TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 97
makaleler Ahmet M. KILIÇOĞLU
YARGININ SORUNLARI
BAĞIMSIZLIĞI AŞTI
Prof. Dr. Ahmet M. KILIÇOĞLU
1
1982, yargının bu hale düşeceğinin habercisiydi. O tarihte yürürlüğe
konulan Anayasa ile oluşturulan yargıçlar üzerinde tek söz sahibi olan
HSYK (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) eliyle yargının bu hale gele-
ceği belliydi. Adalet bakanı ve müsteşarının tabii üyeleri, Yargıtay’ın ken-
di üyelerinden seçtiği üç, Danıştay’ın kendi üyelerinden seçtiği iki üyesi
ile oluşan bu kurul başta Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimi gibi çok
önemli kararları almak, hâkimlerin atanması, yükselmesi gibi tüm özlük
işlerinde tek ve son söz sahibi olacak şekilde oluşturulmuştur. Türk yargı
sistemine girişiyle birlikte tüm dikkatler bakan ve müsteşarda toplanmış,
bu kişilerin özellikle ilk yıllardan itibaren yargıç ve savcıların tüm özlük
işlerinde objektiflikten uzak olan kararları her geçen gün kamuoyundan
ve özellikle yargı bağımsızlığı konusunda sağduyulu hukuk çevrelerinden
büyük tepkiler almaya başlamıştı.
Yakınmalar Yargıç Üyelere Sıçradı
Kurulun yüksek mahkemelerden gelen seçilmiş üyeleri, ilk yıllarda
bu kötü gidişe engel olamamışlar. Bunlardan bazıları ise tepkilerini gö-
revlerinden istifa etmek şeklinde gösterip dikkatleri yargının gittikçe siya-
sallaşmasına ve bağımlı hale gelmesine çekmeye çalışmışlardır. Her yargı
yılı açılışında, Yargıtay başkanlarının açılış konuşmalarında oldukça sert
ifadelerde “yargı bağımsızlığı” dile getirilmiş, zamanla bu ifadeler sonraki
tüm açılışlarda “kalıplaşmış” ifadelere dönüşmüştür.
Bunların hiçbiri etkili olmamış; ne yazık ki zaman içinde kurulun bazı
dönemlerinde Yüksek Mahkeme yargıcı olan bazı üyelerinin de bu çalışma
1
AÜHF öğretim üyesi
98 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Ahmet M. KILIÇOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 99
makaleler Ahmet M. KILIÇOĞLU
yöntemiyle özdeşleştiği, bakan ve müsteşardan daha fazla eleştiri konusu
olabilecek kararlar verebildiği haberleri yayılmaya başlamıştır. Bu şekilde,
yakınmalar bakan ve müsteşardan, kurulun bazı yargıç üyelerine sıçramış-
tır. Bu uygulamanın sonucu yargıç ve savcılarla ilgili kararnamelerde büyük
oranda, siyasilere, bürokratlara, yüksek mahkeme üyelerine, iş takipçilerine
ulaşabilenler başarılı sayılmış, hak etmedikleri yerlere, üyeliklere getirilebil-
miştir. Üyelik seçimlerinde, yükselmelerde, iyi yerlere atamalarda kararna-
meler büyük oranda, bir kısım kurul üyelerine ulaşabilenlerin kulisleriyle
hak etmeyen isimlerden oluşmaya başlamıştır. Bazıları devreye soktukları
siyasetçiler, Bakanlık’ta görevli eşleri ve yakınları ile bazıları verdikleri özel
kararları, bazıları iş bitirici avukatların ve takipçilerin devreye girmeleri
sayesinde bu göreve getirilebilmiştir. Yargıçlık onuruna sahip çıkarak bu
çirkin yöntemlere başvurmayan değerli, bilgili ve deneyimli yargıçlar bu
gelişmeyi geride durup ibretle izlemişlerdir.
Uygulanan bu yöntemler yargıç ve savcılarda yükselmenin ölçüsünün,
başarı olmadığı inancını doğurmuş; çalışma azmini zedelemiş, onları mes-
leklerinden soğuma noktasına getirmiştir. Kurulun çıkardığı kararnameler
büyük oranda haksızlıklar ve yakınmalar belgesi niteliğini taşımıştır.
Davaların Sonucu Tahmin Edilemiyor
Yargımızın içine düşürüldüğü bu durum 1982’de başlayan yanlış
uygulamaların sonucudur. Yargıtay, bugünkü çalışma yükü, yöntemi ve
niteliğiyle kendisinden beklenen görevi sağlıklı yapmaktan uzaklaştırıl-
mıştır. Bu durum nedeniyle en deneyimli avukatlar açtıkları davanın, en
deneyimli yargıçlar verdikleri kararların sonucunu tahmin edemez duruma
düşmüşlerdir. Bu kötü gelişme ve belirsizlik ortamı yargıda işini bilen de-
ğil iş bitiren hukukçuların ve takipçilerin türemesine yol açmıştır. Meslek
anılarım bunun somut olaylara dayanan kötü örnekleriyle doludur.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi HSY Kurulu’nun üç üyesi Yargıtay’dan
seçilmektedir. Yargının bağımlı hale gelmesine neden olduğu gerekçesiyle
kurulda bakan ve müsteşarın bulunmasından yakınır iken, kurulun diğer
bazı üyelerinden yakınır hale gelmiş bulunmaktayız. Ankara yakınlarında
devrilen lüks arabada hayatını kaybeden ve aranmakta olduğu anlaşılan
bir iş adamının yanında sağ kurtulan bir Cumhuriyet Savcısı’nın basına
yaptığı açıklamada “bir ricalarını yerine getirdiğinden bir kurul üyesine teşek-
kür için Ankara’ya gelirken kaza yaptıklarını” ifade etmesi; bir köşe yazarının
köşesinde Büyükşehir Belediye Başkanı ve avukatının bir kurul üyesiyle
yakın ilişki içinde olduğunu, kendileriyle ilgili davalara bakan yargıçların
üye seçilmesi için kulis yaptıklarını iddia etmesi; bir başka kurul üyesinin
98 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Ahmet M. KILIÇOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 99
makaleler Ahmet M. KILIÇOĞLU
bunu doğrulaması; bir kurul üyesinin henüz genç bir avukat olan oğlunun
takip ettiği davalarda yargıçlarla görüştüğü ya da görüşmesine aracılık ettiği
yönündeki haberler eğer doğruysa bu yakınmaların haklılığının kanıtları-
dır. Kurulun seçim sistemi, benzer olumsuzlukları yerel mahkemelerde de
yaygınlaştırmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından iki yıl önce Ankara Adliye-
si’nde başlatılan bir soruşturmada kalemler, bilirkişiler, avukatlar ve bazı
yargıçlarla ilgili çok büyük hukuk dışılıklar ortaya çıkarılmıştır. Sadece
Ankara Adliyesi’nde yapılan bu soruşturmanın, diğer kentlerde yapılması
halinde nelerin ortaya çıkacağı sorusu açıkçası bizi ürkütmektedir.
Çözümü Yine Yargı Sağlayabilir
Bu gelişmelerden kuşkusuz sayıları her geçen gün azalan sağduyu sa-
hibi yargıç ve savcılar büyük üzüntü duymaktadırlar. Ancak buna rağmen
bu rahatsızlıklarını bu kişilerin görevlerinin öncesi ve sonrası seçimlerine
nasıl yansıtamadıklarını ise anlamakta güçlük çekmekteyim.
1982’den bu yana HSY Kurulu’nda bakan ve müsteşarın bulunması
“yargı bağımsızlığı” nın zedelediği gerekçesiyle Türk yargısının en önemli
sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Bu doğrudur. Bu satırların yazarı da bu
sayfalarda zaman zaman aynı düşünceleri savunmuştur. Ancak bugün
bazı kurul üye leri ve yargıçlar, bakan ve müsteşardan daha fazla yakın-
ma konusu haline gelmiştir. Yargı bağımsızlığını savunanlar için bundan
daha büyük bir kötülük düşünülemez. Bağımlı yargı, yargıyı bozmuştur.
Bu bozulma nedeniyle yargının sorunları bugün yargı bağımsızlığını çok
aşmıştır. Kamuoyunun gündemine artık adalet bakanı ve müsteşarının
yaptıkları değil, iş takipçilerinin ve bazı yargıçların yaptıkları gelmeye
başlamıştır. Bu nedenle Yargıtay başkanlarından artık yargı yılı açılışlarında
sadece yargı bağımsızlığını değil, kendi kurumlarının içine düşürüldükleri
bu durumdan nasıl kurtulacağına ilişkin çözüm önerilerini de açıklamaları
beklenmelidir. Zira yargının sorunlarını yargıya güvenmediklerini iddia
edenler değil; yargının kendisi çözümleyebilir.