Hasan DURSUN makaleler
352TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
GİRİŞ
Son yıllarda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile diğer kamu
bankaları olan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Ban-
kası ve Türkiye Vakıflar Bankası merkezlerinin Ankara dışına, daha
somut bir deyişle, İstanbul’a taşınması konusunda kamuoyunda var
olan hafif boyutlu tartışma, Başbakan Erdoğan’ın 10 Ocak 2008 tari-
hinde 60. Hükümet Programı Eylem Planını açıklarken Ziraat, Halk ve
Vakıfbank’ın yanı sıra Merkez Bankası’nın da hükümetin Eylem Planı
doğrultusunda İstanbul’a taşınacağını açıklaması üzerine tekrar alev-
lenmiş ve 10 Ocak 2008 tarihinden bu yana ülke gündemini sürgit bir
şekilde meşgul etmiştir.
Başbakan Erdoğan’ın 10 Ocak 2008 tarihinde yaptığı bu açıkla-
ma üzerine ağırlıklı olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ol-
mak üzere söz konusu banka ile diğer kamu bankalarının İstanbul’a
taşınmasının yerinde olup olmadığı veya siyasi açıdan uygun düşüp
düşmeyeceği konusunda tartışmalar yaşanmış, ancak, söz konusu ta-
şınma işi hukuksal bir düzlemde ele alınmamıştır. Eğer söz konusu
bankaların İstanbul’a taşınması hukuken olanaksız ise –ki kanımızca
hukuken olanaksızdır– konunun yerindelik veya siyasi açıdan uy-
gunluğunu tartışmanın da bir anlamı olmayacaktır. Üstelik konunun
hukuksal düzlemde tartışılmasının başka faydaları da bulunmaktadır.
Gerçekten de, hukuksal boyutta yapılan tartışmalarda tek bir doğru
ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASININ
HUKUKSAL ANLAMI
(TÜRKİYE CUMHURİYETİ MERKEZ
BANKASI ve DİĞER
KAMU BANKALARININ MERKEZLERİ
ANKARA DIŞINA ÇIKARTILAMAZ)
Hasan DURSUN
*
* Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku (İdare Hukuku) dok-
tora öğrencisi.
makaleler Hasan DURSUN
353TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
sonuç bulunurken yerindelik veya siyasi boyutta yapılan tartışmalar-
da doğru sonuç birden fazladır. Bu son tümcede açıklanan fikri biraz
açmak uygun olacaktır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
İstanbul’a taşınmasını yerindelik veya siyasal açıdan destekleyenler
savlarını örtülü bir şekilde dile getirse, bir başka deyişle, açıkça dile
getirmeseler de; söz konusu bankalar İstanbul’a taşınırsa ülkenin daha
güçlü bir ekonomiye kavuşacağını, taşınmanın İstanbul’un finans
merkezi olmasına katkı sağlayacağını, devletin ekonomi üzerindeki
kontrolünün para boyutu bakımından da sonlandırılıp özel sektörün
oyun sahasının (playing ground) genişletileceği, söz konusu banka-
ların taşınma işinin fazla masraflı olmayacağı, çünkü Anadolu yaka-
sında Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na ait bir arazinin seçildiği gibi
gerekçeler ileri sürmektedirler.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
İstanbul’a taşınmasına yerindelik veya siyasal açıdan karşı çıkanlar
ise; taşınma gerçekleşirse başkent ekonomisinin ağır bir yara alacağını,
taşınmanın İstanbul’un finans merkezi olmasına katkı sağlamayacağı
gibi onun trafik, yoğunluk ve alt yapı sorunlarını daha da azdıracağını,
Merkez Bankası binasının alt katında toprağa gömülü, yıkılamayacak
sağlamlıktaki altın depolarının aynı konumda güvenlikteki bir yere
taşınmasının zor olduğunu ve gelişmekte olan bir ülke için taşınma
işinin gereksiz masraf olduğunu, Merkez Bankası’nın asli görevinin
Hazine’nin mali ajanlığını yürütmek olduğu, işlemlerin elektronik or-
tamda yapılabileceği ancak danışmanlık, yorum ve bilgi alışverişinin
karşılıklı olması gerektiğini, Merkez Bankası’nın, Hazine ve Maliye
Bakanlığı ile iç içe ahenkle çalışmak durumunda olduğunu bu durum-
da Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın da İstanbul’a taşınması gerektiğini,
Merkez Bankası’nın başka bir kente taşınmasının devleti zayıflatacağı-
nı, bu durumun Osmanlı özleminin yansıması ve İstanbul’un rantını
büyütmek olduğunu, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasının ken-
di gereksinimlerimiz doğrultusunda değil, uluslararası finans çevrele-
ri ile Dünya Bankası ve OECD gibi küresel merkezlerin isteği olduğu,
Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Çin gibi
dünyanın önde gelen ülkelerin merkez bankalarının kendi başkentle-
rinde bulunduğu şeklinde gerekçeler ileri sürmektedirler.
Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının İstanbul’a taşınmasının aleyhinde ileri
Hasan DURSUN makaleler
354TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
İstanbul’a taşınmasının lehinde veya aleyhinde ileri sürülen söz konu-
su yerindelik veya siyasal düşüncelerden hangisinin daha doğru veya
isabetli olduğunu saptamak olanaksız değilse bile oldukça güçtür.
Esasen, taşınmanın lehinde veya aleyhinde ileri sürülen siyasi veya
yerindelik gerekçelerinin hangisinin daha doğru ve isabetli olduğunu
saptamanın bir anlamı da bulunmamaktadır. Çünkü taşınmanın aley-
hinde ileri sürülen gerekçelerin kabul edilmesi olasılığı sıfıra yakındır.
Daha açık bir deyişle, net tür siyasi veya yerindelik gerekçeleri ileri
sürülürse sürülsün bu durum Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
ve kamu bankalarının Ankara’dan İstanbul’a taşınmasını önleyemez.
Çünkü, 10 Ocak 2008 tarihinde 60. Hükümet Eylem Planını açıklarken
Başbakan Erdoğan, Merkez Bankası’nın Ankara’dan İstanbul’a taşın-
ması konusunda kesin karar aldıklarını, söz konusu bankaları taşıya-
caklarını ve kimseye de konuyu danışmayacaklarını ifade etmiştir.
Taşınmanın lehinde ileri sürülen gerekçelerin büyük çoğunluğu hükü-
met tarafından dile getirildiği, hükümetin taşınma konusunda kesin
bir iradesi ve onun arkasında güçlü bir siyasal destek bulunduğuna
göre taşınmanın lehinde ileri sürülen gerekçelerin yaşama geçirilmesi
şansının çok yüksek olasılık olduğu söylenebilir.
Ayrıca, söz konusu bankaların İstanbul’a taşınmasının lehinde
veya aleyhinde ileri sürülen yerindelik veya siyasal gerekçeleri, konu
hukuksal bir konu olduğu için hukukçuları da pek fazla ilgilendir-
memektedir. Bu nedenle, biz bu çalışmada konuyu sadece hukuksal
açıdan değerlendireceğiz. Hukuksal açıdan değerlendirme yaparken
önce başkent konusunun Türk anayasalarında nasıl ele alındığının kısa
bir tarihçesi anlatılacak, daha sonra ise Ankara’nın başkent olmasının
ve söz konusu bankaların taşınması işinin hukuksal boyutu üzerinde
durulacaktır.
sürülen düşünceler hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Cumhuriyet, 12 Ocak 2008, s.
4.
Bkz. 11 Ocak 2001 tarihli Hürriyet Gazetesi Ekonomi kısmı (http://hurriyet.com.
tr/ekonomi/8003446_p.asp, erişim tarihi, 18.1.2008) ve Cumhuriyet, 12 Ocak 2008,
s. 4, sü.2.
makaleler Hasan DURSUN
355TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
I. TÜRK ANAYASALARINDA
BAŞKENT KONUSUNUN ELE ALINIŞI
Türk toplumunun ilk yazılı anayasasını; 1876 tarihli Kanuni Esasi,
daha somut bir deyişle 7 Zilhicce 1293 tarihli Memaliki Devleti Osma-
niye Kanuni Esasisi oluşturmaktadır.
1876 tarihli Kanuni Esasi’nin 2.
maddesinde; Osmanlı Devleti’nin başkentinin (payitahtının) İstanbul
olduğu, ancak, İstanbul’un başkent olmasının İstanbul’a, diğer Os-
manlı kentlerinden farklı bir imtiyaz ve bağışıklık kazandırmayacağı
ifade edilmiştir.
4
Ankara’nın başkent olması daha Cumhuriyet ilan edilmeden Ulu-
sal Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra sağlanmıştır. Daha açık bir
deyişle, Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra, 13 Ekim 1923 ta-
rihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27 sayılı kararıyla, Türkiye
Devleti’nin başkenti Ankara olarak seçilmiştir. Gerçi bu kararın alın-
ması kolay olmamıştır. Gerek meclis içinde gerekse meclis dışında bir-
çok kişi, Ankara’nın başkentliğini geçici olarak görmekte ve İstanbul’u
başkent olarak kabul etmekteydi. Onlar; düşmanlardan kurtulunca
tekrar İstanbul’a taşınmanın doğal olduğunu, zaten sarayları, büyük
elverişli yapıları, zengin ticari ve sosyal yaşamıyla İstanbul’un doğal
başkent olduğu savında bulunuyorlardı. Gerçi bu savda bulunanlar
sadece Saltanat ve halifelik yanlıları değildi bunların yanında, devrim-
ci aydınların büyük kısmı da bu şekilde düşünmekteydi.
5
Ankara’nın başkent olmasının aleyhindeki bu savların hiç birisi
dikkate alınmamış ve İstanbul’un başkent olmasının çeşitli sakıncala-
rı düşünülmüştür. Çünkü her şeyden önce yerleşim yeri stratejik ba-
kımdan çok sakıncalı ve düşman tarafından işgal edilmesi çok kolay
olduğu için İstanbul’un güven verici bir başkent olması olanaksız idi.
Gerçekten de, Mondros ateşkesinden sonra çıkan olaylar bu durumu
en açık bir şekilde göstermişti. Yine, küçülmüş Trakya topraklarına
girebilecek düşman, kara harekâtı ile kısa sürede İstanbul’a ulaşabi-
lirdi. İstanbul’un Başkent olmasının önündeki bir başka sakınca ise,
Karadeniz’den gelecek bütün tehlikelere karşı İstanbul’un açık olması-
1876 tarihli Kanuni Esasi’nin özellikleri konusunda bilgi için bkz. Kapani, Kamu
Hürriyetleri, s. 95-98.
4
Kanuni Esasi’nin metni için bkz. Gözübüyük ve Kili, Türk Anayasa Metinleri (1839-
1980), s. 27-42.
5
Bkz. Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, s. 128-129.
Hasan DURSUN makaleler
356TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
nın düşünülmesidir. Ayrıca, İstanbul’un kozmopolit atmosferinin dinç
bir devrimci devlet için başkentlik havasını taşıyamayacağı düşüncesi
de başka bir sakınca olarak dikkate alınmıştır. Bu sakıncaların saptan-
ması üzerine, Ankara üzerinde pek fazla durulmadan Sivas, Kayse-
ri, Konya gibi kentlerin başkent yapılması düşünülmüş, ancak Ulusal
Kurtuluş Savaşı’nın merkezi olmuş ve kısa bir süre içerisinde tarihsel
bir sıfata kavuşmuş olan Ankara’nın bu özelliği unutulamamıştır. Ay-
rıca, Ankara’nın diğer kentlere oranla stratejik bakımdan daha elverişli
bir konumda bulunduğu da saptanmıştır. Ankara’nın bu özelliklerini
dikkate alarak Atatürk kesin kararını vermiş ve TBMM’nin söz konusu
kararıyla Ankara başkent yapılmıştır.
Nitekim TBMM’nin söz konusu
kararı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 20 Nisan 1924 tarihli Anayasası’nın
(Teşkilatı Esasiye Kanunu) 2. maddesinin içerisine alınmıştır. Daha so-
mut bir deyişle, 1924 tarihli Anayasa’nın 2. maddesinin son cümlesin-
de, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin (makarrının) Ankara olduğu
ifade edilmiştir.
,
27 Mayıs 1960 devriminden sonra Türk anayasa tarihinde ilk defa
bir halkoyu sonucu kabul edilen 1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nda da başkentin Ankara olduğu ifade edilmiştir. Gerçek-
ten de, 1961 Anayasası’nın “Devletin bütünlüğü; resmi dil; başkent” baş-
lıklı 3. maddesinin son fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti-
nin Ankara olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Yürürlükteki 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
“Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Millî Marşı ve Başkenti” baş-
lıklı 3. maddesinin son fıkrasında ise, 1961 tarihli Anayasası’ndaki hü-
küm tekrarlanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin Ankara ol-
duğu ifade edilmiştir. Yürürlükteki Anayasa’nın 4. maddesiyle, 1961
Anayasası’ndan farklı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin
Ankara olduğunu ifade eden hükmün değiştirilemeyeceği ve değiş-
tirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği esası kabul edilmiştir. Bir başka
deyişle, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin Ankara olduğunu ifade
Mumcu, a.g.e., s. 129.
20 Nisan 1324 (1924) tarih ve 491 sayılı Anayasa’nın orijinal ve 10.1.1945 tarih ve
4695 tarihli sadeleştirilen metni için bkz. Gözübüyük ve Kili, a.g.e., ss. 111-136.
1924 tarihli Anayasa’nın özellikleri konusunda bilgi için bkz. Kapani, Kamu Hürri-
yetleri, s. 95-98.
1961 tarihli Anayasa metni hakkında bilgi için bkz. Gözübüyük ve Kili, a.g.e., s. 145-
217.
makaleler Hasan DURSUN
357TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
eden hüküm, 1982 Anayasası’yla, hiç bir şekilde değiştirilemeyecek ve
değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümlerin kapsamı içerisine alın-
mıştır. Türk anayasa tarihi açısından Başkent konusundaki bu geliş-
meleri kısaca inceledikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti-
nin Ankara olmasının hukuksal açıdan anlamını incelemeye geçmek
uygun olacaktır.
II. BAŞKENTİN ANKARA OLMASININ
HUKUKSAL ANLAMI
Yürürlükteki 1982 Anayasası’nın 3. maddesinin son fıkrasında yer
alan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin Ankara olduğunu belirten
hüküm şekilsel ve içi boş bir kavram değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin
başkentinin Ankara olması, hukuksal açıdan derin anlamlar taşımak-
tadır.
Başkent; temel devlet kurumları ve yetkililerinin yerleştiği kent
anlamını taşır.
10
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni normal olarak; yasa-
ma, yürütme, yargı ve idare organları, kısacası merkezi idare
11
oluştu-
rur. En geniş anlamıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ise, normal
olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan organlar yanında, yerinden
yönetim kuruluşları da oluşturur. Yerinden yönetim kuruluşlarını ise
yer yönünden yerinden yönetim kuruluşları (İl özel idaresi, belediye,
köy) ve hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları (TODAİE,
TRT, Merkez Bankası, Ziraat, Halk ve Vakıflar Bankası gibi kamu ku-
rumları) oluşturur.
12
10
Bkz. Black’s Law Dictionary, s. 1212, “Seat of government” maddesi. Gözler, başkent
kavramını oldukça dar yorumlayarak kavramın hükümet merkezi, bir başka deyiş-
le, hükümetin ikametgâhı anlamını taşıdığını ifade etmekte ve başkent kavramının
geniş yorumlanmasına karşı çıkmaktadır. Bkz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku Ders-
leri, s. 113. Tanımı gereği başkent kavramının geniş yorumlanması gerektiğinden
kanımızca Gözler’in düşüncesinde isabet yoktur.
11
Gözler, haklı olarak “merkezi idare” kavramı yerine “devlet idaresi” kavramının
kullanılmasının daha doğru olacağını ifade etmektedir. Ancak merkezi idare kav-
ramı Türk hukukunda yerleştiği ve Anayasa’nın 123. maddesinde kullanıldığı için
biz de Gözler gibi devlet idaresi kavramı yanında merkezi idare kavramını kullan-
maya biz de devam edeceğiz. Merkezi idare kavramının isabetsizliği konusunda
bilgi için bkz. Gözler, İdare Hukuku Dersleri, s. 113.
12
Amerikan Devleti’ni oluşturan organlar ile karş. Black’s Law Dictionary, s. 625, “Go-
vernment” maddesi.
Hasan DURSUN makaleler
358TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
En geniş anlamıyla devlet kavramı esas alınarak bize göre
Ankara’nın başkent olmasının hukuksal anlamı şudur: Devleti oluştu-
ran organlardan merkez ve taşra örgütü bulunanların merkez teşkilatı
ile sadece merkez teşkilatı bulunan organların tümünün
13
Ankara’da
bulunması gerekir.
14
Devletin tüm organlarının, özellikle kamu kurum veya kuruluş-
larının merkez teşkilatının Ankara’da bulunması gerektiği sonucuna
Anayasa’nın 123. m. 2. fıkrasının yorumu sonucu ulaşabilmek de ola-
naklıdır. Gerçekten de Anayasa’nın 123. m. 2. fıkrasına göre, idarenin
kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasla-
rına dayanır. Merkezden yönetim, daha doğru bir deyişle devlet ida-
resi, Günday’ın da ifade ettiği gibi idarenin topluma sunacağı hizmet-
lerin başkent adı verilen devlet merkezinden ve tek elden yürütülmesi
anlamını taşır. Yazar, merkezden yönetim ilkesinin uygulandığı ülke-
lerde, idari hizmetlerin devlet merkezinde bulunan ve sayıları belirli
ve sınırlı olan bir veya bir kaç yetkili tarafından planlanacağını, düzen-
leneceğini ve yürütüleceğini ifade etmektedir. Yazar, bunun yanında,
devlet merkezinde bulunan ve sayıları belirli ve sınırlı olan bu yetki-
lilerin tüm ülke düzeyinde idari hizmetleri yürütmelerinin düşünüle-
meyeceğini, merkezdeki yetkililerin yanı sıra tüm ülkeye yayılmış bir
teşkilata da gereksinimin bulunduğunu, merkezi idarenin başkentteki
yetkililerinden oluşan teşkilatına başkent teşkilatı, başkent dışındaki
13
Belirli bir yöre ve yöre halkına hizmet için kurulmuş bulunan yerel yönetimler ile
hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları olan üniversiteler işin doğası ge-
reği hâriç olmak üzere. Bu çerçevede, örneğin, bir iktisadi devlet teşekkülü olan
ve merkezi Rize’de bulunan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) ile bir
kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan ve merkezi İstanbul’da bulunan
Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) merkez teşkilatlarının Ankara’ya taşınması ge-
rekmektedir.
14
Gözler, başkentin Ankara olmasının anlamını son derece dar yorumlamaktadır.
Yazara göre, başkentin Ankara olmasının anlamı, kural olarak Cumhurbaşkanı-
nın Ankara’da ikamet etmesi ve hükümet yani Bakanlar Kurulu’nun Ankara’da
toplanmasıdır. Yazara göre, bakanlıkların merkez teşkilatı dahil, başkent dışında
kurulması ve çalışması olanaklıdır. Yazar, keza yüksek mahkemelerin de yalnızca
başkentte çalışmalarını gerektiren bir zorunluluğun bulunmadığını, bunların ku-
ruluş ve görev yerlerinin kanunla belirleneceğini, kanunun bunların kuruluş ve
görev yerini Ankara dışında bir başka yer olarak belirtebileceğini ifade etmektedir.
Yazar bu savına kanıt olarak bazı ülkelerde, yüksek mahkemelerin başkent dışın-
daki şehirlerde kurulduğu hususunu ileri sürmekte ve buna örnek olarak da Alman
Anayasa Mahkemesinin başkentte değil, Fransa sınırına yakın Karlsruhe kentinde
çalıştığını vermektedir. Bkz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, s. 113. Bu yorum
tarzı, dar ve şekilci bir yorum tarzı olduğundan kanımızca isabetsizdir.
makaleler Hasan DURSUN
359TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
tüm ülkeye yayılmış teşkilatına ise taşra teşkilatı denileceğini ifade et-
mektedir. Bununla beraber, yazar, merkezi idarenin taşra teşkilatında
yer alan görevlilerin, idari hizmetlerin görülmesi konusunda kendile-
rine ait herhangi bir yetkiye sahip olmadıklarını, bu görevlilerin, baş-
kentteki yetkililerce atanacaklarını; onların emir ve talimatları doğrul -
tusunda hareket edeceklerini ve de onlara hiyerarşi olarak adlandırılan
bir hukuki bağ ile bağlı olduklarını ifade etmektedir.
15
Devletin sundu-
ğu kamu hizmetleri, işin doğası gereği devlet merkezinde bulunan ve
sayıları sınırlı olan bir veya bir kaç yetkili tarafından planlanacağına,
düzenleneceğine ve yürütüleceğine göre devlet organlarının merkez
teşkilatının başkent Ankara’da bulunması, işin doğası gereği olduğu
gibi hukuksal açıdan da zorunluluktur.
Bu açıklamalar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin başken-
tinin Ankara olmasının hukuksal anlamını; kısaca, yasama organı,
Cumhurbaşkanı ve hükümetin, yüksek mahkemelerin, bakanlıkların,
genel müdürlüklerin, kamu kurum veya kuruluşlarının, kamu kuru-
mu niteliğindeki meslek kuruluşlarının merkez teşkilatının Ankara’da
bulunması olarak ifade etmek olanaklıdır.
16
Bu açıklamalardan sonra
merkez teşkilatının taşınması düşünülen Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası ve diğer bankaların tüzel kişiliklerinin niteliğinin saptanması
uygun olacaktır.
III. TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
ve DİĞER BANKALARIN TÜZEL KİŞİLİKLERİNİN
NİTELİĞİ
Tüzel kişiliğe sahip olsun veya olmasın kamu kurum veya ku-
ruluşlarının merkez teşkilatının Ankara dışına taşınması, Ankara’nın
başkent olduğunu bildiren Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrasına
aykırıdır. Daha açık bir deyişle, kamu kurum veya kuruluşlarının mer-
kez teşkilatının Ankara dışına taşınması kanımızca hukuken olanak-
sızdır. Buna karşın, özel hukuk tüzel kişilerinin merkez teşkilatının
Ankara dışına taşınması olanaklıdır. Bu çerçevede, Türkiye Cumhu-
riyet Merkez Bankası ve diğer bankalar, kamu kurumu niteliğini taşı-
yorsa merkez teşkilatının Ankara dışına taşınması hukuken olanaklı
15
Günday, İdare Hukuku, s. 22.
16
Aksi görüş için bkz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, s. 113.
Hasan DURSUN makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
olmayacak, özel hukuk tüzel kişiliği niteliğini taşıyorsa merkez teşki-
latının Ankara dışına taşınması hukuken olanaklı olacaktır. Bu açıdan
öncelik ve ağırlığı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na vermek
üzere Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve
Türkiye Vakıflar Bankası’nın snonim şirketlerinin tüzel kişiliklerinin
niteliğinin saptanması uygun olacaktır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın
17
tüzel kişiliğinin nite-
liğinin iyi bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olmak üzere söz konusu
bankanın tarihçesinden kısaca bahsetmek uygun olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde banknot ihraç etmek üzere
1849 yılında, ilk banka olan “Dersaadet Bankası” kurulmuştur. Ancak
bu banka kısa bir süre sonra iflas etmiş, bunun yerine, imparatorluğun
bankacılık işlerini Fransız sermayesi ile kurulan ve Fransızların işlet-
tikleri “Osmanlı Bankası” üzerine almıştır. Nitekim on dört yıl sonra bu
bankaya, bir kanunla, banknot ihraç etme ayrıcalığı verilmiş ve 1863
yılında banknotlar tedavüle çıkarılmıştır.
18
Osmanlı Bankası’nın çıkarttığı bu banknotlara, altına çevrilebilme
özelliklerinin olmalarından dolayı “kaime” denilmiştir. Bu şekilde Os-
manlı Bankası, Türk tarihindeki ilk emisyon bankası olmuştur. Birinci
Dünya Savaşı’nın gerektirdiği giderlerin aniden büyümesi, Hazinenin
altın stoklarının yetersizliği karşısında 3 Ağustos 1914’de Osmanlı
Bankası’na altın karşılığı olmaksızın banknot ihracı yetkisi verilmiş ve
bu banknotların herkes tarafından kabulü için kanun çıkartılarak teda-
vül zorunluluğu getirilmiştir. Bunun yanı sıra, çıkarılan diğer bir ka-
nunla (Tevhidi Meskûat) tedavülde görülen gümüş paralar tamamen
kaldırılmış ve para sisteminin altın olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca,
söz konusu kanunla, Osmanlı Bankası banknotlarının tedavül zorun-
luluğu getirilmiştir. Bununla birlikte Osmanlı halkı, kağıt para yerine
değerli maden olan gümüş sikkeleri tercih etmekten bir türlü vazge-
çememiştir. Her ne kadar Osmanlı Bankası banknotları karşılığında,
savaş bitince, altın ödeneceği vaat edilmiş ise de, halkın güveni kaza-
nılamamış ve altın paraların saklanması ve yasal zorunluluk nedeniyle
17
Bu bankaya Merkez Bankası adının verilmesinin nedeni; ülkenin para ve bankacılık
işlemleri ile bu konudaki politikalarını idare eden bir otorite merkezi olmasıdır.
Büyükerşen, İktisada Giriş 1, s. 236.
18
Büyükerşen, a.g.e., s. 241.
makaleler Hasan DURSUN
361TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
banknotlar piyasada isteksiz şekilde tedavül etmiştir.
19
Ulusal Kurtu-
luş Savaşı sıralarında da Anadolu’da hem söz konusu banknotlar, hem
de Ankara hükümetinin Rusya’dan yardım olarak aldığı ve memurla-
ra aylık olarak ödediği altın sikkeler birlikte tedavül etmiştir.
20
Osmanlı Bankası yabancı sermaye ile kurulmuş bir banka oldu-
ğundan faaliyetlerine ister istemez yabancı sermayedarların menfaat-
leri hâkim olmuştur. Osmanlı Bankası; Birinci Dünya Savaşı’nda Fran-
sa Bankası, İngiltere Bankası ve Reichbank’ın, sırasıyla Fransız, İngiliz
ve Alman hükümetlerine gösterdiği kolaylığı Osmanlı Hükümeti’nden
esirgemiştir.
21
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda ülkenin mevcut altın ve döviz ihtiyat-
ları erimiş, bununla birlikte, kağıt para sistemi yerleşmiştir. Bu sistem-
de para arzının düzenlenmesi, altın para sisteminden farklı olmuştur.
Gerçekten de kağıt para sisteminde para arzı konusunda para ma-
kamlarının takdirleri büyük rol oymamaktadır. Kağıt para arzının dü-
zenlenmesinin yabancı bir bankaya bırakılmasının doğru olmayacağı
düşüncesiyle ve gerekli etüt ve hazırlıklar yapıldıktan sonra 11.6.1930
tarih ve 1715 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ku-
rulmuştur.
22
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruluşunda Birinci Dün-
ya Savaşı’ndan sonra imzalanan Brüksel ve Cenova konferanslarında
alınan kararlar büyük etken olmuştur. Daha açık bir deyişle, banka,
devlet sermayesi ile kurulmadığı gibi, özel sermayeye de bırakılma-
mış, çeşitli menfaatler banka sermayesine ortaklık ettirilmek suretiyle
bankaya belirli bir özerklik verilmeye çalışılmıştır.
23
1715 sayılı kanunla 15 YTL sermayeli bir anonim şirket olan ban-
kanın hisse senetleri; A, B, C, D diye dört sınıfa ayrılmış ve bunlar
devlete; Türkiye’de faaliyette bulunan milli bankalara; milli bankalar
dışında kalan diğer bankalara ve imtiyazlı şirketlere; Türk ticaret mü-
esseselerine ve Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere özgülenmiştir.
Bankanın sermayesine hükümetin iştirak hissesi % 25 olarak saptanır-
19
Büyükerşen, a.g.e., s. 241.
20
Büyükerşen, a.g.e., s. 242.
21
Zarakolu, Para ve Banka, s. 136.
22
Zarakolu, Para ve Banka, s. 136.
23
Zarakolu, Para ve Banka, s. 136.
Hasan DURSUN makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ken, yabancı sermaye ile kurulan bankalarla imtiyazlı şirketlerin ban-
ka sermayesine iştirak hissesi % 10 olarak tespit edilmiştir.
24
1715 sayılı kanun döneminde yabancı sermaye ve kükümetin,
banka üzerindeki nüfuzunu sınırlandırmak amacıyla çeşitli önlem-
ler alınmıştır. Örneğin, 1715 sayılı kanunun değişik 33. maddesinde;
sermaye artırılmasından doğan durum ayrıksı tutularak hükümete ve
yabancı sermaye ile kurulan bankalara ve imtiyazlı şirketlere ait hisse
senetleri miktarının artırılmasının olanaklı olmadığı ifade edilmiştir.
25
Bununla birlikte, 1715 sayılı kanun döneminde devletin, Merkez
Bankası üzerindeki nüfuzunu sınırlandırma çabaları başarılı olama-
mıştır. Bunun temel nedenlerinden birisini, B sınıfı hisse senetlerini
elinde bulunduran milli bankaların bir kısmının devlet sermayesiyle
kurulmuş bankaların olması oluşturur. Diğer bir nedeni ise, 1964 tarih-
li ve 440 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri ile Müesseseleri ve İştirak-
ler Hakkında Kanun’un yayımlanmasına kadar Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası’nın İktisadi Devlet Teşekkülleri gibi Başbakanlık De-
netleme Kurulu’nun
26
denetimine tabi tutulması oluşturur. Öte yan-
dan, devletin Merkez Bankası ile ilgisini sadece sermaye iştiraki ile
ölçmek de işin doğası gereği uygun değildir. Gerçekten de, 1715 sayılı
kanunun; bankanın organizasyon ve idaresi, para ve kredi politikası
ile ilgili hükümleri Merkez Bankası’na tanınan özekliğin sınırlı oldu-
ğunu göstermiştir.
27
1715 sayılı kanun 40 seneye yakın uygulama döneminde 22 defa
değişikliğe uğramış, ancak bu değişikliklerin özellikle İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra merkez bankacılığı alanında görülen gelişmeleri
karşılayacak ölçüde olmaması, yeni bir merkez bankası kanununun
hazırlanmasını zorunlu kılmış ve 26 Ocak 1970 tarihinde yürürlüğe gi-
ren 14.1.1970 tarih ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Kanunu kabul edilmiştir.
28
24
Zarakolu, Para ve Banka, s. 136, 137.
25
Zarakolu, Para ve Banka, s. 137.
26
Şimdiki adıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu.
27
Zarakolu, Para ve Banka, s. 137.
28
Bkz. Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, ss. 41-42.
makaleler Hasan DURSUN
363TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
14.1.1970 tarih ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Banka-
sı Kanunu da yayımlandığı
29
tarihten bu yana
30
ilginçtir, mülga 1715
sayılı kanunda yapılan değişikliklerin sayısına eşit olarak toplam 22
defa değişikliğe uğramıştır. Yapılan değişikliklerde dikkati çeken nok-
ta; Türkiye’nin derin bir şekilde krize girdiği 1994 ile 2001 yıllarında
yapılan değişikliklerde, daha somut bir deyişle, 1211 sayılı kanunda,
sırasıyla, 21.4.1994 tarih ve 3985 sayılı kanun ile 25.4.2001 tarih ve 4651
sayılı kanunla yapılan değişikliklerde, Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası’nın özerkliğinin artırılması yönünde düzenlemeler yapılmış-
tır.
1715 sayılı kanunda olduğu gibi 1211 sayılı kanunda da Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sermayesi devlet, ticaret bankaları ve
şahıslara ait olduğu esası benimsenmiş
31
ancak 1715 sayılı kanunda 15
YTL olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası sermayesi, 1211 sayılı
kanunun 5. maddesiyle 10 YTL artırılarak 25 YTL olarak saptanmıştır.
Yine, 1211 sayılı kanunun 5. maddesinde, bankanın söz konusu ser-
mayesinin hükümetin izniyle artırılabileceği ifade edilmiştir.
32
Ayrıca,
bu maddede, Merkez Bankası’nın hisse senetlerinin her biri 0.1 Ykr’lik
250.000 hisseye ayrıldığı belirtilmiş ve hisse senetlerinin itibari kıymet-
lerinin 0.1, 0.2, 0.5, 1, 5 ve 10 Ykr’lik olduğu ifade edilmiştir.
1715 sayılı kanun döneminde devletin Türkiye Cumhuriyet Mer-
kez Bankası sermayesine katılım oranı, bir başka hazineye ait hisse se-
netleri %25 iken, 1211 sayılı kanunla bu oranın %51’den daha aşağı dü-
şemeyeceği esası benimsenmiştir. Daha somut bir deyişle, 1211 sayılı
kanunla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sermayesindeki 10
YTL’lik artışın tümü Hazineye tahsis edilmiştir. Gerçekten de, 1211 sa-
yılı kanunun 7. maddesinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın
hisse senetleri, 1715 sayılı kanunda olduğu gibi A, B, C ve D diye dört
sınıfa ayrılmış, 8. maddesinde ise, (A) sınıfı hisse senetlerinin her bi-
risinin en az 100 hisselik olduğu ve bu sınıf hisse senetlerinin münha-
sıran (tekel olarak) Hazine’ye ait olup, banka sermayesinin yüzde elli
29
Resmi Gazete’de yayımlandığı 26 Ocak 1970 tarihinden itibaren.
30
1.3.2008 tarihi itibariyle.
31
Bkz. Büyükerşen, İktisada Giriş 1, s. 236.
32
Nitekim Bakanlar Kurulu’nun 88/12928 sayılı Kararı ile Türkiye Cumhuriyet Mer-
kez Bankası Anonim Şirketi’nin 25 YTL olan sermayesinin, esas şartları Banka Ge-
nel Kurulu’nca tespit edilmek üzere 50 bin YTL’ ye kadar artırılabilmesine olanak
sağlanmıştır. Bu karar için bkz. 14.5.1988 tarih ve 19814 sayılı Resmi Gazete.
Hasan DURSUN makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
birinden daha aşağı düşemeyeceği ifade edilmiştir.
1211 sayılı kanun, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası sermaye-
sine, devlet ağırlıklı katılımı sağlamak ve sürdürebilmek için bir takım
önlemler de almıştır. Bu bağlamda, 1211 sayılı kanunda ticaret ban-
kaları ve şahısların bankanın sermayesine katılımı sınırlandırılmıştır.
Gerçekten de, 1211 sayılı kanunun 9. maddesinde, (B) sınıfı hisse se-
netlerinin Türkiye’de faaliyette bulunan milli bankalara tahsis edildiği
ifade edilmiş, 10. maddesinde ise hisse senetlerinden en çok 15000 ade-
dinin (C) sınıfı hisse senedi olarak, milli bankalar dışında kalan diğer
bankalarla imtiyazlı şirketlere tahsis edildiği ifade edilmiştir. Kanu-
nun 11. maddesinde de, son grup hisse senetleri olan (D) sınıfının Türk
ticaret müesseselerine ve Türk vatandaşlığını haiz tüzel ve gerçek kişi-
lere tahsis edildiği ifade edilmiştir.
Yine 1211 sayılı kanunda, ticaret şirketleri ve şahısların bankanın
sermayesini temsil eden hisse senetlerinde çoğunluk olmalarının önü-
ne geçilecek bir takım önlemler de alınmıştır. Gerçekten de, kanunun
6. maddesinde, Bankanın hisse senetlerinin nama yazılı olduğu ifade
edilmiş, 12. maddesinin son fıkrasında ise (C) sınıfı hisse senetleri mik-
tarının hiçbir veçhile bu kanunla kabul edilmiş olan miktarı aşamaya-
cağı belirtilmiştir. 1211 sayılı kanunla alınan bu önlemlerin temel ereği,
Zarakolu’nun da belirttiği gibi Devletin Merkez Bankası sermayesine
ve yönetimine daha geniş oranda katılması yönündeki çağcıl eğilime
uyulmak istenmesidir.
33
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın amacı dikkate alındığın-
da da onun kamusal niteliği açık bir şekilde görülecektir. Gerçekten
de, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 4.
maddesinin 1. fırkasında, bankanın temel amacının fiyat istikrarını
sağlamak olduğu, bankanın fiyat istikrarını sağlamak için uygulayaca-
ğı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan
kendisinin belirleyeceği ifade edilmiş, 2. fırkasında ise bankanın fiyat
istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla hükümetin büyüme
ve istihdam politikasını destekleyeceği ifade edilmiştir. Bankanın, hükü-
metin büyüme ve istihdam politikasını destekleyeceğinin belirtilmesi,
bankanın hükümetle yakın bir işbirliği ve eşgüdüm içerisinde çalışma-
sı gerektiğinin somut bir göstergesidir.
33
Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 45.
makaleler Hasan DURSUN
365TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın görev ve yetkileri dik-
kate alındığında da kamusal niteliğinin
34
ağır bastığı görülmektedir.
Gerçekten de, 1211 sayılı kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında banka-
nın hükümete danışmanlık ve diğer görevleri ile yetkileri şu şekilde
sayılmaktadır.
Bankanın görevleri;
– Banka, Hükümetin mali ve ekonomik müşaviri,
35
mali ajanı
36
ve hazne-
darıdır.
37
Bankanın, hükümetle ilişkisi, Başbakan aracılığıyla sağlanır.
– Banka, finansal sitemle ilgili olarak istenilecek hususlarda Hükümete
görüş verir.
– Banka, bankalar ve uygun göreceği diğer mali kurumlar hakkındaki
görüşlerini ve tespitlerini Başbakanlık ile bu kurum ve kuruluşları düzenleme
34
Bankanın görev ve yetkilerinden açıkça kamusal nitelik taşıyanlar italik yazılmış-
tır.
35
Merkez Bankası’nın önemli bir görevi mali-ekonomik konularda devlete danışman-
lık yapmaktır. Merkez bankaları, ülkelerinin para ve kredi politikalarını başarı ile
yürütebilmek için, iç ve dış ekonomik gelişmeleri yakından izlerler. Diğer taraftan,
hükümetlerin hazırladıkları bütçelere ilişkin parasal politikalar ve vergi politikala-
rı konusunda devlete danışmanlık yapmak da, Merkez Bankası’nın görevi altında
bulunmaktadır. Bkz. Büyükerşen, a.g.e., s. 238.
36
Bankanın hükümetin mali ajanı olmasından kastedilen husus; Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası’na, devlet iç borçlanma tahvillerinin mali servisini, özel kanunlara
ve bu kanunlara dayanan kararlara göre kambiyo denetlemesi, dış ticaret uygula-
ması ve benzeri işleri yapma görevinin verilmesidir. Bkz. Zarakolu, İktisat İlminin
Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 42.
37
Merkez Bankası’nın temel görevlerinden birisi de devletin hazinedarlığını yap-
maktır. Merkez Bankası, devlet daire ve kurumlarının banka hesaplarını tutar,
mevduatını kabul eder ve devlet maliyesinin geçici olarak gereksinim gösterdiği
paraları borç olarak verir. Yine, devletin yurt içi ve yurt dışı gelirlerine ve ödemele-
rine bir kasa görevi görmek, Hazine için döviz alım-satımları yapmak, dış ticaretle
ilgili anlaşmaların uygulanmasında yardımcı olmak, devletin iç ve dış borçlanma-
larına aracılık etmek, altın ve dövizleri tutmak da Merkez Bankası’nın görevidir.
Bkz. Büyükerşen, a.g.e., s. 237. Merkez Bankası’nın devletin hazinedarı olması,
Zarakolu’nun ölümsüz anlatımıyla şu anlamı taşır: Merkez bankalarının devletle
olan münasebetleri, sadece ona kredi açmaktan ibaret değildir. Merkez bankaları,
devletin hazine işlemlerini yaparlar. Devlet namına tahsil ve ödemelerde bulunur-
lar. Devlet tahvillerinin ihracına vasıta olurlar, hazine bonosu ve tahvillerin fiyat
istikrarını temine çalışırlar. Örneğin tahvil fiyatlarının düşme eğilimi gösterdiği za-
manlarda tahvil satın alarak eksik talebi giderirler, tahvil fiyatları yükseldiği zaman
ise tahvil satarak tahvile karşı aşırı talebi normal seviyeye çekerler. Bkz. Zarakolu,
Para ve Banka, s. 132.
Hasan DURSUN makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ve denetleme yetkisine sahip kuruluşlara bildirebilir.
– Hükümetle birlikte Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için ge-
rekli tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki değişim eşitliği-
ni (muadeleti) tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, Türk lirasının
yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efek-
tiflerin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin Türk lirası ile
değişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak,
– Açık piyasa işlemleri yapmak,
– Bankaların ve bankaca uygun görülecek diğer mali kurumların
yükümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve umumi disponsi-
bilite ile ilgili usul ve esasları belirlemek,
– Reeskont ve avans işlemleri yapmak,
– Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek
– Türk lirasının hacim ve tedavülünü düzenlemek, ödeme ve men-
kul kıymet transferi ve mutabakat sistemleri kurmak, kurulmuş ve
kurulacak sistemlerin kesintisiz işlemesini ve denetimini sağlayacak
düzenlemeleri yapmak, ödemeler için elektronik ortam da dahil olmak
üzere kullanılacak yöntemleri ve araçları belirlemek,
– Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları
ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak,
– Mali piyasaları izlemek,
– Bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile özel finans kurumla-
rındaki katılma hesaplarının vadelerini belirlemektir.
Bankanın yetkileri;
– Türkiye’de banknot ihracı imtiyazı tek elden bankaya aittir.
38
– Banka, hükümetle birlikte enflasyon hedefini tespit eder, buna uyumlu
olarak para politikasını belirler. Banka, para politikasının uygulanmasın-
da tek yetkili ve sorumludur.
– Banka, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla bu kanunda belirtilen
38
Merkez bankalarının en önemli görevi; devlet adına para basmak ve bunları piyasa-
ya sürmektir. Bundan dolayı, merkez bankalarına “İhraç Bankaları” da denilmekte-
dir. Bkz. Büyükerşen, a.g.e., s. 236.
makaleler Hasan DURSUN
367TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
para politikası araçlarını kullanmaya, uygun bulacağı diğer para poli-
tikası araçlarını da doğrudan belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.
– Banka, olağanüstü hâllerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu’nun kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması durumunda, belirle-
yeceği usul ve esaslara göre bu fona avans vermeye yetkilidir.
– Banka nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlemle-
rini yürütür.
– Banka, bankaların ödünç para verme işlerinde ve mevduat ka-
bulünde uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara
göre bankalardan istemeye yetkilidir.
– Banka, mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali
kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum
ve kuruluşlardan gerekli bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplama-
ya yetkilidir.
Bazıları, 1211 sayılı kanunun 3. maddesinin 5. fıkrasında yer alan,
bankanın bu kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri, kendi so-
rumluluğu altında bağımsız olarak yerine getireceği ve kullanacağı,
bir başka deyişle, Merkez Bankası’nın özerk olduğu hükmüne dayalı
olarak Merkez Bankası’nın kendisinin karar vermesi durumunda ban-
kanın merkezinin Ankara dışına taşınabileceği görüşünü savunmak-
tadır. Kanımca bu görüşte en ufak bir isabet payı bulunmamaktadır.
Gerçekten de, Merkez Bankası’nın özerkliği ile onun bir kamu kurumu
olmasını birbirine karıştırmamak gerekir. Türkiye Cumhuriyet Mer-
kez Bankası bir kamu kurumu olduğundan, Merkez Bankası’nın kendi
kararı şöyle dursun, yasayla bile Merkez Bankası’nın merkezini Anka-
ra dışına taşımak olanaklı değildir. Yukarıda ayrıntılı olarak anlatıldı-
ğı üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın merkezini Ankara
dışına taşımayı öngören bir yasal düzenleme, Anayasa’nın 3. madde-
sinin son fıkrasında ifade edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin
Ankara olduğunu ifade eden hükmüne uyarsızlık taşır. Öte yandan
“merkez bankasının özerkliği” kavramına da fazla gözde büyütmemek
gerekir. Gerçekten de, Zarakolu’nun belirttiği gibi, devlet tarafından
saptanan para esasının muhafazası, para değerinin istikrarının muha-
fazası, bu bankalara devlet müdahalesini zorunlu kılmakta ve özellik-
le Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birçok ülkelerde, devletin merkez
bankası sermayesine ve idaresine daha geniş ölçüde iştiraki yönünde
Hasan DURSUN makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
bir eğilim görülmektedir. Yazar, bundan dolayı “merkez bankalarının
özerkliği” kavramını eskiden olduğu gibi anlamaya olanak olmadığını,
günümüzde işsizlikle mücadele, iktisadi kalkınmanın finansmanı gibi
merkez bankalarına yeni görevler yüklendiğini, tarafsız para anlayı-
şının günümüzde terk edildiğini, paranın, iktisadi faaliyetlere geniş
ölçüde etki ettiğini ifade etmektedir.
39
Merkez Bankası hakkındaki açıklamalarımızı kapatmadan önce
son (ancak önem açısından son değil) bir hususun belirtilmesi uygun
olacaktır. 1211 sayılı kanun gereği devletin Merkez Bankası sermayesi-
ne katılım oranı %51’in üzerinde olduğu için kamu kurumu niteliği ta-
şıdığından en küçük bir kuşku duyulmayan Türkiye Cumhuriyet Mer-
kez Bankası’nın, devletin Bankanın sermayesine katılım oranı %50’den
aşağı düşürülerek örneğin, 1715 sayılı kanunda olduğu devletin katılım
oranı % 25 olarak saptanıp Bankayı özel hukuk süjeliğine tabi kılmak,
dolayısıyla, Merkezini Ankara dışına taşımanın olanaklı olduğu düşü-
nülmemelidir. Kanımca, isterse devletin, Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası’nın sermayesine katılımı sıfır olarak öngörülse
40
bile bankanın
merkezini Ankara dışına taşımak olanaklı değildir. Zarakolu’nun be-
lirttiği üzere, merkez bankalarının faaliyetine hakim olan güdü kazanç
elde etmek değildir. Yazar, haklı olarak, merkez bankalarının ister
devlet sermayesiyle kurulmuş olsun isterse özel sermaye ile kurulmuş
olan kamu hizmeti gören kuruluşlar olduğunu ifade etmektedir.
41
Kı-
sacası, kamu kurumu olma niteliği hiç bir zaman kaybolmayacak olan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın merkezini Ankara dışına çı-
karma çabaları her durumda hukuka aykırı olacaktır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası gibi Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası da,
yasal bir düzenlemeye konu oldukları için
42
kamu kurumu hem de tü-
zel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliği taşıdıkları açıktır. Gerçekten
de, 15.11.2000 tarih ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Banka-
sı, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
39
Zarakolu, Para ve Banka, s. 135.
40
Bir başka deyişle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sermayesine bütünüyle
özel kişiler katılsa bile.
41
Zarakolu, Para ve Banka, s. 135.
42
Eğer bu bankalar özel hukuk tüzel kişisi olsalardı yasal düzenlemeye konu olma-
maları gerekirdi.
makaleler Hasan DURSUN
369TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Anonim Şirketi
43
Hakkında Kanun’la
44
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası düzenlenmiş, Kanunun 1. maddesinin
2. fırkasında; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk
Bankası’nın anonim şirket
45
statüsünde oldukları belirtilmiştir. Türki-
ye Vakıflar Bankası ise 11.1.1954 tarihli ve 6219 sayılı Türkiye Vakıflar
Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanununu’yla düzenlenmiş, Kanu-
nun 1. maddesinde, Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklı-
ğı adıyla bir banka kurmak için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yetki
verildiği ifade edilmiş, 3. maddesiyle de Türkiye Vakıflar Bankası’nın
şubelerinin kamu bankası şubeleri olduğu belirtilerek Türkiye Vakıf-
lar Bankası’nın kamu tüzel kişiliği perçinlenmiştir.
Söz konusu bankaların amaçları dikkate alındığında da onların
ağırlıklı olarak kamu hizmeti yürüttükleri anlaşılmaktadır. Gerçi, Bal-
ta, bir kuruluşun uhdesinde yürüttüğü hizmetin niteliğinin, onun tüzel
kişiliğinin niteliğinin belirlenmesinde bir ölçü olmayacağını ifade etse
de,
46
kanımızca, bir kuruluşun kamu tüzel kişi olup olmadığını belirle-
mek bakımından “kamu hizmeti yürütme” önemli bir ek veya yardımcı
ölçüttür. Bu çerçevede, bahsedilen bankaların amaçlarını incelemeye
geçmeden önce özellikle Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Tür-
kiye Halk Bankası’nın kuruluşunu doğuran nedenleri irdelemek uy-
gun olacaktır. Zarakolu’nun ifade ettiği üzere, kural olarak bankalar,
ödeme arzu ve gücüne sahip olan kimselere kredi açmakta, bir başka
43
“4603 sayılı kanuna, 20.6.2001 tarih ve 4684 sayılı kanunla eklenen geçici 3. mad-
deyle Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’nin Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Ban-
kası Anonim Şirketi veya Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi’ne devri öngörül-
müştür. Bu olanaktan yararlanılarak Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’nin
faaliyetini yürütemediği gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim
Şirketi’ne devri yapılmış, 12.11.2001 tarihinde ise Türkiye Emlak Bankası’nın 96 şu-
besi, personeli ve bilançosuyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası AŞ’den
Türkiye Halk Bankası AŞ’ye devredilmiştir. Kısacası, Türkiye Emlak Bankası tas-
fiye edilmiştir. Konu hakkında bkz. (http: //www.halkbank.com.tr/mylibrary/
print.asp?src=1&id=14, erişim tarihi, 24.1.2008).
44
4603 sayılı kanunda kanun yapma tekniğinin en temel kuralları dikkate alınma-
mıştır. Örneğin kanun maddeleri oldukça uzun tutulmuş, hükümleri, dil bakım-
dan bozuk bir şekilde ifade edilmiş, Kanuna eklenen geçici maddelerle kanun iyice
karmaşıklaşmış, hatta kanuna eklenen 20.6.2001 tarih ve 4684 ve 30.1.2002 tarih ve
4743 sayılı kanunlarla yapılan geçici madde hükümleri, söz konusu karmaşadan
dolayı 4603 sayılı kanuna işlenememiştir. 4603 sayılı kanunu incelerken “ruhumun
daraldığını” itiraf etmek isterim.
45
Kamu veya özel tüm anonim şirketler tüzel kişiliğe sahiptir.
46
Bkz. Balta, İdare Hukukuna Giriş, s. 147.
Hasan DURSUN makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
deyişle, açılacak kredinin krediyi alanın ödeme gücünü aşmamasına
dikkat etmektedirler. Kredi talep edenin itibarı hakkında istihbarat ya-
pılması bankalara bir külfet yüklediği için bankalar söz konusu istih-
baratı belirli bir mali güce sahip, belirli miktarın üzerinde kredi talep
edenler hakkında yapmaktadırlar. Bankalar, ekonomik olarak zayıf
kimselerin talep ettikleri küçük krediler için istihbarata girişmek külfet
ve masraflarına katlanmak istememekte, çünkü ekonomik olarak zayıf
kimselere açılacak küçük krediler için yapılması gerekli soruşturma
ve denetim, çoğu zaman, büyük çaplı kredi alan bir şirket hakkındaki
soruşturma ve denetimden daha karışık bir durumda bulunmaktadır.
Yine, bankalar, gelenekleri ve organizasyonları itibariyle küçük kredi-
lerden doğan uyuşmazlıklara tepeden bakmakta ve bu tür kredilerden
doğan davalara istekli görünmemektedirler. Son olarak küçük kredi
alanlar, bankaların istediği güvenceye de sahip bulunmamaktadırlar.
Bu çerçevede, küçük kredi talep edenler, yüzlerine, bankaların kapalı
olduğunu görünce tefecilere giderler.
47
Bu nedenle, küçük kredi işlerinin piyasa koşullarında faaliyet
gösteren bankalara bırakılamayacağını ve bu önemli gereksinimin gi-
derilmesi gerektiğini düşünen devlet, Ziraat ve Halk Bankası’nı kur-
muştur.
48
Küçük kredi gereksinimini üç ana grup altında incelemek ola-
naklıdır. Bunlar; dar gelirli kimselerin gereksinim duydukları tüketim
kredileri, küçük çiftçilerin kredi gereksinimi ve esnaf ve sanatkarla-
rın kredi gereksinimidir. Ülkemizde, dar gelirli kimselerin gereksinim
duydukları tüketim kredisini karşılayacak etkin bir kamusal organi-
zasyon bulunmamasına rağmen küçük çiftçi ile esnaf ve sanatkarların
kredi gereksinimi karşılayacak bir örgütlenme sağlanmıştır.
49
Türkiye’de küçük çiftçilerin kredi gereksinimi, Tarım kredi ko-
operatifleri oluşturulmak suretiyle çözümlenmektedir. Gerçekten de,
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’nın küçük çiftçilere açtığı kredi-
lerde tarım kredi kooperatifleri önemli bir rol oynamaktadır.
50
Küçük çiftçilere kredi açmak, bir başka deyişle, tarım sektörünü
desteklemek, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’yla adeta özdeşleş-
47
Bkz. Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 35.
48
Karş. Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 35.
49
Fazla bilgi için bkz. Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, ss. 35, 36.
50
Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 36.
makaleler Hasan DURSUN
371TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
miştir. Gerçekten de, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’nın misyo-
nunda “tarım sektörü başta olmak üzere reel kesime destek sağlamak, yaygın
şube ağıyla geniş ürün yelpazesini, en hızlı ve uygun maliyetle bireysel müş-
terilerine sunmak, sosyal sorumluluk anlayışı ve bankacılık etik kurallarına
uygun hizmet vererek ekonomiye ve bankacılık sektörünün gelişimine katkı-
da bulunmak”tır
51
denilerek bu durum somut bir şekilde ortaya konul-
muştur.
Devlet, sadece küçük çiftçilerin kredi gereksinimini değil, esnaf
ve sanatkarların kredi işlerinin teşkilatlanmasını da korumakta ve
teşvik etmektedir. Ülkemizde bu amaçla Türkiye Halk Bankası kurul-
muştur. Bu bankanın esnaf ve sanatkarlara kredi açmasını kolaylaş-
tırmak için esnaf kefalet kooperatifleri oluşturulmuştur. Esnaf kefalet
kooperatifleri, Türkiye Halk Bankası’nın kredi dağıtımında önemli bir
oynamaktadırlar. Daha açık bir deyişle, söz konusu kooperatifler, es-
naf ve sanatkarların Türkiye Halk Bankası’ndan kredi almasında kefil
ve riziko taşıyıcılığı görevini görmektedirler. Esnaf kefalet kooperatif-
leri, diğer kredi kooperatiflerinde olduğu gibi, kredinin riskini azalt-
mak, ortakların aldıkları kredileri zamanında ödemelerini sağlamak
amacıyla ortakların kredi taleplerini incelemekte, kredinin makul bir
şekilde kullanılmasını kontrol etmektedirler.
52
Küçük çiftçilere kredi açmak nasıl Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası ile özdeşleşmişse, esnaf ve sanatkara kredi açmak da Tür-
kiye Halk Bankası ile özdeşleşmiştir. Gerçekten de, Türkiye Halk
Bankası’nın vizyonunda bu durum “evrensel bankacılığın tüm gereklerini
yerine getiren, bireysel işlemlerde güçlü, bölgenin lider küçük ve orta boy iş-
letmesi (KOBİ) bankası olmak” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
53
Türkiye Vakıflar Bankası’nın amacı, bir başka deyişle, uğra-
şı alanlarına bakılınca, söz konusu bankanın doğrudan doğruya bir
kamu hizmeti sunmasa da, kamu hizmetinin sunulmasına aracılık
ederek dolaylı bir şekilde kamu hizmeti sunduğu anlaşılmaktadır. Bu
sonuca, 6219 sayılı kanunun incelenmesi sonucu varmak olanaklıdır.
51
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’nın misyonu (görevi) hakkında bkz. (http: //
www.ziraatbankasi.com.tr /default.asp?sayfa=tr/bankamiz/bilgi-edinme/besma-
in.aspx&anagrup=bankamiz, Erişim Tarihi, 24.1.2008).
52
Zarakolu, İktisat İlminin Temel İlkeleri, Cilt 2, s. 36.
53
Türkiye Halk Bankası’nın vizyonu (gelecekte ulaşmak istediği hedefler manzu-
mesi) hakkında bilgi için bkz. (http://www.halkbank.com.tr/mylibrary/print.
asp?src=1&id=15,erişim tarihi, 24.1.2008).
Hasan DURSUN makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Gerçekten de, 6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Or-
taklığı Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde,
Bankanın uğraş alanı olarak; Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mülhak
vakıfların idaresini bankaya tevdie gerek görecekleri gayrimenkuller-
le işletmelerin, yapılacak anlaşmalarda gösterilecek esaslar dahilinde,
rasyonel bir şekilde idare, idame ve işletilmeleri için gerekli değişik
işlem ve ticari, zirai, sınai teşebbüslere girişmek ile mazbut ve mülhak
vakıfların bankacılık hizmetlerini ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
yapılacak anlaşmalar çerçevesinde veznedarlık işlemlerini yapmak
konuları saptanmıştır. Bu hükümler çerçevesinde, Türkiye Vakıflar
Bankası, vakıf paraları ve gelirlerini değerlendirdiğine göre, temel bir
kamu hizmeti olan vakıf hizmetinin etkili bir şekilde sunulmasına kat-
kı sağladığı açıktır.
Türkiye Vakıflar Bankası’nın dolaylı bir şekilde kamu hizmeti sun-
duğu sonucuna, Bankanın ortaklı yapısı incelenerek ulaşabilmek de
olanaklıdır. Gerçekten de, 6219 sayılı kanunun 1. maddesinde; Türkiye
Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı ismiyle bir banka kurmak için
Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yetki verildiği ifade edilmiştir. Türkiye
Vakıflar Bankası’nın ana sözleşmesine göre bankanın % 90’dan fazla
hissesine Vakıflar Genel Müdürlüğü sahip olduğuna göre,
54
banka-
nın kârından en büyük paydayı elde eden ve doğrudan kamu hizmeti
yürüten Vakıflar Genel Müdürlüğü aracılığıyla da, Türkiye Vakıflar
Bankası’nın dolaylı bir şekilde kamu hizmeti yürüttüğü açıktır. Ger-
çekten de, Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf eski eserlerini korumak,
kollamak, gelecek nesillere ulaştırma göreviyle donatılmıştır.
55
Vakıf-
lar Genel Müdürlüğü yürüttüğü bu kamu hizmetinin yanında, imaret-
ler, muhtaç kişilere aylık bağlanması, Vakıf Gureba Hastanesi hizmet-
leri gibi bir takım sosyal kamu hizmetleri de yürütmektedir.
56
Bu tip
kamu hizmetlerini yürüten bir kamu kuruluşu olan
57
Vakıflar Genel
54
Bankanın yaklaşık 30 YTL sermayesinin 27,5 YTL’ sine Vakıflar Genel Müdürlü-
ğü sahiptir. Türkiye Vakıflar Bankası’nın Ana Sözleşme metni için bkz. (http://
www.vakifbank.com.tr/dokumanlar/yiliski/anasözleşme/_tr.pdf., erişim tarihi,
24.1.2008).
55
Bu konuda bkz. (http://www.vgm.gov.tr/menu/tarihce.asp≠c, erişim tarihi,
24.1.2008).
56
Vakıflar Genel Müdürlüğünün yürüttüğü sosyal kamu hizmetleri hakkında ay-
rıntılı bilgi için bkz. (http://www.vgm.gov.tr/menu/index.cfm, Erişim Tarihi,
24.1.2008).
57
Nitekim 10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun
makaleler Hasan DURSUN
373TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Müdürlüğü’ne kaynak sağlayan Türkiye Vakıflar Bankası’nın dolaylı
bir şekilde kamu hizmeti sunduğu açıktır.
Bu kısmı kapatmadan önce kamu tüzel kişiliğine sahip söz ko-
nusu bankaların
58
tüzel kişiliğinin niteliği hakkında karşılaşılan iki
kuşkunun giderilmesi yerinde olacaktır. Bu kuşkulardan ilki; Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıf-
lar Bankası’nın esas itibariyle özel hukuk rejimine tabi tutulması ne-
deniyle bazıları, bu bankaları, özel hukuk tüzel kişisi zannetmektedir.
Daha somut bir deyişle, 4603 sayılı kanunun 1. maddesinin 1. fıkra-
sında bu kanunun amacının, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve
Türkiye Halk Bankası’nın çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabe-
tin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye
59
hazırlanmaları-
nı sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına
ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk
hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi
olduğunun belirtilmesi, 2. fıkrasında söz konusu bankaların bu kanun-
da yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel
hükümlere tabi olduğunun belirtilmesi, 4603 sayılı kanunun geçici 1.
maddesinin 3. fıkrasında bahsedilen bankalarda 1 Ocak 2003 tarihin-
den itibaren sadece özel hukuk hükümlerine tabi personelin çalıştırıl-
ması
60
esasının benimsenmesi ve 6219 sayılı kanunun 1. maddesinde
3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; merkezi yönetim kapsamındaki kamu ida-
relerinin bu kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerini
kapsadığı belirtilmiş, Vakıflar Genel Müdürlüğü ise, kanunun eki (II) sayılı cetvelin
(B) Özel Bütçeli Diğer İdareler kısmının 12. sırasında gösterilmiştir. Bu çerçevede,
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün özel bütçeli bir kamu kuruluşu olduğu kuşkusuz-
dur.
58
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar
Bankası.
59
Bu bankaların özelleştirilmesinin önemli sosyal maliyet doğuracağı kanısındayız.
Ekonomik olarak az gelişmiş ülkemizde küçük çiftçi ile esnaf ve sanatkarın kredi
gereksinimini karşılayarak çok önemli bir ihtiyaca yanıt veren Türkiye Cumhuri-
yeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nın özelleştirilmesinden bir an önce
vazgeçilmesinin yerinde olacağını düşünmekteyiz.
60
Bu hükmü Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrası hükmüyle bağdaştırabilmek ola-
naksızdır. Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasında; devletin, kamu iktisadi teşeb-
büslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin me-
murlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiştir. Bu hüküm çer-
çevesinde; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bakası ve Türkiye Halk Bankası kamu tüzel
kişiliğine sahip olduğuna göre söz konusu bankaların asli ve sürekli görevleri olan
kanımızca yönetim ve denetim görevlerinde memur veya diğer kamu görevlileri
Hasan DURSUN makaleler
374TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye Vakıflar Bankası’nın özel hukuk hükümlerine tabi olduğunun
belirtilmesi, bazı kişilerin bu bankaların kamu tüzel kişiliği hakkında
kuşkuya kapılmalarına yol açmaktadır.
Kanımızca bu kuşku yersizdir. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Ban-
kası ile Türkiye Halk Bankası’nın hisselerinin %50’sinden fazlası özel
hukuk kişilerine satılmadığı müddetçe söz konusu bankalar kamu
tüzel kişiliğine sahiptir. Balta’nın isabetli olarak belirttiği üzere, bir
kurum veya kuruluşa kamu hukuku tüzel kişisi denilebilmesi için o
kurum veya kuruluşun idareye özgü bir kuruluş yapısına sahip ol-
ması ve bundan ötürü kuruluşlarının idare hukukunca düzenlenme-
si gerekir.
61
Balta’nın isabetli olan bu açıklamaları çerçevesinde, 4603
sayılı kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye Halk
Bankası, 6219 sayılı kanun ile de Türkiye Vakıflar Bankası düzenlendi-
ğine ve söz konusu bankalar idareye özgü bir kuruluş yapısına sahip
olduklarına göre kamu tüzel kişiliklerinin bulunduğu kuşkusuzdur.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Tür-
kiye Vakıflar Bankası’nın özel hukuk kurallarına tabi tutulması veya
personelinin tümünün özel hukuk çerçevesinde istihdam edilmesi bu
bankaların kamu tüzel kişiliğini hiç bir şekilde etkilemez. Esasen, yu-
karıda da belirtildiği üzere bu bankalar özel hukuk tüzel kişisi olsaydı
bunların hiç bir şekilde kanun ile düzenlenmemesi gerekirdi.
Bu kuşkunun yersiz olduğu sonucuna iktisadi kamu hizmetleri-
nin yürütülüş usullerine bakılarak da ulaşmak kolaydır. Söz konusu
bankaların iktisadi nitelikteki kamu hizmetleri yürüttükleri açıktır.
Günday’ın da belirttiği üzere iktisadi kamu hizmetleri, çoğu kez özel
teşebbüs faaliyetleri ile yan yana yürütüldüklerinden, sına ve ticari usul
ve esaslara uygun olarak yürütülmek zorundadırlar. Yazar, bu açıdan,
iktisadi kamu hizmetlerinin işleyişleri ve dış ilişkileri yönünden kural
olarak özel hukuk kurallarına tabi olduğunu, ancak, çeşitli unsurları
ve amaçları yönünden özel hukuk kurallarından farklı olduğunu ifade
etmektedir.
62
Yukarıdan beri gördüğümüz üzere bu bankalar, örneğin,
özel teşebbüs işletmelerinden farklı olarak kanunla kurulduklarından
(örneğin, hak ve yükümlülükleri ayrıntılı bir şekilde düzenlenmek kaydıyla sözleş-
meli personel) eliyle görülmesi gerekir. Söz konusu bankaların yönetim ve denetim
işlerinde çalışan personelin özel hukuk hükümlerine tabi tutulması kanımızca Ana-
yasaya aykırıdır. Bu açıklamalar, Türkiye Vakıflar Bankası için de geçerlidir.
61
Bkz. Balta, a.g.e., s. 147.
62
Günday, İdare Hukuku, s. 166, 167.
makaleler Hasan DURSUN
375TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ve üstelik amaçları itibariyle de ağırlıklı olarak kamu hizmeti sunduk-
larından kamu tüzel kişisi oldukları kuşkusuzdur.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve
Türkiye Vakıflar Bankası’nın kamu tüzel kişiliği olduğu yönünde
duyulan ikinci kuşku, birinci kuşkuyla bağlantılı olarak söz konusu
bankaların çalışma ilkeleri açısından oluşmaktadır. Gerçekten de, söz
konusu bankalar, rekabet kuralları çerçevesinde kârlılık ve verimlilik
ilkelerine uygun olarak çalışmaktadırlar. Bazıları, söz konusu banka-
ların piyasa koşullarında kârlılık ve verimlilik ilkelerine uygun ola-
rak çalışmasına dayanarak bu bankaları özel hukuk tüzel kişisi olarak
görmektedir. Kanımızca bu kuşku da isabetsizdir. Günday’ın belirttiği
üzere iktisadi kamu hizmetleri her ne kadar kârlılık ve verimlilik ilke-
lerine uygun olarak yürütülse de, bu hizmetlerin asıl amacı, kâr elde
etmek olmayıp toplumsal gereksinimleri karşılamak suretiyle kamu
yararını sağlamaktır.
63
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye
Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası, iktisadi kamu hizmetlerini
yürüttüklerine ve sonul hedefleri de kamu yararını sağlamak olduğu-
na göre kendileri hakkında belirli ölçüde kamu hukuku kuralları uy-
gulanan söz konusu bankaların tüzel kişiliği hakkında dile getirilen bu
ikinci kuşkunun da yersiz ve anlamsız olduğu açıktır.
IV. TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
VE DİĞER KAMU BANKALARINI
ANKARA DIŞINA ÇIKARTMAK İÇİN
GİRİŞİLEBİLECEK MEVZUAT ÇABALARI
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları-
nı, Ankara dışına çıkartabilmek için girişilebilecek mevzuat çabala-
rı,
64
bankaların merkezlerinin düzenlenme durum ve konumuna göre
farklılıklar gösterecektir. Gerçekten de, Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası merkezlerini Ankara dışına çı-
kartabilmek için yasal değişiklik, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
63
Bkz. Günday, İdare Hukuku, s. 167.
64
Burada “hukuki yollar” ibaresi yerine “mevzuat çabaları” ibaresini bilinçli olarak
kullanmaktayız. Çünkü halihazırda söz konusu bankaların merkezlerini Ankara
dışına çıkartabilmek için “hukuksal yollar” bulunmamaktadır. Bir başka deyişle,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının merkezlerini An-
kara dışına çıkarmak için yapılacak düzenlemeler hukuka aykırı olacak ve sadece
bir “mevzuat çabaları” olarak kalacaktır.
Hasan DURSUN makaleler
376TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ve Türkiye Halk Bankası’nın merkezlerini Ankara dışına taşıyabilmek
için Bakanlar Kurulu kararı ve dolayısıyla söz konusu bankaların ana
sözleşmelerinin değiştirilmesi yoluna gidilmesi gerekecektir. Konu-
nun biraz açılması uygun olacaktır.
14.1.1970 tarih ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Ban-
kası Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında, Bankanın merkezinin
Ankara olduğu ifade edilmektedir. Bankanın merkezini Ankara dışına
bir yere taşıyabilme bağlamında 1211 sayılı kanunun 2. maddesinin 1.
fırkası değiştirilecektir.
Yine, 11.1.1954 tarih ve 6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk
Anonim Ortaklığı Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümle-
sinde, Vakıflar Bankası’nın merkezinin Ankara olduğu ifade edilmek-
tedir. Türkiye Vakıflar Bankası’nın merkezini Ankara dışına taşıyabil-
mek için 6219 sayılı kanunun 3. maddesinin 1. fırkasının ilk cümlesinde
değişiklik yoluna gidilmesi gerekecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası’nın
durumuna gelince; söz konusu bankalar, yukarıda bahsedilen 4603 sa-
yılı kanunun çıkartılmasına kadar olan dönemde 8.6.1984 tarih ve 233
sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname hükümlerine tabi tutulmakta ve söz konusu kararname-
nin ekinde İktisadi Devlet Teşekkülleri olarak düzenlenmekte ve ilgili
bakanlığı olarak da Başbakanlık gösterilmekteydi. Bu bankalar İkti-
sadi Devlet Teşekkülü olarak kalsaydı bunların merkezlerini Ankara
dışına taşıyabilmek için 233 sayılı KHK’nın 4. maddesinin son fıkrası
gereği Yüksek Planlama Kurulu’nun karar vermesi gerekirdi. Ancak
4603 sayılı kanunun 1. maddesinin 5. fırkasında; Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası hakkında 233 sayılı Kamu İk-
tisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hüküm-
lerinin uygulanmayacağının belirtilmesi soncunda, 233 sayılı KHK’nın
4. maddesinin son fıkrası çerçevesinde Yüksek Planlama Kurulu artık
söz konusu bankaların merkezini saptayamayacaktır.
4603 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 25.11.2000 tarihinden iti-
baren Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası
merkezlerini Ankara dışına çıkarmak için girişilecek çaba, konu hak-
kında bir Bakanlar Kurulu kararı çıkartılması olacaktır. Gerçekten de,
4603 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fırkası uyarıca söz konusu ban-
kaların yeniden yapılandırılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlar
makaleler Hasan DURSUN
377TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Kurulunca saptanacağı ifade edilmektedir. İşte, Bakanlar Kurulu bu
hükme dayanarak bahsedilen banka merkezlerinin İstanbul’ taşınması
yönünde bir karar alacak ve bu amaçla bankaların ana sözleşmelerin-
de gerekli değişiklikleri yapacaktır.
65
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
merkezlerini Ankara dışına çıkartma yönünde girişilecek gerek yasal,
gerekse idari düzenlemeler bundan sonraki kısımda ayrıntılı olarak
anlatılacağı üzere hukuka aykırı düşecektir.
V. TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
VE DİĞER KAMU BANKALARI MERKEZLERİNİ
ANKARA DIŞINA ÇIKARTMAK İÇİN
GİRİŞİLEBİLECEK ÇABALARIN HUKUKA AYKIRILIĞI
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Vakıflar Ban
kası’nın merkezlerini Ankara dışına çıkartmak için girişilecek çabalar
65
Söz konusu bankaların merkezlerini Ankara dışına taşıyabilmek için bir Bakanlar
Kurulu Kararı’na gerek bulunduğu sonucuna bu bankaların ana sözleşmelerinin
incelenmesiyle de ulaşabilmek olanaklıdır. 4603 sayılı kanunun Geçici 1. madde-
sinin 1. fıkrasının ilk cümlesinde; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye
Halk Bankası’nın ana sözleşmelerinin bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itiba-
ren üç ay içinde yapılacak ilk genel kurullarının onayı ile yürürlüğe gireceği ifade
edilmiştir. Bu hükme dayanarak gerek Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası gerekse
Türkiye Halk Bankası’nın ana sözleşmeleri hazırlanmış ve yürürlüğe sokulmuş-
tur. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’nın ana sözleşmesinin 3. maddesinin 1.
fıkrasının ilk cümlesinde bankanın merkezinin Ankara olduğu ifade edilmektedir.
Bankanın en yetkili organı olan genel kurulun, ana sözleşmenin 9. maddesine göre,
“....bu ana sözleşme ile düzenlenen hususlar dışında, Türk Ticaret Kanunu, Banka-
cılık Kanunu ve ilgili kanunlarda belirtilen görevleri yapar ve yetkileri” kullanacağı
ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası’nın ana sözleşmesinin metni
hakkında bkz. (http://www.ziraatbankasi.com.tr/pdf/Ana-Sözleşme.pdf, erişim
tarihi, 28.1.2008). Türkiye Halk Bankası’nın ana sözleşmesinin 3. maddesinin 1. fık-
rasında; Bankanın merkezinin Ankara ve adresinin Söğütözü 2. Cad. No.63 Çan-
kaya/Ankara olduğu ifade edilmiştir. Yine, bankanın en yetkili organı olan genel
kurulun, ana sözleşmenin 9. maddesine göre, “....bu Ana Sözleşme ile düzenlenen
hususlar dışında, Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu ve ilgili kanunlarda
belirtilen görevleri yapar ve yetkileri...” kullanacağı belirtilmiştir. Türkiye Halk
Bankası’nın ana sözleşmesinin metni hakkında bkz. (http: www.halkbank.com.tr/
images/misc/mali_tablo/ana_sözleşme.pdf. erişim tarihi, 28.1.2008). Bu hükümle-
ri toplu olarak değerlendirirsek, söz konusu bankaların merkezlerini değiştirmeye
bankaların en yetkili organları olan genel kurulları yetkili değildir. Bu çerçevede,
konu hakkında Bir Bakanlar Kurulu’nun karar vermesi daha somut bir deyişle Ba-
kanlar Kurulun’un, bankaların ana sözleşmelerini değiştirmesi gerekecektir.
Hasan DURSUN makaleler
378TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
her zaman, diğer kamu bankalarının ise söz konusu bankalarda kamu
payı %50’nin altına düşünceye kadar merkezlerini Ankara dışına çı-
kartmak için girişilecek çabalar hukuka aykırı düşecektir. Söz konusu
hukuka aykırılığı ayrıntılı bir şekilde incelemek uygun düşecektir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Türkiye Vakıflar
Bankası’nın merkezleri yasayla saptandığı için 1211 sayılı Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında
bankanın merkezini Ankara dışına çıkartmak için yapılacak yasal deği-
şiklik ile Türkiye Vakıflar Bankası’nın merkezini Ankara dışına çıkar-
tabilmek için 6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortak-
lığı Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinde yapılacak
değişiklik, Anayasa’ya aykırı olacaktır. Gerçekten de, Anayasa’nın 3.
maddesinin son fıkrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin An-
kara olduğu ifade edildiğine göre ve başkentin tanımı ve niteliği gereği
tüm kamu kurumlarının merkezinin Ankara’da bulunması gerektiği-
ne göre kamu kurumu olduklarında en küçük bir kuşku bulunmayan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası’nın
merkezlerini Ankara dışına çıkartmak için yapılacak yasal değişiklik-
ler Anayasa’ya aykırı düşecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası’nın
durumuna gelince; 15.11.2000 tarih ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuri-
yeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye
Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un 1. maddesinin 1.
fırkasında, 4603 sayılı kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası ve Türkiye Halk Bankası’nın hisselerinin tamamına kadarının
özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçek-
leştirilmesi olduğu ifade edilmekte, 2. maddesinin 2. fıkrasında ise söz
konusu bankaların yeniden yapılandırılması ve hisse satışı işlemle-
rinin 25.11.2000 tarihinden itibaren 10 yıl (25.11.2010 tarihine kadar)
içerisinde tamamlanacağı, Bakanlar Kurulu’nun bu süreyi 5 yıla kadar
uzatabileceği ifade edilmiş, 4. maddesinde ise, 4603 sayılı kanunun söz
konusu bankalar hakkında, sermayelerindeki kamu payı %50’nin altına
düşünceye kadar uygulanmak üzere uygulanacağı hükme bağlanmış-
tır. Bu hükümler çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve
Türkiye Halk Bankası’nda kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar
söz konusu bankaların kamu kurumu niteliğinde olduğu açıktır.
makaleler Hasan DURSUN
379TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nda
kamu payı %50’nin altına düşünce, söz konusu bankalar özel hukuk tü-
zel kişiliğine sahip olacak ve merkezlerinin Türk Ticaret Kanunu’ndaki
hükümlere bağlı olarak
66
istenilen yere taşınması hukuken olanaklı
olacaktır. Buna karşın, söz konusu bankalar günümüzde
67
kamu ku-
rumu niteliğini taşıdığından merkezlerinin Ankara dışında başka bir
kente taşınması doğrultusunda alınacak bir Bakanlar Kurulu kararı ve
dolayısıyla söz konusu bankaların ana sözleşmelerinde yapılacak de-
ğişiklik kararları hukuka aykırı olacaktır. Bu hukuka aykırılık iki ba-
kımdan olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nın
merkezini Ankara dışına çıkartmak için alınacak Bakanlar Kurulu ka-
rarı ve dolayısıyla ana sözleşme değişikliğinin hukuka aykırılığı, ilk
olarak, Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrası bakımından olacaktır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası’nın
merkezlerini Ankara dışına çıkartmak için girişilecek yasal değişikli-
ğin hukuka aykırı olacağı yönündeki gerekçemizi burada da tekrarla-
makta bir sakınca yoktur. Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrasında
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin Ankara olduğu ifade edildiği-
ne göre ve başkentin tanımı ve niteliği gereği tüm kamu kurumları-
nın merkezinin Ankara’da bulunması gerektiğine göre, günümüzde,
kamu kurumu olduklarında en küçük bir kuşku bulunmayan Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nın merkezlerini
Ankara dışına çıkartmak için alınacak bir Bakanlar Kurulu kararı ve
dolayısıyla ana sözleşme değişikliği Anayasa’ya aykırı düşecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nın
merkezini Ankara dışına çıkartmak için alınacak Bakanlar Kurulu kara-
rı ve dolayısıyla ana sözleşme değişiklikleri, Anayasa’nın “Cumhuriye-
tin Niteliklerini” düzenleyen 2. maddesinde ifade edilen “hukuk devleti”
ilkesine de kanımızca aykırı olacaktır. Gerçekten de Türkiye Cumhuri-
yeti Ziraat Bankası ile Türkiye Halk Bankası’nın merkezlerinin Ankara
dışına taşınmasına dayanak olacak olan 4603 sayılı kanunun 2. madde-
sinin 1. fıkrasında söz konusu bankaların yeniden yapılandırılmalarına
ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulu’nca belirleneceği belirtilerek,
66
Türk Ticaret Kanunu’nun 385 ve devamı maddelerine uygun olarak.
67
1.3.2008 tarihi itibariyle.
Hasan DURSUN makaleler
380TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
yargı denetimini olanaksız kılacak şekilde Bakanlar Kurulu’na yetki
verilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının denetimini olanaksız kılacak şe-
kilde Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesi hukuk devleti ilkesine açıkça
aykırıdır. Gerçekten de, Günday’ın haklı olarak belirttiği üzere, İdare-
nin davranış koşullarının tamamen belirsiz bırakılması, hukuk devleti
ilkesi ile bağdaşmaz. Zira, hukuk devleti ilkesinin önemli bir gereği de,
idari davranışların öngörülebilir olmasıdır. Bir başka deyişle, hukuk
devletinde idare edilenlerin hangi koşulların gerçekleşmesi hâlinde
İdarenin ne tür bir davranışta bulunacağını önceden bilmeleri gere-
kir. Bu nedenle, yasa koyucunun idari davranışın koşullarını tamamen
belirsiz bırakması ve İdareye sınırsız bir serbesti tanıması hukuk dev-
leti ilkesine ters düşer. Şu halde, davranış koşullarındaki belirsizlik,
belirlenemez biçimde olmamalı, takdir yetkisi veren yasa kuralında
kullanılan belirsiz kavramın objektif bir anlamı olmalı ve yasa koyucu-
nun amacından hareketle idarenin davranış koşulları belirlenebilme-
lidir.
68
Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 23, 24 ve 25.10.1969 tarih ve
E. 1967/41, K. 1969/51 sayılı kararında; yasa koyucunun yürütmeye
ya da idareye görev verdiği alanları eksiksiz olarak düzenlemesi ve
tanıdığı takdir yetkisinin sınırlarını kişisel amaçlara yönelen uygula-
maları önleyecek biçimde belirtmesine gerek olduğunu, aksi takdirde,
yargı denetiminin etkin bir şekilde yapılamayacağını, bu durumun ise
hukuk devleti ilkesinin sözde kalmasına yol açacağını ve Anayasaya
aykırı olacağı sonucuna varmıştır.
69
68
“Günday, 1982 Anayasasına Göre İdari Yargı Denetiminin Kapsamı ve Sınırları, s. 146.
69
“Bkz. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 8, s. 41 vd. Kanımızca, 4603 sayılı
kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Tür-
kiye Halk Bankası’nın Bakanlar Kurulu’nca yeniden yapılandırılırken söz konusu
bankaların etkin, verimli ve özerk bir şekilde sağlanması amacının gösterilmesi ve
4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (b) fıkrası ve mevcut yönetim düzenlemeleri-
nin dikkate alınacağının belirtilmesi söz konusu anayasal aykırılığı gidermek için
yeterli değildir. Bir kere söz konusu bankaların etkin, verimli ve özerk bir şekilde
sağlanması amacı soyut ve belirsizdir. Öte yandan, 9.12.1994 tarih ve 4059 sayılı
Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, Hazine Müsteşarlığına bağlı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü’nün görevleri düzenlenmektedir. Bu
bankalar, KİT kapsamından çıkarıldığına göre, 4603 sayılı kanunla 4059 sayılı kanu-
nun 2. maddesinin 1’nci fırkasının (b) bendine yapılan yollama yersiz olduğu gibi,
söz konusu bentte Bakanlar Kurulu’nun yeniden yapılandırma kararına dayanak
olacak somut bir ölçüt de bulunmamaktadır. Yine, 4603 sayılı kanunun 2. mad-
desiyle, Bakanlar Kurulu’nun kararını verirken mevcut yönetim düzenlemelerinin
makaleler Hasan DURSUN
381TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
SONUÇ
Bu çalışmada da görüldüğü üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası ve diğer kamu bankalarının merkezlerinin İstanbul’a veya An-
kara dışında başka bir kente taşınması hukuken olanaksızdır. Taşınma
işi hukuken olanaksız olduğu için söz konusu bankaların taşınması
hakkında yerindelik veya siyasi tartışmalara girmenin anlamsız, hatta
abesle iştigal etmek (=boş veya faydasız işlerle uğraşmak) olduğunu
savlayabilmek de olanaklıdır. Bununla birlikte, bahsedilen bankaların
taşınma işinin gündeme gelmesi nedeniyle uygulamada karşılaşılan
üç önemli hatanın düzeltilebileceği kanısındayım.
Giderilmesi gereken hatalardan ilki; Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası ve diğer kamu bankalarının İstanbul’a veya Ankara dışında
başka bir kente taşınması hukuken olanaksız, daha somut bir deyiş-
le, Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrasında ifade edilen Ankara’nın
başkent olduğu hükmüne aykırı düştüğü için, tam tersine, İstanbul’da
bulunan kamu kurum veya kuruluşlarının merkezlerinin Ankara’ya
taşınması gerekmektedir. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Kıyı Emniyeti
Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Hudut ve Sahiller Genel
Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu Başkan-
lığı ile idari ve mali açıdan özerk Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
Başkanlığı’nın merkez teşkilatlarının daha somut bir deyişle söz ko-
nusu kamu kurum veya kuruluşlarının genel müdürlük veya baş-
kanlık teşkilatının Ankara’ya taşınması gerekmektedir. Söz konusu
kurum veya kuruluşların merkez teşkilatının İstanbul’da bulunması,
Anayasa’nın, başkentin Ankara olduğunu ifade eden hükmüne açık-
ça aykırıdır. Gerçekten de, başkentin tanımı ve niteliği gereği sunulan
kamu hizmetlerinin planlanması, yürütülmesi, düzenlenmesi ve poli-
tika ve siyasa (policy) oluşturulması Ankara’da yapılması gerektiğine,
daha açık bir deyişle, kıyı emniyeti, hudut ve sahil sağlık hizmetleri,
adli tıp ve tasarruf mevduatı sigorta hizmetlerinin planlanması, yü-
rütülmesi, düzenlenmesi ve politika ve siyasa (policy) oluşturulma-
sı
işlerinin Ankara’da gerçekleştirilmesi gerektiğine göre söz konusu
kurumların merkez teşkilatının İstanbul’da bulunması, Ankara’nın
dikkate alınacağının belirtilmesi de Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiyi açık ve so-
mut olarak sınırlandırıcı değildir. Bu çerçevede, 4603 sayılı kanunun 2. maddesinin
1. fıkrasıyla Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, sınırlarının belirsiz ve geniş olması
yüzünden Anayasa’ya aykırıdır.
Hasan DURSUN makaleler
382TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Başkent olduğunu bildiren Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrasına
aykırıdır.
70
70
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın ilginç durumunun da incelenmesi uygun
olacaktır. Ülkemizde borsalar; ticaret borsaları ve menkul kıymet borsaları olarak
ikiye ayrılmakta ve menkul kıymet borsası olarak sadece İstanbul Menkul Kıymet-
ler Borsası (İMKB) bulunmaktadır. Borsalar türü itibariyle ticaret borsaları açısın-
dan herhangi bir hukuksal sorun bulunmamaktadır. 18.5.2004 tarih ve 5174 sayılı
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 28. mad-
desinde, ticaret borsalarının kamu tüzel kişisi olduğu ifade edilmiştir. 5174 sayılı
kanunun 54. maddesinin 1. fıkrasında; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB),
odalar ve borsalar arasındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek, mesleğin genel
menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, oda ve borsa mensuplarının
mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, bunların birbirleriyle ve halk ile olan ilişki-
lerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlâkını
korumak, ülkenin kalkınması, ekonominin gelişmesi için gerekli çalışmaları yap-
mak ve bu kanunda belirtilen hizmetleri yerine getirmek amacıyla kurulan, tüzel
kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğindeki meslek üst kuruluşu olduğu, bir başka
deyişle, ticaret borsalarının üst kuruluşu olduğu ve bu maddenin 2. fırkası gereği,
Birliğin merkezi Ankara’da bulunduğuna göre, ticaret borsaları açısından, başken-
tin Ankara olduğunu bildiren Anayasal hüküm açısından herhangi bir uyarsızlık
durumu bulunmamaktadır. Buna karşın, 3.10.1983 tarih ve 91 sayılı Menkul Kıy-
met Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinde, menkul
kıymet borsalarının tüzel kişiliği haiz kamu kurumları olduğu, borsaların, Sermaye
Piyasası Kurulu’nun gözetim ve denetimi altında olduğu, borsalarda, Sermaye Pi-
yasası Kurulu’nun göstereceği adaylar arasından Maliye Bakanlığı’nca teklif edi-
lerek üçlü kararname ile atanan bir Menkul Kıymetler Borsası Komiseri (=Borsa
Başkanı) bulunacağı ifade edilmiştir. Bu hali itibariyle, İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası, Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü söz konusu borsanın mer-
kezi İstanbul’da bulunmakta ve borsa hizmetlerinin planlanması, düzenlenmesi,
politika ve siyasa oluşturulması Ankara’dan yürütülmemektedir. İstanbul Menkul
Kıymetler Borsası’nın, Sermaye Piyasası Kurumu’nun gözetim ve denetimi altında
bulunması ve naşkanının üçlü kararnameyle atanması, borsanın söz konusu hiz-
metlerinin Ankara’dan yürütüldüğü anlamını taşımaz. İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası’nın, başkentin Ankara olduğunu belirten Anayasa hükmüne aykırı olmasını
önleyebilmek açısından kanımca dört yol bulunmaktadır. Bunlardan ilki, İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası’nı, İngiltere’de menkul kıymet borsalarının örgütleniş
tarzına uygun olarak özel hukuk tüzel kişisi olarak örgütlemek ve Borsanın kamu
tüzel kişiliği olması niteliğini ortadan kaldırmaktır. İkinci yol olarak, ticaret bor-
saları nasıl TOBB altında örgütlenmişse, merkezi Ankara’da bulunan bir Menkul
Kıymet Borsası üst kuruluşu kurmak veya İMKB’yi TOBB’un alt kuruluşu olarak
örgütlemektir. Üçüncü yol, İMKB’nın başkanlık teşkilatını Ankara’ya taşımak ve
Genel Kurulunun da Ankara’da toplanmasını sağlamaktır. Son yol ise, İMKB’yi
Sermaye Piyasası Kurulu’nun bir taşra örgütü olarak yapılandırmaktır. Bu yollar-
dan herhangi birisine başvurulmaması, İMKB’nın, başkentin Ankara olduğunu
bildiren Anayasa’nın 3. maddesinin son fıkrasına aykırı olan durumunun sürmesi
anlamına geleceğini ifade etmek gerekir.
makaleler Hasan DURSUN
383TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
İstanbul’a taşınması işinin gündeme gelmesinden dolayı giderilebile-
cek bir başka önemli hata; Bakanlar Kurulu’nun Ankara dışında top-
lanması olgusundan kaçınılmasının mutlak bir zorunluluk olduğunun
anlaşılması gerekliliğidir. Gerçekten de, ülkemizde zaman zaman Ba-
kanlar Kurulu’nun İstanbul’da toplanmasına tanık olunmaktadır. Ba-
kanlar Kurulunun Ankara dışında toplanıp karar alması, Anayasa’nın
3. maddesinin son fıkrasında yer alan Ankara’nın başkent olduğu hük-
müne açıkça aykırı olduğundan Ankara dışında toplanan bir Bakanlar
Kurulu’nun almış olduğu karar, hukuken ağır sakatlıkla malul olmuş
bir karardır. Hatta kanımızca, Ankara dışında toplanan bir Bakanlar
Kurulu’nun almış olduğu karar öyle açık hukuka aykırılık taşımakta-
dır ki, yok (=keenlemyekün) hükmündedir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
İstanbul’a taşınması işinin gündeme gelmesinden dolayı giderilebile-
cek son (ancak önem açısından son değil) bir hata; hukuken olanaksız
olan işlerde yerindelik veya siyasi tartışmalarından kaçınılarak za-
man, emek ve para tasarrufunun sağlanması gerekliliğidir. Gerçekten
de, ülkemizde, siyasi partiler, meslek ve çeşitli sivil toplum örgütle-
ri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının
merkezlerinin Ankara dışına taşınması gibi hukuken olanaksız, yapay
bir işte kısır siyasi veya yerindelik tartışmalarına girmekte ve boş yere
enerjilerini tüketmektedirler. Söz konusu taşınma işi gibi hukuken ola-
naksız bir işle uğraşılması yerine ülkenin köklü çözüm bekleyen derin,
ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarına odaklanılması daha uygun
olacaktır. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ve
diğer kamu bankalarının merkezlerinin Ankara dışına çıkartılması tar-
tışmalarından bir an önce vazgeçilmelidir. Aksi takdirde, Gazi Mus-
tafa Kemal’in gösterdiği muasır (çağcıl) medeniyetin üstüne çıkma
hedefine ulaşılamamasının bir diğer nedenini; söz konusu bankaların
merkezlerini Ankara dışına taşıma gibi hayali bir konuda insanların
enerjilerini boş yere tüketmesi oluşturacaktır.
Hasan DURSUN makaleler
384TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
KAYNAKÇA
Black’s Law Dictionary With Pronunciations, Fifth Edition, West Publis-
hing Co., 1979.
Balta, Bekir Tahsin, İdare Hukukuna Giriş, TODAİE Yayınları No: 117,
Sevinç Matbaası, Ankara, 1970.
Büyükerşen, Yılmaz, İktisada Giriş I, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir,
1998.
Gözübüyük A. Şeref / Kili Suna, Türk Anayasa Metinleri 1839-1980, 2.
Bası, AÜSBF Yayınları No: 496, Sevinç Matbaası, Ankara-1982.
Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Genişletilmiş ve Güncel-
leştirilmiş 4. Baskı, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa, 2007.
–––––––––––, İdare Hukuku Dersleri, Genişletilmiş ve Güncelleştirilmiş
4. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa, 2006.
Günday, Metin, İdare Hukuku, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2003.
–––––––––––, 1982 Anayasası’na Göre İdari Yargı Denetiminin Kapsa-
mı ve Sınırları in I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi Birinci Kitap İdari
Yargı 1-4 Mayıs 1990, Danıştay Matbaası, Ankara, 1991.
Kapani, Münci, Kamu Hürriyetleri, Yenilenmiş Beşinci Baskı, AÜHF
Yayınları No. 392, Sevinç Matbaası, Ankara, 1976.
Mumcu, Ahmet, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi,
AÜHF Yayınları No. 352, Sevinç Matbaası, Ankara, 1974.
Zarakolu, Avni, Para ve Banka. Değişik İkinci Baskı, Yeni Desen Tic.
Ltd. Şti. Matbaası, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü
Yayını NU. 10, Ankara, 1965.
–––––––––––, İktisat İlminin Temel İlkeleri Cilt 2, AÜHF Yayınları No.
386, Sevinç Matbaası, Ankara, 1976.