364 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
Dünya turizm sektöründe “Timeshare” olarak adlandırılan ve son yıl-
larda önemli bir yükseliş göstererek turizm sektörünün yeni ve dinamik
bir alanını oluşturan “devreli tatil sistemleri”, Türk turizm sektöründe de
yaygın bir şekilde uygulanmaktadır.
Çeşitli ülkelerdeki farklı turistik tesislerde devre-sahipliği, tatil-sahip-
liği, tesis-paylaşımı, devre-paylaşımı ve benzeri isimler ile değişik uygula-
malarına rastladığımız (Timeshare) devreli tatil sistemi, ülkemizde daha
çok devre mülk ve devre tatil şeklinde uygulanmaktadır.
Türk hukukunda devre mülk sitemi, 10.06.1985 tarih ve 3227 sayılı
“Kat Mülkiyeti Kanunu’na Devre Mülk Hakkı İle İlgili Maddeler Eklenmesine
Dair Kanun” ile düzenlenmiş olduğu halde, devre tatil sözleşmeleri ilgili
yasal boşluk, 23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkın-
da Kanun’da değişiklik yapan 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun’un 6/b
maddesi ile tamamlanabilmiştir.
Uygulamada, çoğu zaman birbirinin aynısı zannedilen, bazı mahkeme
kararlarında bile biri diğerinin yerine kullanılan, aslında birbirlerinden
tamamen farklı olan devre mülk ve devre tatil sistemleri ve diğer benzer
sistemlerin “devreli tatil sistemleri” olarak adlandırılmasını öneren isim
babası sayın Prof. Dr. Ergun Özsunay’ın bizce de uygun olan önerisi doğ-
rultusunda “Devreli Tatil Sistemleri” başlığı kullanılmıştır.
Devreli Tatil Sistemleri ve Tüketici Hukuku başlığı altında, genel ola-
rak devreli tatil sistemleri ve sistemin hukuki niteliği ile birlikte, özellikle
devre mülk ve devre tatil sistemlerini 4822 sayılı Yasa ile getirilen yeni
düzenlemenin ışığında, tüketicinin korunması hukuku bakımından ince-
lemeye çalışacağız.
DEVRELİ TATİL SİSTEMLERİ VE
TÜKETİCİ HUKUKU
Av. Uğur YETİMOĞLU*
* İstanbul Barosu üyesi.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 365
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
TİME SHARE–DEVRE TATİL UYGULAMASI
“Time Sharing” zaman içinde kullanımın paylaşılması şeklindeki genel
kavram ve uygulamayı ifade etmektedir. Türkçe’de tam karşılığı “zaman
paylaşımı” olan “time sharing” sözcüğü aslen geldiği bilgisayar endüstrisinde
bir ürün ya da hizmeti sadece gerekli olduğu zamanda kullanmak anlamını
içermekti idi. Bugün turizm sektöründe kullanılışı da aynı kavramı yansıt-
makta olup temelde, bir ailenin ebediyen veya belirlenen yıllar boyunca,
tatil amaçlı turistik kompleksleri bulunan konaklama ünitelerinde, her sene
bir veya birkaç hafta kullanım hakkı edinilmesini içermektedir.
Konunun ilk uygulaması 1960’ların başlarında bu fikri benimseyen
İsviçreli bir otel sahibinin İtalya’daki otelinde görülmüş ve bu çalışma iler-
leyen yıllarda hisse satışı ile tatil hakkı veren bir şirket olan Hapimag’a
dönüşmüştür.
1967’de Fransa Alpleri’ndeki bir kayak merkezinde ilk devre paylaşım
örnekleri görülmüştür.
Devre tatilin ciddi boyutta ortaya çıkması Amerika’da yaz sezonunun
bir hayli uzun olduğu Florida bölgesinde, yazlık ev sitelerinin inşası ve
satışının patladığı 1970’li yılların ardından gelen petrol krizinin satışlar
üzerindeki olumsuz etkisi karşısında bir alternatif arayan yatırımcıların,
evlerini haftalık kullanımlara bölerek elli değişik aileye satmaya başlamaları
ile oluşmuştur.
Ancak zaman içerisinde tüketicilerin tatillerini her sene aynı yerde ve
aynı zamanlarda yapmak yerine değişik yerlerde tatil yapma ihtiyaçları
ortaya çıkmaya başlamıştır.
İşte tüketicilerin bu ihtiyaçları değerlendirilerek 1970’li yıllarda tatil
değişim organizasyonları kurulmuştur. 1974 yılında RCI (Resort Condo-
miniumus İnternatinoal) dünyanın ilk değişim organizasyonu olarak ku-
rulmuş, iki yıl içerisinde de ikinci değişim organizasyonu olarak Interval
International kurulmuştur.
1980’li yıllarda Amerikan tatil endüstrisinde önemli bir yer edinen
devre tatil uygulaması uluslararası değişim organizasyonlarının sistemi
tüm dünyaya tanıtmaları sonucu hızla yayılarak; bugün, başta Avrupa
olmak üzere dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de hızla yükselişini
sürdürmektedir.
DEVRELİ TATİL UYGULAMASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Devreli tatil sistemleri dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik hukuki
temellere dayanılarak farklı şekillerde uygulanmaktadır.
366 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
Ülkemizde de tıpkı Amerikan hukukunda (“Timespan Ownership”, “In-
terval Ownership”, “Vacation Leases”, “Club Membership”) olduğu gibi, farklı
isimlerde farklı hukuki temellere dayalı sistemler geliştirilmiştir.
Sistemin temel ayırıcı özelliği devre tatil sahibine sağladığı hakkın ni-
teliğinde ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan temel ayırıcı özelliğin sistemlerin
hak sahibine ayni hak veya şahsi alacak sağlamasına göre analiz edilmesi
gerekir.
Buna göre devreli tatil sistemleri;
1. Ayni Hakka Dayalı Sistemler
2. Şahsi Alacak Hakkına Dayalı Sistemler Olarak Ortaya Çıkmaktadır.
Bu iki sistemde uygulamada, aynı veya şahsi hakkı tesis eden hukuki
işlemin niteliğine göre farklılıklar arz etmektedir. Hakkı tesis eden hukuki
işlemin niteliğine göre;
Ayni Hakka Dayalı Devreli Tatil Sistemleri;
Devre Mülk Hakkı
Müşterek Mülkiyet Payına Bağlı Yararlanma Hakkı
Şahsi Alacak Hakkına Dayalı Sistemler;
Şirket Hissedarlığı
Kulüp Garanti (Club Trustee )
Puan Sistemi (Point System)
Devre Tatil Sözleşmeleri; şeklinde uygulanmaktadır.
Ülkemizde devreli tatil sistemi, ilk önce devre mülk olarak uygulanma-
ya başlamış ancak devre mülk sisteminin 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası ve
3227 sayılı Devre Mülk Yasası’nın özellikle on beş günlük süre ve yönetim
ile ilgili sınırlayıcı hükümlerinin sistemin işleyişini güçleştiren etkileri ve
uluslar arası sistem ile uyum ihtiyacı sebepleri ile “devre tatil sözleşmeleri”
kullanılmaya başlanmıştır.
Müşterek mülkiyet payına bağlı yararlanma hakkı ve şirket hissedarlığı
sisteminin az sayıda da olsa uygulandığı ülkemizde, yurt dışında yaygın
olan Club Truste ve Point System sistemleri henüz uygulanamamaktadır.
AYNİ HAKKA DAYALI DEVRELİ TATİL SİSTEMLERİ
Ayni hakka dayalı devreli tatil sistemleri, tapuya kayıtlı bir taşınmaz
üzerinde bulunan tatil üniteleri veya bağımsız bölümler üzerinde Medeni
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 367
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
Kanun’da yer alan mülkiyet ve irtifak hakkına dayalı olarak, tapu siciline
tescil ile kurulan bir sistemdir. Halk arasında tapulu sistem olarak da adlan-
dırılan sistem devre mülk ve müşterek mülkiyet payına bağlı yararlanma
hakkı olarak iki değişik şekilde uygulanmaktadır.
DEVRE MÜLK SİSTEMİ
Ülkemizde yazlık tatil alanlarındaki meskenlerin belirli dönemler ha-
linde farklı kişilere kullandırılmaları şeklinde başlatılan uygulamaya hal-
kın gösterdiği ilgi ve bu uygulamalar sebebiyle ortaya çıkan problemlerin
çözümlenmesi sebebiyle ile yeni bir kanun çıkarma yoluna gidilmiştir.
10.06.1985 tarih ve 3227 sayılı “Kat Mülkiyeti Kanunu’na Devre Mülk
Hakkı İle İlgili Maddeler Eklenmesine Dair Kanun” ile 634 sayılı Kat Mülki-
yeti Kanunu’na yeni bir sekizinci bölüm eklenmiş ve Kanun’un 57 ve 58.
maddelerinin numaraları 66 ve 67 olarak değiştirilmiştir.
634 sayılı Yasa’nın 57. maddesinde “Mesken olarak kullanılmaya elverişli
bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya
bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet pa-
yına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabileceğini ve bu hakka devre mülk hakkı
denildiğini” belirtmiştir.
Devre mülk hakkı; müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve
temlik edilebilir ve mirasçılara geçer. (m. 58) Bu hakkın kullanımı başka-
larına bırakılabilir. (m. 59) Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine
ayrılması ve on beş günden daha az süreli olmaması (m. 59) gerekir.
Bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu ana
taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütük-
lerinin beyanlar hanesine işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de
bu husus belirtilir. (m. 60) Üzerinde devre mülk hakkı kurulan yapı veya
bağımsız bölümlerin ortak malikleri, aksi sözleşme ile kararlaştırılmamışsa,
şuyuun giderilmesini isteyemezler. (m. 63)
Devre mülk hakkının dönem süresi, devir ve teslimi ile istifade şekil
ve usulleri, yöneticilerin seçimi ile hak ve sorumlulukları, büyük onarım
için ayrılacak dönem, bakım masrafları gibi hususlar, bütün hak sahipleri
tarafından imzalanarak resmi senede eklenecek ve tapu kütüğünün beyan-
lar hanesinde gösterilecek devre mülk sözleşmesinde (m. 61) belirtilir.
Devre mülk sisteminin hukuki niteliği, müşterek mülkiyet ve bu mül-
kiyet hakkı üzerinde tesis edilen bir irtifak hakkı olarak ortaya çıkmakta-
dır. Mesken nitelikli bir taşınmaz üzerindeki müşterek malikler arasında
368 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
kurulan irtifak hakkı ile her devre mülk maliki, devre sırası gelen diğer
devre mülk maliki, paydaşın yararlanmasına katlanma yükümlülüğü altına
girmektedir.
Müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulan dev-
re mülk hakkının, hakkın konusu endişesi ile Kat Mülkiyeti Kanunu’nda
düzenlenmesi ve yönetim, ortak giderlere katılım ve diğer hususların bu
kanun hükümlerine tabi olmasının yarattığı güçlükler sebebiyle, müsta-
kil bir kanun yapmak yerine Kat Mülkiyeti Kanunu’na ekleme yapmak
yolunun seçilmesi, bir takım karışıklıklara yol açtığı gerekçesi ile tenkit
edilmektedir.
Devre Mülk sistemi Kat Mülkiyeti Kanunu’nun sınırlandırıcı hükümleri
ve uluslar arası uygulama ile bütünlük sağlanamaması sebebiyle giderek
tercih edilmeyen bir sistem olmuştur.
Devre mülk sistemi aşağıda belirtilen özellikleri sebebiyle devre tatil
sisteminin uygulanması bakımından tercih edilmemektedir:
On beş günlük emredici süre kuralı uluslararası devre tatil uygu-
lamasının bir haftalık süreyi esas alan uygulaması karşısında yetersiz
kalmaktadır.
Devre mülk hakkının mülkiyet hakkına bağlı olarak süresiz olması
belirli süreli devre tatil uygulamasına imkan vermemektedir.
Devre mülk hakkının yalnızca mesken nitelikli taşınmazlar üzerinde
tesis edilebilir olması mesken niteliğinde olmayan turistik tesislerde devre
mülk hakkı uygulamasına imkan vermemektedir.
Devre tatil hakkı sahipleri tarafından “İşletme Aidatı” vb. adlarla her
yıl ödenen hizmet bedellerinin 634 sayılı Yasa hükümlerine göre işletme
projesine bağlı olarak “ortak genel giderler avansı” şeklinde alınması zorun-
luluğu geniş sosyal aktivite alanlarında çok yönlü tatil hizmeti veren devre
tatil işletmelerini olumsuz olarak etkilemektedir.
Üzerinde devre mülk hakkı tesis edilen ana taşınmazların yönetimi-
nin 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na bağlı olması ve bu kanunun ana
taşınmazın yönetimine ilişkin (Kat Malikleri Genel Kurulu -Yöneticilik-
Denetim vb.) hükümleri, binlerce kişiden oluşan devre mülk malikleri ile
Yasa’nın öngördüğü genel kurulların toplanması, yöneticilik görevinin
yerine getirilmesi ve geniş bir turizm kompleksi içerisinde sunulan çok
yönlü tatil hizmetinin yerine getirilmesi bakımından önemli sorunlara yol
açmaktadır.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 369
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
MÜŞTEREK MÜLKİYET PAYINA BAĞLI YARARLANMA SİSTEMİ
Müşterek mülkiyet payına bağlı yararlanma sistemi, devre mülk siste-
minin on beş günlük süre kısıtlamasından kurtulmak ve devre tatil müş-
terilerine bir haftalık tapu güvencesi sağlanması amacıyla, hak sahiplerine
müşterek mülkiyet tapusu verilerek uygulanan bir sistemdir.
Devre mülk sisteminden farklı olarak, devrelere bağlı yararlanma,
hak sahiplerinden alınan bir taahhüt ile istifade anlaşmasına dayandırıl-
maktadır.
Bilindiği gibi Medeni Kanun’un 688. ve devamı maddelerinde dü-
zenlenmiş müşterek mülkiyet kurumunda paydaşların müşterek şeyden
yararlanma konusunda anlaşma yapmaları mümkündür. Ancak bu an-
laşmanın paya ilişkin bir tasarruf işleminde payı devralacak kişilere (cüz-i
haleflere) etkisinin olmaması sisteme en büyük sıkıntıyı yaşatmaktadır. Bu
sıkıntıda, paylı halin devamı anlaşması (idame-i şüyu) ve şufa hakkından
feragat anlaşmaları ve bu anlaşmaların tapu kütüğüne yazımı (Medeni
Kanun 698, 733.) ile giderilmeye çalışılmaktadır. Bu anlaşmaların on yılı
aşmaması da cüz-i halefler açısından sözleşmeye konan bazı maddeler ve
iyi niyet kurallarına güvenmek sureti ile çözülmüş sayılmaktadır.
Müşterek mülkiyet payına bağlı yararlanma sisteminin bir hafta süreli
devre tatil hakkının tapu güvencesine bağlanmak amacıyla uygulandığı ve
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 57. maddesinde öngörülen on beş gün-
lük süre sınırının emredici bir hüküm olduğu iddiası ile bu uygulamanın
geçersiz olduğu ve kanuna karşı hile oluşturduğu ileri sürülmektedir.
Müşterek mülkiyet payına bağlı yararlanma sisteminde “İşletme Aidatı”
olarak ödenen hizmet bedeli, üzerinde müşterek paydaşlık kurulan taşın-
mazın 634 sayılı Yasa kapsamında bir bağımsız bölüm veya devre mülk
ünitesi olması durumunda bu yasa çerçevesinde “gider avansı” şeklinde
değer taşınmazlarda ise sözleşme ve kullanma yönetmelikleri hükümlerine
göre ödenmektedir.
AYNİ HAKKA DAYALI SİSTEMLERDE SATIŞ
SÖZLEŞMELERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Ayni hakka dayalı sistemlerde, devre mülk satış sözleşmeleri ve müş-
terek mülkiyete dayalı devre tatil satış sözleşmeleri gayrimenkul satışı
hükümlerine tabiidir.
Şekil yönünden tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde pay devri veya
ayni hak tesisine ilişkin sözleşmelerin resmi şekle bağlı olması gerekir. Bu
370 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
konuda yapılacak satış sözleşmeleri resmi şekle bağlı satış vaadi sözleşme-
leri şeklinde düzenlenmelidir.
Ancak uygulamada yaygın şekilde yapılan sözleşmeler adi yazılı şekle
bağlı hukuken geçersiz sözleşmelerdir.
Satıcı/yatırımcıların inşaatları zamanında bitirememesi veya alıcılara
tapu verilmeden düşük satışlar nedeniyle yatırımdan vazgeçilmesi halinde,
yapılan adi yazılı şekle bağlı sözleşmelere bağlı olası itirazların kesinlikle
hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmelidir
Ayni hakka dayalı sistemlerin satışına ilişkin sözleşmeler gayrimenkul
satışı hükümlerine tabii olmasının bir önemli sonucu da bu sistemlerle
ilgili sözleşmelerini tüketicinin korunması ile ilgili mevzuata tabi olup
olmamasıdır.
4077 sayılı Tüketicilerin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4822 sayılı
Yasa’yla değişmeden önceki halinde, 2. maddesi kanun kapsamının “...mal
ve hizmet piyasalarında tüketicilerin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hu-
kuki işlem” olduğunu belirtmiş ve kanun tanımlar başlıklı 3. maddesinde
de malı “Ticaret konusu taşınır eşya” olarak tanımlamıştı.
4077 sayılı Yasa’nın değişiklikten önceki bu tanımlamasına göre bir
taşınmaz üzerinde ayni hak tesisine ilişkin devre mülk ve müşterek mül-
kiyet payını bağlı yararlanma sistemleri ile ilgili sözleşmeler ve bu sözleş-
melerden doğacak ihtilaflar tüketicinin korunması ile ilgili mevzuata bağlı
sayılmıyordu.
Buna rağmen biz, ayni hakka dayalı bir hukuki işlemle tesis edilmiş
olmasına rağmen alıcı/tüketiciye sunulan hizmetin yerine getirilmesi ve
taşınmazdan yararlanma koşulları bakımından doğacak ihtilaflarda ve bu
hizmetin verilmesine ilişkin sözleşmelerde tüketicinin korunması ile ilgili
mevzuatın uygulanması gerektiğini düşünüyorduk.
4822 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle, mal: “Alışverişe konu taşınır
eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak
üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları” olarak
tanımlanmıştır. Bu tanıma göre bir taşınmazdan tatil yada konut amaçlı
yararlanmayı içeren sözleşmeler 4077 sayılı Yasa kapsamındadır.
Gayrimenkul satışı hükümlerine tabii olması gereken, devre mülk satış
sözleşmeleri ve müşterek mülkiyete dayalı devre tatil satış sözleşmelerinin,
şekil şartına uygun olmadan, adi yazılı şekilde yapılması halinde, tüketici
bu sözleşmeye dayanarak tescil talep edemeyecektir. Ancak sözleşme ile
üstlenilen edimlerin yerine getirilmesi, bedelin iadesi ve diğer konularla
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 371
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
ilgili olarak 4077 sayılı Yasa’nın ön gördüğü koruma imkanlarından ya-
rarlanabilecektir.
Ayni hakka dayalı sistemlerde işletme aidatı şeklinde ödenen hizmet
bedeli karşılığında verilen hizmet vekalet hükümlerine göre yürütülecektir.
Bu sözleşmelerle birlikte imzalanan kullanma yönetmeliklerine göre ödenen
hizmet bedelleri ile ilgili olarak satıcı/yatırımcı/işletmecinin vekil olarak
hesap verme yükümlülüğü altında olması gerekir.
ŞAHSİ ALACAK HAKKINA DAYALI SİSTEMLER
Şahsi alacak hakkına dayalı sistemler, devre tatilcinin bir devre tatil
ünitesi (konut) ve/veya bir turistik tesis de belirli bir süre ile belirlenen
bir dönemde tatil yapma hakkına sözleşmeye bağlı bir şahsı alacak hakkı
olarak sahip olduğu sistemlerdir.
Sistemin ayni hakka dayalı sistemlerden ayrıcı özelliği tatil yapma/
yararlanma hakkı veren zilyetliğin her hangi bir ayni hakka dayanmama-
sıdır.
Diğer bir özellik ise devre tatil hakkının ayni hakka dayalı sistemlerde
olduğu gibi ömür boyu değil, belirli bir süre (10-15-49 veya 99 yılık ) için
tesis edilmesidir.
Ayni hakka dayılı sistemlerin, mesken nitelikli taşınmazlar üzerinde
tesis edilebilir olması ve müşterek paydaşlık temelinde tapu işlemleri ile
tesis edilebilir olmalarına karşın, sözleşme özgürlüğü temeli üzerinde geniş
bir hareket serbestisi ile uygulanma imkanı bulunan şahsi alacak hakkına
dayalı sistemler uygulamada en çok tercih edilen sistemlerdir.
Farklı şekilde uygulanan şahsı alacak hakkına dayalı sistemler devre
tatil hakkı tesis eden hukuki işlemin niteliğine dört değişik şekilde uygu-
lanmaktadır.
ŞİRKET HİSSEDARLIĞI SİSTEMİ
Devre tatil hakkının şirketler hukukuna göre pay sahipliğine bağlı
olarak tesis edildiği sistemdir.
Devre tatil hakkı sahibi, devre tatil ünitesinin veya turistik tesisin
sahibi veya işleticisi şirketin hisselerini satın alarak kullanım hakkını elde
etmektedir.
Devre tatil hakkının kullanımına ilişkin hususlar şirket tarafından
hisse satın alan devre tatil hakkı sahibine verilen “Tatil Sertifikası”nda
düzenlenmektedir.
372 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
KULÜP GARANTİ (CLUB / TRUSTEE) SİSTEMİ
Yeddi eminin garantisi ile kurulan kulüp kanalı ile devre tatil hakkının
tesis edildiği sistemdir.
Devre tatil ünitesi veya turistik tesisin yönetici-işletici şirketi ve satış
şirketi tarafından kurulan bir kulüp kurulur. Devre tatil hakkı sahipleri bu
kulübe üye olmak suretiyle devre tatil hakkından yararlanırlar. Malik şirket
kulüp üyeleri adına garantör anlaşmasına bağlı olarak kontrol edilerek,
devre tatil taşınmazları üzerinde yasal kullanım hakkına sahip olur.
Sistemin bir garantör, bir malik birde yönetici-işletici şirket ve satıcı-
pazarlamacı şirket tarafından kurulan kulüp ve bu kulübe üye olacak devre
tatil alıcılarından oluşmaktadır.
Sistemin işleyişi bir takım anlaşmalarla gerçekleştirilmektedir. Garan-
tör anlaşması ile devre tatil üniteleri üzerindeki kullanım hakkının şartları
belirlenir. Kulüp tüzüğü ile devre tatil kulüp şemasının nasıl işleyeceği
tespit edilir. Yönetim sözleşmesi ile de yönetim şirketlerinin devre tatil
tesislerini nasıl işleteceği ve kulüp üyelerinin tesislerin bakımına iştirak
şartları belirlenir.
Özel hesap anlaşması ile garantörün alıcılardan toplanan paraları
alacağı ve bu paraların kime ve nasıl aktarılacağı belirlenir. Pazarlama
anlaşması ile, satışların nerede ve nasıl yapılacağı belirlenir. Kullanma-
Yönetim kılavuzu ile kulüp kurucusu şirketler ile garantörün nasıl bir yol
izleyecekleri belirlenir.
Devre tatil alıcıları tarafından ödenen bedeller yasal kullanım hakkı
alınana kadar garantör firmada kalır. Garantör şirket devre tatil hakkı sa-
hiplerinin bu haklarını kullanabilmelerini temin eder.
Avrupa da yaygın olarak uygulanan Club/Trustee sistemi tüketicinin
en fazla güvenliğe sahip olduğu bir sistemdir.
PUAN SİTEMİ ( POİNT SYSTEM )
Devre tatil üniteleri ve devrelerinin belirli puanlara bağlanıp, her pua-
nın baz alınacak bir ücret karşılığı değeri tespit edilerek, devre ve seçilecek
üniteye bağlı olarak puan tüketilmesi ve puanın eksik kalması halinde ye-
niden ücret ödenerek puan satın alınması şeklinde uygulanan sistemdir.
Sistem özelliği itibariyle tek tesisten oluşan devre tatil ünitelerinde
uygulanamamaktadır. Kendi içerisinde de değişim imkanına sahip olması
gereken sistem birden fazla turistik tesisleri bünyesinde bulunduran şir-
ketler tarafından uygulanmaktadır.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 373
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
Şirket Hissedarlığı, Kulüp Garanti ve Puan sistemleri Türkiye’de yay-
gın olarak uygulanmamaktadır, en yaygın uygulanan sistem devri tatil
sözleşmeleridir.
DEVRE TATİL SÖZLEŞMELERİ
4822 sayılı Yasa ile değiştirilen 4077 sayılı Yasa’nın 6/b maddesinde
tanımlanan devre tatil sözleşmeleri “en az üç yıl süre için yapılan ve bu süre
zarfında yıl içinde belirli veya belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak bir
dönem için bir veya daha fazla sayıdaki taşınmazın kullanma hakkının devri yada
devir taahhüdünü içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu , yazılı
sözleşme veya sözleşmeler grubudur”.
Bu tanıma göre devre tatil; devre tatil-kullanma-hakkının 4077 sayılı
Yasa hükümleri çerçevesinde düzenlenecek bir sözleşmeye bağlı olarak
tesis edildiği, şahsi alacak hakkına dayalı devreli tatil sistemidir.
4822 sayılı Yasa’dan Önceki Durum
4822 sayılı Yasa’dan önce devre tatil sözleşmelerinin hukuki niteliği
ile ilgili bazı tartışmalar bulunmakla birlikte ağırlıklı olarak, kanunda
düzenlenmemiş (isimsiz–atipik), kanunun değişik (başka) akit tiplerinde
öngördüğü unsurların kanunun öngörmediği tarzda bir araya geldiği (kar-
ma), taraflardan birinin çeşitli akit tiplerine ait birden fazla edimi yerine
getirmesine karşılık diğer tarafın tek bir edimi (genellikle belli bir akde
özgü olmayan belirli bir bedel ödeme edimini) yerine getirme borcu altına
girdiği (kombine) akit olduğu kabul edilmekte idi.
Borçlar hukukunun akit serbestisi ilkesine göre düzenlenen ve bir
kombine akit niteliğinde olan devre tatil sözleşmelerinde devre tatil hakkı
sahipleri biri ayni edim (kullanım bedeli) diğeri belirli aralıklarla olmak
üzere (hizmet bedeli) para ödemektedirler. Buna karşılık sürekli bir ilişki
yaratan devre tatil ilişkisi boyunca devre tatil yatırımcısı/maliki kira, is-
tisna, hizmet, vekalet akdi konusunu oluşturan edimleri bir bütün olarak
sağlamayı taahhüt etmektedir. Şahsi alacak hakkı sağlayan devre tatil hakkı
taraflara karşılıklı edimler yükleyen kombine akit niteliğinde geçerli bir
sözleşme olup, akdin süresi boyunca her yıl belirli bir devreden yararlan-
ma hakkı akdin esaslı unsurudur. (Ankara 7. As. Tic. Mah. 1996/324 E.
1997/348 K. sayılı kararı )
Görüldüğü gibi 4822 sayılı Yasa ile getirilen tanım, Yasa’dan önceki
dönemde yapılan hukuki tartışma ve değerlendirmelere uygun bir tanım-
dır. Türk hukuk sistemi, yasalarımızda düzenlenmemiş fakat uluslar arası
374 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
tatil endüstrisinin bir uygulama biçimi olarak hayatımıza giren bir tatil
sistemini, özel hukukun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirmiş ve
tanımlamıştır. Kimilerinin zannettiği gibi, kanun boşluğu hukuk boşluğu
değildir ve olmamıştır. Ekonomik alandaki hızlı gelişmelere bağlı olarak
günlük hayatımıza giren yeni bir konu, özel bir düzenleme yapılmadan
da genel hükümlere göre yargı süreci içerisinde, hukukun yaratılmasının
somut bir biçimi olarak hukuk sistemiz tarafından tanımlanmış ve bu tanım
yasal düzenlemenin temelini oluşturmuştur.
Kanun’a Karşı Hile Tartışması
Devre tatil sözleşmelerinin Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 59. madde-
sinde öngörülen on beş günlük süre sınırlandırılması şeklindeki emredici
hükmüne aykırı olduğu ve kanun emredici hükmünü dolanmak amacı ile
yapılan sözleşmelerin kanuna karşı hile oluşturdukları sebebiyle geçersiz
olduğu iddia edilmiştir. Ancak bu görüş genel kabul gören bir değerlen-
dirme sayılmamıştır.
Kapıdan Satış Tartışması
Devre tatil sözleşmelerinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkın-
daki Kanun kapsamına girdiği ve kapıdan satış hükümlerine tabi olduğu
için Cayma Bildirim Belgesi verilmesi gerektiği hususu 4822 sayılı Yasa’dan
önceki tartışmaların ağırlığını oluşturmuştur.
Bu konudaki tartışmalar, Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
Yargıtay tarafından da onaylanan 01.07.1996 tarih 1996/318 E. 1996/569
K. sayılı kararından sonra başlamıştır.
Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu kararı; “Davalının
devre tatili propagandalı ve kampanyalı ilanlar yolu ile satışa arz ettiği, aynı
zamanda müşterilerle toplantı yaparak, bilgi vererek yaptığı da anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davacının 4077 sayılı Kanun’a göre dava açma hakkı olduğu kabul
edilmiştir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin özel şartlar (m. 8 ) iade ile ilgili
şartları belirlemiştir. Buna göre alıcının sözleşmeyi fesih etme hakkı olduğu, bedelin
%20’sini ödeyerek sözleşmeyi feshedeceğinin belirtildiği görülmüştür. Tüketicinin
Korunması Hakkındaki Kanun’un (m. 9) Cayma hakkı’ ile ilgilidir ve tüketicinin
hiçbir cezai ve hukuki sorumluluk yüklenmeksizin hiçbir gerekçe göstermeksizin
yedi gün içinde malı reddederek alım satım işleminden cayma hakkı olduğu belirtil-
miştir. Bu şekilde cayma hakkı olduğunu bildirir bir belge verilmesini öngörmüştür.
Davalı satışı yaparken bu maddeye riayet etmede, cayma hakkı yönünden davalıya
belge vermeksizin sözleşme yapmıştır. Bu nedenle davacının cayma hakkı olduğu,
sözleşmenin iptali ve bonoların iadesi talebi kabul edilmiştir.” şeklindedir.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 375
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 03.12.1996 tarih 10816 sayılı Kararı ile
onanan bu karardan sonra uygulamada, devre tatil sözleşmelerinin 4077
sayılı Yasa kapsamında olduğu ve yasanın 8. maddesinde düzenlenen “Kapı-
dan Satış” olarak kabul edilerek, kapıdan satışlarda “Cayma Bildirim Belgesi”
verilmesini öngören 9. maddeye göre cayma bildirim belgesi verilmemesi
sebebiyle sözleşmelerin iptali yönünde kararlar verilmeye başlanmıştır.
Esasen bu değerlendirme, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması ile görevli
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdürlüğü’nün 21 Aralık 1995 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan TRKGM-
95/136-137 sayılı “Kapıdan Satışlara ilişkin Uygulama Usul ve Esaslarına Dair
Tebliğ”den sonra kabul görmeye başlamıştır. Tebliğin 2. maddesi;
“Bu tebliğ 1.000.000. Türk Lirasını aşan ve işyeri, fuar, panayır gibi satış
mekanları dışında;
a. Önceden mutabakat olmaksızın tüketicinin evinde veya işyerinde yapılan
tecrübe ve muayene koşullu satışlara,
b. Toplantılı (grup) satışlara,
c. Katalogdan seçim yoluyla sonuçlandırılan satışlara,
d. Mesafeli satışlara, uygulanır.
Bu tebliğin uygulanması bakımından; toplantılı satışlar, katalogdan seçim
yoluyla sonuçlandırılan satışlar ve mesafeli satışlar kapıdan satış olarak değer-
lendirilir.” şeklindedir.
Mahkemeler, bu tebliğ düzenlemesine dayanarak, kanunda yalnızca
kapıdan satışlar için ön görülen cayma bildirim belgesi verilmesi zorunlu-
uğunu, bir başka satış türü olan toplantılı-grup satışlarla da uygulamaya
başlamıştır.
Devre tatil sözleşmelerinin uluslar arası uygulamasında da tüketiciye
cayma bildirim belgesi verilmektedir. Bize göre de sözleşmenin kuruluş biçi-
mi ne bağlı olarak devre tatil sözleşmelerinde cayma belgesi verilmelidir.
Gerçekten de bu dönemde kimi olumsuz devre tatil uygulamalarına
ve anket yolu ile pazarlama yöntemlerine bağlı olarak tüketicilerin önemli
mağduriyetleri söz konusu idi ve tüketicilerin korunması gerekirdi. Ancak
mahkemelerin, bu karaları AB direktifleri ve tüketicinin korunması huku-
kuna uygun gerekçeler yazarak vermesi beklenirken, tebliğ hükümlerine
atıf yaparak vermelerini doğru olmamıştır.
Bu günde 4822 sayılı Yasa’da devre tatil sözleşmesi tanımlanmış ancak
bu sözleşmelerde Cayma Belgesi verilmesi zorunluluğu düzenlenmemiştir.
376 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
Cayma Bildirim Belgesi verilmesi eksikliği, kapıdan satış sözleşmesinin
tanımında yapılan değişiklikle sağlanmaya çalışılmaktadır.
4077 sayılı Yasa’nın 8. maddesinde “Kapıdan satışlar işyeri, fuar, pa-
nayır gibi satış mekanları dışında önceden mutabakat olmaksızın yapılan değeri
1.000.000. TL’yi aşan tecrübe ve muayene koşullu satışlardır”. şeklinde tarif
edilmişti. Bu tanım Borçlar Hukuku öğretisine uygun, işyeri dışında, önce-
den mutabakat, tecrübe ve muayene koşulu gibi akdin üç temel unsurunun
birlikte yer aldığı doğru bir tanımdı.
4822 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle 8. madde de, “kapıdan satış;
işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında yapılan satımlar” olarak ta-
nımlanmıştır.
Bu tanımla, akdin esasını teşkil eden, önceden mutabakat ve tecrübe ve
muayene koşulu gibi iki temel unsuru, bir çırpıda silinerek, işyeri dışında
yapılan her satış kapıdan satış olarak tanımlanmıştır.
Kanaatimizce bu tanım doğru değildir. Asıl yanlışlık ise özel hukuk
alanında, yıllar süren hukuk öğretisi ve doktrin sürecinde şekillenen kavram
ve tanımlar üzerinde, tüketicinin korunması gibi sosyal bir düşünceyle de
olsa kolay oynanmaması gereğidir.
Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi “Avrupa Birliğini kuran
antlaşmayı ve özellikle 100. maddeyi göz önünde bulundurarak, Komisyon’dan
gelen öneriyi dikkate alarak Ekonomik ve Sosyal Komitenin görüşü doğrultusunda
antlaşmanın 189b maddesinde öngörülen usule uygun olarak” 26 Ekim 1994
tarihinde 1994/47/AT sayılı “Devreli tatil temelli olarak taşınmazların kulla-
nım hakkının satışıyla bağlantılı olan sözleşmelerin belli noktalarında alıcıların
korunması hakkında” bir yönetmelik yayınlamıştır.
Avrupa Birliği’nin söz konusu direktifi devre tatil (time-sharing)
sözleşmelerinin sınır ötesi uygulanma özellikleri bakımından yalnızca
tüketicinin korunması açısından değil uluslar arası uygulamada uyumun
sağlanması bakımından da time-sharing konusunda asgari şartları düzen-
lemeye yöneliktir.
Üye devletlerde Time-sharing uygulamalarının çok çeşitli şekillerde
ortaya çıkıyor olması nedeniyle direktif içerisinde hukuki şekle ilişkin bir
hüküm getirilmekten özellikle kaçınılmıştır.
Direktif, doğrudan veya dolaylı olarak bir taşınmaz üzerinde (ayni veya
başka bir şekilde) kısmi kullanım hakkı veren tüm sözleşmelere uygulanır
ve kullanım hakkının süresi bir haftadan az olamaz ayrıca sadece gerçek
kişiler satın alan taraf olabilirler. (Direktif m. 2)
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 377
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
13 maddeden oluşan Direktif’in 3. maddesine göre; her ilgili sözleş-
me yapmadan önce, kullanım hakkının yapısını, taşınmazı, verilen servis
hizmetlerini, müştemilatı ve bunların kullanım haklarını, yönetim ilkele-
rini, işletme yönetimini ve bedeli ve buna ilişkin tüketicinin yıllık tahmini
masraflarını ve fesih hakkının nasıl kullanılacağını gösteren bir belgenin
(prospekt) verilmesini talep etmek hakkına sahiptir. Aynı maddenin 2.
fıkrasına göre bunlar sözleşmenin tamamlayıcı parçasıdır.
Sözleşme bu belgedeki bilgilerin yanı sıra tam olarak kullanım şekil-
lerini süresini kullanım alanlarını borçları ve yükümlülükleri ve uluslar
arası değişim masraflarını içermek, düzenlemek zorundadır. (Direktif m.
4) Direktifin 4. maddesinde belirtilen ve sözleşmede bulunması zorunlu
olan asgari hususlar 13 maddeden oluşan bir liste halinde ek olarak belir-
tilmiştir.
Direktifin en önemli maddesi cayma hakkını düzenleyen 5. maddesidir.
Buna göre; sözleşmenin imzalanmasından sonraki on gün içerisinde hiçbir
gerekçe gösterilmeden sözleşmeden dönülebilir, dönme hakkı konusundaki
bilgilendirmenin eksikliği halinde süre üç aya kadar uzamaktadır. Bu üç
aylık süre içerisinde eksiklik tamamlanırsa bu andan itibaren on günlük
süre başlamaktadır. Aksi takdirde üç ayın sonunda bir on günlük süre başlar
ve bu süre içerisinde de dönme gerçekleşmezse artık tüketicinin sözleşme
hakkından söz edilemez.
4822 sayılı Yasa’dan Sonraki Durum
4077 sayılı Yasa’da değişiklik yapan 4822 sayılı Yasa’ya kadar, devre
tatil sözleşmelerinin yasalarımızda bir tanımı yapılmamıştı. Doktrinde ve
Yargı kararlarında kabul edilen şekliyle devre tatil sözleşmeleri, sözleşme
süresi boyunca her yıl belirli bir devreden, belirli bir süre ile —yararlanma—
şahsi alacak hakkı sağlayan, taraflara karşılıklı edimler yükleyen kombine
akit niteliğinde isimsiz bir karma sözleşme olarak tanımlanmaktaydı.
4822 sayılı Yasa’da 6/b maddesi ile de, hukuk öğretisi ve yargı karar-
larında kabul edilen tanıma uygun olarak, “en az üç yıl süre için yapılan ve
bu süre zarfında yıl içinde belirli veya belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak
bir dönem için bir veya daha fazla sayıdaki taşınmazın kullanma hakkının devri
yada devir taahhüdünü içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu ,
yazılı sözleşme veya sözleşmeler grubu.” olarak tanımlanmıştır.
4822 sayılı Yasa’nın tanımı ile, tüketici hukukunda bütün sözleşmeler
için ortak bir özellik olan, yazılı ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorun-
luluğu devre tatil sözleşmeleri içinde bir zorunluluk haline getirilmiştir.
378 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
Yasa’da devre tatil sözleşmelerinde, kullanım ve sözleşme süreleri
için sınırlandırma getirilmiştir. Kullanım süresi yeni günden az, sözleşme
süresi de üç yıldan az olamayacaktır. Süre sınırlaması sistemin uluslara-
rası uygulamasına ve işleyişine uygundur. Ancak, benzer bir yararlanma
ve kullanım hakkı devri içeren üç yıldan az süreli uygulamaların kapsam
dışında kalmasına yol açabileceği düşünülebilir.
Bir haftadan az olmayacak kullanım döneminin, sonradan belirlene-
bilecek olabileceğinin kabulü de, halen uygulamakta olan rezervasyona
bağlı kullanım yönteminin sonucu olarak ortaya çıkan ve ciddi tüketici
yakınmalara yol açtığı bilinen soranları çözmekten uzak bir durumdur.
AB’ye uyum süreci içerisinde devre tatil sözleşmelerinin yukarıda
belirttiğimiz 1994/47/AT sayılı Avrupa Birliği Direktifi’yle uyumu Sa-
nayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle sağlanmaya
çalışılmıştır.
23.2.1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki
Kanun’un 31 ve bu Kanun’a 4822 sayılı Kanun’la eklenen 6/B maddesine
dayanılarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Devre Ta-
til Sözleşmeleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin 5.
maddesine göre sözleşmede ;
a. Tüketicinin, sağlayıcının ve malikin isim, unvan, açık adres, telefon
ve varsa diğer erişim bilgileri,
b. Sözleşme konusu hakkın niteliği, kapsamı ve kullanım koşulları,
c. Sözleşme konusu taşınmazın fiili durumu ve yeri, taşınmaz inşaat
halinde ise fiili durumu ve makul bir tamamlanma tarihi,
d. Taşınmazın tamamlanmasına veya tamamlanamadığı hallerde
yapılmış olan her türlü ödemenin, yasal faiziyle birlikte iade edileceğine
dair bir taahhüt,
e. Tüketicinin yararlanabileceği yüzme havuzu, sauna ve benzeri
ortak tesisler, ışıklandırma, su, bakım ve benzeri hizmetler ile bunlardan
yararlanma şartları,
f. Taşınmazın bakım ve onarımının, yönetim ve idaresinin ne şekilde
olacağına ilişkin açıklamalar,
g. Sözleşmenin süresi ve sözleşme konusu hakkın kullanılabileceği
dönem,
h. Sözleşme konusu hakkın kullanılması karşılığı olarak tüketici tarafın-
dan ödenecek bedel, ortak tesislerin ve hizmetlerin kullanımı için ödenecek
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 379
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
bedel, vergi, harç gibi zorunlu yasal giderler ve genel idari masrafların ne
şekilde hesaplanacağına ilişkin açıklamalar,
ı. İktisabın sözleşmede belirtilenler dışında herhangi bir ek ödemeye
ve yükümlülüğe yol açmayacağına ilişkin bir kayıt,
j. Sözleşme konusu hakkın devir veya takas edilmesinin mümkün
olup olmadığı,
k. Cayma hakkı ve bu hakkın ne şekilde kullanılacağı, cayma bildirim-
lerinin gönderileceği sağlayıcıya ilişkin bilgiler,
l. Tarafların sözleşmeyi imzaladığı yer ve tarihe ilişkin bilgiler in yer
alması gerekir.
Yönetmeliğin 7. maddesine göre; sözleşmede yer alması gereken ve
5. maddede belirlenen asgari koşullardan biri eksik olduğu taktirde tü-
ketici, sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren üç ay içinde bir bildirimde
bulunarak, bu sürenin sonuna kadar eksikliğin giderilmesini talep ve aksi
taktirde sürenin bitiminde sözleşmenin kendiliğinden sona ermiş olacağını
ihbar edebilir.
Bu süre içinde eksiklik giderildiği taktirde, cayma hakkı için 6. maddede
öngörülen süre, eksikliği giderici bilginin yazılı olarak tüketiciye ulaştırıl-
dığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
Buna karşılık süre içinde eksiklik giderilmez ise sözleşme üç aylık
sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Bu halde tüketici bedel, cezai
şart tutarı veya tazminat adı altında hiçbir ödemeyle yükümlü tutulamaz;
yaptığı ödemeler varsa bunlar da sona erme tarihinden itibaren on gün
içinde kendisine iade edilir.
Yönetmeliğin 9. maddesine göre; Sözleşme metninde veya müsta-
kil herhangi bir belgede tüketicinin bu yönetmelikte yer alan, haklarını
kullanmaktan feragat ettiğine dair veya sağlayıcının bu yönetmelikten
kaynaklanan yükümlülüklerini sınırlayan veya ortadan kaldıran kayıtlar
geçersizdir.
Yönetmeliğin 10. maddesine göre; Sağlayıcı taşınmaz veya taşınmazlar
hakkında bilgi isteyen tüketiciye tanıtım amaçlı bir broşür verir. Devre
tatil sözleşmesinde taraflar aksini kararlaştırmadıkça ve mücbir sebepler
dışında, broşürde yer alan şartlarda değişiklik yapılamaz.
Bu broşürde;
a. Sağlayıcı ve malikin isim, unvan, açık adres, telefon ve varsa diğer
erişim bilgileri,
380 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
b. Taşınmazın bakım ve onarım, yönetim ve idaresinin ne şekilde
olacağına ilişkin açıklamalar,
c. Sözleşme konusu hakkın kullanılması karşılığı olarak tüketici tarafın-
dan ödenecek bedel, ortak tesislerin ve hizmetlerin kullanımı için ödenecek
bedel, vergi, harç gibi zorunlu yasal giderler ve genel idari masrafların ne
şekilde hesaplanacağına ilişkin açıklamalar,
d. Cayma hakkı ve bu hakkın ne şekilde kullanılacağı, cayma bildiri-
minin gönderileceği sağlayıcıya ilişkin bilgiler,
e. Taşınmaza ve sözleşmeye ilişkin daha fazla bilgiye nasıl ulaşılacağına
dair açıklamalar yer alır.
Sağlayıcı tarafından devre tatil sözleşmesine konu taşınmaz veya ta-
şınmazlar için yapılacak reklamlarda, söz konusu broşürün nereden temin
edileceğine ilişkin bilgiler de yer alır.
4077 sayılı Yasa’nın ilk halinde ve 4822 sayılı Yasa’yla yapılan değişik-
likte, cayma hakkı, 9. madde de “kapıdan satışlarda satıcının ve sağlayıcının
yükümlülüğü” başlığı altında yalnızca kapıdan satışlar için öngörülmüş
olmasına rağmen ve yasada devre tatil sözleşmeleri’nde cayma hakkının
tanındığına ilişkin bir hüküm bulunmamasına rağmen, yönetmelikte bu
sözleşmeler içinde cayma hakkı öngörülmüştür.
Bizce bu durum hukuka ve yasaya aykırıdır. Zira cayma hakkı yasada
düzenlenmesi gereken bir husustur. 4822 sayılı Yasa cayma hakkını kapıdan
satışlar için öngörmüş başka hangi sözleşmelerde de uygulanacağını yasada
belirtmiştir. Örneğin; mesafeli sözleşmeler başlıklı 9/A maddesinde, “ka-
pıdan satışlara ilişkin hükümler mesafeli sözleşmelere de uygulanır” hükmü yer
almaktadır. Yasa’da devre tatil sözleşmeleri için böyle bir hüküm yoktur.
Bizce de devre tatil sözleşmelerinde cayma hakkı tanınması gerekir.
Avrupa birliği direktifi ve uluslar arası uygulama da bu doğrultudadır. An-
cak bunu hukuka uygun bir şekilde yapmak gerekir. Yasa’da yer almayan
bir konunun yönetmelikle düzenlenmesi hukuka aykırıdır.
Yönetmeliğin 6. maddesinde; Tüketici, sözleşmenin her iki tarafça
imzalanmasından itibaren on gün içinde hiçbir sebep göstermeksizin ve
hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin cayma hakkını kullana-
rak sözleşmeden dönebilir.
Sağlayıcı, bu süre dolmadan devre tatil sözleşmesine konu mal ve/
veya hizmet karşılığında tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme
yapmasını veya borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez.
Sözleşme’nin, Devre tatil sözleşmesine konu tesiste akdedilmesi halinde,
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 381
dosya TÜKETİCİ HAKLARI
bu hüküm uygulanmaz. Bu durumda, sözleşmenin devre tatile konu tesiste
yapıldığını ispat külfeti sağlayıcıya aittir.
Ayrıca; Tüketicinin ödediği bedel kısmen veya tamamen sağlayıcı ta-
rafından ya da sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak
karşılanıyorsa, cayma hakkının kullanılması halinde, kredi sözleşmesi de
hiçbir tazminat veya cezai şart tutarını ödeme yükümlülüğü söz konusu
olmaksızın kendiliğinden sona erer. Ancak bunun için, cayma bildiriminin
kredi verene de yazılı olarak iletilmesi gerekir. (Yönetmelik m. 8)
Görüldüğü gibi devre tatil sözleşmelerinin, sözleşmeye konu tesiste
yapılması hali dışındaki bütün hallerde sözleşmeyle birlikte tüketiciye
cayma bildirim belgesi verilmesi zorunluluğu getirilmiş ve cayma hakkı
kabul edilmiştir.
Bu kabul ve 4822 sayılı Yasa’nın kapıdan satışlarla ilgili yeni düzen-
lemesi ile birlikte, devre tatil sözleşmeleri’nin işyeri dışında imzalanması
halinde bu sözleşmeler aynı zamanda kapıdan satış hükümlerine ve dola-
yısıyla, Kapıdan Satışlarla İlişkin Uygulama Usul ve Esasları Hakkındaki
Yönetmelik hükümlerine tabi olacaktır.
Aynı yaklaşım ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketici ve Rekabetin
Korunması Genel Müdürlüğü’nün hakim görüşüne göre, devre tatil sözleş-
melerinde, sözleşme bedelinin taksitler halinde ödenmesi öngörülmüşse,
bu durumda devre tatil sözleşmeleri, yasanın taksitle satış sözleşmeleri
kapsamında kabul edilecek ve taksitli satışlarla ilgili tebliğ hükümlerine
de tabi olacaktır.
Bize göre bu değerlendirmede doğru değildir. 4077 sayılı Yasa’nın 6/A
maddesinde taksitli satışlar; “satım bedelinin en az iki taksitle ödendiği ve malın
veya hizmetin sözleşmenin düzenlendiği anda teslim veya ifa edildiği satım türü”
olarak tanımlanmıştır.
Devre tatil sözleşmesinde bir malın veya hizmetin satımı söz konusu
değildir. Sözleşme’nin konusu bir veya birden fazla taşınmazdan kanunda
belirtilen süre ve şartlarla yararlanma-kullanma hakkı tesisidir. Sözleşme
konusu taşınmaz ve hizmet sözleşmenin düzenlendiği anda teslim ve ifa
edilmemektedir. Sözleşme konusu kullanım ve hizmet her yıl yeniden
verilmektedir. Bu durumda devre tatil sözleşmelerinin satış özleşmesi
dolayısıyla kapıdan satış veya taksitli satış sözleşmesi olarak kabulüne
hukuken imkan yoktur.
Sonuç olarak;
4822 sayılı Yasa değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun’da; konut ve tatil amaçlı taşınmaz, mal olarak, bir ücret veya men-
382 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Uğur YETİMOĞLU dosya
faat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyet, hizmet
olarak, bir mal veya hizmeti ticari ve mesleki olmayan amaçlarla edinen
kullanan veya yararlanan gerçek ve tüzel kişi, tüketici olarak tanımlanmış
ve bu kanun... mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraf olduğu her
türlü hukuki işlemi kapsıyorsa, devreli tatil sistemleri ana başlığı altında
incelediğimiz sitemin tamamının Tüketici Yasası kapsamında olduğu tar-
tışılmayacak kadar açıktır.
4822 sayılı değişiklikle eklenen, özel hukuk pratiği ve tüketicinin ko-
runması bakımından çok önemli bulduğumuz, sözleşmedeki haksız şartlar
(m. 6) düzenlemesi başta olmak üzere, devreli tatil tüketicilerinin 4077 sayılı
Yasa’nın öngördüğü korumadan azami olarak yararlanması gerekir.
Devre tatil tüketicisinin korunması gibi doğru bir düşünceyle de olsa,
hukukun bu kadar zorlanmasına ve örselenmesine gerek yoktur.
Bunun için; cayma hakkı, sözleşme bedelinin taksitler halinde ödenmesi
gibi konularla birlikte, devreli tatil sistemlerinin diğer tipleriyle ilgili özel
konuların da, şekil ve şartları, tüketiciye maksimum koruma sağlayacak
şekilde yasa ile düzenlenmeli ve Bakanlık Yasa’nın verdiği yetki sınırları
içerisinde yönetmelikler hazırlamalıdır.