makaleler Güneş GÜRSELER
393TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
“.......avukatların yaptıkları iş dilekçe vermekten ibaret olmasına rağmen
(Gerek mülga 466 sayılı yasada ve gerekse CMK’nın 141-144. maddelerinde
yapılacak işlemin subut delillerini ekleyerek dava dilekçesini vermekten ibaret
olduğu, tüm inceleme ve araştırmayı mahkemenin yapacağı, CMK ya göre
duruşmalı olarak karar verilecek ise de tarafların duruşmaya gelme zorunlu-
luklarının dahi bulunmamaktadır.) 380,46 YTL olan asgari ücretin yaklaşık
üç katı olan 900 YTL vekalet ücretine hükmedilmesi, yapılan işe uygun ada-
letle bir ücret değildir. Aynı ücrete asgari ücretle çalışan bir kişi yaklaşık üç
ay çalışması gerektiği halde dilekçe yazım karşılığı vekalet ücreti olarak hük-
medilmesi adalet ve eşitlik ilkelerine aykırıdır.
Ayrıca bu uygulama işi gücü olmayan suçluluğu ihtiyat haline getiren-
ler için şüpheli tavırlarla bir günlük ya da birkaç günlük gözaltına alınmala-
rına, tutuklanmalarına sebebiyet verip akabinde tazminata neden olabilecek
sonuçlar doğuracak; yine beraat eden sanıkların avukatların araştırıp bularak
kendi düşünceleri olmadığı halde tazminat davası açmaya yönlendirilmeleri-
ne sebebiyet verecek niteliktedir. Belki de sebebiyet vermektedir.
…
Yine Anayasa ya göre kamu gelir ve giderlerinin kanun ve bütçe kanun-
ları ile yapılması, kamu çalışanlarının ödeneklerinin kanunla düzenlenmesi,
Anayasal zorunluluk olmasına, hazine aleyhine hükmedilecek vekalet ücreti-
nin de Devlet hazinesinde ödenecek olmasına rağmen, ödenecek bu miktarın
meslek kuruluşu olan Barolar Birliği’nin belirlemesi Anayasa ya aykırılık teş-
kil etmektedir.
Kamu gelirleri ve giderlerinin kanunla yapılması zorunlu olmasına ve
AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ’NİN
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
TARAFINDAN HAZIRLANMASI
ANAYASA’YA AYKIRI DEĞİLDİR
İ. Güneş Gürseler
*
Av., Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri.
Güneş GÜRSELER makaleler
394TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Anayasa’nın 7. maddesine göre kanun yapma yetkisi sadece TBMM ye
ait olup bu yetkinin devredilemez olmasına rağmen, Avukatlık Kanunu’nun
168. maddesi ile bir nevi yasama yetkili devri mahiyetinde hazineden öde-
necek miktarları belirleme yetkisi Barolar Birliği’ne devredilmiş, Adalet
Bakanlığı’na sadece onaylama yetkisi verilmiş, iade edilmesi üzerine 2/3 ora-
nında çoğunlukla kabul edilmesi halinde kesinleşeceği hükmü getirilmiştir ki
bu da Anayasa’ya aykırıdır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Anayasa ya aykırı olan Avukatlık
Kanunu’nun 168. maddesi ile kamu giderlerinin kanunla yapılması ilkesine
ters düşecek şekilde harcama yapılması sonucunu doğuran asgari ücret ta-
rifesinin düzenleme yetkisini barolara devreden hükmü ile buna dayanarak
düzenlenen avukatlık asgari ücret tarifesinin 13/3. maddesinin iptaline karar
verilmesi arz ve talep olunur.15.3.2006”
Yukarıda ifade bozuklukları ve yazım hataları ile olduğu gibi ak-
tarılan satırlar, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2005/299 esas sayılı
davasının yargılaması sırasında Avukatlık Yasası’nın 168. maddesi ile
2005 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin üçüncü
fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesi’nde
açtığı iptal davasının dilekçesinden alınmıştır.
Yani, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’ni oluşturan üç yargıç avu-
katları ve onların meslek kuruluşunu bu gözle görmektedir;
- Türkiye Barolar Birliği’ne Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ni dü-
zenleme yetkisi verilerek bir nevi yasama yetkisi devredilmiştir.
- Hazine aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin Devlet Hazine
si’nden ödenecek olmasına karşın miktarının meslek kuruluşu olan
Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmesi Anayasa’ya aykırıdır.
- Avukatlar bir dilekçe yazarak asgari ücretin üç katı kazanç sağ-
lıyorlar.
- Avukatlar dava açmayı düşünmeyen insanları dava açmaya zor-
luyorlar.
- Avukatlar işi gücü olmayan suçu itiyat haline getirmiş insanların
gözaltına alınıp tutuklanmalarını sağlıyor, tahliyeden sonra da tazmi-
nat davası açıyorlar.
Bir mahkemenin üç yargıcının altını imzalayıp Anayasa Mahkeme
si’ne gönderdikleri dilekçedeki bu satırlar, yargı organımızın neden
hala kurumlaşamadığını, neden hala “bağımsız” olamadığını, sav, sa-
makaleler Güneş GÜRSELER
395TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
vunma, yargı üçlüsü içinde savunmanın neden hala gereken yerini
alamadığını açıklamaktadır.
Bütün savcı ve yargıçlarımızı aynı değerlendirmeye tabi tutmak
söz konusu olamaz ise de ne yazık ki hakkımızdaki genel yaklaşım ve
düşüncelerinin çok farklı olduğunu söylemek kolay değildir.
Bunun en açık kanıtı Avukatlık Yasası’nın söz konusu 168. mad-
desinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasının mahkemelerimiz tarafından
dört yıl içinde iki kez Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş olmasıdır.
Çine Asliye Ceza Mahkemesi, 2002 yılında Avukatlık Yasası’nın
164. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesindeki “avukata aittir”
sözcükleri ile 168. maddesinin son fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı id-
diası ile ilk başvuruyu yapmıştı.
Sevindirici olan, her iki davada Anayasa Mahkemesi’nin savun-
maya verdiği önemi, avukat ücreti ile savunmanın bağımsızlığı arasın-
daki ilişkiyi vurgulamasıdır.
Çine Asliye Ceza Mahkemesi’nin açtığı dava sonunda verdiği
2002/126E 2004/27K sayılı 3.3.2004 tarihli kararında Anayasa Mahke-
mesi;
“Avukatların hukuksal bilgi ve tecrübelerinden yararlanma, hak arama
ve savunmada başvurulacak meşru yol ve vasıtaların başında gelir. Vekalet
ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık göre-
vinin, konunun uzmanı olan hukukçular tarafından yapılmasının doğal bir
sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan
yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları
gerekir. Avukatla yapılacak sözleşmede ücret kararlaştırılırken, dava sonunda
karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin gözetilmesi engellenmediğinden,
itiraz konusu kuralla hak arama özgürlüğünün kullanılmasının zorlaştığın-
dan da söz edilemez.”
“1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun değişiklikten önceki 168. Maddesin-
de avukatlık ücretinin takdirinde hukuksal yardımın başladığı veya davanın
açıldığı tarihte yürürlükte olan tarifeler esas alınmış ise de itiraz konusu ku-
ralla ekonominin gerekleri gözetilerek avukatların emeklerinin gerçek karşılık-
larını almaları amaçlanmıştır.” hükmünü vermiştir.
Anayasa Mahkemesi, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nin açtığı
2006/60E 2006/51K sayılı 17.4.2006 tarihli kararında ise;
Avukatlık Yasası’nın 168. maddesi yönünden iptal isteğini yuka-
rıda belirtilen aynı konudaki 2002/126 E., 2004/27 K. sayılı 3.3.2004
Güneş GÜRSELER makaleler
396TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
tarihli kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 19.2.2005 tarihi üzerin-
den on yıl geçmediğini belirterek reddetmiş, Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi’nin iptali istemini ise bir davaya bakmakta olan mahkemenin
ancak o dava sebebiyle uygulanacak yasa veya yasa hükmünde ka-
rarnamenin hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı talebinde bulunabile-
ceğini Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin iptali istemini incelemenin
Anayasa Mahkemesi’nin görevine girmediğini belirterek reddetmiş-
tir.
Gerçekten de Anayasa Mahkemesi her iki kararında; avukatlık
ücretinin avukatın bağımsızlığı ile doğrudan ilgisini, Türkiye Barolar
Birliği’nin avukatlık ücret tarifesinin düzenlenip uygulanmasındaki
yetkilerini savunmanın ve savunma mesleğinin önemine uygun ola-
rak değerlendirmiştir.
Vekil eden ile avukat arasındaki ilişkinin en önemli unsurlarından
biri avukatlık ücretidir. Bu nedenle vekalet ücreti Avukatlık Yasası ile
Meslek Kuralları’nda önemle ve öncelikle düzenlenmiş, ayrı bir tari-
feye bağlanmıştır. Ayrıca, vekil eden, vekalet ücreti ödemiş olmasına
dayanarak avukata her istediğini yaptıramaz. Ücret ödemiş olmak
avukatın bağımsızlığına gölge düşüremez. Avukat bir işi kabul etmek-
le vekil edenin emri altına girmiş olmaz, Vekalet ücreti herhangi bir
malın değeri gibi düşünülemez.
Barolar ve Türkiye Barolar Birliği avukatlık mesleğinin yürütülme-
sinde etkin kuruluşlardır. Avukatlık ücretinin asgari hadlerini göste-
ren tarife taslağı Avukatlık Yasası’nın 168. maddesi gereğince baro yö-
netim kurulu tarafından hazırlanmakta ve Türkiye Barolar Birliği’nce
son şekli verilip Adalet Bakanlığı incelemesinden geçirilerek yürürlü-
ğe girmektedir.
Bu nedenle baroların avukat ücretinin belirlenmesindeki yasal
yetkisi yadsınamaz. Ayrıca; Avukatlık Yasası’nın 76. maddesine göre
avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş
sahiplerini ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; mes-
lek düzenini, ahlakını, saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü sağlamak
amacı ile tüm çalışmalarını yürüten baroların, avukatlık mesleğinin en
önemli unsurlarından birini oluşturan vekalet ücreti ile ilgili tüm ko-
nuları doğrudan takibi en başta gelen görevidir.
Avukatlık Yasası’nın Baro Yönetim Kurulu’nun görevlerini düzen-
leyen 95. maddesi, “avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunması”
görevini barolara vermektedir. Türkiye Barolar Yönetim Kurulu’nun
görevlerini belirleyen 121. maddenin 18. bendi de; “Mesleki dayanışma-
makaleler Güneş GÜRSELER
397TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
nın sağlanması ve devamlılığı için her türlü çalışmalarda bulunmak, mesleğe
ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve
meslektaşlarını savunmak ve bu konularda her türlü yasal ve idari girişimler-
de bulunmak.” görevlerini vermektedir.
Barolar ve Türkiye Barolar Birliği bu görevlerini yerine getirmeğe
çalışırken savunma mesleği ve avukatlar olarak, birlikte yargı organını
oluşturduğumuza inandığımız her düzeydeki yargıç ve savcı meslek-
taşlarımızdan kurumlaşmış ve bağımsızlığını almış bir savunma orga-
nının oluşumunda gereken olumlu katkıyı ne yazık ki görememekte-
yiz.
Adalet Akademisi’nde yargıç ve savcılara verilen “Aman, avukat-
tan uzak durun.” eğitiminden, Avukatlık Yasası’nda yasa maddesi ile
belirlenen; Türkiye Barolar Birliği’nin ve baroların protokoldeki yeri,
avukat kimliğinin resmi belge niteliğinde olması gibi düzenlemelerin
fiilen uygulanamamasından CMK da açıkça belirtilen avukatın veka-
letname ibraz etmeden dosyayı inceleyebilme hakkının yönetmelikle
geri alınmasına kadar bir çok konuda avukatın hak ve yetkilerinin ta-
nınmaması ne yazık ki yargı kararları ile gerçekleştirilmektedir.
Görevleri başında saldırıya uğrayan, öldürülen meslektaşlarımıza
bırakın yasal işlemlerin etkin ve özenli yapılmasını beklemeyi bir geç-
miş olsun ya da başsağlığı mesajı esirgenmektedir.
Bunlar sav, savunma ve hüküm üçlüsünün ayrılmaz bir bütün ol-
duğu anlayışını henüz tam anlamı ile yerleştiremediğimizi göstermek-
tedir. Bizler yargı mensupları olarak bu eksikliği yaşayınca siyasi ik-
tidarların yargı organına bakışı da o kadar eksik olmaktadır. Örneğin
bir yanda Sayın Adalet Bakanı, bir Avukatlık Yasası Taslağı sunuldu-
ğunda kolaylıkla yasalaştırabileceklerini sıkça dile getirirken öbür ta-
rafta Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda müdafi/vekil görevlendirmele-
rinde savunmayı ve avukatların haklarını daraltan, barolar ve Türkiye
Barolar Birliği’ni devreden çıkaran, ücret tarifesi hazırlama yetkisini
kaldıran değişiklikler yapılmakta, müdafi/vekil olarak görevlendiri-
len avukatların birikmiş ücretleri ödenmemekte, yukarıda belirttiği-
miz ve Avukatlık Yasası ile tanınan hakların kullanılmasını engelleyen
idari tasarruflar geri alınmamakta, uzun uğraşlar sonucu kendisinden
randevu alınan Sayın Başbakan’ın sorunların çözümü için üç bakana
verdiği talimat yerine getirilmemektedir.
Bütün bu olumsuzluklara emekli olmamış yaklaşık yüz profesörün
görev yaptığı 35 hukuk fakültesinin her yıl verdiği ortalama 9000 me-
zunun sadece stajını tamamlayıp mesleği icraya başladığını eklersek
Güneş GÜRSELER makaleler
398TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
nasıl bir niceliksel baskı altında olduğumuzu ve bunun da çok önemli
nitelik kayıplarına yol açtığını görürüz.
Bu nedenle hepimizin görevi çok zor;
- hukuk fakültesi öğrencisine, stajyere, avukata mesleğine duyma-
sı gereken saygıyı, vermesi gereken önemi anlatacağız,
- yargıca, savcıya aynı kökten bir bütünü oluşturduğumuzu, biri-
mizin varlığını sürdürmesinin diğerine bağlı olduğunu, bu üçlünün
uyumu ve kalitesinin “adil yargılanma” ile adalete saygıyı gerçekleşti-
receğini anlatacağız,
- siyasetçiye de; bağımsız savunmanın bağımsız yargıda, bağımsız
yargının gerçek hukuk devletinde, gerçek hukuk devletinin de ancak
eksiksiz demokrasi de olabileceğini anlatacağız. 2.2.2007