100 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 101
makaleler Rona AYBAY
“İZİN”
ALARAK TÜRK VATANDAŞLIĞIYLA
İLİŞKİSİ KESİLENLERİN
TÜRKİYE’DEKİ HAKLARI
Av. Prof. Dr. Rona AYBAY
*
*
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fak. Öğretim Üyesi.
GİRİŞ
Devlet kavramının ortaya çıktığı, tarihin eski dönemlerinden beri,
her devletin ülkesi üzerinde bazı yabancıların yaşadıkları görülmüş ve
bu insanların hangi haklardan, ne ölçüde yararlanabileceklerinin belirlen-
mesine çalışılmıştır. “Uyruk” kavramının karşıtı olan “yabancı”, tarihsel
gelişim içinde uyrukluğun hukuksal tanımının kesinleşmesine koşut olarak
belirlenmiştir.
Çağımızda, uluslararası ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin, tarihte
eşi görülmemiş bir ölçüde sıklaşmış olduğu söylenebilir. Çeşitli uluslardan
binlerce insanın, türlü nedenlerle bir ülkeden ötekine gidip geldikleri her
gün gözlemlenebilmektedir.
İnsanların, tek tek bireyler ya da kümeler (gruplar) olarak yabancı
ülkelere gitmelerinin çok çeşitli nedenleri olabilir. Kişilerin iş bulup çalış-
mak amacıyla yabancı ülkelere gitmek istemeleri oldukça sık görülen bir
durumdur.
Özetlemek gerekirse, insanların yabancı bir ülkede bulunmalarının
nedenleri sayılamayacak kadar çoktur. Uyrukluk bağıyla bağlı olmadıkları
ülkelere kendi istençleriyle (iradeleriyle) ya da koşulların zorlamasıyla git-
tikleri pek çok hal vardır. Kimi durumlarda da kişi, uyrukluk yasalarının
uyumsuzluğu nedeniyle, doğmuş olduğu ülkenin uyrukluğunu kazanamaz
da kan bağı dolayısıyla başka bir devletin uyrukluğunda olabilir. Böyle
bir durumda, uyrukluk bağıyla bağlı olduğu ülkeden başka bir ülkede
yaşamakta olabilir ya da yurtsuz (vatansız) olabilir.
Yabancı ülkede bulunma, turistik gezilerde olduğu gibi, kısa ve belirli
bir süre için olabileceği gibi; işçilerin durumundaki gibi uzun ve belirsiz
100 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 101
makaleler Rona AYBAY
süreler için de olabilir. Bazen de göreceli olarak kısa süreli bir ikamet, bu-
lunan iş olanakları ya da evlenme gibi nedenlerle uzun süreli olabilmekte
ya da sürekli bir kalışa dönüşebilmektedir.
Yurt dışına çalışmak amacıyla gidiş ve orada uzun süreli kalışlar, 1960’lı
yıllardan bu yana, Türkiye için özel bir önem kazanmıştır. Yurt dışında
çalışan –çeşitli mesleklerden– Türklerin sayısı, bu dönemde olağanüstü
bir artış göstermiştir. Bugün, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa
ülkesinde ve ayrıca ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde çok sayıda
Türk yaşamaktadır.
Kabaca bir hesapla bugün Türkiye’de yaşayan her 15 Türk vatandaşı-
na karşılık, bir Türk’ün yurt dışında çalıştığını veya az çok sürekli olarak
orada yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu, küçümsenecek bir oran de-
ğildir. Toplam sayıları yaklaşık beş milyon olan yurtdışındaki Türklerin,
bulundukları ülkede hangi haklardan ne ölçüde yararlanabildikleri ve ne
gibi güvenceleri olduğu, incelenmesi gereken önemli bir konudur. 1982
Anayasası, “Yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları” başlıklı 62. mad-
desiyle devlete bu konuyla ilgilenme yükümlülüğü koymuştur:
“Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuk-
larının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması,
anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için
gereken tedbirleri alır.”
I. Türkiye ve “Çifte Uyrukluk” Sorunu
A. Genel olarak
Yukarıda (“Giriş” bölümünde) belirttiğimiz gibi, çağımızda uyrukluk
(vatandaşlık) bağıyla bağlı bulunduğu devletin dışında çalışan ve bu yaşam
tarzını sürekli bir hale getiren milyonlarca insan vardır. Aile bireyleri de
hesaba katıldığında bu sayılar daha da büyümektedir. Federal Almanya,
bu insan akımının hedefi, Türkiye ise bu akımın kaynağı olarak, konuyla
birinci derecede ilgili devletlerdir.
Yine “Giriş”te değindiğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun yak-
laşık on beşte biri ülke sınırları dışındadır. Bu Türk vatandaşlarının büyük
çoğunluğu da Almanya’da az çok sürekli bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu
konumdaki Türk vatandaşları, genellikle Türkiye ile ilgilerini ve bağlarını
kesmek istememektedirler. Bu insanların, gerçekte birbiriyle uzlaşması
zor iki istekleri vardır: Hem Türk vatandaşlığını muhafaza etmek hem de
Alman uyrukluğunu kazanmak.
102 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 103
makaleler Rona AYBAY
Uyrukluk Hukuku’nu geleneksel ilkeleri açısından, kişinin birden fazla
uyrukluğu olması kültürel, psikolojik, siyasal ve hukuki yönlerden sakıncalı
bir durum sayılmaktadır. Ancak, çağdaş gelişmeler karşısında bu ilkenin
biraz yumuşatılması gerektiği de düşünülmelidir. Sonuç olarak, ekonomik-
sosyal yaşamın gelişmesine ayak uydurmak için hukuk kurallarında az
veya çok köklü değişiklikler yapılması zorunlu olabilir.
Nitekim, 2000 yılı Martı’nda yürürlüğe giren Uyrukluk Konusunda
Avrupa Sözleşmesi
1
de devletlerin çok uyrukluk durumlarında daha “an-
layışlı” davranmalarını öngörmektedir.
Konuya, tarihi açıdan bakıldığında, Türkiye’nin geçmişinde çifte
uyrukluğun, gerek kültürel, gerekse hukuki bakımdan istenilmez (arzu
edilmez) bir durum olarak kabul edildiği görülür.
Örneğin, Osmanlı döneminde yapılan ilk Anayasa olan 1876 “Kanûn-ı
esâsîsi”nde mebus (milletvekili) seçilmek Osmanlı uyruğu (tebaası) olma
koşuluna bağlanmış ve bunun yanında “tâbiiyet-i ecnebiyye iddiasında bulu-
nan” yani, yabancı bir devletin uyrukluğuna sahip olduğunu herhangi bir
şekilde ileri sürmüş olanların mebus seçilemeyeceğini belirtmişti. (mad. 68)
Osmanlı Anayasası’nın bu hükmü, o dönemde çifte uyrukluğun sakıncalı
bir durum sayıldığını gösteriyor.
Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılmış ilk Anayasa olan 1924 Ana-
yasası da konuyla ilgili olarak, 1876 Anayasası’nın hükmünü aynen tek-
rarlamıştır. (mad. 12) Böylece, Osmanlı dönemiyle Cumhuriyet döneminin
anayasa yapıcılarının, bu konuda aynı değer yargılarını paylaştıkları ortaya
çıkmaktadır.
Doğrusu, Türk toplumunun geleneksel yapısı, çeşitli savaşlar, yabancı
işgalleri gibi acılar ve sıkıntılar, yabancılara, genel olarak, şüpheyle bakıl-
ması sonucunu doğurmuştur. 1930 ve 1940’larda, özellikle de İkinci Dün-
ya Savaşı’nın etkisiyle, hemen her yabancının potansiyel “casus” sayıldığı
dönemler olmamıştır, denilemez. Böyle bir ortamda, Türk vatandaşlarının
aynı zamanda bir başka devletin de vatandaşlığına sahip olması, elbette
sakıncalı bir durum sayılmıştır.
Günümüzde ise çifte uyrukluluk konusunda, Türk toplumunun de-
ğer yargılarında köklü değişiklikler olduğu gözlemlenmektedir. Bu değer
yargılarının değişmesinde ve çifte uyrukluluğun artık eskisi kadar yadır-
1
Bu konuda açıklama ve sözleşmenin İngilizce metni ile yazar tarafından yapılmış
Türkçe çevirisi için bkz. Aybay, Rona, Vatandaşlık Hukuku, 5. bas., Aybay Yay., 2003,
s. 14 vd. ve 337 vd.
102 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 103
makaleler Rona AYBAY
ganmamasında, Türkiye’nin dışa açılması ile uluslararası ulaşım ve iletişim
alanındaki gelişmeler de önemli rol oynamış olabilir. Ama, bu değişimde
en büyük etken, hiç kuşkusuz, yaşamını Türkiye dışında çalışarak kazanan
Türklerin sayısındaki artıştır. Bir Türk vatandaşının, aynı zamanda başka bir
devletin uyrukluğuna da sahip olması artık hoşgörüyle karşılanan, giderek
istenir (arzu edilir) bir durum olarak kabul edilebilmektedir.
Bunun bir sonucu olarak da yasalarda “çifte uyrukluluk” konusunda
hoşgörülü bir anlayışı yansıtan bazı değişiklikler yapıldığı gözlemlenebilir.
Ancak, basında zaman zaman yer alan “Türkiye çifte vatandaşlığı kabul etti”
biçimindeki anlatımların yanıltıcı olabileceğini de belirtmemiz gerekmek-
tedir. Çünkü, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun mad. 25/a hükmüne göre
“İzin almaksızın kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar”
hakkında, Bakanlar Kurulu’nca “Türk vatandaşlığını kaybettirme” karar ve-
rilmesi yine de olanaklıdır. Yani, TVK, mad. 25/a hükmüne göre, yetkili
Türk makamlarından “izin” almaksızın, bir yabancı devlet vatandaşlığının
kazanılması, Türk vatandaşlığından yoksun kalma sonucu verebilecektir.
Uygulamada bu hükme pek sık başvurulmadığı, Türk vatandaşlığı
yanında başka bir devletin uyrukluluğuna da sahip oldukları bilinenlerin
hoşgörüldüğü gerçektir. Ama, bu hükmün bütünüyle göz ardı edilmesi ve
hiç uygulanmadığının düşünülmesi yanlış olur. Belli olaylarda, özellikle
siyasal yaşamda yer alan kişiler için, TVK, mad. 25/a’nın uygulanması her
zaman olasıdır. Örneğin, “Merve Kavakçı” olayında, milletvekili seçilmiş
bir kişinin Türk vatandaşlığı, izin almaksızın ve kendi isteğiyle yabancı bir
devlet vatandaşlığı kazanmış olduğu gerekçesiyle, kaybettirilmiştir.
2
2
İlgili Danıştay Kararı’nda, özetle şu saptama yapılmıştır: “Türk Vatandaşlık Huku-
ku’nda bir Türk vatandaşının, Türk vatandaşlığını koruyarak başka bir devletin
vatandaşlığını kazanması yetkili Türk makamlarından (...) izin belgesinin alınması
koşuluna bağlıdır. Aksi halde başka devlet vatandaşlığının kazanılmasına karşın,
aynı zamanda Türk vatandaşlığının korunması mümkün değildir. (...) izin almaksızın
kendi istekleriyle başka bir devlet vatandaşlığını kazanıp da kendiliklerinden izin
için başvuruda bulunmayanların, bu durumlarının tespiti halinde Bakanlar Kurulu
tarafından Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verilebilir. (Danıştay 10. D.
E. 1999/2196; K. 2000/315, karar tarihi 8 Şubat 2000. Bkz. Aybay, Rona, Vatandaşlık,
(1. dipnot) agy., s. 160 vd.
Bu konuda, Danıştay kararının verilmesinde önce yayımlanmış ayrıntılı bir ince-
leme için bkz. Onar, Erdal-Tiryakioğlu, Bilgin, “1982 Anayasası’nda Milletvekilliği-
Vatandaşlık İlişkisi (Merve Safa Kavakçı olayı)”, Faruk Erem Armağanı, TBB Yay., s.
557-594.
104 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 105
makaleler Rona AYBAY
B. TVK’de ve Askerlik Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
Çifte uyrukluluk konusunda toplumsal değer yargılarındaki bu de-
ğişikliklere ayak uydurabilmek için Türk yasalarında bazı değişiklikler
yapılması yolunda girişimler olmuştur.
TVK’nin 1981 yılında değiştirilen 21. maddesinin yeni biçimi, “Müracaat
Makamı” kenar başlığı altında “Türk vatandaşlığından çıkma veya başka bir
devlet vatandaşlığını kazanma dileğinin” bildirilmesinden bahsetmektedir. Bu
anlatımdan, başka bir devletin uyrukluğunun, Türk vatandaşlığı “muhafaza
edilerek” de kazanılmasına izin verilebileceği sonucu çıkarılabilmektedir.
TVK, mad. 23/III’ün değişik biçimi de “Başka bir devlet vatandaşlığını
kazanmak isteyen kişiye de (…) izin belgesi verilebilir” hükmüyle bunu des-
teklemektedir.
Bu dönemde, Vatandaşlık Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönet-
melik’te yapılan bir değişiklik de asıl amacın çifte uyrukluluğu teşvik etmek
olduğunu göstermektedir. Yönetmeliğin, 21 Mart 1981 tarihli Resmi Gaze-
te’de yayınlanan değişik 32. maddesine göre, “Türk vatandaşlığından çıkmak
veya başka bir devlet vatandaşlığını kazanmak isteyen kişi” vereceği dilekçede
“Türk vatandaşlığını korumak isteyip istemediğini” de bildirecektir. (bent 7)
Özellikle, 1991 yılında Almanya’da yürürlüğe giren (yeni) Yabancılar
Yasası’nın, belli bir süre Almanya’da çalışıp, geçimini sağlamış yabancıla-
ra, nispeten kolay yollardan Federal Alman uyrukluğu kazanma olanağı
tanıması üzerine konu daha da güncel bir nitelik kazanmıştı. Ancak Türk
vatandaşlarının Federal Alman vatandaşlığı kazanabilmesi için önemli bir
koşul vardı: Türk vatandaşlığı ile ilişkinin kesilmesi!
İşte bu koşul, Türklerin istekleriyle çelişmekteydi. Çünkü, Türkler,
Federal Alman uyrukluğunu kazanırken, Türk vatandaşlığını da elde bu-
lundurmak istemekteydiler. Bu durum da hukuk bakımından bir açmaz,
ikilem oluşturmaktaydı.
Almanya’daki Türk Göçmenler Birliği’nin istemi ve daveti üzerine, bu
açmazı aşmak ve soruna Türk yasaları açısından bir çözüm bulmak amacıyla
tarafımdan, TVK’de değişiklik öngören bir yasa öntasarı hazırlanmıştır.
Hazırladığım bu öntasarı, 1991 yılında o zamanki iktidar ve muhalefet
partilerine mensup bazı milletvekillerince aynen benimsenerek, 1991 yılı
başında TBMM’ye kanun teklifi olarak sunulmuştu.
3
3
Bkz. Aybay, R., Vatandaşlık, (1. dipnot) agy., s. 56 vd. Bu öntasarının bilimsel açıdan
değerlendirilmesi için Aybay Hukuk Araştırmaları Vakfı’nda 1991 yılı Mart’ında
düzenlediğimiz sempozyuma katılan Prof. İlhan Unat, Prof. Nihal Uluocak ve Prof.
Ergin Nomer önerimizi aynen benimsemiş olmasalar da eleştirileriyle konunun ol-
104 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 105
makaleler Rona AYBAY
Yabancı devlet uyrukluğu elde etmek için, (Bakanlar Kurulu’nun iz-
niyle) Türk vatandaşlığından çıkanlara, öntasarımız aşağıdaki olanakların
sağlanmasını öngörüyordu:
— 5 yıl içinde başvurmak koşuluyla, Türk vatandaşlığını yeniden ve
kolaylıkla kazanmak;
— Yeniden Türk vatandaşlığının kazanılmasına kadar geçecek süre
içinde (5 yılı aşmamak koşuluyla) ikamet, taşınmaz mal edinme, kalıt, (miras)
çalışma gibi konularda TC vatandaşı gibi işlem görmeye devam etmek;
— Bakanlar Kurulu’nca saptanacak belirli yabancı ülkelerde (örneğin,
Federal Almanya’da) askerlik yapanların Türkiye’de askerlik hizmetinden
bağışık olmaları.
Yasama düzeyinde, o zamana göre biraz “radikal” sayılan öntasarımızın
karşılaşması olası engelleri aşabilmek amacıyla, hedefler biraz mütevazı
tutulmuş ve sağlanacak olanaklardan yararlanma, 5 yıllık bir süreye bağ-
lanmıştı. Düşüncemiz, bu sürenin sona ermesine yakın, yeni bir kanunla
sürenin kaldırılması idi.
Bu öntasarımıza dayanan kanun teklifi Milli Savunma Komisyonu ile
İçişleri Komisyonu’nda, kimi değişikliklerle kabul edildi.
4
Ancak, Meclis
Komisyonlarından geçen metin, Meclis Genel Kurulu’na ulaşamadan, erken
seçim kararı alındığı için yasalaşma olanağı kalmadı.
Öntasarımız yasalaşma olanağı bulamamış olsa da askerlik hizmetiyle
ilgili önerilerimize benzeyen hükümler içeren bir kanun değişikliği kabul
edilerek 1 Haziran 1993 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı.
5
Bu kanun ve
buna dayanılarak yayınlanan “Birden Fazla Tabiiyetli Vatandaşların Askerlik
Yükümlülüklerini Yerine Getirmiş Sayılmalarına Dair Esaslar” başlıklı 93/4613
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, aynı zamanda başka bir devletin de uyruğu
olan Türk vatandaşlarının, uyruğu oldukları yabancı ülkede yaptıkları asker-
lik hizmetinin, Türkiye’de yapılmış gibi sayılmasına olanak vermektedir.
Bu konuda gerçekleştirilen ve en önemli sayılabilecek yenilik, TVK’nin
29. maddesinde 1995 yılında yapılan değişiklik olmuştur. Bu değişiklik,
bizim 1991 yılında hazırladığımız “öntasarı”nın ana fikrinin, yasama orga-
nınca benimsendiğini göstermektedir: Bakanlar Kurulu’nun izniyle Türk
gunlaşmasına katkıda bulunmuşlardır.
O zamanki iktidar ve muhalefet partilerine
mensup milletvekillerinden Sn. Bülent Akarcalı, Sn. Birgen Keleş ve Sn. Ercan Karakaş
öntasarımızı aynen benimseyerek TBMM’ye kanun teklifi olarak sunmuşlardı.
4
TBMM Dönem: 18, Yasama Yılı: 4, S. Sayısı: 565.
5
Askerlik Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Kanun no. 3802, RG, 1
Haziran 1993, S. 21245.
106 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 107
makaleler Rona AYBAY
vatandaşlığından çıkmış olanlar, ikamet, taşınmaz mal edinme, miras,
çalışma gibi konularda Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen
yararlanmaya devam edeceklerdir.
TVK, mad. 29’la ilgili ayrıntılı bir değerlendirmeyi aşağıda yapacağız.
II. Türk Hukuku’nda “Ayrıcalıklı” Yabancılar
A. Genel olarak
Türk hukukunda belirli bazı yabancılar, genel olarak yabancılar için
öngörülmüş kısıtlayıcı hükümlerden bağışık tutulabilmektedirler.
6
Örneğin,
1981 yılında yayımlanan 2527 sayılı Kanun, “Türk soylu” yabancılara, Tür-
kiye’de genel olarak yabancıların yararlandıkları haklardan daha fazlasını
sağlayan bir düzenleme getirmiştir. Böylece daha önce İskan Kanunu’yla
1934 yılında Türk Vatandaşlık Hukuku’na girmiş ve 1964 yılında Türk
Vatandaşlığı Kanunu’yla yinelenmiş olan “Türk soylu” kavramı böylece
Yabancılar Hukuku’na da girmiş olmaktadır.
7
“Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe
Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine
İlişkin Kanun”
8
adını taşıyan bu kanunun amacı “Türk soylu” yabancıları,
Türkiye’de çalışma ve meslek icra etme hakları bakımından yabancılara
konulmuş kısıntılardan kurtarmaktır. Bu amaç, kanunun 1. maddesinde
şöyle belirtilmiştir.
“Bu kanunun amacı; Türkiye’de ikamet eden Türk soylu yabancıların ihtiyaç
duyulan meslek ve sanatları serbestçe yapabilmelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri
ve Güvenlik Teşkilatı hariç olmak üzere kamu, özel kuruluş veya işyerlerinde bu
meslek ve sanat dallarında çalıştırılabilmelerine olanak sağlamaktır.”
Görüldüğü gibi, bu kanunun sağladığı olanaklardan yararlanabilecek
yabancıların “Türk soylu” olmaları temel bir koşuldur. Hangi yabancıların
bu kategoriye girdikleri uygulamada nasıl saptanacaktır? Bunun kesin bir
ölçüsünü bulmak zordur.
6
Burada sözünü ettiğimiz “ayrıcalıklı” yabancılar, diplomatik görevliler gibi “resmi” sı-
fatı olan kişileri değil, özel hukukun genel hükümlerine tabi kişileri kapsamaktadır.
7
Bkz. Aybay, (1. dipnot) agy. s. 115 vd.
İskan Kanunu “Muhacir ve Mültecilerin Kabulü” başlıklı 3. maddesinde “Türk
soyundan olanlar”dan söz etmektedir. Unat, İlhan, Türk Vatandaşlık Hukuku, Metin-
ler-Mahkeme Kararları, SBF Yay., 1966, s. 156.
8
Kanun no. 2527, kabul tarihi 25 Eylül 1981, RG, 29 Eylül 1981, 17473.
106 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 107
makaleler Rona AYBAY
Kanunun uygulanmasına ilişkin esaslar ve çalışma veya çalışma şart-
larının, İçişleri Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde ilgili bakanlıkların gö-
rüşleri alınarak Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan yönetmelikle düzenlenmesi
öngörülmüştür.
9
(madde 8) Hangi yabancıların “Türk soylu” sayılacakları
sorununun çözüme kavuşturulması, bu yoldan sağlanabilecektir. Kanunun
1.maddesinde öngörülen koşullardan biri de Türkiye’de “ikamet etmek”tir.
Bu da açıklığa kavuşturulması gereken bir kavramdır. Örneğin, Türk Va-
tandaşlığı Kanunu’na göre “Bir yabancı için ikamet Türk kanunlarına uygun
olarak Türkiye’de oturmaktır.” (TVK, mad. 9/I)
Ancak, bu kanundan yararlanmak için çalışma izni almanın, ikamet
iznini de içerdiği söylenebilir. Çünkü, yabancılar Türkiye’de çalışmaya
başlamadan önce “ikamet tezkeresi” almak zorundadır. (YİSHK, mad. 3)
2527 sayılı Kanun’dan yararlanacak yabancılar, Türk kanunları uya-
rınca, genel hükümlere göre yabancıların çalışmasına kapalı ve sadece
Türk vatandaşlarına açık iş ve mesleklerde çalışma olanağına kavuşmuş
olacaklardır. Ancak bu iş ve mesleklerin hangileri olacağı “ihtiyaç duyulma”
durumuna göre Bakanlar Kurulu’nca saptanacaktır.
10
Öte yandan, göçmenler, (muhacirler) sığınmacılar, mülteciler ve yurt-
suzlar (vatansızlar) da özel statülerde sayılabilirler. Bu gruplara girenler,
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar ve özel düzenlemeler
çerçevesinde, bazı haklardan yararlanabilme açısından “ayrıcalıklı” statü-
sünde bulunmaktadır.
B. Türk Vatandaşlığından İçişleri Bakanlığı İzniyle
Çıkmış Olanlar
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda, 1995 yı-
lında yapılan bir değişiklikle yeni ve özel bir “ayrıcalıklı yabancı” statüsü
9
Yönetmelik, kanunun yayımlanmasından 15 gün kadar sonra yayımlanmıştır. Bkz.
RG, 14 Ocak 1983, 17928.
4817 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca, 2527 sayılı Kanun’un 30. maddesi
değiştirilerek şu biçimi almıştır: “Türk soylu yabancıların, kanunlarda Türk vatan-
daşlarının yapabileceği belirtilen meslek,
. /... sanat ve işlerde çalışabilme ve çalıştırılabilmeleri için, özel kanunlarda aranan
nitelikleri taşımak ve yükümlülükleri yerine getirmek şartıyla, bu Kanun ve Yaban-
cıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’a göre, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile
diğer ilgili bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı’nca izin verilir.”
10
Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik örgütünde yabancıların görev almaları konusun-
daki yasak, “Türk soylu” yabancılar için de yürürlüktedir. Ayrıca, bu yabancıların
siyasal haklardan yararlanması da olanaksızdır. (mad. 7/III)
108 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 109
makaleler Rona AYBAY
yaratılmıştır. 1995 yılında, 4112 sayılı Kanun’da yapılan bu değişiklik, Türk
vatandaşlığından “Bakanlar Kurulu’nun izniyle” çıkmış olanlar lehine çok
önemli bir yenilik getirmiştir. Bu değişiklikle, TVK, mad. 29 “Yabancı Mu-
amelesi ve Saklı Tutulan Haklar” başlığı altında şu yeni biçimi almıştır:
“Bu Kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden
başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur. Ancak, doğumla Türk vatandaşlığını
kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulu’ndan çıkma izni almak suretiyle
yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları,
Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı
kalmak kaydıyla ülkede ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal
iktisabı ile ferağı gibi konularda Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen
yararlanmaya devam ederler. 33. ve 35. maddeler hükümleri saklıdır.”
Bu değişiklik, bizim 1991 yılında hazırladığımız “Öntasarı”nın ana
fikrinin, yasama organınca benimsendiğini göstermektedir. Bakanlar
Kurulu’nun izniyle Türk vatandaşlığından çıkmış olanlara bir “ayrıcalıklı
yabancı” statüsü tanınmaktadır. Bu statüde olanlar, ikamet, taşınmaz mal
edinme, miras, çalışma gibi konularda Türk vatandaşlarına tanınan hak-
lardan aynen yararlanmaya devam edeceklerdir. Ancak bu olanak, sadece
“doğumla” Türk vatandaşlığı kazanmış olanlara tanınmıştır.
Bu kanun, öntasarımızda ihtiyatlı bir biçimde öngörülen çözümü, za-
man bakımından, bizim öngördüğümüzden çok daha fazla genişletmiştir.
Kanunda, bizim ihtiyatlı bir tavırla sadece 5 yıllık bir süre için öngördü-
ğümüz olanaklar süreye bağlı tutulmamıştır. Ayrıca, vatandaşlıktan izinle
çıkanların “kanuni mirasçıları” da bu olanaklardan yararlanabileceklerdir.
Sonuç olarak, 4112 ve 4866 sayılı Kanunlarla getirilen değişikliklerle,
“İçişleri Bakanlığı’ndan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaş-
lığını kazanan kişiler” kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine
tabi tutulmakla birlikte Türkiye’de “ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır
ve taşınmaz mal iktisabı ile ferağı gibi konularda Türk vatandaşlarına tanınan
haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.”
Ancak, bu olanağı sınırlayan bir kaç nokta vardır:
— Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin
hükümler saklı tutulmuştur.
— Bu olanaktan sadece “doğumla” Türk vatandaşlığı kazanmış olanlar
yararlanabilir.
— TVK, mad. 33 (vatandaşlığa alınma kararının iptali) ve mad. 35
(vatandaşlıktan çıkarma) hükümleri de saklı tutulmuştur.
108 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 109
makaleler Rona AYBAY
C. TVK Değişik mad. 29’un TVK’deki Benzer Hükümlerle
Karşılaştırılması
Türk vatandaşlığıyla ilişkinin kesilmesi konusunda TVK ile öngörül-
müş çeşitli yollar vardır. Bunlar, nitelikleri ve sonuçları bakımından birbi-
rinden farklıdır. Kısaca belirtmek gerekirse, Türk vatandaşlığıyla ilişkinin
kesilmesi, ilgili kişiyi Türkiye açısından “yabancı” statüsüne sokar.
Bu konudaki genel ilke, TVK, mad. 29’un ilk tümcesinde şöyle belirtil-
miştir: “Bu kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden
başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur.”
Ancak, bu genel ilkenin özel hükümlerle getirilmiş bazı istisnaları
vardır. Bu istisnaların bir bölümü, ilgililer için daha elverişli sonuçlar do-
ğururken, bir bölümü de elverişsiz sonuçlar öngörmektedir.
TVK, mad. 29’da 1995 yılında yapılan değişiklik; Türk vatandaşlığından
“izinle” çıkanlar lehine çok elverişli bir durum yaratmayı amaçlamıştır.
Buna karşılık, Türk vatandaşlığını kazanma işlemlerinin (vatandaşlığa
alınmanın) iptali nedeniyle, Türk vatandaşlığıyla ilişkisi kesilenlerin, Türki-
ye’deki mallarının tasfiyesinin ve sınırdışı edilmeleri söz konusu olabilmek-
tedir. Malların tasfiyesi ve sınırdışı edilmenin gerekip gerekmeyeceği iptal
kararında belirtilir. Bu husus belirtilmemişse, hakkında iptal kararı alınmış
kişinin genel olarak yabancı statüsünde kabul edilmesiyle yetinilir.
Durum böyle değil de iptal kararında ilgilinin mallarının tasfiyesi ve
sınırdışı edilmesi öngörülmüşse, kişi en geç bir yıl içinde Türkiye’deki
mallarını tasfiye ederek, ikametgahını ve iş merkezini yurt dışına nakil
ve ülkeyi terk etmek zorundadır. Buna uymayanların malları Hazine’ce
satılarak bedelleri adlarına milli bir bankaya yatırılır ve kendileri sınırdışı
edilir. (TVK, mad. 24, 29, 33)
TVK, mad. 35’te de vatandaşlıktan yoksun bırakılmanın, genel olarak
yabancı statüsüne sokulmayı aşan olumsuz sonuçlara yol açan bir türü
düzenlenmiştir. Kısaca, “Türkiye Cumhuriyet’inin güvenliği aleyhine faaliyet-
ler”diye özetlenebilecek bazı eylemler dolayısıyla TVK, mad. 26’nın uy-
gulanması yoluyla Türk vatandaşlığından çıkarılan kişilerin Türkiye’deki
malları Hazine’ce tasfiye edilir ve bedelleri de hesaplarına mili bir bankaya
yatırılır. Vatandaşlığa alınmanın iptali halinde malların tasfiyesine gidilip
gidilmemesi İdarenin takdirine bırakılmış iken “çıkarma” halinde tasfiye,
kanunun bir buyruğudur. Ancak, “çıkarma” yaptırımı ilke olarak sadece
sonradan Türk vatandaşı olmuş kişilere uygulanır. Doğumla Türk vatan-
daşlığı kazanmış kişilere uygulanması ancak “savaş halinde” söz konusu
olabilir. (TVK, mad. 26, 29, 35)
110 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 111
makaleler Rona AYBAY
Ç. TVK Değişik mad. 29’un Uygulanması Açısından
Bazı Gözlemler ve Tartışılması Gereken Bazı Noktalar
Türk vatandaşlığından “izinle çıkma”nın doğal sonucu, kişinin “yabancı”
statüsüne girmesidir. Kişinin “yabancı” muamelesine tabi tutulması diye
ifade edilebilecek olan bu durum, vatandaşlıkla ilişkinin kesildiği andan
itibaren başlar.
TVK’nin 1964 kabul edilen ilk biçiminde, Türk vatandaşlığından bu
yoldan ayrılanları, genel olarak yabancı durumunda olanlardan ayrı tutan
bir düzenleme yoktu. Bu eski vatandaşlar, TVK’nin ilk biçimindeki dü-
zenlemeye göre, “ikamet, gayrimenkul edinme ve ferağı, miras ve çalışma gibi
konularda ancak Türk kanunlarının yabancılara tanıdığı haklardan faydalanabi-
lirler”di. (TVK, mad. 29’un ilk biçimi)
TVK değişik mad. 29 hükmü, bu konuda çok köklü değişiklikler ge-
tirmiştir. Bu değişikliklerin uygulanması ve yorumlanması bakımından,
önemli birkaç kavram üzerinde gözlemlerimizi ve duraksamalarımızı
belirtmemiz yararlı olacaktır.
A. TVK mad. 29’un Değişik Biçiminden Yararlanma Olanağı Türk
Vatandaşlığını “Doğumla” Kazanmış Olanlara Özgülenmiştir
Bilindiği gibi, TVK ve İskan Kanunu uyarınca, Türk vatandaşlığı ka-
zanılmasının doğum dışında yolları da vardır. (Örneğin, Bakanlar Kurulu
kararıyla (telsik yoluyla) ya da evlenme yoluyla) Doğum dışındaki yollar-
dan, vatandaşlık kazanmış bir kişi, daha sonra İçişleri Bakanlığı’nın izniyle
Türk vatandaşlığından ayrılmış (vatandaşlığını kaybetmiş) ise, TVK mad.
29’un değişik biçiminde tanınmış olanaklardan yararlanması söz konusu
olmayan, “sıradan” bir yabancı statüsündedir.
Dolayısıyla da TVK, mad. 29’dan yararlanmak isteyen kişinin, Türk
vatandaşlığını “izinle” kaybetmiş olup olmadığı ya da Türk vatandaşlığını,
daha önce doğumla mı, başka bir yoldan mı kazanmış olduğunun saptan-
ması zorunludur.
Bu saptamanın yapılması için, başvuran kişinin halk arasında “Pembe
Kart” diye anılan “4112 sayılı Kanun’la Saklı Tutulan Hakların Kullanılmasına
İlişkin Belge”yi örneğin; konu tapuyla ilgili ise, Tapu işlemleri sırasında
ibraz etmesi gerekir. Bu belge, ilgili kişinin TVK, mad. 29’un değişik biçi-
minde sağlanan olanaklardan yararlanma bakımından, Türk vatandaşlığını
“doğumla” kazanmış olmasının kanıtı sayılmalıdır. Çünkü, yönetmeliğin
42. maddesine göre bu belge, ancak bu statüde olanlara verilebilmektedir.
110 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 111
makaleler Rona AYBAY
TVK’nin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’te, yapılan değişiklikle
11
TVK
mad. 29’un değişik biçiminden yararlanacak eski vatandaşlarla ilgili olarak
şu hüküm konulmuştur:
“Bu kişilere istekleri üzerine, yurt dışında Türk temsilcilikleri, yurt içinde
ise, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile İl Nüfus ve Vatandaşlık
Müdürlüklerince, bu durumu gösteren bir belge verilir. Nüfus ve Vatandaşlık
İşleri Genel Müdürlüğü’nce örneği hazırlanarak bastırılan ve düzenlenmesine
ilişkin esasları belirlenen bu belgenin, kanunun 29. maddesinde belirtilen konulara
ilişkin işlemler sırasında ibraz edilmesi zorunludur.
Bu şekilde hakları saklı tutulan kişinin ölümü halinde, kanuni mirasçıları
veraset ilamı ile belirlenir.” (değişik mad. 42)
b. İçişleri Bakanlığı’ndan “Çıkma İzni Almak” Koşulu
TVK değişik mad. 29’un sağladığı özel ve ayrıcalıklı olanaklardan
11
4112 sayılı Kanun’un yayımlanmasından sonra çıkarılan bu yönetmelik değişikliğinin,
Resmi Gazete’de yayınlanmış olduğu tarafımızdan saptanabilmiş değildir. Kullandı-
ğımız metin, Sargın, F., Yabancı Gerçek Kişilerin Türkiye’de Taşınmaz Mal Edinmeleri ve
Sınırlı Ayni Haklardan Yararlanmaları, Ankara, 1997, s. 185-186’dan alınmıştır,
1961 Anayasası’na göre, bütün yönetmeliklerin Resmi Gazete’de yayımlanması ge-
rekiyordu.1982 metni, bu hükmü değiştirmiş ve RG’de yayımlanacak yönetmeliklerin
alanını daraltmıştır. 1882 Anayasası’nın ilgili hükmü şöyledir: “Hangi yönetmeliklerin
Resmi Gazete’de yayınlanacağı kanunda belirtilir.” (mad. 124/II) İlgili kanuna göre
“kamuyu ilgilendiren” yönetmelikler RG’de yayınlanır; milli güvenlikle ilgili olan
ve gizlilik derecesi taşıyan yönetmelikler ise yayınlanmaz. (24 Mayıs 1984 tarihli ve
3011 sayılı Kanun)
TVK’nin uygulanmasına ilişkin olan bir yönetmeliğin “kamuyu ilgilendirmediği-
ni” söylemeye olanak yoktur, sanıyorum. TC Devleti’nin kurucu ögelerinden olan
“insan ögesi”ne kimlerin girdiğine (yani, kimlerin vatandaş olup olmadığına) ilişkin
bir düzenleme elbette kamuyu ilgilendirir niteliktedir. Kaldı ki özgün biçimi RG’de
yayımlanmış bir metni değiştiren bir düzenlemenin de, aynı yoldan duyurulmaması,
idarenin hukukuna göre örneğin, şekil unsuru bakımından işlemi sakatlayan bir işlem
olduğu gibi, “İdarenin hukuka uygun ve dürüst davranma yükümlülüğü” açısından
da kabul edilebilir bir davranış olmasa gerektir.
Düzenleyici işlemlerin RG’de yayımlanması, ilgililere uygulanabilmesi için zorunlu
bir usul koşuludur. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Gözübüyük, A. Ş.-Tan, Turgut, İdare Huku-
ku, c. I, Genel Esaslar, 2. bas., 2001, s. 121 vd. Danıştay’ın konuyla ilgili kararlarında,
örneğin, kamu personeline ilişkin hüküm içeren TRT Personel Yönetmeliği’nin RG’de
yayımlanmaması üzerine; “yönetmeliğin yürürlüğe girdiğinin kabulünün mümkün
olmadığı” belirtilmiştir. (Danıştay Dergisi, s. 72-73, s. 619, 655) Başka bir kararda da
“yayımlanmamış olması sebebiyle... hukuken geçerli sayılmayan, uygulanamayacak
olan bu yönetmeliğin iptaline ilişkin istemin incelenmeksizin reddi gerekir” denilmiş-
tir. (Danıştay Dergisi, S. 99, s. 369 vd.) zikreden Gözübüyük, Tan, aynı yerde.
112 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 113
makaleler Rona AYBAY
sadece, Türk vatandaşlığı ile ilişkisinin kesilmesi “izin almak” yoluyla ger-
çekleşmiş olan eski vatandaşlar yararlanabilmektedir. Bu nedenle, başvuran
kişinin bu durumu da kanıtlanması beklenir. “Pembe Kart”, bu bakımdan da
bir kanıtlama aracıdır. Çünkü, yönetmeliğin 42. maddesinde, bu belgenin
“Bakanlar Kurulundan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını
kazanan kişilere ve bunların kanuni mirasçılarına” verilmesi öngörülmüştür.
Örneğin, Tapu işlemi için başvuran ve TVK değişik mad. 29’un sağladığı
özel ayrıcalıktan yararlanmak isteyen eski vatandaştan, bu belgenin ibra-
zının istenilmesi duruma uygundur.
C. TVK mad. 29’un Değişik Biçiminden Yararlanabilmenin
Bir Başka Koşulu da Yabancı Bir Devletin Uyrukluğunu
12
Kazanmış Olmaktır
TVK değişik mad. 29’la sağlanan “ayrıcalıklı yabancı”statüsünden ya-
rarlanabilmenin bir koşulu da, başvuran kişinin, yabancı bir devlet vatan-
daşlığını kazanmış durumda olmasıdır.
TVK’ye göre, İçişleri Bakanlığı’nın izni ile Türk vatandaşlığından
çıkmak isteyen kişi, aynı zamanda başka bir devletin vatandaşı durumda
bulunuyorsa, “çıkma belgesi kendisine derhal verilir.” (TVK değişik mad. 22/I)
Durum böyle değilse yani, Türk vatandaşlığından çıkma izni isteyen kişi,
henüz bir yabancı devlet vatandaşlığını kazanmış bulunmuyorsa, kendisine
bir “izin belgesi” verilir. “İzin belgesi” üç yıl için geçerlidir; belgeyi alan kişi
bu süre içinde yabancı devlet vatandaşlığını kazanırsa, “belgeyi getirdiğinde”
kendisine “çıkma belgesi” verilir. (TVK değişik mad. 22/II) Dolayısıyla da
kişi Türk vatandaşlığını “kaybetmiş” olur.
TVK’deki bu düzenlemeler karşında, kendisine “Pembe Kart” verilmiş
olan kişinin, yurtsuz (vatansız) durumda olmaması ve “başka bir devlet va-
tandaşlığını kazanmış durumda olması” asıldır. Ancak, istisnai durumlarda,
eski Türk vatandaşının, Türk vatandaşlığından çıkmasına temel olan yeni
uyruğundan yoksun kalıp “yurtsuz” (vatansız) duruma düşmesi ya da o
uyrukluğunun yerine veya ona ek bir başka uyrukluk kazanmış bulunması
söz konusu olabilir.
12
“Uyruk” ile “uyrukluk” deyimlerinin, sadece gündelik konuşmada değil, resmi
yazışmalarda ve belgelerde bile karıştırıldığı ve yanlış kullanıldığı görülmektedir.
“Uyrukluk”, (eski dilde tabiiyet) kişiyle devlet arasındaki hukuksal bağı gösteren bir
deyimdir; “uyruk” ise, bu bağ yoluyla devlete bağlanmış olan kişidir. Dolayısıyla,
yabancı bir devletin “uyruğuna geçmek ”, “uyruğunu kazanmak ” değil, yabancı
devletin “uyrukluğuna geçmek”, “uyrukluğunu kazanmak”denilmesi gerekir.
112 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 113
makaleler Rona AYBAY
Eski Türk vatandaşının, TVK değişik mad. 29 uyarınca kazanmış bu-
lunduğu “ayrıcalıklı yabancı” statüsü, uyrukluk durumundaki bu değişik-
liklerden etkilenmeli midir?
Örneğin, tapu işlemi için başvuran ve elindeki “Pembe Kart”ı ibraz
eden eski vatandaş, Türk vatandaşlığını kaybederken kazanmış olduğu
vatandaşlığı herhangi bir nedenle değiştirmiş ise, TVK değişik mad. 29’un
sağladığı özel olanaklardan yoksun mu kalmalıdır?
Kanımca, bu sonuca varmak, TVK değişik mad. 29’un amacına uygun
değildir. TVK’nin bu hükmü, Türk vatandaşlığından izinle çıkmış eski Türk
vatandaşlarının hepsini kapsar. Türk vatandaşlığından ilişkisi Bakanlar
Kurulu’nun izni ile kesilmiş kişinin, eski vatandaş olarak TVK değişik mad.
29 uyarınca kazanmış bulunduğu hak, kişinin uyrukluk durumunda daha
sonra ortaya çıkabilecek değişikliklerden etkilenmemelidir.
Ancak, TVK mad. 29’un sağladığı olanaklardan yararlanmak isteyen
eski vatandaştan, uyrukluğunda bulunduğu devletin resmi kimlik bel-
gesinin ya da pasaportunun ibrazının istenilmesi kimliğinin saptanması
bakımından gerekli olabilir.
ç. “Kanuni Mirasçılar”
TVK değişik mad. 29’a göre, sağlanan “ayrıcalıklı” statüden, Türk
vatandaşlığı ile ilişkileri İçişleri Bakanlığı’nın izni ile kesilmiş olan eski
vatandaşların “kanuni mirasçıları” da yararlanabilecektir. Kanunun hazırlık
çalışmaları sırasında, tasarının TBMM Genel Kurulu’na ulaşmasına kadar
böyle bir düzenleme öngörülmüş değildi. Bazı milletvekillerince verilmiş
olan bir önergenin kabulü ile metne giren bu hükmün amacının bu ayrıca-
lıklı statüye giren eski vatandaşların örneğin, çocuklarının da bu ayrıcalıklı
statüden yararlanmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Ancak belirt-
mek gerekir ki kanuni mirasçılık, ancak miras bırakanın ölümünden sonra
kazanılabilecek bir sıfattır. Bu nedenle de örneğin, Bakanlar Kurulu’ndan
“çıkma izni” alarak ve bir yabancı uyrukluk kazanarak Türk vatandaşlığıyla
ilişkisi kesilmiş olan eski vatandaşların çocukları, ancak babalarının ya da
analarının ölümünden sonra bu ayrıcalıklı statüden yararlanabileceklerdir.
13
Dolayısıyla da ana-babanın sağlığında, çocukların Türkiye’de ayrıcalıklı
bir statüsü olmayacaktır.
13
Bkz. Aybay, (1. dipnot) agy., s.151.
114 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 115
makaleler Rona AYBAY
Kanunun anlatımından, amacın ne olduğunun anlaşılması zordur.
14
Örneğin; bir çocuğun bu kanunun verdiği olanaklardan yararlanarak
Türkiye’de çalışma hakkına, ancak ana ya da babasının ölümünden sonra
kavuşabilmesi, pek mantıklı görünmemektedir. Bu durumda, çocuğun
Türkiye’de çalışma hakkı sahibi olması açısından, ana-babasının sağ ya
da ölü olmasının bir önemi olmasa gerektir.
Bu sorunun, yönetmeliğe konulan bir hükümle çözüme kavuşturulma-
sına çalışılmıştır. Yönetmeliğin değişik mad. 42/son fıkra hükmüne göre
TVK değişik mad. 29 uyarınca hakları saklı tutulan eski vatandaşlardan
birinin “ölümü halinde, kanuni mirasçıları veraset ilamı ile belirlenir.” Bu yönet-
melik hükmü, mirasa ilişkin konular bakımından soruna makul bir çözüm
getirmektedir. Ancak, Türkiye’de ikamet, seyahat, çalışma, ticari faaliyet
gibi öteki haklar bakımından, bu çözüm tartışmaya açıktır.
TVK mad. 29 değiştirilirken, “kanuni mirasçı” deyimi yerine “altsoy ve
üstsoy” (usul ve füru)
15
deyimi kullanılmış olsaydı, amaca hangisi daha
uygun olurdu diye düşünüyorum. Böyle yapılmış olsaydı, örneğin, “ayrı-
calıklı statüdeki” bir eski vatandaşın çocuğu,
16
Türkiye’de çalışma, yatırım
yapma ve ticari faaliyette bulunma gibi haklardan yararlanma olanağına
kavuşmak için babasının ölümünü beklemek zorunda kalmayacaktı.
Eğer amaç, “kanuni mirasçıları” TVK mad. 29’un değişik biçiminde sa-
yılmış hakların hepsinden değil de, sadece mirasa ilişkin haklardan yarar-
landırmak idi ise, bunun daha açık biçimde belirtilmiş olması gerekirdi.
D. “Milli Güvenlik” ve “Kamu Düzeni” Kavramlarına
İlişkin Kısıtlamalar
“Milli Güvenlik” ve “kamu düzeni” kavramları gerek ulusal anayasalarda
gerek uluslararası insan hakları belgelerinde, belirli özgürlüklerin kısıtlan-
ması için başvurulabilecek ölçütler olarak kabul edilmiştir. TVK mad. 29’un
değişik biçimiyle getirilmiş olanaklardan yararlanma durumundaki eski
vatandaşlar arasında, bu haklardan yararlandırılmalarında kamu düzeni ya
14
Bu konunun ayrıntılı bir incelemesi için bkz. Turhan, Turgut, “Türk Vatandaşlığın-
dan Çıkanların Hakları (TVK mad. 29 üzerinde bir inceleme)”, AÜHFD, c. 46, 1997,
S. 1-4, s. 52 vd.
15
Eğer, eşin de yararlanması isteniliyorsa onun da açıkça belirtilmesi uygun olurdu.
16
TVK mad. 29’un sağladığı olanaklardan yararlanmak durumunda olan eski vatandaşın,
Türk vatandaşlığından çıkmasından sonra doğan çocuğu da aynı haklardan yarar-
lanabilecek midir? Kanunun sözünde buna engel bir anlatım yoktur. Bu durumdaki
çocuğun da, “kanuni mirasçı” kapsamında olduğu kuşkusuzdur.
114 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 115
makaleler Rona AYBAY
da milli güvenlik açısından sakınca görülebilecek kişiler bulunması olasılık
dışı sayılamaz. Böyle bir duruma, bu kişilerle ilgili olarak engelleyici bir
karar alınması doğal karşılanabilir.
Ancak, belirtmemiz gereken önemli bazı noktalar vardır:
Böyle bir karar, ancak “bireysel” düzeyde alınabilir. Örneğin, belli bir
yabancı devletin vatandaşlığını kazanmış durumdaki eski Türk vatandaş-
larının tümü için, toptan bir engelleme kararı alınması, kanımca olanaklı
değildir. Bu tür “toptancı” uygulamalar uluslararası insan hakları hukukuna
aykırı sayılmaktadır. Örneğin,”yabancıların topluca (kolektif olarak) sınırdaşı
edilmesi” yasaklanmıştır (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 4. Pro-
tokol, mad. 4)
Öte yandan, bireysel düzeyde bile olsa, engelleme kararının hangi
yetkili organca verileceği açıklanmış değildir. Bu kararı verecek makamın,
yararlanılmak istenilen hakkın niteliğine göre belirleneceği söylenebilir.
Örneğin tapu işlemleriyle ilgili bir konuda Tapu Kadastro Genel Müdür-
lüğü, kendiliğinden ya da ilgili istihbarat örgütlerinin uyarısı üzerine böyle
bir yetki kullanabilir. Ancak, böyle bir karar “idari karar” niteliğinde olaca-
ğından, ilgili kişinin bu kararın iptali istemiyle idari yargı yoluna başvurması
doğal karşılanmalı ve karar yargı denetiminden geçirilebilmelidir.
E. TVK mad. 29’un Değişik Biçiminden Yararlanma Olanağı
Dışında Bırakılan Ülke Vatandaşları
Bu hükümle sağlanmış olanakları sadece belli bazı devletlerin vatan-
daşlarına özgü sayıp, öteki devletlerin uyrukluğunu kazanmış olanları
dışta bırakmanın, pozitif bir temeli olmadığı görüşündeyim. Yukarıda da
belirttiğim gibi, ”milli güvenlik” ve “kamu düzeni” kavramları, bazı ülke
vatandaşlığını kazanmış eski Türk vatandaşlarını TVK, mad. 29’un değişik
biçimiyle sağlanmış haklardan toptancı bir yaklaşımla yoksun bırakmak
için değil, sadece birey olarak belli kişilerin bu haklardan yararlanmalarının
engellenmesi için kullanılabilir.
Bu nedenle de, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı 24
Nisan 2003 tarihli Genelge’de, bu konuyla ilgili olarak yapılan değerlen-
dirmeyi isabetli bulamadığımı belirtmek zorundayım.
Söz konusu genelge, Türk vatandaşlığından Bakanlar Kurulu’nun izni
ile çıkmış eski vatandaşlardan, genelgenin 1. paragrafında sayılmış belli
devletlerin vatandaşlığını kazanmış durumda bulunanları, TVK değişik
mad. 29’un sağladığı haklardan toptan yoksun bırakmayı amaçlamakta-
dır. Bu amaçla, adları sayılan devletlerin oluşturduğu liste oldukça uzun-
116 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 117
makaleler Rona AYBAY
dur: “Asya ve Afrika’daki tüm devletler ile Avrupa’daki Polonya, Yunanistan,
Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Çek Cumhuriyeti, Slovakça ve
Yugoslavya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya,
Makedonya ve Yugoslav Federal Cumhuriyeti (Sırbistan)”
17
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün bu genelgesine göre, TVK deği-
şik mad. 29’un kapsamındaki eski vatandaşlar ile bunların kanuni mirasçı-
larından ancak bu sayılan devletler dışında kalan devletlerin vatandaşları
yararlanabilecektir.
İki kıtanın tamamı ile Avrupa’nın doğusu gibi dünya coğrafyasında
oldukça geniş bir yer tutan bu devletlerin uyrukluğunda bulunan, do-
layısıyla da Türkiye açısından “yabancı” statüsünde bulunan insanlara,
Türkiye’de taşınmaz mülkiyeti edinme ve benzeri haklar bakımından sı-
nırlamalar getirilmesi kabul edilebilir bir durumdur. Örneğin,bu ülkeler,
Türk vatandaşlarından benzeri hakları esirgemekte iseler, “karşılıklılık”
(mütekabiliyet, reciprocity) uygulamasıyla bu yola gidilebilir. Karşılıklı-
lık, uluslararası hukukun kabul ettiği bir uygulamadır. Bu uygulama, bir
yabancıya tanınacak hakların kapsamının saptanmasında, o yabancının
uyrukluğunda olduğu devlette yabancıların yararlanabildikleri hakların
ölçüsünün belirleyici olmasını gerektirir.
Ancak, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün söz konusu genelgesi,
TVK değişik mad. 29 uyarınca Türkiye’de özel bir statüde bulunan eski
Türk vatandaşlarının bu ayrıcalıklı durumunu dikkate almaması açısından
eleştirilmelidir. Kanımca, burada Tapu Kanunu, mad. 35’te öngörülmüş
olan karşılıklılık ilkesine yer yoktur. Çünkü, TVK değişik mad. 29, Tapu
Kanunu’na göre hem daha yeni tarihli hem de daha özel nitelikli bir kanun-
dur. İlgili yabancı devlet uyruklarının tamamını değil, sadece Türk vatan-
17
Genelgedeki “Yugoslav Federal Cumhuriyeti (Sırbistan)” deyimi, duraksamaya
yol açacak niteliktedir. Çünkü, Tito’dan miras kalan Yugoslavya’nın parçalanması
üzerine, Sırbistan ile Karadağ arasında 1992’de oluşturulan “Yugoslav Federal Cum-
huriyeti” adındaki devletin varlığı, genelgenin hazırlandığı 2003 Nisanı’ndan üç yıl
kadar önce resmen sona ermiştir.
Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni oluşturan iki “birim” (federe devlet) olan Sır-
bistan ve Karadağ Cumhurbaşkanları arasında 14 Mart 2000’de imzalanan bir anlaşma
sonucunda, “Yugoslavya”ya resmen son verilmiş ve yeni devletin adı “Sırbistan ve
Karadağ” olmuştur.
Bu yeni devlet, 3 Nisan 2003 de, yani genelgenin tarihinden 20 gün kadar önce
Avrupa Konseyi’ne üye olarak katılmış bulunuyordu.
Öte yandan, genelgede, parantez içinde “Sırbistan” denilmiş olmasına bakılarak,
haklardan yoksun kalan eski Türk vatandaşlarının, sadece “Sırbistan” uyruklarının ol-
duğu izlenimi alınmaktadır. Kastolunan bu ise, Türk vatandaşlığından “izinle” çıkarak
Karadağ uyrukluğunu kazanmış olanların, bu kısıtlamanın dışında bırakıldığı sonucu
çıkmaktadır. Genelgedeki anlatımın özensiz olduğunu söylemek zorundayız.
116 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
Rona AYBAY makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 117
makaleler Rona AYBAY
daşlığından Bakanlar Kurulu’nun izniyle çıkmış olan ve belirli koşullara
uyan kişileri ilgilendirmektedir. Eğer, belirli bir olayda, tapu işlemi için
başvuran kişinin Türkiye’de taşınmaz mal edinmesi “ulusal güvenlik” ya
da “kamu düzeni” açısından sakıncalı görülüyorsa bunu önlemenin çaresi
bireysel düzeyde bulunabilir. TVK değişik mad. 29, buna olanak vermekte-
dir. Ama, kanunla tanınmış bir olanağı, bireysel düzeyde değil de –deyim
yerindeyse– “toptancı” bir yaklaşımla yapmak, çağdaş insan hakları anlayışı
ve İdare Hukuku ilkeleri açısından kabul edilemez, kanısındayım.
SONUÇ
Hukuk kurallarının toplumdaki değişimlere göre yeniden düzenlenip,
ortaya çıkan yeni gereksinimlere yanıt verecek hale getirilmesi gerektiği
bilinir. Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünün, yurt dışında yaşamayı
yeni bir yaşam biçimi olarak benimsemiş olması gerçeği karşısında, yasalar-
da bu konuyla ilgili yeni düzenlemelerin yapılmış olması çok yerindedir.
Bu bakımdan,Türk vatandaşlığından “izinle” çıkmış olan eski vatan-
daşlarımızla ilgili düzenlemeler, özünde çok yerinde, yararlı ve gerçekçi
girişimler olarak kabul edilmelidir.
Ancak, özünde çok yerinde olan yasal düzenlemelerin, oldukça önemli
bazı kusurlar içerdiğini de saptamak zorundayız. Örneğin, hazırlık çalış-
malarına yer almayan “kanuni mirasçılar” kavramının TVK, mad. 29’da ya-
pılan değişikliğe, TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında deyim
yerindeyse “son dakikada” eklenmesi, gereksiz bir hukuki karışıklığa ve
duraksamalara yol açmıştır.
Öte yandan, TVK, mad. 29’da yapılan olumlu değişiklik, genel olarak
bürokrasi ve özellikle tapu alanında görev yapanlarca fazla benimsenmiş
görünmemektedir. Bu olumsuz tavır, TVK, mad. 29 ile –yani “yasama”
yoluyla– sağlanmış hakların ve olanakların, bazı eski vatandaşlardan,
idari düzenleyici işlemler yoluyla (örneğin tapu alanında,pek de özenle
hazırlanmış bir metin olmayan “genelge” yoluyla) ve “topluca” esirgenmesi
sonucunu vermiş görünmektedir. TVK, mad. 29’un sağladığı haklardan
yararlanması “milli güvenlik” ve “kamu düzeni” açısından sakıncalı olanlar
varsa; kanun, bunlarla ilgili olarak “bireysel düzeyde” engelleme uygulan-
masına elverişlidir.
Öte yandan, “pembe kart”ın özellikle Almanya gibi, bu olanaktan ya-
rarlanabilecek eski vatandaşların yoğun biçimde yaşadıkları ülkelerde iyi
duyurulup tanıtılmış olduğunu söylemek de kolay değildir. İnsanların
yeterince bilgilendirilmemeleri, kanun değişikliği yoluyla sağlanmış ola-
naklardan yaralanmalarının sınırlı kalmasına yol açmıştır.