TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 147
makaleler Mesut GÜLMEZ
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ SONRASINDA
İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMELERİNİN
İÇ HUKUKTAKİ YERİ VE DEĞERİ
Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ
*
1982 Anayasası’nın 1961 Anayasası’ndan aldığı 90. maddenin son fıkra-
sındaki, onaylanmış uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri
konusundaki düzenleme, özellikle son on beş yıldan beri bilimsel, yargısal
ve siyasal çevrelerde tartışma konusu olmuştur. Bireysel başvuru hakkının
tanındığı, Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusunun yapıldığı ve ulusal
hukuku önceleyen kamu görevlilerinin de uluslararası insan hakları sözleş-
melerine dayanarak sendikalaşma çalışmalarına başladıkları 1987 yılından
beri, bu sorun iki farklı görüş çerçevesinde tartışılmıştır.
1
Ancak, ne bilimsel
ne de yargısal bağlamlarda bir görüş birliğine ulaşılabilmiştir.
*
TODAİE öğretim üyesi
1
Özellikle 1987’den sonra çok sayıda incelemeye konu olan ve birçok bilimsel toplantıda
ele alınan bu soruna ilişkin olarak, bkz. Rona Aybay, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve Türk Pozitif Hukuku”, İnsan Hakları Armağanı, Birleşmiş Milletler Türk Derneği Ya-
yını, Ankara 1978, s. 116-134; Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri, 1. Kitap,
AÜSBF Yayını, Ankara 1985, s. 30; Mümtaz Soysal, “Anayasa’ya Uygunluk Denetimi ve
Uluslararası Sözleşmeler”, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara 1986,
s. 15, 16-17; Münci Kapani, Kamu Hürriyetleri, AÜHF Yayını, Yenilenmiş Beşinci Bası,
Ankara 1976, s. 127; A. Şeref Gözübüyük, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bireysel
Başvuru Hakkı”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 9, 1987, s. 7; A. Şeref Gözübüyük, “Uluslararası
Antlaşmaların İç Hukuktaki Yeri”, İnsan Hakları ve Kamu Görevlileri (Yay. Haz.: Mesut
Gülmez), TODAİE, Ankara 1992, s. 11-18; Mesut Gülmez, “Sözleşmeli Personel, Anayasa
ve Uluslararası Kurallar”, Amme İdaresi Dergisi, C. 21, S. 4, Aralık 1988, s. 40-43; Tekin
Akıllıoğlu, “Temel Haklar Gelişmesi Üzerine Bazı Düşünceler”, AÜSBF Dergisi, Cilt XLIV,
Ocak-Haziran 1989, No: 1-2, s. 161-194; Tekin Akıllıoğlu, “Avrupa İnsan Hakları Sözleş-
mesi ve İç Hukukumuz”, AÜSBF Dergisi, Cilt XLIX, Sayı 3-4, 1989, s. 157, 158, 164 ve 173;
E. Yasemin Özdek, “Anayasa Mahkemesi ve Uluslararası İnsan Hakları Belgeleri”, Çağdaş
Hukuk, Yıl 1, S. 11-12, Mart-N isan 1993; Necmi Yüzbaşıoğlu, “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin Türk Hukuk Düzenindeki Yeri Üzerine”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, C.
II, S. 1, Mayıs 1994; Edip Çelik, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türk Hukuku’ndaki
Yeri ve Uygulaması”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Lütfü Duran’a Armağan Özel Sayısı,
S. 1-3, 1988; Rona Aybay, “Uluslararası Antlaşmalar ‘Anayasa-Üstü’mü?”, Cumhuriyet,
6 Mayıs 1998, s. 2; Mesut Gülmez, “Evet, Uluslararası Sözleşmeler ‘Anayasa-Üstü’dür”,
Cumhuriyet, 17 Haziran 1998, s. 2.
148 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 149
makaleler Mesut GÜLMEZ
2001 Anayasa değişiklikleri içinde bu sorunun çözülmesine yönelik
bir düzenleme öngörülmüşse de, son anda geri alınmıştır.
2
Değişiklik,
ancak 2004 ortalarında gerçekleştirilebilmiştir.
3
90. MADDEYE YAPILAN EKLEME VE GEREKÇESİ
Anayasa düzeyindeki, on maddesinden dördünün “ölüm cezası”nın
Anayasa’nın çeşitli maddelerinden ayıklanmasına ilişkin olan, “Avrupa
Birliği’ne Uyum” paketlerinden sonuncusunun içinde, söz konusu kurala
açıklık ve çözüm getirici nitelikte ekleme yapan bir kurala da yer verilmiştir.
Anayasa’nın 90. maddesinin, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası
antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası
ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz” biçimindeki iki cümlelik son fıkra-
sına, kanımca bir yandan değindiğim tartışmalara nokta koyan, ama öte
yandan da birçok kuşku, duraksama ve sorulara yol açabilecek, yeni bir
cümle daha eklenmiştir:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin millet-
lerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle
çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
AKP Grup Başkanvekilleri ile 193 milletvekilinin verdiği Anayasa’nın
bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin “genel gerek-
çe”sinde, öteki maddelerde gerçekleştirilen değişikliklerin yanı sıra 90.
maddenin son fıkrasına yapılan yukarıdaki eklemenin de nedenlerinden
biri olarak şu genel açıklamaya yer verilmiştir:
“… diğer yandan, dünyada gelişen yeni demokratik açılımlara uyum sağlan-
ması ve bu açılıma uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin, evrensel düzeyde
kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine çıkarıl-
2
2001 yılında hazırlanan 37 maddelik Anayasa değişiklikleri paketinde, yasa önerisinin
32. maddesiyle son fıkraya eklenmesi öngörülen ve Anayasa Komisyonunun kabul
ettiği metinde de herhangi bir değişiklik yapılmayan cümle şöyle idi:
“Kanunlar ile milletlerarası andlaşmaların çatışması halinde milletlerarası antlaşmalar
esas alınır.”
Görüldüğü gibi bu öneride, uluslararası antlaşmaların konusuna ilişkin bir sınırla-
ma getirilmemiş, yani yalnızca “temel hak ve özgürlükler” ile ilgili antlaşmaların “esas”
alınması öngörülmemiştir. Bkz. TBMM Tutanak Dergisi, s. 737, . 70, Dönem: 21, Yasama
Yılı: 3, Demokratik Sol Parti İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket
Partisi Genel Başkanı, Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli, Anavatan Partisi Genel
Başkanı, Rize Milletvekili Mesut Yılmaz ile 288 milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/803), s. 23.
3
Resmi Gazete, 22 Mayıs, 2004, S. 25469, s. 1.
148 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 149
makaleler Mesut GÜLMEZ
ması amacıyla kanunlarımızda düzenlemeler yapılması ihtiyacı temel yasamız olan
Anayasa’da da değişiklikler yapma zorunluluğu doğurmuştur.”
4
Bu alıntıda altını çizmek istediğim nokta, yapılan eklemeye ilişkin doğ-
rudan bir açıklama yer almamakla birlikte, ek cümlede de geçen “temel hak
ve hürriyetler” terimlerine yer verilmiş olmasıdır. Buna karşılık, yasa öne-
risinin 7. maddesinin gerekçesinde, “temel hak ve özgürlüklere” değil “insan
haklarına” ilişkin uluslararası antlaşmalardan söz edilmiştir. Onaylanmış
uluslararası antlaşmaların aykırı kurallar içeren yasalar karşısındaki konu-
muna açıklık getiren ve antlaşmaların, kendisiyle çeliştiği yasalara “öncelik”
verilerek uygulanacağını belirten kısa madde gerekçesi şöyledir:
“Uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin mil-
letlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak
bir uyuşmazlığın hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin
giderilmesi amacıyla 90. maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir.”
5
Yasa önerisine ilişkin 30 Nisan 2004 tarihli Anayasa Komisyonu Rapo-
ru’nda, 30 Nisan 2004 tarihinde tümü ve maddeleri üzerinde görüşmeler
yapılan yasa önerisinin 7. maddesi konusunda, kimi üyelerin (sanıyorum
CHP’lilerin) uyuşmazlık durumunda öncelikle uygulanması söz konusu
olabilecek uluslararası antlaşmaların sayılarak belirlenmesi isteğinde bu-
lunduklarını ancak isteklerinin kabul edilmediğini belirten şu açıklamalara
yer verilmiştir:
“Teklifin, çerçeve 7. maddesi; usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak
ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalar ile kanunların çatışması halinde milletlerara-
sı andlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörmektedir. Bu madde üzerindeki
görüşmelerde sayısı çok fazla olan milletlerarası andlaşmaları uygulayıcıların
bilmesinin zor olacağı, hangi andlaşmaların bu çerçevede değerlendirileceğinin
tadad edilmesinin gerekli olduğu üyelerimizce ifade edilmiştir. Ancak bu öneri
Komisyonumuzca kabul görmemiş ve çerçeve 7. madde, teklifte yer aldığı şekliyle
kabul edilmiştir. Komisyonumuza verilen redaksiyon yetkisi çerçevesinde bu mad-
dede geçen, “andlaşmalar ile” ibaresi “andlaşmalarla” şeklinde düzeltilmiştir.”
6
4
TBMM Tutanak Dergisi, S. Sayısı: 430, Dönem: 22, Yasama Yılı: 2, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri, Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz, Haluk İpek, Bursa
Milletvekili Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile 193 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/278), s. 5.
5
A.g.e., s. 6.
6
A.g.e., s. 9. Eklemeliyim ki, 2001 değişikliğinin gerekçesindeki “bilineni saklamayan”
yaklaşım da aynıydı: 90. maddenin son fıkrasına eklenmesi öngörülen hükmün, “Av-
rupa Birliği’ne uyum çerçevesinde hukuksal alt yapının sağlanması için gerekli görülmüş”
olduğu belirtiliyordu (TBMM Tutanak Dergisi, S. Sayısı: 737, s. 7).
150 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 151
makaleler Mesut GÜLMEZ
Nitekim, Anayasa Komisyonu’nun önerileri kabul edilmeyen CHP’li 6
üyesi,
7
aşağıdaki gerekçelerle yasa önerisinin 7. maddesine karşıoy yazısı
yazmış ve uyuşmazlıklarda uygulanması söz konusu olabilecek antlaşma-
ların yukarıda aktarılan Komisyon raporunda olduğu gibi tek tek sayılma-
sını değil, hiç olmazsa “hangi kaynaklardan” geldiklerinin belirlenmesini
istemişlerdir:
“Teklifin 7. maddesinde kanunlarla aynı konuda farklı hükümler taşıyan ve
bu nedenle çıkacak uyuşmazlıklarda hükümleri esas alınacak temel hak ve özgür-
lüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların en azından hangi kaynaklardan gelen
andlaşmalar olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmasının, çıkabilecek bir takım farklı
yorum ve uygulamaları önlemek bakımından yararlı olacağını düşünüyoruz ve bu
nedenle 7. maddedeki düzenlemeye karşıyız.”
8
Kanımca karşıoy yazısındaki antlaşmaların hangi kaynaklardan gel-
diğinin belirlenmesi yolundaki istek, örnekleri verilmedikçe, soruna ancak
kısmen açıklık kazandırabilirdi. Kaynaklardan amaç, antlaşmaları kabul
eden evrensel ve bölgesel kuruluşlar olduğuna göre, salt Birleşmiş Milletler,
Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşları adlarıyla
anmak, bilinenleri yinelemek olduğundan çok da anlam taşımaz. Burada asıl
sorun, antlaşmaların konusuyla ilgili bir belirleme yapılmasıdır. Ek cümlede
yaptığım eleştiriler saklı kalmak üzere, bunu yerine getirmiştir. Dolayısıyla,
“örnek” olarak bile gerekçede saymamış olmak bir eksiklik değildir.
Anayasa Komisyonu Başkanı’nın, “Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama
yolunda destek olacak bir paket”
9
olarak nitelendirdiği, böylece de değişiklik-
lerde güdülen asıl amaç ve kaygının 2004 sonunda Avrupa Birliği’nden
“müzakerelere başlama tarihi” almak olduğunu belirttiği toplam 11 maddelik
yasa önerisindeki 7. madde, “andlaşmalar ile” sözcüklerinin “antlaşmalarla”
biçiminde değiştirilmiş ve aynı anlatımla da yasalaşmıştır.
EK CÜMLENİN UYGULAMADA YARATABİLECEĞİ
KUŞKU, DURAKSAMA VE SORULAR
Anayasa’da 7 Mayıs 2004 tarihli ve 5170 sayılı Yasa’yla yapılan değişik-
liklerle, 90. maddenin son fıkrasına eklenen yeni cümle, önceki tartışmalara
ve görüş ayrılıklarına son verecek mi? Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
insan haklarıyla ilgili uluslararası antlaşmaların, ulusal yasalarla çatışması
ya da çelişmesi durumunda, öncelikle ya da ulusal hukuka üstün tutularak
7
Bu üyeler; Oya Araslı (Ankara), Atilla Kart (Konya), Atila Emek (Antalya), Halil Ün-
lütepe (Afyon), Uğur Aksöz (Adana) ve Yılmaz Kaya (İzmir)’dır.
8
A.g.e., s. 10.
9
A.g.e., s. 7.
150 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 151
makaleler Mesut GÜLMEZ
doğrudan uygulanmasını, duraksamasız sağlayabilecek mi? Uygulamada,
bu tür uyuşmazlıkları çözmekle görevli ve yetkili yargısal organlar ya da
yönetsel yetkililer için yeni kuşku ya da duraksamalar doğurmayacak mı?
Bu ek kuralın uygulanması, başka önemli koşulların varlığını ve oluştu-
rulmasını gerektirmiyor mu? Yasama, yürütme ve yargı organlarına ve
görevlilerine yeni yükümlülükler getirmiyor mu?
Bu genel ve soyut soruları, 90. maddenin son fıkrasına eklenen yeni
üçüncü cümleden yola çıkarak ve bu cümledeki terimleri gözönüne alarak
biraz daha somutlaştırmaya çalışayım:
• Cümlede, 7. madde gerekçesinde olduğu gibi, neden terim olarak
Anayasa’nın 2. ve 14. maddelerinde de geçen “insan hakları”na ilişkin ulus-
lararası antlaşmalardan söz edilmemiş, “temel hak ve özgürlükler”e ilişkin
uluslararası antlaşmalar terimine yer verilmiştir? Bununla, Anayasa’da yer
alan “temel hak ve özgürlükler” ile ilgili ve sınırlı uluslararası antlaşmalar
mı öngörülmüştür? Neden, hiç olmazsa, İnsan Hakları Avrupa Sözleş-
mesi’nin resmi adında geçen “insan hakları ve temel özgürlükler” terimleri
birlikte kullanılmamıştır? Yoksa, Anayasa’daki “temel haklar”ın sınırlarını
aşan ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş tüm evrensel ve bölgesel insan
hakları sözleşmelerinin “esas” alınmaması mı istenmektedir? Bu iki terim,
eşanlamda mı kullanılmıştır?
• Eklenen yeni cümledeki “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
antlaşmalar” terimi, örneğin kimi çekinceler koyarak onayladığımız Avrupa
Sosyal Şartı’nı, UÇÖ’nün “temel insan hakları sözleşmeleri” olarak nitelendi-
rilen ve tümünü onayladığımız sekiz sözleşmesini içerir mi? Yine bu ant-
laşmalar, BM’nin onayladığımız insan hakları sözleşmelerini kapsar mı?
• Uyuşmazlıkların “kanunlar” dışında, örneğin “Anayasa” ya da “kanun
hükmünde kararnameler” ve hatta başka düzenleyici yönetsel metinler ile
uluslararası antlaşmalar arasında çıkması, yani “aynı konuda farklı hükümler”
bulunması durumunda da, bu yeni kural uygulanacak mıdır? Yoksa, ulus-
lararası antlaşmalar, yalnızca “kanunlar”daki farklı (yani aykırı) kurallara
karşı mı “esas” alınacaktır? Yasalar dışında kalan ulusal mevzuat ile ulusla-
rarası antlaşmalar arasındaki uyuşmazlık ve aykırılıklara dokunulmayacak
mıdır? Uluslararası antlaşma ile çatışan yasadaki kural Anayasa’da da varsa
ve çatışma, öngörüldüğü gibi uluslararası antlaşmanın öncelikle uygulan-
ması yoluyla çözülürse, bu durum sonuç olarak antlaşmanın Anayasa’ya
da üstün tutulmuş olması anlamına gelmez mi?
• “Esas alma” ne demektir? Uluslararası antlaşmaların yasalara “üstün”
tutulması mıdır? Yasalara “öncelik” verilerek mi uygulanmasıdır? Buradan,
uluslararası antlaşmalara aykırı kurallar içeren yasaların ya da yasadaki
kimi kuralların artık geçersiz olduğu ve uygulanmaması gerektiği, kısacası
152 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 153
makaleler Mesut GÜLMEZ
bu ek cümle ile “by pass” edildiği sonucuna ulaşılabilir mi? Uluslararası
antlaşmaları “esas almak” için yasalardaki aykırı kuralların değiştirilmesini
beklemek gerekir mi?
• “Aynı konuda farklı hükümler”in anlamı nedir? Farklı hükümler nasıl,
nerede ve hangi organ(lar)ca saptanacaktır? Kanımca, bu konudaki asıl
sorun şu noktada çıkacaktır: Sözü edilen “farklı hükümler”, uluslararası ant-
laşmalar ile yasalardaki açık ve doğrudan bir kuraldan kaynaklanmıyorsa,
dolaylı ve örtük bir “farklı hüküm”, bir farklı düzenleme söz konusuysa, bu
tür uyuşmazlıklar için de uluslararası antlaşmalar “esas” alınacak mıdır?
Başka deyişle, uluslararası antlaşmalar ile yasalar arasında aynı konudaki
“farklı hükümler”, yalnızca antlaşmaların sözel (pozitif) metinleri gözönüne
alınarak mı saptanacaktır? Yoksa, antlaşmayı (sözleşmeyi) yorumlamaya ve
uygulamaya yetkili koruma ve denetim organlarının kararları da gözönüne
alınacak mıdır? Öte yandan yargıç, önüne gelen bir uyuşmazlıkta böyle
bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığını “kendiliğinden” araştıracak mıdır,
yoksa taraflardan birince ileri sürülmesini mi bekleyecektir?
Yukarıdakilerle bağlantılı bir başka soru da şudur: Ulusal yasalarda
boşluk varsa ne yapılacaktır? Daha açık bir anlatımla, yargı yerleri önün-
deki bir uyuşmazlık konusunda yasal düzenleme yapılmamış ve böylece
de ek cümlenin uygulanmak için varlığını koşul saydığı uluslararası ant-
laşmalar ile yasalar arasında çatışma çıkmamış ise, uluslararası antlaşmalar
uyuşmazlığın çözülmesinde esas alınacak mıdır? Kısacası yargıç, hukuk
yaratma yetkisini kullanarak uyuşmazlığı çözme görevini yerine getirir-
ken, bir kaynak olarak insan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmaları da
gözönünde bulunduracak mıdır?
SORULARA YANITLAR: DÜZENLEMENİN İÇERİĞİ
Özellikle uygulamada karşılaşılabileceğini düşündüğüm yukarıdaki
soruları daha da çoğaltmadan, sırasıyla yanıtlamaya ve dolayısıyla, 90.
maddenin son fıkrasının üçüncü cümlesinin (düzenlemesinin) nasıl an-
laşılması ve uygulaması gerektiğine ilişkin görüşlerimi ortaya koymaya
çalışacağım.
DÜZENLEME, TARAF OLDUĞUMUZ İNSAN HAKLARI
SÖZLEŞMELERİNİ KAPSAR
Öncelikle, “insan haklarına saygılı” ve “insan haklarına dayalı” demokra-
tik Cumhuriyet’in Anayasası’nda geçen (mad. 2 ve mad. 14) bu terimlere,
yani insan haklarına yer vermeksizin yalnızca “temel hak ve özgürlükler” ile
ilgili uluslararası antlaşmalardan söz edilmiş olması, kanımca önemli bir
152 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 153
makaleler Mesut GÜLMEZ
eksikliktir. Bu terimin neden yeğlendiğine ilişkin herhangi bir açıklamaya
gerekçede ve Anayasa Komisyonu raporunda rastlanmamaktadır.
Kuşkusuz bu terim, ne Anayasa’daki “temel hak ve hürriyetler” ile sınırlı
olarak anlaşılabilir, ne de Anayasa’daki temel hak ve özgürlükler listesiyle
sınırlı tutulabilir. Onayladığımız tüm uluslararası sözleşmelerdeki insan
hakları ve temel özgürlükler, bu terimin kapsamı içindedir. Bu terim, ister
kişisel ve siyasal hakları, ister ekonomik, sosyal ve kültürel hakları, isterse
“üçüncü” hatta “dördüncü” kuşak olarak nitelenen görece yeni insan hakları
olsun, onayladığımız ve onaylayacağımız tüm sözleşmelerde güvenceye
bağlanan tüm insan haklarını kapsar. “Temel” sözcüğü, ne hukuksal ne
de felsefi yönden herhangi bir sınırlandırma içerir ve içerdiği yolunda da
yorumlanabilir. Cümledeki “temel hak ve özgürlükler”, uluslararası insan
hakları hukuku’nun; antlaşma, sözleşme, şart, pakt vb. belgeler ile tanıyıp
güvenceye aldığı tüm insan haklarını kapsayan bir terim olarak anlaşıl-
malıdır. Dolayısıyla sözü edilen antlaşmalar, salt İnsan Hakları Avrupa
Sözleşmesi gibi “birinci kuşak” insan haklarını içeren ve yargısal nitelikli bir
koruma sistemi öngören belgelerle sınırlı tutulamaz. “Temel hak ve özgürlük-
lerin” pozitif dayanağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş tüm uluslararası
antlaşmalar, kısacası uluslararası insan hakları sözleşmeleridir. “Temel hak
ve özgürlükler” yerine “insan hakları” teriminin kullanılması, bu ve başka
duraksamaları ortadan kaldırabilirdi. Ancak, kullanılan terimin iyi seçil-
memiş olması, bu tür duraksamaların dayanağı olamaz.
Aslında üzerinde durmaya bile gerek bulunmayan bir başka nokta,
sözü edilen uluslararası antlaşmaların belirli bir bölgesel ya da evrensel
ölçekli uluslararası kuruluş çerçevesinde kabul edilmiş belgelerle sınırlı
olmamasıdır. Daha açık bir deyişle, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler
ve bu örgüt sistemi içindeki uluslararası kuruluşlarca kabul edilmiş tüm
insan hakları sözleşmeleri, ek cümledeki “milletlerarası andlaşmalar” kap-
samındadır. Örneğin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin yanı sıra, çok
sayıda çekince koyarak onayladığımız Avrupa Sosyal Şartı,
10
kimilerini
çok gecikmeli olarak ancak 2003’te onayladığımız ve aralarında 1966 ikiz
sözleşmelerinin de bulunduğu Birleşmiş Milletler sözleşmeleri,
11
UÇÖ’nün
öncelikle tümüne taraf olduğumuz “Temel İnsan Hakları Sözleşmeleri” ile bu
kümede yer almayan onayladığımız öteki sözleşmeleri ve UNESCO’nun
10
Mesut Gülmez, “Avrupa Sosyal Şartı’na Genel Bir Bakış ve Türkiye”, İnsan Hakları Yıllığı,
C. 12, 1990, s. 91 vd.; Mesut Gülmez, “Gözden Geçirilen İçeriği ve Etkinleştirilen Denetim
Sistemi İle Yeni Avrupa Sosyal Şartı”, Prof. Dr. Metin Kutal’a Armağan, Kumu-İş Yayını,
Ankara 1998, s. 327-358; Mesut Gülmez, “Avrupa Sosyal Şartı Koruma Sistemi ve Türkiye”,
Türk-İş Yıllığı 99, C. 2, Türk-İş Yayını, Kasım 1999, Ankara, s. 83-137.
11
Mesut Gülmez, Birleşmiş Milletler Sisteminde İnsan Haklarının Korunması, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, Ankara, Mayıs 2004, s. 199-250.
154 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 155
makaleler Mesut GÜLMEZ
henüz onaylamadığımız, ama bir gün onaylayacağımız umudunu taşıdığım,
sözleşmeleri de uyuşmazlık durumunda ulusal yasalardan önce uygulan-
ması gereken belgelerdir.
Anayasa Komisyonunun CHP’li üyelerinin somutlaştırılması anlamın-
da sayılmasını ya da kaynaklarının belirlenmesini istedikleri uluslararası
antlaşmaları “örnek” olarak saymak gerekirse, üyesi olduğumuz bölgesel ve
evrensel ölçekli kuruluşlarca kabul edilmiş insan hakları sözleşmelerinden
onayladıklarımızdan başlıcaları şunlardır:
Irk Ayrımcılığının Tüm Biçimlerinin Kaldırılması Uluslararası Söz-
leşmesi (1965/2002);
12
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi
(1966/2003)); Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi
(1966/2003); Kadınlar Hakkında Tüm Ayrımcılık Biçimlerinin Kaldırılması
Sözleşmesi (1979/1985); İşkenceye ve Başka Zalimce, İnsanlıkdışı ya da
Onur Kırıcı Ceza ya da Davranışlara Karşı Sözleşme (1987/1988); Çocuk
Hakları Sözleşmesi (1989/1994); Zorla Çalışma Sözleşmesi (1932/1998);
Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunması Sözleşmesi (1948/
1993); Örgütlenme Hakkı ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi (1949/1951); Ücret
Eşitliği Sözleşmesi (1953/1967); Zorla Çalışmanın Kaldırılması Sözleşme-
si (1959/1960); Ayrımcılık Sözleşmesi (İstihdam ve Meslek) (1960/1967);
Asgari Yaş Sözleşmesi (1976/1998); Çocukların Çalışmasının En Kötü
Biçimlerinin Kaldırılması ve Yasaklanması Sözleşmesi (2000/2001); İnsan
Hakları Avrupa Sözleşmesi (1950/1954); İnsan Hakları Avrupa Sözleşme-
sine Ek 1 Sayılı Protokol (1952/1954); İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine
Ek 6 Sayılı Protokol (1983/2003); Avrupa Sosyal Şartı (1961/1989); Sosyal
Güvenlik Avrupa Kodu (1964/1968); Sosyal Güvenlik Avrupa Sözleşmesi
(1972/1977).
Bir kez daha yinelemem gerekirse, ulusal hukukla çatışmaları du-
rumunda “esas” alınarak öncelikle uygulama yönünden bu sözleşmeler
arasında ayrım gözetilemez. Tersine bir yaklaşım, insan haklarının bölün-
mezliğiyle bağdaşmaz.
Düzenleme, Yasalarla Sınırlı Sayılamaz
Ek cümle, uluslararası antlaşmalar ile “kanunlar” arasındaki “aynı ko-
nuda farklı hükümler”den söz etmiştir. Ne Anayasa, ne de yasalar dışındaki
metinler, örneğin kanun hükmünde kararnameler ile uluslararası antlaş-
malar arasındaki farklı kurallardan söz edilmiştir.
12
Bu tarihlerden birincisi sözleşmenin kabul edildiği, ikincisi ise ülkemizce onaylandığı
tarihleri vermektedir. Bilindiği gibi, listedeki sözleşmelerin ilk 6’sı Birleşmiş Millet-
ler’ce, izleyen 8’i Uluslararası Çalışma Örgütü’nce ve ötekiler de Avrupa Konseyi’nce
kabul edilmiştir.
154 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 155
makaleler Mesut GÜLMEZ
Kanımca, dayanağı yasalar olan “düzenleyici metinler”deki farklı kural-
lar da, uluslararası antlaşmaların temel alınmasını gerektirir. Uluslararası
antlaşmaların yasayla açık ve doğrudan bir çatışma içinde olmamasına kar-
şın, bu Yasa’ya dayanılarak çıkarılan ve yasaya aykırı bir düzenleme yapan
bir tüzük ile çatışması durumda da, kanımca uluslararası antlaşmanın/
sözleşmenin uygulanması gerekir. Tüzükteki aykırılığın yönetsel yargı
yoluyla giderilmesi olanağının bulunması, bu aykırılık varoldukça ulus-
lararası sözleşmenin uygulanmasına engel değildir. Ek cümlede yalnızca
“kanunlar”dan söz edildiği ileri sürülerek, insan haklarıyla ilgili bir sözleşme
kuralı yerine yasalar dışındaki ulusal hukukun uyuşmazlığa uygulanması,
bu düzenlemenin amacına aykırıdır ve uyuşmazlığın uluslararası denetim
ve koruma organlarına taşınmasına yol açacaktır, açmalıdır.
Buna karşılık, örneğin hiçbir yasal düzenleme konusu olmayan bir
“Anayasa” kuralı ile uluslararası antlaşma arasında farklılık (uyuşmazlık/
çatışma) olması durumunda, ek cümlenin öngördüğü çözüm doğrultu-
sunda, uluslararası antlaşma kuralının Anayasa’ya öncelikli olarak ya
da üstün tutularak uygulanması söz konusu olabilecek midir? Ek cümle,
dar ve sözel bir yorumla uygulanacak olursa, uluslararası antlaşmalar ile
“Anayasa” arasındaki maddi kural uyuşmazlıklarını kapsamadığı sonu-
cuna ulaşılabilecektir. Bu konudaki suskunluk, örtük olarak, uluslararası
antlaşmanın Anayasa’ya üstün tutulamayacağı yolunda anlaşılabilecektir.
Kısacası, yeni üçüncü cümle, örtük biçimde, Anayasa ile uluslararası ant-
laşmalar arasında çatışma olabileceğini yadsımış görünmektedir. Buradan
da, Anayasa koyucunun, kurallar sıralamasında uluslararası antlaşmaları
Anayasa ile yasalar arasına yerleştirdiği düşünülebilecektir.
Ancak kanımca, bu dar ve sözel yorum, öncelikle Anayasa’nın 2. ve
2001’de değiştirilen 14. maddesiyle bağdaşmaz. Gerçekten de, demokratik
ve Laik Cumhuriyet’in “insan haklarına saygılı ve dayalı” olması, Anaya-
sa’dan daha elverişli ve ileri haklar ve güvenceler öngören uluslararası
antlaşmaların üstün tutulmasını gerektirir. Bu yükümlülük, Anayasa’nın
öngördüğü kurallara uygun olarak onaylayıp taraf olduğumuz uluslarara-
sı sözleşmelerin, Cumhuriyet’in saygılı ve dayalı olduğu, varlık nedenini
oluşturduğu ve üzerine yaslandığı insan haklarını tanımış olmasının doğal
bir sonucudur. Aykırı kuralları Anayasa’da sürdürerek insan hakları söz-
leşmeleriyle bağdaşmayan kuralların korunması ve insan haklarıyla ilgili
uluslararası antlaşmaların yalnızca çelişik kurallar içeren yasalar karşısında
öncelikle uygulanması, ek cümleyle yapılan düzenlemenin amacına aykırı
düşer ve bu düzenlemenin uygulama alanını daraltır.
156 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 157
makaleler Mesut GÜLMEZ
Uluslararası Sözleşmeler, Ulusal Hukuka Üstün Tutulmuştur
Ek cümlenin, insan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalar ile yasalar
arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi için önerdiği çözüm, uluslararası
antlaşma hükümlerinin “esas” alınmasıdır. Üstünlük ya da öncelik terim-
lerinin açık biçimde kullanılmamış olmasına karşın, “esas” alma, aslında
uluslararası antlaşmayı yasalara üstün tutarak, öncelikle uygulama, uyuş-
mazlığı ulusal hukuku bir yana bırakarak uluslararası antlaşmalara göre
çözme demektir.
Madde gerekçesinde ve Anayasa Komisyonu Raporu’nda, “esas” alma-
nın “öncelikle” uygulama anlamına geldiği belirtilmiştir. Artık bu düzenle-
meden sonra, onayladığımız sözleşmelerin, son fıkranın ilk cümlesindeki
“kanun hükmünde” sözcüklerini “kanun seviyesinde” biçiminde anlamak ve
yorumlamak, çatışma sorununu da kimi yorum kurallarıyla (önceki yasa-
sonraki yasa ya da özel yasa-genel yasa) çözmeye çalışmak olanaksızdır.
Taraf olduğumuz insan hakları sözleşmeleri yasaların (ve bu değişiklikten
önce de savunduğum gibi Anayasa’nın da) üstündedir; kurallar sırala-
masının en başında yer almaktadır. Öte yandan, çatışma durumunda bu
sözleşmelerin uygulanması için, ulusal hukukta özel düzenleme konusu
olmasına gerek yoktur ve yasalardaki aykırı kuralların değiştirilmesini
beklemek gerekmez.
Kuşkusuz, antlaşmalar ile yasalar arasındaki uyuşmazlığın yasaların
antlaşmalardan daha ileri düzenleme yapmış olmasından çıkması duru-
munda, antlaşmalar esas alınmaz ve uyuşmazlık, daha geniş ve ileri güven-
celer sağlayan yasaların uygulanmasıyla çözülür. Değişik bir anlatımla, 90.
maddenin son fıkrasının yeni kuralı bu durumda uygulanmaz. Bu kuralın
temelinde, çatışmanın ulusal yasaların uluslararası antlaşmalardan daha
geri güvence sağlamış olmasından doğduğu düşüncesi vardır.
Düzenleme, Yargı ve Yürütme Kadar, Yasamayı da Bağlar
Ek cümlede, uluslararası antlaşmalar ile yasalar arasında aynı konuda
farklı hükümler bulunmasından doğan “uyuşmazlıklar”dan söz edilmiştir.
Üçüncü cümlenin sözel metnine bakılırsa, uluslararası antlaşmalardaki ku-
ralların “esas” alınmasının, ancak somut bir uyuşmazlık çıkması durumunda
geçerli olacağı düşünülebilir. Bu sözcük, kuşkusuz öncelikle yargı yerleri
önünde çıkan somut uyuşmazlıkları çağrıştırmaktadır. Ancak ek cümle,
“yargı yerleri”nin önündeki uyuşmazlıklar ile sınırlı bir çözüm getirmemiş,
uyuşmazlıkların çıktığı yerlere ya da organlara ilişkin bir belirleme yap-
mamıştır. Kanımca ek cümlede geçen “uyuşmazlık” sözcüğünü, salt “adli,
156 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 157
makaleler Mesut GÜLMEZ
idari ve askeri” yargı yerleri ile sınırlı anlamamak ve uygulamamak gerekir.
Yönetsel organlar önündeki uyuşmazlıklarda da, uluslararası antlaşmalara
aykırı olan bir yasaya ya da bu yasaya dayanılarak çıkarılmış düzenleyici
metinlere göre bir karar verilmesinin söz konusu olduğu durumlarda da
uluslararası antlaşmaların “esas” alınması gerekir. Başka bir anlatımla,
kamu yetkililerine, yönetsel organlara yapılan başvuru ya da yakınma-
lar dolayısıyla onaylanan sözleşmeler ile yasalar arasında uyuşmazlıklar
çıkması durumunda da, uluslararası antlaşmanın yetkililerce doğrudan
uygulanması gerekir.
Öte yandan bu kural, yargı ve yönetsel yetkililerin (dolayısıyla yü-
rütmenin) yanı sıra, kanımca yasamayı da bağlar. Artık yasama organı
da, böyle bir uyuşmazlığa yol açabilecek uluslararası antlaşmalara aykırı
yasalar çıkaramaz, çıkarmamalıdır. Aykırı olanları da, Anayasadan baş-
layarak değiştirmelidir. Yasama organı, “uyuşmazlık durumunda nasıl olsa
uluslararası antlaşma esas alınacaktır” gibi bir yaklaşımla, aykırılıklara kayıtsız
kalamaz. Yasaların hazırlık ve oluşum sürecinin özellikle bakanlıklardaki
ve Meclis komisyonlarındaki aşamalarında, çıkarılacak yasa ile antlaşmalar
arasında çatışmalara yer vermemek için çaba ve özen gösterilmesi gerekir.
Ancak, gerek bürokrasinin gerekse yasama organının bu yükümlülükle-
rini yerine getirmemiş ya da getirememiş olması, onaylanmış uluslararası
antlaşmaların öncelikle uygulanmasına engel olmaz. Yasalarla yapılacak
insan haklarıyla ilgili düzenlemelerin alt sınırı, ilgili denetim organlarının
kararlarıyla açıklık kazandırılmış uluslararası antlaşmalardır. Özet olarak
ek cümle, yasaların uygulanması kadar yapılmasını da kapsar; yasama,
yürütme ve yargıyı bağlar. Kamu yetkilileri (vali, kaymakam ve başka yö-
neticiler ile kolluk görevlileri) de, uluslararası antlaşmaları yasalara üstün
tutarak uyuşmazlıkları çözmekle yükümlüdürler.
Yargıçların, eğer taraflarca ileri sürülmemişse, kendiliğinden ulusla-
rarası antlaşmaları gözönüne alarak karar vermesi gerekir. Bu, anayasal
bir yükümlülüktür. Uluslararası antlaşmalar, daha ileri kurallar içerdiği
sürece, hukuk düzeninin ulusal hukukun üstünde bir parçası olduğundan,
uyuşmazlıklarda kendiliğinden gözönüne alınmalı ve buna göre karar ve-
rilmelidir.
Aynı konuyu düzenleyen birden çok uluslararası antlaşma kuralının
bulunması durumunda, yetkili denetim organlarının kararları da gözö-
nünde bulundurularak, en ileri düzenleme yapan ve güvence sağlayan
antlaşmanın özenle belirlenip uygulanması gerektiği kuşku götürmez.
158 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 159
makaleler Mesut GÜLMEZ
Düzenleme, Uluslararası Denetim Organlarının Kararlarının da
Gözönüne Alınmasını Gerektirir
Ek cümlenin “aynı konuda farklı hükümler” biçimindeki sözleri, ulus-
lararası antlaşmaların salt sözel/pozitif metinleri gözönüne alınarak
belirlenmemelidir. Uluslararası antlaşmaların ve onayladığımız birçok
sözleşmenin ayrıntıya girmeyen, yetkili koruma ve denetim organlarının
yorumuyla açıklık ve anlam kazanan genel kurallar içerdiği anımsanırsa,
yasalar ile uluslararası sözleşmelerin aynı konudaki farklı düzenlemesinden
kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı, salt antlaşmaların sözel
metniyle sınırlı olarak saptanamaz. Böylesi yüzeysel ve kolaycı bir yaklaşım,
yapılan düzenlemenin işlevsiz bırakılması sonucunu doğurur. Koruma ve
denetim organlarının o konuya ilişkin yerleşik ilke kararları ve içtihatları
gözönünde bulundurulmak gerekir. Çünkü ek cümleyle yapılan düzen-
lemenin temel amacı, böyle bir uyuşmazlığın iç hukuk alanında yargısal
ya da yönetsel kararlarla çözülmesi ve böylece de, uluslararası koruma ve
denetim organları önüne götürülmesinin engellenmesidir.
Somut bir örnek vererek kısaca açıklamak gerekirse; İnsan Hakları Av-
rupa Sözleşmesi’nin “adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi, bu hakkın
“bağımsız ve yansız” mahkemelerde yargılanmayı içerdiğini öngörmüştür.
Ancak bu iki kavramın anlamlarını –doğal olarak- belirtmemiştir. İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi ise, ülkemize ilişkin bir kararında (İncal kara-
rında),
13
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yer alan “askeri yargıcın” konu-
munu gözönünde bulundurarak, “bağımsız ve yansız” olma kavramlarına
somut bir anlam ve içerik yüklemiştir. Böylece, dar bir yorumla sözleşmenin
sözel metninden ulaşılamayacak bir sonuca varmıştır. Çatışma durumunda,
Mahkemenin bu kararının gözönünde bulundurulmamasının, taraf oldu-
ğumuz sözleşmeye aykırı bir karar verilmesine yol açacağı kesindir.
Uygulamada daha çok duraksamalara yol açacağını düşündüğüm bir
başka somut örnek olarak, insan hakları sözleşmelerinden olduğuna kuşku
bulunmayan 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunması
Sözleşmesi’ne değineyim. 1993 yılında usulüne göre yürürlüğe koyduğu-
muz 87 sayılı Sözleşme, çok kısa ve genel anlatımlı maddelerinde açıkça
“grev hakkı”ndan söz etmez. Ancak, gerek sözleşmeyi onaylayan taraf dev-
letlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini denetleyen Uz-
manlar Komisyonunun, gerekse sözleşmeyi onaylamamış olsa bile UÇÖ’ye
üye olması nedeniyle, Örgüt’ün Anayasası’nda yer alan “sendika özgürlüğü”
ilkesine uyup uymadıklarını denetleyen Sendika Özgürlüğü Komitesi’nin
14
13
Yasemin Özdek, Avrupa İnsan Hakları Hukuku ve Türkiye, TODAİE Yayını, Ankara
2004, s. 204.
14
Bu denetim organları için bkz. Mesut Gülmez, Birleşmiş Milletler Sisteminde İnsan
Haklarının Korunması, s. 43-114.
158 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 159
makaleler Mesut GÜLMEZ
elli yılı aşkın bir süreden beri ülkemizi de kapsamak üzere yineledikleri
“içtihat” niteliği kazanmış yerleşik kararlarına göre, 87 sayılı sözleşme
grev hakkını güvenceye almıştır.
15
Gerek yargı yerlerinin gerekse yönetsel
yetkililerin, önlerine gelen yürürlükteki yasalarımızda yer alan kesin grev
yasağından kaynaklanan bir uyuşmazlığın çözülmesinde, dayanaklarını
UÇÖ Anayasası’ndan alan denetim organlarının bu kararlarını gözönüne
almaksızın karar vermeleri, bu yeni düzenlemeye –yani Anayasa’ya- açıkça
aykırı olur. Çünkü, Anayasa’da sözü edilen “usulüne göre yürürlüğe konul-
muş uluslararası sözleşmeler” anlamında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
ile 87 sayılı Sözleşme arasında hiçbir fark yoktur. Yine, anılan sözleşmeleri
denetleme yetkisi bulunan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kararları
ile UÇÖ denetim organlarının kararları arasında da, yargısal nitelik taşıyıp
taşımamaları dışında, bir fark yoktur. Başka bir anlatımla, her iki sözleş-
menin oluşturduğu koruma ve denetim sistemlerindeki farklılık, çatışma
sorununun çözülmesinde “uluslararası antlaşmaların esas alınması” yönünden
ayrım gözetilmesini gerektirmez. İnsan hakları sözleşmeleri arasında bu tür
ayrımlar gözetilmesi, hem Anayasa’ya hem de insan haklarının evrensel
ilkelerine aykırıdır.
Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere, 90. maddenin son fıkrasına eklenen
üçüncü cümle, yargı yerlerine ve yönetsel yetkililere büyük bir sorumluluk
yüklemekte, kanımca daha önce de var olan sorumluluklarını pekiştirmekte-
dir. Bu da, en azından Türkiye’nin taraf olduğu tüm insan hakları sözleşmele-
rinin uygulanmasını izlemekle görevli ve yetkili olan uluslararası koruma ve
denetim organlarının kararlarının bilinme ve izlenmesini gerektirmektedir.
Yargıçların ve kamu yetkililerinin bu konuda bir duraksama yaşamaları
durumunda, gerek uyuşmazlığın saptanması gerekse uyuşmazlığa uygu-
lanacak söz konusu kararların belirlenmesi konularında uzman ve bilim
adamlarından yararlanmaları gerekir. Uluslararası antlaşmaları yorumlama
yetkilerinin bulunduğunu düşünerek, denetim organlarının kararlarını araş-
tırmaksızın uyuşmazlığı çözmeye çalışmamaları gerekir. Böyle bir tutum,
ek cümlenin amacına ve özüne aykırı düşer. Denetim organlarının yerleşik
kararlarına aykırı bir çözümün, uyuşmazlığın eninde sonunda bu organların
önüne götürülmesine yol açacağı bilinmelidir.
Dolayısıyla ek cümle, yargıç ve yönetsel yetkililerin (ve kuşkusuz sav-
cı ve avukatların), İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’yle sınırlı olmayan
kapsamlı ve ciddi bir insan hakları eğitiminden geçirilmeleriyle amacına
uygun biçimde uygulanabilir.
15
Bkz. Mesut Gülmez, Sendikal Hakların Uluslararası Kuralları ve Türkiye, TODAİE Yayını,
Ankara 1988, s. 221-275; Mesut Gülmez, Dünyada Memurlar ve Sendikal Haklar, TODAİE
Yayını, Ankara 1996, s. 147-151.
160 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 161
makaleler Mesut GÜLMEZ
Kanımca, 90. maddenin son fıkrasının yeni son cümlesi, uluslararası
antlaşmaların temel alınmasını, yasalar ile antlaşmalar arasında çatışma
çıkması koşuluna bağlı tutmuş olmakla birlikte, yasalarda boşluk olması
nedeniyle açık bir çatışmanın söz konusu olmadığı durumlarda da, ulusal
hukukla bütünleşmiş uluslararası antlaşmaların temel alınması gerekir.
Yargıç, hukuk yaratma yetkisini kullanırken taraf olduğumuz uluslararası
insan hakları sözleşmelerini de gözönüne almalı; iç hukuktaki boşluğu,
yazılı hukukun bir parçası olan bu sözleşmelerle doldurmalıdır.
SONUÇ
Bu incelemeden çıkan başlıca sonuçları özetlemek gerekirse:
1. Uyuşmazlık durumunda, ulusal hukuka üstün tutularak öncelikle
uygulanması gereken taraf olduğumuz tüm insan hakları sözleşmeleri,
yargı yerleri ve yönetsel yetkililerce kendiliğinden “esas” alınarak uygu-
lanmalıdır;
2. Uyuşmazlığın, salt “yasalar” ile değil, kanun hükmünde kararnameler
ve insan haklarıyla ilgili düzenlemeler yapan tüm yasal ve/ya da daya-
nağını yasalardan alan yönetsel düzenlemeler ile uluslararası antlaşmalar
arasında çıkmış olması durumunda da, uluslararası antlaşmalar “esas”
alınmalıdır;
3. Uyuşmazlıklar, salt sözel metinler değil, yetkili denetim ve koruma
organlarının kararları da gözönüne alınarak saptanmalı ve karara bağlan-
malıdır. Ancak, yasalardan daha ileri hak, özgürlük ve güvence sağlayan
antlaşmalar uyuşmazlıkların çözülmesinde temel alınmalıdır;
4. Uluslararası antlaşmaları “esas” almak için, yüksek yargı yerlerinin
kimi kararlarında koşul sayıldığı gibi, -onaylanmakla Anayasa gereği ulu-
sal hukukun parçasına dönüşmüş olan- antlaşmaları ayrıca ulusal hukuka
katan özel yasal/yönetsel düzenlemeler yapılmış olması gerekmez;
5. Uzun sözün kısası, 90. maddenin son fıkrasının 25 sözcüklü yeni
üçüncü cümlesi, evrensel ve bölgesel ölçekli uluslararası insan hakları huku-
kunun kaynaklarını oluşturan sözleşmelerden taraf olduklarımızı, denetim
organlarının kararlarını da kapsayacak biçimde ulusal düzenlemelere üstün
tutarak doğrudan doğruya uygulama yükümlülüğü getirmiştir.
Yargı yerlerimizin ve yönetsel yetkililerimizin, hiç de kolay olmayan ve
küçümsenmemesi gereken bu yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirebil-
melerini sağlayacak koşulları hazırlamak gerekir. Bu koşulların başında da,
insan hakları öğretimi ve eğitimi gelmektedir. Ancak hükümetin ve yasama
organının da, Brüksel’den gelecek istekleri beklemeksizin, başta Anayasa
olmak üzere, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi dışındaki sözleşmeler,
160 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Mesut GÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 161
makaleler Mesut GÜLMEZ
-Örneğin Avrupa Sosyal Şartı, BM’nin İkiz Sözleşmeleri ve UÇÖ’nün 87,
98 ve 151 sayılı Sözleşmeleri- ile de bağdaşmayan aykırılıkları kaldıracak
kapsamlı ve denetim organlarının kararlarını gözönünde tutan bir uyum
çalışmasını başlatması gerekir.
Bilmiyorum, yasama, yürütme ve yargı organlarımız, yirmi beş sözcük-
lü değişikliğin içerik ve kapsamı ile hukuk düzenimiz üzerindeki etkilerinin
ve üstlendikleri yükümlülüklerin ayırdındalar mıdır?
Kuşkusuz, anayasal ve yasal uyum düzenlemelerine ilişkin yasa tasarı
ve önerilerinin gerekçelerinde de açıkça belirtildiği üzere, öncelikle 2004
sonunda Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi almak için yapılmış olsa da,
uluslararası insan hakları hukukuna uygunluk sağlayıcı değişiklikler içeren
önemli düzenlemelerinin gerçekleştirilmiş olması olumlu bir adımdır. An-
cak, onayladığımız ve iç hukukumuzun parçasına dönüştürdüğümüz insan
hakları sözleşmelerine Mayıs 2004 değişikliğiyle kurallar sıralamasının en
üstünde yer vermiş olmamızın, onları yaşamın bir parçasına dönüştürmek
için yeterli olmadığını da unutmamalıyız.