluslararası
anlaşmaların iç hukuka karşı üstünlüğünün kabul edilmesidir. Eylül 2004’te
kabul edilen yeni Ceza Kanunu’yla da insan haklarının korunması; kadın
hakları, ayrımcılık ve işkenceye ilişkin maddelerle güçlendirilmiştir. Bütün
bunlara ek olarak Haziran 2004 tarihinde yeni Basın Kanunu, Temmuz
2004’te yeni Dernekler Kanunu ve Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kabul edilmiştir.
2
Yargıtay 14 Temmuz 2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Zana ve arka-
daşlarına ilişkin 30 Mart 2004 tarihli kararını bozmuştur.
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 269
Türkiye 1999’dan bu yana insan haklarıyla ilgili pek çok uluslar arası
sözleşmeye taraf olmuştur. Bunlar Birleşmiş Milletler bünyesindeki Medeni
ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Ekonomik, Sosyal ve Kül-
türel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmedir. Anılan sözleşmelerin onay
işlemlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye altı temel BM İnsan Hakla-
rı Sözleşmesi’nin tümüne taraf hale gelmiştir. Diğer sözleşmeler, İşkenceye
ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya
Karşı BM Sözleşmesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması-
na İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesi Hakkında Sözleşme ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek, İdam Cezasının Kaldırılmasına İlişkin 6
Numaralı Protokol: Türk Hukuk sisteminde idam cezasının savaş ve yakın
savaş tehdidi halleri dışında kaldırılmasını takiben, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne Ek, İdam Cezasının Kaldırılmasına İlişkin 6 Numaralı Proto-
kol 26 Haziran 2003 tarihinde TBMM tarafından onaylanmıştır. Protokol’ün
onay belgesi 12 Kasım 2003 tarihinde Avrupa Konseyi Sekreteryası’na tevdi
edilerek onay işlemleri tamamlanmıştır.
Ölüm cezasının her hal ve karda kaldırılmasına ilişkin Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne Ek 13 No’lu Protokol Ocak 2004 tarihinde imza-
lanmıştır. Bireylere tanınan dilekçe hakkını genişleten Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin seçimlik ek protokolü Şubat 2004
tarihinde imzalanmıştır. Nisan 2004’te Türkiye ölüm cezasının kaldırılma-
sına ilişkin kinci seçimlik protokolü imzalamıştır. Ekim 2003 tarihinde ise
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin seçimlik ek protokolünü
onaylamıştır.
Türkiye henüz Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmeyi ve
Yenilenmiş Avrupa Sosyal Şartını henüz imzalamamıştır. Ayrıca Anaya-
sa’ya getirilen değişiklikler Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi Ana
Statüsü’ne katılmasına imkan verir şekildedir ancak bu konuda da herhangi
bir girişimde bulunulmamıştır.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’nin 2001 yılından bu
yana gerçekleştirmiş olduğu anayasal ve yasal reformların ve kaydedilen
ilerlemelerin sonucunda 1996’dan beri devam etmekte olan izleme usulü-
nü Haziran 2004’te kaldırmıştır. Bundan sonra Türkiye için Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerinin takip edileceği izleme
sonrası (post-monitoring) süreç başlamıştır.
Türkiye 1999 yılından beri özellikler geçtiğimiz yıl AİHM kararlarının
uygulanmasında da büyük ilerleme kat etmiştir. Loizidou davasında mah-
keme tarafından hükmedilen hakkaniyete uygun tatmin bedeli ödenmiş ve
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
270 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Leyla Zana ve diğer DEP eski milletvekilleri hakkında verilen karar sonucu
Türk mahkemeleri önünde yeniden yargılanma yolu açılmıştır.
Ekim 2003 tarihinden beri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne
Türkiye ile ilgili yüz altmış bir dava gelmiş ve bu davaların yüz otuz se-
kizsinde Mahkeme ihlal tespit etmiştir. Yirmi üç dava dostane çözümle
sonuçlanmış ve iki davada da Türkiye’nin Sözleşme’yi ihlal etmediği tespit
edilmiştir. Bu arada Mahkemeye Türkiye ile ilgili iki bin dokuz yüz kırk
üç yeni başvuru yapılmıştır.
Mayıs 2004’te getirilen Anayasa değişikliklerinde 90. maddeye yapılan
ekleme ile insan hakları alanındaki uluslar arası sözleşmelere iç hukuk
karşısında üstünlük tanınarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türk
yargısında doğrudan uygulanması sağlanmıştır. Resmi kaynaklara göre
Ocak 2004 tarihinden beri 100’den fazla mahkeme kararında AİHS’ye ve
mahkeme içtihatlarına atıf yapılmış ve bu davaların büyük çoğunluğu
beraat ile sonuçlanmıştır.
Loizidou davasıyla ilgili olarak 1998’de verilen karara ilişkin hakka-
niyete uygun tazminat Aralık 2003’de ödenmiş olmakla birlikte kararın
mülkiyet hakkı ve diğer hakların iadesine ilişkin ihlal tespit eden hükümle-
rinin gereği yerine getirilmemiştir. Institut de Prêtres Français davası 2000
yılında dostane çözümle sonuçlanmış ancak hala uygulanmamıştır. Hala
Enstitüsü’nün kendi adına bir dernek kurma çabaları devam etmektedir
böylece intifa hakkını da kullanabilecektir.
Kaydedilen tüm bu gelişmelerin yanı sıra Türkiye hala ifade özgürlü-
ğüne ilişkin otuz dört adet AİHM kararını yerine getirmemiştir. Güvenli
güçlerinin kötüye kullanılması ve parti kapatmaya ilişkin kararların yerine
getirilmesinde de herhangi gelişme kaydedilmemiştir.
Kıbrıs ve Türkiye davasında Avrupa Konseyi Türkiye’nin kararın yeri-
ne getirilmesinde ilişkin üstüne düşen görevleri yapıp yapmadığını kontrol
etmektedir. Örneğin; Rum kesimindeki kayıp kişiler ve kuzeyde yaşayan
Rumlar’ın eğitim hakkına ilişkin ihlallerle ilgili takip yapmaktadır.
Yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümlerle Türk mahkemelerinin
önüne getirilen on dokuz davada dört dava için artık isnat edilen suçların
bulunmaması nedeniyle cezalar silinmiştir kalan on beş davanın yedisi
beraat ile sonuçlanmış diğerleriyle ilgili yargılamanın yenilenmesi pro-
sedürü devam etmektedir. Eski DEP milletvekilleriyle ilgili karara ilişkin
yargılamanın yenilenmesi prosedüründe 14 Temmuz 2004 tarihli kararında
Yargıtay Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını iptal etmiş ve bu arada
Haziran 2004 tarihinde başvuranların cezalarının çektirilmesini askıya ala-
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 271
rak tutuksuz yargılanmalarına karar vermiştir. Konuya ilişkin yargılama
Ekim 2004’te devam edecektir.
Yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümler hala Öcalan’ın davasına
ilişkin yargılamanın yenilenmesine imkan vermemektedir. Bilindiği gibi
4 Şubat 2004 tarihinden önce kesinleşmiş bir AİHM kararı bulunmadı-
ğından ve Öcalan davası bu tarihten sonra AİHM önüne getirildiğinden
yargılamanın yenilenmesi yolu Öcalan davasına kapalıdır. Ancak AİHM
bu konuda ihlal tespit edilen durumlarda en iyi tamir etme yolunun baş-
vuranın bağımsız bir yargı mercii tarafından tekrar yargılanması olduğunu
yinelemiştir.
İnsan haklarının desteklenmesi ve güçlendirilmesine ilişkin Türkiye
1999 yılından bu yana pek çok kurum oluşturmuştur. Bunlar Başbakanlık
bünyesinde İnsan Hakları Başkanlığı ve İnsan Hakları Danışma Kurulu,
uygulama alanındaki aksamaların belirlenmesi ve hızla giderilmesi ama-
cıyla, İnsan Haklarından sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Baka-
nı’nın başkanlık ettiği bir Reform İzleme Grubu ve İnsan Hakları İl ve İlçe
Kurullarıdır. Ancak bu kurulların etkileri sınırlıdır.
Ocak 2004’te İnsan Hakları Başkanlığı insan hakları konusunda bilin-
cin arttırılmasına yönelik çalışmaklarını yoğunlaştırmıştır. Kişiler şimdi
AİHM’ye başvurmak için hazırlanmış formları özel şikayet kutularına
atarak doğrudan sözleşmenin ihlaline ilişkin şikayetlerini bildirebilmek-
tedirler. İl ve ilçelerdeki İnsan Hakları Kurulları’nın sayısı Kasım 2003’den
beri 859, 931’e yükselmiştir.
Bütün bu gelişmelere rağmen İnsan Hakları Başkanlığı’nı ulusal düzey-
de etkisi tam ve yeterli değildir. İl ve ilçe kurullarının bağımsızlığı da vali
ve idari yetkililerin doğrudan üye olması nedeniyle tartışma konusudur.
Türkiye’deki hükümet dışı insan hakları oluşumları İnsan Hakları Derneği
ve Mazlum-Der bu kurulların çalışmalarına katılmayı reddetmektedir.
Ayrımcılığa karşı mücadelede ilerleme sınırlıdır. Bununla beraber
yeni Ceza Kanunu’nda çeşitli nedenlerle ayrımcılık yasaklanmış ve suç
teşkil eder olmuştur. Ayrımcılık yasağına ilişkin AİHS Ek 12. Protokol hala
onaylanmamıştır.
Medeni ve Siyasal Haklar
Türkiye ölüm cezasını her hal ve karda kaldırmıştır. Ölüm cezasının
savaş veya yakın savaş tehdidi halindeki haller dışında kaldırmasına iliş-
kin AİHS Ek 6. Protokol Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ölüm
cezasını her hal ve karda ortadan kaldıran 13 No’lu Ek Protokol ise Ocak
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
272 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
2004’te imzalanmıştır. Mayıs 2004’te yapılan Anayasa değişikliği ile ölüm
cezasına ilişkin tüm hükümler anayasa metninden çıkarılmıştır.
İşkencenin ve kötü muamelenin önlenmesine ilişkin getirilen yasal ve
idari düzenlemeler hükümetin işkenceye sıfır tolerans göstereceğini açıkla-
dığı 2002 yılından beri devam etmektedir. Yargılama öncesi koşulların dü-
zeltilmesi ve gözaltı süreleri Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirilmiş,
işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin verilen cezaların ertelenmesi ve
paraya çevrilmesi engellenmiş, idari memurlar aleyhine takibata başlamak
için izin alma prosedürü kaldırılmıştır. Avrupa Konseyi İşkenceyi ve Kötü
Muameleyi Önleme Komitesinin ve Birleşmiş Milletler’in ilgili kuruluşları
tarafından sunulan önerilerin kabulüne rağmen uygulanmayan pek çok
öneri bulunmaktadır. Türkiye’nin işkence ve kötü muamelenin önlenmesi
konusunda hala göstermesi gereken gayretler bulunmaktadır.
Yakalama gözaltına alma ve ifade alma yönetmeliğinde Ocak 2004 tari-
hinde yapılan değişikliklerle tutukluların hakları daha da güçlendirilmiştir.
Tutukluların tıbbi muayenesi artık güvenlik güçleri olmadan yapılmakta
ve tutuklu yada şüpheli kişilerin hakları gelişmiştir.
Nisan 2004’te yayınlanan bir genelge ile infaz memurlarının işkence
sayılan (uykusuz bırakma, tehdit ve gözlerin bağlanması) metotlarından
özellikle kaçınmaları gerektiği ve aksine eylemi tespit edilen memurlar
hakkında takibat yapılacağı duyurulmuştur.
Karakollara, nezarethanelere tutuklu veya tutulu şahısların haklarını
bildiren afişler asılmıştır. Memurların takibatı zorlaştıran dokunulmazlık-
larına ve savcıların takipsizlik kararı verme eğilimlerine ilişkin gelişme
kaydedilmektedir. Resmi rakamlarla mahkeme önüne gelen davalarda
işkence suçuyla verilen cezaların arttığı gözlenmektedir.
İfade özgürlüğüne ilişkin artık şiddet içermeyen fikir açıklamaları
suç olmaktan çıkarılmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun ve Eski Ceza
Kanunu’nda ve Basın Kanunu’nda yapılan değişikliklerle şiddet içer-
meyen ifadelerin cezalandırılmaması sağlanmıştır. Bununla beraber pek
çok davada hala şiddet içermeyen ifadelerin takip edilip cezalandırıldığı
gözlemlenmektedir. Ceza Kanunu’nun 159 ve 312. maddelerinde yapılan
değişikliklerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarıyla örtüşmediği
görülmüştür. Devleti eleştirir nitelikteki ifadelerin suç teşkil edebilmesi
için şiddeti, silahlı çalışmayı teşvik eder nitelikte olması aranmalıdır. Yeni
Ceza Kanunu’nun etkilerinin değerlendirilmesi için uygulamanın yakından
takip edilmesi gerekmektedir.
Basın özgürlüğüne ilişkin, dikkat çekici bir gelişme kaydedilmiştir.
Anayasa’nın Basın Araçlarının Korunması başlıklı 30. maddesinde yapılan
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 273
değişiklikle “Kanun’a uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve
eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez
ve işletilmekten alıkonulamaz.” hükmü getirilmiştir. Haziran 2004’te kabul
edilen Yeni Basın Yasası da basın özgürlüğü açısından ileri bir adımdır. Yeni
Kanun’la gazetecilerin haber kaynağını açıklamama hakları güçlendirilmiş,
yanıt ve tekzip hakkı da kuvvetlendirilmiştir. Hapis cezaları çoğunlukla
para cezasıyla değiştirilmiş, süreli yayınların dağıtımının durdurulması
ve müsadere edilmesine ilişkin tedbirler azaltılmıştır. Kanun’un 19. mad-
desinde yer alan devam eden yargılamaya ilişkin yapılacak yayınlara ağır
ceza verilmesi çok geniş olduğu için eleştirilmiştir.
Yeni kanunda yaptırımların sınırlandırılmasına rağmen para cezaları-
nın çok ağır olması yerel medya üzerinde hala büyük bir yük oluşturmakta-
dır. Bu tür cezalar nedeniyle yayın kuruluşu kapanmak yada kendi kendine
sansür uygulamak zorunda kalmaktadır. Kanun AİHS 10. maddedeki ifade
özgürlüğü ile ilgili ayrıca devlet sırlarına atıf yapmaktadır.
Son raporlara göre gazeteciler aleyhine açılan davalar Basın Kanunu’na
göre değil Ceza Kanun’un 159, 169, 312. maddeleri ve Terörle Mücadele
Kanunu’nun 6-7. maddelerindeki hükümlere göre yürütülmektedir. Resmi
kaynaklar yaptırımla sonuçlanan davaların sayısında büyük bir düşüş oldu-
ğunu vurgulasa da mevcut düzenlemelere göre basın mensuplarının ifade
özgürlüğünü diledikleri gibi kullanmaktan caydırıldıkları görülmektedir.
Yaptırımlardaki düşüşlere rağmen hala basın mensupları, yazar ve yayın-
cıların AİHM standartlarına uymayan cezalar aldıkları görülmektedir.
Yayın alanında daha önce alınan tedbirlerin uygulandığı ve önemli
bir gelişme kaydedildiği dikkat çekmektedir. Türk vatandaşlarının günlük
hayatta kullandıkları Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın devletin ya-
yın kurumu olan TRT‘de radyo ve televizyon yayınlarıyla Haziran 2004’te
başlamıştır.
3
Yayınlar; Boşnakça, Arapça, Çerkezce, Kürtçe (Kırmançi ve
Zaza lehçelerinde) devam etmektedir. Bu yayınlar haber başlıkları, belgesel,
müzik ve spor programlarından oluşmaktadır. Diğer azınlıklarında kendi
dillerinde yayın yapılması konusunda ilgi gösterdikleri görülmektedir.
Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapılmasına ilişkin Ocak
2004’te yeni bir yönetmelik yayınlanmıştır. Yönetmelikle getirilen yeni-
liklere rağmen hala kısıtlamaların olduğu özellikle yayın sürelerinin katı
sınırlara tabi tutulduğu görülmektedir. (Televizyon için haftada 4 saati
geçmeyecek, günde en fazla 45 dakika, radyo için haftada 5 saat ve günde
60 dakikayı geçmeyecek süre sınırları konulmuştur. )
3
Kürt asıllı Türk vatandaşlarının 15-20 milyon nüfusa sahip olduğu, Boşnakların bir
milyon ve üç milyon Çerkez’in bulunduğu tahmin edilmektedir. Arap nüfusunun
miktarına ilişkin bir tahmin yoktur.
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
274 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Bazı özel televizyon ve radyolar yerel bazda Kürtçe yayın yapmak için
RTÜK’e başvuruda bulunmuşlardır. Şu ana kadar izin almamış olmalarına
karşın bu başvurular büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.
Dernek özgürlüğüne ilişkin 1999 yılından bu yana gerçekleştirilen yasal
reformlar sonucu pek çok kısıtlama ortadan kaldırılmıştır. Yeni Dernek-
ler Yasası Temmuz 2004’te Meclis’ten geçmiş ancak Cumhurbaşkanı’nın
vetosu nedeniyle yürürlüğe girmemiştir. Irk, etnik köken, cinsiyet bölge
yada diğer bir azınlık grubuna dayalı dernek kurmaya ilişkin yasaklar
yeni kanunla kaldırılacaktır. Ayrıca yeni Kanun’da yabancı derneklerle
işbirliği yada yabancı ülkede temsilcilik açmak için alınacak ön izinler de
kaldırılmaktadır. Yeni Kanun’a göre güvenlik güçleri tarafından derneğe
ait bina ve müştemilatın aranması için önceden mahkeme emri alınmış
olması koşulu getirilmiştir.
Yeni Kanun’da derneklerin yurtdışındaki yabancı derneklerle yada
kamu kurumlarıyla işbirliği yapmalarına ve parasal yardım almalarına
imkan tanıyan hükümler Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’ya aykırılık
gerekçesiyle veto edilmiştir.
Derneklerin ana statüsü ve bu statüde belirtilen alanlarda faaliyet gös-
terme zorunluluğu derneklerin çalışmalarında pek çok güçlük yaratmak-
taydı şimdi yeni kanunla ana statüde belirtilen alanların dışında faaliyet
gösteren dernekler kapatılma cezasıyla değil para cezalarıyla karşı karşıya
kalacaklardır.
Ekonomik ve Sosyal Haklar
Cinsiyetler arası eşitliği güçlendirici pek çok reform hareketi yapıl-
mıştır. Mayıs 2004 değişikliği ile getirilen yeniliklerden bir de Anayasa’nın
10. maddesine bu konuda “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklinde açık hüküm
eklenmesidir. Yeni Ceza Kanunu’ndaki düzenlemelerle de kadın hakla-
rını koruyucu hükümler getirilmiş ve töre cinayetleri, tecavüz ve bekaret
kontrolüne ilişkin cezai belirlemelerde bulunulmuştur. Töre cinayetlerine
karşı alınan yasal tedbirlerin yanı sıra bu suçlara karşı yargılamanın da
tavrı değişmiştir.
Kadın haklarının korunmasına dair çeşitli kanunlarda yapılan deği-
şiklik ile cinsiyet ayrımına dayalı uygulamalara son verilmesi amaçlan-
maktadır.
Kültürel hakların korunmasına dair 1999’dan bu yana önemli geliş-
meler kaydedilmiş ve Anayasa’da Türkçe dışındaki dillerin kullanımına
makaleler Aslıhan ÖZEMİR
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 275
ilişkin yasaklama kaldırılmıştır. Yasal değişiklikler sonucu Türkçe dışında
radyo/tv yayıncılığı ve eğitim konuları gündeme gelmiştir. Türkçe dışın-
daki dil ve lehçelerde eğitim ve yayın 2004 yılında başlamıştır. Özellikle
yetkililerin Kürtçe’nin kullanılmasına ilişkin büyük bir hoşgörü gösterdik-
leri kaydedilmekle beraber kültürel hakların kullanımında hala mevcut
bazı kısıtlamalar vardır.
Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Günlük
Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin
Öğrenilmesi Hakkında Kanun’da da mevcut kurslarda öğrenime imkan
sağlanmasını amaçlayan bir yönetmelik Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. Bu düzenleme ile Kürtçe eğitim yapılan özel kursların açılmasına
ilk kez izi verilmiştir. 2004 yılının Nisan ayında Kürtçe eğitim veren altı
özel okul kurulmuştur. (Bu okullar Van, Batman, Şanlıurfa’da Kırmançi
lehçesinde eğitim vermektedirler. ) Bu okullara devlet tarafından bir destek
verilmediği gibi eğitime ilişkin bir müdahalede de bulunulmamaktadır yal-
nız ilköğretim zorunlu olduğu için bu okullara gidecek öğrencilerin on beş
yaşından büyük ve ilk öğretimini tamamlamış olmaları gerekmektedir.
Kürt dilinin kullanımı ve kültürün ifadesinde çok büyük bir hoşgörü
gözlemlenmektedir. Nevroz kutlamaları resmileştirilmiş ve kutlamalar
sırasında çok ufak birkaç olay rapor edilmiştir. Aralık 2003’de Yargıtay
Van Yerel Mahkemesi’nin Kürtçe poster asmak suçundan mahkumiyet
verdiği bir kararı yapılan son yasal değişikliklerle çeliştiği gerekçesiyle
bozmuştur.
Seçim sistemiyle ilgili herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Siyasi
partilerin aşmak zorunda olduğu %10 barajı yüzünden azınlıklara ait pek
çok parti meclise girememektedir. Siyasi partilerin Türkçe dışında başka
bir dil kullanmalarına ilişkin kısıtlama da devam etmektedir. Hükümet
dışı kuruluşlardan alınan bilgilere göre 2004 yılının Mart ayında yapılan
yerel seçimler sırasında yürütülen kampanyalarda Kürtçe kullanan kişiler
aleyhine soruşturmalar başlatıldığı ve pek çok Kürt politikacının hüküm
giydiği öğrenilmiştir. Ancak bu kararlara ilişkin yapılan kanuni başvu-
rular sonucu bu davalardan birinde verilen mahkumiyet kararı Yargıtay
tarafından bozulmuştur.
Kürt kökenli nüfusun çoğunluğunun yaşadığı Güneydoğu’daki son
duruma bakıldığında, 1999 yılından beri devam eden güvenlik, temel hak
ve hürriyetlerin kullanılmasındaki aşamalı ilerlemeye devam edildiği göz-
lenmektedir. Olağanüstü halin kaldırılmasından sonra
4
dahili yerlerinden
edilen kişilerin köylerine geri dönüşü hala devam etmektedir.
4
30 Kasım 2002 sonu itibariyle tamamen kaldırılmıştır.
Aslıhan ÖZEMİR makaleler
276 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hak-
kındaki Kanun Temmuz 2004 tarihinde kabul edilmiştir. Bu Kanun ile
1987’den beri devam eden ve Güneydoğu’da olağanüstü hal bölgesinde
yaşayanların uğramış oldukları maddi zararların giderilmesi gerekliliğinin
kabul edildiği görülmüştür.
2004 yılının Mart ayında Anayasa Mahkemesi olağanüstü hal zamanın-
da valilerin almış olduğu idari kararlara karşı idari yargı yolunu yeniden
düzenlemiştir. 2003 tarihli Topluma Kazandırma Kanunu dahilinde geti-
rilen af süresi Şubat 2004 tarihinde bitecektir. Kanun’un çok etkili sonuç
doğurmadığı gözlemlenmektedir. Resmi kayıtlara göre geçen süre içinde
dört bin yüz bir başvuru yapılmış olup bunların iki bin sekiz yüzü zaten
cezaevinde olan kişiler tarafından yapılmıştır. Bin yüz bir kişi kendiliğin-
den kanundan faydalanmak için başvurmuş ve bunların büyük bölümü
salıverilmiş yada azaltılmış cezalar almışlardır.
Dahili olarak yerlerinden edilmiş ve güvensiz koşullarda yaşayan
kişilerin durumu hala büyük sorun teşkil etmektedir. Köye Dönüş ve Re-
habilitasyon projesi için 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği
ile işbirliği girişimlerinde bulunulmuştur.
Yerlerinden edilen bu kişilerin AİHS’nin mülkiyet hakkını düzenleyen
Ek Protokol 1/1. maddesinin ihlali ve Sözleşme’nin özel hayatın korun-
masına ilişkin 8. maddesinin ayrıca etkili başvuru imkanını tanıyan 13.
maddesinin ihlaline ilişkin Türkiye aleyhine yaptıkları yaklaşık bin beş
yüz adet başvuru bulunmaktadır.
Resmi kayıtlara göre 2003 yılının Ocak ayından bu yana 124.218 kişi
köyüne dönüş yapmıştır. (Bu rakam yerlerinden edilen kişilerin üçte birini
kapsamaktadır.) Ancak hükümet dışı kuruluşlar bu rakamın gerçekleri
yansıtmadığını ve yerlerinden edilen kişilerin toplamının üç milyona ya-
kın olduğunu iddia etmişlerdir. Dahili olarak yerlerinden edilen kişilerin
dönüşüne ilişkin karşılaşılan zorluklar Güneydoğu bölgesinin ekonomik
şartlarından kaynaklanmaktadır. Altyapı eksiklikleri, hükümete bağlı köy
koruculuğu sistemi ve sermayenin yokluğu ile iş imkanlarının kıtlığı köye
dönüşlerdeki en büyük engellerden bir kaçıdır.