TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 331
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
MÜDAFİNİN VEKALET ÜCRETİ VE
KARA PARAYI AKLAMA SUÇU
30 MART 2004 TARİHLİ
ALMAN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Osman İSFEN
*
*
Yardımcı Asistan, Gießen Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku, Ceza Muha-
kemesi Hukuku ve Ceza Hukuku Mukayesesi Kürsüsü (Prof. Dr. Walter Gropp);
e-mail: isfen@t-online.de
Hukuk Devleti’nin ana prensiplerinden birisi de, ceza muhakeme-
sinde silahların eşitliğidir. Bu bağlamda, sanığın kendisinin çıkarlarını
korumak üzere istediği müdafiyi görevlendirmesi ve bu sanık-müdafi
ilişkisinin mümkün olduğu kadar dışardan etkilere kapalı ve dayanıklı
olması büyük önem taşımaktadır. Müdafinin, sanığı savunurken, bir suç
işleme tehlikesiyle yüz yüze gelmesi ve hatta bu süreçte soruşturma, arama,
tutuklama, dava açılması gibi durumlarla karşı karşıya kalması son derece
hassas konulardır.
1992 senesinde Alman Ceza Kanunu’na madde 261 olarak eklenen “kara
parayı aklama suçu”nun, müdafilerin aldığı vekalet ücreti bağlamındaki ge-
çerliliği bugüne dek tartışılagelmiştir. Alman Yargıtayı, madde 261 Alman
CK’nın müdafiler için de önemli herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmadan
uygulanması gerektiğini belirttiği kararında, müdafinin “kara para”yı veka-
let ücreti olarak almasının avukatlık mesleğiyle bağdaşmadığını vurgulamış
ve bu yorumun, özellikle zorunlu müdafi tayin etme imkânı göz önünde
bulundurulduğunda, sanık haklarını kısıtlamayacağına dikkat çekmiştir
(Bundesgerichtshof, 2. CD 4.7.2001, 513/00). Netice olarak “Kara Parayı
Aklama Suçu”nu işlemekten dolayı (tecil edilen) hapis cezasına çarptırılan
müdafilerin bireysel Anayasa şikayeti üzerine Alman Anayasa Mahkemesi,
Alman Yargıtayı’nın bu yorumunun Alman Anayasası’yla gerekli şekilde
uyumlu olmadığını belirtmiştir ve “kara parayı aklama suçu”nun müdafiler
için de geçerliliğini temelde kabul etse bile, Anayasa‘ya uygun yorum
çerçevesinde uygulama için önemli sınırlamalar öngörmüştür (Bundes-
verfassungsgericht 30.3.2004, 2 BvR 1520/01 ve 2 BvR1521/01).
Yüksek Mahkeme, “kara parayı aklama suçu”nun belirli sınırlamalar
olmadan uygulanmasının, Alman Anayasası madde 12‘de güvence altına
alınan çalışma hürriyetinin ihlâline, özellikle oranlılık ilkesine aykırılık
332 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Osman İSFEN dosya
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 333
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
açısından, yol açabileceğini belirtmiş ve bu durumun her meslek sahibi
gibi müdafi için de geçerli olduğunun altını çizmiştir. Avukatlık mesleğinin
serbest bir meslek niteliğini taşıdığını ve müdafinin, mesleğini icra sırasında
devlet tarafından herhangi bir tesir altında bırakılmamasının, sadece mü-
dafinin değil, düzenli bir adalet sistemi bağlamında kamunun da yararına
olacağını vurgulayan Anayasa Mahkemesi, müdafinin, hukuk devleti ilkesi
açısından kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu belirterek, sanığın, kendisinin
seçtiği ve güvendiği bir müdafi tarafından savunulmasının adil yargılan-
ma’daki önemine ayrıca dikkat çekmiştir. Zira sadece, sanığın, müdafinin
sır saklama yükümlülüğüne güvenebildiği takdirde, müvekkil-müdafi iliş-
kisinde etkin bir savunma için gerekli olan güven ortamı oluşabilecektir.
Yüksek Mahkeme’ye göre, müdafinin vekalet ücreti almasıyla kara parayı
aklama suçunu işlemiş olabilmesi, sanık açısından haklı olarak, müdafi-
nin sır saklama yükümlülüğüne sadık kalıp kalamayacağı sorusunu da
beraberinde getireceğinden, sanığın, kendini koruma düşüncesinden yola
çıkarak, açık ve serbest şekilde müdafiyle iletişim kurmasına engel olacak-
tır. Ayrıca savcılık tarafından müdafi hakkında yürütülecek muhtemel bir
soruşturma çerçevesinde müdafinin veya bürosunun aranması sırasında,
özellikle savunma stratejisine ilişkin evrakın kovuşturma organlarının eline
geçmesi ihtimali de, müvekkil-müdafi arasındaki güven ilişkisini olumsuz
yönde etkileyecektir. Bunun yanında müdafinin, bir yandan müvekkilinin
yararlarını koruması gerekirken, diğer yandan alacağı vekalet ücreti ile
kara parayı aklama suçunu işleye(bile)ceğini düşünerek öncelikle kendi-
sini koruyucu tedbirlere başvuracak olması, bu yarar çelişkisinde etkin bir
savunmanın sağlanmasını imkânsız hale getirecektir. Bu bağlamda sanığın
haklarının korunmasının, sanık tarafından seçilen ve ücretinin güya kara
para ile ödendiği iddiasından dolayı davadan kendi isteğiyle veya hukukî
zorunluluk sebebiyle ayrılma durumunda kalacak olan müdafi tarafından
değil de, ilk baştan veya seçilen müdafinin davadan ayrılması olayından
sonra masraflarını devletin karşıladığı zorunlu müdafi tarafından gerçek-
leştirildiği takdirde, müdafiini ödemeye yetecek kadar parası olan ve dava
sonuçlanıncaya kadar mülkiyetinin, masumiyet karinesi gereğince, kara
para ile lekelenmemiş olduğundan yola çıkılması gereken kişi ile müdafiini
ödemeye mâli imkânı olmadığından devlet tarafından kendisine zorunlu
müdafi tayin edilen kişi eşit tutulmuş olacaktır ki, böyle bir muamele eşitlik
ilkesine aykırı düşmektedir.
Alman Anayasa Mahkemesi, müdafinin, aldığı vekalet ücretinden do-
layı kara parayı aklama suçuna dayalı cezaî sorumluluğunun doğabilmesi-
nin beraberinde getirmiş olduğu sakıncaların yanında, bu normla korunan
hukukî yararları da göz önünde bulundurmuştur. Kanun koyucunun ilgili
madde ile “organize suçluluk”la daha etkin bir şekilde bir mücadele etmeyi
amaçladığını, imzalanan uluslararası andlaşmaların da bunu gerektirdiğini,
332 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Osman İSFEN dosya
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 333
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
sözkonusu hukukî yararın ceza hukuku ile korunmasının meşru olduğunu
ve müdafinin kara parayı aklama suçunun kapsamına genel olarak girme-
mesi için bir sebep bulunmadığını belirten Yüksek Mahkeme, uygulamada
oranlılık ilkesine uyulması bağlamında maddî ceza hukukundaki gerekli
sınırlamaların, Anayasa‘ya uygun yorum çerçevesinde, manevî unsur
dahilinde yapılması gerektiğini belirtmiştir. Buna dayalı olarak, madde
261 AlmCK’daki suçun müdafiler için oluşmasında, madde 261 fıkra 5
AlmCK’da (özellikle ispat zorluklarından kaçınmak amacıyla) öngörülen
ağır taksirin ve hatta olası kastın bile yeterli olamayacağının altını çizen
Anayasa Mahkemesi, cezaî sorumluluğun sadece, müdafinin, vekalet üc-
retini aldığı anda kara para konusunda emin bir bilgisi, yani bu konuda
doğrudan kastının olduğu durumlarda doğacağına karar vermiştir. Zira
müdafi, paranın kaynağına ilişkin araştırmalarda bulunmakla yükümlü
olmasa bile, almış olduğu vekalet ücretinin kara para olduğuna dair emin
bilgisi olduğu halde faaliyetine devam ederse, adalet sisteminin bir parçası
olmaktan çıkmış bulunmaktadır ki, bu durumlarda ceza hukuku aracıyla
müdafi üzerinden kara paranın aklanmasına izin verilmesi sözkonusu
değildir.
Yüksek Mahkeme, maddî ceza hukuku için öngörmüş olduğu sınır-
lamaların, kovuşturma organları tarafından da ölçü alınması gerektiğine
ve bundan dolayı, müdafi hakkında yürütülecek olası bir soruşturmada
aranacak olan başlangıç şüphesinin, müdafinin kara para konusunda kötü
niyetli olduğuna ilişkin belirgin olgulara (vekalet ücretinin miktarı, veriliş
şekli vs.) dayalı olabileceğine dikkat çekerken, sanık-müdafi arasındaki
hassas ilişkinin, kovuşturma organlarınca müdafi hakkında yürütülecek
bir soruşturmayla zarar göreceğinden, bu konuda ihtiyatlı davranılması
gerektiğini de görüşlerine eklemiştir.
Alman Anayasa Mahkemesi‘nin, müdafinin vekalet ücreti ve kara pa-
rayı aklama suçu konusunda vermiş olduğu bu karar hem adalet sisteminin
hem de sanığın ve müdafinin haklarının korunması açısından gerekli has-
sasiyeti göstermektedir. Göz önünde bulundurulması gereken problemleri,
takdir edilecek şekilde derin ve kapsamlı bir araştırmaya ve değerlendirme-
ye tabi tutan Yüksek Mahkeme, müdafinin, adaletin sisteminin bir parçası
olduğunu ve hukuka bağlılığından kopmasının sözkonusu olamıyacağını
bir kerre daha hatırlatırken, müvekkil-müdafi arasındaki hassas ilişkinin,
kovuşturma organları öncelikli olmak üzere, devlet tarafından saygıyla
karşılanıp korunması gerektiğinin de altını çizmiştir. En az diğer meslekler
kadar ve hatta diğer mesleklerden daha fazla şekilde saygınlığın ve gü-
venilirliğin temel bir kaynak olduğu avukatlık mesleğinde, bu değerlere
sahip çıkılması için hem devlete hem de avukatlara aynı derecede önemli
görevler düşmektedir. Alman Anayasa Mahkemesi bu bağlamda kendi
üzerine düşeni kanımızca layıkıyla yerine getirmiştir.