makaleler Hasan DURSUN
359TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediyelerin ortaya çıkışı ve gelişimi ile ülkemizin batılılaşma
tarihi arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Belediyeler, Tanzimat
reformları içinde Türk yönetim sistemi içerisinde yer almaya başlamış-
tır. Oturmuş bir yapı içerisinde ilk belediye deneyimi İstanbul Şeh-
remaneti adı altında uygulamaya konulmuştur. İstanbul şehremanati
ile başlayan belediye yönetim tarzı, 1876 tarihli Anayasa olan Kanun-i
Esasi ile yasal bir dayanağa kavuşmuş, Meclisi Mebusan tarafından
çıkarılan Dersaadet Belediye Kanunu ve Vilayetler Belediye Kanunu
kısmi değişikliklerle, 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Belediye Kanu-
nuna kadar yürürlükte kalmıştır.
1884 tarihli Fransız Belediye Kanunu’ndan esinlenerek yürürlüğe
konulan 3.4.1930 tarih ve 1580 sayılı Belediye Kanunu ile belediyeler
oldukça geniş kapsamlı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı Belediye
Kanunu’nun; günümüzdeki yerelleşme eğilimleri karşısında gerekli
açılımların yapılabilmesi için yetersiz kaldığı, dayandığı mahalli idare
anlayışının günümüzün yerel hizmetlerde genel yetkili mahalle anla-
yışından farklı olduğu, yapılan değişikliklerle bütünlüğünü ve iç tutar-
lılığını kaybettiği ve çağdaş gelişmelerle de uyumlu olarak yönetimde
zihniyet değişimi ile birlikte belediyelerin kuruluş ve görevlerine ilişkin
mevzuat alt yapısının yenilenmesinin kaçınılmaz hâle geldiği gerekçe-
*
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku (İdare Hukuku) Dok-
tora Öğrencisi.
Bkz., Şanlı, Avrupa Birliği Yolunda Geçmişten Günümüze Belediye Personel Siste-
mi, s. 161.
BELEDİYE DİZGESİNE GETİRİLEN
YENİLİKLERE GENEL BİR BAKIŞ
Hasan DURSUN
*
Hasan DURSUN makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
leriyle
2
yeni bir Belediye Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır. Hazırlanan
Tasarı TBMM’nce 9 Temmuz 2004 tarihli ve 5215 sayılı Belediye Kanu-
nu olarak kabul edilmiş ve yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na
gönderilmiştir. Söz konusu kanun, Cumhurbaşkanınca; bir daha görü-
şülmek üzere TBMM Başkanlığı’na geri gönderilmiştir.
Cumhurbaşkanı; 5215 sayılı Belediyeler Kanunu’nu TBMM’ne
geri gönderirken 3 madde üzerinde geri gönderme gerekçeleri ile-
ri sürmüştür. Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü birinci gerekçe; 5215
sayılı kanunun 3. maddesi hakkındadır. Cumhurbaşkanı; 5215 sayılı
kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belediye tanı-
mı yapılırken “beldenin ve belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki
ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından
seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi” biçi-
minde bir tanım yapıldığını, halbuki Anayasa’nın 127. maddesinde
yerel yönetimlerin “il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihti-
yaçlarını karşılamak üzere...” kurulabileceği ifade edildiğinden belediye
tanımı içerisinde belde halkı yanında belde hizmetlerine de yer veril-
mesinin Anayasa’nın 127. maddesine; yine bu tanımda beldenin yerel
ortak gereksinimlerini karşılamak görevinin de belediyelere verilerek,
belediyelerin genel yönetimle ilgili konuları kapsayacak şekilde genel
yetkili yönetim birimi gibi tanımlandığını bu durumun Anayasa’nın
126. maddesine aykırı olduğunu, çünkü söz konusu madde gereği ge-
nel yetkili yönetim biriminin il olduğunu ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü ikinci gerekçe, 5215 sayılı ka-
nunun 14. maddesi üzerinedir. Cumhurbaşkanı; 5215 sayılı kanunun
14. maddesinin 1. fıkrasında “Belediye, kanunlarla münhasıran başka bir
kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki her türlü
görev ve hizmeti yapar veya yaptırır, gerekli kararları alır, uygular ve denet-
ler” denilerek belediyenin görev ve sorumluluklarının genel ve soyut
olarak belirlendiğini, halbuki Anayasa’nın 126. maddesinde merkezi
yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da sınırlayan bir düzenleme-
nin yapılmadığını, buna karşın Anayasa’nın 127. maddesinde yerel yö-
netimlerin örgütlenmesinin hem “coğrafya” hem de “konu” yönünden
sınırlandığını buna göre yönetsel örgütlenmede merkezi yönetimin
konu yönünden genel, yerel yönetimlerin ise özel görevli olduğu, hal-
2
Gerekçe konusunda ayrıntılı bilgi için Bkz., http://www.belgenet.com/yasa/
k5215-2.html, (Erişim Tarihi; 31.10.2006).
makaleler Hasan DURSUN
361TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
buki 14. maddenin birinci fıkrası ile belediyelerin kamu hizmetlerinin
yürütülmesi yönünden “genel görevli” kılındığı, “münhasıran” sözcü-
ğüyle merkezi yönetimin görev ve yetki alanının daha da daraltıldığı,
buna karşılık belediyelerin görev ve yetki alanının genişletildiğini, bu
durumun, yurttaşlara standart bir kamu hizmeti sunumunu olanak-
sızlaştırarak hizmetler yönünden bölgesel ve yerel dengesizlikleri artı-
racağı, yasama organının, her şeyden önce bir hizmetin yerel mi, yok-
sa ülke düzeyinde mi olduğunu belirlemesi ve yerel düzeyde görülen
hizmetlerin yasada tek tek sayılması gerektiğini, bu nedenle de, 14.
maddenin Anayasa’nın 126 ve 127. maddesindeki ilkelerle bağdaşma-
dığını ileri sürmüştür.
Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü son gerekçe ise 5215 sayılı ka-
nunun Geçici 4. maddesi üzerinedir. Cumhurbaşkanı; 5215 sayılı ka-
nunun Geçici 4. maddesinde; “Konusu suç teşkil etmemek ve kesinleşmiş
bir yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla, bu kanunun yayımı tarihine
kadar, memur temsilcileri ile toplu iş sözleşmesi akdederek veya başka bir ta-
sarrufta bulunarak belediye, büyükşehir belediyesi ve il özel idaresinde çalışan
kamu personeline her ne ad altında olursa olsun ek ödemede bulunmaları ne-
deniyle kamu görevlileri haklarında idari, adli veya mali yargılama ve takibat
yapılamaz, başlatılanlar işlemden kaldırılır” şeklinde bir hükme yer veril-
diğini, af niteliğinde olduğu için Anayasa’nın 87. maddesi gereği bu
düzenlemenin kabul edilebilmesi için TBMM üye tam sayısının beşte
üç çoğunluğunun aranması gerektiğini, diğer yandan, geçici madde ile
getirilen affın haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunanları kapsa-
madığını, bu durumun Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ve 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkelerine aykırı olduğu-
nu ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere
TBMM’ye geri gönderilen 5215 sayılı Belediye Kanunu’nun TBMM
Genel Kurulu’nda sadece Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanması
uygun bulunmayan 3, 14 ve Geçici 4. maddeleri üzerinde görüşül-
müş; 3ç maddede, Cumhurbaşkanının istediği doğrultuda düzenleme
yapılmış, 14. maddede Cumhurbaşkanının isteğini tam olarak karşı-
lamasa da bir takım kısmi düzeltmeler yapılmış ve Geçici 4. madde
Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü gerekçeler hakkında fazla bilgi için Bkz., http://
www.cankaya.gov.tr/tr_html/ACIKLAMALAR/22.07.2004-2799.html, (Erişim
Tarihi; 29.12.2006).
Hasan DURSUN makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kaldırılmıştır. Böylelikle Genel Kurulca kabul edilen Belediye Kanunu
yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmiştir. Cumhur-
başkanı tarafından yayımlanan 7.12.2004 tarih ve 5272 sayılı Belediye
Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nu kaldırmıştır. Ancak Anayasa
Mahkemesi’nin 18.1.2005 gün ve E. 2004/118, K. 2005/8 sayılı Kararıy-
la 5272 sayılı kanun, şekil yönünden Anayasa’ya aykırı bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi bu kararında; “Cumhurbaşkanı’nca Anayasa’nın 89
ve 104. maddelerine göre bir daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderilen
9.7.2004 günlü, 5215 sayılı Belediye Kanunu’nun TBMM Genel Kurulu’nda
sadece Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanması uygun bulunmayan mad-
deleri görüşülüp oylanmış, ayrıca verilen önerge ile Kanuna Geçici 4. madde
eklenip oylandıktan sonra kanunun tümü için son oylama yapılmıştır. Ancak,
bu oylamanın ardından yapılan itirazların değerlendirilmesiyle gerekli sayıda
kabul oyu alamayarak reddedildiği anlaşılan Geçici 4. madde, kanun metnin-
den çıkarılmış ve diğer geçici maddeler yeniden sıralanmıştır.
Geçici Madde 4’ün çıkarılmasıyla içeriği daha önce son oylaması yapılan
metinden farklı hale gelen kanunun, TBMM İçtüzüğü’nün 81. maddesinin
son fıkrası uyarınca tümünün yeniden oylaması gerekirken buna uyulmamış,
böylece son oylaması yapılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle 5272 sayılı Belediye Kanunu, şekil bakımından
TBMM İçtüzüğü’nün 81. maddesine, bu bağlamda Anayasa’nın 88 ve 148.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
denilmiş ve iptal kararının Resmi
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girme-
sine karar verilmiştir.
Üçüncü kez TBMM tarafından görüşülen Belediye Kanunu, 5272
sayılı kanunda herhangi bir değişiklik yapılmayarak 7 Temmuz
2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Be-
lediyeler, 7.7.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu ile yeni bir
düzenlemeye tabi tutulmuştur. Ancak 5393 sayılı kanunun bazı hü-
kümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu savıyla iptal ve yürütmesinin
durdurulması istemiyle Anayasa mahkemesine başvurulmuştur. 5393
sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde
belediyelere ihtiyari görev olarak verilen okul öncesi eğitim kurum-
lar açmak görevi ile 2. fıkrasındaki; belediyenin kanunlarla başka bir
kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki
diğer görev ve hizmetleri de yapar veya yaptırır hükmünü Anayasa
Bkz., 13.4. 2005 tarih ve 27875 sayılı Resmi Gazete.
makaleler Hasan DURSUN
363TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Mahkemesi 22.9.2005 tarih ve E. 2005/95, K. 2005/14 sayılı Kararıy-
la yürürlüğünü durdurmuştur.
Anayasa Mahkemesi, 24.1.2007 ta-
rih ve E. 2005/95, K. 2007/5 sayılı Kararıyla da 5393 sayılı Belediye
Kanunu’nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile 2. fıkrasını ve 50.
maddenin son fıkrasındaki tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerde avu-
kat unvanlı pozisyonların devredildikleri belediye veya il özel idaresi
adına vize edilemeyeceğini ifade eden kısmını iptal etmiş ve 24.1.2007
tarih ve 2005/95, K. 2007/2 sayılı Kararıyla da iptal ettiği hükümlerin
yürürlüğünü durdurmuştur.
Ancak, 2.1.2007 tarihi itibariyle Anayasa
Mahkemesi’nin iptal ettiği hükümlerin iptal gerekçesi Resmi Gazete’de
yayımlanmamıştır.
Bu çalışmada; 5393 sayılı kanunla belediyelerin kurumsal ve iş-
levsel yapısında kısacası belediye dizgesi alanında getirilen yeniliklere
temas edilerek; özellikle hukuk ve kamu yönetimi bakış açılarıyla ge-
tirilen yenilikler eleştirisel olarak incelenecek ve 5393 sayılı kanunla
1580 sayılı kanun arasındaki farklara deyinilecektir.
I. BELEDİYE YÖNETİMİNİN TANIMI, KURULMASI, SINIR
İŞLERİ, BİRLEŞME VE KATILMASI İLE TÜZEL
KİŞİLİĞİNİN KALDIRILMASI
1.Belediyenin Tanımı
Yürürlükten kaldırılan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 1. mad-
desinde belediye; beldenin ve belde halkının yerel nitelikteki ortak ve
medeni gereksinimlerini düzenlemek ve karşılamak amacıyla yüküm-
lü bir tüzel kişi olarak tanımlanırken, 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Be-
lediye Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde belediye;
belde sakinlerinin yerel ortak nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere
kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan,
idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır.
Kanımızca, Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde de haklı
olarak belirtildiği üzere belediye tanımından, belediyenin; beldenin
ortak ve yerel gereksinimlerini karşılayacağını belirten hükmünün, bir
başka deyişle yerel ve ortak ihtiyaçlar bakımından belediyenin genel
görevli olduğu anlaşılan hükmün çıkartılması son derece yerinde ol-
Bkz., 29.9.2005 tarih ve 25951 sayılı Resmi Gazete.
Bkz., 27.1.2007 tarih ve 26451 sayılı Resmi Gazete.
Hasan DURSUN makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
muştur. Çünkü, Anayasa’nın 127. maddesinin 1. fıkrasında da örtülü
olarak belirtildiği üzere belediye, sadece, belediye sakinlerinin yerel
ve ortak gereksinimlerini karşılamak üzere kurulurlar. Dolayısıyla
1580 sayılı kanunda yapılan belediye tanımı da Anayasa’ya aykırı düş-
mektedir. Ancak, 5393 sayılı kanunda, Anayasa’da ifade edilmemesine
rağmen belediye için “idari ve mali özerkliğe sahip” kavramının kullanıl-
ması kanımızca Anayasaya aykırı düşmektedir.
Belediyeler, belirli bir coğrafi bölgenin değil, il özel idarelerinin
aksine, insanların topluca oturdukları, kendisine belde ismi verilen
birbirine yakın evlerden oluşmuş belirli ve sınırlı yerleşim birimlerinin
yönetim teşkilatıdır.
2. Belediyenin Kurulması
1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 7. maddesinde; bir yerleşim ye-
rinde belediye kurulabilmesi için aranan nüfus sayısı ölçütü 2000 iken,
3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 4. maddesine göre
ancak nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye
kurulabilir. Belediye kurulması konusunda 5393 sayılı kanun, 1580 sa-
yılı kanunda yer almayan bir hükme de yer vermiştir. Bu hükme göre;
nüfusu 5.000 ve üzerinde bulunsa da içme ve kullanma suyu havzaları
ile sit ve koruma alanlarında ve meskun sahası, kurulu bir belediye
sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim birimlerinde bele-
diye kurulamayacaktır.
1580 sayılı kanunun 7. maddesine göre köyler veya muhtelif köy
kısımlarının birleştirilerek belediye kurulabilmesi için meskun sahala-
rının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskun sahasına azami
500 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 2000 den fazla
olması esası benimsenmişken, 5393 sayılı kanunun 4. maddesinde me-
safe koşulu 5.000, nüfus koşulu ise 5.000 ve üzeri olarak kabul edilmiş-
tir.
Bir köyde ya da köylerin veya köy kısımlarının birleştirilerek bele-
diye kurulması süreci; 1580 sayılı kanun ile 5393 sayılı kanunda önemli
ölçüde farklı olarak düzenlense de iki kanunda da çeşitli aşamalardan
oluşan bir karma işlem
olarak düzenlenmiştir. 5393 sayılı kanunun
Günday, İdare Hukuku, 2002, s. 420.
Karma işlem hakkında bilgi için bkz., ibid., s. 119.
makaleler Hasan DURSUN
365TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
4. maddesinde; bir köyde ya da köylerin veya köy kısımlarının bir-
leştirilerek belediye yönetimi kurulabilmesi için bir veya birden fazla
köyün ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından
bir fazlasının mahalli en büyük mülki idare amirine yazılı olarak baş-
vurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda
valinin bildirimi üzerine mahalli seçim kurullarının on beş gün içinde
köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alacağı ve
sonucu bir tutanakla valiliğe bildireceği, işlem dosyasının valinin gö-
rüşü ile birlikte İçişleri Bakanlığı’na bildirileceği ve Danıştay’ın görüşü
de alındıktan sonra müşterek kararname ile belediye kurulacağı ifade
edilmiştir. 1580 sayılı kanunun 7. maddesinde; söz konusu karma işle-
min tamamlanabilmesi için seçim sonucunun valiliğe bildirilmesi üze-
rine valinin dosyayı il genel meclisine göndereceği, il genel meclisinin
de kurulacak belediyenin gelirlerinin kanunlarda yazılı hizmetlerin
yürütülmesine yeterli olup olmayacağına ve böyle bir teklifin faydalı
olup olmayacağına karar vermesi koşulu aranmakta iken, bu koşul,
5393 sayılı kanunun 4. maddesinde kaldırılmıştır. Yine belediye ku-
rulabilmesi için 1580 sayılı kanun Danıştay’ın kararını ararken 5393
sayılı kanununda bu koşul, Danıştay’ın görüşü olarak değiştirilmiştir.
Bu değişiklik sonucu, kanımızca Danıştay belediyenin kurulmasına
olumsuz görüş verse bile bu görüş bağlayıcı olmayacağından belediye
kurulmasına engel olarak görülmeyebilecektir.
1580 sayılı kanunun 7. maddesinde; belirli bir arazi içinde Hükü-
metçe yeni kurulan ve nüfusu 2.000 den fazla bir yerleşim merkezin-
de, sınırları gösterilmek suretiyle İçişleri Bakanlığı’nın teklifi ve Cum-
hurbaşkanının onayı ile belediye kurulacağını belirten hüküm, 5393
sayılı kanunun 4. maddesinin son fıkrasında; yeni iskan nedeniyle
oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim yerinde İçişleri
Bakanlığı’nın önerisi üzerine müşterek kararname ile belediye kuru-
labileceği şeklinde değiştirilmiştir. Daha somut bir deyişle; 5393 sayılı
kanun gereği yeni bir yerleşim yerinde belediye kurulması için artık
5.000 ve üzeri nüfus şartı aranmakta ve müşterek kararname koşulu
öngörülerek Başbakanın imzası da aranmaktadır.
Belde adının değiştirilmesi de 5393 sayılı kanunda 1580 sayılı ka-
nundan farklı bir usule bağlanmıştır. 1580 sayılı kanunun 9. madde-
sinde, bir beldenin adının değiştirilmesi; belediye meclisinin ve il idare
kurulunun kararı üzerine Danıştay’ın düşüncesi alındıktan Bakanlar
Kurulu’nun onayı ile yapılacağı belirtilmiş iken, 5393 sayılı kanunun
Hasan DURSUN makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
10. maddesinde, bir beldenin adının; belediye meclisi üye tam sayısı-
nın en az ¾ ü çoğunluğunun kararı ve valinin görüşü üzerine İçişleri
Bakanlığı’nın onayı ile değiştirileceği, bu kararın Resmi Gazete’de ya-
yımlanacağı ve beldenin adının değişmesi ile belediyenin adının da
değişmiş sayılacağı ifade edilmiştir.
1580 sayılı kanunda olduğu gibi 5393 sayılı kanunda da belediye-
lerin nüfus esası bakımından tek düze olarak kabul edilmesi kanımızca
son derece isabetsiz olmuştur. Gerçekten de, ülkemizdeki belediyele-
rin yaklaşık %70’e yakın kısmının nüfusu 5.000’in altında bulunmakta,
bu küçük belediyelerde mali kaynak ve personel yetersizliği bulun-
ması nedeniyle hizmetlerin önemli bir kesimi ya hiç yürütülememek-
te veya yetersiz olarak yürütülmektedir. Bu belediyeler, üstlendikleri
çoğu teknik nitelikli ve uzmanlık isteyen hizmetleri yürütmek istese-
ler ve kaynak bulsalar bile çoğu zaman boş kalacak teknik ve uzman
eleman istihdamları, kaynak savurganlığı olacaktır. Bu nedenle küçük
belediyelerin görev ve hizmetlerini etkili ve verimli yürütebilmelerini
sağlamak için başka çözümlerin bulunması gerekmektedir.
Bu çerçevede, büyükşehir belediyesi modeli dışında nüfusu 3.000
ila 5.000 arasındaki yerleşim yerleri belde belediyesi, nüfusu 5.000 ila
25.000 arasındakiler kasaba belediyesi, nüfusu 25.000’in üzerindekiler
ise şehir belediyeleri olarak üç gruba ayrılmalı ve gruplara göre bele-
diyelerin gerek kuruluşu, gerekse örgüt, mali ve personel yapısı farklı
hükümlere bağlanmalıdır.
10
Belediyelerin nüfuslarına göre farklı gruplara ayrılması, 1580 sayılı
Belediye Kanunu’nun yerini almak üzere hazırlanan Tasarı’nın genel
gerekçesinde belirtilen ilkelere de uygun düşmektedir. Gerçekten de 3
Mart 2004 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan “Belediyeler Kanunu
Tasarısı”nın genel gerekçesinde şu hükümlere yer verilmektedir:
“Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınanlarla birlikte 1923’te 436
olan belediye sayısı bugün 3215’e yükselmiştir. Bunlardan 16’sı büyükşehir,
65’i il, merkez belediyesidir. Yüksek nüfus artışı, iç göç ve kalkınma çabaları
Türkiye’yi hızlı ve sağlıksız bir kentleşme olgusu ile karşı karşıya bırakmıştır.
Öyle ki kentleşme, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkenin toplumsal
yapısını etkileyen adeta en önemli sosyo-ekonomik değişim gerçeği olarak or-
taya çıkmıştır.
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 32.
10
Fazla bilgi için bkz., ibid., s. 112-114.
makaleler Hasan DURSUN
367TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye sınırları içinde yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı 1950’de
%27,5 iken 2000 yılında %78,73’e yükselmiştir. Belediye sınırları dışında
yaşayan nüfusun oransal düşüşü devam etmektedir. Türkiye’nin ekonomik ve
sosyal kalkınmasına paralel olarak belediye sınırları içinde yaşayan nüfustaki
artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de azalarak süreceği ve yaklaşık %85
civarında istikrar kazanacağı tahmin edilmektedir.
Batılı örneklerin aksine Türkiye’de belediye sayısında sürekli bir ar-
tış söz konusudur. Bu artışın başlıca sebebi 1930 yılında çıkarılan Belediye
Kanunu’nun belediye kurulması için öngörülmüş olduğu 2000 sınırının hızlı
nüfus artışı karşısında yetersiz kalmasıdır. Yeni kurulan belediyelerle birlikte
belediyelerin ortalama nüfus büyüklüğü de düşmektedir. 2000 yılı Genel Nü-
fus sayımı sonuçlarına göre il ve ilçe merkez belediyeleri hariç 340 belediye
kurulma sınırı olan 2000 nüfusun altına düşmüştür. 2000-5000 arasında nü-
fusa sahip belediye sayısı 1640 olup, toplam belediye sayısının %51’ini oluş-
turmaktadır. Bu rakamlar 5.000-10.000 arası nüfusa sahip belediye grubu
için 558 ve oranı %18’dir. Belediyelerin yaklaşık %62’sinin nüfusu 5000’in,
%80’inin nüfusu 10.000’inin altındadır. 10.000 nüfusun altındaki 2554 be-
lediye 9.5 milyon civarında nüfusa hizmet sunarken geriye kalan 645 belediye
(büyükşehirler hariç) yaklaşık 44 milyon nüfusa hizmet vermektedir. Orta-
lama belediye büyüklüğünün yaklaşık 16.700 nüfusu kapsadığı ülkemizde
50.000 nüfusun altındaki belediyeler için ortalama nüfus büyüklüğü 3.000 ci-
varındadır. Bu durum özellikle küçük belediyeler göz önüne alındığında ciddi
bir ölçek sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ölçek sorunu, küçük belediyelerde
kaynakların etkin ve yerinde kullanılmasını engellerken, nüfus yığılması olan
büyük kentlerde hizmete olan aşırı talebin karşılanamamasının yol açtığı bir
kriz durumuna neden olmaktadır.”
11
Tasarı’nın genel gerekçesinde ölçek
sorunundan bahsedildikten sonra belediyelerin gruplara ayrılmayıp
gruplara farklı hükümler konulmaması anlaşılabilir bir tutum değil-
dir.
Öte yandan, 1580 sayılı kanunda ifade edilen bir belediyenin ku-
rulabilmesi için il idare kurulunun kurulacak belediyenin gelirlerinin
kanunlarda yazılı hizmetlerin yürütülmesine yeterli olup olmayacağı-
na ve böyle bir teklifin faydalı olup olmayacağına karar vermesi koşu-
lunun 5393 sayılı kanunda kaldırılması son derece isabetsiz olmuştur.
Esasen bu durum 5393 sayılı kanunda belediyelerin mali açıdan özerk
olduğunu belirten ilkeye de aykırı düşmektedir. Çünkü belediyenin
11
Bkz., http://www.belgenet.com/yasa/k5215-2.html, (Erişim tarihi, 31.10.2006)
Hasan DURSUN makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
mali açıdan özerk olması demek, merkezi idarenin desteği ve yardımı
olmadan masraflarını karşılayacak mali kaynağa sahip olmasını gerek-
tirir. Eğer kurulacak bir belediyenin masraflarını karşılayacak yeterli
mali kaynağı yoksa o belediyenin mali özerkliği olmayacak ve merkezi
idareye de yük teşkil edeceği için kurulmasının da bir anlamı olmaya -
caktır.
3. Sınır İşleri
Belediye sınırlarının saptanması 1580 sayılı kanunun 4 ve 5393 sa-
yılı kanunun 5. maddesinde benzer kurallara tabi tutulmasına rağmen
belediye sınırlarının onaylanması söz konusu kanunlarda farklı kural-
lara tabi tutulmuştur. 1580 sayılı kanunun 5. maddesinde nüfusu 80
bini geçen belediyelerin sınırları ile nüfusu 80 bini geçen belediyele-
rin sınırlarının kesinleşmesi farklı yöntemlere (örneğin nüfusu 80 bini
geçen belediyelerin sınırları, İçişleri Bakanlığı’nın onayıyla kesinleşir)
bağlanmışken 5393 sayılı kanunun 6. maddesinde farklı yöntemlere
yer verilmeyerek tüm belediyelerin sınırlarının; belediye meclisinin
kararı ve kaymakamının görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşece-
ği, kesinleşen sınırların, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraf-
lara gösterileceği ve durumun bir tutanakla belirleneceği, kesinleşen
sınır belgeleri ile dayanağı olan belgelerin birer örneğinin, belediyesi-
ne, yerel tapu idaresine, il özel idaresine ve o yerin mülki idare amirine
gönderileceği, kesinleşen sınırların zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl
süre ile değiştirilemeyeceği ifade edilmiştir.
Ülkemizde yaygın bir şekilde rastlanan belediye ile köy veya bele-
diye ile belediye arasındaki sınır uyuşmazlıklarının
12
çözümü de 5393
sayılı kanunda, 1580 sayılı kanundan farklı usullere bağlanmıştır. 1580
sayılı kanunun 6. maddesinde sınır uyuşmazlıklarının çözümü konu-
sunda uyuşmazlığın il veya ilçe içerisinde çıkmasına göre farklı çözüm
yöntemleri öngörülmesine rağmen 5393 sayılı kanunun 7. maddesinde
il veya ilçe ayrımı yapılmaksızın; bir il dahilindeki belediyeler veya
köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması hâlinde ilgili belediye mec-
lisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşlerinin otuz gün süre
verilerek isteneceği, valinin bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuş-
mazlığını karara bağlayacağı, büyükşehir belediyesi sınırları içinde
12
Bkz., Keleş, Yerinden Yönetim ve Siyaset, s. 208.
makaleler Hasan DURSUN
369TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyük-
şehir belediye meclisinin de görüşünün alınacağı, il ve ilçe sınırlarının
değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İda-
resi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Gerek 1580 sayılı kanunda gerekse 5393 sayılı kanunda sınır uyuş-
mazlıklarının çözümünde referandum yoluyla ilgili belediyeler ile
köylere danışılmasının öngörülmemesi kanımızca isabetsiz olmuştur.
Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartın-
da;
13
5. maddede; yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği
durumlarda ve olanaklıysa bir referandum yoluyla ilgili yerel toplu-
luklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamayacağı ifade edil-
miştir. Sınır uyuşmazlıklarının çözümünde ilgili belediye ve köylerde
referandum yapılması hem söz konusu şartın 5. maddesine uygun dü-
şecek hem de sorunların çözümünde diyalog ve anlayış kültürü geliş-
tirerek belki de sınır uyuşmazlıklarını azaltacaktır.
3. Birleşme ve Katılma
5393 sayılı kanunda birleşme ve katılma konusu 1580 sayılı kanun-
dan önemli ölçüde farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanunun
7. maddesinde; bir beldenin bazı kısımlarının ayrılarak ayrı bir belde
haline getirilmesi, bir beldenin tamamının diğer bir belde ile birleşme-
si, bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir beldenin içerisine girmesi
veya köylerin veya köy kısımlarının bir belde sınırları içine girmesi
hallerinde temel olarak belediye kurulması konusundaki koşullar
ve karma sürecin uygulanacağı belirtilmiş iken, 5393 sayılı kanunun
8. maddesinde; belde, köy veya bunların bazı kısımlarının bir başka
beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskun sahalarının katılınacak
beldenin meskûn sahasına uzaklığının 5.000 metreden fazla olama-
yacağı; belde, köy veya bunların bazı kısımlarının meskûn sahasının
komşu bir beldenin meskûn sahası ile birleşmesi veya bu sahalar ara-
sındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan
13
Avrupa Konseyi, 1981-1984 yılları arasında yerel özerklikle ilgili bir takım ilkeler
hazırlamış; 1985 yılında, Yerel Yönetimlerden sorumlu Avrupa Bakanlar Konferan-
sında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı adı altında kesinleştirmiştir. Türkiye,
Şartı 1998 yılında imzalamış, 1991 yılında 3723 sayılı kanunla onaylanmasını uygun
bulmuş (Bkz., 21.5.1991 tarih ve 21887 sayılı Resmi Gazete) ve 1992 yılında 92/3398
sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylamıştır (Bkz., 3.10.1992 tarih ve 21364 sayılı
Resmi Gazete). Şartın içeriği hakkında fazla bilgi için bkz., Keleş, a. g. e., s. 50-55.
Hasan DURSUN makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
seçmenlerin yarısından fazlasının komşu beldeye katılmak üzere baş-
vurması halinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulma-
dan, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında baş-
vuruya ilişkin oylama yapılacağı, oylama sonucunun olumlu olması
halinde başvuruya ait evrakın, valilik tarafından katılınacak belediye-
ye gönderileceği, belediye meclisinin evrakın gelişinden itibaren otuz
gün içinde başvuru hakkında kararını vereceği ve belediye meclisinin
uygun görmesi halinde katılımın gerçekleşeceği belirtilmiş, ancak bir
beldenin bazı kısımlarının komşu belediyeye katılmasında veya yeni
bir belde ya da köy kurulmasında beldenin nüfusunun 5.000’inin altı-
na düşmemesi gerektiği ifade edilmiştir.
Katılınacak belde sakinlerinin oyuna başvurulmadan katılmanın
gerçekleştirilmesi de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 5.
maddesine aykırı düşmektedir. Katılma bir sınır değişikliği doğura-
cağından yukarıda sınır işleri kısmında da belirtildiği üzere Şartın söz
konusu maddesi hükmü gereği katılınacak belediyenin sakinlerinin
görüşüne başvurulması bir gerekliliktir.
4. Belediye Tüzel Kişiliğinin Sona Erdirilmesi
Belediye tüzel kişiliğinin sona erdirilmesi konusunda 1580 sayılı
kanunda herhangi bir hüküm bulunmazken, 5393 sayılı kanun; bele-
diye tüzel kişiliğinin iki hâlde sona erdirileceğini belirtmiş ve bu hâl-
lerden doğan sonuçları açıkça düzenlemiştir. Daha somut bir deyişle,
5393 sayılı kanunun 11. maddesinde tüzel kişiliğin sona erdirileceği
hâller ve sonuçları düzenlenmiştir. Belediye tüzel kişiliğinin sona er-
dirileceği ilk hâl; bir belediyenin meskun sahasının, bağlı bulunduğu il
veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin
sınırına 5.000 metreden daha yakın bir hâle gelmesi durumudur. Mad-
dede; bu durumdaki belediyenin tüzel kişiliğinin kaldırılarak, genel
imar düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması duru-
munda, Danıştay’ın görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı’nın teklifi üzeri-
ne müşterek kararname ile sözü edilen belediyeye katılacağı ifade edil-
miş, tüzel kişiliği kaldırılmış olan belediyenin mahalleleri katıldıkları
belediyenin mahalleleri hâline geleceği, tüzel kişiliği kaldırılmış olan
belediyeye ait taşınır ve taşınmaz mallar ile hak, alacak ve borçların
katıldığı belediyeye geçeceği belirtilmiştir.
makaleler Hasan DURSUN
371TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye tüzel kişiliğinin sona erdirileceği ikinci durum ise bir be-
lediyenin nüfusunun iki binin altına düşmesidir. Nüfusu 2.000 in altına
düşen belediyelerin, Danıştay’ın görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı’nın
teklifi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürüleceği, bu şe-
kilde tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesinin il özel idaresi
tarafından yapılacağı, tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin taşınır ve ta-
şınmaz malları ile hak, alacak ve borçlarının ilgili köy tüzel kişiliğine
geçeceği söz konusu maddede belirtilmiştir.
Belediye tüzel kişiliğinin son erdirileceği iki hâl de kanımızca isa-
betsiz olarak düzenlenmiştir. Tüzel kişiliğin sona erdirileceği ilk hâl
katılma kısmında düzenlenmesi gerekirken bu kısımda düzenlenmesi
hatalı olmuştur. Tüzel kişiliğin sona erdirileceği ikinci hâl de hatalıdır.
Çünkü, belediye kurulması için 5.000 nüfus ve üzeri koşulunu arayıp
nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin tüzel kişiliğinin son erdiril-
mesini kabul etmek her şeyden önce temel bir idari usul kuralı olan
şekil ve usulde paralellik ilkesine aykırıdır. Çünkü, belediyenin kurul-
ması için 5.000 ve üzeri nüfus koşulu arandığına göre, kaldırılması için
belediye nüfusunun 5.000’in altına düşmesi gerekir.
Bir belediyenin tüzel kişiliğinin kaldırılmasının gerçek nedenleri;
kurulma işlemi yeni tamamlanmış belediyenin kuruluşunun yetkili
yargı merciince iptal edilmesi, yerleşim yerinin yer sarsıntısı, büyük
yangın, baraj gölü altında kalma gibi nedenlerle fiilen ortadan kalkma-
sı olarak saptanmalı ve tüzel kişiliği sona eren belediye yerel yönetimi-
nin yeni durumu il valiliğince saptanmalıdır.
14
II. BELEDİYELERİN GÖREV VE YETKİLERİ
1. Belediyelerin Görevleri
5393 sayılı kanunla, 1580 sayılı kanundan farklı olarak yapılan en
köklü değişikliklerden birisi belediyenin görevleri konusudur. 1580 sa-
yılı kanunda belediyenin görevlerini belirleyen iki nitelik bulunmak-
taydı. Bunlardan ilki, belediye görevlerinin genel bir ifade ile belirtil-
mesi yerine liste usulüyle sayılması, ikincisi ise belediye görevlerinin
zorunlu ve isteğe bağlı görevler olarak ayrılması ve zorunlu görevlerin
belediyelerin gelirlerine göre farklılaştırılmasıdır.
15
14
Bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Taslağı, s. 225.
15
Erençin, Belediye Görevleri Üzerine Bir İnceleme, s. 20.
Hasan DURSUN makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Gerçekten de 1580 sayılı kanunun belediyenin görevleri başlıklı
15. maddesinde; belediyelerin belde ve belde halkının sağlık, selamet
ve gönencini sağlamak ve düzenini ihlalden korumak amacıyla yürü-
tülecek faaliyet ve hizmetler 82
16
bent halinde sıralanmıştır. 1580 sayılı
kanun döneminde belediyenin görevleri sadece 15. maddede 82. bent
halinde sayılardan da ibaret değildir; bunun yanında 1580 sayılı kanu-
nun 19. maddesinin 1. fıkrasında, belediyelerin kendilerine kanunun
yüklediği görev ve hizmetleri yerine getirdikten sonra, belde sakinle-
rinin yerel ve ortak nitelikte karşılayacak her türlü görevi yapacakları
da ifade edilmiştir. Bu hükümden Erençin, haklı olarak o dönemde
belediyelerin görevlerinin temel olarak ve dolaylı bir biçimde genel
yetki ilkesi ile düzenlendiği sonucunu çıkarmaktadır.
17
1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 16 ve 17. maddelerinde; 15. mad-
dede sayılan belediye görevlerinin bir kısmının tüm belediyeler için
zorunlu, bir kısmının ise isteğe bağlı olduğu ifade edilmiş, zorunlu gö-
revler de, yıllık gelirleri bakımından 50.000, 200.000 ve 500.000 TL’den
fazla olanlar şeklinde belediyeler üç dilime ayrılarak görevlerin yıllık
gelir büyüklüğüne bağlı olarak artışı öngörülmüştür. Söz konusu ka-
nunun 18. maddesinde, belediyelerin zorunlu görevlerini yerine ge-
tirmeleri için gelirlerinin en az %10 unu bütçelerine koyacakları ifade
edilmiş, 118. maddesinin 3. fıkrasında ise belediyelerin; zorunlu gö-
revleri yerine getirmedikçe, isteğe bağlı görevleri için bütçeye ödenek
koymalarının olanaklı olmadığı ifade edilmiştir.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinde ise gelire göre
belediye görevleri bakımından farklılaştırma yapmaktan vazgeçilerek
kural olarak bütün belediyelerin görevleri zorunlu ve isteğe bağlı gö-
revler olarak iki grup altında toplamıştır. Maddede; mahalli müşterek
nitelikte olması koşuluyla bütün belediyelerin yapmakla zorunlu ol-
duğu görevler şu şekilde sayılmıştır: mahalli müşterek nitelikte olmak
koşuyla imar, su, kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel altyapı, coğrafi ve
kent bilgi sistemleri, çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık, za-
bıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans, şehir içi trafik, defin
16
1580 sayılı kanunun belediyenin görevleri başlıklı 15. maddesinde 82 bent halinde
sayılan görevler, 1580 sayılı kanun 5272 sayılı kanunla kaldırılmadan önce aslında
79 bentten ibaret idi. Çünkü, 30. bent 1956 yılında kaldırılmış, 41. bent 2003 yılında
kaldırılmış, 77. bent ise 1995 yılında kaldırılmıştır. Ortadan kaldırılan bentler ne-
deniyle bent numaralarının teselsül ettirilmemesi mevzuat yapma tekniğine aykırı
düşmüştü.
17
Erençin, a. g. m., s. 20.
makaleler Hasan DURSUN
373TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ve mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, konut, kültür ve
sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor, sosyal hizmet ve yardım, ni-
kah, meslek ve beceri kazandırma, ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi
hizmetlerini zorunlu olarak yapmak veya yaptırmaktır. Ancak büyük-
şehir belediyeleri ile nüfusu 50.000’i geçen belediyelerin kadınlar ve
çocuklar için koruma evleri açmak zorunda olduğu da bu maddede
açıkça belirtilmiştir.
5393 sayılı kanunun 14. maddesinde belediyelerin yine mahalli
müşterek nitelikte olması koşuluyla isteğe bağlı olarak yerine getire-
cekleri görevleri ise şunlardır: Devlete ait her derecedeki okul binala-
rının inşaatı ile bakım ve onarımını yapmak veya yaptırmak, her türlü
araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılamak, sağlıkla ilgili her türlü
tesisi açmak veya işletmek, kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi doku-
nun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekanların ve işlevleri-
nin korunmasını sağlamak bu amaçla bakım ve onarımını yapmak, ko-
runması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden yapmak,
öğrencilere ve amatör spor kulüplerine malzeme vermek ve gerekli
desteği sağlamak, her türlü amatör spor müsabakalarını düzenlemek,
yurt içi veya yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya de-
rece alan sporculara belediye meclis kararı ile ödüller vermek ve gıda
bankacılığı yapmaktır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bu maddenin 1. fıkrasının (b) ben-
dinde belediyelere ihtiyari görev olarak verilen okul öncesi eğitim ku-
rumlar açmak görevi ile 2. fıkrasındaki; belediyenin kanunlarla başka
bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelik-
teki diğer görev ve hizmetleri de yapar veya yaptırır hükmünü Ana-
yasa Mahkemesi 24.1.2007 tarih ve E. 2005/95, K. 2005/2 sayılı Kararla
iptal etmiş, 24.1.2007 tarih ve 2005/95, K. 2007/2 sayılı Kararıyla da
yürürlüğünü durdurmuştur.
18
18
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçesi 2.1.2007 tarihi iti-
bariyle Resmi Gazete’de yayımlanmasa da 5393 sayılı kanunun 14. maddesinin 2.
fıkrası hakkında vermiş olduğu iptal ve yürürlüğü durdurma kararının irdelen-
mesi yerinde olacaktır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının, özerk yerel yö-
netimin kapsamı başlıklı 4. maddesinde; yerel yönetimlerin kanun tarafından be-
lirlenen sınırlar içerisinde yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka
herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulun-
mak açısından tam takdir hakkına sahip olacakları ifade edilmiştir. Bu çerçevede,
iptal edilen ve yürürlüğü durdurulan 5393 sayılı kanunun 14. maddesinin 2. fıkrası,
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun düşmektedir. Bununla birlikte,
Hasan DURSUN makaleler
374TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
1580 sayılı Belediye Kanunu’nda öngörülen belediye görevlerinin
belediyelerin gelir gruplarına göre farklılaştırılması uygulamasından
5393 sayılı kanunla vazgeçilmesi son derece yerinde olmuştur. Çünkü
belediyelerin görevleri gelir gruplarına göre bölüştürülürken gerçek
gereksinimler ve koşullar göz önüne alınmadığı gibi, 45 öncesinin gelir
düzeyine dayanan gelir dilimi ayrımı, yaşanan yoğun enflasyon nede-
niyle 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun kaldırıldığı 2004 yılında hiç bir
anlamı kalmamıştır. Bir başka deyişle 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun
16. maddesinde sayılan ve kimi belediyeler için zorunlu, kimi belediye-
ler için ise isteğe bağlı olan görevlerin neredeyse tümü para değerinde-
ki aşınmalar nedeniyle tüm belediyeler için zorunlu bir hale gelmiştir.
Halbuki bu hizmet ve faaliyetlerin masraflarının da aynı ölçüde arttığı
dikkate alındığında 1580 sayılı kanunda öngörülen gelir dilimlerinin
uygulanabilirlik niteliğini kolayca yitirdiği açıktır.
19
Belediyelerin görevlerinin gelir dilimlerine göre farklılaştırılma-
sından vazgeçilmesi her ne kadar yerinde olsa da, 5393 sayılı kanunda
yukarıda da belirtildiği üzere belediyelerin yapı ve büyüklük bakımın-
dan (belde, kasaba ve şehir belediyeleri şeklinde) bir ayrıma tabi tutul-
madan eşit olarak görülmesi ve belediyelerin büyüklükleri açısından
bir ayrıma gidilmeyerek, belediyelerin mecburi ve isteğe bağlı görev-
leri bakımından tüm belediyelerin eşit olarak değerlendirilmesi vahim
bir hata niteliği taşımaktadır.
Öte yandan, Günday’ın isabetli olarak belirttiği üzere belediyenin
görevleri ile ilgili 5393 sayılı kanunun 14. maddesi, Anayasa’nın 127.
maddesinin 1. fıkrasına aykırılık taşımaktadır. Gerçekten de yazarın
belirttiği gibi 14. maddenin incelenmesi sonucu; yıllardır Merkezi İda-
re tarafından yürütülen sağlık, tarım, sanayi ve ticaret, bayındırlık ve
iskan, sosyal hizmetler ve yardımlar, kültür ve sanat, çevre ve çevre
sağlığı, kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun ve kent tarihi ba-
kımından önem taşıyan mekanların ve işlevlerinin korunması gibi pek
çok hizmet ve görevin belediyelere verildiği gözlenmektedir. Yazara
göre, Anayasa’nın 127. maddesinin 1. fıkrası karşısında çevre ve çevre
sağlığının sağlanmasında ya da kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi do-
kunun korunmasında salt belirli bir yörede yaşayan insanların çıkarı
ve yararı olmayıp, herkesin çıkarı ve yararı bulunduğundan bu gibi
Şartın 4. maddesinin bu hükmüne Türkiye tarafından çekince konulduğunu belirt-
mek gerekir.
19
Günday, İdare Hukuku s. 423 ve Keleş, a. g. e., s. 217, 218.
makaleler Hasan DURSUN
375TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
hizmet ve görevlerin Merkezi İdareden alınarak top yekun yerel yö-
netimlere devredilmesi düşünülemeyeceği gibi belediyelere verilmiş
bulunan öteki tüm hizmet ve görevlerin de tamamen Merkezi İdarenin
elinden alınmasına olanak yoktur. Zira, yerel yönetimler bu gibi hiz-
met ve görevleri ancak yerel ortak ihtiyaçları karşılamaya yönelik ola-
rak görebilirler. Oysa; bu hizmet ve görevler ile yerel ortak ihtiyaçlar
dışında da karşılanacak ulusal düzeydeki ihtiyaçların bulunduğu kuş-
kusuz olduğundan, ulusal düzeydeki bu ihtiyaçların Merkezi İdare ta-
rafından yürütülecek hizmet ve görevlerle karşılanması zorunludur.
20
Yine yazarın isabetli olarak belirttiği üzere, 5393 sayılı kanunun
14. maddesinde belediyelere verilmiş bulunan görevlerin “mahalli müş-
terek nitelikte olması” koşuluyla belediyelere verilmesi de Anayasa’nın
127. maddesinin 1. fıkrasına aykırılığı önlemeye yetmez. Çünkü Ana-
yasada ifade edilen bu belirsiz kavram somutlaştırılmayıp, 5393 sayılı
kanuna aynen aktarıldığından, bu hizmet ve görevlerin tamamen Mer-
kezi İdare dışına çıkması ve il özel idareleri ile belediyeler tarafından
yerine getirilmesi olasılığı büyüktür. Yazara göre, her ne kadar Tasarı
halinde bulunsa da, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Ya-
pılandırılması Hakkında Kanun’da da Merkezi İdarenin bu gibi hizmet
ve görevleri yürütmek üzere taşrada örgütlenmesi yasaklandığından,
5393 sayılı kanunla mahalli müşterek nitelikte olmak koşuluyla yürü-
tüleceği belirtilmiş olsa bile, asıl amacın bu gibi hizmet ve görevlerin
yerel yönetimlerce yerine getirilmesi olduğu kolayca kestirilebilir. Bu
durumda da, Merkezi İdare ile yerel yönetimler arasında Anayasa ile
kurulmuş olan dengenin birincisi aleyhine bozulacağı açıktır.
21
5393 sayılı kanunun 14. maddesiyle soyut bir şekilde mahalli müş-
terek ihtiyaç kavramının kullanılmasının Anayasaya aykırılığı önle-
meye yetmeyeceği, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş yıllardaki içtihat-
ları incelendiğinde de kolaylıkla görülebilecektir. Örneğin, 25. 4.1974
tarih, E. 1973/41, K. 1974/13 sayılı kararında Anayasa Mahkemesi;
milli güvenlik, kamu düzeni, gecikmesinde sakınca bulunan haller
gibi kavramların aynen yasaya aktarılmasını doğru bulmamaktadır.
Gerçekten de, Mahkemeye göre, “Dava ve inceleme konusu maddeye ilk
bakışta Anayasa kuralı kanuna aktarılmış gibi görünür. Ancak bu nitelikte bir
20
Günday, “Kamu Yönetimi Reformu” nun İdari Yapılanmaya İlişkin Anayasal İlke-
ler Bakımından Değerlendirilmesi (Kısaltılmışı; Kamu Yönetimi Reformunun De-
ğerlendirilmesi), s. 175-176.
21
İbid., s. 176.
Hasan DURSUN makaleler
376TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kuralın olduğu gibi Yasaya geçirilmesinin dahi Anayasa koyucunun ereğine
ve yönergesine uygun düşeceği ve bir yasal düzenleme işini göreceği düşü-
nülemez. ...Oysa “milli güvenlik” ve “kamu düzeni” uygulayıcıların kişisel
görüş ve anlayışlarına göre genişleyebilecek, öznel yorumlara elverişli, bu
nedenle de keyfiliğe dek varabilir çeşitli ve aşamalı uygulamalara yol açacak
genel kavramlardır. “Gecikmede sakınca bulunan haller” de en az o kavramlar
kadar kesin ve keskin çizgilerle belli edilmesi, sınırlanması zorunlu bulunan
bir deyimdir...”
22
görüşünü savunmuştur. Yine, Anayasa Mahkemesi,
18 ve 22.11.1976 gün ve E. 1976/27, K. 1976/51 sayılı Kararında da
benzer görüşleri tekrarlamıştır.
23
5393 sayılı kanunun 14. maddesinin büyük bir olasılıkla,
Anayasa’nın 127. maddesinin 1. fıkrasına aykırı görülerek Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edileceğinin bir başka kanıtı; Anayasa
Mahkemesi’nin 26.9.1991 tarih, E. 1990/38, K. 1991/32 sayılı Kararı-
dır. Kararın verilmesine yol açan olay şu şekilde gelişmişti: İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, 25.2.1972 günü onayla-
nan 1/1000 ölçekli İstanbul Kartal imar uygulama planının 85 LL ve
85 MM paftalarında belirlenen alanlarda, her ölçekte resen plan yap-
ma, yaptırma onaylama yetkisi üç yıl süre ile 5.3.1990 günlü, 27/0633
sayılı Başbakanlık oluru uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na
verilmiştir. Anılan paftalarda bu yetkiye dayanılarak gerçekleştirilen
imar plânı değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu
işlemin dayanağını oluşturan 3194 sayılı İmar Yasası’nın 9. maddesi-
ne 3394 sayılı yasa ile eklenen fıkranın Anayasaya aykırı olduğu ileri
sürülmüş, bu savı ciddi bulan Danıştay 6. Dairesi, söz konusu düzen-
lemenin Anayasa’nın 6., 112. ve 127. maddelerine aykırı olduğu kanısı-
na vararak iptali istemiyle 8.11. 1990 günü kararla doğrudan Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmuştur.
Danıştay 6. Dairesince Anayasa Mahkemesi’ne iptal istemiyle gö-
türülen 3194 sayılı kanuna eklenen fıkra şu hükmü taşımaktaydı: Yu-
karıda öngörülenler dışında da gerekli görülen hallerde, 3030 sayılı ka-
nuna tabi belediyeler dahil, imar planı hususunda belediyeler verilen
bütün yetkiler, Başbakanının onayı ile geçici olarak Bayındırlık ve İskan
Bakanına verilebilir. Bu durumda Bakan; bölge çevre düzeni planları
bulunan alanlar dahil mücavir alan, belediye ve imar hudutları içinde-
22
Bkz., Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:11-12, 1974-1975, s. 152.
23
Bkz., Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:14, 1977, s. 364, 365.
makaleler Hasan DURSUN
377TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planları ile revizyonlarını,
tamamen veya kısmen plan değişiklikleri dahil ada ve parsel bazına
kadar resen yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve onaylamaya yet-
kilidir. Belediyeler bu şekilde onanan plân ve değişikliklerine uymak
zorunda olup; bunlar üzerinde her türlü revizyon ve değişiklikler de
aynı usulle yapılabilir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, 3194 sayılı kanuna ek-
lenen fıkrayı Anayasa’nın 127. maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarıy-
la, 2 ve 6. maddelerine aykırı bulmuştur. Gerçekten de Mahkemenin
söz konusu kararının konumuz açısından önem taşıyan kısmında şu
gerekçe kullanılmıştır: “Yerel planların ülke ve bölge düzeyindeki plânlar-
la, çevresel ve varsa metropoliten alan plânlamalarıyla uyum içinde olması
gerekir. Bu nedenle imar plânlamasının mutlaka ve yalnızca yerel bir gerek-
sinim olarak nitelendirilmesi zordur. İmar plânlarının bu çok yönlü durumu
nedeniyle Yasa koyucu, yetkileri merkezi yönetim ile yerel yönetim arasında
paylaştırmıştır. Merkezi yönetime bırakılan yetkilerin kamu yararı ve ülke
geneli ile ilgileri nedeniyle sayılan özellikleri taşıyan somut yerlerle sınırlı
makro düzeyde yetkiler olduğu görülmektedir. Anayasada imar plânı yapıl-
ması yetkisinin kime ilişkin olduğu her ne kadar açıklanmamış ise de, yerel
imar planlarının düzenlenmesinin her aşamasında insan ve yerel ortak ge-
reksinimlerin ön plânda yer aldığı göz ardı edilemez. Buna göre yerel ortak
gereksinimleri karşılamakla görevli yerel yönetimleri, yerel imar planlarının
yapılmasında parsel düzeyine kadar “...gerekli görülen hallerde...” gibi tak-
dire göre bir uygulamaya yol açan soyut bir anlatımla, karar süreci dışında
bırakan itiraz konusu kuralı, genel ve makro düzeydeki imar planlaması işinin
bir bölümünü resen merkezi yönetime bırakan düzenlemelerin kapsamı içinde
düşünmek de olanaksızdır.
Böylece, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 127. maddesinin ikinci fıkra-
sında yer alan yerel yönetimlerin görevlerinin kanunla düzenleneceği ilkesine
...aykırı olduğu sonucuna varılmıştır”.
24
Anayasa Mahkemesi bu kararın-
da da açıkça ifade ettiği üzere imar planları açısından merkezi idare
ile yerel yönetimlerin yetkilerinin somut bir şekilde gösterilmemesini
iptal nedeni olarak görmüştür. 5393 sayılı kanunun 14. maddesinde de
sayılan görevler açısından merkezi idare ile yerel yönetimlerin görev-
lerin paylaşıma dayalı olarak gösterilmemesi, Anayasa’nın 127. mad-
desinin 1. fıkrasına aykırı olduğundan kanımızca açık bir iptal nedeni
oluşturacaktır.
24
Bkz., 28.11.1991 tarih ve 21065 sayılı Resmi Gazete.
Hasan DURSUN makaleler
378TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
2. Belediyelerin Yetkileri ve İktisadi Girişimleri
Belediyelerin yetkileri, kendilerine verilen görevleri yerine getir-
mek için onlara tanınan ve kamu gücüne dayalı üstünlük ve ayrıcılık-
lardır.
25
5393 sayılı kanunda belediyenin yetkileri, 1580 sayılı kanundan
oldukça farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanunun 19. madde-
sinde, temel olarak belediyelerin yetkileri; beldenin ve belde halkının
sağlık, selamet ve gönencini sağlamak ve beldenin düzenini korumak
amacıyla emirler vermek, belediye yasakları koymak ve bunları uygu-
lamak, emir ve yasaklara karşı gelenleri cezalandırmak, belediye vergi
ve resimlerini tarh ve tahsil, su ve havagazı tesisleri kurmak ve işlet-
mek ile gerektiğinde söz konusu hizmetlerin kurulması veya işletilme-
si için en çok 40 yıl süreli imtiyaz vermek, belediye sınırları içerisinde
ulaşımı sağlamak amacıyla otobüs, troleybüs, vapur ve tramvay gibi
nakil araçlarını tek başına veya belediyelerin de iştirak edeceği şirket-
lerle işletmek veya imtiyaz vererek ya da ruhsat usulü veya kiraya ve-
rerek bu hizmetleri gördürmek, tasdikli imar planlarının uygulanması
için yapılacak kamulaştırma bedellerinin ödenmesine veya kamulaş-
tırma amacına veya imar planının uygun olarak yapılacak tesislerin
oluşturulmasına tahsis olunmak üzere Türkiye Emlak Kredi Bankası
kefaleti ve en çok 20 yılda ödenmek üzere tahvil çıkartmak olarak be-
lirtilmiştir.
5393 sayılı kanunun 15. maddesinde ise belediyelerin yetkileri ar-
tırılarak ayrıntılı bir düzenleme yapılmıştır. Kanunun 15. maddesine
göre belediyelerin yetkileri şunlardır:
Belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşı-
lamak amacıyla her türlü girişim ve faaliyette bulunmak, kanunların
belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkartmak, belediye
yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları ver-
mek, gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda
belirtilen izin veya ruhsatı vermek, özel kanunları gereğince beledi-
yeye ait vergi, resim, harç, katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tah-
silini yapmak, vergi, resim ve harç dışındaki özel hukuk hükümlerine
göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacak-
ların tahsilini yapmak veya yaptırmak, müktesep haklar saklı kalmak
üzere, içme kullanma ve endüstri suyu sağlamak, atık su ve yağmur
suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak, bunlar için gerekli tesisleri kur-
25
Günday, İdare Hukuku, s. 423.
makaleler Hasan DURSUN
379TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
mak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, kaynak sularını işletmek veya
işlettirmek, toplu taşıma yapmak, bu amaçla otobüs, deniz ve ulaşım
araçları dahil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak,
işletmek, işlettirmek, katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırıl-
ması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması veya depolanması ile ilgili
bütün hizmetleri yapmak veya yaptırmak, mahalli müşterek nitelik-
teki hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, belediye ve mücavir alan
sınırları içerisinde taşınmaz almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak
veya kiraya vermek, trampa etmek, tahsis etmek bunlar üzerinde sı-
nırlı ayni hak tesis etmek, borç almak, bağış kabul etmek, toptancı
ve perakendeci halleri, otobüs terminalleri, fuar alanı, mezbaha, ilgi-
li mevzuata göre yat limanı ve iskele kurmak, kurdurmak, işletmek,
işlettirmek veya bu yerlerin gerçek ve tüzel kişilere açılmasına izin
vermek, vergi resim, harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlık-
ların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek, gayri sıhhi müesseseler ile
umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetle-
mek,
26
beldede ekonomi ve ticaretin gelişmesi ve kayıt altına alınması
amacıyla izinsiz satış yapan satıcıları faaliyetten men etmek, izinsiz
satış yapan seyyar satıcıların faaliyetten men edilmesi sonucu cezası
ödenmeyerek iki gün içerisinde geri alınmayan gıda maddelerini gıda
bankalarına, cezası ödenmeyerek otuz gün içerisinde geri alınmayan
gıda dışı malları yoksullara vermek, reklam panoları ve tanıtıcı tabe-
lalar konusunda standartlar getirmek, gayri sıhhi işyerlerini, eğlence
yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin
belirli bölgelerinde toplamak, hafriyat toprağı ve moloz döküm alan-
larını, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) depolama sahalarını, inşaat mal-
zemeleri, odun, kömür ve hurda depolama alanları ve satış yerlerini
belirlemek, bu alan ve yerler ile taşımalarda çevre kirliliği oluşmaması
için gereken tedbirleri almak, kara, deniz, su, demiryolu üzerinde iş-
letilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet
ücret ve tariflerini, zaman ve güzergahlarını belirlemek, durak yerle-
ri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde
araç park yerlerini saptamak ve işletmek, işlettirmek, kiraya vermek,
kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bü-
tün işleri yürütmektir.
26
5393 sayılı kanunun 15. maddesinde ayrıca, gayrisıhhi müesseselerden birinci sınıf
olanların ruhsatlandırılması ve denetlenmesinin, büyükşehir ve il merkez belediye-
leri dışındaki yerlerde il özel idaresine ait olduğu ifade edilmiştir.
Hasan DURSUN makaleler
380TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediyenin; su, ulaşım ve çöp hizmetlerini Danıştay’ın görüşü ve
İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile kırk dokuz yılı geçmemek üzere imti-
yaz yoluyla devredebileceği, ayrıca toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz
ve tekel oluşturmayacak biçimde ruhsat vermek suretiyle de yerine
getirebileceği gibi, toplu taşıma hatlarını kiraya verme ya da hizmet
satın almak suretiyle de yerine getirebileceği ve belediyenin proje kar-
şılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu
hizmetlerinde fiilen kullanılan taşınmazları ile belediye tarafından
tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedilemeyeceği yine
bu maddede belirtilmiştir.
Diğer yandan, belediyelerin iktisadi girişimleri bakımından da
1580 sayılı kanunla 5393 sayılı kanun arasında çeşitli farklar bulun-
maktadır. 1580 sayılı kanunun Ek 2. maddesinde; belediye meclisle-
rinin belediye konutları yapma, kiralama ve satma işinin belediyenin
zorunlu görevi arasına koymaya yetkili olduğu ifade edilerek bele-
diyelerin bu amaçla döner sermaye kurabilecekleri belirtilmiş, 15.
maddesinin 43. bendinde; et, ekmek, yaş sebze ve meyve ile odun ve
mangal kömürü gibi zorunlu gereksinimleri karşılamak amacıyla be-
lediyelerin bir fon kurarak tanzim satış mağazaları kurabilecekleri ve
yaşamı ucuzlatacak başka önlemleri alabilecekleri belirtilmişken 5393
sayılı kanunun 70. maddesinde belediyenin, kendisine verilen görev
ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket
kurabileceği belirtilmiş, 71. maddesinde ise belediyenin, özel gelir ve
gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığı’nın izniyle bütçe içerisin-
de işletme kurarak yapabileceği belirtilmiştir.
5393 sayılı kanunun Belediyenin yetkileriyle ilgili 15. maddesinde;
belediye yönetmelikleriyle ilgili yapılan açık bir hata dikkati çekmek-
tedir. Bu maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde; kanunların belediyeye
verdiği yetki çerçevesinde belediyelerin yönetmelik çıkaracağından
bahsedilmektedir. Halbuki Anayasa’nın yönetmeliklerle ilgili 124.
maddesinde, kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik
çıkarabileceğinden bahsedilmektedir. Belediye de bir kamu tüzel kişisi
olduğuna göre Anayasa’nın 124. maddesi çerçevesinde belediye ken-
di görev alanıyla ilgili her konuda yönetmelik çıkartabilmelidir. Buna
karşın 5393 sayılı kanunun söz konusu hükmü sadece kanunların be-
lediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkartabileceğinden
bahsetmedir ki yapılan bu kısıtlamanın anlamsız ve Anayasa’nın söz
makaleler Hasan DURSUN
381TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
konusu hükmüne aykırı olduğu açıktır.
Öte yandan, 5393 sayılı kanunun 15. maddesinde yer alan belediye
tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedileme-
yeceğini belirten hüküm de son derece hatalıdır. Çünkü belediye tara-
fından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haciz edilememe-
si, belediyelerin sorumsuz bir şekilde borçlanmasını teşvik edecek ve
onlarda borç ödeme ahlakının yerleşmesi bakımından olumsuz etkiler
doğuracaktır.
5393 sayılı kanunun 15. maddesinde dikkati çeken başka bir hu-
sus; söz konusu maddenin liberal bir görüşün etkisi altında kaleme
alındığının gözlenmesi olgusudur. Gerçekten de, bu maddede beledi-
yelerin yetkileri sayılırken “kurdurmak”, “işlettirmek”, “kiraya vermek”,
“hizmet satın almak” ve “imtiyaz vermek” gibi kavramlara yer verilerek
belediyelerin kendilerinin yerine getirmesi gereken neredeyse tüm
hizmetlerin özel kişilere devri, bir başka deyişle, belediye hizmetleri-
nin özelleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu durumu, ülkemizde 1980’li yıl-
lardan itibaren hızla artan oranda görülmeye başlayan liberalleşme ile
özelleştirme akım ve uygulamalarının son halkası olarak adlandırmak
herhalde yanlış olmayacaktır.
27
Esasen bu akım ve uygulamanın izi-
ne 1580 sayılı kanunda 1980 yılından sonra yapılan değişikliklerde de
rastlanılmaktadır. Gerçekten de 1580 sayılı kanunun 19. maddesinin
1. fıkrasının 5. bendine 1988 yılında eklenen bir hükümle belediyenin
yolcu ulaşım araçları işletilmesi ve mezbahanelerde kesilen etleri ta-
şıma işini belediyelerin de iştirak edecekleri şirketler vasıtasıyla ya-
pılması ve işletilmesi veya kiraya verilmesi veya imtiyazın devrinin
İçişleri Bakanlığı’nın kararına bağlı olduğu ifade edilmiştir. 5393 sayılı
kanunda ise sınırsız ve kısıtlamasız bir liberalleşme ve özelleştirme
anlayışının hakim kılınmaya çalışıldığı görülmektedir. 5393 sayılı ka-
nunun 15. maddesinde kullanılan bu kavramlara dayalı olarak, beledi-
yelerce yürütülmesi zorunlu olan asli ve sürekli görevler, ucuz emek
istihdam eden taşeron şirketler aracılığı ile yerine getirilebilecektir.
Belediyelerin yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetlerin özel
kişilerce yerine getirilmesi kanımızca, Anayasa’nın 2. maddesinde ifa -
de edilen hukuk devleti ilkesinin özüne ve kamu hizmetlerinin gerek-
tirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle yerine getirileceğini ifade eden Anayasa’nın 128. maddesine ay-
27
Karş. Keleş, a. g. e., s. 401 vd.
Hasan DURSUN makaleler
382TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kırılık taşımaktadır.
Bu kısımda son olarak bir hususun belirtilmesi yerinde olacaktır.
5393 sayılı kanunun 70. maddesinde belediyenin kendisine verilen gö-
rev ve hizmet alanlarında şirket kurabileceği belirtilmesi, 71. madde-
sinde ise belediyenin, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini işletme
kurarak yapabileceğinin ifade edilmesi de hatalı olmuştur. Belediye-
nin şirket veya işletme kurması kaynak kullanımında savurganlık ve
yetkilerin uygunsuz kullanımı gibi sorunlara yol açacağı gibi
28
kamu
tüzel kişiliğine sahip ve kamu hizmeti gören belediyeleri özel şirket
konumuna indirgeyerek kamu hizmetinin çöküşüne yol açabilir ve
belediye hizmetlerinden en üst seviyede kâr elde etme anlayışını yer-
leştirebilir. Hatta merkezi idareden yerel yönetimlere görev ve yetki
aktarıp daha sonra yerel yönetimlerin yaptığı iş ve hizmetleri piyasa
koşullarına bırakmak; kamu hizmetini bütünüyle ortadan kaldırmak
için yapılan bir planın parçası olarak da nitelendirilebilir. Belediyele-
rin sonul olarak özel şirket konumuna indirgenmesi, belediyenin var-
lık nedenine (raison d’état) de aykırı düşer.
III. BELEDİYENİN ORGANLARI
Gerek 1580 sayılı kanunda, gerekse 5393 sayılı kanunda belediye
yönetimlerinin üç organının olduğu kabul edilmiştir. Bunlar; belediye
meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanıdır.
1. Belediye Meclisi
a. Oluşumu
Gerek 1580 sayılı kanunda, gerekse 5393 sayılı kanunda en yük-
sek görüşme ve karar organı olarak düzenlenen belediye meclisi; 5393
sayılı kanunun 17. maddesine göre, ilgili kanunda gösterilen esas ve
usuller çerçevesinde belde sakinlerince seçilen üyelerden oluşur. Bu
hükümden, 1580 sayılı kanun döneminde olduğu gibi belediye mec-
lis üyelerinin seçimi hakkında 2792 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle
Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un geçerli
olduğu anlaşılmaktadır. 2792 sayılı kanunun 5. maddesinde; belediye
meclisinin üye sayısının en az 9 olmak üzere beldenin son nüfus sayı-
28
Karş. TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 113.
makaleler Hasan DURSUN
383TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
mındaki nüfusu esas alınarak aynı maddenin (b) bendinde gösterilmiş
bulunan nüfus dilimlerine göre belirleneceği ifade edilmiştir.
5393 sayılı kanun, belediye meclisi başkanvekilleri ve katip üye-
lerin seçilme zamanını ve görev sürelerini değiştirmiştir. 1580 sayılı
kanunun 58. maddesinde; belediye meclisinin her yıl Ekim ayı top-
lantısında üyeleri arasından iki başkan vekili ve yeteri kadar katip se-
çeceği belirtilmişken, 5393 sayılı kanunun 19. maddesinde; belediye
meclisinin, seçim sonuçlarının ilanını takip eden beşinci gün belediye
başkanının başkanlığında toplanarak, kendi üyeleri arasından gizli
oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekilleri ile en az iki katip üyeyi
ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçerek başkanlık divanını oluştu-
racağı ifade edilmiş, ilk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanının
ise yapılacak ilk mahalli idareler seçimine kadar görev yapacağı belir-
tilmiştir.
1580 sayılı kanunun 58 ve 60. maddelerinde ifade edilen belediye
meclisine belediye başkanının başkanlık yapacağı, belediye başkanı-
nın toplantıya katılamaması durumunda birinci başkan vekili, onun
da katılamaması durumunda ikinci başkan vekilinin meclise başkanlık
edeceği, ancak belediye başkanının yıllık faaliyet raporunun görüşül-
düğü meclis toplantısına, meclis başkan vekilinin başkanlık edeceği
hükmü 5393 sayılı kanununun 19. maddesinde de ifade edilmiştir.
5393 sayılı kanunun 19. maddesinde; belediye meclisi başkanve-
killeri ve katip üyelerin seçilme zamanı ve görev süreleri hakkında ko-
nulan hükümler, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanvekilleri ve ka-
tip üyelerin seçilme zamanı ve görev sürelerine benzetilmiştir. Ancak
belediye başkan vekilleri ve katip üyelerin görev sürelerinin iki yıl ola-
rak belirtilmesi kanımızca isabetsiz olmuştur. Demokratik prensiplere
uygunluk ve istikrar açısından kanımızca belediye meclisi başkanve-
killeri ve katip üyelerin görev süresinin yapılacak ilk mahalli idareler
seçimine kadar olduğunun belirtilmesi uygun olacaktır.
1580 sayılı Belediye Kanunu’nda olduğu gibi 5393 sayılı Belediye
Kanunu’nda da belediye meclisine belediye başkanının başkanlık ede-
ceğinin belirtilmesi vahim bir hata niteliği taşımaktadır. Demokrasinin
en temel ilkelerinden birisi olan güçler ayrılığı ilkesi; belediye yürütme
organı olan belediye başkanının belediye karar organı olan belediye
meclisine başkanlık ederek belediye meclisinin işlerine müdahale et-
mesini kabul etmez. Diğer yandan, Keleş’in de belirttiği üzere, beledi-
Hasan DURSUN makaleler
384TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
yenin karar organı olan belediye meclisinin seçilmiş bir başkana sahip
olması meclis başkanının prestijini yükseltecek ve törensel görevleri-
nin önemini büyütecektir.
29
b. Belediye Meclisinin Toplantıları
Belediye meclisinin toplantıları 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı
kanundan oldukça farklı hükümlere bağlanmıştır. 1580 sayılı kanun-
da belediye meclisi için iki tür toplantı öngörülmüştür. Bunlar olağan
ve olağanüstü toplantılardır. Daha somut bir deyişle, 1580 sayılı ka-
nunun 54. maddesinde; belediye meclisinin Ekim, Şubat ve Haziran
aylarında olmak üzere yılda üç defa olağan olarak toplanacağı, büt-
çenin görüşülmesine rastlayan toplantı süresinin en çok 30 gün, öteki
toplantıların süresinin ise en çok 15 gün olacağı, bu süreler içerisinde
iş bitmezse valinin 15 günü aşmamak üzere görüşme sürelerini uzata-
rak nedenlerini İçişleri Bakanlığı’na bildireceğini, belediye başkanının
acil ve önemli işler için belediye meclisini yazılı olarak olağanüstü top-
lantıya çağırma yetkisine sahip olduğu, ayrıca üyelerin üçte birisinin
gerekçeli önerisi veya valinin gerekli görmesi halinde de, meclisin ola-
ğanüstü toplantıya çağrılabileceği öngörülmekteydi.
Buna karşın 5393 sayılı kanun; belediye meclisini sürekli olarak
toplanan bir kurul haline getirmiştir. Gerçekten de, 5393 sayılı kanu-
nun 20. maddesinde; belediye meclisinin, her ayın ilk haftasında, önce-
den kararlaştırdığı günde toplanacağı, meclisin, resmi tatile rastlayan
günlerde çalışmaya ara verebileceği, meclisin her yıl sadece bir ay tatil
kararı alabileceği, meclisin bütçe görüşmelerine rastlayan toplantı sü-
resinin en çok yirmi gün, diğer toplantılarının süresinin ise en çok beş
gün olduğu ifade edilmiştir.
Belediye meclisinin toplantı ve karar yeter sayısı, 5393 sayılı ka-
nunla değiştirilmemiştir. Daha somut bir deyişle, 1580 sayılı kanunun
59. maddesinde ifade edilen belediye meclisinin üye tamsayısının salt
çoğunluğu ile toplanacağı ve katılanların salt çoğunluğu ile karar ala-
cağı hükmü, 5393 sayılı kanunun 22. maddesinde de tekrar edilmiştir.
Bununla birlikte 5393 sayılı kanunun 22. maddesinde, 1580 sayılı ka-
nununda toplantı ve karar yeter sayısı konusunda yer almayan ilave
bir takım hükümlere yer verilerek; karar yeter sayısının üye tamsayı-
29
Bkz., Keleş, a. g. e., s. 226.
makaleler Hasan DURSUN
385TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sının dörtte birinden az olamayacağı, gizli oylamada eşitlik bulunması
durumunda meclis başkanının bulunduğu tarafın çoğunluk sayılması
yerine oylamanın tekrarlanacağı, eşitliğin bozulmaması hâlinde mec-
lis başkanı tarafından kura çekileceği, meclisin toplanmasında, üye
tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkanın, gün
ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi
tatil edeceği ve gelecek toplantının üye tam sayısının dörtte birinden
az olmayan üye sayısı ile yapılacağı, oylamanın gizli, işaretle veya ad
okunmak suretiyle yapılabileceği, oy vermenin; kabul, ret veya çekim-
ser biçiminde olacağı ifade edilmiştir.
1580 sayılı kanunda açık bir şekilde düzenlenmeyen belediye mec-
lis gündemi konusu, 5393 sayılı kanunda açıklığa kavuşturulmuştur.
5393 sayılı kanunun 21. maddesinde; her ayın ilk günündeki meclis
gündeminin belediye başkanı tarafından belirlenip en az üç gün önce-
den üyelere bildirileceği ve çeşitli yollarla halka duyurulacağı, ayrıca
her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyelerinin beledi-
yeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebileceği, öne-
rinin, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kabul edildiği takdirde
gündeme alınacağı, imar konuları ve yıllık bütçe dışında kalan gün-
demdeki diğer konular ile üyelerin tekliflerinin toplantıya katılanların
salt çoğunluğunun kabulü hâlinde komisyonlara havale edilmeksizin
belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabileceği belirtilmiştir.
5393 sayılı kanunla belediye meclisinin sürekli toplanan bir kurul
haline getirilmesi yerinde olmuştur. Çünkü belediye meclisine veri-
len görevlerin hakkıyla yerine getirilebilmesi için belediye meclisinin
düzenli bir şekilde toplanması gerekir. Bununla birlikte 5393 sayılı
kanunun 21. maddesinde ifade edilen her ayın ilk günündeki meclis
gündeminin belediye başkanı tarafından belirlenip en az üç gün ön-
ceden üyelere bildirileceği ve çeşitli yollarla halka duyurulacağı hük-
mündeki üç gün ibaresi isabetsiz olmuştur. Belediye meclis üyelerinin
toplantıya iyi bir şekilde hazırlanabilmesi ve halkın etkin bir şekildeki
katılımını sağlayabilmek için en az 15 gün önceden gündem duyuru-
sunun yapılması yerinde olacaktır.
c. Belediye Meclisinin Görevleri
Belediye meclisinin görevleri, 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı ka-
nundan farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanunun 70. madde-
Hasan DURSUN makaleler
386TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sinde 15 bent hâlinde liste usulü ile belediye meclisinin görevleri sa-
yılmış, 16. bentte ise, belediye meclisinin, belediye başkanı tarafından
getirilen veya üyelerden bir veya bir kaçı tarafından teklif edilecek her
türlü konuyu görüşebileceği ifade edilerek belediye meclisinin görev-
leri dolaylı bir biçimde genel yetki ilkesi doğrultusunda düzenlemiştir.
Buna karşın, 5393 sayılı kanunun 18. maddesinde belediye meclisinin
görevleri uzun bir liste hâlinde tek tek sayılmış, liste dışındaki konu-
larda ise belediye meclisinin yetkili olduğunu belirten bir hükme yer
verilmemiştir. Söz konusu maddede belediye meclisinin görevleri şu
şekilde sayılmıştır:
Stratejik plan ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faali-
yetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul
etmek, bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodla-
ma yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri
arasında aktarma yapmak, belediyelerin imar planlarını görüşmek ve
onaylamak, büyük şehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni planını
kabul etmek, borçlanmaya karar vermek, taşınmaz mal alımına, satı-
mına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli
bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması halinde tahsi-
sinin kaldırılmasına, üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı
geçmemek kaydıyla sınırlı ayni hak tesisine karar vermek, kanunlarda
vergi, resim, harç katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteği-
ne bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifelerini belirlemek, şartlı
bağışları kabul etmek, vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı
beş bin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının
sulh ile tasfiyesine, kabul ve feragate karar vermek, bütçe içi işletme ile
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ortaklıklar kurulmasına veya
ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım
ortaklığı kurulmasına karar vermek, belediye adına imtiyaz verilme-
sine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli
ile yapılmasına, belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleşti-
rilmesine karar vermek, meclis başkanlık divanı ve encümen üyeleri
ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek, norm kadro çerçevesinde
belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve de-
ğiştirilmesine karar vermek, belediye tarafından çıkarılacak yönetme-
likleri kabul etmek, meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine
ad vermek, mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla
sınırlarının saptanması ve değiştirilmesine karar vermek, beldeyi tanı-
makaleler Hasan DURSUN
387TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek, diğer mahalli idareler-
le birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya
karar vermek, yurt içindeki veya İçişleri Bakanlığı’nın izniyle yurtdı-
şındaki belediyeler ve mahalli idareler birlikleriyle karşılıklı işbirliği
yapılmasına, kardeş kent ilişkileri kurulmasına, ekonomik ve sosyal
ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faali-
yetler ve proje gerçekleştirilmesine, bu çerçevede, arsa, bina ve benzeri
tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek,
fahri hemşehrilik payesi ve beraatı vermek, belediye başkanı ile en-
cümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak, mücavir alanlara
belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek, imar planlarına
uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek ka-
bul etmektir.
Belediye meclisinin görevlerinin de liberal ve serbest piyasa eko-
nomisi düşüncesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu
düşünce; yukarıda da anlatıldığı üzere kamu hizmetinin çökmesine
yol açabilecek ve belediyenin varlık nedenine aykırı düşebilecektir. Bu
açıdan belediye meclisinin görevlerinden de liberal ve serbest piyasa
düşüncesinin izlerinin kaldırılması gereklidir. Bu doğrultuda, 5393 sa-
yılı kanunun 18. maddesinden, belediye meclisinin; bütçe içi işletme
ile Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ortaklıklar kurulmasına
veya ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul ya-
tırım ortaklığı kurulmasına karar vermek hükmünün çıkartılması ye-
rinde olacaktır.
Öte yandan, belediye meclisinin görevleri düzenlenirken bazı hu-
susların da gözden kaçırıldığını ifade etmek gerekir. Her şeyden önce
demokrasi prensiplerine daha uygun davranabilmek açısından bele-
diye meclisinin ancak seçim dönemi süresindeki yatırım ve çalışma
programlarını kabul etmesi esasının benimsemesi, belediye hizmet-
lerinde kullanılmak üzere taşıt almaya karar vermesi, tahvil çıkarma
konusundaki yetkisinin saptanması ve işçi statüsünde bulunan perso-
nelle yapılan toplu sözleşme taslaklarını inceleyip karar vermesi gibi
görevlerin belediye meclisine verilmesi yerinde olacaktır.
30
Bu kısımda son olarak bir hususun belirtilmesi yerinde olacaktır.
Belediye meclisinin görevleriyle ilgili 5393 sayılı kanunun 18. mad-
30
Konu hakkında fazla bilgi için bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 127-
128, 233
Hasan DURSUN makaleler
388TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
desinde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının gereklerine tam
olarak uyulamamıştır. Şartın özerk yerel yönetim kavramı başlıklı 3.
maddesinde belediye meclisinin görevini yerine getirmesinin referan-
dumlara veya yurttaşın doğrudan katılımına olanak veren öteki yön-
temlere başvurulabilmesini etkileyemeyeceği ifade edilmiştir. Şart,
referandum veya yurttaşın görüşüne başvurulmasını içeren diğer
yöntemlere başvurulmasını teşvik ederken, 5393 sayılı kanunun 18.
maddesinde belediye meclisinin; görevini yerine getirirken duraksa-
ma duyduğu konularda kararı halkın vermesini sağlamak üzere refe-
randum veya diğer yollara başvurabileceğinin belirtilmemesi bir hata
niteliği taşımaktadır. Ayrıca 18. maddedeki bu durum, katılımcılık il-
kesine de aykırı düşmektedir.
d. Belediye Meclis Kararları Üzerindeki Vesayet Yetkileri
5393 sayılı kanunla 1580 sayılı kanun arasında en farklı değişik-
liklerden birisi, belediye meclis kararları üzerindeki vesayet yetkileri
bakımından oluşturulmuştur. Daha doğru bir deyişle, 5393 sayılı ka-
nunla belediye meclis kararları üzerindeki vesayet yetkileri neredeyse
kaldırılmıştır.
1580 sayılı kanunun 71. maddesinde; belediye meclisinin bazı ka-
rarları merkezi idare makamlarının onamına tabi tutulmuş, 72. mad-
desinde ise belediye meclisinin 25 yıldan fazla bir süre için yapılacak
ikraz veya istikraz kararlarının il idaresi kurulunun görüşü üzerine
valinin uygun görmesi ve Danıştay kararıyla yürürlüğe gireceği be-
lirtilmiştir. Söz konusu kanunun 73. maddesinde ise 71 ve 72. mad-
dede belirtilenler dışındaki belediye meclis kararlarının kesin olduğu
ve doğrudan yürürlüğe gireceği ifade edilmiştir. Ancak bu maddede;
doğrudan yürürlüğe giren kararlar için de kararın ilanından itibaren
10 gün içerisinde ilgililer veya belediye başkanı tarafından duruma
göre valiliğe veya İçişleri Bakanlığı’na itiraz etme olanağı tanınmış ve
valiye; itirazın karara bağlanmasına kadar belediye meclis kararının
yürütülmesini ve uygulanmasını erteleme yetkisi tanınmıştır. 1580
sayılı kanunun 74. maddesinde ise belediye meclis kararları üzerinde
ilginç bir vesayet yetkisine yer verilmiştir. Bu maddeye göre belediye
meclisi olağan ve olağanüstü toplantıları dışında veya görev ve yetkisi
dışında ya da mevzuata açıkça aykırı olarak aldığı kararların il mer-
kezi olmayan belediyelerde valinin talebi üzerine il idare kurulunda,
makaleler Hasan DURSUN
389TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
il merkezi olan belediyelerde ise İçişleri Bakanlığı’nın talebi üzerine
Danıştay’ca incelenerek tasdik veya iptal olunacağı ifade edilmiştir.
Yukarıda da belirtildiği üzere 5393 sayılı kanun, merkezi idareye
belediye meclisi kararları üzerinde vesayet yetkisini neredeyse tanı-
mamıştır. Sadece kanunun 81. maddesinde; cadde, sokak, meydan,
park, tesis ve benzerlerine ad verilmesi ve beldeyi tanıtıcı amblem,
flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlarda belediye meclisinin
karar yeter sayısı ağırlaştırılmış ve bu kararların mülki amirin onayı
ile yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Belediye meclisinin söz konusu
kararları dışında başkaca bir vesayet yolu öngörülmemiştir. 5393 sa-
yılı kanunun 23. maddesine göre belediye başkanı; hukuka aykırı gör-
düğü meclis kararlarını gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek
üzere beş gün içinde meclise iade edebilecek, yeniden görüşülmesi is-
tenmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi
üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşecek,
belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen meclis kararlarına karşı
on gün içinde idari yargıya başvurabilecektir. Yine bu maddede; mec-
lisi kararlarının, kesinleştikleri tarihten itibaren en geç yedi gün içinde
mahalli en büyük mülki idare amirine gönderileceği ve böylece yürür-
lüğe gireceği belirtilmiş, mülki idare amirinin ise hukuka aykırı gördü-
ğü kararlar aleyhine idari yargıya başvurabileceği ifade edilmiştir. Bu
maddede, belediye başkanının idari yargıya başvurma süresi on gün
ile sınırlanmış iken, valinin idari yargıya başvuru süresi belirtilmemiş-
tir. Bu durumda valinin; kesinleşen meclis kararını kendisine ulaştığı
tarihten itibaren iptal davası açma süresi içerisinde gerekiyorsa yürüt-
menin durdurulması istemli olarak idari yargıya götürebileceği açık-
tır.
5393 sayılı kanunla merkezi idarenin belediyeler üzerindeki ve-
sayet yetkisinin neredeyse kaldırılması, Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartına uygun bulunmaktadır. Gerçekten de, söz konusu şar-
tın yerel makamların faaliyetlerinin idari denetimi başlıklı 8. maddesi-
ne göre, yerel makamların her türlü idari denetimin ancak kanunlarla
veya anayasa ile belirlenmiş durumlarda ve yöntemlerle gerçekleştiri-
lebileceği, yerel makamların idari denetiminin normal olarak sadece
kanunla ve anayasal ilkelerle uygunluk sağlamak amacıyla yapılacağı,
bununla birlikte, üst makamların yerel makamları yetkili kıldıkları iş-
lerin gereğine göre yapılıp yapılmadığını idari denetime tabi tutabile-
cekleri, yerel makamların idari denetiminin denetleyen makamın mü-
Hasan DURSUN makaleler
390TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
dahalesinin korunması amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak
sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılacağı belirtilmiştir. Bu açı-
dan vesayet makamına, belediye meclis kararını, kural olarak sadece
idari yargıya götürebilme yetkisinin tanınması, Şartın 8. maddesinin
bir gereği olduğunu ifade etmek olanaklıdır.
Bununla birlikte, 5393 sayılı kanunla belediye başkanına; belediye
meclis kararları hakkında tanınan veto yetkisi ile ısrar üzerine dava
açma yetkisinin düzenleniş biçimi son derece isabetsiz olmuştur. Ger-
çekten de, Ulusoy’un haklı olarak belirttiği üzere söz konusu veto yet-
kisi üç açıdan sakınca taşımaktadır. Birincisi; belediye başkanına tanı-
nan veto yetkisi ne hiyerarşik denetim ne de vesayet denetimi olarak
adlandırılamayacağından idare hukuku açısından sınıflandırabilmek
oldukça zordur. İkinci olarak, belediye başkanına tanınan söz konusu
yetkiler, içeriden gelen müdahale niteliğinde olduğundan belediyenin
özerkliğini zedeler. Son olarak, söz konusu yetkiler; belediyede; be-
lediye meclisi ile belediye başkanı arasında olması gereken dengenin
belediye başkanı lehine bozulmasına yol açar. Belediye başkanının, be-
lediye encümeni üzerinde de oldukça önemli hakimiyeti olduğundan
bu modelle belediye başkanı gereksiz olarak oldukça güçlendirilmiş-
tir.
31
Belediye başkanına tanınan ısrar üzerine dava açma yetkisinin dü-
zenleniş biçimi de, kanımızca, hatalı olmuştur. 5393 sayılı kanunun 23.
maddesinin 3. fıkrasında; belediye başkanının, meclisin ısrarı ile ke-
sinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabileceği
ifade edilmiştir. Bir kere, dava açma süresinin on gün gibi kısa bir za-
man dilimi olarak belirlenmesi, adil yargıya ulaşma hakkına aykırıdır.
Diğer yandan, hukukumuzda idari dava türleri; iptal ve tam yargı da-
vaları olarak belirlenmiştir. Bu hükümle, sadece belediye başkanının
idari yargıya başvurabileceği ifade edilmekte, onun hangi idari dava
türünü açacağı belirtilmemektedir. Gerçi işin doğası gereği belediye
başkanının açacağı davanın iptal davası olduğu söylenebilir; ancak,
belediye başkanının hangi dava türünü açacağının somut bir şekilde
ortaya konulmaması, çeşitli karışıklıklar doğurabilecektir.
e. Belediye Meclisinin feshi
31
Fazla bilgi için bkz., Ulusoy, Yerel Yönetimlere İlişkin Yeni Yasal Düzenlemelerin
Değerlendirilmesi, s. 187-189.
makaleler Hasan DURSUN
391TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye meclisinin feshi de, 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı ka-
nundan önemli ölçüde farklı olarak düzenlenmiştir. Gerçekten de,
1580 sayılı kanunun 53. maddesinde; belediye meclisinin, olağan ve
olağanüstü toplantılar dışında toplanması, kanunen belirli olan yerden
başka bir yerde toplanması, kanunen kendisine verilen görevleri süre-
si içerisinde yapmaktan çekinmesi ve bu durumun belediye meclisine
ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratması, siyasi sorunları görüşmesi
veya siyasi temennilerde bulunması hâllerinde İçişleri Bakanı’nın bil-
dirisi üzerine Danıştay’ca fesih olunacağı ifade edilmiştir.
5393 sayılı kanunun 30. maddesinde ise belediye meclisinin feshi
iki nedene indirgenmiştir. Bunlar, belediye meclisinin; belediyeye ve-
rilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal etmesi ve bu durumun be-
lediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratması ile belediyeye ve-
rilen görevlerle ilgisi olmayan siyasi konularda karar alması hâlleridir.
Bu hâllerde İçişleri Bakanlığı’nın bildirimi üzerine Danıştay kararıyla
belediye meclisinin feshedileceği; ayrıca, İçişleri Bakanlığı’nın gerekli
gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar veri-
linceye kadar meclisi toplantılarının ertelenmesini de talep edebileceği
ve Danıştay’ın bu istemi en geç bir ay içerisinde karara bağlayacağı,
feshedilen meclisin yerine yenisinin seçileceği ve yeni seçilen meclisin
kalan süreyi tamamlayacağı yine 30. maddede ifade edilmiştir.
Belediye meclisinin fesih nedenlerinin azaltılması ilke olarak ye-
rinde olmakla birlikte kanımızca fesih nedeninin sadece o da değiştiril-
mesi koşuluyla ilk hâle indirgenmesi; daha somut bir deyişle, belediye
meclisinin; belediyeye verilen görevleri süresi içinde kasten yerine ge-
tirmemesi ve bu durumun belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye
uğratması hâlinin fesih nedeni olarak öngörülmesi yerinde olacaktır.
30. maddede fesih nedeni olarak öngörülen belediye meclisinin; bele-
diyeye verilen görevleri süresi içinde ihmal etmesi hükmündeki “ihmal
etme” kavramı, geniş anlamlı bir kavram olduğundan, artık belediye
meclisi sadece kasten görevi yerine getirmeme nedeniyle değil, istem
dışı olarak görevini yerine getirmeme nedeniyle de (diğer koşulların
varlığı halinde) feshedilecektir. 1580 sayılı kanunun 53. maddesinde
bile fesih nedeni olarak öngörülen belediye meclisinin kanunen kendi-
sine verilen görevleri süresi içerisinde yapmaktan çekinmesi hükmün-
deki “çekinme” kavramı kasıt unsuruna işaret ederken, 5393 sayılı ka-
nunun 30. maddesinde “ihmal etme” kavramının kullanılması anlaşılır
Hasan DURSUN makaleler
392TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
gibi değildir.
32
Diğer yandan, 5393 sayılı kanunun 30. maddesinde; belediye mec-
lisinin, belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasi konularda
karar alması hâlinin fesih nedeni olarak öngörülmesi son derece isa-
betsiz olmuştur. Bu hükümle belediye meclisinin genel siyasetle ilgi-
lenmesi yasaklanmaktadır. Kanımızca, belediye meclis üyeleri bir cam
fanus içerisinde yaşamadığından genel siyasetle ilgilenmesinin yasak-
lanması doğru değildir. Ayrıca, Keleş’in isabetli olarak belirttiği üzere
belediyeler, her şeyden önce siyasal birer kurum olduklarından, genel
karar organlarında siyasal nitelikteki sorunların görüşülmesini yasak-
lamak gerçeklerle de bağdaşmaz.
33
Ayrıca, bu fesih nedeninde ifade
edilen “belediye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasi konular” kavramın-
da neyin belediyeye verilen görevle ilgili neyin ise ilgisiz olduğunun
nesnel ölçütleri de bulunmadığından bu açıdan da söz konusu fesih
nedeninin isabetsiz olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.
34
2. Belediye Encümeni
a. Oluşumu ve Toplantıları
Gerek 1580 sayılı kanunda, gerekse 5393 sayılı kanunda, belediye
yönetiminin ikincil nitelikteki danışma ve karar organı olan belediye
encümeninin oluşum tarzı; atanmışlar ve seçilmişler olmak üzere iki
türlü olarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, 1580 sayılı kanunun 77.
maddesinde belediye encümenin; belediye başkanı ve belediye daire
başkanları gibi icra organ ve memurları ile bunların yarısını geçmemek
ve ikiden az olmamak üzere belediye meclisinin kendi üyeleri arasın-
dan seçtiği üyelerden oluşacağı ifade edilmiş, 5393 sayılı kanunun 33.
maddesinde ise belediye encümeninin; belediye başkanının başkanlı-
ğında, il belediyelerinde ve nüfusu 100.000’in üzerinde belediyelerde,
belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla
seçeceği üç üye ile mali hizmetler birim amiri ve belediye başkanının
birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği iki üye olmak üzere yedi
kişiden; diğer belediyelerde ise belediye meclisinin her yıl kendi üye-
leri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği iki üye ile mali hizmetler
32
Karş. Akyılmaz, Yerel Yönetimlerin Seçilmiş Organlarının (Yargı Yolu İle) Organlık
Sıfatlarını Kaybı, s. 206, 207.
33
Keleş, a. g. e., s. 232.
34
Karş., ibid., Aksi görüşte, Akyılmaz, a. g. m., s. 212.
makaleler Hasan DURSUN
393TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için
seçeceği bir üye olmak üzere beş kişiden oluşacağı ifade edilmiştir.
Belediye encümeninde, belediye meclisin kendi seçtiği üyeler dı-
şında, kamu görevlilerinin üye olarak bulunması Anayasa’nın 127.
maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır.
35
Belediye encümeninde kamu gö-
revlilerinin üye olarak bulunmasının Anayasa’nın 127. maddesinin 1.
fıkrasına aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş yıllarda ver-
diği bir kararından da üstü kapalı olarak anlaşılmaktadır. Gerçekten
de, Anayasa Mahkemesi 22.6.1988 tarih, E. 1987/18, K. 1988/23 kara-
rında; il özel idaresinin bir organı olan il daimi encümeninde kamu
görevlisi bulunmasını şu gerekçeyle Anayasa’nın 127. maddesinin 1.
fıkrasına aykırı görmüştür:
Yasanın bu maddesiyle değiştirilen İl Özel İdaresi Kanunu
(İUVKM.)’nun 136. maddesinin son fıkrasında “İl özel idare müdürü ile
köy hizmetleri il müdürü, bayındırlık ve iskan müdürü il daimi encümeninin
tabii üyesidir” biçiminde yer alan hükmün; seçimle oluşturulan bir or-
ganda seçimle gelmeyen ve merkezden yönetimin uzantısı olan mü-
dürlerin görevlendirilmesine yol açtığı, bu nedenle Anayasa’nın 127.
maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkralarına aykırı olduğu davacı
tarafından ileri sürülmüş ve anılan fıkranın iptali istenmiştir.
Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrası, il, belediye veya köy
olarak üç tür halinde sayılan yerel yönetimlerin “...karar organları”nın
“...gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek...” oluşturulaca-
ğını, buyurucu bir kural kesinliğiyle ortaya koymuştur. Karar organla-
rının seçimle oluşturulması belirleyici ana öğedir.
Kamu tüzel kişiliğine sahip il özel yönetimlerinin il genel mecli-
si, il daimi encümeni ve vali olmak üzere üç organının bulunduğu,
bunlardan il genel meclisinin “karar”, valinin ise “yürütme” organı ol-
dukları bilinmektedir. Davacının iptal istemi karşısında il daimi encü-
meninin bir karar organı olup olmadığının saptanabilmesi, irdelemeyi
gerektirmektedir.
Gerek kendi kuruluş yasasıyla, gerek diğer yasalardaki hüküm-
lerle il özel yönetimine verilen hizmetlerin yerine getirilmesi için alın-
ması gereken yürütme kararlarının ve hukuksal işlemlerin bir kısmı il
genel meclisinin yetki alanındadır. Ancak, il genel meclisi sürekli ya
35
Bkz., Günday, İdare Hukuku, s. 429.
Hasan DURSUN makaleler
394TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
da sık aralıklarla toplanmadığından, gerekli kararların alınmaması ve
işlemlerin yapılamaması, kamu hizmetlerinin aksamasına ve kesinti-
ye uğramasına yol açabilir. Bu önemli sakıncayı gidermek için, il ge-
nel meclisinin toplantı halinde bulunmadığı zamanlarda onun yerini
alabilecek ve genel meclisin iradesi doğrultusunda yetkilerini kısmen
kullanabilecek, ayrıca yasalarla kendisine verilmiş belli görevleri de
doğrudan doğruya yapabilecek, üyeleri genel meclisçe ve kendi üye-
leri arasından seçilen ikinci bir organ olarak il daimi encümeni oluştu-
rulmuştur.
İl daimi encümeninin görevlerini sayarak gösteren İl Özel İdare-
si Kanunu (İUVKM)’nun 144. maddesinin incelenmesinden bu kuru-
lun, bir görüşme, danışma, denetim, karar ve yürütme organı olduğu
anlaşılır. Bir bakıma, karma kurul niteliğindedir. Ancak, karar organı
olma niteliği ağırlık kazanmaktadır. Özellikle, yasaların doğrudan il
daimi encümenince karara bağlanmasını öngördüğü konularda aldığı
kararların il genel meclisinin onayına gerek göstermemesi ve il kamu
tüzelkişiliğini bağlayıcı güç ve geçerlikte olması, il daimi encümeninin
daha çok bir karar organı olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumda, il
daimi encümeni, Anayasa’nın 127. maddesindeki anlatımla, “...kanun-
da gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan...” il kamu tüzelki-
şiliğinin “karar organları”ndan biridir.
Özerk hukuksal yapıya sahip il özel yönetiminin, aynı zamanda
ve ağırlıklı olarak bir karar organı statüsündeki il daimi encümenine,
seçimle gelmiş beş üye dışında merkezden yönetimin atama ile gelen
ve asli görevleri itibariyle hiyerarşik denetime tabi üç memurunun “ta-
bii üye” sıfatıyla dahil edilmesi, Anayasa’nın 127. maddesindeki karar
organlarının seçimle oluşmasını öngören kuralıyla bağdaştırılamaz.
Ayrıca, “tabii üye”lerin varlığı, yasalarla sınırları ve alanları belirlenmiş
yerel yönetimlere özgü kamu gücüne, merkezden yönetimin ortaklığı
sonucunu doğurur ve özerkliği ihlal eder.
36
Bu karar doğrultusunda;
aşağıda belediye encümeninin görevleri kısmında da ayrıntılı olarak
görüleceği üzere bir müzakere ve karar organı olarak düzenlenen be-
lediye encümeninde kamu görevlisi üyelerin bulunması, Anayasa’nın
127. maddesinin 1. fıkrasında ifade edilen mahalli idarelerin karar or-
ganlarının seçmenler tarafından oluşturulacağı hükmüne aykırı oldu-
ğunu savlayabilmek olanaklıdır.
36
Karar hakkında fazla bilgi için bkz., 26.11.1988 tarih ve 20001 sayılı Resmi Gazete.
makaleler Hasan DURSUN
395TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye encümenin toplantıları, 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı
kanuna benzer şekilde düzenlenmiştir. 5393 sayılı kanunun 35. mad-
desinde; belediye encümeninin haftada birden az olmamak üzere
37
önceden belirlenen gün ve saatte toplanacağı, belediye başkanının da
acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabileceği, encümenin, üye
tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanacağı ve katılanların salt çoğun-
luğuyla karar vereceği, oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu
tarafın çoğunluk sayılacağı, encümenin gündeminin belediye başka-
nı tarafından hazırlanacağı, encümen üyelerinin belediye başkanının
uygun görüşü ile gündem maddesi teklif etmesinin olanaklı olduğu,
encümene havale edilen konuların bir hafta içerisinde görüşülerek ka-
rara bağlanacağı ifade edilmiştir.
Belediye encümenin gündeminin belediye başkanı tarafından ha-
zırlanması ve encümen üyelerinin belediye başkanının uygun görüşü
olmadan gündem teklif edememesi, encümeni, aşırı bir şekilde bele-
diye başkanına bağımlı kılmaktadır. Bu hükümlerin atılarak, belediye
encümenini, belediye başkanına aşırı bağımlılıktan kurtaracak şekilde
yeni düzenlemelerin yapılması, yerel yönetimlerde demokrasiyi ku-
rumsallaştırmak açısından kanımızca büyük önem taşıyacaktır.
Ayrıca, belediye encümenin isminin belediye yürütme kurulu ola-
rak değiştirilmesi de son derece isabetli olacaktır.
38
b. Belediye Encümeninin Görevleri
5393 sayılı kanunda, belediye encümeninin görevleri de, 1580 sa-
yılı kanundan farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanunun 83.
maddesinde 10 bent hâlinde liste usulü ile belediye encümeninin gö-
revleri sayılmış, bu maddenin 2. fıkrasında ise, belediye encümeninin,
bu kanunda öngörülmeyip de, öteki kanunlarla belediye meclisine ve-
rilen görevlerin, meclis toplantıda bulunmadığı zamanlar belediye en-
cümeni tarafından incelenip karara bağlanacağı ifade edilmiştir. Daha
somut bir deyişle, belediyenin genel yetkili organı olanı belediye mec-
lisinin görevlerinin söz konusu meclisin toplantıda bulunmadığı za-
man belediye encümenine geçeceği ifade edilmiştir. Buna karşın, 5393
37
1580 sayılı kanun döneminde encümenin en az haftada bir kez toplanacağını öngö-
ren bir düzenleme bulunmamaktaydı. Kanunun 78. maddesinde encümenin belirli
günlerde ve düzenli olarak toplanacağı ifade edilmiştir.
38
Bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 234 vd.
Hasan DURSUN makaleler
396TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sayılı kanunun 34. maddesinde belediye encümeninin görevleri liste
hâlinde tek tek sayılmış, liste dışındaki konularda ise belediye encü-
meninin aktarılmış bir yetkiye sahip olduğunu belirten bir hükme yer
verilmemiştir. Söz konusu maddede belediye encümeninin görevleri
şu şekilde sayılmıştır.
Stratejik plan ve yıllık çalışma programıyla bütçe ve kesin hesabı
inceleyip meclise görüş bildirmek; yıllık çalışma programına alınan iş-
lerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak, öngörülme-
yen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek; bütçede fonk-
siyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak;
kanunlarda öngörülen cezaları vermek; vergi, resim, harçlar dışında
kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfi-
yesine karar vermek; taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine
ilişkin belediye meclis kararlarını uygulamak; süresi üç yıllı geçme-
mek üzere kiralanmasına karar vermek; umuma açık yerlerin açılış ve
kapanış saatlerini belirlemek, diğer kanunlarla belediye encümenine
verilen görevleri yerine getirmektir.
5393 sayılı kanunun 34. maddesinin incelenmesi sonucu; belediye
encümeninin danışma görevlerinin yanı sıra hatta ondan daha ağırlıklı
olmak üzere icrai karar alma görev ve yetkileriyle donatıldığı gözlen-
mektedir. Bu durumu, Anayasa’nın 127. maddesinin 1. fıkrası bağdaş-
tırmak olanaklı değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa’nın
127. maddesinin 1. fıkrasında; yerel yönetimlerin, karar organlarının
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulması istendiğinden belediye
encümenin karar alma konusundaki görev ve yetkilerinin kaldırılması
ya da mevcut yapı sürdürülecekse belediye encümeninin sadece görüş
bildirme göreviyle donatılması gerekir.
3. Belediye Başkanı
a. Belediye Başkanı Seçimi, Belediye Başkan Vekilliği ve
Belediye Başkanı Hakkında Öngörülen Yasaklar
Belediye yönetiminin başı, en yüksek amiri, yürütme organı ve
temsilcisi olan belediye başkanı; 1924 Anayasası döneminde belediye
meclisi tarafından seçilmiş, 1961 Anayasası döneminde ise seçmenler
tarafından doğrudan doğruya seçilmesi esası benimsenmiştir.
39
Ger-
39
Günday, İdare Hukuku, s. 432.
makaleler Hasan DURSUN
397TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
çekten de, 19.7.1963 tarih ve 307 sayılı kanun çıkartılarak belediye baş-
kanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir.
40
1963 yılından itibaren günümüze kadar belediye başkanları, seçmenler
tarafından doğrudan doğruya seçilmişlerdir. Daha doğru bir deyişle,
1963 yılından sonra belediye başkanları belde seçmenleri tarafından
doğrudan doğruya ve adi çoğunlukla seçilmişlerdir. Bu esastan, 5393
sayılı kanunda da sapılmamıştır. Kanunun 37. maddesinde belediye
başkanının ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçileceği
ifade edilmiştir. Belediye başkanının seçimi ile ilgili kanun yukarıda
da bahsedilen 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve
İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun olup, bu kanunun 22. mad-
desinde belediye başkanının, belde seçmenleri tarafından doğrudan
doğruya ve adi çoğunlukla seçileceği ifade edilmiştir.
Kanımızca, belediye başkanının adi çoğunlukla seçilmesi doğru
değildir. Belediye başkanının gerekli hâllerde iki turlu olmak üzere
seçmenlerin salt çoğunluğuyla seçilmesi daha uygun olacaktır. Bu
çerçevede ilk turda %50 ve üzeri oy alan belediye başkanı adayı doğ-
rudan belediye başkanı olarak seçilmeli, belediye başkan adaylarının
tümü %50’den aşağı oy alırsa bu durumda en çok oyu olan iki aday
ikinci tura kalarak seçime katılmalı ve en fazla oy alan aday belediye
başkanlığı seçimini kazanmış sayılmalıdır.
41
Belediye yönetecek biri-
sinin adi çoğunlukla başa gelmesi; demokrasinin ruhuna pek uygun
düşmediği gibi ülkemizdeki siyasi yapının parçalanmasına da katkı
sağladığı açıktır.
1580 sayılı kanunun 93. maddesinde düzenlenen belediye başkan
vekilliği makamı, 5393 sayılı kanunun 40. maddesinde düzenlenmiştir.
5393 sayılı kanunun 40. maddesine göre, belediye başkanı; izin, hasta-
lık veya başka bir nedenle görevi başında bulunmadığı hallerde, bu
süre için kendisine vekalet etmek üzere, belediye meclisi üyeleri ara-
sından birisini başkan vekili olarak görevlendireceği, başkan vekilinin
belediye başkanının yetkilerine sahip olduğu ifade edilmiştir.
42
Belediye başkan vekilinin, belediye başkanının tüm yetkilerine sa-
hip olması kanımızca doğru bir uygulama değildir. Çünkü belediye
40
Keleş, a. g. e., s. 237.
41
Bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, s. 59.
42
1580 sayılı kanunun 93. maddesinde, belediye başkan vekilinin, başkanın yetkileri-
ne sahip olduğunu belirten bir hükme yer verilmemiştir.
Hasan DURSUN makaleler
398TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
başkanının belediye personelini atamak gibi şahsına sıkı sıkıya bağlı
bir takım yetkileri bulunmaktadır. Bu yetkilerin bizzat başkan tara-
fından kullanılması daha doğru olacaktır. Bu açıdan belediye başkan
vekilinin yetkilerinin belediyenin günlük işleri ve törensel görevlerle
sınırlandırılması daha uygun olacaktır.
Gerek 1580 sayılı kanun, gerekse 5393 sayılı kanun belediye başka-
nı hakkında bir takım yasaklar öngörmektedir. 1580 sayılı kanunun 24.
maddesinde; belediye başkanlarının görevleri süresince siyasi partile-
rin genel merkezlerinde görev alamayacakları ve il ve ilçe idare kurulu
başkan ve üyeliklerinde bulunamayacakları ifade edilmişken, 5393 sa-
yılı kanunun 37. maddesinde; belediye başkanlarının siyasi partilerin
yönetim ve denetim organlarında görev alamayacakları, profesyonel
spor kulüplerinin başkanlığını yapamayacağı ve yönetiminde buluna-
mayacağı ifade edilmiştir.
5393 sayılı kanunun 24. maddesinde, belediye başkanı hakkında
öngörülen siyasi yasak kanımızca isabetsizdir. Belediye başkanı her
şeyden önce siyasi bir kişilik olduğundan siyasi partilerin genel mer-
kezlerinde görev alamayacaklarının belirtilmesi doğru olmamıştır.
Esasen belediye başkanlarının siyasi partilerin genel merkezlerinde
görev alması teşvik edilerek parti içi demokrasinin gelişimine katkı
sağlanması gerekir. Çünkü yerel yönetimler demokrasinin beşiği oldu-
ğundan belediye yerel yönetiminin başkanı olan belediye başkanının
siyasi parti genel merkezlerinde görev alması, parti içi demokrasiyi
geliştirme açısından oldukça olumlu katkı sağlayacaktır.
b. Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri
1580 sayılı kanun döneminde belediye başkanının görev ve yetki-
lerini iki grup altında toplamak olanaklıdır. Söz konusu kanunun 98.
maddesinde belediye başkanının merkezi idareye ait görev ve yetkileri
belirtilmiş, 99 ve 100. maddelerinde ise belediye başkanının, belediye
yönetimine ait görev ve yetkileri gösterilmiştir. Belediye başkanının
görev ve yetkileri konusunda 5393 sayılı kanunda böyle bir ayrıma yer
verilmeyerek belediye başkanının görev ve yetkileri genel olarak be-
lediye yönetimine ilişkin görev ve yetkiler şeklinde liste halinde belir-
tilmiştir. 5393 sayılı kanunun 38. maddesine göre belediye başkanının
görev ve yetkileri şunlardır:
makaleler Hasan DURSUN
399TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye teşkilatının en üst amiri olarak belediye teşkilatını sevk
ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak; belediyeyi
stratejik plana uygun olarak yönetmek; belediye idaresinin kurumsal
stratejilerini oluşturmak bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, belediye
faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve
uygulamak, izlemek ve değerlendirmek bunlarla ilgili raporları mec-
lise sunmak; belediyeyi devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya
davalı olarak yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek;
belediye meclis ve encümenine başkanlık etmek; belediyenin gelir ve
alacaklarını takip ve tahsil etmek; yetkili organlarını kararını almak
koşuluyla sözleşme yapmak; meclisi ve encümen kararlarını uygula-
mak; bütçeyi uygulamak; bütçede meclisi ve encümenin yetkisi dışın-
daki aktarmalara onay vermek; belediye personelini atamak; belediye
ve bağlı kuruluşları ile işletmelerini denetlemek; şartsız bağışları kabul
etmek; belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken
önlemleri almak; bütçede muhtaç ve yoksullar için ayrılan ödeneği
kullanmak; özürlülere yönelik hizmetleri yürütmek ve özürlüler mer-
kezini oluşturmak; temsil ve ağırlama giderleri için ayrılan ödeneği
kullanmak; kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi ve bele-
diye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri
kullanmaktır.
5393 sayılı kanunun 38. maddesinde dikkati çeken bir husus; be-
lediye başkanına, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans
ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak görevinin verilmesidir. Özel sek-
törde bile performans ölçütlerini saptamak zor ve uygulanması olduk-
ça zor olmasına rağmen bir kamu kurumu olan belediyede, belediye
başkanının, performans ölçütlerini saptayıp uygulayacağını düşün-
mek kanımızca ham bir hayalden öteye gidemez. Diğer yandan, bele-
diye başkanına, sağlıklı kentleşmeyi sağlayabilmek açısından il arazi
kullanımı planı ile belediye imar ve uygulama planlarının uyum içeri-
sinde gerçekleştirilmesini sağlayıcı önlemler alma yetkisinin tanınma-
sı uygun olacaktır.
43
c. Belediye Meclisinin Belediye Başkanını Denetlemesi ve
Bilgi Edinmesi
43
Bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 236.
Hasan DURSUN makaleler
400TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Belediye meclisinin; belediye başkanını denetlemesi ve belediye
faaliyetleri hakkında bilgi edinmesi, 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı
kanundan oldukça farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanunda
belediye meclisinin, belediye başkanını denetlemesi ve bilgi edinmesi-
nin iki yolu bulunmaktaydı. Söz konusu kanunun 76. maddesinde dü-
zenlenen belediye başkanının yıllık çalışma raporunun değerlendiril-
mesi ve 61. maddesinde ifade edilen gensoru yollarıyla belediye mec-
lisi; belediye başkanını denetler ve bilgi edinirken, 5393 sayılı kanunda
belediye meclisinin, belediye başkanını denetlemesi ve bilgi edinmesi
yolları, TBMM’nin Bakanlar Kurulu’nu denetlemesi ve bilgi edinmesi
yollarına benzetilerek düzenlenmiştir. Daha somut bir deyişle, 5393
sayılı kanunun, meclisin bilgi edinme ve denetim yolları başlıklı 26.
maddesinde; belediye meclisinin; demetim komisyonu kurma, soru,
genel görüşme, gensoru ve faaliyet raporu değerlendirme yollarıyla
belediye başkanını denetleyeceği ve bilgi edinme yetkisini kullanacağı
belirtilmiştir.
Belediye meclisinin belediye başkanını denetlemesi ve belediye
işleri hakkında bilgi edinmesi konusunda ilk yol olarak öngörülen
denetim komisyonu kurma, 5393 sayılı kanunun 25. maddesinde dü-
zenlenmiştir. Maddede; il ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üze-
rindeki belediyelerde belediye meclisinin; her ocak ayı toplantısında
belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap
kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla
ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyo-
nu oluşturulacağı, komisyonun, her siyasi parti grubunun ve bağımsız
üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması
suretiyle oluşacağı, komisyonun çalışmasını kırk beş iş günü içerisin-
de tamamlayacağı ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar
belediye meclis başkanlığına sunacağı, konusu suç teşkil eden husus-
larla ilgili olarak belediye meclis başkanlığı tarafından yetkili mercile-
re suç duyurusunda bulunulacağı ifade edilmiştir.
5393 sayılı kanunun 34. maddesinde; belediye meclis üyelerinin
meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleri ile ilgili konularda
sözlü veya yazılı soru sorabileceği; sorunun, belediye başkanı ya da
görevlendireceği kişi tarafından sözlü ya da yazılı olarak yanıtlanacağı
ifade edilmiştir. Yine bu maddede, belediye meclis üyelerinin en az
üçte birisinin, meclis başkanlığına başvurarak, belediyenin işleriyle il-
gili konularda genel görüşme açılmasını isteyebileceği, bu isteğin mec-
makaleler Hasan DURSUN
401TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
lis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınacağı belirtilmiştir.
Maddede, gensoru konusunda bir hükme de yer verilmiştir. Hükme
göre, meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imza-
sıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir, gensoru
önergesi, meclisi üye tam sayısının salt çoğunluyla gündeme alınır ve
gensoru önergesi ancak üç tam güm geçtikten sonra görüşülebilir.
Belediye meclisinin belediye başkanını denetlemesi ve belediye iş-
leri hakkında bilgi edinmesi konusunda son bir yol olarak öngörülen
faaliyet raporu, 5393 sayılı kanunun 56. maddesinde düzenlenmiştir.
Maddede; belediye başkanının, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’nda belirtilen biçimde; stratejik plan ve performans
programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçüt-
lerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapma-
ların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu açıklayan faaliyet
raporunu hazırlayacağı, faaliyet raporunda, belediye bağlı kuruluşları
ve işletmeleri ile belediye ortaklıklarına ilişkin açıklamalara, bilgi ve
değerlendirmelere yer verileceği ifade edilmiştir. Yine maddede; bele-
diye başkanının, her yıl nisan ayı toplantısında faaliyet raporunu be-
lediye meclisine sunacağı, raporun bir örneğinin İçişleri Bakanlığı’na
gönderileceği ve kamuoyuna açıklanacağı da ifade edilmiştir.
Belediye meclisinin belediye başkanını denetlemesi ve bilgi edin-
mesi hakkında 5393 sayılı kanunda öngörülen hükümlerin yerinde
olduğunu belirtmek gerekir. Ancak uygulamada kötüye kullanmaları
önlemek açısından belediye başkanının soruya ne kadar bir süre içeri-
sinde yanıt vereceğinin belirtilmesi uygun olacaktır.
d. Belediye Başkanlığından Düşürülme
Belediye başkanlığından düşürülme nedenleri; 5393 sayılı kanun-
da, çoğunlukla, 1580 sayılı kanuna benzer şekilde düzenlenmiştir.
1580 sayılı kanunda olduğu gibi 5393 sayılı kanunda da belediye
başkanının düşürülmesinin bir yolu; belediye başkanının yıllık faa-
liyet raporunun yetersiz görülmesidir. Daha somut bir deyişle, 5393
sayılı kanunun 26. maddesinde; belediye başkanınca belediye meclisi-
ne sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis
üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla
44
yeterli görülmezse, beledi-
44
Bu oran, 1580 sayılı kanunun 76. maddesine göre üçte iki idi. Dolayısıyla yetersizlik
Hasan DURSUN makaleler
402TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ye başkanı hakkında yetersizlik kararı alınacağı, yetersizlik kararının,
görüşmeleri kapsayan tutanak ile birlikte meclisi başkan vekili tarafın-
dan mahalli en büyük mülki amire gönderileceği, valinin dosyayı ken-
di görüşü ile birlikte Danıştay’a göndermesinden sonra Danıştay’ın
yetersizlik kararını uygun bulması hâlinde, belediye başkanının, baş-
kanlıktan düşeceği belirtilmiştir.
1580 sayılı kanunda olduğu gibi 5393 sayılı kanunda da belediye
başkanının düşürülmesinin bir diğer yolu olarak gensoru düzeneği
öngörülmüştür. Daha açık bir deyişle, 5393 sayılı kanunun 26. mad-
desinde; belediye meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki
45
üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru verilebileceği,
gensoru önergesinin meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu
ile gündeme alınacağı ve üç tam gün geçmeden görüşülemeyeceği,
gensoru önergesinin meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğu
46
ile
kabul edilmesi hâlinde yetersizlik kararındaki süreç izlenerek belediye
başkanının, başkanlıktan düşeceği belirtilmiştir.
1580 sayılı kanunda olduğu gibi 5393 sayılı kanunda da belediye
başkanının düşürülmesinin diğer yolları olarak; belediye başkanının;
kesintisiz ve mazeretsiz olarak 20 günden fazla görevine gelmemesi,
seçilme yeterliliğini yitirmesi
47
ve belediye meclisinin feshine neden
olan eyleme ve işlemlere katılması hâlleri öngörülmüştür. 1580 sayılı
kanundan farklı olarak 5393 sayılı kanunda; belediye başkanının se-
çim dönemini aşacak ölçüde kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası
alması doğrudan belediye başkanının düşürülmesi nedeni olarak ön-
görülmüş, 44. maddede ise, belediye başkanının görevini sürdürmesi-
yoluyla belediye başkanının düşürülmesi 5393 sayılı kanunda daha da zorlaştırıl-
mıştır.
45
1580 sayılı kanunun 61. maddesinde; belediye meclis üyelerinden her birinin gen-
soru önergesi vermeye hakkı olduğu belirtilmiştir.
46
Bu oran, 1580 sayılı kanunun 61. maddesinde üçte ikiydi. Dolayısıyla yetersizlik yo-
lunda olduğu gibi gensoru yoluyla belediye başkanının düşürülmesi de 5393 sayılı
kanunda daha da zorlaştırılmıştır.
47
1580 sayılı kanunun 91. maddesi; seçilme yeterliliğini kaybeden ya da görevi kö-
tüye kullanma veya herhangi bir suçtan dolayı en az altı ay hapse mahkum olan
belediye başkanlarının başkanlıktan düşürüleceğini düzenlemekteydi. Bu madde,
4.7.1988 tarih ve 355 sayılı KHK ile değiştirilerek sadece seçilme yeterliliğini yitiren
belediye başkanının, başkanlıktan düşürüleceği şeklinde değiştirilmiştir. Ancak,
355 sayılı KHK, Anayasa Mahkemesi’nin 8.2.1989 tarih ve E. 1988/38, K. 1989/7
sayılı kararıyla kaldırıldığından bu konuda yasal bir boşluk oluşmuştur. Bkz., Gün-
day, İdare Hukuku, s. 434.
makaleler Hasan DURSUN
403TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ne engel bir hastalık veya sakatlık durumunun yetkili sağlık kuruluşu
raporuyla belgelenmesi hali de başkanın görevinden düşürülmesinin
bir nedeni olarak öngörülmüştür. Bu son hâlde, İçişleri Bakanlığı’nın
başvurusu üzerine Danıştay kararıyla belediye başkanının düşürüle-
ceği yine söz konusu maddede belirtilmiştir.
Belediye başkanının düşürülmesi nedenleri konusunda, 5393 sa-
yılı kanunda bir takım eksik ve hatalı düzenlemeler bulunmaktadır.
Her şeyden önce, belediye başkanının; sadece kesintisiz ve mazeret-
siz olarak 20 günden fazla göreve gelmemesi belediye başkanının gö-
revden düşürülmesi yolu olarak öngörülmesi isabetli olmamıştır. Bu
hüküm yüzünden sürekli bir şekilde 20 gün işe gelmeyen ve 21. gün
işe geldikten sonra yine 20 gün işe gelmeyen bir belediye başkanının
düşürülmesi olanaklı olmayacaktır ki, bu durumu hukuk ve adalet
duygularıyla bağdaştırmak olanaklı değildir. Bu açıdan, belediye baş-
kanının görevden düşürülme nedeni olarak sadece kesintisiz ve ma-
zeretsiz olarak 20 günden fazla görevine gelmemesi hükmü yanında,
bir yıl içinde toplam 30 iş günü mazeretsiz olarak göreve gelmemesi
de belediye başkanlığından düşürülme nedeni olarak öngörülmesi ye-
rinde olacaktır.
Belediye başkanının görevini sürdürmesine engel bir hastalık veya
sakatlık durumunun yetkili sağlık kuruluşu raporuyla belgelenmesi
hâinin başkanın görevinden düşürülmesinin bir nedeni olarak öngö-
rülmesinde de eksik bir takım hususlar bulunmaktadır. Yetkili sağlık
kuruluşundan kastedilen hususun ne olduğunun bilinmemesi, rapor-
dan kastedilen hususun bir doktor veya sağlık kurulunun vereceği ra-
por mu olduğunun belirtilmemesi ve belediye başkanının özellikle psi-
kolojik rahatsızlıklarında sağlık kuruluşuna göndermeye kimin yetkili
olduğunun gösterilmemesi önemli eksikler olarak göze çarpmaktadır.
5393 sayılı kanunda, belediye başkanının seçim dönemini aşacak
ölçüde kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası almasının doğrudan
belediye başkanının düşürülmesi nedeni olarak belirten hüküm de bir
takım aksaklıklar taşımaktadır. Bir kere, bu hüküm, belediye başkan-
lığının sona ermesi başlıklı 44. maddede değil, belediye başkanlığının
boşalması hâlinde yapılacak işlemler başlıklı 45. maddesinde düzen-
lenmektedir. Bu durum, sistematik bir hata niteliği taşımaktadır. Diğer
yandan, konunun 45. maddede olduğu gibi sadece deyinilerek değil
ayrıntılı bir şekilde 44. maddede düzenlenmesi gerekir. Konuya sadece
Hasan DURSUN makaleler
404TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
temas edilerek deyinilirse sürgit bir şekilde tartışma olacağı ve kargaşa
yaşanacağı unutulmamalıdır. Çünkü hangi hâllerde kamu hizmetle-
rinden yasaklanma cezasının verilebileceği durumların saptanmaması
ve söz konusu ceza ile Türk Ceza Kanunu arasında bağlantının da
sağlanmaması bir karmaşa doğurabileceği gibi kamu hizmetlerinden
yasaklanma cezasının hangi andan itibaren hüküm doğuracağının
48
belli olmaması da tartışma doğurabilecektir.
Öte yandan, belediye başkanının seçilme yeterliliğini kaybetmesi
hâlinin, belediye başkanlığından düşürülme nedenlerinden birisi ola-
rak belirtilmesi de kanımızca isabetsiz bir düzenleme niteliği taşımak-
tadır. Gerçekten de, 18.1.1984 tarih ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile
Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un
9. maddesinde; 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Hakkında Kanun’un 11.
maddesinde belirtilen sakıncaları taşımamak şartıyla, yirmi beş yaşını
dolduran her Türk vatandaşının belediye başkanlığına seçilebileceği
belirtilmektedir. 2839 sayılı kanunun 11. maddesinde ise, kamu hiz-
metinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla
hapis veya süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş
olanlarla affa uğramış olsa bile terör eylemlerinden mahkum olanlarla
Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen kimi suçlardan mahkum olanların
milletvekili, dolayısıyla belediye başkanı seçilemeyeceği belirtilmekte-
dir. 5393 sayılı kanunda seçim dönemini aşan kamu hizmetlerinden ya-
saklanma cezası ile aşmayan kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası
arasında bir ayrım yapılıp bu son durumda belediye başkanının düş-
müş sayılmayacağı belirtilmesine rağmen 2839 sayılı kanunda kamu
hizmetinden yasaklananların belediye başkanı seçilme yeterliliğini
kaybedeceği belirtilmiş dolayısıyla görevde iken süresi ne olursa olsun
kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası alan bir belediye başkanının
düşmüş sayılıp sayılmayacağı tam bir bilmeceye dönüşmüştür. Diğer
yandan, 2839 sayılı kanunda, affa uğramış olsa bile bir kısım suçlardan
mahkum olanların milletvekili dolayısıyla belediye başkanı seçilme ye-
terliliğini kaybedeceğinin belirtilmesi de doğru değildir. Bir kere, ge-
nel af; mahkumiyetin bütün sonuçlarını ortadan kaldıracağından, 2839
sayılı kanunun 11. maddesinde belirtilen suçlar için çıkarılacak genel
aftan yararlananların belediye başkanı seçilememesi, seçilmişse bele-
diye başkanlığından düşürülmesi genel affın niteliği ile bağdaşmaz.
48
İlk derece mahkemesinin hüküm vermesi anından mı veya üst mahkeme tarafın-
dan hükmün onanmasından itibaren mi hüküm doğuracağının.
makaleler Hasan DURSUN
405TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Çünkü bu durumda genel affa rağmen, mahkumiyetin sonuçlarının
devam ettiği anlaşılır. Yine, bir kişi bir suçtan mahkum edildiği zaman
cezasını ödediğine göre ayrıca söz konusu kişi hakkında hak mahru-
miyetinin öngörülmesi, insan haklarıyla da bağdaşmaz. İnsani bir ceza
hukuku politikası, hak mahrumiyetinin, konumuz açısından somut-
laştırırsak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasının sadece hakim
kararına dayalı olmasını ve cezanın süresi kadar belediye başkanının
başkan seçilememesini, seçilmiş bir belediye başkanının ise görevi sı-
rasında aldığı kamu hizmetlerinden yasaklanma süresi kadar belediye
başkanlığından düşürülmesini ve cezasını çeken belediye başkanının
hakkında ayrıca bir kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası yoksa
derhal görevine başlatılmasını gerektirir.
49
e. Belediye Organ veya Üyelerinin Geçici Olarak
Görevden Uzaklaştırılması
Belediye organlarının veya üyelerinin geçici olarak görevden
uzaklaştırılması 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı kanundan daha ayrın-
tılı olarak düzenlenmiştir. Gerek 1580 sayılı kanunun 93. maddesinde,
gerekse 5393 sayılı kanunun 47. maddesinde; belediye organları ya
da bu organların üyelerinin, haklarında görevleriyle ilgili bir suçtan
dolayı soruşturma ya da kovuşturma açılmış ise, kesin hükme kadar
İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılabileceği ifade edil-
miş, buna ilave olarak 5393 sayılı kanunun 47. maddesinde; görev-
den uzaklaştırma kararının iki ayda bir gözden geçirilerek devamında
kamu yararının görülmemesi halinde kaldırılacağı, görevden uzaklaş-
tırılanlar hakkında kovuşturma açılmaması, kamu davasının düşmesi
veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması
ya da görevden düşmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkum olunması
hallerinde de görevden uzaklaştırma kararının kaldırılacağı, görevden
uzaklaştırılan belediye başkanına, görevden uzak kaldığı sürece aylık
ödeneğinin üçte ikisinin ödeneceği ve bu süre içinde diğer sosyal hak
ve yardımlardan yararlandırılacağı ifade edilmiştir.
Belediye organ veya üyelerinin haklarında görevleriyle ilgili bir
suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma açılması hâlinde İçişleri
49
Sabıka kayıtları dolayısıyla oluşan soyut hak mahrumiyetinin kötülüğü konusunda
bilgi için bkz., Dursun, Cezaların İnfazının Kriminolojik Bir Çerçevede İncelenmesi,
s. 742, 743.
Hasan DURSUN makaleler
406TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Bakanlığı tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılması yönte-
minde kanımızca köklü bir değişikliğe gidilmesi kaçınılmazdır. Her
şeyden önce yerel özerklik ilkesine aykırı olduğu için Anayasa’nın 127.
maddesi ve 5393 sayılı kanunun 47. maddesinde değişikliğe gidilerek;
açılan idari soruşturmalarda belediye organ veya üyeleri hiç bir şe-
kilde görevlerinden uzaklaştırılmamalıdır. Adli soruşturma ve kovuş-
turmalarda ise belediye organ veya üyelerinin geçici olarak görevden
uzaklaştırılması uygulamasına son derece ayrıksı durumlarda gidil-
meli ve ayrıksı durumlarda da İçişleri Bakanlığı’nın yetkisi kaldırılarak
mahkeme kararıyla belediye organ veya üyeleri görevlerinden geçici
olarak uzaklaştırılmalıdır. Yine belediye organ veya üyelerinin işledi-
ği savlanan suçları hakkında yargının belirli bir süre içerisinde karar
vermesi koşulu aranarak o süre içerisinde yargının suç hakkında karar
vermemesi durumunda belediye organ veya üyeleri kendiliğinden gö-
revlerine dönebilmelidirler. Keleş’in de isabetli olarak belirttiği üzere
İçişleri Bakanına tanınan geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisi;
yerel özerklik ilkesine ters düştüğü gibi belediye başkanları da dahil,
belediye organlarının ve bu organlardaki üyelerin görevlerinin yerine
getirilmesine siyasi iktidarlarca karışma yollarını da açabilir. Yazar,
bu yetkinin, nitekim, 1982’ yi izleyen yıllarda siyasal iktidarların yerel
özerkliğe, haklı ya da haksız olarak, türlü vesilelerle karışmaları için
kullanıldığının görüldüğünü ifade etmekte ve geçici süre ile görevden
uzaklaştırma zorunlu olsa bile bu tür bir yetkinin siyasi iktidarlarca
kötüye kullanılmaması için, mutlaka belirli bir süre içerisinde yargının
karar vermesi koşulunun aranması gerektiğini ifade etmektedir.
50
IV. BELEDİYENİN GELİRLERİ ve BÜTÇESİ
1. Gelirleri
1580 sayılı kanunun 110. maddesinde olduğu gibi 5393 sayılı kanu-
nun 59. maddesinde de belediyenin gelirleri liste şeklinde sayılmıştır.
Belediye gelirleri özü itibariyle söz konusu maddelerde önemli ölçü-
de benzer şekilde düzenlenmiştir. 5393 sayılı kanunun 59. maddesine
göre belediyenin gelirleri şunlardır:
Kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma pay-
ları, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay, genel ve özel bütçeli
50
Bkz., Keleş, a. g. e., s. 240, 241.
makaleler Hasan DURSUN
407TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
idarelerden yapılacak ödemeler, taşınır ve taşınmaz malların kira, satış
ve başka surette değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler, beledi-
ye meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet
karşılığı ücretler, faiz ve ceza gelirleri ile diğer gelirlerdir. 5393 sayılı
kanunun 59. maddesinde ayrıca, büyükşehir belediyelerinde büyük-
şehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince tahsil edilen
emlak vergisi tutarının tümünün ilgili ilçe ve ilk kademe belediyeleri
tarafından alınacağı da belirtilmiştir.
5393 sayılı kanunun 59. maddesinde ifade edilen belediye vergi,
resim, harç ve katılma paylarının; 26.5.1981 tarih ve 2464 sayılı Beledi-
ye Gelirleri Kanunu’nda düzenlendiğini, yine belediyelere genel bütçe
gelirlerinden ayrılan payın ise 2. 2.1981 tarih ve 2380 sayılı Belediyele-
re ve İl özel İdarelerine Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi
Hakkında Kanun’da saptandığının belirtilmesi uygun olacaktır. 2380
sayılı kanuna göre genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerin-
den belediyelere %6 oranında pay verilmektedir. Ayrıca, emlak vergi-
sinden de belediyelere pay ayrılmaktadır.
51
Belediye gelirleri ile ilgili 5393 sayılı kanunun 59. maddesi, ağır bir
mali kriz içerisinde bulunan belediyelerin sorunlarına çözüm getire-
bilecek nitelikte değildir. 1580 sayılı Kanun döneminde; paranın satın
alma gücündeki azalmalar nedeniyle belediye gelirlerinin yetersizliği
daha açık bir biçimde ortaya çıkmış, belediyeler bir ya da iki görevi ye-
rine getirebilmek için diğer başka görevlerini geçici ya da sürekli ola-
rak ertelemek zorunda kalmışlardır.
52
Bu durumun 5393 sayılı kanun
zamanında da sürgit bir şekilde yaşanacağından hiç kimse kuşku duy-
mamalıdır. Belediyelerin mali sorunlarına etkin bir çözüm getirebil-
mek için ayrı bir yasa çıkartılarak; belediyelere bir kısım vergiler dev-
redilmeli, bunların tavan-taban oranları merkezce yasa ile belirlendik-
ten sonra tahakkuk ve tahsili belediyelere bırakılmalıdır. Yine belediye
sınırları içerisinde merkezi yönetimce tahsil edilen vergilere, belediye
meclis kararı ile yüzde ekleme yapılmalıdır. Ayrıca, 2380 sayılı kanuna
göre vergi gelirlerinden belediyelere yardım yapılırken sadece nüfus
ölçütüne göre bakılmaktadır. Halbuki vergi gelirlerinden belediyelere
pay verilirken yalnızca nüfus ölçütüne bağlanmayarak nüfus artış hızı,
yerel yönetimlerin potansiyel gelir gücü, kalkınmada öncelikli yöre
51
Bkz., Günday, İdare Hukuku, s. 435.
52
Keleş, a. g. e., s. 218.
Hasan DURSUN makaleler
408TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
olma özelliği ile yaz nüfusu ve kış nüfusuna göre büyük artış göste-
ren turistik yöreler olma özelliği gibi nesnel ölçütler dikkate alınarak
yapılacak yardımların nesnel kurallara bağlanması belediyelerin mali
açıdan güçlendirilmesi açısından büyük yararlar sağlayacaktır.
53
Belediye gelirleri, 1580 ve 5393 sayılı kanunda önemli ölçüde ben-
zer hükümlere tabi tutulsa da belediyenin borçlanması ve tahvil çıkar-
ması söz konusu kanunlarda farklı hükümlere tabi tutulmuştur. Yuka-
rıda ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere 1580 sayılı kanun döneminde de
belediye meclisi borçlanmaya karar verebilir ve tasdikli imar planları-
nın uygulanması dolayısıyla yapacakları kamulaştırmaların bedelleri-
nin ödenmesine veya kamulaştırma amacına ya da imar planına uy-
gun olarak tesislerin oluşturulmasına özgülemek üzere Türkiye Emlak
Kredi Bankası’nın kefaletiyle ve en çok 20 yılda ödenmek koşuluyla
istikrazda bulunabilirdi. Gerçi, Günday’ın naklettiğine göre 1580 sayılı
kanunun öngördüğü tahvil çıkarma olanağından uygulamada sadece
İstanbul ve Ankara belediyeleri yararlanmış, ancak bu tahviller fazla
rağbet görmemiştir.
54
5393 sayılı kanunun 68. maddesinde ise beledi-
yelerin görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak ama-
cıyla borçlanma yapabileceği ve tahvil ihraç edebileceği belirtilmiş,
söz konusu maddede borçlanma ve tahvil ihraç etmek olgusu ayrıntılı
usul ve esaslara bağlanmıştır.
Belediyelerin borçlanmasında iki hususa dikkat edilmesi gerek-
mektedir. Bunlardan ilki; seçim dönemini aşacak büyük projelerle il-
gili uzun süreli borçlanmalar için halk oylamasına başvurulmasının
zorunlu tutulması, ikincisi belediyelerin dış kredi gerektiren yatırım-
larının Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıkları’nın bağlı
olduğu Bakanlıkların ön izni alındıktan ve Devlet Planlama Teşkilatı
tarafından hazırlanan yatırım programına alındıktan sonra belediye
bütçesine girmesi ve harcamasının yapılabilmesidir.
55
Bu hususların
5393 sayılı kanunda dikkate alınmaması kanımızca demokrasi ve mali
disiplin ilkelerine aykırı olmuştur.
Bu kısımda son olarak bir hususun belirtilmesi uygun olacaktır:
Gerek 1580 sayılı kanun döneminde gerekse çok yeni olmasına rağmen
5393 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden bu yana belediyeler daha
53
Karş. TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, s. 62.
54
Günday, İdare Hukuku, s. 436.
55
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 147.
makaleler Hasan DURSUN
409TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ziyade, özellikle bu amaç için kurulmuş bulunan İller Bankası’ndan
borçlanma yoluna girmektedirler. İller Bankası; tüm yerel yönetimler
için bir kredi ve teknik yardım kuruluşu olarak kurulmuş olmasına rağ-
men, faaliyetlerinin ağırlık noktası belediyelere yardımcı olmak nok-
tasına kaymaktadır. 5393 sayılı kanun belediyelerin İller Bankası’ndan
kredi alabilmesini belli kayıtlara bağlayarak kredi işlerine bir çeki dü-
zen vermek istemiştir. Kanunun 68. maddesinde; İller Bankası’ndan
yatırım kredisi ve nakit kredi kullanmak isteyen belediyenin, ödeme
planını bu bankaya sunmak zorunda olduğu, geri ödeme planını ye-
terli görmediği takdirde İller Bankası’nın belediyenin kredi isteğini
reddedeceği ifade edilmiştir.
56
5393 sayılı kanunun, belediyelerin İller Bankası’ndan alacağı kre-
dilere bir çeki düzen vermek istemesi yerinde olmuştur, ancak 5393
sayılı kanunu hazırlayan 59. Hükümetin, İller Bankası’nı İLBANK adı
altında bütünüyle bir piyasa bankasına dönüştürmek için ayrı bir ta-
sarı hazırlaması yerinde olmamıştır. Eğer bu tasarı kanunlaşarak İller
Bankası İLBANK adıyla bir piyasa bankası olarak hizmet verirse bele-
diyelerin söz konusu bankadan aldıkları teknik hizmet ve finansman
desteğinin büyük bir tehlike altına gireceğini belirtmek gerekir.
İller Bankası’nı bir piyasa bankasına dönüştürmek yerine yerel yö-
netimlere ve bu arada belediyelere teknik hizmet yanında, finansman
sağlayacak özerk bir yerel yönetimler bankası niteliği kazandırmak
için gerekli geliştirmeler yapılmalı
57
ve belediyelerin iç kredi ihtiyacı,
seçim dönemi içinde tamamı ödenecek biçimde İller Bankasından ya
da İller Bankası’nın kefaletiyle diğer bankalardan karşılanacağı esası
benimsenmelidir.
58
2. Bütçesi
Belediye bütçesi; 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı kanundan olduk-
ça farklı usullere bağlanmıştır. 1580 sayılı kanunun 119. maddesinde;
belediye bütçesinin yıllık olduğu, 120. maddesinde; bütçenin, belediye
başkanı tarafından hazırlanarak ilgili yılın Eylül ayı başında encümene
verileceği, encümenin bütçeyi iki ay içinde incelemekle ödevli olduğu,
56
Karş. Günday, İdare Hukuku, s. 436.
57
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, s. 63.
58
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 147.
Hasan DURSUN makaleler
410TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
encümence incelenen bütçenin gerekçesiyle birlikte başkan tarafından
Kasım ayının 1. günü meclise verileceği, 121. maddesinde; belediye
meclisinin bütçeyi aynen veya değiştirerek kabul edeceği, 122. mad-
desinde kesinleşen bütçenin mahalli en büyük mülki amirinin onama-
sına sunulacağı, 123. maddesinde; mahalli en büyük mülki amirin bir
hafta içinde bütçeyi aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul
edebileceği, en büyük mülki amirin yaptığı bütçe değişikliklerine kar-
şı belediye meclisinin Danıştay’a başvurabileceği, bir hafta içerisinde
onanmayan bütçenin yürürlüğe girmiş sayılacağı
59
hükümlerine yer
verilmiştir.
5393 sayılı kanunda ise belediye bütçesi üzerinde herhangi bir ve-
sayet yetkisine yer verilmemiş, kanunun 61. maddesinde; belediyenin
stratejik planına ve performans programına göre hazırlanan belediye
bütçesinin, belediyenin mali yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gi-
der tahminlerini göstereceği, bütçeye ayrıntılı harcama programları
ile finansman programları ekleneceği, 62. maddesinde; bütçe tasarısı
belediye başkanı tarafından hazırlanarak, Eylül ayının birinci günün-
den önce encümene sunulacağı ve İçişleri Bakanlığı’na gönderileceği,
İçişleri Bakanlığı’nın belediye bütçe tahminlerini konsolide edeceği ve
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi
yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere Maliye Bakanlığı’na gönde-
receği, belediye encümenin bütçe tasarısını inceleyerek görüşüyle bir-
likte Kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunacağı,
belediye meclisinin, bütçe tasarısını yılbaşından önce aynen veya de-
ğiştirerek kabul edeceği, belediye meclisindeki bütçe görüşmeleri sıra-
sında bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı veya gelir azaltıcı
değişiklikler yapılamayacağı, belediye bütçesinin mali yıl başından
itibaren yürürlüğe gireceği ifade edilmiştir.
Bütçe konusunda 5393 sayılı kanunda öngörülen yenilikler çoğun-
lukla olumlu olmakla birlikte, yapılan düzenlemelerde bir takım eksik-
liklerin olduğu gözlemlemektedir. Her şeyden önce belediye meclisin-
de bütçe tasarısının etkin bir şekilde görüşülebilmesi için söz konusu
tasarının madde madde, gelir ve gider cetvellerini program-bölüm bi-
59
Kanunun 123. maddesinde bir hafta içerisinde onanmayan bütçenin “katileşmiş
addolunacağı” (= kesinlik kazanacağı) ifade edilmektedir. Kanımızca “katileşmiş
addolunacağı” ibaresi hatalıdır. Çünkü, vesayet makamı olan en büyük mülki ami-
rin onayı sadece bütçenin yürürlüğe girmesi bakımından etkilidir. Söz konusu amir
onaylamadan önce de bütçe zaten kesinlik kazanmıştı.
makaleler Hasan DURSUN
411TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
çiminde görüşülmesi gerekir. Yine saptanan bir takım nesnel ölçütler
doğrultusunda ölçütlere aykırı düşen bütçe tasarısının merkezi idare
makamları tarafından tekrar meclise iade edilmesi ya da idari yargı
yoluna başvurulması esası getirilmesi gerekirken bu yola gidilmeme-
si büyük bir eksiklik olarak görülmektedir. Ayrıca, etkin bir denetim
ve bilgilendirme sağlamak amacıyla belediye meclislerince onaylanan
kesin hesapların Sayıştay’a ve İçişleri Bakanlığı’na gönderilmesi gere-
kirken bu usulün öngörülmemesi yerinde olamamıştır.
60
Bu konuyu kapatmadan önce bir hususu vurgulamak yerinde ola-
caktır. 5393 sayılı kanunun bütçeyle ilgili İkinci Bölümünde, 1580 sa-
yılı kanunda olmayan ilginç bir hükme yer verilmektedir. Kanunun
67. maddesinde, maddede sayılan bir kısım hizmetlerin belediyede
belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın ka-
rarıyla süresi ilk mahalli idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın
sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebile-
ceği ifade edilmektedir. Bu hüküm son derece isabetsizdir. Her şeyden
önce bu hükmün bütçeyle bir ilgisi olmadığından buraya konulması
sistematik bir hata niteliği taşımaktadır. Öte yandan maddede sayılan
görevlerin ezici çoğunluğu
61
belediyelerin yürütmesi gereken asli ve
sürekli görevler olduğundan söz konusu görevlerin üçüncü şahıslara
gördürülmesi Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır. Ay-
rıca, bu durum, belediyelerin yürütmesi gereken kamu hizmetlerinin
yok olmasına da yol açabileceği unutulmamalıdır.
V. BELEDİYENİN ÖRGÜT VE PERSONELİ
Belediyelerin örgüt ve personeli 5393 sayılı kanunda 1580 sayılı
kanundan farklı ve ayrıntılı hükümlere tabi tutulmuştur. 1580 sayılı
kanunun 88. maddesinde; belediye başkanı ve belediye başkan yar-
dımcılarından sonra belediyelerin birimleri ve başındaki amirler; yazı
işleri müdürü veya başkatip; hesap işleri müdürü veya muhasebeci;
sağlık işleri müdürü, baştabip veya tabip; veteriner müdürü, baş vete-
riner veya veteriner; fen işleri müdürü, baş mühendis veya mühendis;
60
Fazla bilgi için bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 144, 145.
61
Park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakım ve tamiri, baraj, temizlik ve gü-
venlik hizmetleri, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler, alt yapı ve asfalt
yapım ve onarımı, sağlıkla ilgili destek hizmetleri, sayaç okuma ve sayaç sökme-
takma işleri vb.
Hasan DURSUN makaleler
412TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
teftiş kurulu müdürü, başmüfettiş veya müfettiş olarak ifade edilmiş-
tir. Ayrıca, bu maddede, her bir belediyede, lüzumu halinde, zat ve
hukuk işleri müdürleri veya müşavir avukatın bulunacağı, bunların
emri altında ise gereği kadar yazı ve hesap, fen, sağlık, idare, belediye
zabıtası ve itfaiye memurları ile hizmetli ve işçi bulunacağı, bunların
sayı, maaş ve kadrolarının bütçe ile saptanacağı belirtilmiştir. Kanu-
nun 96. maddesinde ise, belediye personelinin ayrıksı durumlar dı-
şında belediye başkanınca atanacağı ancak yapılan atamanın belediye
meclisinin ilk oturumunda onun onayına sunulmasının gerekli olduğu
ifade edilmiştir.
1580 sayılı kanun döneminin 45 yıllık dilimi boyunca -1930-1975
arasında- özellikle belediye çalışanlarının memur olarak sayılıp sa-
yılmayacağı konusu tam olarak çözüme kavuşturulamadığından be-
lediyelerde uygulanan personel sistemi üzerinde büyük bir karmaşa
yaşanmıştır. Bununla birlikte 26.11. 1975 gün ve 7/1986 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararıyla sürekli ve geçici işçiler dışında kalan belediye perso-
nelinin Devlet Memurları Kanunu’na göre istihdam edileceği belirti-
lerek sonul çözüme ulaşılmıştır.
62
Dikkat edileceği üzere söz konusu
kararla; belediye görevlileri devlet memuru sayılmamış, sadece özlük
hakları ve istihdam koşulları bakımından devlet memurları ile eş bir
statüye tabi tutulmuştur.
5393 sayılı kanunun 48. maddesinde; belediye örgütünün; norm
kadroya uygun olarak yazı işleri, mali hizmetler, fen işleri ve zabıta
birimlerinden oluşacağı, belediye meclis kararıyla da; beldenin nüfu-
su, fiziki ve coğrafi yapısı, ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile
gelişme potansiyelleri dikkate alınarak norm kadro ilke ve standartla-
rına uygun olarak sağlık, itfaiye, imar, insan kaynakları, hukuk işleri
ve ihtiyaca göre diğer birimlerin oluşturulabileceği, kaldırılabileceği
veya değiştirilebileceği ifade edilmiştir. Kanunun 49. maddesinde;
norm kadro ilke ve standartlarının İçişleri Bakanlığı ve Devlet Perso-
nel Başkanlığı tarafından ortak olarak belirleneceği, belediye ve bağlı
kuruluşlarının norm kadrolarının söz konusu ilke ve standartlar çerçe-
vesinde belediye meclis kararıyla belirleneceği, belediye personelinin
belediye başkanı tarafından atanacağı, birim müdürlüğü ve üst yö-
netici kadrolara yapılan atamaların ilk toplantıda belediye meclisinin
bilgisine sunulacağı, Ayrıca norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık,
62
Erençin, a. g. m., s. 163.
makaleler Hasan DURSUN
413TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, planlama, araştırma ve geliştirme
alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plancısı, çözüm-
leyici ve programcı, doktor, uzman doktor, ebe, teknik personel yıllık
sözleşme ile istihdam edilebileceği, avukat, mimar, inşaat veya hari-
ta mühendisi ve veteriner kadrosu bulunmaması veya işlerinin azlığı
nedeniyle bu unvanlarda kadrolu personel istihdamına gereksinim
duyulmayan belediyelerde kısmi zamanlı olarak sözleşme ile perso-
nel çalıştırılabileceği, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen
memurların, belediye başkanının talebi, kendilerinin ve kurumlarının
muvafakatıyla belediyelerin birim müdürü ve üstü yönetici kadrola-
rında geçici olarak görevlendirilebileceği ifade edilmiştir. 5393 sayılı
kanunun 49. maddesinde belediye personelinin statüsü hakkında açık
bir hüküm bulunmasa da, sözleşme yoluyla da personel çalıştırılabile-
ceği belirtildiğinden sözleşme dışında kadrolu olarak çalışan persone-
lin esas itibariyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olduğu
sonucu çıkmaktadır.
5393 sayılı kanunla belediyelerin örgüt yapısı ve personeli hakkın-
da yapılan düzenlemelerin son derece isabetsiz olduğunu ve Anayasa-
ya aykırı düştüğünü belirtmek gerekir. 5393 sayılı kanunun belediye
teşkilatı başlıklı 48. maddesinde; belediye meclisinin kararıyla bele-
diyede ihtiyaca göre diğer birimlerin kurulabileceği, kaldırılabileceği
veya birleştirilebileceği ifade edilmektedir. Bu hükmün Anayasa’nın
123. maddesinin 1. fıkrasına aykırı düştüğünü belirtmek gerekir.
Anayasa’nın 123. maddesinin 1. fıkrasında; İdarenin kuruluş ve gö-
revleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmekte-
dir. Belediye de İdare kavramı içerisine girdiğinden belediyenin örgüt
yapısının kanunda açık bir şekilde düzenlenmemesi, Anayasa’nın söz
konu hükmüne aykırıdır.
Gerçi, belediyenin ihtiyaca göre birimlerini kurması, kaldırması
ve birleştirmesi Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun düş-
mektedir. Gerçekten de, söz konusu şartın yerel makamların görevleri
için gereken uygun idari örgütlenme ve kaynaklar başlıklı 6. madde-
sinin 1. fıkrasında; kanunla düzenlenmiş genel hükümlere halel getir-
memek koşuluyla, yerel makamların kendi iç idari örgütlenmelerini,
bunları yerel gereksinimlerle uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak
amacıyla kendilerinin kararlaştırabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Ancak bu hükme, Türk Hükümeti çekince koymuş olduğundan bu
hükmün hukukumuz bakımından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.
Hasan DURSUN makaleler
414TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Yine, 5393 sayılı kanunla belediyelerin personeli hakkında yapılan
düzenlemelerin de son derece isabetsiz olduğunu ve Anayasaya aykırı
olduğunu vurgulamak gerekir. Her şeyden önce belediyelerde bir kı-
sım personelin yıllık sözleşme ile istihdam edileceğinin belirtilmesi ka-
nımızca Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır. Gerçekten
de, Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasında; Devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görü-
leceği ifade edilmesine rağmen, 5393 sayılı kanunun 49. maddesinde,
kanımızca, belediyelerin yürütmekle zorunlu olduğu asli ve sürekli
görevler niteliğinde olan kimi görevlerin
63
yıllık sözleşme ile istihdam
edilecek personel tarafından yerine getirileceği belirtilmektedir. Yerel
yönetim kuruluşları, bu arada belediyeler, devlet kavramının içerisi-
ne girdiğinden Anayasa’nın bu hükmü karşısında belediyelerin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetle-
rinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin yıllık sözleşmeli personel
tarafından yerine getirilebilmesi olanaklı değildir.
5393 sayılı kanunun 49. maddesi aynı zamanda Anayasa’nın 128.
maddesinin 2. fıkrasına da aykırıdır. Anayasa’nın 128. maddesinin 2.
fıkrasında; memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atan-
maları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenek-
leri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin istikrar kazanmış bulunan içtihatlarında da
64
sözleşmeli personel diğer kamu görevlileri kapsamında değerlendirile-
rek her türlü özlük haklarının yasada düzenlenmesi koşulu aranmak-
tadır. Bu çerçevede, belediyelerde çalıştırılacak sözleşmeli personeli
diğer kamu görevlileri olarak kabul etsek bile bu personelin yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin
5393 sayılı kanunla açık bir şekilde düzenlenmesi gerekir. 5393 sayılı
kanunun 49. maddesinde yıllık sözleşme ile çalıştırılacak personelin
sadece ücretinin düzenlenmesi, yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve
diğer özlük işlerinin düzenlenmemesi, Anayasa’nın 128. maddesinin
2. fıkrasına açıkça aykırıdır.
63
Çevre, sağlık, veterinerlik ,teknik, ekonomi, bilişim, planlama vb.
64
Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin, 10.11.2005 tarih ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik
Kanunu hakkında vermiş olduğu 19.12.2005 tarih ve E. 2005/143, K. 2005/99 sayılı
Kararı, (21.2.2006 tarih ve 26087 sayılı Resmi Gazete).
makaleler Hasan DURSUN
415TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
5393 sayılı kanunun belediyenin örgüt yapısı ve personeli hakkın-
da koyduğu kuralların aynı zamanda kamu yönetimi ilkelerine de ay-
kırı olduğunu ifade etmek gerekir. Yukarıda da belirtildiği üzere 5393
sayılı kanunla, büyükşehir modeli dışında, belediyeler; şehir belediye-
si, kasaba belediyesi ve belde belediyesi şeklinde bir ayrıma tabi tutul-
madığından ne tür hükümler öngörülse öngörülsün belediyelerin ör-
güt ve personel sorunlarını etkin bir şekilde çözüme kavuşturabilmek
olanaklı değildir. Çünkü 5393 sayılı kanun; 5000 nüfuslu bir belediye
ile 500.000 nüfusluk bir belediye arasında kural olarak görev ve yetki-
ler bakımından bir fark görmediğinden, kanunla öngörülen belediye
örgüt yapısı ve personeli hakkındaki kurallar; büyük nüfuslu beledi-
yeler için yeterli olsa bile küçük nüfuslu belediyeler açısından kaynak
savurganlığına yol açacak; küçük nüfuslu belediyeler açısından yeterli
ise bu sefer de büyük nüfuslu belediyeler açısından yetersiz olacaktır.
Esasen sadece belediyelerde değil, tüm yerel yönetimlerde personel
sorunları büyük boyutlara ulaştığından yerel yönetimlere özgü ayrı
bir personel kanunu çıkartılmadan sorunun üstesinden gelebilmek
olanaklı gözükmemektedir.
VI. BELEDİYENİN DENETİMİ ve GÖZETİMİ
Belediyelerin denetimi; 5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı kanundan
oldukça farklı olarak düzenlenmiştir. 1580 sayılı kanun döneminde be-
lediyelerin kararları, işlem ve eylemleri ile organları ve görevlileri üze-
rinde yoğun bir denetim ve gözetim bulunurken,
65
5393 sayılı kanunla
belediyeler üzerindeki denetim ve gözetim azaltılmıştır. Gerçekten
de, 5393 sayılı kanunun 55. maddesinde belediyelerde iç ve dış dene-
timin yapılacağı, denetimin iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, mali
ve performans denetimini kapsayacağı, iç ve dış denetimin 5018 sayı-
lı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre yapılacağı, ayrıca
belediyenin mali işlemleri dışında kalan idari işlemlerinin de hukuka
uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından İçişleri Bakanlığı tarafın-
dan denetleneceği, belediyelere bağlı kuruluş ve işletmelerin de bu
esaslara göre denetleneceği ifade edilmiş, 57. maddesinde ise belediye
hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın
sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçiş-
leri Bakanlığı’nın talebi üzerine yetkili sulh hukuk hakimi tarafından
65
Konu hakkında fazla bilgi için bkz., Keleş, a. g. e., s. 353-358.
Hasan DURSUN makaleler
416TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı’nın, hizmetlerde meydana ge-
len aksamanın giderilmesini hizmetin özelliğine göre makul bir süre
vererek belediye başkanından isteyeceği, aksama giderilmezse söz
konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden isteyeceği, bu
durumda valinin aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel
ve diğer kaynaklarıyla gidereceği, bunun olanaklı olmaması hâlinde
diğer kamu kurum ve kuruluşlarının olanaklarını da kullanabileceği,
İçişleri Bakanlığı’nın talebi üzerine sulh hukuk hakimi tarafından alı-
nan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edi-
lebileceği ifade edilmiştir.
1580 sayılı kanun döneminde belediyeler üzerindeki denetim ve
gözetim kanımızca ağır bir vesayet yetkisi niteliğinde olduğundan
5393 sayılı kanunla hafifletilmesi yerinde olmuştur. Ancak 5393 sayı-
lı kanunda öngörülen denetim ve gözetim düzeneğinin de bir takım
sorunlara yol açabileceğini belirtmek gerekir. Her şeyden önce 1580
sayılı kanunda bulunmayan ve 5393 sayılı kanunla öngörülen beledi-
yenin iç denetiminin etkin bir şekilde işletilebilmesi olanaklı değildir.
Gerçekten de 5393 sayılı kanunun 55. maddesinin iç denetim konusun-
da yollama yaptığı 10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yöneti-
mi ve Kontrol Kanunu’nun 63 ila 67. maddeleri arasında düzenlenen
iç denetim, iç denetçiler tarafından yerine getirilmektedir. 5018 sayılı
kanunun 63 ila 67. maddelerinin incelenmesi sonucu, iç denetçinin,
soruşturma yetkisinin olmadığı ve iç denetçinin hazırlamış olduğu
raporun değerlendirilmek üzere belediye başkanına sunulacağı anla-
şılmaktadır. Bu durum her şeyden önce iç denetçinin bağımsızlığını
zedeleyici niteliktedir. Yeterli ölçüde bağımsız olmayan bir iç denet-
çinin belediye işlerini hukuka uygunluk, mali ve performans açıların-
dan etkin bir şekilde denetlemesi çok az olasılıkla rastlanabilecek bir
durum oluşturacaktır.
Öte yandan, 5393 sayılı kanunun 57. maddesinde ifade edilen bele-
diye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durum halkın
sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçiş-
leri Bakanlığı’nın talebi üzerine yetkili sulh hukuk hakimi tarafından
belirleneceğini ifade eden hükmün kolay kolay uygulama yetisinin
olduğu söylenemez. Nesnel ölçütleri bulunmadığı için yerel yönetim
uzmanlarının bile belediye hizmetlerinin ciddi bir şekilde aksatıldığını
ve bu durumun bir takım olumsuz etkilere yol açtığını saptayabilme-
si oldukça güç olmasına rağmen söz konusu durumun saptanmasını
makaleler Hasan DURSUN
417TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sulh hukuk hakiminden beklemek gerçekçi değildir. Çünkü uzmanlık
alanına girmediği için sulh hukuk hakiminin, belediye hizmetlerinin
ne şekilde yürütülmesi gerektiğini dolayısıyla hangi durumlarda bele-
diye hizmetlerinin ciddi bir şekilde aksatılabildiğini bilebilmesi kolay
değildir.
VII. MAHALLE BİRİMİ
Belediye semtlerindeki değişik yerleşim birimlerinin adı olan ve
muhtar ile ihtiyar heyeti tarafından yönetilen mahallelerin kuruluşu
5393 sayılı kanunda, 1580 sayılı kanundan farklı olarak düzenlenmiş-
tir. 1580 sayılı kanunun 8. maddesine göre, belediye meclisinin ve ye-
rine göre il ya da ilçe idare kurulunun kararı ve valinin onayı ile ma-
hallelerin kurulması, birleştirilmesi, ad ve sınırları belirlenirken; 5393
sayılı Belediye Kanunu’nun 9. maddesinde il ya da ilçe idare kurulu-
nun karar vermesi koşulu kaldırılıp yerine kaymakamın görüşü ikame
edilerek, mahallelerin; belediye meclisinin kararı ve kaymakamın gö-
rüşü üzerine valinin onayı ile kurulacağı, birleştirileceği, kaldırılacağı,
ismi ve sınırlarının belirleneceği ifade edilmiştir.
1580 sayılı kanundan farklı olarak 5393 sayılı kanunla mahallelere
bir takım görevler de verilmiştir. 5393 sayılı kanunun 9. maddesinde;
muhtarın, mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak gereksinim-
leri belirlemek, mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve
diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek, mahalle ile
ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla işbirliği yapmak ve
kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlü olduğu ifade
edilmiştir.
Yine, 1580 sayılı kanundan farklı olarak 5393 sayılı kanunda be-
lediyelerin mahallelere bir takım yardımlar da sağlayacağı belirtilmiş-
tir. Söz konusu 9. maddede; belediyenin, mahallenin ve muhtarlığın
gereksinimlerinin karşılanması ve sorunlarının çözümü için bütçe
olanakları ölçüsünde gerekli ayni yardım ve desteği sağlayacağı, ka-
rarlarında mahallelinin ortak isteklerini göz önünde bulunduracağı ve
hizmetlerin mahallenin gereksinimlerine uygun biçimde yürütülmesi-
ni sağlamaya çalışacağı ifade edilmiştir.
Bu hükümler dışında, mahalle örgütü hakkında 5393 sayılı kanun-
da değişik düzenlemeler öngörülmemiştir. Daha somut bir deyişle;
Hasan DURSUN makaleler
418TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
1580 sayılı kanun döneminde olduğu gibi mahallerin; tüzel kişiliği bu-
lunmayacak; organları seçimle işbaşına gelse de mahalle muhtarlığı ve
ihtiyar heyeti üyeliği seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremeyecek;
Nüfus Hizmetleri Kanunu, Askerlik Kanunu, Hukuk Usulü Muhake-
meleri Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre görevleri buluna-
cak ve ayrıca diğer merkezi idare görevlerine sahip bulunarak beledi-
yelerden ziyade merkezi idarenin görevlerini yerine getiren kuruluş-
lar olma konumunu sürdürecek, muhtar ve ihtiyar heyeti üyelerinin
görevlerine il ya da ilçe idare kurullarınca son verilebilecek; muhtar,
iş sahiplerinden harç almaya devam ederek giderlerini bu harçlardan
karşılayacak ve merkezi idareden maaş almaya devam edecektir.
66
Mahalle konusunda 5393 sayılı kanunda öngörülen oldukça küçük
çaplı yenilikler olumlu olmakla birlikte yeterli değildir. Belediye irti-
bat görevi olarak hizmet yapması gereken mahallelerin bu niteliğinin
5393 sayılı kanunda vurgulanmaması büyük bir eksiklik olarak göze
çarpmaktadır. Diğer yandan, belediye sadece merkezi idareye yardım-
cı olmakla kalmamalı, belki bundan daha fazla olarak bağlı bulunduğu
belediyeye yardımcı olmalıdır. Bu hususun 5393 sayılı kanundan be-
lirtilmemesi yerinde olmamıştır. Mahallelerde halk katılımını özendir-
mek ve kolaylaştırmak amacıyla belirli konularda komitelerin kurul-
ması ve bunların çalışmaları mahalle yönetimleri aracılığıyla belediye
tarafından desteklenmesi gerekirken 5393 sayılı kanunda bu hususun
düzenlenmemesi eksiklik oluşturmuştur.
67
Mahalle konusunu kapatmadan önce bir hususa vurgu yapmak
yerinde olacaktır. Kent ortamında belediyeler ile hemşehriler arasın-
daki ilişkilere sağlıklı nitelik kazandırmak, halk katılımını kolaylaş-
tırmak ve küçük boyutlu hizmetlerin yürütülmesinde etkili olmak
açılarından önemli rol üstlenebilecek ve büyük kentlerde can ve mal
güvenliğinin sağlanmasında temel işlev olarak ikamet ve nüfus dene-
tim hizmetlerini etkinlikle yürütebilecek bir rol oynaması olanaklı olan
mahalle birimi marjinal işlev boyutunda kalmış, bu durum ise önemli
bir çok sorunun üstesinden gelinmesini önlemiştir.
68
5393 sayılı kanun-
da mahalle hakkında etkin düzenleme yapılmadığı için mahallelerin
marjinal işlev durumu, kanımızca, söz konusu kanundan sonra da sür-
meye devam edecektir.
66
Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Günday, İdare Hukuku, s. 438, 439.
67
Bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 59, 60, 225.
68
İbid, s. 59.
makaleler Hasan DURSUN
419TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Mahalleleri marjinal işlev boyutundan kurtarabilmek için her şey-
den önce mahallenin kurulması,
69
adlandırılması, kaldırılması, muhtar
ve mahalle yönetim kurulunun
70
seçilme esasları ile görev, yetki, hak
ve sorumlulukları, merkezi idare ve belediyeyle ilgili yardımcı görev-
leri ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkileri özel yasasında düzen-
lenmeli, mahalle birimi olarak da; sınırları içindeki belediye alanını
tam olarak sahiplenmeli, bu alanda küçük müdahalelerle giderilecek
hizmet aksamaları için eleman, araç ve gereçlerle donatılmalı ve ma-
halle için kültür, eğitim ve sosyal etkinlik merkezi olarak işlev yapma-
lıdır.
71
SONUÇ
Ağır bir yönetsel ve mali kriz içerisinde bulunan ve halk katılı-
mının yetersiz olduğu belediyelerin sorunlarını çözmek için çıkartı-
lan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun öngördüğü hükümler belediye
sorunlarına köklü bir çözüm getirmemekte, kısmi ve yapay bir takım
düzenlemeler öngörmektedir. Ayrıca, 5393 sayılı kanunun bir çok hü-
kümleri, bu çalışmada da görüldüğü üzere Anayasaya aykırı hüküm-
ler taşımakta ve kamu yönetimi ilkelerine de uygun düşmemektedir.
Bünyesinde bir çok olumsuz hükümler barındıran 5393 sayılı Belediye
Kanununun, şu anda TBMM’de bulunan Kamu Yönetiminin Temel İl-
keleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki Kanun Tasarısı ile bir-
likte çıkartılmaması ise 5393 sayılı kanunun olumsuzluklarını daha da
artırmaktadır. Çünkü belediyeler de kamu yönetiminin bir parçasını
oluşturduğundan 5393 sayılı Belediyeler Kanunu ile kamu yönetimi-
ni yeniden düzenlemeyi amaç edinen Kamu Yönetimi Temel Kanu-
nu Tasarısı arasında ayrılmaz bir bağ bulunmaktadır. Nitekim Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı’nın Geçici 1. maddesinde taşra ör-
gütü kaldırılan bakanlık ile kamu kurum ve kuruluşlarının; personel
ile ödenek, araç ve gereçlerinin belediye sınırları içinde belediyelere,
belediye sınırları dışında ise il özel idarelerine devri öngörülmektedir.
Merkezi idare kuruluşlarından yerel yönetimlere personel ile ödenek,
araç ve gereçlerin devri gerçekleştirilmediği müddetçe, 5393 sayılı ka-
nunda merkezi idare tarafından yürütülmekte olan bir kısım hizmetle-
69
Belediye türlerine göre farklı nüfus ölçütü temel alınmak suretiyle.
70
Mevcut durumdaki ihtiyar heyeti yerine.
71
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 59, 60, 225.
Hasan DURSUN makaleler
420TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
rin belediyelere devri öngörülerek belediyelerin görev ve yetkileri ne
kadar artırılırsa artırılsın, belediyelerin, etkin bir şekilde görevlerini
yerine getirebilmesi ve yetkilerini kullanabilmesi olanaklı değildir.
Esasen 5393 sayılı Belediye Kanunu’na en yeni en çağcıl hükümler
konulsa bile belediyelerin ağır mali, personel, yasal ve kamu yönetimi
sorunlarının çözüme kavuşturulması olanaklı değildir. Belediyelerin
sorunlarını etkin bir şekilde çözümleyebilmek için genel kamu yöneti-
mi ile bağ kurulması yanında; yerel yönetimler ve bu arada belediye-
lerle ilgili uluslararası sözleşmeleri çekincesiz bir şekilde kabul etmek
ve sözleşme hükümlerini başta Anayasa olmak üzere yasal metinlere
yansıtmak gerekir. Bundan başka, belediyelerin sorunları, içerisinde
yer aldığı yerel yönetimlerin sorunlarından ayrı düşünülemeyeceğin-
den yerel yönetim birimlerinde yeni bir yapıya gidilmeden ve yerel
yönetimler bütüncül bir açıdan kavranılarak belediyelerle ilgili yasal
düzenlemeler, yerel yönetimlerle ilgili yasal düzenlemelerin içerisine
yerleştirmeden ayrı belediye kanunlarıyla belediyelerin sorunlarının
çözüme kavuşturulacağını beklemek tam bir hayal olacaktır.
Yerel yönetimlerin ve bu arada belediyelerin yönetsel, mali ve
personel sorunlarının çözümü açısından önemli bir kilometre taşı
oluşturan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 8.5.1991 tarih ve
3723 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunmuştur.
72
Onaylanması
3723 sayılı kanun ile uygun bulunan Şart, 1992 yılında 92/3398 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı’yla yürürlüğe konulmuştur.
73
Yerel özerklik
açısından yaşamsal bir önem taşıyan Şart, Türkiye tarafından kabul
edilirken çok önemli hükümlerine, kanımızca isabetsiz bir şekilde, çe-
kinceler konulmuştur. Keleş’in de belirttiği üzere Türkiye’nin Şarta
koymuş olduğu çekinceler; o konularda, Şartın kurallarıyla kendisini
bağlamaktan kaçınması anlamına gelmektedir.
74
Hatta, aşağıda anla-
tılacağı üzere Şartın çok önemli hükümlerine çekince konulduğu için
konulan bu çekinceler, kanımızca, Türkiye’nin Şarta hiç bir zaman ger-
çek anlamda uyamayacağı anlamını taşımaktadır.
Türkiye’nin Şarta koymuş olduğu çekincelerden üçü, yerel yöne-
timlerin mali kaynaklarını ilgilendiren 9. madde üzerindedir. Şartın
yerel yönetimlerin gelir kaynaklarının, hizmet harcamalarındaki ger-
72
Bkz., 21.5.1991 tarih ve 20887 sayılı Resmi Gazete.
73
Bkz., 3.10.1992 tarih ve 21364 sayılı Resmi Gazete.
74
Bkz., Keleş, a. g. e., s. 53.
makaleler Hasan DURSUN
421TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
çek artışları izlemesi gereğiyle ilgili bu maddenin 4. fıkrasına, yerel
yönetimlere devletçe dağıtılacak kaynakların özgülenmesinde yerel
yönetimlere danışma gereğiyle ilgili 6. fıkrasına ve devlet yardımları-
nın özel amaçlı yardım olmamasının yanı sıra yerel yönetimleri denet-
leme ve özgürlüğünü kısıtlama aracı olarak kullanılmamasına ilişkin
7. fıkrasına çekince konulmuştur.
Türkiye’nin koymuş olduğu bu çekinceler sadece yukarıda bahse-
dilen 9. maddeyle de sınırlı değildir. Gerçekten de, Şartın; yerel yöne-
timlerin iç örgüt yapılarının kendilerince özgür bir şekilde saptanaca-
ğına ilişkin 6. maddesinin 1. fıkrasına, yerel yönetimlerin kendilerini
ilgilendiren konulardaki planlama ve karar alma süreçleri içerisinde
kendileriyle danışılması hakkındaki 4. maddesinin 6. fıkrasına, seçim-
le göreve gelen yöneticilerin görevleriyle bağdaşmayan işlerin neler
olduğunun yasayla veya temel hukuki ilkelerle belirlenmesi hakkın-
daki 7. maddesinin 3. fıkrasına, yerel yönetimler üzerindeki idari de-
netimin ancak denetlemekle korunması istenen yararların önemiyle
orantılı olarak sınırlandırılması gerektiğine ilişkin 8. maddesinin 3.
fıkrasına, yerel yönetimlerin birliklere üye olması, uluslararası yerel
yönetim birliklerine katılma ve başka devletlerin yerel yönetimleriyle
işbirliği yapabilmesi haklarını güvence altına alan 10. maddesinin 1 ve
2. fıkralarına ve yerel yönetimlerin; kendi yetkilerinin serbestçe kulla-
nılması ile yerel özerklik ilkelerine saygı gösterilmesi amacıyla yargı
yerlerine başvurmasıyla ilgili 11. maddesine de çekince konulmuştur.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı sadece Avrupa açı-
sından önem taşımamaktadır. Gerçekten de söz konusu şartta yer
alan ilkelerin hemen tümü Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği’nin
(IULA’nın) 23-26 Eylül 1985 tarihinde Rio de Janerio’da toplanan 27.
Dünya Kongresi’nde benimsenmiş olan Dünya Özerk Yerel Yönetim-
ler Bildirgesi’nde de aynen yer almıştır. Bu kadar önemi büyük olan
Şartta öngörülen ilkelere tümüyle uyulmadan bir ülkede yerel yöne-
timlerin özerkliğinden bahsetmek Keleş’in isabetli olarak belirttiği
üzere olanaksızdır
75
. Bu açıdan Türkiye’nin Şarta koyduğu çekinceleri
tümüyle kaldırarak Şartı kayıtsız ve koşulsuz olarak kabul etmesi son
derece isabetli olacaktır.
Yerel yönetimler ve bu arada belediyeler için önem taşıyan bir di-
ğer sözleşme de Avrupa Yerel Topluluklar veya Yönetimler Arasında
75
Keleş, a. g. e., s. 54.
Hasan DURSUN makaleler
422TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Sınırötesi İşbirliği Çerçeve Sözleşmesi’dir. Gerçekten de, Avrupa Kon-
seyi çerçevesinde 21 Mayıs 1980 tarihinde Madrid’de imzaya açılan
ve Türkiye tarafından 4 Şubat 1998 tarihinde Strazburg’da imzalanan
“Avrupa Yerel Topluluklar veya Yönetimler Arasında Sınırötesi İşbirliği
Çerçeve Sözleşmesi”, “İşbu Sözleşme, Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulu-
nan ülkelerin yerel yönetimleri ile kurulacak işbirliği bakımından ve sadece
Türkiye’deki özel idareler, belediyeler, köyler ve bu amaçla kurulmuş mahalli
idare birliklerinde geçerli olmak kaydıyla hüküm ifade edecektir” şeklinde bir
bildirimde bulunulmak suretiyle 1.2.2000 tarih ve 4517 sayılı kanunla
onaylanması uygun bulunmuş,
76
daha sonra ise söz konusu sözleşme,
2004/324 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla onaylanmıştır.
77
Madrid Sözleşmesi olarak da anılan bu sözleşmenin yerel yöne-
timler ve birlikler arasındaki sınır ötesi işbirliğine büyük önem veril-
mektedir. Nitekim Sözleşme’nin 1. maddesinde; sözleşmeye taraf olan
devletlerin kendi yetki alanları içindeki yerel topluluk veya yönetim-
ler ile diğer sözleşmeye taraf devletlerin yetki alanı içindeki yerel top-
luluk veya yönetimler arasındaki işbirliğini kolaylaştırmayı ve teşvik
etmeyi taahhüt edecekleri, tarafların bu amaç için gerek duyulabile-
cek anlaşmalar ve düzenlemelerin, tarafların her birinin farklı anaya-
sal hükümleri de göz önünde tutularak aktedilmesinin teşvikine çaba
gösterecekleri ifade edilmiştir.
Yerel yönetimlerin ve bu arada belediyelerin sorunlarını etkin bir
şekilde çözebilmek açısından atılması gereken ilk adım; Avrupa Ye-
rel Yönetimler Özerklik Şartına konulan çekincelerin kaldırılarak söz
konusu şart doğrultusunda ve Madrid Sözleşmesi hükümlerine uy-
gun yeni bir Yerel Yönetim Birlikleri ve Yerel Yönetimler veya Yerel
Yönetim Birlikleri Arasında Sınırötesi İşbirliği Hakkında Kanun’un
çıkartılmasıdır. Şarta ve Madrid Sözleşmesine uygun kanun çıkartıla-
bilmesi için ise Anayasa’nın 127. maddesinin son fıkrasında; yerel yö-
netimlerin kendi aralarında ancak Bakanlar Kurulunun izniyle birlik
kuracaklarını ifade eden hükmün, 5393 sayılı Belediye Kanununun 74.
maddesinin 3. fıkrasında; belediyelerin, İçişleri Bakanlığı’nın izniyle
yurtdışındaki belediyeler ve mahalli idareler birlikleriyle karşılıklı iş-
birliği yapabileceği ve kardeş kent ilişkileri kurabileceklerini belirten
hükmün ve Anayasa’nın 127. maddesinin son fıkrasının gereği olarak
76
Bkz., 6.2.2000 tarih ve 23956 sayılı Resmi Gazete.
77
Bkz., 10.5.2000 tarih ve 24045 sayılı Mükerrer Resmi Gazete.
makaleler Hasan DURSUN
423TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
birlik kurulmasını Bakanlar Kurulu’nun iznine tabi tutan 26.5.2005
tarih ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun kaldırılması
gerekir.
Öte yandan, yerel yönetimler birimlerinde köklü değişiklikler
öngörülmeden belediyelerin sorunlarının etkin bir şekilde çözüme
kavuşturulabilmesi olanaklı değildir. İl özel idareleri kaldırılarak il-
lerde valinin başkanlığında il yerel yönetimi, ilçelerde kaymakamın
başkanlığında ilçe yerel yönetimi kurulmalı, bucak uygulamasına ise
son verilmelidir. Yerleşim alanlarında ise “Belediye”,
78
“Büyükşehir Be-
lediyesi” ve “Köy” şeklindeki mevcut örgütlenme yapısı sürdürülmeli,
belediyelerde belirli bir nüfus büyüklüğüne ulaşılması koşuluyla tüzel
kişiliği olmayan ve başında siyasi bir kişilik olan muhtarın yer aldığı
semt birimi olarak “mahalleler” örgütlenerek belediye yönetiminde söz
sahibi olmalıdır.
79
Yerel yönetimlerin ve bu arada belediyelerin sorunlarını etkin bir
şekilde çözebilmek için alınması gereken son önlem; yerel yönetimler-
le ilgili üç adet temel yasanın çıkartılmasıdır. Çıkartılması gereken ilk
temel yasa “Yerel Yönetimler Kanunu” olmalıdır. Yerel yönetimlerin ku-
ruluş, organlar, görev ve yetkiler, örgütlenme ve kaynaklar yönünden
temel yasaları olan 4.3.2005 tarih ve 5203 sayılı İl Özel idaresi Kanunu,
442 sayılı Köy Kanunu ile belediyelere ilişkin 3.7.2005 tarih ve 5393 sa-
yılı Belediye Kanunu ile 10.7.2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Bele-
diyesi Kanunu kaldırılmalı ve tüm yerel yönetim birimleri ile ilgili ola-
rak tek bir Yerel Yönetimler Kanunu çıkartılmalıdır. Mevcut durumda
yerel yönetimlere ilişkin bu temel 4 yasanın bulunması yüzünden ye-
rel yönetim olgusuna bütüncül açıdan bakılamamakta; yerel yönetim
birimleriyle ilgili ortak ve genel hükümler tam olarak saptanamamak-
ta, aynı hükümler tekrar edilmekte ve yerel yönetim birimleri arasın-
da görev, yetki ve organlar açısından yakın ilişki ve bağlantı olmasına
rağmen söz konusu bağlantı ve ilişki sağlanamamaktadır.
80
Yine mevcut durumda yerel yönetimlere ilişkin bu temel dört yasa
dışında da yerel yönetimlere görev ve yetki verildiğinden yerel yöne-
timlerin görev ve yetkilerinin ne olduğu konusunda tam anlamıyla bir
78
Şehir belediyesi, kasaba belediyesi ve belde belediyesi olarak üç türlü öngörülmek
koşuluyla.
79
Ayrıntılı bilgi için bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, s. 55-69.
80
Karş. TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 85, 86.
Hasan DURSUN makaleler
424TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
karmaşa yaşanacaktır. Örneğin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14.
maddesinde yerel ve ortak olması koşuluyla belediyelere imar yetki-
si verilmektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nda da belediyelere çeşitli
imar yetkisi verilmektedir. Bu durumda, belediyelerin imar yetkisinin
sadece 3194 sayılı İmar Kanunu’nda gösterilen yetkiler mi olduğu yok-
sa yerel ve ortak olması koşuluyla belediyelerin 3194 sayılı kanunda
gösterilmeyen başka imar yetkilerine mi sahip olacağı tam anlamıyla
belirsiz olacağından bu alanda büyük karmaşa yaşanacaktır.
Bu durumları önlemek için yerel yönetimlerin görev, yetki, organ-
larına ve yönetimlerine ilişkin tüm hususlar tek bir temel yasada “Yerel
Yönetimler Kanunu’nda” toplanmalıdır. Ayrı bir yasa ile düzenlenmesi
gereken hususlarda ise (örneğin; imar, eğitim, çevre, sağlık gibi) Yerel
Yönetimler Kanunu’ndan yollama yapılmak suretiyle ilişki kurulması
yerinde olacaktır.
81
Yerel Yönetimler Kanunu dört kitaptan oluşmalı,
1. Kitapta; Yerel Yönetimlere İlişkin Ortak Hükümler, 2. Kitapta; İl,
İlçe ve Köy Yerel Yönetimleri, 3. Kitapta; Büyükşehir Belediyeleri ve 4.
Kitapta; belediyeler düzenlenmelidir.
82
Yerel yönetimlerin, görev, yetki ve organlarının seçimine ilişkin
hususların tek bir yasada düzenlenmesinin ardından, yerel yönetimle-
rin mali açıdan özerk bir hale getirilmesi için ayrı bir “Yerel Yönetimler
Mali Denge ve Gelir Kanunu”nun çıkartılması gerekmektedir. Çıkartıl-
ması gereken bu kanunda, merkezi idareden yerel yönetimlere aktartı-
lacak payların yalnızca nüfus ölçütüne bağlanmayarak nüfus artış hızı,
yerel yönetimlerin potansiyel gelir gücü, kalkınmada öncelikli yöre
olma özelliği ve yaz ile kış nüfusuna göre büyük artış gösteren turistik
yöreler olma özelliği gibi nesnel ölçütler ele alınarak merkezi yardım-
ların nesnel kurallara bağlanması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu
kanunda yerel yönetimlerin mali yönden güçlendirilmesi amacıyla ye-
rel yönetimlere vergi oranlarını saptama ve devlet vergilerine ekleme
yapılması gibi hususların da düzenlenmesi gerekmektedir.
83
Yerel yönetimlerle ilgili olarak çıkartılması gereken son (ancak
önem açısından son değil) temel yasa Yerel Yönetimler Personel Kanu-
81
Fazla bilgi için bkz., Kamu Yönetimi Araştırması (kaya), Yerel Yönetimler Araştır-
ma Grubu Raporu, s. 162, 163.
82
Konu hakkında hazırlanmış olan Taslak için bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa
Taslağı, s. 119-243.
83
Fazla bilgi ve karşılaştırma için bkz., Kamu Yönetimi Araştırması (kaya), Genel Ra-
por, s. 190 ve TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, s. 62 vd.
makaleler Hasan DURSUN
425TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nu olmalıdır. Türkiye’de yerel yönetimlerde çalışan personel, merkezi
yönetimde çalışan personelin %10 ununu teşkil etmesine rağmen bu
oran Federal Almanya’da %31, Japonya’da %75, ABD’de %60, Norveç
ve İsveç’te %70 dolayındadır. Ayrıca, yerel yönetimlerde nitelikli ele-
man çalıştırılmasında personel seçimi, işe alma, değerlendirme, terfi
ettirme ve insan-gücü planlaması gibi konularda çağdaş insan gücü
kaynağı yönetimi açısından uygulama yetersizliği görülmektedir. Di-
ğer taraftan belediyelerde kişisel ve siyasi amaçlara yönelik olarak ih-
tiyaç dışı personel istihdam etme uygulaması da oldukça yaygındır.
Bunun yanı sıra yerel yönetimlerde çalışmanın mali açıdan çekici ol-
maması, nitelikli elemanların yerel yönetimlerde istihdam edilmesini
zorlaştırmaktadır. Ayrıca, önemli bir kolluk yetkisi yürüten belediye
zabıtasının ne tür bir kolluk (adli, idari vb.) hizmeti yürüttüğünün be-
lirli olmaması çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Bu sorun, 5393 sayılı
kanunda bile giderilememiştir. Tüm bu sakıncaları önlemek üzere Ye-
rel Yönetimler Personel Kanunu’nun çıkartılmasında büyük yararlar
görülmektedir.
84
KAYNAKÇA
Akyılmaz, Bahtiyar, Yerel Yönetimlerin Seçilmiş Organlarının (Yargı Yolu İle)
Organlık Sıfatlarını Kaybı in Danıştay 137. Yıl Sempozyumu, Danıştay Ya-
yınları, Ankara, 2005.
Dursun, Hasan, Cezaların İnfazının Kriminolojik Bir çerçevede İncelenmesi
in Yargı Reformu 2000 Sempozyumu, İzmir Barosu Yayını, Birinci Basım,
İzmir, 2000.
Günday, Metin, İdare Hukuku, İmaj Yayınevi, Ankara 2002.
-------------------, “Kamu Yönetimi Reformu”nun Anayasal İlkeler Açısından
Değerlendirilmesi in Danıştay 137. Yıl Sempozyumu, Danıştay Yayınları,
Ankara 2005.
Erençin, Arif, Belediye Görevleri Üzerine Bir İnceleme, Çağdaş Yerel Yönetim-
ler, Cilt 15, Sayı 1, Ocak 2006.
Kamu Yönetimi Araştırması (kaya) Genel Rapor, Türkiye ve Orta Doğu Amme
İdaresi Enstitüsü, Ankara 1991.
84
Fazla bilgi ve karşılaştırma için bkz., TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, s. 23,
26.
Hasan DURSUN makaleler
426TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Kamu Yönetimi Araştırması (kaya) Yerel Yönetimler Araştırma Grubu Raporu, Tür-
kiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara 1992.
Keleş Ruşen, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Genişletilmiş 3. Basım, Cem Yayıne-
vi, İstanbul 1998.
Şanlı, Tayfun, Avrupa Birliği Yolunda Geçmişten Günümüze Belediye Perso-
nel Sistemi, Türk İdare Dergisi, Yıl: 77, Sayı: 449, Aralık 2005.
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Sorunlar, Çözümler, İstanbul 1995.
TÜSİAD, Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, İstanbul 1997.
Ulusoy, Ali, Yerel Yönetimlere İlişkin Yeni Yasal Düzenlemelerin Değerlen-
dirilmesi in Danıştay 137. Yıl Sempozyumu, Danıştay Yayınları, Ankara
2005.