TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 163
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
5170 SAYILI YASA’YLA ANAYASA’NIN
90. MADDESİNDE YAPILAN
DEĞİŞİKLİĞE BİR BAKIŞ
Dr. Ali KARAGÜLMEZ
*
I. GENEL OLARAK
7.5.2004 tarihli ve 5170 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun”un 7. maddesiyle Anayasa’nın
90. maddesinin son fıkrasındaki,
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hük-
mündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne
başvurulamaz.” kuralına aşağıdaki cümle eklenmiştir:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin millet-
lerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle
çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
7. maddenin gerekçesinde,
“Uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin mil-
letlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak
bir uyuşmazlığın hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin
giderilmesi amacıyla 90. maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir” denil-
mektedir.
Çalışmamızda, henüz çok yeni ve uygulamada şekillenecek olan 5170
sayılı Yasa’yla Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle ilgili özel-
likle tartışmaya neden olabilecek bazı konulara değinmek istiyoruz.
II. BAZI ÜLKELERDEKİ DURUM
5170 sayılı Yasa’yla Anayasa’nın 90. maddesine eklenen hükme benzer
düzenlemeler, farklı boyutlarda kimi ülke Anayasalarında da yer almak-
tadır.
*
Hâkim.
164 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 165
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Alman Anayasası’nın “Uluslararası hukuk ve federal hukuk” başlıklı 25.
maddesine göre,
1
devletler hukukunun genel kuralları, Federal Alman Hu-
kuku’nun (ayrılmaz) bir parçasıdır ve federal topraklarda oturanlar için
doğrudan hak ve yükümlülük belirler ve kanunlardan önce gelirler.
Avusturya Anayasası’nın 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre,
2
devletler hukukunun kabul gören genel kuralları, federal hukukun ayrıl-
maz bir parçasıdır.
Fransız Anayasası’nın 55. maddesine göre
3
de, usulüne uygun onay-
lanmış ve uygun bulunmuş antlaşma veya anlaşmalar yayımlandıklarında,
diğer tarafça da uygulanmak koşuluyla, kanunlardan üstündür.
Alman ve Avusturya Anayasaları’nda milletlerarası andlaşmadan
değil, devletler hukukunun genel ilkelerinden söz edilmiştir. Bu yönü
itibarıyla, Alman ve Avusturya Anayasaları’nda daha geniş bir kavram
kullanılmıştır. Bununla birlikte, “devletler hukukunun genel ilkeleri” ibaresi,
genişliğinin yanı sıra, “andlaşma” kavramına göre daha soyut, belirsiz ve
tartışmalı bir kavramdır. Uygulanması noktasında oldukça geniş bir yo-
rum olanağı bulunmaktadır. Böylesi durumlarda, yorum sahası ne kadar
geniş ise, devletler hukukunun genel ilkelerinin uygulanabilme olanağı da
o kadar dar kapsamda olabilecektir.
Fransız Anayasası’nda ise, anlaşma ve andlaşmadan söz edilmiştir ve
bu açıdan Türk Anayasası’nın 90. maddesine benzemektedir ve söz konusu
andlaşma, kanunlardan üstündür. Bununla birlikte, Fransız Anayasası’nda,
Türk Anayasası’ndaki “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaş-
ma” ibaresinden farklı olarak, herhangi bir kritere bağlama yapılmadan,
“anlaşma ve andlaşma” sözcükleri kullanılmıştır.
Fransız Anayasası’nda, Türk Anayasası’ndan farklı olarak, “diğer tarafça
da uygulanmak” şartına bağlı bir daraltma bulunmaktadır. “Diğer tarafça da
uygulanmak” koşulu, andlaşmanın kanundan üstün sayılabilmesinin ön
koşulu niteliğindedir ve Türk Anayasası’nın 90. maddesinden daha dar
kapsamlıdır.
Fransız Anayasası’ndaki “diğer tarafça da uygulanmak” koşulunun uygu-
laması, belirsizlikler de içerebilecektir. Örneğin, diğer tarafça uygulanmak
koşulu, ikiden fazla tarafı olan andlaşmalarda, tarafların tümünün uygu-
1
m. 25: “The general rules of international law shall be an integral part of federal law. They
shall override laws and directly establish rights and obligations for the inhabitants of the
federal territory.”
2
m. 9: “The generally recognized rules of international law are regarded as integral parts of
Federal law.”
3
m. 55: “Treaties or agreements duly ratified or approved shall, upon publication, prevail over
Acts of Parliament, subject, in regard to each agreement or treaty, to its application by the
other party.”
164 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 165
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 165
laması mı yoksa bir ya da birkaçının uygulaması olarak mı anlaşılacaktır?
Söz konusu karşı tarafın uygulamasında kapsam tartışması da geniş bir
yorum alanı doğurmaktadır. Acaba diğer tarafça uygulanmak koşulu, her
konuda tam bir örtüşmeyi mi gerektirecektir; yoksa genel olarak uygula-
manın olması yeterli midir?
Fransız Anayasası’ndaki söz konusu ön koşulla ilgili soru ve sorunları
artırabilmek mümkündür.
III. 5170 SAYILI YASA DEĞİŞİKLİĞİNİN
UYGULANMA KOŞULLARI
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına 5170 sayılı Yasa’yla eklenen
cümlenin uygulanabilmesi için, aşağıdaki koşulların gerekli olduğunu dü-
şünmekteyiz:
A. Usulüne Göre Yürürlüğe Konulmuş
Milletlerarası Andlaşma Olmalıdır
1. Milletlerarası Andlaşma Kavramı
Fransız Anayasası’ndaki “antlaşma veya andlaşma” ibaresi yerine Türk
Anayasası’nın 90. maddesinde, “milletlerarası andlaşma” kavramı kullanıl-
makla yetinilmiştir.
Esasında, hukuki mahiyeti ve dolayısıyla bağlayıcılık vasfı açısından
aralarında fark olmamasına rağmen milletlerarası hukuk kuralları getiren
yazılı belgeler için 14 kadar değişik terim kullanılmaktadır. 90. maddede,
bu terimlerden en genel olanı seçilmiştir.
4
Bu itibarla, Anayasa’nın 90. maddesindeki “milletlerarası andlaşma”
kavramı, Fransız Anayasası’ndaki “antlaşma veya anlaşma” kavramını da
içerecek tarzda ve bilinçli olarak kullanılmıştır.
2. Usulüne Göre Yürürlüğe Konulma
31.5.1963 tarihli ve 244 sayılı “Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması,
Yürürlüğü ve Yayınlanması İle Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Ku-
ruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun”da, milletlerarası bir andlaşmanın
yürürlüğe konulması usulü kurala bağlanmıştır.
4
Anayasa’nın 90. maddesinin aynen alındığı 1961 Anayasası’nın 65. maddesinin ge-
rekçesinden.
166 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 167
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
244 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre, milletlerarası andlaşmaların
parafe edilmesi, imzalanması veya nota teatisine konu teşkil etmesi veya-
hut bu andlaşmalara katılma bildirilerinin yapılması için Türkiye Cum-
huriyeti’nin temsilcilerinin tâyini ve bu temsilcilerin yetkilerinin tespiti,
Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle olur; ancak bu kararnameler, Resmi
Gazete’de yayımlanmaz.
a. Uygun Bulma Yasası
Kural olarak, 244 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin birinci fıkrasına göre,
milletlerarası andlaşmaları onaylama veya bu andlaşmalara katılma,
onaylama veya katılmanın bir yasayla uygun bulunmasına bağlıdır.
244 sayılı Yasa’nın 2. maddesine göre uygun bulma yasası çıkarılma
zorunluluğu olmayan konular ise şöyledir:
1. İktisadi, ticari veya teknik münasebetleri düzenleyen ve süresi
bir yılı aşmayan andlaşmaların onaylanması veya bunlara katılmak için;
Türk kanunlarına değişiklik getirmemek, Devlet maliyesi bakımından
yüklenme gerektirmemek, kişi hallerine ve Türk vatandaşlarının yabancı
memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, onaylamanın
veya katılmanın uygun bulunmasına dair bir yasa yapılması zorunluluğu
yoktur. Bu halde, andlaşmanın onaylanmasının veya buna katılmanın
uygun bulunması hakkında bir kanun çıkmamış olup da, onaylama veya
katılma işlemlerinin yerine getirilmiş olması takdirinde, bu andlaşma, Resmi
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak iki ay içinde, bir Başbakanlık
yazısına ekli olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na gönderilir.
TBMM Başkanlığı, bu andlaşmaları, Genel Kurul’un bilgisine sunar.
2. Milletlerarası bir andlaşmaya dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca
yapılan uygulama andlaşmalarından Türk yasalarına değişiklik
getirmeyenleri onaylamak veya bunlara katılmak için; bunların konusu
iktisadi, ticari veya teknik münasebetlerin dışında kalsa veya süresi bir yılı
aşsa veya Devlet maliyesi bakımından bir yüklenmeyi gerektirse veya kişi
hallerine veyahut Türk vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki mülkiyet
haklarına dokunsa dahi, onaylama veya katılmayı uygun bulmak üzere
yasa yapılması zorunluluğu yoktur.
3. Yasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca yapılan
iktisadî, ticarî, teknik veya idari andlaşmalardan Türk yasalarına değişiklik
getirmeyenleri onaylamak veya bunlara katılmak için; bunların süresi bir
yılı aşsa veya Devlet maliyesi bakımından bir yüklenmeyi gerektirse veya
kişi hallerine veyahut Türk vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki
mülkiyet haklarına dokunsa dahi, onaylama veya katılmayı uygun bulmak
üzere kanun yapılması zorunluluğu yoktur.
166 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 167
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Uygun bulma yasası gerektiren bir andlaşmanın usulüne uygun
yürürlüğe konulduğunu söyleyebilmek için, yalnızca uygun bulma
yasasının kabul edilip Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi
yeterli değildir.
b. Bakanlar Kurulu Kararnamesi
244 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin birinci fıkrasına göre, milletlerarası
andlaşmaların onaylanması, bunlara katılma, bunların feshini ihbar etmemek
suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayan bir
milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için
gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının
değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma
ve bunları sona erdirme, Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle olur.
3. maddenin ikinci fıkrasına göre, onaylama veya katılma konusu olan
milletlerarası andlaşmanın Türkçe metni ile andlaşmada geçerli olduğu
belirtilen dil veya dillerden biri ile yazılmış metni birinci fıkradaki söz
konusu kararnameye ekli olarak Resmi Gazete’de yayımlanır.
Milletlerarası bir andlaşmanın usulüne uygun yürürlüğe girebilmesi
için, öncelikle uygun bulma yasasının TBMM tarafından kabul edilmesi
ve Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu
aşamada, söz konusu andlaşma henüz usulüne uygun yürürlüğe girmiş
sayılmamaktadır. Bundan sonra, 244 sayılı Yasa’nın 3. maddesi gereğince,
bu andlaşmanın onaylandığına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin
Resmi Gazete’de yayımlanması gerekmektedir. Kararnamede, farklı bir tarih
yoksa, Resmi Gazete’de yayım tarihinde, andlaşma usulüne uygun olarak
yürürlüğe girmiş sayılır.
3. maddenin üçüncü fıkrasına göre, Bakanlar Kurulu Kararnamesi
çıkarılma zorunluluğu olmayan konular ise şöyledir :
Bir önceki başlıkta belirtilen, uygun bulma yasası çıkarılması zorun-
luluğu olmayan bir milletlerarası andlaşmanın onaylanması veya buna
katılma bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle olursa, bu andlaşmanın
onaylanmasının veya buna katılmanın uygun bulunması hakkında yasa
çıkarılamaz.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca yapılan
teknik veya idari nitelikteki uygulama andlaşmalarından ve yasanın ver-
diği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca yapılıp 2. maddenin ikinci
fıkrasına göre TBMM’nin bilgisine sunulanların dışında kalan teknik veya
idarî andlaşmalardan iktisadî veya ticarî nitelikte olmayan, özel kişilerin
haklarını ilgilendirmeyen ve Türk kanunlarına değişiklik getirmeyenlerin
168 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 169
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
yayınlanması zorunlu değildir. Burada sözü edilen yayınlanması zorunlu
olmayan andlaşmalar hakkında Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan kararname-
lerin yayınlanması da zorunlu değildir.
B. Milletlerarası Andlaşma Temel Hak ve
Özgürlüklere İlişkin Olmalıdır
5170 sayılı Yasa’yla Anayasa’nın 90. maddesine eklenen cümlenin
uygulanabilmesi için, söz konusu andlaşmanın temel hak ve özgürlüklere
ilişkin bulunması gerekmektedir. Bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmedi-
ğinin belirlenmesi konunun, en güç ve tartışma yaratacak yönlerinden
birisini oluşturmaktadır.
5170 sayılı Yasa’yla 90. maddeye eklenen cümlede, temel hak ve öz-
gürlüklere ilişkin bir yollama ya da açıklama yapılmamıştır. Bu durumda,
“temel hak ve özgürlüklere ilişkin olma” kıstasının ele alınacağı alanlardan
birisinin Anayasa olduğu düşünülebilir.
Anayasa’nın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci bölümünde yer
alan 12. maddede temel hak ve hürriyetlerin niteliği açıklanmıştır. 12. mad-
denin gerekçesine göre, temel hak ve hürriyetler bir devlet lütfu değildir
ve kişiliğin; dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez bir unsurudur. Temel
hak ve hürriyetlerin ikinci niteliği ise, içinde yaşanılan topluma, aileye ve
diğer kişilere karşı ödev ve sorumlulukları da beraberinde getiriyor olma-
sıdır. Kişi sahip bulunduğu hak ve hürriyetleri kendi iradesi doğrultusun-
da kullanırken bu ödev ve sorumlulukları da göz önünde bulundurmak
zorundadır.
Temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da dayanağının aranmasının
diğer nedenleri de bulunmaktadır.
Türk Hukuku’nda temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir yasa, dayana-
ğını Anayasa’dan almaktadır ve Anayasa’ya aykırı olamaz. Böyle bir yasa
ile 90. madde kapsamındaki bir andlaşmanın aynı konuda farklı hüküm
taşıması olgusu da, temel hak ve özgürlükleri ele alırken, konunun daya-
naklarının başında Anayasa’nın geldiğini ortaya koymaktadır. Bir başka
anlatımla, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin bulunma” kriterinin ilk incelene-
ceği alan iç hukuk kuralları olmaktadır.
Acaba “temel hak ve özgürlüklere ilişkin bulunma” kriterinin incelenme-
sinde, iç hukuk kuralları yeterli midir?
Söz konusu kriterin belirlenmesinde, incelenecek konulardan birisi-
nin uluslararası bir andlaşma olduğu da göz önüne alındığında, iç hukuk
kurallarıyla sınırlı bir incelemenin tek başına yeterli olması mümkün gö-
rünmemektedir. Burada uluslararası hukuk kaynaklarına da başvurulması
gerekecektir.
168 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 169
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Bu sonuçtan sonra bir başka sorun daha ortaya çıkmaktadır:
Acaba hangi uluslararası hukuk kaynakları ölçüt alınabilecektir?
İlk olarak akla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler’in
ilgili sözleşmeleri, ilgisine göre Çocuk Hakları Sözleşmesi, Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi… gibi düzen-
lemeler gelmektedir.
Diğer yandan, Anayasa’nın 90. maddesindeki andlaşmanın, varsa ilgili
olduğu uluslararası hukuk kaynakları da inceleme konusu içerisinde yer
alabilecektir.
Bir başka sıkıntılı konu ise, andlaşmanın söz konusu dayanaklarının
yorumunun nasıl yapılacağıdır.
C. Milletlerarası Andlaşma ile Kanunların Aynı Konuda Farklı
Hükümler İçermesi Nedeniyle Uyuşmazlık Çıkmalıdır
Yukarıdaki iki koşul gerçekleşmiş ise, üçüncü olarak kanun ile andlaş-
manın aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle uyuşmazlık çıkması
durumunda andlaşma hükmü uygulanacaktır.
Burada üzerinde durulması gereken bazı soru ve sorunlar bulundu-
ğunu düşünmekteyiz.
1. Neden “Kanun” kavramı kullanılmıştır?
Anayasa’da neden yalnızca “kanun” denilmiştir?
Bu soruya karşılık olarak, “kanun” kavramı, yukarıda değindiğimiz
Alman ve Fransız Anayasalarında da kullanılmıştır denilebilir.
“Kanun” kavramını nasıl yorumlamak gerekecektir?
Anayasa’da, Başlangıç Bölümü’nden itibaren birçok maddede “kanun”
kavramından söz edilmiştir. Genel olarak bakıldığında çoğunlukla, Anaya-
sa’daki “kanun” kavramı, 88. ve 89. maddede sözü edilen, TBMM’ce “kanun”
adıyla usulüne göre kabul edilip Cumhurbaşkanı tarafından onaylandık-
tan sonra Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren normatif kuralları
anlatır.
Anayasa’nın 88. maddesinde “kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi”,
89. maddesinde ise “Kanunların Cumhurbaşkanı’nca yayımlanması” konuları
düzenlendikten sonra, inceleme konumuz olan 90. madde gelmektedir. Bu
sistematik yapı içerisinde 5170 sayılı Yasa’yla 90. maddeye eklenen “kanun”
kavramını geniş manada (örneğin kanun hükmünde kararnameyi de kapsar
biçimde) yorumlamak mümkün müdür?
170 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 171
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Diğer yandan, Anayasa’nın 90. maddesinin birinci fıkrasında “…
TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”; dördüncü fık-
rasında, “Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılma-
sında birinci fıkra hükmü uygulanır”; son fıkrasında, “Usulüne göre yürürlüğe
konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” kurallarında da
“kanun” denilmektedir.
5
90. maddeye 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümle-
de, herhangi bir açıklama yapılmadan kullanılan “kanun” kavramının, 90.
maddenin önceki fıkralarındaki “kanun” kavramından farklı yorumlana-
bilmesi Anayasa’nın sistematiğine uygun olur mu?
Öncelikle belirtelim ki, Anayasa’nın 90. maddesinin birinci fıkrasındaki
“uygun bulma kanunu” ibaresi, teknik anlamda “kanun”u kapsamaktadır
ve uygun bulma işleminin kanun hükmünde kararname ile yapılabilmesi
mümkün değildir.
Anayasa’nın 90. maddesinin, TBMM’nin görev ve yetkilerinin düzen-
lendiği maddeler içersinde ve kanunlarla ilgili 88 ve 89. maddelerden hemen
sonra yer alması, 90. maddenin 5170 sayılı Yasa’dan önceki yukarıda belir-
tilen kimi hükümlerindeki “kanun” kavramının da teknik anlamda olması
ve 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümlede “kanun” kavramı konusunda ayrıca
bir açıklamaya yer verilmemiş bulunması karşısında, 5170 sayılı Yasa’yla
Anayasa’nın 90. maddesine eklenen cümledeki “kanun” kavramını da teknik
anlamda değerlendirmek gerektiğini düşünmekteyiz.
a. Kanun Hükmünde Kararname
Andlaşma ile aynı konudaki kanun hükmünde kararname hükmü
arasında farklılık olursa ne olacaktır?
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına göre, sıkıyönetim ve
olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci
ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile
dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemez.
Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümleri ile dördüncü
bölümlerindeki temel hak ve özgürlükler açısından KHK çıkarılamayacak
olması, 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümledeki “temel hak ve özgürlüklere
ilişkin” olma kriteri karşısında, “kanun” sözcüğünün kullanılmasının ye-
rinde olabileceğini düşündürmektedir.
5
1982 Anayasası’nın 90. maddesinin gerekçesinde, “Andlaşmaların uygun bulunması ile
ilgili bu madde uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca cevap verdiği için aynen kabul edilmesi
uygun görülmüştür” denilmiştir. Gerekçeden de anlaşıldığı üzere, Anayasa’nın 90.
maddesi (5170 sayılı Yasa değişikliğine kadar), 1961 Anayasası’ndaki 65. maddeden
aynen alınmıştır.
170 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 171
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Bununla birlikte, Anayasa’nın “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler”e
ilişkin ikinci kısmının üçüncü bölümünün KHK ile düzenlenebilecek olma-
sı, bu düşünceyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kaldı ki, Anayasa’nın 91.
maddesinin beşinci fıkrasında, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde KHK
çıkarılabilmesi (KHK ile düzenlenemeyecek bölümler bakımından) saklı
tutulmuştur.
Nitekim, Anayasa’nın 122. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Sıkı
yönetim süresinde, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Ku-
rulu sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
çıkarabilir”
122. maddenin ikinci fıkrasına göre, sıkıyönetim süresinde Cumhur-
başkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarıla-
cak KHK’lerde olağan dönemlerde Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak
KHK’lerdeki sınırlamalar yer almamaktadır.
Sonuç olarak, Anayasa’nın 90. maddesine eklenen cümle kapsamındaki
bir andlaşma ile bir KHK’nın aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde,
KHK hükmünün uygulanmayacağını söylemek güçtür.
b. Tüzük ve Yönetmelik
Andlaşma ile tüzük ve yönetmelik hükmünde uyuşmazlık söz konusu
olursa ne olacaktır?
Anayasa’nın 115. maddesine göre, tüzükler, kanunun uygulamasını
göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere ve kanunlara aykırı olma-
mak koşuluyla çıkarılabilir. Anayasa’nın 124. maddesine göre ise, yönetme-
likler, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı
olmamak üzere çıkarılabilir. Tüzük ve yönetmeliğin dayanağı kanundur
ve kanuna aykırı olamaz.
Andlaşma ile tüzük ve yönetmeliğin farklı hükümler içermesi duru-
munda dayanak kanun kuralı göz önüne alınacak ve dolayısıyla, tüzük
ve yönetmeliğin dayanağı olan kanun hükmü değil, andlaşma hükmü
esas alınacağına göre, tüzük ve yönetmelik kuralı da ihmal edilecektir
denilebilir.
Ancak, tüzük ve yönetmeliğin dayanak kanunu ile andlaşma hük-
münde farklılık olmadığı halde, tüzük ve yönetmelik hükmünde aykırılık
olabilir.
Tüzük ve yönetmelik, dayanağı olan kanun kuralına aykırı ise, zaten
idari yargıda iptal kararı verilebilecektir. Kimi zaman, tüzük ve yönetmeli-
ğin Anayasa’ya aykırılığı bile ileri sürülebilir. Özellikle dayanak kanunun
172 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 173
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
soyut kurallarında açık bir Anayasa’ya aykırılık görülmese dahi, tüzük
ve yönetmelikte Anayasa’ya aykırılık gündeme gelebilecek ve bu yönden
(idari yargıda) iptali yoluna gidilebilecektir.
2. Andlaşma ve Kanun Hükümlerinin
Normatif Yapısındaki Sorunları
Milletlerarası andlaşmalar genellikle, genel çerçeveli ve bir kanun hük-
mü kadar somut olmayan kurallar içermektedir. Andlaşma hükümleri,
andlaşmaya imza koyan tarafların iç hukuk kurallarıyla içini doldurabile-
cekleri, genellikle devletten devlete farklılıklar gösterebilen ve takdir hakkı
veren nitelikte olabilmektedir.
Normatif çerçeve açısından andlaşma hükümlerine göre kanun hüküm-
leri ise, kanuna dayalı çıkartılan tüzük ve hatta yönetmelik kuralı kadar
ayrıntılı (somut) bir yapıda olabilmektedir.
Bu yapının bir sonucu olarak, uygun bulma kanunu çıkarılıp, yukarıda
açıklanan prosedürden sonra usulüne uygun yürürlüğe giren andlaşma-
nın (genel çerçeve içeren) kuralları, çoğunlukla “uyum kanunları” şeklinde
ifade edilen yasa normu ile düzenlemesi yapılmakta ve iç hukuka uyumu
sağlanmaktadır.
Uyum kanununun kapsamı, andlaşmanın içeriğine göre değişebilmek-
tedir. Kimi zaman, bir kanunda değişiklik yapılırken, genellikle “Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” gibi bir adla birden fazla
kanunda değişiklik yapıldığı görülmektedir.
Bu sonuca göre, aynı konuda farklı hükümler içeren, aynı içerikte
andlaşma ve kanun hükmü uyuşmazlığının fazlaca olmayacağını düşün-
mekteyiz.
Ülkemizdeki kimi kanunların normatif yapısı itibarıyla, tüzük hatta
yönetmelik ve hatta genelge kadar ayrıntılar içerdiği durumlarda, böylesi
bir kanun kuralı ile oldukça soyut ve geniş çerçeveye sahip andlaşma ku-
ralının aynı konuda farklı hükümler içerdiği sonucuna varabilmenin de
güç olacağını belirtmek isteriz.
Diğer yandan, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası
andlaşmayı nasıl incelemek gerekecektir?
Bu andlaşmanın Resmi Gazete’de yayımlanan Türkçe metniyle sınırlı
inceleme yeterli midir?
244 sayılı Yasa’nın 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulu Kararname-
si’yle Resmi Gazete’de yayımlanan Türkçe ve muteber dil metninde, orijinal
metni incelemek gerekli midir? Orijinal metnini esas alma yöntemini nasıl
172 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 173
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
belirleyebiliriz? Özellikle, orijinal metnin, hukuk terminolojisi bakımından
yeterli olmayan bir çevirisi uygun olur mu? Her uygulayıcı bu çeviriyi
yapabilir mi? Bu açıdan orijinal metnin incelenmesinde belirli çeviri ve
inceleme standardı aramak gerekmeyecek midir?
Uluslararası platformda söz konusu andlaşmanın uygulanmasında,
andlaşmanın içeriğinde yazılı dil ya da dillerdeki orijinal metni esas alın-
maktadır. Bu açıdan, kanun ile farklı hüküm içerme konusunda söz konu-
su andlaşmanın orijinal metninin de incelenmesi gerekebilecektir. Burada
da, uygulamayı yapan kişi ya da merciin bu incelemeyi yapma zorlukları
ortaya çıkabilecektir.
3. Aynı Konuda Farklı Hükümler İçermek Kavramı
Aynı konuda farklı hükümler içermek kavramının da yoruma muh-
taç olduğunu ve uygulamada sıkıntılara neden olabileceğini düşünmek-
teyiz.
5170 sayılı Yasa’nın konuyla ilgili madde gerekçesinde “uygulamada
usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaş-
malar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın
hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi ama-
cıyla 90. maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir” denilmektedir.
Gerekçede yer alan “çelişme” sözcüğü kısmen konuya açıklama yap-
maya çalışmıştır.
Farklı hüküm içermek, çelişmeyi anlatmaktadır. Çelişme sözcüğü, belli
bir düzeyde, farklı sonuç doğuran bir uyuşmazlığı, bir aykırılığı çağrıştır-
maktadır. Esasında, işin doğası gereği, “farklı hüküm” kavramı, aleyhe sonuç
doğuran bir aykırılığı anlatmaktadır.
Andlaşma ve kanun hükmünde, takdir hakkı tanımayan süre, sayı gibi
somut veriler söz konusu ise, bunlar arasındaki çelişmeyi tespit daha kolay
yapılabilir. Ancak, her çelişme de, işin esasına uygun olmayabilir.
Burada, andlaşma hükmüne göre, kanun hükmünün temel hak ve
özgürlükler açısından sınırlayıcı olup olmadığı konusunun da değerlen-
dirilmesi gerekecektir. Eğer kanun hükmü, andlaşma hükmüne göre, te-
mel hak ve özgürlükler açısından daha genişletici (lehe) hüküm taşıyorsa,
temel hak ve özgürlüklerin korunması ruhu açısından bir çelişmeden söz
edilemeyecektir.
Diğer yandan, kanun hükmü kimi zaman uygulayıcı tarafından (ör-
neğin yargı kararlarıyla) yoruma muhtaçtır ve uygulamaya bu yorum
174 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 175
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
yön vermektedir. Aynı konuda farklı hüküm içeren andlaşma kuralının
yorumu nasıl olacaktır? Bu konunun da güç ve tartışmalı olacağını dü-
şünmekteyiz.
D. 5170 Sayılı Yasa’yla Anayasa’nın 90. Maddesine Eklenen Cümlenin
Anayasa Mahkemesi’ne Yapılan Başvurulara Etkisi
Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında, usulüne uygun yürürlüğe
konulmuş milletlerarası andlaşmaların da yer aldığı uluslararası belgeler,
Anayasa’ya uygunluk denetiminde dayanılmamakla birlikte, değerlendir-
mede gözetilen destekleyici nitelikte görülmüştür.
6
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası gereğince, usulüne göre yürür-
lüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar hakkında Anayasa’ya aykırılık
iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmaz.
Acaba temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalarla aynı konuda farklı
hükümler içeren böyle bir andlaşma olduğunda, zaten yasa değil andlaşma
esas alınacağına göre, bu sonuç Anayasa’ya uygunluk denetimini etkile-
yebilir mi?
Koşulları gerçekleştiğinde, yasa değil, andlaşma hükmü uygulanaca-
ğına göre, 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümle, böylesi bir yasa hükmünü
nasıl etkilemektedir?
Bu yasa hükmü zımnen ilga edilmiştir denilebilir mi ? Bir an için zımnen
ilga düşüncesine sıcak bakıldığında, bu sonuç, genel kabul gören, bir yasa
hükmünün nasıl ilga edileceğine ilişkin iç hukuktaki ilkelerle bağdaşabilir
mi?
Nitekim, Anayasa’nın 87. maddesine göre, bir yasa hükmünü değiş-
tirmek ve kaldırmak TBMM’nin görevleri arasında yer almaktadır. Anaya-
sa’nın 148 ve devamı maddelerine göre ise, usulüne uygun bir başvuruda,
bir yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığı halinde Anayasa Mahkemesi
tarafından iptaline karar verilmektedir.
90. maddeye eklenen cümlede, “çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası
andlaşma hükümleri esas alınır” denilmektedir. Bu ibarede, söz konusu yasa
hükmünün ilga edildiği sonucuna gitmek güçtür. Kaldı ki, “esas alınır”
ibaresi, kaldırılma anlamını vermemektedir.
Burada, o uyuşmazlıkta, bir ilga değil, esasında bir “ihmal” söz konu-
sudur. Bu nedenle, o yasa hükmü, andlaşma kapsamı dışındaki konularda
uygulamasını sürdürecektir.
6
AY Mah. K., 23.9.1996, E.1996/15, K.1996/34; AMKD., Sayı 32, C.2, s.806-807; 29.11.1990,
E.1990/30, K.1990/31; AMKD., Sayı 27, C.1, s.57-64
174 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 175
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
5170 sayılı Yasa’yla 90. maddeye eklenen cümlenin, Anayasa Mahke-
mesi’ne yapılan başvurulara etkisini, itiraz yolu ve iptal davaları açısından
ele almak gerekmektedir.
1. İtiraz Yoluyla Gelen İptal Başvurularında
Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrası ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi gereğince, itiraz yoluyla
bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusunda bulunabilmesi
için iptali istenilen kuralın, “o davada uygulanacak kural niteliğinde olması”
zorunlu koşulunun gerçekleşmesi gerekmektedir.
Konuya farklı açılardan yaklaşmak mümkündür :
1. Yaklaşım:
5170 sayılı Yasa’yla Anayasa’nın 90. maddesine eklenen cümleyle, hak
ve özgürlüklere ilişkin aynı konuda farklı hükümler içeren hem yasa hem
de usulüne göre yürürlüğe konulmuş andlaşma varsa, yasa değil andlaşma
kuralı uygulanacağına göre, bir bakıma söz konusu yasa kuralı, o (dava-
da) uyuşmazlıkta Anayasa’nın 90. maddesi gereğince uygulanacak kural
olmaktan çıkmış olabilecektir. Kaldı ki, Anayasa’nın 90. maddesinin son
fıkrasına göre usulüne uygun yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar
hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası da mümkün olamayacağına göre,
itiraz yolu belli konularda işlemez hale gelebilecektir.
Anayasa’nın 90. maddesine eklenen cümle, henüz çok yeni bir kural
olmakla birlikte, biz bu konunun çözüme muhtaç olduğunu düşünmekte-
yiz. Özellikle itiraz yoluyla gelen başvurular bakımından varılacak sonuç,
dolayısıyla iptal davalarını da etkileyebilecektir.
2. Yaklaşım:
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, “davada uygulanacak yasa kura-
lı”ndan maksat, bir davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz etki ya-
pacak nitelikte bulunan ya da tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde
bir karar vermek için göz önünde tutulması gereken kurallardır.
7
Anayasa’nın 90. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusu,
yukarıda genel olarak değindiğimiz belirli bir incelemeyi gerektirmekte-
7
AY Mah., 4.9.1997, E.1997/56, K.1997/62; AMKD., Sayı 33, C.1, s.425-428; AY Mah.,
4.10.2000, E.2000/55, K.2000/26, AMKD., Sayı 36, C.2, s.768-771.
176 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 177
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
dir. Bir başka deyişle, bir yasa kuralı varken, bir andlaşma kuralı hemen
değil, koşullarının varlığı tespit edildikten sonra yasa kuralına rağmen, esas
alınabilecektir. Bu sonuca gitmede, yasa kuralının olumsuz da olsa yine
uygulanma konusu yapıldığı söylenebilir mi? Bu soruya evet denilebilirse,
o yasa kuralının itiraz başvurusu incelemesi esastan yapılabilecektir.
3. Yaklaşım:
Anayasa’nın 90. maddesindeki değişikliğin, yine Anayasa’da dü-
zenlenen Anayasa’ya aykırılıkla ilgili kuralları daraltabileceği yorumu,
Anayasa’ya uygun olur mu?
5170 sayılı Yasa’yla değişik Anayasa’nın 90. maddesindeki “…çıkabilecek
uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” cümlesindeki,
“esas alma” ibaresi, Anayasa’ya uygun yorumu da gerektirir.
Kaldı ki, 5170 sayılı Yasa’yla, Anayasa Mahkemesi’nin düzenlendiği
Anayasa’nın 146 ilâ 153. maddelerinde herhangi bir değişiklik yapılma-
mıştır. Bu itibarla, andlaşma hükmüne aykırılığı nedeniyle ihmal edilen ve
Anayasa’ya aykırılığı söz konusu olabilen bir yasa kuralının, itiraz yoluyla
iptaline karar verilebilmesinin sınırlandırılması yaklaşımının, Anayasa’ya
uygun bir yorum olmadığını da söylemek mümkündür.
Bu tartışmaların yanında, yukarıda açıklandığı üzere, 5170 sayılı Ya-
sa’yla 90. maddeye eklenen cümlenin, uygulanmasındaki zorlukların yanı
sıra, tüm koşulları taşıyan andlaşma ve kanun hükmü olgusunun da fazlaca
olmayacağı göz önüne alındığında itiraz yoluyla başvurular konusundaki
etkinin fazlaca olmayacağını da söylemek isteriz.
2. İptal Davalarında
Anayasa’nın 150. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak
iptal başvurusunda, itiraz yolundan farklı olarak, “davada uygulanacak
kural olma” koşulu yoktur. Ancak, iptali istenilen yasa kuralı, temel hak
ve özgürlüklere ilişkin aynı konuda farklı hükümler içeren uluslararası
andlaşma ile çelişirse, yasa kuralı uygulanamayacağına göre ve bu sonuç
Anayasa’nın 90. maddesine 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümleden kay-
naklandığına göre, söz konusu yasa kuralı Anayasa’nın 90/son fıkrasına
aykırı bir konuma gelebilecektir.
Bir yasa kuralının, yalnızca 5170 sayılı Yasa’yla 90. maddeye eklenen
cümleye aykırı olması, Anayasa’ya aykırıdır denilmesi için yeterli olabilecek
midir? Üstelik böyle bir yasa kuralı 90. madde dışında Anayasa’nın başka
hiçbir maddesine aykırı değilse ne olacaktır?
176 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Ali KARAGÜLMEZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 177
makaleler Ali KARAGÜLMEZ
Bu konunun tersini ele alırsak; o yasa kuralı Anayasa’nın 90. madde-
sinin son fıkrasının son cümlesindeki bir andlaşma ile paralel hükümler
taşıyorsa, doğal olarak yasa kuralı uygulanacaktır. Fakat, bu durumun or-
taya çıkarabileceği bir başka sonuç ise, 5170 sayılı Yasa’yla eklenen cümle
kapsamında bir andlaşma varsa ve iptali istenilen yasa kuralı bu andlaşma-
ya uygun ise, iptal isteminin kabulüne karar verebilmek mümkün müdür?
Böyle bir andlaşma, Anayasa’ya uygunluk denetiminde destekleyici norm
değil, denetimde gözetilecek ana norm haline gelebilecek midir?
Varılan bu aşamada, bir başka konu ise, iptali istenilen yasa kuralının,
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına göre, andlaşmaya uygun ve fakat
Anayasa’nın diğer herhangi bir maddesine aykırılığının olması halidir. İpta-
li istenilen yasa kuralı, 90. madde kapsamında aynı konudaki bir andlaşma
hükmü ile çelişmiyorsa ve fakat bu yasa kuralı örneğin Anayasa’nın 10.
maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı ise ne olacaktır?
Biz sorunun çözümünde, Anayasa’nın 90. maddesindeki “Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” cümlesinin
belirleyici olabileceğini düşünmekteyiz. Bu cümlede, söz konusu andlaş-
manın kanun hükmünde olduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa yargısında, iptal istemine konu bir yasa hükmünün, bir başka
yasa hükmüne uygun (paralel) olması değil, Anayasa’nın 11. maddesin-
deki, “Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz” kuralı gereğince, Yasa kuralının
Anayasa’ya uygun olması ana ilkedir.
Anayasa’ya aykırılık başvurusuna konu edilemese dahi, Anayasa’nın
90. maddesine göre söz konusu andlaşma bir kanun hükmündedir. 5170
sayılı Yasa’yla eklenen cümlede de bu sonucun bir devamı olarak, çelişen
(çatışan) iki yasa kuralından hangisinin uygulanacağı konusu açıklığa ka-
vuşturulmaktadır. Bu nedenle, andlaşmayla çelişmeyen ve fakat Anayasa’ya
aykırı olan bir yasa kuralının iptaline karar verilebilecektir.
Diğer yandan, Anayasa’nın 90. maddesine göre, bir yasa kuralı ile çe-
lişme nedeniyle bir andlaşma kuralının doğrudan uygulandığı halde, yasa
kuralının Anayasa’ya aykırılığı konusu incelenecektir. Eğer yasa kuralının
Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılırsa, o yasa kuralının, tek başı-
na 5170 sayılı Yasa’yla değişik Anayasa’nın 90. maddesine aykırılığından
iptaline karar verilebilmesinin güç olduğunu düşünmekteyiz.