powered by

powered by

Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009188 AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NİN YARGI HARÇLARINA BAKIŞI: YİĞİT VE ÜLGER DAVALARI IŞIĞINDA HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ VE YARGI HARÇLARI İLİŞKİSİ Burak PINAR ∗ Nedim MERİÇ ∗∗ I. İNCELEME KONUSU KARARLAR A. Mehmet ve Suna Yiğit / Türkiye Davası 1 1. İnceleme Konusu Karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 17.07.2007 tarihli kararı, Mehmet Yiğit ve Suna Yiğit adlı iki Türk vatandaşının İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesi’nin 34. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı 4 Ağustos 1999 tarihinde yaptığı başvurudan (no. 52658/99) kaynaklan­ maktadır. 27 Haziran 1997’de, başvuruculara o tarihte yedi aylık olan kız- ları E. Yiğit, doğumdan gelen kalça çıkığı nedeniyle Dicle Üniversi- tesi Tıp Fa­ kültesi Hastanesi’nde ameliyat edilmiştir. Ameliyat sıra- sında kalbi duran E. Yiğit komaya girmiştir. 13 Temmuz 1997’de ko- madan çıkmış, fakat kolları ve bacakları hareket kabiliyetini yitirmiş- tir. Başvurucular 13 Mayıs 1998’de Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’ne baş­vurarak, sağlık personelinin ameliyat sırasında ihmalleri bulundu- ğu iddiasıyla, sebep olunan maddi ve manevi zararlar için tazminat istemişlerdir. İdari Yar­ gılama Usulü Kanunu’nda öngörülen 60 gün- lük süre içinde kendilerine bir ce­ vap verilmemiştir. 11 Ağustos 1998’de * Ar. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Maliye Anabilim Dalı. * * Ar. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Usul ve İcra-İflâs Hu- kuku Anabilim Dalı. 1 Başvuru No: 52658/99 17.07.2007 hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009189 başvurucular Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne taz­ minat talebiyle dava açmışlardır. Başvurucular ayrıca mahkeme harçlarından muaf tutul- mak için adlî yardım istemişlerdir; Mehmet Yiğit muhtarlıktan fakir- lik belgesi almıştır. Diyarbakır İdare Mahkemesi, usuli sebeplerle di- lekçeyi reddetmiş, bir ay içinde dilekçedeki kusurların düzeltilerek yeni bir dava açılabileceğini belirtmiştir. Başvurucular 19 Ekim 1998’de Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkeme­si’ne başvurarak mahkeme harç- larını ödemekten muaf tutulmalarını istemişler; mahkeme başvuru- cuların talebini kabul etmiştir. Başvurucular 23 Ekim 1998’de, ilk di- lekçelerindeki usul yönünden kusurları düzelterek, Diyarbakır İdari Mahkemesi’nde yeni bir dava açmışlardır. Başvurucular bu dilekçele- rinde adlî yardım ve mahkeme harçları konusundaki taleplerini tek- rarlamışlardır. Diyarbakır İdare Mahkemesi 17 Kasım 1998’de, başvu- rucuların adlî yardım taleplerini reddetmiştir. İdare Mahkemesi, baş- vurucuların avukatla temsil edildiklerine göre, adlî yardıma ihtiyaç- ları olmadığını kabul etmiştir. 2 İdare Mahkemesi bu kararı verirken, Danıştay’ın konuyla ilgili içtihatlarına ve Hukuk Usulü Muhakeme- leri Kanunu’na gönderme yapmıştır. İdare Mahkemesi 1 Aralık 1998 ve 4 Şubat 1999 tarihlerinde, başvuruculara mahkeme harçları için 180.000.000 TL (yaklaşık 514 Euro) ödemeleri gerektiğini bildirmiştir. Başvurucular 8 Mart 1999 tarihinde idare mahkemesine başvurarak, 17 Kasım 1998 tarihli kararın düzeltilmesini talep etmişlerdir. Başvuru- cular dilekçelerinde başka şeylerin yanında, mahkeme harçlarını öde- yebilecek imkanlarının olmadığını ve taleplerinin reddedilmesi halin- de bunun mahkemeye başvurma haklarını ihlal edeceğini belirtmiş- lerdir. Diyarbakır İdare Mahkemesi 16 Nisan 1999’da, başvurucuların harçları ödemedikleri gerekçesiyle davanın açılmamış sayılma- sına karar vermiştir. Danıştay 16 Ekim 2001’de, Diyarbakır İdare Mahkemesi’nin 16 Nisan 1999 tarihli kararını onamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “mahkeme hakkı”nın mutlak ol- madığını belirterek bu hakkın üstü örtülü sınırlamalara tabi olduğu- nu; mahkemeye başvurma hakkının, niteliği gereği devlet tarafından düzenlenmeyi gerektirdiğini ifade etmiştir. Sözleşme’nin 6(1). fıkrası, davanın taraflarına “kişisel hak ve yükümlülükleri”nin karara bağlanma- sı için etkili bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı tanımakla birlik- 2 Başvurucuların avukatlarıyla dava sonucuna bağlı ücret sözleşmesi bulunmakta- dır. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009190 te, devlete de bu amaç için kullanılabilecek araçları seçme serbestli- ği vermektedir. Sözleşmeci devletler bu konuda belirli bir takdir ala- nı kullanmakla birlikte, Sözleşme’nin gereklerine uyulup uyulmadığı hakkında nihaî kararı vermek Mahkeme’ye düşen bir görevdir (bkz. 19.06.2001 tarihli Kreuz - Polonya kararı, prg. 53). Bir mahkemeye veya yargı yerine başvurma hakkına getiri- len bir kı­ sıtlama meşru amaç izlemiyorsa ve kullanılan araç ile ger- çekleştirilmek istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık iliş- kisi bulunmuyorsa, Sözleşme’nin 6 (1). fıkrasıyla bağdaşmaz (bkz. 13.07.1995 tarihli Tolstoy Miloslavsky - Birle­ şik Krallık kararı, prg. 59). Mahkeme’nin içtihatlarına göre adaletin yararı için mali sınırlamalar getirebilir. Geçmişte Mahkeme, hukuk mahkemelerinden karara bağ- lamaları istenen taleplerle ilgili olarak harç ödenmesi şartının, mah­ kemeye başvurma hakkı üzerinde kendiliğinden Sözleşme’nin 6 (1). fıkrasıyla bağdaşmayan bir sınırlama olarak görülemeyeceğine karar vermiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun ödeme kabiliyeti gibi, belirli bir davanın özel şartları ışığında takdir edilen harcın mik- tarı ve kısıtlamanın kon­ duğu dava aşaması, bir kimsenin mahkemeye başvurma ve “bir yargı yeri tara­ fından yargılanma” hakkından yararla- nıp yararlanmadığına karar verilirken bakılması gereken faktörlerdir, (bkz. Kreuz, yukarıda geçen karar, prg. 60). Dolayısıyla mevcut olay- da Mahkeme, başvuruculara getirilen mah­ keme harçlarını ödeme şar- tının, mahkemeye başvurma haklarına aykırı bir kı­ sıtlama oluşturup oluşturmadığını belirlemelidir. Mahkeme, başvurucuların kızlarının Dicle Üniversitesi Tıp Fakül­ te­si’nde ameliyat edildiğini ve ameliyat sırasında komaya girdiğini kaydeder. Başvurucuların kızları daha sonra komadan çıkmış, fakat kolları ve bacakları hareket kabiliyetini yitirmiştir. Bu olaydan son- ra başvurucular Dicle Üniversi­ tesi’ne karşı tazminat davası açmak is- temişlerdir. Bu davayı açabilmeleri için başvuruculardan 180.000.000 TL mahkeme harcı ödemeleri istenmiştir. Bu noktada belirtilmeli- dir ki, olayların geçtiği Aralık 1998’de bu miktar aylık as­ gari ücre- tin dört katıdır. Yine olayların geçtiği tarihte başvurucuların geliri ol- madığı tartışmasız bir durumdur. Başvurucuların Diyar­ bakır İdare Mahkemesi’ne sundukları belgeler, bu durumu desteklemektedir. Da- hası, Ekim 1998’de Diyarbakır Asliye Hukuk Mah­ kemesi, bu belge- lere dayanarak, başvurucuların mahkeme harçlarını ödemekten muaf tutulmalarına karar vermiştir. Yukarıda anlatı­ lanlara göre Mahkeme, hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009191 İdare Mahkemesi tarafından ödenmesi istenen mahkeme harç miktarı- nın başvurucular için aşırı bir külfet olduğunu kabul etmektedir. İdare Mahkemesi, başvurucuların mahkeme harçlarından mu­ afiyet talebini reddederken, Danıştay’ın bir avukatla temsil edilen da- vacılara adlî yardım verilemeyeceğini belirten içtihadına gönderme yapmıştır. Mah­ keme, Sözleşme’nin 19. maddesi gereğince görevinin, ulusal mahkemelere başvurmayı düzenleyen en uygun tutumun be- lirlenmesinde kendini yetkili ulu­ sal makamların yerine koymak olma- dığını hatırlatır. Ayrıca Mahkeme, bir mahkemeyi bir kararı değil de, başka bir kararı vermeye götüren olayları yeni­ den değerlendiremez. Mahkeme’nin buradaki rolü, ulusal makamların takdir yetkileri için- de verdikleri kararların Sözleşme’ye uygunluğunu denetlemekle sı- nırlıdır (bkz. Tolstoy Miloslavsky kararı). Bununla birlikte Mahkeme, mevcut olayda İdare Mahkemesi’nin adlî yardım talebini reddeder- ken gösterdiği gerekçenin tamamen yetersiz olduğunu düşünmekte- dir. Başvurucuların tazminat davasını izlemesi için avukat tuttukları doğrudur; an­ cak, bu demek değildir ki, başvurucular mahkeme harç- ların ödeme imkânına sahiptir. Dahası, başvurucuların avukatı ulusal mahkemelere, davayı izlemek için başvuruculardan her hangi bir üc- ret almadığını, fakat başvurucuların dava­ nın sonunda alacakları taz- minatın belirli bir oranının kendisine ödemeleri konu­ sunda anlaştık- larını söylemiştir. Mahkeme’ye göre hiç bir gelirleri olmayan başvuru­ culardan, o sı- rada aylık asgari ücretin dört katı bir miktarı bulan mahkeme harçla- rını ödemelerinin istenmesi, orantılı bir kısıtlama olarak kabul edile- mez. Mahkeme, mevcut olayda, başvurucuların mahkemeye başvur- ma hakları üzerinde orantısız bir kısıtlama bulunduğu sonucuna var- maktadır. Bu nedenle Sözleşme’nin 6 (1).fıkrası bu yönden ihlal edil- miştir. 2. Olayın Özeti Dava konusu olayda; davalı kurum sağlık görevlilerinin kusurlu oldukları gerekçesi ile açılan davada davacı, fakirlik belgesi, adına ka- yıtlı taşınmaz bulunmadığına dair yazı ve vergi ödemediklerine dair belgelerle mahkeme harçlarından muaf tutulma talebinde bulunmuş; İdare mahkemesi ise, Danıştay içtihatlarına dayanarak, başvurucula- Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009192 rın avukatla temsil edildikleri gerekçesi ile adlî yardım taleplerini red- detmiştir. Davacı tarafa bildirilen 180 milyon TL (yaklaşık 514 Euro) tutarındaki harç yatırılmadığından bahisle davacı idare mahkemesi davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş, bu karar Danıştay tara- fından onanmıştır. Davacı taraf Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak, mahkemeye başvuru haklarının ihlâl edildiği iddiasında bulunmuştur. B. Ülger / Türkiye Davası 3 1. İnceleme Konusu Karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 17.07.2007 tarihli kararı, bir Türk vatandaşı olan Muharrem Ülger’in Türkiye Cumhu­ riyeti’ne karşı İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Söz­ leşme’nin 34. maddesine göre 10 Haziran 2002 tarihinde Mahkeme’ye yaptığı başvurudan kaynaklanmaktadır. Ankara İş Mahkemesi 13 Mart 2001 tarihinde başvurucuya kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ödenmeyen maaşlar için toplam 9.424,50 (dokuz bin dört yüz yirmi dört buçuk) Dolar ödenmesine hükmet- miştir. Kararda, karar nispi harcının 524.190.700 Türk Lirası (o tarih- te 598 Euro) olduğu belirtilmiş­ tir. Bu miktardan başvurucunun dava- nın başında ödediği miktar düşüldükten sonra, kalan miktarın dava- lı şirket tarafından ödenmesi öngörülmüştür. İş Mahkemesi 22 Mayıs 2001’de, harem şirketten alınmasını bir yazıyla ilgili vergi dairesine bildirmiştir. Başvurucunun avukatı 10 Aralık 2001’de İş Mahkemesi’ne bir dilek­ çeyle başvurarak, icra takibinin başlatılabilmesi için kararın bir örneğinin ken­ disine verilmesini istemiştir. Başvurucunun avuka- tı başvurucunun davayı ka­ zandığını, davalı şirketin tazminatla birlik- te avukatlık ücretini ve yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edil- diğini söylemiştir. Başvurucunun avukatı, karar tarihinde şirketin ad- resi bilindiği halde, mali kriz içine girmiş olması ne­ deniyle başka bir yere taşınmak suretiyle borçlarını ödemekten kurtulmaya çalışabilece- ği riski bulunduğunu söylemiştir. Avukat ayrıca başvurucunun ka­ rarı alabilmek için yargılama giderlerini ödemek istediğini ancak ödeme gücü bulunmadığını belirtmiştir. İş Mahkemesi aynı gün, karar harcı 3 Başvuru No: 25321/02 26.06.2007. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009193 ödenmedikçe kararın ilgiliye ve­ rilmeyeceğini belirten 492 sayılı Harç- lar Kanunu’nun 28(a) bendi gereğince, başvurucunun talebinin reddi- ne karar vermiştir. Böylece başvurucu, yukarıda sözü edilen kararın icra edilebilmesi için gerekli icra takibine başlayamamıştır. Bu arada şirketin başka bir yere ta­ şındığı anlaşılmıştır. Hükümet davadaki savunmasında, yetkili makamlar tarafından kararın icra­ sının reddedilmesinin söz konusu olmadığını söylemiştir. Kararın icra edile­ memesinin nedeni, gerekli harcın ödenmeden önce kararın başvurucuya veril­ mesinin mümkün olmamasıdır. O halde ka- rarın başvurucuya verilmemesi, iç hukuka uygun davranmanın bir ge- reği olup, mahkeme de harcın davalı şirket­ ten alınmasını bir yazıyla il- gili vergi dairesine bildirmiştir. Hükümet, başvurucu yargı giderlerini ödemiş olsaydı, icra takibinin de mümkün hale geleceğini belirtmiştir. Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayaca­ ğını, ancak taraflardan biri tarafından yapılacak ödemenin yargılamanın so­ nunda dikkate alı- nacağını öngörmektedir. Bir başka deyişle, başvurucu harcı ödemek suretiyle icra takibini başlatabilir, daha sonra alacağın kalan kısmıyla birlikte bu miktarı da geri alabilirdi. Hükümet böylece lehine olan ka- rarın icra edilmemesinden bizzat başvurucunun sorumlu olduğu, çün- kü iç hukuktaki bu tür bir imkânı kullanmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucu bu yasayla devletin, harcı davayı kaybettiği mahke­ melerce kabul edilmiş taraftan, zarar gören taraf bir kez daha mağdur edilmek suretiyle toplanmasını sağladığını savunmuştur. Başvurucu, bu uygulama ne­ deniyle haklı olan tarafın, kaybeden tarafça ödenmesi gereken harcı ödemediği veya ödeyemediği için, mahkeme kararlarıy- la hükmedilen miktarı alamadığını belirtmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 (1). fıkrasının herkesin kişisel haklarına ve yükümlülüklerine ilişkin uyuşmazlıklarını bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirme hakkını güvence altına aldığını hatırlatır. Böylece bu fıkra, mahkemeye başvurma hakkının, yani kişisel konularda dava açma hakkının bir yönünü oluşturduğu “mahkeme hakkı”nı içermekte- dir. Ne var ki, bir sözleşmeci dev­ letin hukuk sisteminin, nihaî ve bağ- layıcı bir yargısal kararın davanın tarafla­ rından birinin aleyhine ola- rak hükümsüz kalmasına imkân vermesi halinde, bu hakkın içi boşa- lacaktır. Sözleşme’nin 6 (1). fıkrasının uyuşmazlığın taraflarına mu- hakemenin adilliği, aleniliği ve süratliliği konusunda usul güvence- lerini ayrıntılı bir şekilde tanıdığı halde, yargısal kararı yerine getiril- Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009194 mesini korumayacağı düşünülemez. Sözleşme’nin 6. maddesini mah- kemeye başvurma hakkı ve davanın yürütülmesiyle sınırlı bir şekil- de yorumlamak, sözleşmeci devlet­ lerin Sözleşme’yi onaylarken say- gı göstermeyi üstlendikleri hukukun üstün­ lüğü prensibiyle bağdaş- mayan durumlara yol açabilecektir. O halde bir mah­ keme tarafın- dan verilen hükmün yerine getirilmesi, Sözleşme’nin 6. maddesi ba- kımından “yargılama”nın bütünleyici bir parçası olarak görülmelidir (bkz. 19.03.1997 tarihli Hornsby-Yunanistan kararı ve 07.05.2002 ta­ rihli Burdov-Rusya kararı). Mahkeme’ye göre icra takibi/davası yargılamanın bütünleyici bir parçası olduğundan, mahkeme hakkı, “kişisel hak ve yükümlülükler”in karara bağlanmasında ilk derece ve üst mahkemelere başvurmanın yanında (bkz. 19.06.2001 tarihli Kreuz-Polonya kararı), icra takibine baş­vurma hakkını da aynı ölçüde korumaktadır (bkz. Manoilescu ve Dobrescu-Romanya kabul edilebilirlik kararı, no. 60861/00). Mevcut olay bakımından Mahkeme, başvurucunun mahkeme mas­­raflarını söz konusu kararın icrasından sonra geri alıp alamaya- cağı meselesinin, başvurucunun Sözleşme’nin 6 (1). fıkrası bakımın- dan yaptığı şikayetle ilgili olmadığını düşünmektedir. Buradaki me- sele, kaybeden tarafça ödenmesi gere­ ken harcı önceden ödeme yü- kümlülüğünün, başvurucunun lehine olan bağla­ yıcı kararı alması- nı ve daha sonra icra takibini başlatabilmesini engellenmiş olmasıdır. Bu bağlamda mahkemeye başvurma hakkının mutlak olmadığı, fa- kat sınırlamalara tabi tutulabileceği hatırlanmalıdır. Mahkemeye baş- vurma hakkı niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılması- nı gerektirdiğinden, bu sınırlamalara zımnen izin verilmiştir. Ne var ki, uygulanan sınırlamaların bi­ reye tanınmış olan başvurma imkânını, hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kı­ sıtlamadığına veya daraltmadığı- na Mahkeme’nin ikna olması gerekir. Dahası bir sınırlama, meşru bir amaç izlemedikçe ve gerçekleştirilmek istenen amaç ile kullanılan araç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmadıkça, Söz­ leşme’nin 6 (1). fıkrasına uygun olmaz (bkz. 18.02.1999 tarihli J.Vaite ve Kennedy- Almanya Büyük Daire kararı ve 28.11.2006 tarihli Apostol-Gürcistan kararı). Hükümet, kararın icra edilmemesinin, mahkeme masrafları ödenme­ dikçe, iç hukuka göre kararı ilgili tarafa vermenin mümkün bulunmamasından kaynaklandığını söylemiştir. Ancak Mahkeme, ulusal mahkemenin Harçlar Kanunu’nun 28 (a) bendine dayanmak su- hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009195 retiyle, başvurucunun bu mali yükümlülüğü yerine getirmemesi ha- linde kararı almasını ve böylece icra takibine baş­ vurmasını önleyen bir mali yükümlülük yüklediğini kaydeder. Mahkeme, bir kimsenin mah- kemeye başvurma hakkından yararlanıp yararlanamadığını belirler- ken, yüklenen mahkeme masrafının miktarının makul olup olmadığı, başvurucunun bunu ödeme kabiliyeti ve yükümlülüğün yüklen­ diği muhakeme aşaması gibi, her bir olayın içinde bulunduğu özel şartları de­ğerlendirir (bkz. Kreuz kararı). Bu bağlamda Mah­ keme, başvurucu- nun bir inşaat işçisi olduğunu gözlemlemektedir. Başvurucu ödenme- miş maaşlarını alabilmek için davalı şirkete karşı dava açmıştır. Ulu- sal mahkeme başvurucunun taleplerini, kısmen kabul etmiş ve yakla- şık 10.000 Euro tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Ödenmesi gere- ken mahkeme masrafı ise 598 Euro civarındadır. Başvurucu alacağını almak için harcı ödemek iste­ diği halde, bunu ödeyebilecek gücünün olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 (1). fıkrasındaki hakları etkili bir şekil- de koruma yükümlülüğünü yerine getirmenin, sadece bir müdahale- de bulunmama anlamına gelmediğini, fakat devletin pozitif bir tutum almasını da gerektirebi­ leceğini hatırlatır (bkz. Kreıız kararı). Mahke- me, devletin mahkeme masraflarını karşılama sorumluluğunu bütü- nüyle başvuru­ cuya geçirmekle, hem hukuken ve hem de uygulama- da etkili olan bir kararlar icra sistemini oluşturma şeklindeki pozi- tif yükümlülükten kaçındığını düşün­ mektedir (bkz. 07.06.2005 tarih- li Fuklev-Ukrayna kararı). Ayrıca mevcut olayda, mahkeme masrafla- rının miktarı ve ödenmesi, başvurucunun bunu ödeyebilme gücü ile bu hizmet için yapılması gereken iş, yani sadece kararın bir kopyası- nın verilmesi arasında makul orantılılık ilişkisinin de göz önünde tu- tulmuş olması gerekirdi. Yukarıdaki düşünceler ışığında Mahkeme, kararın bir kopyasını ala­bilmek için başvurucuyu harcı ödemekle yükümlü tutmanın, kendi- sine aşın bir külfet yüklediğini ve mahkemeye başvurma hakkının özü- nü zedeleyecek öl­ çüde başvurucunun hakkını sınırlandırdığını tespit etmektedir. Bu nedenle Sözleşme’nin 6 (1). fıkrası ihlal edilmiştir. 2. Olayın Özeti Dava konusu olayda; davalı şirket adına açılan davada mahkeme davalı tarafın davacıya kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ödenmemiş Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009196 aylıklar olmak üzere toplam 9.424.50 Dolar ödemesine ve 524.190.700 lira (o tarihte 598 Euro) nispi karar harcı davacı tarafın davanın başın- da ödenen tutar düşüldükten sonra yüklenmesine karar vermiştir. Da- vacı tarafa icra takibini başlatmak amacıyla kararın bir suretinin ken- dilerine verilmesini istemiş ve fakat kararı veren iş mahkemesi nispi karar harcı ödenmediği sürece kararın ilgilisine verilmeyeceğini Harç- lar Kanunu 28 (a) hükmüne dayanarak bu talebi reddetmiştir. Davacı taraf Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak, kararın kendi- sine verilmemesi sebebiyle hak arama özgürlüğünün ihlâl edildiği id- diasında bulunmuştur. II. KARARIN DEĞERLENDİRİLMESİ A. (Yargılama Hukuku Açısından) Hak Arama Özgürlüğü(nün Genel Esasları) Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlâl edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete baş- vurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip de- ğildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altında- dır. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası, 4 hak arama özgürlü- ğü adı altında hukukî koru(n)ma talebine yönelik gerekli anayasal te- minatları bireylere vermektedir. Evrensel nitelikli 5 bu teminattan taraf vazgeçemez. 6 Hak arama özgürlüğü, medenî yargılama hukukunda dava hakkı, icra takibi hakkı, hakeme başvuru hakkı gibi yollara başvurabilmeyi ifade etmektedir. 7 Bu yollardan özellikle dava hakkı, anayasal anlam- 4 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” 5 Bu hususun doğal hukukta kökleri olan evrensel (pozitif hukuk üstü) bir kavram olduğuna ilişkin diğer düzenlemeler için bkz. Evrensel İnsan Hakları Bildirisi m. 8 “Her şahsın kendisine Anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiili netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı vardır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6/I ilk cümle: “Herkes, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” 6 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 43; Ballon, s. 464; Dolinar, s. 60; Fasching, s. 431,432; Holzhammer, s. 3. 7 (Esra) Atalay, s. 449. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009197 da davacının davalıya karşı maddî hukukta belirtilmiş olan hakkın- dan bağımsız şekilde devletin yargı organlarına başvurmada ve baş- vurulan yargılamada işlemlerin muhatabı olmayı ifade etmesi 8 dola- yısıyla önem taşımaktadır. Bu hakkın tanınmaması veya kullanılma- sının engellenmesi hallerinde bu hakkın ihlâl edildiği düşünülmeli- dir. Buna göre dava hakkı, kişilere dava açma hakkını ve bunun kul- lanılmasındaki anayasal güvenceyi ifade etmektedir. Doktrinde (so- yut) dava hakkının artık anayasal hukuk sahasına ilişkin bir kavram olduğu, anayasal güvence altına alınmış bir üstün hakkı nitelendirdi- ği, devletin hukuk devleti olması ve hakların etkin şekilde temin edil- mesiyle yükümlü olması ile ifade edilmektedir. 9 Anayasal açıdan dev- letin sübjektif menfaatlerin korunmasına, gerçekleştirilmesine yönelik himaye taleplerinin muhatabı olması, ihkâkı hak yasağından dolayı bi- reyin devletin hukukî korunma alanında mutlak anlamda faaliyet gös- termesini ve bu faaliyetin “etki doğurucu nitelikte” olmasını ifade eder. 10 Başka bir deyişle adaleti sağlama talebi, hukukî korunmanın garanti edilmesine yönelik birey talebini karşılar 11 ve hukukun üstünlüğünü yerine getirir. 12 Soyut dava hakkı bu anlamıyla, dava konusu yapılan hakkın ya da objektif hukuka ilişkin talebin maddî hukuktaki durumunun incelen- mesi ve usulî açıdan talep edilmesini ifade etmemektedir. 13 Bu sebep- le bireyin devletin hakkın gerçekleştirilmesi faaliyetini yerine getirme- sine ilişkin sahip olduğu talep hakkı (Justizgewährunganspruch), bire- yin sübjektif menfaatine uygun hüküm verilmesini talep hakkı (Rechts- schutzanspruch) ile bir değildir. 14 Bireyin dava konusu yaptığı hakkın 8 Tuluay, s. 116; Hellwig, s. 10, dn. 24; Pekcanıtez, Adil Yargılama, s. 36 vd., s. 55. 9 Bkz. Akkan, s. 31. Krş. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 42 vd. Ayrıca bkz. Karafâkih, s. 113; Berkin, s. 59; Ansay, s. 200, 201; Belgesay, Şerh, s. 131; Belgesay, Teori, s. 54, 55. 10 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 42 vd.; Christoph, s. 13, kn. 19 dn. 1; Markus, s. 2 kn. 4; Pekcanıtez, Adil Yargılama, s. 55. 11 Rechberger- Simotta, s. 6, kn. 11. Üstündağ ise her iki kavram yerine “dava edebilme imkânı” kavramını kullanmaktadır, Bkz Üstündağ, s. 268. 12 Bkz ve krş. Golder v. United Kingdom, , 21.02.1975, parg.34 -36, (İnceoğlu, s.107). 13 Henckel, s. 5, 12. 14 Wolfgang, s. 2. Dava hakkının basit bir yetki olduğu, hukukî bir ilişki olduğu, kamu işlemi olduğu, kamu işlevi olduğu, genel hakkın bir görünümü olduğu, ye- nilik doğuran hak olduğu da ileri sürülmüştür. Ayrıntılı bilgi için bkz. Tuluay, s. 106, dn. 20 ve s. 118 dn. 52. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009198 ya da objektif hukuka ilişkin talebin maddî hukuktaki durumunun in- celenmesi ve usulî açıdan ifade edilmesi esasen medenî yargılama hu- kukunun konusudur. 15 Bu farklılığa dikkat çeken Rosenberg bu sebep- le medenî yargılamada hukukî himaye talebi (Rechtsschutzanspruch) kavramının söz konusu olduğunu belirtir ve bunu soyut dava hakkın- dan ayırır. 16 Bu durumda devletin görevi, davanın çeşidine bakılmak- sızın, ihlal edilen taraf menfaatinin yerine getirilmesini sağlamaktır. 17 Bu yolla taraflar menfaatlerine ilişkin kesin hüküm elde etmekte ve çe- kişmeyi sona erdirmektedir. 18 Medenî yargılama hukuku bu durumda tarafların özel hukuk ilişkilerini gerçekleştirdikleri ve böylelikle men- faatlerine ilişkin hukukî koruma sağlayan bir araç işlevi görmektedir. 19 B. Hak Arama Özgürlüğünün Kapsamı Hak arama özgürlüğü, bireyin her türlü yolla hakkını araması an- lamına gelmeyip, sadece yasal olanaklardan yararlanarak hakkını ara- masını ifade etmektedir (Any. m. 36). Bunun medenî yargılama huku- ku için ifade ettiği öncelikli anlam, dava açarak hakkın temin edilmesi- dir. Dava açma hakkını kullanan bireyin bu özgürlüğü, bu hakkın kul- lanımının gerekliliklerini yerine getirme yükümlülüğünü de berabe- rinde getirmektedir. Bu yükümlülüğün bir tarafını medenî yargılama hukukuna ilişkin anayasal esaslar oluşturmakta olup, muhatabı dev- lettir. Devletin yargı organı bu yükümlülük sebebiyle yargısal faaliye- ti anayasal esaslara göre yürütmek ve sonlandırmak zorundadır. 20 Bu durum, maddi anlamda hukuk devleti olma ile ilgilidir. 21 Hak arama özgürlüğünün sebep olduğu yükümlülüğün diğer ta- rafını ise yargılama faaliyetine ilişkin tarafa yüklenen görev normla- rı ve bu normların taraflara yükledikleri ödevlerin yerine getirilmesi 15 Henckel, s. 5, 12. 16 Rosenberg-Schwab-Gottwald, s. 18. 17 Hellwig, s. 8. 18 Bkz.17. HD, 15.02.2001, 672/638, (YKD Mayıs 2001), s. 711; 1. HD, 11.12.2000, 15369/15537, (YKD Temmuz 2001), s. 984. Aynı yönde bkz. Gürdoğan, s. 40; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 510; Postacıoğlu, Kesin Hüküm, s. 11 vd.; Gaul, s. 95. 19 Goldschmidt, s. 150. Ayrıca bkz. Gottwald, s. 2; Stürner, s. 51. 20 Özekes, s. 51. 21 Hatemi, s. 19; Ökçesiz, s. 47; Bauer, s. 32, 40; Wertenbruch, s. 495. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009199 oluşturmaktadır. Dürüstlük ilkesi, usulüne uygun dava dilekçesi ver- mek, ihlâl edildiği hakkını ferdileştirmek, özel hukuktaki hakkın temi- ninin sağlanması çalışmalarına ilişkin gerekli masrafları karşılamak bu ödevlerdendir. Medenî usul hukuku sahasında hakkını gözetmek ko- numunda olan taraf, bu ödevlere aykırı davranırsa, yargılama faaliye- tinden beklediği menfaatin dengelenmesi işlevi yerine gelemeyecek- tir. Özel hukukta demek ki hak arama özgürlüğü, yargılama kuralla- rına bağlı bir sınırlamaya uğramaktadır. Bu kurallara bağlı kalınarak gereğini yerine getirmek tarafın ihlâl edilen menfaatinin yeniden tesisi için bir zorunluluk oluşturmaktadır. Yargılama kurallarına bağlılığın dışında dava konusu edilen menfaat ile taraf ilgisi ve medenî yargıla- mada taraf hâkimiyetini ifade eden ilkelerin söz konusu olması da ta- raflara yüklenen ödevler için haklılık oluşturacaktır. C. Hak Arama Özgürlüğünün Güvencesi: Sosyal Devlet İlkesi (ve Adlî Yardım) Medenî yargılama hukukunda taraf menfaatinin temini söz konu- su olduğundan, adlî hizmetten faydalanmanın karşılığı olarak ortaya çıkan masraflardan bir kısmı 22 harç adı altında tarafa yüklenmektedir. 23 Bunun gerekliliği devletin verdiği adlî hizmet masraflarının karşılan- masına ortak olma veya bu yolla asılsız olan davaların açılmasının önüne geçilme ile açıklanabilecektir. 24 Toplumsal adaletin gerçekleş- mesinin daha çok ön planda tutulduğu sistemlerde dâhi birey devle- te adlî hizmet için başvurduğunda yargılama giderlerinin belirli bir payını ödemektedir. Zira harç almanın amaçlarından biri de toplum- sal adaletin sağlanmasıdır. 25 Bu nedenle harç almanın temelinde yük- 22 Yargılama giderleri, yargılama faaliyetinin bedeli olmayıp, tarafın kendi sübjektif menfaatine ilişkin adlî hizmet faaliyetine sadece bir katılım payı teşkil etmektedir. Bkz. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 44, 615; Yılmaz, Yargılama, s. 200. 23 Bir kamu geliri olarak harç şu şekilde tanımlanabilir; “Bazı kamu hizmetlerinden ya- rarlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel ki- şilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yarar- lanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıy- la konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir.” Bkz. Pınar, s. 3. 24 Bkz. Pınar, s. 18. 25 Kamu hizmetlerinden bazıları aynı derecede yararlanılan hizmetler niteliğinde ol- duğu halde, mahkeme, icra ve iflâs, tapu, noter işlemleri gibi bazı hizmetler ise, ancak bu hizmetlerle ilgili olanların yararlanmasını gerektirmektedir. Bu hizmet- Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009200 sek yargı hizmeti maliyetinin olduğu; devletin benimsediği politik sis- teminin ise olmadığı kabul edilmelidir. Zira devletin siyasî düşünce- si ne adlî hizmete ilişkin maliyetleri görmezden gelebilir ne de medenî yargılamaya ilişkin uyuşmazlıkları taraf menfaatinin temin edilmesi- nin dışında değerlendirebilir. Bu sebeple medenî yargıya ilişkin ola- rak tarafların giderlere katılması, zorunluluk temelinde 26 bir haklılık taşımaktadır. 27 Bu yöndeki düzenlemeler başlı başına hak arama öz- gürlüğüne aykırılık oluşturmamaktadır. Hak arama özgürlüğü bire- yin menfaatinin temini için devletin yargı organına başvurabilmeyi ve fiilen etkili bir hukukî koruma talep edebilmeyi ifade etmekte olup, 28 bunun temini için tarafın yukarıda bahsettiğimiz yargılama kuralları- na uygun olarak davranması gerekmektedir. Bu kurallar arasında yer alan yargılama harçlarının ödenmesi gerekliliği de yerine getirilmeli- dir. Dava açılırken yargılama harcının davacı tarafından ödenmiş ol- ması dava açmakla ona düşen bir sorumluluğun ya da borcun yerine getirilmesi değil, dava açmaya ilişkin mevcut yargılama kurallarının gereğinin yerine getirilmesi olarak görülmelidir. 29 Bu durum bir mali ler bütün vatandaşlardan ziyade mahkemede hakkını arayan, icra ve iflâs takibin- de bulunan, tapuda işi olan ya da noterde işlem yapan kişilerin şahsî menfaatle- riyle ilgilidir. Bu nedenle kamu hizmetlerinden şahsen yararlanma yönünde men- faatleri olan kişilerden de harç almayarak hizmetten yararlanmayan diğer kişilere bu giderleri alınacak vergilerle ödetmek toplumsal barış ve adaleti zedeleyecektir. Bkz. Pınar, s. 17 26 Kamu hizmetlerinin sürekli, düzenli ve mükemmel şekilde görülebilmesi için ge- rekli olan kaynağın sağlanması, her türlü kamu gelir kaynağının büyük önemi ol- duğunu ortaya koymaktadır. Bu açıdan vergi sistemleri ne kadar iyi uygulanırsa uygulansın buradan elde edilecek kaynak ile bütün kamu harcamalarının finanse edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bir kamu geliri türü olarak harçlardan ya- rarlanılması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Aksi takdirde, bir ya da birkaç kaynağa dayanarak kamu harcamalarının finansmanını sağlamak o kaynak- tan elde edilecek verimi zamanla düşürecek ve vergi psikolojisini olumsuz yönde etkilemek suretiyle de yükümlünün vergi dışında kalma çabalarını arttıracaktır. Bu da sürekli artan bir seyir izleyen kamu ihtiyaçlarının karşılanamama tehlikesini de beraberinde getirecektir. Bu nedenle, kamu harcamalarının finansmanında ver- giler yanında -başta harçlar olmak üzere- diğer kamu geliri kaynaklarının da hare- kete geçirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, harç almanın temel amacının kamu harcamalarının finansmanının sağlanmasında kaynak oluşturmak olduğu açıktır. Bkz. Pınar, s. 16, 17. Krş. Yılmaz, Yargılama, s. 209. 27 Bilge/Önen, s. 329. 28 Dütz, s. 115; Pekcanıtez, Adil Yargılama, s. 55. 29 Diğer yargılama giderleri ile birlikte yargılama harcı konusunda yükümlülüğün asıl muhatabı (sorumluluk taşıyan) yargılama faaliyetine sebebiyet veren, yani maddi hukuktaki durumu ihlâl eden taraf olacaktır. Bu sonuç hukukî hakkani- hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009201 yükümlülük olarak harcı kanunla alınan ve yükümlüsünün yargılama hizmetinden yararlanmak isteyen kişi olduğu bir kamu geliri türü ol- ması ile açıklanmaktadır. 30 Öte yandan harçtaki “karşılıklılık” karakte- ri 31 de hizmetten yararlanmak isteyen kişileri, hizmete katılmaya/kat- kıda bulunmaya zorunlu kılmaktadır. 32 Hak arama özgürlüğüne ilişkin bu koşulların yerine getirilmemiş olması, bireyin yargı organı önüne uyuşmazlık konusunu getirmesi- ne engeldir. Şüphesiz bu durum, bireyin söz konusu koşulları gerçek- leştirmeye ilişkin olanağa sahip olup da, bunu yapmamasına ilişkin- yet ile de uyumludur. Zira özel hukukta ihlâl faaliyetinde bulunan taraf, bu ihlal dolayısıyla meydana gelen sonuçlara katlanmak zorundadır. Bu hususta yargıla- ma harcını ödeyen ve dava lehine sonuçlanan taraf –kısmen kabulde kabul edildi- ği miktarla orantılı olarak-, karşı tarafa diğer giderlerle birlikte yargılama harcının ödenmesi konusunda tazmin isteme hakkına sahip olacaktır. Bilge-Önen, s. 335; Kuru/Arslan-Yılmaz, s. 763; Postacıoğlu, Usul, s. 671, 674; Rosenberg-Schwab- Gottwald, s. 537. 30 Bu yetkinin kanunla kullanılmasının başlıca nedeni, mali yükümlerin kişilerin te- mel hak ve özgürlükleri ile yakından ilgili olmasından dolayı idarenin -hatta yargı organlarının- keyfi ve takdiri uygulamalarını önlemektir. Kaneti, s.36; Saygılıoğlu, s.68; Karakoç, s.71. Bu anlamda, devletin malî yükümlülük koyma yetkisini halk tarafından seçilen yasama organı aracılığıyla kullanması ile kişilerin hak ve özgür- lük alanlarına yapılan müdahale anayasal hukuk düzeni içinde gerçekleşecek ve keyfilik önlenecektir. Çağan, s. 100. 31 Harçlardaki karşılıklılık unsurunun temelini ise, harca konu kamu hizmetlerinden yararlananların sağladıkları yararların kısmen tespit edilebilmesi, yani yararlanan kişilerin tayininin mümkün olabilmesi oluşturmaktadır. Bkz. Erginay, s.19; Aksoy, s.143; Nadaroğlu, s.194. Gerçekten harca konu kamu hizmetleri, toplumun tümü- nün yararlanmasına sunulmasına rağmen bu hizmetlerden sadece hizmete ihtiyaç duyanlar yararlanmaktadır. Bkz. Neumark, s.40; Pınar, s. 10. “Harç, muhtelif ka- nunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şa- hıslardan hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hiz- metinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir.”, (YİBK 23.12.1976 gün ve E.1976/11-7, K.1976/6), (RG 19.12.1977-15855). Bu tür hizmetler açısından dış kazanç sağlanması da sözkonusu değildir. Bu bağlamda sunulan kamu hizmetinin kişiye özgülenmesi ister istemez hizmetin karşılığı olarak, yararlanan kişiyi bedele ortak etme anlayışını da beraberinde getirmektedir. Nadaroğlu, s. 217. 32 Devlet, harca tâbi tuttuğu hizmetlerini piyasa ekonomisi/katkısına ne göre fiyat- landırmak ve işletmek için kurmamıştır. Ayrıca bu hizmetler sahip oldukları ka- musal niteliğin baskın olmasından dolayı nitelikleri gereği fiyatlandırılamazlar. Bu anlamda harçta esas olan, ticarî olmayan nitelikte birtakım işler görüldüğü zaman özel yarar sağlayan kişilere bu özel yararın karşılığını bir dereceye kadar ödetmektir. Bu anlamda, devletin harç alması mali, ekonomik ve sosyal amaçlara dayanmakta- dır. Bkz. Pınar, s. 8. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009202 dir. Bireyin devletin yargı organına başvurması objektif imkânsızlık ya da güçlükler taşımakta ise, artık hak arama özgürlüğüne ilişkin ku- ralların yerine getirilmemiş olmasından değil, yerine getirilememe- sinden bahsetmek gerekecektir. Bu engeller dolayısıyla yargı organı- na başvuramama bu halde hak arama özgürlüğünün gerçekleşmesine engeldir. 33 Devletin sosyal devlet olmasının ifade ettiği anlam, bu en- gellerin giderilmesine yönelik gerekli önlemleri almak, bu hususta ge- rekli düzenlemeleri yapmak olmalıdır. 34 Türk mahkemelerine başvu- ru imkânının fiili sebeplerden mümkün olmaması alacağa ilişkin za- manaşımının durması nasıl maddî hukuka ilişkin hakkın kaybolması- nı önlemekte ise, yargı organına başvurularda da usul hukukuna iliş- kin getirilecek düzenlemelerle hakkın elde edilmesini engelleyen du- rumlar telafi edilebilmelidir. 35 Niteliği gereği (nafaka, işçi ücreti alaca- ğı, tüketici gibi) bazı davaların ve bunlara ilişkin takiplerin harçtan ge- çici ya da kesin muaf tutulması ve özellikle ekonomik güçsüzlük se- bebiyle yargı organına başvuramayan kişiye yargı harçları ve yargı- lama giderleri konusunda indirim, muafiyet tanınması gibi hak ara- ma özgürlüğünün güvencesini teşkil edecek ve hak kayıplarının önle- yecek düzenlemeler yapılabilir. 36 Sosyal devlet bu anlamıyla hakların 33 Alangoya/Yıldırım/Yıldırım, s. 454; Çelebi, s. 259; Postacıoğlu, Usul, s. 675; Yıl- maz, Yargılama, s. 208, 209, 211. Kaldı ki, kural olarak, harç olarak ödenen bedelin yapılan hizmete kıyasla çok yüksek tutulmaması gerekmektedir. Bkz. Aksoy, Ma- liye, s.1 43. Çünkü, sunulan hizmet sebebiyle kamusal yarar yanında özel yararlar da sağlanmaktadır. İşte bu özel yararların karşılığı olarak harçlar alınmaktadır. Bu- rada dikkat edilecek husus, yapılan hizmetle alınan harç arasında, takdirî de olsa, bir kıymet denkliğinin bulunmasıdır. Aksi halde, hizmet ile alınan para arasında kıymetçe bir ilişki kalmadığı zaman harç artık harç olmaktan çıkar ve vergi niteliği kazanmış olur. Türk, s. 91; Orhaner, s. 117. Öte yandan kamu hizmetlerine egemen olan ilkelerden biri olarak ifade edilen “meccanîlik/bedelsizlik” ilkesi sadece Anaya- sa ve kanunlar tarafından öngörülmesi halinde geçerlilik taşımakta; kanun koyucu hizmetin bedelini oluşturmamakla birlikte harç adı altında bir “ödenti” talep ede- bilir. Bkz. ve krş. Giritli-Bilgen-Akgüner, s.778; Özay, s. 254; Günday, s. 288; Göz- ler, İdare, s. 524. 34 Bkz. Özbudun, s.123 vd.; Tanör/Yüzbaşıoğlu, s. 96 vd.; Gözler, Anayasa, s.84; (Esra) Atalay, s. 449; Tanrıver, s. 79; Yaltı, s. 115. Krş. Göze, s. 124 vd. 35 Atalay, adlî yardım kurumunu, adaletsiz farklılıkları ortadan kaldıran kurum ola- rak nitelendirmektedir. Atalay, Adlî Yardım, s. 15. Ayrıca bkz. Karafâkih s. 272; Berki, s. 96; Berkin, s. 204; Ansay, s. 204; Belgesay, Şerh, s. 283. 36 Bu hususta başkaca yapılabilecek düzenlemeler konusunda bkz. Gottwald, s. 10 vd. Doktrinde İsveç’te uygulanan bir sisteme atfen, davada ödenecek olan harç- ların, dava konusunun miktarına göre değil, davacının yıllık kazancına göre tes- pit edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. (Yılmaz, Yargılama s.204; Yılmaz, Adalet hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009203 kullanılmasında bireylerin ekonomik durumlarına bağlı haksızlıkların önlendiği (eşitliğin sağlandığı) devleti ifade etmektedir. 37 Tarafın söz konusu düzenlemelerden yararlanması, eşitsizliği yaratan durumun varlığına bağlı olduğu kadar, söz konusu eşitsiz durum söz konusu olmasaydı, birey talebinin haklı olarak görülebilirliliğine bağlı olabil- melidir. Bu açıdan adlî yardım taleplerinde ayrıca haklılık unsurunun aranmaması gerektiğini ileri sürülmekte ise de; 38 haklılık unsuru ve bu hususa hâkimin kanaat getirmiş olması ekonomik açıdan her güçsü- zün dava açabilmesini temin edebilmesi bakımından eşitsizliği gider- meye çalışırken farklı bir eşitsizliğe meydan vermemeyi sağlayan bir tampon görevi görmektedir; 39 bu sebeple ayrıca aranması gereklidir. (KARARLARIN) GENEL DEĞERLENDİR(İL)ME(Sİ) VE SONUÇ A. Mehmet ve Suna Yiğit / Türkiye Davası Açısından Yiğit davasının, hak arama özgürlüğünün engellendiğine ilişkin verilen kararın anlamı; dava açma hakkının harç ödemeyerek kullanı- labilen mutlak hak olduğu ve bunun ihlâl edildiği değildir. Söz konu- su kararın anlamı sadece yargı organının adlî yardım kurumunun uy- gulanabilirliliği konusundaki takdir hakkını yanlış kullanmış olması- dır. Söz konusu kararda hak arama özgürlüğü bakımından iki husus dikkati çekmektedir. Bunlardan ilki, tarafın kendisini avukatla temsil ettirmesi sebebiyle başvurulan adlî yardım talebinin kabul edilmemiş olmasıdır. Adlî yardım kurumu düzenlememiz, kendisinin ve ailesi- nin geçimini zora sokmaksızın yargılama giderlerini tamamen veya kısmen ödemeyecek durumda olan yoksul bireyin iddiası konusunda haklılık taşıdığı kanaati uyandırılması halinde adlî yardım taleplerinin Hizmetleri, s. 58-59). Ancak harcın karakteri gereği böyle bir çözüm tarzının kabul edilebilmesi mümkün değildir. Zira kamu hizmeti, genel olarak harcı doğuran olay olduğundan kamu hizmetini oluşturan kısım ile özel hizmetin gerektirdiği giderin karşılanması harçtaki esas oranı oluşturacaktır. Bu anlamda harçlar ile (vergi) öde- me gücü arasında da bir orantı bulunmamakta; kişiye sağlanan fayda topluma sağ- lanan fayda yanında oldukça düşük kalmaktadır. Bkz. Çelik, s.239; Pınar, s. 4. 37 Atalay, Adlî Yardım, s. 15; Rosenberg-Schwab-Gottwald, s. 564. 38 Yılmaz, Yargılama, s. 219. 39 Atalay, Adlî Yardım, s. 74; Atalay, Tasarı, s. 100; Gençcan, s. 131; Pekcanıtez/Ata- lay/Özekes, s. 629. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009204 kabul edileceğini düzenlemekte olup, 40 adlî yardımdan yararlanmanın bir unsuru olarak avukat tutulmuş olmasını aramamaktadır. Kaldı ki Avukatlık Kanunu’nun 164’üncü maddesinin ikinci fıkra düzenleme- si dava veya hükmolunacak şeyin değerinin belirli bir yüzdesinin –% 25’den fazla olmamak üzere– kararlaştırılabileceğini düzenlediğinden avukatın dava sonunda vekâlet ücretini alması mümkündür. 41 Bu se- beple avukat tutulmuş olmak başlı başına fakir olmama durumunu ortaya koymaz. 42 Olayda yoksul olma durumu zaten geçerli yeşil kart ile belgelenmektedir. İkinci olarak ise, kararda belirtilen orantılılık il- kesine aykırılık oluşturmaktadır. Söz konusu kararda orantılılık dava- cı olmak arzusu taşıyanın mali durumu ile bu dava için ödeyeceği be- del arasında kurulmaktadır. Zaten harcın karakterinde, miktara ilişkin olarak yapılacak düzenlemelerin hak arama özgürlüğünü ihlâl etme- yecek seviyede olmalıdır. Buna karşılık orantıya konu unsurların han- gi unsurlardan oluşacağı önem taşımaktadır. Bunlardan birinin öden- mesi gereken harç tutarı olduğu şüphesizdir. Diğer unsuru mahke- me fakirlik (gelir) durumu olarak değerlendirmektedir. Oysa harç tu- tarı Harçlar Kanunu’nda davada hüküm altına alınması istenilen de- ğer üzerinden belirlenmektedir. Dolayısıyla orantı yapılacak ikinci un- sur, kanunî düzenlemelere göre kişilerin ekonomik durumları değil, belirli bir değer ile ifade edilebilen davalarda hüküm altına alınma- sı istenilen değer, yani ihlal edilen menfaattir. Harç tutarının isteni- len şeye göre yüksek olması, şüphesiz daha fazla harç tutarı ödenen davaların daha özenli görüleceği anlamına gelmez. Sadece bireylerin yüksek bedelli denkleştirme taleplerini yargı organının önüne getirir- ken, gerçek (ciddi) iddiaları getirmelerini ve asılsız iddialarla yargı or- ganını meşgul etmelerini önler. 43 Bu nedenle orantının yapılacağı di- ğer husus ihlâl edilen menfaat olmalıdır. Bununla ödenecek harç tuta- rı karşılaştırılarak hak arama özgürlüğünün önüne geçilip geçilmedi- ği belirlenmelidir. 44 Kaldı ki orantının yapılacak diğer unsurunu kişi- nin gelir durumu olacaksa, bu her şeyden evvel dava açılırken kişinin mali durumunun nasıl tespit edileceği problemini doğuracaktır. Şüp- hesiz ihlal edilen menfaat aynı olmakla birlikte yoksul bireyin menfa- 40 Atalay, Adlî Yardım, s. 74. 41 Özkan, s. 107, dn. 40-41. 42 Doğru, s. 3454. 43 Belgesay, Şerh, s. 131. 44 Bkz. Yaltı (Soydan), s.120; Özgüven, s.197; Kalay, s.244. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009205 ati ihlal edildiğinde daha az ve zengin bireyin menfaati ihlal edildiğin- de daha çok harç ödemesine sebebiyet verecektir. Bu sebeplerle oran- tılı kısıtlama yapılmadığının tespitine ilişkin olarak yapılacak değer- lendirmenin, menfaati ihlal edilen bireyin gelir durumuna değil, ih- lal edilen menfaatin anlam ve değerine bakılarak yapılması gerektiği düşünülmektedir. 45 B. Ülger / Türkiye Davası Bakımından Ülger davasında ise hak arama özgürlüğünü engelleyen husus olarak Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasının a bendi düzenlemesi gösterilmektedir. Kararın hukuka uygun olduğu, mahke- menin icra edilebilirlilik ve hükmün verdiği korumadan yararlanma hususunda kararın lehine olan tarafın bir yükümlülük altına girmeme- si gerektiği ve bu yönde konulacak engellerin mahkeme hükmünün et- kisini ortadan kaldıracağı düşünülmektedir. 46 Burada söz konusu olan hak arama özgürlüğünün engellenmesi değil, etkin hukuki korumanın sağlanamamasıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, et- kin hukukî koruma önünde engel olarak gördüğü bu düzenlemeyi ta- dil edecek bir düzenlemeyi içermektedir. 47 Söz konusu düzenleme, ka- rar ve ilam harcını ödemekle yükümlü olan tarafın harcı ödememesi sebebiyle ilamın davanın diğer tarafına verilmesine engel olunmaya- cağını içermektedir. 48 Hukuka uygun olduğunu düşünülen tasarı dü- zenlemesi çerçevesinde, kişilerin yükümlüsü olmadıkları bir davranı- şı yerine getirmemesi nedeniyle haklarında verilen mahkeme hükmü- nü elde etmelerinin engellenmesinin etkin hukukî koruma ile bağdaş- madığını düşünülmektedir. 49 45 Bkz. ve krş. yukarıda dn. 36. 46 Yaltı, s. 114. 47 Bkz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, m. 306. Harçlar Kanunu m. 28a dü- zenlemesinin değiştirilmesi yönünde bkz. Doğru, s. 3454. 48 Söz konusu maddenin gerekçesinde düzenlemenin nedeni olarak hakkaniyet dü- şüncesine dayandırılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, s. 283. Söz konusu karara dayanarak davayı kazanan tarafın karşı tarafın yargılama harç ve giderlerini ödemesi ile bağlı olmaksızın ilamın suretini alabileceğine ilişkin mah- keme kararlarına da artık rastlanmaktadır. Bkz. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkeme- si, 31.12.2008 gün ve E.2005/89, K.2006/358, (Özel Arşiv). 49 Pekcanıtez, Tasarı, s. 71; Postacıoğlu, 1711 Sayılı Kanun, s. 1; Akkan, s. 36. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009206 C. Sonuç Medenî yargılama hukukunun üstlendiği araç işlevi taraflar ara- sındaki çekişmenin ortadan kaldırılarak toplumsal barışın temini ve kamusal yararın gerçekleşmesidir. Medenî yargıya konu her dava bi- reysel menfaati içerme konusunda eşit ve fakat kamusal yararı barın- dırma konusunda farklılıklar taşıyacaktırlar. Örneğin, kira alacağına ilişkin dava ile verilecek hükmün doğruluğunda kamu yararının daha önemli olduğu babalık davası arasında sübjektif menfaatin korunması açısından farklılık bulunmayacaktır. Medenî yargıya dâhil her davada sübjektif menfaatin temin edilmesi ve tarafın bunun temin edildiği hu- susunda hüküm elde etme arzusu bulunduğundan yargılama harçla- rının tarafa ait olması, işin niteliği gereği, tabiidir. (Sosyal) Devlet, sadece politik tavrı ve düzenleyeceği kurallar va- sıtasıyla bu harçları ya mümkün olduğunca az oranlarda tutup sübjek- tif hakların korunması amacıyla bireylerin yargı organına başvurması- nı kolaylaştıracak 50 ya da adlî hizmette bulunmanın maliyetini gözete- rek harç tutarlarını gerçek (yüksek) oranda tutup tarafların yargı orga- nına başvurularını sınırlayacaktır. Medenî yargılama hukukunun dogmatik amacı özel hukuk uyuş- mazlıklarının sona erdirilmesi olarak görüldüğünden, tarafın ödeme- si gereken harçların hak arama yoluna başvurudan kendisini caydıra- cak kadar yüksek olmaması gerektiğini düşünmekteyiz. Burada sos- yal devlet karakterini ortaya koyacak bir oranlılık ilkesine ihtiyaç var- dır ve bu ilke ne yargılamaya başvuruyu engelleyecek kadar yüksek harç ve yargılama giderlerini ne de basit bir hak ihlâlinde veya teh- didinde hemen yargıya başvuruyu olanaklı kılacak kadar da düşük olmamalıdır. 51 Hak arama özgürlüğünün temini bakımından uygun olduğu dü- şünülen bu sonuç, medenî yargılama hukukunun amacı ve işlevi bakı- mından kabul edilebilir nitelik taşımaktadır. Zira her medenî yargıya tâbi davanın görülmesi ve sonuçlandırılmasında taraf menfaati bulun- maktadır. Bu gerekçe var olduğu sürece, yargılama harçları ile giderle- 50 Bu durumda adlî hizmet ücretlerinin bir kısmını kendisi karşılamış olacaktır. 51 Alangoya, s. 105; Doğru, s. 3454; İnal, s. 115; Yaltı, s. 114; Gottwald, s. 5, 8 vd.; Rosenberg-Schwab-Gottwald, s. 530; Belgesay, Şerh, s. 278. Ayrıca bkz. Gözübüyük- Gölcüklü, s. 276, 277; Tezcan-Erdem-Sancakdar, s. 333. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009207 rine tarafın katılmaması doğru görülmeyecektir. 52 Öte yandan, yargıla- ma harçlarından muafiyet durumunun medenî yargılama hukuku sa- hasında yığılmalara sebep verecek olmasıdır. Çünkü bu durumda bi- reyler mahkeme içinde ya da dışında karşı tarafla uzlaşmak veya sulh olmak gibi seçeneklerden yararlanmak istemeyecekler ve hem mali- yeti olmayan hem de verilen kararın devlet güvencesine bağlandığı yargı organına başvurmayı tercih edeceklerdir. Bu olanağın sunulma- sı ile korkutma gibi amaçlarla yargı organına başvuracak ve yargı or- ganı dileyen herkesin kendisine başvurarak meşgul edeceği, rahatlıkla mahkeme dışında çekişme konusu olmaktan çıkarılacak ve yargı har- cı ödenseydi yargı organına başvurulmadan çözülecek meselelerin çe- kişme konusu yapılarak yargılama yapmak zorunda kalacağı bir du- ruma düşecektir. 53 Bunlara sebebiyet olunmaması için mahkemeye başvuruya yönelik akılcı düzenlemelerin varlığı aranmalıdır. 54 Yargı- lama harçları ve giderleri hususunda bunun için oranlılık esasını gö- zetmek ve buna yönelik düzenlemelerde bulunmak gerekir. KAYNAKLAR 55 Akkan, Mine, “Medenî Usul Hukukunda Etkin Hukukî Koruma”, (Le- gal MİHDER, 2007/1 Sayı: 6), s.29–68. Aksoy, Şerafettin, Kamu Maliyesi, 3. Baskı, İstanbul 1998. Alangoya, Yavuz, “Dava Temeli, Hâkimin Dava Malzemesinin Top- lanmasındaki Rolü ve Bu Konudaki Gelişmeler”, (Kazancı Hukuk, İşletme ve Maliye Bilimleri Hakemli Dergi, Mayıs 2005, Sayı: 9), s. 105 vd. 52 Gottwald, s. 8. 53 Tarafların iddia ve savunmalarında dürüst olmaları medenî yargılama hukuku il- kesi olduğu dikkate alınacak olursa, bunun teminini engelleyen düzenlemeler ya- pılmamalıdır. Arslan, s. 62 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 266 vd; Tanrıver, s. 75, 80. 54 Gottwald, s. 2; Gözübüyük-Gölcüklü, s. 276, 277; Tezcan-Erdem-Sancakdar, s. 333. 55 Dipnotlarda adı geçen eserler, yazarların soyadları ile anılmıştır. Aynı yazarın bir- den fazla çalışmasına yapılan atıflar, kısaltılmış şekilleriyle parantez içinde göste- rilmiştir. Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009208 Alangoya, Yavuz/Yıldırım, Kâmil/Yıldırım, Nevhis Deren, Medeni Usûl Hukuku Esasları, 6. Bası, İstanbul 2006. Ansay, S. Şakir, Hukuk Yargılama Usulleri, 7.Baskı, Ankara 1960. Arslan, Ramazan, Medenî Usul Hukukunda Dürüstlük Kuralı, Ankara 1989. Atalay, Esra, “Yargısal Temel Haklar”, (Şükrü Postacıoğlu’na Armağan), İzmir 1997, s.437–454. Atalay, Oğuz, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nda Avukatla Temsil Zorunluluğu Ve Adli Yardım”, (Hukuki Perspektifler Dergi- si), s. 97-100, (Tasarı). Atalay, Oğuz, “Medenî Usul Hukukunda Adli Yardım”, (Yayımlan- mamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 1986, (Adlî Yardım). Ballon, Oskar, Der Einfluβ der Verfassung auf das Zivilprozessrecht, ZZP 96 (1983). Bauer, Horst, Gerichtsschutz als Verfassungsgarantie, Berlin 1973. Belgesay, Mustafa Reşit, Dava Teorisi, İstanbul 1948, (Teori). Belgesay, Mustafa Reşit, Hukuk Usulü Muhakemeleri Şerhi, Cilt: 1, 3. Bası, İstanbul, (Şerh). Berki, Şakir, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 1959. Berkin, Necmettin, Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 1969. Bilge, Necip/Önen, Ergün, Medeni Yargılama Hukuku, Ankara 1978. Christoph, G. Paulus, Zivilprozessrecht, 3. Bası, 2003 Berlin. Çağan, Nami, Vergilendirme Yetkisi, (Kazancı yayınları), İstanbul 1982. Çelebi, Hüsamettin, “Hak Aramanın Maliyeti”, (ABD 1989, Sayı: 2), s. 257–261. Çelik, Galip, Servet ve Harcama Vergileri, Ankara 1995. Doğru, Osman, “Siz Hala Yargı Harcı Ödüyor Musunuz?”, (Legal Hu- kuk Dergisi Kasım 2007), s. 3449-3470. Dolinar, Hans, Ruhen des Verfahrens und Rechtsschutzbedürfnis, New York, Berlin, 1974. Dütz, Wilhelm, Rechtsstaatlicher Gerichtsschutz im Privatrecht, Berlin, Zürich, 1970, s. 115. Erginay, Akif, Kamu Maliyesi, 16.Baskı, Ankara 1998, Fasching, Hans W., Rechtsschutzverzichtverträge im österreichischen Prozeβrecht, ÖJZ 1975, Gaul, Hans Friedhelm, “Yargılamanın Amacı”, (Çev. Nevhis Deren Yıldırım), İlkeler Işığı Altında Medeni Yargılama Hukuku (Derleyen Yıldırım, M. Kamil), s. 82–117. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009209 Gençcan, Ömer Uğur, “Adli Yardım”, (YD 2005, Sayı: 1–2), s. 127–140. Giritli, İsmet/Bilgen, Pertev/Akgüner, Tayfun, İdare Hukuku, 2. Baskı, (DER Yayınları), İstanbul 2006. Goldschmidt, James, Prozeβ als Rechtslage, Berlin 1962 (yeni bası). Gottwald, Peter, “Medenî Yargılama Hukuku Reformu Ve Eleştirisi Bakımından Ekonomik Analiz” (Çev. Sema Taşpınar), (AÜHFD 2002, Sayı: 1), s. 1–17. Göze, Ayferi, Sosyal Devlet Sistemi, (Fakülteler Matbaası), İstanbul 1976. Gözler, Kemal, İdare Hukuku Dersleri, 4.Baskı, (Ekin Kitabevi), Bursa 2006, (İdare). Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 4.Baskı, (Ekin Kitabevi), Bursa 2007, (Anayasa). Gözübüyük, Şeref/Gölcüklü, A. Feyyaz, Avrupa İnsan Hakları Sözleş- mesi ve Uygulaması, 5. Bası, Ankara 2004. Günday, Metin, İdare Hukuku, (10.Baskı), (İmaj Yayınevi), Ankara 2005. Gürdoğan, Burhan, Medeni Usul Hukukunda Kesin Hüküm İtirazı, An- kara 1960. Hatemi, Hüseyin, Hukuk Devleti Öğretisi, İstanbul 1989. Hellwig, Konrad, Klagerecht und Klagemöglichkeit, 1968. Henckel, Wolfram, Prozessrechts und Materielles Rechts, Göttingen 1970. Holzhammer, Richard, Österreichisches Zicilprozeβrecht, 2. Bası, Wien 1976. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, Ankara 2008. İnal, Turgut, “Pahalı Yargı”, (ABD 1982, Sayı: 6), s. 113-117. İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargı- lanma Hakkı, (Beta), İstanbul, 2002. Kalay, Jale, “AİHM Kararları Işığında Etkili ve Etkin Bir İdarî Yargı Denetimi”, (Yüksek Lisans Tezi), (Ankara Üniversitesi Sosyal Bi- limler Enstitüsü), Ankara 2007. Karafâkih İsmail Hakkı, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 1952. Karakoç, Yusuf, Vergi Yargılaması Hukuku, (Alfa Yayınevi), İstanbul 1995. Kaneti, Selim, Vergi Hukuku, 2.Baskı, (Filiz Kitabevi) İstanbul 1989. Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 18. Baskı, (Yetkin Yayınları), Ankara 2004. Markus, Gehrlein, Zivilprozeβrecht, 2. Bası, 2003 München. Nadaroğlu, Halil, Kamu Maliyesi Teorisi, 11.Baskı, İstanbul 2000, (Kamu Maliyesi). Burak PINAR / Nedim MERİÇ hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009210 Neumark, Fritz, Maliyeye Dair Tetkikler, 4.Baskı, (İsmail Akgün Matba- ası), İstanbul 1951. Orhaner, Emine, Kamu Maliyesi, Ankara 2000. Ökçesiz, Hayrettin, Hukuk Devleti Olgusu, Hukuk Devleti (Der. Ökçesiz, Hayrettin) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi 4, İstanbul 1998, s. 44–56. Özay, İl Han, Günışığında Yönetim, 5. Baskı, (Alfa Basım Yayım Dağı- tım), İstanbul 2005. Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, 8.baskı, (Yetkin Yayınları), An- kara 2005. Özekes, Muhammet, Medenî Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, (Yetkin Yayınları), Ankara 2003, (Hukuki Dinlenilme Hakkı). Özgüven, Volkan, “Adil Yargılanma İlkesi ve Vergi İhtilaflarındaki Uygulaması – I”, (Vergi Sorunları, S.197, Şubat 2005), s.189-206. Özkan, Meral S., En Son Değişikliklerle Avukatlık Hukuku, İzmir 2006. Pekcanıtez, Hakan, “Genel Olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu Ta- sarısı”, Hukuki Perspektifler Dergisi, 2006 Eylül, Sayı: 8, s. 69-79, (Ta- sarı). Pekcanıtez, Hakan;” Medeni Yargıda Adil Yargılama, İzmir Barosu Dergisi, 1997/2, s.35-55, (Adil Yargılama), Pekcanıtez, Hakan-Atalay, Oğuz-Özekes, Muhammet; Medenî Usul Hukuku, 7.Baskı, (Yetkin Yayınları), Ankara 2008. Pınar, Burak, Yargı ve İcra Harçları, 2. Bası, (Adalet Yayınevi), İstanbul 2009. Postacıoğlu, İlhan E., “1711 Sayılı Kanuna Toplu Bir Bakış”, (HUMK’yı Değiştiren 1711 Sayılı Kanun ve Noterlik Kanunun Hakkında Sem- pozyum), İstanbul 1976, (1711 Sayılı Kanun). Postacıoğlu, İlhan E., “Kesin Hükmün Kapsamı”, (İBD 1990/ 1-3), s. 11 vd.(Kesin Hüküm). Postacıoğlu, İlhan E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975, (Usul). Rechberger Walter H./ Simotta, Daphne. A. 5. Bası, Wien 2000. Rosenberg, Leo/Schwab Karl Heinz-Gottwald, Peter, 16. Bası, Münc- hen 2004. Saygılıoğlu, Nevzat, Vergi Hukukunda Yorum, Ankara 1987. Stürner, Rolf, Die Aufklärungspflicht der Parteien des Zivilprozesses, Tü- bingen 1976. hakemli makaleler Burak PINAR / Nedim MERİÇ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009211 Tanör, Bülent/Yüzbaşıoğlu, Necmi, 1982 Anayasası’na Göre Türk Ana- yasa Hukuku (Yapı Kredi Yayınevi), 2. Basım, İstanbul 2001. Tanrıver, Süha, “Hukuk Yargısında Etkinliğin Sağlanması İçin Alın- ması Gereken Önlemler Üzerine”, (AÜHFD 2000, Sayı:1-4), s. 67- 84. Tercan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sancakdar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara 2004. Tuluay, Metin, “Medeni Yargılama Hukukunda Dava İlişkisi”, (DÜHFD 1983, Sayı: 1), s. 116 vd. Türk, İsmail, Kamu Maliyesi, 3. Baskı, (Turhan Kitabevi), Ankara 1999. Üstündağ, Saim, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000. Wertenbruch, Wilhelm, Erwägungen zur materialen Rechtsstaatlichkeit, Festschrift für Hermann Jahrress, Köln, Berlin, Bonn, München 1964, s. 487–501. Wolfgang, Lüke, Zivilprozessrecht, 8. Bası, München 2003. Yaltı, Billur, Vergi Yükümlüsünün Hakları, İstanbul 2006. Yaltı (Soydan), Billur, “İnsan Hakları Açısından Vergi Yükümlüsünün Adil Yargılanma Hakkı – III”, Vergi Sorunları Dergisi, Ekim 2000, S. 145), s.108-129. Yılmaz, Ejder, “Hukuk Davaları Bakımından Adalet Hizmetlerinin İyi- leştirilmesi İhtiyacı ve Yapılması Gerekenler”, (Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.5, S.1-2, 1996), (Prof. Dr. Şakir Berki’ye Armağan), s. 55-76, (Adalet Hizmetleri). Yılmaz, Ejder, “Yargılama Giderlerinin İşlevi ve Sosyal Hukuk Devle- ti”, (ABD, S. 1984/2), s. 200-224, (Yargılama).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yargı Harçlarına Bakışı: Yiğit Ve Ülger Davaları Işığında Hak Arama Özgürlüğü Ve Yargı Harçları İlişkisi