178 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 179
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN
TÜRK YARGI SİSTEMİNDEKİ YERİ
Doç. Dr. İbrahim ŞAHBAZ
*
Giriş
AİHS, sözleşmeye taraf devletlerin amaçları ile konulan kurallar ve
bu kuralların içeriği itibariyle, kişilere doğrudan haklar tanımaktadır.
Sözleşmenin birinci maddesinde yer alan, taraf devletlerin “kendi yetki
alanları içinde bulunan herkese bu sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak
ve özgürlükleri tanırlar” hükmü (m. 1) ile sözleşme ve ek protokolleri yo-
rumlamaya (m. 19 vd.) yetkili organ olan AİHM kararlarının bağlayıcılığı
ve uygulanması zorunluluğuna ilişkin düzenlemeler, taraf devletler için
bu Sözleşme’nin bağlayıcılığını ortaya koymaktadır (m. 46).
AİHS’nin iç hukuktaki etkisi konusunda, Sözleşme’ye taraf devletler-
de, iki temel sistemin varlığından söz edilebilir: Düalist (ikici) ve monist
(tekçi) sistem.
1
Bunlardan düalist (ikici) sisteme göre, iç hukuk ve sözleşme birbirin-
den tamamen farklı ve bağımsız iki farklı hukuk sistemi olup, sözleşmenin
iç hukukta doğrudan etkisi söz konusu değildir. Sözleşmenin iç hukukta
etkili olabilmesi için iç hukuka aktarılması, yani bir trasformasyon işlemine
ihtiyaç vardır.
Sözleşme’ye taraf devletlerden İngiltere, İsveç, Danimarka, İrlanda,
İzlanda ve Norveç gibi ülkeler düalist sistemi kabul etmişlerdir. İsveç ör-
neğinde, Yüksek İdare Mahkemesi, uluslararası bir sözleşmenin iç hukuku
doğrudan etkilemesinin mümkün olmadığına, ülkede bunun iç hukuka
aktarılmasını sağlayacak bir yasanın olması gerektiğine hükmetmiştir. Bu
*
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
1
Gözübüyük, A. Ş.-Gölcüklü, F.: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Turhan
Kitabevi, Ankara 2003, s. 19 vd.
178 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 179
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
nedenle, İsveç Yüksek Mahkemesi, iç hukuka dayanılmaksızın, sadece
AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasına dayalı geri verme işlemini reddet-
miştir.
2
Monist (tekçi) sistemde ise, bir tek hukuk düzeni vardır. Ulusal hukuk
ile uluslararası hukuk, bir bütünün parçasıdır. Uluslararası hukukta yara-
tılan bir kural, ulusal kurallar arasında doğrudan yerini alır ve uygulanır.
Bu nedenle monist görüşte sözleşme iç hukukta doğrudan uygulanmakta
olup, ayrıca sözleşmenin iç hukuka aktarılması işlemine gerek bulunma-
maktadır. Yani bu sistemde uluslararası hukuk ile iç hukuk bir tek hukuk
sistemi olduğundan, uluslararası hukukun iç hukuka aktarılması için ayrı
bir işlem yapmaya gerek yoktur. Böyle olmakla beraber, monist sistemi be-
nimseyen devletlerdeki sorun, sözleşmenin normlar kademelenmesindeki
yeridir. Kimi devletler sözleşmeyi yasa, kimi yasa üstü, kimisi Anayasa
düzeyinde ve nihayet kimisi de Anayasa üstü kabul etmektedir.
Bu çalışmada önce konunun karşılaştırmalı hukukta yer alış biçimi
üzerinde durdum. Sonra, Anayasamızdaki düzenlemeleri irdeledim.
Anayasamızdaki düzenlemeler değişik yönlerden değerlendirilmek-
tedir. Ancak sözleşmelerin Anayasamızda yer alış biçiminde genel olarak
farklı bir düzenleme getirilmemekle beraber, 5170 sayılı Yasa’nın 7. maddesi
ile Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenen bir cümle ile, temel
hak ve özgürlüklerle ilgili olarak sözleşmelerin yasalara üstünlüğü açıkça
kabul edilmiş oldu. Fakat, gerek temel hak ve özgürlüklerle ilgili olmayan
eski düzenleme bakımından, gerekse yeni düzenlemenin istenilen açıklıkta
olmaması nedeniyle, konu ile ilgili tartışmalar devam edeceği için, Anaya-
sa’daki düzenlemeleri irdelemeye çalıştım.
II. Karşılaştırmalı Hukuktaki Durum
Uygulamadan kimi örnekler vermek gerekirse:
3
• Almanya’da AİHS’nin yasama organı tarafından onaylanmasından
sonra kurallar kademeleşmesinde yasayla aynı düzeyde olduğu kabul
edilmektedir.
4
Bu şekilde kabul edilen sözleşme hükmünden sonra, bir
yasa yürürlüğe girer ve sonradan yürürlüğe giren yasa sözleşmeye aykırı
2
Tezcan, Durmuş-Erdem, Mustafa Ruhan- Sancakdar, Oğuz: Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi ve Uygulaması, TC Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara
2004, s. 64 vd.
3
Yıldırım, Kamil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Divan Kararlarının Hukuksal Niteliği
ve Taraf Devletlerde Uygulanması, Kazancı Yayını, İstanbul 1997, s.49 vd.
4
Alman Anayasa’sı, m. 59/2.
180 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 181
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
hükümler içerirse, bu yasa sözleşmenin amacına uygun yorumlanır. Yani
yasa, kendinden önce yürürlüğe giren sözleşmeye aykırı hüküm taşıyorsa,
normalde yasanın yürürlükten kaldırılması gerekmekle beraber, yasanın
yürürlükten kaldırılması düşünülmüyorsa veya kısa sürede yürürlükten
kaldırılması mümkün değilse, yasanın uluslararası hukuka uygun yorumu
tercih edilmektedir. Ancak, sözleşmeye aykırı olan yasa ile sözleşmenin
aynı anda yürürlükte olmaları, sözleşmeye uygun yoruma rağmen yerinde
değildir. Bu nedenle, öğretide, sözleşme hükümlerinin yasa üstülüğünün
kabul edilmesi savunulmaktadır. Yani Anayasa’ya uygunluk denetiminde
sözleşme hükümlerinin “ölçü norm” olarak dikkate alınması üzerinde durul-
maktadır. Ancak Alman Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da yer alan temel
hakların içeriğinin belirlenmesi ile ilgili yorumunda, AİHM kararlarına ek
bir araç olarak yer vermektedir.
• Avusturya öğretisine göre bu ülkede monist sistem egemendir.
Avusturya’da 1964 tarihinde kabul edilen Anayasa çerçevesinde AİHS’nin
Anayasa hukukunun ayrılmaz bir parçası olduğu benimsenmiştir. Yani
AİHS Avusturya’da Anayasal çerçeveye sahiptir.
• İsviçre de monist sistemi kabul etmekle beraber, sözleşmenin iç hukuk
karşısındaki durumunda açık bir düzenleme olmadığı halde sözleşme, yasa
gücünde kabul edilmektedir. Ancak bu yasa gücünde oluş, sonraki yasanın
sözleşme karşısındaki durumunu ayrıca tartışmalı yapmaktadır.
• Fransız hukuku da monist görüşü benimsemiştir. Dolayısıyla söz-
leşmenin iç hukuka aktarılması için aktarma işlemi yapılmasına gerek
kalmadan iç hukukta doğrudan uygulanması yapılmaktadır. Fransız Ana-
yasası’nın 55. maddesine göre, usulüne göre imzalanan ve kabul edilen söz-
leşmeler yayımlandıkları andan itibaren yasalara üstünlük kazanmaktalar.
5
Ancak Anayasa’nın bu düzenlemesine karşın, Avrupa Birliği hukuku ile
ilgili olarak ortaya çıkan sorunun çözümünde, Fransız Danıştay’ı,
6
Birlik
hukukunun ulusal yasalara göre önceliğini kabul ettiğinden, bu kararla
birlikte AİHS’nin de yasalara önceliği kabul edilmektedir.
• Belçika hukukunda uluslararası sözleşmelerin yayımlanmaları üzeri-
ne iç hukukta doğrudan doğruya uygulanmaları kabul edilmektedir. Ancak,
uygulamada sözleşmelerin yasalara göre önceliği vardır.
• AİHS’nin ulusal yasalara oranla önceliğini kabul eden ülkeler ara-
sında, Malta, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İspanya’da yer almak-
tadır.
5
Travaux Dirigés Sous la direction de Dominique Turpin, Droit Constitutionnel, Paris 1998,
s. 55.
6
Bkz. Nicolo kararı.
180 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 181
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Finlandiya, İtalya, Liechtenstein, San Marino ve Danimarka’da ulusla-
rarası sözleşmeler yasa gücündedir. Ancak bu ülkelerin bazılarında öğreti
ve uygulamada, sonradan çıkan ulusal yasanın sözleşmeyle çatışması ha-
linde, ortaya çıkan uyuşmazlığın sözleşmeye öncelik tanınarak giderilmesi
giderek ağırlık kazanmaktadır.
• Buna karşılık, İngiltere, İrlanda, İzlanda, Finlandiya, Norveç ve İs-
veç’te AİHS, iç hukukun bir parçası sayılmamaktadır.
Özetle, tüm bunlardan çıkan sonuç, çoğu ülkelerin sözleşmeyi doğ-
rudan doğruya uygulamayı benimsemesinin yanı sıra, AİHS’nin taraf
devletleri bağlayıcılığı ve uygulamaların AİHM tarafından denetlenmesi
nedeniyle, sözleşmeyi iç hukukunun bir parçası olarak kabul etmeyen ülke-
lerde de gün geçtikçe sözleşmeye ve AİHM kararlarına uygun davranıldığı,
düzenlemelerden ve yorumlardan istifade edildiği anlaşılmaktadır.
7
III- Türk Hukukunda
A- Yargı Yetkisi Bakımından Anayasa’daki
Düzenlemeler ve Sıkıntılar
a. Anayasa’da Yargı
1982 Anayasa’sı, egemenliğin kayıtsız-şartsız millete ait olduğunu ve
Türk Milleti’nin egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili
organları eliyle kullanacağını; hiçbir kimse veya organın kaynağını Ana-
yasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağını düzenlemektedir
(m. 6). Ayrıca Yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler-
ce kullanılacağını (m. 9); yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarını,
Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm
vereceklerini düzenleyen Anayasamız (m. 138/1); hiçbir organ, makam,
merci ve kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yar-
gıçlara emir ve talimat veremeyip, genelge gönderemeyeceğini, tavsiye ve
telkinde bulunamayacağını (m. 138/2) emretmektedir.
Anayasa, “hukuka”(m. 138/1) uygun karar vermeden söz ederken,
hukuku, sadece iç hukuk olarak değil, uluslararası hukukun da buna dahil
olduğu şeklinde anlamak gerekir. Yani buradaki hukuk sadece iç hukuk
değildir. Yeter ki, ulusalüstü hukuk bir şekilde ulusal hukuka dahil edil-
miş olsun, sözleşmenin de hukuk kavramı içerisinde değerlendirilmesi
gerekir.
7
Yıldırım, 1997, s. 49 vd.; Batum, Süheyl, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal
Sistemine Etkileri, İstanbul 1993, s. 32 vd.
182 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 183
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Anayasa, herkesin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu be-
lirttikten sonra, bu kararların hiçbir suretle değiştirilemeyeceğini ve yerine
getirilmesinin geciktirilemeyeceğini de belirtmektedir (m. 138/son).
Anayasa’nın başlangıcında, millet iradesinin mutlak üstünlüğünden söz
edilirken, egemenliğin hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan Türk milletine ait
olduğu ve bu yetkiyi millet adına kullanacak olan organın (kişi ve kuruluşun)
Anayasa’da belirlenen hukuk düzeni dışına çıkamayacağı dile getirilmek-
tedir. Dolayısıyla Anayasa’da, yargı yetkisine ilişkin düzenlemelerle ilgili
olarak getirilecek yasal düzenlemelerin Anayasa’ya uygun ve Anayasa’yla
yetkili kılınmış organ tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Görülüyor ki Anayasa, yargı yetkisi bakımından dışta egemenlik devri
öngörmediği gibi, içte de mahkemelere etkide bulunulamayacağını ve ka-
rarlarının etkisiz kılınamayacağını öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi Kararları’nın ulusal mahkeme kararlarını kendiliğinden etkisiz
kılması söz konusu değildir. Zira, Anayasamız, klasik çözümden hareket-
le, sadece ulusal yargı öngörmüştür. Bunun tersine Anayasamız, yargısal
konuda açıkça egemenlik devri öngörmemiştir. Buna karşılık Anayasa,
90/son maddesinde öngörülen şekilde sözleşmeler usulüne uygun olarak
yürürlüğe konmuşsa, bu sözleşme organının kararlarına uygun davranıl-
ması gerekir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Kaygusuz/Türkiye”
davasında, Türk Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’yı yorumlamasını da
denetlemek suretiyle, iki hukuk koridoru dışında, sonuçları itibariyle
“üçüncü koridor” açmıştır.
8
AİHM Başkanı, AİHM’nin ulusal otoritelerin rolünü üstlenemeyeceği,
kural olarak ulusal otoritelerin sözleşme veya eki protokollerin düzenle-
diği hususlarda uygun gördükleri önlemleri almada serbest olduklarını,
bu Mahkemenin denetiminin de sadece söz konusu önlemlerin sözleşme
gereklerine uygun olup olmadığı ile sınırlı olduğunu belirtmiştir.
9
Türk hukuku açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin(AİHS)
diğer sözleşmelerden farklı olduğu ve bu farkın sözleşmenin bir yargı dene-
timi sistemi kabul etmesine dayandırıldığı ifade edilmektedir.
10
Bu görüşe
göre, Türkiye, AİHS’yi onaylamakla, organların yargı yetkisini de kabul
8
Bakır, Çağlar, “Anayasa Yargısı’nın Güncelliği: ‘Yargıçlar Zamanı’”; Anayasa Yargısı, 15,
Ankara 1998, s. 63-64’te bunu hukukta “üçüncü koridor” olarak nitelendirmektedir.
9
AİHM Başkanı Luzius Wildhaber’in 25 Nisan 2000 günü Ankara’da Anayasa Mahkeme-
si’ndeki konuşması; çev.: Mehmet Turhan, Anayasa Yargısı, 17, Ankara 2000, s. 26.
10
Akıllıoğlu, Tekin, “Avrupa Toplumsal Antlaşması ve Türkiye”, Anayasa Yargısı, 15,
Ankara 1998, s. 45.
182 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 183
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
etmiş demektir. Ancak, Anayasa değişikliği ile yetki devri gerçekleşmedi-
ğinden, AİHM’nin Türk yargısının üstünde olup olamayacağı tartışılıyor.
Yine de, insan hakları hukukuna ilişkin sözleşmelerin, Anayasa ve yasadan
yürürlük tarihi itibariyle öncelik-sonralık ayrımları yapılmaksızın, kural-
lar kademeleşmesinde üstünlükleri savunulmaktadır.
11
Dolayısıyla, Türk
yargı organlarının sözleşme hükümlerini gerektiğinde uygulayacakları be-
lirtilmektedir.
12
Ancak yasa ile sözleşme hükümleri arasında, sözleşmenin
üstünlüğü savunulmakla beraber, çatışma halinde Anayasa hükümlerinin
göz önünde bulundurulması suretiyle çözümden de söz edilmektedir.
Burada üzerinde durulan üç olasılıktan ilki, Anayasa ile sözleşme bir-
birleriyle uyumlu ve yasayla uyumsuz iseler, öncelikle Anayasa’ya aykırı
yasanın usulünce aykırılığının belirlenmesidir.
İkincisi, Anayasa’nın suskun olduğu bir hususta, sözleşme ile yasa
çatışıyorsa, Anayasa’nın 2. maddesindeki “hukuk devleti” ve “insan haklarına
saygılı devlet” ilkelerinin yollama yaptığı sözleşme hükümlerinin devreye
sokulmasıyla, Anayasa’daki boşluğun sözleşmeyle doldurulması yoluna
gidilmesidir. Kuşkusuz buradaki çözüm yetkisi, yasanın Anayasa’ya aykı-
rılığının belirlenebilmesinde tek yetkili organ olan Anayasa Mahkemesi’ne
aittir.
Üçüncüsü ise, Anayasa ile yasa uyumlu olduğu halde sözleşme ile
Anayasa hükmü çatışıyor ve Anayasa’yı sözleşmeye uygun yorumlamak
mümkünse bu yoldan hareket edilmesi; şayet Anayasa’nın sözleşmeye
uygun yorumu mümkün değilse, iki yoldan söz etmek mümkündür: Bu
yollardan ilki, Anayasa Mahkemesi’nin sözleşmeyi ihmal edip Anayasa’yı
uygulaması; diğeri ise, Anayasa’yı ihmal edip sözleşmeyi uygulamasıdır.
Sözleşmenin ihmali yoluyla Anayasa’nın uygulanması halinde, Anayasa
Mahkemesi kararıyla iç hukuk yolu tüketilmiş olacağından, bu kez Ana-
yasa Mahkemesi kararına karşı AİHM’ye başvurulabilecek ve bu konuda
son söz AİHM’ne söyletilecektir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi’nin
Anayasa’yı ihmal edip, sözleşmeyi doğrudan uygulama yolunu seçmesi
halinde de, ülkedeki tüm organların varlık ve yetkilerinin kaynağı olan
Anayasa’nın uygulanmaması gibi bir sonuçla karşılaşılacaktır.
Görüldüğü gibi, her iki durumda da (Anayasa’yı veya sözleşmeyi ih-
malde) ortaya yeni sorunlar çıkıyor. Birinci durumda Anayasa’ya uygun
hareket etme zorunluluğuna aykırı karar verme; ikincisinde ise, sözleşmeyi
ihmalle sorunu ulusalüstü yargı yerlerine bırakma söz konusudur.
13
11
Yüzbaşıoğlu, Necmi: Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul 1993, s. 58.
12
Yüzbaşıoğlu, 1993, s. 56.
13
Yüzbaşıoğlu, 1993, s. 59-61.
184 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 185
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
b. Anayasa’da Sözleşmelerin Yer Alışı
aa. Genel Olarak
Gerek 1961 ve 1982 Anayasaları’nın hazırlanması ve gerekse 1982
Anayasa’sı’nda değişiklikler gerçekleştiren yasa hazırlanırken uluslararası
sözleşmelerden ve bilhassa AİHS’den büyük oranda yararlanılmıştır. Bu
husus Anayasa metninden anlaşıldığı gibi,
14
değişiklik getiren yasa metinleri
ile gerekçeleri ve meclisteki konuşmalar incelendiğinde, AİHS’nin büyük
etkisinin olduğu rahatlıkla görülür. Dolayısıyla AİHS’nin Anayasamızla
yakın bağlantısı mevcuttur. Bu da bize AİHS’nin iç hukukumuz üzerinde
büyük etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
bb. Sözleşmenin Anayasa’daki Düzenlenişi
Ülkemizde 1921 (m. 7) ve 1924 Anayasa’sı (m. 26) uluslararası sözleş-
melerin meclis tarafından yapılmasını öngördüklerinden, sözleşmelerin
yasa olarak algılandıkları anlaşılmaktadır.
1982 Anayasası’nın 90. maddesindeki ilk düzenlemeye göre:
“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla
yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayla-
mayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan
antlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine
ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla,
yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu antlaşmalar, yayımlarından
başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun
verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî antlaşmaların
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak,
bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren
antlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü antlaşmaların yapılmasında
birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmün-
dedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne
14
1982 Anayasası’nın 15. maddesi, AİHS’nin 15. maddesiyle neredeyse aynı düzenle-
meye sahiptir.
184 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 185
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere iliş-
kin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi
nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas
alınır.”
15
Anayasa’ya göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaş-
malar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Ana-
yasa Mahkemesi’ne başvurulamaz”(m. 90/son).Yani kural olarak sözleşmeler
yasa gücündeler; ancak bunların özellikleri gereği Anayasa’ya aykırılıkları
iddiası ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılamamaktadır. Bu hu-
susta madde gerekçesinde, 1961 Anayasası’nın 65. maddesinde yer almış
olan düzenlemenin “ihtiyaca cevap verdiği ve uygulamada iyi işlediği” ifade
edilerek, 1961 Anayasası’nın 65. maddesinin gerekçesinin aynen benim-
sendiği ifade edilmiştir. 1961 Anayasası’nın 65. maddesinin gerekçesinde
ise konu, “milletlerarası anlaşmaların Anayasa’ya uygunluğunun murakabesi
konusunda, kanunlarla ilgili murakabeye nazaran farklı bir usul getirilmektedir.
Gerçekten, bir anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra Anayasa’ya aykırılığı
dolayısıyla iptalinin, devletin milletlerarası sorumluluğunu doğurmaması için,
bu murakabenin, teşrii organın tasvibinden geçmeden önce tahrik edilmesi ve
sonuçlandırılması zaruridir” şeklinde değerlendirilmiştir.
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenen cümle ile getirilen
düzenlemenin konusu itibariyle farklı oluşu nedeniyle bunu aşağıda ayrı
bir bölümde ele alacağım. Şimdi burada değişiklik öncesi düzenleme ve
değişiklikle getirilen düzenleme konusu dışında kalan hususlarla ilgili
sözleşmeler bakımından eski değerlendirmeler bir şekilde devam edeceği
için, hukukumuzdaki görüşlerin aktarılmasında yarar var.
cc. Yasa Gücünde Oluşu ve Denetlenememesi
1961 ve 1982 Anayasaları bu konuda iki temel kural koymuşlardır. Bu
kurallardan biri, “uluslararası antlaşmalar yasa gücündedir”, diğeri ise “ulus-
lararası antlaşmaların Anayasa’ya aykırılığı”nın ileri sürülememesi.
Anayasa sözleşmelerle ilgili konuyu yasama ve yürütme organları
arasında farklı işlemlere göre düzenlemiştir. Buna göre, önce Yasama Or-
ganı’nın Onay Yasası, sonra Cumhurbaşkanı’nın onayına yer verilmiştir.
Sözleşmelerin iç hukukumuz bakımından değerlendirilmesini mad-
denin son fıkrasında açık olarak görmekteyiz. Buna göre, “usulüne göre
yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar
15
Anayasa’nın 90. maddesinin son cümlesi, 7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Yasa’nın 7.
maddesi ile eklendi; RG, 22.5.2004, S. 25469.
186 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 187
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulama-
z”(m. 90/son). Buna göre, iç hukukumuz, sözleşmelerin yasa gücünde
olduklarını kabul etmektedir. Ancak Anayasa, sözleşmelerin Anayasa’ya
aykırılıklarının iddia edilemeyeceğini belirtmekle, bu konuda bir tartışma
açmaktadır. Zira, yasa gücünde olan sözleşmenin Anayasa’ya aykırılığının
iddia edilememesi, sözleşmenin yasaya üstün olduğu anlamına mı gelir?
Eğer bunu böyle kabul edersek, o zaman Anayasa’ya aykırılığı iddia edile-
meyen tüm metinlerin, aynı etki gücünde olması gereken diğer metinlere
üstünlüklerinin kabul edilmesi gerekir.
16
Hukukumuzda sözleşmelerin yargısal denetimi konusunda üç farklı
görüşten söz edilebilir.
Birinci görüşe göre, hukukumuz bakımından yasa gücünde kabul
edilen sözleşmeler için Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mah-
kemesi’ne başvurulması mümkün olmamakla beraber, onay yasalarının
Anayasa Mahkemesi ve onay kararnamelerinin de Danıştay tarafından
denetlenmesi mümkündür.
İkinci görüşe göre, uygulama yasasının tek maddelik bir yasa olması
ve uygulamada, Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülme olasılığının az
olduğu savunulmakla beraber, ancak biçim yönünden aykırılık söz konusu
ise denetlenmesi mümkün olduğu ifade edilmektedir
Üçüncü görüşe göre ise,
17
uygun bulma yasası ile sözleşme birbirinden
ayrılabiliyorsa, ayrılan bu iki işlemden yasama işlemi olan uygun bulma
yasasının Anayasa’ya aykırılığı incelenebilir. Eğer bu iki işlem birbirinden
ayrılamıyor ise, o zaman sözleşmeye karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvu-
rulamayacağından, iki işlemin birlikteliğine karşı da başvurulamayacak
demektir. Nitekim konu Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmüş ve
Anayasa Mahkemesi bir kararında, sözleşmenin uygun bulunmasına ilişkin
yasanın Anayasa’ya uygun olup olmadığını incelemiştir.
18
Bu karar bize,
Anayasa Mahkemesi’nin, sözleşmenin uygun bulunmasına ilişkin onay
yasasının sözleşmeden ayrılabilirliğini kabul ettiğini gösteriyor.
16
Anayasa’nın 4709 (m. 34) sayılı Yasa’yla yürürlükten kaldırılan geçici 15/son mad-
desinde atıfta bulunulan yasalar gibi.
17
Bu görüş, Fransız hukuku kaynaklıdır.
18
Anayasa Mahkemesi, 3.8.1996 gün ve 4163 sayılı “İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhra-
cat Kredi Sigortası Kurumu Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun”un 1. maddesinin sonundaki “derpiş olunmak” sözcükleri ile sözleşmenin
çekince konulmayan hükümlerinin onaylanmasına ilişkin kısmının iptaline, verilecek
iptal kararı sonucu diğer hükümler de uygulanamaz hale geleceğinden, tümünün
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 4., 7. ve 174. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline
186 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 187
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Ancak burada hukukumuz bakımından önemli bir hususun açıklığa
kavuşturulması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda
yasanın incelenebilir ve dolayısıyla iptal edilebilirliğini kabul edersek, o
zaman yasanın onaylanmasını uygun bulduğu sözleşmenin de dolaylı yol-
dan incelendiğini ve yasanın iptali üzerine sözleşmenin de geçerliliğini
yitirdiğini söyleyebilir miyiz?
Konuyu açıklığa kavuşturabilmek için, Anayasa Mahkemesi’nin kara-
rına bir göz atmakta yarar var. Anayasa Mahkemesi kararında, onay yasası
ile ilgili olarak, “maddenin çekince konulmayan kimi bölümleri yönünden” yaptığı
incelemesinde,“ ‘İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu
Kuruluş Anlaşması’, giriş bölümünün ikinci, dördüncü ve beşinci paragrafları
ile 5. maddesinin iki ve üç numaralı fıkralarına ve 57. maddesinin dört numaralı
fıkrasına ‘Anayasamız ve bağlı olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu’
biçiminde ihtirazî kayıt konularak 4163 sayılı Yasa’nın birinci maddesiyle uygun
bulunmuştur.
Onay Yasası’nın birinci maddesinin çekince konulmayan bölümünün anlaşma
maddelerine bakılarak incelenmesi olanaklı değildir. Anlaşma kuralları gözetilerek
yapılacak bir inceleme, anlaşma kurallarının dolaylı olarak denetlenmesi anlamı-
na gelir. Oysa, Anayasa’nın 90. maddesi böyle bir incelemeye engeldir. Çekince
konulmadığı için Anlaşma hükümlerinden bağımsız olarak incelenebilen birinci
maddenin kalan bölümlerinde ise İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi
Sigortası Kurumu Kuruluş Anlaşması’nın onaylanması öngörüldüğünden bu
haliyle Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır” hususlarını dile getirmiştir. So-
nuçta Anayasa Mahkemesi, “Anlaşmanın çekince konulmayan hükümlerinin
onaylanmasına ilişkin kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
reddine”
19
karar vermiştir.
Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, uygun bulma yasasının söz-
leşmeden ayrılabilirliğini kabul ettiğinden, yasayı incelerken sözleşmeyi
de incelemeyi kabul etmemiştir. Ancak ben yine de, bu kararda yasayla
ilgili başvurular reddedildiği için belki üzerinde durmak güç almakla
beraber, yasanın iptaline karar verilseydi sözleşme halen yürürlüğünü
sürdürebilecek miydi? Yanıt evet ise, o zaman yasaya karşı iptal davası
açma anlamsızlaşacak. Tersine, yasanın iptali üzerine sözleşme hükümsüz
kalacaksa, Anayasa’nın sözleşmelere karşı iptal davası açılamayacağına
ve yürürlüğün durdurulmasına karar verilmesini içeren başvuru hakkında, usulü-
ne uygun olarak yürürlüğe konmuş sözleşmelerin Anayasa’ya aykırılıklarının iddia
edilemeyeceğini ve uygun bulma yasalarının ise Anayasa’ya uygunluk denetimine
tabi olduğunu belirtmiştir (Esas Sayısı: 1996/55, Karar Sayısı: 1997/33, Karar Günü:
27.2.1997).
19
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında, beş ayrışık oy var.
188 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 189
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
ilişkin düzenlemesinin anlamı kalmayacak. Dolayısıyla sözleşmelerle ilgili
olarak Anayasa’da açık, tartışmaya mümkün mertebe yer bırakmayacak
düzenleme yapmak gerekir.
20
B. Sözleşmelerin Türk Hukuku’ndaki Yeri Üzerindeki Görüşler
a. Genel Olarak
Anayasamız, usulüne göre yürürlüğe konmuş sözleşmelerin yasa gü-
cünde olduklarını ve Anayasa’ya aykırılıklarının iddia edilemeyeceğini
düzenlemektedir (Anayasa, m. 90). Anayasa’nın 90. maddesindeki bu dü-
zenleme monist sisteme uymaktadır. Bu nedenle ülkemizde yasayla onay-
lanmış uluslararası sözleşmeleri yargıcın, doğrudan uygulaması gerekir.
Kuşkusuz bu düzenleme ile sözleşmeler yasalarla eş tutulmakla bera-
ber, yasaların Anayasa’ya aykırılıklarının iddia edilebilmesine karşın ant-
laşmalar için böyle bir yolun olmaması antlaşmaların yasalarla Anayasa
arasında, ancak yasalara üstün olduğu yönünde bir iddianın ortaya atılma-
sına elverişlidir. Ancak bu görüşün aksinin savunulması da mümkündür.
Dolayısıyla antlaşma hükümlerine göre kurulan organların kararlarının iç
hukukumuz bakımından, bilhassa Anayasa Mahkemesi kararları yönünden,
bağlayıcılığı, üzerinde durulması gereken bir husustur. Anayasa Mahke-
mesi’nin AİHS hükümlerini bağımsız ölçü norm olarak kullanmadığı,
destek ölçü norm olarak ve kendi gerekçelerini güçlendirmek ve AİHS ile
Anayasa arasında çatışma olmadığı şeklinde değerlendirmelerde bulundu-
ğu dikkate alınırsa, bunun hiç değilse Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde
Askeri üye bulundurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 143. maddesinde
AİHM kararı doğrultusunda gerçekleştirilen değişiklik karşısında yerinde
olmadığı anlaşılır. Anayasa ile sözleşme arasındaki uyumsuzluğun nasıl
ortadan kaldırılacağı hususunda, Anayasa Mahkemesi’nin sözleşme hü-
kümlerini Anayasa’ya üstün kabul etmesi savunulduğu gibi,
21
aksi görüşler
de mevcuttur.
b. Öğretideki Görüşler
Ülkemizde öğretide sözleşmelerin iç hukuka aktarılmasında yeni bir
işleme gerek kalmadan uygulanacağı hususu kabul edilmektedir. Ancak,
20
Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan (2001) “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa
Önerisi”nin 99. maddesinde bu hususta düzenleme mevcuttur.
21
Arslan, Zühtü, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasa Yargısı: Uyum Sorunu
ve Öneriler”, Anayasa Yargısı, 17, Ankara 2000, s. 274-293.
188 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 189
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
sözleşmelerin iç hukuktaki normlar karşısındaki durumu konusunda farklı
görüşler mevcuttur.
22
aa. Sözleşmelerin Yasalarla Eşdeğerde Olduğu Görüşü:
Anayasa’nın 90/son maddesinden hareketle ifade edilen bir görüşe
göre, sözleşmeler yasa gücündedir.
23
Dolayısıyla bu görüş, yasalar arasındaki
öncelik sonralık kuralından hareketle, sonraki düzenleme yasa ise yasanın
uygulanacağını benimsemektedir. Buna karşılık, sözleşmeye aykırı yasa
çıkarılırsa, ortada birbirine aykırı iki yasa olacağından, bu iki yasadan söz-
leşmenin uygulanmaması veya sözleşme yerine sözleşmeye aykırı yasanın
uygulanmasının ülkenin uluslararası sorumluluğunu gerektireceği savunul-
maktadır. Sözleşmenin Anayasa tarafından yasa gücünde kabul edilmesi
nedeniyle, Anayasa’ya aykırılığının iddia edilememesinin sözleşmenin
yasaya üstün olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ifade edilmektedir.
bb. Sözleşmelerin Yasaların Üstünde Olduğu Görüşü:
İkinci görüşe göre, yürürlükte olan sözleşmeler yasaya üstündür.
24
Dolayısıyla, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra çıkarılacak yasa-
ların sözleşmeyi yürürlükten kaldırması mümkün değildir. Soysal’a göre,
“Bir devlet, uluslararası bir sözleşmeyi imzalayıp onaylayarak kendisi açısından
da hüküm ifade eder duruma getirirken, koyduğu çekinceler dışında, sözleşme
hükümlerinin iç hukuktaki etkilerini bilerek ve öngörerek bunu yapıyor demektir.
Bu, uluslararası sözleşmelere yasalardan biraz farklı, Anayasa’ya yaklaşıcı, en
azından Anayasa’ya yeni bir anlam ve yorum kazandırıcı bir ağırlık tanımak oluyor.
Uluslararası sözleşme hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğine
22
Bu görüşlerin yazarlara göre özetlemesi hakkında bkz. Gözler, Kemal, “İnsan Hakları
Normlarının Anayasa üstülüğü Sorunu”, Türkiye’de İnsan Hakları, TODAİE Yayını,
Ankara 2000, s. 35-38; Fendoğlu, H. Tahsin, “Uluslararası İnsan Hakları Belgelerinin
Uygulanmasında ‘Bağımsız Ölçü Norm’ veya ‘Destek Ölçü Norm’ Sorunu”, Anayasa Yargısı,
17, Ankara 2000, s. 363-385.
23
Meray, L. Seha, Devletler Hukukuna Giriş, C. I, Ankara 1968, s. 132; Balta, Tahsin Bekir,
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara 1970, s.
278; Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, I. Kitap, Ankara 1989, s. 31; Özbu-
dun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayını, Ankara 2002, s.381.
24
Yüzbaşıoğlu, Necmi, “Avrupa İnsan Hakları Hukukunun Niteliği ve Türk Hukuk Düzenin-
deki Yeri Üzerine”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, AÜSBF Yayını, C. II, S. 1, Mayıs 1994,
s. 33; Gözübüyük, A.Ş.-Gölcüklü, F., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması,
Turhan Kitabevi, Ankara 2003, s. 19 vd.; Akıllıoğlu, Tekin, “Uluslararası İnsan Hakları
kurallarının İç Hukuktaki Yeri ve Değeri”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, AÜSBF Yayını,
C. I, Mayıs-Eylül 1991, S. 2-3, s. 41 vd.
190 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 191
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
göre, o hükümleri de Anayasa’yla birlikte düşünmek ve Anayasa’yı onlarla birlikte
yorumlamak gerekecektir.”
25
cc. Sözleşmeyi Yasa Gücünde Görmekle Beraber, AİHS’yi Farklı
Değerlendiren Görüş:
Nitekim, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına ekleme getirilme-
den önce,farklı bir değerlendirmeyle, insan haklarını düzenleyen ulusalüstü
bir sözleşme olması nedeniyle, AİHS’nin diğer sözleşmelerden farklı olarak,
ulusal hukukun üstünde olduğu yönünde güçlü bir eğilim de mevcuttur. Bu
farklılığa dikkat çeken AİHM, sözleşmenin bu yönünün devletlere “objektif
yükümlülük” getirdiği şeklinde karar vermiştir.
26
Bu görüş sözleşmelerin yasa gücünde olduklarını kabul etmekle bera-
ber, bunlardan AİHS’nin farklı nitelikte olması, insan hakları gibi bir konuda
uluslararası koruma getirmesi nedeniyle farklı olduğunu ve yürürlükte
olduğu dönemde buna aykırı yasa hatta Anayasa çıkarılamayacağını sa-
vunmaktaydı. Yasalara karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmesine
karşın, sözleşmeler için bu yolun kapalı oluşu, sözleşmelerin Anayasa’ya
aykırı olsalar bile uygulanacağını, kendinden önce sonra çıkan yasa ayrımı
yapılarak sözleşmelerin yasayla yürürlükten kalkmış olacağı gerekçesiyle
iç hukukta uygulanmasına engel olunamayacağı savunulmaktaydı. Sözleş-
melerin Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülememesi bunların hiçbir engel-
le karşılaşmadan uygulanacaklarını göstermektedir. Yeter ki sözleşmeler
usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş olsun.
Bu görüşe göre yasa düzeyinde kabul edilse bile, sözleşme ile Anayasa
karşılaştırıldığında, Anayasa’ya aykırı olsa da, sözleşmenin uygulanması
gerekir. Çünkü iç hukukun parçası olan sözleşmenin, Anayasa’ya aykırılı-
ğının ileri sürülememesi, O’nun Anayasa’ya rağmen uygulanacağını göster-
mektedir. Anayasa’nın sözleşmeden önce veya sonra çıkarılmış olmasının
sözleşmenin iç hukukta en üstün kural olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Çünkü sözleşmenin Anayasa’da öngörüldüğü gibi kabulü ve yürürlüğe kon-
masından sonra, sözleşmeye katılma işleminin aynı yöntemle yürürlükten
kaldırılması sağlanmadan, O’na uyulmamazlık söz konusu edilemez.
25
Soysal, Mümtaz, “Anayasa’ya Uygunluk Denetimi ve Uluslararası Sözleşmeler”, Anayasa
Yargısı, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara 1986, S. 2, s. 16.
26
İrlanda/İngiltere kararında AİHM, İngiltere tarafından İrlanda’da uygulanan beş
sorgulama tekniğinin, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiğine işaret ederken, üye
ülkelerin “objektif yükümlülükleri”ne dikkat çekmiştir.
190 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 191
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
dd. AİHS’nin Anayasa’dan Üstün Olduğu Görüşü:
Kimi yazarlara göre ise, sözleşme hükümleri, yasa gücünde veya yasa
üstü değil, Anayasa üstüdür.
27
Bu görüş, buraya kadar açıklamaya çalıştığım
görüşlerden farklı olarak, Anayasa’nın sözleşmeleri yasa gücünde görme-
sine rağmen, AİHS’nin Anayasa’dan da üstün olduğunu kabul etmektedir.
Bu görüş AİHS’nin Anayasa ile birlikte düşünülmesi ve yorumlanması
gerektiğini savunmaktadır. Zira AİHS yasa ve Anayasa üstü kabul edil-
mezse, AİHS’nin 1. maddesinde yer alan, taraf ülkenin “yetki alanları içinde
bulunan herkese bu sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri”
tanıyacağına ilişkin düzenlemenin anlamı kalmaz. Bu düzenleme bize, ül-
kenin Anayasa’sı dahil iç hukukunun AİHS’ye aykırı olamayacağını, yani
AİHS’nin Anayasa üstü olduğunu göstermektedir.
ee. Sözleşme Anayasa ve Yasa Üstü Değildir Görüşü:
Kimilerine göre, sözleşme hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığının
iddia edilememesi yasadan üstün olduğu şeklinde yorumlanamaz. Bu
görüşte olanlar, 4709 değişikliği ile yürürlükten kaldırılan, Anayasa’nın
geçici 15/son maddesinin koruması altında olan yasaların da Anayasa’ya
aykırılıklarının iddia edilemediğini ileri sürmekteler.
28
Yani, sözleşme ile
iç hukuk çatışmasında önceki sonraki yasa ayrımına göre çözüm bulun-
malıdır.
29
Dolayısıyla yasaya üstünlüğü kabul edilmeyen bir sözleşmenin
Anayasa’ya üstünlüğünden de söz edilemez. Yani sözleşmenin yasa veya
Anayasa’ya üstünlüğü söz konusu değildir. Zira, Anayasa 90/son mad-
desinde sözleşmelerin yasa gücünde olduğunu belirttiği gibi, sözleşmenin
Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceğine yer vermekle, sözleşme-
nin yasadan üstün olduğunu söylemiş değildir. Buradaki aykırılığın iddia
edilememesi, bir denetim konusudur. Ancak bu, Anayasa’nın yürürlükten
kaldırılan geçici 15/son maddesindeki düzenlemeyi andırmanın ötesinde
27
Akıllıoğlu,Tekin, İnsan Hakları, I, Ankara 1995, s. 67; Yüzbaşıoğlu, Necmi, “Avrupa İnsan
Hakları Hukukunun Niteliği ve Türk Hukuk Düzenindeki Yeri Üzerine”, İHMD, C. 11, S.
1, Mayıs 1994, s. 34; Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul
1993, s. 80’de, “Soruna Türkiye açısından bakıldığında, hem evrensel nitelikte oluşları, hem
de insan haklarını içermeleri nedeniyle, BM Örgütü içerisinde yapılan ve Türkiye’nin kabul
ettiği insan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalara, çatışma halinde, Türkiye’nin taraf
olduğu diğer antlaşmaların üstünde yer vermek gerekir.” demektedir. Gözübüyük, A. Ş.,
”Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bireysel Başvuru Hakkı”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 9
(1987), s. 7; Gözübüyük-Gölcüklü, 2003, s. 20.
28
Aybay, Rona, “Türk Hukukuna Göre Uluslararası Antlaşmalarla Kanunlar Arasındaki
Altlık-Üstlük İlişkisi”, II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi: İdari Yargının Dünyada Bugünkü
Yeri, (Ankara,10-14 Mayıs 1993), s. 283; Sağlam, Fazıl, Siyasal Partiler Hukukunun Güncel
Sorunları, İstanbul 1999, s. 151.
29
Aybay, 1993, s. 284-286; benzeri görüş için bkz. Pazarcı, 1989, s. 31-32.
192 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 193
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
bir şey değildir. Burada üzerinde durulması gereken husus, sözleşmeye
atılan imzaya sahip çıkılması ve sözleşmeden önce çıkarılmış ve yürür-
lükte bulunan, ancak sözleşmede yer alan düzenlemelerle çelişen yasa ve
Anayasa hükümlerinin yürürlükten kaldırılması gerekir. Bunun yanında,
sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra da, sözleşme hükümlerine aykırı
yasa ve Anayasa hükmünün çıkarılmaması şarttır. Zaten hem sözleşmeye
imza atmak, hem de sözleşme hükümleriyle çatışan kuralları iç hukukta
yürürlükte tutmak savunulabilir bir görüş değildir. Ancak Anayasa’nın
sözleşmeden üstün olduğunu kabul edecek olursak, insan haklarının ulus-
lararası korunması için devletler tarafından kabul edilen sözleşme hüküm-
lerinin uygulanması imkansız hale gelebilir. Mademki sözleşmeyle bağlılık
kabul edilmiş ve yorum için tek yetkili kurum olarak AİHM kurulmuş ve
bu mahkemenin zorunlu yargı yetkisi benimsenmiş, ya buna uyulacak ya
da sözleşmenin tarafı olmaktan çıkılacaktır. Çünkü, sözleşmeye taraf ülke-
ler, ülkelerinde yaşayan (vatandaş yabancı ayrımı yapılmaksızın)herkese
bu hakları tanıdığını kabul etmiş, buna uymayı kendine görev saymışlar,
gereğini yapmakla yükümlüdürler. Zira bir ülkeyi böyle bir yükümlülüğe
zorlayan güç yoktur; isterse ayrılabilir. Avrupa İnsan Hakları Komisyo-
nu’na göre, sözleşme hükümleri, taraf devletlerin yasama organları dahil,
herkesi bağlayıcıdır. Aksi takdirde, sözleşme hükümlerinin bağlayıcılığının
anlamı olmaz.
Anayasa’nın 90. maddesindeki ekten önceki düzenleme ile ilgili olarak
şu sonuçlara ulaşıldığı görülmekteydi:
30
• Sözleşme iç hukukun bir parçası olup, ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
• Sözleşmenin 1. maddesinde yer alan “tanırlar” şeklindeki emredici
ifade karşısında, sözleşmenin iç hukukta yeni bir işleme gerek kalmadan
doğrudan uygulanması gerekir.
• Sözleşmenin Anayasa’ya aykırılığının iddia edilememesi karşısında,
Anayasa’ya aykırı olsa bile uygulanması gerekir.
• Sözleşmenin Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülememesi ve yasaların
Anayasa’ya aykırılıklarının ileri sürülebilmeleri karşısında, yasayla çelişti-
ğinden bahisle uygulanmaması söz konusu edilemez. Aksine bir düşünce
Anayasa’nın getirdiği sisteme ters düşer. Hatta sözleşmeden sonra yürür-
lüğe giren Anayasa’nın sözleşmeyi değiştirmesi de söz konusu değildir;
tam tersine sözleşmenin Anayasa üzerinde büyük etkileri olmuştur.
31
30
Gözübüyük-Gölcüklü, 2003, s. 21.
31
AİHS, Türkiye tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe giren 1961 ve 1982 Ana-
yasaları, değil Sözleşme’yi yürürlükten kaldırma, bu Anayasaların hazırlanması
sırasında Sözleşme’ye hakim olan ruh dikkate alınmış ve 4709 sayılı, Anayasa’yı
Değiştiren Yasa ile getirilen düzenlemelerin büyük bir kısmı, Sözleşme maddelerinin
aynen Anayasa’ya aktarılması şeklinde gerçekleştirilmiştir.
192 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 193
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
• Sözleşmeye yasa değeri vermek, onun yasa olduğu anlamına gelmez.
Çünkü sözleşmeyi yasa veya Anayasa ile değiştirmek mümkün değildir.
Sözleşmenin uluslararası etkisi vardır. Eğer sözleşme hükümlerine uyul-
mak istenmiyorsa, taraf olmaktan çıkmak gerekir;
32
bunu engelleyen bir
husus yoktur.
Ancak, Anayasa’da açıkça bir değişiklik yapılmadığı halde, AİHM’sinin
mahkeme kararını sözleşme veya eki protokollere aykırılığının tespitine
ilişkin kararının yasayla iç hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi se-
bepleri arasında yer almıştır.
33
Fakat her şeye rağmen, AİHS ile insan hakları bakımından insanın, sade-
ce ulusal hukukun değil, uluslararası hukukun da özneleri arasına girmesiyle
birlikte,
34
eğer sözleşme iç hukuka üstün yoruma elverişliyse, sözleşmenin
iç hukuka üstün yorumundan söz edilebilir.
35
Çünkü yasa-sözleşme çatış-
masında, sözleşmenin gerisindeki genişletici iradenin, sınırlayıcı düzenleme
getiren yasa karşısında üstünlüğünü kabul ederek, Anayasa’ya dinamizm
kazandırılması
36
yoluyla özgürlüklerden yana yorum ilkesi uygulamaya geçi-
rilebilir.
37
Ancak iç mevzuatta yer almayan ve sözleşmede yer alıp iç hukukta
doğrudan uygulanabilir hükümler için savunabileceğimiz durumların her
zaman kolaylıkla savunulması mümkün değil. Bu nedenle, 90. maddeye ya-
pılan ekten önce sözleşme ile açıkça çatışan durumların önüne geçilebilmesi
için, Anayasa’da açık bir düzenlemeye gidilmesinde yarar olduğu yerinde
32
AİHS’nin “feshi ihbar” başlıklı 58. maddesine göre, Sözleşme’ye taraf devlet, taraf oldu-
ğu tarihten itibaren beş yıllık süre sonunda (Türkiye için bu süre dolmuştur), Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri’ne altı ay önceden bir ihbarla Sözleşme’yi feshedebilir.
33
Bu konu ayrı bir çalışma olarak ele alınmıştır. Bkz. Şahbaz,İbrahim, “AİHS’ye Taraf
Ülkelerde Yargılamanın Yenilenmesi”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Adli Yargı Sem-
pozyumu (26-27 Eylül 2003 tarihinde Yargıtay ile Türkiye Barolar Birliği ve Avrupa
Konseyi Ulusal Komitesi Tarafından Düzenlenen Sempozyum’a sunulan bildiri, 48
sayfa).
34
Bkz. Memiş, s. 132-133’te “Anayasa’nın 15., 16., 42. ve 90. maddelerinden kalkarak sözleş-
melerin yasalardan daha üstün bir değer taşıdığı, hatta onların Anayasalara yeni bir anlam ve
yorum getirebileceği söylenebilir. Bu yaklaşım, yasaların insan haklarını sınırladığı zamanlarda
önem taşıyabilir.” demektedir.
35
Gözübüyük-Gölcüklü, 2003, s. 21-22: “Türkiye’de İnsan haklarına saygının sağlanabilmesi,
ancak iç hukuk yollarının etkin bir biçimde işlemesi, yargı yerlerinin Sözleşme’yi uygulamaları
ile mümkündür. Bu nedenle, Sözleşme ile güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerin
Türkiye’de yargısal yolla korunmasında asıl yük yargı yerlerine ve yargının vazgeçilmez öğesi
olan avukatlara düşmektedir. (...) Sözleşme’yi iç hukukta uygularken, Sözleşme kurallarını yo-
rumlarken, daima Komisyon ve Divan içtihatlarını göz önünde bulundurmak gerekecektir.”
36
Mümtaz, 1986, s. 17.
37
Memiş, s. 137; geniş bilgi için bkz. Şahbaz, İbrahim, “AİHS’ye Taraf Ülkelerde Yargıla-
manın Yenilenmesi”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Adli Yargı Sempozyumu (26-27
Eylül 2003 tarihinde Yargıtay ile Türkiye Barolar Birliği ve Avrupa Konseyi Ulusal
Komitesi Tarafından Düzenlenen Sempozyum’a sunulan bildiri, 48 sayfa).
194 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 195
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
olarak savunuluyordu. Zira ulusal yasa ve Anayasa koyucunun sözleşmelere
aykırı düzenlemede bulunmamaları veya varsa bunları sözleşmeyle uyumlu
hale getirmeleri gerektiği görüşü dile getirilmekteydi.
38
c. Yargı Kararları
Sözleşme hükümlerinin iç hukuktaki değeri konusunda yargı karar-
larına göz atacak olursak;
aa. Anayasa Mahkemesi Kararlarında
Anayasa’nın ne dediğini söylemek yetkisi başta Anayasa Mahkemesi’ne
aittir. Başka organların da bu konuda görüşleri önemli olmakla beraber, o
konuda Anayasa Mahkemesi’nin kararı varsa bunun herkesi bağlaması ge-
rekir(Anayasa,m. 153/son). Dolayısıyla, sözleşmelerin ve bu arada AİHS’nin
iç hukukumuz karşısındaki değerinin ne olduğunu belirlemede Anayasa
Mahkemesi’nin kararının önemi büyüktür. Çünkü Anayasa Mahkemesi
yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetleme bakımından kurulmuş özel
ve yüksek mahkemedir. Her ne kadar diğer mahkemeler de “Anayasa’ya,
kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm” verirlerse de-
(Anayasa, m. 138/1), bu hüküm Anayasa’nın yorumlanmasında son sözün
Anayasa Mahkemesi’nde olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
39
Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya uygunluk denetiminde neleri
ölçü norm(Anayasallık bloku) olarak değerlendirdiğine bakmak gerekir.
Anayasamızın 176. maddesine göre Başlangıç metne dahil olduğundan,
denetimde Başlangıç da diğer maddeler gibi dikkate alınmaktadır. Ancak
Anayasa Mahkemesi “Hukukun Genel İlkeleri” ile “Uluslararası Hukuk Ku-
ralları”nı da ölçü norm olarak dikkate almaktadır.
40
38
Gözler, Kemal: “İnsan Hakları Normlarının Anayasa üstülüğü Sorunu”, Türkiye’de İnsan
Hakları, TODAİE Yayını, Ankara 2000, s. 25-46, dipnot 12’de Gölcüklü’ye atıf. Gözler
burada (s.39), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı Anayasa ve Yasa hükümleri
iç hukuk bakımından geçerlidir; fakat uluslararası hukuk bakımından geçersizdir.
39
Kuşkusuz, diğer mahkemelerin kararları da kendi görev alanlarıyla ilgili olmak kay-
dıyla, herkesi ve Anayasa Mahkemesi’ni de bağlar.
40
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayını, Ankara 2002, s. 380 vd.; Ana-
yasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği kararları için bkz. İnsan Haklarına ve Temel
Özgürlüklerine İlişkin Uluslararası Sözleşmeler ve Bu Sözleşmelere Yer Veren Anayasa Mah-
kemesi Kararları, Anayasa Mahkemesi Yayınları No: 35, Ankara 1997, s. 495-609; Gerek,
194 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 195
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
aaa. Hukukun Genel İlkeleri
Anayasa Mahkeme’miz gerek 1961 ve gerekse 1982 Anayasa’sı döne-
mindeki kararlarında hukukun genel ilkelerinden, bağımsız değil destek
ölçü norm olarak yararlanmış, kimi kararlarında bu ilkelerin önce geldikleri
şeklinde ifadeler kullanmıştır. Ancak Yüksek Mahkeme, kararlarının hiç
birinde bu ilkeleri bağımsız ölçü norm olarak kullanmamıştır. Mahkeme
daha çok bu ilkeleri “hukuk devleti” ilkesinin ayrılmaz unsurları olarak yo-
rumlamıştır. Bu da bize, Türk Anayasa yargısında hukukun genel ilkeleri-
nin pozitif temelinin, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti”
ilkesinde yer aldığını göstermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda
verdiği içtihatlara göz atacak olursak, hukuk devletini tanımladığı bir kara-
rında,
41
Anayasal normlar blokunu, Anayasaüstü kurallar, hukukun üstün
kuralları ve Anayasa kuralları olarak belirlediğini görürüz. Bu kararında
Anayasa Mahkemesi, hukuk devletini, “Anayasa’nın açık hükümlerinden önce
hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyguladığı ilkelere uygun
(...) yasaların üstünde, yasa koyucunun da bozamayacağı temel ilkeler ve Anayasa
bulunduğu”nun bilincinde olan devlet olarak tanımlamıştır.
Yüksek Mahkeme’ye göre, “kanunların Anayasa’ya uygunluğunun yargı
yoluyla denetlenmesi sırasında iptali istenen hükmün(...)Anayasa ilkelerine ve
bu ilkelerin dayandığı genel hukuk kurallarına uygun olup olmadığının” araştı-
rılması gerekir.
42
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında, açık bir biçimde
belirtilmemekle beraber, Anayasa kurallarının yorumunda sözleşmenin
ilgili kuralından alıntı yapmak suretiyle,zenginleştirici bir yorum tekniği
kullandığı görülmektedir.
43
Hukuk devletinin bir başka tanımını veren Yüksek Mahkeme’ye göre,
hukuk devletinin, “işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun üs-
tünlüğü ilkesini içtenlikle benimsemesi, yargı denetimini etkinlikle yaygınlaştı-
rıp sürdürmesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini her zaman Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, yasakoyucu da dahil devletin tüm
Şahnaz-Aydın, Ali Rıza, “Türk Anayasa Yargısında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin
Yeri”, Anayasa Mahkemesi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Komitesi,
Türkiye Barolar Birliği (TBB-İHAUM), “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa
Yargısı” Toplantısı’na (20-21 Şubat 2004) Sunulan Bildiri (30 sayfa, 7 sayfa ek).
41
AMK, 27.3.1986, 1985/31, 1986/11, AMKD, S. 22, s. 115-120; Öztürk, Bahri, Uygula-
malı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 1994, s. 74-79’da “hukuk devleti”nin üç sütun
üzerinde inşa edildiğini, bu sütunlardan birinin, insan haklarına sadece mevzuatta
yer verilmeyip, bunların uygulamada gerçekleştirilip kullanılabilir halde tutulması
olduğunu; ikincisinin “eşitlik” ilkesinden herkesin yararlanması ve üçüncü olarak da,
hukuki güvenliğin mevzuatta ve bilhassa uygulamada sağlanması olduğu üzerinde
durmaktadır.
42
AMK, 18-19.6.1968, 1966/19, 1968/25, AMKD, S. 7, s. 18-36; RG, 19.1.1970-13412.
43
Gerek-Aydın, s. 19.
196 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 197
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
organları üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması, insan haklarına
saygı göstermesi ve bu hakları korumayı, adil bir hukuk düzeni kurarak geliştirmeyi
zorunlu sayması gerekir.”
44
Ancak bir ilkenin, bir genel hukuk ilkesi olarak kabul edilebilmesi için,
onun “uygar milletlerce tanınmış” olması gerekir.
45
Anayasa Mahkemesi, AİHS’yi destek ölçü norm olarak kullanmış ve
yürürlüğün durdurulmasına karar verilmesi gerekçeleri arasında “huku-
kun bilinen ve tüm uygar ülkelerde benimsenen ilkelerinin bir ölçü norm özelliği
taşıdığına” karar vermiştir.
46
Benzeri bir kararında Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa’dan
önce “hukukun bilinen ve bütün uygar memleketlerde kabul edilen prensiplerine
uygun olması şarttır” demiştir.
47
bbb. Uluslararası Hukuk Kuralları
Anayasamız, 90. maddeye yapılan son eklemeden önceki düzenleme-
siyle,çağdaş Anayasaların çoğunun aksine, uluslararası hukukla iç huku-
kun ilişkisi hakkında genel bir kural koymamıştır. Anayasa’nın bu konuda
koyduğu tek kural, usulüne uygun olarak konmuş uluslararası sözleşme-
lerin yasa gücünde olduğudur. Yukarıda öğretideki görüşleri aktarırken
açıkladığım gibi, sözleşmeyi yasa gücünde kabul edince, iç hukukumuzda
iki yasa arasındaki uygulanabilirlik hususunun burada da uygulanması
gerekir. Anayasa Mahkemesi bir kararında, TCK’nin (yürürlükten kaldı-
rılmış olan) 141. ve 142. maddelerinin,bu maddelerdeki düzenlemelerden
sonra yürürlüğe girmiş olan AİHS’nin 9., 10. ve 11. maddelerine aykırı ol-
duğu ve bu nedenle sonraki kuralın önceki kuralı yürürlükten kaldıracağı
kuralı gereğince bu kuralların yürürlükten kaldırılmış sayılması gerektiği
iddiasını, Sözleşme’nin 17. maddesindeki kötüye kullanım yasağını dik-
kate alıp,iptali istenen kurallar ile sözleşme hükümleri arasında aykırılık
bulunmadığına karar vermiştir.
48
44
AMK, 19.4.1988, 1987/16, 1988/8.
45
Özbudun, 2002, s. 384.
46
AMK,1993/40-2,1994/42-1; Benzeri karar için bkz. 1998/47 (Bu kararda, AİHS’nin 6.
maddesi ile Anayasa’nın 36. maddesindeki savunma hakkının benzerliğine dikkat
çekilmiştir).
47
AMK,22.12.1964,1963/166,1964/74, AMKD, 2/291. Anayasa Mahkemesi, yeni bir
kararında “eşitlik” ilkesinin “hukukun temel ilkeleri arasında yer aldığını” belirtirken
(AMK,5.5.2004,2004/114-53, RG, 20.7.2004); bir diğerinde (AMK, 5.5.2004, 2004/170-
54, RG, 20.7.2004), Anayasa’nın 37. maddesinde yer alan yasal yargıç güvencesinin
AİHS’nin 6. maddesinde de düzenlendiğini belirtmek suretiyle, “yasal yargıç güvence-
si,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve Anayasa’nın 36. maddelerinde ifade edilen adil
196 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 197
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Ancak, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinin, ge-
nel ve özel sözleşmelere ek olarak, uluslararası hukukun asli kaynakları
arasında gösterdiği uluslararası teamül kuralları ile “uygar uluslarca benim-
senmiş genel hukuk ilkeleri”nin iç hukukumuzdaki bağlayıcılığı konusunda
Anayasamızda genel bir düzenleme yoktur. Anayasa Mahkememiz kimi
kararlarında uygar uluslarca tanınmış genel hukuk ilkelerine yollamada
bulunmuş ise de, bu ilkeler zaten uluslararası hukuk ile ulusal hukuku-
muzun ortak ilkeleridir. Çünkü bu ilkeler hem ulusal hem de uluslararası
hukukun kaynakları arasındadır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kimi
kararlarında sadece uluslararası hukuka özgü bir genel hukuk ilkesine yol-
lamada bulunduğu olmaktadır ki, bu uluslararası hukukun ulusal hukuka
üstünlüğü olarak anlaşılabilmektedir. İşte bu tür kararların, uluslararası
hukukun ulusal hukuka üstün olduğu ve dolayısıyla uluslararası hukuk
kurallarının “Anayasa üstü ölçü norm değeri” kazandığı şeklinde algılandığı
da olmaktadır.
49
Buna karşılık Anayasa Mahkemesi kararlarında, uluslararası hukuk
kurallarını “bağımsız ölçü norm” olarak değil, “destek ölçü norm” olarak
aldığından, uluslararası hukuku ulusal hukuka üstün olarak kabul et-
memiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında, uluslararası hukuku ulusal
hukukun kaynakları arasında kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi konuya
açıklık getiren kararlarında şu hususlara dikkat çekmiştir: “Milletlerarası
hukuk, Devletlerin taraf oldukları iki veya çok taraflı antlaşmalar, milletlerarası
teamüller (örf ve adet), medeni milletlerce kabul edilen ve temel hukuk prensipler-
den bulunan, iyiniyet, ahde vefa, kazanılmış haklara saygı, Devletler Hukukunun
iç hukuka üstünlüğü ilkeleri ve yardımcı kaynak sayılan ilmi ve kazai içtihatlar
oluşturmaktadır.”
50
Kuşkusuz Anayasa’da uluslararası hukukun ulusal hukuka üstünlüğü
konusunda açık hüküm olmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce bu
şekilde karar verilmesi doğaldır. Ancak yine de, Anayasa’da uluslararası
hukuka yollama yapılan maddelerin varlığı ile insan haklarına verilen önem
karşısında, bilhassa insan haklarıyla ilgili sözleşmelerin iç hukukta dikkate
alınması gerektiği kuşkusuzdur (m. Başlangıç, 2, 14/1,15/1,16,42/son ve
92/1).
51
Anayasa Mahkemesi’nin, insan haklarına sadece ulusal hukuk
bakımından değil, uluslararası hukuk yönünden de korunduğuna ilişkin
kararı
52
göz önünde bulundurulursa, insan haklarına ilişkin uluslararası
yargılanma hakkının en önemli ögesi olan ‘kanuni,bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde
yargılanma’ hakkının temelini oluşturmaktadır.” demiştir.
48
AMK, 26.9.1965,1963/173, 1965/40; AMKD, S. 4, s. 290 vd.; RG, 25.7.1967-12656.
49
Yüzbaşıoğlu, Necmi, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul 1993.
198 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 199
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
hukuk kurallarına uyulmadan, Anayasa’nın 2. maddesindeki “insan hakla-
rına saygı” ve 14/1. maddesindeki “insan haklarına dayanma”nın gereğinin
yapıldığından söz edilemez.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın olağanüstü dönemlerde temel hak
ve özgürlüklerin kullanımlarının durdurulması ve sınırlamalar bakımın-
dan getirdiği düzenlemeler yönünden, 15. maddede yer alan, “sınırlamanın
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmaması” ölçütü üzerin-
de dururken, Anayasa’nın 15. maddesi ile AİHS’nin 15. maddesini birlikte
değerlendirmiştir. Bu değerlendirmede, uluslararası hukuktan doğan yü-
kümlülüklerin içine öncelikle uluslararası hukukun genel ilkelerinin, sonra
devletin taraf olduğu sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinin girdiğini
belirten Anayasa Mahkemesi, getirilecek sınırlamalarda bu iki hususun göz
önünde bulundurulmasına dikkat çektikten sonra, insan hakları alanında
Türkiye’nin taraf olduğu en önemli sözleşmenin Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi olduğunu belirterek, “olağanüstü yönetime ilişkin bir düzenleme ile
hak ve özgürlüklere getirilen bir sınırlandırma Anayasa’nın 15. maddesine
uygun görüldüğünde İHAS’a da uygun olacağı kuşkusuzdur” demiştir.
53
Anayasa Mahkemesi’nin AİHS ile İHEB’yi insan hakları belgeleri olarak
nitelediği anlaşılmaktadır.
54
Bu düşünceden hareketle, Anayasa’ya uygunluk denetiminde, uluslara-
rası insan hakları sözleşmelerinin, diğer uluslararası sözleşmelerden farklı
olarak “destek ölçü norm” olarak kullanılmaları gerektiği savunulmaktadır.
55
50
AMK, 13.6.1985, 1984/14, 1985/7, AMKD, S. 21, s. 168; 9.10.1986, 1986/18-24, AMKD,
S. 22, s. 255; Özbudun, 2002, s. 382.
51
1982 Anayasası’nın ilgili maddelerindeki düzenlemeler, Başlangıç/2 (Dünya milletler
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak (...) çağdaş medeniyet düzeyine
ulaşma azmi); m. 2: “adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı”; m. 14/1: “insan
haklarına dayanan”; m. 15/1: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde,
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği
ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya
bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir”; m. 16: “Temel
hak ve hürriyetler,yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabi-
lir”; m. 42/son: “Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır”; m. 92/1: “Milletlerarası
hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası
andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de
bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.” şeklindedir.
52
AMK, 29.1.1980, 1979/38, 1980/11, AMKD, S. 18, s. 97: “İnsanın içinde bulunduğu ulu-
sun bireyi olması kadar, aynı zamanda insanlığın üyesi bulunması, çağımızda, insan hak ve
özgürlüklerini yalnızca bir ulusal hukuk sorunu olmaktan çıkarmış, ona evrensel bir anlam
ve içerik kazandırmıştır.”
198 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 199
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Bu yaklaşımla, Anayasa Mahkemesi kararlarında, İnsan Hakları Evrensel
Bildirisi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine yollamada bu-
lunmakla beraber, buradaki kuralları “bağımsız ölçü norm” olarak değil,
56
“insan haklarına saygılı devlet” ilkesini aydınlatıcı, “destek ölçü norm” olarak
kabul etmiştir.
57
Anayasa Mahkemesi bir kararında, uluslararası belgelerin cinsiyete da-
yalı ayrım yasağına ilişkin düzenlemeleri ile Anayasa’nın 10. maddesindeki
düzenleme arasında temelde bir farklılık olmadığını belirtmiştir.
58
Anayasa Mahkemesi bir başka kararında, denetim konusu hususun,
“milletlerarası sözleşmelere ve Anayasa’nın 49. ve 11. maddeleri hükümlerine
uygun düştüğü kuşkusuzdur” demiş;
59
diğer bir kararında da “yasada mül-
kiyet hakkının sınırlandırılmasıyla ilgili bir hüküm olmamasına ve bu konuda
ülkeler arasında bir ayrım yapılmasının da milletlerarası hukuka aykırı düşen bir
yönü bulunmamasına göre, bu noktaya ilişkin Anayasa’ya aykırılık savı yerinde
bulunmamıştır” demiştir.
60
Yüksek Mahkeme’nin kararlarında genellikle ilgili yasanın Anayasa’nın
yanında sözleşmeye de uygun olup olmadığı şeklinde değerlendirmelerde
bulunduğu anlaşılmaktadır.
61
Bu kararların birinde, Anayasal denetimin
kapsamını açıklarken Anayasa Mahkemesi, “uluslararası antlaşmaların Ana-
yasa’nın 90. maddesi uyarınca yasa hükmünde sayılması, KHK’nin ya da yasanın
53
AMK, 1991/1-20.
54
AMK, 1996/34.
55
Özbudun, 2002, s. 383: “Dikkat edilirse bu yorumun dayanağı, Türk pozitif hukukuna göre
milletlerarası hukukun iç hukuka üstünlüğü değil, iç hukuktaki ‘insan haklarına saygı’ ilke-
sinin, insan hakları alanındaki milletlerarası sözleşmelere de saygıyı içermesidir.”
56
Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında (AMK,1990/15,1991/5), “İtiraz konusu kural,
çocuğun kişiliğine bağlı temel haklarına engel oluşturarak Anayasa’ya ve bu konudaki
uluslararası güvencelere aykırı düşmüştür” demiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu de-
ğerlendirmesinin, “sözleşmeleri denetimde ölçüt olarak kullandığı izlenimi uyandır”dığı
hakkında bkz. Can, Osman, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Düşünce Özgürlüğü”,
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi İşbirliği Çerçe-
vesinde Anayasa Mahkemesi ve TBB-İHAUM Tarafından Düzenlenen Uluslararası
Toplantı (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa Yargısı, 20-21 Şubat 2004, 30
sayfalık bildiri, s. 29, dipnot: 89).
57
Bkz. AMK,1977/82: “Anayasa’da konuya ilişkin veya suça kalkışmada faile tam ceza ve-
rilmesini önleyen özel bir kural olmadığı gibi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve
Avrupa Konseyi İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerinin Korumaya İlişkin Sözleşme’de de
bu yolda bir hüküm bulunmamaktadır.”
58
AMK, 1998/28.
59
AMK, 1977/1-20, 5.4.1977.
60
1984/14,1985/7, 13.6.1985.
61
Bkz. Gerek-Aydın, s. 26-27.
200 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 201
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
sözleşmeye uygunluk denetiminin ise, Anayasal denetim kapsamına girmemesi
nedeniyle inceleme dışında tutulmuştur” demiştir.
62
Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi sözleşmeleri doğrudan ve tek
başına ölçü norm olarak almamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin
“hukuk devleti” ve “insan haklarına saygılı devlet” sözcüklerini referans yapa-
rak, uluslararası hukukun ulusal hukuka üstünlüğünü kabul etmiş olduğu
da savunulmaktadır.
63
bb. Yargıtay Kararlarında
Yargıtay kararlarında AİHS’nin Anayasa’ya üstün olduğu yönünde bir
hususa rastlanmamaktadır. Yargıtay sözleşme hükümlerini iç hukukta bir
yasa gibi kabul edip, herhangi bir yasaya dayanarak verdiği kararlar gibi,
sözleşme hükümlerine de dayanmaktadır. Örneğin, İçtihadı Birleştirme
Kararında Yargıtay,
64
çocuğun babalığı konusunu incelerken AİHS, İnsan
Hakları Evrensel Bildirisi ve 1959 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne
dayanmıştır.
Yine Ceza Genel Kurulu ve Daire,
65
AİHS’nin 6. maddesinin yasa
gücünde olduğunu kabul ederek, duruşmada kullanılan dili bilmeyen sa-
nığın, yargılamanın tüm aşamalarında ücretsiz tercümandan yararlanması
gerektiğine karar vermiştir. Sanık mahkum olsa bile ücretsiz tercümandan
yararlanma hakkı vardır. Yani tercüman ücreti, sanık mahkum olsa dahi,
sanığa yükletilemeyecek, devlet(hazine) üzerine bırakılacaktır. Yargıtay 2.
Ceza Dairesi kararında, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-e madde-
sindeki düzenleme nazara alındığında, müştekinin Türkçe bilmemesinin sanıktan
62
AMK, 1988/5-55, 22.12.1988; Yüksek Mahkeme daha önce verdiği bir başka kararında
(AMK, 21.1.1971, 1969/37, 1971/8, AMKD.9/229), “Anayasa’ya uygunluk denetiminde
ölçü olarak kanun hükümlerinin değil, Anayasa kurallarının ele alınması gerektiği ortadadır.”
demek suretiyle, Anayasa’dan başka bir kuralın uygunluk denetiminde doğrudan
ölçü norm olarak alınamayacağını belirtmişti.
63
Fendoğlu, s. 379. Ancak Yazar (s. 380-381) Anayasa Mahkemesi’nin kimi uluslararası
metinlere referansta bulunduğunu da belirtmekle beraber, uluslararası metinleri
destek ölçü norm olarak kullandığına dikkat çekmektedir.
64
İBK, 22.2.1997 gün ve 1996/1, 1997/1 sayılı karar; YKD, C. 23, Yıl: 1997, S. 6, s. 853;
Yargıtay 4. CD, 17.12.1997, 10310/11272, 1.2.1999, 12725/427 kararında sözleşmeye
önem verilmektedir. Geniş bilgi için bkz. Fendoğlu, s. 372-378, Memiş, Emin, “İnsan
Hakları Avrupa Standardı ve İç Hukuk Etkileşimi Analizleri”, Anayasa Yargısı, 17, Ankara
2000, s. 130-172.
65
CGK, 12.3.1996 tarih, 6-2/33 sayılı kararı; 2. CD’nin 9.3.2000 gün ve 2139/2726 sa-
yılı kararları. Malkoç, İsmail, Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, Yetkin Hukuk Yayınları,
Ankara 2002, C. 1, s.344 vd.
200 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 201
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
kaynaklanan bir durum olmadığı, bu nedenle kendisinin sebebiyet vermediği mas-
raftan sanığın sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden, müştekinin dinlenilmesi
nedeniyle takdir edilen tercüman ücretinin sanığa yükletilmesi” bozma nedeni
olarak kabul edilmiştir.
cc. Danıştay Kararlarında
Benzeri değerlendirmeleri Danıştay kararlarında da okumak müm-
kündür. Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararında,
66
AİHS’nin iç hukuku-
muzun parçası olduğu, Anayasa’ya aykırı olsa bile, yasaların önce veya
sonra oluşuna bakılmaksızın uygulanacağı, sözleşmenin yasalara üstün
olduğu ve dolayısıyla yasaların sözleşmeyi değiştiremeyeceği belirtilmiş-
tir.
Danıştay’ın 5. Dairesi de kararında,
67
Anayasa’nın 90/son maddesinde-
ki ekten önceki düzenlemeden hareketle, sözleşmenin iç hukukta doğrudan
hukuksal sonuçlar doğurduğunu, bunlara karşı Anayasa Mahkemesi’ne
başvurulamaması nedeniyle sonradan yürürlüğe giren yasaların sözleşme
hükümlerini etkisiz kılamayacağını, bu nedenlerle sözleşmenin yasalara
üstün olduğunu dile getirmiştir.
Yine Danıştay’ın 8. Dairesi, bu tür sözleşmelerin iç hukukun bir parçası
olması nedeniyle yürütme ve yargıyı bağladığına karar vermiştir.
68
Danıştay’ın 10. Dairesi 5682 sayılı Pasaport Yasası’nın 22. maddesi
gereğince, kendisine pasaport verilmeyen kimse ile ilgili olarak, AİHS’ne
ek 4 no’lu protokole yollamada bulunmuştur.
Ancak Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 90. maddeye eklenen cümleden
önceki kararında, Anayasa Mahkemesi’nin 27.1.1977 tarihli (Karar sayısı
1977/4) kararına atıfla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi-
nin Anayasa’nın 129. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan yargı yolunu
kapatan düzenlemeyi “zımnen iptal” ettiğini ve Türk yargıcının sözleşme
hükümlerini doğrudan uygulaması gerektiğine karar vermiştir.
69
66
Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararı, 7.12.1989 gün ve 6/4 sayılı karar. Danıştay 12.
D; 24.4.1978, 1349/955; 24.4.1978, 4442/4832.
67
Danıştay 5. D, 22.5.1991 gün ve 1723/933 sayılı karar.
68
Danıştay 8. D, 27.12.1993, 1521/4374.
69
Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin 1996/702 sayılı kararı; Çavuşoğlu, Naz, Anayasa
Notları, Beta Yayını, İstanbul 1997, s. 122-123.
202 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 203
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
dd. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kararlarında
Buna karşılık Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararında, Yüksek
Askeri Şura kararlarının yargısal denetime alınması talebini reddederken,
Anayasa’nın 125. maddesinin ikinci fıkrasını göz önünde tutmak suretiyle,
AİHS’nin 6. ve 13. maddeleri gereğince Yüksek Askeri Şura kararlarının
yargı denetimine tabi olmasının mümkün olmadığını, zira Anayasa’nın bu
hükmünün ihmal edilemeyeceğini belirtmiştir.
70
Mahkeme bu kararında,
Anayasa’nın 125. maddesinin 2. fıkrasında yer alan Yüksek Askeri Şura
kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamayacağına ilişkin düzenlemenin
AİHS’nin 6/1. maddesine aykırı olup olmadığını incelerken, Anayasa hü-
kümleri ile çatışsa bile sözleşme hükümlerinin uygulanacağını belirttikten
sonra, sözleşmeyle çatışan Anayasa hükümlerinin Anayasa’nın üstünlük ve
bağlayıcılığı (m. 11) ilkesi gereğince Anayasa hükümlerinin uygulanacağı
sonucuna varmıştır.
Tüm bunlara karşın, sözleşmelerin kurallar hiyerarşisindeki yerinin
belirlenmesinin tartışılmasında Anayasa’nın sadece 90. maddesindeki dü-
zenlemeden hareket edilmesi bu konuda eksik bir yaklaşım olarak algıla-
nabilir. Çünkü 1982 Anayasa’sı yukarıda da belirttiğimiz gibi, insan hakları
alanında uluslararası hukuka kimi yollamalarda bulunmaktadır. Örneğin,
Anayasa’da “İnsan haklarına saygılı”(m. 2), “insan haklarına dayalı”(m. 14)
devlet düzenlemesi karşısında, insan hakları anlayışının uluslararası me-
tinlerde yer alan anlamı ile anlaşılması mümkün olduğu gibi, olağanüstü
hallerde de temel hak ve özgürlüklerin kullanımlarının kısmen veya ta-
mamen durdurulabilmesinde “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler
ihlal edilmemek” kaydının yer alması(madde 15), ulusal hukukumuzun
uluslararası hukuk ile bağlantısını ortaya koymaktadır. Yine yargıcın karar
verirken, sadece Anayasa ve yasaya göre değil, “hukuka” uygun davranması
zorunluluğu da sadece ulusal hukuk değil uluslararası hukukun da dikkate
alınması gerektiğini ortaya koymaktadır (madde 138).
IV. Anayasa’da Gerçekleştirilen Son Değişiklik
Yukarıda aktardığımız görüşler Anayasa’nın 90. maddesinin son fık-
rasına ek getirmeden önceki düzenlemelerle ilgili idi. Esasen temel hak
ve özgürlüklerle ilgili olmayan sözleşmeler bakımından tartışma, eskisi
70
Bkz. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 24.11.1998 gün ve 963/1021 sayılı kararında
Yüksek Askeri Şura kararına karşı yargı yolunun kapalı oluşunu düzenleyen Anaya-
sa’nın 125/2.maddesi ile AİHS’nin 6/1, Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine aykırı olup
olmadığını incelemiştir. Güran, Sait, “Egemenlik Ulus’undur, Üstünlük Anayasa’dadır”,
Anayasa Yargısı, 17, Ankara 2000, s. 56-57.
202 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 203
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
kadar olmasa da, devam edecektir. Getirilen ek cümleden önce bir yasa-
nın parlamentoda görüşülmesi sırasında ileri sürülen görüşler, getirilmek
istenen düzenlemenin “Anayasa’ya aykırı” olduğu ve “ulusal egemenlikle”
çeliştiği şeklindeydi.
71
Şimdi Anayasa’ya getirilen ek düzenleme ile, hiç
değilse temel haklarla ilgili sözleşmeler bakımından konunun kısmen
netleştirildiği söylenebilir.
72
1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında yer alan ve yukarıda
üzerinde durduğumuz düzenlemesi ile ilgili olarak farklı yaklaşımlar vardı.
Anayasa’da gerçekleştirilen değişiklikler sırasında,
73
maddede herhangi bir
değişiklik yapılmadan, son fıkraya şu cümle eklendi: “usulüne göre yürürlü-
ğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanun-
ların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
Eklenen bu fıkranın Anayasa Komisyonu gerekçesi, “uygulamada usu-
lüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası antlaşmalar
ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın hallinde
hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90.
maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir” şeklindedir.
Yeni düzenlemeyle Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası, “usulüne
göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar
71
4793 sayılı Yasa’nın AİHM’nin ihlal kararının iç hukukumuzda yargılamanın yeni-
lenmesi nedenleri arasında yer almasına ilişkin düzenlemesiyle ilgili olarak TBMM
Adalet Komisyonu’nun raporuna (21.1.2003 gün ve 1/283 Esas, 11 Karar sayılı rapor)
muhalif üyelerden biri,
“Öngörülen değişiklikler Anayasa’ya aykırıdır: Şöyle ki;
(...) Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Dola-
yısıyla, normlar hiyerarşisinde milletlerarası anlaşmalar Anayasa’nın altında yer alır.
Anayasa’nın 11. maddesine göre ise, Anayasa hükümleri diğer devlet organlarıyla birlikte
yasama organını da bağlayan en üstün hukuk kurallarıdır.
O halde, Anayasa hükümleri dikkate alınmadan sadece, AİHS ile uyum sağlama adına
Anayasa’ya aykırı düzenlemeler yapılamaz.” derken (Mehmet Yılmazcan-Kahraman-
maraş Milletvekili);
Diğer bir üye, tasarının ilk üç maddesindeki değişikliklerin Anayasal kuruluş olan
Türk Yargıtayı’nı devre dışı bıraktığını belirttikten sonra,
“Ayrıca, Avrupa Birliği müktesebatını karşılamak üzere 3.8.2002 tarihinde yapılmış deği-
şiklikler vardır. Bunlar da Avrupa Birliği müktesebatını karşılamaya yeterlidir.
Kaldı ki, yapılan değişiklik Anayasamızda ifadesini bulan ‘Ulusal Egemenlik’ ilkesi ile de
çelişmektedir. Bu açıdan, tasarının Anayasa Komisyonu’na da gönderilmesi gerekir.” (Orhan
Eraslan-Niğde Milletvekili) demiştir.
AİHM kararlarının iç hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasında
yer almasını düzenleyen 3.8.2002 gün ve 4771 sayılı Yasa’yla getirilen düzenlemenin
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile, 2, 4, 6, 9 ve 138. maddelerine aykırı olup olmadığını
204 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 205
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıka-
bilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” biçimini
aldı.
Temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmeler de diğer sözleşmeler gibi
yasa gücünde ve bunlar için de Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunu-
lamaz.
Yeni düzenleme ile eski düzenlemeyi birlikte değerlendirecek olursak,
eskiden olduğu gibi Anayasa, usulüne göre yürürlüğe konmuş uluslarara-
sı sözleşmelerin “yasa hükmünde” olduğunu kabul ediyor. Bu sözleşmeler
hakkında “Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulama-
yacağını” benimsiyor. Ancak Anayasa, yasa ile temel hak ve özgürlüklerle
ilgili düzenleme getiren sözleşme arasında farklı düzenleme olursa, sözleş-
meye üstünlük tanınacağını ve yasanın değil, sözleşmenin uygulanacağını
öngörüyor. Fakat Anayasa, sözleşmenin Anayasa’ya üstün olacağını kabul
etmiyor. Dolayısıyla hukukumuzda Anayasa altı, ancak hiç değilse temel
haklar bakımından yasa üstü sayılan sözleşmelerin yasaların Anayasa’ya
uygunluk denetiminde dikkate alınıp alınamayacağı hususu tartışma yara-
tacaktır. Geçmişte Anayasa Mahkemesi bir kararında, “KHK ya da yasanın
sözleşmeye uygunluk denetiminin ise, Anayasal denetim kapsamına girmemesi
inceleyen Anayasa Mahkemesi kararında (AMK, 27.12.2002,2002/146-201, RG,
11.12.2003/25282);
“Dava dilekçesinde, yargı yetkisinin ulus adına bağımsız Türk mahkemelerince kullanıla-
cağı, dava konusu düzenleme ile egemenliğin kullanımı olan yargı yetkisinin, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne kısmen devredildiği ve bu suretle bağımsız Türk mahkemelerinin
üzerinde bir yargı makamı ihdas edildiği, dosya, davaya bakması için karar veren mahkeme-
ye gönderildiğinde, bu mahkemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile bağlı olup
olmadığının belli olmadığı, mahkemenin kararında diretmesi halinde ne olacağının maddede
açıklanmadığı, bunun da hukuk güvenliğinin sağlanmasını engellediği belirtilerek söz konusu
düzenlemenin, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile, 2., 4., 6., 9. ve 138. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın Başlangıç’ının üçüncü paragrafı ile 6. maddesinde, ulus iradesinin mutlak
üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Ulusa ait olduğu ve Türk ulusunun egemenliğini, Ana-
yasa’nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle ‘Yargı Yetkisi’ başlıklı 9. maddesinde
de, yargı yetkisinin Türk Ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiştir.
Eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu ön koşul olan, her alanda adaletli bir hukuk dü-
zeni kurup bunu geliştirmek ve hukuku tüm devlet organlarına egemen kılmak, bu bağlamda
etkili bir yargı denetimi sağlama yükümlülüğündeki hukuk devletinde, Anayasa’nın 138.
maddesinde düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı, yargının yasama ve yürütme organlarına
karşı bağımsız yapısını, hakimlerin bağımsızlığı ise onların Anayasa’ya, kanuna ve hukuka
uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermelerini ifade eder.
Kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama yapılmasını sağlayan
204 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 205
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
nedeniyle inceleme konusu dışında tutulmuştur” demek suretiyle, yerinde
olarak yasanın sözleşmeye uygunluk denetimini yapmamıştı.
74
Şimdi 90.
maddeye getirilen eklemeye karşın, Anayasa’nın 148. maddesinde değişiklik
gerçekleştirilmediğine göre, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu içtihatları
halen geçerlidir. Ancak, sözleşmenin yasaya üstünlüğünün kabul edilmesi
karşısında, sözleşmeyle çatışan ve bu nedenle hukuk dünyasının dışına
çıkarılması gereken söz konusu yasaların Anayasa’ya aykırılık iddiası ile
Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmesi olasıdır.
75
Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi ne yapacak? Çatışan yasa-
nın sözleşmeye uygunluk denetimini mi yapacak? Yoksa eski içtihatları
doğrultusunda karar mı verecek? Acaba Anayasa Mahkemesi, KHK’lerin
yetki yasasına uygunluğunun denetimine benzer bir yaklaşımla sözleşmeyle
çatıştığı iddia edilen yasanın sözleşmeye uygunluk denetimini yapabilecek
mi? Veya sözleşmeyle çatışsa bile, yasanın sözleşme hükümlerine oranla
daha somut düzenlemelere sahip olması nedeniyle, söz konusu yasanın
kimi durumlarda farklı yorum yollarıyla başka olaylar için uygulanabilirliği
göz önünde bulundurulup, iptaline gerek yok diyebilecek mi?
Eklenen cümleden hareketle, ekleme öncesi düzenleme ile ilgili ola-
rak yukarıda yaptığımız açıklamalara ilave olarak, yasadaki düzenleme
ve olağanüstü bir kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi sebepleri ilgili yasalarda sayılarak
belirlenmiş, dava konusu düzenlemeyle de, hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koru-
maya Dair Sözleşme’nin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararlarıyla saptanması, bu sebepler arasına eklenmiştir. Buna göre,
yargılamanın yenilenmesi isteminin yasaya uygun olarak yapıldığının Yargıtay’ın ilgili genel
kurullarınca saptanması halinde, dosya kararı veren mahkemeye gönderilecek, davanın tâbi olduğu
usul hukuku kuralları uygulanmak suretiyle yargılamanın yenilenmesi sebebi değerlendirilip, istem
uygun görüldüğünde kabul edilerek davanın esası hakkında yeni bir karar verilecektir. Yargılamanın
sonucuna göre, mahkemenin önceki kararını onaylaması da bir olasılık olup, getirilen düzenlemede
bunu engelleyecek bir kural yer almamaktadır. Ayrıca, davaya bakan hâkimler, Anayasa’ya, kanuna
ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerinden, iç hukukun yargılama
usulüne müdahale veya yargı yetkisinin devri ya da mahkemelerin bağımsızlığını zedeleyen bir
durum söz konusu değildir” demek suretiyle iptal istemini oybirliği ile reddetmiştir.
72
4771 sayılı Yasa’yla getirilen AİHM kararının iç hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi
nedenleri arasında yer almasının Anayasa’ya aykırı olduğu ve bu konuda Anayasa’da deği-
şiklik yapılması gerektiği hk. bkz. Özer,Attila, “Ülkemizde Egemenlik ve Yargı Erkinin Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Karşısındaki Durumu”, Anayasa Yargısı, 20, s. 187-192.
73
7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına
bir cümle eklendi; RG, 22.5.2004, S. 25469.
74
1988/5-55, 22.12.1988; Benzeri karar, AMK, 21.1.1971, 1969/37, 1971/8, AMKD, 9/229 (Bu
kararda, sadece Anayasa’ya uygunluk denetimi yapıldığı, yasaların vs. yasalara uygunluk
denetiminin yapılamayacağının belirtilmesi karşısında, sözleşmeye uygunluk denetiminin
de söz konusu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır).
75
AMK, 26.9.1965, 1963/173, 1965/40; AMKD, S. 4, s. 290 vd.; RG, 25.7.1967-12656. Bu kararın-
da Anayasa Mahkemesi TCK’nin 141. ve 142. maddelerinin AİHS’nin 9., 10. ve 11. madde-
lerinin sonradan yürürlüğe giren yasalar olması nedeniyle, Sözleşme hükümlerinin iptali
istenen yasaları yürürlükten kaldırmış sayıldığına ilişkin iddiayı yerinde bulmamıştı.
206 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 207
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
yerine sözleşme hükmünün uygulanabilmesi için, şu hususlara değinmek
gerekir:
• Öncelikle temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir sözleşmenin olması,
• Aynı konuda bir yasal düzenlemenin olması,
• Sözleşmede yer alan düzenleme ile yasanın aynı konuda farklı dü-
zenlemelere sahip olmaları gerekir.
Buradan çıkan sonuca göre, temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak
sözleşme ile yasa aynı konuda farklı düzenleme getiriyorlarsa sözleşme
uygulanacak.
Buna karşılık sözleşmede hüküm var, Anayasa ve yasada hüküm
yoksa ve sözleşmedeki düzenleme Anayasa’ya aykırı değilse, sözleşme
yine uygulanacak.
Yasa ile sözleşme aynı konuyu farklı düzenlemiyorlarsa her ikisi bir-
likte uygulanacak.
Sözleşme ile Anayasa aynı konuyu düzenliyor ve farklılık varsa hangisi
uygulanacak? Anayasa’da bu konuda açık bir düzenleme yoktur. Doğal
olanı sözleşmenin hazırlanışı sırasında Anayasa’ya aykırı düzenlemelere
imza atılmaması veya önce Anayasa’da değişiklik yapılıp, sonra sözleşme-
nin imzalanmasıdır. Ancak bu yapılmadan sözleşme yürürlüğe konmuşsa,
Anayasa da bir yasadır, bu nedenle sözleşme Anayasa’ya üstündür, öyley-
se Anayasa’yı bir kenara bırakıp,sözleşmeyi uygulamak gerekir diyebilir
miyiz?
Konu Anayasa’da, sözleşme ve yasadaki düzenlemeye oranla daha
güvenceli düzenlenmişse, yasanın Anayasa’ya aykırılığı giderilmeden,
sözleşme-yasa düzenlemelerinden sözleşmeyi öne alabilecek miyiz?
Anayasa’nın 90. maddesine eklenen bu cümleye rağmen, o konuda
Anayasa, sözleşme ve Yasa’da düzenleme olup, Anayasa’daki düzenleme
diğerlerine oranla daha güvenceli ise, koşulların uygun olması halinde
Anayasa’nın doğrudan uygulanması gerekir. Ancak Anayasa’nın doğru-
dan uygulanma koşulları yoksa, yasanın Anayasa’ya aykırılığı sorununu
Anayasa yargısı yolu ile çözümlemekle beraber, Anayasa’ya aykırılığı iddia
edilemeyen sözleşme hükmünü yine de uygulayabilecek miyiz?
Yukarıda da açıkladığımız gibi, Anayasa’nın bu hükmü, hem öğre-
tide hem yargı kararlarında farklı görüşlerin ortaya konmasına neden
olmuştu. Getirilen ek ile hiç değilse temel hak ve özgürlükler bakımından
daha net bir düzenleme ortaya konmuş ve bu yeni durum karşısında,
önceki düzenleme bakımından ortaya atılan eski görüşlerin kimisinden
vazgeçilebileceği beklenebilir. Çünkü, maddenin ilk şeklinde sözleşmelerin
206 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 207
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
hukukumuz karşısındaki durumu farklı biçimlerde değerlendirilmişti. Bu
değerlendirmelerden örneğin,sözleşmelerin yasa üstü olduğu yönündeki
görüşün,yeni ek cümle ile getirilen düzenleme nedeniyle, bundan böyle
yerinde olmadığı söylenebilir. Zira yeni ek cümlenin aynı konuda, sırf
temel haklarla ilgili sözleşme-yasa çatışmasında sözleşmeye üstünlük ta-
nıması nedeniyle,temel haklar dışında kalan hususlarla ilgili sözleşmeler
bakımından yasaya üstünlüğün benimsenmediği anlaşılmaktadır. Oysa,
maddenin ilk şeklindeki düzenlemeden böyle bir sonuca rahatlıkla ulaş-
mak mümkün değildi. Dolayısıyla ek cümle, bir taraftan temel haklarla
ilgili sözleşmelerin yasa üstülüğünü kabul ederken, bir taraftan da dolaylı
olarak temel haklar dışındaki sözleşmelerin sadece Anayasa’ya aykırılığı
iddia olunamayan yasa şeklinde anlaşılmasını sağlamıştır. Yani tali kurucu
organ, sadece temel haklarla ilgili özel bir düzenleme getirirken, bu hakların
dışında kalan hususlar bakımından da bir açıklık getirmiş olmaktadır. Bu
bir bakıma tali kurucu organın Anayasa’ya bir ekleme yapmasının yanında,
ek düzenleme öncesi düzenlemenin nasıl anlaşılması gerektiği yönünde
bir açıklama yapmak suretiyle, Anayasa’nın yorumunun nasıl yapılması
gerektiğini de ortaya koymaktadır.
Getirilen ek düzenlemenin kimi sorunları da beraberinde getirmekte
olduğu da anlaşılmakta olduğundan, karşılaşılabilecek kimi hususlara göz
atacak olursak;
1. Getirilen ek cümlenin sadece “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel
hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası
antlaşma hükümleri esas alınır” düzenlemesi karşısında, sözleşme ile yasa
arasındaki genel-özel yasa veya önceki sonraki yasa ayırımı hususundaki
tartışma “temel hak ve özgürlüklerle ilgili” istisna hariç, yine devam ede-
cektir. Ancak ek cümle, getirdiği yenilikle, eskiden üzerinde tartışılan ve
mademki sözleşme bir yasadır, öyleyse özel yasa genel yasa veya önceki
yasa sonraki yasa ayrımından hareketle, olaya hangisinin uygulanacağını
belirlemek gerekir görüşü sadece “temel hak ve özgürlüklere ilişkin” sözleş-
meler bakımından ortadan kaldırılmıştır.
2. “Farklı” düzenlemenin ne olduğu açık değil. Zira “farklı” düzenle-
mede kastın ne olduğu hususunda bir ölçüt getirilmezse, her sözleşmenin
yasaya üstünlüğünden söz edilebilir. Oysa, “farklı” düzenlemenin “lehe”
düzenleme şeklinde açıkça belirtilmesi gerekirdi. Ancak uygulamada “fark-
lı” düzenlemenin “lehe” düzenleme şeklinde anlaşılması gerekir.
3. Anayasa, sadece “uluslararası sözleşmeler”den söz etmektedir. Oysa
sözleşme olmamakla beraber diğer uluslararası belgelerle getirilen düzenle-
meler bakımından nasıl bir değerlendirme yapılacak? Sanırım bu durumda
Anayasa’daki sözleşme tanımına bakmak gerekir. Anayasa’ya göre,Türkiye
208 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 209
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir yasayla uygun bulduğu uluslararası
belgelerin tümünün, uluslararası sözleşme olarak kabul edilmesi gerekir.
76
4. Bu değişiklikle sözleşmeler yine Anayasamızdan üstün sayılamaz.
Zira, ekle getirilen “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlük-
lere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler
içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri
esas alınır” düzenlemesi karşısında, bu tür sözleşmelerin de diğerleri gibi
yasa gücünde olduklarını, ancak aynı konuda yasayla farklı hükümler
içermesi halinde yasanın değil, sözleşme hükümlerinin esas alınacağını
öngörmektedir. Çünkü konu ile ilgili olarak yapılan tartışmaları, böyle bir
düzenlemeyle sona erdiren tali kurucu iktidar, isteseydi bu tür sözleşmele-
rin Anayasa üstülüğünü kabul ederdi; bunu kabul etmediğine göre, insan
hakları ile ilgili sözleşmelerin de hukukumuz bakımından Anayasa üstü
olduğu görüşüne katılmak mümkün değildir.
Burada sözleşmelerin yasa gücünde kabul edilmesi ve Anayasa’ya
aykırılıklarının iddia edilememesi ile temel hak ve özgürlüklerle ilgili
sözleşmelerin çatıştığı yasaya üstünlüğünün kabul edilmesi karşısında,
bu sonuncu sözleşmelerin Anayasa’ya aykırı olsalar da uygulanacakları
(uygulanmaları gerektiği) savunulabilir. Çünkü, Anayasa koyucu bu söz-
leşmelerin Anayasa’ya üstün olduklarını açıkça düzenlememekle beraber,
bunların (Anayasa dahil) yasalara üstünlüğünü(sırf temel hak ve özgür-
lüklerle ilgili sözleşmelerin) kabul ettiğine göre, bunlar Anayasa’ya aykırı
olsa/Anayasa’yla çatışsalar bile, bu tür sözleşmelerin uygulanacakları
savunulabilir. Ancak Anayasa’nın maddesinin hazırlanışı sırasında bu
husus açıkça öngörülmediği gibi, gerek gerekçesinde ve gerekse metnin
tartışmalarında bu hususa dikkat çekilmediğine göre, sözleşmelerin hu-
kukumuzda Anayasa’ya üstün olmadıkları kesindir.
77
76
Kaboğlu,İbrahim, Hukuka Yeni Düzenleme, Radikal, (26.7.2004, İnternet Baskısı).
77
Anayasa Mahkemesi yeni bir kararında (AMK, 23.3.2004,2001/119,2004/37, RG,
21.7.2004), “Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka
uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlarından
kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Yasakoyucu, yalnız yasaların Anayasa’ya değil, Anayasa’nın da
evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu bağlamda hukuk
devletinde, ceza hukuku alanında olduğu gibi idari para cezalarına ilişkin düzenlemelerde
de kuralların, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması
gerekir” demiştir. Yüksek Mahkeme burada, “Yasakoyucu, yalnız yasaların Anayasa’ya
değil, Anayasa’nın da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür”
demekle, sadece yasakoyucunun değil, Anayasa koyucunun da Anayasa değişiklikleri
sırasında “evrensel hukuk ilkelerine uygun” davranacağını söylüyor.
Yüksek Mahkeme daha önceki bir kararında da “evrensel hukuk ilkelerine” uygunluk
208 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 209
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Sözleşme, Anayasa’dan daha güvenceli düzenlemeye sahipse,yeni dü-
zenlemeyle daha da netleştirildiği üzere sözleşmenin Anayasa’ya üstün
olmaması da göz önüne alındığında, Anayasa’ya uygun ancak sözleşmeye
oranla daha az güvenceli düzenlemeye sahip olan yasanın uygulanma-
ması ve sözleşmenin uygulanması halinde Anayasa’ya aykırı uygulama
gerçekleşmiş olmayacak mı? Bu tür uygulamaları önlemek amacıyla kimi
ülkelerde sözleşmelerin Anayasa ile uyumu sorununu öndenetim yolu
ile çözümleme mekanizması geliştirilmiştir. Örneğin, Fransa’da Anayasa
Konseyi’nin sözleşmelerin Anayasa ile çatışma noktalarını belirleme bakı-
mından öndenetim yetkisi vardır. Bizde böyle bir mekanizma olmadığına
göre uygulamada sıkıntılar yaşanacaktır.
5. Getirilen ek, sadece “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası” söz-
leşmelerle ilgilidir. Ancak hangi sözleşmelerin temel hak ve özgürlüklerle
ilgili olduğu nasıl tespit edilecek? Burada dikkate alınacak temel hak ve
özgürlükler sözleşmelerde yer alanlar mıdır? Yoksa Anayasa’nın “temel hak
ve özgürlük” olarak belirttiği haklar mıdır? Veya, “temel hak ve özgürlükler”
dinamik olup, değişkendir, öyleyse zaman içerisinde “temel hak” şeklini
alacak hak ve özgürlükler de buna dahildir mi diyeceğiz? Çünkü getirilen
ek, “hak ve özgürlükleri” değil, sadece “temel hak ve özgürlükleri” dikkate
almaktadır. Yasa teklifinin madde gerekçesinde, “uygulamada usulüne göre
yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanun
hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın hallinde hangisine
öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddenin son
fıkrasına hüküm eklenmektedir” denmekteydi.
78
Ancak yasa teklifi ile Anayasa
Komisyonu görüşmeleri sonucu kabul edilen metin, teklifteki “antlaşmalar
ile”nin yerine, sadece Anayasa Komisyonu’ndaki “antlaşmalarla” biçimin-
deki düzeltme değişikliği dışında, aynıdır.
Getirilen ek cümle sadece temel haklar bakımından sözleşmeye üs-
tünlük tanımaktadır. Bilindiği gibi, insan hakları öğretisinde, temel/temel
olmayan haklar ayrımı giderek terk edilmektedir. Anayasamız bakımından
temel hak ve özgürlükler, bütün Anayasal hak ve özgürlükleri içermektedir
(m. 12-74). Öyleyse Anayasa’da yer almayan, ancak yasalarla düzenlenebi-
lecek kimi haklar bakımından(Anayasa’da temel hak sayılmamaları nede-
niyle) sözleşmelere böyle bir üstünlük tanınması mümkün olmayacak.
Diğer taraftan, uluslararası belgenin adı temel haklarla ilgili olmasa
bile, eğer içeriğinde bir tek maddesinde dahi temel haklarla ilgili düzen-
aramıştır. Anayasa Mahkemesi kararında da, hukuk devletinde “Yasakoyucu, yalnız
yasaların Anayasa’ya değil, Anayasa’nın da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağ-
lamakla yükümlüdür.” demiştir (AMK, 31.1.2002, 2001/29, 2002/24, AMKD, 38-2/547;
bkz. Gerek-Aydın, s. 10).
78
TBMM, Dönem: 22, Yasama yılı: 2, s. sayısı: 430.
210 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 211
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
leme varsa, bu belgenin de temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmeler
olduklarının kabulü gerekir. Çünkü, ek cümle sözleşme-yasa çatışmasında
temel hak ve özgürlüğü ölçüt olarak kabul etmektedir.
Anayasa Komisyonu’ndaki görüşmeler sonucunda bu konuda beliren
farklı görüşte şu hususlara dikkat çekilmişti:
“Teklifin 7. maddesinde, kanunlarla aynı konuda farklı hükümler taşıyan ve
bu nedenle çıkacak uyuşmazlıklarda hükümleri esas alınacak temel hak ve özgür-
lüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların en azından hangi kaynaklardan gelen
antlaşmalar olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmasının, çıkabilecek bir takım farklı
yorum ve uygulamaları önlemek bakımından yararlı olacağını düşünüyoruz ve bu
nedenle 7. maddedeki düzenlemeye karşıyız.” denilmişti.
79
Karşıoyu temsil eden görüş sahipleri, temel haklarla ilgili olarak hangi
kaynakların esas alınması gerektiği konusuna açıklık getirilmesi amacıyla, bu
konuda TBMM Genel Kurulu’nda şu değişiklik teklifinde bulunmuşlardı:
“Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı, Uluslararası Çalışma Örgütü çerçevesinde yapılarak usulüne
göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaş-
malarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek
uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
80
Ancak değişiklik teklifine karşı Anayasa Komisyonu Başkanı,
81
“Geçen
görüşmelerde de bu gündeme geldi. Bu sayma yöntemini biz, teknik olarak doğru
bulmuyoruz. Yani, belki, bu, amaç olarak doğru; ama, netice itibariyle, madde
tekniği bakımından, ben -Komisyon olarak- yerinde bulmuyorum.” dedikten
sonra, Hükümetin de teklife katılmaması üzerine önerge sahiplerinden
biri önerge ile ilgili olarak Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında,
82
“Önümüze getirilen teklifin bu maddesi, bir uluslararası antlaşmanın, insan hak-
larına ilişkin bir antlaşmanın bir konuda yaptığı düzenleme ile iç hukuk kuralının
aynı konudaki düzenlemesi çatıştığı zaman, aynı doğrultuda hükümler getirmediği
zaman, çıkacak ihtilafta, uluslararası antlaşma hükümlerine uygulamada önce-
lik tanımaktadır. Gerçekten de, bizim Anayasamızda, kanunların hükümleri ile
uluslararası antlaşmaların hükümleri çatıştığı zaman ne yapılacağına ilişkin bir
79
Karşıoy veren Milletvekilleri, Oya Araslı (Ankara), Atilla Kart (Konya), Atila Emek
(Antalya), Halil Ünlütepe (Afyon), Uğur Aksöz (Adana), Yılmaz Kaya (İzmir).
80
Teklifte bulunan Milletvekilleri: Güldal Okuducu, Oya Araslı, Bihlun Tamaylıgil, N.
Gaye Erbatur Özlem Çerçioğlu, Haşim Oral, Birgen Keleş, Ali Topuz, Sinan Yerli-
kaya, Sıdıka Sarıbekir, Mehmet Semerci, Mehmet Ali Özpolat, Kemal Kılıçdaroğlu,
Mustafa Özyürek, Kemal Sağ, Ali Kemal Kumkumoğlu, Abdulkadir Ateş, K. Kemal
Anadol, Tuncay Ercenk.
81
Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun konuşması.
82
Oya Araslı’nın bu konudaki konuşması tek ve farklı olmanın yanında önemli olduğu
için aynen alıyorum.
210 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 211
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
belirleme yoktur. Uluslararası antlaşmalar kanuna eşdeğer hükümde olduğu için,
bu gibi durumlarda hukukun genel ilkeleri uygulanmakta ve ‘özel hüküm, genel
hükmün önüne geçer’, ‘sonra gelen hüküm, önceki hükmün önüne geçer’ ilkeleri
doğrultusunda işlem yapılmaktadır. Bu da, birtakım farklı içtihatların ortaya
çıkmasına yol açmaktadır. Halbuki, bu konuda bir açıklığa, bir berraklığa ihtiyaç
vardır. Böyle bir ihtiyacın varlığı, giderilmesi gerektiği doğrudur. Ne var ki, dün-
yanın çeşitli ülkelerine, özellikle Avrupa Birliği ülkelerine baktığımız zaman, dış
hukuka bu tür çalışmalarda öncelik veren ülkelerin, antlaşmaların Anayasa’ya
uygunluğunu sağlamak bakımından çok etkin bir denetim mekanizması kurduğu
görülmektedir; bir önce denetim, bir öndenetim mekanizmasını devreye sokmakta-
dırlar. Halbuki, Türkiye’de, zorunlu olarak işleyen böyle bir denetim mekanizması
yoktur ve antlaşmaların Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemek için, bu
tür antlaşmaları Anayasa Mahkemesi’nin denetimine sunma imkânı da yoktur.
Böyle bir denetim, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi dahilinde değildir; ancak, ant-
laşmanın onaylanmasını uygun bulma kanunları bir kanun olduğu için, Anayasa
Mahkemesi’nin denetimine tabidir; ama, kanunla onayı uygun bulma ve onay
arasındaki mesafe, zaman olarak bazen o kadar kısadır ki, böyle bir denetim imkânı
da pratikte bir anlam taşıyabilmemektedir. Bu nedenle, 90. maddenin taşıdığı bu
özellik göz önünde tutulduğu zaman, madde, sadece Anayasa’nın 90. maddesinde
bir değişiklik getirdiği ve Anayasa Mahkemesi’nin denetimiyle ilgili hükümlerde bir
değişiklik yapma imkânı bırakmadığı için, 90. madde çerçevesinde ne yapılabilir(?)
bu sakıncayı gidermek için diye düşünüldüğünde, tek çare, bu özelliği tanıyaca-
ğımız antlaşmaların hangi kaynaktan gelen antlaşmalar olduğunu belirleyen bir
hükmü bu maddeye eklemekle ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir hükmün maddeye
eklenmesi, yarın, öbür gün, uygulayıcı bakımından, hangi antlaşma temel insan
haklarına ilişkin antlaşmadır, hangisi değildir konusunda yapılacak belirlemede
ortaya çıkacak farklı değerlendirmeleri de önlemeye imkân verecektir” demiş ve
oylama sonucu önerge reddedilmiştir.
Buradan çıkan sonuç, temel hak ve özgürlüklerin hangileri olduğu
sorununun Anayasa hukukunun gündemini uzun süre işgal edeceğe ben-
zemektedir.
Bu durumda, Anayasamızda yer alan “temel hak ve özgürlüklerden”
hareketle sorunun çözümlenmesi daha uygundur. Zira sözleşmenin Ana-
yasa üstülüğünün kabul edilmemesi karşısında, Anayasa’da ve sözleşmede
yer alanlar bakımından sorun yok; ancak sözleşmede yer almakla beraber,
Anayasa’da yer almayan temel hak ve özgürlükler bakımından sorunun
üstesinden gelinmesi kolay görünmüyor. Çünkü Anayasa’da yer almayan
ve sözleşmede yer alan düzenlemelerin Anayasa’nın diğer hükümleri ile
çatışması halinde ne gibi işlem yapılacağı sorun olarak ortadadır.
6. Hangi metinde yer alacak “hak ve özgürlükler” olduğunun açıkça
düzenlenmemesi karşısında, bu konuda iç hukukumuzda ortaya çıkacak
212 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 213
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
uyuşmazlığı kim çözecek? İlk derece mahkemelerinin kararlarının denetimi-
ni yapacak temyiz mahkemeleri mi? Yoksa Anayasa’yı yorumlamaya yetkili
özel mahkeme olan Anayasa Mahkemesi mi? Anayasa Mahkemesi yetkili
dersek, davanın önüne nasıl gelebileceğini de belirtmemiz gerekecektir. Zira
sözleşmeyi denetleyemeyen, sadece uygun bulma yasasını denetleyebilen
Anayasa Mahkemesi’nin, sözleşmenin içeriğinin Anayasa’da yer alan temel
haklarla bağlantısını ortaya koyması mümkün olabilecek mi?
Eğer, temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenlemeye sahip sözleşme
metninin dikkate alınmasını savunursak, o zaman karşımıza, Anayasa’da
yer almamakla beraber, bir sözleşmede düzenlenmiş olan hakka ilişkin
hüküm nedeniyle, sözleşmenin, Anayasa koyucunun açıkça yasaklamasına
karşın, Anayasa üstülüğünün kabulü gerekecektir. Bunu şu anda hemen
öngörebilmek pek mümkün olmamakla beraber, yakın gelecekte hukukçu-
larımızı meşgul edeceği şimdiden açıktır. Çünkü, insan hakları dinamiktir;-
sürekli içeriği zenginleşmekte olduğundan, Anayasa’daki düzenlemelerin
geride kalması büyük ihtimal dahilindedir. Bu bir bakıma temel hak ve
özgürlükleri genişletme hedefini güden bir düzenleme olarak da kabul edi-
lebilir. Zira hangi hakların dikkate alınacağını, değişiklik teklifinde yer alan
“Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı, Uluslararası Çalışma Örgütü çerçevesinde” yapılan söz-
leşmelerle ilgili olarak kabul etmemek bizi böyle bir yoruma da götürebilir.
Ancak, bu konuda da yeniden başa dönüldüğü, tartışmanın bu kez hem
“temel hak ve özgürlüklerle” ilgili olan, hem de ilgili olmayan sözleşmeler
bakımından devam edeceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Diğer taraftan sözleşmede veya Anayasa’da yer almayan ancak
yargı organı tarafından temel hak olarak kabul edilen hakların varlığının
da göz önünde bulundurulması gerekir.
83
7. Getirilen ek cümle, “antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümleri esas alınır” demekle, sözleşme ile yasanın farklı konularda farklı
hükümler taşıması hususunu öngörmemektedir. Yani farklı konuları dü-
zenleyen sözleşme ile yasa arasında zaten farklı düzenleme olmayacağı için,
her biri ayrı ayrı uygulanacak demektir. Konular farklı olmakla beraber,
kimi hususların aynı olması, dolayısıyla kavram boyutunda da olsa benzeri
konularda farklılıklar ortaya çıkarsa, bu durumda da aynı konu kavramı
içerisinde değerlendirmede bulunabilecek miyiz?
83
Örneğin, AİHM’nin, Sözleşme’nin 11. maddesinde açıkça yer almamasına karşın
siyasi partilerin de bu madde kapsamında koruma göreceğine karar vermesi (bkz.
AİHS’nin 11. maddesi ile ilgili kararları); Türk Anayasa Mahkemesi’nin de Anaya-
sa’da yer almamasına karşın “direnme hakkı”nı kabul etmesi (AMK, 1988/2-1, RG,
16.5.1989) gibi.
212 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 213
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
Anayasa’ya eklenen cümlede temel haklarla ilgili olarak sözleşme-yasa
hükmünün farklı düzenlemeye sahip olması halinde sözleşme hükmünün
esas alınacağı ifade edilmektedir. Ancak bu farklı düzenlemede yasadaki
düzenleme sözleşmede yer alan düzenlemeden daha güvenceli ise, yine
sözleşmeyi mi esas alacağız? Veya bir başka yönden, sözleşme-yasa çatışma-
sında sözleşmeyi bir kül halinde mi esas alacağız yoksa tek tek düzenleme
maddelerine mi bakıp değerlendirmede bulunacağız?
84
Bu hususun uygu-
lamada farklı yorumlara sebebiyet vereceği ortadadır. Bu nedenle yasanın
sözleşmeden daha güvenceli düzenleme getirdiği durumlarda sözleşmenin
değil, Yasa’nın uygulanması gerekir. Bu itibarla getirilen düzenlemede bu
yönün gözetilmemesi yerinde olmamıştır. Yasa’nın bir tek maddesi dahi o
konuda sözleşmeden daha güvenceli bir düzenlemeye sahipse, yasanın o
hükmünün uygulanmasından kaçınılmaması gerekir. Bilindiği gibi, örneğin
AİHS asgari standart düzenlemelere sahip olup, üye ülkelerin bu standardın
altına düşmemek kaydıyla iç hukuklarında daha güvenceli düzenleme-
lerde bulunabileceklerini öngörmektedir. Nitekim bugün sözleşmeye üye
ülkelerin sözleşme hükümlerinden daha ileri düzenlemelerde bulundukları
bir gerçek olduğu gibi, ek protokollerle yeni yeni hakların getirilmesi de
bu görüşü doğrulamaktadır. Ek cümledeki “aynı konu”yu her bir hak ve o
hakkın koruna ögeleri yönünden tek tek değerlendirmek gerekir.
8. Sözleşme ile yasanın aynı konuda düzenleme getirdiğine hangi
organ karar verecek? Anayasa Mahkemesi mi? Yoksa, bu konuda karar
vermeye yetkili yargı organı ve dolayısıyla bu yargı organının yüksek
mahkemesi mi?
Kuşkusuz ilk akla gelen husus, temel hak ve özgürlükle ilgili kararı
verecek olan mahkeme hangisi ise, o mahkeme, farklı düzenleme olup
olmadığını tespit edip, bu tespite göre karar verecektir.
9. Ancak sözleşme ile yasa arasındaki farklı düzenlemenin, sözleş-
menin genel hükümleri belirtmesi ve her zaman somut olayda uygulana-
mayacak olması nedeniyle, uygulamada değişik sorunlar yaşanacağında
kuşku yoktur. Örneğin, idari yargı bakımından, bu yargının dinamikliği
84
İç hukukumuzda ceza yasaları ile ilgili olarak lehe yasanın belirlenmesinde yasaların
tüm maddelerinin göz önünde bulundurulması esası benimsenmektedir. Konuyla
ilgili Yargıtay Kararları: “TCY’nin 2/2. maddesinin uygulanması bakamından yukarıda
değinilen üç yasanın öngördükleri koşullar itibariyle somut olayda uygulanma alanı bulunup
bulunmadığı öncelikle araştırılıp hangi yasanın bir bütün halinde hükümlü veya sanık yararına
olduğu belirlendikten sonra bu yasanın yine bir bütün halinde uygulanması gerekmektedir.”
(CGK, 30.03.2004, 2004/1-46, 2004/78). Benzeri kararlar için bkz. 23.2.1938 gün ve 23/9
sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; CGK, 25.05.1999 gün ve 133-142 sayılı, 14.10.1985
gün ve 194-525 sayılı, 23.12.2003 gün ve 2003/1-270/290 sayılı kararları. Yargıtay bir
kararında, “Lehe yasanın belirlenmesinde, TCY’nin 11. maddesindeki sıraya göre daha ağır
olan ceza nazara alınmalıdır.” demiştir (CGK, 21.2.1994, 7-36/61).
214 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 215
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
nedeniyle, yorum yoluyla sözleşme hükümleri kolaylıkla pratikleştirilebilir;
buna karşılık, ceza hukukuyla ilgili olarak aynı şeyi söylemek her zaman
mümkün olmayabilir. Çünkü, bir suçun unsurlarının belirlenmesi ancak
yasayla mümkündür. Söz konusu yasanın sözleşmede yer alan düzenle-
meyle çatışması nedeniyle sanığa ceza verilemezse, bu kez hak arama öz-
gürlüğünün güvencelenememesi gibi bir sorunla karşı karşıya kalınabilir.
Böyle çatışan düzenlemeler nedeniyle doğacak sıkıntının adil yargılama,
silahların eşitliği ve temel haklarla ilgili hak sahipliğinin korunması gibi
bir çok ilkeyle çelişme ihtimali fazladır. Sanırım bu tür olumsuzlukları
önlemenin yolu, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşme hükümlerinin
iyi bir dökümünün yapılıp, konuyla ilgili düzenleme getiren yasalardaki
aykırılıkların giderilmesi, yasalardaki açık olmayan düzenlemelerin yorum
yoluyla açıklığa kavuşturulabilmeye elverişli hale getirilmesi gerekir.
10. Hangi temel hak ve özgürlükler sorusu halen güncelliğini koruduğu
için, bunları hangi metinlerde yer aldıkları hususunun da açıklığa kavuş-
turulması gerekir. Zira Anayasa,“usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak
ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümleri esas alınır” demekle, açıkça Anayasa’da yer alan “temel hak ve öz-
gürlükler” demediğine göre, Anayasa’da yer almayan ve dolayısıyla yasada
da düzenlenmeyen ve fakat sözleşmede yer alan bir hak ve özgürlük söz
konusu olursa, bu durumda, bu tür sözleşmelerin yasayla çatışması söz
konusu olmadığından, bu tür (yani Anayasa ve Yasa’da yer almayan) hak
ve özgürlükler bakımından yasa yerine sözleşme hükümlerinin doğrudan
uygulanması mümkün olabilecek mi?
Sanırım bu durumda, yani Anayasa ve yasada yer almayan, ancak
ülkemizin taraf olduğu bir sözleşmede yer alan hak ve özgürlükler bakı-
mından yorum yöntemi yine 90. maddeye eklenen cümleden önceki yön-
tem olacaktır. Bu da bize, hangi temel hak ve özgürlük kavramının açıkça
belirlenmesi zorunluluğunu yüklemektedir. Çünkü temel hakların yazılı
metinlere aktarılmış insan hakları şeklinde anlaşılış biçimi, Anayasa’da yer
almasa da kimi temel hak ve özgürlüklerin olabileceğini, bunların Anayasa
ile sınırlanmasının doğru olmadığını, Anayasa’da yer almasa da sözleşme-
lerde yer alan kimi hak ve özgürlüklerin temel hak ve özgürlük şeklinde
kabul edilebilmesi için Anayasa’da buna açıkça yer verilmesi gerektiğini
zorunlu kılmaktadır.
Sözleşme-yasa çatışmasında muhatap uygulayıcılar olacaktır. Uygu-
layıcılar kuşkusuz başta yargıç,savcı,idare makamlarıdır. Ancak uygu-
layıcıların sıkıntı yaşamalarını önleme bakımından çatışan kurallardan
yasayı düzenleyen yasama organının da yasal düzenlemeler ile sözleşme
arasındaki çatışma durumlarını giderici önlemler alması gerekir. Bu nedenle
214 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 215
makaleler İbrahim ŞAHBAZ
sözleşme-yasa çatışmasında öncelikle yargı organlarından çözüm beklen-
mesi doğal gibi gözükmekte ise de (somutta öyledir), ancak devletin diğer
organlarının da sorumluluklarının olduğunu kabul etmek gerekir.
85
V. Sonuç
Sözleşmelerin Anayasa’daki düzenleniş şekline göre, mademki sözleş-
melerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilemiyor, Anayasa’ya aykırı olsalar
da uygulanmaları zorunludur, diyebileceğimiz gibi; mademki Anayasa
sözleşmeleri yasa gücünde kabul ediyor, o halde, bunların Anayasa’ya
aykırılıkları iddia edilemese bile yasa kabul edip, hiyerarşik bakımdan Ana-
yasa’dan sonra geldikleri söylenebilir. Bir hukuk düzeninde hukukçuları
böylesine farklı yorum ve sonuçlara götüren bir düzenlemeyle nereye kadar
devam edileceği merak konusudur. Hukuk devletlerinde hukuk kuralları-
nın mümkün mertebe açık ve anlaşılabilir olmaları asıldır.
4709 sayılı Yasa’yla, benzeri çelişkileri içeren Anayasa’nın geçici 15.
maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldığı halde, 90. maddesinin son
fıkrasının yirmi yıldır hukukçuları boşu boşuna yormasına rağmen, yoruma
meydan vermeyecek veya yorum yoluyla kolaylıkla sonuca ulaşılabilecek
şekilde yeniden kaleme alınmaması yerinde olmamıştır. Dolayısıyla, hangi
yorum şeklinden hareket edilirse edilsin, işin içinden kolaylıkla çıkmak
mümkün olmuyor.
Bu ne demek, hukukumuz ya açık seçik biçimde baştan aşağı yenile-
nerek sözleşmelerin iç hukukumuza(Anayasa dahil) üstünlüğünü kabul
edecek ya da iç hukuk kurallarını üstün kabul edip, sözleşmeleri tanıma-
yacaktır. Mevcut düzenlemelere göre, yasama, yürütme ve yargı organları
hep sıkıntı yaşıyor; kuşkusuz vatandaşlar da.
Bu tür çelişkilerin yaşanmaması için Anayasa ile gerek insan haklarına
öncelik tanınan maddeler (m. Başlangıç/2, 2, 14/1,15/1,16,42/son ve 92/
1) ve gerekse diğer maddelerde yer alan hükümlerin(örneğin,m. 90/son),
sözleşmeler karşısındaki durumlarının açıkça düzenlenmesinde yarar var;
zaten AİHM’ nin yargı yetkisinin benimsenmiş olması, sonuçta bizi, bura-
ya götürmektedir. Çünkü Anayasa’nın kimi maddeleri ile, mahkemelerin,
diğer normlar yanında “hukuka uygun” olarak da karar vermeleri zorunlu-
luğunun kabul edilmesi (m. 138/1), bizi “insan hakları” bakımından taraf
olduğumuz sözleşme hükümlerine götürmekle beraber, sözleşmelerle ilgili
85
Kaboğlu, İbrahim, Hukuka Yeni Düzenleme, Radikal, 26.7.2004, İnternet Baskısı.
216 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
İbrahim ŞAHBAZ makaleler
olarak Anayasa’nın 90/son maddesinin tartışma yaratan düzenlemesinden
daha açık düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde farklı uygulama
ve algılama ile zaman ve emek kaybı devam edecektir.
86
Ancak her şeye rağmen, AİHS ile insan hakları bakımından insanın,
sadece ulusal hukukun değil, uluslararası hukukun da özneleri arasına
girmesiyle birlikte,
87
eğer sözleşme iç hukuka üstün yoruma elverişliyse,
sözleşmenin iç hukuka üstün yorumundan söz edilebilir.
88
5170 sayılı Yasa’yla, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenen
yeni düzenleme de, yukarıda ifade ettiğim gibi, “temel hak ve özgürlüklerle”
ilgili sözleşmeler ile yasalar arasındaki sorunun tam çözülebilmesine ola-
nak verecek şekilde açık değil. Kaldı ki, temel hak ve özgürlükler dışında
kalan konular bakımından eski tartışma sıcaklığını koruyacağı gibi, yeni
düzenleme de yeni tartışma, duraksama ve hukuki çıkmazlara sebebiyet
verebilecektir. Böyle bir düzenlemenin yargı organlarına geniş takdir alanı
tanıdığında ve asıl güvenceleme işinin yargı organlarına ait olduğunda
kuşku yoktur.
86
Fendoğlu, H. Tahsin, “Uluslararası İnsan Hakları Belgelerinin Uygulanmasında ‘Bağımsız
Ölçü Norm’ veya ‘Destek Ölçü Norm’ Sorunu”, Anayasa Yargısı, 17, Ankara 2000, s. 372-
378, Memiş, Emin, “İnsan Hakları Avrupa Standardı ve İç Hukuk Etkileşimi Analizleri”,
Anayasa Yargısı, 17, Ankara 2000, s. 130-172.
87
Bkz. Memiş, s. 132-133’te “Anayasa’nın 15., 16., 42. ve 90. maddelerinden kalkarak,
“Sözleşmelerin yasalardan daha üstün bir değer taşıdığı, hatta onların Anayasalara yeni bir
anlam ve yorum getirebileceği söylenebilir. Bu yaklaşım, yasaların insan haklarını sınırladığı
zamanlarda önem taşıyabilir.” demektedir.
88
Gözübüyük, A.Ş-Gölcüklü, F, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara
2003, s. 19-20, “Türkiye’de İnsan haklarına saygının sağlanabilmesi, ancak iç hukuk yolla-
rının etkin bir biçimde işlemesi, yargı yerlerinin Sözleşme’yi uygulamaları ile mümkündür.
Bu nedenle, Sözleşme ile güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerin Türkiye’de yargısal
yolla korunmasında asıl yük yargı yerlerine ve yargının vazgeçilmez öğesi olan avukatlara
düşmektedir. (...) Sözleşme’yi iç hukukta uygularken, sözleşme kurallarını yorumlarken, daima
Komisyon ve Divan içtihatlarını göz önünde bulundurmak gerekecektir.”
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 217
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
Avukatlık mesleği ile doğrudan ilgili konularda düzenlediğimiz dos-
yaların üçüncüsünü bu sayımızda yayımlıyoruz. Dergimizin bu sayısında
ele alınan DOSYA’ya,”Avukatların Vergi Sorunları“ ve “Avukatların Sosyal
Güvenlik Sorunları“ başlıklı diğer dosyalara oranla çok sayıda katkı var.
Savunmanın örgütlenmesi konusunda meslektaşlarımızın düşünmesi ve
yazması, mesleğimizin geleceği açısından umut verici.
DOSYA’mıza katkıda bulunmak isteyen meslektaşlarımız “örgütlenme“
ile neyi kastettiğimizi özellikle sordular. Onlara söylediklerimizi burada
yinelemek ve katkıda bulunmak isteyen meslektaşlarımıza yardımcı olmak
istemekteyiz.
Üstad Cengiz İlhan, savunmanın örgütlenmesi tanımından “avukatların
örgütlenmesi“ni anladığını ve yazısını bu anlayışla kaleme aldığını söyledi.
Doğrudur. Savunma avukatlara özgü bir meslek olması nedeniyle böyle
anlaşılabilir. Ancak, avukatlık mesleğinin çeşitli fonksiyonlarına başka mes-
lekler tarafından el atılmış ya da el atılmaya teşebbüs edilmiştir. Muhase -
beciler ve mali müşavirler yanında noterler de avukatlık fonksiyonlarından
bazılarına talip olmaktadırlar. Noterler mesleklerinin egemenlik alanlarını
genişletmek için akla gelmedik alanlarda söz sahibi olmak istemektedirler.
Bu bağlamda “Haberler” bölümüne bakmanız gerekmektedir.
Üstad Cengiz İlhan’ın yerinde olan anlayışına göre önce “avukat“ ta-
nımı yapmak gerekmektedir. Bu konuda yargı, idare, vatandaş ve bizzat
avukatlar arasında belirgin farklar buılunduğunu yadsıyamayız. Bu sayı -
da yayımladığımız Rekabet Kurulu Kararı avukatlık kurumunun yanlış
anlaşıldığının tipik ve güncel bir örneğidir. İstanbul Barosu önceki baş-
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DERGİSİ,
güncel konularda dosyalar düzenlemeyi ve önceki dosyalar ile ilgili yazılar
yayımlamayı sürdürüyor.
Bu sayımızda DOSYA’nın konusu
“Savunmanın Örgütlenmesi” olarak seçildi.
Bütün Dosyalarımızda olduğu gibi gelecek sayılarımızda da
bu konuda yayına devam edeceğiz.
GELECEK SAYIDA:
TÜKETİCİ HAKLARI
218 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ dosya
kanlarından avukat Yücel Sayman’ın deyimiyle kurul avukatlık mesleğini
anlamış görünmemektedir.
*
DOSYA’mızın açılımında avukat, avukat bürosu, barolar ve Türki-
ye Barolar Birliği iç içe görünmektedir. Bunların hepsinin bağımsızlığı
ve doknulmazlığı ortak paydadır. Avukat bağımsız olmalıdır ki barosu
bağımsız olsun. Barolar bağımsız olmadan Türkiye Barolar Birliği’nin ba-
ğımsızlığından söz edilemez. Ama bu bağımsızlık, sorumsuzluk, layüselllik
anlamında bir bağımsızlık değildir. Avukatlarımızın bağımsızlığı ise, yar-
gılama aşamasında, ekonomik koşullarında, sosyal güvenlik bağlamında
maalesef sağlanamamıştır. Bu konularda AB standartlarına ulaşılması ilk
hedef olarak karşımızda bulunmaktadır.
Bunların aynı zamanda dokunulmazlıkları da bulunmalıdır. Nitekim
avukatlar hakkındaki soruşturmalarda Adalet Bakanlığı’nın aşırı yetkisi,
Avrupa Konseyi İstişari Ziyaret Raporu’nda da özellikle vurgulanmıştır.
Barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği bu bağımsızlığı hiç kötüye kul-
lanmamakla övünebilir.
Yıllardır TBB’nin baroların bağımsızlığını gölgelediğini ileri sürenlere
ve dünyada Türkiye Barolar Birliği gibi bir “üst” kuruluşun bulunmadığını
iddia edenlere, Diyarbakır Barosu’nun sempozyumunda Fransız hukukçu-
nun sözleri güzel bir yanıt teşkil ediyor. Bu konuşmadan Fransa’da 1990’lı
yıllarda Barolar Birliği’ne benzer bir kuruluşa ihtiyaç hasıl olduğunu anlı-
yoruz. Konuşmanın tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz.
Bu Türk savunma sistemini kuran 1136 sayılı Yasa yapıcılarının ileri
görüşlülüğünün kanıtını veriyor.
Almanya’da doğup büyüyen, hukuk eğitimini yapan, Çiğdem Sert-
Çelik (ya da bizim tanıdığımız adıyla Deniz) DOSYA için hem “Almanya’da
Hukuk Eğitimi ve Stajyerlik” konulu bir makale yazdı hem de “Avukatların
Mesleklerini İcra Etme Özgürlüklerine İlişkin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi
Tavsiye Kararı”nı (2000) tercüme etti. Savunmanın örgütlenmesi konusun-
da büyük önem taşıyan bu belgenin üzerinde çalışılan Avukatlık Kanunu
düzenlemesinde nazara alınması gerekmektedir.
Savunmanın örgütlenmesi konusundaki yazılara, görüşlere gelecek
sayılarımızda da yer vermekten mutlu olacağız.
*
Rekabet Kurulu TBB ile ilgili kararını alırken bir kuralı dikkatinden kaçırmış görü-
nüyor: “Bazı kurallar ve düzenlemeler mesleğin kendi bünyesinde mündemiçtir. Bu özgün
deontoloji kuralları olmazsa meslek temel niteliğini ve işlevini yitirir. Bu nedenle söz konusu
kural ve düzenlemeler rekabet kurallarının ihlali olarak değerlendirilemez. (Avrupa Adalet
Divanı, Şubat 2002 “Wouters Kararı“)“ Yücel Sayman, Rekabet Kurulu avukatlık’ı
Anlıyor mu?, Günışığı s. sh.