TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 191
makaleler Suha TANRIVER
HUKUK YARGISI (MEDENÎ YARGI)
BAĞLAMINDA ADİL YARGILANMA HAKKI
Prof. Dr. Süha TANRIVER*
I. Genel Olarak
Adil yargılanma hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de bir kanunla
uygun bulmak suretiyle iç hukukun bir parçası haline getirdiği, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesiyle güvence altına alınmış olan
yargılamaya ilişkin temel haklardan birisi ve en önemlisidir. Yine, Anaya-
sa’nın 36. maddesinde de, herkesin, adil yargılanma hakkına sahip oldu-
ğuna açıkça işaret edilmiştir.
Adil ya da dürüst yargılanma hakkı, esas itibarıyla, “Common Law”
hukuk çevresinde doğmuş ve geliştirilmiş bir hukukî kurumdur. Bu hak,
Amerikan Hukuku’nda eskiden beri bilinmesine rağmen, Avrupa’da, Av-
rupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde açıkça yer almasından
sonra, önem ve ağırlık kazanmaya başlamıştır.
1
Adil yargılanma hakkı, gerçek ve etkin (efektif) hukuksal korunmayı
amaçlar ve hukuk devletine uygun bir biçimde yargılanmayı talep hakkıyla
yakın ilişki içerisindedir.
2
Hukuk devleti düşüncesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan hukukî ko-
runmayı talep hakkı ile adil yargılanma hakkı özdeş haklar değildir. Hukukî
korunma talebi, yargı organlarına başvuru ve bu talebin sonuçlandırılma-
sıyla doğrudan ilişkilidir; muhatabı devlettir ve devlet bu talebin gereğini
mahkemeler aracılığıyla yerine getirir. Hukukî korunmayı talep hakkı, sa-
dece bir tarafa aittir ve bu taraf da, kendi lehine hak çıkaran, mahkemeden
* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukuku Anabilim
Dalı öğretim üyesi
1
Pekcanıtez, H., Medenî Yargıda Adil Yargılanma, (İzBD., 1997/2, s. 35-55), s. 39.
2
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 39; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medenî Usul
Hukuku, 2. B., Ankara 2001, s. 251.
192 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 193
makaleler Suha TANRIVER
kendi lehine hüküm verilmesini isteyen kişidir. Oysa, adil yargılanma hakkı,
davanın her iki tarafına da ait bir hak niteliğindedir.
3
Özü itibarıyla, eşitlik
temeline dayalı bir biçimde hem davacıya hem de davalıya aktif olarak
yargılamaya katılma, karşılıklı olarak iddia ve savunmalarda bulunma,
alınacak kararda da etkili olabilme olanağının tanınmasını içerir.
Yine, adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkı ile de özdeş
değildir. Adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da bünyesin-
de bulunduran, kapsam itibarıyla ondan daha geniş bir içeriğe sahip hak
konumundadır. Hukukî dinlenilme hakkı, yargılama başladıktan sonra,
yargılamaya katılanların dinlenilmesini, yargılamada eşit şekilde işlem
görmelerini, iddia ve savunmada bulunma olanağının verilmesini hedef-
ler. Adil yargılanma hakkı ise, bu hakkın yanı sıra, kanunî, bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme önünde, alenî olarak, makûl bir sürede yargılanmayı
da içerir.
4
Adil yargılanma hakkının, üç temel işlevi vardır:
5
1. Adil yargılanma hakkı, devletin yargı fonksiyonunu bizzat sınırlan-
dırması anlamına gelir ve bununla yargılamanın doğru ve adil bir biçimde
gerçekleştirilmesi amaçlanır.
2. Adil yargılanma hakkı, yine, yargılamaya katılanların salt obje ha-
line gelmesini engeller ve bu suretle, onların yargılamaya ve sonuca etkili
olabilmelerine olanak verir.
3. Adil yargılanma hakkı, ayrıca, yargılama sırasında vukû bulabilecek
ağır insan hakları ihlâllerini önlemede bir emniyet sübabı işlevi görür.
Kendisine işaret edilen bu işlevleri sebebiyle, adil yargılanma hakkı,
tüm yargılamalar bakımından geçerlilik taşıyan, vazgeçilmesi kâbil olma-
yan, etik bir temeli de bulunan usulî bir güvence yahut usulî bir genel şart
olarak ifade edilebilir.
6
Adil yargılanma hakkı, hukuk yargısı bakımından da işlerlik kazanan
yargılamaya ilişkin bir temel hak konumundadır. Bu hakkı, uluslararası
hukuk boyutunda düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. mad-
desinde, açıkça, “medenî hak ve vecibeler ile ilgili nizalardan” da söz edilmek
suretiyle, adil yargılanma hakkının, hukuk yargısı bağlamında da geçerlilik
3
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 37-38; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 251.
4
Özekes, M., Medenî Usul Hukukunda Hukukî Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 57;
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 251.
5
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 55.
6
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 39.
192 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 193
makaleler Suha TANRIVER
taşıyacağı vurgulanmak istenmiştir.
7
Yine, Anayasa’nın 36. maddesinde,
genel çerçevede, yargı çeşitleri bakımından herhangi bir ayrımlaşmaya gi-
dilmeden, adil yargılanma hakkından söz edilmesi de bu hakkın, adlî yargı
bütününün bir parçasını oluşturan hukuk yargısında (medenî yargıda) da
işlerlik kazanacağını teyit etmektedir.
Adil yargılanma hakkı, ne belirli bir yargılanma usulüyle ne de yar-
gılamanın belirli bir kesitiyle sınırlıdır. Bu hak, davanın açılmasıyla başla-
yan ve verilen hükmün şeklî anlamda kesinleşmesiyle sona eren sürecin
bütününde egemendir; hatta, hükümden sonra da, cebrî icranın tümüyle
gerçekleştirilmesine kadar varlığını devam ettirir.
8
II. Adil Yargılanma Hakkının Unsurları
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, adil yargılan-
ma hakkının bir tanımı yapılmamış; sadece unsurlarının belirtilmesi ile
yetinilmiştir. Bu Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Her
şahıs gerek medenî hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar gerek cezaî sahada kendisine
serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanunî, müstakil ve tarafsız
bir mahkeme tarafından, davasının makûl süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî
surette dinlenilmesini istemek hakkını haizdir.” İşaret edilen bu düzenleme
çerçevesinde, adil yargılanma hakkının unsurlarını, şu şekilde sıralamak
mümkündür:
a. Kanunî, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma,
b. Makûl süre içinde yargılanma,
c. Alenî olarak yargılanma,
d. Hakkaniyete uygun olarak yargılanma.
7
İnceoğlu, S., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları’nda Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul
2002, s. 73; Gölcüklü, F./Gözübüyük, Ş., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygula-
ması, 3. B., Ankara 2002, s. 270; Altan, İ., Adil Yargılanma Hakkı (TNBHD, 2004/122,
s. 36-62), s. 37-41. Hatta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, idare hukuku bütünü
içinde yer alan bazı tasarruflardan kaynaklanan uyuşmazlıkları da, medenî hak ve
vecibe niteliğinde niza sayıp, Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanma alanına sokmak
suretiyle, idarî yargıda da adil yargılanma hakkının geçerli olduğuna işaret etmek
istemiştir [Gölcüklü/Gözübüyük, s. 270-273; ayrıca bkz. Tezcan, D., “Adil (Dürüst)
Yargılanma Hakkının Uygulama Alanı Açısından İdarî Uyuşmazlıkların Konumu”,
Yıldızhan Yayla’ya Armağan, İstanbul 2003, s. 469-484), s. 470-477; Zabunoğlu, Y., “Adil
Yargılanma Hakkı ve İdarî Yargı”, Yargı Reformu 2000, Sempozyum, İzmir 2000, s.
314-320), s. 316, 318.
8
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 38-39; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 251-252.
194 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 195
makaleler Suha TANRIVER
A. Kanunî, Bağımsız ve Tarafsız
Bir Mahkeme Önünde Yargılanma
Her şeyden önce, Sözleşme bağlamında mahkemeden, kanunla kuru-
lan, yürütme organına ve taraflara karşı bağımsız, tarafsız ve yargılama
usulü güvencesine sahip makamlar; bir başka ifade ile, görevine giren ko-
nularda, belirli bir usule uyarak hukuk kurallarına göre karar veren ve bu
kararı gerekiyorsa cebrî icra yoluyla yerine getirilebilen merciiler anlaşılır.
9
Sadece mütalâa veren merciiler, mahkeme olarak nitelenemez.
Hukuk yargısı bağlamında, görevlendirilmiş olan yargı yerlerinin
tümü, bu niteliklere sahip durumdadır. Sözleşme, mahkemelerin kuru-
luşunun kanunla gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Anayasa’nın 142.
maddesinde, “mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usullerinin kanunla düzenleneceği” açıkça vurgulanmıştır. Kanunilik ilkesi,
mahkemelerin kuruluş, görev, işleyiş ve yargılama usullerinin, ancak
kanunla yapılabileceğini; idarenin düzenleyici idarî işlemleri aracılığıyla
mahkeme kurmasının; kurulmuş olan mahkemelerin ise, görevlerini, yet -
kilerini, işleyiş ve yargılama usullerini değiştirmesinin mümkün olamaya-
cağını ifade eder. Mahkemelerin görev ve yetkilerinin kanunla belirlenmiş
bulunması, tek başına yetmez; ayrıca, kanunla yapılmış bu belirlemenin,
yargılanacak uyuşmazlığın ortaya çıkmasından önce gerçekleştirilmiş ol-
ması da şarttır. Çünkü, Sözleşme’nin 6. maddesinin öngördüğü anlamda
“kanunî mahkemeden” maksat, tabii hâkim ilkesine (doğal yargıç ilkesine)
uygun bir biçimde kuruluşları gerçekleştirilmiş olan yargı yerleridir.
10
Yar-
gılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce, yürürlükte bulunan
kanunlar aracılığıyla görevi ve yetkisi belirlenmiş bulunan mahkemenin
hâkimine, tabii hâkim denir ve bunu öngören ilke, kişilerin, hangi mahke-
me önünde yargılanacaklarını kesin olarak bilmelerini mümkün kılmak,
bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde yargılanmalarını güvence altına
almak, yargıya güveni sağlamak ve yürütmenin yargıya olan müdahalesini
olabildiğince önlemek amaçlarına yönelmiştir.
11
Ayrıca, tabii hâkim ilkesi,
9
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 279-280; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 252; Pekcanıtez, Ha-
kan., Medenî Usul Hukukunda Yeni Bir Yargılamanın Yenilenmesi Sebebi (75. Yaş
Günü İçin Prof. Dr. Baki Kuru’ya Armağan, Ankara 2004, s. 515-551), s. 530-531.
10
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 280; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 252; Pekcanıtez, Adil
Yargılanma, s. 40; Arslan, R./Tanrıver, S.:Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, 2. B.,
Ankara 2001, s. 184; Centel, N.: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Göre Mahke-
melerin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı ve Türk Hukuku (Prof. Dr. Nurullah Kunter’e
Armağan, İstanbul 1998, s. 45-57), s. 47.
11
Arslan/Tanrıver, s. 37; Bilge, N. Son Anayasa Değişikliğine Göre Tabiî Hâkim ve Savcı
Teminatı, (Hüseyin Cahit Oğuzoğlu’na Armağan, Ankara 1972, s. 571-574), s. 574.
194 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 195
makaleler Suha TANRIVER
kişiye ve somut duruma göre değişkenlik gösteren yargı yerlerinin, yani
olağanüstü yargı yerlerinin (istisnaî mahkemelerin) oluşturulmasını önle-
meye yönelik bir işlev üstlenmiş bulunması sebebiyle, kişi dokunulmazlığı
ve kişi güvenliğinin (AY, mad. 16, 19) korunmasına hizmet eder.
12
Mahkemelerin örgütleniş biçimi ile ilgili bir düzenleme öngören ve
“kanunî hâkim güvencesi” başlığını taşıyan Anayasa’nın 37. maddesinde
yer alan ilke de, tabii hâkim ilkesidir. Özellikle, sözü edilen anayasal dü-
zenlemenin ikinci fıkrasındaki “Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden
başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü
merciler (yani, istisnaî mahkemeler) kurulamaz.” şeklindeki kuralda, kanunî
hâkim güvencesiyle murat edilenin, tabii hâkim ilkesi olduğuna açıkça işaret
etmektedir. Çünkü, tabii hâkim ilkesinin aslî işlevi, kişiye ve somut duruma
göre değişkenlik gösteren yargı yerlerinin, yani, istisnaî mahkemelerin ku-
rulmasını önlemektir. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk
devletidir (AY, mad. 2) ve tabii hâkim ilkesi de, hukuk devletinin, vazgeçil-
mesi kâbil olmayan unsurlarından birisidir. Burada vurgulanması gereken
bir diğer husus da, tabii hâkim ilkesinin, özel mahkemelerin değil; istisnaî
mahkemelerin kurulmasını engelleyici bir işlevi yerine getirdiğidir.
13
Zira,
söz konusu ilke, birer uzmanlık yargı yeri olan özel mahkemelerin değil;
belirli türden davalara bakmak üzere kurulmuş olan mahkemeler varken,
bu davalardan bir veya birkaç kişiye ait olanlarını çözüme kavuşturmak
amacıyla, mahkemeler kurulmasını yasaklamaktadır.
14
Hukuk yargısı bağlamında görev yapan yargı yerlerinin hemen hemen
tamamının yapılanmaları, bir kaç istisnaî hal dışında, tabii hâkim ilkesine
uygun bir biçimde gerçekleştirilmiştir.
15
Zaten, bu durum, her şeyden önce,
12
Arslan/Tanrıver, s. 37-38; Bilge, s. 574.
13
Arslan/Tanrıver, s. 37; Bilge, s. 576.
14
Arslan/Tanrıver, s. 42; Bilge, s. 576.
15
551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de,
554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Ka-
rarname’de, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’de ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’de, bu kararnamelerde öngörülmüş olan bütün davalara, Adalet Bakanlı-
ğı’nca kurulacak ihtisas mahkemelerinde bakılacağına işaret edilmiş; bu mahkemede,
bu gün için, Adalet Bakanlığı’nca, Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi olarak
belirlenmiştir. Anılan düzenlemeler, kanunla değil de; idarenin işlemleri arasında
yer alan kanun hükmünde kararnameler aracılığıyla özel mahkeme kurulmasını, bir
görevlendirme yapılmasını öngördüğünden, oluşum itibarıyla tabii hâkim ilkesine
aykırılık arzetmektedirler. Çünkü, tabii hâkim ilkesinin unsurlarından birisini de,
“kanunilik unsuru” oluşturmaktadır. Sözü edilen düzenlemelerde, kuruluş ve görev-
lendirme, kanunla değil; düzenleyici bir idarî işlem aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.
196 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 197
makaleler Suha TANRIVER
kendisine işaret edilmiş bulunan Anayasa kurallarının bir gereği; bağımsız
yargının da ön koşuludur.
Ayrıca, mahkemelerin bağımsızlığının sağlanmış olması şarttır. Genel
çizgileri itibarıyla yargı bağımsızlığından maksat, hâkimlerin, hukukun
çizdiği sınırlarla bağlı kalmak kaydıyla, her türlü etki ve baskıdan uzak
bir biçimde, hür ve serbest iradeleriyle uyuşmazlıkları çözümleyip karara
bağlamalarına imkân veren bir ortamın yaratılmasıdır.
16
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bağımsızlık,
mahkemenin, yürütme ile yasamanın etkisi ve baskısı altında kalmaması-
nı, taraflarla herhangi bir bağının bulunmamasını ve mahkeme üyelerinin
görevlerini yaparken emir ve talimat almamalarını zorunlu kılar.
17
Yani,
bağımsızlıktan maksat, başka bir kişi, kuruluş yahut organdan emir ve
talimat almamak, özellikle, yürütme erki ile davanın taraflarının etki alanı
dışında kalmaktır.
18
Buna karşılık, hüküm tesis edilirken, üst derece mah-
kemelerinin kararlarının göz önünde tutulması, mahkemelerin bağımsızlı-
ğını zedeleyen bir durum olarak görülmemektedir.
19
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, bir mahkemenin bağımsızlığını araştırırken, üyelerin atanma
ve görevden alınma usulünü, görev süresini, üyelere emir verme yetkisine
sahip bir makamın mevcut olup olmadığını, üyelerin dışarıdan gelebilecek
her türlü etkilerden korunmasını sağlayacak önlemlerin alınıp alınmadı-
ğını ve yargı yerinin geneli itibarıyla, bağımsız bir görünüm arz edip arz
etmediğini esas almakta; mahkeme üyelerinin, yürütme organınca göreve
atanmasını, mutlaka ve her durumda bağımsızlığı zedeleyen bir unsur
olarak algılamamaktadır.
20
Anayasa’nın 138. maddesine göre, “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar;
Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak, vicdani kanaatlerine göre hüküm
verirler. Hiçbir organ, makam, mercii veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve
telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında, yasama meclisinde yargı
yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhan-
gi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme
kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir
surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Anayasal
16
Arslan/Tanrıver, s. 186.
17
Centel, s .47; İnceoğlu, s. 161-162.
18
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 281; Gözlügöl, S.V.: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İç
Hukukumuza Etkisi, 2. B., Ankara 2002, s. 178; Atlan s. 43.
19
Centel, s. 47.
20
Centel, s. 47; İnceoğlu, s. 163.
196 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 197
makaleler Suha TANRIVER
çerçevede ifade edilmiş olan bu bağımsızlık, yargının, yasama ve yürütme
organları karşısındaki bağımsızlığıdır. Oysa, hâkimlerin, bunun yanı sıra,
bizatihi adlî teşkilât içerisinde, sözlü ve yazılı basın, sosyo-ekonomik baskı
grupları karşısında da bağımsızlığının sağlanması gerekir.
Hâkimlerin bağımsızlığını sağlamaya yarayan araçların ilki ve en
önemlisi, hâkimlik teminatıdır.
21
Hâkimlik teminatı, hâkimlere tanınan
bir ayrıcalık olmayıp; onların görevlerini, tam bir güven ve huzur ortamı
içerisinde, tarafsız ve objektif bir biçimde yapabilmelerine olanak sağla-
mak amacıyla kabul edilmiş bulunan bir kurumdur
22
ve Anayasa’nın 139.
maddesiyle güvence altına alınmıştır. Sözü edilen anayasal düzenlemeye
göre, hâkimler azlonulamazlar; kendileri istemedikçe 65 yaşından önce
emekliye sevk olunamazlar ve bir mahkemenin veya kadronun kaldırıl-
ması sebebiyle olsa da, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun
kılınamazlar. Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı
esaslarına göre, görev ifa ederler (AY, mad. 140/II). Anayasamız uyarınca,
hâkimlerin bağımsızlığını ve hâkimlik teminatını gerçekleştirmekle görevli
organ, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’dur. Hâkimler ve Savcılar Yük-
sek Kurulu, Adalet Bakanı’nın başkanlığında, Yargıtay’dan üç asıl ve üç
yedek üye, Danıştay’dan iki asıl ve iki yedek üye ve tabii üye konumunda
bulunan Adalet Bakanlığı müsteşarından oluşur (AY, mad. 159/II; 2461 s.
K, mad. 2).
Adlî (ve idarî yargı) hâkim ve savcılarını mesleğe kabul, tâyin, terfi ve
sair özlük hakları konusunda yegane karar alma yetkisine sahip organ olan
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı ilkelerini oluşum ve işleyiş itibarıyla tam olarak gerçek-
leştirilebilmesi için, Adalet Bakanı ile müsteşarının, Kurul bünyesinden çı-
kartılması; diğer üyelerinin, Cumhurbaşkanı devre dışı bırakılmak suretiyle
Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları’nca seçiminin sağlanması, Kurul’un
idarî ve malî özerklikle ayrı bir sekreteryaya kavuşturulması, müstâkil bir
müfettişlik ve tetkik hâkimliği teşkilâtına sahip kılınması ve Kurul karar-
larına karşı da, yargı yolunun açılması şarttır.
23
Yine, hâkimlik teminatının
önemli unsurlarından biri olan ve bugün için pozitif hukuk bağlamında
geçerliliğini kaybetmiş bulunan coğrafi yer ile kürsü teminatlarına yeniden
işlerlik kazandırılmalı ve adlî görev-idarî görev ayrımının kesin çizgileriyle
21
Kuru, B. Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, Ankara 1966, s. 6.
22
Kuru, s. 29.
23
Arslan/Tanrıver, s. 188; Centel, s. 51-53; Tanrıver, S. Hukuk Yargısında Etkinliğin
Sağlanması İçin Alınması Gereken Önlemler Üzerine (AÜHFD, 2000/1-4, s. 67-83),
s. 72; Altan, s. 45.
198 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 199
makaleler Suha TANRIVER
yapılması olanağının bulunmaması sebebiyle, hâkimlerin idarî görevleri
yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğunu öngören kuralın (AY, mad.
140/VI) yürürlüğüne bir an önce son verilmelidir.
24
Hâkimlerin bağımsızlığıyla ile yakından ilişkili bir kurum da, hâkim-
lerin tarafsızlığıdır. Çünkü, bağımsızlık, tarafsızlığın önkoşuludur. Avru -
pa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları bağlamında tarafsızlık, davanın
çözümünü etkileyecek bir önyargının bulunmamasını; mahkemenin veya
mahkemenin bazı üyelerinin, taraflar düzeyinde, onların leh veya aleyhinde
bir duyguya ya da çıkara sahip olmamasını ifade eder.
25
Sözü edilen Mah-
keme, tarafsızlık kavramını, sübjektif ve objektif tarafsızlık biçiminde ikiye
ayırmakta; sübjektif tarafsızlıktan, hâkimin birey sıfatıyla tarafsızlığını (aksi
ispatlanıncaya kadar var sayılmaktadır); objektif tarafsızlıktan ise, kurum
olarak mahkemenin hak arayanlarda bıraktığı güven verici izlenimi ve
taraflara eşit mesafede bulunduğu ve eşit davranacağı yönündeki genel
görüntüyü anlamaktadır.
26
Öte yandan, bu bağlamda, tarafsızlığı sağlamak
için alınmış bulunan önlemlerin, organın tarafsızlığı konusunda makûl her
türlü şüpheyi ortadan kaldırıcı bir nitelik taşıması da gerekir.
27
Hukuk yargısı bağlamında, hâkimin tarafsızlığını sağlamak amacıyla,
hâkimin davaya bakmaktan yasaklı olması ve hâkimin reddi kurumları
(HUMK, mad. 28-29) öngörülmüştür. Yine, davaya bakmaktan yasaklı olan
hâkimin davaya bakmış, hüküm vermiş ve bu hükmün kesinleşmiş olması
bir yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmıştır (HUMK, mad. 445/8). Bu
husus, bir mutlak bozma sebebi de oluşturur. Yine, hâkimin taraflardan
birine, kini, düşmanlığı ya da yakınlığı (kayırması) sebebiyle, kanuna ve
adalete aykırı bir karar vermiş olması hali, hâkimlere karşı açılacak olan
sorumluluk (tazminat) davası nedenleri arasında yer almaktadır (HUMK,
mad. 573/1).
B. Makûl Sürede Yargılanma
Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisini de, mâkul sürede
yargılanma oluşturur ve bu öğe, esas itibarıyla, hak arayanları, yargılama
işlemlerinin sürüncemede bırakılmasına karşı koruma amacına yönelik-
tir.
28
Bununla kastedilen, yapılan yargılamanın, usul ekonomisine uygun
bir biçimde cereyanın temin edilmiş bulunmasıdır. Usul ekonomisi, ihlâl
24
Arslan/Tanrıver, s. 188; Tanrıver, s. 72; Centel, s. 50-52.
25
İnceoğlu, s. 182; Gölcüklü/Gözübüyük, s. 282; Gözlügöl, s. 178; Centel, s. 47.
26
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 282; Centel, s. 47.
27
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 282.
28
İnceoğlu, s. 357.
198 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 199
makaleler Suha TANRIVER
edilen ya da edilme ihlâl edilme olasılığı bulunan objektif hukukun (hukuk
düzeninin) en az giderle, mümkün olan en kısa sürede ve en az zorlukla
gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini
sağlamaya yönelmiş bir yargılama hukuku ilkesidir.
29
Anayasamızın 141. maddesinin son fıkrasında, davaların makûl süre
içinde bitirilmesi zorunluluğuna açıkça işaret edilmiştir. Sözü edilen hükme
göre, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,
yargının görevidir. Yine, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 77.
maddesinde, hâkim, tahkikat ve muhakemenin mümkün olduğu derecede
sürat ve intizam dairesinde cereyanına ve beyhude masrafa meydan veril-
memesine dikkat etmekle ödevli kılınmıştır.
Makûl süre içinde yargılamanın gerçekleşmesine katkı sağlamak,
mahkemelerin yanı sıra; tarafların da ödevleri arasında yer alır.
Makûl sürenin ne zaman aşıldığının tespiti, oldukça güç bir iştir. Çünkü,
her somut olayın koşullarına ve özelliklerine göre, makûl sürenin ne olduğu,
değişkenlik gösterir; her bir somut durumda ayrı ayrı değerlendirilmek ve
irdelenmek gerekir.
30
Hukuk davaları bakımından makûl sürenin başlangıç
anı, ilke olarak, mahkemeye başvuru tarihi, yani, davanın açıldığı tarihtir;
ancak, mahkemeye başvurudan önce idarî bir makamdan karar alma gibi
özel bir durum öngörülmüşse, süre idarî makama müracaat tarihinde
işlemeye başlar.
31
Makûl sürenin bitim tarihi ise, hükmün şekli anlamda
kesinleştiği, yani, hükme karşı henüz kesinleşmemiş mahkeme kararları
için öngörülmüş olan tüm müracaat yollarının tüketildiği tarihtir.
32
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, makûl sürenin tâyininde üç boyutlu
bir araştırma yapmaktadır.
33
Bunlardan birincisi dava konusunun niteliğidir. Bu bağlamda, huku-
kî sorunun çözümündeki güçlük, karmaşıklık ve delillerin toplanması ile
değerlendirilmesindeki zorluk irdelenir.
İkinci olarak, yargılama sırasında, başvuruda bulunan tarafın, yargı-
lamanın süratle tamamlanabilmesi için, üzerine düşen yükümlülükleri,
29
Yılmaz, E.: Medenî Yargılama Hukukunda Islah, Ankara 1982, s. 47; Arslan/Tanrıver,
s. 181.
30
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 285; İnceoğlu, s. 358.
31
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 285; Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 41-42; İnceoğlu, s. 362-
363.
32
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 285; Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 42; İnceoğlu, s. 363.
33
İnceoğlu, s. 366 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 254; Pekcanıtez, Armağan, s.
532-533.
200 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 201
makaleler Suha TANRIVER
gereğine uygun şekilde yerine getirilip getirilmediği araştırılır ve bireysel
başvuruda bulunanın bu çerçevede üzerine düşen yükümlülükleri ifa ettiği-
ni ispatlaması gerekir. Başvurucunun usulî birtakım yetkilerini kullanması
sonucu yargılamanın uzamış olması, yargılamanı geciktirildiği yönünde
devlete atfedilecek bir hataya vücut vermez.
Makûl sürenin tâyininde gözetilecek olan üçüncü ölçüt ise, kişisel baş-
vuruya konu olan davalar bağlamında, ulusal yargılama makamlarının
genel olarak sergilemiş bulundukları tutum ve davranışlar; yani takınmış
bulundukları tavırdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yargılama makamlarının üzerlerine
düşeni yapmış olmasına rağmen, görev dışı başka nedenlerle (örneğin,
hâkim açığı, siyasî ortam, ulusal hukuktaki boşluklar, iş yükünün ağır-
lığı gibi nedenlerle) makûl sürenin aşılması hallerinde de devletleri gene
sorumlu tutmakta; buna gerekçe olarak da, devletlerin, adil yargılanma
hakkının gerçekleşmesine elverecek ortamı yaratmak; gerekli önlemleri
almakla Milletlerarası Sözleşme’nin 6. maddesiyle ödevli kılınmış olmasını
göstermektedir.
34
Yine, makûl sürenin değerlendirilmesinde, dava sonucu önemli ve
etkili değildir; yani, dava makûl bir süre içinde bitirilmiş olsaydı dahi
sonucun değişmeyecek olması hususu, devlet tarafından bu bağlamda bir
savunma aracı olarak kullanılamaz.
35
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne
kişisel başvurularda, adil yargılanma hakkı ihlâli bağlamında, kendisine
sayı itibarıyla en çok dayanılan temel gerekçeyi, makûl sürenin aşıldığı
iddiaları oluşturmaktadır.
Makûl sürede yargılanma ile, yargılamanın her ne pahasına olursa
olsun çok seri bir şekilde sonuçlandırılması; yani, hızlı bir yargılama ya-
pılması amaçlanmamaktadır. Öyle olsaydı, Milletlerarası Sözleşme’nin 6.
maddesinde makûl süreden değil; çabukluktan sözedilirdi.
36
Öte yandan,
zaten, yargılamada çabukluk adı altında, yargılamanın amacı olan gerçeğe
ulaşmadan da, asla ödün verilmesi mümkün değildir.
Bu bağlamda, gerekli alt yapının oluşturulması ve ilk derece mahke-
melerindeki yargılamanın güçlendirilip formal bir hal almasının önlenmesi
sağlanmadan, istinaf mahkemelerine işlerlik kazandırılmasının, yarardan
çok sakınca yaratacağının vurgulanmasında da yarar vardır. Çünkü, iki
dereceli yargı düzeninin sağlıklı bir biçimde işletilmesinin gerçekleştirile-
34
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 287; İnceoğlu, s. 376.
35
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 287; İnceoğlu, s. 361.
36
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 254.
200 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 201
makaleler Suha TANRIVER
mediği bir ortamda, ilk derece mahkemeleri ile temyiz mahkemesi arasında
görev yapmak üzere, ikinci derece yargı yeri olarak istinaf mahkemelerinin
devreye sokulması, yargılamanın uzamasına ya da gecikmesine de yol aça-
bilir; makûl sürenin aşılması şeklinde beliren ciddî problemlerin doğumuna,
hatta yoğunluk kazanmasına sebebiyet verebilir.
C. Alenî Olarak Yargılanma
Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisini de, alenî olarak
yargılanma oluşturur. Adil yargılamanın unsuru olan aleniyetten mak-
sat, doğrudan aleniyet, yani davanın tarafları
37
dışında isteyen herkesin,
yargılamanın gerçekleştirildiği, duruşmaların yapıldığı oturumların icra
edildiği yere (ortama) girip, bizzat yargılamayı izleyebilme olanağına sahip
olmasıdır.
38
Dolaylı aleniyet, yani, duruşmaların televizyon, gazete ve radyo
gibi basın araçlarıyla geniş kütlelere duyurulması ise,
39
adil yargılanma hak-
kının bir unsuru niteliğini taşımamaktadır.
40
Bu durumda, duruşmalardan
(oturumlardan) ses ve görüntü kaydı alınması ile fotoğraf çekimi yapılması
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin öngördüğü anlamda
adil yargılanma hakkının bir öğesi olarak görülmemektedir.
41
Nitekim, bir
çok Avrupa ülkesinde, basının, oturumların (duruşmaların) icrası sırasında,
fotoğraf çekmesi, ses ve görüntü kaydı alıp, bunları yayımlaması yasaklan-
mış durumdadır.
42
Bu yasaklamanın temelinde, yargılamaya katılanların
kişilik haklarının ve onurunun korunması, gerçeğin tespitinin tehlikeye
düşmesinin önlenmesi ve mahkeme salonlarının şov yapılan alanlara
dönüştürülmesinin engellenmesi düşüncesi yatmaktadır.
43
Hatta, yargı
bağımsızlığının tüm boyutları itibarıyla gerçekleştirilebilmesi açısından,
bu bir gereklilik olarak dahi görülebilir.
44
Hukuk yargısı bağlamında, basının duruşmalara alınmasını açıkça
yasaklayan herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Basın, zaman
zaman, duruşma sırasında, istediği yerden görüntü alabilmekte, fotoğraf
çekebilmekte ve ses kaydı yapabilmektedir. Hukuk yargısında, duruşma
37
Yargılama, zaten, davanın taraflarına açıktır. Burada sözü edilen Aleniyet, taraf ale-
niyetinden farklı bir kurumdur.
38
Pekcanıtez, H.: Medenî Usul Hukukunda Aleniyet İlkesi (Prof. Dr. Faruk Erem’e
Armağan, Ankara 1999, s. 635-666), s. 648.
39
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 648.
40
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 648; Arslan/Tanrıver, s. 181.
41
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 648.
42
Örneğin, bkz. Alman Mahkemeler Teşkilâtı Kanunu § 169, 2.c.
43
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 654.
44
Arslan/Tanrıver, s. 181.
202 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 203
makaleler Suha TANRIVER
düzeni sağlama ve gereken önlemleri almakla görevlendirilmiş olan hâkim
(HUMK, mad. 150), bu görevinin doğasından kaynaklanan yetkilerine da-
yanarak, duruşmalar sırasında basının, ses ve görüntü almasını ve fotoğraf
çekmesini yasaklayabilir. Bu durum, hiçbir zaman, aleniyet ilkesinin ihlâli
olarak nitelendirilemez.
45
Çünkü, sözü edilen ilke, fotoğraf çekilmesi, ses
ve görüntü alınması suretiyle kamunun bilgilendirilmesini, duruşmaların
izlenmesinin sağlanmasını değil; halkın doğrudan doğruya, bizzat duruş-
malara katılımını hedeflemektedir.
46
Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası ile Hukuk Usulü Muha-
kemeleri Kanunu’nun 149. maddesinde, yargılamanın icrasında kuralın
aleniyet olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Aleniyet ilkesi, keyfiliği önler;
yargının kamu tarafından denetlenmesine olanak verdiği için yargıda
saydamlığı sağlar; halkın yargıya olan güvenini artırıcı bir işlev görür ve
yargılamaya demokratik bir nitelik (boyut) kazandırır.
47
Yargılamanın alenî olan kısmı, oturumların (duruşmaların) icra edil-
diği aşama ile hükmün tefhimi (yani, taraflara bildirilmesi) aşamasıdır;
buna karşılık, hükmün müzakeresinin gerçekleştirildiği aşama ise gizlidir
(HUMK mad. 382).
48
Hükmün taraflara bildiriminde aleniyetin gerçekleş-
tirilebilmesi için, duruşma sonunda, aşikâr bir biçimde kısa karar olarak
taraflara duyurumunun sağlanması yeterlidir. Gerekçeli kararın, daha
sonra taraflara bildirilecek olması, bu bağlamda aleniyetin ihlâl edildiği
anlamına gelmez; yani aleniyet, hükmün gerekçesinin de taraflara alenî
olarak duyurumunu kapsamaz.
49
Belirli bazı istisnaî durumlar dışında, aleniyet ilkesi, ilk derece yar-
gı yerleri bağlamında, işlerlik kazanması zorunlu bir ilke olarak kabul
edilmekte; üst derece yargı yerlerinde ise, bu konuda çok katı bir tutum
takınılmaktadır.
50
İlke olarak, bir üst derece yargılama biçimi olan temyiz
aşamasında da, aleniyet ilkesi, geçerliliğini devam ettirir. Ancak buradan
hareketle, temyiz incelemesinin, her zaman duruşmalı olarak gerçekleşti-
rilmesi gerektiği sonucu çıkartılamaz. Zaten, temyiz incelemesinde, esas
itibarıyla hukuka uygunluk denetimi hedeflendiğinden, bu evrede, kural,
45
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 657-658.
46
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 658.
47
Arslan/Tanrıver, s. 180; Pekcanıtez, Aleniyet, s. 638.
48
Arslan/Tanrıver, s. 180; Pekcanıtez, Aleniyet, s. 646; Pekcanıtez, Armağan, s. 534.
49
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 265; Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 44. Bazı davalarda,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilgililerin bilgi edinmesi amacıyla kararın mahke-
meye bırakılmasını veya kamunun denetimine olanak verecek şekilde yayımlanmasını
dahi yeterli saymaktadır (İnceoğlu, s. 352).
50
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 646; İnceoğlu, s. 332.
202 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 203
makaleler Suha TANRIVER
dosya (evrak) üzerinden inceleme; istisna ise, duruşmalı incelemedir. Ni-
tekim, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz 438. maddesinde, temyiz
incelemesinin duruşmalı olarak gerçekleştirilebileceği halleri saymıştır. Ka-
nun’da belirtilen bu haller dışında, taraflar, temyizde duruşmalı inceleme
talebinde bulunamazlar. Dolayısıyla, temyiz aşamasında, dosya üzerinden
incelemenin işlerlik kazandığı hallerde, aleniyet ilkesi uygulanma alanı
bulmaz; çünkü, aleniyet, duruşma icrası ile ilişkili bir kurumdur. Buna
karşılık, incelemenin duruşmalı olarak yapılması zorunluluğunun ortaya
çıktığı hallerde, aleniyetin varlığı temyiz aşamasında da aranacaktır.
51
Hukuk yargımız bağlamında, hüküm mahkemelerinin nihaî kararlarının
temyizen incelenmesi sonucunda verilen Yargıtay kararlarının aynı ku-
rulda bir kez daha incelenmesini sağlamaya yarayan bir hukuksal çare
konumunda bulunan
52
ve temyiz kanun yolunun bir anlamda âdeta devamı
sayılan karar düzeltmede de, tümüyle, doğasına uygun olarak, duruşmalı
inceleme esası değil de; dosya üzerinden inceleme esası geçerlilik taşıdığı
için, duruşmalı inceleme esası ile ilişkili bir kurum olan aleniyet ilkesi, hiç
işlerlik kazanamayacaktır.
Öte yandan, bir davanın taleplerle belirlenen sınırları dahilinde, ikinci
kez yeniden görülüp gerekiyorsa karara bağlanmasını hedefleyen bir üst
derece yargılama biçimi olan teknik anlamda istinafta ise, esas olan du-
ruşmalı inceleme olduğu için
53
, aleniyet ilkesi de, duruşma icrasına ihtiyaç
duyulduğu ölçüde, geçerliliğini koruyacak, varlığını devam ettirecektir.
Yine, istinafta, yeniden hüküm verilmesi hali işlerlik kazanmışsa, bunun
taraflara bildirimi de, alenî olarak gerçekleştirilecektir. Somut olayın ko-
şulları bağlamında, istinafta, hukuka uygunluk denetimi ağırlık kazanmış,
ön plana çıkmışsa, bu durumda, inceleme, esas itibarıyla dosya üzerinden
gerçekleştirileceği için, aleniyetin varlığı da aranmayacaktır. Nitekim
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, istinaf ve temyiz derecelerinde
incelemenin, yalnızca hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutulması hal-
lerinde, aleniyete işlerlik kazandırılmasına ihtiyaç bulunmadığına açıkça
işaret etmiştir.
54
Yargılamaya ilişkin oturumların icrasında asıl olanın aleniyet olduğu
kuralına, “genel ahlâk”, “kamu düzeni”, ulusal güvenlik”, “küçüklerin korun-
ması” “özel hayatın gizliliği” ve “adaletin selâmeti” gibi gerekçelerle birtakım
istisnalar getirilmiş ve bu hallerden birinin gerçekleşmesi halinde yargılama
oturumlarının (duruşmaların) kısmen ya da tamamen gizli olarak yapıl-
51
Pekcanıtez, Aleniyet, s. 646.
52
Bilge, N., Medenî Yargılama Hukukunda Karar Düzeltme, Ankara 1973, s. 102.
53
Arslan/Tanrıver, s. 40. dn. 5.
204 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 205
makaleler Suha TANRIVER
masına da cevaz verilmiştir. Nitekim, bu hususa, adil yargılanma hakkını
düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “…genel
ahlâk, kamu düzeni ve ulusal güvenlik, küçüklerin korunması veya davaya taraf
olanların özel hayatları gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görül-
mesinin adaletin selâmetine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin
zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar, davanın tamamı süresince veya kısmen basına
ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir” denilmek suretiyle, açıkça işaret
edilmiştir. Yine, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cüm-
lesinde, “Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak
genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar
verilebilir.” denilmektedir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 149.
maddesinin ikinci cümlesinde ise, bu konu ile ilgili olarak açıkça “Alenen
icrası âdap ve ahlâkî umumiyeye mugayir olduğu muhakkak olan hallerde, mah-
keme, esbabı mucibe beyaniyle muhakemeyi hafiyyen icra edebilir” şeklinde bir
düzenleme yer almaktadır (krş. CMUK, mad. 377, III).
D. Hakkaniyete Uygun Olarak Yargılanma
Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisini de, hakkaniyete uy-
gun olarak yargılanma oluşturur. Bu unsur, adil yargılanmayı karakterize
eden temel unsur konumundadır. Hakkaniyete uygun olarak yargılanma
ile kastedilen, eşitlik temeline dayalı olarak hukukî dinlenilme (iddia ve
savunma) hakkının kullanımının gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır.
55
Gö-
rüldüğü üzere, hakkaniyete uygun yargılanmadan söz edilebilmesi için, şu
iki hususun birlikte gerçekleştirilmiş olması şarttır. Bunlar:
1. Hukukî dinlenilme hakkının (iddia ve savunma hakkının) güvence
altına alınmış bulunması,
2. Eşitlik temeline dayalı olarak bu hakkın kullanımının sağlanması;
buna uygun ortamın yaratılmış olmasıdır.
Hukukî dinlenilme hakkının temel dayanağını, Anayasa’nın 36. madde-
sinde yer alan hak arama özgürlüğüne ilişkin düzenleme oluşturmaktadır.
Sözü edilen düzenleme, “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma … hakkına sahip-
tir” şeklindedir. Bu düzenlemenin medenî usul hukukunda somutlaşmış
biçimini, hukukî dinlenilme hakkı oluşturur.
56
Hukukî dinlenilme hakkının
anayasal çerçevede diğer bir dayanağı ise, hukuk devleti ilkesidir (AY, mad.
54
Gölcüklü/Gözübüyük, s. 289; İnceoğlu, s. 332.
55
Arslan/Tanrıver, s. 184.
204 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 205
makaleler Suha TANRIVER
2).
57
Bu hak, yargılama sırasında hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini
sağlar ve onun ayrılmaz bir parçası konumundadır.
58
Hukukî dinlenilme
hakkını tanımayan ve garanti altına almayan bir devlet, hukuk devleti olarak
nitelendirilemez. Hakkın tam olarak gerçekleşebilmesi ve hukukun doğru
olarak uygulanabilmesi için, ilgililere karşılıklı tartışma ortamı yaratacak ve
karara etki edebilmelerini sağlayabilecek bir yargılama olanağı sunulma-
lıdır. Tarafların haberi olmadan, onlara söz hakkı verilip dinlenilmelerine,
karara etki edebilmelerine olanak tanınmadan, alınacak olan bir kararın
hukuk devleti esprisi ile bağdaştırılması mümkün değildir.
59
Hukukî dinlenilme hakkı, tarafın karara etki edebilecek şekilde gö-
rüş açıklayabilme olanağı verdiği için, tarafın yargılamanın objesi değil,
süjesi olarak algılanmasını sağlar ve bu boyutu itibarıyla insan onuruna
saygının bir tezahürü olarak nitelenebilir (AY, Başlangıç Hükümleri, 6.
Paragraf).
60
Hukuk yargısı bağlamında, hukukî dinlenilme hakkının temel yasal
dayanağını, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73. maddesi oluş-
turur. Sözü edilen yasal düzenlemeye göre, “Kanun’un gösterdiği istisnalar
haricinde, hâkim iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri
için, kanunî şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez.”
Hukukî dinlenilmeyi talep, taraf için yükümlülük değil; yalnızca bir
haktır; tarafa, aleyhine olarak ileri sürülen iddialara karşı koyma olanağı-
nın tanınmasını öngörür.
61
Buna karşılık, sözü edilen hakka riayet ise, tüm
yargı yerleri için bir ödevdir.
62
Hukukî dinlenilme hakkı, yargılamanın taraflarına aittir; tarafın gerçek
kişi ya da tüzel kişi olması arasında, bu bağlamda herhangi bir farklılık
yoktur.
63
Hukukî dinlenilme hakkı, yargılamaya ilişkin temel bir hak olma-
sı, insan onuruna saygıyla ilişkili bulunması, ilgilileri yargılamanın objesi
değil; süjesi haline getirmesi hasebiyle yabancılara, hatta vatansızlara da
tanınması gereken bir haktır; bu hakkın yabancılara tanınması “karşılıklılık”
koşuluna bağlı kılınamaz.
64
MÖHUK, mad. 32’de yer alan Türkiye’de dava
açan, davaya katılan ve icra takibinde bulunan yabancıların, teminat gös-
56
Pekcanıtez, H., Hukukî Dinlenilme Hakkı (Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir
2000, s. 753-788)), s. 754; Özekes, s. 60.
57
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 757; Özekes, s. 40.
58
Özekes, s. 40.
59
Özekes, s. 40.
60
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 756; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 247.
61
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 756.
62
Arslan/Tanrıver, s. 182.
206 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 207
makaleler Suha TANRIVER
termelerini öngören düzenleme, hukukî korunma talebi, yani, dava hakkı
ile ilişkilidir; oysa, hukukî dinlenilme hakkı, dava açılmasından sonraki
evrede işlerlik kazanır ve vatandaşlıktan soyutlanmış temel bir insan hakkı
konumundadır.
Yine, hukukî durumları doğrudan doğruya ve birebir etkilenmek kay-
dıyla, taraflar dışındaki diğer yargılama ilgilileri de, hukukî dinlenilme
hakkından yararlanırlar.
Hukukî dinlenilme hakkı, sadece adlî yargı bütünü içinde yer alan me-
denî yargıda değil; bunun yanı sıra, aynı bütünün bir parçası konumunda
bulunan ceza yargısı ile diğer yargı çeşitlerinin tamamı için de geçerlilik
taşıyan temel bir haktır.
65
Bu hak, medenî yargı bağlamında, tüm yargılama
usullerinde ve yargılamanın her aşamasında (kanun yolları dahil) işlerli-
ğini devam ettirmektedir.
66
Yine, hukukî dinlenilme hakkı, gerek davadan
önce gerekse dava sırasında talep edilen geçici hukukî himaye tedbirlerine
ilişkin yargılama (ihtiyatî tedbir, delil tespiti, ihtiyatî haciz) sırasında da
geçerlidir.
67
Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan, ivedilik gerektiren bazı
hallerde karşı taraf davet edilip dinlenmeden de, geçici hukukî himaye
tedbirlerini öngören kararlar alınabilir. Bu şekilde karar alınması, hukukî
dinlenilme hakkının ihlâli olarak görülemez. Çünkü, gıyabında geçici hu-
kukî himaye tedbir alınana, daha sonraki evrede tedbir öngören karara
itirazda bulunma olanağı tanınmak suretiyle başlangıçta kullandırılmamış
olan hukukî dinlenilme hakkı, daha sonraki evrede kullandırılmaktadır
(HUMK mad. 108; 373; İİK mad. 265). Bu gibi durumlar, hukukî dinlenilme
hakkının bir istisnasını teşkil etmemektedir; sadece bu hakkın kullanımı,
somut durumun beklemeye tahammül gösteremeyecek bir nitelik taşıması
sebebiyle ertelenmektedir.
68
Öte yandan, yabancı ilâmın verildiği davada hukukî dinlenilme hak-
kının ihlâli anlamına gelecek olguların varlığı, özellikle savunma hakkına
yeterince riayet edilmemiş olması, o ilâmın Türkiye’de tanınması ve tenfizi
bağlamında Türk kamu düzeni müdahalesini doğurur, hâkim, bu hususu
re’sen gözetmek zorundadır.
69
63
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 762.
64
Özekes, s. 257-258; Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 762.
65
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 763.
66
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 247; Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 763-764.
67
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 764.
68
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 764-765.
69
Tanrıver, S., Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye’de Tenfizi Bağlamında Kamu
Düzeninin Etkisi, (Prof. Dr. Yılmaz Altuğ’a Armağan, İstanbul 2000, s. 467-491),
s. 485-486; Özekes, s. 228-229; Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 765. Ayrıca bkz.
MÖHUK, mad. 38/c, d, m. 45/b.
206 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 207
makaleler Suha TANRIVER
Yargılamanın Magna Carta’sı olarak da nitelendirilen hukukî dinlenilme
hakkının içeriğinde, şu hususlar yer alır:
70
a. Tarafın, bir yargılamanın (veya davanın) varlığından haberdar edil-
mesi, bilgilendirilmesi. Bu bilgilendirme, mahkeme aracılığıyla gerçekleş-
tirilebileceği gibi, tarafın bizzat bilgi edinmesi suretiyle de gerçekleşmiş
olabilir. HUMK mad. 73 hükmü de, bu ilk unsurla ilgilidir. Yargılamadan
haberdar edilmede kullanılacak olan en önemli araç tebligattır. Hukukî
dinlenilme hakkının gereği olarak, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun öngör-
düğü usul dairesinde gerçekleştirilmesi gerekir. Tebliğ, sözü edilen Kanun’a
aykırı olarak yapılmış ise, bu durum, savunma hakkının kullandırılması
olanağının ortadan kaldırılması, dolayısıyla hukukî dinlenilme hakkının
ihlâli anlamına gelir. Usulsüz tebliğin varlığına rağmen, ilgili, tebligata
konu işlemden Tebligat Kanunu mad. 32 çerçevesinde haberdar olmuş
ve bunu beyan etmişse, artık hukukî dinlenilme hakkının çiğnendiğinden
söz edilemez.
71
Yine, bu bağlamda, hukukî dinlenilme hakkının ihlâline
meydan vermemek için, ilânen tebligata, en son çare olarak müracaat
edilmesine özen gösterilmelidir.
72
Bir başka ifadeyle, başka türlü tebligat
yapmak mümkün iken, bu konuda bir güçlük mevcut değilken, gereken
özen gösterilmeden ilânen tebligat yapılması, hukukî dinlenilme hakkının
ihlâli sonucunu doğurur.
73
Dava dilekçesi, usulüne uygun olarak, kendisine tebliğ edilen kimse,
ancak bu sayede, aleyhine bir yargılamanın cereyan ettiğini, davacının id-
diasını ve ispat araçlarını öğrenir; dava ile ilgili bilgi ve belgeleri inceleyip
savunma yapabilir hale gelebilir ve bu bağlamda karşıt tezler geliştirme
imkânına kavuşur.
Tüm yargılama boyunca, mahkemece, davanın her iki tarafının, kar-
şılıklı iddia ve savunmalar ile bunlara dayanak yapılan olgular ve deliller,
yargılamanın seyri ve aşamaları ile duruşmalar hakkında tam bir bilgi sa-
hibi kılınmasının sağlanması, buna uygun ortamın yaratılması gerekir.
74
Kendisine işaret edilen nokta, karşı koyma ve karşıt tezleri geliştirebilme-
nin önkoşuludur. Bu bağlamda, dava malzemesinin görülmesinin, dava
dosyasının incelenmesinin engellenmesi, hukukî dinlenilme hakkının ihlâli
anlamına gelir.
75
70
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 771; Özekes, s. 86-191.
71
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 770.
72
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 772.
73
Özekes, s. 101-102.
74
Özekes, s. 87.
75
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 774; Özekes, s. 92-93.
208 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 209
makaleler Suha TANRIVER
b. Hukukî dinlenilme hakkının unsurlarından birisi de, taraflara
yargılama sonucunda alınacak olan karara etkide bulunabilecek şekilde
görüşlerini açıklayabilme olanağının verilmesidir.
76
Burada sözü edilen
açıklama hakkından maksat, taraflardan her birinin, diğer tarafın ileri sür-
düğü vakıalar ile delilleri tartışabilmesi, bu konuda irade belirtebilmesidir.
77
Ancak bu sayede, alınacak olan kararın sağlıklı ve gerçek anlamda bir tar-
tışmanın, bir sentezin ürünü olması sağlanabilir. Bu bağlamda, taraflardan
her birine diğerinin ileri sürdüğü vakıa ve deliller hakkında görüş belirtme
olanağının verilmemesi; gösterilmiş olan delillerin herhangi bir incelemeye
tâbi tutulmadan ve gerekçe gösterilmeden reddedilmiş bulunması, hukukî
dinlenilme hakkının ihlâli anlamına gelir.
78
Hukukî dinlenilmeyi talep, taraflar için sadece bir haktır; bir mükelle-
fiyet değildir; mutlaka açıklama yapma, karşı koyma mecburiyetini tarafa
tahmil etmez. Dolayısıyla, kendisine beyanda bulunma olanağı verilmiş
olmasına rağmen, taraf, bu hakkını kusurlu olarak kullanmamışsa, onun
hukukî dinlenilme hakkının çiğnendiğinden söz edilemez.
79
Yine, tarafın,
iddia veya savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına (HUMK
mad. 185/II; mad. 202/II) aykırı olduğu için, dinlenmemiş yahut duruş-
ma düzenini bozucu tutum ve davranışlarının sonucu olarak mahkemece
dışarı çıkartılmış olması (HUMK mad. 150; mad. 70) sebebiyle, iradesini
açıklayamamış bulunması, kendi kusurunun ürünü olduğu için, hukukî
dilenilme hakkının ihlâli kapsamında mütalâa edilip değerlendirilemez.
80
Öte yandan, hukukî dinlenilme hakkının temel öğesi olan açıklama hakkı,
yalnızca bir kerelik kullanılabilecek bir hak değildir; gereken her durumda,
mahkemece tarafa tanınmalıdır; ne şekilde kullanılacağı işlerlik kazanan
yargılama usulüne göre değişim gösterir ve mutlaka hükümden önce ta-
raflara bu olanak sağlanmış olmalıdır.
81
c. Hukukî dinlenilme hakkı ile ilgili bir diğer husus da, tarafların iddia
ve savunmalarının mahkemece tartışılmış; bir değerlendirmeye tâbi tutul-
muş ve ulaşılan sonucun, yani tezin ya da antitezin kısmen ya da tamamen
diğerine nazaran neden üstün tutulduğunun, kararın gerekçe bölümünde
gösterilmiş bulunmasıdır.
82
Bir başka ifade ile, mahkeme karar vermeden
önce, taraflarca iddia ve savunma bağlamında ileri sürülen davanın esasını
76
Arslan/Tanrıver, s. 183; Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 775; Özekes, s. 106 vd.
77
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 775.
78
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 777-778.
79
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 780; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 249.
80
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 780.
81
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 779-780; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 249.
82
Arslan/Tanrıver, s. 183; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 248.
208 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 209
makaleler Suha TANRIVER
oluşturan tüm olgular ile onları ortaya koymaya yarayan ispat araçları-
nı dikkate almalı, değerlendirmeli ve tartışmalı gerekçe kısmında da bu
tartışmanın sonucunu belirtmelidir. Bu hususa uymak, mahkeme için bir
yükümlülük teşkil eder.
83
Gerekçe, iddia ya da savunmanın dayanağı olarak gösterilmiş bulunan
olguların hangisinin hükme dayanak yapıldığının, birinin diğerine neden
üstün tutulduğunun anlaşılmasının yegâne aracıdır; keyfiliği önleyici bir
işlevi de yerine getirmesi, yani, sürpriz karar verme yasağına
84
riayeti
sağlaması sebebiyle bir anlamda hukukî dinlenilme hakkının da temina-
tını oluşturur.
85
Çünkü, gerekçe, hükmün dayandırıldığı hukukî esasları
gösterir ve hükümde varılan sonuç ile maddi vakıalar arasında bir köprü
işlevi görür; bu temel niteliği sebebiyle de tarafların tatmini açısından vaz-
geçilmesi kâbil olmayan usulî bir güvence ve hükmün yargısal denetiminin
gerçekleştirilmesi açısından da varlığı zarurî temel bir öğe konumundadır.
İşte, bu sebepledir ki, Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında,
mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olacağı açıkça hüküm altına
alınmıştır. Yine, hükmün içeriğini belirleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun 388. maddesinin üçüncü bendinde, hükümde, “iki tarafın iddia
ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konu-
lar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri,
sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ile hukukî sebebin” gösteril-
mesi zorunluluğuna işaret edilmiştir. Ayrıca, hükmün gerekçesiz olması,
mutlak bozma sebepleri arasında yer alır. Bu yasal zorunluluk, sadece ilk
derece mahkemeleri kararları bakımından değil; bunun yanı sıra üst dere-
ce mahkemesi, yani Yargıtay kararları bakımından da geçerlilik taşır. Bu
husus, bir üst derece yargı yeri olan Yargıtay bakımından, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesinin birinci fıkrasında açıkça
belirtilmiştir. Sözü edilen yasal düzenlemeye göre, “Mahkeme-i Temyiz iki
tarafın temyiz arzuhaliyle cevap layihasında muharrer kâffe-i itirazat ve müdafaat
hakkında esbabı mucibe beyaniyle redden veya kabulen karar vermeğe ve bunları
kararına yazmaya mecburdur.”
Adil yargılanmanın gerçekleştirilebilmesi için, sadece hukukî dinlenil-
me hakkının tanınmış olması yetmez; ayrıca bu hakkın taraflara eşitlik teme-
line dayalı olarak, yani hakkaniyete uygun bir biçimde kullandırılmasının
sağlanması da şarttır. Burada sözü edilen hakkaniyetten maksat, taraflar
arasında tam bir eşitliğin kurulması ve bu eşitliğin yargılama süresince
83
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 784-786; Özekes, s. 248.
84
Bu konuda bkz. Özekes, s. 153 vd.
85
Arslan/Tanrıver, s. 183.
210 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 211
makaleler Suha TANRIVER
devam ettirilmesidir.
86
Bunun sağlanabilmesinin aracı ise, silahların eşitliği
ilkesidir.
87
Silahların eşitliği ilkesi, anayasal ilkelerden olan hukuk devleti
ve eşitlik ilkelerinin (AY mad. 2, 10) yargılama hukuklarındaki yansıma
biçimlerinden birisidir.
88
Bu ilke, mahkeme önünde sahip olunan hak ve
yükümlülükler bakımından, taraflar arasında tam bir eşitliğin gözetilmesini,
bu dengenin yargılama boyunca yargılamanın her aşamasında korunmasını,
yani, mücadelenin eşit silahlarla gerçekleştirilmesini ifade eder.
89
Silahla-
rın eşitliğinin sağlanabilmesi için, tarafların yargılama sonunda verilecek
karara eşit şekilde etki edebilmelerine ve eşitlik temeline binaen karşılıklı
olarak iddia ve savunmalarda bulunabilmelerine, bunları tartışabilmele-
rine olanak veren bir ortamın tüm yargılama boyunca yaratılması şarttır.
90
Bunun gerçekleştirilebilmesi için, hâkimin, yargılama süresince taraflara
aynı mesafede bulunması ve her iki tarafa eşit iddia ve savunma hakkı ve
bu çerçevede eşit olarak delillerini ileri sürebilme, diğer tarafın delillerini
inceleme ve tartışma olanağını vermesi, yani eşit şekilde davranması gere-
kir;
91
yapılacak olan yargılama ile alınacak olan kararın objektif bir nitelik
taşıması da ancak bu suretle sağlanabilir.
92
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, silahların eşitliği ilkesine uygun
davranılıp davranılmadığını belirlerken, somut durumda şikâyet konusu
eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten gayri adil kılıp kılmadığına
bakmaktadır.
93
Burada vurgulanması gereken diğer bir nokta, hakkaniyete uygunlu-
ğun, ulusal mahkeme kararlarının doğru olup olmamasıyla ilişkili bulun-
madığıdır; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu araştırmaz; çünkü o,
ulusal mahkemelerden verilen kararların hukuka uygunluğunu denetleyen
bir üst derece yargı yeri konumunda değildir. Sözü edilen mahkeme, so-
mut olay bağlamında bireysel başvuru konusu kılınan, varlığı iddia edilen
eşitsizliğin var olup olmadığını, varsa yargılamayı gerçekten ve fiilen gayri
adil bir hale getirip getirmediğini denetler.
94
Adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak, medenî yargı çerçevesinde
tartışılması gereken noktalardan birisini de, mahkemenin dilini bilmeyen
86
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 255; Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 45.
87
İnceoğlu, s.212.
88
Pekcanıtez-Adil Yargılanma, s.45-46.
89
İnceoğlu, s.212; Gölcüklü/Gözübüyük, s.291; Pekcanıtez-Adil Yargılanma, s.46
90
Pekcanıtez-Adil Yargılanma, s.46.
91
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 46-47; Arslan/Tanrıver, s. 184.
92
Arslan/Tanrıver, s. 184.
93
İnceoğlu, s. 213.
94
İnceoğlu, s. 209-210; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 257.
210 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 211
makaleler Suha TANRIVER
tarafa, mahkemenin, ücretsiz tercüman sağlama yükümlülüğünün bulunup
bulunmadığı hususu oluşturur. Anayasa uyarınca (AY, mad. 3/I), yargı-
lamanın dili Türkçe’dir; bu nedenle, mahkemeye sunulan dilekçelerin ve
layihaların Türkçe yazılması, duruşmalarda da Türkçe’nin kullanılması ve
mahkemenin de kararını Türkçe yazması gerekir.
95
Tarafın yabancı olması
veya Türkçe bilmemesi, mahkemenin kararını yabancı dilde kaleme alması
zorunluluğunu yaratmaz.
96
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde sözü edilen tercü-
mandan yararlanma hakkı, metinde de açıkça vurgulandığı üzere, sadece
“duruşmalar” bakımından geçerlilik taşıyan bir haktır. Yabancı dilde yazılmış
dilekçeler ve belgeler, tercüme ettirilip, tercümeleri ile birlikte mahkemeye
sunulmadıkça, mahkemece dikkate alınmazlar ve sürelerin işlemelerine
de engel olmaları söz konusu değildir (HUMK, mad. 325/I).
97
Mahkeme,
kendisine sunulan belge, tercüme ettirilmemişse, ilgiliye tercüme ettirmesi
için uygun bir süre verir; ilgili verilen süre içinde bu belgeyi tercüme et-
tirmezse, onu göz ardı eder. Mahkemenin yabancı dilde yazılmış olan bir
belgeyi ya da delili tercüme ettirme zorunluluğu yoktur; tercüme ettirme
zorunluluğunun varlığı da, adil yargılanma ile hukukî dinlenilme haklarına
dayanılarak iddia edilemez.
98
Aynı gerekçe ile, mahkemenin vermiş olduğu
hükmü, Türkçe’ye tercüme ettirme zorunluluğu da bulunmamaktadır.
99
Taraf, yargılama dilini, Türkçe’yi bilmiyorsa, onun yargılamaya
katılması, karşı koyması, ileri sürülen vakıalar ile deliller hakkında da
görüşlerini belirtebilmesi, yani, hukukî dinlenilme hakkını tam anlamıyla
kullanabilmesi için, tercümandan yararlanmasına olanak sağlamak gere-
kir; çünkü, tercümandan yararlanma hakkı, yargılama dilini anlamama
ve konuşamama sebebiyle yargılama sırasında taraflar arasında ortaya
çıkabilecek olan eşitsizliği ve dengesizliği giderme amacına yöneliktir.
100
Tercümandan yararlanma zorunluluğu ortaya çıkmışsa, medenî yargı bağ-
lamında, ilgili, yargılama giderlerine bizzat kendisi katlanmak durumunda-
dır. Çünkü, ücretsiz tercümandan yararlanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları
95
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 782; Özekes, s. 300.
96
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 782.
97
Ceza yargısında duruşmalar dışında da bu hakkı tanımanın insan haklarının gereği
olduğu konusunda bkz.: Öztürk, B./Erdem, M.R./Özbek, V.Ö.: Uygulamalı Ceza
Muhakemesi Hukuku, 7.B., Ankara 2002, s.170. Öte yandan, sanığa, isnatta bulun-
maya yarayan tüm belgelerin tercüme edilmesi gereklidir ve bu husus tercümandan
yararlanma hakkının bir parçasıdır (Tezcan, s.697).
98
Özekes, s. 302.
99
Özekes, s. 302.
100
Özekes, s. 301.
212 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 213
makaleler Suha TANRIVER
Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, yalnızca ceza yargısı bakımından mutlak
olarak kabul edilmiş durumdadır; medenî yargı bağlamında, devletlerin
bu olanağı sağlama konusunda bir zorunlulukları mevcut değildir.
101
Bu
durum, her iki hukuk alanının çözmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların
niteliğinin (doğasının) farklı olmasının doğal bir sonucudur. Çünkü, ceza
yargısı, devletin cezalandırma yetkisinin kullanımı ve kişi özgürlüğünün
sınırlandırılmasıyla ilişkilidir. Medenî yargıda ise, esas itibarıyla, birey
yararı ön plândadır ve bu hukuk alanı eşitler arası menfaat ilişkilerinden
kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasını üstlenmiştir. İşaret
edilen tüm bu tespitler çerçevesinde, medenî yargıda da, yargılama dilini
bilmeyen tarafın tercümandan yararlanma hakkı mevcuttur; ancak tercü-
me giderlerinin ya tarafça karşılanması gerekir ya da giderleri karşılama
bağlamında, ona, daha çağdaş ve daha işlevsel hale getirilmesi kaydıyla
adlî yardımdan yararlanma olanağı tanınmalıdır.
102
Adlî yardım kapısının
aralanması, amaca daha uygun düşen bir davranış biçimi teşkil eder. Öte
yandan, tarafın, mahkemenin diline vâkıf bir vekili var ve yargılamaya
bizzat katılması gerekmiyorsa, tercüman atanmasına da zaten ihtiyaç
kalmaz.
103
Yine, adli yardım kurumunun işlevsel hale getirilmesi ve hukukî hi-
maye sigortasının ülke genelinde ve etkin bir biçimde işlerlik kazandırıl-
ması sağlanmadan, yani gerekli altyapı kurumları oluşturulmadan, avukat
aracılığıyla davayı takip zorunluluğunun benimsenmesi, ekonomik açıdan
muhtaç durumda bulunan kişilerin haklarını aramasını ve usulî yetkile-
rini kullanmasını güçleştirip hatta imkânsız kılabileceğinden, yargılama
boyunca tarafların eşit işlem görmesini engelleyici hatta ortadan kaldırıcı
bir durumun doğumuna sebebiyet verir; bu ise, hakkaniyete uygun yargı-
lamanın ve daha genel plânda ise, adil yargılanma hakkının ihlâli olarak
algılanabilir.
104
Aynı şekilde, mahkemece, taraflardan birinin hukuka aykırı yollardan
elde etmiş bulunduğu, delillere, bir hukuk davasında geçerlilik tanınmış
bulunması, silahların eşitliği ilkesinin göz ardı edilmesi anlamına geleceği
için, adil yargılanma hakkının ihlâli olarak nitelendirilebilecektir.
105
101
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 50-51; Pekcanıtez, Armağan, s. 539; Altan, s. 57-58.
102
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 51; Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 783; Özekes, s.
302. Yahut, mahkemenin, HUMK mad. 415 hükmünü kıyasen uygulamak suretiyle,
tercüme giderlerini ileride haksız çıkan tarafa yükletilmesine de karar vermesine
olanak tanımak gerekir.
103
Pekcanıtez, Hukukî Dinlenilme, s. 782; Özekes, s. 301-302.
104
Karş. Pekcanıtez, Armağan, s. 539.
105
Aynı yönde, İnceoğlu, s. 278.
212 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 213
makaleler Suha TANRIVER
III. Adil Yargılanma Hakkının İhlâlinin Yaptırımları
Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. mad-
desiyle güvence altına alınmış bulunan yargılamaya ilişkin bir temel haktır.
Bu sözleşmeyi, iç hukukların bir parçası haline getiren devletler, sözleşme
ile güvence altına alınan diğer haklar gibi, adil yargılanma hakkının da
tüm boyutları itibarıyla, her derecede gerçekleştirilebilmesi için, gerekli
olan tüm önlemleri almakla ödevli kılınmışlardır. Ülkemiz, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne, kişisel başvuru olanağını 28 Ocak 1987 yılında ta-
nımıştır. Dolayısıyla, medenî yargı bağlamında, yargılama sırasında adil
yargılama hakkının ihlâl edildiğini ileri süren kişi, tüm başvuru yollarını
tükettikten sonra, kişisel (bireysel) başvuru yolu ile Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne başvurabilir.
23.01.2003 günlü ve 4793 sayılı Kanun’la Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun yargılamanın yenilenmesiyle ilgili 445. maddesinin birinci
fıkrasına 11. bent eklenerek, “Hükmün, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri
Korumaya Dair Sözleşmenin veya ek protokollerinin ihlâli suretiyle verildiğinin,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş” bu-
lunması, bir yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu
düzenleme çerçevesinde, adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesince, kişisel başvuru üzerine bir kararla tespit
edilir ve bu karar kesinleşecek olursa, ilgili bu kararın kesinleştiği tarihten
itibaren bir yıl içinde lehine hükmedilen tazminatın yanı sıra başka bir hu-
susun araştırılmasına gerek kalmadan doğrudan doğruya yargılanmanın
yenilenmesi yoluna da başvurmaya hak kazanacaktır. Sözü edilen yeni yasal
düzenleme ile birlikte, artık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları
ülkemiz bakımından doğrudan bir etkiye de sahip kılınmış durumdadır.
Bu bağlamda, ilgilinin, adil yargılanma hakkının, yargılama sırasında
ihlâl edilmesi sebebiyle yargılamanın yenilenmesi yoluna başvuru hakkını
kazanmış bulunmasının, onun, bu yöndeki talebine, her durumda mah-
kemece, olumlu cevap verileceği anlamına da asla gelmeyeceğini, vur-
gulamakta yarar vardır. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
kesinleşmiş kararı ile bir yargılamada, adil yargılanma hakkının unsurları
arasında yer alan makûl sürede yargılanma hakkının ihlâl edildiği sabit
hale gelmişse, ilgili, bu durumda, yalnızca lehine hükmedilecek tazminatla
yetinmek zorunda kalacak; onun ayrıca yargılamanın yenilenmesini talep
etmesinde hukukî bir yararı da bulunmayacaktır.
106
Çünkü, yeni bir yargı-
lama yapılması, gecikmenin sonuçlarını giderebilecek herhangi bir nitelik
106
Pekcanıtez, Armağan, s. 533; Surlu, M. H.: Hukuk ve Cezada Avrupa İnsan Hakla-
rı Mahkemesi Nedeniyle Yargılamanın Yenilenmesi, Ankara 2003, s. 75.
214 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 215
makaleler Suha TANRIVER
taşımamaktadır.
107
Öte yandan, kişisel başvuru sonucunda Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nce hükmedilecek olan tazminat, zaten gecikmeden
kaynaklanan zararları da karşılayacaktır.
108
Bu durumda yargılamanın
yenilenmesi yoluna müracaat edilecek olursa, talep mesmu (dinlenebilir)
olmadığından reddedilecektir.
109
Yargılanmanın yenilenmesi talebi mesmu bulunur ve yeniden yapılan
yargılama sonucunda farklı bir hüküm verilmezse, eski hüküm geçerliliğini
aynen devam ettirecektir.
110
Buna karşılık, eski hükümden kısmen ya da
tamamen farklılaşan bir hüküm verilecek olursa, bu yenisi, geçmişe etkili
olarak, eskisinin yerini alacaktır.
111
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 445. maddesinin 11. bendin-
de öngörülen yasal düzenlemenin uygulama alanı bulabilmesi, yani, adil
yargılanma hakkının ihlâlinin yargılanmanın yenilenmesi sebebi oluştura-
bilmesi için, bu konuda verilmiş ve kesinleşmiş bulunan bir Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi kararının varlığı şarttır. Bu durumda, adil yargılanma
hakkının ihlâl edilmesi suretiyle yürütülen bir yargılama sonucunda aley-
hine kesinleşmiş bir karar verilmiş bulunan kimse, eğer bu ihlâl, 445. mad-
dede sınırlı biçimde belirtilen özel yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden
hiçbirisinin kapsamına girmiyorsa, müstakilen adil yargılanma hakkının
ihlâl edildiği nedenine dayanarak doğrudan doğruya yargılamanın yeni-
lenmesini talep edemeyecek; önce, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne
müracaat edip, bu konuda oradan kesinleşmiş bir karar elde ettikten sonra
ülkemiz mahkemelerinden yargılanmanın yenilenmesini isteyebilecektir.
Görüldüğü üzere, işaret edilen yasal düzenleme, ulusal düzeyde adil yargı-
lanma hakkının ihlâlinin tespitini kabul etmemekte ve bu konuda mutlaka
bir uluslararası yargı yerinin kararının varlığını aramaktadır. Bu ise, hem
uzun bir yoldur; hem egemenlik tartışmalarını beraberinde getirir hem de
bir ülkenin kendi yargı mekanizmalarına güven konusundaki tereddüdünü
ifade eder.
112
Doktrinde bir görüş, işaret etmiş olduğumuz sakıncanın bertarafı için,
adil yargılanma hakkının ihlâlinin on birinci bentten bağımsız olarak müs-
takilen bir yargılamanın yenilenmesi sebebiyle sayılmasını önermektedir.
113
Ancak, böyle bir yargılamanın yenilenmesi sebebinin oluşturulması, he-
107
Pekcanıtez, Armağan, s. 533.
108
Pekcanıtez, Armağan, s. 533; Surlu, s. 71-72.
109
Surlu, s. 72.
110
Pekcanıtez, Armağan, s. 549.
111
Pekcanıtez, Armağan, s. 549.
112
Özekes, s. 327.
113
Özekes, s. 327-328.
214 TBB Dergisi, Sayı 53, 2004
Suha TANRIVER makaleler
TBB Dergisi, Sayı 53, 2004 215
makaleler Suha TANRIVER
men hemen her yargılama sonunda adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği
iddiasını temel alan yargılamanın yenilenmesi talepleri ile sürekli olarak,
zaten ağır bir iş yükü altında bulunan mahkemelerimizin meşgul edilme-
si anlamına gelir. Bunun kabulü ise, yargılamanın yenilenmesi yolunun,
amaç dışı kullanılmasına prim vermesi ve onu istisnaen işlerlik kazanan bir
yol olmaktan çıkartıp; olağan bir başvuru yoluna dönüştürmesi sebebiyle
mümkün değildir.
Bu sorunların ortaya çıkmasının önlenebilmesi için, olması gereken
hukuk bağlamında, yargılama sırasında vuku bulan temel hak ve özgürlük
ihlâllerinin denetlenmesine olanak veren bir hukuksal çare olan anayasa
şikâyeti
114
kurumundan yararlanılabilir.
115
Adil yargılanma hakkı da, yar-
gılamaya ilişkin temel bir haktır; insanlık onuruyla ve kişi özgürlüğüyle
ilgilidir. Dolayısıyla, medenî yargıda, Anayasa şikâyeti yolu aralanmak
suretiyle yargılama sırasında diğer temel hak ve ihlâlleri gibi, adil yargı-
lanma hakkının ihlâllerinin de denetlenmesine olanak verilmelidir.
116
Bu,
hem insan hakları bütünü içinde yer alan adil yargılanma hakkının ulusal
düzeyde korunmasına, gerçekleştirilmesine ve demokratikleşmeye katkı
sağlar; hem de süzgeç işlevi görmesi itibarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mah-
kemesi’ne bu bağlamda yapılacak olan kişisel başvuruları önemli ölçüde
azaltıp; biraz önce işaret ettiğimiz egemenlik tartışmalarının doğumunu da
büyük ölçüde engelleyebilir. Anayasa şikâyetinde, Anayasa Mahkemesi,
süper temyiz mahkemesi olarak bir işlev üstlenir;
117
şikâyet başvurusunu
kabul edecek, yani, adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği sonucuna vara-
cak olursa, adil yargılanma hakkına aykırı olan kesin hükmü iptal eder ve
uyuşmazlığı karara bağlamak üzere tekrar mahkemesine gönderir.
118
Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisinin dahi ihlâli, doğ-
rudan, sözü edilen hakkın ihlâli anlamına gelir; bu bağlamda, özellikle
hakkaniyete uygun yargılanma ile ilgili olarak HUMK, mad. 445’te 11. bent
olarak öngörülen hal dışında, kesinleşmiş uluslararası bir yargı yeri kara-
rına ihtiyaç olmadan, iç hukuk bağlamında, yine aynı Kanun maddesinin
özellikle 2., 6., 7. ve 9. bentlerinde öngörülen yargılamanın yenilenmesi
sebepleri de işlerlik kazanabilir. 8. ve 9. bentlerde öngörülen haller, aynı
zamanda, mutlak temyiz nedeni de oluştururlar. Yine, temyiz bağlamında,
HUMK, mad. 428/6’daki durum da işlerlik kazanabilir.
114
Bu kurum hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Pekcanıtez, H. Mukayeseli Hukukta Me-
denî Yargıda Verilen Kararlara Karşı Anayasa Şikâyeti, (Anayasa Yargısı 1-2, Ankara
1995, s. 257-287), s. 257 vd.; Göztepe, E. Anayasa Şikâyeti, Ankara 1998, s. 15 vd.
115
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 55; Pekcanıtez, Anayasa Şikâyeti, s. 260, 278-279.
116
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 55; Pekcanıtez, Anayasa Şikâyeti, s. 278-279.
117
Pekcanıtez, Anayasa Şikâyeti, s. 260.
118
Pekcanıtez, Adil Yargılanma, s. 54-55.