makaleler Teoman OĞUZHAN
175TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
A. GİRİŞ
Almanya Federal Cumhuriyeti’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni
hukuk düzeninde güncelliğini koruyan konulardan biri de, avukatın adliye
içindeki konumudur. Bununla ilgili olarak 1959 tarihli Federal Avukatlık
Kanunu
1
(BRAO) sadece genel bir tesbitte bulunmakla yetiniyor; “Avukat,
adliyenin bağımsız bir organıdır” (§ 1). Veciz bir şekilde formüle edilen bu
hüküm, hukuk öğretisinde ve uygulamada farklı değerlendirmelere ve
yorumlara neden olmuştur ve olmaktadır. Konuya bütün incelikleriyle
girmek, bu yazı çerçevesinde mümkün değildir. Yazının amacı, anılan
hükme ilişkin gelişmelere büyük ölçüde damgasını vuran Alman Anaya-
sa Mahkemesi (BVerfG) kararlarının bir kesitini kısaca vermektir. Böylece,
ülkemizde avukatın hukukî konumuna ve özellikle Avukatlık Kanunu’nun
1. maddesinin 2. fıkrasında 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı Kanun’la yapılan
yeni düzenlemeye ilişkin yorumlara değişik açıdan belki bir katkıda da
bulunulmuş olacaktır.
Konunun daha iyi anlaşılıp değerlendirilebilmesi için, kararlara esas
olan olaylar da kısaca özetlenecektir. Kararların seçiminde, mahkemenin
tutumunun zaman içindeki değişim ve gelişimini göstermesi bakımından
kronolojik yöntem esas alınmış ve karar başlıkları, uyuşmazlık konusuna
göre adlandırılmıştır.
ALMAN ANAYASA MAHKEMESİ
KARARLARINDA “BAĞIMSIZ BİR ADLİYE
ORGANI” OLARAK AVUKAT
Av. Dr. Teoman OĞUZHAN
*
*
İstanbul Barosu üyesi.
1
BGBl (Federal Resmî Gazete) I, s. 565.
Teoman OĞUZHAN makaleler
176TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
B. ALMAN ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARINDAN ÖZETLER
I. Avukat Şeref Mahkemesi’nin
2
Anayasa’ya Uygunluğu
3
Meslekî görevlerine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle kendisine Şeref
Mahkemesi’nce “kınama” cezası verilen avukat, kararın Federal Yargıtay
tarafından da onanarak kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne
başvurdu. Başvuru sebeplerinden biri, Şeref Mahkemesi’nin Anayasa’ya
aykırı özel bir mahkeme olduğu ve bunun ayrıca eşitlik kuralıyla (Alman
Anayasası m. 3/I) bağdaştırılamıyacağı iddiasıydı. Anayasa Mahkemesi,
Şeref Mahkemesi’nin görevinin avukatın meslek hukukuyla sınırlı oldu-
ğunu ve dolayısıyla yasak bir özel mahkemenin söz konusu olamayacağını
belirttikten sonra, şu gerekçeyle eşitlik kuralına da aykırılık görmemiştir:
“Avukatların meslekî işleri için özel yargılamanın kurulması genel eşitlik ku-
ralıyla da bağdaşır; Kanun koyucu, Alman Anayasası’nın 3. maddesi 1. fıkrasının
4
kendisine verdiği şekillendirme özgürlüğününün sınırlarını aşmamıştır.
Avukat yalnız özel çıkarların temsilcisi değil, aynı zamanda adliyenin ba-
ğımsız organıdır (§ 1 BRAO). Bununla, avukatlık, 1957 tarihli BRAO Hükümet
Tasarısı’nın gerekçesinde (BT-Drucks. II/120, Bem. zu § 1, s. 4) söylendiği gibi,
‘mahkemeler ve savcılık tarafına geçmektedir. … Adliye dahilindeki bu konumu,
avukatı, mesleğinin icrasında bunu dikkate almaya mecbur etmektedir. Dolayısıyla,
avukat, Medenî Muhakeme’de vekil veya Ceza Muhakemesi’nde savunman sıfatıyla
bilinçli olarak haksızlığa hizmet edemez veya hukukun bulunmasını güçleştire-
mez.’ Avukatların bu özel görevi, onları öteki meslek mensuplarının çoğundan
farklı olarak özel bir disiplin hukukuna tâbi kılmayı haklı gösteriyor. Bu disiplin
hukukunun uygulanması için, meslek üyelerinin konuyu bilen, fahrî hakimler
olarak katılacağı özel mahkemelerin kurulması, Anayasa’da bizzat öngörülen özel
Hizmet Ceza Mahkemeleri’nin oluşturulmasında (Alman Anayasası m. 96 a /IV
eski metin) olduğu gibi esasa aykırı değildir.”
5
2
BRAO’nun 1994 yılında (BGBl I, s. 2278) kısmen değiştirilen hükümleri arasında
avukatların disiplin kovuşturması da bulunmaktadır. Bu çerçevede, dilimize “Şe-
ref Mahkemesi“ olarak tercüme edebileceğimiz “Ehrengericht“ yerine, günümüz
koşullarına ve hukuk diline daha uygun, “Anwaltsgericht“ (“Avukat Mahkemesi“)
terimi yasa metnine alınmıştır. Ancak burada, 1994 döncesi meslekî yargılamaya
ilişkin eski kanun metninde kullanılan terime sadık kalınmıştır.
3
BVerfG, 11.6.1969-2 BvR 518/66, Neue Juristische Wochenschrift (NJW) 1969, s. 2192-
2195).
4
Alman Anayasası m. 3/I metni: “Bütün insanlar kanun önünde eşittir.”
5
BVerfG, dpn. 3, s. 2192.
makaleler Teoman OĞUZHAN
177TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
II. Tanığın Hukukî Yardım İsteme Hakkı
6
Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında, ceza hakimi önündeki ifadesi-
ne kendi seçtiği bir avukatın katılmasını isteyen tanığın hukukî durumunu
ve avukatın reddinin hukuken yerinde olup olmadığını inceliyor. Mahke-
meye göre, hukuk devleti kuralı tanığa avukatın yardımını almayı sınırsız
bir genel hak olarak garantilememektedir. Çünkü bu hakkın bütün somut
olaylarda herhangi bir sınırlama olmadan kullanılması, “işliyebilir ve etkin
bir adliyenin korunması postülası”yla bağdaşmayacaktır. Devlet makamları
ve mahkemeler, ”orantılılık kuralı”na uygun olarak, tanığın bir avukatın
yardımını alma hakkıyla, ceza davası ve benzer davaların etkinliğindeki
kamu yararını, olayın kişisel ve gerçek bütün özelliklerini karşılıklı tartmak
suretiyle karara varmalıdır. Bu nedenle, tanığın dinlenmesine avukatın
alınması için, her zaman, hukuk devletine uygun özel bir “meşruiyet”e (“Le-
gitimation”) ihtiyaç vardır. Bu meşruiyet, “farklı biçimde, tanığın her defaki
özel durumundan, özellikle yurttaşa ait genel tanık görevlerini yerine getirmede
kendisine menfaatleri icabı tanınmış olan usulî yetkilerden doğar“.
Anayasa Mahkemesi, olayı diğer Anayasa hükümleri yanında ayrıca
avukatın mesleğini icra özgürlüğü açısından da ele alarak, konumuz açı-
sından şu saptamada bulunuyor:
“BRAO, § 1’e göre, avukat adliyenin bağımsız bir organıdır. Mesleği, devlete
bağlı bir güven mesleği olup, ona hakikat ve adaletle yükümlü resmî göreve benzer
bir görev vermektedir. Avukat sır saklama zorunluluğundadır. Dolayısıyla, tanığın
dinlenmesinde, onun hukukî yardımcısı olarak, bir muhakeme katılanı (Verfah-
rensbeteiligter) konumuna benzer özel bir konumu vardır.”
7
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’ne göre, “tanığın hukukî yardım-
cısı avukatın geniş anlamda muhakmeye katılanlar arasına alınması; eğer katılma
düzenli ve etkin bir delil toplanmasını ağırlaştırmak veya önlemek ve böylece maddî
bakımdan doğru ve adil bir kararın bulunmasını aksatmak için görülebilir şekilde
kötüye kullanılıyorsa, avukatı tanığın dinlenmesinden yasaklamaya kural olarak
engel değildir.“ Ancak yasaklama, ilgili kanun hükümlerinin verdiği yetki
ölçüsünde mümkündür.
8
6
BVerfG, 08.10.1974-2 BvR 747/73, NJW 1975, s. 103–105.
7
BverfG, dpn. 6, s. 105.
8
BVerfG, dpn. 6, s. 105; avukatın bir ceza davasındaki savunma görevinden yasak-
lanabilmesi için açık ve yeterli bir yasal yetkinin zorunluluğuna ilişkin ayrıca bkz.,
BVerfG, 14.2.173–2 BvR 667/72, Juristenzeitung (JZ) 1973, 311 vd.
Teoman OĞUZHAN makaleler
178TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
III. Müdafilerin Sayısının Sınırlandırılmasının Anayasa’ya Uygunlu-
ğu
9
Almanya’da, 31.12.1974 tarihine kadar görülen ceza davalarında, her sa-
nık istediği sayıda avukattan yararlanabiliyordu (Alman Ceza Muhakemes
Kanunu, StPO, §§ 137/I, 227). Ayrıca, birçok sanığın savunması kural olarak
bir müşterek avukat aracılığıyla gerçkleştirilebiliyordu (StPO, § 146/I). Ka-
nun koyucu, 1970’li yıllardaki terör eylemlerinin etkisiyle anılan paragrafları
değiştirerek sanığın seçeceği avukat sayısını üçle sınırladı ve birden fazla
sanığın müşterek bir müdafi tarafından savunulmasını yasakladı.
Alman Anayasa Mahkemesi, söz konusu sınırlama ve yasağın Anaya-
sa’ya aykırılığı iddiasını redderken, gerekçesinde BRAO § 1’e de dayan-
maktadır:
“§ 146 StPO, avukatın, AY m. 12 /I’den
10
doğan temel hakkını zedelememek-
tedir. Gerçi birlikte savunma yasağı avukatın statüsüne dokunan, mesleğin icra-
sına ilişkin bir düzenleme getiriyor. Fakat bu, haklılığını, kamu yararının yaygın
öneminde bulmaktadır (krş. BverfGE 7, 377, 405 = NJW 1958, 1035). Kanunun
amaçladığı, müdafiinin yardım fonksiyonunun garantilenmesi, sadece onu ve mü-
vekkilini ilgilendirmez. Bu garanti, kamu yararınadır da. Müdafi olarak avukat,
sadece özel hukuk bakımından iş görme sözleşmesiyle (vekalet sözleşmesi) verilen
vekâleti yerine getirmemektedir; o, aynı zamanda, kamu huku olarak düzenlenmiş,
devletin cezalandırma talebi kakkında karar verilmesi gereken yargılamada, muha-
keme katılanı olarak kendi hak ve görevlerine göre hareket etmektedir. Böylece, o,
sadece müvekkilinin temsilcisi değil, aynı zamanda tamamen sanığın yardımcısı
rolünde adliyenin organıdır (BRAO, § 1).”
11
IV. Avukat Adayının Komünist Bir Partiyi Tutmasına Rağmen
Avukatlığa Kubulü
12
Anayasa Mahkemesi’ne şikâyette bulunan, bir avukat adayı. Ken-
disi aynı zamanda “Batı Almanya Komünist Birliği” (KBW) partisi üyesi.
Yetkili baro yönetim kurulu, adayın avukatlığa kabulü için başvurusunu
(30.5.1978), düzenlediği rapordaki olaylara dayanarak, avukatlık mes-
9
BVerfG, 11.03.1975-2 BvR 135-137/75, NJW 1975, s. 1013-1015.
10
Alman Anayasası m. 12/I metni: “Bütün Almanlar, mesleklerini, iş ve meslekî eği-
tim yerlerini serbestçe seçmek kakına sahiptirler. Mesleğin icrası, kanunla veya bir
kanuna dayanarak düzenlenebilir.”
11
BVerfG, dpn. 9, s. 1014. Alman Anyasa Mahkemesi, müdafiin görevden yasakla-
masına ilişkin, 14.2.173 gün ve 2 BvR 667/72 sayılı kararında (BverfG, JZ 1973, s.
311-314), benzer şekilde, avukatın meslek özgürlüğünü, organ statüsünü ve sanığın
yardımcısı olduğunu vurgulamaktadır.
12
BVerfG, 08.03.1983-1 BvR 1078/80, NJW 1983, s. 1535-1539 = JZ 1983, s. 599-601.
makaleler Teoman OĞUZHAN
179TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
leğine “lâyik olmama” ( BRAO, § 7, bent 5) nedeniyle reddetti. Avukat
Yüksek Şeref Mahkemesi 17.12.1979 günlü kararında söz konusu nedenin
bulunmadığını tesbit ederken; Federal Yargıtay, yetkili baronun ve İçişleri
Bakanı’nın itirazı üzerine, bu kararı yetkili baro yönetim kurulu lehine
bozdu. Anayasa Mahkemesi ise, şikayetçi avukatın başvurusunu meslek
özgürlüğü (Alman Anayasası, m. 12/I) temelinde inceleyerek avukatlığa
“lâyik olmama”yı gerektirecek bir cezaî hareketinin bulunmadığı (BRAO, §
5 Nr. 5) ve “özgürlükçü demokratik düzen”e karşı cezalandırılabilir bir şekilde
mücadele etmediği (BRAO § 7 Nr. 6) gerekçesiyle haklı buldu.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, avukatın meslek özgürlüğü birbiriyle
çelişkili gibi görünen iki unsuru bağdaştırmak zorunda: “BRAO’nun mes-
lek hukukuna ilişkin düzenlemeleri, Anayasa hukuku açısından önemli iki temel
ilkenin gerilim ilişkisi içinde bulunuyor; bir taraftan; serbest avukatlık kuralı
ve diğer taraftan; fonksiyon görebilen adliyedeki genel yarar (kamu yararı). Bu
gerilim ilişkisinin, Anayasa tarafından belirlenen sınırlar dahilinde ölçülü denge
anlamında çözümü, kanun koyucunun kararına bağlıdır. Bu nedenle, kanun ko-
yucunun, meslek özgürlüğü temel hakkının sınırlandırılması için hangi kararları
aldığının, geçerli yorum kuralları uygulanarak dikkatle incelenmesi zorunludur.
Bununla, BRAO’nun, avukatlığa kabulü yalnız bu kanunda belirtilen nedenlerle
reddedilebilir (§ 6) açık hükmü uyuşum içinde bulunmaktadır. Gerçi bu nedenler
mahkemelerin yorumuna bağlıdır. Fakat bunlara (mahkemelere), kanun koyucu
kararını yorum yoluyla alttan aşmak ve temel hakkı kanun koyucunun öngördüğü
ölçünün ötesinde sınırlamak Anayasaca yasaklanmıştır (krş. BverfGE 49, 304 [318]
= JZ 1979, 60 [Starck] – Bilirkişi sorumluluğu; 37, 132 [148]=JZ 1974, 609 – kira
hukukunda mülkiyetin getirdiği yükümlülükleri).”
13
Anayasa Mahkemesi, kararında, avukatın adliyenin bağımsız bir organı
olarak sınıflandırılmasını da aynı çerçevede değerlendirerek, bundan mes-
lek özgürlüğünü sınırlayıcı bir sonucun çıkarılamayacağı, sınırlandırmanın
ancak mesleğe kabule ilişkin özel yasal hükümlere dayanabileceği tesbitinde
bulunmaktadır.
14
Kararın konumuz bakımından en önemli noktası, avu-
katın organlık statüsünün daha önceki kararlarına kıyasla
15
kısmen farklı
bir değerlendirmeye tâbi tutulmasıdır:
“Avukatlık mesleğinin memura benzer bağımlılıktan kurtarılması ve devlet-
ten bağımsız serbest meslek olarak tanınması Anayasa koyucunun önceden var
olan ve benimsediği, devlet gücünün hukuk devletine uygun sınırlandırılması
gayretinin önemli bir unsuru olarak görülebilir. Vatandaşın, şans ve silâh eşitliği
nedeniyle, güveni olduğu ve çıkarlarını mümkün olduğunca serbest ve devlet
13
BVerfG, dpn. 12, s. 1537.
14
BVerfG, dpn. 12, s. 1538.
15
Krş. yukarıda B. I. ve II.
Teoman OĞUZHAN makaleler
180TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
etkisinden bağımsız gözeten hukuk uzmanlarından yararlanması, hukuk devleti
düşüncesine uygundur ve adliyeye hizmet” eder. Avukatın devlet kontrolü ve
vasiyetini kural olarak dışlayan serbest bir meslek icra ettiği (BverfGE 34,
23 [302]=NJW 1973, 696) ve avukatlık mesleği icrasının, meslek özgürlüğü
temel hakkına ilişkin Anayasa’yla bağdaşır düzenlemeler yoluyla sınırlan-
madığı ölçüde, Anayasa’nın egemenliği altında, bireyin kendini serbest
ve kuralsız belirlemesine tâbi olduğu yönündeki Anayasa Mahkemesi’nin
(şimdiye kadarki) kararları bu yorumla bağdaşmaktadır (BVerfGE 50, 16
[29] =NJW 179, 1159).
“BRAO’nun, avukatı bağımsız ’adliye organı’ olarak sınıflandırması ve
mahkeme kararlarında bazen ’devlete bağımlı güven mesleği’nden söz edilmesi
de bu esas görüşte bir şey değiştirmez. BRAO’nun ilk taslağında henüz öngörül-
meyen, adliyenin organı olarak tanınması; avukatların, özgür hukuk devletinde,
hak arayanların tayin edilmiş danışman ve temsilcileri olarak, ‘hukuk mücadele-
sinde’ hakim ve savcıların yanında bağımsız önemli bir fonksiyon gördüğünü ve
bu nedenle onların müvekkillerinden daha geniş yetkilere ve bununla (yetkilerle)
bağdaşan görevlere sahip olduğunu ifade etmektedir...”
16
V. Disiplin Tedbirleri ve Avukatın Meslek Özgürlüğü
17
Anayasa Mahkemesi, meslek kurallarına aykırı davranmış olması
nedeniyle iki avukata yetkili baro yönetim kurullarınca verilen ve Şeref
Mahkemesi tarafından da uygun bulunan “kınama”nın meslek özgürlüğüne
(Art. 12/I) aykırı olduğuna karar verirken, avukatın adliyenin bağımsız bir
organı olması açısından da önemli saptamalarda bulundu.
Objektiflik emrine aykırılık nedeniyle bir avukata karşı alınan meslekî
tedbirlerin Anayasal gereklere yetip yetmediğinin incelenmesinde, avu-
katlık mesleğinin icrasının, prensip olarak, bireyin kendini serbestçe ve
kuralsız belirlemesine tâbi olduğu noktasından hareket edilmelidir (krş.
BverfGE 63, 266 [282 ff. ] = NJW 1983, 1535). Adliyenin bağımsız bir orga-
nı ve hak arayanın tayin edilmiş danışmanı ve temsilcisi olarak avukatın
görevi; adil kararın bulunmasına katkıda bulunmak, mahkemeyi ve aynı
şekilde savcılığı veya resmî daireleri müvekkili aleyhine yanlış kararlardan
korumak ve onun (müvekkilin) Anayasa’ya aykırı haksızlıklara veya devlet
gücünün sınırlarını aşmasına karşı güvenini sağlamaktır; özellikle, hukuk
bilgisi olmayan tarafı hak kaybına uğrama tehlikesinden koruması gerekir
(Medenî Muhakeme Hukuku’nda avukata ilişkin olarak benzer şekilde,
Stürner, JZ 1986, 1909, Vollkommer’e, Die Stellung des Rechtsanwalts im
16
BverfG, dpn. 12, s. 1536.
17
BverfG, 14.07.1987 – 1 BvR 537/81, NJW 1988, 191-194.
makaleler Teoman OĞUZHAN
181TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
Zivilprozessrecht, 1984, s. 20 vd., dayanarak). Bu görevin görülmesi avukata
aynen hakime olduğu gibi, muhakemeye katılanlara, bunların kendilerini
kişiliklerinde zarar görmüş hissetmiyecek şekilde devamlı kollayıcı davran-
ma izni vermez. Genel görüşe göre, avukat, “hukuk mücadelesi”nde güçlü,
etkili ifadeler ve belli genel sözler kullanabilir; ayrıca, örneğin bir hakimin
olası bir taraflılığını veya bir bilirkişinin uzmanlık bilgisini eleştirmek için,
hüküm kınamasında bulunabilir veya “kişiye ilişkin” (ad personam) argü-
manlar ileri sürebilir. Avukat eleştirisini başka türlü formüle edebilir miydi
edemez miydi, önemli değildir; çünkü, fikrin açıklanma biçimi de kural
olarak Anayasa’nın 5/I maddesiyle
18
korunan, kişinin kendini belirlemesine
tâbidir (krş. BverfGE 54, 129 [138 f.] = NJW 1980, 2069).
19
VI. Avukatlığın Başka Mesleklerle Bağdaşabilmesi
20
Alman Anayasa Mahkemesi, başka işlerde çalıştıkları için avukatlığa
kabul edilmeyen ya da avukatlık ruhsatı geri alınan toplam yedi başvurucu-
nun şikâyetleri üzerine, avukatlık mesleğiyle bağdaşabilecek yan meslekler
konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu. Yedi başvurudan sadece
bir tanesi başarısızlıkla sonuçlandı.
Şikâyeti reddedilen avukat adayı, bir üniversite sekreterliğinde ça-
lışıyordu; dava temsilciliği de dahil belli hukukî görevleri vardı. Kendi
alanında imza yetkisine sahipti. İş anlaşması, haftada yirmi saat çalışmayı
öngörüyordu. Üniversite başkanı kendisine, ilgili eyalet kanunu uyarınca,
düzenli iş saatleri dışında, yan iş olarak haftada yirmi sekiz saat avukatlık
yapmasına izin verdi. Ancak, yetkili baro yönetim kurulu, BRAO § 7 b. 8 ve
§ 46 hükümlerine aykırılık nedeniyle avukatlığa kabulünü reddetti. Sonuç
olarak Federal Yargıtay da aynı görüşe katıldı. Anayasa Mahkemesi, Federal
Yargıtay’ın kararını özellikle şu gerekçeyle yerinde buldu:
“Şikâyetçi... bir üniversite hizmetlisi olarak kamu hizmetinde bulunmaktadır.
Kendisi bu kamu hukuku kurumunu dışa karşı temsil etmekte ve egemenlik görev-
lerini de kullanmaktadır. Bundan doğan bir devlet yakınlığı, BGH’nin (Federal
Yargıtay) kararına göre, serbest avukatlığın meslek tanımıyla kural olarak bağdaş-
mamakta ve bu ölçüde avukatlığın kamuoyundaki itibarına dokunmaktadır.
Bu karar, devlet etkilerinden arınmış serbest avukatlık görüntüsünün, avu-
katların ikinci bir meslekte memura benzer fonksiyon görmesi dolayısıyla zedelen-
18
Alman Anayasası m. 5/I’in metni: “Herkes, fikrini, söz, yazı ve resimle sebestçe açık-
lamak ve yaymak ve herkese açık olan kaynaklardan engellenmeden bilgi edinmek
hakkına sahiptir. Basın özgürlüğüyle radyo ve film yoluyla haber vermek özgürlüğü
güvence altındadır. Sansür konulmaz.“
19
BVerfG, dpn. 17, s. 193.
20
BVerfGE, 4.11.1992 – 1 BvR 79/85, NJW 1993, s. 317-321.
Teoman OĞUZHAN makaleler
182TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
memesi gerektiği yasal amacını ilerletmeye elverişlidir. Bu amaca ulaşmak için,
meslek alanlarının açıkça ayırımı gereklidir; çünkü meslek içi denetimin vasıtaları
bağımlılık ilişkilerini güvenilir şekilde gideremez veya her halde kamuoyunun gö-
zünde aynı derecede etkili olmaz. Bununla birlikte, meslek seçme özgürlüğünün
sınırlandırılması, bağdaşmazlık kuralının katı uygulanmaması halinde, ilgililere
ancak reva görülebilir. Kamu hizmeti geniş yelpazelidir; çeşitli biçimlenmeleri ve
hizmet edimleri farklı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. BGH’nin kararı, görev
alanının şeklini ve istihdam eden kurumun önemini esas almak suretiyle, buna
uygun düşmektedir. Hak arayanların bakışı açısından, avukatın bağımsızlığının
devlete bağlanmalar yoluyla zedelenmesi olanağının en azından bulunması aran-
maktadır. Bu, ölçüsüz değildir.”
21
Anayasa Mahkemesi, Federal Yargıtay’ın kamu ya da özel sektörde
çalışan diğer şikâyetçilere ilişkin kararlarını, meslek seçme özgürlüğüyle
(Alman Anayasası, m. 12/I) bağdaşamayacak kadar geniş ölçüde sınır-
lamalar getirdiği için, Anayasa’ya uygun bulmadı. Anayasa Mahkemesi,
gerekçesinde, avukatın adliyenin bir organı olması nedeniyle “düzenli
adliyenin yararı”na, “adliye için tehlikeler”e, avukat açısından “çıkar çatışma-
ları”na da değinmekte, ancak bunun şikâyet konusu olaylarda, avukatın
ya da avukat adayının kazanç maksadıyla başka bir işte çalışmasına engel
olmadığı sonucuna varmaktadır.
VII. Avukatlık Ortaklığı Değiştirme Halinde
Temsil Yetkisinin Devamı
22
Anayasa Mahkemesi, kararında, bir avukat ortaklığında sözleşmeli
çalışan bir avukatın başka bir ortaklığa geçmesiyle ortaya çıkan sakıncaları
ve çıkar çatışmalarını inceliyor. İlgili avukat çalıştığı ortaklıktan ayrıldığı
sırada, her iki ortaklık toplam dokuz olayda karşılıklı olarak diğer tarafın
vekilliğini üstlenmiş bulunuyordu. Ancak avukat, ayrıldığı ortaklıkta
çalışırken bu vekilliklerden hiç birisini kişisel olarak üstlenmediği gibi,
bu konuda herhangi bir avukatlık çalışmasında da bulunmamıştı. Ayrıca,
geçtiği avukatlık ortaklığı kendisine bu vekilliklerle meşgul olmama tali-
matı da vermişti. Buna rağmen, yetkili baro, avukatın geçtiği ortaklıktan,
BRAO § 3’e
23
aykırılık nedeniyle söz konusu dokuz olaya ilişkin vekilliği
21
BVerfG, dpn. 20, s. 320.
22
BverfG, 3.7.2003 – 1 BvR 238/01, NJW 2003, 2520-2523.
23
BRAO, § 3: avukatın “bütün hukuk işlerinde bağımsız danışma ve temsil“ hakkını
(fıkra 1); “mahkeme, hakem mahkemesi veya resmî daireler“ önüne çıkma hakkının
„yalnız bir Federal Kanun’la“ sınırlanabileceğini (f. 2) düzenlerken; son fıkrasında
“herkes“e yasal hükümler dahilinde her çeşit hukuk işlerinde kendi seçetiği bir
avukata danışamak ve mahkeme, hakem mahkemesi veya remî daireler önünde
kendisini temsil ettirmek hakkı“nı tanıyor.
makaleler Teoman OĞUZHAN
183TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
bırakmasını talep etti. Avukat İstinaf Mahkemesi baronun kararını ipal etti;
Federal Yargıtay ise hukuka uygun buldu. Federal Yargıtay’ın kararına
karşı Anayasa itirazı, başarıyla sonuçlandı.
Anayasa Mahkemesi kararında özellikle meslek özgürlüğü (Alman
Anayasası m. 12/I) temel kuralını esas aldı. Mahkemenin kapsamlı gerek-
çesinde konumuz açısından en önemli noktalardan biri, “bağımsızlık” ve
“tarafsızlık” bakımından avukatın hakimle karşılaştırılmasıdır:
“Adil ihtilâf çözümleri meydana getirmek, mahkeme önünde müvekkili lehine
hukuk mücadelesi vermek ve bu sırada, aynı zamanda, devlet dairelerini mümkün
olduğunca müvekkilleri aleyhine yanlış kararlardan korumak, adliyenin bağımsız
bir organı ve hak arayanın tayin edilmiş danışmanı ve temsilcisi olarak avukatların
görevidir (krş. BverfGE 76, 171 [192] = NJW 1988, 191). Avukatlık görevinin
yerine getirilmesi; bağımsız, sır saklayan ve sadece kendi müvekkilinin çıkarlarını
gözetmekle yükümlü avukatı öngörür. Bu nitelikler, müvekkillerin isteğiyle de-
ğişmez. Vatandaşlar arasında ve devlet karşısında ulaşmak istenilen şans ve silâh
eşitliğinin korunması ve adliyenin işliyebilir kalması için, BRAO, § 43 a’nın
24
görev kurallarına uyulacağına hukuk ilişkileri güvenebilmelidir (krş. BverfGE 63,
266[284] = NJW 1983, 1535; BverfGE 93, 213 [236] = NJW 1996, 709).
Fakat bu demek değildir ki, (avukatın) kendi müvekkilinin yararlarına ve
böylece aynı zamanda adliyeye neyin hizmet edeceğinin tanımlanması, bundan
etkilenen müvekkillerin somut tahmini itibara alınmadan barolar ve mahkemeler
tarafından soyut ve bağlayıcı olarak yapılabilr. Bir ortaklık değiştirme dolayısıyla,
sır tutma ve doğru menfaat temsili ile ilgili olarak genelleyici bakış açısından bir
tehlike meydana gelebiliyorsa, bir hakkın somut olarak zedelenmesi tehlikesinin
tahmini ilk çizgide her iki avukatlık bürosunun müvekkillerine aittir ki, bu nedenle
hakikate uygun olarak ve etraflıca bilgilendirilmeleri gerekir. Bunun yanında, ihtilâf
durumunun veya her hâlde güven ilişkisinin gelecekte bozulmasından kaçınma
amacının temsil yetkisinden vazgeçmeyi emredip etmediği, ilgili avukatların ka-
nunu esas alan sorumlu tahminine kalmaktadır. (...) Böyle bir durumda sorumlu
bir davranış, aynen bir hakimin sebeplerini açıklıyarak kendini reddetmesi gibi bir
avukattan beklenebilir (krş. BVerfGG (Anayasa Mahkemesi Kanunu), § 19/III ve
bu konuda BVerfGE 46, 34 [41 vd.] = NJW 1978, s.37).”
25
24
BRAO, § 43 a, “avukatın temel görevleri“ başlığı altında meslekî sınırlamalar getir-
mektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, buna göre avukat: “meslekî bağımsızlığını
tehlikeye sokacak hiçbir bağlantıya giremez“ (fkra 1); mesleğinin icrası ile ilgili olarak
öğrendiklerini sır olarak saklamak zorundadır (fıkra 2); mesleğinin icrasında objektif
davranmalıdır (fıkra 3); “hiçbir karşıt çıkar temsil edemez“ (fıkra 4); kendisine ema-
net edilen maddî değerlere itina göstermek ve yabancı paraları gecikmeden kabule
yetkili olan kimseye iletmek veya özel banka hesabına ödemek zorundadır (fıkra 5),
bilgisini devamlı geliştirmekle yükümlüdür (fıkra 6).
25
BVerfG, dpn. 22, s. 2521.
Teoman OĞUZHAN makaleler
184TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
VIII. Avukatın Vekâlet Sınırları İçindeki Sözlerinden Sorumluluğu
26
Anayasa itirazına konu olan hukuk davasında avukat, müvekkilinin
asıl borçlunun ödeme aczi içinde olduğuna ilişkin verdiği bilgiye dayana-
rak, asıl borçlu yerine müteselsil borçlu olan bir bankadan ödeme talebinde
bulundu. Yazısında aynen şu ifadeyi kullandı: “... Asıl borçlunun beklenenin
aksine ödemede bulunması halinde para tutarını hemen geri ödeyeceğiz. Ama asıl
borçlunun böyle bir ödemede bulunması, müvekkilimizin bilgisine göre, ödeme
kabiliyeti olmadığından beklenemez ...”
27
Ama gerçekte, asıl borçlu ödeme aczi
içinde değildi; bu nedenle avukatın bu açıklamadan vazgeçmesini dava
etti. Yüksek Eyalet Mahkemesi davacıyı kısmen haklı buldu; avukatın,
“yabancı, gerçeklere uymayan ve küçük düşürücü bir açıklamayı benimsediği”ni,
verilen bilgiyi “itinalı olarak kontrol etme mecburiyeti olduğu”nu gerekçe olarak
gösterdi. Avukatın bu karara karşı Anayasa’ya aykırılık itirazını, Anayasa
Mahkemesi’nin yetkili Öninceleme Komisyonu, “esas itibariyle anayasal
önemi” olmadığı ve şikayetçinin düşünce ve meslek özgürlüğü (Alman
Anayasası m. 5/I ve m. 12/I) yönünden de gerekli görmediği için kabul
etmedi (Alman Anayasası Mahkemesi Kanunu, § 93a/II). Ancak, Anayasa
Mahkemesi karar gerekçesinde, Yüksek Eyalet Mahkemesi kararının “ol-
dukça önemli şüphelerle karşılaştığı”nı belirtmekte ve kararı eleştirmektedir.
Anayasa Mahkemesi, avukatın adliyenin organı olarak, “objektif bir
kararın bulunmasına katkıda bulunmak ve hukuk bilgisi olmayan tarafı hak kaybı
tehlikesinden korumak” görevi olduğunu vurgulayarak şöyle demektedir; “Bu
görevlerin görülmesi, avukata, muhakeme katılanlarına karşı her zaman kollayıcı
davranmamaya izin vermektedir.”
28
Gerekçede ayrıca, avukatın açıklamasının
düşünce özgürlüğünün sınırlarını aşmadığını; çünkü açıklamanın avuka-
tın fonksiyonuna uygun olarak meslek hukuku ilişkisi içinde anlaşılması
gerektiği, bu açıklamanın muhatabı olan tarafın hukukî korumasız bıra-
kılmadığı, ancak haklarını savunması için doğrudan doğruya açıklamanın
kaynağı olan tarafa karşı girişimde bulunabileceği ve ayrıca Yüksek Eyalet
Mahkemesi’nin argüman tarzının şikayetçi avukatın meslek özgürlüğünü
zedelediği ifade edilmektedir. Meslek özgürlüğü ve avukatın adliyenin
bağımsız bir organı olması bağlamında gerekçede ayrıca şöyle denilmek-
tedir;
“Bu görüş (avukatın, müvekkilinin küçük düşürücü açıklamasını benimsemiş
olması) yerindeyse ve avukat müvekkilinin verdiği bilgileri meslekî fonksiyonu
çerçevesinde uygun biçimde naklettiğinde devamlı kişisel olarak dava edileceğinden
korkarsa, düzenli menfaat temsili ve böylece avukatın meslekî faaliyetinin önemli bir
26
BVerfG, 16.7.2003–1 BvR 801/03, NJW 2003, 3263-3264.
27
BVerfG, dpn. 26, s. 3263.
28
BVerfG, dpn. 26, s. 3264.
makaleler Teoman OĞUZHAN
185TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
bölümü engellenmiş olur. Sadece istisnaî olarak, bütün koşulların dikkate alınması
(avukatın) özel bir sorumluluğunu haklı kılabilir. Fakat bir avukat, müvekkili için
faaliyet gösteriyor ve bu amaçla aynen ‘müvekkilimizin bilgisine göre’ diyorsa, söz
konusu olan kaynak bildirme değil, tamamen müvekkilin bu pozisyonunu müvekkil
adına gerçekleştirmektir. Bir avukatın tayin edilmiş danışman ve temsilci olarak
bütün hukuk işlerinde zorunlu açıklama özgürlüğü olmasını, adliyenin bağımsız
organı olarak konumu gerektirmektedir.”
29
C. ALMAN ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
Yukarıda kısaca özetlediğimiz kararlar, avukatın organlık statüsünün
İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman hukukundaki yerini ve içerik itibariyle
geçirdiği değişiklikleri genel hatlarıyla yansıtmaktadır.
30
Ayrıca belirtmek
gerekir ki bu hukuk müessesesi Almanya’da sadece son elli yılın ürünü
değildir. Kaynağı daha eskilere, 19. yy’nin ikinci yarısına kadar gitmektedir.
Bu nedenle, kararların daha iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi için, or-
ganlık statüsünün tarihî kökenine de kısaca göz atmak faydalı olacaktır.
Almanya’da avukat meslek hukukunun ilk kodifikasyonu, 01.07.1878
tarihli İmparatorluk Avukatlık Kanunu’nuyla (RAO) gerçekleşmiştir
(yürürlüğe giriş tarihi: 01.10.1879). RAO’nun öngördüğü serbest avu-
katlık müessesesi ve avukatların kendi kendini yönetmesi kuralı liberal
düşünce akımının bir sonucudur
31
. Böylece, o zamana kadar geçerli olan,
avukatların devlet memuru olarak sınıflandırılmasına son verilmiş oldu.
Ancak bunu takiben, uygulamada ve hukuk öğretisinde avukatlık mes-
leğinin tanımı konusunda güçlükler ortaya çıktı. Alman İmparatorluğu
yüksek yargı organları, avukatların hukukî konumunun “kamu hukuku
mahiyeti”nde, “kamu hukuku sınıfı”na dahil ya da “memurluk ilişkisine daha
yakın” olduğu yönünde kararlar verdiler.
32
Avukatın “adliyenin bir organı”
olduğu ise ilk defa 1883 yılında İmparatorluk Yüksek Meslek Mahkemesi
tarafından ifade edilmiştir.
33
Zamanın hukuk bilimcilerince de çoğunlukla
29
BVerfG, dpn. 26, s. 3264.
30
Ayrıca bkz., Oğuzhan, Teoman, Türk ve Alman Hukukunda Avukatın Hukukî Konumu,
IBD, C. 76, S. 2, İstanbul 2002, s. 399, 401 vd.
31
Henssler, Martin / Prütting, Hans, Bundesrechtsanwaltsordnung, München 1997, s. 20
(§ 1 Rdn. 2).
32
Bu konuda bkz., Rick, Markus B., Die verfassungsrechtliche Stellung des Rechtsanwalts,
Deutscher Anwaltsverlag Bonn, 1998, s. 58; ayrıca krş. Zuck, Rüdiger, Das innere
Berufsbild: Hürde oder Hilfe für das anwaltliche Selbstverständnis, Anwaltsblatt (AnwBl)
2000, s. 39 vd.
33
Henssler, Martin/Prütting, Hans, a.g.e., s. 22 (§ 1 Rdn. 8). Yazarlara göre (s. 21 [§ 1
Rdn. 4]), “Adliye Organı“ kavramının bulucusu İmparatorluk Yüksek Şeref Mah-
kemesi değildir; kavrama ilk defa RAO’nun gerekçesinde rastlanmaktadır.
Teoman OĞUZHAN makaleler
186TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
desteklenen bu hakim görüş nazist rejimin, avukatı “nasyonal sosyalist ad-
liye”nin hizmetinde gören zorbalık dönemi sonrasında BRAO’nun temel
prensiplerinden birini oluşturdu ve Anayasa Mahkemesi tarafından da
benimsenerek geliştirildi.
34
Yukarıda görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi, ilk kararlarında, avu-
katın hukukî konumunu “mahkemeler ve savcı tarafında”, “resî göreve benzer”
gibi sözlerle tanımlamak suretiyle İmparatorluk dönemindeki uygulamayı
kısmen devam ettirmiştir. Daha sonra, Anayasa Mahkemesi’nin bu tutu-
munu geniş ölçüde terk ettiğini görüyoruz. Avukatın organlık statüsünün
yorumunda kamu yararıyla meslek özgürlüğünü kanımca en iyi telif eden
kararı, bir avukat adayının mesleğe kabulüne ilişkindir.
35
Buna göre, avukat,
“hakim ve savcının yanında bağımsız” olarak “şans ve silâh eşitliği”nin sağlan-
ması için müvekkilini savunan, meslek özgürlüğüyle donatılmış hukuk
uzmanıdır. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin daha sonraki bazı kararlarında,
avukatın adliye organı olma niteliği meslek hukuku açısından giderek yeni
bir anlam ve içerik kazanmaktadır.
36
Adlî yargıda da gözlemlenen bu eğilim
globalleşme ve Avrupa Birliği hukukunun da etkisiyle kanun koyucuyu
yeni atılımlara yönlendirmektedir. Örneğin; avukatlar, malî müşavir, vergi
danışmanlığı, yeminli muhasebeci gibi diğer serbest meslek sahipleriyle
ortaklık kurabilir (BRAO, § 59 a); meslekî çalışmalarını Limited Şirket ile
kurmak suretiyle birlikte yürütebilirler (BRAO 59 c/I).
37
Bunun da ötesin-
de, BRAO’da öngörülmemesine rağmen, avukatların organizasyon biçimi
34
Markus B. Rick, a.g.e., s. 59.
35
Bkz., yukarıda IV.
36
Bkz.,yukarıda VI ve VII. Anayasa hukukçusu Rolf Stürner (Gerichtsöffentlichkeit und
Medienöffentlichkeit in der Informationsgesellschaft, JZ 2001, s. 699, (703), Anayasa Mah-
kemesi’nin bu süreçteki rolüne daha çok eleştirel açıdan bakıyor. Ona göre, Anayasa
Mahkemesi’nin, ”avukatlık mesleği tanımının alışılmış bağımsız adliye organından
modern bölgeler üstü hizmet (iş) görücülüğe dönüştürülmesinde; meslekî hakların
kısıtlanmasına, diğer serbest mesleklerle (vergi danışmanı, malî müşavir) işbirliğine,
ikinci mesleğe ... ilişkin kararlarıyla belirleyici katkılımı” olmuştur.
37
BRAO’nun Avukatlık Limited Şirketi’ne ilişkin hükümlerinin Türkçe tercümesi
için bkz., Kendigelen, Abuzer/Doğan, Fatih, “Avukatlık Mesleğinin Birlikte İcrası
– Avukatlık Limited Şirketi -, Almanya’da Avukatlık Limited Şirketi’ni Caiz Gören
Bir Eyalet Yüksek Mahkemesi Kararının Uygulamaya ve Yeni Yasal Düzenlemeye
Etkisi”, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VII, Sayı 1-2, 2003, s.
324 dpn. 38 ve s. 336-340. Ayrıca işaret edelim ki söz konusu kararın tercümesinde
“Rechtspflege” kavramının karşılığı olarak “adliye” değil, “yargı“ sözcüğü kullanıl-
mıştır. Bu sözcük, “Rechtspflege“nin Alman hukukundaki karşılığını verememekte-
dir. Bu konuda bkz. Centel, Nur Başar, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul
1984, s. 44, 51; Oğuzhan, Teoman, a.g.m., s. 400, dpn. 23.
38
Anonim Şirket kurma hakkı, meslek özgürlüğünün (Alman Anayasası, m. 12/I) bir
sonucu olarak görülmektedir. Bu konuda bkz., BayOLG, 27.3.2000–3 ZBR 331/99,
Zeitschrift für Wirtschaftsrecht 2000, 535, 536=AnwBl 2000, s. 368 vd. Avukatların
makaleler Teoman OĞUZHAN
187TBB Dergisi, Sayı 56, 2005
olarak Anonim Şirket’i seçebilecekleri de pratikte kabul edilmektedir.
38
Ko-
numuz açısından öncelikle değinilmesi gereken diğer bir yenilik, Avukatlık
Limited Şirketi’nin tüzel kişi olarak mahkeme önünde bizzat dava açma ve
usulî işlemlerde bulunma konusunda yetkilendirilebileceğini; şirketin, bu
durumda, “bir avukatın hak ve yükümlülüklerine sahip” olacağını öngörmek-
tedir (BRAO, § 59l).
39
Bu düzenlemeyle müvekkil-vekil ilişkisinin bir güven
ilişkisi olduğu yeterince dikkate alınmadığı gibi, şirketle avukat arasında
yeni meslekî bağımlılıkların da doğacağı ortadadır.
“Ticarîleşme” olarak da niteliyebileceğimiz yeni gelişmenin sonuçlarını
meslekî rekabet alanında da gözlemlemek mümkün. Örneğin; Nürnberg
Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin (OLG Nürnberg) yeni bir kararına göre, bir
avukatlık bürosunun “Rekor Büyüme” başlığı altında yıllık işlem hacmini
ve büyüme oranını kamuya açıklamasında avukatlık meslek hukukuna
bir aykırılık yoktur.
40
Sonuç olarak, Alman Anayasa Mahkemesi, avukatın devletten uzaklığı,
bağımsızlığı, müvekkiliyle ilişkileri konusunda onun meslek özgürlüğünü
öne çıkaran kararlarıyla, ilgili Anayasa normuna uygulamada da geniş ölçü-
de yürürlük sağlamıştır. Ancak, önemi küçümsenemiyecek yeni bir gelişme
de, avukatın meslek özgürlüğünün yalnız Almanya’da değil bugün yeni
tehlike ve tehditlerle karşı karşıya olduğudur. Mesleğin, özellikle global
koşulların baskısı altında giderek ticaretleşmesi ve böylece ekonomik, malî
ve sosyal alanda yeni bağımlılıkların ortaya çıkması. Bu yeni bağımlılığa
nasıl karşı konulacaktır? Alman Anayasa Mahkemesi üyesi Renate Jaeger.
41
Etik prensiplere uymadan, hiçbir avukat “adliyenin organı” olamaz derken,
bir yandan mesleğini icrada avukatın rehberinin ne olması gerektiğine,
diğer yandan hukukî müeyyidenin, yasal kontrolün meslek kurallarına
uygunluğu sağlamaya yetmiyeceğine de işaret etmiş olmaktadır.
Anonim Şirket kurabileceği öğretide de büyük ölçüde paylaşılmaktadır. Konuya
ilişkin genel bilgi için bkz., Pluskat, Sorika, Die Ausgestaltung der Rechtsanwaltsge-
sellschaft, AnwBl 2003, s. 131-141.
39
Federal Maliye Yüksek Mahkemesi (Vergi Hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda son
yargı mercii), Avukatlık Anonim Şirketleri’nin de mahkemede temsil yetkisine sa-
hip olduğu yönünde karar vermiştir; karar metni için bkz., Bundesfinanzhof (BFH),
11.3.2004–VII R 15/03 (FG Köln), NJW 2004, s. 1974 vd. Ayrıca işaret edelim ki BRAO,
§ 59 l.. 3, Avukatlık Limited Şirketi’nin temsil yetkisine ceza muhakemesi bakımın-
dan bir isınırlama getirmektedir: “Ceza Muhakemesi Kanunu §§ 137 vd. anlamında
müdafi, yalnız avukatlık şirketi adına hareket eden kişilerdir.“
40
OLG Nürnberg , 22 .6. 2004–3 U 334/04, Frankfurter Allgemeine Zeitung, 30.6. 2004, s. 21.
41
Jaeger, Renate, Rechtsanwälte als Organ der Rechtspflege–Notwendig oder überf-
lüssig? Bürde oder Schutz?, NJW 2004, s. 5.