118 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 119
makaleler M. Tören YÜCEL
HUKUKUN SOSYAL TEORİSİ
Mustafa T. Yücel, LLM, JSD
*
*
*
Çankaya Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı.
1
M. T. Yücel, Kriminoloji, Ank 2003, s. 132.
2
Ne var ki kamu davası açmak için “yeterli belirti” yerine getirilen “yeterli delil” ölçütü
istenilen işleve kavuşturulamamıştır. Bunun en belirgin nedeni ise, savcılara güven
duyulmamasıdır. Bu duygu adliye kültürümüzün yerleşik bir öğesi olup, savcıların
ciddi bir hazırlık işlemi yapmaksızın kamu davası açması tutumu ile beslenmektedir.
Nitekim, adalet müfettişlerince 1986 yılı Ankara Cumhuriyet Savcılığı denetiminde,
Ülkemiz hukukunun sosyal teorisini oluşturmak doğrultusunda sis-
temdeki aktörlerin tutum ve davranışlarını belirlemek üzere niceliksel/
niteliksel araştırmalara vurgu yapılması önemi şimdilerde daha iyi algı-
lanmaktadır. Avrupa Birliği Uyum Yasaları bağlamında çıkarılan yasalara
karşın uygulamanın aynı tutarlılığı göstermediği savları karşısında sosyal
teorinin saptanması daha da önem kazanmaktadır. İşte bu gereksinmeden
hareketle yaşayan hukuk profilini belirlemede aktörlerin de-facto ne yap-
tıklarını saptamak, belli amaç–değerlere vurgu yapılıp yapılmadığını irde-
lemek üzere yargı pratiğinde niceliksel değerlere aşağıda yer verilmiştir.
Bu saptamalar sırasıyla şöyledir:
— Birincisi, diğer ülkelere oranla kamu davasındaki itham yüzdesi ile
ceza mahkemeleri beraat oranlarında (%) görülen yüksekliktir.
1
Aşağıdaki
formüle göre;
İddianame
(İtham yüzdesi = X 100)
İddianame+Takipsizlik+Ön ödeme
2000 yılında itham oranı DGM Başsavcılıklarında %68, diğer başsav-
cılıklarda %52’dir.
2
Bu orandaki yüksekliğin uzun yıllardır süregelmesi
Cumhuriyet savcılarının tutumundan kaynaklanmaktadır.
118 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 119
makaleler M. Tören YÜCEL
2000 Yılı Verilerine Göre Ceza Mahkemesi Türü İtibariyle Beraat/
Mahkûmiyet Yüzde Oranları Dağılımı:
DGM
Ağır
Ceza
Asliye
Ceza
Sulh
Ceza
ÇocukToplam
Beraat 34.932.9 33.3 12.6 17.8 24.8
Mahkumiyet 65.167.1 66.7 87.4 82.2 75.2
hazırlık soruşturmalarının tamamına yakın bir kısmının zabıtaya yaptırıldığı; derdest
31.074 hazırlık evrakından yalnızca 732’sinin (%2.3) savcılarca tahkik işlemine tabi
tutulduğu saptanmıştır.
Ülkemizde, yeterli delil ölçütüne göre dava açma tekelini elinde bulunduran
savcıların bu ölçüte ne derece işlerlik kazandırdığı yukarıdaki somut veriler (beraat
oranları) ışığında kuşkulu görülmektedir. Bu ölçüt, savcıları kamu davası açılması
için gereken “yeterli delil” için objektif bir değerlendirme yapma imkanı bulama-
dıklarından mı yeterli bir işleve kavuşamamıştır? Yoksa önceden kamu davası açıl-
masına egemen olan “yeterli belirti“ ölçütünün yarattığı kültür ve davranış tutumu
karşısında“yeterli delil” işlevden yoksun mu kalmaktadırlar?
Savcılar, her sanık için yapılan suç isnadına ilişkin mahkûmiyete yönelik ger-
çek bir beklentiyi besleyecek yeterli delil olduğu konusunda tatmin olmalıdırlar.
Savcılar, savunmanın görüşlerini de göz önüne alarak tezlerini nasıl etkileyeceğini
de göz önüne almalıdırlar. Kuşkusuz, mahkûmiyete ilişkin gerçek bir beklenti olup
olmaması objektif bir test niteliğindedir. Bu test, mahkemece, hukuka uyarlı ikame
edilen leh ve aleyhteki delillerin değerlendirilmesi sonucu büyük bir olasılıkla sanığın
mahkûmiyetine karar verilmeyeceği anlamına gelmektedir.
Cumhuriyet Savcıları kamu davası açarken yeterli delil olup olmadığına karar
verirken, delillerin kullanılıp kullanılmayacağı ile güvenilirliğini de göz önünde
bulundurmalıdırlar. Bazı davalardaki sözde deliller ilgiyi çekmezken; bazı davalar-
daki delillerde, ilk algılandığı gibi güçlü olmayabilir. İşte bu nedenle kamu davası
açılması sürecinde yanıtlanması gereken sorular şunlar olmalıdır: Delil mahkemede
kullanılabilir mi? Delilin mahkemede kabul görmemesi olasılığı var mı? Bazı ceza
usulü kurallarının ilgili delilin hükme esas alınamayacağını emretmesi (CMUK, mad.
238, 254/2) karşısında, delilin elde edilmesi şekli veya dolaylı tanık ifadesi nedeniyle
delil mahkemece reddedilecek mi? Bu durumda, gerçekçi bir şekilde mahkûmiyete
götürücü nitelikte diğer deliller var mı? Delil güvenilir mi? Suç itirafı örneğin sanığın
yaşı, zeka derecesi veya anlama gücü olmayışı nedeniyle güvenirlikten yoksun mu-
dur? Tanığın özgeçmişi göz önüne alındığında savcılığın davasını zayıflatma olasılığı
var mı? Tanığın saikının karanlık olması veya sabıkasının bulunması, kendisinin
davaya yaklaşımını etkileyebilir mi? Tanığın kimliği sorgulandığında, elde edilen
kanıtlar yeterince güçlü mü? Ne var ki savcılar, kullanabilecekleri veya güvenirliği
konusunda emin olmadıkları kanıtları da göz ardı etmemelidirler.
İşte, savcılar kamu davası açılması sürecinde yer alan “yeterli delil” ölçütüne iş-
lerlik kazandırmak üzere sanık hakkında mahkûmiyet beklentisi olup olmadığını test
ederken şimdiye dek sözü edilenleri özenle irdelemelidirler. Özetle, kanıtları, kamu
davasını açmak hususunda yeterli sayılıp sayılamayacağını savcılar takdir edecektir.
Tutum oluşumu ve değişikliği için ayrıca bkz. M. Şerif ve C. W. Şerif, Sosyal Psikolojiye
Giriş II, Sosyal Yayınları, İst. 1996, s. 539-573.
120 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 121
makaleler M. Tören YÜCEL
Uluslararası karşılaştırmada ülkemizdeki mahkûmiyet oranı oldukça
düşük iken, bu oran İsveç’te %94.7, (1988) Fransa’da %98.9 (1982) ve Japon-
ya’da %99.9’dur. (1992) Orandaki bu çarpıcı farklılık hazırlık soruşturma-
sında ayıklama işleminin çok ciddi yapıldığını göstermektedir.
— İkincisi, aşağıdaki tabloda yer alan verilerin ortaya koyduğu üzere,
ceza davalarında zamanaşımı nedeniyle düşme kararlarının gizli bir af gibi
çalıştığıdır. Bu sonucu etkileyen öğeler arasında 1774 sayılı Kimlik Bildirme
Kanunu’nun işlevsel etkinlikten yoksunluğu yer almaktadır.
2000 Yılı Verilerine Göre Düşme Kararları Dağılımı:
Evre Sayısı
Savcılık 117.941
İlk derece mahkemeler 365.174
Yargıtay 10.728
Toplam 493.843
— Üçüncüsü, adli yargıdaki yanılgı oranıdır. 2002 yılı itibariyle Yargı-
tay Ceza Dairelerindeki bozma oranı %39.7 ile yazı emirle bozma istemle-
rinin
3
sonuçları (1992 yılında Adalet Bakanlığı’na gelen 2.606 yazılı emrin
1.394’ünde istem yerinde görülmeyerek mahalline iade edilmiş, 1.133 dosya
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal ettirilerek bunlardan 1.026’sın-
da kabul –%90.6 ve 107’sinde ret - %9.4 kararı verilmiştir) toplamı ilk derece
mahkemelerindeki yanılgı payını sergilenirken, Ceza Genel Kurulu’ndaki
%44.9’luk (son on yedi yıllık süredeki en yüksek) oran da Yargıtay Ceza
Dairelerindeki yanılgı payına işaret etmektedir. Bu payın saptanmasında
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ceza daireleri kararlarına karşı yapı-
lan itiraz ile karar düzeltme sonuçları da göz önüne alınmalıdır. Aşağıdaki
tablolarda itiraz ve düzeltme istemlerindeki kabul oranının (1992-2002)
küçümsenmeyecek ölçüde olduğunu göstermektedir.
3
Bkz. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün yazılı emirle bozma talepleri
hakkındaki 17/12/2002 tarih ve 3.3.-337/143 sayılı Genelgesi.
120 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 121
makaleler M. Tören YÜCEL
4
Bu istatistik görüntünün yıllarca süregelmesine karşın gerekli adli irade tezahürüne
tanık olunamadığı gibi beş yıllık kalkınma plan stratejileri ve yıllık kalkınma prog-
ramlarında da şimdiye dek beraat/düşme/adli yanılma için bir oran hedeflendiği
görülmedi. Öte yandan, halkta da bilinç yaratılamadığı için demokratik sistem gerekli
refleksi gösteremedi.
Ceza Genel Kurulu’na Yapılan İtiraz Sonuçları
Karar/İtirazKabul % Ret %
1992 53 32 60.37 21 39.63
1993 49 23 46.94 26 50.06
1994 39 24 61.53 15 38.47
1995 50 25 50.0 25 50.0
1996 30 6 20.0 24 80.0
1997 46 19 41.0 27 59.0
1998 53 17 32.07 36 67.92
1999 90 34 37.77 56 62.22
2000 64 24 37.50 40 62.50
2001 241 80 33.19 161 66.80
2002 98 51 52.04 47 47.95
Karar Düzeltme İstem Sonuçları
Yıl Karar Düzeltme Kabul % Ret %
1992 178 162 91.01 16 8.99
1993 140 134 95.71 6 4.29
1994 140 125 89.28 15 10.72
1995 123 110 89.43 13 10.57
1996 96 84 87.50 12 12.50
1997 84 72 85.71 12 14.28
1998 105 90 85.71 15 14.28
1999 110 84 76.36 26 23.63
2000 111 96 86.48 15 13.51
2001 77 62 80.51 15 19.48
2002 118 95 80.50 23 19.49
İşte adalet istatistiklerinin belgelediği beraat ve düşme oranlarındaki
yükseklik ile adli yanılgı oranındaki bu çarpıcı oranlar, ceza adaleti siste-
minin kalite açısından patolojik bir görüntüsüne işaret etmektedir.
4
122 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 123
makaleler M. Tören YÜCEL
— Dördüncüsü, yüksek mahkemelerde süregelen “adli kırtasiyecilik”tir.
Yargıtay Hukuk Dairelerince “aidiyeti cihetiyle ilgili daireye gönderilen” iş
sayısı 2000 yılında çıkan toplam 244.978 işten 28.827 (%11.8) iken; Danıştay
için bu sayı 1999 yılında çıkan toplam 59.753 işten 1677 (%2.8) dır. Bu sayısal
görüntü yargıda da trafiğin iyi olmadığına işaret etmektedir.
— Beşincisi, ceza adaleti sisteminde “her şey sanki suçluları korumaya
yöneliktir.” Sistemde mağdurlar açısından büyük bir haksızlık ve denge-
sizliğe tanık olunmaktadır. Bu durum batı dünyasındaki isimlendirmede
daha da belirgindir: Sistem victim justice/mağdur adaleti değil, criminal
justice/ceza adaleti olarak adlandırılmaktadır. Ülkede var olan ceza adaleti
süreci “mağdur”u daha da mağdurlaştırılmakta; nerede ise mağdur suçlu
konumuna getirilmektedir.
5
— Altıncısı, genelde mevcut kurumlarda verimlilik ve etkinlik ana-
lizleri yapılmaksızın kaldırılan/konulan kurumlarla süreçte çıkmazlara
neden olunmasıdır –gecekondu nostaljisi. Bunun en tipik örneği de sorgu
hakimliğinin kaldırılmasıdır.
— Sistem modeline göre iş akışı/girdi kontrolü/aşınma parametrele-
rini belgelemek üzere 2000 yılı Adalet İstatistiklerinde 1000’e indirgenmiş
görüntüsüne aşağıdaki tablolarda yer verilmiştir. Savcılık tablosunda
görüldüğü üzere işlerin %30.3’ünde takipsizlik kararı verildiği göz önüne
alınarak kolluk evresinde bu ayıklama işlemine olanak sağlayacak yasal
düzenleme gereği belirmektedir. Kollukta ayıklamanın en tipik örneği
İngitere’dedir.
5
Hüküm giyen suçlu eğitilmekte, çalıştırılmakta/psikiyatrik tedaviye tabi tutulmak-
ta;kendilerine “af” sağlamak üzere kader kurbanı etiketi yapıştırılmakta; aflarla
salıverilenler özellikle cinsel sapıklar yeni kurbanlara doğru yelken açmaktadırlar.
Psiko-sosyal anketlerle suçluların öz geçmişlerinin profili çıkarılırken, mağdurlara
ne olduğu konusunda hiç bir araştırma yapılmıyor. Cinayete kurban gidenler, sanki
“temizlendiler”. Onlar mağdur potansiyelli kişilerdi; cinayet olmasa başka bir nedenle
X olacaklardı-belki de yolda yürürken kafalarına bir saksı düşerek veya geceleyin
evlerine giren bir kamyonla can vereceklerdi. Öte yandan, suç zamanaşımı ile ta-
kibattan kurtulan suçlulara karşın mağdurlar yaşam boyu geçirdikleri travmanın
etkisine mahkum oluyorlar. İşte sistem çeşitli açılardan fire vermektedir. İnsan hakları
bildirgelerinde sanıkların korunmasına yönelik hükümler pozitif hukuka yansımış
iken mağdurların korunmasına yönelik düzenleme daha yasalaşmamıştır. İlke defa
suç işlediklerinde korunan suçlular salıverilme sonrası yeniden suç işlediklerinde
sistem yine koruyuculuğunu sürdürmekte; zaman zaman cezai sorumluluk açısından
akıl hastalığı devreye girerek (insanity defense) farazi açıklamalarla sanığın cezai
sorumluluğu olmadığı de hükme bağlanabilmektedir. Kuşkusuz, bu düzenleme de
sorgulanarak, gerçekte sanığın suçu işleyip işlemediği/suçlu olup olmadığı saptan-
malı; bu saptama sonrası yaptırım ve tretman türü (akıl hastanesi mi, cezaevi mi,
yoksa her ikisin mi olacağı?) belirlenebilmelidir.
122 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 123
makaleler M. Tören YÜCEL
SAVCILIK
Takipsizlik kararı 303
Ön ödeme 120
Açılan Kamu Davası 457
Yetkisizlik 72
Görevsizlik 8
Birleştirme 41
Çıkan iş sayısı 1000
CEZA MAHKEMELERİ
Yetkisizlik 8
Görevsizlik 19
Birleştirme 19
Düşme 217
TCK 119 göre ort.kaldırma 83
Beraat 133
Mahkumiyet 521
Çıkan Dava Sayısı 1000
HUKUK MAHKEMELERİ
Açılmamış Sayılması 122
Birleştirme 30
Ayırma 1
Zamanaşımı 3
Yetkisizlik 10
Görevsizlik 12
Sübut bulmadığından 102
Feragat sebebiyle 35
Tam Kabul 556
Kısmen kabul kısmen ret 126
Sulh olma 3
Çıkan dava sayısı 1000
124 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 125
makaleler M. Tören YÜCEL
Yukarıdaki tablolardan ceza mahkemeleri bölümünde yetkisizlik ve
görevsizlik oranının %27’yi bulması sistemdeki kırtasiyeciliğin boyutunu
sergilerken, hukuk mahkemelerindeki %3’lük sulh oranı da adliyede sulh
kültürünün gelişmediğine işaret etmektedir.
—Yedincisi, varlıklar ya da ilkelerin, gereksiz olarak arttırılmasıdır.
Bu yöntem terk edilerek hukukçular ve akademisyenler çabalarını artık
adaletin etkin ve kaliteli bir şekilde gerçekleşmesi ve adalete susamış
insanların/kamu vicdanının tatmin edilmesi çarelerine yöneltmelidirler.
Bu bağlamda, ilk önce yıllardır Yargıtay’da süregelen “aidiyet nedeniyle
ilgili daireye gönderme” (2000 yılında çıkan kararların %11.8) sorunu çözü-
me kavuşturulmalıdır. Bu derece basit bir soruna çözüm beklerken yeni
kurumlarla yeni sorunlar yaratmanın mantığını anlamak kolay değildir.
Önem verilmesi gereken, geliştirilecek hususlardan biri, kararların, olgu
ve kanıtların etraflıca değerlendirilerek hukukun açık bir dille ifade edil-
mesini içeren bir gerekçeye bağlanmasıdır. Bu ilke-kalitenin yakalanması,
mahkeme ve kararlarına karşı gerekli saygının sağlanması ve korunmasına
yaptığı katkı yanında taraflara temyiz başvurusu için yapacakları çalışmada
da yardımcı olacaktır. Açık ve doyurucu gerekçeler karşısında; temyiz eden,
temyizi, davanın bazı yönleriyle sınırlayarak temyiz sürecinin hızlandırıl-
masına da katkıda bulunabilecektir.
— Sekizincisi, Yargıtay’a gelen iş sayısının yeterince sınırlandırılması
halinde istinaf yerine genişletilmiş temyiz niteliğinde yeterli olabileceği
merkezindedir.
6
Bu önermeyi pekiştirir nitelikte ilk derece mahkeme ka-
rarlarındaki temyiz oranına yer verilmiştir. Bu oranı saptamak üzere iki
ayrı yönteme başvurulmuştur:
1. Yöntem: İlk derece mahkemelerince verilen kararların Yargıtay’a
gelen iş sayısı oranlaması yapılarak saptanan temyiz oranı dağılımı
7
yıllar
itibariyle şöyledir:
6
1998 Yılı İçinde Karar Verilen (Hukuk ve Ceza) İş Sayısı ve Oranı Dağılımı
(a) (b) (c)
Ülke İlk dereceİstinaf %
Temyiz %
b+c/a %
Almanya 3.446.516 273.878 7.9 7.839 2.8 8.1
Avusturya 203.859 37.101 18.1 3.033 8.1 19.6
Fransa 3.474.163 250.603 7.227.798 11 8.0
Türkiye(*) 2.499.456 528.620 21.3 21.3
(*) 2002 yılı değerleri
124 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 125
makaleler M. Tören YÜCEL
(1998-2002)
Yıl Hukuk % Ceza %
1998 20.84 9.28
1999 21.20 8.11
2000 22.00 9.05
2001 22.47 9.51
2002 21.98 10.20
2. Yöntem: Hukuk mahkemelerindeki reel temyiz oranını saptamak
üzere, ilk derece mahkemelerince verilen kararlardan Yargıtay Hukuk Da-
irelerince verilen kararlardan “kabul”, “kısmen kabul, kısmen ret” ile “sübut
bulmadığından” değerleri toplamının, “ret”, “geri çevirme”, “ilgili daireye” ait
değerlerin gelen işlerden çıkartılarak kalanına oranlaması yapıldığında 2002
yılı için (hukuk mahkemelerince verilen karar toplamı 1.064.353, Yargıtay
Hukuk Dairelerine gelen iş sayısı da 211.139 alındığında) hukuk işlerinde
temyiz oranı %19.83’ü bulmaktadır.
Ceza mahkemelerindeki reel temyiz oranını saptamak için de ilk derece
mahkemelerindeki değerlerden yalnızca mahkûmiyet ve beraat kararları
toplamı esas alınarak Yargıtay Başsavcılığı’na gelen işlerden Yargıtay
Ceza Dairelerince “iade”, “ret” ve “ilgili daireye” ait karar sayıları toplamı
çıkarıldığında kalan toplama oranlaması yapıldığında 2002 yılı için (ceza
mahkemelerince verilen karar toplamı 1.435.103, Yargıtay Başsavcılığı’na
gelen iş sayısı da 302.411 alındığında) ceza işlerindeki temyiz oranı %21.07
olmaktadır.
Bu verilerden reel ölçümleme değerleri alındığında da temyiz oranının
oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarının bu
orandaki katkısı küçümsenmeyecek derecededir. Genelde bu değerin ne
kadar aşağıya çekilebileceği göstermek için ilk derece ceza mahkemelerince
verilen kararların suç türü itibariyle dağılımına bakmak yeterli olacaktır:
8
7
Yargıtay Hukuk Daireleri/Yargıtay Başsavcılığı’na gelen kararların ilk derece mah-
kemelerince verilen tüm kararlara oranlamasıdır.
8
Bu tabloda kara para aklama yasası uyarınca bir mahkûmiyete tanık olunmadığı
görülmektedir.
126 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 127
makaleler M. Tören YÜCEL
Suç türü Dava Sayısı %
T. C. K. 574.860 29.86
İcra İflas Kanunu 981.431 50.98
Çek Kanunu 148.467 7.71
Karayolları Trafik K. 91.451 6.77
Orman Kanunu 29.403 2.17
Ateşli Silahlar ve... 19.710 1.45
Kaçakçılığın Men ve 10.040 0.74
Çıkar Amaçlı Suç Ör. 314 0.02
Terörle Mücadele... 451 0.03
Diğer 68.746 3.57
Genel Toplam 1.924.873 100
Bu tablonun belgelediği üzere, sisteme giren suçların %29.86’sı Türk
Ceza Kanunu’nu ihlal eden suçlar oluştururken %51 oranı icra ve iflas
suçları oluşturmaktadır. İşin en çarpıcı yanı da bu son gruptakilerden ce-
zaevlerine girenlerin oranı 1992-1999 yıllarında %50’lere vararak 100.000
nüfustaki cezaevi nüfus oranını şişirmesidir. İşte, kapalı cezaevlerine giren
icra ceza hükümlüsü yoğunluğu ve trafiği göz önüne alınarak onlara özgü
müstakil prefabrik bölümlerin kapalı cezaevine ek olarak inşa edilmesi
planlanmalıdır.
Yıllar
İcra iflastan
hükümlü (A)
Toplam hükümlü
(B)
(A/B)*100
%
1992 27.171 54.400 49.9
1993 27.511 53.618 51.3
1994 31.386 60.742 51.7
1995 30.948 63.103 49.0
1996 27.369 61.120 44.8
1997 26.890 62.946 42.7
1998 30.504 69.077 44.2
1999 43.954 83.466 52.7
126 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 127
makaleler M. Tören YÜCEL
İşte kanun yolları konusunda yapılacak en akıllı iş, adli denetim hak-
kı bakımından uzun deneyimlerle sosyo-juridik bir olgu olarak beliren
Türk temyiz sisteminin olumlu yanlarını vurgulamak ve yeni tedbirler
geliştirmek üzere, çoğu sistemimizde yer etmiş, Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi’nin (95) 5 sayılı Tavsiye Kararı metnindeki örnekler ışığında ka-
nun yollarına ilişkin profil çalışma ve değerlendirilmesini yapmak üzere
bir proje grubu oluşturmaktır.
9
Unutulmamalıdır ki “iyi aletler temin etmek
imkânsız olduğunda, yapılacak en iyi şey, eldekilerin kusurlarını anlamaktır.” (J.
S. Mill)
10
— Dokuzuncusu, beraat kararlarında farklılığa bakarak ceza adaletinin
şans oyununa dönüşmesidir. Mahkeme, duruşmalarında her davaya özgü
bulguları tanıklardan öğrenebilen ve yanılgıya düşebilecek insanlar tara-
fından yönetildiği için kaçınılmaz türden hatalar olağan sayılmalıdır. Bu
bağlamda aynı kanıt bir hâkim için inandırıcı olurken, bir diğerine saçma
gelebilmektedir. (gerçeklik yargısı) Nitekim hâkimlerin olaya ilişkin sorular
üzerindeki farklılığı, hukuka ilişkin yorumlarında saptanan (değer yargısı)
farklılıktan daha fazladır. Bu farklılığı vurgulayıcı nitelikteki görünüme
aynı suç türlerine ilişkin görevli mahkemelerce verilen beraat kararların-
daki oran değişimlerinde tanık olunmaktadır.
11
Bu değişimin boyutunu
belirlemek üzere, Ankara Adliyesi’nde mevcut olan 22 adet Asliye Ceza
9
Üst mahkemeler kurulması gereği hakkındaki normatif yaklaşım için bkz. S. Selçuk,
“Konumu Açısından Yargıtay ve Üst (İstinaf) Mahkemeler Sorunu”, Yargıtay Dergisi,
C. 2, S. 4 (Ekim 1976) s. 33-51; T. Alp, “İl Üst Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama
Usulleri Hakkında Bir Öneri”, Ankara Barosu Dergisi, S. 1992/1, Y. 49, s. 26-39; “Mu-
kayeseli hukukta istinaf”, Adalet Dergisi, Y. 91, (Ocak 2000) S. 2. Üst mahkemeler
ile temyizin birlikte olması gerekmediği hakkında bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesinin R (95) 4 sayılı Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ve Usul-
lerini Geliştirme Hakkındaki Tavsiye Kararı, (Çev. M. T. Yücel); N. Bilge, “Karar
Düzeltmenin İslâm Hukuku’ndaki Dayanağı”, Prof. Dr. Kemal Fikret Arık’a Armağan,
Ank 1973, s. 63-79.
10
Hukuk ve ceza dairelerini içerecek şekilde Yargıtay’ın (1949-1997) dönemindeki iş
yükü profili irdelendiğinde toplam iş yükü artış oranına yaklaşık oranda daire sayısı
arttığı ve verimlilik oranın da yaklaşık ayni değeri koruduğu görülmektedir:
Yıl Daire Değişim Toplam Değişim Çıkan Değişim Verimlilik
Sayısı iş iş %
194912 100129.334 100 113.980 100 88
196418 150181.401 140 161.621 142 89
199732 267375.129 290 342.422 300 91
11
Council of Europe, “Disparities in Sentencing: Causes and Solutions”, Strasbourg
1989.
128 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 129
makaleler M. Tören YÜCEL
Mahkemesi’nde 1996 yılı verilerine göre hırsızlık, (TCK, 491-494) müessir
fiil (456-460) ve dolandırıcılık (503-505) ve diğer yedi suçtan yargılanan
sanıkların beraat şansına ait veri analizleri yapılmıştır: Hırsızlık suçlarına
ilişkin davalarda beraat oranları ortalaması %47 iken, altı mahkemede bu
oran, ortalama üstünde %70-81; beş mahkemede ise, ortalama altında, %9-
7 değişen bir oran olduğu saptanmıştır. Bu tabloya göre, bir mahkemede
hırsızlık suçundan sanık on kişiden yaklaşık birinin beraat şansı varken,
bir diğerinde bu şans sekize yükselmektedir. Benzer bir tabloya müessir
fiil suçlarında da tanık olunmakta; bu suça özgü ortalama beraat oranı olan
%34’ün üstünde dört mahkemede bu oran %50-81 arasında seyrederken
normalin altındaki on mahkemede bu oranın %5-26 arasında seyrettiği
görülmüştür. Bu tabloda bir mahkemedeki on sanıktan birinin beraat şansı
0.5 iken, bir diğer mahkemede bu şans sekize yükselmektedir. Dolandırı-
cılıktaki görünümde diğerlerinden farklı olmayıp; ortalama beraat oranı
%47’nin üstünde yer alan dokuz mahkemede bu oran %58-82 arasında
seyrederken, on bir mahkemede %2-37 arasında seyrettiği ve bu durumda
bir mahkemede beraat şansı 0.2 iken, diğer bir mahkemede 8 olmaktadır.
— Onuncusu, kararların yeterli gerekçeden yoksun olmasıdır. Huku-
kun mantık ve “iyi duygu” arasındaki çatışmanın bir ürün oluşuna “gerekçe”
olgusunun sağladığı katma değer oldukça önemlidir. Gerekçe ve muhalefet
şerhleri kararların sorgulanmasını sağlayan ve hâkimlere rasyonel yargı-
lama gücü sağlayan unsurlar olarak hukukun zenginleşmesine katkıda
bulunmakta;
12
ilkelerin oluşumunu sağlamaktadır. Bu metotların varlık
ve etkinliği, sosyal yaşamın diğer alanlarındaki gerekçeli yaşamanın varlık
derecesiyle de yakından ilintili; demokratik toplumlar için vazgeçilemez
bir gerekliliktir.
— On birincisi, yasal sonuçları dile getiren şu iki deyişin yenilenmesi
gereğidir: 1. Dura lex, sed lex-Yasa serttir, ama yasadır; 2. summum jus
summa inuria, en adil yasa en büyük bir adaletsizlik olabilir. Bunu önlemek
için hukuk, toplumsal ihtiyaçlara uygun olarak geliştirilmeli ve hukuki
gerçeklerin araştırılması anahtar rolünü almalıdır.
İlke olarak, bir ülkenin tarihi ve geleneği göz ardı edilerek yeni ku-
rallar vazedilemez. Aynı derecede halkın mentalitesi ve yaşam biçimi de
göz önünde bulundurulmalıdır. Bu gereksinme Montesquieu tarafından
şu şekilde ifade edilmiştir: “C’est au legislateur à suivre l’esprit de la nation,
lorsqu’il n’est pas contraire aux principes du gouvernement; car nous ne faisons rien
12
Bilimsel görüşlerin/soyut kuralların olaya ve kişiye uygulanması halinde beliren
sakıncalar karşısında gerekli değişim ihtiyacı belirdiği; ve bunun en belirgin kanıtına
da Prof. N. Kunter’in eserinde tanık olunmuştur.
128 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 129
makaleler M. Tören YÜCEL
de mieux que ce que nous faisons libremen, et en suivant notre génie natural.”
13
Özetle, yasalar yapıldıkları ülkenin mentalitesi, geleneği ve tarihi
ışığında vazedilmeli; halkın kültür ve eğitsel seviyesi de göz önünde bu-
lundurulmalı; çağdaş değerler göz ardı edilmemelidir. Kuşkusuz, eğitsel
yasalar eğitim seviyesi yüksek ülkeler ile okur yazarlık seviyesi düşük olan
ülkeler için farklı olacaktır.
Yasa koyucu, her yeni yasa ile yeni bir adalet unsurunu mevcut hukuk
sistemine eklediğinden, çıkarılan yasalar temel adalet ilkelerine uyum ile
haklılık kazanmalıdırlar. Müktesep haklar ihlâl edilmemeli; eşyanın tevzii
her kesin ihtiyacına ve/veya icraatına göre yapılmalıdır. İlaveten, çatışma
halindeki menfaatler rasyonel bir temel üzerinde dengelenmelidir. Böyle-
ce, farklı menfaatler irdelenirken hiyerarşik sıralama yolunda rasyonel ve
demokratik haklılık sağlayıcı nitelik üzerinde önemle durulmalıdır.
14
— On ikincisi, hukuk kurallarının formüle edilmesinin bir teknik ol-
duğu unutulmamalıdır. Avrupa ülkelerindeki yasama faaliyetinin temel
amacı gelecekteki insan aktivitelerini için güvenlik ve rehberlik sağlamak
üzere davranışa özgü (uyulması veya uyulmamasının sonuçlarını belirte-
rek) genel reçeteler vazetmek ve bu bağlamda, insanların hukuki ilişkiye
girilebileceği, değiştirilebileceği veya korunabileceği mekanizmalar oluş-
turmaktır. Bu önerme hukuk kurallarından beklenen şu amaçları telkin
eder niteliktedir:
1. Kurallar hitap ettikleri kişiler tarafından anlaşılmalı;
2. Kurallar, açık, net, direkt ve güçlü bir anlatımla ifade edilmeli;
3. Kurallar, kesin olmalı ve ilke ile hususilik arasında doğru dengeyi
korurken olası davaları kapsayıcı şekilde kaleme alınmalı;
15
13
Montesquieu, L’Esprit des Lois, Livre XIX, Chapitre 5.
14
Quinney’e göre, “Toplum, konsensüs ve dengeden çok farklılık, çatışma, zorlama
ve değişimle karakterize edilmektedir. Hukuk, özel menfaatler ötesinde çalışan
bir enstrümandan çok menfaatler etkisiyle oluşan bir olgudur. Hukuk, menfaatleri
kontrol altına alabilirse de, bizzat kendisinin özel kişiler ve grupların özel menfaat-
leri ile yaratılmakta ve ender olarak tüm toplumun ürünü olduğu unutulmamalıdır.
Hukuk, menfaatlerini kamu siyasetine dönüştürme gücü olan özel menfaatleri temsil
eden insanlarca yapılmaktadır. Siyasetin çoğulculuğu kuramı aksine, toplumdaki
farklı menfaatlerin uyumlaştırılmış bir görüntüsü olmak yerine diğerleri pahasına
bazı menfaatleri desteklemektedir.” (R. Quinney, The Social Reality of Crime, Little,
Brown, Boston 1970, p. 35) Yasal düzenlemeye özgü yapılan bu değerlendirmenin,
ceza hukukunda klasikleşen hırsızlık, gasp, ırza geçme ve adam öldürme gibi suçlar
dışındaki düzenlemeler için de haklılık payı küçümsenemez.
15
İlkelerin–ağırlık veya önem–boyutu almasına karşılık kuralların bu niteliği yoktur. İlkeler
kesiştiğinde/çarpıştığında karara verecek kişinin her ilkenin ağırlığını göz önüne alması
130 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 131
makaleler M. Tören YÜCEL
4. Sade bir şekilde ifade edilmeli; muhtevasında muğlaklığa yer ver-
memeli;
5. Yanlış yorumlama veya kötüye kullanıma karşı açık kapı bırakıl-
mamalı;
6. Diğer kurallarla tamamen uyumlu bulunmalı;
7. Geçmişe şamil olmamalı; fizik olarak uyum gösterilmesi imkânsız
olmamalı;
8. Halkın dikkatlerine sunulmalı; kolayca erişilebilmeli ve kullanımı
kolay olmalı;
9. Konu hakkında sistematik ve kapsamlı ifadeler sağlamak üzere
kurallar mantıksal ve düzenli bir şekilde organize edilmeli;
10. Sokaktaki vatandaşın anlayabileceği akıcılıkta ve mükemmellikte
olmalıdır.
— On üçüncüsü, popülist ceza yaklaşımının bilimsel gerçekleri göz
ardı ettiğidir. Siyasete egemen olan popülist yaklaşımın yakın bir geçmişte
ceza hukuku alanına da sıçradığına tanık olunmuş ve “popülist ceza” kav-
ramı kriminolojiye yer etmiştir. Bu kavram, “yasa koyucuların cezai değerini
göz ardı ederek daha ziyade popülarite beklentisine dayalı siyasetleri yasalaştırma
eğilimine” işaret etmektedir. Ceza siyasetindeki bu geleneksel yaklaşıma
özgü başlıca sakıncalar şöyledir:
1. Girift sorunlara basit çözümler getirilmesi;
2. Sistematik kriminolojik araştırma sonuçları ile tutarsız olması;
3. Gereksiz ıstırap kaynağı olması yanında maddi ve sosyal bedelinin
yüksekliğidir.
Siyasiler popülist süreçte cezai “silahlanma yarışına” kilitlenmekte; her
parti seçmenleri arasında popülarite kazanmak üzere halkın korunması için
gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, ne kadar önemli veya ağırlıklı olduğunun saptanma-
sı söz konusu olmaktadır. Otomobil alımında yapılan sözleşme bağlamında “sözleşme
serbestisi” ilkesi ile “tüketicilerin korunması” ilkesi gündeme gelmektedir. Öte yandan,
kuralların bir boyutu yoktur. Kuralların ancak işlevsel olarak önemli veya önemsiz
olduğu söylenebilir. Davranışı düzenlemek bakımından oldukça önemli bir kuralın
diğerinden daha önemli olduğu belirtilebilirse de, kurallar sisteminde bir kuralın çok
önemli olduğuna değinilerek iki kural çatışması halinde ağırlığı olanın üstünlüğü söz
konusu olamaz. Özet olarak, hukuk, kurallar kadar ilkeleri de kapsamaktadır. Davaya
karar verilme öncesi kuralın varlığına karşın mahkemenin yeni bir kural benimsemesi
ve uygulaması durumunda ilkelere haklılık nedeni olarak yer verilmektedir.
130 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 131
makaleler M. Tören YÜCEL
cezaların daha ağırlaştırılmasını önermektedir. ABD’de tavana vuran cezai
eskalasyon sürecini Avrupa ülkeleri ve özellikle Türkiye’nin kat etmeğe
başladığı görülmektedir.
Medyanın genelde gerçeği yansıtmayan “suç haberleri” ile pompalanan
suç korkusu, yaratılan isterya cezaların ağırlaştırılması doğrultusundaki
popülist bir yaklaşıma yol vermekte ise de bunun çoğulcu bir bedeli ola-
cağı göz ardı edilmektedir. Ekonomi, trafik veya eğitim konusunda farklı
öneriler getiren siyasiler rasyonel planlama gereği bu önerilerin maliyeti ile
kaynağın nasıl sağlanacağına işaret etmek zorundadırlar. Kuşkusuz, aynı
gereklilik suç ve ceza siyaseti bağlamındaki öneriler içinde geçerli olmalıdır.
Yalnızca hukukun etkinliği ve kamu düzenini istemek yeterli görülmeyerek
cezaların ağırlaştırılmasının suçta ne kadar azalma sağlayacağına ilişkin
tahminler ile artan hürriyeti bağlayıcı cezanın kamu maliyesine olan be-
delinin ne olacağı da ortaya konulmalıdır. İşte siyasetin diğer alanları için
geçerli olan “hesap sorulması” standartlarının ceza adaleti için de geçerliği
de-facto benimsendiğinde cezaların salt ağırlaştırılması yaklaşımının ca-
zibesi önemli ölçüde azalacaktır.
Bu amaçla siyasiler kriminolojik gerçeklerden bilgilendirilmelidir.
Farklı seçenekler arasında siyasi tercih yapmak konumunda olan siyasiler
olası gerçeklerin leh ve aleyhindekileri açıklamakla yükümlüdürler. Halk
onlardan bunu beklemektedir. Bu nedenle, hürriyeti bağlayıcı cezanın ne
sağlayabileceği, sınırının ne olabileceği ile tehlikeleri konularında siyasile-
rin bilinçlendirilmesine yardımcı olunmalıdır. XX. yüzyılın son çeyreğinde
ülkemiz cezaevlerinde yaşanan acı gerçekler karşısında kabarık cezaevi
nüfusunun ne denli bir bedel ortaya koyduğu unutulmamalıdır
.
*
Siyasiler
fazlaca “insancıllık” ve “topluma yeniden kazandırma” projelerinden etkilen-
meseler de, zaman zaman çok normal gibi görünen hürriyeti bağlayıcı
cezaya fazlaca başvurulmasının parasal tutarından etkilenebileceklerdir.
Bir ülkedeki suç oranı kendi yasları ve dinamiklerine göre yükselip
düşerken, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet siyaseti de kendi di-
namiklerine göre gelişmekte ve değişmektedir. Bu iki sistem birbirinden
bağımsızdırlar. Nitekim (1950-1997) 100.000 nüfustaki suç ve cezaevi nüfus
oranlarına ait aşağıdaki tabloların belgelediği üzere İskandinav ülkelerinde
hürriyeti bağlayıcı cezaya başvurmada çarpıcı bir farklılık kadar kayıtlara
geçen suçluluk gelişiminde de çarpıcı bir benzerliğe işaret etmektedir: Fin-
landiya’da mahpus oranının fazlaca azalmasına karşılık İskandinav ülkeleri
suç oranları simetrisinin bozulmadığı görülmektedir.
16
(*)
Bugünkü rayici itibariyle bir F tipi kapalı cezaevi kompleksinin tutarı 4.3 trilyon TL
16
T. Lappi-Seppälä, Sentencing and Punishment in Finland: The Decline of the Repressive
132 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 133
makaleler M. Tören YÜCEL
Cezaevi Nüfus Oranı 1950-1997 Ceza Kanunu İhlal Suç Oranı
1950-1997. (/100.000 nüfus) (/100.000 nüfus)
— On dördüncüsü, Türk ceza siyaseti ve uygulamasında “yolsuzluğun”
ne derece önemli olduğunun anlaşılamadığıdır. Yolsuzluk konusunda ya-
pılan suçlamalara karşı, sorunun sistemden kaynaklandığı dile getirilmekte
veya bileşik kaplar metaforuna sıkça başvurulduğu görülmektedir. “Sis-
tem, her düzeydeki sorumluluktan kurtulabilmek için dilimize pelesenk ettiğimiz
bir maymuncuk” mazeret sözü haline gelmiştir. Gerçekte sorun, sorunun
sistemden kaynaklandığını söyleyenlerden/mazeret arayanların iyi niyetli
olmamalarından kaynaklanmaktadır.
17
Ülkeyi yolsuzluklardan temizlemenin, istenmeyen bir iktisadi bir mali-
yeti olacak; bozuk ve kirli ilişkilerin doğurabildiği bazı hayırlı sonuçlardan
mahrum kalınacak ise de, bu tür ilişkiler yüzünden heba olan ulusal kay-
nakların miktarı, doğurduğu hayırlı sonuçlardan kat be kat fazla olacaktır.
Hukukun de facto üstünlüğü, iktisadın verimini artıracaktır.
— On beşincisi, hukuk sosyolojisi öğretiminin nazari kaldığı, ülkemize
özgü olgusal araştırmalara yabancı kaldığıdır. Hiç kuşkusuz, ampirik hukuk
sosyolojisi, toplum incelemesi olarak hukuk sisteminin araştırılmasında
Ideal, Punishment and Penal Systems in Western Countries, (Ed. by M. Tonry and R.
Frase) Oxford University Press, New York 2001.
17
İnformal davranış modelleri ve yolsuzluk için bkz. H. Ökçesiz, “İnformal Adalet”
Toplum ve Bilim 87, Kış 2000/2001, s. 195-201. E. Bohne, informal davranış biçimleri
oluşum ve sıklığı için şu nedenleri orta koymuştur:
1. Yasal hedef açıklamalarının belirsiz/çatışmaya müsait/enformasyon taleple-
rinin fazlaca olması;
2. Hukuksal biçimselleştirmelere uyma bedelinin yüksek bulunması;
3. İçsel çatışma nedenlerinin çok ve sistem üyeleri için yenilgi “bedeli”nin kor-
kutucu bir nicelik kazanması;
4. Hızlı teknolojik, ekonomik, politik vs. değişimlere tanık olunan yasa alanları-
nın varlık göstermesi. Ökçesiz, age, s. 197; F. Adaman, A. Çarkoğlu ve B. Şenatalar,
Hanehalkı Gözünden Türkiye’de Yolsuzluğun Nedenleri ve Önlenmesine İlişkin Öneriler,
TESEV, İst. 2001; TBMM Yolsuzlukların... (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Raporu Esas No. A.01.1. Geç. 10/9-539–19/06/2003.
132 TBB Dergisi, Sayı 52, 2004
M. Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 52, 2004 133
makaleler M. Tören YÜCEL
başvurulan en yetkin bir vasıtadır: Top-
lumsal görüntü ile yaşam gerçeğinin ne
derece örtüştüğünü saptayarak, negatif
ayrıştırıcıları belirleyerek sağlam bir
hukuk sisteminin gereklerini ortaya
koymakta yardımcı olabilecektir. Ül-
kemizde hukuksal olgular araştırması
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik
Genel Müdürlüğü dışında, yine sınırlı
ölçüde hukuk felsefesİ ve hukuk sos-
yolojisi kürsülerinde ele alınmıştır. Bu
kürsüler, geleneksel olarak görevlerini,
ampirik hukuk araştırmasından ziyade,
hukuk felsefesi ile beraber teorik-spekü-
latif hukuk sosyolojisinin geliştirilmesi
olarak algılamışlardır. İşte bu noktada
yeni kurulan Adalet Akademisi’nin
bu eksikliği giderici, niteliksel ve ni-
celiksel araştırmaların yapılabileceği
bir merkez olması üzerinde ciddiyetle
durulmalıdır.
İşte hukuk sistemindeki faaliyetler
kompleksinde yer alan kişilerin (legal
aktörlerin) iddia ettikleri üzere neler
yaptıkları ile gerçekte neler yaptıkları
veya yapmadıkları ve diğer kişilerin
(sistem dışındaki aktörlerin) bu komp-
leksle ve ürünleriyle ilişkilerinde neler
yaptıkları sorularını irdeleyen devlet
hukukunun sosyal teorisine ilişkin bu
çalışmamızda konunun birinci yönü-
ne (adalet sisteminin nasıl çalıştığına)
ait bulguları saptadık, aynı derecede
önemli olan ikinci bölüm üzerindeki
çalışmalarımız ise devam etmektedir.
TBB YAYINLARI
HUKUK
YAYINCILIĞINDA
KALİTE VE GÜVEN
İSTEME ADRESİ
Karanfil Sokak 5-62,
Kızılay-Ankara
(Kargo veya posta ile, ücreti
alıcıdan olmak üzere ödemeli
gönderilir)
25.000.000.-
10.000.000.-