makaleler Hüsamettin UĞUR
289TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
“milyonla çalan cemiyete ser-efraz
bir kuruşu mürtekibin cayı kürektir”
(Ziya Paşa)
Giriş
Yolsuzluğun en yaygın ve basit tanımı Dünya Bankası tarafından
“kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılması” şeklinde ifade
edilmiştir. Yozlaşma ve yolsuzluk olguları anlam olarak birbiri içine
geçmiş olup, yozlaşma yolsuzluğa, yolsuzluk da yozlaşmaya neden
olmakta ve birbirini tetikleyici etkileri bulunmaktadır.
1
Ülkemizde 129 adet denetim birimi bulunmakta, denetim eleman-
larının sayısı on üç bini bulmaktadır. Bu dağınıklık nedeniyle, denetim
çalışmaları içe dönük ve birbiriyle ilişkisiz olmakta, denetim birimleri
arasındaki koordinasyon, diyalog ve işbirliği imkanları kullanılama-
makta, ortak denetim standartları ve yaklaşımları sergilenememekte,
denetim mesleğindeki yenilikler ve gelişmeler yeterince takip edile-
memektedir. Bu da denetimde mükerrerlikler ve denetim dışı kalan
alanlar doğurmakta, dolayısıyla denetimin etkinliği azalmaktadır.
*
Yargıtay Tetkik Hakimi.
1
Özsemerci, Kemal, Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Yozlaşmanın Kültü-
rel Altyapısı, Danıştay Dergisi, Sayı 63 (http://www.yolsuzluklamucadele.org/
der58m1.pdf).
Rıfat Hisarcıklıoğlu, Kamu Mali Yönetim Reformu Arenası, STEAM, 10-11 Tem-
muz 2002, s. l7.18.
3628 SAYILI MAL BİLDİRİMİNDE
BULUNULMASI, RÜŞVET VE
YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE
KANUNU’NA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Hüsamettin UĞUR
*
Hüsamettin UĞUR makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Yolsuzluğun, yasaları göz ardı edilerek yapılmasına karşı dene-
timin, ortaya koyduğu sonuçları kanıtlara dayandırmak yani ulaştığı
sonuçlar nesnel, tarafsız ve güvenilir olmalıdır. Yolsuzluğun kuralsız-
lığına karşı denetimin yasallığı, hususiyle de kanıtlara dayanma zo-
runluluğu denetimin hareket alanını sınırlamaktadır. Yapılması gere-
kenlerden birisi, mali işlemlerin bütün aşamalarının sağlıklı bir kayıt
sistemine dayandırılmasıdır. Bu noktada bilişim sistemlerinden kamu
idareleri olarak faydalanmak daha da önemli hale gelmektedir.
Kamu yönetiminde yolsuzluk ve yozlaşmanın önüne geçebil-
mek için, adalet, eşitlik şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine dayalı
bir kültürel altyapının kamuda kurumsallaştırılması gerekir. Bunun
gerçekleştirilebilmesi ise, etik ilkelere bağlı, kamu yararını her şeyin
üstünde tutan kamu görevlileri ve politikacıların varlığına bağlıdır.
Nihai planda ise, yolsuzluk olaylarının önüne set çekebilmek, iş başın-
daki görevlilerin ahlaki donanımlarının son derece yüksek olmasıyla
mümkündür. İyi insanlara iyi yasalar ve iyi yasalara iyi insanlar des-
tek olmadıkça yolsuzluklar olmaya devam edecektir. Ancak iyi kamu
görevlileri olmasının yolu da eğitimden geçmektedir.
4
İnsan için asıl olan sağlığın korunması olmakla birlikte bütün ted-
birlere rağmen vücudun hastalanması halinde nasıl ki cerrahi operas-
yon dahil her türlü yönteme başvurulmaktadır. Toplumların örgütlen-
miş şekli olan devlette de asıl olan bütün organların sağlıklı bir işleyiş
içinde olmasıdır. Fakat bütün koruyucu tedbirlere karşın bazı organlar
hastalanıp görevini yapamaz hale gelmişse idari ve adli her türlü yön-
teme başvurulmalıdır. Aksi halde hastalık bütün vücuda yayılır ve in-
san için kaçınılmaz olan sonuç toplum ve devletler için de gerçekleşir.
Bu çalışmanın konusu 19.04.1990 tarih ve 3628 sayılı Mal Bildiri-
minde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’dur.
Gerek kanunun kendisinden doğan gerekse uygulamada yaşanan so-
runlar nedeniyle kanunun, amacına hizmet etmediği göz önüne serile-
rek çözüm adına bazı önerilerde bulunulacaktır. Çünkü uygulamada
haksız mal edinme suçu ani suçlardan sayılıp, suç tarihinin malın edi-
nim tarihi kabul edilmesi ile bu suçların zamanaşımına uğraması ve
Figen Altuğ, Mali Denetim, Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 3’den aktaran
Kuluçlu, Erdal, Yönetimin Denetiminden Denetimin Yönetimine, Danıştay Dergisi,
Ekim, Kasım 2006, Sayı 63, s.
4
Özsemerci, Kemal, a. g. m.
makaleler Hüsamettin UĞUR
291TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sonuçta haksız edinilen malların da müsaderesine karar verilememe-
si sonucu, yasama organının bu kadar önem vererek özel soruşturma
usulüne tabi kıldığı ve öngörülen cezalar için erteleme ve paraya çevir-
me yasağı getirdiği suçlar yaptırımsız kalmakta ve kanun uygulamada
bekleneni verememektedir.
3628 Sayılı Kanunun Çıkarılmasının Gerekçeleri
19.04.1990 tarih ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüş-
vet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun amacı, 1. maddesinde
“rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele cümlesinden olarak; bu kanunda sayılan-
ların mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin yenilenmesini, mal edil-
melerin denetimiyle, haksız mal edinme veya gerçeğe aykırı bildirimde bu-
lunma halinde uygulanacak hükümleri, bu kanunda belirlenen suçlarla bazı
suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hakkında takip ve muhake-
me usulünü düzenlemek” şeklinde açıklanmıştır.
Kanunun genel gerekçesinde
belirtildiği gibi kamu görevlilerinin
mal bildiriminde bulunmaları işlemlerine ve bununla ilgili müeyyide-
lere işlerlik kazandırmak, Cumhuriyet savcısına izin almadan takibat
yetkisi vermek, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele olaylarının aydınla-
tılmasına yardımcı olanlara ikramiye vermek ve bu suretle rüşvet ve
yolsuzluklarla daha etkin mücadele edebilmek için bu kanun teklifinin
hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Yine anılan kanunun genel gerekçesine göre “rüşvet ve yolsuzluk
fiilleri devleti zafiyete uğratan sosyal bir yaradır. Bununla mücadele için geti-
rilen 09.08.1983 tarih ve 2871 sayılı Kamu Görevlileri ile İlgili Mal Bildirme
Kanunu uygulamada istenilen sonucu sağlayamamıştır.”
Devleti zafiyete uğratan ve sosyal bir yara olan irtikap, rüşvet,
ihtilas, zimmet, görevi kötüye kullanmak gibi suçlarla mücadelede
istenilen sonucun sağlanamamasının bir nedeni de memurlar ve suç
ortaklarının soruşturma ve yargılama usulünü düzenleyen 15.05.1930
tarih ve 1609 sayılı Bazı Cürümlerden Dolayı Memurlar ve Şerikleri
Hakkında Takip ve Muhakeme Usulüne Dair Kanun idi.
Anılan kanunun 1. maddesine göre, irtikap, rüşvet, ihtilas, zimmet,
gerek doğrudan doğruya ve gerek memuriyet vazifesini suiistimal
TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 18, 3. Yasama Yılı, 104. Birleşim, s. 61.
Hüsamettin UĞUR makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ederek kaçakçılık, resmen vuku bulan müzayede ve münakasalara ve
alım satıma fesat karıştırma ve devlet sırlarının açıklanması veya açık-
lanmasına sebebiyet verme veya bu suçlara iştirakten sanık olan me-
murlar hakkında Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat
hükümleri uygulanmayıp, belirtilen suçların failleri hakkında Cum-
huriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapma imkanı tanımakla
birlikte bu suçlardan haberdar olan Cumhuriyet savcıları sanığın ifa-
desini almaksızın durumu kanunda belirtilen idari makama bildirerek
soruşturmaya devam etmekte ancak dava açabilmek için izin istemek-
teydi. İznin verilmemesi halinde kovuşturma yapılamaması sebebiyle
kanunun etkinliği ve istisnai özelliği sağlanamamaktaydı.
Yukarıda özetlenen gerekçelerle 4 Mayıs 1990 tarihinde yürürlüğe
giren 3628 sayılı kanun ile 09.08.1983 tarih ve 2871 sayılı Kamu Görev-
lileri ile ilgili Mal Bildirimi Kanunu ile 15.05.1930 tarih ve 1609 sayılı
Bazı Cürümlerden Dolayı Memurlar ve Şerikleri Hakkında Takip ve
Muhakeme Usulüne Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
3628 Sayılı Kanuna Genel Bir Bakış
5 bölümden oluşan kanunun “Genel Hükümler” başlıklı 1. bölümü-
nün 1. maddesinde kanunun amacı açıklanmıştır. Buna göre kanunun
amacı; rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele cümlesinden olarak; ...bu
kanunda belirlenen
suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve
suç ortakları hakkında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir.
2. maddesinde mal bildiriminde bulunacaklar tek tek sayılmıştır.
Burada dikkati çeken ilk husus; her tür seçimle iş başına gelen kamu
görevlileri
ve dışardan atanan bakanlar kurulu üyeleri sayıldıktan
TBMM genel kurulunda “bu kanunda belirlenen” yerine “kamu görevlileri” ifadesi
kullanılarak 1. maddenin devamındaki kamu görevlileri ve suç ortakları ifadesiyle
uyumlu hale getirilmesi ve böylece 2. maddedeki genişliğe zemin hazırlamanın ön-
lenmesi önerilmiş ancak önerge reddedilmiştir. TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 18,
3. Yasama Yılı, 104. Birleşim, s. 31.
Kanunun TBMM genel kurulunda görüşülürken “her tür seçimle iş başına gelen kamu
görevlileri” tabirine Cumhurbaşkanı da dahil midir? Dahil ise mal bildirimini nere-
ye yapacaktır? Sorusuna cevap olarak Adalet Komisyonu Başkanı; “Cumhurbaşkanı
da dahildir; çünkü, Cumhurbaşkanı da bir kamu görevlisidir. 2. sorunun cevabı için de
8. maddede açıklık vardır. 8. maddede Mal bildirimi verecek son merciler için, kendi ku-
ruluşlarının özlük işleri ile ilgili makam veya merci... denmektedir” şeklinde cevaplan-
dırmıştır. Ayrıca bilinmelidir ki Cumhurbaşkanının mal bildiriminde bulunması
makaleler Hüsamettin UĞUR
293TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sonra Muhtarlar ve ihtiyar heyeti üyelerinin hariç tutulmasıdır. İkinci husus
ise gazete sahibi gerçek kişiler ile gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim
kurulu üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarlarının da mal
bildiriminde bulunmak zorunda tutulmasıdır. Kanun teklifinde ve Adalet
Komisyonu raporunda yer almayan bu bent kanunun TBMM genel
kurulunda görüşülmesi sırasında verilen bir önerge ile eklenmiştir.
Kanunda açıkça gazete sahibi kişiler, yönetim ve denetim kurulu
üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazar ve fıkra yazarlarından söz edil-
diğinden bunun kapsamını genişletmek mümkün değildir. Bu hükme
göre gazetelerin fıkra (köşe yazarı) dışında kalan muhabirleri ile diğer
süreli olan ve olmayan yayınların (kitap, dergi, yıllık vb.) sahipleri ve
yazarları kanunun kapsamı dışındadır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin
kararları da bu yöndedir.
Gazete sahipleri, yöneticileri, sorumlu müdürleri ve yazarlarının
bu kanun kapsamında olmasına halen de gerek duyuluyorsa mevcut
düzenlemenin bugün için ihtiyaca cevap vermediğini söyleyebiliriz.
Çünkü günümüz medya dünyası gazetelerden ibaret olmadığı gibi
gazeteden daha etkili ve önemli medya kuruluşları da mevcuttur. Bu
durumda Radyo, Televizyon, İnternet Medyası ve Dijital Platform-
ların sahip ve yöneticileri ile sunucu ve/veya yorumcularının da bu
kanun kapsamına alınması gerektiği açıktır. Ayrıca gazeteden kasıt
nedir? Kanunda günlük veya haftalık gazete ayırımı yapılmadığına
göre; haftalık periyotlarla çıkan bir gazetenin köşe yazarı bu kanunun
kapsamında tutulup da haftalık çıkan dergilerin kapsam dışı tutulma-
sının anlamı var mıdır? Bu ayırım ne kadar anlamlıdır? Peki, haftalık
gazetenin köşe yazarı ile günlük gazetelerin devamlı çizerlerinin farkı
tamamen ahlaki ve kamu yönetiminde saydamlık gereğidir. Yoksa Cumhurbaşkanı
Anayasa’nın 105. maddesine göre sorumsuzdur ve ancak vatana ihanetten dolayı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine,
üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.
TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 18, 3. Yasama Yılı, 104. Birleşim, s. 35-39.
3628 sayılı yasanın 6.maddesinin g bendinin “Gazete sahibi gerçek kişiler ile gazete
sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile sorumlu müdürleri, başyazarları
ve fıkra yazarları”nın mal beyanında bulunacaklarını düzenlediği cihetle gazete ni-
teliğinde olmayan Erguvan isimli derginin sahibi ve yazı işleri müdürü olan sanık-
ların mal beyanında bulunma zorunluluğu olmadığı gözetilmeden yazılı şekilde
mahkumiyet kararı verilmesi yasaya aykırıdır (10.03.2005 Tarih ve 2003/7555 Es.,
2005/1783 sayılı kanun).
Hüsamettin UĞUR makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
nedir? En iyisi ne yazıyoruma ne de çiziyoruma karışmak! Aksi halde
3628 sayılı kanunun 8/p maddesi er geç metrukiyete
10
uğrayacaktır.
Özel kanunlarına göre mal bildiriminde bulunmak zorunda olan-
lar da bu kanun hükümlerine tabidir.
11
Kanunun 3. maddesinin başlığı “Hediye” olup, 2. maddede sayılan
kamu görevlilerinin, milletlerarası protokol, mücadele veya nezaket kai-
deleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple, yabancı devletlerden,
milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişiliklerin-
den, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya
kuruluştan; aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamı-
nı aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı aldıkları tarihten itibaren
bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etme zorunluluğu getirilmiştir.
Ancak yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri
tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri madde hük-
mü dışında tutulmuştur.
Kanun teklifinde 3. maddenin son cümlesi “Ancak, imzalı hatıra fo-
toğraflarının çerçeveleri bu madde hükümlerine dahil değildir” şeklinde iken
verilen bir önergeyle mevcut şeklini almıştır.
12
Gerekçe olarak da 3.
maddenin 1. cümlesinde sayılan yabancı devletler, milletlerarası kuru-
luşlar, yabancı özel veya tüzelkişi veya kuruluşların herhangi birinin
vereceği imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri değil, sadece yabancı
devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından veri-
10
Kanunlar kural olarak ancak kanun koyucunun iradesi ile yürürlükten kaldırılır.
Metrukiyet, kanunun hukuki yürürlüğünü ortadan kaldırmaz ise de, fiili yürür-
lüğünü yok eder. Örneğin basılı kağıtların kese kağıdı olarak kullanılmasını yasak-
layan 3517 sayılı kanun metrukiyete uğramış gözükmektedir. (Dönmezer/Erman,
Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. 1, s. 153, 252 vd.) 3517 sayılı kanunda 118 ka-
nundan biri olarak 2 Mayıs 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5637 sayılı “Uy-
gulama İmkânı Kalmamış Bazı Kanunların Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanunla”
yürürlükten kaldırılmıştır. Birçok kimse de bu kanunların varlığından yürürlükte
iken değil, yürürlükten kaldırılınca haberdar olmuştur.
11
Örneğin 4628 sayılı kanunun 7. maddesine göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu
üyeleri, 4733 sayılı kanunun 4. maddesine göre Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü
İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu üyeleri göreve başlama ve görevden ayrılma ta-
rihlerinden itibaren bir ay içinde ve görevleri devam ettiği sürece her iki yılda bir,
mal beyanında bulunmak zorundadır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53/f
maddesine göre Kamu İhale Kurulu üyeleri göreve başlama ve görevden ayrılma ta-
rihlerini izleyen bir ay içinde ve görevleri devam ettiği sürece her yıl genel mal
beyanında bulunmak zorundadır. 3984 SK’nın 10. maddesine göre RTÜK üyeleri,
her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına mal bildiriminde bulunurlar.
12
TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 18, 3. Yasama Yılı, 104. Birleşim, s. 39-41.
makaleler Hüsamettin UĞUR
295TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
len imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri hediye kapsamı dışında
tutulmak istenmesidir. Böylece yabancı devlet adamları ve milletlera-
rası kuruluş temsilcileri dışında kalan yabancı özel veya tüzelkişi veya
kuruluşların herhangi birinin vereceği imzalı hatıra fotoğraflarının
çerçeveleri değer itibariyle on aylık net asgari ücreti aşması halinde
2. maddede sayılan kamu görevlileri bir ay içinde kendi kurumlarına
teslim etmek zorundadırlar.
Kanun teklifinde yer almayıp, Adalet Komisyonu’nda eklenen 3.
madde, “yukarıdaki maddede sayılan kamu görevlileri” ifadesiyle başla-
maktadır. Bundan maksat 2. maddede sayılan herkesi (en azından bu
kanun açısından) kamu görevlisi mi kabul etmektedir? Yoksa 2. mad-
dede sayılanlardan sadece kamu görevlilerini mi kastetmektedir? Her
iki sorunun da akla gelmesi mümkün olmakla birlikte biz 3. maddenin
kapsamına 2. maddede sayılan herkesin değil, sadece kamu görevlile-
rinin dahil edilmek istendiği düşüncesindeyiz. Çünkü 2. maddede sa-
yılan herkes 3. madde kapsamına alınmak istenseydi “yukarıdaki mad-
dede sayılan kamu görevlileri” gibi sınırlayıcı bir ifadenin kullanılmaması
gerekirdi. Bir başka deyişle “yukarıdaki maddede sayılanların” denilmesi
yeterliydi. Ayrıca cümlenin sonundaki “kendi kurumlarına teslim etmek
zorundadırlar” ifadesinden de sadece “kamu görevlilerinin” kastedildiği
anlaşılmaktadır. Aksi halde ifade bütünlüğü açısından “kendi kurum,
kuruluş ve şirketlerine teslim etmek zorundadırlar” denilmesi gerekirdi.
Bir gazete sahibinin “kurumundan” değil “şirketinden” söz edilebilir.
Buna göre;
- Yukarıdaki maddede sayılan kamu görevlileri,
- Milletlerarası protokol, mücadele veya nezaket kaideleri uyarın-
ca veya diğer herhangi bir sebeple,
- Yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletle-
rarası hukuk tüzelkişiliklerinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi
bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan,
- Aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan
hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı aldıkları tarihten itibaren bir ay
içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar.
- Ancak, yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş tem-
silcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri bu
madde hükümlerine dahil değildir.
Hüsamettin UĞUR makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
3. maddede “kamu görevlilerine, milletlerarası protokol, mücadele veya
nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple, yabancı devlet-
lerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişilikle-
rinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya ku-
ruluştan; aldıkları hediye veya hibeden” söz edildiğine göre hediye veya
hibenin yurtiçinde veya yurtdışında verilmesi önemli değildir. Önemli
olan hediye veya hibenin yabancı devletlerden, Türk uyruğunda ol-
mayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan verilmiş olma-
sıdır. Bu halde örneğin yurtdışında Türk uyruğunda olan herhangi bir
özel veya tüzelkişi veya kuruluştan verilen hediyeler 3. madde kapsa-
mına girmeyecektir.
Burada neden yurtiçinde veya yurtdışında Türk uyruğunda olan
herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan verilen hediyelerin
kanun kapsamına alınmadığı düşünülebilir.
13
Bütün kamu görevlileri-
ni kapsamasa da 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 29. madde-
sinde
14
Hediye Alma, Menfaat Sağlama Yasağı, 30. maddesinde
15
de De-
netimindeki Teşebbüsten Menfaat Sağlama Yasağı başlığıyla düzenlemeler
mevcut olup anılan kanunun 125. maddesine göre disiplin cezası ge-
rektirmektedir.
Ayrıca 25/05/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Ku-
rulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun’la kurulan Kamu Görevlileri Etik Kurulu, kamu görevlilerinin
görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini ha-
zırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek, etik davranış ilkelerinin ihlâl
edildiği iddiasıyla re’sen veya yapılacak başvurular üzerine gerekli
inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makamlara bildirmek,
kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya
13
Nitekim kanun teklifinin TBMM’de görüşülmesi sırasında yurt içinde alınan hedi-
yelerin de kanun kapsamına alınmaması eleştirilmiştir.
14
Madde 29 - Devlet memurlarının doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye iste-
meleri ve görevleri sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı ile hediye kabul
etmeleri veya iş sahiplerinden borç para istemeleri ve almaları yasaktır.
(Ek
fıkra: 25/05/2004 -5176 S.K./9. m.) Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma
yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst
düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı
sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.
15
Madde 30 - Devlet memurunun, denetimi altında bulunan veya kendi görevi veya
mensup olduğu kurum ile ilgisi olan bir teşebbüsten, doğrudan doğruya veya aracı
eliyle her ne ad altında olursa olsun bir menfaat sağlaması yasaktır.
makaleler Hüsamettin UĞUR
297TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
yaptırmak ve bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmakla görevli
ve yetkili olup (3. madde), bu kanunun 7. maddesinin verdiği yetkiye
dayanılarak hazırlanan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Baş-
vuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin
16
2/1. maddesinde sayılan
genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi te-
şebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların
birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum,
enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün
kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile
kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli için 15. madde-
de hediye alma ve menfaat sağlama yasağı getirilmiştir.
Kanunun 4. maddesinde “haksız mal edinme” tanımlanmıştır. Buna
göre, kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilme-
yen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun
olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar,
bu kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır. Dikkati çeken
husus ispat külfetinin haksız mal edindiği suçlaması ile karşı karşı-
ya kalan kişiye yüklenmesidir. Sanık malvarlığını kanuna veya genel
ahlaka uygun olarak edindiğini ispat edecektir. Aynı şekilde sosyal
yaşantısının ve harcamalarının kanuna veya genel ahlaka uygun gelir-
leriyle paralel olması, örtüşmesi gerekir. Aksi durumda bu kanunun
uygulanmasında haksız mal edinmiş sayılacaktır.
“Mal Bildirimleri” başlıklı 2. bölüm, “Bildirimin Zamanı” başlıklı 5.
madde
17
ile başlamakta ve mal bildirimine konu olacak mal varlıkları
ile miktarı düzenlenmiştir.
6. maddede bildirimin zamanı, 7. maddede bildirimin yenilenme-
si, 8. maddede bildirimlerin verileceği merciler, 9. maddede ise bildi-
rimlerin gizliliği düzenlenmiştir.
18
16
Resmi Gazete tarihi: 13/04/2005, sayısı: 25785.
17
“Madde 5 - Bu kanun kapsamına giren görevlilerin kendilerine, eşlerine ve velayetleri al-
tındaki çocuklarına ait bulunan taşınmaz malları ile görevliye yapılan aylık net ödemenin,
ödeme yapılmayan görevlilerin ise, 1. derece devlet memurlarına yapılan aylık net ödemenin
beş katından fazla tutarındaki her biri için ayrı olmak üzere, para, hisse senetleri ve tahviller
ile altın, mücevher ve diğer taşınır malları, hakları, alacakları ve gelirleriyle bunların kay-
nakları, borçları ve sebepleri mal bildiriminin konusunu teşkil eder.”
18
Kanun teklifi TBMM’de görüşülürken kamu görevlilerinin kamuoyunun deneti-
minde kalması, edindikleri malları kamuoyunun denetimine sunmaları isteniyorsa;
yasadan beklenen amacın sağlanması için mal bildirimlerinin gizli değil alenilik
ilkesi gereği kamuya açık tutulması gerektiği aksi halde iki bildirim arasındaki far-
Hüsamettin UĞUR makaleler
298TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Kanunda Yazılı Suçlar ve Cezaları
3628 sayılı kanunun 3. bölümünde ceza hükümleri düzenlenmiş-
tir.
- 10. maddesinde, 6. maddede belirtilen sürelerde mal bildiriminde
bulunmayana bildirimlerin verileceği mercilerce ihtarda bulunulması-
na rağmen ihtarın kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde ma-
zeretsiz olarak bildirimde bulunmamak (1. fıkra), soruşturma ile ilgili
olarak verilen süre zarfında mal bildiriminde bulunmamak (2. fıkra)
- 11. maddesinde, “gerçeğe aykırı açıklama” başlığı altında mal bil-
diriminin muhtevası hakkında 9. maddeye aykırı davranmak suçuna
yer verilmiştir (2. fıkraya göre bu fiilin basın yoluyla işlenmesi halinde
verilecek ceza yarı oranında artırılır).
9. maddeye göre;
“Mal bildirimleri, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla
bildirimde bulunanın özel dosyasında saklanır. Bildirimlerin içeriği hakkın-
da, 20. madde hükmü dışında hiçbir şekilde açıklama yapılamaz ve bilgi ve-
rilemez. Ayrıca mal bildirimlerindeki bilgiler ve kayıtlar esas alınarak içeriği
hakkında yayında bulunulamaz.”
Görüleceği gibi 9. maddeye göre bildirimlerin gizliliği esas olup,
bu konuda her türlü açıklama yapılması, bilgi verilmesi, içeriği hak-
kında yayında bulunulması yasaklanmıştır. Verilen bilgi, yapılan
açıklama ve yayın doğru olsa da suç oluşacaktır. Ancak 11. maddede,
mal bildiriminin muhtevası hakkında 9. maddeye aykırı davranmak
eylemi suç olarak tanımlandığı halde maddenin “gerçeğe aykırı açıkla-
ma” şeklindeki başlığı karışıklığa neden olmaktadır. Çünkü yetkili kişi
veya mercilerce istenen bilgileri eksiksiz vermek zorunluluğu 20. mad-
dede suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlanmıştır. Bu haliyle kötü
düzenlenmiş bir maddedir.
19
- 12. maddesinde, kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği
takdirde gerçeğe aykırı bildirimde bulunmak,
kın, artışın yeterince denetlenemeyeceği, bu haliyle de rüşvet ve yolsuzlukla müca-
dele edilemeyeceği yönünde eleştiriler yapılmıştır. TBBM Tutanak Dergisi, Dönem
18, 3. Yasama Yılı, 104. Birleşim, s. 20-23.
19
Gündel, Ahmet, Asliye Ceza Davaları, 2. Baskı, Ankara 2000, s. 1167.
makaleler Hüsamettin UĞUR
299TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
- 13. maddesinde, kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği
takdirde haksız mal edinmek (2. fıkraya göre haksız edinilen malı ka-
çıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.)
-20. maddesinde,
20
(12/12/2003 tarih ve 5020 S.K./14. m. ile deği-
şik) özel kanunlarında aksine bir hüküm bulunsa bile ilgili gerçek veya
tüzel kişilerin veya kamu kurum ve kuruluşlarının; bu kanuna göre
takip, soruşturma ve kovuşturmaya yetkili kişi, Maliye Bakanlığı Baş
Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü veya temsilcisi
ve bu kanundaki diğer mercilerce istenen bilgileri gecikmeksizin ma-
kul sürede eksiksiz vermek zorunluluğuna aykırı hareket etmek suç-
ları düzenlenmiştir. Aksine davranan kişiler hakkında bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası verilir. Bu ceza, para cezasına veya tedbirlerden
birine çevrilemez ve ertelenemez.
Kanunun 3. maddesinde sayılan kamu görevlilerinin, milletlera-
rası protokol, mücadele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer
herhangi bir sebeple, yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlar-
dan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişiliklerinden, Türk uyruğunda
olmayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan; aldıkları
tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan hediye veya
hibe niteliğindeki eşyayı aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi
kurumlarına teslim etme zorunluluğu getirilmesine rağmen kanunda
bunun yaptırımına yer verilmediği görülmektedir. Çünkü 3. madde
kapsamındaki hediyeler bizatihi 4. maddede ifade edilen kanuna veya
genel ahlaka aykırı mallar olmadığına göre, mal bildiriminde bulun-
mama veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma suçuna konu olmadığı
sürece salt kendi kurumlarına teslim edilmemesinin yaptırımının ka-
nunda düzenlenmediği görülmektedir.
3628 Sayılı Kanuna Göre Verilen Cezalar ve Özellikleri
Kanunun 16. maddesinin başlığı “Tecil, Paraya Çevirme ve Ön Öde-
me Yasağı” olup buna göre bu bölümde (3. bölümdeki 10 ila 16. mad-
20
20. maddenin 5020 sayılı kanunla değişmeden önceki hali: “Özel kanunlarında ak-
sine bir hüküm mevcut olsa bile ilgili kişiler özel veya kamu kuruluşları bu kanuna göre
soruşturma ve kovuşturmaya yetkili kişi veya mercilerce istenen bilgileri eksiksiz vermek
zorundadır. Aksine davranan kişiler hakkında üç aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.”
şeklinde idi.
Hüsamettin UĞUR makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
delerde) yazılı olan cezalar 10. maddenin birinci fıkrası hariç tecil edi-
lemez, şahsi hürriyeti bağlayıcı olanlar para veya tedbire çevrilemez,
failleri hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesi hükümleri uy-
gulanamaz. Bir başka ifadeyle 10. maddenin birinci fıkrasında düzen-
lenen 6. maddede belirtilen sürelerde mal bildiriminde bulunmayana
bildirimlerin verileceği mercilerce ihtarda bulunulmasına rağmen ih-
tarın kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde mazeretsiz olarak
bildirimde bulunmamak suçuna öngörülen üç aya kadar hapis cezası
dışında kalan diğer cezalar (10. maddenin 2. fıkrası ile 11 ve 12. mad-
deleri uyarınca verilecek hürriyeti bağlayıcı cezalar) için erteleme, para-
ya çevirme ve ön ödeme yasağı getirilmiştir.
Kanun teklifinde erteleme, paraya çevirme ve ön ödeme yasağı için
bir istisna öngörülmemesine rağmen TBMM Adalet Komisyonu’nda
madde metni 10. maddenin birinci fıkrası hariç tutulacak şekilde dü-
zenlenmiştir.
Maddenin yazılış tarzı 10. maddenin birinci fıkrasının
sadece erteleme yasağı kapsamında bırakıldığı şeklinde anlaşılmaya
müsait olsa da madde gerekçesinden anlaşılacağı gibi erteleme, paraya
çevirme ve ön ödeme yasağı 3. bölümdeki bütün cezalar içindir. Yargı-
tay 7.CD’nin uygulaması da bu yöndedir.
21
Kanunun 15. maddesine göre ise, 11 ve 12. maddeler hükümleri
ile cezalandırılanlara ceza süresi kadar; 13. madde hükmüne göre ce-
zalandırılanlara müebbetten kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası
hükmolunacaktır.
Zoralım açısından da 14. maddede açık ve ayrıntılı düzenlemeye
gidilmiştir. Buna göre haksız edinilmiş olan malların zoralımına hük-
molunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün hak-
sız mal edinme konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın müm-
kün olmadığı hallerde haksız edinilen değere eşit bedelinin hazineye
ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
21
Sanığın eyleminin 3628 sayılı yasanın 10/1. maddesinde belirtilen suçu oluşturdu-
ğu ve anılan maddede öngörülen cezanın tür ve miktarı da dikkate alınıp sanığa
TCK’nın 119. maddesi gereğince ön ödeme ihtaratında bulunulup sonucuna göre bir
karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi, Yargıtay 7.CD’nin 21.12.2006
tarih, 2004/6397 E., 2006/19430 sayılı karar; Ayrıca 11.05.2001 tr., 2001/7234-8585
sayılı karar.
makaleler Hüsamettin UĞUR
301TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Kanunda Yazılı Suçlardan Dolayı Soruşturma Usulü
3628 sayılı kanunun dördüncü bölümünde soruşturma usulü yer
almaktadır. 17. maddesine göre;
22
“(Değişik fıkra: 12/12/2003 - 5020 S.K./12. m.) Bu kanunda ve 18/06/1999
tarihli ve 4389 sayılı
23
Bankalar Kanunu’nda yazılı suçlarla, irtikap, rüşvet,
basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık,
resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarının açıklanması
veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak et-
mekten sanık olanlar hakkında 02/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygu-
lanmaz.
Yukarıdaki fıkra hükmü müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında
uygulanamaz.
Görevleri veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne
tabi olan sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklıdır.”
02.12.1999 tarih ve 4483 sayılı kanunun 2/2. maddesinde de “gö-
revleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi
olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda
gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır”
düzenlemesine yer verilerek daha genel olan ve daha sonra yürürlüğe
giren bu kanunun 3628 sayılı kanunun 17. maddesini yürürlükten kal-
dırdığı düşüncesi engellenmiştir.
Böylece müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar ile görevleri veya
sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan
(Hakim ve Cumhuriyet savcıları, Yüksek Mahkeme üyeleri ve baş-
kanları gibi...) sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklı olmak kaydıyla
maddede sayılan suçlar yönünden 4483 sayılı kanun hükümleri uygu-
22
17. maddenin 1. fıkrasının 5020 sayılı kanunla değişmeden önceki hali “Bu kanunda
yazılı suçlarla, irtikap, rüşvet, ihtilas ve zimmeti para geçirme, görev sırasında veya göre-
vinden dolayı kaçakçılık, resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarının
açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak etmek-
ten sanık olanlar hakkında Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümleri
uygulanmaz” şeklinde idi.
23
4389 sayılı Bankalar Kanunu 19.10.2005 tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile
yürürlükten kaldırılmış olup 5411 sayılı kanunun 169. maddesine göre “Diğer ka-
nunlarda mülga 3182 sayılı Bankalar Kanunu ve bu kanunla yürürlükten kaldırılan 4389
sayılı Bankalar Kanununa yapılan atıflar bu kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılır.”
Hüsamettin UĞUR makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
lanmayacak ve Cumhuriyet savcılığınca doğrudan soruşturma yapıla-
bilecektir.
Cumhuriyet savcısı, kamu davası açılmadan önce haksız edinildi-
ği yolunda delil veya emare elde edilen para veya mal ile ilgili tedbirin
alınmasını görevli mahkemeden veya para veya malın bulunduğu yer
hukuk mahkemesinden isteyebilecektir (19/3. m.).
Bu kanunda yazılı suçların asker kişiler tarafından işlenmesi ha-
linde soruşturmaları askeri savcılar tarafından bu kanun hükümlerine
göre yürütülecektir (21. madde).
18. maddede suçun ihbarı, kamu davasına katılma ve 17. maddede
yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve muhak-
kiklerin durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet başsavcılığına ihbar ve
evrakı tevdi etmemeleri, bir başka ifadeyle ihmali davranışla görevi kö-
tüye kullanmaları halinde
24
bunlar hakkında yapılacak soruşturmada
da 4483 sayılı kanun hükümlerinin uygulanmayacağı vurgulanmıştır.
Bunun için de Cumhuriyet başsavcılığı, müfettiş ve muhakkikler tara-
fından kendisine tevdiine lüzum görülmese bile evrakın ilgili olduğu
iş hakkında soruşturma yapmak üzere gerekçe göstererek evrakı ait
olduğu merciden isteyebilecek ve fail 4483 sayılı kanuna tabi bir kamu
görevlisi olsa da 4483 sayılı kanuna tabi olmaksızın genel hükümler
uyarınca soruşturma ve kovuşturma yapabilecektir.
Kanunun 19. maddesindeki, “Cumhuriyet savcısı 17. maddede sayı-
lan suçların işlendiğini öğrendiğinde, sanıklar hakkında doğrudan doğruya
ve bizzat soruşturmaya başlamakla beraber, durumu atamaya yetkili amirine
veya yasanın 8. maddesinde gösterilen mercilere bildirir” hükmüyle Cum-
huriyet savcısına memurlar tarafından işlenen ve bu kanunda sayılan
suçlar yönünden izin almadan sadece durumu atamaya yetkili amiri-
ne veya 8. maddede sayılan mercilere bildirmek şartıyla iddianame ile
dava açabilme yetkisi verilmiştir. Böylelikle bu suçlar yönünden “izin”
sistemi terk edilerek “bildirim” sistemine geçilmiştir.
25
24
Gökcan, Hasan Tahsin; Artuç, Mustafa; Ceza ve Usul Hukukunda Kamu Görevlisi
Kavramı ve Özel Soruşturma Usulleri, Ankara 2007, s. 413.
25
Yargıtay CGK’nın 17.02.2004 tarih, 2004/2-10 Esas, 2004/40 sayılı kararı.
makaleler Hüsamettin UĞUR
303TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Kamu Davasına Katılma
3628 sayılı kanunun 18. maddesine birinci fıkradan sonra gelmek
üzere 5020 sayılı kanunla eklenen fıkraya göre;
“(Ek fıkra: 12/12/2003 -5020 S.K./3. m.) Yukarıdaki fıkraya göre yapılan
ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, Ma-
liye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ile
varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. Hazine avukatı-
nın yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde
müdahil sıfatını kazanır.”
3628 sayılı kanunda, 5020 sayılı kanunla değişiklik yapılmadan
önce de Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin yerleşmiş kararlarında CMUK’nın
365. (CMK 237) maddesine göre usulüne uygun bir şekilde talepte bu-
lunulması halinde Maliye Bakanlığı’nın (Hazine) açılan davalara mü-
dahil olarak katılması, diğer kurum ve kuruluşlar ile özel kişilerin ise
müdahil olamayacağına dair kararları istikrar kazanmıştır.
26
5020 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucu ise Maliye
Bakanlığı’nın (Hazine) yazılı başvuruda bulunması halinde, ayrıca bir
katılma kararına gerek olmaksızın başvuru tarihinde yasal olarak mü-
dahil sıfatını kazanacaktır. Ancak 5020 sayılı kanunla eklenen 2. fık-
radaki “yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet baş-
savcılığınca, ...varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir”
cümlesi Maliye Bakanlığı (Hazine) dışındaki kurum veya kuruluşları
sadece bilgilendirmek amacını mı taşımaktadır, yoksa Hazine’nin ya-
sal müdahilliği yanında ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına, perso-
nelleri hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz hakkı tanımak ve
iddianame ile açılan kamu davasına katılma imkanı sağlamak mıdır?
Takipsizlik kararına itiraz ve kamu davasına katılma hakkı 1412 sayılı
CMUK’nın 165 (CMK 173) ve 365. (CMK 237) maddelerine göre suçtan
26
“Suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen müşteki İçişleri Bakanlığının yasaya aykırı ola-
rak müdahilliğine karar verilmiş bulunması hükmü temyize hak bahşetmeyeceğinden müş-
teki İçişleri Bakanlığı vekilinin temyiz inceleme talebinin CMUK’nın 317.maddesi uyarınca
istem gibi Reddine,”
“Suçtan
doğrudan doğruya zarar görmemiş olan Milli Savunma Bakanlığı’nın davaya ka-
tılma hakkı bulunmadığından temyiz isteğinin 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi gereğince
yürürlükte bulunan CMUK’nın 317. maddesi uyarınca Reddine,”
“Davaya
müdahale dilekçesi veren Sadık Avundukluoğlu’nun suçtan doğrudan doğruya
zarar görmediği cihetle, yerel mahkemenin müdahale talebinin reddine ilişkin kararı yerinde
bulunduğundan, bu sebeple temyiz isteğinin CMUK’nın 317. maddesi gereğince Reddine,”
Hüsamettin UĞUR makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
zarar görenlere tanınmış olup yukarıda belirtildiği gibi Yargıtay Özel
Dairesi’ne göre bu suçlardan Hazine dışındaki kimselerin doğrudan
doğruya zarar gördüğü kabul edilmemektedir.
27
Ancak amaç sadece bilgilendirmek ise bir sonraki madde olan 19.
maddenin 1. fıkrasındaki “Cumhuriyet savcısı 17. maddede yazılı suçla-
rın işlendiğini öğrendiğinde sanıklar hakkında doğrudan doğruya ve bizzat
soruşturmaya başlamakla beraber durumu atamaya yetkili amirine veya 8.
maddede sayılan mercilere bildirir” hükmü bu bilgilendirmeyi zaten sağ-
lamaktadır.
5020 sayılı kanunla aynı zamanda 08.01.1943 tarihli ve 4353 sayı-
lı Maliye Vekaleti Baş Hukuk Müşavirliği’nin ve Muhakemat Umum
Müdürlüğü’nün Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine...
dair kanunda da değişiklik yapılarak 4353 sayılı kanunun 2. maddesi-
ne aşağıdaki (G) bendi eklenmiştir:
“G. 19/04/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması,
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 17. maddesinin birinci fık-
rasındaki suçlardan genel bütçeli daireleri ilgilendirenlerin ceza davalarını ve
özel kanun hükümlerine göre Hazine alacağı sayılan alacakları dava, takip,
müdafaa ve tahsil etmek, vazifeleriyle mükelleftir.”
4353 sayılı kanunun 2. maddesinin Hazine Hukuk Müşavirliği’ni,
özel kanunlarla verilen görev ve işler dışındaki işleri altı bent halinde
sayarken 5020 sayılı kanunla yedinci bent olarak 3628 sayılı kanunun
17. maddesinin birinci fıkrasındaki suçlardan genel bütçeli daireleri
28
ilgilen-
direnlerin ceza davalarını da takip ve müdafaa etmekle görevlendirmiştir.
Bütün bu yasal düzenleme ve değişiklikler sonucu olarak denile-
bilir ki; 3628 sayılı kanunun 17. maddesinin birinci fıkrasında sayılan
suçlar nedeniyle 5020 sayılı kanunla yapılan değişikliklerin yürürlüğe
girdiği 26.12.2003 tarihinden itibaren; 3628 sayılı kanunun 17. madde-
27
Örnek olarak; S.S.K Genel Müdürlüğü’nün (2002/5822) Kara Yolları Genel
Müdürlüğü’nün (2005/5236), Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Ge-
nel Müdürlüğü’nün (2001/4008), Orman Genel Müdürlüğü’nün (2001/3092),
Gümrük İdaresi’nin (2005/20991) İSKİ Genel Müdürlüğü’nün (2000/17197), PTT
İdaresi’nin (2002-16816), Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin (2007/702) Yüksek Öğretim
Kurumu’nun (2004/9368) karar numaraları verilen dosyalarda müdahil olamaya-
cakları gerekçesiyle Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nce temyiz talepleri reddedilmiştir.
28
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ek (I) sayılı cetvelinde
gösterilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleridir.
makaleler Hüsamettin UĞUR
305TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sinin birinci fıkrasında yazılı suçlardan açılan davalara Hazine avu-
katının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, ayrıca
bir karar verilmesine gerek olmaksızın başvuru tarihinde yasal olarak
katılan sıfatını kazanacaktır.
29
3628 Sayılı Kanunun Uygulanmasında Yaşanan Bazı Sorunlar
Olmayan Malı Mal Bildiriminde Göstermek Suç mudur?
3628 sayılı kanunun “Bildirimin Zamanı” başlıklı 6. maddesine göre
Mal Bildirimlerinin; Bu kanun kapsamındaki göreve atanmada, seçil-
mede, mal varlığında önemli bir değişiklik olduğunda, görevin sona
ermesi halinde, 1 ay içinde, seçimle gelinen görevlerde seçimin kesin-
leşmesi tarihini izleyen iki ay içinde, verilmesi zorunludur.
“Bildirimin Yenilenmesi” başlıklı 7. maddede ise “bu kanun kapsa-
mındaki görevlere devam edenler, sonu (0) ve (5) ile biten yılların en geç şubat
ayı sonuna kadar bildirimlerini yenilerler” hükmü mevcuttur.
Böylece her iki maddede gerek göreve başlarken ve görevden ayrı-
lırken belli sürelerde, gerekse görevin devamı süresince sonu (0) ve (5)
ile biten yıllarda kanunun 2. maddesinde sayılanların mal bildirimin-
de bulunması zorunludur. 12. maddede ise “gerçeğe aykırı bildirimde
bulunmak” suçuna hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür. 4. madde-
de “haksız mal edinmenin” tarifi yapıldığı gibi “gerçeğe aykırı bildirimde
bulunmanın” bir tanımı yapılmadığına göre hangi bildirimin “gerçeğe
aykırı bildirim” olduğunu her olayın özelliğine göre kanunun uygula-
yıcıları değerlendirip takdir edecektir. Doğru olan da budur. Çünkü
ceza kanunları soyut ve geneldir. Somut olayların kanundaki suç tipi-
ne uyup uymadığına kanunu uygulayanlar karar verecektir.
29
4389 sayılı Bankalar Kanunu (Mülga) ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda yazılı
suçlar nedeniyle yapılan soruşturmalar neticesinde açılan kamu davalarında, kuru-
mun (BDDK) veya fonun (TMSF) başvuruda bulunması hâlinde, bunların başvuru
tarihinde katılan sıfatını kazanacakları hükme bağlanmış olup (4389 SK’nın 24/1,
5411 SK’nın 162/1. maddeleri), gerek 3628 sayılı gerekse 4389 sayılı kanunlarda
5020 sayılı kanunla yapılan bu değişiklikler 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 5411
sayılı Bankacılık Kanunu yönünden birbiriyle çelişmektedir. Çünkü 3628 sayılı ka-
nunun 18/1. maddesinde Maliye Bakanlığı’nın (Hazinenin) başvuru sonucu müda-
hil olacağı düzenlenmişken, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 5411 sayılı Bankacılık
Kanunu yönünden kurum (BDDK) veya fonun (TMSF) ) başvuru sonucu müdahil
olacağı hükme bağlanmıştır.
Hüsamettin UĞUR makaleler
306TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçu çeşitli şekillerde
karşımıza çıkabilir. Örneğin mevcut bir malvarlığı hiç gösterilmeyerek
veya değeri olduğundan düşük gösterilerek işlenebileceği gibi ger-
çekte olmayan bir malvarlığının varmış gibi gösterilmesi suretiyle de
işlenebilir. Birinde gerçekte olanın bildirilmemesi, ikincisinde gerçek-
te olmayanın bildirilmesi söz konusudur ve her iki olayda da ortak
payda “gerçeğe aykırı bildirim”dir. Olmayan bir mal neden bildirilsin
veya böyle bir davranışın bildirimde bulunana faydası nedir diye so-
rulabilir? Uygulamada gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak ve
haksız mal edinmek suçlarının birlikte görüldüğü davalarda; haksız
mal edinmek suçlamasına karşılık genellikle afaki savunmalarda bu-
lunularak, gerçekte olmayan ve aksinin ispatı zor olan kaynaklar gös-
terilmektedir. Yasal ve ahlâki gelirlerle edinilemeyecek malvarlığı için
nişanda veya düğünde takılan takılar, çocuğunun sünnetinde verilen
hediyeler, gayri resmi ve belgesiz olarak on parmakta on marifetle
yapılan işlerden edinilen gelirler, her hangi bir tapu kaydı ve veraset
belgesine dayanmayan yüklü miraslar kaynak olarak gösterilebilmek-
tedir.
Nasıl ki kanunun 4. maddesinde “haksız mal edinme” tanımlanır-
ken ispat külfeti haksız mal edindiği suçlaması ile karşı karşıya kalan
kişiye yüklendiğinden malvarlığını kanuna veya genel ahlaka uygun
olarak edindiğini, bir başka ifadeyle haksız mal edinmediğini şüphe-
li/sanık kişi ispat edecektir. Aynı şekilde “minareyi çalan kılıfı hazırlar”
misali ileride haksız olarak edinilecek malların hesabı sorulduğunda
önceden verilen gerçeğe aykırı bildirim ile gerçekte olmayan malvar-
lığı kaynak olarak gösterilecektir. Bu halde gerçekte olmayan malın
bildirim konusu edilmesi halinde 12. maddede düzenlenen suçun olu-
şacağı düşüncesindeyiz.
Olmayan veya olduğundan fazla borç veya alacağın bildirilmesi
de gerçeğe aykırı bildirimde bulunmak suçunu oluşturacaktır.
13. Maddenin 2. Fıkrasındaki Suçun Faili
3628 sayılı kanunun 13. maddenin 1. fıkrasında “kanunun daha ağır
bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar
hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir”
denildikten sonra 2. fıkrasında “Haksız edinilen malı kaçıran veya gizle-
makaleler Hüsamettin UĞUR
307TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
yene de aynı ceza verilir” hükmüne yer verilmiştir. Burada 2. fıkrada be-
lirtilen haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyen kim veya kimlerdir
sorusu önem kazanmaktadır.
Bu konuda öncelikle kanunun “Amaç” başlıklı 1. maddesine bakıl-
malıdır. 1. maddeye göre;
“Bu kanunun amacı, rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele cümlesinden ola-
rak; bu kanunda sayılanların mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin
yenilenmesini, mal edinmelerin denetimiyle, haksız mal edinme veya gerçeğe
aykırı bildirimde bulunma halinde uygulanacak hükümleri, bu kanunda belir-
lenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hakkın-
da takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir.”
Görüldüğü gibi maddede “bu kanunda sayılanların... Bu kanunda be-
lirlenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hak-
kında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir” şeklindeki ifadeyle iki
önemli ipucu verilmektedir.
Birincisi “bu kanunda sayılanlar” ifadesi bizi 2. maddeye gönder-
mektedir. Gerçekten de 2. maddede “mal bildiriminde bulunacaklar” baş-
lığı altında kamu görevlisi olmayan birçok kişi de kanun kapsamında
tek tek sayılarak mal bildiriminde bulunmak zorunda tutulmuştur.
Bu zorunluluğun doğal sonucu olarak da 2. maddede sayılan herke-
sin aynı zamanda bu kanunun 3. bölümünde sayılan suç ve cezaların
muhatabı olmasıdır.
1. maddedeki ikinci ipucu ise “kamu görevlileri ve suç ortakları” ifa-
desidir. Buradan da kamu görevlisi yanında kamu görevlisi olmayan
kimselerin de bu kanunda belirlenen (17. maddesinin 1. fıkrasında sa-
yılan) suçların ortağı olabilecekleri anlaşılmaktadır. Zaten
17. maddesinin 1. fıkrasında da bu husus açıkça ifade edilmiştir:
“(Değişik fıkra: 12/12/2003 -5020 S.K./12. m.) Bu kanunda ve 18/06/1999
tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nda yazılı suçlarla, irtikap, rüşvet,
basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık,
resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarının açıklanması
veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak et-
mekten sanık olanlar hakkında 02/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygu-
lanmaz.”
Hüsamettin UĞUR makaleler
308TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
13. maddenin 2. fıkrasının yazım tarzından da 3. kişilerin bu suçun
faili olabileceği anlaşılmaktadır. Çünkü 13. maddede “kaçırma ve gizle-
me fiilinden” değil, “kaçıran ve gizleyen failden” “de” söz edilmektedir.
Aksi halde bu suç tek fıkra halinde düzenlenebilirdi.
Sonuç olarak 13. maddede hem haksız mal edinen hem de bu ni-
teliğini bilerek haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyen kimse aynı
ceza ile cezalandırılmaktadır.
30
Peki, 13. maddenin 1. fıkrasındaki haksız mal edinme suçunun fai-
li aynı zamanda 2. fıkradaki haksız edinilen malı kaçırmak veya gizle-
mek suçunun faili olabilir mi?
Bu konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun’da gündemine gelmiş-
tir.
Yargıtay C. başsavcılığının özel dairenin bir kararına karşı “haksız
edinilip gizlenen her mal yönüyle ayrı ayrı suçun oluşacağına” dair itirazı
üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca sanığın sabit olan eyleminin
3628 sayılı yasanın 13 maddesinin 1. fıkrasına mı yoksa 2. fıkrasına
mı uyduğu hususu değerlendirilirken, oyçokluğuyla verilen kararın
bu konuyla ilgili kısmı önemine binaen karşı görüşle birlikte aşağıya
aynen alınmıştır:
“Maddenin birinci fıkrasındaki suç, bu yasanın kapsamına giren görev-
lerde bulunan kişilerin haksız mal edinmesi ile oluşur. Üçüncü kişilerin bu
suçu işlemesi, suça katılma hükümleri haricinde olanaksızdır. Haksız mal
edinme kavramı ise, yasanın 4. maddesinde, yasaya veya genel ahlaka uy-
gun olarak sağlandığı ispat edilemeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı
bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde
ortaya çıkan artışlar olarak açıklanmıştır.
Hayatın doğal akışı gereği, haksız edinilen malın gizlenmesi söz konusu-
dur. Haksız mal edinme, dolayısıyla bünyesinde gizlemeyi de barındırmakta-
dır.
Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç ise, haksız edinilen malı kaçı-
ran ve gizleyenleri de birinci fıkra uyarınca cezalandırmayı gerektirmektedir.
Bu suç, ancak üçüncü kişiler tarafından işlenebilen bir suçtur. Birinci fıkra-
daki suçun faili olan haksız mal edinen kişi, bu suçun faili olamaz. Nitekim
maddede yer alan “de” eki, bu durumu vurgulamaktır. Bu suretle yasa koyu-
30
Aynı görüşte, Gündel, Ahmet, a. g. e., s. 1169.
makaleler Hüsamettin UĞUR
309TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
cu, haksız edinilen malın üçüncü kişilerce kaçırılması veya gizlenmesi eylem-
lerini engellemeyi amaçlamıştır.
Somut olayda sanığın yaptığı görev sırasında haksız mal edindiği iddia
ve kabul edildiğine göre, eylemi 3628 sayılı yasanın 13. maddesinin 1. fıkra-
sında düzenlenen suça uymaktadır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı, “3628 sayılı yasa, bel-
li görevlerde bulunan kişilerin yolsuzluk yapmalarının önlenmesi amacı ile
çıkartılmış özel bir yasadır. Nitekim yasanın genel gerekçesinde ve “Amaç”
başlığını taşıyan 1. maddesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. O halde bu
yasadaki suçların failleri, öncelikle bu yasada sayılan görevlerde bulunan kim-
seler olacaktır. Sayılan görevliler dışında kalan üçüncü kişilerin bu yasadaki
suçların faili olması ancak istisnai hallerde söz konusu olabilecektir.
Yasanın 13. maddesinin her iki fıkrasında düzenlenen suçlar, ayrı mad-
di unsurları içermektedir. Birinci fıkrada haksız mal edinme, ikinci fıkrada
haksız edinilen malın kaçırılması veya gizlenmesi eylemleri yaptırım altına
alınmaktadır. Haksız mal edinen bir kimsenin, bu malı kaçırması veya gizle-
mesi halinde bu eyleminin cezalandırılmayacağını söylemek, yasa koyucunun
yukarıda açıklanan amacı ile çelişecektir. Kaldı ki, haksız mal edinme ani suç
niteliğinde olduğundan, malın haksız edinilmesi ile suç tamamlanacağı için
dava zamanaşımı bu tarihten başlayacak, malın kaçırılması veya gizlenmesi
mütemadi bir suç olduğu için temadinin tamamlandığı veya kesildiği tarihte
suç tamamlanacağı için dava zamanaşımı da bu tarihten itibaren işlemeye
başlayacaktır. Bu durumda uygulamada çok zaman, asli maddi fail duru-
mundaki haksız mal edinen kişinin hakkındaki dava zamanaşımına uğrarken,
onun eylemine haksız edinilmiş malı gizleme yöntemiyle katılan üçüncü ki-
şinin hakkındaki dava zamanaşımına uğramayacaktır. İkinci fıkradaki suçun
yalnızca üçüncü kişiler tarafından işlenebileceğinin kabulü halinde asıl fa-
ilin cezalandırılamadığı yerde, ona yardımcı olan kişilerin cezalandırılması
söz konusu olacaktır ki, bu ceza adaletiyle bağdaşmayacaktır. Bu nedenle 13.
maddenin birinci fıkrasındaki suçun failinin, ikinci fıkradaki suçun faili de
olabileceği kabul edilmelidir.
Somut olayda sanık hakkında düzenlenen iddianamede yüklenen suç,
haksız mal edinme ve gizleme olarak nitelendirilmiş, Yerel Mahkeme’de sa-
nığın haksız edindiği malı bildirmeyerek gizlediği kabul edilmiştir. Gerekçeli
karardaki kabul ve sanığın sabit kabul edilen eylemi malın gizlenmesidir. Bu
itibarla sanığın eylemi, 13. maddenin 2. fıkrasındaki suçu oluşturur” görü-
şüyle;
Hüsamettin UĞUR makaleler
310TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Diğer Kurul Üyeleri de bu görüşe katılarak;
Kurul Üyelerinden Z. Aslan ise, “13. maddenin birinci fıkrasındaki su-
çun faili, ikinci fıkrada düzenlenen suçun da faili olabilir. Somut olayda sanı-
ğın eylemi her iki fıkradaki suça da uymakta olduğundan, her iki suçtan da ce-
zalandırılmalıdır” görüşüyle ve farklı gerekçeyle karşı oy kullanmışlardır.”
31
Görüldüğü gibi Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun çoğunluk görü-
şüne göre, hayatın doğal akışı gereği, haksız edinilen malın gizlenmesi
söz konusu olup dolayısıyla bünyesinde gizlemeyi de barındırmakta-
dır. Bu kabul temelde doğru olmakla birlikte olaylar her zaman bu şe-
kilde gelişmemektedir. Haksız mal edinen bir kimse pekâlâ daha fazla
dikkat çekmemek için yasal ve ahlaki gelirleriyle birlikte haksız edin-
diği mallarını da bildirebilir. Birçok dosyada da karşımıza ayrı suçlar
olarak çıkmaktadır. 13. maddede görüleceği gibi haksız mal edinmek
ile haksız edinilen malı kaçırmak veya gizlemek, öngörülen ceza aynı
olsa da ayrı suçlar olarak düzenlenmiştir. Karşı oy gerekçesinde belir-
tildiği gibi, ikinci fıkradaki suçun yalnızca üçüncü kişiler tarafından
işlenebileceğinin kabulü halinde asıl failin cezalandırılamadığı yerde,
ona yardımcı olan kişilerin cezalandırılması söz konusu olacaktır ki,
bu ceza adaletiyle bağdaşmayacaktır. Fakat bu adaletsiz durumun bir
nedeni de haksız mal edinme suçunu ani suç ve suç tarihini malın edi-
nim tarihi kabul edilmesi sonucu, gerçekleşen dava zamanaşımı nede-
niyle faillerin cezasız kalmasıdır.
Suç Tarihi Zamanaşımı ve Müsadere Hususu
Bu çalışmanın amacı ve kapsamını aşacak şekilde açıklamalara yer
vermeden 3628 sayılı kanunun uygulamasına dikkatleri çekmek isti-
yoruz. Bir önceki başlık altında kısmen yer verilen Yargıtay Ceza Ge-
nel Kurulu Kararı’nın bu konuyla ilgili öğretideki görüşlere yer veren
kısmını da öneminden ötürü aynen aktarmakta fayda görüyoruz:
“765 sayılı TCY’nin 79. maddesinde yer alan fikri içtima hali, maddede;
“İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan
en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırılır.” şeklinde düzen-
lenmiştir. Bu düzenleme ile her aykırılığın ayrı bir suç teşkil etmesi ve failin
suç sayısınca cezalandırılmasına ilişkin temel ilkeden ayrılınmış, tek eylem ile
31
Yargıtay CGK’nın 2005/7-173 esas, 2006/145 sayılı kararı.
makaleler Hüsamettin UĞUR
311TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
yasanın çeşitli hükümlerine aykırı davranan fail hakkında, bu hükümlerden
en ağır ceza öngörenin uygulanması esası kabul edilmiştir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda, eylemin tek olması koşulu, hareketin tek
olması olarak kabul edilmiştir. Konu öğretide de ele alınmış ve kimi yazarlar
aynı görüşü savunarak, “tek eylem” terimini, iradi karara dayanan tek hareket
olarak kabul etmişlerdir. (Artuk, M.E.-Göçen, A.-Yenidünya, C., Ceza Hu-
kuku Genel Hükümler, sh. 846; Yüce, T.T., Ceza Hukuku Dersleri, sh.379.)
Fikri içtimanın gerçekleşmesi için gerekli olan diğer koşul ise, yasanın farklı
hükümlerinin ihlal edilmiş olmasıdır.
Zincirleme suç olarak da adlandırılan müteselsil suç ise, T.C.Y.’nin 80.
maddesinde, “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun
aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile
bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya
kadar artırılır.” biçiminde düzenlenmiştir.
Bu yasal tanımlamadan anlaşılacağı gibi, müteselsil suçun varlığı için
bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birisi, birden fazla suçun
(neticenin) bulunması, diğeri; bu suçların kanunun aynı hükmünü ihlal et-
meleri, üçüncüsü ise; birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanma-
sıdır.
Ceza Yasası’nın 80. maddesi, 4055 sayılı yasa ile değiştirilmiş ve madde-
deki “aynı kasdi cürmü” sözcükleri çıkartılarak yerine, “aynı suç işleme kara-
rı” ibaresi konulmuştur. Bu değişiklikle, haklı olarak müteselsil suçlarda suç
kastlarının ayrılığında zorunluluk bulunduğu, “aynı suç işleme kararının”
kasttan başka bir anlam taşıdığı vurgulanmak istenmiştir.
Kaynak yasa ile yasamızdaki “aynı suç işleme kararı” kavramından ne
anlaşılacağı öğreti ve yargısal kararlarda değerlendirilmiş, bunun, kanunun
aynı hükmünü müteaddit defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan
(Antokosei Maggiore, Manzini’ye atfen Dönmezer-Erman cilt 1, Sh.387), ka-
nunun aynı hükmünü müteaddit defa ihlal etmek hususundaki genel bir niyet
(Raineri-Pannen’e atfen Dönmezer-Erman) anlamında bulunduğu, ancak çok
genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, örneğin hırsızlığı
kendisine meslek edinmiş bir kimsenin, çok sayıda hırsızlık suçu işlemesinde
saik birliği bulunduğu halde, bu saik birliğinin, kararda birliği meydana ge-
tiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği,
yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil
suçun bu sübjektif koşulunu oluşturmayacağı (Sancar), işlenen suçlar aynı
Hüsamettin UĞUR makaleler
312TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
olsa dahi, failin eline geçirdiği fırsatlardan yararlanarak bunları işlemesin-
de, aynı suç işleme kararından bahsedilemeyeceği, suçlar arasında uzun bir
süre bulunmasının, aynı suç işleme kararına bağlılıktan değil ortaya çıkan
fırsatlardan yararlanma şeklinde yorumlanabileceği (Önder), görüşleri ileri
sürülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun konuya ilişkin 02.03.1987 gün ve
341/84 sayılı ve 20.03.1995 gün ve 48/68 sayılı kararlarında;
Öğretideki görüşlere yer verildikten sonra “aynı suç işleme kararından
yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir
plana yönelik genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu
işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin ve fakat fiili
bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha
uygun görmesinin, hareketinin aynı nitelikteki ihlale yönelik öncekinin deva-
mı olmasının ve tüm hareketleri, arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının
anlaşılması gerektiği” kabul edilmiştir.
Aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki
özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı,
fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen
değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm
özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir.
Yine yargısal kararlarda; suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok
bir zaman aralığı bulunması ya da suç mağdurlarının birden fazla olması
halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı
genel bir kabul görmekte ise de, eylemler arasında 2-3 ay gibi, uzun sayılabi-
lecek ve makul kabul edilemeyecek bir zaman aralığının bulunması halinde,
suç işleme kararında birlikten söz edilemeyeceği kabul edilmiş, (CGK.’nın,
17.04.1995 gün ve 97-122 sayılı, 17.10.1988 gün ve 303-367 sayılı kararları)
öğretide de, aradan geçen uzun sürenin aynı suç işleme kararının değil orta-
ya çıkan fırsatlardan yararlanma düşüncesinin sonucu olarak yorumlanması
gerektiğine, iki ihlal arasında çok uzun bir zaman aralığı bulunmasının suç
kararında birlik olmadığının” karinesini teşkil edebileceğine değinilmiş-
tir. (Önder), (Erem-Danışman-Artuk).
Bu açıklamalar ışığında 3628 sayılı yasadaki suçlar değerlendiril-
diğinde;
Yasanın, “Gerçeğe aykırı bildirimde bulunma” başlığını taşıyan 12.
maddesinde, “Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde gerçe-
makaleler Hüsamettin UĞUR
313TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ğe aykırı bildirimde bulunana altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”
hükmü,
“Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme” başlığını taşıyan 13.
maddesinde ise, “Kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde hak-
sız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon
liraya kadar ağır para cezası verilir.
Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.” hü-
kümleri yer almaktadır.
Görüldüğü gibi her iki maddedeki suçların düzenlenmesinde yasa
koyucu tarafından, daha ağır bir ceza gerektirmediği takdirde bu mad-
delerdeki cezaların verileceği öngörülmekle, TCY’nin 79. maddesinin
bu suçlar için de geçerli olduğu açıkça ortaya konulmuş bulunmakta-
dır. Bu itibarla fikri içtima kurallarının bu suçlarda uygulanacağı kuş-
kusuzdur.
Teselsül hükümlerinin uygulanmasına gelince, 12. maddede ve 13.
maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçlar, yerleşmiş yargısal kararlarda
da kabul edildiği üzere, ani suçlardandır. 13. maddenin 2. fıkrasındaki suç ise,
kaçırma ve gizleme eylemlerinin yapısı gereği, temadiye elverişli nitelik arz
etmektedir. Bu nedenledir ki, aynı suç işleme kararı altında birden fazla
işlenmesi halinde anılan suçlarda teselsül hükümlerinin uygulanması
olanaklıdır.
O halde, somut olay ile ilgili olarak uygulanma olanağı bulunan
3628 sayılı yasanın 12 ve 13. maddelerinde yer alan suçlar için, koşul-
larının varlığı halinde 765 sayılı TCY’nin 79 ve 80. maddeleri uygula-
nabilecektir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Kurul Üyesi ise, TCY’nin 79
ve 80. maddelerinin, 3628 sayılı yasada yer alan suçlar bakımından uy-
gulanma koşullarının bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmışlar-
dır.”
32
Buna göre, 3628 sayılı kanundan doğan davaların temyiz incele-
mesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin
33
ve Yargıtay Ceza Genel
32
Yargıtay CGK’nın 2005/7-173 esas, 2006/145 sayılı kararı. Ayrıca 7. CD’nin de ka-
rarlarında benimseyip kararlarında atıfta bulunduğu 03.02.1998 gün ve 7/288-11
sayılı kararı da bu yöndedir.
33
Yargıtay CGK’nın 03.02.1998 gün ve 7/288-11 sayılı kararında da belirtildiği üze-
re haksız mal edinme suçları ani suç niteliğinde olduklarından suç tarihinin mal
Hüsamettin UĞUR makaleler
314TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Kurulu’nun yerleşmiş kararlarına göre 3628 sayılı kanunun 10. madde-
sindeki “mal bildiriminde bulunmama” suçu, 12. maddesindeki “gerçeğe
aykırı bildirimde bulunma” suçu ve 13. maddenin 1. fıkrasındaki “haksız
mal edinme” suçları ani suçlardandır. Suç tarihleri de sırasıyla 10. mad-
de için bildirimde bulunulması gereken sürenin sonu, 12. madde için
gerçeğe aykırı bildirimde bulunma tarihi ve 13. maddenin 1. fıkrası
için de malın edinim tarihidir. 13. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen
“haksız edinilen malı kaçırmak veya gizlemek” suçu ise kaçırma ve gizleme
eylemlerinin yapısı gereği, mütemadi
34
(devamlılık arz eden) suçtur.
veya paranın haksız edinim tarihi olduğu gözetilerek... (7.CD’nin 30.12.2004 tarih,
2004/17283 E., 2007/3061 sayılı karar) Sanık savunması ve bilirkişi raporlarından
suç konusu banka hesaplarının 1992 yılından beri yürütüldüğünün ileri sürülmesi
karşısında; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.1998 gün ve 7/288-11 sayılı ka-
rarında da belirtildiği üzere haksız mal edinme suçları ani suç niteliğinde oldukla-
rından suç tarihinin mal veya paranın haksız edinim tarihi olduğu gözetilerek, ilgili
bankalardan 1992 yılından bu yana açılmış bulunan söz konusu hesap ekstreleri ve
diğer belgeler celp edilip suç konusu paraların hangi tarihlerde haksız edinildiği
ayrı ayrı bilirkişi marifetiyle tesbit ettirilmek suretiyle suç tarihlerine göre zamana-
şımına uğramış miktar belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve
takdiri gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi, (7. CD’nin
19.10.2005 tarih, 2003/15026 E., 2005/18761 sayılı karar) oyçokluğuyla verilen bu
karara karşı bir üye “...sanığın genel olarak mal varlığı hakkında genel intiba veren be-
yannameler incelendiğinde bildirilmeyen bedelin haksız olarak edinildiği ve gizlendiği ve
eyleminin devamlılık arz ettiği, iradi olarak devam ettiği ve olayın meydana çıkmasına ka-
dar sürdüğü, kendisinden 19.01.2000 ve 15.02.2000 tarihlerinde özel olarak yapılan mal
bildirimi istemlerinde dahi iradi olarak fiili ortadan kaldırmaya muktedir olmasına rağmen
bildirimde bulunmadığı ve son vermediği zira bu defa bu bedelin ne suretle edinildiğinin
de savunmasını yapmak zorunda kalacağından, bildirimden kaçındığı önceki bildirimleri
ve gelirleri ile mukayese edildiğinde bu miktarın olay dışında kaldığı ve eyleminin devam
eden bir eylem olması nedeni ile Yüksek Daire’nin ani suç olarak kabul eden görüşü ve bu
görüşün getirdiği yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına dair bozma düşüncesine karşı
olduğumu ve mahkemenin takdirinde isabetsizlik görmediğimden kararın onanması gerek-
tiğini belirtirim” gerekçesiyle muhalif kalmıştır.
34
Kanuni tarifindeki fiilin icrası süreklilik arz eden suçlara mütemadi suçlar denil-
mektedir. Bu suçlarda fiilin icrası bir anda tamamlanmamaktadır. Burada özellik
arz eden husus neticenin devamı değildir. Suçun kanuni tarifindeki fiilin icrasına
devam edilmektedir. Özgenç, İzzet, TCK Gazi Şerhi, 3. baskı, Ocak 2006, s. 202;
Bunlar, suç oluşturan fiilin, failin davranışının sürekliliği yüzünden, zararlı veya
tehlikeli durumu, kesintisiz olarak devam ettiren suçlardırlar. Gerçekten, bu suç-
larda, ihlal, bir anda olup bitmemekte, zaman içinde, failin iradesi veya başka bir
neden ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Hafızoğulları, Zeki, Türk
Ceza Hukuku Ders Notları, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ankara 2006, s.
216, http://www.zekihafizogullari.com/Makaleler/Hukuk%20Devleti%20ve%20
Turk%20Ceza%20Hukuku.doc
makaleler Hüsamettin UĞUR
315TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Bu ayırımın uygulamaya yansıyan en önemli sonucu zamanaşımı-
dır. Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir zama-
nın geçmesi durumunda, eylem, suç olma özelliğini devam ettirme-
sine rağmen izlenen suç siyaseti gereği sanık hakkında kovuşturma
işlemlerine devam edilmesini, işlenen suçun cezalandırılabilirliğini
ortadan kaldıran bir sebeptir.
35
Tabii ki bu suçlar için zamanaşımının
hiç başlamaması ve sanıkların, ömür boyu ceza tehdidi altında tutul-
masını istiyor değiliz. Ancak suçun zamanaşımına uğraması ile kamu
hizmetlerinden yasaklanma cezasına (veya 5237 sayılı TCK’ya göre
güvenlik tedbirlerine) ve haksız edinilen malın müsaderesine de hük-
medilememesi sonucu rüşvet ve yolsuzluklarla mücadelede en temel
yasa olan bir kanun işlevsiz kalmaktadır.
Uygulamada noksan soruşturma ve yanlış vasıflandırma ile açılıp
hükme bağlanan davalar suçun cezasız kalmasına neden olmaktadır.
Bilindiği gibi ani suçlarda ya her eylem ayrı bir suçu oluşturmakta veya
suç teselsülen (zincirleme) işlenmiş olmaktadır. Yargıtay CGK’nın ka-
rarlarında belirtildiği gibi eylemler arasında 2-3 ay gibi, uzun sayıla-
bilecek ve makul kabul edilemeyecek bir zaman aralığının bulunması
halinde, suç işleme kararında birlikten söz edilemez.
36
Buna rağmen
birçok dosyada sanıkların uzun sayılabilecek ve makul kabul edileme-
yecek zaman aralıklarında haksız mal edindikleri anlaşılmasına rağ-
men davaların buna göre açılmadığı ve tek bir suç işlenmiş gibi dava
açılıp karar verildiği görülmektedir. Oysa iddianamede her eylem ayrı
ayrı anlatılarak bunların ayrı suçları oluşturduğundan bahisle suç sa-
yısınca cezalandırılma talep edilmesi gerekir.
35
Özgenç, İzzet, a. g. e., s. 733.
36
CGK’nın 2005/7-173 esas, 2006/145 sayılı karar. Bu kararda atıfta bulunulan
CGK’nın, 17.04.1995 gün ve 97-122 sayılı kararında da “TCK’nın 80. maddesinde dü-
zenlenen müteselsil suçun oluşabilmesi için, eylemin birden fazla olması, bozulan yasa hük-
münde ve suç işleme kararında birlik bulunması gerekir. Sanığa yüklenen suçlar arasında
53 gün gibi uzunca sayılabilecek ve makul kabul edilemeyecek bir süre geçtiği, suç konusu
yemlerin ayrı ayrı nitelikte oldukları ve numunelerin de ayrı ayrı yerlerden alındıkları gö-
zetildiğinde, suç işleme kararında birlik bulunduğu söylenemez. Sanığın, her iki suçu da
ayrı suçu kararı sonucu işlediği anlaşıldığından, davaların birleştirilmesine de keza gerek
yoktur” denilmektedir.
Hüsamettin UĞUR makaleler
316TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
TCK’nın Genel Hükümleri Karşısında 3628 Sayılı Kanundaki
Yaptırımlar
Yasa koyucu bu suçların toplumda arz ettiği tehlike karşısında
ceza siyaseti olarak genel hükümlerden farklı ve ayrık düzenlemelere
gitmiştir. 765 sayılı TCK’nın 10. maddesindeki “bu kanundaki hükümler,
özel ceza kanunlarının buna aykırı olmayan maddeleri hakkında da tatbik olu-
nur” hükmü özel kanunlarda TCK’nın genel hükümlerine aykırı dü-
zenlemeler yapma olanağı tanımaktaydı.
5237 sayılı TCK’nın 5. maddesindeki “bu kanunun genel hükümleri,
özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygula-
nır” amir hükmünün artık özel yasalardaki suç ve cezanın kanuniliği,
erteleme, paraya çevirme, tekerrür, iştirak ve daha bir çok konudaki
farklı ve istisnai düzenlemeleri geçersiz kılması sonucu
37
3628 sayılı
kanunun 16. maddesindeki erteleme, paraya çevirme ve ön ödeme
yasağı hükümsüz kalacak ve 3257 sayılı TCK’nın genel hükümlerine
göre verilecek bir yıl veya daha az süreli hapis cezası şartlarının varlığı
halinde seçenek yaptırımlara çevrilebilecek (50. m.), iki yıl veya daha
az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebile-
cek (51. m.), dahası 5271 sayılı CMK’nın 23.01.2008 tarih, 5728 sayılı
kanunlarla değişik 231. maddesine göre yargılama sonunda hükmolu-
nan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ise hükmün açıklan-
masının geri bırakılmasına karar verilebilecektir.
Kanunun etkinliği açısından yasa koyucu isterse benzeri hüküm-
lere tekrar yer verebilir.
38
1 Haziran 2005 tarihinden sonra 3257 sayılı
37
5252 sayılı kanunun geçici maddesindeki “diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda
gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağı”
hükmü karşısında 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin yürürlük tarihi hakkında ilk
olarak, 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı kanunla ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
yapıldığına göre artık 31 Aralık 2008 tarihinin beklenmesine gerek yoktur, 5. mad-
de yürürlüğe girmiştir denilebilirse de bunun değişiklik yapılan yasalar için geçerli
olduğu, diğer özel yasalar açısından ise yürürlük tarihinin 31 Aralık 2008 olacağını
kabul etmenin daha gerçekçi ve maslahata uygun olacağı aksi halde başta 1567 ve
3628 sayılı kanunlar olmak üzere birçok özel yasada yer alan suçun yaptırımsız
kalacağı veya amacına hizmet etmeyeceği ortadadır. (Geniş bilgi için, Uğur, Hü-
samettin, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesi ve 5728 sayılı kanunun getirdikleri, Aylık
Hukuk Dergisi Terazi, Mart 2008, sayı 17.
38
765 sayılı TCK’nın 10. maddesinin verdiği ruhsatla onlarca, hatta yüzü aşkın özel
ceza yasasında ceza hukukunun genel ilkelerinin geçersiz kılınmasının tasvip edi-
lecek bir yanının olmadığını, 3257 sayılı TCK’nın 5. maddesinin genel hükümler
makaleler Hüsamettin UĞUR
317TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
TCK’nın genel hükümlerine aykırı düzenlemeler yapılması halinde
genel hükümlerin istisnası olarak geçerli olacaktır. Örneğin; 1918 sa-
yılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunu yürürlükten kaldıran
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu 19.7.2003 tarihinde yürürlü-
ğe girdiği halde, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesi uyarınca bu kanunun
genel hükümleriyle uyumlu olması için 21.03.2007 tarih ve 5607 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çıkarılmış buna rağmen teşebbüs ve
müsadere yönünden bu kanuna özgü hükümlere aynen yer verilmiş-
tir.
39
Sonuç ve 3628 Sayılı Kanunun İşlerliği Açısından Bazı Öneriler
Buraya kadar kanundan ve uygulamadan kaynaklanan sorunlar
nedeniyle 3628 sayılı kanunun bugüne kadar kendisinden bekleneni
veremediğini göz önüne sermeye çalıştık.
Uygulamaya yansıdığı kadarıyla kanunun soruşturma usulü açı-
sından 17. maddenin 2 ve 3. fıkralarında sayılan müsteşar, vali ve kay-
makamlar ile görevleri veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve ko-
vuşturma usulüne tabi olan kişilerin kanun kapsamı dışında tutulması
haricinde bir problem görünmemektedir. Daha çok soruşturma usu-
lünün gereklerinin yerine getirilmemesi söz konusudur. Suçlara iliş-
kin ihbarların doğrudan Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılmaması,
Cumhuriyet savcısının soruşturmaya başladığında ihbarı doğrulayan
emareler bulduğu halde sanıktan, haksız edinilen malın kaçırıldığı
yolunda delil ve emare elde edildiği takdirde sanığın ikinci dereceye
kadar kan ve sıhrî hısımları ile gelini ve damadından mal bildiriminde
bulunmalarının istenilmemesi, aynı şekilde kamu davası açılmadan
önce haksız edinildiği yolunda delil veya emare elde edilen para veya
içinde en önemli ve yerinde bir düzenleme olduğunu kabul etmekle birlikte daha
şimdiden birçok kanunda 5. maddesinin genel hükümlerine aykırı düzenlemeler
yapıldığı ve daha da yapılacağı anlaşılmaktadır. 3257 sayılı TCK’nın 5. maddesine
aykırı birkaç istisna olacaksa bunların birincisi 3628 sayılı kanun olmalıdır.
39
5607 sayılı kanunun 3. maddesinde “yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlar ile onuncu
fıkrada tanımlanan kabahat fiilleri, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi
cezalandırılır” hükmü, 13. medenin 2. fıkrasında ise “Etkin pişmanlık nedeniyle fail
hakkında cezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece
suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez”
hükmü mevcuttur.
Hüsamettin UĞUR makaleler
318TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
mal ile ilgili tedbirin alınmasını görevli mahkemeden veya para veya
malın bulunduğu yer hukuk mahkemesinden istenilmemesi gibi...
Bildirimlerin yenilenme süresinin 5 yıl (sonu (0) ve (5) ile biten
yıllarda) olarak öngörülmesi de denetimi etkisizleştiren, beklenen fay-
dayı sağlamayan uzun bir süredir.
40
Verilen mal bildirimleri, yetkili
merci tarafından ancak bir önceki bildirim ile karşılaştırılarak denet-
leneceğine göre bir önceki bildirimde var olan bir usulsüzlüğün 5 yıl
sonra ortaya çıkarılması halinde suçun zamanaşımına uğraması ka-
çınılmaz olacaktır. Ayrıca 7. maddedeki “yeni bildirimler yetkili merci
tarafından daha önceki bildirimler ile karşılaştırılırlar” hükmüne yeterince
uyulmadığı, bu gibi suçların genellikle vatandaşlar tarafından ihbar
edildiği görülmektedir. Bu da yetkili mercilerin yasanın kendilerine
verdiği görevi yeterince yerine getirmediğini göstermektedir.
Mal bildirimlerinin, gizli tutulup bildirimde bulunanın özel dos-
yasında saklanması bildirimlerin içeriği hakkında, açıklama yapma,
bilgi verme, yayında bulunma yasağı 7. maddede belirtilen yetkili
mercilerin de yasanın kendilerine verdiği görevi yerine getirmedikleri
düşünüldüğünde şeffaflıktan, kamuoyu denetiminden uzak bir şekil-
de bu suçlarla mücadele edilemeyeceği ortadadır.
3. madde kapsamındaki hediyelerin kendi kurumlarına teslim
edilmemesinin yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması bir nok-
sanlıktır.
Yeni bir yasal düzenleme veya 3628 sayılı kanunda değişiklik ya-
pılması düşünülmese bile uygulamada bu gibi suçların genellikle suç
tarihinden yıllar sonra vatandaşlar tarafından ihbar sonucu soruştu-
rulması nedeniyle zamanaşımına uğradığı ve müsaderenin de gerçek-
leşmediği gözetildiğinde; en azından 3628 sayılı kanunda aşağıdaki
değişikliklerin yapılmasında zaruret vardır:
41
40
14. dipnotta örnek olarak verilen Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu üyeleri, Tütün,
Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu üyeleri, görevleri de-
vam ettiği sürece her iki yılda bir, Kamu İhale Kurulu ve RTÜK üyeleri yasaları gereği
her yıl genel mal beyanında bulunmak zorundadır. 3628 sayılı kanunun 7. madde-
sinin değiştirilerek yenilenme süresi hiç olmazsa iki yılda bir olmalıdır.
41
Bir grup milletvekilinin 09.08.2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na sunduğu 3069 sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği İle Bağdaş-
mayan İşler Hakkında Kanun” ile 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet
ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun” 5., 9. ve 3. maddelerinde değişiklikler ya-
pılması, “TBMM dışı faaliyet gelirlerinin beyanı” ve bu konularda uygulamanın iz-
makaleler Hüsamettin UĞUR
319TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
1. Kanunun 13. maddesindeki haksız mal edinme suçu temadi
eden bir suç halinde tanımlanabilir. Böylece suç, haksız edinilen malın
kullanılması süresince temadi edecek ve zamanaşımı süresi de kullan-
manın tespit tarihi olacaktır.
Nitekim 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkın-
da Kanunu’nun 23. maddesindeki izinsiz veya esrar elde etmek ama-
cıyla kenevir ekme suçunda suç tarihi kenevir bitkisinin ekim tarihi
olduğu ve uygulamada bitkiler dikili vaziyette yakalanmadığı zaman
(işlenmemiş halde kubar esrar veya işlenmiş esrar olarak yakalanıp
sanık bunu kendi ektiği kenevir bitkisinden elde ettiğini savunduğun-
da) suç tarihi ekim tarihi kabul edilirken 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı
kanunun 77. maddesiyle yapılan değişiklikle; “...Bu madde kapsamında
ekim yapma ibaresinden, tohumun toprağa ekilmesinden ürünün hasadına
kadarki süreç anlaşılır” denilmesi suretiyle uygulamada yaşanan sıkıntı gi-
derilmiştir.
2. Madem 13. maddede haksız mal edinen ile haksız edinilen malı
kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilmesine rağmen yukarıda yer
verilen Yargıtay Özel Dairesi ve CGK’nın kararına göre haksız mal
edinme suçu ani suç, haksız edinilen malı kaçırmak veya gizlemek
suçu temadi eden suçtur ve haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyen
ancak 3. bir kişi olabilmekte ve karşı oy gerekçesinde belirtildiği gibi
bu da adaletsiz bir sonuç doğurmaktadır. O halde 13. madde tek fıkra
halinde düzenlenebilir. Örneğin:
“Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edi-
nen, kullanan, kaçıran veya gizleyene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve adli
para cezası verilir” şeklindeki bir formülasyonda hem haksız mal edin-
mek suçu ile haksız edinilen malı kaçırmak veya gizlemek suçunun
lenmesi ile görevli “TBMM Siyasi Etik Kurulu” kurulmasına ilişkin, “TBMM Siyasi
Etik Yasası” adında yasa teklifi verilmiş olup, halen Meclis Anayasa komisyonunda
beklemektedir. Gerekçesinde 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun” 3. maddesi değiştirilerek, hediye niteliğinde
mal ve hizmet kabulünde getirilmiş olan kısıtlamaların kapsamının genişletilmesi,
5. maddesi değiştirilerek, söz konusu kanun kapsamına giren görevlilerin (millet-
vekilleri ve bakanlar dahil) kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına
ait bulunan mal varlıklarına ilişkin Mal Bildirimlerinin kapsamının daha geniş çer-
çevede yeniden belirlenmesinin amaçlandığı yazılsa da uygulamadaki problemleri
gidermekten uzak olduğunu belirtmeliyiz. (Bakınız:http://www.tbmm.gov.tr/de-
velop/owa/kanun_teklifi_sd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=55037)
Hüsamettin UĞUR makaleler
320TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
faili aynı kişi olabilecek hem de seçimlik hareketlerden birinin varlığı
halinde suç oluşacaktır.
3. 14. maddesinin ilk cümlesine “fail hakkında kamu davasının veya
cezanın düşürülmesine karar verilmesi, haksız edinilen malın müsaderesine
engel teşkil etmez” ibaresinin eklenmesi gerekmektedir. Böylece 5237
sayılı TCK’nın 64, 65, 66. maddelerinde düzenlenen sanığın ölümü, af
ve zamanaşımı hallerinde haksız edinilen malın müsaderesine karar
verilebilecektir.
42
Tabii bunun için ölüm, af ve zamanaşımı gibi dava-
yı düşüren haller gerçekleşse bile yargılamaya devamla suçun işlenip
işlenmediğine dair deliller toplanarak dava konusu malın haksız edi-
nildiğinin sabit olması halinde müsadere kararı verilebilecektir. Başın-
dan beri (1918, 4926 ve 5607 sayılı kanunlarda düzenlenen) gümrük
kaçakçılığı suçlarındaki uygulama bu şekildedir.
42
5237 sayılı TCK’nın “Eşya müsaderesi” başlıklı 54. maddesinin gerekçesine göre “Ya-
pılan yeni düzenleme ile getirilen temel değişiklik, müsaderenin hukuki niteliğinin bir gü-
venlik tedbiri olduğunun kabul edilmesidir. İşte bu nedenledir ki, müsadereye hükmedilmesi
için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mah-
kum edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suç işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşya, bunu
kullanan fail çocuk veya akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılamasa dahi, müsaderesine
hükmedilebilecektir.” Maddede belirtildiği gibi müsadere için ya iyi niyetli üçüncü
kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya su-
çun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşya olmalı ya da suçun
işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı
veya genel ahlak açısından tehlikeli olması ve şahsi cezasızlık nedeniyle sanığın ce-
zalandırılamaması gerekir. Yoksa dava zamanaşımına uğrasa bile haksız edinilmiş
olan malların müsadere edilebileceği anlamında anlaşılmamalıdır.