TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 271
makaleler Turan TANYER
ESKİ İSTANBUL’DA
ARZUHALCİLER
Av. Turan TANYER*
Resmi devlet dairelerine ya da özel kişilere başkaları yerine ve adına
mektup ya da dilekçe yazarak geçinen kişilere arzuhalci denir.
1
Osmanlı Devleti’nde hangi tarihte başladığını bilmediğimiz arzuhalci-
lik önemli bir esnaf örgütüydü. Sadece İstanbullular değil, başka yerlerden
gelip ilgili makamlara dilekçe sunmak isteyenler de arzuhalcilere başvu-
rurlardı. Her sınıf ve tabakadan, kadın, erkek müşterileri olurdu. Halkın
devlete ait işlerde nerelere başvuracaklarını arzuhalciler bilirlerdi. Okur
yazar sayısı az olduğundan, mektup, pusula, mazhar, ıtıkname, senet, mu-
kavele gibi yazı işleriyle de uğraşırlardı. Bu nedenle arzuhalcilerin sayısı
çok, müşterileri bol, kazançları yüksekti.
II. Ahmed’in saltanat yıllarında arzuhalcilik denetim altına alınıp bir
takım kurallara bağlandı. Arzuhalcilerin yönetiminden Arzuhalcibaşı
sorumluydu. Arzuhalcilik yapmak isteyen Arzuhalcibaşı’na başvururdu.
Arzuhalcibaşı ile Divan-ı Hümayun Çavuşları Ocağı’ndan Çavuşlar Emini
ve katibinden oluşan bir kurul önünde adaylar özel bir sınava girerlerdi.
Bu sınavı başaranlara arzuhalcilik yapmaları için “izin tezkeresi” verilirdi.
Sınavda, arzuhalci adaylarının yazı kurallarını, başvuru yöntemlerini bilip
bilmediklerine, yazı ve hat türleri bakımından yetenekli olup olmadıklarına
bakılırdı. Çünkü, doğrudan Padişah’a ve Sadrazam’a sunulması nedeniyle
arzuhallerin ifade, anlam ve biçim bakımından doğru ve düzgün olmaları
*
Ankara Barosu üyesi.
1
“Arzuhalciler” için genel olarak ve toplu bilgi almak amacıyla şu ansiklopedik yayınlara
bakılabilir: Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M.E.B.,
İstanbul, 1946, C. I, s. 90-91; “Arzuhalciler” (madde), İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul
Yayınevi, İstanbul, 1947, C. II, s. 633-635; “Arzuhalci” (madde), İstanbul Kültür ve
Sanat Ansiklopedisi,Tercüman Gazetesi Kültür Yayını, İstanbul, 1983, C. II, s. 792-793;
“Arzuhalciler” (madde), Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve
Tarih Vakfı ortak yayını, İstanbul, 1993, C. I, s. 335-337.
272 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 273
makaleler Turan TANYER
gerekirdi. Ayrıca yazılan dilek-
çenin, Saray’ın ya da Babiali’nin
hangi biriminde işlem göreceğini
bir arzuhalcinin bilmesi şarttı. Bazı
dilekçeler iç kafi yeli yazıldığından,
ifade Arapça ve Farsça tamlama-
larla yüklü olduğundan, arzuhal-
cilerin ezberden de olsa pek çok
deyim, terim ve kalıp cümleleri
bilmeleri gerekirdi. Ahmet Refi k
Altınay, Divan-ı Hümayun’dan
Arzuhalcibaşı’na verilen bir resmi
yazıyı nakleder ki, bu yazıda arzu-
halcilerin ne gibi özellik ve şartları
taşımaları gerektiği belirtilmiştir;
“Arzuhalci taifesi kadim (eski)
den beru Arzuhalcibaşı ve Divan-ı
Hümayun çavuşları ocağı zabita-
nından çavuşlar emini ve katibi ma-
rifetiyle müstakim (doğru) arzuhal
tahririne (yazımına) kadir hoşnüvis
(güzel yazan) ve ehl-i ırz (namuslu)
ve şer’i şerife ve kanun-ı münife ve
kaide-i miriyeye vakıf (yüce yasalar ve devletin kurallarına vakıf) mücerrebül etvar
(denenmiş durumlar) kimesneler intihab (kimseler seçip) ve çavuşbaşı bulunanlar
tarafından izinlerini havi tezkere verilerek...”
2
Bu nitelikleri taşımayanların arzuhalcilik yapmalarına izin verilmezdi.
Ancak bu resmi yazıda belirtilen nitelikleri daha çok Divan-ı Hümayun ve
Babiali kalemlerinden emekli olan eski katipler taşıdıklarından, arzuhalcilik
zaman içerisinde bunların tekeline geçmişti.
Arzuhalci kendisine başvuran kişinin yazdırmak istediği konuyu
inceler, öncelikle yürürlükteki yasalar ve kurallar açısından hem kendisi,
hem de yazdıran kişi açısından bir sakınca olup olmadığına karar verir-
di. Çünkü arzuhaller çok defa, selamlık alaylarında, Padişah’ın ardınca
giden Kapıcılar Kethüdası’na sunulur, Padişah tarafından da okunurdu.
Koçi Bey’in risalesinde, Sultan İbrahim’e bir uyarısı da vardır. Kapıcılar
2
Ahmet Refi k (Altınay), Eski İstanbul, Yayına Hazırlayan: Sami Önal, İletişim Yayınları,
İstanbul 1998, s. 51; Yukarıda değinilen İstanbul Yayınevi’nin yayımladığı ansiklope-
dideki maddede, madde yazarı Muzaffer Esen bu yazının tamamını verir.
Maltalı ressam Perezoisi’nin arzuhalci resmi.
272 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 273
makaleler Turan TANYER
Kethüdası’na verilen arzuhalleri Padişah’ın dikkatle okumasını, bunları
bir tomar halinde bağlayıp mühürledikten sonra sadrazama göndermesini
söyler. Hatta Sadrazam’a şöyle bir buyruk göndermesini de önerir: “Sen ki
Vezirazamsın. Birkaç arzuhal sunanların davalarını dinleyip haklarını hak edip bir
daha katıma arzuhal sunan olmasın, şöyle bilesin.”
3
Selamlık alaylarında olduğu
gibi, binişlerde de arzuhalleri Kapıcılar Kethüdası, ayrıca rikap çavuşları
toplarlardı. Bunun dışında dilekçe sahipleri Divan-ı Hümayun’a doğrudan
başvurabilirler, Deavi Kasrı’nda nöbetçi olan vezire, ikindi, çarşamba ve
cuma divanlarında Paşakapısı’na gidilip Sadrazam’a ya da İstanbul Kay-
makamı’na da arzuhal sunulabilirdi.
Yine de konulan bütün kurallara, alınan bütün önlemlere karşın, 18.
yüzyılın ikinci yarısında arzuhalcilerin örgüt düzenlerinde bozulma baş-
ladı. Devlet yöneticilerini uğraştıran bir sorun haline geldi. Ahmet Refi k
Altınay şöyle yazar:
“Hiçbir arzuhalci izinsiz dükkan açamazdı. 1764’te bu kurala uyulmamaya
başlandı. Arzuhalciler izinsiz dükkan açarlar, kahvelerde, medrese ve cami avlula-
rında kendi niyetleri doğrultusunda arzuhaller yazarlardı. (Onlar bu tutumlarıyla)
yasal engelleri ortadan kalkmış, onbeş yıl zaman aşımına uğramış eski kuralların
3
Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi, Hazırlayan: Zuhuri Danışman, İstanbul, 1972, s. 147.
Arzuhalciler XIX. yüzyılda Beyazid Camii civarında çalışırlardı.
274 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 275
makaleler Turan TANYER
yeniden ortaya çıkmasına, muhasebe defterlerine kaydedilmiş gelirin lağvına, devlet
malının hasarına, evlerin değerinin düşmesine ve rütbe verme kurallarına aykırı
durumların ortaya çıkmasına neden olurlardı. İşte o zaman Arzuhalcibaşı’na Di-
van’dan emir çıkar, Divan-ı Hümayun’dan çıkan tüm emir ve kanunlara aykırı
arzuhal yazacakların şiddetle cezalandırılacakları bildirilirdi.
Bu konu ile ilgili Divan-ı Hümayundan Çavuşbaşı’na gönderilen bir yazı
şöyle bitiyor, –Yolsuz arzuhaller ortaya çıktığı zaman yazanların kovulup ceza-
landırılmalarına eksiksiz özen gösterilip dikkat edilecek, pek az göz yumulup mü-
sahamadan kaçınılacak. İşbu emr-i şerifimin sürekli olarak yürürlükte kalmasına
aynı özen gösterilecek.–”
4
Deneyimsiz, fırsatçı pek çok kişinin rüşvet vererek arzuhalcilik tezke-
resi aldıkları, kimilerinin tezkere bile almadan kaçak çalıştıkları, bunların,
başvuru konularının niteliğine bakmaksızın her konuyu yazıya döktükleri,
haklarındaki yakınmalardan anlaşılmaktadır.
Örneğin, İslam Hukuku’na göre zamanaşımına uğrayan haklar için
arzuhal verilmemesi gerekirken, bazı arzuhalciler buna dikkat etmedikleri
gibi, bazı yörelerin vergi yükümlüsü sayısının düşürülüp başka yerlerin
vergi yükünün artmasına, kamu gelirlerinin azalmasına neden olan arzu-
haller de yazmaktaydılar. Bu dönemde de bir tür gedik (rüus) düzenine
bağlanan arzuhalcilerin kontrol altında tutuldukları görülmektedir. Şeria-
ta, yasalara, yürürlükteki kurallara aykırı arzuhaller yazıp hem insanların
parasını alan hem ilgili makamları uğraştıran arzuhalcilerin tezkereleri
iptal ediliyordu.
Eski İstanbul arzuhalcileri, arzuhallerini değişmez bir şablona göre
kaleme alırlardı. Arzuhal “özel” kağıtlara yazılırdı. Kullanılacak kağıt,
ortasından ve üst kısmından ikiye bükülür, bu orta çizginin yukarısına
Besmele-i şerif yerine geçmek üzere “beduh” işareti konulurdu. Kağıt
boylamasına ikiye, sonra dörde katlanır, kağıdın üst yarısı boş bırakılırdı.
Buraya “elkab” denilen her makama, makam sahibinin rütbesine göre de-
ğişen ve yazılması zorunlu olan deyimler yazılırdı. Kağıdın sağ yanında
genişçe bir kenar bırakılır, yazılan her satır sol kenara iyice yaklaştırılarak
sağda boşluk payı kazanılırdı. Konu ne olursa olsun, arzuhalin tek kağıtta
ve kağıdın ön yüzünde başlaması ve bitmesi, altta da bir miktar boşluk
kalması esastı.
Arzuhalci, müşterisini dinler, sonra belirli formüllere uygun olarak,
yazı ve konuşma dilinden tamamen ayrı bir üslup olan “resmi kitabeit”
4
A. Refik, a.g.e., 50-51. A. Refik, “Eski İstanbul’da Arzuhalciler”, Akşam, 7 Eylül 1936
(Aynı yazıya şu kitapta yer verilmiştir: Ahmet Refik, Kafes ve Ferace Devrinde İstanbul,
Hazırlayan: Tahir Yücel, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1998, s. 98.
274 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 275
makaleler Turan TANYER
uslübuyla arzuhali yazardı. Arzuhaller, “Maruz-ı çeker-i Kemineleridir ki”
diye başlar, “Ol babda ve katibe-i ahval de emr-ü ferman hazret-i menlehü’l-em-
rindir” diye sona ererdi. Okuyup yazma bilmeyenler imza atmak yerine
özel mühürlerini kullandıklarından hemen her arzuhalcinin yanında bir
de mühürcü bulunurdu. Bizzat arzuhalciler arasında mühür kazanlar da
görülürdü.
Evliya Çelebi’nin yazdıklarına bakacak olursak, arzuhalciler “Esnaf-ı
Yazıcıyan” adı altında 400 dükkan ve 500 yazıcıdan ibaretti. Evliya Çelebi,
bir kısmının orduyla beraber cepheye de gittiğini, yol boyunca ve cephede
Sadrazam’a sunulan arzuhalleri, İstanbul’dakilerin ise Paşakapısı’na yakın
oturup arzuhal ve mektup yazdıklarını da anlatır. Bunların pirlerinin Kufeli
Kasım bin Abdullah olduğunu yazar.
18. yüzyıla kadar arzuhalciler daha çok resmi dairelerin önlerinde,
Saray’a ve Babiali’ye yakın yerlerde, yakınlarında, medrese ve cami avlu-
larında revaklar altında, arastalarda kahvehane ya da dükkan köşelerinde
seyyar olarak iş görürlerdi. 19. yüzyılda ise Eminönü’nde Yeni Camii çev-
resinde, Sultan Ahmed Camii ve Meydanında, Bayezid Meydanı’nda Se-
raskerkapısı önlerinde, Vezneciler’de Hattatlar Çarşısı karşısında Fuat Paşa
Konağı altında, Adliye Nezareti’nin bulunduğu Ayasofya Meydanı’nda iki
sıra ağaç altlarında, Tophane civarında açık havada çalışırlardı.
Arzuhalciler, küçük hasır iskemlelerde oturur, yanlarında bir şemsiye
bulundururlardı. Önlerinde, üzerine kamış kalemler, keskin bir kalemt-
raş, birisi siyah ötekisi kırmızı mürekkeple dolu iki adet hokka, rıhdan
(yazıyı kurutmak için kağıt üzerine serpilen renkli ve ince kum), arzuhal
kağıtları gibi yazı araçları konulan bir rahle bulunurdu. Kimi arzuhalciler
divitlerini ve kağıt kuburunu kuşaklarında taşırlardı. Bazılarının hokka-
ları ve rıhdanlıkları çok güzeldi. Mini mini hokkalarının üstleri minelerle
süslüydü. Hokkalarla rıhdanlıklar, oya gibi işlenmiş uzunca bir tabakta
dururdu. Uçları maktalanmış kalemlerle çukur bir tabağa doldurulmuş
rıh, Çanakkale işi allı, kırmızı çiçekli mürekkep hokkası bu arzuhalcilerin
demirbaş eşyalarındandı. Rahlenin yanına müşterilerin oturmaları için bir
kaç da arkalıksız kısa bacaklı hasır iskemle koyarlardı. Bazılarının önünde
de portakal, limon sandıklarından yapılmış bir masa bulunurdu. Bazısı
masada, bazısı kağıdı dizinin üzerine koyarak yazardı arzuhali.
Aralarında dükkan sahibi olanlar da vardı. Münir Süleyman Çapanoğlu
şöyle yazar:
“Bazılarının da küçücük, eski bir tabirle sefertası gibi dükkancıkları vardı.
Kaldırım kenarındakilerin eşyaları ne kadar basitse, birkaç sandalye ile bir masadan
ibaretse, onların ki oldukça şatafatlı idi; masaları limon ve portakal sandıklarından
değil, ıhlamurdan ve cevizdendi. Üstünde bir örtü vardı. Sandalyeler, öyle yer
276 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 277
makaleler Turan TANYER
sandalyelerinden değil, arkalıklı, hasırlı ve bazıları da yaylı ve üstlerine Hereke
kumaşı veya kadife kaplanmıştı.”
5
Eski zaman arzuhalcilerinin verdikleri görüntüler hep dikkat çekerdi.
Yerli ve yabancı yazarlara, ressamlara, gezginlere, fotoğrafçılara ilham
kaynağı olacak kadar ilgi toplayan kişilerdi arzuhalciler. J. Frederich Le-
wis, Allom, Preziosi, C. Bisco, Zonaro gibi ressamlar arzuhalcileri konu
edinmişlerdir.
6
Osman Hamdi Bey’in bir resmi “Cami Avlusunda Arzuhalci”
adını taşır.
Feldmareşal Helmuth von Molkte (1800-1891) genç bir subay iken, 1836-
1839 yılları arasında askeri uzman olarak Osmanlı ordusunda bulunmuştu.
Anadolu’da gezilere çıkmış, haritalar çizmişti. Bilgin, gözlemci bir kişi olan
bu Prusyalı askerin annesine yazdığı 4 Ocak 1836 tarihli bir mektup var. Bir
ramazan günü İstanbul’da dolaşıyor Molkte ve Beyoğlu’nda, Beşiktaş’ta,
Tophane’de yaptığı gezintiden, İstanbul’daki yaşamdan söz açıyor. Kılıç Ali
Paşa Camii önüne geliyor... Mektupta bu noktada yeralan satırlar şöyle;
“Bunun avlusunda zarif şeyler satılan dükkanlar vardır. Kemerlerin birinin
altında bir Türk mektup yazıcısı, dizinin üstünde bir tabaka kalın kağıt, elinde bir
kamış kalem, oturuyor. Geniş mantolu ve sarı pabuçlu, yüzleri ancak gözleri meydan-
da kalacak şekilde sarılı kadınlar hararetli, hararetli el hareketleriyle ona meramlarını
anlatıyorlar ve Türk, yüzünde en ufak bir değişme olmadan harem sırlarını, bir dava
işini, Padişah’a bir dilekçeyi, ya da bir matem haberini yazıyor, kağıdı ustalıkla kat-
lıyor, bir parça müsline sarıyor, üzerine kırmızı mumla mühür basıyor ve ister bir
sevinç mektubu, ister bir matem haberi olsun, karşılığında 20 para alıyor.”
7
Molkte’den yıllar sonra, 1910’da İstanbul’a gelen Bareilles da, Yeni
Camii avlusundaki arzuhalcilere, yer verir anılarında. Arzuhalcinin kamış
5
Münir Süleyman Çapanoğlu, “Eski Arzuhalciler”, Resimli Tarih Mecmuası, C. II, Sayı:
24, Aralık 1951, s. 1174.
6
Bir yazarımıza göre, arzuhalci ve yanındaki müşteri kadınların yer aldığı resim ve
gravürler abartılıdır: “Bu konuyu ele alan Avrupalı ressamlar ise, her şeyi büyüttük-
leri gibi bunu da büyütürler. Bu sahneyi bir Avrupalı gözüyle ele alırlar. Çok defa
konuyu aşırı, mübalağalı süslere boğarlar. Bu resimlerde yaşlı, sarıklı arzuhalcinin
yanında bir veya iki dilber vardır. Bunların başlarında bir hotoz, yüzlerinde tül yaş-
mak gözleri sürmeli, saçları kınalı, ağız burun ise güya tülün altında. Her şey tabak
gibi. Hele yaşmak altında göğüs Avrupalı ressamların hayalleri nisbetinde açılmıştır.”
(Malik Aksel, “Veznecilerde Hattatlar, Arzuhalciler”, Türk Edebiyatı, Sayı: 10, 1972. Bu
alıntının yapıldığı yazı şu kitap içerisindedir: Malik Aksel, İstanbul’un Ortası, Kültür
Bakanlığı Yayınları: 255, Ankara, 1977, s. 33-40.) Yazar yargısında haklıdır. Bu resimler
oryantalist bir bakış açısının gerçeğe uzak düşmüş bir ürünüdürler.
7
Feldmareşal Helmuth von Molkte, Türkiye Mektupları, Çeviren: Hayrullah Örs, Remzi
Kitapevi, İstanbul, 1969, s. 31.
276 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 277
makaleler Turan TANYER
kalemlerine, mektubunun yazılmasını çömelerek bekleyen kadına varıncaya
kadar ayrıntılı bir şekilde anlatır.
8
1839’da Tanzimat’ın ilanından sonra devlet örgütündeki yapısal de-
ğişiklikler ile birlikte arzuhalcilik yaygınlık kazandı. Giderek arzuhalciler,
davavekili konumuna geldiler. İçlerinde mahkeme, tapu, vergi işlerinde, pul
hesaplarında uzmanlaşmış kişiler vardı. Tanzimat döneminin ünlü arzuhal-
cisi Ali Efendi’nin bunlardan biri olduğuna Muzaffer Esen işaret eder. Esen,
Rüsumat Nazırı olan Mehmed Raif Paşa’nın üvey babası Ali Efendi’nin
mesleğinde “şöhret” sahibi bir kişi olduğunu belirtir.
9
Ali Efendi’ye Reşad
Ekrem Koçu, o “özel” ansiklopedisinde ayrı bir madde bile ayırmıştır:
“Tanzimat devri İstanbul’unun büyük şöhretlerinden; ‘köse’ lakabı ile tanın-
mış meşhur Mehmet Raif Paşanın üvey babası ki, Paşa; ‘Yetim kaldıktan sonra
tahsil ve terbiyeme gösterdiği dikkat ile beni adam eden üvey pederim Ali Efendi-
dir’ dermiş. Ali Efendi, devlet kanun ve nizamları üzerinde derin bir bilgi sahibi
imiş, bunlara aykırı istekleri olanlara arzuhal yazmaz imiş; arzuhallerini, üzerinde
kendi adını taşıyan hususi kağıtlara yazar imiş, bundan ötürü yazdığı arzuhaller
devlet dairelerinde dikkat ile okunur, arzuhal sahibinin dileği de hemen daima
yerine getirilir imiş; kalem amirleri ekseriya Ali Efendi’nin dükkanına giderler,
sohbet ve muhabbet ederlermiş; ki ‘sabihülvecih’ bir delikanlı olan Raif Efendi’yi de
8
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. I, s. 337.
9
İstanbul Ansiklopedisi, C. II, s. 634.
Cami avlusunda arzuhalciler.
278 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 279
makaleler Turan TANYER
onun yanında tanıdıklarından kalemden kaleme nakline ve yükselmesine yardım
etmişler.”
10
Devlet katında arzuhalcinin arzuhali bir fayda sağlamazsa, ne olurdu;
işin bu yanını da Malik Aksel anlatır:
“Halkın devlete ait işlerde nerelere başvuracaklarını arzuhalciler bilirlerdi.
Bütün bunlardan sonuç alamayanlar (Davacın kadı olursa, yardımcın Allah ol-
sun) diyerek arzuhallerini Yavuz Sultan Selim’in türbesine bırakırlardı. Çünkü
bu gibilerin en korktukları Padişah bu idi.
Kocasından şikayet eden kadınlar da vardır ki, bunlar da Deli İbrahim’in
sandukasına arzuhal korlardı. Çünkü bu Padişah kadınların dediklerini yerine
getirir, onları sevgiden mahrum etmezdi. Onun için kadınlar bu Padişah’ı ‘deli’
değil ‘veli’ görürlerdi. Ayasofya’daki türbesinin penceresi her zaman aralıktı.
Buraya dilek kağıtları atılırdı.
Bir vakitler yine Haliç’in Kağıthane’ye bakan kısmında Karaağaç açıklarında
denizde, mermer bir taş bulunurdu. Buna (arzuhal taşı) derlerdi. Devlet dairele-
rinde işleri sürüncemede kalanlar, müracaatları yerine getirilmeyenler kayık tutup
bu taşın yanına yaklaşarak arzuhallerini korlar, sonra da bu arzuhaller toplatılır
saraya götürülürdü. Bütün bunlar çaresizliğin, şaşkınlığın çeşitli alametleri idi.
Ayrıca erenlere, evliyalara böyle dileklerde bulunulduğu da işitilirdi.”
11
1908 yılında Meşrutiyet’in ilanından sonra devlet dairelerinden çok
sayıda memur açığa alınmıştı. Eski memurların yapacakları tek iş vardı:
Arzuhalcilik. Bu nedenle ülke içerisinde arzuhalci sayısı birden artacaktı.
Ancak, o eski bol kazançlı, debdebeli günler de geride kalmıştı. Çoğu geçim
sıkıntısı içerisindeydi. Yaşamlarının da öyle pek iyi noktalandığı söylene-
mez. Sermet Muhtar Alus bir yazısında, İstanbul’da Tavukpazarı’ndaki
eski bir meyhanenin müdavimlerini anarken, Arzuhalci Fazıl Reşit’i birkaç
satırla anlatır:
“Fazıl, hakikaten ateşin (parlak) bir zekaya malikti. Gazetelerde yazdığı hiciv-
ler, makaleler, ne kuvvetli bir kalem sahibi olduğunu gösteren eserlerdir.
Uzun seneler Düyun’u Umumiye’nin pul kısmında çalışan Fazıl, Umumi
Harp’te, Şeyhülislam Kapısı karşısında ve sokakta arzuhalcilik etmeye başladı;
sefalet içinde öldü.”
12
20. yüzyılın başlarında aşk mektubu, asker mektubu, hatta muska, büyü
yazarak geçinmeye çalışan arzuhalciler ortalığı sarmıştı. Asker mektubu
ya da name yazan bu arzuhalcilerin klişeleşmiş formülleri vardı. Okuyup
10
İstanbul Ansiklopedisi, C. II, s. 396.
11
Malik Aksel, a.g.y.; a.g.e. s. 38.
12
Sermet Muhtar Alus, Masal Olanlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1997, s. 41.
278 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 279
makaleler Turan TANYER
yazması olmayan aşıklar sevgililerine bu klişeleşmiş mektupları yazdırırlar-
dı. “Tende canım, gonca dihanım, ruh-i revanım, serv-i endamım, sevgili canım”
gibi basma kalıp sözler bu çeşit mektuplarda yer alırdı.
Malik Aksel, Vezneciler’deki arzuhalcilerin müşterilerini yazar:
“Bu arzuhalcilere arada sırada yaşmaklı, feraceli, çarşaflı kızlar, kadınlar da
gelirler, arzuhal yazdırırlar gibi görünürlerdi. Aslında yazdırılan bir aşk mektu-
budur. Bu iş bu şekilde gizli kapaklı yapılır, bunu yazdıranların yüzleri sımsıkı
örtülüdür. Arzuhalci bunların istek ve dileklerini daha önceden anlamıştır. Bunun
için hazır aşk mektupları da vardır. Müşkülpesend olmayanlar, işi acele olanlar
bunları alır, isim yerleri boştur. Bu boş olan yerlere sevgilinin adı yazılır hepsi
bu kadar. Artık bu mektup günahlar gibi saklanır. Kimsenin eline geçmemesine
dikkat edilir.”
13
Sadece devlet dairelerindeki işleri değil, sevgililer arasındaki gönül
işlerini de gizli gizli çözerlerdi arzuhalciler. Sır küpüydüler. Malik Aksel,
bu işe, “Sessiz sanat” der ki; doğru söz etmiştir!
Ercüment Ekrem Talu da o tatlı, kıvrak kalemiyle 20. yüzyıl başındaki
bu eski İstanbul arzuhalcilerini canlandıran yazarlardandır. Talu’nun “Ar-
zuhalci” başlıklı bir yazısı şöyle;
“Mahalle mektebini bitirmiş, bazen rüştiye tahsili de görmüş, herhalde el ya-
zısı güzelce.. kaideli. Buna mukabil imlası hak getire ama, kulaktan kapma birkaç
terkip, ibare bellemiş.
— Kaleminden kan damlar... inci döker... Dokunaklı yazar! diyorlar.
‘O halde niçin bir baltaya sap olmamış da böyle sokakta arzuhalcilik ediyor?’
diye dilinizin ucuna bir sual gelir, değil mi? Ona da cevap vereyim. Devlet kapısı,
iltimassız, arkasız girilmiyen bir yerdir. Sonra da adama bağlanan cüzi bir aylık
senede ya üç, ya dört defa, o da ‘culusi hümayun’ gibi, ramazan, bayram gibi sayılı
günlerde. İyisi mi? Arzuhalcilik şüphesiz daha karlı. Amiri, memuru, zorlu eshabı
mesalihi, devam mecburiyeti, binbir türlü esaret, zillet yok. Cenabı-hak rezzakı
alemdir, her kişinin gündelik ekmeğini verir.
Hem bu iş sermaye de istemez. Ufak, değirmi bir masa, bir çini hokka, üç beş
tane kamış kalem, birkaç tabaka ‘esericedit’ kağıdı ile zarf, bir de ince ve renkli
kum dolu rihdan.
13
Malik Aksel, a.g.y.; a.g.e., s. 38-39. Günümüzün “Dava Dilekçesi Örnekleri” kitapları
benzeri çalışmalar o zaman da yapılırmış! “Kendileri arzuhalcilik yapmadıkları halde,
çalıştıkları dairelerde münşı olarak tanınmış katipler arasında katip ve arzuhalcilere
örnek olmak üzere mektup ve arzuhal müsveddeleri yazanlar ve bu müsveddeleri
birer risale halinde toplıyanlar da vardı.” (İstanbul Ansiklopedisi, C. II, s. 395. Muzaffer
Esen bir risaleden çeşitli örnekler vermektedir.)
280 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 281
makaleler Turan TANYER
Müşteri de o devirde Allah’a şükür eksik değil. Okuma yazma bilmiyenler
tümen tümen. Kiminin adliyede davası, kiminin de taşrada evladı, ayali, yavuklusu,
devlet devairinde saplanmış kalmış işi, yüksek makamlara duyuracak derdi var. Var
ama, bütün bunları usturuplu, dokunaklı yazmak lazım. Haydi arzuhalciye!
Gün olur etrafında kesif bir kalabalık görürsünüz. Hepsi birbirinin sırrını
keşfetmek istiyormuş gibi kulak kabartırlar. Fakat arzuhalci kurnaz adamdır, bir
şey sezdirmez.
— Ne yazdın bakayım?
Diye merakla ve sabırsızlıkla soran ihtiyar nineye:
— Sen oğluma mektup yaz demedin mi? İşte yazıyorum... der.
— Bana para yollasın, buralarda sürünüyorum, sersefil kaldım. Bunları da
yaz, e mi?
— Peki valde hanım.
Lakin o gene bildiğini yazar. Ve bazen öyle ıstılahlı cümleler kullanır ki, mek-
tubu alan köy imamını, hatibini, muhtarı bir araya topladığı halde manalarını bir
türlü sökemez. Öyle ya; ‘işbu mahalde ve bu sali şeyhuhatimizde nanpareye muhtaç
bir hali esef iştimalde kaldığım ecilden çent miktar nakit isbal buyurmanızı kemali
suzidiraz ile hassaten niyaz eylerim’ i hangi babayiğit anlar?
Zavallı kocakarı ise bu üslup karşısında hayrandır. Örme kesesinden çil kuruşu
titriye titriye çıkarıp masanın üzerine koyarken, bir yandan da söylenir:
— Allah senden razı olsun! Elceğizin dert görmesin, Rabbim! Seyislam
kapısındaki katiplere taş çıkartıyorsun. İnşallah oğlana tesir eder de para yollar
bana!
O gider, bu sefer sıra Mengenli aşçıbaşınındır. Fakat aşçıbaşı ıstılah mıstılah
istemez. Onunkisi düpedüz mektup olmalı..
‘Evvela mahsus selam edip hatırı şerifinizi sual ederim. Eğer bizim hakkı-
mızdan suali şerif ve erzanı latif buyurulursa lehühamt sizlere duadan gayri
kusurumuz yoktur..’
— Hah! Gördün mü; Hay Allah senden razı olsun!
Bazen çok acele işleri olup da uzun uzadıya mektup yazdırmaya tahammülleri
olmayanlar için arzuhalci hazır mektuplar da bulundurur. Ver kuruşu, bastır
mühürünü, al mektubu, götür postaya at!
Bu usul birtakım yanlışlıklara sebebiyet verir amma, ne ehemmiyeti var?
Dumanı doğru çıksın!
Arzuhalciliğin zevkli ve karlı tarafları da olurdu.
280 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 281
makaleler Turan TANYER
Bakarsın, bol çarşaflara bürünmüş, peçeleri sımsıkı kapalı, iki taze ezile büzüle
arzuhalcinin yanına sokulurlar. Başının tenha olmasını önceden kollamışlardır.
Adamcağızın yanı başına çömelirler. Hacetlerini arza bir türlü dilleri varamaz.
Derken bir tanesi koynundan, katlanmış bir kağıt çıkarır, arzuhalciye uzatır.
Mahçup bir eda ile;
— Şuna bir cevap yazacaksınız, der.
Arzuhalci pişkin adamdır, işi derhal çakmıştır. Gözlüklerini düzeltir, burnuna
bir tutam enfiye doldurur, kendisine sunulan kağıdı kemali ehemmiyetle okumaya
koyulur. O okurken de ötekiler hicaptan soğuk terler dökerler.
Kıraatını bitiren arzuhalci eskimiş, yıpranmış bir cilt arasından kenarı gü-
vercinli, pembe, mor, yahut ki, filizi renkte kağıtlar çıkarır, sorar;
— Hangisine yazayım?
— Pembe daha münasip.
İhtiyar adam gülümser. Evet, pembe daha münasiptir. Çoğuda bu rengi sever.
Zira ‘pembe, gönlüm sende!’ demiye gelir. Aşk muhabbetlerinde renklerin de dili
vardır.
Tırnağının üzerinde, kalemin ucunu yoklar, kağıdı katlar, eline alır.
‘Tende canım, mürüvvetlu sultanım, efendim;
Kalbi cariyaneme baisi inşirah olan namei kerimaneleri kaç vakittenberu
giriftar olduğum derdi iştiyaka devasaz oldu..’
Kamış kalem, pembe kağıdın üzerinde cızır cızır işledikçe, sesi peçeli maşukanın
gönlünde tatlı tatlı akisler yapmaktadır.
— Aman, güzel olsun, e mi? Kendisi pek malumatlıdır.
— Merak etmeyin hanım kızım. ‘Güldestei mekatik’ te bile böylesinin örneğini
bulmak güçtür. O bey, her kimse, bunu okusun da gözü mektup görsün!
— Eksik olmayın! Biliriz iyi katip olduğunuzu.
Ikına sıkıla adres de verilir. Mektup hazır olup da kendisine teslim edilince
gönüllü taze sorar:
— Ne vereceğiz?
Arzuhalci, şöyle baştan aşağı bir süzer. Çarşafın kumaşından, biçiminden,
eldeki eldivenler, yüzükler vesaireden, müşterisinin kalantor olduğuna hükmede-
bilirse tarife yüksektir.
İki çeyrek!
Bazen da mürüvvete bırakılır.
— Ne verirseniz!
O zaman mecidiye de verildiği olur.
282 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 283
makaleler Turan TANYER
Akşam olunca, arzuhalcinin dükkan kapamak, kepenk indirmek zahmeti
yoktur. Masasını olduğu gibi kaldırır, köşedeki bakkala, pulcuya, aşçıya bırakır.
Yahut ki, kalemini, hokkasını vesair ötesini berisini ceplerine koyar, masasını Al-
laha emanet ederek, gider.
Gününü gün etmiş, çoluk ve çocuğunun rızkını çıkarmıştır.
Ve aynı zamanda da, okuyup yazmak nimetinden mahrum olanlara hizmet
ederek azçok sevap da kazanmıştır.”
14
Ankara’nın başkent oluşu, cumhuriyetin ilanı arzuhalcileri olumsuz
yönde çok etkiledi. Özellikle de İstanbul arzuhalcilerini. Hükümet Merkezi
Ankara olunca, İstanbul’daki yüzlerce arzuhalci iş bulamaz duruma düş-
tü. Ayrıca dağıtılan saltanat, sadaret, nezaret kadrolarından açıkta kalan
memurlar, yeni rejimin kadrolarında iş bulamayınca geçim derdine düştü-
ler. Ankara’ya giderek, başka illere dağılarak, arzuhalcilik, dava vekilliği
yapmaya başladılar.
Usta yazar Cenab Şahabeddin’in “Arzuhalci” hikayesi o dönem ile
ilgili olup, yazar bu hikaye kanalıyla bize o günleri canlandırma olanağını
verir.
“Ocak ayının kemiklerde ilikleri dondurduğu bir günüydü. Yeni Cami civa-
rında bir duvar dibinde gerdiği büyük şemsiye altında, eski hasır sandalyesini ve
yanına üstündeki hokkası, kalemi, kağıtları ile küçük komidinini koymuş, şüphesiz
soğuktan titreyen ayaklarını karnı altına ısıtmak için iskemlesine diz çökmüş, başı
ve boynu yün sargı içinde kır sakallı bir yazıcı efendi gördüm.
Toplu parmaklarını, kar yağarken mektebe giden çocuklar gibi, hohlaya
hohlaya ısıtarak arz-ı hal yahut mektup siparişi bekliyordu. Yazıcılık, eski cehalet
asırlarından yadigar kalan bir meslek. Şimdi işsizlikten çok şikayetçi olmalıdır;
Kalem tutamadıkları halde haberleşmek isteyen eller o kadar azaldı ki... İşte şu
bedbaht yazıcı efendinin -Kim bilir hangi resmi dairenin kadrosuzluktan açıkta
kalanlarındandır?- bekleyiş içinde, kağıtları üstüne güya sis çökmüş ve güya ya-
zısı, revaçsızlıktan örümceklenmişti... Fakat hayır, yünlü çarşafa bürünmüş orta
yaşlı bir kadın, rüzgardan sallanan küçük siyah çadır altına başını soktu. Hiç
olmazsa çorbanın tuz parasını getiren bu beklenmeyen müşteriyi yazıcının öyle
sevinçle karşılayışı vardı ki!.. Kadının müracaat maksadını çok çabuk anlamıştı;
Titreyen eli gözlüğünü taktı, soğuktan morarmış tırnağı üzerinde kamış kalemini
çıtlattı. Ortaladığı tahrirlik kağıda tereddütsüz başlığı ve unvanı koydu. Şimdi
iki cümle arasında bir saniye düşünmeğe bile ihtiyaç hissetmeksizin seri bir hatla
yazıyor, yazıyordu. Bu kadar sür’at ve emniyetle müsvedde değil, temize çekme
ve kopye bile güçtü. ‘Gözlüğünün altında gizli bir müsvedde mi var?’ diye kendi
14
Ercüment Ekrem Talu, “Arzuhalci”, Resimli Tarih Mecmuası, C. IV, Sayı: 48, Aralık
1953, s. 2784-2786.
282 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 283
makaleler Turan TANYER
kendime sordum. Zavallı adam aynı fi kirleri kim bilir kaç yüzüncü defadır kağıt
üstüne koyuyor. Tekrarı tekrarlamaktan usanmış hafızası, şimdi aceleci bir sufl ör
olmuştu. Diğer yandan soğuk da ona ‘Düşünme, fakat bitir!’ diyordu. Oh! İşte
pulu yapıştırdı ve tarihi koydu. Artık ellerini oğuşturarak ısıtabilir ve mendilini
çıkarıp soğuktan rutubetlenen burnunu kurutabilirdi.”
15
Arzuhalcilere sonraki yıllarda bir darbe daha geldi!
Cumhuriyetin onuncu yılının kutlandığı günlerde Sedat Simavi’nin
ünlü haftalığı Yedigün’de çıkan bir yazıdan;
“Bimennihi taala.. bu mektup, hala Kastamonu vilayetinin, Bolu sancağının,
Düzce kazasına tabi, Işıklar kariyesi hatibi amcam Hafız Recep Efendi’ye ve andan
biraderim Dursun Ağa’ya vusul bula’
Bu, zarfın üzeri. Mektup ta şöyle başlar:
“Hakikatlu, zarafetlu biraderim Dursun Ağa. Evvela mahsusen selam edip,
hatırı şerifi nizi sual ederim...
15
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. I, s. 337.
Münif Fehim’in kaleminden arzuhalci. (Yenigün, 22 İkinci Teşrin 1933)
284 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Turan TANYER makaleler
Zavallı yazdıran ve zavallı okuyan! Birtakım basmakalıp, yabancı tabirleri
altında iki tarafın da samimiyeti ezilir, boğulur giderdi.
Yıllarca, gurbet diyarında, bir lokma ekmek parası kazanmak derdiyle, evlat ve
ayal hasretine katlanan biçareler, arada bir bu gayri samimi mektubu yazdırmak
için, kendileri kargacık burgacık arap yazısını bilmediklerinden, Yeni Cami’de,
Ayasofya’da, Tophane’de, Kılıç Ali Camisi avlusunda mektupçuluğu zanaat
edinmiş kimselere başvururlardı.
Hazır mektuplar da vardı. Gülmeyin; yalan söylemiyoruz. O günleri görmüş
zatlar henüz pek çoktur. Altına bir mühür basılır ve postaya verilirdi.
Şimdi harf inkılabı, bu garip adetleri kökünden sökmektedir. Memleketimiz-
de, hemen, okuyup yazma bilmiyen kalmadı gibidir. Herkes, aşağı yukarı kendi
mektubunu kendi karalıyor. Bu suretle samimiyetini, mahremiyetini yabancıların
önüne yaymaktan kurtuluyor.
Basmakalıp yazıcı mektuplarında ki;
‘Bu taraftan suali şerif ve erzanı latif buyurulursa, lehülhamt cemicümleten
afiyetinize dua etmekten gayri kusurumuz yoktur.’
Tarzındaki acayip ve gülünç formüller tarihe karıştı.
Şimdi, yavuklusuna, bizzat mektup yazan Mehmetçik, sizin ve benim gibi,
onun ‘hasretle gözlerini öpüyor.’
Harf inkılabı çok büyük bir inkilaptır.”
16
Bu yazının üzerinden yetmiş yıl geçmiş, ama “Büyük İnkilap” yine de
arzuhalciliği yerinden söküp atamamış.
Yaşam koşulları değişmiş, arzuhalcilcilik yine var. Sadece mineli hok-
kanın, kamış kalemin yerini, daktilo makinesi, bilgisayar aldı.
16
“Hala Bu Mektup”, Yedigün, No: 31, 22 İkinci Teşrin 1933, s. 5.
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 285
dosya AVUKATLARIN SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARI
AVUKATLARIN SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARI
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 60. maddesine göre “herkes, sosyal
güvenlik hakkıda sahiptir” ve “devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri
(almak) ve teşkilatı (kurmakla)” görevlidir. Anayasanın bu emredici hükmü
dolayısıyla devletin, avukatların sosyal güvenlikleri konusunda da ertele-
nemeyecek ve savsaklanamayacak görevleri bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yunanistan, Fransa, İngiltere ve Amerika’da avukatlar için özel bir statü
bulunmamasının asıl nedeninin genel sosyal güvenlik şemsiyesi altında
düşünülmüş olmalarından ileri gelmektedir kanısındayız.
Avukatların sosyal güvenlikleri bağlamında 1969 tarihinde yürürlüğe
giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 186. maddesi ile ilk adım atılmış
ve avukatların Sosyal Sigortalar Kurumu bünyesinde “topluluk sigortası”
yoluyla “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası” bakımından zorunlu, “iş kazaları
ve meslek hastalıkları” ile “hastalık” ve “analık” sigortaları açısından ihtiyari
olarak güvence altına alınmaları sağlanmıştır. Elbette ki, avukatlar açısından
“zorunlu topluluk sigortası” kapsamına girenler dışındaki sigorta dalları ile
“sosyal güvenlik hakları” güvence altına alınmış Baro ve avukatlar var mıdır
sorusu akla gelmektedir.
“Sosyal” ve “güvenlik” sözcükleri bir araya geldiklerinde, özel anlam-
larından daha farklı bir içeriğe ve zenginliğe kavuşmaktadırlar. Birlikte
“toplumda yaşayan insanların karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı korunmaları”
anlamına gelmektedirler. Bu tehlikeler ise bazen arızi ve beklenmedik, bazen
de “kaçınılmaz” olmaktadırlar. Birincisine “hastalık”, “analık”, “iş kazaları”
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DERGİSİ,
güncel konularda dosyalar düzenlemeyi ve önceki sayılarda açılan
dosyalar ile ilgili yazılar yayımlamayı sürdürüyor.
Bu sayımızda DOSYA’nın konusu
“Avukatların Sosyal Güvenlik Sorunları” olarak seçildi.
Bütün Dosyalarımızda olduğu gibi gelecek sayılarımızda da
bu konuda yayına devam edeceğiz.
GELECEK SAYIDA:
SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
286 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
AVUKATLARIN SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARI dosya
ve “meslek hastalıkları”, “malullük”;
ikincisine de “ölüm” ve “yaşlılık”
örnek olarak gösterilebilirler.
Görüldüğü gibi avukatlar
için sosyal güvenlik bağlamında
birinci kategoriye giren geçici ve
beklenmedik tehlikeler güvencesiz
bırakılmıştır. O halde karşımızdaki
birincil sorun bu tehlikelerle her za-
man karşı karşıya kalmaları büyük
bir olasılıkla mümkün avukatlara
zorunlu olarak “sosyal güvenlik”
sağlamaktır.
İkinci sorun, bu hakların kali-
tesinin yükseltilmesidir. SSK hasta-
neleri kapısına düşen emekli avu-
katların karşı karşıya bulunduğu
içler acısı durum, tüm avukatların
kullanması halinde daha da karma-
şıklaşacak, kötüleşecektir.
Zorunlu sigortalılık hallerinde
ise “kalite”, ancak sağlanan maddi
gelirin ölçüsüne bağlıdır.
Bütün bu sorunların Avukatlık
Kanunu’na eklenen 27/A maddesi
ile sağlanabilip, sağlanamayacağını
tartışmak amacıyla düzenlenen bu
dosyanın ve TBB yönetimi tara-
fından yapılan çağrıların istenilen
düşünceleri üretip üretemeyeceği-
nin, yaratılacak modelin uygula-
nabilirliği ve ihtiyaca cevap verip
veremeyeceğinin, soruna ilgimize
bağlı olacağını düşünmekteyiz. An-
kara Barosu Meslek Sorunları Ku-
rulu’nun yaptığı çalışmalarda “sosyal
güvenlik” sorununun yedinci ve son
sırada olması da ilgi çekicidir.
TBB tarafından Ankara’da
düzenlenen Hukuk Eğitimi ve
Öğretimi Sempozyumu’ndan*
Av. Adil DEMİR (Denizli Ba-
rosu Başkanı): Efendim, konumuza
biraz uzak; ama önemli olduğu için
hemen kısaca soracağım. Fiilen
avukatlık yapanların sağlık güven-
cesi nasıl sağlanıyor ve emeklilikleri
hangi kurumca sağlanıyor? İsteyen
konuşmacılarımız cevap verebilir.
Hans Heiner KUHNE: Alman-
ya’da bunlar özel birer müteşebbis-
tirler. Dolayısıyla kendi başlarının
çaresine bakmak zorundadırlar. Ama
bu işler odalarca örgütlenmektedir.
Ücretlerinin bir kısmını sigortaya ya-
tırırlar; sigorta ise meslek odasıdır.
Sağlık sigortası buna dahil değildir.
Bu, bireysel olarak halledilir.
PANTELİS: Yunanistan’da avu-
katlara, noterlere ve icra memurları-
na emeklilik ödemesi yapan özel bir
kurum vardır. Sağlık vb. sigortalar
için de başka bir kurum vardır.
Frederigue Dreifuss-NETTER:
Fransa’da avukatlar sosyal sigorta
ve emeklilik için kendileri ödeme
yaparlar. Bu tabii zorunlu değildir.
J.LONBAY: Sanırım Birleşik
Krallık’taki durum Fransa’ya ben-
ziyor. Bu sorunun halledilmesi avu-
katlara kalmıştır.
Axel GEHRİNGER: Aynı du-
rum ABD’de de geçerli.
* Hukuk Öğretimi ve Hukuk Eğitimi, TBB
Yayınları, Nisan 2004, s.179-180.