ÖĞRENCİLERİME ...
t)
ÖNSÖZ
Ceza hukuku düzeni hukuk di.lzeninin ayrılmaz bir parçasıdır. Kamu hukuku-
özel hukuk ayınını tartışmaları bir yana, ceza hukuku, niteliğinin gereği olarak
katıksız bir kamu hukukudur. Bu hukuk di.lzenini vurgulayan özellik, en azından
Kara-avrupası Hukuk Düzenlerinde kendisine ismini veren cezadır.
Suç ve ceza insanın yazgısıdır.
Nerede suç varsa orada ceza vardır. Tüm çabalarına rağmen, insan, suçun ve
cezanın olmadığı bir toplumu hala gerçekleştirilebilmiş değildir. Herhalde, bu,
insan zihninde, sadece bir özlem, bir ideal olarak kalacaktır.
Ceza, ödülün karşıtıdır.
Öyleyse, ceza, haz vermez, acı verir.
Bu, insanın en çok esirgenmesini gerektiren hukukun, ceza hukuku olması
demektir. Gerçekten, bugün, uygar toplumlar, insan haklarını, gerçekleştirilmesi,
korunup kollanması gereken en yüksek toplumsal bir değer saymaktadırlar.
O yüzdendir ki, uygar bir toplumun ceza hukuku, insan haklarının özrü değil,
tam tersine, teminatı olmak zorundadır.
İnsanlık tarihi, karanlık dönemlerin olmasına rağmen, insan haklarının
teminatı olacak bir ceza hukukunun, ancak kaynağı salt beşeri irade olan bir ceza
hukuku olduğunu göstermiştir. O nedenle, tek deney verisi hukuk, ceza hukuku,
kaynağı sadece beşerı irade olan hukuktur. Kaynağı salt beşeri irade olan hukuk,
ceza hukuku, laik ceza hukukudur.
Konumuz, Türk Ceza Hukukudur.
İncelemenin dayandırıldığı temel varsayım, hukukun, dolayısıyla ceza
hukukunun kaynağının, tek deney verisi olarak sadece beşerı irade olduğu
düşüncesidir.
Beşerı irade dilde ifadesini normatif önermelerde bulmaktadır.
Bundan ötürü, hukuka, ceza hukukuna bakış açısı, normatif, yani salt normcu
bir bakış açısı olacaktır. Bununla birlikte, hukukun, ceza hukukunun,
"Kişilerarasılık" veya "Karşılıklılık" (Bilateralita), "Kurumsallık" (lstituzione)
zenginliği göz ardı edilmeyecek; olmazsa olmazı olarak kişilerarasılık ve madem
hukuksuz toplum olmamaktadır, kurumsallık niteliği özenle korunacaktır.
vi
İncelemede; dünden bugüne hukuk, ceza hukuku bilimi, temel kaynaklar,
Cumhuriyetinin eseri hukuk, ceza hukuk bilimi ve uygulamaları göz önünde
tutularak; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun sisteminin, sistemi oluşturan
normların anlamının, kapsamının ve sınırlarının belirlenmesine çaba
gösterilecektir.
Bu arada, pek tabii, Türk Hukuk Devrimininin özünü oluşturan Ümanizma,
Rönesans ve Reform ve Aydınlanma çizgisine sadık kalarak, kimince bir 'baş
eser" olduğu ileri sürülen 5237 sayılı Kanun hakkında tarihe kayıt düşmek
istiyoruz.
Kısacası, burada, sistem analizinde bulunulacaktır. lşin icabı olarak bazı
tekrarlar kaçınılmaz olmuştur.
Böylece, en azından kendi hesabımıza bir tartışma zemini oluşturularak, 5237
Sayılı Türk Ceza Kanunu esas olmak üzere biçimlenecek olan yeni doktrin ve
uygulamaya katkıda bulunulmaya çalışılacaktır.
Kaynakçada, Hukukun Genel Teorisinin ve Ceza Hukukunun görülen ve
göndermede bulunulan genel bazı temer eserlerine yer verilmiştir.
Öğrencilerimin, araştırmacı ve uygulamacıların eleştirileri, onurumuz
olacaktır.
vl/
TEŞEKKÜR
lşbu eser, 3. yıl boyıınca lntemet'te www.zekilıafizagullari.com ve
Başkent Üniversitesi Hukıık Fakültesi sitesinde yayımlaıımaktadır.
Siteyi bugüne kadar yiiz biıı civarıııda okuyucu izlemiştir. Katkıları ve
eleştiriler için teşekkürlerimi swıuyorum.
Bımım yaıııııda, eseriıı düzeltmeleri için katkıda bulunan öğrencim
Dr. Muammer Ketivne,ı'e, Ezgi Aygüıı'e, Av. Dr. Bülent Hayri
Acar'a, Yaymcım Miilıendis Osnıaıı Bekir Susınuş'a ve REKMAY
YAYINCJLIK'tan Alınıet Hagur ve Ateş Akyüz'e teşekiir ederim.
Prof Dr. Zeki Haftzoğulları
Ankara 2008
Antolisci.
Antolisci.
Antolisci.
.-nolisei.
Ala akapt,m.
Aliınena.
Almvilla.
Banııglini.
Banııglini.
Bellavism.
Bettiol.
Bettiol,
Bettiol.
Bricola,
Bobbio
Bobbio,
Bobbio,
Bobbio,
Boscorelli,
Campus,
Caraccioli,
Cameluttu,
Carnelutti,
Carrara,
Cavallo,
Cavallo,
Cavallo,
Centel-Zafer-Çakmut,
Contieri,
Delitala,
Demirbaş,
Demirbaş,
Dolce,
KANAKÇA
tvfanuale di diritto penale, PG., Milano 2000.
Pcr un indirizzo realistico nelin scienzn del diritto
penale, Padova 1937.
11 rapporto di cmısalit•a nel diritto penale, Padova 1934.
L'Az.ione e l'evento nel reato, Milnno 1928.
Suçun Unsurları, Ankara 1975.
L1 colpa nella teoria generale del reato, Milano 1947.
La colpa, Torino 1947.
Le nom1e penali e i loro destinatari, Roma 191O.
Sul valore imperativo dele nonne giuriduche, Perugia 1911.
Il problema della colpevolezza, Palenno 1942.
Diritto penale, PG., CEDAM, Padova 1978.
Il problema penale, Palenno 1948.
L'Ordine dell'autorita'nel diritto penale, Milano 1934.
Fatto non imputabile e pericolosita', Milano 1961.
Intoduz.ione alla filosofia del diritto, Torinol948.
Studi sula teoria generale del diritto, Torino 1955.
Teoria della nom1a giurudica, Torino 1958.
Teoria della scienza giuriduca, Torino 1950.
Contributo alla teoria del concorso di persona nel reato,
Padova 1958.
Studio sul reato perrnanente, Sassari 1902.
I problemi generali delle misure di scurezza, Milano 1970.
Teoria generale del diritto, Roma 1950.
Teoria generale del reato, Padova 1933.
Progran1a, Lucca 1877.
Il delitto tentato, Napoli 1934.
L'esercizio del dirtto nella teoria generale del reato
Napoli 1939.
La forza maggiore nel diritto penale, Napoli 1945.
Türk Ceza Hukuku, Giriş, Beta, İstanbul 2006.
Lo stato di necessita', Milano 1939.
Il "fatto" nella teoria generale del reato, Padova 1930.
Ceza Hukuku, GH., Seçkin Yayınevi, Ankara 2006.
Ceza Hukuku, GH., Seçkin Yayınevi, Ankara 2007.
Lineamenti di una teoria generale delle sicuzanti nel diritto
penale, Milano 1975.
X
Dönmczer-Ennan.
Erem.
Ersoy.
Ferri,
Fiandaca - Musco,
Aorian.
Fomasari.
Fomasari,
Frosali,
Galli.
Gallo,
Gallo,
Giuliani,
Gözler,
Gözler,
Grammatica,
Grispigni,
Grispigni,
Grosso,
Hafızoğullan,
Hart,
Içel,
Impallomeni,
Kelsen,
Kelsen,
Keyman,
Kunter,
Kunter,
Kunter,
Kunter,
Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, I, II, ili,
İstanbul 1999, 2000.
Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, GH., I, il,
Ankara 1971.
İgnoranza ed errore nel diritto penale, Ankara 1968.
Pricipi di diritto criminale, Torino 1928.
Diritto penale, PG., Bologna 1985•.
Trattato / Parte generale del dirtto penale, Milano 1934.
I pricipi del diritto penale tedesco, CEDAM, Padova 1993.
II principio di inesigibilita' nel diritto penale, CEDAM,
Padova 1990.
L'Errore nella teoria del dirtto penale, Roma 1933.
L'Errore di fatto nel dirtto penale, Milano 1948.
II concetto unutario della colpevolezza, Milano 1951.
Il dolo, oggetto e accertamento, Milano 1948.
La struttura del reato pennanente, Padova 1967.
Hukukun Genel Teorisine Giriş/ Hukuk Nonnlanmn
Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara, 1998.
Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa 2000.
Principi di difesa sociale, 1961.
Diritto penale italiano, I, Milano 1947.
II consenso dell'offesa, Roma 1924.
Diffesa legittima e stato di necessita', Milano 1964.
Ceza Normu/ Nom1atif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku
Düzeni, Ankara 1996.
Il concetto del diritto, Introduzione e traduzione di Mario
Cattaneo, Torino1966.
Suç Teorisi, İstanbul 1999.
Istituzioni di diritto penale, Torino 1908.
Lineamenti di dottrina pura del diritto, Trad. Di Trevees,
Torino 1967.
Teoria generale delle nonne, Trad. Mirella Torre,
Torino 1985.
Ceza Muhakemesinde Savcılık, Ankara 1971.
Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1974.
Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul 1981.
Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi, İsmail Akgün
Matbaası, İstanbul 1949.
Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi, İsmail Akgün
Matbaası, İstanbul 1955.
xl
Kuru,
Latngliata,
Leone,
Liszt,
Maggiore,
Manhaiın,
Mantovani,
Manzini,
Manzini,
Massari,
Mezger,
Mestica,
Messina,
Molari,
Moro,
Moro,
Moro,
Nuvolone,
Ondei,
Özgenç,
Pagliaro,
Petrocelli,
Petrocelli,
Petroelli,
Petrocelli,
Pisapia,
Punzo,
Ranieri,
Ranieri,
Ranieri,
Rava',
Rocco,
Rocco,
Rocco,
Nizasız Kaza, Ankara 1961.
I principi del concorso nel rcato, Napoli 1964.
Istituzioni di diriuo proccssuulc pcnalc, I, il, Napoli 1965.
L1 teorin dello scopo nel diritto pcnalc, Acura di Calvi,
Milano l962.
Dirillo penale, PG., Bologna 1961.
Trattato di criminologia comparata, A cura di Franco
Ferracuti, I, II, Torino 1975.
Diritto penale, PG., Padova 1979.
Trattato di diritto penale italiano, Volume I, il, III,
Torino 1961-1964.
lstituzioni di dirito penale ıtaliano, I, PG., Padova 1958.
La nonna penale, Napoli 1913.
Diritto penale, trad.it.dell' avv.Mandaları, Padova 1935.
La responsabilita' penale delle persone giuridiche,
Roma 1933.
L'antigiuridicita' nella teoria del retato, Spoleto 1942.
Profili dello stato di necessita', Padova 1964.
Lantigiuridicita' penale, Palenno 1974.
La subbiettivazione delle nonne penale, Bari 1942.
Unnita' e Pluralita' di reati, Padova 1945.
I limiti taciti della norma penale, Padova 1972.
II sogetto attivo del reato, Padova 1948.
Türk Ceza Hukuku, GH., Seçkin Yayınevi, Ankara 2006.
Principi di diritto penale, Parte generale, Milano 1980.
La pericolosita' criminale, Padova 1940.
L'atigiuruducuta' , Padova 1966.
Colpevolezza, Padova 1955.
Pricipi di diritto penale, Napoli 1955.
Reato continuato, Napoli 1938.
Reato continuato, Padova 1951.
Colpevolezza e personalita' del reo, Milano 1933.
II reato complesso, Milano 1940.
Manuale di diritto penale, PG., Padova 1968.
Diritto e stato nella morale idealistica, Padova 1950.
L'Oggetto del reato e della tutela giuridico penale,
Roma 1933.
Sul concetto del diritto subbiettivo di punire, Prato 1904.
Le misure di sicurezza e gli altri mezzi di tutela giuridica,
Estratto dalla Rivista di dirtto penitenziario, IX,
Roma 1930.
.xii
Romano,
Ross,
Rossi,
Sabatini,
Santoro,
Scarano,
Scarano,
Scarpelli,
Serianni,
Sesso,
Soyaslan,
Spagnolo,
Tezcan,
Thon,
Tolomei,
Toroslu,
Toroslu,
Valetta,
Vannini,
Vannini,
Vannini,
Vassalli,
Vasalli,
Zagrebelesky,
Zanobini,
Corso eli diritto costituzionale, Padova 1933.
Diritto e giustizia, Trad. G. Gavazzi, Torino 1968.
Natura giurielica e struttura della desisteza volontaria,
Cosenza 1968.
il pubblico ministero nel diritto processuale penale, I,
Napoli 1943.
L'Ordine del superiore nel diritto penale, Torino 1957.
La non esigibilita' nel diritto penale, Napoli 1948.
Rapporti eli dirtto penale, Milano 1942.
Cos'e' il positivismo giuridico, Milano 1965.
La desistenza volontaria e il ravvedimento attivo,
Milano 1966.
Imputabilit' e sistema del reato, Milano 1962.
Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006.
Gli elementi soggetivi nella sttruttura delle scriminanti,
Padova 1981.
Ceza Özel Hukuku, 5. Bası, Ankara 2007.
Norma giuridica e diritto oggettivo, Trad., Dell'A. Levi,
Padova 1951.
il pentimento nel diritto penale, Torino 1926.
Ceza Hukuku, GK., Ankara 2005.
Cüıiimlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu,
Ankara 1970.
L'antiguridicita' penale in relazione allo scopo della norma,
Napoli 1951.
I reati commisivi mediante ommissione, Roma 1916.
il problema giuridico del tentativo, Milao 1952.
Manualle di diritto penale, PG., Firenze 1948.
Potesta' punitiva, Torino 1942.
Limiti del divieto di analogia in materia penale,
Milano 1942.
Reato continuato, Milano 1976.
İdari Müeyyideler, Çev. Y. Günal, Ankara 1964.
:>.:lif
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ ................................................................................................... V
KAYNAKÇA ......................................................................................... ix
BİRİNCİ BÖLÜM
CEZA HUKUKU DÜZENİ
BİRİNCİ BAŞLIK
DAVRANIŞ NORMU OLARAK CEZA HUKUKU
I. CEZA HUKUKU BİR İRADE TEZAHÜRÜDÜR ..................................... 3
il. CEZA HUKUKU İRADENİN EMİR OLARAK TEZAHÜRÜDÜR ........ 5
lll. BEŞERİ İLİŞKİLERİ DÜZENLEMEK ONLARI
DEĞERLEND1RMEKT1R .......................................................................... 5
IV. CEZA HUKUKU DÜZENİ BİR DEĞERLER SİSTEMİ BÜfÜNÜDÜR ......... 8
V. CEZA HUKUKU BEŞERİ VARLIKLARIN TOPLUMSAL
DAVRANIŞLARINI DEĞERLEND1R1R ................................................. 9
VI. CEZA HUKUKU BEŞERİ BİR DAVRANIŞ KURALLARI
SİSTEMİDİR .............................................................................................10
VII. CEZA NORMU HUKUK DÜZENİNDE GEÇERLi DAVRANIŞ
KURALIDIR ................................................................................. 12
İKİNCİBAŞLIK
CEZA NORMUNUN KAYNAĞI
I. HUKUKUN KAYNAĞI ............................................................................17
II. KANUN!I.JK İLKESİ ................................................................................ 19
lli. KANUNİLİK İLKESİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR ................................ 21
IV. CEZA NORMUNUN DOĞRUDAN KAYNAKLARI ............................. 23
V. ÖRF ve ADET ........................................................................................... 24
VI. CEZA NORMUNUN DOLAYLI KAYNAKLARI .................................. 25
A. idarenin Düzenleyici işlemleri ............................................................ 25
B. Anlaşmalar ve Uluslararası Teamüller................................................. 26
C. Yabancı Ülke Hukuku - Hukukun Genel İlkeleri - Yargı Kararları ......... 26
VII. CEZA NORMUNUN KAYNAĞININ YARGISAL DENETİMİ ............27
.l.:İV
ÜÇÜNCÜ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN SINIRLARI
I. CEZA NORMUNUN ZAMAN BAKIMINDAN SINIRI ....................... 29
A. Kanunların Birbirini İzlemesi ve Ceza Normunun Anayasada Zaman
Bakımından Sınırı ........................................................................... 29
B. Ceza Normunun Ceza Kanununda Zaman Bakımından Sınırı .......... 30
1. Suç Olan Bir Fiilin Suç Olmaktan Çıkarılması veya Suç Olmayan
Bir Fiilin Suç Olması. .................................................................. 30
2. Lehte Kanun ................................................................................ 31
C. Güvenlik tedbirleri .......................................................................... 33
D. Geçici veya süreli kanunlar ............................................................. 34
E. Bir Ceza Hukuku Düzeninin Örtülü Olarak Yürürlükten Kaldırılarak
Yeni Bir Ceza Hukuku Düzenin Oluşturulması ............................... 35
F. Suçun İşlendiği Zaman .................................................................... 36
II. CEZA NORMUNUN YER BAKIMINDAN SINIRI ............................. 37
A. Ceza Kanununun Ülkeselliği (Mülkilik) llkesi ................................. 37
1. Ülke ............................................................................................ 38
2. Ülkeden Sayılanlar....................................................................... 39
B. Ceza Kanununun Evrenselliği tlkesi ................................................ 40
C. Görev suçları ................................................................................... 42
ill. CEZA NORMUNUN KİŞİ BAKIMINDAN SINIRI ............................... 43
A. Ceza Kanununun Şahsiliği llkesi ...................................................... 43
B. Ülke Dışında Vatandaş Tarafından İşlenen Suçlar ........................... 44
C. Yabancı Ülkede Yabancı Tarafından İşlenen Suçlar ........................ 46
1. Yabancının Yabancı Ülkede Türkiyenin Zararına İşlediği Suçlar........... 46
2. Yabancı Ülkede Türk Vatandaşı Kişilerin Zararına İşlenen Suçlar ......... 47
3. Yabancının Yabancı Ülkede Yabancıya Karşı Suç İşlemesi ........ 47
IV. CEZA KANUNUNA KAMU HUKUKUNUN GETİRDİĞİ SINIRLAR ..... 48
A. Genel Olarak ................................................................................... 48
B. İç Hukuktan Gelen Kısıtlamalar ...................................................... 48
1. Sorumsuzluk ................................................................................ 48
2. Dokunulmazlık ............................................................................ 49
3. Cumhwbaşkanlarının Suçtan Sonımluluğu ........................................ 49
C. Uluslararası Kamu Hukukundan Gelen Kayıtlar ............................. 50
1. Diplomasi Dokunulmazlığı............................................................. 50
2. İkili veya Çok Taraflı Antlaşmalarla Getirilen Kayıtlar ....................... 50
V. YABANCI ÜLKE MAHKEMELERlNlN VERMİŞ OLDUĞU
KARARLARIN TANINMASI ve TÜRKİYEDE YARGILANAN
SUÇLARDA UYULMASI ZORUNLU KURALLAR ......................... 51
A Yabancı Ülke Mahkemelerinin Venniş Olduğu Kararların Tanınması. ...... 51
B. Türkiye'de Yargılanan Suçlarda Uyulması Zorunlu Kurallar ........... 52
XV
VI. SUÇLULARIN GERİ VERİLMESİ ......................................................... 53
A. Genel Olarak .......................................................................................... 53
B. Ceza Kanunun Düzenlemesi................................................................. 54
C. Düşünce Suçu, Siyasi ve Askeri Suç .................................................... 55
D. Vatandaşın Geri Verilmezliği İlkesi .................................................... 57
E. Geri Venne İşleınleri ............................................................................. 57
F. Koruma Tedbirleri .................................................................................. 58
DÖRDÜNCÜ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN TASNİFİ
I. CEZA NORMLARINI TASNİF ZORUNLULUĞU ................................ 59
II. ARASINDAKİ BAĞINTLILAR BAKIMINDAN CEZA NORMLARININ
TASNlFt ...................................................................................................... 60
A. Davranış Nonnları, Müeyyide Normları.............................................. 60
B. Bağımlı - Bağımsız Ceza Nonnları. ..................................................... 61
1. Bağımsız veya Asıl Ceza Nonnları .................................................. 62
a. Tam Ceza Nonnları ....................................................................... 62
b. Eksik Ceza Normları .................................................................... 63
c. Açık Ceza Nonnları ...................................................................... 63
2. Bağımlı veya Tamamlayıcı Ceza Nonnları ..................................... 64
a. Yönergesel ( Direttive) Nonnlar ................................................. 65
b. Tanıma ve Yorum Nonnları ......................................................... 65
c. Genişletici (estensive) ve Daraltıcı (limitative) Normlar ............ 65
d. Gerçekleştirici (Attuazione) ve Geçici (Transitorie)
Ceza normları ................................................................................ 66
e. Çatışma (Collisione) Normları ..................................................... 66
f. Atıf veya Gönderme Nonnları ..................................................... 67
III. Dh,-MANTIK YAPISI BAKIMINDAN CEZA NORMLARI ............... 68
A. İfade Biçimleri Bakımından Ceza Normları ....................................... 68
!.Olumlu (Müspet / Pozitif) Ceza nonnları ........................................ 69
a. Emredici ve Yasaklayıcı Normlar, yahut Birinci Derece Nonnlar
veya Birinci Derecede Hükümler. ................................................ 69
i. Emirler ve Yasaklar ................................................................ 69
ii. İster Emir İster Yasak Olsun, Birinci Derece Ceza Hükümleri
ya Mutlak (Şartsız) Hükümlerdirler ya da Göreli (Şartlı)
'
Hükümlerdirler ........................................................................ 71
.l/İ
iii. Ceza Hükümleri, İster Emir İsler Yasak Olsun, Konularının
İçeriği Bakımından ya Tehlike Yasaklan, Zarar Yasaklan, ya
da Tehlike Emirleri, Zarar Emirleridirler. ............................. 72
iv. Yasaklar Hakkında Yapılan Ayırım Emirler Hakkında
da Yapılabilınektedir ........................................................ 72
b. Müeyyide Emirleri veya İkinci Derecede Normlar .................... 73
2. Negatif (OlumsuıJMenfi) Ceza Normları. .................................... 73
a Bir İzin veya Yetki bahşeden Normlar - Tecviz Edici Nonnlar ...... 74
b. Kendisine Emredilen veya Yasaklanan Kişi Yönünden ............. 75
c. Emir veya Yasak Aynı Zamanda Lehine Emredilen
veya Yasaklanan Kişi Yönünden de Bir Müsaadedir .................75
d. Her Müsaade İzinli Kılınan Kimse Yönünden Bir Emir
veya Yasaktır .........................................................................76
e. Lehine Emredilen veya Yasaklanan Kişi Yönünden ..................76
f. Hiçbir Yetki Bahşetmeyen veya Bir İzin Vermeyen ama
Sadece İnkar Eden ve Sınırlandıran Ceza Normları ..................78
5. Emredici veya Yasaklayıcı Nonnlarla Bağıntılannda Olumsuz
(Negatif) Ceza Nonnları ............................................................. 78
6. Bahşeden, Mahrum Eden Ceza Normları..................................... 79
7. Bildirici veya Açıklayıcı Ceza Normları ...................................... 80
B. Kategorik Ceza Nonnları - İpotetik Ceza Normları. ........................ 81
l. İfade Edildikleri Biçim Bakımından Ceza Normları. ................... 81
2. Kategorik Emirler ...................................................................... 82
3. Şartlı (İpotetik) Emirler veya Teknik Normlar ............................ 84
BEŞİNCİ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN YORUMU
I. HUKUK BİLİMİ ................................................................................ 87
A. Genel Olarak ................................................................................. 87
B. Hukuk Bilimi - Ceza Hukuku Biliminin Konusu ............................. 87
C. Kural ve Kuralda Kurallaştırılan ..................................................... 88
D. Normatif Önermelerin Temel Niteliği ............................................. 90
E. Hukuki Formalizm ......................................................................... 94
1. Hukuki Fonnalizmde Hukuk Düzeni Bir Üst Yapı Kurumudur ......... 94
2. Hukukun - Ceza Hukukunun Hukuki Teorisi Hukukun Normatif
Teorisidir ................................................................................... 95
3. Formel Bilimler, Hukul, Ceza Hukuku Bilimi. ............................ 96
xv/1
4. Hukukun, Ceza Hukukunun Genel Teorisi Formel Bir
Bilin1 ınidir? .............................................................................. 99
F. Hukuk, Ceza Hukukunun Deneyselliği Meselesi ............................. ı00
1. Hukuk Bilimi, Daha Özel Olarak Ceza Hukuku Bilimi llk Ağızda
Değil, Ama Son Tahlilde Deneysel Bir Bilimdir ....................... 1Oı
2. Hul-a.ıkta Deneyselliğin Sınırı .................................................... 106
G. Pozitif Hukukun Bir Teorisi Olarak Hukukun Normatif Teorisi. .... I ı ı
II. YORUM .................................................................................................. 1l 5
A. Genel Olarak Yorum ........................................................................ 1I5
B. Yapana Göre Yorum Çeşitleri ........................................................... 116
C. Belirleyicilik Niteliğine Göre Yorum Çeşitleri ................................. 117
1. Daraltıcı Yorum ............................................................................. 118
2. Genişletici Yorum .......................................................................... 118
3. llerletici Yorum ............................................................................. 118
D. Yorum Yöntemleri .............................................................................. 118
ı. Mantıksal-Yapısal (Sözel) Yorum Yöntemi ................................. 119
2. Amaçsal (Gaı) Yorum Yöntemi .................................................... 119
E. Yorum Araçları ................................................................................... 121
F. Kıyas ........................................................................................ 122
ALTiNCi BAŞLIK
CEZA HUKUKU DOKTRİNLERİ
VE
TÜRK CEZA HUKUKUNUN TARİHÇESİ
I. CEZA HUKUKU DOKTRİNLERİ ........................................................ 123
A. Genel Olarak Ceza Hukuku Doktrinleri ............................................. 123
B. Klasik Ceza Hukuku Okulu ............................................................... 124
C. Pozitivist Ceza Hukuku Okulu ........................................................... 125
D. Teknik Ceza Hukuku Okulu .............................................................. 127
E. Gerçekçi Ceza Hukuku Ak.ımı .......................................................... 128
II. TÜRK CEZA HUKUKUNUN TARİHÇESİ ......................................... 129
A. Tanzimat Dönemi ve Birinci Dönem Ceza Hukuku Düzeni............ 130
1. Genel Olarak ................................................................................. 130
2. Tanzimat Dönemi Ceza Hukuku .................................................. 131
3. Türkiye Devleti Ceza Hukuku ...................................................... 134
a. Türkiye Devleti ve Devletin Hukukunun Oluşumu .................. 134
:l."tlii;
b. Birinci İktisat Kongresi ve Hukuk Devrimi İhtiyacı .................. 135
4. Türkiye Cumhuriyeti Ceza Hukuku ............................................... 136
a. 1924 Anayasası ve Ceza Hukuku ............................................... 136
b. 1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 1929 tarih ve 14ı2
sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Bazı İlgili
Kanunlar ...................................................................................... 138
i. Türk Ceza Kanunu ..................................................................138
ii. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ...................................... 141
iii. llgili Diğer Kanunlar ............................................................. 142
5. Türk Toplumunun Toplumsal, Ekonomik, Siyasi ve Hukukı
Değişimleri Karşısında Ceza Kanununun Uğradığı Başlıca
Değişiklikler .................................................................................... 143
a. 1930 Sonrası Dönemde Yapılan Değişiklikler........................... 143
b. İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası Dönem .................................... 145
c.1950 Sonrası Ceza Hukuku ......................................................... 146
d 1%0 lbtilali, 1961 Anayasası ve Sonrası Dönem Ceza Hukuku ....... 149
e. 1980 İhtilali, 1982 Anayasası ve Sonrası Dönem Ceza Hukuku ... 152
6. Avrupa Birliğine Girme Çabaları Karşısında Ceza Hukuku ....... 155
7. Ceza Hukuku Doktrini ................................................................... 157
a. Ceza Hukuku Bilimi ................................................................... 157
b. Ceza Hukuku Uygulamaları ....................................................... 159
B. İkinci Dönem Ceza Hukuku Düzeni .................................................. 160
1. Genel Olarak ................................................................................... 160
2. Kanunun Genel Değerlendirilmesi .................................................. 161
a. Temel Yanlışlardan Gelen Yorum Zorlukları ........................... 161
b. Kanunun Yorumunda Gerekçelerden, Komisyonlarda ve TBMM
Genel Kurulunda Yapılan Tartışmalardan Yararlanmak
İmkanının Bulunmaması ............................................................. 162
3. Kanunun Yorumunda Geçerli Ceza Hukuku Biliminden ve
Mahkemelerin Günümüze Kadar Gelen Uygulamalarından
Yararlanmak.................................................................................... 164
4. Kanunun Yorumunda Suçun Hukuki Konusu veya Normun Ratiosu
Kriteri ............................................................................................... 167
5. Yorumda Sınır, Düzeltici Yorum Yasağı...................................... 169
6. Anayasaya Aykırılık ....................................................................... 170
XİX
İKİNCİ BÖLÜM
suç
BİRİNCİ BAŞLIK
GENEL OLARAK SUÇ
I. SUÇ KAVRAMI .......................................................................... 173
A. Suçun Şekli Tanımı .................................................................... 173
B. Suçun Maddi Tanımı .................................................................. 174
II. SUÇ ve HUKUKA AYKIRI DİĞER Ftn..,LER ................................. 177
ili. SUÇLARIN CÜRÜM ve KABARAT OLARAK AYRILMASI. ....... 178
A. Genel Olarak ............................................................................ 178
B. Suçların Ağırlıkları Esas Olmak Üzere Aynlması. ......................... 180
IV. SUÇLARINAYRIŞTIRILMASI. ................................................. 182
V. SUÇUN UNSURLARINA GÖRE İKİLİ VE ÜÇLÜ AYIRIMI .......... 184
VI. SUÇUN ÖNŞARTI, F11L1N ÖNŞARTI. ............................................ 186
VII. CEZALANDIRABİLME ŞARTLARI ............................................. 187
İKİNCİBAŞLIK
SUÇUN UNSURLARI
1. FllLSlZ SUÇ OLMAZ ................................................................... 189
A. Fiil Kavramı, Niteliği, Unsurları .................................................. 189
B. Hareket ...............................................•·········•···· .................... 190
1. İcra Hareketi ......................................••••••••· ............................. 192
2. İhmal Hareketi ...................................................................... 194
C. Netice ....................................................................................... 196
l.Bir Olgu Olarak Netice ............................................................ 196
2. Neticenin Tabiatçı Anlayışı. .................................................... 196
3. Neticenin Hukuki/Normatif Anlayışı ....................................... 197
D. Nedenselli.k .............................................................................. 198
1. Genel Olarak ......................................................................... 198
2. Nedenselliği Açıklayan Düşünceler ......................................... 199
a. Tabii Nedensellik Düşüncesi ................................................ 199
b. .......................................................................... Uygun
Nedensellik Düşüncesi ......................................................... 200
c. Beşeri Nedensellik Düşüncesi............................................... 202
3. Hukukumuzda Nedensellik Meselesi ........................................ 204
E. İhmalin Nedenselliği. ................................................................ 206
1. lhmaJin Gerçekliği Tartışması ..................................................... 206
2. İhmalin Nedenselliği .................................................................. 206
F. Neticeyi Önleme Yükümlülüğü ....................................................... 207
G. Maddi Unsur Esas Olmak Üzere Suçların Tasnifi ........................... 209
1. Hareket Esas Olmak Üzere Suçların Tasnifi ............................... 209
a. Anı Suçlar ........................................................• ....................... 210
b. Kesintisiz Suçlar ...................................................................... 21O
c. İtiyadı Suçlar ............................................................................ 212
2. Netice Esas Olmak Üzere Suçların Tasnifi ................................. 213
II. �ALStz SUÇ OLMAZ ................................................................... 214
A. lhlal, Suçun Hukuki Konusu, Mağdur ............................................. 215
1. Genel Olarak İhlal ....................................................................... 215
a. Hukuka Aykırılık ..................................................................... 215
b. Hukuka Aykırılığın Tespiti İşlemi ve Hukuka Aykrıİığın Niteliği .... 216
c. Hukuka Maddi Aykırılık, Hukuka Şekli Aykınlık ................... 219
2. Suçun Hukuki Konusu ................................................................. 221
a. Hukuki Konunun Siyasal-Teminatçı İşlevi .............................. 222
b. Hukuki Konunun Dogmasal-Yorumcu İşlevi .......................... 224
c. Hukuki Değer lhlali, İhlal Esas Olmak Üzere Suçların Tasnifı ..... 225
3. İhlalin Siyasal-Teminatçı Değeri ve Muayyen Bir Hukuki Değeri
İhlal Etmeyen Suçlar .................................................................... 227
a. Muayyen, Belirli Bir Hukuki Değerin İhlali Olan Suçlar ........ 227
b. Muayyen, Belirli Bir Hukuki Değerin lhlali Olmayan Suçlar ...... 228
4. Mağdur, Suçun Maddi Konusu, Suçtan Zarar Gören .................. 229
B. Hukuka Uygunluk Nedenleri ............................................................. 231
1. Genel Olarak ..................................................................................... I
2. Kanunun Emrinin Yerine Getirilmesi ........................................... 234
3. Yetkili Merciin Emrinin Yerine Getirilmesi................................. 235
4. Meşru Savunma ............................................................................. 239
a. Meşru Savunmanın Esası ........................................................... 239
b. Saldınya İlişkin Şartlar .............................................................. 239
i. Ortada Bir Saldın Olmalıdır ................................................... 239
ii. Saldın Bir Hakka Yönelmiş Olmalıdır ................................. 240
iii. Saldın Haksız Olmalıdır ....................................................... 240
iv. Saldın Mevcut Olmalıdır ...................................................... 241
xxf
c. Savunmaya ilişkin Şartlar ..................................................... 241
i. Savunma Zorunlu Olmalıdır .............................................. 241
ii. Savunma Saldırı İle Orantı Olmahdır ............................... 241
5. Zorunluluk Hali ...................................................................... 242
a. Zorunluluk Halinin Esası ..................................................... 242
b. Tehlikeye İlişkin Şartlar ...................................................... 243
i. Ortada Mevcut Bir Tehlike Olmalıdır ................................ 243
ii. Tehlike Ağır ve Muhakkak Olmalıdır ................................ 244
c. Korunmaya llişkin Şartlar ..................................................... 244
i. Tehlikeye Bilerek Neden Olmama ..................................... 244
ii. Tehlikeden Başka Türlü Korunmak Olanağı Bulunmamalıdır .. 245
iii. Kişinin Tehlikeye Karşı Durma Ödevi Olmamalıdır ......... 245
iv. Tehlike lle Korunma Fiili Arasında Oran Bulunmalıdır .... 245
6. Hakkın Kullanılması ve llgilinin Rızası. ................................... 247
7. Özel Kanunlarda Yer Alan Hukuka Uygunluk Nedenleri .......... 249
a. Hekimlik Mesleğinin İcrası ................................................... 249
b. Sportif Faaliyetler ............................................................... 249
c. Basın Hürriyeti .................................................................... 250
d. Bankacılık Faaliyeti ............................................................. 250
8. Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Sınırın Aşılması ···········:······ 251
ID. KUSURSUZ SUÇ OLMAZ .............................................................. 252
A. Kusurluluk, Anlamı, Kapsamı ve Sınırları .................................... 252
1. Suçta İrade .............................................................................. 252
2. Kusurluluğun Esası. ................................................................ 253
3. Kusurluluk ve İsnat Edilebilirlik .............................................. 257
4. Kusurluluk, İsnat Yeteneğini Kaldıran ve Azaltan Nedenler ..... 259
5. Hukuk Düzenimizde Kusurluluk .............................................. 259
B. Fiilin Şuurlu ve İradi Olması. ...................................................... 260
1. Genel Olarak .......................................................................... 260
2. Geleneksel Düşünce ................................................................ 260
3. Farklı Düşünce ....................................................................... 262
C. Kast ............................................................................................. 264
1. Genel Olarak .......................................................................... 264
2. Kastın İsteme Unsuru .............................................................. 266
3. Kastın Bilme Unsuru .............................................................. 268
a. Fiilin Hukuka Akınlığının Bilinmesi....................................... 269
b. Fiilin Antisosyal Niteliğinin Bilinmemesi. .............................. 270
4. Kasun Türleri. ............................................................................. 271
5. Kastın Yoğunluğu ....................................................................... 273
Ç. Taksir ............................................................................................... 274
1. Taksirin Esası .............................................................................. 274
2. Ceza Kanununda Taksir .............................................................. 277
3. Taksirin Tespiti ........................................................................... 278
4. Taksirin Çeşitleri ......................................................................... 280
5. Taksirli Fiile Katılmada Sorumluluk. .......................................... 283
6. Umulmayan / Beklenmeyen Hal .................................................. 284
D. Takisir Karinesine Dayandırılan Kusurlu Sorumluluk ..................... 285
1. Kusursuz Sorumluluk ................................................................... 285
2. Ceza Kanununun Çözümü ............................................................ 287
a. Kastı Aşan Suç .......................................................................... 289
b. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç ........................................... 291
c. Basın Yoluyla İşlenen Suç ........................................................ 292
E. Kusurluluğu Kaldıran Nedenler ......................................................... 293
1. Genel Olarak ................................................................................. 293
2. Fiille Faili Arasındaki Psişik/ Manevi Bağı Ortadan Kaldıran
Nedenler ........................................................................................ 294
a. Kendinde Olmama ..................................................................... 294
b. Mücbir Sebep ............................................................................. 295
c. Maddi Cebir ............................................................................... 295
3. Hata ............................................................................................... 296
a. Hukuki Hata ............................................................................... 297
i. Kanunun Bilinmesi Zorunluluğu ............................................ 297
ii. Hükmün Kapsamı ve Sınırları ............................................... 299
b. Fiili Hata .................................................................................... 300
c. İsabette Hata veya Sapma .......................................................... 303
4. Manevi Cebir ve Bu Temelde Kişiden Beklenenin Bulunduğu
Koşullarda Kendisinden İstenememesi veya Kısaca İstenemezlik
llkesi................................................................................................ 303
xx{fi
ÜÇÜNÜ BAŞLIK
SUÇUN İŞLENİŞ BİÇİMLERİ VE SUÇU ETKİLEYEN HALLER
I. SUÇA TEŞEBBÜS .......................................................................... 307
A. Suçun Tamamlanması Süreci ........................................................ 307
B. Genel Olarak Suça Teşebbüs ........................................................ 309
C. Teşebbüsün Unsurları ....................................................................... I
1. Bir Suçu İşleme Kastı ............................................................. 31l
2. Suçun terasına Başlanması ...................................................... 311
3. Suçun İcrasına Elverişli Hareketlerle Başlanması ..................... 315
4. Elde Olmayan Nedenlerle terasının Tamamlanamaması ........... 317
D. Ceza ............................................................................................ 318
E. İşlenemez Suç ............................................................................... 320
F. Varsayımsal (Mefruz) Suç.............................................................. 321
G. Gönüllü Vazgeçme ....................................................................... 322
H. Çeşitli Suçlarda Teşebbüs ............................................................. 324
II. SUÇA İŞTİR.AK .............................................................................. 325
A. Genel Olarak ................................................................................ 326
B. İştirakin Esasını Açıklayan Düşünceler ......................................... 327
C. Kanunun Düzenlemesi. ................................................................. 330
D. İştirakin Şartları ........................................................................... 331
1. Birden Çok Failin Katılımı ....................................................... 331
2. .............................................................................. Suç En Aıından
Teşebbüs Derecesinde GerçekleştirilmişOlmalıdır .......................... 333
3. Nedensel Katkı ......................................................................... 334
4. İştirak İradesi ........................................................................... 336
E. Suçu Ağırlatıcı ve Hafifletici Nedenlerin Ortaklara Geçmesi ......... 338
1. 4tirak Halinde İşlenen Suçu Ağırlatan ve Hafifleten Genel
Nedenler .................................................................................. 339
2. Kanun 37. Maddesinin 2. Fıkrası, 38. Maddesinin 2. ve 3. Fıkraları
Hükmünde Yer Alan Suçu Ağırlatan veya Hafifleten Nedenler 340
3. Suçu Ağırlatan Ve Hafifleten Nedenlerin Suç Ortaklarına Sirayeti ....... 342
a Kişiye Bağlı Ağırlatıcı Nedenler .......................................... 342
b. Fiile Bağlı Ağırlatıcı Nedenler ............................................. 343
F. 4lenen Suçun Kararlaştırılan,S, uçtan Farklı Olması, Kararlaştırılan Suç
Yanında Başka Bir Suçun Daha İşlenmiş Olması Halleri ........ 343
G. Suça 4tirakten Gönüllü Vazgeçme .............................................. 345
H. Ceza Kanununda 4tirakin Türleri ................................................ 347
l
.');Xİtl
1. Faillik ............................................................................................... 348
2. Azınettirn1e ...................................................................................... 351
3. Yardın1 Etıne ................................................................................... 352
a. Suç İşlemeyi T�vik Etmek, Suç Kararını Kuvvetlendirmek veya
Fıilin İşlenmesinden Sonra Yardımda Bulunacağını Vaat Etmek 352
b. Suçun Nasıl İşleneceği Konusunda Yol Göstermek veya Fiilin
İşlenmesinde Kullanılan Araçları Sağlamak ............................ 353
c. Suçun İşlenmesinden Önce veya İşlenmesi Sırasında Yardımda
Bulunarak İcrasını Kolaylaştırmak ............................................ 353
III. SUÇLARIN İÇTİMAI .............................................................................. 354
A. Genel Olarak ........................................................................................ 354
B. Fiilin, Buna Bağlı Olarak Suçun Tekliği-Çokluğu Meselesi ............ 356
C. Bileşik Suç ............................................................................................ 357
D. Fikri İçtima .......................................................................................... 359
E. Zincirleme Suç ...................................................................................... 361
1. Genel Olarak.................................................................................... 361
2. Suç İşleme Kararında Birlik ........................................................... 362
3. Aynı Suçun Birden Fazla İşlenmesi ............................................... 363
4. Aynı Suç "Değişik Zamanlarda" İşlenmiş Olmalıdır ................... 363
5. Suç ''Bir Kişiye" Karşı İşlenmiş Olmalıdır ................................... 363
6. Aynı Suçun Birden Çok Kişiye Karşı" Tek Bir Fiille" İşlenmesi ...... 364
7. Zincirleme Suçun Kapsamı Dışında Bırakılan Suçlar .................. 365
IV. SUÇU ETK1LEYEN HALLER ................................................................ 366
A. Genel Olarak ......................................................................................... 366
B. Ceza Kanununun Sistemi ...................................................................... 367
C. Haksız Tahrik ........................................................................................ 368
D. Takdiri İndirim Nedenleri .................................................................... 369
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SUÇLU
BİRİNCİ BAŞLIK
GENE�OLARAK SUÇLU/ FAİL
I. FA!L VEYA SUÇLU KAVRAMI ........................................................... 373
II. CEZAİ Effi.,İYET ...................................................................................... 374
ID. TÜZEL K1Ş1 ............................................................................................. 375
IV. TABİATÇI BAKIŞ AÇISINDAN FAİL .................................................. 377
V. SUÇLULARIN TASNİFİ .......................................................................... 378
IV. NORMATİF FAİL TlPl ............................................................................. 379
V. MEVCUT,cEZA HUKUKU DÜZENİNDE SUÇLUNUN K1Ş1L1ĞL 380
xxvi
D. Cezanın Kendisi, İşlevi, Amacı ..................................................... 411
1. Genel Olarak ........................................................................... 411
2. Cezanın İşlevi ......................................................................... 412
a. Cezanın Tehdit Anında İşlevi ................................................ 412
b. Tehdidinin Gerçekleşmesi, Yani Müeyyidenin Uygulanması
Evresinde Cezanın İşlevi ....................................................... 414
3. Cezanın Özellikleri .................................................................. 416
4. Cezanın Niteliği ....................................................................... 418
a. Bir Savunma Tepkisi Olarak Ceza Kimi ve Neyi, Kime ve Neye
Karşı Savunmaktadır ............................................................. 420
b. Savunma Nasıl Gerçekleşmektedir ........................................ 421
c. Yeni İşlenecek Suçlara Karşı Ceza Bir Savunma Tepkisidir ........ 423
d. İnfazı Esnasında Ceza ........................................................... 424
e. Yerine Getirilmesi Esnasında, Ceza Kişisel Öç Alma Tehlikesine
Karşı Dolaylı Bir Savunma Vasıtasıdır ................................ 425
f. Yerine Getirilmesi Esnasında Ceza, Bir Genel Önleme Vasıtasıdır ..... 426
E. Ceza Müeyyidesinin Müeyyide Olan Medenı ve İdari Diğer Cezalardan
Ayırt Edilmesi .............................................................................. 426
1. Bir Ölçü Bulma Zorunluluğu .................................................... 426
2. Özde Aynı Olmaktan Doğan Zorluk ......................................... 427
3. Ceza Sonunda Kişinin Kendisine veya Cismine Verilen Bir Zarar
veya Kötülüktür ........................................................................ 428
4. Ceza Devlet Tarafından Verilen Bir Zarar veya Kötülüktür ...... 429
5. Kamusal Diğer Cezalardan Cezayı Ayırt Etme Zorluğu ............ 429
6. Ceza Müeyyidesi Diğer Müeyyidelerden Farklı Bir Biçimde
Kurumsallaştırılmıştır ............................................................... 430
7. Önödeme, Uzlaşma Yargılamasız Ceza Olmaz tlkesinin Bir
İstisnasını Oluşturmamaktadır ................................................... 432
II. GÜVENLİK TEDBtR.1 ..................................................................... 433
A. Genel Olarak ................................................................................. 434
B Güvenlik Tedbirlerinin Ceza Hukukunda Yeri, Amacı, işlevi ....... 434
C. Güvenlik Tedbirinin Niteliği ......................................................... 435
D. Güvenlik Tedbirlerinin Bir Tür Müeyyide Tedbiri Olup Olmadığı
Tartışması ..................................................................................... 439
E. Güvenlik Tedbirleri Kazat Tedbirlerdir .......................................... 442
1. Güvenlik Tedbirlerini Bir Tür Ce:zaı Müeyyide Sayan Düşünceler ...... 443
xxv/i
2 Güvenlik Tedbirlerini Bir Tilr Ceı.ru Müeyyide Saymayan DilşUnceler...443
a. Güvenlik Tedbirleri İdari Tedbirlerdir ................................. 443
b. Güvenlik Tedbiri Yargılaması Devletin Kazaı Faaliyetidir .....445
c. Güvenlik Tedbirleri, Maddi Bakımdan İdari, Şekli Bakımdan
Kazaı Tedbirlerdir ............................................................ 447
İKİNCİBAŞLIK
CEZA HUKUKU DÜZENİNDE CEZALAR VE
GÜVENLİK TEDBİRLERİ
I. CEZALAR .................................................................................... 449
A. Genel Olarak ............................................................................. 450
B. Hapis Cezaları ........................................................................... 45ı
1. Ağırlatılmış Müebbet Hapis Cezası ......................................... 45l
2. Müebbet Hapis Cezası ............................................................ 451
3. Süreli Hapis Cezası ................................................................ 452
a. Süreli Hapis Cezası, Kanunda Belirtilmeyen Hallerde, Bir Yıldan
Az Yirmi Yıldan Fazla Olamaz. Kanunda Belirtilen Hallerde
Cezanın Süresi Belirtildiği Kadardır ..................................... 452
b. Kısa Süreli Hapis Cezası ..................................................... 452
4. Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptınmlar ve Taksirli Suçlarda
Hapis Cezasının Adlı Para Cezasına Çevrilmesi. ...................... 452
a. Seçenekli Yaptırımların Hukuki Niteliği. .............................. 453
b. Yaptırımların Türleri .......................................................... 454
i. Adlı Para Cezası ............................................................. 454
ii. Mağdurun veya Kamunun Uğradığı Zararın Giderilmesi. 454
iii. Bir Eğitim Kurumuna Devam Ettirilme ............................ 455
iv. Belirli Yerlere Gitmekten veya Belirli Etkinlikleri Yapmaktan
Yasaklanma .................................................................. 455
v. Ehliyet veya Ruhsatın Geri Alınması veya Belli Bir Meslek ve
Sanatın Yapılmasının Yasaklanması ........................... 455
vi. Kamuya Yararlı Bir İşte Çalıştırma .................................. 456
c. Seçenekli Cezaların Hükmedilme Usul Ve Esasları ............... 456
i. Bir Suçta Hapis Cezası ne Adli Para Cezasının Seçenekli Olarak
Öngörülmüş Olabilir ...................................................... 457
ii. Hakimin 50. Madde Hükmünü Uygulama Zorunluluğu ..... 457
d. Taksirli Suçlar .................................................................... 458
e. Kanunun 50. Maddesi Hükmünün Hüküm ve Sonuçları ........ 458
xxviii
C. Hapis Cezasının Ertelenmesi ............................................................... 459
1. Genel Olarak.................................................................................... 459
2. Ertelen1enin Şartları ......................................................................... 460
a. Erteleme zorunluluğu yoktur ...................................................... 460
b. 1ki Yıl veya Daha Az Süre ile Hapis Cezasına Mahkum Edilmiş
Olmak ........................................................................................... 460
c. Üç Aydan Fazla Hapis Cezasına Mahk.1.llll Edilmemiş Olmak .......... 460
d. Pişmanlık Göstermiş Olmak ....................................................... 460
3. Erteleme Kararı ............................................................................... 461
a. Erteleme Kararı Zararın Giderilmesi Şartına Bağlanabilir. ...... 461
b. Erteleme Kararında Deneme Süresi Belirlenir .......................... 462
c. Hükümlünün Bir Eğitim Programına Devam Etmesine Karar
Verilebilir ..................................................................................... 462
d. Hükümlünün Ücret Karşılığında Çalıştırılmasına Karar
Verilebilir ..................................................................................... 463
e. Küçük Hükümlünün Bir Eğitim Kurumuna Devamına Karar
Verilebilir ...................................................................................... 463
f. Hükümlünün, Denetim Süresince, Rehber Gözetiminde
Bulundurulmasına Karar Verilmesi ............................................ 463
g. Denetim Süresinde, Hükümlü, Bir Yükümlülük Altına
Konulmayabilir ............................................................................. 464
4. Erteleme Kararının Düşmesi........................................................... 464
a. Kasıtlı Bir Suç İşlenmesi Halinde .............................................. 464
b. Hükümlünün Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi .............. 465
5. Ertelemenin Hüküm ve Neticesi .................................................... 465
D. Koşullu Salıverme ................................................................................. 466
E. Adli Para Cezası .................................................................................... 467
1. Genel Olarak .................................................................................... 467
2. Cezanın Esası. ................................................................................... 468
3. Cezanın Verilmesi ve Yerine Getirilmesi Usulü ........................... 469
II. GÜVENLİK TEDBİRLERİ ........................................................................ 470
A. Genel Olarak ................................................................, ...................... 471
B. Güvenlik Tedbirlerinin Muhatabı ......................................................... 472
C. Güvenlik Tedbirlerinin Türleri ............................................................. 473
1. Genel Olarak ..................................................................................... 473
2. Belli Haklan Kullanmaktan Yoksun Bırakılma ............................ 474
xxix
a. Tedbirin Niteli�i, Bazı Kimselerin Bazı Hakları Kullanmaktan
Yoksun Bırakılnıanıası ........................................................ 474
b. Tedbirin Türleri ................................................................... 475
ı. Bir Kamu Görevinin Üstlenilmesinden, Atanma veya Seçilme
Tabi Bütün Memuriyet ve Hizmetlerde İstihdam Edilmekten
Mahrum Edilmek ........................................................... 475
ii. Seçme ve Seçiline Hakkını KuUanrnaktan Mahrum Edilmek ...... 476
ili. Velayet Hakkından, Vesayet veya Kayyımlığa Ait Bir Hizmette
�ulunmaktan Mahrum Bırakılma ..................................... 477
iv. Tüzel Kişilerin Yöneticisi veya Denetçisi Olamamak ....... 477
v. İzne Bağlı Bir Meslek veya Sanatı lcra Edememek .......... 477
c. Hakimin Hükmü ile Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun
Bırakılma .............................................................................. 478
d. Taksirli Suçlarda Belli Haklan Kullanmaktan Yoksun Bırakılma ..... 479
3. Eşya müsaderesi ...................................................................... 480
a. Niteliği ................................................................................. 480
b. Suçla llişkili Eşyanın Müsaderesi ......................................... 480
i. Suçun İşlenmesinden Sonra Suçla liişkili Eşya ................... 480
ii. Suçun İşlenmesinde Kullanılmak Üzere Hazırlanan Eşya ........ 481
c. Müsadere Konusu Eşyanın Ortadan Kaldırılması ................... 482
d. Müsaderenin Hakkaniyete Aykırı Olması .............................. 482
e. Kendisi Suç Oluşturan Eşya .................................................. 483
f. Bir Şeyin Sadece Bazı Kısımlarının Müsaderesi ..................... 483
g. Paydaş Olunan Eşyanın Müsaderesi ...................................... 484
4. Kazanç Müsaderesi .................................................................. 484
a. Niteliği ................................................................................. 484
b. Şartları ................................................................................. 485
5 Çocuklara Özgü Güvenlik Tedbirleri ......................................... 486
6. Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirleri ............................... 486
a. Niteliği ................................................................................. 486
b. Tam Akıl Hastaları ............................................................... 487
c. Kısmi Akıl Hastaları ............................................................. 488
d. Alkol, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Bağımlıları .............. 488
7. Denetimli Serbestlik Tedbiri ..................................................... 490
a. Mahiyeti ............................................................................... 490
b. Suçta Tekerrür ...................................................................... 490
c. Tekerrürün Hüküm ve Neticesi ................................................ 491
d. Denetimli Serbestlik Tedbiri .................................................... 491
e. İtiyadı Suçlu, Suçu Meslek F.dinen Kişi, Örgüt Mensubu Suçlu ....... 492
8. Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri ............................... 492
a Tüzel Kişinin Güvenlik Tedbirinden Sorumluluğunun Esası ....... 492
b. İzinin İptali. ............................................................................... 493
c. Müsadere .................................................................................. 494
d. Hakimin Takdir Yetkisi ............................................................ 494
ÜÇÜNCÜ BAŞLIK
CEZANIN VERİLMESİ, HESAPLANMASI TOPLANMASI
I. CEZANIN ÖZNELLEŞTJR!LMESİ ...................................................... 495
II. CEZANIN" BELİRLENMESİ ................................................................. 496
A. Genel Olarak............................................................................. 496
B. Temel Cezanın Belirlenmesi ........................................................ 496
C. Cezanın Artırılması ve Eksiltilmesi .............................................. 497
III. ADLİ PARA CEZALARINDA CEZANIN" HESAPLANMASI ........... 499
IV. HAPİS CEZASINDA SÜRES1NİN BELİRLENMESİ. ......................... 499
V. HÜRRİYETTEN YOKSUN KALMA SÜREStN!N CEZADAN
1N1)1R1LMES1. ....................................................................................... 499
VI. CEZALARIN İÇTİMAI .......................................................................... 500
DÖRDÜNCÜ BAŞLIK
CEZALANDIRMA HUKUKİ İLİŞKİSİ, CEZALANDIRMA HUKUKİ
İLİŞKİSİNİN SONA ERMESİ
1. CEZALANDIRMA HUKUKl lLİŞKlSl ......................................... 501
A. Ceza Hukuku Kişilerarası Karşılıklı Bir İlişkiler Düzenidir .......... 501
B. Ceza Normunun Muhatabı .......................................................... 502
C. Ceza Normunun Öznelleştirilmesi ............................................... 503
D. Cezalandırma Hukuki llişkisi ...................................................... 506
E. Cezalandırma Hukuki 1Iişkisinin Tarafı Devlet Organı ve İlişkinin
Niteliği ..................................................................................... 508
II. CEZALANDIRMA HUKUK11LİŞK!SlNlN SONA ERMESİ ............. 511
A. Genel olarak .............................................................................. 511
B. Failin ölümü ........................................................................................ 512
1. Sanığın Ölümü ................................................................................ 512
xxix
2. Hükün1lünün Ölüınü ............................................................. 512
C. Af ..................................................................................................... 513
1. Mahiyeti .............................................................................. 513
2. Affın Çeşitleri, Hüküm ve Neticeleri ....................................... 513
a. Genel Af ............................................................................ 513
b. Özel Af .............................................................................. 514
D. Zamanaşın11 ............................................................................ 515
1. Mahiyeti .............................................................................. 515
2. Dava Zamanaşımı ................................................................. 517
a. Zamanaşımı Süreleri .......................................................... 5 I7
b. Küçükler Hakkında Zamanaşımı Süreleri ............................. 518
c. Zamanaşımı Hesabında Suçun Nitelikli Hallerinin.Göz Önüne
Alınması ............................................................................ 5 I8
d. Zaınanaşımı Süresini Belirleme ............................................ 519
e. Dava Zamanaşırnının Durması ve Kesilmesi ......................... 520
i. Zarnanaşımının Durması ................................................. 521
ii. Zamanaşımının Kesilmesi .............................................. 521
3. Ceza Zarnanaşımı .................................................................. 522
a. Mahiyeti ............................................................................ 522
b. Zamanaşımı Süreleri, Küçükler ve Yurt.dışında Suç İşleyenler......... 522
c. Zaınanaşımımn Uygulanması ............................................. 523
d. Zamanaşımının Kesilmesi ................................................... 524
4. Güvenlik Tedbirlerinde Zamanaşımı......................................... 524
5. Zaınanaşımının Hesabı ve Uygulanması ................................... 525
E. Şikayet ....................................................................................... 525
1. Şikayetin Mahiyeti................................................................. 525
2. Kanunun Düzenlemesi........................................................... 526
a. Şikayetin Şartlan ................................................................ 526
b. Şikayetten Vazgeçme ......................................................... 527
F. Önödeme ................................................................................... 528
1. Mahiyeti .............................................................................. 528
2. Önödemenin Şartlan .............................................................. 529
3. Önödemenin Hüküm ve Neticesi ............................................. 530
tNDEKS ................................................................................................ 531
AD.
ABD.
AHFD.
Ay.
Arch. Pen.
Bkz.
Bis
Cap.
C.
C1HK
CK/fCK.
CMUK.
CMK.
Cve GTİHK.
dn.
F.clz.
Fasc.
Giust Pen.
GH.
GK.
HMUK.
1HFM.
lüHFY.
KHK/KKK
Kn.
KK.
MK/fMK
n.
p.
PG.
Ps/PS.
Passim.
PVSK.
Riv.it dir. pen
Riv. it di dire proc. pen.
Riv. pen
s.
s.
TBMM.
TBB.
Trad.
V.
vd.
vb.
YICT/ICK
KISALMALAR
Adalet Dergisi
Ankara Barosu Dergisi
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
T.C. Anayasası
Archivio Penale
Bakınız
Tekrar
Capitolo
Cilt
647 sayılı Mülga Cezaların İnfazı Hakkında Kanun
Türk Ceza Kanunu
Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
Ceza Muhakemesi Kanunu
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
Dipnot
Edizione
Fascicolo
La Giustizia Penale
Genel Hükümler
Genel Kısım
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınlan
Kanun Hükmünde Kararname
Karşı!aştın.ruz
Kabahatler Kanunu
Türk Medeni Kanunu
Numero
Paragraf
Parte Generale
Perte Speciale
Birçok yerde
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
Rivista ltaliana di Diritto e Procedura Penale
Rivista ltaliana di Diritto e Procedura Penale
La Rivista Penale
Sayfa
Sayı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Türkiye Barolar Bir}jği Dergisi
Traduzione
Volume
ve devamı
ve bunun gibi
1930 / İtalyan Ceza Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
CEZA HUKUKU DÜZENİ
3
BİRİNCİ BAŞLIK
DAVRANIŞ NORMU OLARAK CEZA HUKUKU
I. Ceza lıukuku bir irade tezalıiirüdiir, //. Ceza /ıukııku iradenin emir olarak
rezalıiiriidiir, /il.Beşeri ilişkileri diizeıılemek onları değerleııdimıektir, iV. Ceza
lıukuku diizeııi bir değerler sistemi bütünüdür, V. Ceza lıukuku beşeri varlıkların
toplumsal davramşlarını değerlendirir, VJ.Ceza lıukuku beşeri bir davranış
kuralları sistemidir, VII. Ceza nomıu hukuk düzeninde geçerli davranış kuralıdır.
I. CEZA HUKUKU BİR İRADE TEZAHÜRÜDÜR
Hukuksuz toplum toplumsuz hukuk olmaz. Hukuk genel iradedir. Gerçekten, bir
toplumun, özellikle devletin hukuku, ifadesini ister kanunda, isterse o toplumun bir
yaşama biçimi olan örf ve adetinde bulsun, daima o toplumun iradesini ifade
etmektedir. Bu, genelde özelin ifadesi olan ceza hukukunun, sadece hukuku olduğu
toplumun bir iradesi olması demektir.
Her irade, zorunlu olarak, iradenin kendisi ile belirlendiği bir amaca sahip
bulunmaktadır. Bu, ceza hukukunun, madem bir amaca erişmek isteyen bir irade
tezahürüdür, amaçsal bir yapıda bulunması demektir. Ceza hukukunun amacı,
kendisi ile belirlenen iradeye eş olarak, genel, salt toplumsal nitelikte bir amaçtır,
yani tüm organize toplumun bir amacıdır.
Sözü edilen amaç, toplumun varlığına, sürekliliğinin sağlanmasına ilişkin
koşullarının güvence altına alınmasından ibaret bulunmaktadır
1
• Ancak, bunun
yeterli olmadığı, günümüzde ceza hukukunun amacının, ayrica toplumun ilerlemesi,
gelişmesi koşullarının güvence altına alınması olduğu ifade edilmektedir.
Gerçekten, herkes için ortak olan hayatın güvence altına alınması, ilerlemesi
koşullarının sağlanması ceza hukukunun nihai amacı, devletin en üstün görevidir3.
Güvence altına alınacak ortak hayat, yani topumda insan hayatı, ortak1aşarak
y�amak (convivenza) ve birlikte yapmak (cooperazione) olgusudur. Bundan, beşeri
1
Rocco, L' Oggetto del reato e della tutela giuridica penale, Roma 1932, s. 443.
2
Antolisei, Manuale di diritto penale, PG., Milano 2000, s. 6.
' Gerçekten, Anayasa, 5. maddelerinde, "Devletin temel amaç ve görevlerinin" toplumun varlığını
korumak yanında, toplumun ilerlemesi koşullarını sağlamak olduğuna işaret etmektedir. Bu hükme
rağmen, Ceza Kanunu, I. maddesinde, hiç gerek yokken, sorunlu bir hükümle kanunun amacına
yer vermiştir. "Ceza Kanuııunıuı amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kıımu düzen ve güvenliğini,
Jıukı,k devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını konımak, suç işlenmesini önlemektir.
Kanunda, bu amacm gerçekleşmesi içiıı, ceza sonmıluluğunuıı temel esasları ile suçlar, ceza ve
giiveıılik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir." Hukukun, ceza hukukunun amacını ifade etmede
yetersiz kalan bu hüküm doktrinde eleştirilmiştir.
4
varhklar arasında, sürekli beşeri ilişkiler doğmaktadır. lç içe giren bu karşılıklı
ilişkilerde, bir kişinin ihtiyaçlarının, dolayısıyla çıkarlarının tatmini, zorunlu olarak
başka kişilerin ihtiyaçlarının, dolayısıyla çıkarlarının tatminini engellemektedir�.
İşte bu toplumsal olgunun sonucu olarak, çok çeşitli kişisel veya ko1lektif beşeri
çıkarlar birbiri ile karşı karşıya gelmekte, dolayısıyla o çıkarları tatmine yönelik
davranış ve iradeler karşılaşmakta ve çatışmaktadırlar. O yüzden, toplumda, ortaklaşa
yaşayan ve birfil.'te yapan kişiler arasında çıkar çatışmaları ve irade uyuşmazhklan
ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir ortamda, ortak hayatın güvence altına aJınabihnesi için,
uyuşmazlıkların çözülmesi, yani her bir kişinin çıkarının öteki kişilerin çıkarları ile,
dolayısıyla her bir kişinin davranış serbestisinin öteki kişilerin davranış serbestisi ile
uyumlu hale getirilmesi, yani uyarlanması gerekmektedir. Bu nedenledir ki, ceza
hu.J.aık'll, beşeri hayatın karşılıklı ilişkilerinde,çeşitli özel ve tüzel kişilerin çıkarları ve
iradeleri arasında bir düzen sağlama; ortakJaşarak yaşamak ve birlikte yapmak
olgusundan doğan bu ilişkiler arasındaki bir düzen olarak ortaya çıkmaktadır.
Düzen sağlamak, düzenleme işi, zorunlu olarak, bir ayırt etmekte veya karşıhklı
sınırlandırmakta çözümlenmektedir. Ayırt etmek; toplum hayatının zorunlu ve temel
koşullarına uyan ve bu yüzden de hukukça himayeye layık görülen beşeri çıkar, irade
vedavranışlarla; bu koşu1lara aykırı bulunan ve bu yüzden de hukukça himayeye layık
görülmeyen çıkar, irade ve davranışlar arasındadır. Böyle olunca, ceza hukuku düzeni,
toplumsal hayattan doğan karşılıklı ilişkilerde, beşeri çıkar, irade ve davranışlar
arasında bir sınırlama sistemi, çıkarların bir sınırlandırılması, aynı zamanda kişilerin
hürriyetlerinin bir sının olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda, ortak hayatın zorunlu ve temel koşullarına uygun beşeri çıkar, irade
ve davranışlar hukuka uygun, yani hukuken meşru; bu koşullara aykırı beşeri çıkar
irade ve davranışlar hukuka aykırı, yani gayri meşru olmaktadır. Ceza hukuku düzeni,
bu suretle, beşeri çıkar, irade ve davranışlar arasına bir çizgi çekmektedir. Çizginin bir
tarafında kalan her şey meşru, yani hukuka uygun; çizginin öteki tarafında kalan her
şey, gayri meşru, yani hulmka aykırıdır.
Ceza hukuku, meşru, hukuka uygun saydığı beşeri çıkar, irade ve davranışları,
kendisine adını veren "ceza" ile güvence altına almaktadır. Açıkçası, hukuk
düzeninde, genelde özeli ifade eden ceza hukuku düzeni, gayri meşru, hukuka aykırı
gördüğü beşeri çıkar, irade ve davranışları, ceza denen kendine has bir tepki, yani bir
yaptırım düzeni ile önlemeye ve bastırmaya çalışmaktadır.
Rocco, L' Oggctto, s. 444
Rocco, L'Oggctto, s. 445
5
il. CEZA HUKUKU İRADENİN EMiR OLARAK TEZAHÜRÜDÜR
Hukuk, madem bir irade tczahUrildUr, zorunlu olarak, birlikte yaşayan kişilerin
anlama, isteme ve yapmalarını yönelik olan, toplumun genci iradesidir, açıkçası
daha dar anlamda, devletin egemen iradesidir. O halde, Ceza hukuku, başkalarının
yapmak veya yapmamak biçiminde ortaya çıkan davranışlarının bir gereğini
gösterdiğinden, elbette bir emirler, buyruklar, yasaklar bUtUnUdür
6
•
İşte, meşru çıkar, irade ve davranışları; gayri meşru çıkar, irade ve davranışlardan
ayırt etme, bu emirler sayesinde gerçekleştirilmektedir. Gerçekten, ceza hukukunun
yasaklanna veya emirlerine aykırı olmayan her şey meşru, hukuka uygun; buna
karşılık, bu yasaklara veya emirlere aykırı olan, yani bunlarla çatışan her şey, gayri
meşru, hukuka aykırıdır. Bu, ceza hukuku düzeninin, iradenin, emir olarak
tezahüründen başka bir şey olmaması demektir'.
Emretmek, birlikte yaşayan kişilerden belli bir davranışta bulunmayı istemektir.
O halde, ceza hukuku düzenini oluşturan emirler, birlikte yaşayan kişiler
bakımından, yapmak veya yapmamak olarak ortaya çıkan davranışlarında, uyulması
zorunlu davranış kurallarıdır. Bu kurallar, ister olsun ister olmasın, olandan
tamamen bağımsız olarak, olması gerekeni ifade etmektedirler, yani bir şeyin
olabilmesi için, gerekeni belirlemektedirler. Bu demektir ki, toplumsal irade veya
devletin genel iradesi olarak ceza hukuku, dilde ifadesini, davranış kurallarında, yani
davranış normlarında bulmaktadır'.
Öyleyse, davranış kuralları veya davranış normları, iradenin kendisinde
somutlaştığı hükümlerdirler. Bundan ötüıü, ceza hukuku düı.enini oluşturan kuralların,
yani davranış normlarının dilde ifadesi, normatif önermeler olmaktadır.
m. BEŞERİ İLİŞKİLERİ DÜZENLE1 1EK ONLARI
DEĞERLENDİRMEKTİR
Ortaklaşarak yaşamak ve birlikte yapmak olgusundan doğan beşeri ilişkileri
düzenlemek, yani çıkar çatışmalarını bağdaştırmak, irade uyuşmazlıklarını çözmek,
zorunlu olarak, bunlar üzerine uyulması gerekli belli davranış kuralları veya
normları oluşturmaktır.
6
Rocco, L'Oggetto, s. 445; Thon, Norma giuridica e diritto oggetivo, Trad., Deli' A. Levi, Padova
1951, s. 12.
7
Battaglini, Sul valore imperativo delle norrne giuridiche, Penıgia 1911, s. 5-6 ; Thon, Norma
giuriclica, s. 12; Kelsen,Teoria generale delle norme,Trad.eli Rava' Treves, Torino 1967, passim.
1
Kelsen, Lineamenti di dottrina pura del diritto, Trad. di Trevcs, Torino 1967, s. 50 vd., 210 vd.;
Grispigni, Diritto penale italiano, I, Milano 1952, s.6; Perassi, lnıroduıione aile scienzc giuridichc,
Padova 1967, s.13 vd.
6
Bu kurallar veya nonnlar, tersi de söylenmekle birlikte
9
, üzerine oluşturuldukları
ilişkilerin, yani çıkar çatışmaları ve irade uyuşmazlıklarının ne doğal, ne zorunlu, ne
de nedensel sonuçlandırlar. Bu durum, toplwn düzeninin doğa düzeninden tamamen
farklı olmasından, açıkçası kural ile amacı arasında bulunan bağıntının, bir amaç-araç
bağıntısı olarak ortaya çıkmasından ileri gelmektedir
10
•
Gerçekten, çıkar çatışmalarına son vermek, irade uyuşmazlıklarını çözmek,
bunların karşısında, zorunlu olarak belli bir tavır almayı gerektirmektedir. Söz konusu
bu çatışmalar, uyuşmazlıklar karşısında tavır almak demek, onları değerlendirmek,
onlar üzerine belli bazı değer hükümleri vermektir. Bundan ötürü, beşeri davranış
kuralları veya normları, üzerine oluşturuldukları beşeri fiillerin birer mekanik,
nedensel sonuçlan değildir, çünkü algılanan, gözlenen fiillerle, onların üzerine
oluşturulan kurallar arasına, sadece "muhakeme" öğesi girmemekte, bunun da
ötesinde, başka bir öğe, "değerlendirme" öğesi girmektedir. Elbette, her
değerlenclirme, aynca bir değer ölçütünü zorunlu kılmaktadır
11
•
Böyle olunca, çıkar çatışmaları, irade uyuşmazlıkları üzerine, o davranış kuralı
veya normu değil de bu davranış kuralı veya normu oluşturulabiliyorsa, bu demektir
ki oluşturulan davranış kuralı veya normu, amacı sağlamaya yeteli görülmekte, başka
bir deyişle, adil ve doğru sayılmaktadır.
Adalet ve doğruluk, nitelikleri bakımından, birer toplwnsal değerlerdir. Madem
birer değerlerdir, adalet ve doğruluk, kendileri esas olmak üzere yapılan
değerlendirmelerde birer değer ölçütleridir. Ancak, bunlar, bizzat toplumsal olguların
bize verdiği "salt akıl" sonucu elde edilmiş ölçütler değildirler, tersine kuramsal
olmayan düşüncelerle, belli bir etik-siyasi ideolojiden çıkarılmış olan değer
ölçütleridirler. Bu nedenle, çatışan çıkarlar, mevcut uyuşmazlıklar, içerikleri
bakımından aynı şey de olsalar, bunları düzenlemede varılan sonuçlar farklı
olabilmektedir. Bugün, dünyada, birbirine taban tabana zıt hukuk düzenlerinin,
genelde özel olarak ceza hukuku düzenlerinin var olması, açıkça bu düşünceyi
kanıtlamaktadır. Gerçekten, toplumlarda çıkar çatışmalarının,irade uyuşmazlıklarının,
her yerde aynı, tek bir biçimde çözümlenmesi hiçbir zaman mümkün olamamıştır. Hep
farklı düzenlemelerle karşılaşılmıştır. Esasen ne kadar çok ve değişik değer ve değer
sistemleri varsa, bir o kadar da, çatışan çıkarları, �yuşmayan iradeleri düzenleyen
9
Cameluni, Teoria generale del dirino, 3. edz., Roma 1950, s. 3-4; 33 vd, 36 vd.
10
Bobbio, Teoıia della nonna, s.7 ; Perassi, Age., s.14 ; Kelsen, Lineamenti, s.175 ; lD., Teoıia
generale delle nonne, s. 4, 23 vd.
11
Bobbio, Teoria della scienza giuridica, Torino 1950, s. 193; 10., lntrodzione alla filosofia del
dirino, Torino 1948, s. 30, 33.
7
çözümler bulunmak1adtr. Bundan ötürü, çıkar çatışmaJannı, irade uyuşmazlıklarını
düzenleme, �eri bazı olguların doğrudan doğruya gözleminin mekanik, zorunlu,
nedensel bir sonucu olmamakta, tersine farklı etik-siyasi değer hUkUmlerinc göre,
farklı biçimde gerçekleşen değerlendirmenin bir sonucu olmaktadır.
Bu demektir ki, çatışan çıkarlar, uyuşmazlık içindeki iradeler üzerine belli bazı
değerler esas olmak üzere davranış kuralları veya nonnlan oluşturma, yani
ortaklaşarak yaşamak ve birlikte yapmak olgusundan doğan beşeri ilişkileri
düzenleme faaliyeti, kuramsal bir faaliyet değildir, tersine salt etik- siyasi bir
faaliyettir
12
•
Bu bağlamda bakıldığında, Türk Hukuk Düzeni, az da olsa düzeni kirleten bazı
çarpık hükümlerin bulunması bir yana
13
, "temel norm", yani düzenin meşruluğunu
kendisinden aldığı esas ve ilkeler karşısında, açıkçası bir "kurucu iktidar işlemi"
olan Anayasanın 1, 2 ve 3. maddeleri hükmü ve yansımaları göz önüne
alındığında, "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" düzenidir. Bu demektir
ki, kanunlar, özellikle ceza kanunu, hiçbir biçimde, kurucu iktidarın hukuk
düzeninin temeli olarak koyduğu etik-siyası düzene aykırı olamaz.
Anayasa, koyduğu bu etik-siyası düzen temeline dayalı olarak, 5, 10, 11, 38,
39. vs. maddeleri hükmünde, ceza hukuku düzeninin, esas ve ilkelerine yer
vermiştir. Ayrıca, Anayasa, 2. maddesinin yaptığı gönderme ve 90. maddesi
hükmü ile, AlHS hükümlerinin ve Devletin imzalayarak yürürlüğe koyduğu insan
haklarına ilişkin uluslar arası sözleşmelerin ceza hukuku düzeninde göz önüne
alınması zorunluluğunu getirmiştir.
Öte yandan, Ceza Kanunu, Anayasa, AlHS ve uluslararası diğer anlaşmalarda
en ayrıntılı bir biçimde yer almış olmasına rağmen, konulma nedeni kendinden
menkul 1. maddesinde, ceza hukuku düzeninin işlevinin, "kişi hak ve
özgürlükleri", "kamu düzen ve güvenliği", "hukuk devleti", "kamu sağlığı",
"toplum barışı", "suçların işlenmesinin önlenmesi" değerlerinin korunması
olduğunu işaret etmiştir. Tabii, eksik hüküm, normlar hiyerarşisinde, Ceza
Kanununun üstünde olan kanun hükümleri göz önüne alınarak tamamlanacaktır.
ı: Bobbio,Tcoıia dellascienza,s.193 ; tD.,Teoria della nonna,s.35 vd., 40, 44; Kelsen, Lineamenti,
s. 173 vd.; Petrocelli, L'Antigiridicita', Padova 1959, s. 40 vd.; tD., La pericolosita' criminale,
Padova l940, s. 69 vd. Düşünür demektedir ki, menfaatler çatışmasını düzenleme, bu çat:Jşma
üzerine davranış kıırallan oluştunna faaliyeti, hukuk düzeninin oluşmasından sonraki birfaaliyet
değildir, hulaık düzenini oluşturan etik-siyasi bir faaliyettir.
u Anayasa Mahkemesinin bulunduğu bir ülkede, hukı.ık düzeninde, olmaması gereken bazı
hükümlerin olması, o huk-uk düzeninin niteliğinibozan bir unsur olarak değerlendirilemez.
8 f
Ceza Kanunun, yukarda belirtilen düzenlemelerde en ayrıntılı bir biçimde yer
almasına rağmen, nedeni kendinden menkul 3/2. maddesi hükmünde, ceza
huk.'Uk.'11 düzenine, zaten haki.ın olması gereken "yargı önünde eşitlik", "kanun
önünde eşitlik" ve "ayırımcılık yasağı" ilkelerinin göz ardı edilmemesini
emretmiştir. Kanunun 3. maddesinin madde başlığında yer alan "adalet..."
kelimesi günlük dilde "adalete sığınmak", "adalete teslim olmak", vs. biçiminde
k.'Ullamlmaktaysa da burada gayri muayyeni ifade etmekte, ideolojik çağrışımlara
yol açmaktadır. Zaten madde metninde "Ceza kanununun uygulanmasında..."
ifadesine yer verildiği için, "adalet...önünde eşitlik" ifadesinin "yargı yerleri
önünde eşitlik" olarak anlaşılmasının daha doğru olduğu kanaatindeyiz.
Bu durumda, ceza hukuku düzeninde, toplumda çatışan çıkarları, uyuşmaz
iradeleri düzenlemede, yani değerlendirmede, esas alınacak olan etik-siyasi
değerler, 1924 Anayasası ve bu temelde oluşan Hukuk devriminin
biçimlendirdiği Türk Hukuk Düzenine egemen olan ve günümüze kadar
geliştirilerek getirilen demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti değerleridir.
IV. CEZA HUKUKU DÜZENİ BİR DEĞERLER SİSTEMİ
BÜTÜNÜDÜR
Bir şeyi değerlendirmek, o şey üzerine bir değer hükmü vermektir. Bu
bağlamda bakıldığında, etik-siyasi bir faaliyetle, yani bir değerlendirme
faaliyetiyle ortaya çıkan uyulması zorunlu beşeri davranış kuralları, belli bir
zamanda belli bir toplumsal gerçeklik üzerine oluşturulmuş bulunan birer değer
hükmüdür. Bu da, hukuk düzeninin, genelde özeli ifade eden ceza hukuk
düzeninin, organik bir "değer hükümleri bütünü" olması demektir.
Ancak, söz konusu bu değer hükümleri, niteliklerinin bir gereği olarak, olanın
(essere) değil, ama olması gerekenin (dover essere) bir ifadesidir
14
. Bundan ötürü,
bunlar, birer değerden başka bir şey değildir. Öyleyse, hukuk düzeni, genelde
özeli ifade eden ceza hukuku düzeni, Hukuk Devrimi tarihi gerçekliği temeli
üzerinde oluşmuş bir toplumsal gerçeklik üzerine, belli değerler, değer sistemleri
esas olmak üzere oluşmuş olan bir değerler sistemi bütünüdür. Bu değerler
sistemi, belli bir toplumsal gerçekliğin değerlendirilmesi ile birlikte ortaya çıktığı
içindir ki, o gerçekliğin bir kalıbı, toplumun üst yapısıdır
15
•
'' Kelsen, Linearnenti, s. 62 vd., 182 vd.;..Bobbio, Teoria della scienza, s.162, 168 ; Grispigni, Age.,
s. 6. Farklı düyünce ama aynı sonuç, Perassi, Age., s. 10-13, 47 vd.
ıs Perassi, Age., 10, 14; Grispigni, Age., s. 1O ; Rocco,11 poblema e il metodo della scienza del dirino
penalc, Riv. di dir. e proc. Pen., 1910, VI, P. I, s. 578.
9
V. CEZA HUKUKU BEŞERİ VARLIKLARIN TOPLUMSAL
DAVRANIŞLARINI DEÔERLENDlRlR
Cczn hukuku, belli bir toplumsal gerçeklik Uzerinc oluşturulmuş olan bir değerler
sistemi bUlilnil olarak, söz konusu bu toplumsal gerçeklikte hareket eden �ri
varlıklnnn fiillerini dcgcrlendinnektcdir.
Hukuk kuralları, hukuk düzenine vücut veren değerler olarak, Uzcrlerine
oluşturuldukları beşeıi ilişkilerin bilinmesini sağlamakla, açıkçası bilgi venneklc ilgili
değildir, tersine hayatı bu ilişkiler içinde geçen kişilerin davranışlarını etkilemek,
fiillerini gütmekle ilgilidir. Gerçekten, ilzerleıine davranış kuraııan oluşturarak beşeri
ilişkileri düzenleme, kişilere belli bir kuramsal gerçekliği açıklamak, öğretmek için
yapılmamakta, onların, toplumsal ilişkilerinde belli bir biçimde davranmalarını
sağlamak için yapılmaktadır. O halde, bu kurallar, kişilerin, bunların oluşturdukları
birlik ve toplulukların davranışlarını etkilemekte, onları istenen belli amaçlara doğru
gütmektedir
16
•
Davranış kuralları, söz konusu bu işlevlerini, hayatı toplumsal ilişkiler içinde
süregelen insanların, ve insanların oluşturduğu toplulukların fiillerini değerlendirerek
yapmaktadır. Bu demektir ki, hukuk, ceza hukuku kuralları, belli bir huk.'Uk düzenine
vücut veren değerler olarak, insanların, onların oluşturdukları toplulukların fiillerini
değerlendinnede, hukukı değer ölçüleridir. Bunlar esas alınarak yapılan
değerlendinne, hukuki değerlendinne ve değerlendinne sonunda verilen hüküm,
hukuki hükümdür
17
•
Ancak, belli bir hukuk düzenini oluşturan kurallar esas alınarak beşeri fiilleri
değerlendinne, toplumsal değerlendirmeden, yani ortaklaşarak yaşamak ve birlikte
yapmak olgusundan doğan ilişkileri değerlendirmekten tamamen farklı bir
değerlendirmedir. Gerçekten, belli bir hukuk düzenine ait kurallar esas olmak üzere
beşeri fiilleri değerlendirme, ortaklaşarak yaşamak ve birlikte yapmak olgusundan
doğan ilişkilerinin daha önceden değerlendirilmiş olması sonucunda ortaya çıkmış
olan değerler esas olmak üzere yapılan bir değerlendinnedir. O nedenle, birlikte
yaşamak ve birlikte yapmak olgusundan doğan beşeri ilişkileri değerlendirme, yani
çıkarlar çatışması, dolayısıyla irade uyuşmazlıkları üzerine uyulması zorunlu davranış
kuralları yahut davranış normları oluşturma biçimindeki değerlendirme salt etik -
16
Perassi, Age., s. 11, 13, 17; Kelsen, Lineamenti, s.210; Ross, Diritto e giustizia, Trad., di G.
Gavazzi, Torino 1968, s. 10;Bobbio, Teoria della nonna,s.7.
17
Perassi, Age., . 11, 20; Foschini, Sistema del diritto processuale penale, Milano 1956, V.1. Cap.
XX. Foschini, hukuk normlarını hükmün araçları, hilkmUn kriterleri olarak nitelendinnel1edir( s.
407 vd., krz., s. 13, 424) ID. Le nonne giuridiche comestrumcnti del giudizio, Riv. it. Di dir.Pen.,
1955, s. 369 vd.
10
1 •
siyasi bir faaliyet olduğu halde, belli bir hukuk düzenini oluşturan değerler, yani huk'Uk
k-tırallan esas olmak üzere beşeri fiilleri değerlendirme, tamamen teknik bir faaliyettir.
Bu faaliyetle, artık hukuk kıJralları, davranış normları yaratılmamakta, zaten
önceden yaratılmış olan hukıJk kuralları, davranış normları ölçüt alınarak, toplumsal-
�c;eri hayatta cereyan eden somut olaylar değerlendirilmektedir.
Bu değerlendirme, bir ceza yargılaması faaliyetidir. Ceza yargılaması, ceza
mahkemesinin işidir. Hakimin verdiği karar, hüküm, taraflarına uyma yükümlülüğü
getiren somut bir davranış kuralı, somut bir ceza normudur.
18
VI. CEZA HUKUKU BEŞERİ BİR DAVRANIŞ KURALLARI
SİSTEMİDİR
Tıpkı bir paranın yazı-turası örneğinde olduğu gibi, bir yandan bir emirler öte
yandan bir değerler sistemi bütünü olan ceza hukuku, bir irade tezahürü olarak,
ifadesini, beşeri davranış lrnrallarında veya normlarında bulmaktadır. Böyle olunca,
ceza hukuku, özünde, beşeri bir davranış kuralı veya normu olmaktadır. Buradan,
huk'Uk, ceza hukulrnnun bir davranış normları veya davranış kuralları sistemi
olduğu, dolayısıyla hukuk, ceza hukuku deneyiminin, temelinde normatif bir
deneyimden başka bir şey olmadığı (esperienza) sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun
içindir ki, toplumda hukuk deneyi, salt normatif bir deney olarak algılanacaktır
9
Gerçekten, insan hayatı, bir normlar dünyası içinde akıp gitmektedir. Bunun için,
her huk'Uk, ceza hukulrn sisteminin "kavait şeklinde tebellür etmiş" bir uygarlık
olduğu
20
söylenebilmektedir. Doğada, suç da yoktur, ceza da yoktur. Doğada, sadece
kendi kanununa tabi doğal olgular vardır. Bir canlının, ör. başka bir canlıyı
öldürmesi olgusu, suç olmamakta, beslenme zincirinin gereği olmaktadır. Böyle
olunca, suç, tabiatçı anlamda deneysel bir doğrulamanın değil, tam tersine,
toplumsal bir değerlendirmenin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Her suç, kendisine
vücut veren toplumda oluşmuş bir kuralın veya bir kanun hükmünün varlığını
zorunlu kılmaktadır. Öyleyse, bir değerlendirme imkanı, bir kanun hükmü dışında
suç yoktur; sadece zararlı veya yararlı, hoşa giden veya acı veren fiiller vardı.r2
1
•
Elbette suçun olmadığı yerde ceza da yoktur. Suç, hem bireysel, hem de toplumsal
bir olgudur. Ceza, suçla birlikte, toplumsal ve siyasi bir olgudur. Gerek suç, gerek
ceza, toplumsal olgu olmaktan başka, hulrnki bir olgudur, yani hukuk disiplini altına
alınabilen bir olgudur. Bundan ötürü, bir toplumda suç veceza olgusunu düzenleyen
hukuk normları bütünü, o toplumun ceza hukukunu meydana getirmektedir
22
•
11
Bobbio, Teoria dclla norma, s. 235.
19
Bobbio, Teoria della norma, s. 3.
ıo Arsal, S. M., Umumi Hukuk Tarihi, Ankara 1942, s. 3
21
Beniol, D problema penalc, Palcrmo 1948, s. 53 ; Bobbio, Teoria della norma, s. 32 ; Kelsen,
Lineamenti, s. 49.
ıı Rcxx::o,Sul concetto deldirittoobbietıivo,Dal Progrcs.sdoel drittocriminale Palemıo1910,, V.Il,V, s.3 vd
11
Bumdan, madem hukuk bir uygarlıktır, cezo hukukunun, hukuku olduğu toplumun,
erişmiş olduğu uygarlık düzeyini temsil ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Ancak, özünü, esasını norm, kural oluşturmakla birlikte, ceza hukuku, sadece
kuraldan ibaret bulunan bir sistem değildir. Ceza hukuku, norm olduğu kadar
kişilerarası ilişki, kişilerarası ilişki olduğu kadar toplumsal bir kurum
ohnaktadır!.'. Gerçekten, toplumda, hukuk, ceza hukuku; kuraJJar koyarak, silrckli
:.ı Gc�ekten, esasını kuralsallık / nom1atiflik oluştunnakla birlikte, hukukun, ceza hukukunun yegane
tconsinin huk-ukun nomıatif teorisi olduğu söylenemez.Burada, hukukun nonnatif teorisi yanında, en
az onun kadar geçerli iki teoriden daha söz etmek mUmkUndUr. Bunlar, hukukun müessese/ kurum
teorisi ve hukuk'lln kişiler/ süjeler arası ilişki teorisidir.
1. Huk-ukun müessese (istituzione) teorisi başlangıçta hukukun sosyolojik bir teorisi olarak ortaya
çıkmışken, Romano ile birlik"te huk'llJmn bir genci teorisi haline gclmıştir. Bu dUşUncede, hukuk
kavranu, mutlaka şu zorunlu unsurlan içcnnek ı.orundadır. Bunlardan biri yoksa hukuktan da söz
edilemez. En başta, huk-uk kavrnmı, toplum kavmmını gerektirmektedir. Gerçekten, münferit insan
hayaunı aşan1ayan, yani salt bireysel hayatın dışına çıkamayan bir �ye bu haliyle hukuk denemez,
çünkü nerede huk'llk varsa orada toelum vardır ( ubi ius ibi socıctas ). Tabii, içerisinde hukuk
olgularının cereyan ebnediği beşeri bır ortam ge�ek anlamda bir toplum defildir çUnkü nerede bir
toplum varsa orada bir huk'lllc da vardır ( ubi socıctas ibi ius ). Bu bağınU dolayısıyladır ki, hukuk
kavramı "toplumsal diizen" fikrini içermektedir. Gerçekten, toplumsal dUzen fikri, maddi veya salt
keyfiliğe, yani diizenlenmemiş lı.11vvete götüren her unsuru gidermeye yaramaktadır. Öyleyse, her
toplumsal tezahür, sadece toplumsal olduğu için, toplumun üyeleri bakımından bir düzenlemedir.
Huk'llkla gelen toplumsal diizen, normla sınırlı kalmaz. Gerçekten, huk'llk, daha norm olmadan, basit
bir ilişkiyi veya toplumsal bir ilişkiler serisini içermeden ön�, bir yapıdır, bir kurumsallaşmadır.
Acıkçası, hukuk, içinde devindiği toplumun bir durumudur. Oyleyse, hukuk diizeni, normlar ve
toplumsal ilişkilerden ötürü değil, kendiliğinden, bir kurum /müessese oluşnınnalı.1adır. Bu demektir
ki, huk'lll'llll müessese teorisinde hukukun kurucu unsurlan, varlığını içinde kazandığı maddi ortam
olarak toplum, yöneldiği amaç olarak diizen ve düzeni gerçekleştinne aracı olarak örgünleşme, yani
lı.'W1.lmsallaşmadır.
Müessese teorisi, "çete" denen suçluluk olgusunu açıklamakta başansız olmakla birlikte, hukukun
çoğulcu bir anlayışını getirmede başanlı olmuştur. Huk'llkun müessese teorisi, hukukun normatif
teorisini geçersiz kılmarnyı başaramamıştır. Gerçelı.1en, iddasırun aksine, örgünleşme norma
tekaddüm ebnemelı.'te; aksine, norm örğünleşmeye tekaddilm etmektedir, çünlı.ii norrnlaşma olmadan
örgünleşme olmaz. Bkz. Hafız.oğullan, Ceza normu, s. 19 vd.; Bobbio, Teoria della norma, s. 10 vd.
2. Huk'lll'llll kişilerarası (süjeler arası) ilişki teorisi, hukuku, kişilerarası bir ilişki düzeni olarak
algılamaktadır. Teori, kayı1ağıru, 18. yüzyıl Aydınlanma dilşiincesınde bulmaktadır. Hukw..1111 kişiler
arası ilişki teorisi, sadece huTcuk nonnunu ahlak normundan ayırma konusunda de�, a� zamanda
hulnık normunun, daha özel olarak ceı.a nonnunun öznelleştirilmesi ( sUbjektifleştirilmesı)konusunda
da özel bir önem taşımalı.1adır.
Hulı.'111ı."U kişiler arası bir hulçuki ilişki olarak nitelendiren ilk düşünür Kant olmuştur. Kant, hulı.'llku,
evrensel bir hürriyet kuralı gereğince, herkesin keyfiliğinin başkalarının keyfiliği ile birarada mevcut
olabilmesini mürnlı.iin kılan koşuUann tümü olarak tanımlamaktadır. Bu tanım esas olmak üure,
Kant, hukukun, karşılıklı bir yükümlülük ifade ettiğinden, bir kişiden bir başka kişiye olan dış
ilişkilerle, açıkçası pratik ilişkilerle ilgili olduğunu düşünmektedir.Ancak iki kişi arasındaki bu türden
bir ilişkinin hukuki bir ilişki sayılabilmesi için, bu ilişkinin, bir kimsenin ihtiyarı ilediğer birkimsenin
herhangi bir isteği arasında de@, iki ihtiyar arasında olması gerekmektedir. Böylece, Kant, hem
hulı.ııku iki süje arasında karşılıklı birilişki olarak tanımlamakta, hem de hukuku bir birşey iJcbirsüje
arasında bir ilişki olarak algılayan düşünceleri reddetmiş olmalı.1adır.
Huk'l.Jlı."UJl kişiler arası karşılıklı ilişki olduğu düşilncesini günilmilzde genellikle yeni Kantçılar
savunmaktadır. Hukukun kişiler arası karşilıklı ili�ki olduğu dUşilncesini inkar etmek mürrİkün
değildir. Ancak, hukukun süjeler arası karşılıklı ilişki olması, yani bir Jciiiye bir hak verilirken
karşılığında diğer bir�iye bir borç yilldenmesi ve bu kez borç yüklenen kişiye bir hak vcrilirhn
karşılığında hak sahibi kişiye bir borç yilklenmcsi, mutlaka bir normun varlığını ı.onınlu kılmaktadır.
Böyle olunca, hukukun süjeler arası ilişki olması, esasında hukukun beşeri bir davranış normu
olmasını geçersiz kılmamaktadır. �ekten, bunlann her biri, yani hukulı."Un kuralsallığı, kişiler
arasılığı ve kurumsallığı, huk'llk deneyınin temel bir yönünü ifade etmektedir. Bkz. Hafıl.Oğullan,
Ceı.a Normu, s. 26 vd.; Bobbio, Teoria della norma, s. 23vd.
12
bir biçimde organize olmuş olan kişiler arasında, bir karşılıklı ilişkiler düzeni
olarak ortaya çıkmaktadır2◄•
VII. CEZA NORMU HUKUK DÜZENİNDE GEÇERLİ DAVRANIŞ
KURALIDIR
Beşeri davranış normu olarak hukuk, ceza hukuku kuralları, sadece adillik, et.kinlik
ve geçerlilik esas olmak üzere bir değerlendirme konusu yapılabilmektedi..-15.
Bir ceza nom1un adilliği, o normun, ait olduğu hukuk düzeninin esinlendiği nihai
değerlere veya amaçlara uygun olup olmadığı meselesidir. Esasen, bir nonn adil midir,
değil midir meselesi, gerçek ve ideal, yani olan ve olması gereken arasında cereyan
eden çatışmanın bir göıiinümüdür. Bir norm adildir dendiğinde, o nonnun olması
gereken olduğu, buna karşılık, adil değildir dendiğinde, onun olmaması gereken
olduğu ifade edilmektedir. Öyleyse, bir ceza normunun adil olup olmadığı meselesini
ortaya koymak, gerçek olanla ideal olan arasında olan uyum meselesini ortaya
koymakla eş anlamlı olmaktadır. Bu demektir ki, ceza normunun, adi1lik esas olmak
üzere değerlendirilmesi, ceza hukukunun deontolojik meselesidii-6.
Ceza normunun geçerliliği, adil olsun veya olmasın, bir hukuk düzeninde varlık
kazanmış, yani mevcut olmuş olmasıdır"
07
• Bir davranış kuralının bir hukuk düzeninde
mevcut olup olmadığını saptamak, o davranış kuralının bir hukuk ki.ıralı olup
olmadığını saptamaktır. Böyle olunca, bir normun adilliğini incelemek, onun ideal bir
değerle ölçülmesini gerektirirken; bir nonnun geçerliliğini incelemek, "ampirik-
rasyonel" tipte bir araştınnayı gerektinnektedir. Gerçekten, bir nonnun geçerli olup
olmadığına, yani belli bir hukuk sisteme ait hukuk kuralı olarak mevcut bulunup
bulunmadığına karar verme, genellikle birbirini izleyen üç araştınnayı zorunlu
kılmaktadır.
Normu koyan gücün veya iktidarın, hukuk normu koyma, açıkçası belli bir hukuk
düzeninde bağlayıcı davranış kuralları oluşturma meşru iktidarına sahip olup
olmadığının öncelikli olarak saptanması gerekir. Bu durum, zorunlu olarak, bizi, bem
bir kuralsa! veya normatif düzenin tüm nonnlannın geçerliliğinin esasını teşkil eden
bir temel norma gitmeyi gerektinnektedir. Böyle olunca, geçerli olmaktan, bir tek
temel nonndan çıkmış belli nom1atif bir düzene doğrudan veya dolaylı olarak giren bir
ı• Bobbio, Tcoria dclla nonna, s. 34
:.s Gözler, Kemal, Hukukun Genci Teorisine Giıiş, Hukuk Normunun Geçerliliği ve YorumuSorunu.
Ankara 1998.
:A Bobbio, Tcoria della nomıa, s. 36
27
Gözler, Hukukun Genci Teorisine Giriş, s. 55 vd.
13
nonn tarafından kurallaşunlmış olmak anlaşılmaktadır. Bu tek temel nonn, sistemin
geçerliliği ilkesini ifade cLmcktedir. Gerçekten, bir işlem, bir muamele, ne zaman bir
nonn tarafından düzenlenirse; bu nonnun oluşması yine ne zaman nom1atif sisteme
geçerlilik kazandıran birinci derecede bir nonn üzerine oturan Ust nonndan gelirse; o
zaırnm, nonn ve nonna dayandınlarak yapılan işlem, muamele, geçerlidir denmektedir
veya hukuken var sayılmaktadır. Böylece, toplumsal hayatın birçok işlemlerinden, her
birinde, daima daha dar bir normlar alanının belirlediği birbirini izleyen aşamalardan
geçilerek tek bir temel nonna ulaşılmaktadır. Tersinden bakıldığında, tek bir temel
nom1dan, bu kere kademeli olarak, daima daha geniş bir normlar alanına ve buradan
da münferit hukuld işlemlere kadar inilmektedir. Eğer hukuk düzeninden, çeşitli
kademelerde tek bir temel normla bağımlı bir normlar sistemi bütünü anlaşılırsa, bir
işlem, muamele ve nonnun hukuken mevcut veya geçerli olması, onlann hukuki bir
düzene ait olması anlamına gelmektedir. Bu, aynı zamanda, hukuk düzeninin, yani
geçerlilik ilkesinin veya temel nonnun dışında hukuki bir varlığın bulunmaması,
kısacası hukukun olmaması demektir. Bu bağlamda ceza hukukuna baktığımızda,
hukukun ve onun bir dalı olarak ceza hukukunun meşruiyetinin temelinin, yani Türk
hul,aık düzeninin dayandığı temel nonnun, kökünü görkemli bir kurtuluş savaşından
ve hukuk devriminden alan ve oldukça kristalize bir biçimde Anayasanın 1, 2, 3.
maddelerinde ifadesini bulan, aynca Anayasanın 2. maddesinin yapmış olduğu
"göndenne" ile kapsamı ve sınırlan Arn:S ile çizilmiş bulunan "demokrati� laik,
sosyal bir hukuk devleti" ilkesi olduğu gözlenmektedir. Anayasanın söz konusu bu
maddeleri bir "kurucu iktidar'' tasamıfudur. Hiçbir "kurulu iktidar", hiçbir adla, bu
temel nonnu kaldınnaya veya değiştirmeye kalkışamaz. Bu yolda her k.'Urulu iktidar
tasarrufu hukuken yok hükmündedir. Temel norma doğrudan veya dolaylı yapılan her
saldın, ldmden, nereden, ne gerekçe altında gelirse gelsin,ihtilaldir. İhtilali yasaklayan
bir hukuk düzeni yoktur. İhtilal, kendi kurallarını koyar. İhtilal sonunda oluşan hukuk
düzeni, meşruiyetini kendinden, yani ihtilalin koyduğu temel normdan alır.
Öte yandan bir nonnun geçerli olup olmadığına karar vermek, o nonnun halen
hukuk düzeninde yüıiirlükte olup olmadığını saptamayı gerektirmektedir. Gerçekten,
bir ceza normu, nonnu koymaya yetkili/görevli kılınmış bir iktidarca konmuş olma
anlamında geçerli olabilir, ama bu, onun halen geçerli olduğu anlamına
gelmemektedir. Bu durum, sonradan konan nonnun, daha önce konmuş olan bir
nonnu, açıkça yüıiirlükten kaldırması veya aynı konuyu tekrardan düzenlemesi
halinde meydana gelmektedir. Bu, hukukta "ilga" sorunudur. Bir ceza normunun
sonradan yürürlüğe giren bir ceza nonnunca ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi
halinde, ceza nonnunun zaman bakımından sının meselesi ortaya çıkmaktadır.
7
11
Son olarak, bir nonnun geçerli olup olmadığına karar vennek, o nonnun sistemi
oluşturan diğer nomılarla uyumunu, özellikle hiyerarşi içinde olduğu üst bir nonna,
yani anayasa nonnuna uygunluğunu veya bir hukuk düzeninde birbirini çelen iki
nom1dan her ikisi de geçerli olamayacağından, önce konan nonnun sonradan konan
nonnla çelişip çelişmediğini, yani sonradan konan nonnun önceden konanı örtülü
olarak yüriirlükten kaldırıp kaldınnadığını saptamayı gerektinnektedir. Yürürlükte
bulunan kanunla sonradan yürürlüğe giren kanun çeliştiklerinde, aralarında özellik-
genellik ilişkisi yoksa, önceki kanun yürürlükten kalkmış olmaktadır, yani artık geçerli
değildir. Ceza hukukunda az rastlanan bu durum, çoğu kez normların içtimaı meselesi
olarak ortaya çıkmaktadır.
Hukuki geçerlilik, ceza hukukunun "ontolojik" yani varlık sorunudu?. Ceza
nonnunun varlık sorunu hukukun konusudur
Son olarak, bir ceza normunun etkinliği, muhatabının, nonnu yeterince izleyip
izlemediği ve ihlal halinde, koyan otoritenin zorlayıcı araçlarla ihlali gidenne yoluna
gidip gitmediği meselesidir2
9
• Gerçekten, bazı davranış normları vardır, bunlara,
evrensel olarak, kendiliğinden uyulmaktadır. Bazı normlar vardır, bunlara, zor
kullanılarak sağlandıklarından, genellikle uyulmaktadır. Bazı nonnlar vardır, bunlara,
zor kullanımı olmasına rağmen, uyulmamaktadır. Böyle olunca, bir ceza nonnun
etkililiğini veya etkisizliğini inceleme, belli bir toplumsal grubun mensuplarının
davranışlarının incelenmesi olarak tarihi-sosyolojik bir inceleme olmaktadır. Bu, ceza
hukukunun "fenomenolojik" yani olgusallık sorunudur'().
Ceza nonnunun olgusallık yönü esas alınarak incelenmesi hukuk sosyolojinin
konusudur.
Adillik, geçerlilik ve etkinlik, aslında bağımsız olması gerekirken; çoğu kez biri
ötekine indirgenmiştir. Bu, toplumda hukukun, ceza hukukunun tam ve doğru
algılanmasını engellemiştir. Bize bir ufuk kazandınnış olmakla birlikte, indirgemeci
her düşünce, ceza hukukunun zenginliğini gidermiştir.
Tabii hukukçular, bir nonnun geçerli olması için adil olması gerektiğini ileri
sünnüşlerdir. Nonnun adil olması demek, tabii hukuka aykırı olmaması demektir. Bu
düşünce tutarlı değildir. Gerçekten, birçok davranış kuralı tabii hukuka uygun olabilir,
ancak bir hukuk düzeninde varlık kazanffilş olmadıkça, o kural, hukuk kuralı kimliğini
almış olamaz."Gücün kadar çalış ihtiyacın kadar al" mükemmel bir davranış kuralıdır,
21
Bobbio, Teoria della nonna, s. 38.
:ı Bobbio, Tcoria dclla nonna, s. 39.
15
ama hiçbir hukuk düzeninde varlık kazanmamıştır. Kölelik, en azından bugünkü
değerlendimıeler karşısında, adil değildir, ancak tarihin bir kesitinde birçok hukuk
düzeninde geçerli olmuştur.
Bir kısım doktrin, özellikle Tarihçi Hukuk Okulu, bir nonnun geçerliliğinin
etkinliğinden geldiğini ileri silrınüştür. Bir kanun
11
metruk" olmuşsa, hukuken var olsa
bile, artık fiilen yiiriirlükte değildir. Bir hukuk kuralına geçerliliğini veren etkinliğidir.
Bazen yürürlükteki bir kanuna aykın davranış, yerleşerek, örf-adet halini alabilir.
Yegane geçerli hukuk örf-adet hukukudur. Bu düşünce geçersiı.dir. Gerçekten
yürürlükteki birçok hukuk kuralı, etkin olmamasına rağmen geçerlidir. 1921 tarih ve
55 sayılı Düğünlerde Men'i İsrafat Kanunu bunun örneğidir. Bu kanun, Anayasa
Mahkemesinin iptal ettiği tarih olan 1966 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Ülkede
geçerli olmayan birçok davranış 1'11Talı, ör. töre cinayetleri, törenlerde silah boşaltmak,
eğitim aracı olarak dayak, kocaların kusurlu buldukları kanlarını dayakla
cezaland.ınnası, vs., halen toplumda çok etkili davranış kurallarıdır. Ancak, bu
davranış kurallarının hepsi, sadece bizde değil, tüm uygar ülkelerde suç olan davranış
kuraJlandırlar. Hiçbir örf-adet kuralı, ne kadar uzun bir süre kabul görürse görsün, ne
kadar uzun bir süre kullanılırsa kullanılsın, meşru bir otoritece tarurunış olmadığı
sürece, hiçbir zaman hukuk düzeninde geçerlilik kazanmaz.
Kimileri, bir nonn ancak geçerli ise adildir demektedir. Bu düşünce, ifadesini,
genellikle tabii hukuk anlayışına karşı olan pozitivist hukuk anlayışında bulmaktadır.
Doğrudur, etik-siyasi bir değerlendirme sonunda ortaya çıktığından, geçerli
kurallarının ayni zamanda adil oldukları söylenebilir. Ancak, bu tür bir genelleme her
zaman doğru değildir. Almanya'da, Nazizm döneminde, Alınan vatandaşlan arasında,
adil olduğu düşüncesiyle ayırımcılık yapan birçok kanun çıkarılmıştır. Salt geçerli
oldukları için bu kanunlara adildir demek herhalde mümkün değildir. İslam
hukukunun geçerli olduğu ülkelerde, zina eden kadının ölümle cezalandırılması, bazı
fiillerinin karşılığı olarak insanlara dayak atılması, dini bazı kurallara uymamanın suç
sayılması, ulaşılan bugünkü uygarlık kesitinde, sırf belli bir hukuk düzeninde geçerli
oldukları için adil kabul edilebilecek davranış kuralları değildirler.
Bu durumda, yegane ceza hukuku, var olan, konulmuş bulunan, açıkçası halen
yürürlükte bulunan ceza hukukudur. Başka bir deyişle, deney verisi yegane ceza
hukuku, beşeri iradenin koyduğu ceza hukuku, yani pozitif ceza hukukudur.
Yürürlükten kalkınış olan birceza hukuku düzeni, bir ceza normu artık hukukun değil,
hukuk tarihinin konusudur.
Yegane ceza nonnu, bir ceza hukuku düzeninde varlık kazanmış olan, mevcut
bulunan, yani belli bir toplumda ortak hayatın zorunlu olarak ortaya çıkardığı çıkar
16
ç.atışmalanm, dolayısıyla irade uyuşmazlıklarını çözmek üzere toplumsal ortak iradece
usulüne uygun olarak konmuş olan, yani kısaca yüriirlükte olan beşeri davranış
laıralıdır.
Elbette, ceza hukulnı düzeninde geçerli her davranış lnıralının, işlevinden ötüıii,
adil olınası, etkin olınası beklenir. Gerçekten, bir ceza normu konurken, doğal olarak
konan normun adil olduğu düşünülmek.1e, etkin olması istenmektedir
Ceza normunun adilliğinden, genellikle kaynaklandığı temel normla uyumluluğu
anlaşılmak.1adır.Temel normun adil olup olmaması, ait olduğu toplumun beklentilerini
karşılayıp karşılamaması, artık hukuki bir mesele değildir, tamamen etik-siyasi bir
meseledir.Gerçek.1en, bugün, gelmiş olduğumuz uygarlık düzeyinde, sınıfçı, imtiyazcı
olan, yani demokratik olmayan ceza hukuku düzenlerinin adil de, etkin de
olamayacağı savunulmaktadır. İmtiyazcı, sınıfçı ceza hukuku düzenleri, demokratik
ceza huk.-uk.-u düzeni değildirler3
1
. Aynca, ilk ağızda veya son tah1ilde kaynağım ilahi
iradede bulan Teokratik ceza hukuku düzenlerinin, niteliklerinin gereği olarak,
demokratik bir ceza huk.-uku olma şansları yoktur.
Türk Ceza Hukuku düzeni, Anayasanın 2. maddesinin mutlak emri gereğince,
demokratik bir ceza hukuku düzeni olmak zorundadır.Siyasi tartışmalar bir yana,Türk
demokrasisi, pozitif bir değerdir. Kapsamı ve sınırlan, Anayasanın 1, 2, 3. maddeleri
ve Anayasanın 2. maddesinin göndermede bulunduğu hukukun genel ilkeleri, AİHS
ve Ek protokoJleri ve Devletin kabul edip yürürlüğe koyduğu insan haklarını
korumaya ilişkin uluslararası antlaşmalarla muayyendir. Bugün, hukulrnn genel
ilkelerine, Anayasaya, AİHS ve eki protokollere ve diğer antlaşmalara aykın bir ceza
normunun ve uygulamasının, düzenin geliştirdiği kendisini koruma cihazları
karşısında, düzende geçerli olması mümkün bulunmamaktadır. Gerçekten, Anayasa
yargısı, A1HM yolunun açık olması, demokratik bir ceza hukuku düzeninin
teminatıdır.
Madem yegane ceza nomm, k.-urlanna uyma kendine özgü bir müeyyide düzeneği
ile temin edilen, geçerli bir huk.-uk düzeninde yürürlükte bulunan davranış kuralıdır;
buradan, bu k.ı.ınıllann, yani ceza normunun veya ceza kanununun kaynağı meselesi
ortaya çıkmaktadır3
2
•
ıı Mantov:ıni, s. 15 vd., özellikle s. 21-22.
ıı Bu bölümde yer alan tüm tartışmalar, açıklamalar ve kaynakçayla ilgili olarak bkz. Hafızoğullan,
Ceza Nonnu, Nonnatif bir yapı olarak Ceza Hukuku Düzeni, Ankara 1996.
17
İKİNCİ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN KAYNAĞI
/. Hııkııkım kaynağı, il. Kaııımilik ilkesi, ili. Kamıııilik ilkesi iizeriııe tmtışııuılar,
IV. Ceza ııomıwıım doğrııdaıı kaynakları, V. Öıf ve adet, VI. Cew 11onııııııwı dolaylı
kayııakları, A.ldareııiııdiize11leyiciişlemleri,B. Aıılaşmalar ve ıılııslar arası ıeamiiller,
C Yabancı iilke /ıııkukıı, VII. Ceza ııonııwıwı kayııağııım yargısal denetimi
I. HUKUKUN KAYNAĞI
Ceza nonnunun kaynağı, hul-ukun kaynağıdır. Kaynaktan hukukun çıktığı yer
anlaşılmaktadır. Devletin egemen iradesinin eseri olduğundan, ceza hukukunun
kaynağı, sonunda halkın ortak iradesi, toplumun vicdanı olmaktadır.
Elbette, hulnık, hu.kuk.,ı olduğu toplumda geçerli ahlak kurallarından etkilenebilir.
Ancak, kiminin ileri sürdüğünün tersine", ahlak, hukukunun kaynağı değildi?'.
GerçeJ...1:en, huJ...,ık, ne kadar etkin olursa olsun, ahlak kuralına, hukuk kuralını ortadan
kaldırıcı bir etki tanımamaktadır. Oysa amaçlarına ters düşen ahlak kurallarına hayat
hakkı tanıyan bir hulruk düzenine rastlanmış değildir.
Türk hulruk düzeninin maddi kaynağı, Türk Hukuk Devriminin en temel eseri
1926 tarihli Türk Medeni Kanununun genel gerekçesinde ifade edilen ulusal irade;
şekli kaynağı, kanunun 1. maddesinde ifadesini bulan, kanun, örf ve adet, hakimin
yarattığı hukuktur. Aynca, kıyasın, hukukun kaynağı olduğu kabul edilmiştir.
Yeni Türk Medeni Kanunu, genel gerekçesinde hukukun maddi kaynağına işaret
etmemiş, ancak 1. maddesinde, hukukun şekli kaynağının kanun, örf ve adet hukuku,
hakimin yarattığı hukuk olduğunu belirtmiştir. Hukukta kıyas mümkündür.
Türk hulruk düzeninde, kanun, ulusal iradedir. Kanun yapmak, katıksız bir
egemenlik tasarrufudur. Ulusal iradenin üstünde bir irade yoktur. Başkasının verdiği
kadar vererek, ulus, uluslararası örgütler oluşturabilir ve onların iradeleriyle kendisini
bağlayabilir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği bu nitelikteki örgütlerdir. Gerçekten,
Türkjye Cumhwiyeti Devleti, imzalayarak ülkesinde yürürlüğe koyduğu, 1961 ve 82
Anayasalarının 2. maddesinde göndermede bulunduğu Avrupa İnsan Haklan
Sözleşmesi3
5
ve ek protokolleri hükümleri ile bağlıdır; bunlara aykırı bir düzenleme
yapamaz. Sözleşmeyi imı.alayan devletlerin sözleşmeyle bağlılıkları esastır.
n Mantovani, Diritto Penale, s. 118 ; Bettiol,Diritto penale, s.104 : Ceı.a huk'Uk-unun maddi anlamda
kaynağı ahlal.1ır. Bundan ötürü, ahlak düzeni, hulmk düzeninin merkezi nüvesini temsil ctmek.1edir.
Maggiore, Diritto penale, Bolgna 1961, Is. 31.
34
Antolisei, Manuale, PG., s. 11.
" insan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına nişkin Sözleşme, Roma 4.XI.1950.
!"
i
18
1
Aynca. dol1rinde, Devletler Genel Hul'Ukunun veya Uluslararası Hukulaın
1..-ırallanmn, ulusal hul-uk l--urallan�ın üstünde olduğu kabul edilmektedir Kuşl"Usuz,
bu husus, uluslararası huJ...-uk kuralları ile çatışan bir iç hulmk kuralının kuramsal
olarak müınk-ün olman1ası demel1:i.r6.
Örf ve adet kaynağı be§eri irade olan davranış hırallandır. Bu k.-ı.ırallar, kanun
kendilerine göndem1e yaptığından, somut uyuşmazlığın çözümünde, kanunda
hfil.iim yokluğunda, hakimin başvurmaya zorunlu olduğu kaynaktır. Bu anlamda,
yürürlfil.1en kalkmış bulunan 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu hükümleri, Medeni
Kanunun 1. maddesinin yer verdiği "örf ve adet hul"Ul"U" hükmündedir. Bunun
dışında, kaynağı beşeri irade olmayan davranış l'llralları, Medeni Kanunun anladığı
anlamda "örf ve adet huJ...'uk.11" değildirler. Aksini düşünmek, sadece hul"Ul'Un beşeri
irade olması esası ile çelişmez, Anayasanın eşitlik, AllIS'in eşitlik ve ayınmcılık
yasaklarına aykın düşer. Kaynağı beşeri irade olmayan bir l7.J.ralın, hiçbir adla ve
hiçbir biçimde hurubın kaynağı olamayacağının anlamlı açıklamasını, 1926 tarihli
Medeni Kanunun genel gerekçesinde görüyoruz
37
.
Ceza Normunun kaynağı söz konusu olduğunda, genel kuraldan ayrıldığını
göıiiyonız. Ceza huJ...'llkunun kaynağı kanundur. Özel hul"llk'1an farklı olarak, Ceza
" Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla
J...'":lllunJann aynı konuda farklı hükümJer içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıkJarda
millellerarası anlaşma hüJ...iimleri esas alınır ( Anayasa, m.90/5/son cümle ).
)7 Kanun, gerekçesinde, Tarihçi OJ...-ulu eleştirmiş, Türk hubıl...-unun kaynağı konusunda hala bugün
geçerli olan ve l-uşJ...ıısuz yannda geçerli olacak tespitlere yer vermiştir. "... K�J...,ı yol1Ur ki,
kanunların amacı herhangi bir örf ve adet veya yalnız inançla ilgili olması gereken din l-urallan
değil;siyasal, sosyal, ekonomik, milli birliğin her ne olursa olsun sağlanması ve o)uştwulınasıdır.
Gilnilmiiz uygarlıkları içinde olan devletlerin ilk özelliği din ile dünyayı ayn görmel1ir. Bunun
aksi, devletin kabul ettiği din lı.11ra.llanru kabul etmeyen kimselerin inançlarına hükmetme olur.
Bunu günümüz devlet anlayışı kabul edemez. Din devlete göre inançlarda kaldıkça saygıya ve
korunmaya değer.Dinin hükiim halinde kanunlara ginnesi tarihin akışında çok zaman
hüJ...iimdarlann, zorbalann, güçlillerin haksiz ve yolsuz isteklerini doyurma aracı olmasını
sağlamıştır. Dini dünya işlerinden ayırmakla bugünün devleti, insanlığı �hin bu kanlı
zorbalığından lı.-uıtarmış ve dine gerçek ve sonsuz bir taht olan vicdanı ayırmıştır. Ozellikle çeşitli
dinlere bağlı yurttaşları bulunan devletlerde tek birkanunun bütün toplulul1a uygulanma yeteneğini
ka.L'lnabilmesi için bunun din ile ilişkisini kesmesi milli egemenlik için de zonın)udur. Çilnl.-ü
kanunlar dine dayalı olursa inanç özgürlUğilnü kabul zorunluluğunda bulunan devlette, başka başka
dinlere bağlı yurttaşları için ayn ayn kanun yapmak gerekir. Bu haJ çağdaş devlette temel koşul
olan siyasal, sosyal, milli birliğe büsbütün karşıttır. Hatırlatmak gerekir ki, yalnız yurttaşları ile
değil, yabancılarla da ilişkiler içindedir. Bu durumda onlar için de Kapitülasyon adı alnnda ayn
l-urallar kabuletmek zorunluluğu meydana gelir.Lozan Andlaşması ile kaldınlan kapitülasyonların
kaldınlmaması için yabancı devletlerce ileri süıüJen gerekçenin en önemli yönü bu noktl
olmuştur..." "Adalet Bakanı, Mahmut Esat (Boı.l.1.lrt) "Türk Kanunu Medenisi &babı Mucibe
Layihası(Gerekçe)" Erciyes R.B., Türk Kanunu Medenisi ve Borçlar Kanunun, Doruk Yayınlan,
Ankara 1975, s. XV. 1926 tarihli Türk Medeni Kanununun Türk hul'Ul-unun yegane maddi
kaynağının beşeriirade(ulusalirade), şekli kaynağının kanun olduğu tespitini maalesef bugüne dek
görmeı.li..J...1en gelmek büyük bir talihsizlik olmuştur.
19
huJ.aıku dilzeninde, boşluk olmnz. Bundan ölllrll, kanunun tarafından açıkça
yapılması yasaklanmayan veya yapılmaması emredilen her tUrlU beşeri davranış
serbesttir. Böyle olunca, hakim, ceza hukukunda, önüne gelen uyuşmazlıgı
çözerken, kanun dışında, kanunda hUkUm yoktur diyerek, başka bir kaynağa
başvurma yoluna gidemez.
Bundan ötüıii, hukuk dilzeninde, ceza hukuku düzeninin ve bu dU:zeni oluşturan
tüm k-urallann kaynağı kanundur. Kaynağın sadece kanun olınası, Anayasa ve AİHS
ile güvence altına alınmıştır.
Ceza nonnunun kaynağı, doğrudan kaynaklar ve dolaylı kaynaklardır.
II. KANUNİLİK İLKESİ
Doktrinde Kanunsuz suç ve ceza olmaz (nullum crimen, nulla poena sine lege)
olarak ifade edilen kanunilik ilkes, Ceza Kanunu, 2/1. maddesi hükmünde,
"Kaııımun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik
tedbiri uygulanamaı.. Kanunda yazılı cezadan ve güvenlik tedbirinden başka bir
ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz" biçiminde ifade etmiştjr.
Kanunilik ilkesi, kökleri 1215 Magna Carta Libertatum hukuki metninde
aranmakla birlikte, esasen, insanlığın yazgısını değiştiren Aydınlanma düşüncesinin
eseridir'.
Kanunilik ilkesinin başlıca sonuçlan şunlardır:
- Bir fiil, kanunda açıkça suç sayılmadıkça, kimseye ceza verilemez ve güvenlik
tedbiri uygulanamaz
- Münferit hallerde, kanunun suç saydığı fiil için, sadece kanunun belirlediği
ceza verilebilir ve güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
- Karşılığında bir cezanın veya güvenlik tedbirinin verilmesini gerektiren fiiller,
kanunda tek tek sayılmalı ve her bir fiil, kapsamının ve sınırlarının belirlenmesini
mümkün kılacak bir biçimde açık ve özlü olarak tanımlanmış olmalıdır.
Buradan, ceza hukukunda, bir yandan kıyas yasağı ortaya çıkarken, öte yandan
idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağı esası ortaya
çıkmaktadır.
Kanun, 2/3. maddesi hükmünde "Kanunlann suç ve ceza içeren hükümlerinin
uygulanmasında kıyas yapılamaz.. Kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz"
:ıı Antolisei, Manuale, PG., s. 68.
ı
'
20
diyerek, ceza huk.·1ılcunda, kanunilik ilkesinin zorunlu sonucu olarak, hem kıyası
yasaklanuş, hem de kötü ifade edilmiş olması bir yana
39
, hakimin izlemek zorunda
olduğu genel bir yorum yöntemine yer vermiştir. Ceza hukukuna özgü bu genei
yorum yöntemi, "ceza kanunlarının dar yorumlanması" ilkesidir. Gerek uygulama,
gerekse dok.�n ilkeye yabancı değildir. İlkenin kanunla konulmuş olması, bir
yenilik değildir, sadece yorumu açıklığa kavuşturmuştur.
Kıyas yasağı, aleyhe kıyas yasağıdır. Bu, ceza hukukunda, lehte kıyasın
müml.iin olması demektir. Gerçekten, ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan
nedenler söz konusu olduğunda, acaba kıyas mümkün müdür sorusu, bugün daha
çok önem kazannuştır. Doktrinde, lehte kıyasın, mümkün olduğu düşünülmektedir.
Böyle olunca, ör. bir heyecan türü olan haksız tahrike tanınan ceza indirimi, aksine
bir hük.'Üm olmadığına göre
40
, kıyasla, benzer nitelikte olan diğer heyecan türlerine
de tanınabilecek midir sorusunu akla getinnektedir. Herhalde, bu, tartışılmaya değer
bir konudur.
Kanun, 2/2. maddesinde "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza
konulamaz" hükmüne yer vermiştir. Elbette, kanunilik ilkesi karşısında, yürütme
erkinin düzenleyici işlemlerle suç ve ceza koyması mümkün değildir. Böyle bir
davranış, kuvvetler ayınını ilkesine aykırı düşer, çünkü kanun, yasama erkinin
düzenleyici işlemidir. Yürütme erkinin işleri arasında kanun koymak yoktur. Kanun
koymak, yasama erkinin işidir. Yürütme yasamanın koyduğu kanunları yürütür.
Ancak, toplum hayatı karmaşıktır. Kamu yönetimi, çoğu kez acele kararlar
almayı gerektirir. Bu durum, ceza hukukunda, açık ceza normu (norma penale in
bianco ) denen normların bulunmasına neden olmuş, idarenin düzenleyici işlemleri
ile doldurulabileceği kabul edilmiş, böylece ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır.
Anayasa Mahkemeleri, bu yolun anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Kanun, gerekçede yer alan "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç tanımının
kapsamını belirleyemeyeceğ" ibaresine rağmen, ceza hukuku düzeninde, idarenin,
düzenleyici işlemler ile açık ceza normlarını doldurulması yolunu kapatmış değildir.
19
Gerçekten, "kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz" ifadesi yorumla kıyas arasında bir
geçitlilik ilişkisinin bulunduğunu çağnştınnaktadır. Oysa, ister daraltıcı, ister genişletici, isterse
ilerletici yorum söz konusu olsun, yorumla kıyas arasında bir geçitlilik ilişkisi yoktur. ör., nasıl
elma elma, armut da annutsa, yorum yorum, kıyas da kıyastır. Kıyas, kanunda hüküm bulunmayan
hallerde, huk.1.1.ka kaynaklık yapmaktadır. Yorum, mevcut bir normun anlamını bulup ortaya
çıkarmak, kapsamını ve sınırlarını belirlemek.'tir. İkisi arasında hiçbir geçitlilik ilişkisi
bulunmamak'tldır. Böyle olunca "kıyasa yol açacak yorum" diye ara bir şeyin mevcut olması
mantıksal olarak imkansız olmaktadır.
40
lCK. m. 90. Kanun hiddet heyecanı dışındaki heyecan, korku ve tutk.'Ulann isnat yeteneğini
etkilemediğini kabul etmiştir.
21
Gerçekten, Knnun, ör., l95. mnddcsinde ..Bulnşıcı hnstnlıklnm ilişkfo tedbirlere nykın
dnvrnnmn" madde başlığı olundu açık ceza normuna yer vcmıiştir. Bu madde, buıa,ıcı
hnstnlık hnlindc,
0
yctkili mnkamlnrca alınan tedbirlere uyulmamasını" suç saymıştır.
"Yetkili maknmlnrcn nlınun tedbirler" idarenin düzenleyici işleminden başka bir şey
değildir. Bu demektir ki, Kanun, cero hukuku düzeninde, nçık ceza nonnlunnın
varlığını ve bunların idarenin düzenleyici işlemleriyle doldurulması yolunu kabul
etmiş bulunmaktadır. Öyleyse, Kanunun 5. maddesi hUkmU bu konuda geçerli
değildir.
Kmmnilik ilkesi güvenlik tedbirleri hakkında da geçerlidir. Hangi fiile hangi
güvenlik tedbirinin uygulanacağını kanun gösterir.
Kanunun 61n. maddesi hükmü kanunilik ilkesinin bir uzantısıdır. Kanunda açıkça
yazılmış olmadıkça cezalar ne aıtınlabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.
765 sayılı Kanundan farklı olarak, Kanun, suçları cürum ve kabahat olarak
ayınnamıştır. Kabahat suçlarına karşılık teşkil eden fiillere, 5226 sayılı Kabahatler
Kanununda yer verilmiştir. Bu kanun, 4. maddesi hükmünde, kanunilik ilkesine yer
vermiş bulunmaktadır. Ceza Kanunu, 765 sayılı Kanunda yer verilmiş olan bazı
kabahat suçlarını, ör., kumar oynatmak (m. 228 ), dilencilik ( m. 229 ), vs., suç olarak
yeniden düzenlemiştir.
Kanunilik ilkesi, hakimin, kanunu uygularken, göz ardı edemeyeceği mutlak bir
emirdir. Haklının, her ne nedenle olursa olsun söz konusu emre uymaması, doğru
yargılanma hakkının ihlalidir (Ay., m.36, AlHS., m. 6) ve Ceza muhakemesi
hukukunda mutlak bozma nedeni sayılmıştır (CMK m. 288). Bundan ötürü, hakinı,
önüne gelen her olayda uygulayacağı normun kaynağını araştınnakla yükümlüdür.
m. KANUNİLİK İLKESİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR
Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hiç kuşkusuz siyasi bir içeriğe sahip
bulunmaktadır. İlke, herkes için, her çeşit keyfiliğe karşı, bir teminat
oluşturmaktadır.
Özellikle ikinci dünya savaşından soma y,üıiirlüğe konan birçok liberal-
demokratik devlet anayasasında, modem devletlerin birçoğunun ceza kanununda
ilkeye yer verilmiştir.
Alman ceza hukukçusu V. List, onu, suçlunun ''Magna Cartası" olarak
nitelendirmiştir. Fiilinin karşılığı olmayan bir cezaya çarptınlamarnası·konusunda
ilke elbette suçlu için bir teminattır. Ancak, onunla güdülen asıl amaç, özellikle
t
1
22
k'1lllunlara saygılı kimseleri, nerden ve kimden gelirse gelsin olası her türlü keyfiliğe
karşı korumak.1ır.
Latince olarak ifade edilmiş olmakla birlikte, kanunilik ilkesi Roma hukukunda
yok'tU.r. Ukeyi Latince olarak ifade eden ünlü Alman ceza hukukçusu Aııselmo
Feuerbaclı olmuştur.
Köklerinin 1215 Magna Carta Libertaturn'da olduğu söylenmekle birlikte, ilke, .
polis devletinin sınırsız iktidarına karşı bireyin koruması olarak, Aydınlanma
düşüncesinin eseridir. Sonraki yıllarda, modem tilin ceza kanunlarında yer almıştır.
Ancak yirminci yüzyılın ilk yansında, Marksizm-Leninizm eseri 1922 Sovyet
Ceza Kanunu, Nazizm eseri 1935 Alman Ceza Kanunu, hükümleri arasında,
kanunilik ilkesine özellikle yer vermemiştir.
Ancak, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Evrensel bildir�esi, uluslararası
bağlayıcı bir metin olan Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi, mutlak bir insan hakkı,
üstün bir uygarlık değeri olarak kanunilik ilkesine yer vermiştir.
Bugün, bir kısım doktrinin, pek yerinde olmamakla birlikte, salt hukuki
gerekçelerle, kanunilik ilkesine ve bunun bir sonucu olan kıyas yasağına karşı çıktığı
görülmektedir.
Kimi, demektedir ki, söz konusu ilke, özellikle kanunun çevresini dolaşan,
eksikliklerinden yararlanmasını bilen kimselere onu ihlal konusunda kolaylık
sağlamaktadır. Gerçekten, toplumsal bakımdan çok tehlikeli olan kimselerin, çoğu
kez yeni yollar bularak, kanunundan sıynldıklan ve toplumsal bakımdan çok
tehlikeli olan fiilleri işledikleri görülmektedir.
Buna karşılık, kimi, demektedir ki, madem açık ve belli olacak bir biçimde
kanun düzenlemiş olmadıkça özünü oluşturan korkutuculuk etkisini ceza yerine
getirememektedir, kıyas yasağı, ceza hukukunu oluşturan ilkelerin zorunlu
sonucudur.
Bu düşünce tutarlı bulunmamıştır, çünkü �zanın korkutuculuk işlevi, fail
tarafından kanunun bilinmesi zorunluluğundan ortaya çıkmamaktadır. Kanunun
bilinmesi imkanı yeterli görülmektedir. Ancak, kıyas, genellikle onu kabul eden
hukukun diğer dallarında olduğu gibi hakimin kanundan çıkardığı sonuçlan
başkaları da çıkartabildiğinden, bunu imkansız kılmamaktadır.
Son olarak, doktrinde, sorunun hukukilik alanında değil, yerindelik alanında
çözülebileceği ileri sürülmüştür
41
.
'
1
Antolisci, Manuale, PG., s. 70.
23
Bu bakış açısından, kıyns yasağının kaldırılması, toplum vicdanının ceza
gerektirdiğini kabul ettiği bazı fiillerin, cezasız kalmaması imkanını bahşetmektedir.
Bu doğrudur. Ancak, bu durum, hakimin yetkilerinin, her defasında biraz daha fazla
artması olumsuzluğunu doğunnnktadır. Hatta, bir adım daha ileri giderek, hakim,
sonunda, kendisini kanunilik ilkesinden kurtannış olacaktır.
Her halde bu soruya her yerde ve her zaman geçerli bir cevap vennek imkanı
yoktur. Sorunun çözümü, her ülkenin kendi somut koşullarına bağlıdır. Gerçekten,
liberal-demokratik bir toplum, devlet, hukuk düzenine sahip bulunan Danimarka,
ceza hukuku düzeninde, kanunilik ilkesine yer venneıniştir. Bu ülkede kıyas yasağı
yoktur. Ancak, bu ülkede, hakkın kötüye kullanılmadığı da gözlenmektedir.
Kavganın, uyuşmazlıkların bol olduğu, liberal demokratik bir toplum, devlet,
hukuk düzeninin henüz yeterince yerleşmediği, faşizan eğilimlere açık, hakimlere
güvenin az olduğu Türkiye gibi bir ülkede, kıyas yasağının kaldırılmasını savunmak,
herhalde moda olmaktan öte, ciddi her hangi bir değer taşımamaktadır.
IV. CEZA NORMUNUN DOĞRUDAN KAYNAKLARI
Ceza normunun doğrudan kaynağı, kanunilik ilkesinin zorunlu sonucu olarak
kanundur. Kanunun, Devletin yasama erkinin bir ifadesidir. Bu erkin devri
mümkün değildir (Ay. m. 6, 7 ). Anayasa kanun koyma usul ve esaslarını
belirlemiştir (m . 87, 88, 89).
Anayasa kanunla değiştirilir (Ay. m. 175). Ancak, anayasayı değiştiren
kanunların anayasaya aykırılığı ileri sürülemez.
Anayasanın l, 2 ve 3. maddelerinin değiştirilmesi bile teklif edilemez. Kiminin
ileri sürdüğünün aksine, "hile-i şer' iye yaparak'' Anayasanın 4. maddesini
kaldınnak suretiyle Anayasanın 1, 2, 3. maddelerini değiştirmeye kalkışmak,
"yokluk" sonucunun doğması bir yana, cebren ihtilale kalkışmaktır (TCK. m. 309).
Gerçekten, hile-i şer'iye yaparak Anayasada gösterilen usuller dışında Anayasayı
değiştirmeye kalkışmak, doktrirıde, hem 765 sayılı Kanun 146. maddesi hükmü hem
de 5237 sayılı Kanunun 309. maddesi hükmü anlamında "cebir ve şiddet
kullanmak" sayılmaktadır.
Madem kanunlar anayasaya aykın olamazlar (Ay. m. 11), ceza normunun
doğrudan kaynağı, en başta Anayasadır ( m. 38 ).
Anayasa 2. maddesinde "insan haklarına saygılı" hükmü i1e Devletin 1954
tarihinde imzalayarak ülkede yüıürlüğe koyduğu Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesine
24
açıkça göndem1ede bulunmuştur. Böylece, AlHS, anayasal bir metin niteliği
kazanmış olmaktadır. Aynca, Anayasanın değişik 90. maddesi hükmü, uluslararası
antlaşmalara aykırı bir kanun hükmünün varlığına imkan vermemekte, dolayısıyla
doğrudan anlaşma hükmünün uygulanmasını emretmektedir. Öyleyse, Anayasa
yanında, AİHS, ceza nornınun doğrudan kaynağı olmalı.1adır. Bu, ceza kanunlarının,
AİHS'e aykırı olamamaları demektir.
Ceza nonnunun doğrudan kaynağı, 765 sayılı Türk Ceza Kanununu yürürlükten
kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunudur. Bu kanun, kabul ve ilanından sonra, ama
yüıiirlüğe girmeden önce ve yüıiirlüğe girdik.1en sonra birçok kez değişikliklere
uğramıştır. Toplumsal hayat aynı kaldığı halde, Kanunun, bugüne dek, genel ve özel
hükümleri, birçok kez değiştirilmiştir. Bu, en azından tarihi kanun koyucunun Ceza
Kanunu yapma konusunda yeterli becerisinin olmadığını göstermektedir. Bu
değişikliklere rağmen, doktrinde sıkça eleştirilen eksiklik ve yanlışlıkların
düzeltilmesi yoluna gidilmemiştir. Kamında, ne dil birliğine, ne de terim birliğine
özen gösterilmiştir.
Ceza normunun öteki doğrudan kaynaklan, 5326 s. Kabahatler Kanunu, 5275 s.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, 3713 s. Terörle Mücadele
Kanunu, 6136 s. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun, Sıkıyönetim ve
Olağanüstü Hal Kanunu, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5187 sayılı
Basın Kanunu, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, Türk Parasının Kıymetini
Koruma Hakkında Kanun, Askeri Ceza Kanunu, vs. olmaltıdır.
V. ÖRF ve ADET
Ceza normunun kaynağı söz konusu olduğunda, örf ve adeti, aynca incelemek
gerekmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, hakim, önüne getirilen meselenin
kanunla çözülememesi halinde, yazılı olmayan hukuka, yani örf ve adet hukukuna
(ius non scriptum) gitmek zorundadır.
Ancak, ceza hukukunda, örf ve adetin yeri kısıtlıdır. Gerçekten, kanunilik
ilkesi karşısında, örf ve adetle, ne yeni bir suç, ne de yeni bir ceza konabilir.
Kanuna aykırı olarak oluşmuş olan örf ve adetin (ör., dini nikahla evlenme,
kocanın kan üzerinde tedip hakkı, kan gütme, vs.) hukukta hiçbir geçerliliği yoktur.
Hukuk düzenimiz, örf ve adete, kanunu ortadan kaldırıcı bir etki tanımamıştır.
Bununla birlikte, kanunun, eksik bir hükmün tamamlanması bağlamında,
açıkça göndennede bulunduğu hallerde, örf ve adet, ceza hukukunun kaynağı
olmaktadır. Özernkle bir hakkın kullanımında ve mağdurun rıza göstermesinde
(CK. m. 26) örf ve adet suçu belirleyici bir öğe olmaktadır.
25
Knnunwı yorumunda örf ve adetin bir yorum aracı olarak kullanılabileceği
doktrinde genellikle kabul edilen bir düşüncedir. Gerçekten, doktrinde, genellikle
nomıuıı nonnatif unsurları olarak nitelendirilen öyle fiiller varoır ki, ör., onur, şeref
ve saygınlık (CK. m. 125), müstehcen görüntü, yazı ve söz (CK. m. 226), teşhircilik
yapmak (CK. m. 225), vs., bunlara verilen anlamın yere ve zamana göre değiştiği
görülmektedir. Bir deniz kentinde sokaklarda deniz kıyafetleri ile dolaşmak
hayasızlık sayılmazken, başka bir yerde aynı davranış hayasızlık olarak
değerlendirilmektedir. Bazı ortamlarda birine "ulan" demek onur kıncı bir
davranışken, diğer bazı ortamlarda birine karşı aynı sözü kullanmak bir iltifat
olmak.1adır. O halde, örf ve adet, ceza nonnunda geçen bazı davranışların anlamını,
kapsamını ve smırlannı belirlemede ceza hukukuna kaynaklık yapmak1adır.
VI. CEZA NORMUNUN DOLAYLI KAYNAKLARI
Ceza nonnunun dolaylı kaynakları, devletin veya diğer bir nonnatif düzenin,
ceza kanununun düzenlemelerini açıklayan, tamamlayan veya geçerlilik koşullarım
ve sınırlarını belirleyen hükümleridir. Bunlar, kendiliklerinden bağlayıcı değildirler,
ceza normunun doğrudan kaynakları yanında yardımcı kaynaklardır.
A. İdarenin Düzenleyici İşlemleri
İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamaz, çünlii idarenin
düzenleyici işlemleri kanun değildir. Bu bağlamda olmak üzere, sonunda TBMM'nin
onayından da geçse, Kanun Kuvvetinde Kararname ile, suç ve ceza konamaz,
yardımcı ceza normlarının uygulanması koşullan değiştirilemez (Ay. m. 90 ). Kanun
Kuvvetinde Kararname, kanun değildir.
İdarenin düzenleyici işlemleri ileeksik ceza nonnları tamamlanamaz. Eksik ceza
normları kanunla, kanunun açıkça göndermede bulunduğu hallerde örf ve adetle
tamamlanır.
İdarenin düzenleyici işlemleri, kanun kuvvetinde kararname ile açık ceza
nonnlan doldurulabilmektedir. Bu anlamda, idarenin düzenleyici işlemleri, ceza
nonnunun kaynağı olmaktadır. Bir açık ceza normu olan Kanunun 186. maddesi
hükmünün ticaretini yasakladığı "bozulmuş veya değiştirilmiş gıda ve ilaçlardan"
maksat, kaınu sağlığıyla ilgili olarak idarenin çıkardığı gıda veya ilaç mevzuatına
uymayan üretimlerdir. Burada, idarenin düzenleyici işlemleri, ceza kanunu
hükmündedir.
Öte yandan, Kanun, ör., 257. maddede "görevinin gereklerine aykırı hareket
etmek" , "görevin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme göstermek" hükmünün
26
anlamı kapsamı ve sınırları; genellikle "görevi" beJirleyen bir kanuna dayalı
olarak idarenin yaptığı düzenleyici işlemlerle belirlenmektedir. Kamu
görevlisinin, görevini yaparken söz konusu bu düzenleyici işlemlere aykırı
davranması, görevin gereklerine aykırı hareket etmesi veya görevin gereklerini
yapmakta ihmal ve gecikme göstermesidir. Böyle olunca, kanuna dayalı olarak
kamu görevlisinin yetki, görev ve sorumluluklarını belirleyen idarenin
düzenleyici işlemleri, ceza normunun kaynağı olmaktadır.
B. Anlaşmalar ve Uluslararası Teamüller
Uluslararası hukukun doğrudan ceza normunun kaynağı olması mümkün
değildir, çünkü uluslararası hukukun kuralları, münhasıran devletlerin devletlerle
olan ilişkileri düzenlemektedirler, dolayısıyla muhatapları ne devletin
organlarıdır, ne de yurttaşlardır. Ülkemizin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerin hukuk düzeninde geçerlilik kazanması, ancak TBMM'nin,
sözleşmeyi, bir kanunla onaylanmasını uygun bulması halinde mümkündür (Ay.
m. 90). Bunlar onayla birlikte iç hukuk kuralları halini almaktadırlar. Bunların
anayasaya aykırılığı ileri sürülemez. Anayasa, onları iç hukuk metinlerinin
üstünde saymaktadır.
Buna rağmen, uluslararası sözleşmeler ve teamüller, bu halleri ile ceza
normunun doğrudan kaynağı değildirler. Ancak, bir ceza normu kendilerine
açıkça göndermede bulunduğunda, bunlar, ceza normunun doğrudan kaynağı
olmaktadırlar.
Ülkenin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine sadece 82
Anayasasının 2. maddesi değil, aynı zamanda 61 Anayasasının 2. maddesi de
açıkça göndermede bulunmaktadır. O nedenle AlHS ve eki protokoller uyulması
zorunJu "anayasal norm" olarak o günden beri ceza normunun doğrudan
kaynağıdır.
C. Yabancı Ülke Hukuku - Hukukun Genel İlkeleri - Yargı Kararları
Yabancı ülke ceza hukuklarının ülkede uygulanması mümkün değildir,
dolayısıyla bunlar, ceza normunun, ne ··doğrudan, ne de dolaylı kaynağıdır.
Ancak, CK'nun, bir hükmünde, açıkça göndermede bulunduğu hallerde (ör., m.
19) yabancı ülke hukuku ceza hukukunun doğrudan kaynağı olmaktadır.
Ancak, bu arada belirtmek gerekir ki, hukukun genel ilkelerinin, tabii
hukukun, yargı kararlarının ve hakkaniyetin, ceza hukukunda, ne doğrudan, ne de
dolaylı olarak kaynaklık değeri vardır.
27
Bunlar, genellikle, kanunun yorumunda, kanunun eleştirilmesinde, uygulamada
emsal tutmada veya takdir hakkının kullanımında yol gösterici olmaktadırlar.
Ancak, yargı kararları söz konusu olduğunda, Anayasa Mahkemesi
Kararlarının (m. 153/son), İçtihadı Birleştinne Kararlarının bağlayıcılık niteliği
bulunmaktadır.
Kuşkusuz, İçtihadı Birleştirme Kararları ile suç ve ceza konulamaz. Bunlar,
ceza normunu, açıklayan ve yerine göre tamamlayan kurallardırlar. Bu anlamda,
İçtihadı Birleştirme Kararları ceza normunun doğrudan kaynağıdır.
Anayasa Mahkemesi Kararları, suç ve ceza koyan bir ceza nonnunu
anayasaya aykırı bularak iptal ettiğinde, ceza nonnunun doğrudan kaynağı
olmaktadır.
VII. CEZA NORMUNUN KAYNAĞININ YARGISAL DENETİMİ
Kanunilik ilkesinin zorunlu sonucu olarak hakim, önüne gelen olayda
uygulayacağı kanun hükmünün, hukuk düzeninde geçerli olup olmadığını
denetlemek zorundadır.
Madem her hukuk normu sadece yetkili bir organ tarafından ve önceden
belirlenmiş olan esas ve usullere uygun olarak konduğunda uyulması zorunludur,
hakim, normu uygulamadan önce, onun çıktığı kaynağın geçerliliğini denetlemek
yetkisi ve görevinde sahiptir.
Buradan, hakimin denetleme yetki ve görevinin sınırının, neden ibaret olduğu
sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu konuda, hakimin önüne gelen meselede
uygulamak durumunda olduğu ceza normunun kaynağını denetlemesi bir özellik
arz etmemektedir.
Hakim içerik denetimi, yerindelik denetimi yapamaz. Hakim sadece harici
varlığını, işlemin biçimsel denetimini yapar, kısacası nonnun hukuk düzeninde
geçerliliğini araştırır.
Bu bağlamda olmak üzere, mahkemeler, kanunun, Anayasanın öngördüğü
usul ve esaslara uyularak çıkarılıp çıkarılmadığını, kanunun anayasaya uygun
olup olmadığını, tarafların talebi üzerine veya res'en denetlemek zorundadır.
Mahkeme, kanunun belirlenen usul ve esaslara uyularak çıkarılmadığına veya
anayasaya uygun olmadığına kanaat getirirse, kanunu Anayasa yargısına götürür.
Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırı bulursa kanunu iptal eder. İptal
hükmünün Resmi Gazetede yayınlanmasından sonra, kanun, iptal tarihi
itibarıyla, cezai tüm hüküm ve neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.
28
Anayasa Mahkemesi, kanunda gösterilen süre içerisinde önüne getirilen
uyuşmazlığı çözmese, Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını kendisi karara
bağlar.
Yasan1a işlemi yoklukla sakat olduğunda, işleminin yokluğunu tespit her
mahkemenin yetkisi ve görevi içindedir, çünkü hakim, kanunilik ilkesinin
zorunlu sonucu olarak, olmayan bir işleme itibar etmemek zorundadır.
Yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, çoğu kez halen yürürlükte olan bir kanunun
yürürlükten kalkması sonucunu doğurmaktadır. Bu hallerde, hakim, önüne gelen
meselede, uygulanacak kanun hükmünün halen yürürlükte bulunup bulunmadığını
saptamakla yükümlüdür. Yürürlükten kalkmış olan kanun, geçerli kanun değildir.
Hakim, geçerli kanunu uygular.
1
1
29
ÜÇÜNCÜ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN SINIRLARI
I. CEZA NORMUNUN ZAMAN BAKIMINDAN SINffil
A. Kanunların birbirini izlemesi ve Anayasada ceza noımunun zaman bakımından
suıın, B. Ceza nonnwıwı Ceza Kanununda zaman bakımından smm, 1. Fiilin suç
olmaktan çıkarılması, 2. Lehte kanun, C. Güvenlik tedbirleri, D. Geçici ve süreli
kanıuılar, E. Yürürlükteki bir ceza hukuku düzeninin tümden yürürlükten kaldırılarak
yeni bir ceza hukuku düzeninin oluşturulması, F. Suçun işlendiği 7.aman.
A. Kanunların Birbirini İzlemesi ve Ceza Normunun Anayasada Zaman
Bakımından Sının
Öteki hukuk normlarından farksız olarak, ceza normları, doğarlar, uygulanırlar,
uygulamadan, yani yürürlükten kalkarlar.
Bir ceza normunun yürürlüğe girmesi, bununla birlikte diğer bir ceza normunun
yürürlükten kalkması bir yandan kanunun açık ve örtülü olarak yürürlükten kalması
meselesini, öte yandan da normların içtimaı meselesini doğurmaktadır.
Kanunun yürürlüğü, kanunun, zaman bakımından sınırının çizilmesidir. Kanun,
ileriye yürür, geçmişe yürümez. Kanun, düzenlediği fiillere ve ilişkilere uygulanır.
Kanun, kendinden önce yürürlükte olan kanunun düzenlediği fiillere ve ilişkilere
uygulanmaz .
Yürürlükten kalkan kanun, ileriye yürümez, yürürlükten kalkmakla etkisi
ortadan kalkar, yani ileride geçerli olmaz.
Kanun yürürlüğe girdiği anda geçerlidir, yani o andan itibaren hüküm ifade eder.
Anayasa, sıkı sıkıya kişi temel hak ve ödevlerini ilgilendirdiğinden, ceza
kanununun zaman bakımından sınırını, sadece Ceza Kanununa bırakmayarak
öz.ellikle düzenlemiştir.
Anayasa, "Kimse işlediği zamanın yürürlükte bulunan kaııuııuıı suç saymadığı
bir fiilden dolayı cezalandırılmaz" derken ( m. 38/1, 2 ), hem suçların kanuniliği
ilkesine, hem de onun bir sonucu olan kanunun zaman bakımından sınırına işaret
etmektedir.
Gerçekten, Anayasa, ancak işlendiği zamanın yürürlükte bulunan ceza
kanununun, fiil hakkında hüküm ifade edece�ini kabul etmiştir. Bu, yürürlüğe giren
r
JII'
30
kanunun genye, yürürlükten kalkan kanun da ileriye yürümemesi; kanunun
yürürlükte olduğu sürece hüküm ifade etmesi demektir.
Anayasa, bir yerde, aynen, 2. maddesinde göndermede bulunduğu AİHS'in 7.
maddesi hükmünü tekrar etmek istemiştir.
B. Ceza Normunun Ceza Kanununda Zaman Bakımından Sınırı
Ceza Kanunu, 7. maddede, kuralı tekrarlamış, aynca kuralın istisnasına yer
vermiştir. Bu lehte olan kanunun hem geriye hem de ileriye yürümesi esasıdır.
1. Suç Olan Bir Fiilin Suç Olmaktan Çıkarılması veya Suç Olmayan Bir
Fiilin Suç Olması
Kanun, 7/1. maddesi hükmünde, suç olan bir fiilin suç olmaktan çıkarılması
ve veya suç olmayan bir fiilin suç olması halini düzenlemiştir. Gerçekten,
Kanuna göre;
- İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir
fiilden dolayı kimseye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz;
- İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden
dolayı da kimse cezalandırılmaz ve hakkında güvenlik tedbiri
uygulanmaz;
- Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa, infazı ve kanuni
neticeleri kendiliğinden kalkar.
Burada sonradan yürürlüğe giren kanunun, yürürlükte bulunan kanunu
tümden yürürlükten kaldırması hali düzenlenmiştir.
Bir fiil işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmıyorsa,
sonradan yürürlüğe giren kanun bu fiili suç saysa bile, failine ne ceza verilebilir,
ne de hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilir: Yürürlüğe giren kanun geriye
yürümez.
Bu kanunilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Fiilin işlendiği esnada o fiili suç
sayan ve cezalandıran bir ceza kanunu mevcut bulunmamaktadır. Yürürlüğe
giren ceza kanununun kendi yürürlüğünden önce işlenmiş fiillere uygulamaya
kalkışılması hukuka güveni ortadan kaldırır, kişi güvenliğini zedeler. Böyle bir
durum, liberal-demokratik devlet düzenleri, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü
fikriyle bağdaşmaz.
Bir fiil işlendiği zamanın kanununa göre suç sayılıyor, ama sonradan
yürürlüğe giren kanuna göre artık suç sayılmıyorsa; henüz kovuştunnaya
31
.,
başlanmamışsa, fiil hakkında kovuşturma yapılamaz; kovuşturmaya başlanmışsa,
derhal son verilir; hüküm verilmişse, yerine getirilmez; hüküm yerine
getiriliyorsa, hükümlü derhal salıverilir ve ceza mahkumiyetinin hüküm ve
neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar: Yürürlükten kalkan kanun ileri yürümez.
Bu halde, ortada fiili suç sayan bir kanun yoktur. Kimse olmayan bir kanunla
cezalandırılamaz. Sonradan çıkan bir kanunun önce çıkmış olan bir kanunun suç
saydığı bir fiili suç olmaktan çıkarması bir yerde af hükmündedir. Gerçekten,
kanun koyucu, yaptığı bu yeni düzenleme ile, daha önce yapmış olduğu
düzenlemede suç saydığı fiilin toplum için artık zararlı veya tehlikeli olmadığını
kabul etmektedir.
2. Lehte Kanun
Hem yürürlükten kalkan hem de yürürlüğe giren kanun fiili suç sayar ama
farklı düzenlerse, kanunilik ilkesi gereği olarak, fail hakkında, lehte olan
kanunun uygulanması zorunludur. Lehte kanun, yürürlüğe giren kanunsa, kanun
geriye yürür; lehte kanun, yürürlükten kalkan kanunsa, kanun ileriye yürür.
Yürürlüğe giren kanun, aleyhte ise, uygulanmaz, çünkü kişi, hiç beklemediği bir
muamele ile karşı karşıya bırakılamaz. Yürürlükten kalkan kanun aleyhte ise,
uygulanmaz, çünkü kanun koyucu o fiili artık önceki kanunda olduğu kadar
vahim görmemektedir.
Gerçekten, Kanun, 7/2. maddesinde, suçun işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,
failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur demektedir.
Kanun suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan "kanun"dan ve sonradan
yürürlüğe giren "kanunlar" dan söz etmektedir. Bu demektir ki, hüküm verildiği
zamanda veya hükmün infazı sırasında, birden çok kanun yürürlüğe girmiş ve
yürürlükten kalkmış ise, sırasına bakılmaksızın, bunlardan hangisi failin lehinde
ise, o kanun uygulanır ve infaz olunur.
Buradan iki sorun ortaya çıkmaktadır. Birçok kanun söz konusu olduğunda
failin lehinde olan kanun hangi kanundur? Mahkumiyet hükmü yerine
getirilirken kanun değişikliği olursa, lehte kanun kuralının uygulanması nasıl
olacaktır?
Birden çok kanun değiştiğinde, sonuncusundan başlanarak geriye doğru her
kanun faile isnat edilen fiile uygulanacak, elde edilecek sonuçlar karşılaştırılacak,
böylece lehte kanun saptanmaya çalışılacaktır. Lehte kanunun belirlenirken,
32
cezanın türü, azami ve asgari haddi, başka bir cezaya tahvili, tecil edilebilirliği,
kovuşturma koşulları, infaz düzeni tümden göz önüne alınacaktır. Lehte kanunu
belirlemede, kanunların karması yapılamaz, çünkü karma, kanun değildir, madde
hükmü kanundan söz etmektedir
42
• 5377 sayılı Kanunla 7/3. maddesinde yapılan
.ı 5237 s. Kanunun yürürlüğe girmeden önce ve yürürlüğe girdikten sonra bazı hükümleri
değiştirilmiştir. Bu durum, 5237 s. Kanunun 7/1, 2. maddesi ile 765 s. Kanunun 2/1, 2.maddesi
arasında yaratılan köklü yapısal farkı ve sonuçlarını incelemeyi gerektirmiştir.
Gerçekten, 5237 s. Kanunun, 7/1, 2. maddesi hükmü, yapısal olarak 765 s Kanunun 2/1, 2. maddesi
hükmünden farklıdır.
765 s Kanun 2/1. maddesinde, "işlendiği zamanın kanunu" ve "işlendikten sonra yapılan kanun"
denmektedir. Oysa Kanun, 7/1. maddesinde, işlediği zaman yürürlill..'te bulunan kanun" ve "işledikten
sonra yürürlüğe giren kanun" demektedir. lki hüküm farklıdır, çünkü 765 s. Kanun özellikle
"yürürlükten" söz etmemek.'tedir.
765 s Kanunun 2/2. maddesi "... işlendiği zamanın kanunu" ve "sonradan neşir olunan kanun"
demektedir. Oysa, Kanun, 7/2. maddesi hükmünde "....zaman yürürlill..'te bulunan kanun" ve
"sonradan yürürlüğe giren kanun" demektedir. lki hüküm farklıdır, çünkü neşir olunan kanun başka
şey, yürürlüğe giren kanun başka bir şeydir.
Kanunun, kabul edilmesi, onaylanması, llan edilmesi ve yürürlüğe konması farklı kavramlardır.
Kamın, kabul edilip onaylanmakla varlık kazanır. Kanunun yayınlanması varlık kazanması ile ilgili
değildir. Kanunun yayınlanması, muhatabı kişiler tarafından bilinmesi zorunluluğundan
kaynaklanmalctadır. Gerçekten, ceza kanununun bilinmesi zorunluluğu, yayınlanması zorunluluğunu
getiımeJ...'tedir. Kanun yayınlanmakla, muhatabı kişiler bakımından zorunlu olmaktadır. Öyleyse,
kanunun, hukuk düzeninde, geçerhlik kazanması için yürürlük kazanması gereklidir; ancak zorunlu
değildir. Bundan ötürü, kanunun yürürlüğü, kanunun ilanından sonraki bir tarihe ertelenebilmektedir.
5237 s Kanun, 26.9.2004 tarihinde kabul edilmiş, 12.10.2004-25611tarihinde onaylanmış, 12 Ekim
2004 tarihinde Resmi Gazetede Yayınlanmış; bir kısım hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe gimıiş;
kalan öteki hükümleri, yaklaşık bir yıl sonra, yani 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir m.344).
Ancak, kanunun, bu arada, yani "neşir olunduktan" sonra, ancak yürürlüğe girmeden önce bir kısım
hükümleri değiştirilmiştir. Buradan, 5237 s.Kanunun bazı hükümlerinin yürürlüğe girmeden önceki
sürede uğradığı değişikliğin, lehte kanun ilkesini gerektirip gerektirmediği, gerektiriyorsa bunun nasıl
olacağı sorusunu akla getinnektedir. Gerçekten, yu1candaki özel durumda, lehte kanun kınalı
uygulanırken, hareket noktası, yani işlemin başlangıç noktası olarak, 765 s Kanunun 2. maddesi
hükmü mü esas alınacaktır, yoksa 5237 s Kanunun 7/1 ve 2. maddesi hükmü mü esas alınacaktır?
Madem kamın hilkürnieri arasında öze dokunan bir farklılık vardır, madem bu hükümler de
kanundurlar, lehte kanun ilkesi, bu ilci kanun için degeçerlidir. Bununla birlikte, bu konuda, kanunda
bir açıklık bulunmamaktadır. Ortada bilinen bir emsal de yoktur. .Herhalde, henüz yürürlüğe
girmeden, bir kanunun değiştirilmesi, eşine ender rastlanan bir yasama olayıdır.
Kanun yürürlüğe ginneden önce kanunda değişiklik yapılması, lehte kanun ilkesi dışında değildir,
çünkü bu hal için, lehte kanun ilkesinin geçerliliğini ortadan kaldıran bir kanun hükmü, kanunda yer
alınış değildir. Öyleyse lehte kanun ilkesi uygulanacaktır. Ancak, birbirinin aynı olmayan iki lehte
kanun ilkes� doğal olarak, hangi kanunun lehte olduğu tartışmasını ortaya çıkarmaktadır. Biz
sanıyoruz ki, 765 s Kanunun 2. maddesi hilkmü, 5237 s. Kanunun 7/1, 2. maddesi hükmü karşısında,
failindaha çok lehine olan kanun hilkmüdür, çünkü "neşir olunan kanun", bir sonraki zamanı ifade
eden ''yüıürJüğe giren kanun" karşısında çok daha fazla failin lehine olan kanundur.
765 s. Kanunun 2. maddesinin lehte kanun oJması, 5237 s. Kanunun yüıürlüğe girmesinden önce bu
kanunu değiştiren kanunlann, yürürlükte olmamalarına rağmen, lehte kanun ilkesinin zorunlu sonucu
olar;ikmutlaka değerlendirmeleri yapılacaktır. Gerçekten, birfiil daha önce suç iken 5237 s. Kanunla
suç olmalctan çıbnlmış, ancak.Jcanun yUrürlUğe ginneden önce, kanunda birdeğişiklik yapılarak ofiil
tekrar suç haline getirilmişse, lehte kanun kuralının gereği olarak, fail lehine olan kanundan
yararlanacak; dolayısıyla, fiili suç oluştunnayacaktır.
33
değişiklikle, lehte kanunu belirlemede, cezanın ertelenmesi, koşullu salıverme ve
tekerrürle ilgili olan hususlar hariç, infaz kanunları göz önüne alınmayacaktır.
Aynca, hükümde belirtilen hususlar hariç, ceza kanununun zaman bakımından
uygulanmasına ilişkin kurallar, yanı 7/1, 2. madde hükümleri, infaz kanunları
bakımından söz konusu olmayacaktır. Kanunun bu düzenlemesi, sonradan
yürürlüğe giren infaz kanununun, yürürlükten kalkan infaz kanunundan daha
mükemmel olduğu, hükümlünün daha çok çıkarına olduğu düşüncesine
dayanmaktadır.
Yargı kararları ancak yargılamanın yenilenmesi yoluyla ortadan kaldırılabilir.
Yargı kararlarının geri alınması mümkün değildir. Hakim elini çektiği karara
dönemez, kararını değiştiremez. Bu durumda, suçu işlediği zaman yürürlükte
bulunan kanunla sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklıysa, failin
lehine olan kanun "infaz olunur" hükmünün nasıl uygulanacağı konusunda madde
gerekçesinde bir açıklık bulunmamaktadu. Gerekçede, sadece "Yürürlükteki usul
hükümleri, kesinleşmiş hükümler hakkında lehe olan yeni kanunun nasıl
uygulanacağını göstermek bakımından yeterli görülmüştür" denmekte; burada
kesin hükmün değmezliği kuralına bir istisna getirilip getirilmediği
tartışılmamaktadır. Bizce "yürürlükteki usul hükümleri" sorunu çözmekte
yetersizdir. Kanun koyucu, eğer bununla, infaz esnasında, Cumhuriyet savcısının,
mahkemeden, verdiği hükmü açıklamasını istemeyi kastediyorsa; bu yolun, lehte
kanun kuralının uygulanmasında kullanılması, kurala istisna getirmek değil, kuralı
ihlalidir. Kesin hüküm anayasa teminatı altındadu. Kesin hüküm kuralının ihlali
anayasaya aykırılık oluşturur.
C. Güvenlik tedbirleri
Güvenlik tedbirleri kanunla konur. Bunun sonucu olarak, işlendiği zan1an
yürürlükte bululan kanuna göre suç sayılmayan fiilden dolayı kimseye güvenlik
tedbiri uygulanmaz ve işlendikten sonra yürürlükten kalkan kanuna göre suç
sayılmayan bir fiilden dolayı kimse hakkında güvenlik tedbiri uygulanmaz ( m. 7/1).
Fiil suç olmaktan çıkarılmamış ve sadece unsurlarında değişiklik yapılmışsa,
5237 sayılı Kanunda güvenlik tedbirleri bakımından, lehte kanun ilkesine yer
verilmemiş, güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında
yürürlükte bulunan kanun uygulanır (m. 7/3) hükmüne yer verilmişti. 26.6.2005 /
5377 sayılı Kanunla bu hüküm değiştirilmiş olup, 7/3. madde hükmü şu şekildedir:
"Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerriirle ilgili olaıılar lıariç;
infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır."
34
Güvenlik tedbirleri ceza gibi "ödetici" ve "ıslah edici" ve dolayısıyla "bastırıcı"
değil, bir kere suç işleyerek tehlikeliliğini ortaya koymuş suçlu kişi bakımından
''düzeltici" veya "iyileştirici" ve dolayısıyla kişideki tehlikeliliği giderici olma
anlamında "önleyici" tedbirlerdir. Bu nedenledir ki, tedbirin infazı esnasında
yürürlükte bulunan emniyet tedbirlerinin, onun için en uygun, en ileıi iyileştirici,
düzeltici tedbirler olduklan varsayılmaktadır.
Yeni düzenleme, eskisinden farksız olarak bu ihtiyacı karşılar duıumdadır. Böyle
olunca, güvenlik tedbirlerinin infazı rejimine ilişkin hükümler, yürürlüğe girdikleri
anda, derhal uygulanacaklardır.
Güvenlik tedbirleri, yukarıda belirtilen niteliklerinden ötürü, kesin hüküm kuralı ile
ilgili değildirler. Kanun, güvenlik tedbirine hükmeden kararın geri alınabileceğini
kabul etmiştir (m. 57/ 2, �. 7). Öyleyse, cezalarla ilgili olarak, lehte kanun ilkesi
hakkında yapılan tartışmalar burada geçerli değildir.
Gerçekten, kesinleşen güvenlik tedbiri kararının, hakim tarafından, gerek
görüldüğünde, geri alınması, değiştirilmeleri mümkündür. Anayasanın 38. ve
Kanunun 2. maddesi hükmü, güvenlik tedbirlerinin gen alınabilmesi ve
değiştirilebilmesi imkanını engeller biçimde yoıumlanarnaz.
D. Geçici veya süreli kanunlar
Kanun, 7/4. maddesinde, "geçici veya süreli kanunların yürürlükte bulundukları
süre içinde işlenmiş olaıı suçlar hakkmda uygulanmasma devanı edilir" hükmüne yer
vermiştir.
Bu, genel kuralın bir istisnasıdır; kanunun geçerliliğinin, geçicilik veya sürelilikle
sınırlı olmasının zorunlu sonucudur. Bundan maksat, geçici veya süreli kanunların
yürüdükleri esnasında veya geçerli oldukları sırada işlenen suçların, kanunun ortadan
kalktıktan sonra da kovuşturulabilmesi ve cezalandınlabilmesidir. Tabii, tersini
düşünmek, geçicilikten ve sürelilikten yararlanarak kanunu ihlal eden kurnazları,
ödüllendirmek olur.
Ancak, geçici veya süreli kanunlar, geçici veya süreli oldukları dönem içerisinde
kaldırılır veya değiştirilirlerselehte kanun ilkesi elbette bu kanunlar için de söz konusu
olmaktadır. Gerçekten, ör., süreli bir kanunda suç sayılan bir fiil, kanunun süresinin
dolmasından önce suç olmaktan çıkarılır veya değiştirilirse, kuşkusuz fail lehte kanun
kuralından yararlanacaktır.
Niteliği çok tartışılan Sıkıyönetim Kanunu geçici veya süreli kanun değildir, çünkü
ceza hukuku düzeninde geçerliliği süreklidir, sadece her zaman değil sıkıyönetim
ko.�ullan oluştuğunda sıkıyönetim ilanına bağlı olarak uygulama kazanmaktadır.
35
E. Bir Ceza Hukuku Düzeninin Örtülü Olarak Yürürlükten Kaldırılarak
Yeni Bir Ceza Hukuku Düzenin Oluşturulması
Kanun, genel kanun-özel kanun ilişkisini kurarken, bilinenden farklı olarak,
genel kanuna aykırı olan tüm özel kanun hükümlerini yürürlükten kaldınnıştır.
Gerçekten, Kanun, 5. maddede, "Bu kaııuııuıı geııel hükümleri özel kaııun hükümleri
ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkmda da uygulanır" hükmüne yer vermiştir.
765 sayılı Kanunun 1O. maddesi, 5237 sayılı Kanunun 5. maddesinin aynısı veya
muadili değildir. 765 sayılı Kanun un 10. maddesi "Bu kanundaki hükümler hususi
ceza kanunlarının buna muhalif olmayan mevaddı hakkında da tatbik olunur"
demektedir.
Farklılık sorunları beraberinde getirmiştir.
5237 sayılı Kanun, ceza hukuku sisteminde köklü değişiklik yapmış, suçta cürüm-
kabahat suçu ayırımını kaldırmış, buna bağlı olarak tüın ceza sistemini değiştinniş,
güvenlik tedbirlerini anlaşılmaz bir biçimde düzenlemiş, suça iştirak, suçların içtimai,
tecil, tekerrür, vb. tüın ceza hukuku kurumlarını, geçerli bir gerekçe göstermeden,
bilinenden farklı bir biçimde düzenlemiştir. Bu durumun, kendi mantığı içinde, 5.
madde hükmünü gerekli kıldığında kuşku yoktur. Ancak hükmün yeri burası değildir.
Bu hükmün yeri, 2004 Tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanundur, çünkü söz konusu hükmün işlevi, eski düzenden
yeni düzene geçişi sağlamaktır. Bu tür bir durum, 765 sayılı Kanunun kendinden
önceki ceza hukuku düzenini kaldırdığında da ortaya çıkmış ve sorun 1926 Tarih ve
825 sayılı Ceza Kanununu Mevkii Meriyete Koyan Kanunla çözülmüştür. Tarihi
kanun koyucu, 5. madde hükmü ile tüm ceza hukuku sistemini değiştirdiğini gizlemek
istemiş, daha sonra hükmün yetersizliği ve sorunları görülerek 2004/5252 sayılı
Kanuna 2005/5349 sayılı Kanun ve bu kanunu değiştiren 2006/5560 sayılı kanunları
çıkarmak zorunda kalmıştır. Bu düzenlemenin, ortaya çıkabilecek olası sorunları
çözdüğünden kuşku duyulmaktadır.
Bütün bunlar bir yana, Ceza kanunu, Anayasa kanunu değildir. Açıkçası ceza
kanununun bu hükmünün 5. maddenin muhatabı olan kanun koyucuyu bağladığı
söylenemez. Kanun koyucu, 5. madde hükmüne rağmen, her zaman Ceza
Kanununun genel hükümlerine aykırı özel kanunlar çıkarabilir. Bunu engelleyen bir
cihaz kanunda yoktur. Tarihi kanun koyucu, ileride Ceza Kanununun genel
hükümlerine aykırı olacak düzenlemelerin yapılmasını istemiyorsa, bu hükmü
Anayasaya koymalıydı. O zaman, Anayasayı değiştirmedikleri sürece, kanun
koyucular, Ceza Kanununun genel hükümlerine aykırı bir düzenleme yapamamış
36
olurlardı. Öyleyse, mevcut düzenleme, sadece geçmişi tasfiye etme işine yaramış,
ancak enkazı kaldınna işini 2004/5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük Ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanuna bırakmıştır4'.
Yeri geldikçe tartışmalar sürdürülecektir.
Madem 5237 sayılı Kanunun 5. maddesi geleceği etkilememektedir, kanun
koyucu her zan1an aksine düzenlemeler yapabilmektedir. akla gelen soru, tüm uygar
ülkelerin ceza kanunlarında yer alan 765 sayılı Kanunun 1O. maddesi hükmüne
aynca gerek olup olmadığı sorusudur. Öyle sanıyoruz ki, 765 sayılı Kanunun 10.
maddesi hükmüne benzer bir hükme 2537 sayılı Kanunda da ihtiyaç bulunmaktadır.
Kanunun 5. maddesi bu ihtiyacı karşılamamaktadır.
Bugün, Kanunun 5. maddesinden ötürü, açıkça yürürlükten kalkan "özel ceza
kanunları" ve "ceza içeren" kanunlar olduğu gibi, örtülü olarak yürürlükten kalkınış
bulunan ceza kanunları da bulunmaktadır. Bu durum, lehte kanun ilkesinin,
herhalde, daha uzun süre, yargıyı işgal edeceğine işaret etmektedir.
F. Suçun İşlendiği Zaman
Ceza kanununun zaman bakımından sının, suçun işlendiği zamanı taıtışmayı
zorunlu kılmaktadır. Suçun işlendiği zaman, ceza kanununun zaman bakımından
uygulanması yanında, aynca ceza hukukunun birçok kurumu bakımından büyük
önem taşımaktadır. Suçun icrasına başlanmasından bitirilmesine kadar olan sürede
kanun değişebilir. zamanaşımmın, şikayetin, hak düşürücü sürelerin, vs.
hesaplanmasında, afta, isnat yeteneğinde, yetkili mahkemenin belirlenmesinde, vs.
suçun işlendiği zamanın bilinmesinin önemi inkar edilemez.
Neticesiz suçlarda suçun işlendiği zamanın tespiti çok daha kolaydır. Buna
karşılık, neticeli suçlarda, özellikle mesafe suçlarında, suçun işlendiği zamanın
tespiti çok daha zor olmaktadır.
Bu konuda birçok görüş ileri sürülmüştür. Bunları üç grupta toplayabiliriz.
- Hareketin yapıldığı anı esas alan düşünceler.
,ı Kanun, bir yandan uyum hükümleriyle yilıürltikten kalkan düzenlemelerle yürürlüğe giren
düı.eolemeleri uyumlu hale getinneye çalışırken, öte yandan Geçici Madde 1 hükmünde "Diğer
kanunların 5237 sayılı TUrk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı
hükümleri, ilgili .kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar ve en geç 3I Aralık 2008
tarihine kadar uygulanır" diyerek 5237 s. Kanunun 5. maddesiyle ortaya çıkmış olan "tasfiye
çarpıklığını" olabildiğince gidenneye çalışmıştır. 23.01.2008 tarih ve 5278 sayılı Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun (R.G., Şubat 2008/26781) ile "özel kanunlarla ilişki" düı.enlenmiş; "özel ceza
kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar'' Ceza Kanunun genel hükümleri ile uyumlu hale
getirilmiştir.
j7
Bunlar icra veya ihmal hareketinin yapıldığı anda suçun işlendiğini kabul
etmektedirler.
- Neticenin gerçekleştiği anı esas alan düşünceler
Bunlar neticenin gerçekleştiği anda suçun işlendiğini kabul etmektedirler.
-Karma düşünceler.
Bunlar hareketin yapıldığı anla neticenin gerçekleştiği an arasında bir fark
görmemekte ve suçun her iki anda işlendiğini kabul etmektedirler.
Karma düşünceler kabul edilemez, çünkü bir fiilin hem hareketin yapıldığı
hem de neticenin meydana geldiği zamanda işlenmesi mantıken mümkün
değildir. Ayrıca, neticesiz suçların hem hareketin yapıldığı hem de neticenin
meydana geldiği zamanda işlendiğini iddia etmek ciddi bir çelişkidir.
Neticeyi esas alan düşünceler kabul edilemez. Salt hareketten oluşan, yani
neticesiz suçların varlığı bir yana, neticenin şu veya bu zamanda gerçekleşmesi
failin iradesine değil tamamen arızi nedenlere bağlıdır. Gerçekten, neticenin
meydana geldiği an esas alındığında, o anda yürürlüğe giren kanunun geçerliliği,
yürürlükte olmadığı an olan hareketin yapıldığı ana götürülmüş olur. Bu kanun
geriye yürütülmesidir. Oysa, esas olan, kanunun geriye yürümemesidir.
Doğru düşünce hareketin yapıldığı anda suçun işlenmiş sayılmasıdır.
Gerçekten, failin bir suçu işleme iradesi, hareketi yaptığı anda vardır. Öyleyse
suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun, neticenin meydana geldiği anda
yürürlükte bulunun kanun değil ama hareketin yapıldığı anda yürürlükte bulunan
kanundur.
il. CEZA NORMUNUN YER BAKIMINDAN SINIRI
A. Ceza kanununun ülkeselliği (mülkilik) ilkesi, 1. Ülke, 2. Ülkeden sayı/anim�
B. Ceza kanunlarının evrenselliği ilkesi, C. Görev suçları
A. Ceza Kanununun Ülkeselliği (Mülkilik) İlkesi
Kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak ifadesini kanunda bulan ceza normunun
temel niteliklerinden biri, etkinliğinin ülke ile sınırlı olmasıdır. Gerçekten, ceza
kanunu sadece kanunu olduğu devletin ülkesinde uygulanabilir. Hatta
küreselleşme olgusuna paralel olarak uluslararası ceza hukuku tartışmalarının
sürdüğü günümüzde de, ceza kanunun egemen olduğu toprak sadece kanunu
38
olduğu devletin ülkesidir. Buna ceza kanununun mülkiliği veya ülkeselliği
denmektedir.
1. Ülke
Ceza kanunu, ülkede bulunan yerli, yabancı herkese, aralarında hiçbir ayırım
yapılmaksızın uygulanır.
Ceza kanunu, kanunu olduğu devletin ülkesi dışında uygulanamaz. Ancak,
kanunun suç saydığı fiilin hiç olmazsa bir kısmının ülkede işlenmesi halinde, suç
ülkede işlenmiş sayılır, dolayısıyla o ülkenin devletinin ceza kanunu uygulanır.
Bu suçlara genel olarak mesafe suçu denmektedir
Kanun, 8/1. maddesinde, "Türkiyede işlenen suçlar hakkında Türk kanunları
uygulamr" diyerek ceza kanununun ülkeselliğine işaret etmekte; ''fiilin kısmen
veya tamamen Türkiyede işlenmesi veya neticenin Türkiyede gerçekleşmesi
halinde, suçu Türkiyede işlenmiş" saymaktadır.
Ancak, hükümde yer alan "fiil" terimi isabetli seçilmemiş, kanun kendi içinde
terim birliğine uymamıştır. Burada, fiilden maksat, icra (azione) veya ihmal
(omissione) hareketidir
44
.
Böylece, Kanun, ceza kanununun yer olarak sınırının, Türkiye
Cumhuriyetinin ülkesi olduğunu kabul etmiş olmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinin ülkesinin sınırları, Devletler Genel Hukukunun
kurallarına uygun olarak uluslararası antlaşmalarla çizilmiştir. Bunların başında 24
Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması gelmektedir. 20 Ekim
1921 tarihinde Türkiye ve Fransa arasında yapılan anlaşma ile güney sınırımız
belirlenmiştir.1932 yılında İranla yapılan bir sınır düzeltmesi anlaşmasıyla Küçük Ağrı
Türkiye topraklarına katılmıştır. 23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye- Fransa arasında
yapılan anlaşma ile Hatay Türkiye topraklarına katılmıştır. Kuzey sınırımız, Ruslarla
yapılan Gümıü antlaşmasıyla belirlenmiştir
45
•
Sınırlarını uluslararası antlaşmaların çizdiği Türkiyenin topraklarında, hava
sahasında ve karasularında ceza kanunu ihlallerinde mutlak surette Türk Ceza
Kanunu uygulanır ( 7/2,a ).
Devletler genel hukukunda, karasuları ülkeden sayılmaktadır. Kanunun 7/1.
maddesi hükmü karşısında, 8/2, a maddesi hükmünün bir fazlalık olduğunu
" Bizi doğrulaması bakımından, Bkz., İCK. m.6fl.
'' Bkz. Soysal 1., Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye'nin Siyasal Andlaşmalan, Türk
Tarih Kurumu, Ankara, 2000.
39
düşünüyoruz, çünkü 8/1. madde hükmü, zaten devletin mülkünü, ülkesini ifade
eunektedir. Gerçekten, ülke, kara, hava sahası ve karasularından oluşmaktadır.
Kanun fazlalık götürmez. Ceza Kanunu Yurttaşlık bilgisi kitabı değildir. Bizce, bu
ceza hukuku kurumunu doğru ifade eden hüküm, 765 s. Kanunun 3. maddesi
hükmüdür.
Karasularının anakaradan uzunluğu tartışmalı bir konudur. Eskiden bu sınır altı
deniz mili olarak kabul ediliyordu. Bugün, bu sınır, açık denizlerde oniki, buna
karşılık iç denizlerde genellikle altı deniz mili olarak kabul edilmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin Ege denizinde, bu konuda komşusu Yunanistanla
sıkıntıları bulunmaktadır. Bu ülke karasularını oniki deniz miline çıkarmak
istemektedir. Bu, Türkiye Cumhuriyetinin aleyhinedir, çünkü Eğe denizinde tek
taraflı iradesiyle karasularını 12 deniz miline çıkarmak demek, Türkiyenin açık
denizlere çıkma yolu kapamak, denizden yararlanmasını kısıtlamak demektir. O
nedenle, Türkiye, Ege denizinde karasularının altı deniz milini aşmasına karşıdır.
Bugün ülke üzerindeki hava sahasının yüksekliği de tartışmalı bir konudur.
Gerçekten, uzay çağını yaşadığımız günümüzde, ceza kanununun egemenliğinin
havada nereye kadar olduğu kestirilememektedir.
2. Ülkeden Sayılanlar
Askeri gemiler, uçaklar, ülkeden sayılmaktadır.
Gerçekten, Kanun, 8/2,c maddesinde, Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya
bu araçlarla işlenen suçları Türk.iyede işlenmiş kabul etmektedir.
Açık denizlerde, bunların üzerindeki hava sahalarında seyreden her çeşit ulaşım
araçlarında bayrak kanunu geçerlidir.
Bu bağlamda olmak üzere,·Kanun, 8/2, b. maddesinde, açık deniz ve bunun
üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında işlenen suçları veya bu
araçlar ile işlenen suçları Türkiyede işlenmiş saymaktadır.
Türk bayrağı çekili deniz ve hava araçları, Türk deniz ve hava araçlarıdır.
Kıta sahanlığı, karasularının tersine, ülke değildir. Kıta sahanlığı, ekonomik
çıkar sağlamamaları kaydıyla, yabancı gemi ve uçakların serbest dolaşımına açıktır.
Devletler genel hukukunda, anakaranın devamı olarak, bu alan üzerinde devletin
bazı ekonomik çıkarlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bundan ötürü, bugün,
kıta sahanlığı, ülkenin devamı olarak görülmektedir.
Bu bağlamda olmak üzere, Kanun, 8/2, d maddesinde, Türkiye'nin kıta
sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit
40
platformlarda işlenen suçları veya bunlara karşı işlenen suçları Türkiye'de
işlenmiş saymaktadır.
B. Ceza Kanununun Evrenselliği İlkesi
Bazı suçlar vardır ki, bunlar, kim tarafından ve nerede işlenirse işlensin, failleri
ülkede bulunduklarında, o ülke ceza kanununa tabi olurlar.
Bu, mülkilik ilkesinin bir istisnasını oluşturmaktadır.
Bu suçlar, genellikle, uluslararası hukukun bir süjesi olan devletin varlığını tehdit
eden veya uluslararası antlaşmalarla kovuşturulması zorunlu kılınmış olan
suçlardırlar.
Kanun, ceza kanununun evrenselliği ilkesini 13. maddede ayrıntılı olarak
düzenlemiştir. Nerede ve kim tarafından işlenirse işlensin Türk Ceza Kanununun
uygulandığı suçlar kanunda tek tek sayılmıştır. Bunların sayılarının artırılması veya
eksiltilmesi mümkün değildir.
Bunlar, sırası ile şunlardır:
a. Ceza Kanununun İkinci Kitap Birinci Kısım altında yer alan suçlardır. Bunlar,
soykırım (m. 76), insanlığa karşı suçlar (m. 77), Bu suçlan işlemek için örgüt
kurmak (m. 78), göçmen kaçakçılığı (m. 79), insan ticareti (m. 80).
b. İkinci Kitap, Dördüncü kısım altındaki Üçüncü bölümden başlayarak Sekizinci
bölümde biten suçlar. Bunlar, Devletin Egemenlik Alametlerine ve
Organlarının Saygınlığına Karşı suçlar (m.299, 300, 301), Devletin
Güvenliğine Karşı suçlar (m. 302- 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar ( m. 309 - 316), Milli Savunmaya Karşı Suçlar (m. 317
- 325), Devlet Sırlarına Karşı suçlar ve Casusluk (m. 326 - 339), Yabancı
Devletle Olan İlişkilere Karşı suçlar (m. 3040 - 343).
c. İşkence (m. 94, 95) suçlan
d. Çevrenin kasten kirletilmesi (m.l18)
e. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m. 188), uyuşturucu veya
uyarıcı madde kullanımını kolaylaştınna (m. 190).
f. Paralarda sahtecilik (m. 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan
araçların üretimi ve ticareti (m. 200), mühürlerde sahtecilik (m. 202)
g. Fuhuş (m. 227).
h. Rü.şvet (m. 252).
11
ı. Ulaşım araçlannm kaçırılması veya alıkonulması (m. 223 / 2,3), bu araçlara
zarar veııne (m.152)
Kanunun "diğer suçlar" şeklindeki madde başlığı yanlıştır, çünkü terimsel
değeri yoktur, belirli değil, belirsizdir. Bunun doğrusu "ülke dışında işlenen
suçlar"' veya " yabancı ülkede işlenen suçlar" olmalıdırJ
6
.
Kanun bu düzenlemesi ile nerdeyse kuralı istisna istisnayı kural haline
getirmiştir. Kanun, 344 maddeden ibarettir, bunun 76 maddesi genel
hükümlerdir, ayrıca yürürlük maddesi, suçun cezasını azaltan, çoğaltan ve
ortadan kaldıran nedenler toplamdan çıkarılır ve kalan 13. maddede sayılan
suçlara oranlanırsa işin ne kadar vahim olduğu açıkça ortaya çıkar. Gerçekten,
kanunun 62 maddesi, yabancı bir ülkede ihlal edildiğinde, ihla11ere Türk Ceza
Kanununu uygulanacaktır
47
. Bu yaklaşık butün suçların dörtte birinden daha
failadır. Kanun koyucu, bu düzenleme ile, tabiri caızse, dünya ülkelerinin
''bekçiliğine" soyunmuştur.
Kim tarafından işlenmiş olursa olsun, ör. Peru'da, ABD'de, lngiltere'de,
Çin'de, İranda'da, vs., işlenmiş olan ör., rüşvet suçuna, Türk Ceza Kanununun
uygulanmasını anlamak mümkün değildir, çünkü bu suç mutlak surette Türk
devletinin "Kamu İdaresinin Güvenliğine ve İşleyişine Karşı" bir suçtur
48
• Öte
yandan, ör., fuhuş, işkence, çevrenin kasten kirletilmesi fiillerinin suç sayılması
Türkiyenin taraf olduğu uluslar arası anlaşmaların gereğidir. Ancak, bu suçların
ceza kanununun yer bakımından sınırlarının belirlenmesinde evrensellik ilkesinin
konusu yapılması bu anlaşmaların Türkiye Cumhuriyeti Devletine yüklediği bir
yükümlülük değildir. Tarihi kanun koyucu işgüzarlık yapmış, ölçüyü kaçırmıştır.
* Gerçekten, madde başlığı koymayan 765 s. Kanun, bu hususu "Ecnebi memleketlerde..." işlenen
suçlar olarak ifade etmiştir. İCK. 6. maddesinde madde başlığı olarak "Reaiti commessi ncl
territorio de11o Stato" yani "Devletin ülkesinde işlenen suçlar" ve 7. maddesinde madde başlığı
olarak ''Reati commessi all'astero" , "yani yabancı ülkede ( hariçte) işlenen suçlar" ifadesini
kullanmıştır. Kanun koyucunun örneklerine bakmayarak, 13. maddeye madde başlığı olarak hiçbir
bir anlam ifade etmeyen bir madde başlığı koymuş olması uygun bir davranış olmamıştır.
" Bu madde, .karşılığı olan 765 s. Kanunun değişik olmayan 4. maddesi ile karşılaşunldığında
düzenlemede ölçünün kaçırılmış olduğu açık olarak görülecektir.
� Kanunun 25'2/5. maddesi hükmü suçun bu niteliğini değiştirmemektedir. Kanun koyucu iki şeyi
birbirine kanştınruştır. Türkiyenin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereğince bir fiilin evrensel
olarak suç sayılmasının istenmesi ve kanun koyucunun buna uyarak o fiili suç sayması başka
şeydir, ceza kanununun mülkilik kuralının istisnası olarılk Ulke dışında işlenen suçlarda suç işleyen
herkes bakımından geçerli olması başka şeydir. Burada yanlış olan, uluslar.ırasıkuruluşlarda veya
başka ülkelerdeki ilişkilerinde, Türk vatandaşının düzgiln davranmasını sağlamak, yani kanunilik
ilkesinin gereği olarak ve anlaşmalara uyarak rüşvetfiilini suç saymak değildir, yabancınınyabancı
ülkede, yabancıya karşı işlediği suçlarda ölçüyü kaçırarılk Türk Ceza Kanununu Ulke dışmda
geçerli kılmaya kalkışmaktır.
42
Bu nedenle, Anayasasının 2. maddesinde niteliği demokratiklik olarak belirtilen
bir devletin ceza kanununa, bu haliyle tamamen faşizan bir zihniyetin ürünü olan
13. madde hükmü yakışmamaktadır.ı
9
•
Madde gerekçesinde Tarihi kanun koyucunun kendini haklı çıkarmak için
ileri sürdüğü düşünceler inandırıcılıktan yoksundur. Suçlunun geri verilmesinin
mümkün olduğu bir hukuk düzeninde böyle bir düzenleme isabetli olmamıştır.
Gerçekten, kanun koyucu, her uluslararası anlaşma hükmünü ceza kanunun yer
bakımından sınırları konusunda oluşmuş olan düşüncelere aykırı olarak �eza
kanununa taşımak yerine, Anayasanın koyduğu kurallara uygun olarak yerinde
bırakmış olsaydı, herhalde doğru olan yapılmış ve başka ulusların ceza
kanunlarının egemenlik alanında işlenen suçların bekçiliğini yapmaya
kalkışmamış olurdu.
Kanun, 13. maddede sayılan suçların res'en kovuşturulmasını kabul etmiştir.
Ancak, 13/2.maddesi hükmünde Kanun, maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b)
bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkumiyet veya beraat
kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiyede tekrar
yargılama yapılabileceğini işaret etmektedir.
Kanunda belirtmemiş olmakla birlikte, bu suçların faillerinin Türk Ceza
Kanununa muhatap olabilmeleri için, herhalde Türkiyede bulunmaları
gerekmektedir. Bu, bu suçların cezalandırılabilmesini�, bir cezalandırılabilme
şartına bağlanmış olması demektir. Cezalandırılabilme şartı gerçekleşmiş
olmadıkça, söz konusu suçlar kovuşturulamazlar.
C. Görev suçları
Kanun, yurtdışında "kamu görevi" (m. 6) üstlenen kimselerin görevleri ile
ilgili olarak işledikleri suçları, "görev suçları" adı altında mülkilik ilkesinin
istisnası olarak düzenlemiştir.
Benzer bir hüküm, 765 sayılı Kanunun 4/3. maddesinde yer almıştır. Bu madde
devletin ülkesi dışında işlenen suçlarla ilgilidir. 5237 sayılı Kanun, yurtdışında
.., Bu konuda 765 s. Kanunun 4. maddesinin tadilden önceki htikmü, ceza kanununun ülke toprakları
dışında geçerliliğini dUı.enlemede, anayasasının gereği olarak liberal- demokratik bir hukuk
dUzenine sahip olmaya zorunlu bir devletin ceza kanununun örnek alabileceği bir hükümdür:
Madde hlikmU ''Ecnebi memleketlerde TUrkiye Devletinin emniyetini ihlal ve devlete mahsus
resmi mühürleri ve kanunen mevkii tedavillde bulunan Türkiye meskukatını taklit edenler veya
devletin evrakı nakdiyesini ve devlet hazinesince kabul edilmekte olan Türk esham ve tahvilatını
ve kaime ihracına mezunbankaların kaimelerini sahte olarak yapanlar -TUrk kanununun bu fiile
tayin ettiğicezanın azami haddi beş seneden eksik değilse -Ttirk kanununa tevfikan cezalandırılır.
Bunlar hakkında ecnebi memlekette evvlce hilktim verilmiş olsa bile Adliye Vekilinin talebi
üzerineTUrkiyede tekrar muhakeme olunur" şeklindedir.
1j
kamu görevi üstlenen kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçları
devletin ülkesi dışında işlenen suçlar arasında düzenlememiş, ayrı bir maddede
düzenlemiştir. Gerçekten, kanun, 10. maddesinde, "Yabaııcı ülkede Türkiye
namma memuriyet veya görev üstlenmiş olup ela buııdaıı dolayı bir suç işleyen
kimse bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş
bıılımsa bile, Türkiyede yeniden yargılanır" demektedir.
Kanun hükmünün iyi ifade edildiği söylenemez, çünkü kanunun 6. maddesi
karşısında, "Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmek" ifadesinin
anlamını belirlemek sıkıntı yaratmaktadır. Kanun, 6. madde Ceza kanununun
uygulanmasında kamu görevlisini tanımlarken "memuriyet veya görev" tanımına
yer vermemiştir. Öyleyse, "Türkiye namına memuriyet veya görev
üstlenmekten" zorunlu olarak, "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya
seçilme yoluyla, yada herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak
katılma" anlaşılacaktır
50
.
Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olan kişi, Türk veya yabancı
olabilir. Bunlar işledikleri suçlar dolayısıyla bulundukları ülkede yargılanmış
olabilirler. Ancak, yabancının veya Türkün ilk kez veya yeniden yargılanabilmesi
için Türkiye'de bulunmaları gerekmektedir. Türkiyede bulunmak bir
cezalandırılabilme şartıdır.
m. CEZA NORMUNUN KİŞİ BAKIMINDAN SINIRI
A. Ceza kıınun/annın şahsiliği ilkesi, B. Ülke dışında vatandaş tarafından işlenen
suçlar, C. Yabancı ülkede yabancı tarafından işlenen suçlar, 1. Yabancı ülkede
Türldye'nin zaranna işlenen suçlar, 2. Yabancı ülkede Türk vatandaşı kişi{erin
zaranna işlenen suçlar, 3. Yabancı ülkede yabancının zaranna işlenen suçlar
A. Ceza Kanununun Şahsiliği İlkesi
Ceza kanununun diğer bir niteliği, kanunu olduğu ülkenin vatandaşını nerede
olursa olsun izlemesidir. Vatandaş ülkesinden çıkmakla uyruğu olduğu devletin
egemenliğinden kurtulmaz. Böyle olunca, her Türk vatandaşı, ülkede olduğu
• ICK., ''Reati commessi all' estero"madde başlığı altında "evrensellik ilkesini" düzenleyen 7.
maddesinde, doğru ifade ederek, "Kamu görevlisinin, devletin hizmetinde, memuriyetlerine ait
yetkisini kötüye kullanarak veya görevini ihmal ederek işlemiş olduğu suçlara" ltalyan Ceza
Kanununu uygulanır hUkrnüne yer venniştir. Kamu görevlisinin kim olduğu kanunun 357.
maddesinde belirtilmiştir.
.j.j
kadar ülke dışında da, sakınılaınayacak bir engel olmadıkça bilmekle yükümlü
olduğu ceza kanuna uymak zorundadır.
Öte yandan, ceza kanunu, korunmaya değer bulduğu hukuki değer veya
menfaatlerin hukuki bir "himaye cihazı" olarak, ülkede olduğu kadar ülke dışında da
vatandaşı korumaktadır. Bunun içindir ki, yabaı1cı ülkede, yabancı, vatandaşa karşı bir
suç işlediğinde, ülkede bulunmak koşuluyla, hakkında ceza kanunu
uygulanabilmektedir.
İşte, ceza kanununun, bu şekilde vatandaşı yani şahısı izlemesine ceza kanununun
şahsiliği ilkesi denmektedir.
Yabancı ülkede ister vatandaş tarafında diğer bir vatandaşa veya bir yabancıya
karşı işlensin, isterse bir yabancı tarafından bir vatandaşa karşı işlensin, suçun
kovuşturulması ve failin cezalandırılması, doğal olarak ülkede işlenen suçların
kavuşturulmasından ve failin cezalandırılmasından farklılık arz etmektedir. En başta
vatandaşın yabancıya karşı işlemiş olduğu fiilin, sadece vatandaşın ceza kanununa
göre değil, aynca suçun işlendiği yer olan o ülke kanununa göre de suç sayılması
gerekmektedir.
Kanunumuz, ülke dışında vatandaş tarafından işlenen suçlar bakımından TCK'nun
geçerliliğini 11. maddesinde, yabancı ülkede yabancı tarafından vatandaşa karşı
işlenen suçlar bakımından TCK'nun geçerliliğini 12. maddesinde düzenlemiştir.
B. Ülke Dışında Vatandaş Tarafından İşlenen Suçlar
Kanunun 11/1. maddesi hükmüne göre, bir Türk vatandaşı, 13. maddede yazılı
suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sının bir yıldan az olmayan hapis cezasını
gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlemelidir.
Türk vatandaşının kim olduğu kanununda bellidir. Kişi fiili işlediği sırada Türk
vatandaşı olmalıdır.
Suç kanunun 13. maddesinde sayılan suçlardan biri olmamalıdır.
Suç kanunlarımıza göre aşağı sının bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren
bir suç olmalıdır. Cezanın hesaplanmasında 15. madde hükmü göz önüne alınacaktır.
Bu demektir ki, bir yıldan az hapis cezasını gerektiren bir suç ülke dışında işlendiğinde,
suç, TCK'nuna göre kovuştunna konusu yapılamaz. Öte yandan suçun seçimlik bir
cezayı gerektirip gerektirmediğine bakılacaktır. Eğer suç seçimlik bir cezayı
gerektiriyorsa 14. madde gereğince suç hakkında kovuştunna yapılamaz.
Suçun cezalandırılabilmesi,busuçtan dolayı yabancı ülkede bir hüküm verilmemiş
olması, failin Türk.iyede bulunması ve aynca halen suçun kovuşturulabilir olması
koşullarına bağlanmıştır.
15
Suç hakkında yabancı ülkede bir hüküm vcrilmi�se, bu, yabancı ülke
mahkemesince verilen hükmün tanınması konusudur.
Suç ör., affa uğramışsa, zamanaşımı dolmuşsa, vs., suçun Türkiycdc
kovuştuıulabilirliği yoktur.
Kanun, suçun yabancı ülkede vatandaşa veya yabancıya karşı işlenmesi arasında
bir fark gözetmemiştir.
Ancak, suç yabancıya karşı işlendiğinde, 765 sayılı Kanunun 5/son maddesi
hükmünde yer alan "Mağdur yabancı ise bu fiilin, işlendiği mahal kanunlarında da
cezayı müstelzim olması şarttır" kuralı, kanunun 11. maddesi hükmünde yer
almamıştır. Kanun, vatandaşın yabancı ülkede işlediği fiilin, Türk kanunlarına göre
suç oluşturan bir fiil olmasını yetirli görmüştür. Bu temel kuralı 1 I. madde
hükmünden yorum yoluyla çıkarmak da mümkün değildir. Böyle olunca, I 1.
madde, suçun mağduru yabancı bakımından, fiilin o ülkede de suç olması koşulunu
aramamış olmaktadır. "Zırva tevil götürmez". Kanunun 11. maddesi gerekçesinde
"... mağdur olan kimse yabancı ise; fail hakkında Türkiyede Türk kanunlarına göre
yargılama yapılabilmesi o ülke devletinin kanununa göre de suç teşkil etmesi
gerekir" denmesinin, hiçbir değeri yoktur, çünkü gerekçe, kanun değildir, kimseyi
bağlamaz. Kanunda olmayan bir şey kanunun gerekçeden çıkarılan1az. Bu tür bir
davranışta bulunmak, herhalde kanunilik ilkesinin açık ihlali olur.
Aşağı sının bir yıldan fazla olan suçlar, res'en kovuşturulurlar.
Vatandaş, yabancı ülkede aşağı sınırı bir yıldan az hapis cezasını gerektiren bir
suç işlediğinde, suçun kovuşturulması suçtan zarar gören kimsenin veya ülkesinde
suç işlenen yabancı hükümetin şikayetine bağlannuştır (CK. m.11/2). Zarar gören
kimse vatandaş veya yabancı olabilir. Suçtan zarar gören yabancı kişi, şikayet
hakkını kullanmayabilir. Bu halde ortaya bir sorun çıkmaktadır. Suçtan zarar gören
yabancı şikayette bulunmamasına rağmen, acaba yabancı ülkenin hükümeti
şikayette bulunabilir mi sorusuyla karşılaşılmaktadır. Şikayet şahsa bağlı bir haktır.
Burada, yabancı hak sahibinin kullanmadığı bir hakkı, yabancının hükiimetin hangi
esasa göre kullanabileceği anlaşılamamaktadır.
Kuşkusuz, geçerli bir şikayet olmadıkça suç kovuşturulmaz.
Kanun, "yargılama yapılması...şikayetine bağlıdır" ifadesini kullanmaktadır. Bu
ifade yanlıştır. Doğrusu, "kovuşturma yapılması ... şikayetine bağlıdır" şeklinde
olmalıdır.
Şikayet süresi altı aydır. Kanun, süreyi, vatandaşın ülkeye girdiği taıihten
ba�latmaktadır.
46
Kanunun gerekçesinde, suçun cezalandırılabilmesi şartı ile kovuştwı.ılabilınesi
şartı, birbirine kanştınlınıştır. Oysa, bunlar, suç genel teorisinde farklı şeylerdir.
C. Yabancı Ülkede Yabancı Tarafından İşlenen Suçlar
Yabancı ülkede yabancı tarafından işlenen suçlar, bir kamu tüzel kişisi olarak
Devletin haklarına veya menfaatlerine, yahut Türk vatandaşı kişilerin haklaıına veya
menfaatlerine ı.arar verebilir.
1. Yabancının Yabancı Ülkede Türkiyenin Zararına İşlediği Suçlar
Kanun, 12/1. maddesinde, yabancının yabancı ülkede bir Türkün zararına
işlediği suçu değil, sadece "Türkiyenin zararına işlediği" suçu, failinin Türkiye'de
bulunması koşuluna bağlı olarak, ''Türk kanunlarına" göre cezalandınnaktadır.
Görüldüğü üzere, suç "Türkiye'nin zararına" olduğunda Türk kanunlarına
göre cezalandırılmaktadır. Öyleyse, burada, "Türkiye'nin zararı"nın ne anlama
geldiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Konu çok tartışılmaktadır.
Gerekçede de bir açıklık yoktur. Ancak, bununla, suçun mağduru kastediliyorsa,
tüm suçların genel mağduru zaten devletidir. O zaman bir çıkmazla karşı karşıya
bulunulmaktadır. Böyle değil de, bununla, suçun mahsus mağduru kastediliyorsa;
o zaman sorunun çözümü çok daha kolay olmaktadır. Gerçekten, liberal-
demokratik bir devletin ceza kanunu, Devletin kendisini değil ama, Devletin, bir
kamu tüzel kişisi olarak, sahip olduğu haklarını veya çıkarlarını korumaktadır.
Böyle olunca, Türkiye'nin zararına işlenen suçtan maksat, işlenen suçta, suçla
ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfaatin hamilinin devlet
tüzel kişisi olmasıdrr. Bu bağlamda, ör., bir yabancı, kendisine vize
verilmemesine kızarak, Berlin Konsolosluğunun camlarını kırdığında, Türkiye
zararına bir suç işlemiş olmaktadır.
Türkiye zararına işlenen suç, Türk kanunlarına göre, aşağı sınırı en az bir yıl hapis
cezasını gerektiren bir suç olmalıdır. Cezanın hesaplanmasında 15. madde hükmü
uygulanacaktır. Öte yandan suç, seçimlik bir ceı.ayı gerektirmemelidir. Seçimlik
ceı.ayı gerektiren suçlar, 14. madde gereğince ceı.a kovuşturmasının konusu
yapılamazlar.
Aynca, Türkiye zararına işlenen suç, 13. maddede yer alan suçlardan birisi
olmamalıdır.
Suçun ceı.alandınlabilmesi için fail Türkiye'de bulunmalıdır.
Suçun kovuşturulması Adalet Bakanının istemine (=talep) bağlı tutulmuştur.
Kanun, bunu, "Yargılaına yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır" şeklinde
ifade etmiştir.
47
Öte yandan, Kanun, bu hüküm kapsamına giren suçtan dolayı yabancı ülke
mahkemesince mahkum edilen veya herhangi bir nedenle davası veya cezac;ı düşen
veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan yabancının, AdaJet
Bakanının istemi üzerine Türkiye'de yeniden yargılanmasını öngörmüşlilr ( 12/4 ).
2. Yabancı Ülkede Türk Vatandaşı Kişilerin Zararına İşlenen Suçlar
Kanun, 12/2. maddesinde, 13. maddede sayılanlardan olmamak kaydıyla,
yabancının yabancı ülkede Türk vatandaşlarının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş
özel hukuk tüzel kişilerinin zararına işlediği suçu da, failinin Türkiye'de bulunması
koşulwıa bağlı olara, Türk kanunlarına göre cezalandırmaktadır.
Zararına suç işlenen kişi, suçun işlediği sırada Türk vatandaşı olmalıdır. Zararına
suç işlenen özel hukuk tüzel kişileri, Türk kanunlarına göre kurulmuş dernekler,
şirketler, vakıflardır.
Zarar, suçla ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfaatin ihlalidir.
Kişi suçla ihlal edilen ve ceza ile korwıan söz konusu bu değer veya menfaatin hamili
olmalıdır.
Suç Türk kanunlarına göre aşağı sının en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suç
olmalıdır. Ceza 15. madde hükmü göz önüne alınarak hesaplan�caktır. Öte yandan,
suçun cezası seçimlik bir ceza ise 14. madde hükmü gereğince, suç hakkında ceza
kovuşturması yapılmayacaktır.
Suçun cezalandırılabilmesi, yabancı ülkede suç hakkında bir hüküm verilmemiş
olması, failin Türkiyede bulunması koşuluna bağlanmıştır. Kanun suçun
kovuşturulmasını suçtan zarar gören kişinin şikayetine bağlamıştır.
3. Yabancının Yabancı Ülkede Yabancıya Karşı Suç İşlemesi
Kanun, 12/3. maddesinde, yabancının yabancı ülkede bir yabancıya karşı
TCK'nun suç saydığı bir fiili işlemesi ve yabancının Türkiye'de bulunması halinde,
belli koşullara bağlı olarak, failin TCK'nuna göre cezalandırılmasını emretmiştir.
Kanun, bu hükümle, nerede ve kim tarafından işlenirse işlensin, suçun cezasız
kalmamasını istemiştir. Bu bir uygarlık kuralıdır.
Yabancının yabancı ülkede işlediği suçun, Türkiye'de bulunurken, Türk Ceza
Kanununa göre cezalandırılabilmesi için şu koşullar aranır;
- Suçlunun geri verilmesinin hukuken mümkün olmaması (CK. ın. 12/3, b)
gerekmektedir.
- Suçun TCK'nuna göre cezasının en az aşağı sınırının üç yıldan az olmayan
hapis cezasını gerektirmesi (CK. m. 12/3, a). Cezanın hesaplanmasında 15.
madde hükmü göz önünde tutulacaktır. Ancak, 14. maddeye göre "sorııştıınna
48
konusu suçwı yer aldığı kaııun maddesinde hapis cezası ile adli para
cezasından birinin uygulanması seçimlik sayılmışsa soruşturma veya
kovuştunna açılamaz".
- Adalet Bakanının suçun kovuşturulması konusunda istemde bulunması (CK.
m. 12/3) gerekmektedir.
Bu koşulların bulunmaması halinde Türkiye'de bulunan yabancı hakkında ceza
kovuşn.ırması yapılamaz.
IV. CEZA KANUNUNA KAMU HUKUKUNUN GETİRDİĞİ
SINIRLAR
A. Genel Olarak B. lç hukuktan gelen kısıtlamalar, 1. Sorumsuzluk,
2. Dokunulmazlık 3. Cumhurbaşkaıumn Suçtan Sorumluluğu, C. Uluslararası
kamu hukukundan gelen kayıtlar, 1. Diplomasi dokunulmazlığı, 2. ikili ve çok taraflı
anJ,aşmalarla getirilen kayıtlar
A. Genel Olarak
Kamu hukuku, kendi gereksinmelerinin icabından olarak, esasen suç oluşturan bir
fiilin suç saymama veya ceza kovuşturmasının konusu yapmama yoluna gidebilir.
Kısıtlama iç hukuktan gelebileceği gibi uluslararası hukuktan da gelebilir.
B. İç Hukuktan Gelen Kısıtlamalar
Anayasa, yasama faaliyetinin tam olmasını, yasama faaliyetinde bulunan kişilerin
korkusuz hareket etmelerini sağlamak amacıyla, yasama erkini kullanan TBMM
üyelerinin sorumsuzluklarını ve dokunulmazlıklarını kabul etmiştir.
1. Sorumsuzluk
Sorumsuzluk, milletvekilinin, yasama faaliyeti esnasında, düşüncesini
açıklamaktan, iradesini açığa vunnaktan, yani söylediği sözden ve kullandığı oydan,
esasen kanunun suç saydığı bir fiili de olsa, hiçbir zaman sorumlu tutulmamasıdır.
Sorumsuzluğun mahiyeti tartışmalıdır.
Kimi, bunun bir cezalandınlabilme şartı olduğunu ileri sürerken, kimi bir hukuka
uygunluk nedeni olduğunu ileri sünnektedir. Fiilin hukuka aykın olmadığını ileri
sürenlere gelince bunlar arasında da bir fikir birliği yoktur. Gerçekten, kimi, fiilin
sadece ceza hukukuna aykırı olmadığını söylerken, kimi tüm hukuk düzenine aykırı
olmadığım ileri sürmektedir. Tüm bu tartışmalar, fiilin haksız fül sayılarak tazminata
konu yapılıp yapılmaması bakımından önem taşımaktadır.
49
Sorumsuzluğun neyi içercliği de tartışılmaktadır. Kimi sorumsuzluğu sadece
sözden sonımsuzluk olarak algılarken, kimi yasama faaliyeti esnasında milletvekilinin
yaptığı her çeşit davranışı sorumsuzluk kapsamı içerisinde görmek istemektedir.
Burada, en çok tartışılan konu, bir başkası bakımından hakaret oluşturan beyanların
sorumsuzluk kapsarnma girip girmediğidir.
Yasama faaliyeti esnasında açıklanan düşüncelerin ve kullanılan oyun milletVekili
tarafından hariçte ifade edilebilir olup olmadığı veya bir başkası tarafından tutanaklara
geçen sözlerin ve oyların kaynağından alınarak kullanılabilir olup olmaması da
tartışılmıştır. Genel kanaat, sorumsuzluğa konu tutanaklara geçen her şeyin, herkes
tarafından, her yerde, herkese açıklanabilir olmasıdır.
Biz sorumsuzluğun sadece ceza hukuku düzenine değil, tüm hukuk düzerune
uygun olduğunu ve TBMM'nin zabıtlarına geçen sorumsuzluğa konu her çeşit
davranışın, her yerde, herkes tarafından, herkese açıklanabileceği kanaatindeyiz.
2. Dokunulmazlık
Dokunulmazlığa gelince, bu, TBMM'nin izim olmadıkça, rnılletvekilinin
tutulamaması, tutuklanamaması, üstünün, evirun, TBMM içindeki veya dışarıdaki
çalışma yerlerinin, araçlarının aranamaması, hakkında ceza davası açılamamasıdır.
Bundan maksat, milletvekilinin, kamu güçü kullanılarak, yasama faaliyetinden alı
konmasının engellemektir.
Bugün, ülkemizde, dokunulmazlığın kaldırılması veya sınırlandırılması konusunda
önemli bir cereyan bulunmaktadır. Buna neden, ülkede, beyaz yaka suçluluğunun,
tahammül boyutlarını aşmış olmasıdır. Yasama erkinın temsilcisi TBMM üyeleri
hakkındaki suç isnatları konusunda, Anayasanın emrine uyarak daha çok duyarlı, daha
çok tarafsız olmak, daha çok hukuku çalıştınnak yerine, sadece milletvekilirun değil,
dolaylı olarak herkesin teminatı olan dokunulmazlığın yerleşmiş klasik yapısını
bozmaya kalkışılmasının, doğru olmamanın da ötesinde, ülkede bulaşıcı hale gelen
beyaz yaka suçluluğunu önlemede ve bastınnada kimseye bir yarar sağlayamayacağı
kanaatindeyiz. •
3. CumhurbaşkanınınSuçtan Sorumluluğu
Anayasa, 105/3. maddesi hükmünde Cumhurbaşkanının suçtan sorumluluğunu
düzenlemiştir: "Cumhurbaşkanı Vatana İhanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet
Meclisi üye tam sayısının üçte birinin teklifi üzerine üye tam sayısının en az dörte
üçünün vereceği kararla suçlandırılır". Bu demektir ki, Cumhurb�kanmın, Vatana
İhanet suçları hariç, suçtan sorumsuzluğu asıldır'.
s
' Hafızoğullan•Acar, Cumhurbaşkanı Seçilme Yeterliliğin "Suç İsnadı Altında Bulunmama"
Koşulu, ABD.,Yıl 66, S.2, 2007, s.31 vd.
50
Hangi suçların vatana ihanet suçları olduğu tartışmalı bir konudur. "Hıyanet-i
Vataniye Kanunu" yürürlükten kalkmış bulunmaktadır.
Genelde, Devletin varlığına, temel düzenlerine karşı suçlar, vatana ihanet
suçu sayılmaktadır.
C. Uluslararası Kamu Hukukundan Gelen Kayıtlar
1. Diplomasi Dokunulmazlığı
Uluslararası kamu hukuku, ülkede bulunan yabancı ülke temsilciliklerinde ve
uluslararası kuruluşlarda görev yapan kişiler, bulundukları ülke kanunun suç
saydığı bir fiil işlediklerinde, o ülkede bunlar hakkında ceza kovuşturması
yapılmaması kuralını getirmiştir. Bunlar istenmeyen kişi sayılırlar ve
kendilerinden ülkeyi terk etmeleri istenir. Bu diplomatik dokunulmazlıktır.
Diplomatlar, eşleri ve çocukları, ülkede kanunun suç saydığı bir fiil
işlediklerinde, sınır dışı edilirler, haklarında ceza kovuşturması yapılamaz.
Bunlar tutuklanamazlar, üstleri, evleri, işyerleri ve araçları aranamaz. Bunlar
TCK'nun muhatabı kişiler değildirler.
Diplomatik dokunulmazlıktan yararlanacak olan kişiler, yani diplomatlar,
Uluslararası kamu hukuku kuralları, devletinin yaptığı ikili ve çok taraflı
anlaşmalarla belirlenirler. Türk Devleti, kanunla ve birçok devletle yapmış
olduğu anlaşmalarla diplomatik ilişkisini düzenlemiş bulunmaktadır.
Elçiliklerde, diğer diplomatik misyonlarda, ceza kovuşturması yapılamaz.
Açıkçası, kolluk, bu yerlere giremez, buralarda arama, keşif, vs. yapamaz,
bunlardaki faaliyetleri, buralara girip çıkmayı, buralardan yapılan haberleşmeleri
hiçbir ad ve maksatla engelleyemez.
2. İkili ve Çok Taraflı Anlaşmalarla Getirilen Kayıtlar
Öte yandan, uluslar, aralarında yaptıkları ikili veya çok taraflı anlaşmalarla,
ülke dışında bulunan görevlilerin, görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlarda,
bulunduklan ülkenin yargı erkinin dışında kalmasını kararlaştırabilirler. Bu ikili
veya çok taraflı anlaşmalarla karşılıklı olarak yargı erkinin kısıtlanmasıdır.
Bu bağlamda Türkiye NATO antlaşmasına taraftır. NATO görevlileri, görev
yerlerinde ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlarda, Türk ceza yargısına
tabi değildirler.
ABD ve Türk Devleti birçok ikili anlaşma imzalamıştır. Söz konusu bu
anlaşmaların uygulanması cümlesinden olarak, Türkiyede görevli bulunan ABD
vatandaşları, görev yerlerinde ve görevleri ile ilgili olarak işlemiş oldukları
suçlarda, Türk Ceza yargısının dışında bırakılmışlardır.
51
'. ):ABANCI ÜLKE MAHKEl1ELERİNİN VERMİŞ OLDUĞU
KARARL.RIN TANimıfAS,I,e TÜRKİYEDE YARGILANAN SUÇLARDA
U1UU
1
1ASI ZORUNLU KURALLAR
A. Yabancı ülke mahkenıeleri11i11 vemıiş olduğu kararların taıwıınası,
B. Tiirkiye'de yargılaııaıı suçlarda U)llimasc zanmlu kurallar
A. Yabancı Ülke l1ahkemelerinin Vermiş Olduğu Kararlann Tanınması
Mahkeme kararlan devletin egemenliğinin ifadesidirler. Bu nedenle, mahkeme
kararlan, verildikleri ülkede geçerlidirler. Ülke dışında bunların bir geçerliliği
bulunmamak.1adır. Bir devletin mahkemesinin verdiği bir karannın o devletin ülkesi
dışında geçerlik kazanması, ancak kararın başka bir devletin mahkemesi tarafından
tanınmasıyla mümkün olabilir.
Bu durumda, yabancı ülke mahkemelerinin verdiği kararlar Türk yargı yerlerini
bağlamaz. Yabancı ülke mahkemesinin hükmünün Türkiye'de geçerlilik kazanması,
hükmün tanınmasına bağlıdır.
Kamın, 17. maddesinde, " ...mahkeme, yabancı mahkemeden verilen ve Türk luıkuk
düzeniııe aylan düşmeyen hükmün, Türk kaııunlanna göre bir haktan yoksunluğu
gerektinnesi lıaliııde, cwnlıuriyet savcısımn istemi üzerine Türk kanwılanndaki
somıçlann geçerli olmasma karar verir" diyerek, yabancı ülke mahkemesinden
verilen hükmün, tanınmasını, yani hükmün Türk hukuk düzeninde geçerlilik
kazanmasını düzenlemiş olmaktadır.
Bu durumda, ortada yabancı ülke mahkemesi tarafından bir kimse hakkında
verilmiş bir mahkumiyet hükmü olmalıdır. Mahkumiyet hükmü Türk Kanunlarına
göre bir haktan yoksunluğu getirmelidir.
Hükümle gelen hak yoksunluğu, kanunun 53. maddesindeki belli haklan
kullanmaktan yoksun bırakılma anlamındadır. Hak yoksunluğu herhalde vatandaşla
ilgilidir.
Cumhuriyet savcısı yabancı ülke mahkemesi hükmünün Türk kanunlarına göre
hak yoksunluğu doğurduğunu tespit ettiğinde kendiliğinden istemde bulunacaktır.
Tabii, hakkında mahkumiyet hükmü verilen kişi de savcıdan istemde bulunmasını
isteyebilir.
İstem üzerine, mahkeme, Türk kanunundaki sonuçların geçerli olmasına karar
verir.
Yetkili ve görevli yargı yeri CMK'nin 14. maddesinde gösterilmiş
bulunmaktadır.
B. Türkiye de Yargılanan Suçlarda Uyıılması Zonınlu Kurallar
Bir ülkede suç işleyen, ancak bu suçtan ötürü yabancı bir ülke mahkemesinde
yargılanan kişinin, suçu işlediği ülkede bulunduğunda, o ülke ceza kanununa göre
yeniden yargılanması, uygar ulusların kabul ettiği bir k.ırraldır. Bununla. kimse bir
suçtan ancak bir kez yargılanır kuralı (non bis in idem) ihlal edilmemektedir, çünk.ii
yabancı ülkede çekilen ceza alınacak cezadan indirilmektedir.
Kamın, 9. maddede, "Tiirkiye'de i.şlediği suçtan dolayı yabaııcı ülkede hakkında
lıükiim verilmiş olan kimse, Tiirkiye'de yeniden yargılanır" demektedir.
Bu kimse Türk veya yabancı olabilir. Önemli olan, suçun Türkiye'de işlenmiş
olmasıdır.
Tab� kişinin, yeniden yargılanabilmesi için, Türkiye'de bulunması, suçun hala
kovuştıınılabilir nitefil..'te olınası gerekmektedir.
Kamın bu kimsenin yabancı ülkede mahkum olması veya beraat etmesi arasında
bir fark gözetmemektedir.
Bir kimse, ister Türkiye'de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede yargılansın,
isterse yabancı ülkede işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede yargılansın, Türkiye'de
yargılandığında, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında. tutuklulukta ve
hükümlülül'te geçirdiği süreler, kanun gereği olarak (CK m. 16) o suçtan dolayı
Tüıkiye'de verilecek cezadan indirilir.
Aynca, Kamın, ülke �ında işlenen suçlarda, failin lehine olduğu takdirde,
suçun işlendiği ülkenin ceza kanununun göz önünde bulundurulmasını istemiştir.
Gerçekten, Kanun, 19/1. maddesinde "Türldye'nin egemenlik alanı dışında
işlenen suçlar dolayıscyla Türkiye'de yargılama yapılırken, Türk kanununa göre
verilecek olan cezıı, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst
sınınndanfazla o/anıaz", kuralını ge� bulunmaktadır.
Kanunun ''yabancı ülke" yerine ''Türkiye'nin egemenlik alanı dışında" ifadesini
kullanmıştır. Bununla gerçekten yabancı ülke dışında neyin kastedildiği
anlaşılamamaktadır. Gerekçede "Türkiye Devleti tarafından görevli olarak yurt
dışına gönderilen kişilerin bu görevleri dolayısıyla, bu görevleriyle bağıntılı olarak
işledikleri suçlardan dolayı da cez.a belirlenirken yabancı kanun göz önünde
bulundurulmayacaktır" denmektedir. ''Türkiye'nin egemenlik alanından" kastedilen
devlet ve memuru ilişkisiyse ortada bir sorun bulunmamaktadır.�cak, gerekçenin,
bağlayıcılık değeri bulunmamaktadır. Böyle olunca. bu gerekçeye rağmen, 19/1.
madde hükmünden Devlet tarafından yurt d�ında görevlendirilen kimseler de
yaraıfanacaklardır, çünkü bunlar da, yabancı bir ülkede oldukları için Türkiye'nin
egemenlik alanı dışındadırlar.
53
Kural mutlak değildir. Kanun, 19/2. maddesinde kuralın istisnasına yer
venniştir: suç Türkiye'nin güvenliğine karşı veya zararına olarak veya Türk
vatandaşlarına karşı ya da Türk kanunlarına göre özel hukuk tüzel kişisi zararına
olarak işlenmişse, suçun faili, yabancı ülke kanununun göz önünde bulundurulması
kuralından yararlanamaz.
Burada Türkiye'nin güvenliğine karşı veya zararına olarak ifadesi de açık
değildir. Bu konuda gerekçede de bir açıklık bulunmamaktadır. Herhalde, sorunu,
daha önce de yaptığımız gibi, suçun hukuki konusu kavramından hareketle çözmek
gerekecektir.
VI. SUÇLULARIN GERİ VERİLMESİ
A. Genel olarak suçluların geri verilmesi, B. Ceza Kanununun düzenlemesi,
C. Düşünce suçu, siyası ve askeri suç, D. Vatandaşın geri verilmezliği ilkesi, E.
Geri verme işlemleri, F. Koruma tedbirleri
A. Genel Olarak
Suçluların geri verilmesi, bulunduğu ülkede suç işledikten sonra, cezadan
kurtulmak için, kaçarak başka bir ülkede yaşamını sürdürmek isteyen kişilerin,
işledikleri suçların yanlarına kalmaması düşüncesinden doğmuştur. Suç nerede ve
kim tarafından işlenirse işlensin uygar toplumun zararına olan bir davranıştır.
Bundan ötürü, suçlunun geri verilmesi, "ya ver ya cezalandır" esasına
dayanmaktadır.
Suçluların geri verilmesinde üç sistem bulunmaktadır. Suçlunun geri verilmesine,
hükümet yetkili kılınmış olabilir, yargı yetkili kılınmış olabilir veya bazı işlemleri
yargı ve bazı işlemleri hükümet yapabilir. Geri vemıede sadece hükümeti yetkili kılan
sistemler teminatsız görülmüşlerdir. Sadece yargıyı yetkili kılmak isteyen sistemler,
teminatlı görülmekle birlikte, geri vemıenin niteliğine aykırı bulunmak yanında,
sistemin ağır işlediği düşünülmüştür. Suçlunun geri verilmesinde en iyi sistemin karma
sistem olduğu kabul edilmektedir. Bu sistemde failin ve fiilin niteliğini mahkeme
belirlemekte, geri vermeye hükümet karar vemıektedir.
Suçlunun geri verilmesi ne tek başına adli, ne tek başına idari bir faaliyettir.
Suçlunun geri verilmesi ayrıca devletler arasındaki bir ilişkidir. Hukuk düzenimiz
karma sistemi kabul etmiştir.
Vatandaş ve siyasi suçlu geri verilemez.
Köklerini Ortaçağ ltalyasında bulmuş olmakla birlikte, vatandaş ve siyasi suçlunun
geri verilmemesinin evrensel bir kural haline gelmesi Aydınlanma döneminin eseridir.
Tabii hukuk düşüncesinde, toplumu, beşeri ortak irade oluştumıaktadır. İradesi ile
54
toplumu oluşturan kişi vatandaştır. Bir suç isnadına muhatap olan vatandaşın
teminatlı bir biçimde yargılanabileceği tek yer kendi ülkesidir. Bu nedenle vatandaş
iade edilmez, ülkesinde yargılanır. Siyasi suçluya gelince, 1789 Fransız Devrimi
döneminde, o günün kralcı- feodal düzenlerine karşı oldukları düşünüldüğünden,
bunlar, suç işlemiş olmalarına rağmen, ülkelerine zararlı değil, tam tersine yararlı
insanlar olarak değerlendirilmişlerdir. Bu kimseler, ülkelerinden kaçıp Fransa'ya
sığındıklarında korunmuşlardır.
Bugün, dünyada ve uygar ülkelerde, tedhiş ve terörizmin, tahammül sınırlarını
aşmış olması, siyasi suç ve siyasi suçlu üzerinde yoğun düşünmeyi zorunlu kılmıştır.
Öyleyse, suçluyu geri vermenin konusu, yabancının yabancı ülkede işlediği
niteliksiz, yani adi suçlardır.
Ancak, devletlerin, bu suçlar bakımından, mutlak geri verme zorunluluğu
bulunmamaktadır. Kendisinden suçlunun geri verilmesi istenen devletin, isteyen
devlet bakımından, istem dışında kalan suçlarından da yargılamaya kalkışacağı veya
kötü muamelede bulunacağı kuşkusu varsa, suçluyu vermekten kaçınabilir. Bu kez,
suçluyu, kendisi yargılar. Vermeme suçlunun serbest kalması nedeni olamaz.
B. Ceza Kanunun Düzenlemesi
Kanun suçluların geri verilmesini "Geri verme" madde başlığı altında 18.
maddede düzenlemiştir. Kanun, yabancı ülkede suç işlemiş olan ve suç işlemiş olma
isnadı altında bulunan kişinin, Türk Hükümetinden istenmesini düzenlemiştir.
Ülkede suç işledikten sonra, yargılanmadan veya cezasını çekmeden, yabancı
ülkeye kaçıp giden kişilerin, yargılanmalarının veya cezalarını çekmelerinin
sağlanmasını için Hükümetin yabancı ülkeden suçluyu istemesi, Türkiye'nin taraf
olduğu uluslararası anlaşmalarla düzenlenmiştir. '
Bu her iki halde, geri vermenin temel koşulu, kişi hakkında bir ceza
kovuşturmasının başlatılmış olması veya mahkumiyet kararının verilmiş
bulunmasıdır (CK.; m. 18/1).
Ceza kovuşturması, CMK' nun 2/f maddesinde tanımlanan kovuşturma
anlamındadır. Suçun işlendiği' ülkede kişi hakkında yapılan işlem bu nitelikte değilse
istenen kişi geri verilemez. Gerçekten, geri verilmesi istenen kişi hakkında suçu
işlediği ülkede "soruştunna" başlatılmış olması (CMK., m. 2/3) geri verme için
yeterli değildir. Öte yandan, hükümlü geri isteniyorsa, mahkumiyet kararı, CMK'nin
öngördüğü biçimde olmalıdır.
Geri vennenin amacı, kovuşturmanın yapılabilmesinin veya hükmedilen cezanın
yerine getirilmesinin sağlanması olmalıdır.
Kanun, koşullar gerçekleşirse,kişi, isteyen ülkeye geri verilebilir demektedir (CK.
m. 18/1). Bu, geri vermenin, Hükümetin takdirinde olması demektir. Geri verme, salt
7
55
idari bir işlem değildir, karına bir işlem de değildir, Hükümetin de katıldığı tamamen
adli bir işlemdir. Bundan ötürü, Hükümetin geri vermeme karan, idari yargının
denetimine tabi işlerden (Ay., m. 125) değildir.
Kanun geri verme işlemine konu fiilin aynca TCK'nuna göre olmaması gereken
niteliklerini belirlemiştir (CK. m. 18/ 1, a,b,c,d,e). Kanun ifadesiyle geri verme
işlemine "tabi" fiil;
" Türk kanunlarına göre suç değilse,
- Düşünce suçu, veya siyasi ya da askeri suç niteliğindeyse
- Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye devletinin veya Türk
vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına
işlenmişse,
- Türkiyenin yargılama yetkisine giren bir suç ise,
- zamanaşımı veya affa uğramış ise,
geri verme talebi
52
kabul edilemez."
Elbette, Türk ceza mevzuatında suç olmayan bir fiil ve faili hakkında, Anayasanın
38, CK'nun 2. maddesi uyarınca, TCK'nun uygulanması söz konusu olamaz.
Ceza Kanunu, yukarıda belirtildiği üzere, hangi suçların kovuşturmasının kanunun
hükümranlığı içinde olduğunu ( ör. CK., m. 12 ) açıkça göstermiş bulunmaktadır.
Talebin konusu fiilin bu suçlardan birini oluşturması halinde, yabancı ülke
hükümetinin talebi kabul edilemez.
Öte yandan, talebin konusu fiilin oluşturduğu suç, TCK'nuna göre zamanaşımına
veya affa uğramışsa, ortada kovuşturulabilir bir suç bulunmadığından, yabancı illke
hükümetinin talebi kabul edilemeyecektir.
Suçun Türkiye devletine veya Türk vatandaşına karşı işlenmesinden ne anlaşılması
gerektiği daha önce açıklanmıştır. Burada aynı düşünceleri yinelemek istiyoruz.
C. Düşünce Suçu, Siyasi ve Askeri Suç
Kamın, düşünce suçu, siyası suç ve asken suç faillerinin geri verilmesini mutlak
surette yasaklamıştır. Ancak, bunların ne olduğu konusunda gerekçede bir tanım veya
bir açıklama bulunmamaktadır.
Düşünce suçundan maksat, salt düşüncenin, inancın veya kanaatin kendisinin suç
sayılmasıdır. Gerçekten, salt düşüncesi, inancı veya kanaatinden ötürü, bir kimse
hakkında, ülkesinde ceza kovuşturması yapılması veya bu kimsenin cezaya
'
1
Kanunda terim birliği yoktur. Gerçekten, ör., 12. maddede
11
Adalet Bakanının istemesi,, , 17.
maddede "Cumhuriyet savcısının istemi" terimi kullanılırken 13. maddede "Adalet Bakanının
talebi", 18. maddede "geri verme talebi" Terimi kullanılmıştır. Kanunun dilinin, en güzel, en
veciz, en anlaşılır, kısacası mükemmel olması asıldır. Kanun koyucu her nedense bu kurala
uymamıştır.
56
çarptırılması imkansız değildir. Bu kişi, Türkiye'ye sığındığında, geri verilmeyecektir.
Biz, düşüncesi, inancı veya kanaatinden ötürü haklarında ceza kovuşturması bulunan
veya mahl.'Um edilen kişilerin siyası suçlu olduklannı düşünüyoruz. O nedenle
"düşünce suçu" ifadesinin fazlalık olduğu kanaatindeyiz.
Siyası suçun ne olduğu doktrinde tartışmalı bir konudur. 1CK, 9/son maddesinde
siyası suçu tanımlamıştır. Kanun, "Ceza kanununun uygulanmasında sıyası suç,
devletin siyası çıkarlannı veya vatandaşın siyası bir hakkını ihlal eden her suçtur.
, Aynca tamamen veya kısmen siyası bir maksatla işlenen adi suçlar da siyası suç
sayılırlar" demektedir.
Bu durumda, siyası suç, devletin siyası çıkarlarına zarar veren veya vatandaşın
siyası bir hakkını kullanmasını engelleyen fiillerdir. Bu demektir ki, devlet idaresine,
kamu düzenine ve adliye karşı suçlar, devletin siyası çıkarlarını
ilgilendirmemektedirler. Öyleyse, siyası suçlar, devletin toprak bütünlüğünü,
egemenliğini, devletin toplumsal, ekonomik, siyası ve hukuki temel düzenlerini,
devletin güvenliğini ihlal eden, vatandaşı devletine isyanına kışkırtan suçlardır.
Ancak, 765 s. Kanun "siyası veya ona murtabıt cürümlerden" söz etmesine rağmen,
Kanun, murtabıt siyası suçlardan, yani siyası suçla bağlantılı olan suçlardan söz
etmemektedir. Gerekçede bu konuda bir açıklık yoktur. Herlıalde, siyası suçtan, esasen
adi suç olmasına rağmen, tamamen veya kısmen siyası m�atla işlenen suçu da anlamak
gerekmektedir. Bu anlamda, ör. siyası saikle banka soymak, adam öldürmek, ulaşım
araçlarını tahrip etmek, kamu mallarına zarar vermek vs. suçları da, siyası suçturlar.
Devlet başkanı, eşi ve çocuklarına karşı suikasta bulunma fiilleri devletlerin genel
kabulünden ötürü siyası suç sayılmamaktadır. Buna "Belçika şartı" denmektedir.
Kanun vatandaşın siyası haklarını kullanmasının engellenmesinden de söz
etmemektedir. 765 sayılı Kanunda da bu konuda bir açıklık bulunmuyordu. Ancak,
doktrin, vatandaşın siyası haklarını kullanmasının engellenmesini siyası suç
saymaktadır. Bu bağlamda, ör. kişilerin seçme ve seçilme haklannı kullanmalarının
engellenmesi, kişilere dilekçe haklarının kullandırılmaması siyası suçtur. Öyleyse,
kanunda açıklık olmamasına rağmen, vatandaşın siyası haklarına vaki saldırıları da
siyası suç kavramı içinde düşünmek gerekmektedir.
/
Doktrinde, en çok tartışılan konu, terör saiki ile işlenen suçlardır. Bugün genel
kanaat, sadece düşünce, inanç veya kanaatlerinden ötürü ülkelerinde ceza
kovuşturmasına uğrayan kişilerin siyası suçlu sayılmalarıdır. Her ne amaçla olursa
olsun, siyası, dini, etnik, ideolojik, vs., zor kullanarak, kitleleri sindirme, korkutma ve
canından bezdirmeye yönelik tüm şiddet fiilleri, yani, ör. adam öldürme, yol kesme,
kundaklama, soygun vs., gibi tüm tedhiş fiilleri, siyası suç dışında bırakılmak
istenmektedir. Ancak, devletlerin uygulamalarında, terör saiki ile işlenen suçlar hala
siyası suç sayılmaktadır.
Askeri suçlar, ACK'nun cezalandırdığı fiillerdir. Bunlar, salt askerisuçlar ve askeri
suç benzeıi suçlardırlar. Kanun bunlar bakımından bir ayırım yapmadığına göre,
fiilleri ACK'nw1 ihlal eden kişiler, geri verme işlemjnin konusu yapılamazlar.
D. Vatandaş Geri Verilmezliği İlkesi
Kanun, l8/2. maddesinde, Anayasanın 38. maddesine uygun olarak, vatandaşın
geri veıilınezliği esasını kabul etmiştir. Ancak, bu kural mutlak değildir. Kanun,
''Uluslararası Ceza Divanı"na taraf olmanın getirdiği yükümlülükleri hariç
bırakmıştır. Böyle olunca, vatandaş, sadece Uluslararası Ceza Divanına taraf
olmanın Devlete getirdiği yükümlülükler gerektirdiğinde, Divanda yargılanmak
üzere geri verilebilir.
Kanw1 kişinin suçu işlediği tarihte veya sonradan Türk vatandaşı olması arasında
bir fark gözetmemiştir. Kişinin geri istendiği tarihte Türk vatandaşı olması geri
verilmemesi için yeterlidir.
Bir kJmsenin vatandaş olup olmadığı Türk kanunlarına göre belirlenecektir.
Kişinin çifte vatandaşlığı olduğunda esas olan Türk vatandaşlığıdır.
E. Geri Verme İşlemleri
Kanun, yabancı ülke hükümetinin geri verilmesini istediği kişinin geri verilmesine
yasal bir engelin bulunup bulunmadığına, mahkemenin karar vermesini istemiştir
(CK, m. 18/4).
Görevli mahkeme, istenen kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesidir. Yabancı
ülke hükümetinin talebi diplomatik yoldan Hükümete ulaştığında, Adalet Bakanlığı
talebi geri istenen kişinin bulunduğu yer Cumhuriyet Savcılığına iletecektir.
Cumhuriyet Savcısı, Ağır Ceza Mahkemesinde geri verme davası açacaktır.
Mahkeme tarafından Türkiye!nin taraf olduğu anlaşmalar, TCK ve CMK göz
önünde tutarak karar verilir. Ancak, 18/4. maddede yer alan "...bu madde..." ifadesinin
doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bunun,"...bu kanun..." olarak anlaşılmasının daha
doğru olduğunu düşünüyoruz. Mahkemenin kararı son karar niteliğindedir. Bunun
içindir ki, tarafların, karara karşı, temyiz yoluna başvurabilmeleri kabul edilmiştir.
Mahkeme, 18/1. madde hükmü karşısında, önce kişi hakkında geçerli bir talebin
olup olmadığına bakacak, talep yerinde değilse esasa girmeyecek, geri venne talebinin
geçerli olmadığına karar verecektir. Mahkeme, daha sonra, talebe konu fiile
bakacaktır. Gerçekten, mahkeme, kararında, fiilin, Türk kanunlarına göre suç olup
olmadığını, düşünce veya siyası ya da askeri suç oluşturup oluşturmadığını, Türkiye
Devletinin güvenliğine karşı, Türk Devletinin veya Türk vatandaşının ya da Türk
kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmiş olup olmadığını, suçun
Türkiye'nin yargılama yetkisine girip girmediğini, af
'
fa veya zamanaşımına uğrayıp
uğramadığını, kişinin vatandaş olup olmadığını, dolayısıyla uluslararası bir
58
yükümlülüğün bulunup bulunmadığını tespit edecek, fiil sayılan bu yasaklar dışında
kalıyorsa istenen kişinin geri verilebilir olduğuna karar verecektir.
Mahkeme istenen kişinin geri verilebilir olduğu kararını verirse, bu kararın yerine
getirilip getirilmemesi artık hükümetin işidir. Kanunda, kararın yerine getirilip
getirilmemesi, Bakanlar Kurulunun takdirine bağlı kılınmıştır (CK. m. 18/5).
Hükümet, takdirini kullanırken, kişiyi ülkesine isteyen hükümetin, kanun önünde
eşitlik ilkesini ihlal edeceği, ayınmcılık yapma yasağına uymayacağı, kişiye ülkesinde
işkence ve kötü muamele yapılacağı konusunda ciddi kuşkulan olduğunda, talebi yerine
getirmeyebilir (CK., m. 18/3). Bu hüküm, Kanunda, 4. fıkra hükmünden önce 3. fıkrada
yer almış olmasına ve yorumcuda bu işin de mahkemeye ati olduğu izlenimi uyanmasına
n1oomen, Talepte bulunan hükümetin belirtilen hususlara uymaması konusunda ''kuvvetli
şüphe sebeplerinin" bulunup bulunmadığının takdiri, mahkemenin işi değildir. Yabancı
ülkenin davranışını takdir, siyasi/diplomatik bir meseledir. O nedenle, bu konuda karar
yeri hükümettir.
Talepte_bulunan yabancı ülke hükümeti, mutlak surette talebiyle bağlıdır. Açıkçası,
hükümet, talebinde kişiyi hangi suçtan veya hangi hükümden sorumlu tutacağını
söylemişse, ancak o suçundan dolayı yargılayabilir ve hakkındaki o hükümden dolayı
işlem yapabilir. Kanun, bunu "geri verme halinde kişi ancak geri verme kararına dayanak
teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkum olduğu ceza infaz olunabilir''
şeklinde ifade etmiştir (CK., m. 18/8). Buna, geri vermede "ihtisas ilkesi" denmektedir.
Tabii, kanun, bir başka ülke hükümetinin iradesini bağlayamaz. Bu hüküm Türk
Hükümetini bağlar. Bundan ötürüdür ki, Hükümetin, aynca bu konuda, ciddi kuşkulan
varsa, teminat istemekte, tatmin olmadığı takdirde talebi yerine getirmemekte serbesttir.
F. Koruma Tedbirleri
Geri verilmesi istenen kişi hakkında, mahkeme önüne çıkarılmasını sağlamak
bakımından, koruma tedbirlerine başvurulabilir. Ancak, koruma tedbirlerine,
Türkiye'nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilir
(CK., m. 18/6).
Karar verecek mercii her halde mahkemedir. Öte yandan, mahkeme, geriverme
talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verdiğinde, elbette "ayrıca Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre tutuklama karan verebilir ve diğer
koruma tedbirlerine başvurabilir'' (CK., m. 18n). Burada "Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu" ifadesinden maksat, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunudur. Kanun,
31.3.2005 tarihinde yüıiirlükten kalkmış olan 1412 sayılı Kanuna göndermede
bulunmuştur. Kanun birçok kez değiştirilmiş olmasına rağmen, yürürlükten kalkmış
olan bir kanuna göndennede bulunan kanun hükmü, değiştirilmemiş, tersine yanlışlık,
her nedense, ya ciddiye alınmamış, ya da inatla korunmuştur.
59
DÖRDÜNCÜ BAŞLIK
CEZA NORMUNUN TASNİFİ
I. Ceza nonnlarmı tasnif zorunluluğu, il. Aralarındaki bağıntılar bakımından, A.
Davramş nomıları- müeyyide normları, B. Bağımlı- bağımsız ceza normları, 1.
Bağımsız ceza noımları veya asıl ceza nonnları, a. Tam veya yetkin ceza nonnlan,
b. Eksik ceza nonnları, c. Açık ceza normları, 2. Bağımlı ceza nonnları veya
tamamlayıcı ceza nonnları, a. Yönergesel (direttive ) ceza nonnları, b. Tanım ve
yorum ceza nonnları, c. Genişletici (estensive) ve daraltıcı (limitative) ceza
nonnları, d. Gerçekleştirici (attuazione) ve geçişli (transitorie) ceza nonnları, e.
Çatışma (collisione) ceza nomıları, f Atıf veya göııdenne ceza nonnları III. Dil-
mantık yapı bakımından ceza ııonnları A. ifade biçimleri bakımından ceza nonnları,
1. Olumlu (müspet/pozitif) ceza nonnları, a. Emredici ve yasaklayıcı cez_a nonnlan
yahut birinci derecede nonnlar veya hükümler, b. Müeyyide hükümleri yahut ikinci
derecede ceza normları, 2. Negatif (olumsuz/menfi)ceza nomıları, a. Bir izin veya
yetki bahşeden normlar, b. Bir yetki bahşetmeyen veya bir izin venneyen sadece
inkar eden veya sınırlandıran nonnlar, c. Emredici veya yasaklayıcı normlarla
bağıntılarında negatif ceza nonnları, d. Bahşeden, mahrum eden ceza ııomıları, e.
Bildirici veya açıklayıcı ceza nonnları B. Kategorik Ceza Nonnları - ipotetik Ceza
Nonnları J. lfade edildikleri biçim bakımından ceza nonnları, 2. Kategorik emirler,
3. lpotetik (şartlı) emirler veya teknik nonnlar
I. CEZA NORMLARINI TASNİF ZORUNLULUĞU
Ceza hukuku düzeni kendine özgü bir beşeri davranış nonnlan sistemidir. Bir tür
irade tezahürü olan beşeri davranış normlarının dilde ifadesi, yaptırmalı
önermelerdir.
53
Bunlar hem çokturlar, hem de çeşitlidirler. Tümü birlikte, ceza
hukuku denen kendine özgü bir normlar sistemi bütününe vücut vennektedirler.
Böyle olunca, birlikte bir kurallar sistemi bütününü oluşturan normlar, dil yapıları ve
aralarındaki bağıntılar esas olmak üzere tasnif edilebilmektedirler.
" Dilin işlevi, bildirme, belirtme ve yaptınnadır. Dil, işlevini, bildirmeli, belirtmeli ve yaptınnalı
önennelerle yerine getirir. Bir irade tezahürü olarak beşeri davnınışın kuralları, yani nom1atif
önenneler, dilde, yaptınnalı önermelerdir. Bunlar, bildirmeli ve belirtmeli önermelere
indirgenemezler.Yaptınnalı önermeler, mahiyetlerinin gereği olarak "olanı" değil, "olması
gerekeni" ifade ederler. Hafızoğullan, Ceza Normu, s. 65 vd.
60
Tasnif, çok kamıaşık bir yapı arz eden çok ve çeşitli davranış kurallarının
anlaımnın, kapsanu ve sınırlarının daha iyi bilinmesini, dolayısıyla sistemin
"künhüne" varılmasını sağlar. Gerçekten, ceza hukuku düzenine balaldığında,
düzeni oluşturan davraıuş kurallarının, gerek dil-mantık yapıları, gerekse işlevleri
bakınundan aynı olmadıkları, birlikte çeşitli bağıntılar içinde bulundukları görülür.
Bunlar, ya birbirinden tamamen bağımsız davranış kurallarıdırlar, ya birbirini
taıııarnlama veya biri ötekinin koşulu olma anlamında koordine edilmiş davranış
kurallandırlar, ya da bir derece düzeni içinde bulunan davraıuş kurallarıdırlar.
Öyleyse, ceza hukuku düzeninin kuralsal veya normatif bir yapı olarak ne
olduğunu bilmek, sistemin nasıl işlediğini anlamak istiyorsak, düzeni oluşturan
beşeri davraıuş normlarını, gerek aralarındaki bağıntılar, gerekse dil-mantık yapılan
bakımından tasnif etmek gerekmektedir.
Burada, ceza hukuku düzenini oluşturan normlar, önce aralarında bulunan
bağıntılar, sonra dil-mantık yapılan esas olmak üzere ele alınıp incelenecektir.
il. ARASINDAKİ BAĞINTLILAR BAKIMINDAN CEZA
NORMLARININ TASNİFİ
A. Davranış Normları, Müeyyide Normları
Ceza normu bir hüküm ve hükmü teminat altına alan bir müeyyideden ibarettir
denmektedir.
Gerçekten, ceza normları, en başta, belli bir beşeri davranışın yapılmasını veya
yapılmamasını emreden kurallarla, bunlara uyulmasını teminat altına alan veya
uyulmamasının sonuçlarını gösteren kurallar olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu
bağlamda, unutmamak gerekir ki, ceza hukuku düzeni, yalnız beşeri ilişkileri
düzenleyen davranış kurallarının değil, aynı zamanda bu kurallara uymamaıun
sonuçlarım düzenleyen müeyyide kuralının meydana getirdiği bir normlar sistemi
bütünüdür. O nedenle, ceza normları veya ceza hukuku kuralları denince, öncelikle
beşeri davranışları düzenleyen kurallar, yani hüküm ve bunlara uymayı sağlayan
veya uyulmamayı en aza indiren kurallar, yani müeyyide akla gelmektedir. Davranış
kuralları, yani hükümler; ihlalleri halinde bir diğer hükmün uygulanmasını
gerektirme anlamında, birinci derecede ceza hukuku normlarıdırlar. Belirtilen bu
özelliklerinden ötürü, bunlar, müeyyide kurallarından ayrılmaktadırlar. Buna
karşılık, müeyyide kuralları, önlerinde bir davranış kuralını, bir hükmü zorunlu
kılan, ancak hüküm ihlal edildiğinde uygulanabilirlik kazanan normlardırlar. O
6/
nedenle, bunlar, ötekilerinden farklı olarak, ikinci derecede ceza hukuku
nonnlandırlar.
Ancak farklı işlevlere sahip olan bu normlar arasında, birinin ihlaline ötekinin
tepki alınası anlanunda, sıkı bir bağıntı bulunmaktadır. Bunun içindir ki, hüküm ve
müeyyidenin, birlikte bir bütün teşkil ettiği söylenmektedir. Gerçekten, ceza normu,
ceza kuralı veya ceza kanunu dendiğinde, genel olarak hüküm ve müeyyide
ı.aıralııun meydana getirdiği bölünmez bir bütün anlaşılmaktadır.
Birlikte, ceza hukuku düzeni denen bir bütünü oluşturan bu kurallar, ne belirtilen
anlamda davranış kuralı, ne de belirtilen anlamda müeyyide kuralı olan başka
kurallarla bir arada bulunmaktadırlar. Bu başka kurallar, bazen hüküm, bazen
müeyyide ile birleşmektedirler. Böylece, bunlar, birinci halde davranış kuralını,
ikinci halde müeyyide kuralını tamamlamaktadırlar. O halde, söz konusu bu
normlar, işlevsel olarak ceza nommnu tamamlayan ceza normlandırlar. Bunlar, bu
niteliklerinden ötürü, tamamladıkları ceza normlarını uygulayan organlar
bakımından, uyulması zorunlu bir davranış kuralı teşkil etmektedirler.
Bu doğruysa, ceza hukuku düzenini, sadece davranış (hüküm) ve müeyyide
kurallarından ibaret olan bir bütüne indirgemek mümkün olmamaktadır. Aksi
söylense bile
54
, yalnız doğrudan doğruya ceza ile müeyyide altına alınan hükümler
değil, aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak bunlarla bağıntılı bulunan
hükümler, hatta salt tedbir hükümleri ceza hukuku normlarıdırlar.
Bu demektir ki, ceza hukuku düzeni, ifadesini, somut olarak, kendilerine
doğrudan doğruya ceza müeyyidesi bağlanan hükümler oldukları için, yahut
doğrudan veya dolaylı olarak söz konusu bu hükümlerle bir bağıntı içinde
bulundukları için, kendilerine ceza normları veya ceza hukuku kuralları denen
davranış kurallarının meydana getirdiği bir normlar sistemi bütününde bulmaktadır.
B. Bağımlı - Bağımsız Ceza Normları
Belirtilen bu açıdan bakıldığında, ceza hukuku normları, ya bağımsız, ya da
bağımlı davranış kurallarıdırlar.
Bağımsız ceza normları; konusu "yapmak" veya "yapmamak" olan bir davranış
kuralı ile, bir müeyyide kuralından meydana gelen kurallardırlar. Başlı başına bir
bütün teşkil ettiklerinden, bunlar, asıl ceza normlandırlar. Bunlara suç ve ceza koyan
(tecrinu) normlar denmektedir. Bunlar, TCK'nun İkinci Kitabında, özel ceza
kanunlarında ve ceza hükmü bulunduran diğer kanunlarda yer alan nom1lardırlar.
.ıc Pannain, Manuale di diritto penale, I, Torino 1950, s. 65
62
Bağımlı ceza nonnları, var olmalarının nedeni, bağımsız ceza normları olan
davranış kurallarıdır. Bunlar belli bir davranışı emretmekle birlikte, işlevleri, asıl
ceza normlarını tamamlamaktır. Bu normlar, TCK'nun Birinci Kitabında "Genel
Hükümler" adı altında yer alan hükümlerdirler. Ancak, aynca TCK'nun İkinci
Kitabında, bu nitelikte bazı hükümlere (ör., CK., m. 92,127, 128, 198,vs. )
rastlanmaktadır.
Bu tür bir ayırımın gereksiz olduğu ileri sürülmüştür. Gerçekten, denmektedir ki;
konusu suç ve ceza koyma olan kurallarda bile tam bir bağımsızlık düşünülemez;
dar anlamda ceza kurallarının bağımsızlığını, tamamlayıcı kurallardarı bazıları
sınırlandırmaktadır; tüm hukuk düzeni göz önüne alındığında, kuralların hiçbirinin
bağımsızlığının olmadığı görülür; aynca hukuk kurallarının bu şekilde bir ayırıma
sokulmasının bir yararı da bulunmarnaktadır
55
•
Bu ve bu doğrultudaki düşüncelerin haklı yanlan olabilir, çünkü, bunlar suç ve
ceza koyan normlar bile olsalar, hukuk madem bir normlar sistemi bütünüdür,
mutlak anlamda bir bağımsızlığa sahip olamazlar. Ancak, bu durum, kuralların,
bc1eoımsızlık derecelerine göre, bir tasnife tabi tutulmalarına engel değildir, çünkü
tamamlayıcı normların varlık nedeni asıl ceza normlarıdır. Ayırımın yararlı
olmadığını söylemek de isabetli değildir. Madem her ayırım ayırımın konusu olan
şeyin daha iyi bilinmesine, daha iyi anlaşılmasına hizmet etmektedir, ceza
normlarını işlevleri esas olmak üzere ayırt etmek hiç de yararsız değildir..
1. Bağımsız veya Asıl Ceza Nornılan
Bağımsız ceza normları, belli bir davranışta bulunmanın veya bulunmamanın
emri oları hükümle, hükme uyulmasını teminat altına alan müeyyide arasındaki ilişki
esas olmak üzere, bir ayırıma tabi tutulabilirler. Bu açıdan, asıl ceza normları, tam,
eksile ve açık ceza normları olarak tasnif edilebilirler
a. Tam Ceza Nonnları
Bağımsız ceza nonnlan, hüküm ve müeyyidenin oluşturduğu bir bütünü ifade
etmektedir. Buna, doktrinde, ceza kanunu denmektedir5
6
• Kural, hüküm ve
müeyyidenin, kanunun tek bir hükmünde veya tek bir maddesinde birlikte
bulunmasıdır.
Hüküm ve müeyyide, eksiksiz olarak, kanunun tek bir hükmünde veya tek bir
maddesinde birlikte bulunduğunda, ceza normu, tamdır, eksiksizdir. CK'nun, ör.,
81, 83, 85, 86, 88, 89, 141, 148, 156, vs. maddeleri tam ceza normlandırlar.
�! Erem, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku, GH., I, Ankara 1971, s. 66.
" Rocco, L' Oggetto, s.502.
7
b. Eksik Ceza Normları
Kanun koyucu, noıın koyarken, çoğu kez ceza kanununun bu mantıksal yapısına
bağlı kalmaz. Gerçekten, bazen, bir hüküm, birçok hükmün bir parçası yerine geçer;
bazen, bir nomı, her biri normun bir parçasını teşkil eden kanunun çeşitli
hükümlerine veya maddelerine dağılır. Buradan eksik ceza normları ortaya
çıkmaktadır.
Eksik ceza nomılan, kural olarak, hüküm ve müeyyideden meydana gelen bir
bütünün, yalıuz bir kısmını içeren hükümlerdir.Bu tür hükümler, ya sadece davranış
1nıralı olan hükmü, ya da sadece müeyyideyi içermektedirler. Burada, eksik
kısımlarını birleştirerek nonnu oluştunnak yorumcunun görevidir. Kanunun, ör.,
257. maddesinde, hüküm eksiktir. Burada, "görevinin gereklerine aykın hareket
etmek" veya "görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermek"
ancak kamu görevlisinin görevini düzenleyen mevzuata gidilerek belirlenebilmekte,
böylece hüküm tamamlanmaktadır. Kanunun, aynca, ör., 161, 162, 222. maddeleri
de eksik ceza normlarıdırlar.
Ancak, denmektedir ki, kanun hükmü veya maddesi eksik bile olsa, madem
kanunun çeşitli hükümleri birleşerek ortaya çıkmaktadır, ceza normu, hiçbir zaman
eksik olamaz, çünkü hükmü veya müeyyidesi eksik olan bir norm, eğer bağımlı ceza
normu değilse, hukuk normu değildir.
c. Açık Ceza Normları
Açık ceza normu, esasen müeyyidesi olan, ancak hükmü, ileride idarenin�
düzenleyici bir işlemi ile doldurulacak olan normdur. Bunlara, kimi, beyaza nonn da
demektedir. Biz, "nonna penale in bianco" teriminin "açık ceza nonnu" olarak ifade
edilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz
57
•
Eksik ceza normundan farklı olarak, ceza normunu me dana etiren unsu
müeyyide anun un e belirtilmiş olmakta, ancak hükmün, yani uyulması
gereken davranış kuralının, çerçevesi çizilerek, içerisi ileride idarenin düzenleyici
işlemleriyle doldurulmak üzere boş bırakılmaktadır. Başka bir deyişle, ce�a
kanununu, bir cezayı, hukuki netice olarak, emir veya yasaktan ibaret olan bir
hükmün ihlaline bağlamaktadır. Ancak, hüküm somut olarak henüz ortada yoktur,
pukuki bir işlemle ileride ortaya çıkacaktır. Söz konusu bu hukuki işlem, kanun
57
Değerli hukukçu Özay, "Bazı kitaplarda İtalyanca aslının mot ıı mot çevirisi olarak "beyaz ecza
nonnu" şeklinde anılan bu terime Hafıı.oğullan gibi "açık ceza nonnu" demenin daha doğruolduğu
kanısındayız" demektedir. nHan Özay, İdari Yaptırımlar, Kuramsal Bir Deneme, İstanbul 1985.s.
93 ve dipnot, 259.
64
-
kuvvetinde kararname, idarenin diğer düzenleyici bir işlemi veya idari bir emir
olabilir.
765 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde açık ceza normunun tipik örneği
kanunun 526. maddesidir. 5237 s. Kanun hükümleri arasında bu madde hükmüne
yer venneıniştir. Hatta, kanunun 2. maddesinin gerekçesinde, açık ceza normlarının
ceza hukulnı düzeninden çıkarıldığı iddia edilmiştir. Oysa, kanunun 195. maddesi
hükmü, tarihi kanun koyucuyu yalanlamaktadır, çünkü söz konusu bu hüküm,
1
"yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymamayı" suç saydığından, tipik bir açık
ceza normudur.
Açık ceza nonnunda, nonn koyan otoriteden normu dolduran otorite farklıdır.
Ancak, bu otoritenin kim olduğu konusunda doktrinde bir birlik yoktur. Bununla
birlikte, çoğunluk, açık ceza nonnunda hükmün, idari makamlarca belirlendiği
kanaatindedir.
Öte yandan, kiminin ileri sürdüğünün aksine, açık ceza normlarında hüküm
eksik değildir, her zaman bir hüküm vardır. Ancak, he)irli)ik ve güncellik
bakımından eksik olduğundan, "sui generis" bir bicimde ortaya çıkmaktadır�
�ekten, burada, gelecekte konacak bir hükme uyma�au ötijrji bir müeyyide
tehdidi değil, aksine gelecekte konacak bir sınırla belirlilik kazanacak, genel
-nitelikte bir hüküm söz konusudu�Bundan ötürü, hükme ileride katılacak unsurun,
,,.,
h
,-
e
-
r
-
zaman suc teşkil eden bir fiile tak
-
addüm etmesi gereknıektedir.
Buradan, açık hükme belirlilik kazandıran unsur, ceza normu veya ceza kanunu
değerinde midir, sorunu ortaya çıkmaktadır. Sorun, ceza hukukunun kuralsa} yapısı
ile ilgili olmaktan çok; ceza hukukunda, hukuki bilmeme ve hata ile ilgilidir.
Bununla birlikte, diyebiliriz ki, açık ceza nonnunu belirginleştiren unsurlar, aksi de
söylenmesine rağmen, açık hükmü tamamlayarak ona belirlilik kazandırdıklarından,
ceza normu veya ceza kanununu hükmündedirler.
2. Bağımlı veya Tamamlayıcı Ceza Normlan
Bağımlı veya tamamlayıcı ceza nonnları, bir hüküm ve bir müeyyideyi
içenneyen, ancak hüküm ve müeyyide içeren normlarının kapsamını, sınırlarını
belirleyen veya uygulanmasını düzenleyen kurallardır. Bunlar, diğer tüm hukuk
sı Leone, Le noıme penali in bianco, Scritti teorico-pratici sula nuova legislazione penale italiano,
1932; Rocco, L' Oggetto,.s. 369 vd.; 503 vd. Aynca bkz., Tosun, Yürütme Organının Koyduğu
Kaidelere aykınlıklann Cezalandmlması, İHFM., CXXVlll, s. 340 vd.;Dönmezer, İcranın Tanzim
Tasarruflarıyla Suç ihdası, IHFM., CXXVID, s. 1 vd.; Hafızoğullan, Hukuki Bilmeme ve Açık
C.cza Nonnlan, AOHF.,50. Y1l Annağaru, Ankara, 1977.
G5
kuralları gibi belli bir davranışı eınretınelcrinc rağmen, bağımsız bir kimlikleri
yoktur. asıl ceza normları ile bağımlı kurallardır. CK'nun genel hükümleri bu
lı.11rallardan oluşmaktadır.
Bağımlı ceza normları, bir parçasını oluşturdukları ceza hukuku düzeninde
yüklendikleri görevler esas olmak üzere çeşitli gruplara ayrılmaktadırlar.
a. Yönergesel ( Direttive ) Normlar
Bunlar, belli bir konu veya alanda, izlenmesi gereken ilkeleri belirleyen
kurallardırlar. CK'nun ör., 1., 2., 3., 4., vs. maddeleri bu niteHkteki hükümlerdir.
b. Tanıma ve Yorum Normları
Bu normlar, kanunun belli ifadelerine verdiği teknik anlaıru belirten, açıklayan
kuralladırlar. Bunlar, ne bir davranışı emretmekte, ne yasaklamakta, ne de kişilere
belli bir davranışta bulunmayı emreden normların uygulanmasına istisna getirmekte
ve uygulamasını sınırlandırmaktadırlar. Söz konusu bu normlar, sadece bir kavramı
geliştirmekte veya öteki ceza normlarınca saptanmış olan kavramları
açıklamaktadırlar. Bunlar kanunı tanımlardır. Kanunun, ör., 6. maddesi hükmü bu
niteliktedir.
Yorum normları, başka nomıJ.ara verilmesi gereken anlamı belirleyen veya
kanunun yorumunda uygulamnası gereken esasları saptayan kurallardır. Aralarında
ikiye ayrılmaktadırlar. Bunlar, başka normlara verilecek anlamı belirleyen kurallar
ve normun yorumunda uyulması zorunlu yöntemi gösteren kurallardır. Kanun, ör.,
'213 maddesi hükmünün son cümlesi, 3/1, 2. maddesi hükmü, bu nitelikte bir yorum
nonnudur.
Doktrinde, sonradan çıkan bir kanun, önceden mevcut olan bir kanunun
kurallarını aydınlatıyorsa, sonraki kanunun, bir yorum kanunu olduğu ileri
sürülmektedir. Öyleyse, bu bağlamda, 5252 sayılı Kanun, bir yorum kanunudur.
Bir kanunun bazı hükümleri aynı kanunun diğer hükümlerini yorumlan1ak için
konulmuşsa, bunlara yorum hükümleri adı verilmektedir. Kanunun, 198, 199/4,
228/4., vs., maddeleri, bu nitelikteki hükümlerdirler.
c. Genişletici (estensive) ve Daraltıcı (limitative) Normlar
Genişletici ve daraltıcı ceza normları, özellikle asıl ceza normlarının kapsamını
ve sınırlarını daraltan veya genişleten kurallardırlar. Bunlar, kimine göre
5
''. ne
emretmekte, ne yasaklamak.ta, ne de izin vennektedirler, sadece öteki ceza
� Rocco, Su) concetto, s. 17.
66
normlarının, bazı fiili durumlarda, uygulanabilirliğini inkar etmekte veya
sınırlandırmaktadırlar. Kanunun, ör., 20, 21, 22, 23, 31, 32, 33, 35, 65, 66, vs.
maddeleri bu nitelikteki hükümlerdir.
Ancak, kim{'
0
, daha farklı olarak, bu grup normlar arasına, öteki ceza
normlarınca genel bir biçimde yasaklanan, ancak belli koşullarda yapılmasına izin
verilen bir davranışın hukuka uygun olduğunu veya o davranışa hukukun ilgisiz
kaldığını belirten izin verici veya tecviz edici ceza normlarının da girdiği
kanaatindedir. Böyle olunca, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran nedenleri, devletin
cezalandırma hakkını ortadan kaldıran nedenleri düzenleyen hükümler de genişletici
veya daraltıcı ceza normları olmaktadırlar.
İki karşıt düşünceyi, özüne dokunmadan, birleştirmek imkansız değildir, çünkü
ceza normlarını dil-mantık yapısına bakarak ayırt etmek başka şeydir, bunları ceza
hukuku düzeni içerisinde üstlendikleri işleve bakarak ayırt etmek başka şeydir. Ceza
normları, burada, ceza hukuku düzeninde üstlendikleri işleve bakılarak
birbirlerinden ayırt edilmeye çalışılmaktadır. O nedenle, ceza hukuku düzeni içinde
üstlendikleri işlev göz önüne alındığında, sadece tecviz edici normlara değil,
özellikle suç koyan ve cezasını belirleyen ceza normlarının, yani tercimi ceza
normlarının kapsamını daraltan veya genişleten tüm öteki ceza normlarına da bu
grup normlar arasında yer vermek zorunlu olmaktadır.
d. Gerçekleştirici (Attuazione) ve Geçici (Transitorie) Ceza nornıl�ı
Bu tür normlar, kanunların yürürlüğü koşullarını düzenleyen hükümlerdirler.
Bunlar, gerçekleştirici ve geçici olmak üzere iki gruba ayrılmaktadırlar. Birinciler,
yürürlüğe giren bir kanunla yürürlükten kalkan diğer bir kanun arasındaki eşgüdümü
sağlamayı, ikinciler yürürlükten kalkan kanundan yürürlüğe giren kanuna geçerken
ortaya çıkması olası olumsuzlukları gidermeyi amaçlayan kurallardırlar. 5252 sayılı
Türle Ceza Kanununun Yürürlük ve Uyulama Şekli Hakkında Kanunun hükümleri
bu nitelikte hükümlerdirler.
e. Çatışına (Collisione) Normlan
Çatışma nonnları, bir ceza normu ile başka bir ceza normunun görünüşte
çatışması halinde, bunlardan hangisinin uygulanacağını belirleyen kurallardır.
Çatışma, çeşitli devletlerin yürürlük.teki hukuk düzenleri arasında veya aynı
devletin hukuk düzenini oluşturan ama zaman içinde biri diğeri yerine geçen kurallar
arasında olabilir. Birinci halde, ceza kanununun yer ve kişi bakımından
m Grispigni, Diritto Penale Italiano, Milano, 1947, s. 264.
67
uygulanması; ikincide, zaman bakımından uygulanması söz konusu olmaktadır. O
nedenle, CK'nun, zaman, yer ve kişi bakınundan sınırlarını düzenleyen hükümler,
tipik çatışma nonnlarıdırlar.
Öte yandan çatışma, aynı hukuk düzenine ait olan, aynı zamanda ve aynı yerde
yürürlükte bulunan ve hepsi de aynı somut olayda uygulanabilen ceza normları
arasında olabilir. Bu bağlan1da, çatışma, münferit suç tiplerini düzenleyen normlar
karşısında ortaya çıkabildiği kadar, konusu ister suçun genel bir şartı, ister suçu
hafifleten veya ağırlaştıran bir neden olsun, genel hükümler karşısında da ortaya
çıkabilmektedir. Tüm bu hallerde, hangi hükmün uygulanacağını gösteren
hükümler, ör., CK. m. 42, 43, 44, vs., çatışma normlarıdırlar. "Ceza normlarının
içtimaı" hakkındaki tartışmalar da esasen bu konu ile ilgilidir.
Öyleyse, bu gruba giren ceza normları, birinin uygulanması ötekinin
uygulanmasının veya uygulanmamasının şartı olacak bir biçimde çeşitli ceza
hükümlerini çeşitli derecelerde koordine ederek bunlar arasında olan ilişkileri
düzenlemektedirler.
f. Atıf veya Gönderme Nonnları
Atıf veya gönderme normları, diğer bir hukuk normunu gerektiren veya diğer bir
hukuk normuna göndermede bulunan hükümlerdirler. Bunlar, İtalyanca'da, "Norme
di rinvio o eli richiamo" terimi ile ifade edilmektedirler.
"Atıfta bulunma" ceza normunun kendi kendini tamamlama, "alıntıda bulunma"
işlemidir. O nedenle, doktrinde, atıf veya gönderme normlarından değil, normlara
atıftan veya göndermeden söz edilmektedir.
Atıf ya kendine mal etme (recittizio), ya da kendine mal etmeme (non recittizio)
şeklinde olabilir. Bu bağlamda, denmektedir ki, birincide, devletin kanunları başka
bir devletin hukuk düzeninin bir normunu gerektirmekte;ikincide, bir hukuk düzeni,
kendine mal etmeden, başka bir devletin hukuk düzeninin bir normuna kendine
yabancı bir norm olarak önem bahşetmektedir. Kendilerinden alıntı yapılan normlar,
yurtdışında işlenen bir fiilin cezalandınlabilınesini bizzat o fiilin işlendiği yerin
hukukuna göre cezalandırılabilmesi şartına bağladığı veya bir fiilin
cezalandınlabilmesinin karşılıklılık esasına dayandırıldığı hallerde olduğu gibi, ya
uluslararası hukuk düzeninin ya da başka bir ülkenin hukuk düzeninin nonnları
olabilir. CK'nun 19. madde hükmü bu nitelikte bir normdur.
Atıf aynı hukuk düzenini oluşturan kurallar arasında da olabilir. Bu halde ait
olduğu hukuk düzenindeki normlardan alıntı yapan normlar geniş anlamda atıf
nonnlandırlar. Bunlar, genellikle, öteki normların ya hüküm kısmına ya da
68
müeyyide kısmına göndennede bulunmaktadırlar. CK'nun, ör., 33, 41, 108, vs.
maddeleri bu niteliktedirler.
Atıf, açık veya örtülü olabilir. Gerçekten, CK'nun ikici kitabında veya özel ceza
kanunlarında yahut ceza hükmü bulunan diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili
olarak, bazen açık, an1a çoğu kez örtülü olarak kanunun birinci kitabında yer alan
genel hükümlere gidilmektedir. Bunun için, söz konusu genel hükümleri
uygulamak, her bir suç tipi veya figürü içinde onları yeniden canlandınnaktır
60
•
Gene, CK'nun bazı maddelerinde yer alan, ör., "eğitim ve öğretimi engellemek"
(m. 112), "Kanm kurumu veya kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının
faaliyetini enge1lemek" (m. 113), "Siyasi hakların ku11amlmasının engellenmesi"
(m. 114), "iş ve çalışına hürriyetinin ihlali (m. 117)", "kamu görevlisine hakaret (m.
125/3,a)" vs., hükümleri, hukukun diğer alanlarında yer alan kavramları, burada hep
yeniden canlandırmaktadırlar. Bundan dolayı, bu normlar "şekli" atıf
nonnlarıdırlar
61
•
Öte yandan, ceza kanununun "hükümsüzlük" hakkındaki ilkelere gidilmesini
gerektiren kurallar, ör., sahtekarlık suçlarında üzerinde tahrifat yapılan şeyin geçerli
evrak olması (CK. m. 204), cinsel saldırıya uğrayan kişinin eş olınası (CK. m. 102/2)
şekli anlamda atıf hükümleridir. Burada, özel hukukta yer alan hükümsüzlük
hakkındaki kuralların ceza hukuku alanına yansımasının mutlaka kendiliğinden
olduğu söylenemez. Gerçekten, bu kurallara göndermede bulunmak, aslında
kanununun, özellikle suça teşebbüsü cezalandırırken aradığı "elverişlilik" temel
koşulu bakımından büyük önem taşımaktadır.
Buradan, hukukun öteki alanlarına yapılan göndermelerle ceza hukuku düzenine
sokulan hükümlerin "ceza hükmü" sayılıp sayılmayacağı tartışması ortaya
çıkmaktadır. Ancak, tartışma, ceza nonnlarırun tasnifi ile ilgili değildir, ceza
hukukunda bilmeme (CK m.4) ve hata (CK m. 30) ile ilgilidir.
fil. DİL-MANTIK YAPISI BAKIMINDAN CEZA NORMLARI
A. İfade Biçimleri Bakımından Ceza Normları
Ceza hukuku normları, yaptırmalı dile ait önermelerdirler. Bunlar, ifade
edildikleri biçim bakımından, olumlu (müspet, pozitif) veya kuralın istisnası
10
Massari, La nonna penale, s. 4.
61
Massari, La nonna penale, s. 5.
anlamında olumsuz (menfi, negatif) ceza normları olarak, yahut bunların
geçerli/sahih yoıumları anlamında bildirici veya açıklayıcı ceza normları olarak
aynlına.ktadırlar.
1. Olumlu (Müspet / Pozitit) Ceza normları
Olumlu ceza normları, bir yandan emirler ve yasaklardan, öte yandan izinlerden
ibaret bulunan, aynca her biri ikinci derecede başka bir emirle (cezalandırma emri)
ınüeyyidelendirilmiş olan emredici veya yasaklayıcı hükümlerdirler. O nedenle,
olumlu ceza nonnları denince, hem emirler ve yasaklardan, hem de izinlerden ibaret
bulunan emredici veya yasaklayıcı normlar, yani birinci derecede nonnlar, yani
''hükümler" ve bunları ikinci derecede başka bir emirle müeyyidelendirilen nonnlar,
yani ikinci derecede nomılar, kısacası "müeyyide" anlaşılmaktadır.
a. Emredici ve Yasaklayıcı Normlar, yahut Birinci Derece Normlar veya
Birinci Derecede Hükümler
Bunlar, ifade biçimleri, konuları ve kapsamları bakımından birbirinden farklı
ceza nomılarıdırlar
i. Emirler ve Yasaklar
Birinci derece normlar veya hükümler, ifade edildikleri biçim bakımından, bir
yapma (fecere, azione, commissione) veya bir yapmama (non fecere, inazione,
omissione) biçiminde ortaya çıkmalarına göre, ya bir emir (ussum, comando)