TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 277
makaleler Kublay ATASAYAR
4054 SAYILI YASA’NIN 55. MADDESİNDE
YAPILAN DEĞİŞİKLİKLE İLGİLİ
DANIŞTAY’IN “İSTİŞARİ KARARI” VE
SONUÇLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Av. Kublay ATASAYAR
*
I. GİRİŞ
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında(ki) Kanun’un bazı madde-
leri, 01.08.2003 tarih ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile değiştirilmiştir.
Bu değişikliklerin içinde, Kanun’un 55. maddesini değiştiren hüküm özel
bir önem taşımakta, soruşturmalara taraf olan teşebbüsleri ve yöneticilerini
doğrudan ilgilendirmektedir.
Bu değişikliğe göre, eski metinde, süresi içinde yargı yoluna başvurul-
mazsa kararın kesinleşeceğini yahut yargı yoluna başvurulmuş ise kararın
kesinleşmiş sayılmayacağını öngören hükmün yerine, “kurul kararlarına karşı
yargı yoluna başvurulması kararların uygulanmasını ve para cezalarının takip ve
tahsilini durdurmaz” hükmü gelmiştir. Ayrıca, önceki düzenlemede “para
cezaları kurulun kararı kesinleşmeden tahsil edilemez” hükmü de, yukarıdaki
değişikliğe paralel bir değişiklik görmüş, fıkra “para cezaları, kurulun nihai
kararının ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödenir” şeklinde
değiştirilmiştir.
Bu değişiklik, uygulamada bazı ciddi tereddütlerin gündeme gelmesine
neden olmuştur. 4971 sayılı Kanun’un yayımından önce karar verilmesine,
hatta karar tefhim edilmesine rağmen, tebliğ edilememiş kararların yeni
hüküm karşısındaki durumu ciddi sorun yaratmıştır.
Kanun değişikliği için bir uygulama yolunu benimsemeyi tercih et-
meyen İdare, Başbakanlık aracılığı ile Danıştay’ın istişari görüşünü almayı
uygun görmüş ve bu yazının konusu olan Danıştay 1. Dairesi’nin kararı
ortaya çıkmıştır.
Danıştay 1. Dairesi’nin 23.01.2004 tarih ve E. 2003/176 K. 2004/8 sa-
yılı kararı 2575 sayılı Kanun 42/f maddesi gereğince istişari niteliktedir.
*
E. Rekabet Kurulu üyesi, kat@katdanis.com
278 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
Diğer bir anlatımla, bu karar yaptırım gücü olan “uygulanması gerekli” bir
karar değil, en üst idari denetim organının görüşünün alınmasını ifade
eden, soran idareyi de, görüş veren Danıştay’ı (ilgili dava dairelerini) da
bağlayıcı niteliği olmayan bir karardır. İlgili idare, bu görüşe aykırı bir
uygulamayı, gerekçelerini belirterek yapabileceği gibi, Danıştay dava
dairelerinin de 1. Dairesi’nin istişari görüşüne uygun olmayan kararlar
vermesi mümkündür. Ancak Türk idare sisteminde, uygulayıcı İdareler
Danıştay’ın istişari görüşlerine uygun şekilde davranışı benimsemekte, bu
alanda muhtemel sorumlulukları, bu görüşün arkasında kalarak bertaraf
etmeye çalışmaktadırlar.
Danıştay’ın istişari kararının, Rekabet Kurulu’nun ihlal tespit ettiği ve
ceza verdiği kararlar açısından değerlendirilmesini gerekli hatta zorunlu
görüyoruz.
II. DANIŞTAY’IN İSTİŞARİ KARARI
Danıştay 1. Dairesi’nin söz konusu kararı, idarenin sorduğu çerçeve
esas alınarak ve derinlemesine bir tartışma yapılmadan alınmış bir karar
niteliğinde görülmektedir.
İdarenin sorduğu husus şudur: 4054 sayılı Kanun’un 4971 sayılı Kanun
ile değişik 55. maddesinin uygulanması bakımından, kurul kararlarının
verildiği tarihin mi yoksa kurul kararlarının ilgililere tebliğ tarihinin mi
esas alınacağıdır.
Bu sorunun çözümünde ilgili daire yalnız kanunların geriye yürüme-
yeceği ilkesini esas almak suretiyle, karar tarihinin değil, tebliğ edilmemiş
kararlarda tebliğ tarihindeki kanun hükmünün uygulanacağı yolunda bir
görüşü belirlemiş ve bunu ilgili idare olan Rekabet Kurulu’na bildirmiştir.
Bu görüşün ortaya çıkardığı sonuç, 4971 sayılı Kanun’un yürürlü-
ğünden çok önce (iki yılı aşan süreler bile söz konusudur) kararın verilip,
tefhimin yapıldığı ve fakat, yazılıp karşı tarafa tebliğinin 4971 sayılı Kanun
yürürlüğe girmesinden sonra yapılabildiği kararlarda, söz konusu idari
para cezasının, Danıştay 10. Dairesi’nin nihai kararını beklemeden ve bir ay
içinde ödenmesi zorunluluğudur. Bu durumda idari para cezası, bir “amme
alacağı” niteliğini kazanmakta ve 6183 sayılı Amme Alacakları’nın Tahsili
Usulü Hakkında(ki) Kanun hükümlerine göre, bir ay içinde ödenmediği
takdirde yüksek faiz oranlarıyla da karşı karşıya kalınmaktadır. Söz konusu
idari para cezalarının görece çok yüksek olması da, hem ödenmesi imkanını
zorlaştırmakta, ödenemediği takdirde gelecek faiz yükü ile birlikte düşü-
nüldüğünde de ödemeyi adeta imkansız kılmaktadır. Bu değişiklik, tahsili
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 279
makaleler Kublay ATASAYAR
kabil olan bir ceza hükmünü, tahsili kabil olmayan bir cezaya çevirebilecek
kadar hak ve adalet anlayışına aykırı düşmektedir.
Görüşümüze göre, kanun değişikliğinde, Rekabet Kurulu kararlarının
idari nitelikte olduğu gerçeği göz ardı edilmiş, adeta yargı kararı gibi dü-
şünülmüş ve ilk mahkeme kararları nasıl, yürütmenin durdurulması kararı
olmadıkça infaz edilebilir nitelikte ise bu kararlar için de aynı şekilde düşü-
nülerek yeni düzenleme yapılmıştır. Rekabet Kurulu kararlarının özelliği
yalnız idari açıdan düzenleyici kararlar olmayıp, aynı zamanda, büyük
rakamlara ulaşan idari para cezalarını da içermesidir. Bu bakımdan idari
para cezalarının uygulanması ile para cezaları dışındaki düzenleyici, ön-
leyici veya yasaklayıcı hükümlerin uygulanmasının ayrı değerlendirilmesi
yerinde olabilirdi. Yasa koyucu kararlardaki bu ayrımı göz önüne almamış
ve yargı kararlarındaki esasları idari para cezalarına da aynen yansıtmıştır.
Hiç şüphe yok ki, para cezalarının ödenmesi ile ilgili AB üyesi ülkelerin
bir kısmında görüldüğü gibi, kısmi ödemeden, teminat mektubuna kadar
çok değişik alternatifler yaratılabilirdi.
III. DEĞERLENDİRME
4971 sayılı Kanun ile ortaya çıkan, Rekabet Kurulu kararlarının ön-
gördüğü idari para cezalarının, bu kanunun yürürlüğünden önce verilse
bile, tebliğinin sonra yapılmış olması halinde yeni kanuna göre ödeneceği
hakkındaki Danıştay 1. Daire kararını, değişik açılardan değerlendirmek
mümkündür.
Temel hukuk kurallarının, bu olayda da geçerli olacağından hiç kuşku
yoktur.
Olayımız açısından, uygulamada bu yasa değişikliği nedeniyle hangi
alternatiflerle karşılaşılabileceğine değinmekte yarar vardır.
Birinci alternatif; 4971 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce, 4054
sayılı Kanun’un 48 ve 49. maddelerine göre kararın verildiği ve 54. madde
gereğince de, ilgili taraflara tebliğ edildiği durum.
Bu halde, Danıştay’a itiraz hakkı kullanılmış olsa da, olmasa da, yahut
henüz itiraz süresi bitmemiş olsa bile, eski kanun hükmünün uygulanaca-
ğında kuşku yoktur. Esasen bu alternatif tartışma konusu değildir.
İkinci alternatif; yeni yasa yürürlüye girmeden önce 48. madde gereğin-
ce kararın verildiği, 49. madde gereğince tefhimin yapıldığı ancak tebliğin
4971 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra yapılabildiği durum.
280 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
Bu durum, Danıştay’ın istişari görüş bildirdiği alternatif olup, aşağıda
kazanılmış hak açısından değerlendirilecektir.
Üçüncü alternatif; yeni yasa yürürlüğe girmeden önce 48. maddeye
göre karar verilmiş fakat 49. maddeye göre tefhim ile 54. madde gereğince
tebliğin 4971 sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra yapılması durumu.
Bunun da ikinci alternatif çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir.
Dördüncü alternatif; hem 48. madde gereğince kararın hem de 49.
madde gereğince tefhimin, 4971 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra
yapılması durumunda, herhangi bir tereddüt yoktur. Bu durumda, yeni
kanunun uygulanacağı tereddütsüzdür.
Hukuk ilkeleri açısından ele alınması gereken ikinci ve üçüncü alter-
natiflerdir. Buna göre, asıl olan karar, 4971 sayılı Kanun’un yürürlüğünden
önce verilmiştir.
1. Kanunların Geriye Yürümezliği İlkesi Açısından
Danıştay kararında göz önünde bulundurulan tek kural bu olmuştur.
Bu açıdan bakıldığında ve derine inilmediğinde varılan sonuç doğru kabul
edilebilir.
İstişari kararın dayandığı gerekçe şudur: “Yasaların yürürlüğe girdikleri
tarihten sonraki durum ve işlemler hakkında uygulanması ve hüküm ifade etmesi
gerektiği yolundaki hukukun genel prensibi, kamu hukuku alanında da geçerlidir.
Buna göre, önceki yasa zamanında meydana gelen ancak sonuçlanmamış, ilgilisine
tebligatı tamamlanmadığından sübjektif hak doğurmamış olan durum ve işlemlere,
sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin uygulanması, yeni yasanın yürürlüğe
girmesinden itibaren derhal etki ve sonuç yaratması niteliğinin bir gereğidir.”
Rekabet Kurulu kararlarının, gerekçede sözü edildiği şekilde tebliğ
edilmeden “sonuçlanmamış” sayılıp sayılmayacağının, ilgiliye tebligatın
tamamlanmasının “sonuçlanma” için gerekli olup olmadığının ve ne za-
man “sübjektif hak” doğacağının, 4054 sayılı Yasa açısından incelenmesi
zorunludur.
Öte yandan, hukuk ilkeleri açısından Rekabet Kurulu kararlarının ne
zaman oluştuğunun ve ne zaman itiraz yollarına başvurma hakkının doğ-
duğunun ayrı ayrı değerlendirilmesi, olayımız açısından şarttır.
Rekabet Kurulu kararlarının nasıl ve ne zaman sonuçlanmış olacağını,
4054 sayılı Kanun’un 48 ve 49. maddeleri düzenlemektedir.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 281
makaleler Kublay ATASAYAR
48. madde, “sözlü savunma toplantısı yapıldıktan sonra aynı gün, bu müm-
kün olmaz ise gerekçesi ile birlikte 15 gün içinde karar verilir” demektedir. Ayrıca
sözlü savunmanın talep edilmediği ve yapılmadığı hal ile sözlü savunmaya
ilgili tarafların gelmediği halde de ne kadar süre içinde “karar” verileceği
bu maddede belirtilmiştir.
“Nihai Karar” başlıklı bu madde gereğince verilen kararın tarihi, ilgili
taraflar için bir hakkın doğduğu tarihtir. Çünkü artık bu karar değiştirile-
mez, yenilenemez yahut karara yeni bir şey eklenemez. Diğer bir ifade ile
48. madde gereğince oluşan karara, Rekabet Kurulu’nun yapabileceği yeni
hiçbir şey yoktur. Bu karar ile, ilgili taraflar için (hem kurum, hem soruş-
turma yapılan teşebbüsler) sübjektif bir hak doğmuştur. 48. maddeye göre
karar verildiği tarihte, bu dosya “sonuçlandırılmıştır”. Sonuçlanması için
başkaca hiçbir işlem ve eyleme ihtiyaç da yoktur, lüzum da yoktur. Sonuç-
lanma için Kanun’da, başkaca bir hüküm de yoktur. Ayrıca verilecek kararın
“gerekçeleriyle birlikte” verileceği de kanun açık hükmüdür. Diğer bir ifade
ile Yasa, “Gerekçeli Kararın” bu süre içinde verilmesini öngörmektedir.
Ayrıca 49. maddede karar alındıktan sonra, ilgililere “alenen tefhim olu-
nur” hükmü de, kararın sonuçlandırıldığı hakkında ilgili taraflara (teşeb-
büslere) sözlü açıklama yapılmasını, yani haberdar edilmesini amir hüküm
olarak düzenlemiştir. Bu hüküm bile, kararın “sonuçlanmasında” bir aşama
değil, sonuçlandırılmış kararın ilgililere sözlü olarak duyurulmasıdır. Da-
nıştay Kararı’ndaki anlatımla, bir kararın tefhim edilmesi, sonuçlanmadan
mümkün değildir. Tefhim edilmiş bir kararın “sübjektif hak” doğuracağı da,
kuşkusuz olmak gerekir.
Kararın ilgililere tebliği (yazılı bildirimi) kararın oluşması (tamamlan-
ması veya sonuçlandırılması) için bir şart olmayıp, yargı yoluna başvurmak
isteyenler için sürelerin ne zaman başlayacağını gösteren bir hükümdür.
4054 sayılı Kanun’un 54. maddesi, “Sürelerin Başlama Tarihi” başlığı ile
düzenlenmiştir ve bu hükme göre yazılı tebliğ, Danıştay’a başvurma
süresinin başlangıcını gösterir. Kararın bu tebliğden sonra “sonuçlanmış”
sayılacağını gösteren bir hüküm kanunun hiçbir yerinde yoktur. Teşebbüs
veya teşebbüslerin tefhim edilmiş bir kararı, temyizden feragat etmeleri ve
bunu bildirmeleri halinde, kararın kesinlik kazanacağı da olayın diğer bir
yönüdür. Bu nedenle yazılı tebliğ, esasa ilişkin değil, itiraz hakkına ilişkin
özellik taşımaktadır.
Kararın sonucu “sübjektif bir hakkın” ne zaman doğacağını, “tebliğ” ge-
rekçesine bağlayan Danıştay kararındaki yorumu anlamak güçtür. Tebliğ,
itirazın başlangıcını belirlediği için, sübjektif hakkın doğumu ile ilgili değil-
dir. Hak, karar ile karar verildiği tarihte ortaya çıkmıştır, tefhim de edilmiş
olabilir, ancak tebliğ edilmesi ile edilmemesi arasında hiçbir fark yoktur.
282 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
Tebliğ edilmemiş karar, yalnızca itiraz hakkı vermez, kanun yolları başla-
maz, onun dışındaki sübjektif imkan ve hakları doğurması gereklidir.
Rekabet Kurulu kararlarının diğer bir özelliği de, Resmi Gazete’de ya-
yımlanma zorunluluğudur (4054 sayılı Yasa’nın 53. maddesi). Bir kararın
Resmi Gazete’de yayımlanması, onun yürürlüğe girmesi veya sonuçlanması
için nasıl bir şart değilse, itiraz edilebilmesi için “tebliğ” edilmesi de, sonuç-
landırılabilmesi için bir şart değildir. Resmi Gazete ile ilanda amaç, kararın
tarafı olmayan fakat kararla ilgili bulunan yahut aynı pazarda çalışanların
alınan karara bu ilandan itibaren ve süresi içinde itiraz edebilmelerine ola-
nak tanımaktır. Nasıl Resmi Gazete ilanını, bu tür bir kararın sonuçlanmış sa-
yılması için arayamazsak, tebliğ edilme şartını da arayamamak gerekir.
2. Kazanılmış Hak İlkesi Açısından
Danıştay kararında, olaya kazanılmış hak ilkesi açısından bir yorum
getirilmemiştir.
Bugün, idare hukukçularının yaygın şekilde benimsedikleri görüş, bir
idari işlemin değiştirilmesi halinde bu idari işlemden doğmuş olan hak
veya hakların hangi durumlarda hukuken korunacağı, yani “kazanılmış
hak” olarak görüleceğinin, hassas şekilde incelenmesi gerektiğidir.
Gerçekten, devlet tarafından, kamusal bir işlem yerine getirildiğinde
(kanun veya idari düzenleme yahut idari karar), fertler devlete güven
duygusu içinde, ortaya konulan iradenin sürekli ve güvenilir olduğunu
kabul ederek davranışlarını buna göre oluştururlar. Verilen kamusal
hakların hukuk düzeninde korunacağından güven duymaları normaldir.
Bunların ne zaman ve ne şekilde değişeceğinden endişe duymadan sosyal
ve ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmelidirler. İşte bu güven kavramı,
idare hukukunda da “kazanılmış hak” kavramını gündeme getirmektedir.
1
Sn. Dr. Ulusoy bunu “kazanılmış haklara saygı ilkesi de hukuk güvenliğinin
sağlanması ve dolayısıyla hukuk devletinin inşa edilebilmesi için son derece önemli
bir ilkedir” diyerek özetlemektedir.
Konunun önemini ve hassasiyetini belirten Doç. Dr. Ulusoy “doğrudan
veya dolaylı olarak kamusal bir işlemden doğan bir hakkın teknik olarak kazanılmış
hak olarak görülüp hukuken korunmaya devam edilebilmesi için her somut olayda
öngörülebilirlik ve hukuki istikrar boyutları dikkate alınarak hukuk devleti ilkesi
ve kamu düzeni ve kamu hizmetlerinin gerekleri arasında titiz bir değerlendirme
yapılarak karar verilmelidir” demektedir.
1
Doç. Dr. Ali Ulusoy, “Hukuk Devleti ve İdari Faaliyetlerin Gerekleri Yönünden Ka-
zanılmış Hak Kavramı”, 2003 (Türkiye Barolar Birliği Kurultayı’nda sunulan tebliğ).
(Ulusoy, buna “öngörülebilir olma” demektedir.)
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 283
makaleler Kublay ATASAYAR
Bir idari kararın hangi şartlar altında kazanılmış hak haline geleceği
üzerinde de durulması gerekir.
İdare hukukçularının genel kabullerine göre, idari işlemden doğan bir
hakkın “kazanılmış hak” olarak kabul edilip hukuken korunabilmesi için üç
ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir.
2, 3
Birincisi, hak bireysel bir idari işlemden doğmalıdır. Diğer bir ifade
ile ancak düzenleyici işlemlere dayanılarak alınan bireysel idari kararlar
hak doğurabilir. Olayımızda da, kanun değişikliği olmadan önce, 4054/48.
madde gereğince teşebbüs veya teşebbüsleri ilgilendiren, niteliği itibariyle
bireysel olan ve yalnız onları kapsayan bir karar alınmıştır. İdari işlem,
kararın alındığı tarihte bitmiştir ve artık bu işlem üzerinde herhangi bir
değişiklik söz konusu değildir.
İkincisi, hak doğurucu bireysel idari işlemin (kararın) tesis edildiği
tarihte geçerli olan hukuk kurallarına uygun şekilde alınması gereğidir.
Kararın tesis tarihi kararın verildiği tarihtir. Kararın kesinleşmesi için ne
bir üst makam onayına ne de bir üst kurul onayına ihtiyaç vardır. Rekabet
Kurulu kararları, 48. maddeye göre verildiği anda, onaya ihtiyaç duymadan
“tamamlanmış” bir karardır. Kararın tebliği, itiraz hakkının kullanımı için
gerekli olup, “tebliğ” kararın sağlık şartı değildir.
Üçüncüsü, söz konusu hak “kişi” açısından kişiselleşmiş, güncel hale
gelmiş ve belirlilik kazanmış olmalıdır.
4
Hukuken korunabilecek niteliği,
kararın verildiği tarihte kavuştuğunun, olayımız açısından kabulü gerekir.
Çünkü, tebliğe rağmen, itiraz hakkını kullanmayacak teşebbüs için, uygula-
nacak karar, Kurulun karar verdiği tarihteki karardır. Karara itiraz edilmesi
halinde de onanacak veya bozulacak karar (idari tasarruf) alındığı tarihteki
karar olacaktır. Eklemek gerekir ki, kişiselleşmiş olma kuralının tersi, hakkın
henüz doğmamış olmasını veya beklenen hak durumunda olmasını ifade
eder ki, Rekabet Kurulu Kararlarının böyle bir yönü yoktur.
5
3. Anayasa Mahkemesi Kararları Açısından
Anayasa Mahkemesi de, çok sayıda kararında kazanılmış haklar
konusunu ele almış, uygulama ve yorumda, yol gösterici olacak şekilde
ilkeler koymuştur.
2
Doç. Dr. A. Ulusoy, (aynı tebliğ)
3
Yard. Doç. Dr. Yücel Oğurlu, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Beklen-
tiler Sorunu, 2003 Seçkin Yayıncılık. (Y. Oğurlu’da, kazanılmış hakkın unsurlarını farklı
deyimler kullanılmasına rağmen, aynı çerçeve içinde açıklamaktadır, s. 89 v.d.)
4
Sayın Doç. Dr. Ulusoy buna “kesinleşmiş olma” deyimini kullanmakla beraber, amacının
belirgin olma güncel ve kişisel hale gelme olduğunu da açıklamaktadır. Sn. Dr. Oğur-
lu’da bunu “hukuken korunmaya değer aşamaya gelmek” olarak ifade etmektedir.
5
Ulusoy (aynı tebliğ)
284 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
Olayımız açısından doğrudan ilgili olmasa bile, kazanılmış hak kavra-
mının idare hukukunda nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiğini çeşitli
kararlarında değerlendirmiştir.
6
AYM’nin 23.02.2001 tarihli ve E. 1992/42, K. 2001/41 sayılı kararında,
“kazanılmış haktan söz edilebilmesi için objektif ve genel hukuki durumun kişisel
bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi gerekmektedir… Öğretide ve uygula-
mada, kamu hukuku alanında kazanılmış hakkın… Genel durumun kişisel duruma
dönüşmesiyle ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir” denilmiştir.
Olayımız açısından da, genel hukuki durum olan yasa hükmü, yasa-
daki prosedür tamamlanmak suretiyle karara bağlanmış ve bu karar ile
kişi (teşebbüs veya teşebbüsler) özel bir duruma geçmiş, idari ceza almış
veya almamıştır. Başka bir ifade ile, genel yasa hükmü uygulama görmüş,
bu uygulamanın sonucunda da “teşebbüslere özel” bir sonuç (karar) ortaya
çıkmıştır. Bu karar tefhim edilmiş olmakla da, teşebbüsler için özel hukuki
durum yaratılmıştır.
AYM’nin diğer bir kararında (11.11.1963 gün, E. 1963/106, K. 1963/270
- RG 29.01.1964, s.11619) hukuk devleti ilkesine gönderme yapılarak; “kaza-
nılmış hakların tanınması ve korunması hukuk devletlerinde benimsenen bir ana
hukuk kuralıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda bu kuralı ortadan kaldıracak
hiçbir hüküm yoktur, olması da düşünülemez” denilmiştir.
AYM’nin 11.06.1996 gün ve E. 1996/1, K. 1996/18 sayılı kararda da
“hukukta kazanılmış hak, kamu kesiminde olsun, özel kesimde olsun güvenilirliğin
kanıtı, uygunluğun ölçüsüdür. Olmadık bir nedenle çiğnenmesi anayasal düzeyde
haklı bulunamaz” denilmektedir.
AYM, bir başka kararında, kanuna karşı, sözleşme ile elde edilen hak-
ları “kazanılmış hak” olarak tanımlamış ve bunu kaldıran yasa hükmünün
önce yürütmesini durdurmuş, sonra da iptal etmiştir. 4628 sayılı Elektrik
Piyasası Kanunu’nun geçici 4. maddesi ile, idare veya özel şirketlerle ya-
pılmış elektriği satın alma yükümlülüğünü içeren sözleşmelerin iptalini
öngören düzenlemeyi iptal etmiştir (AYM Kararı 13.02.2002, E. 2001/293,
K. 2002/5, RG 15.02.2002).
Kazanılmış hak, olayımızda sözleşmeye değil, kanun hükmüne dayan-
maktadır. Eski kanuna göre, karar aşaması tamamlanmış, kararı verilmiş
(tefhimi önemli olmamakla beraber hatta tefhim edilmiş) kararların, yalnız
yazılı tebligatının yapılmamış olmasını, kazanılmış hak kavramı dışına çı-
karmanın mümkün olamayacağını düşünmekteyiz.
6
Yard. Doç. Dr. Yücel Oğurlu, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Bek-
lentiler Sorunu, 2003, s. 86-87.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 285
makaleler Kublay ATASAYAR
Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde olayımızın de-
ğerlendirilmesi halinde, önceki yasa döneminde verilmiş ve diğer tarafa
tefhim edilmiş bulunan kararların uygulanmasının daha sonra yeni bir
yasa yürürlüğe girse bile, eski yasa hükümlerine tabi olması gerekeceği
ve bunun da kazanılmış hak kavramının olağan bir sonucu olarak kabul
edilmesi gerektiği sonucuna varılacaktır.
4. Ceza Hukuku İlkeleri Açısından
4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin gerek başlığı, gerek maddenin
metni, kurul kararında belirtilen para cezasının hukuki anlamda bir “ceza”
olduğunu açıkça belirtmektedir. Ceza, ister yargı kararında isten idari karar-
da yer alsın, niteliği itibariyle ceza hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde
değerlendirilmelidir.
Ceza hukukunun ilkeleri açısından bakıldığı takdirde 4971 sayılı Ka-
nun ile yapılan değişiklik, ceza miktarını artırmamakla birlikte, ödeme
şartını ağırlaştıran bir değişikliktir. Eski kanun hükmüne göre, öngörülen
para cezasının ödenebilmesi için Danıştay’ın ilgili dairesinin onama kararı
şart iken, bu değişiklikle Danıştay aşaması beklenmeden Rekabet Kurulu
kararının tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gereği hükme bağ-
lanmıştır. Bu değişiklik cezanın muhatabı olan kişi veya kişilerin ödeme
şartını ağırlaştırmak anlamına gelmektedir.
Bu türlü yasal değişiklerin yapılması halinde Ceza Hukuku, yasanın
yayımından önce işlenmiş suçlara uygulanacak cezayı “hafif olan ceza”nın
uygulanacağı ilkesine bağlamıştır.
Bu durumda, Danıştay 1. Dairesi’nin istişari görüşünün ortaya çı-
kardığı sonuç bu ilkenin tersi olacak ve ağır olan cezanın uygulanması
gerekecektir.
5. Kurum’un Sorumluluğu Açısından
Rekabet Kurulu’nun 48. maddeye göre vereceği kararların 54. maddeye
göre tebliğ edilmesine kadar geçmesi gereken süre (kararı yazma süresi)
4054 sayılı Kanun’da belirtilmemiştir.
Karar yazma süresi denilebilecek bu sürenin önemi tartıştığımız konu
açısından ortaya çıkmaktadır. Gerçekten “Kurum”un, “Kurul”un kararla-
rını yazma konusunda dikkat çekici örnekler görülmektedir. Özellikle
4971 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmadan önce verilmiş çok sayıda karar,
yasanın yürürlüğünden önce tefhim edilmesine rağmen, ilgili taraflara
286 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
tebliğ edilmemiştir. Yasa’dan sonra yapılacak tebliğlerde ise, Danıştay’ın
istişari kararı yönünde düşünülürse, idari para cezasının ödenmesi bir ay
içinde gerçekleştirilecek, ödenmediği taktirde 6183 sayılı Yasa hükümleri
uygulanabilecektir.
Bu noktada, “Kurum”un karar yazma sorumluluğu önem kazanmakta-
dır. Bu gecikmenin sorumlusu ilgili taraflar olamayacağına göre, hiç kimse
kendi kusuruna dayanarak hak talep edemez kuralının da bir sonucu olarak,
“Kurum”un yasa değişti gerekçesi ile eski kararlara yeni hüküm uygula-
masının mümkün ve doğru olamayacağı görülmektedir. Bu gecikmenin
sorumlusu böyle bir hakkın talepçisi olmamalıdır. Bu durum, hukuka
saygı, idarenin görev ve sorumluluğu açısından bireyleri güvensizliğe ve
belirsizliğe itecek kadar önemlidir.
4054 sayılı Kanun’un 48. maddesi, “sözlü savunma toplantısı yapıldıktan
sonra aynı gün, bu mümkün olmaz ise gerekçesiyle birlikte 15 gün içinde karar
verilir” demektedir. Buradaki iki süre de karar süresi olarak amir hüküm-
dür. Ancak, karar yazımı için bir sürenin öngörülmemesi, bu imkanın
yıllara sarkacak şekilde yerine getirilmesini de haklı kılamaz. İdare, bu
konuda ciddi sorumluluk içinde ve belirlenecek makul bir süre içinde, bu
görevini de yerine getirmek mecburiyetindedir. Özellikle bu tür yasa deği-
şikliklerinde tarafları mağrudiyete uğratacak davranışların tarafı “Kurum”
olmamalıdır.
Konunun ekonomik yönü ve sonuçları bu incelemenin kapsamında
olmadığı için, ekonomik değerlendirmelerden kaçınılmıştır.
IV. SONUÇ
4054 sayılı Kanun’un 55. maddesinde yapılan değişiklik idari para ce-
zasının uygulanmasını, eski hükme göre öne çekmiş ve Danıştay’ın onama
kararı beklenmeden ödeme şartını getirmiştir.
Danıştay 1. Dairesi’nin bu konudaki kararı, 2575 sayılı Danıştay Kanu-
nu’nun 42. maddesi (f) fıkrası gereğince “istişari mahiyette”dir. Bildirilen, bir
karar değil, kanun hükmünde de belirtildiği gibi bir “düşünce bildirmek”tir.
Dolayısıyla Danıştay 1. Dairesi’nin bu kararının önce idare tarafından, ola-
yın özelliği, kazanılmış hakkın olup olmadığı ve en önemlisi bu sonucun
ortaya çıkmasında kendi sorumluluğunun önemi ve ağırlığını göz önünde
bulundurarak değerlendirilmelidir.
İdare’nin bu konudaki davranışlarının, hele Danıştay görüşü varken,
farklı olması aslında beklenmemelidir. Ancak uyuşmazlık dosyasının ince-
lemesi gereken Danıştay’ın ilgili dairesinin bu unsurları göz önüne alarak,
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 287
makaleler Kublay ATASAYAR
farklı değerlendirme yapması beklenmelidir. Çünkü, Danıştay dava daire-
leri de, istişari nitelikteki bu kararlara uymak mecburiyetinde değildir ve
personel hukuku uygulamalarında bu çeşit kararlara rastlanmaktadır.
Amaç, sorunun hakça ve adaletli bir sonuca bağlanması olduğuna göre,
zaman içinde, çelişkili bu durumun ve yorumların, hukukun temel ilkeleri
bütünüyle değerlendirilerek çözüme kavuşturulacağını umuyoruz.
TC
DANIŞTAY
BİRİNCİ DAİRE
Esas: 2003/176
Karar No: 2204/8
4054 sayılı Kanun’un 15.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4971 sayılı
Kanun’la değiştirilen 55. maddesinin uygulanması yönünden Rekabet Ku-
rulu kararının verildiği tarihin mi, ilgililere tebliğ edildiği tarihin mi esas
alınacağı, 4054 sayılı Kanun’un 16, 17. maddelerine göre verilen ve 15.8.2003
tarihine kadar kesinleşmiş olan para cezalarının, yürürlükten kaldırılan 39
uncu maddenin (b) bendi uyarınca yüzde yirmibeşinin kurum hesabına
aktarılıp aktarılamayacağı hususunda düşünülen duraksamanın gideril-
mesine yönelik iştişari düşünce sistemine ilişkin, Başbakanlığın 5.12.2003
günlü, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü 5355 sayılı yazına ekli Re-
kabet Kurulu’muzun 27.10.2003 günlü, 2992 sayılı yazısında aynen:
“Bilindiği gibi 01/08/2003 tarih ve 4971 sayılı“ Bazı Kanunlarda ve Milli
Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Ka-
nun Hükmünde Kararnamesi Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
25. maddesi ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun‘un bazı
maddelerinde değişiklik yapılmıştır.
Buna göre; 07/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Hakkında
Kanun’un;
A. 15. maddesinin sonuna “İlgililer istenen bilgi, belge, defter ve sair
vasıtaların suretlerini vermekle yükümlüdür. Yerinde incelemenin engellenmesi
veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ve ceza hakimi kararı ile
yerinde inceleme yapılır” fıkrası eklenmiştir.
B. 39. maddesinin (b) bendi ile medenin son cümlesi yürürlükten
kaldırılmıştır.
288 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
C. 53. maddesinin ikinci fıkrasındaki “kesinleştikten sonra” ibaresi yü-
rürlükten kaldırılmıştır.
D. 55. maddesinin birinci fıkrasındaki “Bu süre içerisinde yargı yoluna
başvurulmazsa karar kesinleşir” ibaresi, “Kurul kararlarına karşı yargı yoluna
başvurulması kararların uygulanmasını ve para cezalarının takip ve tahsilini dur-
durmaz” şeklinde; ikinci fıkrasında yer alan “Para cezaları Kururlun kararı
kesinleşmeden tahsil edilemez” ibaresi “Para cezaları, Kurulun nihai kararının
ilgisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödenir” şeklinde değişti-
rilmiştir.
Anılan Kanun’un 29. maddesinde ise “Bu Kanun yayımı tarihinde yü-
rürlüğe girer” denilmektedir.
Kanunların yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen olaylara uygu-
lanmaması genel kural ise de bazı durumlarda, yeni kanunun eski olaylara
ve ilişkilere uygulanması konusunda kamu düzeni, genel hakkın korunması
ve sair bir takım istisnalar söz konusu olabilmektedir. Bu bağlamda eski
kanun zamanında meydana gelen olayların yeni kanun zamanında ortaya
çıkan sonuçları yeni kanuna tabi olmaktadır.
Yukarıda anılan kanun değişikliği kapsamında, 4054 Kanunun 55.
maddesinin yeni şekli ile uygulanması bakımından tespitlerde bulunul-
muştur:
1. 4971 sayılı Kanun’un yürüklük tarihi olan 15 Ağustos 2003 tarihinden
sonra karar verilen ve tebliğ edilen Kurul Kararı’nın yeni kanun hükümle-
rine tabi olması gerektiği tartışmasızdır.
2. 4971 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce verilmiş ve tebliğ
edilmiş olan Kurul Kararları’nın büyük bir kısmına karşı ilgililerince yargı
yoluna baş vurulmuş olup mezkur davalarda o tarihlerde meri olan 55.
madde hükmü uygulanmış olup söz konusu kurul kararları ile verilen
cezaların eski kanun hükümlerine tabi olduğu düşünülmektedir.
3. Ancak 4971 sayılı Kanun’un yürürlük tarihimde önce verilmiş olup
tebligatı yürürlük tarihinden sonra yapılan Kurul Kararları’nın uygulan-
ması bakımından yasada özel bir yürürlük maddesinin yer almaması nede-
niyle bazı tereddütler oluşmuştur. Genel hukuk prensipleri doğrultusunda,
Kanunun yürürlüğe girdiği andan itibaren etkilerini meydana getirmesi
gerektiği düşünülmekte birlikte; 4971 sayılı Kanun’un uygulanması bakı-
mından, Kurul Kararları’nın tarihin esas alınması durumunda eki kanunun
uygulanacağı ileri sürülebileceği gibi, Kurul Kararları’nın ilgililere tebliğ
tarihlerin esas alınması durumunda ise yeni Kanun’un uygulanması ge-
rektiği de söylenebilecektir.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 289
makaleler Kublay ATASAYAR
Ayrıca, 4054 Sayılı Yasa’nın “Kurumun Gelirleri” başlığı altında dü-
zenlenmiş olan 39. maddesinin (b) bendindeki “Kurulca bu Kanunun 16 ve
17. maddelerine göre verilen cezaların yüzde yirmibeşi” hükmü ile maddenin
son cümlesindeki “ …(b) bendinde belirtilen gelirler cezaların kesinleşmesinden
sonra cezanın Hazine Veznesine yatırılması esnasında Kurumun ilgili hesabına
yatırılır” hükmü, 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (b) bendi ile yürür-
lükten kaldırılmıştır.
Yukarıda arz edilen nedenlerle;
a. 4054 sayılı Kanun’un 4971 sayılı Kanun ile değişik 55. maddesinin
uygulanması bakımından Kurul Kararları’nın verildiği tarih mi yoksa Kurul
Kararları’nın ilgililere tebliğ tarihinin mi esas alınacağı hususunda oluşan
tereddütün giderilmesi,
b. 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (b) bendi ile 4054 sayılı Ka-
nun’un 39. maddesinin (b) bendinin yürürlükten kalkması nedeni ile
yeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargıda kesinleşecek olan
cezaların sözkonusu olması durumunda; 4054 sayılı Yasa’nın 126 ve 17.
maddelerine göre verilen cezaların yüzde yirmibeşi oranındaki Kurum
hissesinin Kurum hesabına aktarılıp aktarılamayacağı hususunda oluşan
tereddütün giderilmesi için:
İşbu yazımızın 2575 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (f) bendi uya-
rınca Danıştay 1. Daire Başkanlığı’nın istişari görüşünün alınabilmesi için
Danıştay Başkanlığı’na intikalini teminen Başkanlığa iletilmesi bilgi ve
müsadelerinize arz ederim, denilmektedir.
Dairemizce yapılan çağrı üzerine gelen Rekabet Kurumu Başkan Yar-
dımcısı İsmail Hakkı Karakelle, Başhukuk Müşaviri Vekili Nuran İnan,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdür Yardımcısı Ozan Güler, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol
Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Önder İnce ile Müşavir Hazine Avukatı
Hatice Göktepe’nin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra,
Gereği Görüşülüp Düşünüldü:
4054 sayılı Kanun’un 15.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4971 sayılı
Kanun’la değiştirilen 55. maddesinin uygulanması yönünden Rekabet
Kurulu Kararı’nın verildiği tarihin mi, ilgililere tebliğ edildiği tarihin mi
esas alınacağı, 4054 sayılı Kanun’un 16, 17. maddelerine göre verilen ve
15.8.2003 tarihine kadar kesinleşmemiş olan para cezalarının, yürürlükten
kaldırılan 39. maddenin (b) bendi uyarınca yüzde yirmibeşinin kurum he-
sabına aktarılıp aktarılamayacağı hususlarında düşünülen duraksamanın
giderilmesine yönelik istişari düşünce istenilmektedir.
290 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Kublay ATASAYAR makaleler
15.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesi
ile 7.12.1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un
bazı maddelerinde değişiklik yapılmış, 39. maddesinin (b) bendi ve bu
maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4971 sayılı Ka-
nun’la değişiklik yağılmadan önceki 39. maddesinin (b) bendinde, Kurul’ca
bu Kanun’un 16 ve 17. maddelerine göre verilen cezaların yüzde yirmi
beşinin Kurum’un gelir kalemlerinden biri olduğu, son fıkrasının ikinci
cümlesinde, (b) bendinde belirtilen gelirlerin, cezaların kesinleşmesinden
sonra cezaların Hazine veznesine yatırılması esnasında Kurum’un ilgili
hesabına yatırılacağı, 54. maddesinde, Rekabet Kurulu Kararları’nda süre-
lerin gerekçeli kararların taraflara tebliğ tarihinde itibaren başlayacağı, 55.
maddesinde ise, Kurul’un nihai kararlarına, tedbir kararına, para cezaları
ve süreli para cezalarına karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren süresi
içinde Danıştay’a başvurabilceği, bu süre içinde yargı yoluna başvurulmaz-
sa kararın kesinleşeceği, para cezalarının Kurul’un kararı kesinleşmeden
tahsil edilemeyeceği, Kurul’un para cezası veya sürekli para cezası veren
kararın yerine getirilmesinin, 6183 sayılı Amme Alacaklılarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümlerine tabi tabi olduğu hükme bağlanmış iken,
yapılan değişiklikle 55. maddenin birinci fıkrasında yer alan “Bu süre içinde
yargı yoluna başvurulmazsa karar kesinleşir.“ İbaresi, ”Kurul kararlarına karşı
yargı yoluna başvurulması kararların uygulanmasını ve para cezalarının takip ve
tahsilini durdurmaz.” Şeklinde, 2. fıkrasında yer alan “Para cezaları, Kurulun
kararı kesinleşmeden tahsil edilemez.” ibaresi ise, “Para cezaları, Kurulun nihai
kararının ilgisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödenir.” şeklinde ye-
niden düzenlenmiştir. 4971 sayılı Kanun’un 29. maddesinde, bu Kanun’un
değiştirilen hükümlülerin geçmişe yönelik olarak uygulanabileceğine ilişkin
geçici bir hükme yer verilmemiştir.
Yapılan bu değişikliklerle, 4054 sayılı Kanun’un 16 ve 17. maddeleri
uyarınca Rekabet Kurulu’nun vermiş olduğu cezaların yüzde yirmi beşi
Kurum geliri olmaktan çıkarılmış, Kurul kararlarına karşı yargı yoluna
başvurulmasının kararların uygulanmasını ve para cezalarının takip ve
tahsilini durdurmayacağını hükmüyle para cezalarının Kurul’un nihai
kararının ilgisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödenmesi
gerektiği öngörülmüş ve bu değişiklikler 15.8.2003 tarihinde yürürlüğe
girmiştir.
Yasaların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki durum ve işlemler hak-
kında uygulanması ve hüküm ifade etmesi gerektiği yolundaki hukukun
genel prensibi, kamu hukuku alanında da geçerlidir. Buna göre, önceki
yasa zamanında meydana gelen ancak sonuçlanmamış, ilgilisine tebligatın
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 291
makaleler Kublay ATASAYAR
tamamlanmadığından subjektif hak doğurmamış olan durum ve işlemlere,
sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin uygulanması, yeni yasanın
yürürlüğe girmesinden itibaren derhal etki ve sonuç yaratması niteliğinin
bir gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, 4054 sayılı Kanun’un değiştirilen ve yürürlükten
kaldırılan hükümlerinin 15.8.2003 tarihinden önceki durum ve işlemlere
uygulanabileceği yolunda 4971 sayılı Kanun’da geçici bir hükme yer veril-
mediğinden, 4971 sayılı Kanun’un hükümlerinin yürürlük tarihinden itiba-
ren derhal uygulanması gerektiği, bu tarihten önce verilen ancak tebligatı
bu tarihe kadar yapılamamış Kurul kararlarının yürürlüğe giren yeni yasa
hükümlerine tabi olacağı, 15.8.2003 tarihinden önce 4054 sayılı Kanun’un
16 ve 17. maddelerine dayanılarak verilen ancak bu tarihte kesinleşmemiş
olan para cezalarının yüzde yirmi beşinin, yürürlükten kaldırılan hüküm
nedeniyle 15.8.2003 tarihinden itibaren Kurum hesabına aktarılamaya-
cağı sonucuna ulaşılarak dosyanın Danıştay Başkanlığı’na sunulmasına
23.1.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye
Abdülkadir Yılmaz A. Şahver H. Hüseyin
Genelioğlu Çimen Kobal Karakullukcu
Üye
Cenker
Karaoğlu
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 293
dosya Tüketici Hakları
TÜKETİCİ HAKLARI
Özel kullanım amacıyla alınan mal ve hizmetler konusunda tüketici,
ürünlerin ve satış yöntemlerinin çeşitliliği gibi nedenlerle, her zamankinden
fazla aldatıcı ve yanıltıcı unsurlarla karşı karşıyadır. Tüketicinin sağlık ve
emniyetinin korunabilmesi, tüketiciye sunulan risk unsurunun asgariye
indirilmiş olması, tüketicinin sağlığı ve emniyeti için etiketleme, katkı
maddeleri, hijyen denetimi konularında bilgilendirilmesi yanında adil sa-
tış yöntemleri kullanılması günümüz serbest piyasa koşullarını sınırlayan
kuralların sadece bir kaçıdır.
Bunların yanında AB kriterleri diyebileceğimiz pek çok koşul tüketici-
nin bilgilendirilmesi için düşünülmekte, uygulamaya konulmaktadır.
Tüketici hakları, ülkemizde özgün biçimde 23.2.1995 tarihinde kabul
edilerek 8.9.1995 tarihinde yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun ile koruma altına alınmıştır. Yasa’nın çıkmasından sonra
ekonomik hayattaki değişiklikler, özellikle internetin yaygınlaşması bu alan-
da yeni düzenleme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, girmekte bulundu-
ğumuz AB’nin kabul ettiği direktiflere uyum da bu ihtiyaca bir boyut olarak
eklenmiştir. Sanıyorum AB kriterleri konusunda Av. Necati Yentürk’ün yazısı
yeterli bilgilendirme yapabilecek nitelikte kabul görecektir.
Bu nedenle 6.3.2003 tarihinde 4822 sayılı Yasa ile köklü değişiklikler
yapılmıştır.
*
Bu değişiklikleriyle tüketici haklarının ulusal bağlamdaki so-
runları ile ilgili Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından Kamil Kadıoğlu’nun
yazısını zevkle okuyacağınızı ve yararlanabileceğinizi sanıyoruz. Ankara
2. Tüketici Mahkemesi Hakimi Naci Özdamar’ın yazısı ise konut satışları
konusunda, uygulamada yeni ufuklar açmaktadır.
4822 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikliklerin en önemlilerinden biri,
tüketici tarafından düzenlenen kıymetli evrakın geçersizliğine ve kıymetli
*
4822 sayılı Yasa ile ilgili Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararları için Yargıtay Kararları
bölümüne bkz.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DERGİSİ,
güncel konularda dosyalar düzenlemeyi ve önceki dosyalar ile ilgili yazılar
yayımlamayı sürdürüyor.
Bu sayımızda DOSYA’nın konusu
“Tüketici Hakları” olarak seçildi.
Bütün Dosya’larımızda olduğu gibi gelecek sayılarımızda da
bu konuda yayına devam edeceğiz.
294 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
Tüketici Hakları dosya
evrakın teminat olarak verilmesi ya-
sağına dair olan düzenlemedir. Bu
düzenleme ile ilgili özgün bir yazı
Dosya’da bulunmamaktadır. Buna
karşılık DEÜ Hukuk Fakültesi Der-
gisi’nde yayımlanan Yrd. Doç. Dr.
Sevilay Uzunallı Eroğlu’nun “Tüke-
tici’nin Korunması Hakkında Kanunun
Kıymetli Evrak Hukukuna Etkileri“
başlıklı makalesini önermekteyiz.
1
Tüketici haklarının uluslarası
boyutu hakkında Av. Arzu Kü-
çükyalçın, Brüksel I Tüzüğü’nü
irdeliyor kapsamlı yazısında.
Av. Uğur Yetimoğlu “Devreli
Tatil Sistemleri“; Av. Şerafettin Gö-
kalp de “Tüketici Örgütleri“ konula-
rında yazdılar.
Ek olarak İTO ve ATO’nun
tüketici haklarını koruyan make-
nizmaları hakkında bilgiler ver-
mekteyiz.
1
DEÜ Hukuk Fakültesi Dergisi için Bkz., “Kitaplar-Dergiler” bölümü.
ITO Tüketiciyi Koruma Çalışmaları
İstanbul Ticaret Odası üyelerince
üretilen ya da satılan ürünlerden
şikayeti olan tüketicilerin yazılı mü-
racaatları “Tüketici Şikayetleri İş Tali-
matı” uyarınca İç Ticaret Şubesi’nce
incelenir. Haklı tüketici şikayetlerinin
çözümüne yardımcı olunur.
Diğer şehirlerdeki üreticilerden şi-
kayetler de kabul edilir ve o ilin Ticaret
ve Sanayi Odası’na intikal ettirilerek
sorunun çözümü için çaba gösterilir.
Esnaf ile ilgili şikayetler üzerine ise
şikayetçiye Ticaret ve Sanayi İl Mü-
dürlüğü’ne ve Esnaf ve Sanatkarlar
Odaları Birliği’ne başvurabilecekleri
bilgisi verilir.
Tüketiciler ile satıcılar arasında
çıkan uyuşmazlıkları çözümlemek ve
tüketici mahkemelerinde delil olarak
ileri sürülebilecek kararları almak
üzere İl ve İlçe Hakem Heyetleri ku-
rulmuştur.
Yalnızca kapıdan, posta ve katalog
yoluyla yapılan satışlarda; tüketici hiç-
bir hukuki ve cezai sorumluluk üstlen-
meden ve hiçbir gerekçe göstermeden
malı teslim aldığı tarihten itibaren yedi
gün içinde malı kabul etmek ya da red-
detmek hakkına sahiptir.
Bu durumda, satıcı ödenen bedeli
ve kişiyi borç altına sokan her türlü
belgeyi on gün içinde iade etmekle
ve yirmi gün içinde malı geri almakla
yükümlüdür.
Ankara Ticaret Odası
Tüketiciyi Koruma
Çalışmaları
Ankara Ticaret Odası’nda
tüketici şikayetlerine ilişkin
444 0 286 numaralı ücretsiz bir
hat faaliyet göstermektedir.