İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması242
İSİM VE SOYİSİM HAKKININ
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
KAPSAMINDA KORUNMASI
PROTECTION OF RIGHT TO A NAME AND A SURNAME
UNDER THE EUROPEAN CONVENTION ON HUMAN RIGHTS
Ümit KILINÇ
∗
Özeti: İsim ve soyisim, İnsan Haklar Avrupa Sözleşmesi ile koru-
nan haklar kategorisine nasıl girmiştir? Özellikle, İnsan Hakları Mah-
kemesi, isim ve soyismin korunmasına ne kadar önem vermektedir ?
Strasbourg Hakimi’nin bu ikinci soruya vereceği iki cevap makalenin
her iki baslığını oluşturmaktadır. Gerçekten de, birinci bölümde, isim
ve soyisim hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan
özel ve aile yaşamının bir parçası olarak ele alınmaktadir. Bu bölüm
altında, ismi muhavaza etme ve özgürce seçebilme hakları İnsan
Hakları Mahkemesi’nin içtihatları ışığında ve Türk ve Fransız hukukuy-
la karsilaştırmalı bir sekilde incelenmektedir. İsim ve soyismin
korunmasının 14. madde anlamında ayrımcılık yasağının bir parçası
olması ise ikinci bölümün konusunu oluşturmaktadır. Bu bölümde,
isim ve soyisim konusunda devletlerin positif yükümlülükleri ve
geniş kabul edilebilecek taktir yetkileri incelenmektedir. Sonuç ola-
rak, İnsan Hakları Mahkeme’sinin olumlu birçok kararına ve Avrupa
Konseyi’nin organlarının çabalarına rağmen, ismin seçimi ve çocukla-
ra geçmesi konusunda cinsiyete dayalı ayrımcılık hala, Türkiye dahil,
birçok üye ülkenin pratiğinde ve mevzuatında bulunmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, isim,
soyisim, ayrımcılık, özel yaşam, pozitif yükümlülük ve takdir yetkisi.
Abstract: How were “name” and “surname” included in the
category of rights guaranteed by the Convention? What is the im-
portance given by the European Court of Human Rights to the pro-
tection of the name and the surname? The Strasbourg Court has two
answers to this second question which constitute the titles of the
two parts of the article. Indeed, in the first part, the right to a name
*
Dr., Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hukukçu.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 243
and a surname is examined as a constituent of the right to private
and family life guaranteed under Article 8 of the Convention. In the
context of this part, the right to preserve the name and the right to
choose a name are analysed in the light of the Court’s jurisprudence
and in comparison with the relevant provisions of the French and
Turkish domestic laws. The second part of the article concerns the
protection of the respect for name and surname as one of the key
components of the principal of non-discrimination within the mean-
ing of Article 14 of the Convention. In the context of this part, posi-
tive obligation of the States and their margin of appreciation in this
domain are examined. The article concludes that despite the exist-
ence of a number of constructive judgments of the Court and the
efforts of the other organs of the Council of Europe, discrimination
on the basis of sex in relation to the choice of name and parents’
transmitting of their surname to their children still exist in a number
of European States’ legislations, including Turkey.
Keywords: European Court of Human Rights, name, surname,
discrimination, private life, positive obligation and margin of appre-
ciation.
Bazı uluslararası belgelerden farklı olarak,
1
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (Sözleşme) metninde isim ve soyisim hakkı ve bunun
korunması ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum
o dönemde, Sözleşme’yi kaleme alanların bu hakkı ulusal otoritelerin
takdirine bırakmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Ancak, yazılı
olarak zikredilmemiş olması, isim
2
hakkının Sözleşme ile korunmadı-
ğı anlamına gelmemektedir. Tam tersine günümüzde, isim ve soyisim
ulusal hukukun bir sorunu olmaktan çıkarak uluslararası hukukun bir
parçası haline gelmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahke-
1
Birleşmiş Milletler Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 24 § 2
maddesi her çocuğun doğumdan sonra isim alma hakkı olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 7 § 1 maddesine göre çocuğun “doğumdan
(…) itibaren bir [soy]isim hakkına, (…) sahip” olması gerektiğini ifade etmektedir.
Aynı Sözleşmenin 8. maddesi, taraf devletlere çocuğun isim ve soyisim hakkına
saygı gösterme ve bu konuda yasaya aykırı olan herhangi bir müdahaleden
kaçınma yükümlülüğü yüklemektedir. Son olarak ve daha da önemlisi, Amerikan
İnsan Hakları Sözleşmesi’nde isim hakkı başlı başına bir maddede düzenlenmiştir.
Gerçekten de, Sözleşme’nin 18. maddesine göre herkesin bir isim ve/veya soyisim
hakkı olduğu belirtilmiştir.
2
Bu çalışmada, isim kavramı geniş anlamıyla, soyismi de kapsayacak şekilde
kullanılmıştır.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması244
me) isim ve soyisim hakkını zengin içtihatlarıyla Sözleşme ile korunan
haklar kategorisi içerisine sokmuştur.
Kamu hukuku ve özel hukuk arasında yer edinen isim, hukuksal
bir kurum olarak kabul edilmektedir. Çok sayıda faydayı korumakta-
dır: Bir taraftan bireyi veya birey gruplarını diğerlerinden ayıran özel-
liği sayesinde sosyal bir faydayı korur, diğer taraftan bağlı bulunulan
soyu gösterdiği için ailesel bir faydayı korumaktadır. Bunların yanın-
da, bireysel bir faydayı da korumaktadır, çünkü isim ve soyisim bire-
yin kimliğinin işaret noktası olarak kabul edilmektedir.
3
Bireyde bir ai-
diyet ve saygı duygusu uyandırır.
4
Dolayısıyla isim, hukukun bir bireyi diğerlerinden ayırmak için
gözönünde bulundurduğu unsurlardan biri olmanın yanında, resmi
kayıtlara yazılan ve bireyin kimliğinin kanıtı olan temel bir öğedir. Kal-
dı ki, Sözleşme organları, ismi, “kimliği belirlemede ve aile bağını oluştur-
mada bir araç”
5
olarak kabul etmektedir. Ayrıca isim, şahsın kişiliğinin
gelişimine ve ilerlemesine katkı sunmakta ve “insanlar arasındaki ile-
tişimi kolaylaştırmaktadır, çünkü isim sayesinde tanımlanabilirler”.
6
İnsan
Hakları Mahkemesi bu konuda vermiş olduğu kararlarda “patronyme”
ifadesini kullanarak ismi çok geniş yorumlamaktadır.
7
Bu kavram sa-
dece ismi değil aynı zamanda soyismi, takma ismi ve göbek ismini de
içermektedir. Ayrıca isim hakkı sadece gerçek kişilere ait bir hak değil,
tüzel kişiler de aynı şekilde bu haktan faydalanırlar.
Mahkeme önünde ortaya çıkan sorunların başında, Avrupa
Hakimi’nin isim ve soyisim hakkına ne kadar önem verdiği gelmek-
3
Pascaline Georgin, “La liberté de choix du nom de famille de deux époux”, RTDH
(Revue Trimestrielle des Droits de l’Homme), 1995, s. 57.
4
Frédérique Granet-Lambrechts, “Le droit à l’identité”, in Le droit au respect de la vie
privée au sens de la Convention européenne des droits de l’homme, Haz. Frédéric Sudre,
Bruylant, Bruxelles, 2005, s. 193.
5
AİHK (Avrupa İnsan Hakları Komisyonu), Georg Rogl/Allemagne, 20 Mayıs 1996 ta-
rihli kabuledilebilirlik kararı, no : 28319/95 ; AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahke-
mesi), Burghartz/İsviçre, 22 Şubat 1994 tarihli kararı, no: 16213/90, § 24 ; AİHM, Stjer-
na/Finlandiya, 25 Kasım 1994 tarihli kararı, no: 18131/91, § 39. Bu çalışmada, İnsan
Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin tüm kararları, Mahkeme’nin
resmi İnternet sitesinden (www.echr.coe.int) faydalanılarak bulunmuştur.
6
Patrice Hilt, Le couple et la Convention européenne des droits de l’homme, Presses Uni-
versitaires d’Aix-Marseille, Marseille, 2004, s. 204.
7
Örnek olarak, bkz. AİHM, Stjerna/Finlandiya, a. g. k., §§ 38-45.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 245
tedir. Avrupa Hakimi bu hakkı sadece özel ve aile yaşamının değil,
aynı zamanda ayrımcılık yasağının bir parçası olarak görmektedir. Bu
nedenle, birinci bölümde isim hakkının Sözleşme’nin 8. maddesiyle
korunması durumu incelenecek(I), ikinci bölümde ise bu hakkın ay-
rımcılığı yasaklayan 14. madde anlamında nasıl korunduğu üzerinde
durulacaktır(II).
I. BÖLÜM: AİLE VE ÖZEL HAYATIN
KORUNMASI HAKKININ PARÇASI OLARAK
İSİM VE SOYİSİM
Özel yaşam kavramının geniş yorumuyla, Avrupa Hakimi, is-
min Sözleşme’nin 8. maddesindeki korumadan faydalandığı sonucu-
na varmıştır. Sözleşme’yi kaleme alanların bu hakkı açıkça belirtme-
melerine rağmen, bu sonuca varılması, Mahkeme’nin Sözleşme’yi yo-
rumlama yetkisini aşması anlamına gelip gelmeyeceği sorusu akla ge-
lebilir. Bu konuda, Mahkeme 8. maddenin ismi ve soyismi bireyin şah-
si kimliğini koruduğunu çünkü “kişinin ismi [ve soyismi], başkalarıy -
la ilişki kurma hakkını da kapsayan özel ve aile hayatının”
8
bir parçası ol-
duğunu ifade etmiştir. Bunun yanında Mahkeme, Sözleşme’nin geliş-
meye açık ve dinamik karakterinin (caractère évolutif et dynamique de la
Convention)
9
kendisine, isim hakkında olduğu gibi, Sözleşme’nin yazı-
lı metninde olmayan ama toplumun gelişimi ve ihtiyaçları doğrultu-
sunda ortaya çıkan bazı hakları tanıma yetkisi verdiğini söylemekte-
dir. Kaldı ki, “Sözleşme, günün koşullarına uygun olarak yorumlanması ge-
reken bir belgedir”.
10
Ayrıca, Sözleşme’nin Giriş bölümünde ifade edilen
“Evrensel Bildiri’de yer alan bazı haklar” ve “ilk adımlar” gibi kavramla-
rı da, Sözleşme’yi kaleme alanların tam ve eksiksiz bir hak ve özgür-
lükler demeti sunma iradelerinin olmadığını göstermektedir. Bu du-
rum, Mahkeme’yi Sözleşme ile isim hakkı arasında bir ilişki kurmaya
götürmüştür.
Eski Komisyon, 8. madde anlamında özel ve aile yaşamına saygı
hakkının, “herkesin kendi kişisel gelişimini özgürce yapabilmesi ve tamam-
8
AİHM, Burghartz/İsviçre, a. g. k., § 24.
9
AİHM, Mazurek/Fransa, 1 Şubat 2000 tarihli kararı, no: 34406/97, § 30.
10
AİHM, Tyrer/Birleşik Krallık, 25 Nisan 1978 tarihli kararı, no: 5856/72, § 31.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması246
layabilmesi için gerekli olan alanı koruduğunu” belirtmektedir. Bu madde,
“kendi gelişimini yapma ve tamamlama hakkı zorunlu olarak kimlik hakkını
(le droit à l’identité) da kapsar ve dolayısıyla isim hakkını da”.
11
Mahkeme’ye
gelince, isim ve soyisim hakkının 8. maddenin koruması altına girdi-
ğini, çünkü başkalarıyla ilişkiye geçmede ve varolan bir ilişkiyi koru-
mada büyük bir rol oynadığını belirtmektedir. Gerçekten de, Niemietz
kararında Mahkeme, ismin, “mesleki yaşamın yanı sıra, insanlarla sosyal,
kültürel ve diğer türden ilişkiler kurma ve geliştirme becerisi açısından özel ve
aile yaşamlarında da kişiyi tanımladığını[n]”
12
altını çizmektedir.
13
Anlaşılacağı üzere, Mahkeme isim kavramının hukuksal statüsü-
nü kabul etmektedir. Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında, iki unsu-
run korumaya değer olduğu sonucuna varmaktadır.
14
Bunlardan bi-
rincisi, varolan ismin muhafaza edilmesi hakkı (A) ikincisi ise özgür-
ce isim seçme hakkı (B).
A. Varolan İsim ve Soyismin Korunması Hakkı
İsmin muhafaza edilmesi hakkı iki durumda ortaya çıkmaktadır.
Birincisi, ulusal otoritelerin bireylere daha önce varolan ismin muhafa-
za edilmemesi için yaptığı müdahaleler, ikincisi ise bu otoritelerin bi-
11
AİHK, Burghartz/İsviçre, 21 Ekim 1992 tarihli raporu, no: 16213/90, § 47 ve AİHK,
Stjerna/Finlandiya, 8 Temmuz 1993 tarihli raporu, no: 18131/91, § 56.
12
AİHM, Niemietz/Almanya, 16 Aralık 1992 tarihli kararı, no: 13710/88, § 29.
13
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına paralel olarak, Alman Anayasa Mahkem esi,
evlilik soyadı ile ilgili hükümlerin Anayasa’ya aykırılığıyla ilgili olarak yapılan
bir başvuruda, ismin korunmasının kişilik haklarının bir parçası olduğunu ifade
etmiştir (Françoise Furkel, “L’arrêt de la Cour constitutionnelle de Karlsruhe du 8
mars 1988 et la constitutionnalité des dispositions allemandes sur le nom conjugal”,
Revue internationale de droit comparé, 1988, s. 856). Bununla birlikte, Avrupa Birliği
Adalet Divanı, 30 Mart 1993 tarihli kararında, soyismin birlik hukuku tarafından
koruma altına alındığına karar vermiştir (ABAD (Avrupa Birliği Adalet Divanı),
Konstantinidis, 30 Mart 1993 tarihli kararı, no: C-168/91). Daha yakın bir tarihte,
Luxembourg Mahkemesi benzer bir sonuca 2 Ekim 2003 tarihindeki kararında
varmıştır (Mathias Audit, “Principe de non-discrimination et transmission du nom
de famille en Europe”, note sous l’arrêt Garcia Avello du 2 octobre 2003, Recueil
Dalloz, 2004, no: 21, s. 1976-1979). İsmin Avrupa Birliği mevzuatında korunması
konusunda daha geniş bilgi için bkz., Jean François Flauss, “La protection de l’inté-
grité du nom par le droit communautaire”, obs. sous l’arrêt de la CJCE du 30 mars
1993, Konstantinidis, RTDH , 1994, s. 454-469.
14
Patrice Hilt, a. g. e., s. 205.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 247
reylere yeni bir isim almayı empoze etmesi durumudur. Bu her iki du-
rum da Sözleşme’nin 8. madde anlamında Strasbourg’ta sorunlar çı-
karabiliyor.
Birinci durum için en iyi örnek, Burghartz / İsviçre kararıdır. Bu
davada, İsviçreli olan başvurucu Schnyder, Almanya’da, Alman ve
aynı zamanda İsviçre vatandaşı olan Burghartz isimli bir şahıs ile evle-
nir. Alman yasalarına göre, eşler kadının soyadı olan “Burghartz”ı or-
tak soyisim olarak alırlar. Erkek eş, buna kendi soyismini de ekleye-
rek “Schnyder Burghartz” alarak anılmak ister. Ancak, İsviçre otorite-
lerinin eşlere ortak isim olarak “Schnyder”i kayda geçirmeleri üzerine,
başvurucular ailenin ortak ismi olarak “Burghartz”ın, erkek eşin ismi-
nin de “Schnyder Burghartz” olarak kabul edilmesini talep ederler. İs-
viçre Federal Mahkemesi, ailenin ortak ismi olarak “Burghartz”ı kabul
eder, ancak erkek eş için “Schnyder Burghartz” soyismini alma talebini,
İsviçre kanunlarının sadece bayan eşlerin kendi soyisimleriyle birlikte
erkek eşin soyismini alabildikleri gerekçesiyle reddeder.
İnsan Hakları Komisyonu, 19 Şubat 1992 tarihli kararıyla baş-
vurunun kabuledilebilirliğine
15
ve 21 Ekim 1992 tarihli raporuyla da
Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğine ka-
rar verir.
16
Mahkeme önünde ise, bu davada “Avrupa Hakimi”nin çöz-
meye çalıştığı sorunların başında, Sözleşme’nin 8. maddesinin ismin
korunması hakkına uygulanıp uygulanmadığı sorunudur. Bu konu-
da, Mahkeme, akademik çevrede bu isimle tanınan başvurucunun so-
yismini muhafaza edememesini kendi kariyerini etkileyebileceğini gö-
zönünde bulundurarak 8. maddenin uygulanması gerektiği sonucuna
varır. Sonuç olarak, Sözleşme’ye uygunluk denetiminden sonra, Mah-
keme, Komisyon’un görüşü doğrultusunda, 6 ya karşı 3 oyla 8. mad-
denin ve 5’e karşı 4 oyla da 14 maddenin ihlal edildiğine karar verir.
Strasbourg Hakimi’ne göre başvurucunun isminin korunması hakkı-
na yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu olmadığına ve
bu konuda kendisine yapılan farklı muamelenin haklı olmadığına ka-
rar verir.
15
AİHK, Burghartz/İsviçre, 19 Şubat 1992 tarihli kabuledilebilirlik kararı, no:
16213/90.
16
AİHK, Burghartz/İsviçre, a. g. r., §§ 69-71.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması248
Fransız öğretisi, bu kararın Daire tarafından ve az bir çoğunluk-
la verilmesinin üzüntü verici olduğunu ifade etmektedir.
17
Her ne ka-
dar bu karar Büyük Daire tarafından oybirliğiyle verilmemiş ise de, 8.
maddenin uygulama alanını genişlettiği için çok önemlidir.
18
Mahke-
me bu kararda, üç öneride bulunmaktadır: birincisi eşlerin soyisimle-
rinin korunması gerektiği; ikincisi eşler için ortak bir soyisim seçimi-
nin önemi ve son olarak da, seçilen soyismin eşlerin kendi soyisimle-
rinden oluşması. Kaldı ki, 27 Eylül 1978 tarihli, özel hukukta cinsiyet
ayrımcılığına karşı yasal korumayla ilgili Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi’nin (78) 37F sayılı tavsiye kararında
19
bu üç öneri dile getiril-
miştir. Ancak, soyismin eşlerin kendi soyisimlerinden oluşması duru-
munda hangi soyismin önce geleceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Ka-
dının soyadı mı, yoksa erkeğin mi? Bir de ortak çocuklara hangi ismin
verilmesi gerektiği sorusu akla gelmektedir. Hangi ismin önce gelece-
ği konusunda, eşlerin ortak bir soyisim konusunda anlaşmaya varma-
ları sorunu çözer. Anlaşmazlık durumunda, bu sorun alfabetik sıraya
göre önce olan ismin önce geleceğine karar verilebilir. Bu duruma göre
eşler arasında seçilen soyismin çocuklara geçeceği kabul edilebilinir.
İsmin muhafaza edilmesi konusunda ikinci bir durum, yukarı-
da belirtildiği gibi, ulusal otoritelerin bireylere kendilerinkinden baş-
ka bir isim veya soyismi almayı empoze etmesidir. Bu konuda, Türk
hukukunu da ilgilendirmesi bakımından, Ünal Tekeli / Türkiye
20
kara-
rı çok ilginçtir. Başvurucu, stajyer bir avukat iken evlendikten sonra,
17
Emmanuel Decaux & Paul Tavernier, “Chronique de jurisprudence de la Cour eu-
ropéenne des droits de l’homme”, Journal du Droit International, 1995, s. 749.
18
Bu kararda azınlıkta kalan Hakimler çoğunluğun görüşünü eleştirmektedirler.
Karşı oy yazılarında, çoğunluğun çok az rastlanan bir durum olan sözkonusu ka-
rarda, özgürce isim seçme hakkını 8. maddenin koruma kapsamına almalarının ve
ulusal makamlarının bunu reddetmesinin ayrımcılık olduğuna karar vermelerinin
“aşırı” bir yorum olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca, varılan sonuç, Mahkeme’yi
altından kalkılamaz hale getirecek birçok başvuruya yol açacagını iddia etmekte-
dirler. (Bkz. Hakimler Pettiti ve Valticos’un Burghartz/İsviçre kararındaki karşı oy
yazıları).
19
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Özel Hukukta Cinsiyet Ayrımcılığına Karşı
Yasal Korumayla ilgili 27 Eylül 1978 tarihli (78) 37F sayılı Tavsiye Kararı (Bu
çalışmada, Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Mahkemesi dışındaki organlarına
ait tüm belgeler, Konsey’in resmi İnternet adresinden (www.coe.int) faydalanılarak
bulunmuştur).
20
AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, 16 Kasım 2004 tarihli kararı, no: 29865/96.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 249
eski Medeni Kanun’un 153. maddesine dayanarak soyadını değiştir-
mek zorunda kalmasından ve bu durumun sonraki mesleki yaşantı-
sını olumsuz etkilemesinden şikayet etmektedir. Ayrıca, başvurucu,
Türkiye’de evli kadınların evlendikten sonra kızlık soyadlarını yal-
nız, yani erkeğin soyadını almadan, kullanamadıklarını, buna karşın
evli erkeklerin evlenmeden önceki soyadlarını kullanabildiklerini ve
bu durumun, 14. madde anlamında cinsiyete dayalı bir ayrımcılık teş-
kil ettiğini öne sürmüştür. Mahkeme, Burghartz kararına atıfta buluna-
rak, ulusal makamların şahısları yeni bir isim almaya zorlayamayaca-
ğını belirtmiş ve bu nedenle 8. ve 14. maddenin Türkiye tarafından ih-
lal edildiği sonucuna varmıştır.
21
Burghartz ve Ünal Tekeli kararlarından şu sonucu çıkarabiliriz: bi-
reylere daha önce varolan isim ve soyisimlerini korumayı yasaklayan
ve onlara yeni isim veya soyisim almayı empoze eden iç hukukun ya-
sal düzenlemeleri Sözleşme ile uyumlu değildir.
22
Mahkeme, bu du-
rumu Daróczy / Macaristan kararında açıkça ifade etmiştir: “herhangi
bir haklı neden olmadan, bir şahsı bir ismi almaya veya bir ismi değiştirme-
21
Hatırlanacağı üzere, Medeni Kanun’un 153. maddesinin Anayasa’da belirtilen
eşitlik ilkesine aykırı oldugu savıyla, Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, ko-
nuyu Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirmiştir. Yüksek Mahkeme, 29 Eylül
1998 tarihli oyçokluğuyla almış oldugu kararda, Medeni Kanunun bu hükmünün
Anayasa’nın 10. 12 ve 17. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Bu ka-
rarda, muhalif kalan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı ve iki üyesinin karşı
oy yazıları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ünal Tekeli/Türkiye kararında
belirtilen gerekçelere yakınlığı dikkat çekmektedir (E. 1997/61, K. 1998/59, 29
Eylül 1998 tarihli kararı, RG, 15.11.2002, S.24937). Türk doktrini, aynı konunun şu
anda Anayasa Mahkemesi önüne gelmesi durumunda sonucun tamamen farklı
olacağını düşünmektedir, çünkü o dönemde Anayasa’nın 10. maddesinde kadın
ve erkek eşitligini güvence altına alan bir hüküm bulunmamaktaydı. Ancak, 5170
sayılı Kanun’la eşler arasındaki eşitlik Anayasa’nın bu hükmüne eklenmiştir (Nu-
ray Ekşi, Vatandaşlık Hukumumuzda Türkçe Olmayan Ad ve Soyadı Meselesi, Beta,
İstanbul 2008, s. 48 ve 49). Bunun yanında, o dönemde İnsan Hakları Mahkemesi
Ünal Tekeli davasını daha karara bağlamamıştı. Anayasa Mahkemesi sözkonusu
hükmün önüne yeniden gelmesi durumunda, Strasbourg Mahkemesi’nin bu
kararını gözonünde bulunduracağı konusunda süphe yoktur.
22
İsviçre Medeni Kanunu’nun 160. maddesi 1 Temmuz 1994 tarihinde değiştirilmiş
ve İsviçre iç hukuku bu konuda Sözleşme ile uyumlu hale getirilmiştir (Partice
Hilt, a. g. e., s. 206).
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması250
ye mecbur kılmak bireyin kişisel gelişimini ve kişiliğini koruyan 8. maddenin
amacına uygun değildir”.
23
Ünal Tekeli davasında Mahkeme’nin vardığı sonuç önceden ön-
görülüyordu, çünkü Türk hukuku açıkça kadına, erkekten farklı ola-
rak, evlilikten sonra kocanın soyadını almaya mecbur kılıyordu. Ay-
rıca, 14. madde anlamında, kadın ile erkek arasında objektif olmayan
bu ayrımı haklı gösterecek hiçbir neden bulunmamaktaydı.
24
Bu da-
vada, Mahkeme “geleneksel kocanın soyadına dayalı aile ismi sisteminden,
evli çiftlerin kendi soyadlarını kullanabilmelerine ya da özgürce ortak bir aile
ismi seçmelerine izin veren başka bir sisteme geçişin doğum, evlilik ve ölüm
kayıtlarının tutulması konusunda yaratacağı sorunların önemini göz ardı”
etmemekle, “toplumdan makul bir şekilde, bireylerin seçtikleri isme göre,
saygınlık ve itibarla yaşamalarını sağlamak için bir miktar sıkıntı çekmesini
beklemek”
25
gerektiğini ifade etmiştir.
Ünal Tekeli davasında çarpıcı olan bir başka konu, Mahkeme’nin,
üye ülkeler arasında Türkiye’nin kendisini kadın ve erkeklerin aile içe-
risinde eşit haklara sahip olmasını sağlama yönündeki genel eğilimin
dışında bir konumda olduğunun altını çizmesidir. Ayrıca Türkiye’de
aile birliğinin erkeğin ismi ile yansıtılması geleneğinin “erkeğin aile içe-
risinde sahip olduğu birincil ve kadının sahip olduğu ikincil rollerden kaynak-
landığı açıktır”. Bu bağlamda, Mahkeme, Burghartz kararına atıfta bulu-
narak aile birliğinin, “aile soyadı olarak erkeğin soyadının kabul edilmesiy-
le yansıtılabileceği gibi kadının soyadının ya da çift tarafından seçilen ortak
bir soyadın kabul edilmesiyle de” yansıtılabilecegini belirtmektedir. Ünal
Tekeli kararında Türkiye’ye yöneltilen bir başka eleştiri ise, her ne ka-
dar 2001 yılında yapılan reformların amacı ailenin temsilinde, ekono-
mik etkinliklerde ve aileyi ve çocukları etkileyen kararların alınmasın-
da kadını erkekle eşit bir konuma getirmek ise de 2001 yılında yürür-
lüğe giren yeni Medeni Kanunu’nda,
26
evlilikten sonraki aile ismine
23
AİHM, Daróczy/Macaristan, 1 Temmuz 2008 tarihli kararı, no: 44378/05, § 32.
Bu davada, başvurucu elli yıl önce kocasıyla evliliğinden sonra almış olduğu ve
bu süre içinde kullandığı soyadının ilgili makamlar tarafından değiştirilmesine
ilişkindir. Mahkeme bu davada, Macar makamlarının Sözleşme’nin 8. maddesini
ihlal ettikleri sonucuna varmıştır.
24
Frédérique Granet-Lambrechts, a. g. e., s. 202-203.
25
AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, a. g. k., § 67.
26
Gerçekten de, Yeni Medeni Kanunu’nun 187. maddesi, kadının evlilikle kocasının
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 251
yönelik, kadınları kocalarının ismini almaya zorlayan hükümlerin de-
ğişmeden kaldığıdır.
27
Buna karşın, Fransız Medeni Kanunu’nda, eşler evlilik süresi içe-
risinde istedikleri isimleri kullanabilirler. Bu, kadının soyismi olabile-
ceği gibi her iki eşin soyisimlerinin karışımından da oluşabilir. Ayrıca,
kanuna göre, evlenme eşlerden birine diğerinin soyismini almayı veya
soyismini değiştirmeyi zorunlu kılmamaktadır, çünkü varolan soyi-
sim şahsın kişiliğinin bir parçası ve bunun korunması da özel ve aile
hayatının bir parçası olarak kabul edilmektedir. Bu konuda 20 Mart
1985 tarihli evlilik cüzdanına dair tüzük ile 26 Haziran 1986 tarihli ba-
kanlık genelgesi, evlilik kurumunun eşlerin isimleri üzerinde herhan-
gi bir etkisinin olmadığını ve eşlerin isimlerini doğrudan doğruya de-
ğiştiremeyeceğini belirtmektedir. Ama evlilikten sonra, eşlerin isteme-
si halinde, eşlerden biri diğerinin soyismini alabilmektedir.
28
Ancak,
eşler arasında soyisimlerin korunması konusunda öngörülen bu eşit-
lik çok biçimsel görünmektedir, çünkü evli bir erkeğin eşinin soyismi-
ni taşıması veya her iki soyismin birleşiminden oluşan soyismi alma-
sı çok nadir rastlanan bir durumdur. Buna karşın, genelde evli kadın-
lar, erkeğin soyadını veya kendi isimleriyle birlikte eşlerinin soyadla-
rını kullanmayı tercih etmektedirler.
29
Fransız Medeni Kanunu’nun 264. maddesine göre, eşler boşanma-
dan sonra evlilikle kazanmış oldukları soyisimlerini kaybederler. An-
cak, diğer eşin izni ile veya ismin korunması için özel bir fayda olma-
sı durumunda hakimin kararıyla, eşler evlilikle elde etmiş oldukları
isimlerini koruyabilirler. Ayrılma durumunda ise, Kanunun 300. mad-
desinde, ayrılan eşlerin evlilikle elde etmiş oldukları soyisimleri koru-
yacaklarını ancak ayrılığa karar veren hakimin kararıyla ilgili soyis-
min kullanılmasının yasaklanabileceği belirtilmiştir.
soyadını alacağını, ancak talebi halinde erkek eşin soyadı önüne kızlık soyadını so-
yadını alabileceğini ifade etmektedir. Dolayısıyla, Türk hukukunun Sözleşme ile
uyumsuzluğu halen devam etmektedir.
27
AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, a. g. k., §§§ 62, 63 ve 64.
28
Patrice Hilt, a. g. e., s. 214.
29
Marie-Christine Meyzeaud-Garaud, “La législation turque relative au nom porté
par les époux viole la Convention européenne des droits de l’homme : quels ensei-
gnements pour le droit français”, Revue Juridique Personnes & Famille, no: 2, 2005, s.
15.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması252
Türk hukukuna gelince, Yeni Medeni Kanun’un 173. maddesine
göre, boşanma durumunda kadının, evlenme ile kazandığı soyadını
koruyamayacağını ve evlenmeden önceki soyadını alacağını ifade et-
mektedir. Ancak bu maddenin ikinci fikrasına göre kadın, eğer boşan-
dığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun
kocaya bir zarar vermeyeceğini ispatlarsa, talebi üzerine hakim, kadı-
na kocasının soyadını taşımasına izin verilebileceğini belirtmektedir.
Görüleceği gibi, Fransız hukukundan farklı olarak evlilikle elde edi-
len soyadının evlilik sonrasında kullanılması erkek eşin rızasına bağ-
lı değildir.
Bireyler, doğduklarında kendi isim ve soyisimlerini seçme imkan-
ları bulunmamaktadır. Ancak, babalarından kendilerine geçen soyi-
simleri ve anne-babalar tarafından kendilerine verilen isimleri yasa-
larda belirtilen şartlarda değiştirme imkanları vardır. Sözleşme huku-
ku bağlamında, isim değiştirmenin bir insan hakkı olup olmadığı ve
eğer bir insan hakkı olarak kabul ediliyorsa, Sözleşme ile korunan bir
hak olup olmadığı sorunu ortaya çıkmaktadır.
B. İsim ve Soyismi Özgürce Seçme Hakkı
Fransız Medeni Kanunu’nun 61. maddesine göre haklı bir nede-
ni olan herkesin ismini değiştirme hakkına sahip olduğu belirtilmek-
tedir. Türk hukukunda ise, benzer hüküm Medeni Kanun’un 27. mad-
desinde düzenlenmiştir. Buna göre ismin değiştirilmesinin ancak haklı
sebeplere dayanılarak hakimden istenebileceği belirtilmiştir.
Sözleşme hukukuna gelince, Strasbourg Hakimi, her ne kadar Söz-
leşme metninde açıkça belirtilmemişse de isim ve soyisim değiştirme
hakkının “sivil bir hak” olduğuna ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. mad-
desinin bu tür davalara uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
30
Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında ise, isim/soyisim seçme hakkı ile
verilen ismin/soyismin değiştirilmesinin, bu madde ile korunan “özel
yaşam”
31
kavramının bir parçası olduğuna karar vermiştir. İsim seçme
30
AİHM, Mustafa/Fransa, 17 Haziran 2003 tarihli kararı, no: 63056/00, § 14.
31
İnsan Hakları Mahkemesi, “özel yaşam” kavramını tanımlamanın gereksiz
ve imkansız olduğuna karar vermiştir (AİHM, Niemietz/Almanya, a. g. k., §
29). Daha sonraki birçok kararında, bu kavramın çok geniş olduğunu ve açıkça
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 253
hakkı konusuna en iyi örnek, Johanson / Finlandiya kararıdır. Bu dava-
da, başvurucu olan anne-babalar yeni doğan çocuklarına “Axl Mick”
ismini koymak isterler. Bu talebin nüfus dairesi tarafından reddedil-
mesi üzerine idare mahkemesine başvururlar. Ancak, seçilen isim Fin-
landiya İsim Kanunu’na (Names Akt) uygun olmadığı için açılan da-
vanın reddine karar verilir. Avrupa Hakimi, çocuğu, gülünç, hayatı-
nın ilerleyen dönemlerinde zor duruma düşüren isimlerden koruma-
nın genel bir fayda olduğunu ifade etmiştir. Sözkonusu davada, çocu-
ğa aile çevresinde bu isimle hitap edildiğini, bu ismin Finlandiya’da
kullanılan “Alf”, “Ulf” gibi isimlerden çok farklı olmadığını, çocuğu
komik duruma düşürmediğini ve kişiliği üzerinde olumsuz bir sonuç
doğurma niteliği olmadığını ifade etmiştir. Kaldı ki, Mahkeme, “Axl”
isminin yeni olmadığını ve daha önce aynı ülkede başkaları tarafından
kullanıldığını tespit etmiştir.
Mahkeme, Stjerna / Finlandiya kararında ise soyisim değişikliği ko-
nusuna eğilmiştir. Bu davada, başvurucu ilgili makamlardan “Stjerna”
olan soyisminin “Tawaststjerna” olarak değiştirilmesini istemektedir.
Bir taraftan bu ismin ataları tarafından kullanıldığını ve diğer taraftan
ise “Stjerna” isminin sosyal yaşamda sorun çıkardığını iddia etmekte-
dir. Bu talebinin reddedilmesi üzerine, başvurucu idari yargı makam-
larına başvurur, ancak bir sonuç alamaz. Mahkeme önünde ise, 8 ve
14. maddeyi öne sürerek, soyisim değiştirme talebinin reddedilmesi-
nin özel yaşam hakkının ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Komisyon, başvurunun kabuledilebilirliğine karar verdikten
sonra,
32
8 Temmuz 1993 tarihli raporunda Sözleşme’nin ihlal edilme-
diği sonucuna varmıştır.
33
Mahkeme ise, soyismin bireyleri diğerlerin-
tanımlanamayacağını ifade etmektedir (Bir çok karar arasından, bkz. AİHM, P.G.
ve J.H./Birleşik Krallık, 25 Eylül 2001 tarihli kararı, no: 44787/98, § 56 ; AİHM,
K.A. ve A.D./Belçika, 17 Şubat 2005 tarihli kararı, no: 42758/98 ve no: 45558/99, §
79 ; AİHM, S ve Marper/Birleşik Krallık, 4 Aralık 2008 tarihli kararı, no: 30562/04
et no: 30566/04, § 66; AİHM, Karov/Bulgaristan, 16 Kasım 2008 tarihli kararı,
no: 45964/99, § 85). Mahkeme’nin “özel yaşam” kavramının tanımını yapmak-
tan çekinmesi, öncelikle toplumsal yaşamın ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte
genişleyen ve dinamik özellik arzeden bu kavrama şimdiden sınır getirmemek ve
ileride çözeceği davalarda bu konuda kendisine geniş bir takdir yetkisi ve hareket
alanı sağlamak istemesi olarak açıklanabilir.
32
AİHK, Stjerna/Finlandiya, a. g. k.
33
AİHK, Stjerna/Finlandiya, a. g. r., §§ 71 et 79.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması254
den ayırt etmek ve bir aileye bağlılıklarını ifade etmek için kullanı-
lan bir araç olduğunu belirttikten sonra, isim değişikliği hakkına ya-
pılan müdahalenin bir kamu faydası için yapılması gerektiğinin altı-
nı çizmektedir.
34
Bireylerin isimlerini değiştirmek için birçok nedenleri
olduğunu ancak bu yöndeki taleplerinin reddedilmesinin özel ve aile
hayatı hakkına müdahale arzetmediğini ifade etmektedir. Avrupa Ha-
kimi, sözkonusu davada, 8. maddenin isim değişikliği hakkına uygu-
landığını kabul etmekle birlikte, bu konuda Sözleşme’ye taraf devlet-
ler arasında, hangi şartlarda isim değişikliği yoluna gidilebileceği ko-
nusunda bir “konsensüs” olmadığından, devletlere tanınan takdir yet-
kisinin (marge d’appréciation) geniş olduğunu belirtmiştir. Sonuç ola-
rak, başvurucunun 8. maddesinde belirtilen hakkının ihlal edilmedi-
ğine karar vermiştir.
Gerekçe olarak, Mahkeme, eski Komisyon’un argumanlarına da-
yanmıştır. Başvurucunun kullandığı ismin yaratmış olduğu üzün-
tü ve sıkıntının yeterli yoğunlukta ve çok önemli olmadığını, çünkü
Avrupa’da dil ve kültürlerin çeşitliliğinden dolayı isimlerin yazım
ve telaffuzunda zorlukların sık yaşandığını ifade etmiştir. Dolayısıy-
la, Avrupa Hakimi’nin gözünde, bu argüman, –telaffuz zorluğu– baş-
lı başına çok ikna edici görünmemektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvuru-
cu ile kullanmak istediği soyisme bağlılığının çok uzak olduğunu tes-
pit etmiştir. “Tawaststjerna” soyisminin en son ikiyüzyıl önce ölen bir
dedesi tarafından kullanıldığını ve her ne kadar başvurucunun bu so-
yisme kişisel bir bağlılığı olsa da uzun süre önce kullanılan bu soyisim
ile özel ve aile yaşamı arasında kurulmak istenen ilişkiye çok fazla bir
önem atfedilemeyeceğini belirtmiştir.
Mahkeme’nin bu pozisyonunu, Gisele Halimi / France
35
kararında
tekrar etmiştir. Bu davada sözkonusu olan, başvurucunun ayrıldıktan
sonra eski eşine ait soyismi kullanmaya devam etmek istemesidir. İş
ortamında, eski eşinin soyismiyle tanındığını iddia eden başvurucu,
kendi soyismini değiştirip eski eşine ait soysimini almak istemekte-
dir. Mahkeme, başvurucunun, profesyonel hayatta bu soyismi kullan-
maya devam ettiğini ancak özel yaşamında üçüncü kişilerin hakları-
34
AİHM, Stjerna/Finlandiya, a. g. k., § 37.
35
AİHM, Gisèle Taieb dite Halimi/Fransa, 20 Mart 2001 tarihli kabuledilemezlik
kararı, no: 50619/99.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 255
nın korunması açısından bu ismi kullanmasının mümkün olmadığını
ifade ederek başvurunun kabuledilemez olduğu sonucuna varmıştır.
İsim ve soyisim hakkının korunması ile ilgili kararların incelenme-
sinden Mahkeme’nin isim ve soyisim değişikliği konusunda bazı kri-
terleri gözettiği sonucunu çıkarabiliriz. Öncelikle, değiştirme nedeni-
nin çok ciddi ve belli bir derecede veya yoğunlukta olması; ayrıca bu
nedenin mantıklı ve ikna edici olması ve son olarak değiştirme talep-
lerinin ulusal makamlar tarafından reddedilmesi gerekmektedir. Bun-
ların yanında, Mahkeme, devletlerin takdir yetkilerinin bu konuda ge-
niş olduğunun da gözönünde bulundurulması gereken bir durum ol-
dugunu belirtir.
Ancak, soyisim değişikliği konusunda Mahkeme, her zaman bu
kriterleri uygulama zorunluluğu hissetmemiştir. Znamenskaya / Rusya
kararında, başvurucu ölü doğan çocuğuna verilen eski eşinin soyadı-
nın değiştirilmesini istemektedir. Başvurucu, çocuğun babasının, eski
eşi değil, M. G. isimli başka bir şahıs olduğunu ve uzun süreden beri
kendisiyle evlilik dışı bir ilişki yaşadığını ifade etmiştir. Ayrıca, her ne
kadar M. G. çocuğun doğumundan bir kaç ay sonra ölmüşse de ikisi
arasında bir soybağı ilişkisi kurulması ve çocuğun onun ismini alması
gerektiğini belirtmiştir. Basvurucu, çocuğun mezarına eski eşinin ismi-
nin yazılmasına da karşı çıkmış ve bu nedenle mezar taşının boş bıra-
kılmasına karar verilmiştir. Ancak çocuğun isminin değiştirilmesi ta-
lebi ulusal mahkemelerce embriyonun sivil haklara sahip olmadığı ge-
rekçesiyle reddedilmiştir.
Bu davada Mahkeme, başvurucunun embriyoyu uzun süre kar-
nında taşıdığını, kendisi ile arasında güçlü bir bağın olduğunu, bu ne-
denle ona istediği soyismi verme isteminin kabul edilebilir olduğu-
nu belirtmiştir. Soyisim yoluyla, embriyon ve kendisi arasında soyba-
ğı oluşturulmasının Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvurucu-
nun özel yaşamını ilgilendirmektedir. Kaldı ki, taraflar başvurucu ile
M. G. arasında bir evlilik dışı ilişki olduğunu ve embriyonun bu iliş-
kinin bir sonucu olduğu savına karşı çıkmamışlardır. Ulusal yargı or-
ganları, başvurucunun talebini reddederlerken mevcut durumu koru-
mak için geçerli ve ikna edici hiç bir neden öne sürmemişlerdir. Ayrı-
ca, savunmacı devlet, iç hukuk mahkemelerinin davayı, başvurucu-
nun medeni hakları bakımından çözmesi yerine, embriyonun hakları
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması256
bakımından inceleyerek hataya düştüklerini kabul etmiştir. Bunun ya-
nında, başvurucunun mevcut aile hukuku hükümlerine göre talebinin
iç hukukta kabul edilmesi gerekirken aksine karar verilmiştir. Bu ne-
denlerle, Mahkeme, 4 e karşı 3 oyla, 8. maddenin ihlal edildiği sonu-
cuna varmıştır.
İsim değişikliği konusunda Türkiye’yi ilgilendirmesi bakımından
Kemal Taşkın ve diğerleri
36
kararı çok ilginçtir. Yakın tarihte karara bağ-
lanan bu dava, başvurucuların Türkçe olan isimlerinin Türk alfabesin-
de olmayan Kürtçe karakterler içeren isimlerle değiştirilmesi taleple-
rine ilişkindir. Kürt kökenli olan başvurucular, ulusal yargı organla-
rına başvurarak isimlerinin Kürtçe olan “Dilxwaz”, “Xoşewist”, “Berx-
wedan”, “Ciwan”, “Xweşbin” ve “Bawer” olarak değiştirilmesini iste-
mişlerdir. Ancak, ilgili asliye hukuk mahkemeleri sözkonusu isimle-
rin, “q”, “w” ve “x” gibi Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkın-
da Kanunu’nda bulunmayan, yani Türkçe olmayan harfleri içerme-
sinden dolayı bu taleplerini reddetmiştir. Buna karşın, “Bawer” ismi-
nin, “Baver” olarak kaydedilmesine karar verilmiştir. Başvurucular,
Sözleşme’nin 8; maddesinin ihlal edildiğinden bahisle, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne başvurmuşlardır.
Mahkeme bu davada, talep edilen isimlerin nüfus kayıtlarına kay-
dedilmemesini başvurucuların özel hayatlarına bir müdahale olduğu-
nu, bu müdahelenin yasa ile öngorülmüş olduğunu ve meşru bir ama-
ca yönelik olduğunu kabul etmiştir. İsim hakkı ile ilgili diğer tüm da-
valarda olduğu gibi, bu davada da asıl çözümlenmesi gereken soru-
nun, bu müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı ko-
nusudur. Bu konuda Avrupa Hakimi, 1990’lı yıllarda Kürtçe köken-
li isimlerin 1587 sayılı Kanunu’nun 16. maddesine dayanılarak yasak-
landığının altını çizmiştir. Ancak bu hüküm, 4929 sayılı Kanunu ile de-
ğiştirilmesinden sonra, 29 Nisan 2006 tarihinde 5490 sayılı Nüfus Hiz-
metleri Kanunu ile yürürlükten kaldırıldığını gözlemlemiştir. Ayrı-
ca, Kürtçe kökenli isimlerin iç hukukta artık yasak olmadığını ve Kürt
kökenli vatandaşların Türk alfabesindeki karakterlere bağlı kalmaları
36
AİHM, Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, 2 Şubat 2010 tarihli kararı, no:
30206/04, no: 37038/04, no: 43681/04, no: 45376/04, no: 12881/05, no: 28697/05,
no: 32797/05 et no: 45609/05.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 257
durumunda Kürtçe isimler takabileceklerini belirtmiştir.
37
Bu konuda,
Yargıtay Genel Kurulu’nun “Mizgin” ismi ile ilgili verdiği 1 Mart 2000
tarihli prensip kararına da atıfta bulunmuştur.
38
Mahkeme, bu davada, bazı başvurucuların kullanmak istedikleri
Kürtçe isimlerin Türkçe karakterler ile kullanılmasının olumsuz ve in-
citici sonuçlar doğurduğu konusunda beyanda bulunmadıklarını be-
lirtmiştir. Sadece bir kısım başvurucular, “Ciwan” ve “Xweşbin” ile il-
gili olarak, bu isimlerin “Civan” ve “Heşbin” olarak değiştirilerek kulla-
nılması durumunda, isimlerin ya hiçbir anlama gelmediğini veya baş-
ka bir anlama geldiğini savunmuşlardır. Bu konuda Mahkeme, bu baş-
vurucuların Kürtçe isim alma hakları olduğunu belirttikten sonra, “Ci-
wan”, “Xweşbin” isimlerinin Türkçe alfabe kurallarına göre yazılmala-
rının bu isimleri gülünç veya kaba bir hale sokmadığının altını çizmis-
tir. Strasbourg Hakimi, İsimlerin Nüfus Kütüklerine Yazılmasına Dair
14 No.lu Sözleşme’ye göre, ulusal alfabede olmayan bir harf ile yazı-
lan isimle karşılaşılması durumunda, en iyi metodun o ülkenin alfabe-
sindeki harflere sadık kalınarak, o ismin mümkün olduğu kadar, orji-
nal dilindeki telafuzunun yazılması (transposition phonétique) olduğu-
nu belirtir. Ancak sözkonusu davada, “Bawer” ismi dışında, başvuru-
cular bu yönteme başvurmamışlardır. “Bawer” isminde ise, ilgili baş-
vurucunun “v” harfine karşı çıkmakla yetindigini ve “w” harfinin “v”
ile değiştirilmesinin kendisi için incitici ve negatif bir sonuç doğurdu-
ğunu iddia etmemiştir.
Mahkeme, yukarıda belirtilen Kürtçe isimlerin, Türkçe alfabede
belirtilen harflerle yazılmasının isimler için, fonetiksel bir problem ya-
rattığını kabul etmektedir. Ancak, bu sorunun diger dillerde de varol-
duğunu, bunların çözümünde ulusal unsurların çok güçlü olduğunu
ve ulusal dile uygun yapılan çözüm konusunda üye ülkeler arasında
bir konsensüs olduğunu belirtmiştir.
Ayrıca Kemal Taşkın ve diğerleri davasında, İnsan Hakları
Mahkemesi’nin çözmeye çalıştığı bir başka sorun ise yabancı bir ül-
37
A. g. k., §§ 26-29 ve § 61.
38
HGK, 18-127 E, 154 K ve 1.3.2000 tarihli kararı. Bu karardan önce, “Rojda”
kararı olarak bilinen kararda Yargıtay, aynı sonuca varmıştı (18. HD, 1994/7386
E, 1994/8560 K ve 21 Haziran 1994 tarihli kararı) (Yargıtay’ın bu çalısmadan
kullanılan kararları www.kazanci.com sitesinden faydalanılarak bulunmuştur).
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması258
kede tutulan ve Türkçe dışında yabancı karakterler taşıyan bir ismin
veya soyismin Türkiye’deki nüfus kayıtlarına aynen kaydedilmesi, an-
cak buna karşın Türkiye’de doğan bir Türk vatandaşının aynı nitelik-
teki bir ismi nüfus kütüklerine kaydedemeyeceği sorunudur. Bu ko-
nuda, İnsan Hakları Mahkemesi, bu sorunun ülkeler arasında imza-
lanan ve bir ülkenin nüfus kayıtlarının diğer bir ülkedeki kayıtlara ol-
duğu şekilde yazılmasını öngören uluslararası sözleşmelere dayandı-
ğını belirtmiştir.
39
Kemal Taşkın ve diğerleri davasından şu sonuçları çıkarabiliriz. Ön-
celikle İnsan Hakları Mahkemesi, prensip olarak, Kürtçe isim takma-
nın serbest olduğunun ve olması gerektiğinin altını çizmiştir. Ancak
Kürtçe isim takma özgürlüğünün bir sınırı olduğunu ve bu sınırın,
Türkçe alfabede kullanılan harflerin kullanılması olduğunu belirtmek-
tedir. Ancak, bu karar iki yönüyle eleştirilebilir. Öncelikle, ülkeler ara-
sında imzalanan sözleşmeler dikkate alınarak, yabancıların isimlerinin
nüfus kütüklerine hiçbir değişiklik olmadan, olduğu gibi kaydedildi-
ğini gözden uzak tutmamak gerekmektedir.
40
Demek ki, resmi kütük-
lere Türkçe dilinde olmayan yabancı karakterler yazılabiliyor. Macar
hakimin ayrık oy yazısında belirttiği gibi, yabancılara tanınan bu hak-
kın ülkenin kendi vatandaşlarına da uygulanması gerekirdi. Bu konu-
da, Kürt kökenli Türk vatandaşların, yabancılara oranla bir ayrımcılı-
ğa maruz kaldıkları açıktır. Mahkeme’ye göre, bu ayrımcılık nesnel ve
makul bir nedene dayandığından Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı
değildir.
İkinci olarak, kanaatimizce, Mahkeme, burada konuyu resmi al-
fabede bulunmayan harflerin yazılması sorunundan çok, Türkiye’de
39
AİHM, Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, a. g. k., §§ 68-71.
40
Yabancıların Türk alfabesinde olmayan isimlerini Türkiye’deki nüfus kayıtlarına
yazdırabilmeleri her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu konuda, Yargıtay’ın 7
Mart 2006 tarihli kararı çok çarpıcıdır. Bu davada, İngiliz olan davacının, Türk
vatandaşlığını aldıktan sonra “Wendy Phyllis” ismi, nüfus kayıtlarına “Vendi Filiz”
olarak yazılmıştır. Bu durumun resmi işlemlerde karışılıklığa neden olduğundan
bahisle, isminin orjinal halinin kayıtlara geçmesi için dava açmıştır. İlk derece ma-
hkemesi bu talebi kabul etmiştir. Ancak, Yargıtay, 1353 sayılı Kanun’un hükümle-
rini dikkate alarak, davacının isminin Türkçe alfabesinde olmayan “w” harfini
içermesinden dolayı verilen kararı bozmuştur. Böylece, davacı asıl ismi olan
“Wendy Phyllis” yerine nüfus kayıtlarında “Vendi Filiz” olarak kalmıştır (2. HD,
2005/1153 E, 2006/1822 K ve 7 Mart 2006 tarihli kararı).
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 259
yaygın konuşulan diller açısından bakması gerekirdi. Kaldı ki sözko-
nusu olan, onbeş milyon civarında, belki de üzerinde, insanın konuş-
tuğu ve uzun süre gerek mevzuatta ve gerekse pratikte yasaklanan
bir dilin resmi kayıtlara yazılamaması sorunudur. Bu çerçevede, Mah-
keme, Kürtçe seslerin önemli bir kısmının Türkçe karakterlerle ifade
edilemediğini ve bu sorunun Kürtçe’nin resmi kayıtlarda kullanılma-
sı konusunda en büyük engel olduğunu belirtmektedir. Kürtçe dilbil-
gisi kurallarının Türkçe’deki seslere göre yeniden uyarlanması dilbi-
limi açısından mümkün olmadığına göre, nüfus kayıtlarına isimlerin
Türkçe yazılışlarının yanında Kürtçe yazılışlarının da yazılması daha
uygun bir çözüm gibi görünmektedir. Son olarak, Mahkeme’nin ka-
rarı her ne kadar isim hakkı konusundaki içtihatlara çok uzak gö-
rünmüyorsa da,
41
8. maddeyi ilgilendiren, özellikle son dönemlerde
çıkan ve etnik kimlik hakkını tanıyan kararları ile uyumlu olmadığı
kanaatindeyiz.
42
Mahkeme, devlet otoritelerinin isim/soyisim hakkına müdahale
etmenin Sözleşme’nin sadece özel ve aile yaşamını koruyan 8. madde-
nin değil aynı zamanda ayrımcılığı yasaklayan 14. maddenin de ihlali
sonucunu da doğurabileceğinin altını çizer.
II. BÖLÜM: AYRIMCILIK YASAĞI İLKESİNİN
PARÇASI OLARAK İSİM VE SOYİSİM
Mahkeme içtihatlarına göre her türlü ayrımcılık veya farklı mua-
mele Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlalini doğurmaz. Eşdeğer ya da
benzer bir konumdaki başka insanlara imtiyazlı muamele yapıldığı-
nın ve bu muamelenin ayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanması gerek-
lidir. Ayrıca, nesnel ve makul bir nedenin bulunması, yapılan ayrım-
cılığı veya farklı muameleyi Sözleşme’ye uygun hale getirir. Böyle bir
nedenin varlığı demokratik toplumlarda normalde geçerli olan ilkele-
re göre değerlendirilir. Sözleşme’nin belirlediği bir hakkın kullanımın-
daki farklı bir muamelenin meşru bir amacı olması da yeterli değildir,
41
Bkz. AİHM, Mentzen alias Mencena/Lettonya, 7 Aralık 2004 tarihli kabuledile-
mezlik kararı, no: 71074/01.
42
AİHM, Ciubotaru/Moldavya, 27 Nisan 2010 tarihli kararı, no: 27138/04.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması260
“kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir
orantısal bağ olması” ve bu bağın da kanıtlanması zorunludur.
43
Bilindiği üzere, otonom ve bağımsız olmama özelliğinden dolayı,
Sözleşme’nin 14. maddesi tek başına öne sürülememektedir.
44
Bu hü-
küm, diğer Sözleşme’de belirtilen bağımsız maddeler tarafından gü-
vence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa
karşı bir koruma sağlar. Bu nedenle, isim hakkı ile ilgili davalarda, ay-
rımcılık yasağı ilkesi 8. madde ile birlikte incelenmektedir.
Mahkeme, ulusal makamlardan sadece başvurucunun isim/soyi-
sim hakkına müdahale etmekten sakınmasını değil, aynı zamanda bu
hakkın kullanılması için gerekli tedbirleri almaları gerektiğini belirtir.
Başka bir deyişle, devletlerin bu konuda pozitif yükümlülükleri bu-
lunmaktadır (A). Buna karşın, devletlerin takdir yetkilerinin geniş ol-
duğu da unutulmaması gereken bir başka konudur (B).
A. İsim ve Soyisim Hakkı Konusunda
Devletlerin Pozitif Yükümlülükleri
Stjerna ve Burghartz kararlarında, Mahkeme, taraf devletlerden va-
rolan ismin korunmasını ve bazı durumlarda nesep bağını değiştir-
meden ismin değiştirilmesini istemektedir.
45
Bu konuda onlara pozitif
bir yükümlülük yüklemektedir. Genel olarak, pozitif yükümlülük (ob-
ligation positive), Mahkeme içtihatlarında, Belçika dil davasında
46
or-
taya çıkmış ve X ve Y/Hollanda kararından itibaren de çok sık kulla-
nılmaya başlanmıştır.
47
Ancak, pozitif yükümlülük kavramı temelini
9 Kasım 1979 tarihli Airey / İrlanda
48
kararında bulmaktadır. Bu karar-
43
AİHM, Stjerna/Finlandiya, a. g. k., § 48.
44
Buna karşın, Türkiye’nin de imzaladığı ama halen onaylamadığı 12 sayılı Proto-
kol’ün yürürlüğe girmesiyle birlikte her türlü ayrımcılık yasağı ile ilgili şikayet
başlı başına, yani Sözleşme ile korunan diğer hak ve özgürlüklerden bağımsız ola-
rak, Mahkeme önünde dile getirilebilecek.
45
Frédéric Sudre, “Droit de la Convention européenne des droits de l’homme”, Juris-
classeur périodique-Semaine juridique, 1995, I, no: 3823, s. 89.
46
AİHM, Belçikada Egitim Dili Davası/Belçika (asıl), 23 Temmuz 1968 tarihli kararı,
nos 1474/62; 1677/62; 1691/62; 1769/63; 1994/63; 2126/64.
47
AİHM, X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985 tarihli kararı, no: 8978/80.
48
AİHM, Airey/Irlanda, 9 Ekim 1979 tarihli kararı, no: 6289/73. Bu konuda bkz. Fré-
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 261
da Mahkeme, pozitif yükümlülüğünün ayrımcılık yasağı ile birlikte
özel ve aile yaşamına saygı hakkının gerçek ve etkin bir kullanımı için
devletlerden sadece her türlü müdahaleden kaçınmasını değil aynı za-
manda gerekli pozitif tedbirleri de alması gerektiği anlamına geldiği-
ni belirtmiştir.
49
Mahkeme’nin de kabul ettiği üzere 8. madde anlamında her ne
kadar prensipler birbirinden farklı olsa da pozitif yükümlülük ile
negatif yükümlülük arasındaki sınır çok belirli değildir. Her iki du-
rumda birbirleriyle çatışan faydalar arasında bir denge gözetmek
gerekmektedir.
50
Ancak, pozitif yükümlülük devletlere altından kal-
kamayacakları bir sorumluluk getirmemektedir.
51
Pozitif ve negatif yükümlülükler konusunda ilginç olan
Mahkeme’nin yaptığı Sözleşme’ye uygunluk kontrolünün birbirinden
tamamen farklı olmasıdır. Pozitif yükümlülük konusunda negatif yü-
kümlülükten farklı olarak, Mahkeme, ulusal otoriteler tarafından ya-
pılan müdahalenin yasa ile öngürülüp öngörülmediği, bu müdahale-
nin meşru bir amaca yönelik olup olmadığı ve demokratik toplumda
bu müdahalenin gerekli olup olmadığı incelemesini yapmamaktadır.
Başka bir deyişle, Strasbourg Hakimi, 8. maddenin, aynı şekilde 9, 10
ve 11. maddenin de, ikinci fıkrasını uygulamamaktadır. Ancak, ikin-
ci fikrada belirtilen hükümlerin pozitif yükümlülük konusunda bir rol
oynadığını belirtmektedir.
52
Bu konuda Fransız doktrini Mahkeme’yi eleştirmektedir. Sudre
için, pozitif yükümlülüğe farklı bir kontrol metodu uygulamak ve bu
şekilde ikinci fıkranın uygulamasından mahrum bırakmak, pozitif yü-
kümlülük kontrolünün negatif yükümlülüğe oranla daha az güçlü ve
daha çok belirsiz olduğu anlamına gelmektedir. Mahkeme’nin hangi
yükümlülüğe göre Sözleşme’ye uygunluk kontrolü yapacağı bilinme-
mekte hatta bazen iki yükümlülük arasında yapılan seçimin keyfi bir
déric Sudre, Les grands arrêts de la Cour européenne des droits de l’homme, 5
.
ed.,
Puf, Paris, 2009, s. 20.
49
Frédéric Sudre, “Les “obligations positives” dans la jurisprudence européenne des
droits de l’homme”, RTDH, 1995, s. 363-372.
50
AİHM, Stjerna/Finlandiya, a. g. k., § 38.
51
AİHM, Makaratsiz/Yunanistan, 20 Aralık 2004 tarihli kararı, no: 50385/99, § 69.
52
AİHM, Rees/Birleşik Krallık, 10 Ekim 1986 tarihli kararı, no: 9532/81, § 37.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması262
görüntü verdiğini iddia etmektedir. Yazar, Sözleşme’ye uygunluk de-
netiminin normalleşmesi ve pozitif yükümlülük durumunda da ikin-
ci paragraf hükümlerinin uygunlanması gerektiğini savunmaktadır.
53
Stjerna kararında ayrık oy yazısında, Mahkeme’nin eski Başka-
nı Wildhaber’de aynı eleştiriye katılmaktadır. Gaskin,
54
Cossey
55
et
Keegan,
56
kararlarına dayanarak, pozitif yükümlülük ile negatif yü-
kümlülük arasındaki sınırın netlikten uzak olduğunu ve pozitif yü-
kümlülüğün tespit edildiği davalarda, ikinci fıkra hükümlerinin ak-
tif hale getirilerek, Mahkeme’nin Sözleşme’ye uygunluk denetiminin
tek tip olarak yapması gerektiğini belirtmiştir. Açıkçası, Mahkeme’nin
müdahalenin yasayla öngörülme, meşru amaca yönelik olma ve de-
mokratik bir toplumda zorunlu olma kriterlerine uygun bir denetim
mekanizması oluşturması gerektiğini ifade etmektedir.
57
Kanaatimizce, pozitif yükümlülük ile ilgili davalarda
58
ikinci fik-
rada belirtilen kriterlerin uygulanıp uygulanmaması sonucu değiştir-
meyecektir; çünkü bu tür davalarda genelde yapılan müdahaleler yasa
ile öngörülmemiştir.
59
Bu nedenle, Mahkeme, yasayla öngörülme şar-
tını incelemeye başlarken varacağı sonuç Sözleşme’nin ihlali olacağı
için ikinci fıkra hükümlerine göre yapılacak kontrol mekanizmasının
bu tür davalarda uygulanması gerekli görünmemektedir. Dolayısıyla,
Mahkeme’nin ikinci fıkra hükümlerini uygulamaması ile ilgili pozis-
yonu gayet mantıklı ve yerinde görünmektedir.
Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında devletlerin pozitif yükümlü-
lüğünün ismin/soyismin korunması ile ilgili davalarda uygulanması
53
Frédéric Sudre, “Les “obligations positives” dans la jurisprudence européenne des
droits de l’homme”, a. g. e., s. 380-381.
54
AİHM, Gaskin/Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1983 tarihli kararı, no: 10454/83.
55
AİHM, Cossey/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1990 tarihli kararı, no: 10843/84.
56
AİHM, Keegan/İrlanda, 26 Mayıs 1994 tarihli kararı, no: 19969/90.
57
Hakim L. Wildhaber’in Stjerna/Finlandiya kararındaki karşı oy yazısı.
58
Bazen Mahkeme, positif ve negatif sorumluluk konusunda bir ayrım yapmayı
tercih etmemekte ve önüne gelen davada varacağı çözüm için her iki sorumluğu
dikkate alma gereği duymaktadır. Bu konuda Demir ve Baykara/Turkiye kararı
örnek olarak gösterilebilir (AİHM, Demir ve Baykara / Turkiye, 12 Kasim 2008 tarihli
kararı, no: 34503, §§ 110 ve 111.
59
Bu konuda, bkz. Özgür Gündem/Türkiye, 16 Mart 2000 tarihli kararı, no: 23144/94
ve Ouranio Toxo ve diğerleri/Yunanistan, 20 Ekim 2005 tarihli kararı, no: 74989/01.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 263
konusunda Güzel Erdagöz / Türkiye
60
kararı önemlidir. Bu davada baş-
vurucu, ilgili asliye hukuk mahkemesinden nüfus kayıtlarında “Gü-
zel” geçen soyismini “Gözel” olarak değiştirilmesini ister. Yargılama es-
nasında, bilirkişi raporunda, “Güzel” isminin Türkçe olduğunu, buna
rağmen “Gözel”in yöresel bir karakter içerdiğini ve Türkçede böyle bir
kelimenin olmadığını belirtir. Tanıkların, başvurucunun “Gözel” ola-
rak tanındığı yönündeki beyanlarını dikkate almayan hakim, bilirkişi
raporuna dayanarak isim tashihi talebini reddeder. Bu karar Yargıtay
tarafından da onaylanır. İnsan Hakları Mahkemesi önünde, başvurucu
isim değişikliği talebinin kabul edilmemesinden şikayet etmektedir.
61
Bu davada, Mahkeme, 8. maddenin bireyi, korunan hak ve özgürlük-
leri yerine getirirken kamu otoritelerinin keyfi müdahalesinden koru-
duğunu ve özel yaşam hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına bağ-
lı olarak devletlerin pozitif yükümlülükleri olduğunu ifade etmiştir.
62
Bu davada, Türkiye, ulusal yargı organlarının red kararlarının tama-
men “Gözel” soyisminin Türkçe olmadığına dayandığını, buna karşın
başvurucunun isim hakkına yapılan kısıtlamanın herhangi bir ulusal
mevzuata dayanmadığını ve Türk iç hukuk hükümlerinin isim deği-
şikliği konusunda yeteri kadar açık olmadığını gözlemlemiştir. Bu ne-
denlerle, Türkiye’nin Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal ettiği sonucu-
na varmıştır.
63
Devletin pozitif yükümlülüğünün, ismin/soyismin korunması ve
eşler arasında ayrımcılığın önlenmesi konusunda uygulanmasına ge-
lince, Sözleşme’nin 14. maddesi eşler arasında tam anlamıyla bir eşitlik
öngörmektedir. Bu hüküm, ismin/soyismin korunması konusunda,
ulusal hukuk hükümlerinin Sözleşme ile tam bir uyumunu öngörmek-
tedir. Bu konuda, eşler arasında ayrım gözeten ulusal bir yasa 14. mad-
deye aykırıdır. Örnek olarak, Burghartz kararında Mahkeme, İsviçre’yi
Medeni Kanun’un 160/2 maddesinin soyisim konusunda kadın ve er-
kek arasında bir ayrıma gittiği için mahkum etmiştir. Ayrıca, Ünal Te-
keli davasında ise Strasbourg Hakimi, kadınlara eşlerinin soyisimle-
60
AİHM, Güzel Erdagöz / Türkiye, 21 Ekim 2008 tarihli kararı, no: 37483/02.
61
Başvurucu aynı zamanda, Kürtçe olan isminin “Türkçeleştirilmesinden” de şikayet
etmektedir. Ancak, Mahkeme, başvurucunun bu iddiasını ispatlayamadığı için bu
şikayeti inceleme gereği duymamıştır (bkz. a.k. §§ 23 ve 24).
62
A. k., § 45.
63
A. k., §§ 52-56.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması264
rini alma mecburiyeti yükleyen, buna karşın erkeklere böyle bir zo-
runluluk getirmeyen Türk Medeni Kanunu hükümlerinin Sözleşme ile
uyumsuz olduğu sonucuna varmıştır.
64
Türk otoriteleri, bu uyumsuz-
luğu gidermedikleri sürece, iç hukukları Sözleşme ile uyumsuz olma-
ya devam edecektir. Mahkeme’ye göre, her ne kadar, Türk kadınları
evlilikten sonra kendi isimlerini erkeğin ismine ekleyerek koruyabili-
yorlarsa da, bu durum Sözleşme ile uyum için yeterli değildir. Dolayı-
sıyla, erkek ve kadın arasında soyismin korunması konusunda yapılan
bu farklı muamele objektif ve mantıklı değildir ve 8. madde ile birlikte
14. maddenin de ihlali anlamına gelecektir.
Diğer taraftan, Sözleşme’nin 14. maddesi eşlerin soyisimleri ko-
nusunda gerçek bir eşitliği öngörmektedir. Burghartz davasında, da-
valı hükümet, her ne kadar İsviçre yasaları başvurucuya kendi ismi-
ni ailenin ismine eklemeyi yasaklıyorsa da, başvurucunun kendi ismi-
ni ortak bir ismin (nom composé) bir parçası olarak ve/veya ismin diğer
özel formlarını sosyal hayatta kullanması konusunda bir engel olma-
dığını iddia etmektedir.
65
Ancak, bu argüman, Mahkeme’yi ikna ede-
memiştir. Avrupa Hakimi, İsviçre Federal Mahkemesi’nin bu konuda,
sadece yasal soyismin ancak resmi kayıtlara geçebileceğine karar ver-
diğini ve dolayısıyla birleşik ismin ve diğer özel kullanımlarının hu-
kuki etki anlamında yasal olarak kullanılan isme eşdeğer olarak kabul
edilemeyeceğine karar vermiştir.
66
Buradan çıkarılacak sonuç, iç hu-
kuk hükümlerinin eşlerin herbirinin ismine aynı değeri vermesi ve ka-
dın ile erkeğin isminin doğuracağı hukuki etkinin aynı olması gerekti-
ğidir. Dolayısıyla, ayrımcılık yasağı konusunda, Mahkeme’nin gözün-
de, ulusal hukukta ismin korunmasına ilişkin varolan düzenlemele-
rin olması, bunların doğrudan doğruya Sözleşme’ye uygunluğu anla-
mına gelmez, buna ek olarak, bu düzenlemelerin hukuki etkisine bak-
mak gerekmektedir.Çocukların soyadları konusunda, Fransız huku-
kunda, evlilikten doğan çocuk, annesinin soyadını alamamaktaydı. Bu
durum Sözleşme’nin 14. maddesi anlamında cinsiyete dayalı bir ay-
rımcılık olarak kabul edilmekteydi. Erkek eşin soyisminin çocuğa di-
64
Bu durum isim değişikliği konusundaki iç hukuk hükümlerinin belirsizliği için de
geçerlidir (Bu konuda, bkz. AİHM, Güzel Erdagöz / Türkiye, a. k., §§ 52-56).
65
AİHM, Burghartz / İsviçre, a. g. k., § 26.
66
A. k.,§ 28.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 265
rekt olarak geçmesi, haklı olarak, Fransız öğretisinin yoğun eleştirisine
maruz kalmaktaydı, çünkü çocukların soyismi konusunda erkeğe ön-
celik verilmesi hiçbir meşru ve haklı nedene dayanmamaktaydı. Her
ne kadar, 23 Aralık 1985 tarihli yasa, çocuğa annesinin ismini babası-
nın soyismine ekleyerek alma hakkını tanıyorsa da, bu durum cinsiye-
te dayalı varolan ayrımcılığı ortadan kaldırmamakta, çünkü çocuk için
annenin soyadını kullanma isteğe bağlı olduğu halde babanın ismini
alma ise mecburiydi. Ayrıca, annenin ismi, nüfus kayıtlarında ve evli-
lik cüzdanı üzerinde görünmemekte ve başkasına geçememekteydi.
67
Bu konuda, Fransız hukukunu Sözleşme’nin 14. maddesine uyum-
lu hale sokmak amacıyla, 4 Mart 2002 tarihli 2002-303 sayılı Yasa yü-
rürlüğe girmiştir. Bu yasayla Yeni Medeni Kanun’un 311-21 madde-
lerinde yapılan değişiklikle, eşler çocuklarına hangi soyismin geçece-
ğine ortaklaşa karar verirler hükmü getirilmiştir. Çocuklarını nüfu-
sa kaydettikleri zaman, eşler çocuğun kullanacağı soyisme de karar
vermek zorundadırlar. Ancak soyisim hakkı sınırsız değildir. Çocu-
ğun soyismi babanın veya annenin soyismi veya her iki soyismin ka-
rışımından oluşan birleşik bir soyisim olması gerekmektedir. Bununla
birlikte, birinci çocuğa verilen soyismin aile birliğinin sağlanması için
diğer çocuklara da geçmesi gerekmektedir.
4 Mart 2002 tarihli yasaya rağmen, Fransız hukukunda isim ko-
nusunda ayrımcı hükümler hala bulunmaktadır. Gerçekten de, Mede-
ni Kanun’un 311-21 maddesinin ilk fıkrasına göre, eşler arasında çocu-
ğun soyismi konusunda anlaşmazlık çıkması ve lehine soybağı oluştu-
rulan eşin bulunmaması durumunda, çocuk erkek eşin soyadını ala-
caktır denilmektedir. Burada yasa koyucu, sosyal yaşamda, babaya
göre nesep bağının, anneninkine oranla daha belirleyici olduğu tezi-
ne dayanmaktadır. Bu ayrımcılığı haklı gösterebilecek herhangi objek-
tif ve kabul edilebilir bir neden bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Fransız
hukuku soyismin çocuğa geçmesi konusunda Sözleşme’nin 14. mad-
desi ile hala uyumlu görünmemektedir. Bu uyumsuzluk ancak, yasa
koyucunun çocuğa isim koyma konusunda eşler arasında anlaşmazlık
durumunda, erkek eşin soyisminin önceliğini kaldırarak, hakimin mü-
dahalesini öngörmesi ile çözümlenebilir.
67
Patrice Hilt, a. g. e., s. 218.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması266
Türk hukukunda ise, Yeni Medeni Kanunu’nun 321. maddesine
göre, evlilik içi doğan çocuğun, ailenin soyadını, eğer eşler evli değil-
se, annenin soyadını taşıyacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla, çocuğun
ismi konusunda erkek bir ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Kaldı ki,
Kanun’un gerekçelerine bir göz attığımız zaman baba ile çocuk arasın-
da tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurulmuş olsa bile çocuğun
annenin soyadını alacağı öngörülmüştür. Yasa koyucu bu düzenle-
meyle, evlilik dışında doğan çocuğa kadının soyadının verilmesi konu-
sundakı ısrarı erkeğe karşı ayrımcılık olarak değerlendirilebilir. Anne
ve babanın muvafakatıyla çocuk babasının soyadını veya anne baba-
nın ileride evlenmesi veya tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurul-
ması durumunda ailenin ortak soyadını alabilmesi gerekmektedir.
68
Etnik kökene dayalı ayrımcılık konusuna ise Taşkın ve diğerleri /
Türkiye örnek olarak gösterilebilir. Bu davada, başvurucular Türkçe-
de olmayan ancak Kürtçe karakter taşıyan isimlerini nüfus kütükleri-
ne kaydedemediklerinde dolayı ayrımcılığa maruz kaldıklarını çün-
kü çifte vatandaşlığı olan diger Türk vatandaşlarının ve yabancıların
bu tür isimleri nüfus kütüklerine kaydedebildiğini iddia etmişlerdir.
Mahkeme bu konuda, Kürtçe isim koymanın Türkiye’de yasak olma-
dığını tekrar yineleme gereği duymuştur. Kaldı ki, başvurucular, söz-
konusu isimlerin Türkçe’de bulunan harflerle yazılmasını ulusal oto-
ritelerden istemeleri durumunda, yargı organlarının bu talepleri red-
dedeceklerini söylemenin mümkün olmadığını belirtmiştir. Kaldı ki,
Baylac-Ferrer ve Suarez / Fransa
69
kabuledilemezlik kararında belirtildi-
ği üzere, idare ve kamu kurumları ile ilişkilerde dil birliğine dayanan
ayrımcılığın 14. madde anlamında objektif ve mantıklı olduğunu ve
Sözleşme’nin ihlali sonucunu doğurmadığını ifade etmiştir. Yabancı-
lar ile Kürt kökenli vatandaşlar arasında iddia edilen ayrımcılık ko-
nusuna gelince, Strasbourg Hakimi, başka ülkelerin vatandaşlarının
Türkçe’de olmayan harfleri nüfus kayıtlarına geçirebilmelerinin Tür-
kiye ile ilgili ülkeler arasında imzalanan sözleşmelere dayandığını
gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvurucular ve yabancıların ve çifte
68
Bkz., Yüksel Hız / Zekeriya Yılmaz, “Ad, Adın Çeşitleri, Kazanılması, Değiştirilmesi
ve Ad Üzerindeki Hakkın Korunması”, Adalet Dergisi, Sayı 18, Ocak 2004, (http://
www.yayin.adalet.gov.tr/18_sayi.htm).
69
AİHM, Baylac-Ferrer ve Suarez/Fransa, 25 Eylül 2008 tarihli kabuledilemezlik
kararı, no: 27977/04.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 267
vatandaşlığı olan diğer Türk vatandaşlarının aynı durumda oldukları-
nın kabülünün mümkün olmadığına ve dolayısıyla, etnik kökene da-
yalı bir ayrımcılığın sözkonusu olmadığına karar vermiştir.
İsim verme ve değiştirme konusunda Avrupa Konseyi’ne üye ül-
keler arasında bir konsensus olmadığı için Mahkeme bu konuda dev-
letlere geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır.
B. İsim ve Soyisim Hakkı Konusunda
Devletlerin Takdir Yetkisi
Mahkeme, kamu düzenini ve üçüncü kişilerin haklarını korumak
amacıyla taraf devletlere isim/soyisim değişikliği konusunda belli kri-
terler koyma hakkını vermektedir. Stjerna kararında, Strasbourg Ha-
kimi, ismin değiştirilmesi konusunda uygulanan şartlar ile ilgili ta-
raf devletlerin iç hukuk sistemleri arasında benzerlikler bulunmadı-
ğını ifade etmiştir. Bu durumda devletler geniş bir takdir yetkisinden
faydalanırlar.
70
Devletlerin bu geniş takdir yetkileri Guillot/Fransa
71
da kendini
göstermiştir. Dava, başvurucu olan anne-babanın kız çocuklarına iste-
dikleri ismi verme ile ilgili taleplerinin reddedilmesine ilişkindir. Ve-
rilmek istenen isim “Fleur de Marie, Armine, Angèle”, olmasına rağmen,
Fransız makamları çocuğun ismini “Armine, Angèle” olarak nüfusa
kaydederler. Eski Komisyon gibi, Mahkeme, çocuğa özgürce isim ver-
menin özel ve duygusal bir anlam ifade ettiğini ve anne babanın özel
yaşamlarının bir parçası olduğu gerekçesiyle 8. maddenin uygulanma-
sına karar vermiştir.
72
Ancak, Fransız makamlarına,
73
çocuğun fayda-
sı gereği bu ismi nüfus kayıtlarına yazmayı reddetmeleri konusunda
hak vermiştir. Ayrıca, her ne kadar başvurucular, çocuklarına istedik-
leri ismi verememekten dolayı bir sıkıntı çekmişlerse de bu sıkıntıdan
devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucunu çıkar-
mak mümkün değildir. Dolayısıyla, Mahkeme’ye göre, Sözleşme’nin
70
AİHM, Stjerna/Finlandiya, a. g. k., § 39.
71
AİHM, Guillot/Fransa, 24 Ekim 1996 tarihli kararı, no: 22500/93.
72
A. k., § 22.
73
Finlandiya makamlarına olduğu gibi. Bu konuda, bkz. AİHK, Salonen/Finlanda, 2
Temmuz 1997 tarihli kabuledilemezlik kararı, no: 27868/95.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması268
8. maddesi ihlal edilmemiştir. Avrupa Hakimi aynı sonuca, G. M. B.
et K. M. c. İsviçre
74
davasında varmıştır. Bu başvuruda, başvurucular
kızlarına annesinin ismini alma istemlerinin reddedilmesinden şika-
yet etmektedirler. Aynı şekilde, devletlerin takdir yetkisine dayana-
rak, Mahkeme başvuruyu Sözleşme’nin 35 maddesi anlamında kabul
edilemez bulmuştur.
Devletin takdir yetkisinin genişliği, Mentzen alias Mencena / Leton-
ya
75
ve Kuharec alias Kuhareca / Letonya
76
davalarında tekrar karşımıza
çıkmaktadır. Birincisinde, başvurucu, bir Alman vatandaşı ile evlen-
dikten sonra “Mentzen” soyismini alır. Bu soyisim ile yeni pasaport al-
mak için ilgili mercileri başvurur. Ancak, ulusal makamlar, isim ve so-
yisimlerin Letonya dil ve ortograf kurallarına uygun hale getirilmesi-
ni öngören yönetmelik hükümlerini uygulayarak başvurucunun ismi-
ni “Mencena” olarak pasaporta kaydederler. Ama pasaportun 14. say-
fasında asıl soyismin “Mentzen” olduğunu not düşerler. Başvurucu-
nun “Mentzen” isminin hiçbir değişiklik yapılmadan kaydedilmesi için
yaptığı başvurular, iç hukuk yargı organları tarafından reddedilir.
Mahkeme, öncelikle bu davada, sorunun soyisim değişikliği olma-
dığını ama ismin kullanılmasının düzenlenmesi olduğunu, çünkü ilk
bakışta “Mencena” isminin “Mentzen” ile bazı harfleri değiştirilmesine
rağmen aynı isim olduğunun farkedildiğini belirtmiştir. Buna rağmen,
bu durumun başvurucu için sosyal hayatta bazı sıkıntılar yaratabile-
ceğinden, başvurucunun özel hayatına bir müdahale olduğunu kabul
etmiştir. Ancak, Mahkeme bu sıkıntıların, soyismin yeni ve eski versi-
yonu arasındaki farktan kaynaklanmadığını belirtmiş ve ismin harfle-
rinin değiştirilmesinden sonra gülünç veya kaba hale gelmediğinin al-
tını çizmiştir. İç hukukta, bu sıkıntıları bertaraf etmek için ismin her
iki halinin hukuksal anlamda aynı değeri taşıdığını ve pasaportlarda
her iki isminde yazıldığını gözlemlemiştir. Ayrıca, Mahkeme, ulusal
hukukta yapılan yeni düzenlemelerle, ismin eski ve yeni versiyonla-
rının aynı sayfada yazıldığını, bu durumun ilgili şahsın zor durum-
74
AİHM, G.M.B. ve K.M./İsviçre, 27 Eylül 2001 tarihli kabuledilemezlik kararı, no:
36797/97.
75
AİHM, Mentzen alias Mencena/Lettonya, a.g.k.
76
AİHM, Kuharec alias Kuhareca/Lettonya, 7 Aralık 2004 tarihli kabuledilemezlik
kararı, no: 71557/01.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 269
da kalmasını engellemek amacıyla olduğunu ifade etmiştir. Kaldı ki,
“Mencena” ismi, başvurucuyu Anayasa ile korunmuş ekonomik, sos-
yal ve politik haklarını kullanmasında bir engel teşkil etmemektedir.
Bununla birlikte, bu isimle hiçbir zaman başvurucunun seyahat özgür-
lüğü dahil olmak üzere hiçbir özgürlüğü kısıtlanmamıştır. Bu neden-
lerle, Mahkeme, Letonya makamlarının kendilerine tanınan takdir yet-
kisi içerisinde hareket ettikleri sonucuna varmıştır.
Kuharec alias Kuhareca / Letonya davasına gelince, bu başvuru-
da, Rus vatandaşı olan başvurucunun “Kuharec” olan ismi, kendisine
Letonya’da uzun süre yabancılara verilen pasaporta “Kuhareca” ola-
rak yazılır. Başvurucu, soyadının Ukraynalı eski eşinin ismi olduğunu,
Rusça ve Ukraynaca da bu ismin hiçbir değişiklik yapılmadan yazılıp
kullanıldığını ve ismine yeni harf eklenmesinin isminin değiştirilmesi
anlamına geleceğini savunarak ilgili ulusal makamlara başvurur. Ay-
rıca, kendi isminin “zorla Letonlaştırıldığının” da altını çizmektedir. An-
cak, yabancılara verilen pasaportlara ilişkin yasal düzenlemelere göre
bu tür pasaportlara yazılan isim ve soyisimlerin Leton gramer kural-
larına göre yapılacağını belirterek, başvurucunun talebi ulusal hukuk-
ta reddedilmistir. Ancak iç hukuk organları, başvurucuya, istediği tak-
tirde isminin eski halinin pasaportun ileriki sayfalarına yazılabileceği-
ni ifade etmişlerdir. Mahkeme, Mentzen alias Mencena/Letonya kararına
benzer gerekçelerle, soyisim konusunda devletlerin geniş taktir yetki-
leri olduğunu tekrarlamıştır.
77
İsim konusunda ise aynı sonucu Baylac-
Ferrer ve Suarez/Fransa
78
kararında görmekteyiz. Bu davada, Mahkeme,
Fransız makamlarının, çocuklarına vermek istedikleri Katalanca olan
“Martí” ismini “Marti” olarak yazmalarını kendi takdir yetkileri içinde
olduğuna karar vermiştir.
Mentzen alias Mencena / Letonya ve Kuharec alias Kuhareca / Leton-
ya kabuledilemezlik kararlarında
79
devletlerin takdir yetkileri dışında
77
Mahkeme, 8 Kasım 2001 tarihli Šiškina et Šiškins/Lettonya kabuledilemezlik kararında
ise (no: 59727/00), yine yabancılara verilen pasaporta, başvurucunun Rusça olan
“Šiškina” isminin Leton dil kurallarına uygun hale getirilerek, “Šiškins” olarak
yazılmasında Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
78
AİHM, Baylac-Ferrer ve Suarez/Fransa, a.g.k.
79
Baylac-Ferrer ve Suarez/Fransa kabuledilemezlik kararında ise, Mahkeme
sınırlamanın meşru amaca varıp varmadığı konusunu, tarafların bu konuda
itirazları olmadığı için inceleme gereği dahi duymamıştır.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması270
dikkat çeken bir başka nokta ismin sınırlandırılmasında hangi “meş-
ru amaca” yönelik olduğu konusudur. Yabancı isimlerin Leton gramer
sistemini ve dil bütünlüğünü koruma amacı ile değiştirilmesi hangi
meşru amaca yönelik olabilir?
Mahkeme, dil veya dillerin bütünlüğünün korunmasının Söz
leşme’nin 8. maddesinde belirtilen meşru amaçlar arasında sayılmadı-
ğının ve 5 § 2 et 6 § 3 a) et e) maddeleri hariç olmak üzere, Sözleşme’nin
dil hakkını başlı başına korumadığının farkındadır. Bu nedenle, dev-
letler, Sözleşme’de belirtilen haklara saygı çerçevesinde dil hakkına sı-
nırlamalar getirebilirler ve bu konuda takdir yetkileri çok geniştir. Her
taraf devlet, kendi anayasasında bir veya birden fazla resmi dil seçer.
Bunu yaparken, kendi vatandaşlarına resmi dili sadece özel yaşamla-
rında değil aynı zamanda idare ile olan ilişkilerinde kullanmayı garan-
ti eder. Resmi bir dilin varlığı okuyucular için subjektif bazı hakların
da varolduğunu ifade eder.
Ayrıca, Mahkeme, Letonya Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı-
na atıfta bulunarak, Leton dilinin sosyal ilişkilerdeki zayıflığını ve bu
nedenle güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. Bu nedenlerle, isim
veya soysisim hakkına getirilen sınırlamaların 8. maddede belirtilen
birçok meşru amaca yönelik olduğunu, en azından “üçüncü kişilerin
haklarını” koruma amacı taşıdığı sonucuna varmıştır.
80
Mahkemenin vardığı bu sonuç tartışmalıdır. Öncelikle, belirtilen
argümanlar ile varılan sonuç arasında çok fazla bir illiyet bağı bulun-
mamaktadır. Şu ana kadar hiçbir davada, Mahkeme sınırlamaların 8,
9, 10 ve 11. maddede belirtilen meşru amaçlara uygun olmadığından
dolayı, savunmacı devletleri mahkum etmemiştir. Ancak, yukarıda
belirtilen davalarda, resmi dilin korunması 8. maddenin 2. paragra-
fında belirtilmemesine rağmen, Mahkeme soyisme getirilen kısıtlama-
nın “üçüncü kişilerin haklarını” koruma amacına yönelik olduğuna ka-
rar vermiştir.
80
Mahkeme, aynı sonuca Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye kararında varmıştır. Ancak
farklı olarak, “üçüncü kişilerin haklarının” korunması yanında “kamu düzenin
korunması” da, meşru amaç olarak eklemiştir (AİHM, Taşkın ve diğerleri/Türki-
ye, a. g. k, §§ 57-58). Gerçekten de, idaredeki dil birliğinin korunması, üçüncü
kişilerin haklarını korunmasından çok kamu düzenini ilgilendirmektedir.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 271
Bir şahsın kendi soyadını korumak istemesinin, daha doğrusu ulu-
sal makamlar tarafından değiştirilmesini istememesinin, üçüncü kişi-
lerin haklarıyla alakasını anlamak mümkün görünmemektedir. Yuka-
rıda belirtilen letton davalarında, Mahkeme’nin 8. maddesinin ihlal
edilmediğine ilişkin vardığı sonuca katılmakla birlikte, isim ve soyi-
sim hakkına, başkasının haklarını korumak amacıyla sınırlama getir-
me, kanaatimizce ikna edici değildir.
Mahkeme, Mentzen alias Mencena/Letonya ve Kuharec alias Kuhareca/
Letonya davalarında koymuş olduğu prensipleri Bulgarov/Ukrayna ka-
rarında daha sistemli bir şekilde uygulama yoluna gitmiştir. Prensip-
ler şu şekilde sistematize edilmiştir:
-a. başvurucuların orjinal soyisimleri ve değiştirilmiş versiyonları
arasındaki fark çok küçüktür;
-b. başvurucuların orjinal soyisimleri pasaportun ileriki sayfaları-
na yazılmıştır;
-c. soyisimlerin ulusal makamlar tarafından değiştirilen yeni ver-
siyonu, başvurucuların tanınmasını zorlaştırmamaktadır;
-d. pratik hayatta başvurucular soyisimlerinin değiştirilmesinden
sonra yaşadıkları sıkıntılar çok ciddi değildir.
Bu dört kriteri Bulgarov / Ukrayna kararına uygulayan Mahkeme,
Rus kökenli olan “Dimitri” isminin Ukraynacaya çevrilerek “Dmytro”
olarak pasaportuna yazılmasında, 8. maddenin ihlal edilmediği-
ne karar vermiştir. Bu başvuruda Strasbourg Hakimi, başvurucunun
“Dmytro” ismini uzun süreden beri kullandığını ve bu ismin başka bir
çok resmi belgede yazıldığını gözlemlemiştir. Kaldı ki, başvurucu, is-
minin değiştirilmesi için ulusal hukukta öngörülen prosedürü işletme-
miştir.
Sonuç
İnsan Hakları Mahkemesi’nin çabalarına rağmen, ismin/soyismin
seçilmesi ve değiştirilmesi konusunda ve bunların çocuklara verilme-
sine bağlı olarak cinsiyete dayanan ayrımcılık ile ilgili hükümler hala
birçok taraf devletin mevzuatında ve pratiğinde bulunmaktadır. Bu
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması272
nedenle 27 Eylül 1978 tarihli cinsiyet ayrımcılığına karşı yasal koru-
mayla ile ilgili tavsiye kararında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi,
taraf devletlere bu konuda her türlü ayrımcılığı içeren hükümlerin kal-
dırılmasını istemektedir.
81
Ayrıca, 5 Şubat 1985 tarihli cinsiyete dayalı
her türlü ayrımcılığa karşı hukuksal korumaya dair tavsiye kararında
82
ise Komite üye ülkelerden eşlerin soyisim konusunda her türlü ayrım-
cılığı ortadan kaldırmak için gerekli yasal önlemleri almaya ve yasal
düzenlemeleri yapmaya davet etmektedir.
83
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi de, 28 Nisan 1995 tarihli
kadın ve erkekler arasında ismin seçimi ile ilgili her türlü ayrımcılığın
önlenmesine dair tavsiye kararında
84
Bakanlar Komitesi’nden bu ko-
nuda ayrımcı hükümler içeren devletleri tespit etmesini ve onlardan
evlilikten sonra isim seçme konusunda eşler arasında bir eşitliği sağla-
mak için gerekli önlemleri alması gerekliliğini belirtmesini istemiştir.
85
Bakanlar Komitesi, buna dayanarak, taraf devletlerden ayrımcı hü-
kümleri iç hukuklarından çıkarmalarını istemiştir. Bunun yanında
Birleşmis Milletler İnsan Hakları Komitesi, Medeni ve Siyasal Haklar
Sözleşmesi’nin 24 § 4 maddesinin devletleri, kadınlar ve erkekler ara-
sında özellikle evlilikten sonra eşlerin eski isimlerini korumaları ko-
nusunda ve evlilik birliğinde doğacak çocukların isimlerinin verilmesi
konusunda her türlü ayrımcılığı önlemesi gerektiğinin altını çizmiştir.
Türkiye’de ise, kadın ve erkek arasında ayrımcı bir hüküm olan
Medeni Kanun’un 187. maddesinin İnsan Hakları Mahkemesi’nin
Ünal Tekeli davasında oluşturulan içtihat doğrultusunda değiştirilme-
si gerekmektedir.
86
81
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özel hukukta cinsiyet ayrımcılığına karşı karşı
yasal koruma ile ilgili 27 Eylül 1978 tarihli (78) 37F sayılı tavsiye kararı.
82
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, her türlü ayrımcılığa karşı hukuksal koru-
maya dair 5 Şubat 1985 tarih ve R (85) 2 F sayılı tavsiye kararı.
83
AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, a.g.k., § 17.
84
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, kadın ve erkekler arasında ismin seçimi
ve çocuğa verilmesi ile ilgili her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair 28 Nisan 1995
tarih ve 1271 (1995) sayılı tavsiye kararı.
85
AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, a.g.k., § 18.
86
Bu konuda, Türkiye, ayrımcı bir hüküm gibi görünen 1587 sayılı Nüfus
Kanunu’nun 16. maddesi, 19 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanun’un 5. mad-
desiyle değiştirmiştir. Bu değişikliğe göre, “milli kültürümüze, ahlak kurallarına
örf ve adetlerimize uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konulmaz,
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 273
Bunun yanında Soyadı Kanunu’nun 3. maddesi,
87
yabancı köken-
li Türkiye vatandaşlarının Türkçe dışında bir soyisim alma ve varolan
soyisimlerini değiştirmeyi engellemektedir. Ayrımcı ve Sözleşme ile
uyumsuz görünen bu hüküm, Süryani kökenli bir yurttaşın başvuru-
sunu ciddiye alan Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Ana-
yasa Mahkemesi önüne götürülmüştür. 16 Temmuz 2009 tarihli ara
kararıyla, Yüksek Mahkeme davayı 2009/47 numarası altında esastan
incelemeye karar vermiştir.
88
KAYNAKLAR
KİTAPLAR
Bilge Öztan, Şahsın Hukuku (Hakikî Şahıslar), Turhan Kitapevi, Anka-
ra, 2001.
Frédéric Sudre vd, Les grands arrêts de la Cour européenne des droits de
l’homme, 5. bas., Puf, Paris, 2009.
Mustafa Alper Gümüş, Teoride ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümle-
ri ve Mal rejimleri, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2008.
Nuray Ekşi, Vatandaşlık Hukumumuzda Türkçe Olmayan Ad ve Soyadı
Meselesi, Beta, İstanbul, 2008.
Patrice Hilt, Le couple et la Convention européenne des droits de l’homme,
Presses Universitaires d’Aix-Marseille, Marseille, 2004.
Sultan Üzeltürk, 1982 Anayasası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine
göre Özel Hayatın Gizliliği Hakkı, Beta, İstanbul, 2004.
MAKALELER
Emmanuel Decaux & Paul Tavernier, “Chronique de jurisprudence de
la Cour européenne des droits de l’homme”, Journal du Droit Inter-
national, 1995.doğan çocuk babasının, evlenme dışında doğmuş ise anasının soyadını alır” hük- mü, “ahlak kurallarına uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konul- maz, doğan çocuk babasının, evlilik dışında doğmuş ise anasının soyadını alır” biçimini almıştır. Her ne kadar halen pratikte, Türkçe kökenli olmayan isimlerin kaydedilmeleri sorun çıkarıyorsa da, 16. maddenin değiştirilmesi, Sözleşme’ye uyum anlamında olumlu bir gelişme olarak kaydedilmelidir.
87
Soyadı Kanunu’nun 3. maddesi şu şekildedir: “Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz”.
88
Sezgin Tanrıkulu, “Demokratik Açılım Kürt Meselesinde Hukuk ve Adalet”, Gün-
cel Hukuk Dergisi, Ekim, 2009/10-70, s. 41.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması274
Françoise Furkel, “L’arrêt de la Cour constitutionnelle de Karlsruhe
du 8 mars 1988 et la constitutionnalité des dispositions alleman-
des sur le nom conjugal”, Revue internationale de droit comparé, 1988.
Frédéric Sudre, “Droit de la Convention européenne des droits de
l’homme”, Jurisclasseur périodique-Semaine juridique, 1995, I, n° 3823.
Frédéric Sudre, “Les “obligations positives” dans la jurisprudence
européenne des droits de l’homme”, RTDH, 1995.
Frédérique Granet-Lambrechts, “Le droit à l’identité”, in Le droit au res-
pect de la vie privée au sens de la Convention européenne des droits de
l’homme, Haz. Frédéric Sudre, Bruylant, Bruxelles, 2005.
Jean François Flauss, “La protection de l’intégrité du nom par le dro-
it communautaire”, obs. sous l’arrêt de la CJCE du 30 mars 1993,
Konstantinidis, RTDH , 1994.
Marie-Christine Meyzeaud-Garaud, “La législation turque relative au
nom porté par les époux viole la Convention européenne des dro-
its de l’homme : quels enseignements pour le droit français”, Revue
Juridique Personnes & Famille, n° 2, 2005.
Mathias Audit, “Principe de non-discrimination et transmission du
nom de famille en Europe”, note sous l’arrêt Garcia Avello du 2
octobre 2003, Recueil Dalloz , 2004, n° 21.
Pascaline Georgin, “La liberté de choix du nom de famille de deux
époux”, RTDH , 1995.
Senem Aslan, “Incoherent State: The controversy over Kurdish Na-
ming in Turkey”, European Journal of Turkish Studies, 10/2009
(http://ejts.revues.org/index4142.html).
Sezgin Tanrıkulu, “Demokratik Açılım Kürt Meselesinde Hukuk ve
Adalet”, Güncel Hukuk Dergisi, Ekim, 2009/10-70.
Yüksel Hız & Zekeriya Yılmaz, “Ad, Adın Çeşitleri, Kazanılması, De-
ğiştirilmesi ve Ad Üzerindeki Hakkın Korunması”, Adalet Dergi-
si, Sayı 18, Ocak 2004, (http://www.yayin.adalet.gov.tr/18_sayi.
htm).
KARARLAR
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
Burghartz/İsviçre, 19 Şubat 1992 tarihli kabuledilebilirlik kararı,
n° 16213/90.
Burghartz/İsviçre, 21 Ekim 1992 tarihli raporu, n° 16213/90.
Stjerna/Finlandiya, 8 Temmuz 1993 tarihli raporu, n° 18131/91.
Georg Rogl/Allemagne, 20 Mayıs 1996 tarihli kabuledilebilirlik kararı, n°
28319/95.
TBB Dergisi 2010 (89) Ümit KILINÇ 275
Salonen/Finlanda, 2 Temmuz 1997 tarihli kabuledilemezlik kararı,
n° 27868/95.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Belçikada Egitim Dili Davası/Belçika (asıl), 23 Temmuz 1968 tarihli kararı,
n
os
1474/62; 1677/62; 1691/62; 1769/63; 1994/63; 2126/64.
Tyrer/Birleşik Krallık, 25 Nisan 1978 tarihli kararı, n° 5856/72.
Airey/İrlanda, 9 Ekim 1979 tarihli kararı, n° 6289/73.
X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985 tarihli kararı, n° 8978/80.
Rees/Birleşik Krallık, 10 Ekim 1986 tarihli kararı, n° 9532/81.
Niemietz/Almanya, 16 Aralık 1992 tarihli kararı, n° 13710/88.
Gaskin/Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1983 tarihli kararı, n° 10454/83.
Cossey/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1990 tarihli kararı, n° 10843/84.
Burghartz/İsviçre, 22 Şubat 1994 tarihli kararı, n° 16213/90.
Keegan/İrlanda, 26 Mayıs 1994 tarihli kararı, n° 19969/90.
Stjerna/Finlandiya, 25 Kasım 1994 tarihli kararı, n° 18131/91.
Guillot/Fransa, 24 Ekim 1996 tarihli kararı, n° 22500/93.
Mazurek/Fransa, 1 Şubat 2000 tarihli kararı, n° 34406/97.
Gisèle Taieb dite Halimi/Fransa, 20 Mart 2001 tarihli kabuledilemezlik
kararı, n° 50619/99.
Özgür Gündem/Türkiye, 16 Mart 2000 tarihli kararı, n° 23144/94
P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, 25 Eylül 2001 tarihli kararı, n° 44787/98.
G.M.B. ve K.M./İsviçre, 27 Eylül 2001 tarihli kabuledilemezlik kararı,
n° 36797/97.
Šiškina et Šiškins/Letonya, 8 Kasım 2001 tarihli kabuledilemezlik kara-
rı, n° 59727/00.
Mustafa/Fransa, 17 Haziran 2003 tarihli kararı, n° 63056/00.
Ünal Tekeli/Türkiye, 16 Kasım 2004 tarihli kararı, n° 29865/96.
Kuharec alias Kuhareca/Letonya, 7 Aralık 2004 tarihli kabuledilemezlik
kararı, n° 71557/01.
Mentzen alias Mencena/Letonya, 7 Aralık 2004 tarihli kabuledilemezlik
kararı, n° 71074/01.
Makaratsiz/Yunanistan, 20 Aralık 2004 tarihli kararı, n° 50385/99.
K.A. ve A.D./Belçika, 17 Şubat 2005 tarihli kararı, n° 42758/98 ve
n° 45558/99.
Ouranio Toxo ve diğerleri/Yunanistan, 20 Ekim 2005 tarihli kararı,
n° 74989/01.
Daróczy/Macaristan, 1 Temmuz 2008 tarihli kararı, n° 44378/05.
Baylac-Ferrer ve Suarez/Fransa, 25 Eylül 2008 tarihli kabuledilemezlik
kararı, n° 27977/04.
İsim ve Soyisim Hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Korunması276
Güzel Erdagöz/Türkiye, 21 Ekim 2008 tarihli kararı, n° 37483/02.
Demir ve Baykara/Türkiye, 12 Kasim 2008 tarihli kararı, n° 34503.
Karov/Bulgaristan, 16 Kasım 2008 tarihli kararı, n° 45964/99.
S ve Marper/Birleşik Krallık , 4 Aralık 2008 tarihli kararı, n° 30562/04 et
n° 30566/04.
Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, 2 Şubat 2010 tarihli kararı, n° 30206/04,
n° 37038/04, n° 43681/04, n° 45376/04, n° 12881/05, n° 28697/05,
n° 32797/05 et n° 45609/05.
Ciubotaru/Moldavya, 27 Nisan 2010 tarihli kararı, n° 27138/04.
Avrupa Birliği Adalet Divanı
Konstantinidis, 30 Mart 1993 tarihli kararı, n° C-168/91 (www.curia.eu-
ropa.eu).
Anayasa Mahkemesi
E. 1997/61, K. 1998/59, 29 Eylül 1998 tarihli kararı, RG, 15.11.2002,
S.24937.
Yargıtay
2. HD, 2005/1153 E, 2006/1822 K ve 7 Mart 2006 tarihli kararı
HGK, 18-127 E, 154 K ve 1.3.2000 tarihli kararı.
18. HD, 1994/7386 E, 1994/8560 K ve 21 Haziran 1994 tarihli kararı.
BELGELER
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Özel hukukta cinsiyet ayrımcılı-
ğına karşı yasal korumayla ilgili 27 Eylül 1978 tarihli (78) 37F sayı-
lı Tavsiye Kararı.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, her türlü ayrımcılığa karşı hukuk-
sal korumaya dair 5 Şubat 1985 tarih ve R (85) 2 F sayılı tavsiye ka-
rarı.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, kadın ve erkekler arasında is-
min seçimi ve çocuğa verilmesi ile ilgili her türlü ayrımcılığın ön-
lenmesine dair 28 Nisan 1995 tarih ve 1271 (1995) sayılı tavsiye ka-
rarı.