makaleler Erdoğan MOROĞLU
35TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
TC Adalet Bakanlığı’nca 1999 yılında oluşturulan “Türk Ticaret Ka-
nunu Komisyonu” tarafından hazırlanan “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”
2005 yılı Mart ayı başında kamuoyuna sunulmuş, değerlendirme ve
öneriler için 24 Mayıs 2005 tarihine kadar süre verilmişti. Bu kısa süre
içinde Tasarı’nın ancak “Başlangıç” hükümleri ile “Ticari İşletme” ve “Ti-
caret Şirketleri”ne ilişkin iki “Kitap”ını ve “Son Hükümleri”ni inceleyerek
değerlendirme ve önerilerimi İstanbul Barosu tarafından yayımlanan
kitabımda
1
ve konuşmacı olarak katıldığım beş bilimsel toplantıda ilgili
kamuoyuna sunmuştum.
Daha sonra, Komisyon’ca gözden geçirilerek son şeklini alan Tasarı
kısa bir süre önce Adalet Bakanlığı tarafından Başbakanlığa sunulmuş
bulunmaktadır.
Komisyon Tasarı’ya son şeklini verirken, yapılan eleştiri ve öneri-
lerin pek azını benimsemiş ve önemli hukuki ve ekonomik sonuçları
olacak birçok hatalı düzenlemede ısrar etmiştir. Gerçekten, Tasarı’ya
tarafımdan yöneltilen ve birçok hukukçu ile Tasarı’yı değerlendiren
sivil toplum kuruluşları tarafından da kısmen veya tamamen benim-
senen yüzlerce eleştirinin sadece otuz bir tanesi tamamen veya kısmen
benimsenmiştir.
2
Bu durum karşısında, Tasarı’daki önemli aksaklıkların
bir kere daha ilgili kamuoyuna sunulması kaçınılmaz olmuştur.
BAŞBAKANLIK’A SUNULAN
TÜRK TİCARET KANUNU TASARISI’NA İLİŞKİN
GENEL DEĞERLENDİRME
Prof. Dr. Erdoğan MOROĞLU
*
*
İÜ Hukuk Fakültesi emekli öğretim üyesi.
1
Bkz., Moroğlu, Erdoğan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı-Değerlendirme ve Öneriler, İs-
tanbul Barosu Yayını, 1. Baskı Mayıs 2005, 2. Baskı Haziran 2005 İstanbul.
2
Tasarı’nın 24/III, 64/V, 82/VII, 135, 136, 165, 169, 184, 186, 187, 210/III, 213, 333,
353/V, 392, 429, 430 ve 1505 (yeni 1524) ve 1509 (yeni 1531) maddelerine ilişkin
Erdoğan MOROĞLU makaleler
36TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
1. Dil ve İfade
Tasarı’nın genel gerekçesinde “... arı ve güzel Türkçe için özen göste-
rilmiştir.” denilmesine karşın, kullanılan dil ve ifade yetersizdir. Her ne
kadar, yapılan yoğun eleştiriler üzerine, Başbakanlığa sunulan son Ta-
sarı’da bazı düzeltmeler yapılmışsa da, bunlar yeterli değildir. Örneğin;
halâ “muamele” yerine doğru olarak “işlem” denilirken “eylem” yerine
“fiil” (m. 1 ve 3), tutunmuş ve mevzuata girmiş öztürkçe “ana sözleşme”
terimi yerine, “esas mukavele” teriminin yarısı öztürkçeleştirilerek “esas
sözleşme” (m. 333 vd., 339 vd., 340 vd., 452 vd.), “azınlık veya azınlık pay
sahipleri” yerine “azlık” (m. 411), “açığa vurmak” yerine “ifşa etmek” (m.
55/I-b4), “uyuşmazlık” yerine “ihtilâf” (m. 105/II), “yeter sayı” yerine
“nisap” (m. 421), “pay sahipliğinden çıkarma” yerine “ıskat” (m. 483), “öz-
gülenme” yerine “tahsis” (m 73/II), “ileri sürebilirler” yerine “dermeyan
edebilirler” (m. 688/II) ve “dönüşme” veya “tür değiştirme” yerine “tahvil”
(m. 650) sözcüklerine yer verilmekte; aynı anlama gelen sözcük veya
terimlerin Osmanlıcası ile öztürkçesi birlikte kullanılmaktadır.
3
Yine, “haksız ve hukuka aykırı” (m. 54), “icap ve tekliflerinin” (m. 62/
I), “öneri, icap” (m. 281/I), gibi, aynı anlama gelen veya “dolandırıcılık,
nitelikli dolandırıcılık” (m. 363/II) ve “kusur ve kasıt” (m. 1407) gibi, biri
diğerini içeren sözcüklere birlikte, arka arkaya yer verilmektedir.
Ayrıca, “... değerleme ihtiyatla yapılmalıdır” (m. 78/d), “... uzman bir
bağımsız denetleme kuruluşu” (m. 157/II), “şirketin özüne ilişkin üretim
araçları” (m. 223), “nakdi paylar” (m. 346), “... genel kurul kararlarında hü-
küm bulunmalıdır” (m. 347), “... pay taahhütlerinin devri” (m. 352), “dürüst
resim ilkesi” (m. 515) gibi yanlış, yetersiz veya kanun yazım üslûbuna
uymayan ifadeler yer almaktadır.
2. Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’yla Uyum
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı hazırlanırken Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı’nı hazırlayan komisyon ile işbirliği yapılmamış olduğu, her iki
önerilerim tamamen ve 4/I, 8/II, 134/II, 157, 180, 340, 363/II, 407/II, 412, 421, 576/
I-d ve 580/I maddelerine ilişkin önerilerim de kısmen benimsenmiştir. Bu konuda.
Moroğlu, a.g.e., ilgili maddelere bkz.
3
Bu konuda geniş açıklamalar için bkz., Bahtiyar, Mehmet, Türk Ticaret Kanunu
Tasarısı’nın Dili ve İfadeleri Yönünden Değerlendirilmesi, Legal Hukuk Dergisi, Y. 3,
S. 31 (Temmuz 2005), s. 2457 vd.
makaleler Erdoğan MOROĞLU
37TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Tasarı’da kullanılan terim ve kavramlarda bir uyumun sağlanamamış
olmasından (örneğin; Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda “temerrüt”, “ge-
nel işlem şartları” ve “tevdi eden” denilirken; Türk Borçlar Kanunu Tasa-
rısı’nda “direnim”, “genel işlem koşulları” ve “saklatan” denilmesinden)
ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda yer alması gereken hükümlerin
(örneğin; Tasarı’nın 207-208., 552-559 ve 625-646. maddeleri hüküm-
lerinin) Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nda ve Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı’nda yer alması gereken hükümlerin de Türk Ticaret Kanunu
Tasarısı’nda (örneğin; Tasarı’nın 10 ve 23. maddelerinde) yer almış
olmasından açıkça anlaşılmaktadır.
3. İlgili Özel Kanunlarla Uyum
Tasarı’da, başta Sermaye Piyasası Kanunu olmak üzere, ilgili özel
kanunlarla gerekli uyum ve bağlantının sağlanamamış olması da önemli
bir eksikliktir.
a. Bir kere, Sermaye Piyasası Kurulu’nun özerk bir idare olarak
düzenleme ve denetim yetkilerine ilişkin hükümlerin Sermaye Piyasası
Kanunu’nda ve bu kanundaki halka açık ortaklıklar ile menkul kıymetle-
re ilişkin özel hukuk hükümlerinin Türk Ticaret Kanunu’nda yer alması
gereğinin gözden kaçırılması önemli bir hatadır. Buna göre, Sermaye
Piyasası Kanunu’nda yer alan kayıtlı sermaye, başlangıç sermayesi ve
çıkarılmış sermaye tanımlarına (m. 3/d, e, f), nâma yazılı pay senedi sa-
hiplerinin genel kurul toplantılarına davetine (m. 11/IV), kayıtlı sermaye
ve buna ilişkin artırım merasimine (m. 12), payların ve pay senetlerinin
bedellerinin ödenmesi ile pay senetlerinin çıkarılabilmesi koşullarına
(m. 7), tahvillere ve diğer borçlanma senetlerine (m. 13, 13/A ve 14),
oydan yoksun paylara (m. 14/A), temettüün ve ödemesiz (bedelsiz)
payların dağıtımı esaslarına (m. 15) ilişkin hükümlerin Tasarı’da; ve
Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetim ve düzenleme yetkilerini içeren
(örneğin; 552 ve 1507. maddeler gibi) Tasarı hükümlerinin de Sermaye
Piyasası Kanunu’nda yer alması gerekirdi.
4
Ayrıca, Sermaye Piyasası Kanunu ile Tasarı arasındaki uyum ve
bağlantının gerektiği gibi sağlanamaması sonucunda çelişkili düzenle-
meler yapılmıştır. Örneğin; Sermaye Piyasası Kurulu, Sermaye Piyasası
4
Bu konuda geniş bilgi için bkz., Moroğlu, Erdoğan, Sermaye Piyasası Kanunu 15. Yıl
Sempozyumu, Sermaye Piyasası Kurulu Yayını No. 119, Ankara 1998, s. 15-21.
Erdoğan MOROĞLU makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Kanunu’nun 22/b maddesinde “... Kamu yararının gerektirdiği hallerde
sermaye piyasası araçlarının halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak”
konusunda; ve 46/A maddesinde “Kayıt yükümlülüğü yerine getirilmek-
sizin yapılmış ihraç, halka arz ve satış işlemleriyle, izinsiz sermaye piyasası
faaliyetlerinin durdurulması için gerekli her türlü tedbiri almaya; kayıt yü-
kümlülüğüne uyulmaksızın yapılan halka arz ve satış sonucu satılan kısmın
karşılığı ve satışı yapılacak senetler için her türlü teminattan muaf olarak
ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz istemeye, tedbir ve haciz tarihinden itibaren altı
ay içinde dava açmaya ... yetkili” kılınmış olduğu halde, Tasarı’nın 552.
maddesinde, Sermaye Piyasası Kurulu’ndan izin alınmaksızın halktan
para toplanması veya buna teşebbüs edilmesi halinde, Kurul’un para
toplanmasını veya buna teşebbüsü önlemek için Ankara Ticaret Mahke-
mesi’nden ihtiyati tedbir kararı alması öngörülmüştür. Bu konuda doğru
ve amaca uygun olan düzenleme, kuşkusuz izinsiz para toplanması
veya buna teşebbüs edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu’nun
özerk bir idare olarak, kamu erkini kullanmak suretiyle söz konusu
eylemleri önlemek bakımından doğrudan yetkili kılınmasıdır. Bu yetki
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 22/b ve 46/a maddeleri hükümleriyle
Sermaye Piyasası Kurulu’na verilmiş olmasına göre, anılan 552. madde
hükmünün Tasarı’dan çıkarılması gerekmektedir.
b. Yine, Tasarı’nın 333. maddesinde “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca
yayımlanacak tebliğle faaliyet alanları belirlenip ilân edilecek anonim şirketler
Bakanlığın izni ile kurulur. Bu şirketlerin ana sözleşme değişiklikleri de aynı
Bakanlığın iznine bağlıdır ...” denildikten sonra “... bunun dışında konumu
ve işletme konusu ne olursa olsun anonim şirketin korumu ve esas sözleşme de-
ğişiklikleri herhangi bir makamın iznine bağlanamaz” denilmesi de Sermaye
Piyasası Kanunu’nun 12/I. maddesinin kayıtlı sermaye sistemine geçiş
için “izin alınmasını” öngören hükmüyle çelişmektedir.
c. Tasarı’da diğer ilgili kanunlarla da gerekli uyum sağlanamamıştır.
Örneğin; Tasarı’nın 4/6 maddesi hükmü Fikir ve Sanat Eserleri Kanu-
nu’nun değişik 76. maddesi hükmüyle; 210/No 3. maddesi hükmü 2576
sayılı Kanun’un 5. maddesi hükmüyle; 65. maddesinin 1. fıkrası ve 70.
maddesi hükümleri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 215. maddesi-
nin 1 ve 2. fıkraları hükümleriyle; 74. maddesi hükmü yine Vergi Usul
Kanunu’nun 326. maddesi hükmüyle uyumsuzdur.
5
4. Sistematik
5
Bu konuda Moroğlu, a.g.e.’in ilgili maddelerinde yapılan açıklamalara bkz.
makaleler Erdoğan MOROĞLU
39TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Tasarı’nın sistematiği de bozuktur. Bu bozukluk hem yürürlükteki
Türk Ticaret Kanunu’nun bir kısım hükümlerinin olduğu gibi Tasarı’ya
aktarılmasından ve hem de yeni düzenlemelerde sistematik konusun-
da gerekli özenin gösterilmemiş olmasından kaynaklanmıştır. Örneğin;
Tasarı’nın Birinci Kitap’ının başlığı “Ticari İşletme” olduğu ve ilk 11.
maddesinde doğru olarak ticari işletme tanımına yer verildiği halde;
devamında ticari işletmenin kuruluşu, teşkilâtı, devri, kiralanması,
rehnedilmesi (özel kanunlarıyla da bağlantı kurularak) düzenlenecek
yerde, 12. ve devamı olan maddelerde ticari işletmenin kişi unsurunu
oluşturan “tacir”e atlanmış; ticari işletmeyle ilgili diğer düzenlemeler
eksik olarak tacire ve ticaret unvanına ilişkin hükümler arasına ser-
piştirilmiştir. Ayrıca, yeni bir kanun hazırlanmasından yararlanılarak,
“tacir”i takiben, ticari işletmenin diğer önemli kişi unsurlarını oluşturan
ticari mümessil ile ticari vekilin düzenlenmesi gerekirken, bunlara hiç
yer verilmemiştir. Ticari belgeler olan fatura ve teyit mektubu, ticari
defter ve belgelerin düzenlendiği Kısım’da yer alacaklarına, bunlara
(Türk Ticaret Kanunu’nda olduğu gibi) “Tacir olmanın hükümleri” ara-
sında yer verilmiştir.
Yine, anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin ibraları, “sorum-
lulukları” ile doğrudan bağlantılı bir kurum olduğu halde, (açık ibra’ya
ilişkin kısmı eksik olarak) bulunması gereken yerde (yâni sorumluluğun
düzenlendiği On birinci Bölüm 558. maddede), örtülü ibra’ya ilişkin
kısmı ise “genel kurul” hükümleri arasında (m. 424) düzenlenmiş bu-
lunmaktadır.
Anonim ortaklıkların denetimine ilişkin hükümlerin sistematiği de
bozuktur. Öncelikle, denetimden ne anlaşılması gerektiği, kimin tara-
fından yapılacağı, denetçilerin atanmaları, görev ve yetkileri ile hakları
düzenlenip, ondan sonra denetçiliğin sona ermesinin düzenlenmesi ge-
rekirken, ilkin “denetçinin seçimi ve görevinin sona ermesi” hükümlerine
yer verilmiştir.
Tasarı’nın anonim ortaklık genel kurul kararlarının iptal edilebilir-
liğini ve butlanını düzenleyen 445 ilâ 451. maddelerinin sistematiği de
bozuktur. İptal edilebilirliğe ilişkin hükümlerin bütünlüğü bozularak
araya butlan hükmünün konulması ve iptal ve butlan davalarına ilişkin
hükümlere “Çeşitli Hükümler” başlığı altında yer verilmesi hatalı olmuş-
tur. Doğru olan, “genel kurul kararlarının geçersizliği (veya Hükümsüzlüğü)”
üst başlığı altında ilkin tam olarak iptal edilebilirliğin; daha sonra da
Erdoğan MOROĞLU makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
iki fıkralı bir maddede butlanın düzenlenmesidir. Butlanı düzenleyen
maddenin 1. fıkrasında butlan nedenleri; 2. fıkrasında da, davanın açıl-
dığının ilânı, dava nedeniyle şirketin uğrayabileceği zararlar için teminat
gösterilmesi, dava konusu kararların icrasının ertelenmesi konularında
iptal davasına ilişkin hükümlere yapılan yollama yer almalıdır.
Sistematik konusunda vurgulanması gereken diğer bir hata da, ön-
ceki veya sonraki bir maddenin fıkrası olması gereken bir çok hükmün
ayrı maddeler halinde düzenlemiş bulunmasıdır. Buna ilişkin örneklere
ve diğer sistem hatalarına ileride maddelerle ilgili değerlendirmeler
kapsamında değinilmiştir.
Nihayet, Tasarı’da tek fıkradan oluşan maddelerin metinlerinin baş
tarafına da (1) rakamının konulması gereksiz bir uygulama ve şekil
hatasıdır.
5. Tasarı’nın İçeriği
Tasarı’nın 2005 Mart ayında kamuoyuna açıklanan ilk şekline ilişkin
değerlendirmemde, incelediğim “Başlangıç” bölümü, “Ticari İşletme” ve
“Ticaret Şirketleri” Kitapları ile “Son Hükümler” bölümüne ait yaklaşık
altı yüz elli beş maddeden en az iki yüz ellisinin kısmen veya tamamen
düzeltilmesi ve çoğunluğu önemli hukuki sorunlar çıkaracak olan, ba-
zıları Anayasa’ya da aykırı on beşten fazla maddenin veya münferit
hükmün (örneğin; 64/No. 5, 210/III, 333/C. 4, 5, 335, 340, 351, 421,
434/I, 552, 579, 585, 1509 ve 1511. maddeler hükümlerinin) Tasarı’dan
çıkarılıp atılması gerektiğini belirtmiştim.
6
Her ne kadar, Başbakanlığa
sunulan son Tasarı’da Anayasa’ya aykırı olduğunu belirttiğim 64/No. 5,
210/III ve buna bağlı olarak üç yüz otuz üç cümle dört hükümlerine yer
verilmemiş,
7
kısmen veya tamamen düzeltilmesini veya tamamlanması-
nı önerdiğim hükümlerden aşağı yukarı yirmi dokuz adedi önerilerim
doğrultusunda tamamen veya kısmen düzeltilmiş veya tamamlanmış
ise de, iki yüzü aşkın maddeye ilişkin eleştiri ve önerilerim güncelliğini
6
Moroğlu, Erdoğan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Değerlendirme ve Öneriler, 1 ve 2.
Baskı. Bkz., ilgili maddeler.
7
Tasarı’dan çıkarılan 64/No. 5 hükmüyle Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun
kural koyma yetkisi ve dolayısıyla uluslararası Finansal Raporlama Standartları Ka-
nunu’nun ticari defterlere ilişkin hükümlerinin önüne geçiriliyor ve kanun hükümle-
rinin, anılan kuralların izin verdikleri ölçüde uygulanabilecekleri, standartlarla kanun
hükümlerinin değiştirilebilmesi kabul ediliyordu. Ben, bu düzenlemenin hukukun
makaleler Erdoğan MOROĞLU
41TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
korumaktadır. Bunlardan bazılarını önemine binaen burada özel olarak
vurgulamak isterim.
a. Öncelikle üzerinde durmak istediğim hükümler, Tasarı’da yer
almaları için haklı ve tutarlı bir neden bulunmayan, adetâ yenilik yapma
özentisiyle getirilmiş olanlardır.
Tasarı’nın anonim ortaklıklara ilişkin 335. ve limitet ortaklıklara
ilişkin 585. maddeleriyle bu ortaklıkların “kurulmaları” ile “tüzel kişilik
kazanmaları” birbirinden ayırılmakta ve Alman Federal Temyiz Mahke-
mesi’nce benimsenmiş olan Vorgesellschaft (ön şirket) veya Gründung-
sgesellschaft (kuruluş şirketi) sistemi hukukumuza getirilmek istenmek-
tedir. Geçerli bir gerekçeye dayanmayan bu düzenleme hukukumuz
bakımından bütünüyle gereksizdir. Ayrıca, Borçlar Kanunu’nun 520.
maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın
625. maddesinin 2. fıkrasında tekrarlanan “Bir şirket Ticaret Kanunu’nda
tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değil ise, bu bap ahkâmına tâbi
âdi şirket sayılır” hükmüyle bağdaşmadığı gibi; Tasarı’nın kurucuların
işlemlerinin ve masraflarının tüzel kişi şirkete devrini düzenleyen 355.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları hükümleriyle de çelişmektedir. Çünkü, 335.
maddede benimsenen ön şirket-kuruluş şirketi sisteminde, ön şirketle
tüzel kişilik kazanan şirket arasında bir ayniyet olduğundan, Tasarı’nın
355. maddesinin 2 ve 3. fıkrasında öngörüldüğü gibi bir devir söz ko-
nusu olmamalıdır.
Tasarı’nın anonim ortaklıklara ilişkin 340. maddesinde, sözleşmeler
hukukunun temeli olan “sözleşme özgürlüğü” Borçlar Kanunu’nun 19/
20. maddeleri ile Türk Medeni Kanunu’nun 23. maddesinde öngörülen
sınırlamaların çok ötesinde olarak, ayrıca sınırlanmaktadır. Bu hükme
göre, ana sözleşmede yapılacak olan ihtiyari düzenlemelerin geçerliliği,
sadece emredici hükümlere, ahlâka ve âdaba, kamu düzenine ve kişilik
haklarına aykırılık ile değil, ayrıca “Kanun’da açıkça cevaz verilmiş olma”
koşulu ile de sınırlanmaktadır. Bu sınırlama ile anonim ortaklığa çelik
normlar hiyerarşisine, Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı ilkesine ilişkin hükümlerine
ve özellikle “Kanunları koymak, değiştirmek ve kaldırmak TBMM’ne aittir” diyen
87. maddesi hükmüne açıkça aykırı olduğunu belirtmiştim.
İlk Tasarı’nın 210. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “... Bu iptal davasının usu-
lünü, süreleri de belirleyerek bir yönetmelikle düzenlemeye Danıştay yetkilidir”
hükmünü ise, yönetmelikle idari muhakeme usulü ve dava süresi düzenlemesini
öngörmesi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesinin “Mahkemelerin ... işleyişi ve
yargılama usulleri kanunla düzenlenir” diyen hükmüne aykırı bulmuştum.
Erdoğan MOROĞLU makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
korse girdirilmekte ve anonim ortaklıklar hukukunun gelişmesi yolu
önemli ölçüde kapatılmaktadır. Aynı durum, Tasarı’nın 579. maddesi-
nin paralel hükmü nedeniyle limitet ortaklıklar için de söz konusudur,
8
Belirtilen sakıncaları yanında tutarlı bir gerekçesi de bulunmayan bu
hükmün Tasarı’dan çıkarılması gerekir.
Ayrıca, Tasarı’nın 421. maddesi hükmüyle Türk Ticaret Kanunu’nun
artık oturmuş olan ve ufak düzeltmelerle Tasarı’ya alınması gereken
388. maddesinin ana sözleşme değişikliklerine ilişkin nisapları gösteren
hükmünün, tutarlı bir gerekçe gösterilmeden, on yıl ara ile ikinci defa
değiştirilmesi de hatalı olmuştur. Her ne kadar ilk Tasarı’daki hatalı ve
çelişkili hüküm eleştirim üzerine
9
son Tasarı’da önemli ölçüde düzel-
tilmişse de, bu düzeltme yeterli değildir.
Gerek 340 ve 579. maddeler hükümleri ve gerekse ana sözleşme de-
ğişikliğine ilişkin nisapları belirleyen 421. madde hükmü yurdumuzda
mevcut 90.000 anonim şirketin ana sözleşmeleri ve bu ana sözleşmelerde
düzenlenen ortaklık ilişkileriyle ortaklar arası çıkar dengeleri bakımın-
dan büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Bu tehlikeyi “Geçici Hükümler”
ve “Uygulama Kanunu” ile gidermek de mümkün değildir.
Tasarı’nın 434. maddesinde, yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu’nun
her paya en az bir oy hakkı tanıyan sistemi değiştirilerek bunun yerine
pay sahiplerinin oy haklarını paylarının toplamı itibari değeriyle orantılı
olarak kullanmaları sistemi getirilmektedir. “Farklı itibari değerli payların
aynı oy hakkına sahip olmalarının zoraki bir imtiyaza yol açtığı” şeklinde,
doğruluğu çok tartışmalı bir gerekçeye dayandırılan bu düzenleme
ile de, halen mevcut olan anonim ortaklıkların ana sözleşmelerinin
oy hakkına ilişkin hükümleri ve ortaklar arasında mevcut olan çıkar
dengeleri altüst olacaktır.
b. Tasarı’nın vurgulamak istediğim önemli yetersizliklerinden biri
de, yapılan yeni düzenlemelerin eksik bırakılmış olmasıdır. Bu konuda
verilebilecek ilk örnek, Tasarı’nın 338. maddesinin tek kişilik anonim
ve limitet ortaklığa cevaz veren düzenlemedir. Anonim ortaklığın en
az beş kurucuyla ve limitet ortaklığın en az iki ortakla kurulması zo-
8
İlk Tasarı’nın 340. maddesinin “... Bu Kanun ile diğer bir kanundaki düzenleme
çelişirse bu Kanun’un hükümleri üstün tutulur” diyen hükmü, tarafımdan “özel
hüküm genel hükmü sınırlar” ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiş ve
Tasarı’dan çıkarılmıştır.
9
Bkz., Moroğlu, a.g.e., 2. Baskı, s. 134-135.
makaleler Erdoğan MOROĞLU
43TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
runluluğunun amaca hizmet etmediği, yapay kurucular veya ortaklar
alınmasına yol açtığı doğrudur. Ancak, bu kabulün zorunlu sonucu olan
düzenlemelerin tam olarak yapılmamış olması önemli bir eksikliktir.
Örneğin; tek kişilik anonim ortaklıkta genel kurulların nasıl toplanacağı
ve nasıl karar alacağı; kararların iptalinin ve geçersizliğinin nasıl ileri
sürüleceği; tek kişilik şirketin tek kişi ortağı ve onun sahibi olduğu diğer
şirketlerle, kan ve kayın hısımlarıyla ve onların şirketleriyle ilişkileri;
tek kişi ortaklığında yönetim kurulu üyelerinin azli ve ibraları ve en
önemlisi tek kişi ortağın şirket borçlarından sorumluluğunun şahsi ve
sınırsız hale gelmesi gereken durumlar hakkında Tasarı’da bir düzen-
leme yoktur. Ayrıca, tek ortaklı şirket düzenlemesinin, sınırlı sorum-
luluk imkânından yararlanmak isteyen tek kişilik firmaların anonim
ortaklığa dönüşmelerini teşvik edeceği göz önünde tutularak, bu eğilimi
bir ölçüde kırmak üzere, anonim ortaklıkların asgari esas sermayeleri-
nin 500.000 TL olarak belirlenmesi ve tek kişi ortağın şirketin borç ve
yükümlülükleri nedeniyle üçüncü kişilere karşı sorumluluğunun, hiç
olmazsa özel durumlarda, genişlemesi veya sınırsız hale gelmesi gibi
düzenlemelere yer verilmesi gerekirdi.
İdare ve temsil organının tek bir kişiden oluşabilmesini öngören
düzenleme de yetersizdir. Bir kere, tek kişilik organdan “kurul” diye
söz edilmesi hatadır. Ayrıca, tek kişilik yönetimin gereklerine uygun ve
yeterli bir düzenleme de yapılmamıştır. Örneğin; 359. maddede “Anonim
şirketin ... bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur”
denildikten sonra, 370. maddede, idare ve temsil organının bir kişiden
oluşabileceği unutularak “... temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere
yönetim kuruluna aittir” denilmesi eksik bir düzenlemedir.
Tasarı’nın 499. maddesinde, anonim ortaklığın pay defterine kaydı
gerekenler arasında pay üzerinde rehin hakkına sahip olanların sayıl-
maması da önemli bir eksikliktir. Paylar üzerindeki rehin hakkının
ve bu hakkın rüçhan hakkı kullanılarak elde edilecek yeni payları da
kapsadığına ilişkin sözleşme şartının ilgili şirkete karşı etkin bir şekil-
de ileri sürülememesi uygulamada önemli sorunlara yol açmaktadır.
Bu nedenle, maddenin rehin hakkı sahiplerini de kapsayacak şekilde
düzenlenmesi gerekmektedir.
Tasarı’nın yöneticilerle denetçilerin ibralarını düzenleyen 424 ve
558. maddelerinde (yürürlükteki TTK’nın 380. maddesinde olduğu
gibi) sadece örtülü (dolaylı) ibraya yer verilip, açık (doğrudan) ibranın
Erdoğan MOROĞLU makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
düzenlenmemesi de önemli bir eksikliktir. Gerçekten, ibra, bilânço, kâr
ve zarar hesabının onaylanması suretiyle örtülü olarak verilebileceği
gibi, bununla ilgili olmaksızın, bağımsız ve açık bir ibra kararıyla da
verilebilir. Uygulamada ibra genellikle bu şekilde verilmektedir. İşte
asıl hukuken geri alınamayacak olan ibra bu ibradır. Tasarı’nın 558.
maddesinde “ibra kararının geri alınamayacağı” belirtilip, asıl ilgili olduğu
açık (doğrudan) ibranın düzenlenmemesi önemli bir eksikliktir.
İsviçre hukuku örnek alınarak anonim ortaklıklar hukukumuza ge-
tirilmek istenen ve Tasarı’nın 531. maddesinde yer alan haklı nedenlerle
fesih davası da, özellikle, dava hakkının sınırlarının iyi belirtilmemesi
ve dava için bir zamanaşımı süresinin belirlenmemiş olması bakımla-
rından eksik ve yetersizdir.
Tasarı’daki eksik düzenlemeye diğer bir örnek, Merkezi Kayıt Ku-
ruluşu’nun, 496. maddedeki yan düzenleme dışında, âdeta görmezden
gelinmiş olmasıdır. Özellikle, anonim ortaklık genel kuruluna katılabi-
lecek pay sahipleri ile temsilcilerinin belirlenmesinde ve pay devrinde,
anonim ortaklık paylarının tapu kütüğü konumunda bulunan ve kuru-
mun işlevine yer verilmemiş olması önemli bir eksikliktir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 341. maddesi hükmüyle azınlık pay sa-
hiplerine tanınmış olan sorumlu yönetici ve denetçilerin onları seçen ve
yönlendiren egemen pay sahipleri tarafından ibra edilmelerini önleme
imkanının, Tasarı’nın 559. maddesinde, sadece “kuruluş ve sermaye artı-
rımından doğan sorumluluk ile sınırlı” hâle getirilmesi, azınlık ve çoğun-
luk pay sahipleri arasında mevcut olan hukuki dengenin egemen pay
sahipleri lehine bozulması bakımından çok sakıncalı olmuştur. Böylece,
münferit ve azınlık pay sahiplerinin, dolaylı zararlar nedeniyle tazminat
davası açabilme hakları da önemli ölçüde kâğıt üstünde kalacaktır. Öte
yandan, yöneticiler, denetçiler ve tasfiye memurları aleyhine şirket tüzel
kişiliği adına açılacak tazminat davalarının genel kurulun aynı yönde
vereceği bir karara bağlı olması gereğinin Tasarı’da ihmal edilmiş bu-
lunması da önemli bir eksikliktir.
Keza, Tasarı’nın 1524. (eski 1505.) maddesinde, her sermaye şirke-
tinin bir web sitesi oluşturması ve sitenin belirli bir bölümünü şirketin
kanunen yapması gereken ilânlarına tahsis etmesi zorunlu tutulmuş
olmasına karşın, ilân gereğini düzenleyen birçok maddede (örneğin;
makaleler Erdoğan MOROĞLU
45TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
154, 171/IV, 414/I, 448/I, 453, 532 ve 545. maddelerde) web sitesinde
ilân yapılması gereğine yer verilmemiş olması önemli bir eksikliktir.
c. Tasarı’nın içerik bakımından aksayan diğer bir yanı da, yapılan
düzenlemeler arasında gerekli olan uyumun sağlanamamış olmasıdır.
Örneğin; 344. maddede, nakit sermaye taahhütlerinin başlangıçta
¼’ünün ödenmesi yeterli bulunduktan sonra, 435. maddede nakit ser-
maye borcunun tamamını ödememiş olan pay sahiplerinin oy hakkını
kullanmaktan yoksun bırakılmaları uyumsuz ve suistimale açık bir dü-
zenlemedir. Oydan yoksunluğun, bakiye sermaye borcunun (yönetim
kurulunun istemine rağmen) ödenmemesi hali için öngörülmesi daha
tutarlı bir düzenleme olurdu.
Yine, Tasarı’nın 359. maddesinde “anonim şirketin bir veya birden
fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur” denildikten sonra, 370.
maddede, yönetimin tek kişiden oluşması hâli gözden kaçırılarak, ka-
tegorik bir şekilde “Temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim
kuruluna aittir” denilmesi uyumsuz bir düzenlemedir.
d. Tasarı’nın 452. maddesinde, uygulamada çok yanlış yorumla-
ra yol açan ”müktesep hak” düzenlemesinde ısrar edilmesi ve ayrıca
“vazgeçilmez haklar” diye bir hak kategorisi ihdas edilmesi de hatalı
olmuştur.
Kaynağı olan İsviçre’de bile elli beş yıllık bir uygulamadan sonra
kanundan çıkarılmış olan müktesep hak kavramının Tasarı’da muhafa-
za edilmesi, bugüne kadarki yanlış yorum ve uygulamaların (özellikle
yapay mutlak müktesep hak – Nisbi müktesep hak ayırımının) devam
etmesinden başka bir sonuç vermeyecektir. İşin dikkate değer yanı,
İsviçre kanun koyucusunun ve uygulayıcısının yanlıştan dönmeyi
bilmelerine karşılık, onların Türkiye’deki takipçilerinin yanlışta ısrar
etmeleridir.
“Vazgeçilmez haklar”ın ne olduğu Tasarı’nın gerekçesinde açıklan-
mamış ve sadece “müktesep hakların bir türü olduğu” belirtilmiştir. Ancak
bu niteleme bizatihi “vazgeçilmez hak” nitelemesiyle bağdaşmamaktadır.
Çünkü, müktesep hakkın temel özelliği, sahibinin rızasıyla “vazgeçile-
bilir” olmasıdır.
Erdoğan MOROĞLU makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
e. Ticaret ortaklıklarında ve bu arada anonim ortaklıkta işletme ko-
nusu ile sınırlı ehliyet ilkesi (ultra vires) terkedildikten sonra, Tasarı’nın
371. maddesinin 2. fıkrasında işletme konusuyla sınırlı temsil yetkisinin
öngörülmesi çelişkili bir tutumdur. Aynı durum tasfiye memurlarının
temsil yetkileriyle ilgili olarak Tasarı’nın 539. maddesinin 2. fıkrası
hükmü bakımından da söz konusudur.
f. Tasarı’nın Türk Ticaret Kanunu’nun herhangi bir hükmünü kal-
dıran, değiştiren, uygulanmaz konuma getiren veya istisna eden diğer
kanunlara ve kanun değişikliklerine ilişkin tasarıların “Adalet Bakanlı-
ğı’nın onayı alınarak Bakanlar Kurulu’na getirilebilmesini” öngören 1533.
(eski 1511.) maddesi hükmü de hukuken hatalı ve gereksizdir. Bir kere,
bakanlıklardan birinin Bakanlar Kurulu’na kanun tasarı taslağı suna-
bilmesinin diğer bir Bakanlığın “onayına” bağlı tutulmasının hukuken
geçerliliği en azından tartışmalıdır. Kaldı ki, uygulamada Bakanlar Ku-
rulu’na sunulacak olan tasarı taslakları için uygulamada ilgili bakanlık-
ların (ve genellikle Adalet Bakanlığı’nın) görüşleri alınmaktadır.
10
Tasarı’da yukarıda belirtilenlerden başka daha birçok madde
yanlış, eksik, çelişkili veya çıkarılıp atılması gereken hükümleri içer-
mektedir.
11
Sonuç olarak, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın en azından “Ticari
İşletme” ve “Ticaret Şirketleri” Kitapları ile “Son Hükümler” bölümünün
TBMM’ye sunulmasında acele edilmemesi, Adalet Komisyonu’nda veya
oluşturacağı alt komisyonda düzeltilebileceği iyimserliğine kapılınma-
ması ve Tasarı’nın herhalde oluşturulacak yeni bir komisyonda gözden
geçirilerek düzeltilmesi zorunludur.
10
Tasarı’nın ilk metninin 1509. maddesinde “Bu Kanun’da yer alan bütün tanımlar
ve kanuni terimler, aynı kavramlar için diğer kanunlar farklı tanımlar ve terimler
kullanmış olsalar da, o kanunlar için de geçerli tanımlar ve terimlerdir” hükmüne
yer verilmişti. Bu hükmü, Türk Ticaret Kanunu’nun aynı şekilde özel hukuk alanını
düzenleyen Türk Medeni Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu’na göre daha özel bir kanun
olduğu; hal böyle iken, Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan bütün tanımlar ile kanuni
kavram ve terimlerin, farklı da olsalar, tüm kanunlar için geçerli olduğunun hükme
bağlanmasının hukuk tekniği bakımından hatalı ve ayrıca sakıncalı olduğu nedenleriyle
eleştirmiştim. Hüküm son tasarıdan (yeni 1531. maddeden) çıkarılmıştır.
11
Bu hükümlerle ilgili açıklamalar için İstanbul Barosu tarafından yayımlanan Türk
Ticaret Kanunu Tasarısı–Değerlendirmeler ve Öneriler, (1. Baskı Mayıs 2005, 2. Baskı
Haziran 2005) adlı kitabıma bakabilirler.