TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 241
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN
15.10.2002 GÜN VE
2001/309 ESAS, 2002/91 SAYILI KARARI
HAKKINDA NOT
Av. Atila SAV
*
*
Ankara Barosu üyesi, TBB önceki başkanlarından.
1
Av. Semih Güner - Avukatlık Hukuku - Ankara Barosu Yayınları - Ankara 2002 s.127
ve son.
Yüksek Mahkeme kararı, avukatlık mesleğini, yargı organları önünde
adil yargılanma hakkının sağlanması için yapılan görev olarak nitelendir-
mektedir. Kararda, yerlerinde savunma işlevinin daraltılması ya da sınır-
landırılmasının, çalışma özgürlüğünün “ölçüsüz biçimde” sınırlandırılmasına
yol açacağı ve bu özgürlüğü zedeleyeceği kabul edilmektedir.
Avukatlık Kanunu’nun dava konusu yapılan 14. maddesinin başlığı
“bazı görevlerden ayrılanların avukatlık edememe yasağı”dır. Başlığın bu yazımı,
bir ölçüde kararın gerekçesini haklı göstermektedir. Avukat olma koşul-
ları arasında yer alan bu sınırlandırmaya, yazarlar “nisbi olumsuz koşullar”
demektedir. Anılan maddede dört fıkrada birbirinden farklı durumlar
düzenlenmektedir.
1
Yüksek Mahkeme’nin önündeki davada anılan maddenin yalnızca
birinci fıkrasının iptali istenmiştir. Konu “emeklilik veya istifa gibi nedenlerle
görevlerinden ayrılan adli, idari ve askeri yargı hakim ve savcılarının durumu”nu
kapsamaktadır. Değişiklikten önce kural “… hizmet gördükleri mahkeme veya
dairelerde, buralardan ayrılmaları tarihinden iki yıl süre ile avukatlık yapmaları
yasaktır” biçiminde idi.
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle fıkranın yazımı değiştirilmiştir;
“Emeklilik ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan hakimler ve Cumhuri-
yet savcıları, Anayasa Mahkemesi adli ve geçici raportörleri, kanun sözcüleri,
Danıştay dava daireleri başyardımcıları ile yardımcıları” yerine daha özlü ve
kısa bir anlatımla “adli, idari ve askeri yargı hakim ve savcıları” denmekle
yetinilmiştir. Değişiklikle bu kişilerin “…son beş yıl içinde hizmet gördükleri
242 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Atila SAV dosya
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 243
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
mahkeme veya dairelerin yargı çevresinde, görevden ayrılma tarihinden itibaren
iki yıl süre ile avukatlık yapmaları yasaklanmıştır.” Buradaki asıl değişiklik
“son beş yıl içinde hizmet gördükleri mahkeme veya dairelerin yargı çevresinde”
görev yapmanın engellenmesidir. Böylece süre ve alanda genişletme yoluna
gidilmiş olmaktadır.
1136 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce yürürlükteki 3499 sa-
yılı Avukatlık Yasası’nın 7. maddesinde benzer ve “C. Savcıları hizmet ettikleri
mahkeme veya yerlerde ayrılma tarihinden itibaren iki sene müddetle avukatlık
etmekten memnudurlar.” Bu düzenleme 1136 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin
ilk yazılışına benzemektedir. Ancak “mahkeme veya yerler” deyimi “mahkeme
veya daireler” deyimine göre biraz daha kapsamlı gözükmektedir. “Yer”
deyimi yargıç veya savcıyı sadece görev yaptığı mahkeme veya daire ile
sınırlandırmamakta, “görev alanı”nı düşündürmektedir. 3499 sayılı Yasa’nın
uygulanmasında “yer” deyimi; atama yeri, görev alanı olarak değerlendi-
rilmekte idi. Yargı kararlarında da bu husus böyle değerlendirilmişti.
Maddenin konmasındaki amaç, yargıç ve savcıların daha önce görev
yaptıkları yerdeki mesleki ilişkiler ve otoriteden yararlanarak iş edinme-
lerinden doğabilecek kötüye kullanmaları ve rekabet eşitsizliğini önlemek
ve böylece yargıdan olağan yollar dışında çıkar sağlamayı uman kimi iş
sahiplerinin yargı üzerinde kuşku yaratmalarını engellemektir.
3499 sayılı Yasa’nın anılan maddesiyle ilgili bir davada Anayasa
Mahkemesi şöyle demişti: “Sözü geçen 7. maddenin kapsadığı yasaklama, gö-
revlerinden ayrılan hakim ve savcıları, avukatlık yapmaktan tamamiyle alıkoyan
bir hüküm değildir. Bunlar, hizmet ettikleri mahkemede veya o yerde bulunan
diğer mahkemelerde iki yıllık bir süre içinde avukatlık yapamayacaklardır. Bu
süre içinde, bu yerler dışında avukatlık yapmak hakkına sahip bulundukları gibi
iki yıllık sürenin geçmesi ile de görevlerinden ayrıldıkları yerlerde de avukatlık
yapabileceklerdir.”
“Yukarıda açıklandığı üzere çalışma hürriyetine konulan bu sınırlandırma,
kamu yararına dayanmasına ve belli bir yere ve iki yıllık süreye ilişkin bulunmasına
göre çalışma hürriyetinin özünü zedeleyecek bir nitelik taşımamaktadır. Bu sebeple
sözü geçen madde oyçokluğu ile Anayasa’ya aykırı görülmemiştir.”
2
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, 3499 sayılı Yasa hükmünü o dö-
nemde yürürlükte bulunan 1961 Anayasası’nın 40. maddesine göre de-
ğerlendirmiştir. 1961 Anayasası’nın 40. maddesinin 2. fıkrasında özel bir
sınırlandırma hükmü bulunmaktaydı: “Kanun bu hürriyetleri, ancak kamu
yararı amacıyla sınırlayabilir”.
2
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Şubat 1963 günlü 1963/161 esas 1964/11 karar sayılı
bu kararı için bkz. Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi sayı 2, s.63. (Resmi Gazete
13.04.1964 gün 11681 sayı)
242 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Atila SAV dosya
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 243
dosya SAVUNMANIN ÖRGÜTLENMESİ
Yüksek Mahkeme’nin 15.10.2002 günlü kararında ise 1982 Anayasa-
sı’nın 48 ve 13. maddelerine dayanılarak Anayasa’ya aykırılık istemi kabul
edilmiştir.
4667 sayılı Yasa, 2 Mayıs 2001 tarihinde kabul edilmiştir. O tarihte
Anayasa’nın 48. maddesinde bir özel sınırlandırma nedeni bulunmuyor-
du. Ancak 13. maddede yer alan genel sınırlandırma hükmünde “… kamu
düzeni” de bir sınırlandırma ölçütü olarak varlığını koruyordu. Daha son-
ra, 3 Ekim 2001 tarihinde 4709 sayılı Yasa ile Anayasa’nın 13. maddesi de
değişiklik geçirdi. Bu değişiklikle “genel sınırlandırma” nedenleri kalkmış
oldu. Yalnızca özel sınırlandırma nedenleri ile özgürlüğün sınırlandırı-
labileceği kabul edildi. 13. maddeye ise genel bir ölçüt olarak “ölçülülük
ilkesi” kondu.
Görülüyor ki Yüksek Mahkeme, 4667 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği
tarihte yürürlükte olmayan bir Anayasa kuralını uygulamıştır. Öte yandan
bu saptama bir başka gereği belirlemektedir. 1982 Anayasası’nın çok eleşti-
rilen bir yönü de, temel hak ve özgürlüklerin hem “genel” hem de “özel” sı-
nırlandırma nedenleri ile daraltılmasının demokratiklik açısından sakıncalı
olmasıdır. Bu ikili sisteme yönelik eleştiriler sonuç vermiş Anayasa’nın 13.
maddesi değiştirilmiş ve genel sınırlandırma ölçütleri kaldırılmıştır. Ancak
bu kez de bir başka boşluk ortaya çıkmıştır. Kimi maddelerde özel sınır-
landırma nedeni öngörülmemişse, ne olacaktır? Görülüyor ki, Anayasa’da
yapılan parçalı değişiklikler, yanlışlara ve eksilere yol açmaktadır.
İncelediğimiz kararda Yüksek Mahkeme, çalışma özgürlüğünün
sınırını bir başka temel ilkede aramıştır: Mahkemelerin bağımsızlığını
düzenleyen 138. madde.
Gerçekten bu saptama yerindedir. Avukatlık Kanunu’nun 14. mad-
desinde değişiklik yapan 4667 sayılı Yasa’nın amacı, mahkemelerin ba-
ğımsızlığını ve yargıçların vicdani kanaatlerine göre karar verme ilkesini
korumaktır. Yargıçların çalışmasında herhangi bir etki veya baskı olma-
malıdır. Bu yolda bir kuşkunun dahi varlığı yargı bağımsızlığını zedeler,
yargıca duyulan güveni sarsabilir. Yüksek Mahkeme kararda bunu şöyle
belirtmektedir:
Hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu olan bağımsız yargı gücü,
günümüzde temel hak ve özgürlüklerin olduğu kadar, kamusal düzenin
korunmasının da güvencesidir. Yargının bağımsızlığının amacı ise, bireylere
her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak kalınarak, adaletin da-
ğıtılacağı güvencesi vermektir. Bu bağlamda, Anayasa’nın 138. maddesinde
düzenlenen objektif bağımsızlık da, yargılama çalışmalarında hakimlerin
hiçbir etki altında kalmamaları gereğine dayanmaktadır.
244 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
Atila SAV dosya
“Taraflardan birinin davasını üstlenen bir avukatın, kısa bir süre önce o mah-
kemede hakem veya savcı olarak görev yapmış olması, karşı taraf ve toplumda kuşku
ve rahatsızlık yaratabilir. Yargıya bir etkinin yapılması kadar, yapılabilmesi olasılığı
da, adaleti olumsuz yönde etkileyerek sonuçta yargı bağımsızlığını zedeler.”
Yüksek Mahkeme’nin bu saptamasına katılmamak olanağı yoktur.
Avukatlık Yasası’nın 14. maddesinin gerekçesi de budur. Ne var ki Yük-
sek Mahkeme, sınırlandırmada “geriye doğru beş yıllık süre”nin ve “yargı
çevresi” deyiminin, hakkın sınırlandırılması bakımından, “ölçülülük” ilkesine
uymadığını kabul etmektedir.
Yukarıda değindiğimiz üzere, “ölçülülük ilkesi” Anayasa’nın 13. mad-
desinde daha sonraki değişiklikle yer almıştır. Ne var ki bu ilke genel ve
evrensel bir ilkedir. Demokratik hukuk devletinde her zaman varlığı kabul
edilebilir.
Sonuç olarak, hükmün tümüyle iptali isteminin yaratacağı hukuksal
boşluğun da, bir kamu düzeni ve yararı sorunu olduğunu kabul eden Yük-
sek Mahkeme, yeniden düzenleme için kararın Resmi Gazete’de yayımından
itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.