Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
I. Genel olarak
A. Kavram
Ceza muhakemesinde en önemli koruma tedbirlerinden olan tu-
tuklama, bir yargıç kararıyla Anayasada ve yasada belirtilen koşulların
gerçekleşmesiyle bir kişinin (sanık veya şüphelinin) henüz suçluluğu
hakkında kesin karar verilmesinden önce özgürlüğünün geçici olarak
kaldırılmasıdır. Sanık veya şüphelinin
1
hürriyetinin kaldırılmasından
başlayıp salıverilmesine ya da cezanın infazının başlamasına kadar
devam eden kısıtlılık durumuna tutukluluk denilir.
Geçicilik özelliği yanında delillerin ve delil süjelerinin (şüpheli ve
sanığın) muhafaza altına alınmasına yönelik tedbir oluşu sebebiyle,
tutuklama asla bir ceza değildir. Ceza yargılamasının gayesine hizmet
eden bir araç olarak değerlendirilmek gerekir.
B. Tutuklamanın niteliği
1. Genel olarak
Tutuklama bir koruma tedbiridir. Ceza muhakemesi sırasında delil-
lerin muhafazasını, sanığın kaçmasının önlenmesi ve böylece muhakeme
sonunda verilebilecek hürriyeti bağlayıcı cezanın yerine getirilebilmesini
BİR KORUMA TEDBİRİ OLARAK
TUTUKLAMA
Mehmet Reşat KOPARAN
*
*
Kayseri Hakimi.
1
Şüpheli; soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, sanık ise; kovuştur-
manın başlamasından (iddianamenin kabulünden)itibaren hükmün kesinleşmesine
kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder. (CMK m. 2 (1), a-b)
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
155TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
sağlamaya yönelik geçici nitelikte bir araçtır.
2
Geçici bir araç olması
yanında “kişisellik, orantılılık” ve “görünüşte haklılık” ilkeleri tutuklama
kurumunu belirleyicidir
2. Tutuklamanın Kişiselliği
Ceza Hukukunda cezanın yalnızca suç işleyen faile uygulanması,
onun için etkili olması
3
şeklinde tanımlanan şahsilik ilkesi bir koruma
tedbiri olan tutuklama içinde geçerlidir. Sonuç alarak şüpheli veya sanık
statüsü olmayan kişilere karşı tutuklama tedbirine başvurulamaz.
4
3. Tutuklamanın Araç Olması
Tutuklama, şüphelinin veya sanığın bulunmasını, delillerin elde
edilip muhafaza altına alınmasını veya ileride verilebilecek hürriyeti
bağlayıcı cezanın yerine getirilebilmesini sağlayan bir araçtır.
5
Tutuklama kişi özgürlüğünü kısıtlaması ve hakim tarafından hük-
medilmesi sebebiyle hapis cezası ile benzerlik göstermekle birlikte, ortak
amaçları, hükümleri ve yerine getirilmeleri yönünden farklıdırlar. Hapis
ceza, tutuklama tedbirdir.
Tutuklamanın amacı yargılamayı kolaylaştırmak ve eğer sanık
mahkum olursa cezanın infazını sağlamaktır. Cezanın amacı ise önce-
likle suç işleyen kişinin ıslahı olmadığı takdirde onun tehlikelerinden
toplumu korumaktır.
2
Çakmak, Selçuk Güney, Tutuklama. www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/
tutuklama.htm-55k
3
Avcı, Mustafa, Ceza Yargılaması Hukuku Tarihimizde Koruma Tedbirlerinden Tutuklama,
http://www.dicle.edu.tr/dictur/suryayin/khuka/cezayargilamasi.htm, s. 2.
4
CMK’un 60 ve 71. m. uyarınca; ve tanıklıktan veya yeminden çekinen ve usulünce
çağrıldığı hâlde gelmeyen veya gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çeki-
nen bilirkişiler bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya
tanıklığının (bilirkişiliğin) gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye
kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi uygulanması mümkün-
dür. Aynı şekilde duruşmanın düzenini bozan kişinin salondan çıkarılması işlemine
direnmesi halinde de CMK’un 203 (3) maddesine göre 4 güne kadar disiplin hapsi
uygulanabilir.
5
Çakmak, Selçuk Güney, a. g. e., s. 2.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
4. Tutuklamanın Orantılı (Ölçülü) Olması
Orantılılık, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran koru-
ma tedbirlerinden öncelikle hafiften ağıra doğru giden sıralama içinde
uygulama yapılması gerektiren bir ilkedir. Öyle ki, Ceza Muhakeme-
sinin gayesine daha hafif bir tedbirle ulaşılması mümkün ise öncelikle
uygulanmak gerekir. Mesela, adli kontrol tedbiri yeterli ise tutuklama
tedbirine başvurulmamalıdır.
6
Hakim orantılık (ölçülülük) ilkesinin
gereği olarak öncelikle amaca yeterli diğer tedbirlerin varlığını göz
önüne almak zorundadır. Hukuk devleti olmanın gereği, özgürlük
kısıtlamasının şartları gerçekleşse dahi, bireyin bu kısıtlamadan en az
zararla kurtulması amaçlanmalıdır.
Buna göre; yurt dışına çıkma yasağı koyarak sanığın el altında tu-
tulması mümkünse daha ağır tedbirler olan yakalama ve tutuklamaya
karar verilemez. Teminat yatırılmışsa tutuklama kararı askıya alınabilir.
7
Ancak; teminatla salıverme sanık için bir hak, buna karşılık hakim için
bir zorunluluk değildir. Yargıç tutuklamanın amacına teminatla salıver-
me ile ulaşılıp ulaşılamayacağını değerlendirip uygun görürse bu yola
başvuracaktır.
8
Hakim bu değerlendirmeyi yaparken de orantılılık ilkesi
ile bağlıdır. Çünkü, ödeme gücü yüksek bir kişiyi düşük bir teminatla,
ya da ödeme yeteneği çok sınırlı bir kişiyi de çok ağır bir nakdi kefaletle
serbest bırakma kararı vermek yasanın amacına aykırı olacaktır.
Orantılılık ilkesi yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Ya-
sama organı özgürlükleri sınırlandıran bir yasayı yaparken, yürütme
ve yargı da yasaları uygularken bu ilkeyle bağlıdırlar. Nitekim, 4709
sayılı Yasa ile Anayasa’nın 19. ve devamı maddelerinde temel hak ve
özgürlüklere getirilecek sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olama-
yacağı açıkça belirtilmek suretiyle, bu ilke anayasal bir zeminde kabul
edilmiş olmaktadır. Bu yönü ile orantılık (ölçülülük) ferdi devlete karşı
koruyucu bir role sahiptir.
6
Koca, Mahmut, Tutuklamada Orantılılık İlkesi Çerçevesinde Bir Koruma Tedbiri
Olarak Yurtdışına Çıkarmama, www. jura. uni-sb. de/turkish/MKoca1. html - 105k
- 11 Ocak 2006
7
Avcı, Mustafa, a. g. e., s. 3.
8
Sağ, Musa, Teminatla Salıverme, www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/teminatla_
saliverme_ musasag. htm - 75k
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
157TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
5. Tutuklamanın Geçiciliği
Tutuklama tedbirin geçici olmasından maksat, sürenin açıkça
gösterilmesi değildir. Tedbirin haklılığını gösteren sebeplerin ortadan
kalkması halinde sona ermesidir. Delillerin muhafaza altına alınmış
olması, kaçma şüphesine karşı teminat verilmiş olması, yapılan kovuş-
turma sonrasında beraat kararı verilmesi gibi durumlarda tutuklama
sona erecektir.
6. Tutuklamanın Görünüşte Haklı Olması
Görünüşte haklılık, tutuklama açısından gecikmede tehlike bu-
lunması halini ifade eder. Kişi özgürlüğünün tutuklama suretiyle sı-
nırlanmasında ilk şart bu işlemin hemen yapılmasının zorunlu olması,
gecikmenin telafisi imkansız tehlike doğuracak olmasıdır.
Kişinin suçu yapılacak olan yargılama sonunda sübut bulacak
veya bulmayacaktır. Dolayısıyla tutuklama kararının verilmesinde
suçun sübutu yerine, işlendiğine dair yoğun şüphenin varlığı yeterli
olmak gerekir.
C. Tutuklama Tedbirin CMK’daki Yeri
Yukarıda belirtilen orantılılık ilkesinin doğal sonucu olarak, tu-
tuklama istisnai ve nihai bir koruma tedbiridir. Nihai olması, onun en
ağır koruma tedbiri olmasını ifade eder.
İstisnailik ise öncelikle daha hafif koruma tedbirlerinin gözden
geçirilmesi gereğini ifade eder. Ancak CMK tasarısında koruma ted-
birleri hafiften ağıra doğru bir sıralama ile ve özellikle tutuklama, adli
kontrol tedbirlerinden sonra yer aldığı halde, yasada daha önce yer
almıştır. Üstelikte adli kontrol uygulaması sınırlanarak alanı daraltıl-
mış, böylece tutuklamaya tekrar asli koruma tedbiri niteliği kazandı-
rılmıştır.
9
9
Darende, Yeliz, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’yla Hukukumuza Giren Adli
Kontrol Müessesesi ile Bu Bağlamda Yenilenen Tutuklama Müessesesi, s. 4, 5. http:
//hukuksitesi.net/hukukforum.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
II. Tutuklama Sebepleri
A. Genel Olarak
Tutuklama sebepleri öncelikle iç hukukumuzun bir parçası olan
İHAS 5. m. ile buna bağlı olarak AY’nın 19. maddesine paralel olarak
yasada düzenlenmiştir.
Özellikle kaçma şüphesi ile tutuklamada, kamca şüphesine yol açan
kanıt veya belirtiler gerekçede açıkça gösterilmeli ve şüphenin var olup
olmadığı iyi değerlendirilmeli, kaçma şüphesi çok büyük değilse kefa-
letle salıverilme değerlendirilmelidir. Çünkü, CMK’nın 100 (1) m. de
ölçülülük ilkesi özellikle vurgulanmıştır.
B. Kuvvetli Suç Şüphesin Varlığı
Tutuklama sebepleri sınırlı olup, tutuklama kişi özgürlüğüne yö-
nelik olduğundan kıyas yolu ile genişletilmesi mümkün değildir.
CMUK’da tutuklama kararının verilebilmesi için, “suçluluğu hakkın-
da kuvvetli belirti bulunan kişiler”i ararken, CMK 100 (1) m. de “kuvvetli
suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin varlığı”
aranmaktadır.
Yeni düzenleme ile tutuklama kararı için kuvvetli belirti yeterli
olmayıp, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların varlığı
gerekir. Böylece kanun, olayın gerçekleştiğine ilişkin emareleri değil,
olayın kendisini aramaktadır.
10
Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular, şüpheli veya
sanığın suç işlediğini gösterir yüksek derecede kuşku ve büyük olasılı-
ğının bulunmasa durumudur.
11
Ancak bu olgunun varlığı da tek başına
yeterli olmayıp yasadaki tutuklama sebeplerinden en birinin de olması
aranacaktır.
Sanığın veya şüphelinin suç işlediğine dair somut olgular yoksa,
atılı suça tertip olunan cezanın ağırlığı tutuklama kararının verilebilmesi
bakımından önem taşımaz.
10
Darende, Yeliz. a. g. e., s. 6.
11
Yaşar, Osman, Uygulamalı ve yorumlu 5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, s. 461,
Ankara 2005.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
159TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
C. Tutuklama Sebebi Varsayılan Haller (CMK 100 (2)-a, b)
1. Kaçma, Saklanma veya Kaçma Şüphesi Oluşturan
Somut Olguların Varlığı
Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini
uyandıran somut olayların varlığı halinde tutuklama nedeni var sayı-
lır. Şüpheli veya sanığın, suç teşkil eden eylemden hemen sonra suç
yerini veya konutunu terk etmesi, izini kaybettirmesi, bulunabileceği
yerlerden arandığında bulunamaması durumunda kaçtığı ve saklandığı
değerlendirilmelidir. Kaçıp saklanma halinde talep üzerine veya resen
tutuklama kararı verilebilecektir.
Kaçma veya saklanma olmamakla birlikte, davranışlarında kaça-
cağı şüphesi oluşturan olayların varlığı da tutuklama kararı verilebile-
cektir. Kişinin konutunu değiştirmesi, pasaport alması, araç teminine
çalışması
12
gibi olguların varlığı bu davranışlara örnek gösterilebilir.
Ancak kesinlikle soyut şüphe değil, bu şüpheyi doğuran olayların
varlığı gerekir.
2. Şüpheli veya Sanığın Davranışları
a. Delilleri Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Şüphesi
Atılı suçun delillerinin korunması amacı tutuklama kararı veri-
lebilir. Ancak, bu halde de soyut şüphe ve kanaate göre değil, bunu
doğuran somut olguların varlığı aranmalıdır. Şüphenin de kuvvetli
olması gerekir.
b. Tanık, Mağdur veya Başkaları Üzerinde Baskı Yapılması
Girişiminde Bulunma Şüphesi
Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde
bulunulması da bir tutuklama sebebidir. Bu girişimin önlenmesi için
gerekil olduğundan tutuklama kararı verilebilir. Bu halde de soyut baskı
girişimi ihtimali yeterli olamaz.
Somut vakıalara dayalı küvetli şüphenin doğması asıldır. Şüphe-
linin veya sanığın mağdurla veya tanıkla konuşmaya çalışması, hatta
12
Yaşar, Osman, a. g. e., s. 462.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
suç ortakları ile görüşerek suçu tamamen üstlenmesini istemesi, suçtan
zarar göreni yasaya uygun olmayan şekilde uzlaşmaya zorlaması
13
gibi
davranışlar buna örnek gösterilebilir.
3. Tutuklama Sebebi Varsayılan Katalog Suçlar
CMK’nın 100(3) m. deki düzenleme ile tutuklama nedenlerin var-
sayıldığı katalog suç listesi öngörülmüştür. Böylece, TCK’da veya özel
Ceza Yasaları’nda yer verilen bazı suç türlerinde delillerin karatılması
veya kaçma, saklanma ihtimalinin varlığı bir karine olarak kabul edil-
miştir. Ancak burada da aslolan, şüpheli veya sanığın suçu işlediğine
dair güçlü şüphe sebeplerinin varlığıdır.
Tutuklama tedbiri yönünden yasada öngörülen katolog suç listesi
aşağıya aynen alınmıştır.
a. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
aa. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar ( m. 76, 77, 78),
bb. Kasten öldürme ( m. 81, 82, 83),
cc. İşkence ( m. 94, 95)
dd. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, m. 102),
ee. Çocukların cinsel istismarı ( m. 103),
ff. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ( m. 188),
gg. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar
hariç, m. 220),
hh. Devletin güvenliğine karşı suçlar ( m. 302, 303, 304, 307, 308),
ıı. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ( m. 309,
310, 311, 312, 313, 314, 315.),
b. 10. 7. 1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile
Diğer Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan silah kaçakçılığı ( m. 12)
suçları.
c. 18. 6. 1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22. m. nin
(3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
13
Yaşar, Osman, a. g. e., s. 462.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
161TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
d. 10. 7. 2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanu-
nu’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e. 21. 7. 1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Ko-
ruma Kanunu’nun 68 ve 74. m. de tanımlanan suçlar.
f. 31. 8. 1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 110. mad-
desinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma
suçları.
4. Tutuklama Kararı Verilemeyen Haller
CMK’nın (25/05/2005-5353 sayılı K./11. m. ile değişik)100 (4) m.
ne göre; şüpheli veya sanığa yüklenen, sadece adlî para cezasını gerek-
tiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda
tutuklama kararı verilemez. Buna göre, tutuklama talebini değerlendiren
hakim şüpheli veya sanığa yüklenen suç dikkatlice belirlemek ve yasa-
da öngörülen cezanın nevi ve miktarını da dikkate almak zorundadır.
Şayet hapis cezasının üst sınırı bir yıl ve daha altında yada sadece adli
para cezasını gerektirdiği anlaşılıyorsa tutuklama nedenlerinin varlığını
araştırarak zaman kaybedilmemelidir.
14
Kaldı ki tutuklama talebinde
bulunan cumhuriyet savcısının da talebindeki eylemleri açıkça ve yasa
maddeleri ile belirtmesi zorunludur.
Atılı suça öngörülen ceza miktarı yasada öngörülen sınırı aşıyorsa
dahi öncelikle adli kontrol hükümlerinin uygulanması ile ceza muha-
kemesinin gayesine ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirilmelidir
III. Tutuklama Kararı (CMK 101. m.)
A. Tutuklama Kararı Verme Yetkisi
Tutuklama kararını verme yetkisi münhasıran hakime veya mah-
kemeye aittir. CMK’nın 101. maddesindeki düzenleme AY’nın 19/3
maddesi hükmüme tamamen paraleledir.
Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine görevli
Sulh Ceza Hakimi, kovuşturma evresinde ise, cumhuriyet savcısının iste-
mi ile yada resen görevli mahkeme karar vermeye yetkili kılınmıştır.
14
Yaşar, Osman, a. g. e., s. 461.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı istemde bulunurken, ta-
lebe konu fiili, tutuklama sebeplerinin nasıl gerçekleştiğini, nedenlerden
hangisinin var olduğunu açıklamak zorundadır.
Tutuklama talebini uygun bulan hakim veya mahkeme de, kararın-
da hukuki ve fiili sebepleri ve gerekçelerini, adli kontrol tedbirlerinin
yetersiz kalacağını da açıkça belirtmek zorundadır.
Bu kural, tahliye isteminin reddi veya tutululuk halinin devamına
ilişkin (ara veya müteferrik) kararlar içinde geçerlidir.
B. Tutuklama İstemi Üzerine Yapılacak İşlem
1. Sanık veya Şüphelinin Sorguya Çekilmesi
CMK’da kaçaklar hakkında istisna dışında gıyabi tutuklama ku-
rumuna yer verilmemiştir. Dolayısıyla tutuklama kararından önce
şüphelinin mutlaka sorguya çekilmesi gerekir. Sanık veya şüphelinin
yokluğunda tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir.
Şüpheli ve sanığın hazır olmaması durumunda kural olarak
CMK’nın 98 veya 199 (1) maddeleri uyarınca yakalama emri düzen-
lenebilir.
Bunun istisnası, hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalması
amacıyla yurt içinde saklanan veya yurt dışında bulunanların duru-
mudur. Bu kişiler CMK’nın 247(1) maddesinde “kaçak”
15
olarak tanım-
lanmaktadır. Kaçak durumunda olanlar bakımından, CMK’nın 248 (5)
m. uyarınca yokluklarında tutuklama kararı verilmesi mümkündür. Bu
hüküm özellikle iadeyi sağlama amaçlı bir düzenlemedir.
2. Sanık veya Şüphelinin Müdafi Yardımından
Faydalandırılması
Tutuklanması istenen sanık veya şüpheli kendisini seçeceği veya
resen görevlendirilecek müdafiin yardımından yararlandırılacaktır.
15
Soruşturma evresinde “kaçak” kararı verilemez. Kovuşturma evresinde de doğrudan
“kaçak” kararı verilemez. Bunun için kovuşturma evresinde görevli ve yetkili mah-
kemece, (CMK’nın 145. maddesine göre) tebligat çıkarılması, çağrıya uyulmaması
halinde (CMK’nın 146 ve 176. m. göre ) zorla getirme kararı verilmesi, sonuçsuz kal-
ması halinde ilanen tebligat yapılması, bununda sonuçsuz kalması halinde “kaçak”
kararının verilmesi mümkündür.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
163TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Dolayısıyla müdafiin bulunmadığı sorguda tutuklama kararı verilme-
si mümkün değildir.
Sanık veya şüpheli kendi seçeceği bir müdafi yardımından faydala-
nabileceği gibi, bu olmadığı takdirde resen ve baro tarafından görevlen-
dirilecek bir avukatın tutuklama duruşmasında hazır bulundurulması
gerekir.
C. İstisnai Bir Tutuklama Şekli (Yol Tutuklaması)
CMK’nın 94. m. uyarınca; hâkim veya mahkeme tarafından verilen
yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakala-
nan kişinin, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme
önüne çıkarılması zorunludur.
Şayet kişi yakalama emri üzerine yakalandığında ilgili hakim veya
mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza
hâkimi önüne çıkarılır. Yakalanan kişi o yer sulh ceza hakimi tarafından
serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa
zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
Burada öngörülen tutukla tedbiri tamamen yakalanan kişinin ilgili
mahkemeye müracaatını sağlamaya yöneliktir. Ancak unutulmamalıdır
ki, CMK insan haklarının uygulama kanunudur. Dolayısıyla her mües-
sesenin işlevinin insan hakları bağlamında değerlendirilmesi gerekir.
Özellikle CMK’nın 196(2) m. hükmünün dikkate alınması zorunludur.
Çünkü bu maddeye göre, kişinin alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis
cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya
çekilebilmesi mümkündür. Dolayısıyla istinabe suretiyle sorguya çekil-
mesi mümkün olan sanık veya şüpheli için yol tutuklaması yapılmadan
önce istinabenin mümkün olup olmadığı o yer sulh ceza hakimince
değerlendirilmelidir.
Bu yapılamadığı takdirde insan haklarına aykırı uygulamaların önü
de açılmış olacaktır ki bu yasanın amacı ile bağdaşmaz.
3. Tutuklama Kararının Şüpheli veya Sanığa Bildirilmesi
Tutuklama kararı ister ilk defa verilmiş, isterse tahliye isteminin
reddi veya devamına ilişkin olsun, şüpheli veya sanığa sözlü olarak
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
164TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
bildirilmesi, kararın bir örneğinin kendisine verilmesi gerekir. Bildirme
ve verme (tebliğ) usulü kararda açıkça yazılmalıdır.
Bildirme işlemi, sorgunun bitiminde sözlü açıklama ve kararın bir
örneğinin verilmesi biçiminde olabilir. Tutukluluk halinin devamına
ilişkin ara kararları da sözlü olarak açıklama yanında tutanağın bir
örneği de verilerek bildirilmelidir. Tahliye isteğinin reddi kararları da
mutlaka ilgilisine tebliğ edilmelidir.
IV. Tutukluluk Süresi (CMK 102. m.)
Hemen belirtelim ki, tutukluluğun makûl süreden uzun olması,
kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkını güvenceye bağlayan ve iç hu-
kukumuzun bir parçası olan İHAS 5/3. maddesine aykırılık teşkil eder.
Bu güvencenin doğal sonucu olarak tutukluluğun devamına ilişkin ka-
rarlarında mutlaka gerekçeli olması gerekir.
CMK’nın 102. maddesine göre, Ağır Ceza Mahkemesinin görevine
girmeye suçlarda tutuklulukta kalma süresi altı aydır. Bu süre zorunlu-
luk hallerinde dört ay daha uzatılabilir. Yani atılı suç ağır ceza mahke-
mesinin görevine girmiyorsa tutuklama süresinin üst sınırı en fazla on
aydır. 5235 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre, ayrık durumlar dışında
ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis
cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işler ağır ceza mahkemesinin
görevine girdiğinden, cezanın yukarı sınırı 10 yılı aşmayan suçlarda
tutuklulukta geçecek süre en fazla 10 ay olacaktır.
Eğer suç ağır ceza mahkemesinin görev alanında ise yani ağırlaştı-
rılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını
gerektiriyor ise tutuklu kalınacak süre iki yıldır. Bu süre zorunluluk
hallerinde en çok üç yıl daha uzatılabilir. Maddenin yazılış biçimine
göre “uzatma süresi üç yılı geçemez” dendiği için uzatılan süre üç yıl
olacaktır. İki yıllık temel süreye eklendiğinde ağır ceza mahkemesinin
görev alınana giren suçlarda tutuklulukta geçirilecek süre en fazla beş
yıldır.
CMK 250/1-c de yer alan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma
aşamasında tutuklama süresi iki kat uygulanacağından (CMK m. 252
(2)) DGM’leri yerine kurulan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde
tutuklulukta geçecek süre azami 10 yıldır.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
165TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
V. Cumhuriyet Savcısının
Tutuklunun Serbest Bırakılmasını İstemesi, ya da
Resen Serbest Bırakması (CMK 103. m.)
A. Adli Kontrol Altına Alınarak Serbest Bırakılması İstemi
Adli kontrol kararının uygulama alanı daraltılarak, tutuklama ted-
birinin istisnai olma özelliği büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Bununla
birlikte ceza muhakemesinin amacına adli kontrol tedbiri ile ulaşılan
hallerde (örneğin yurt dışına çıkamama gibi) tutuklama kararının adli
kontrol tedbirine çevrilmesi mümkündür.
CMK’nın 103 (1) maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcısı, soruşturma
evresinde tutuklama ile istenen amaca adli kontrol tedbiri ile de ulaşıla-
bileceğini değerlendirdiğinde yetkili Sulh Ceza Hakiminden şüphelinin
adli kontrol altına alınarak tahliyesini isteyebilir.
Soruşturma evresinde tutuklu şüpheli veya müdafiinde aynı istem-
de bulunması mümkündür.
B. Serbest Bırakılma Talebinin İncelenme Usulü ve Süresi
1. İnceleme Usulü
Yukarıda belirtilen serbest bırakılma taleplerinin Sulh Ceza Haki-
mince sadece evrak üzerinde yapılacak inceleme ile değerlendirilmesi
mümkün değildir. CMK’nın 103 (1) m. ne göre, Sulh Ceza Hakimi so-
ruşturma evrakını incelerken öncelikle Cumhuriyet Savcısını, şüpheliyi
ve müdafiini dinledikten sonra kararını verecektir.
Kanaatimizce, asıl olan Cumhuriyet Savcısın dinlenmesi olmakla
birlikte, işin aciliyetine göre, evrak üzerinde yazılı görüşün alınması da
yasanın amacına uygundur.
Ayrıca yasada şüpheli ile müdafiin dinlenmesi düzenlenirken “ve”
bağlacının tercih edilmesini anlamak mümkün değildir. Çünkü müdafi,
savunma anlamında şüphelinin bir başka kendisidir. Dolayısıyla, şüp-
helinin ve müdafiin birlikte dinlenilmesi zorunluluğu yersizdir. Esasen
şüpheli serbest bırakılma talebinde (yazılı) bulunurken bir yerde görü-
şünü de yetkili Sulh Ceza Hakimine iletmiş olmaktadır. Aynı durum
(yazılı) talepte bulunan müdafi içinde geçerlidir.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
166TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Tüm bu açıklamaların ışığında Cumhuriyet Savcısının, şüphelinin
ve (veya) müdafiin (yazılı) serbest bırakılma talepleri soruşturma evra-
kı ile birlikte yetkili Sulh Ceza Hakimine ulaştırıldığında inceleme ve
değerlendirmeye engel durum yoktur.
Uygulamanın da bu yolda gelişeceği sanılmaktadır.
Bununla birlikte talepleri inceleyen Sulh Ceza Hakimi gerek gör-
düğünde C. Savcısını, şüpheliyi, müdafii dinleyebilecektir.
2. İnceleme Süresi
Serbest bırakılma talepleri ile ilgili kararın, yukarıda belirtilen
dinleme (yada yazılı görüşleri alma) işleminden sonra üç gün içinde
verilmesi gerekir.
CMK’nın 103 (1) m. ile kişi hürriyetine verilen önem vurgulanmış
inceleme ve değerlendirme süresinin keyfi tutumlarla uzatılması ön-
lenmek istenmiştir.
Dolayısıyla serbest bırakılma taleplerini içeren dilekçeyi alan ha-
kimin havale işlemini yaparken aldığı tarihi ve saati yazması yasanın
amacına uygundur.
C. Cumhuriyet Savcısının Resen Serbest Bırakması
(CMK 103 (2))
Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı, tutuklamanın veya adli
kontrol tedbirinin gereksiz hale geldiğine kanaat getirirse şüpheliyi re-
sen serbest bırakabilir. Soruşturma evresinde bunun takdiri münhasıran
Cumhuriyet Savcısına aittir. Ayrıca hakim kakarına ihtiyaç yoktur.
Ancak şu bilinmelidir ki; CMK’nın 126. maddesinde de “hukuku
amme davasını açmadığı veya maznunun mevkufiyetinin devamına lüzum
görmediği takdirde” Cumhuriyet Savcısına tutuklu sanığı derhal salıverme
yetkisi tanındığı halde uygulaması pek görülmemiştir.
Uygulamadaki yaygın alışkanlıkların bu yasa döneminde de devam
edeceği sanılmaktadır.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
167TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
VI. Tutuklunun Salıverilme İstemlerinin Değerlendirilmesi,
Tutukluluğun İncelenmesi (CMK 104. m.)
A. Soruşturma ve Kovuşturma Evresindeki İnceleme
İster soruşturma, isterse kovuşturma evresinde ve her aşamada şüp-
heli veya sanık salıverilme talebinde bulunabilir. Yasa koyucu kişilerin
özgürlük ve güvenlik hakkına duyulan saygıyı vurgulamış, salıverilme
talebi için herhangi bir zaman sınırlamasına gitmemiştir. Dolayısıyla
kovuşturma evresinde de sanığın ya da müdafiin her zaman talepte
bulunması mümkündür. Duruşma gününü beklemek zorunluluğu
yoktur.
B. Talebin Hakim veya Mahkemece İncelenmesi
Salıverilme talebi üzerine; soruşturma evresinde Sulh Ceza Haki-
mi, kovuşturma evresinde ise mahkemece tutukluluk halinin sürdü-
rülmesine, ya da salıverilmesine karar verilir. Kovuşturma evresinde
talep olmaksızın da mahkemece resen serbest bırakma kararı verilmesi
mümkündür. Ret kararları itiraza tabidir.
C. İstinaf ve Temyiz Aşamasındaki İnceleme
Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay aşamalarında ileri sürülecek
salıverilme talepleri işin doğası gereği dosya üzerinde incelenir. Yani
cumhuriyet savcısın, sanığın veya müdafiin dinlenilmesi söz konusu
değildir.
Dosya Bölge Adliye Mahkemesine veya Yargıtay’a geldiğinde
ileri sürülecek salıverilme taleplerinin Bölge Adliye Mahkemesi veya
Yargıtay ilgi dairesince yada Ceza Genel Kurulunca karara bağlanması
gerekir.
Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay, İlk Derece Mahkemesi’nde
olduğu gibi talep olmaksızın da resen salıverme kararı verebilirler.
VII. UsûI (CMK 105. m.)
CMK’nın 105 (1) m. de tutuklunun salıverilme isteklerine ilişkin
kararlarda takip edilecek usûl düzenlenmiştir. Buna göre, salıverilme
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
168TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
istemleri hakkında yetkili Hakim veya Mahkemece Cumhuriyet Savcısı,
şüpheli, sanık veya müdafii dinlendikten sonra karar verilecektir. Yu-
karıda da belirtildiği üzere görüş alma yerine “dinleme”nin şart kılınmış
olması uygulamada zorluk yaratabilecek bir durumdur. Yasada salıve-
rilme istekleri konusunda herhangi zaman sınırlaması öngörülmediğine
göre, hakkın suistimali niteliğinde sürekli (peşpeşe) selıverilme istemleri
ileri sürüldüğünde, her talep üzerine Cumhuriyet Savcısının, şüpheli
veya sanığın ve müdafiin dinlenilmesi mümkün olmayabilir.
Kanatimizce salıverilme talepleri yazılı olarak iletileceğine göre;
sanık, şüpheli veya müdafiin (yazılı) talepleri üzerine soruşturma evrakı
üzerine Cumhuriyet Savcısının yazılı görüşü alınarak verilen kararların-
da yasanın amacına aykırı olmayacağı düşünülmelidir. Bununla birlikte
kanaat sahibi olmak isteyen hakim veya mahkemenin yukarıda sayılan
tüm tarafları dinlemesi elbette ki mümkündür.
Talep üzerine, kabûl veya red kararı verilebileceği gibi tutuklama-
nın yerine adli kontrol tedbirlerinden birine veya birkaçına da karar
verilebilir.
VIII. Salıverilenin Yükümlülükleri (CMK 106. m.)
Ceza Muhakemesinin gayesini temin amacıyla salıverilen şüpheli
veya sanığa adres bildirme ve bildirdiği adrese yapılacak tebligatın
hukuki sonuçlarına katlanma ödevi yüklenmiştir. CMK’nın 106 (1)
maddesine göre; şüpheli veya sanık salıverilmeden önce, yetkili yargı
merciine veya tutukevinin müdürüne adresini ve varsa telefon numa-
rasını bildirmekle yükümlüdür. Şüpheli veya sanığa soruşturmanın
veya kovuşturmanın sona erdirileceği tarihe kadar, yeniden beyanda
bulunmak suretiyle veya iadeli taahhütlü mektupla önceden verdiği
adreslerdeki her türlü değişiklikleri bildirmesi ihtar olunur; ayrıca, ih-
tara uygun hareket etmediğinde, önceden bildirdiği adrese tebligatın
yapılacağı bildirilir.
Dikkat edilecek olursa şüpheli veya sanığın mevcut adres ve
telefonlarını bildirmenin yanında ilerideki deşiklikleri de bildirme
yükümlülüğü vardır. Değişiklikleri bizzat veya iadeli taahhütlü mek-
tupla bildirecektir. Dolayısıyla diğer bildirim şekillerine göre yapılacak
bilgilendirmeler şüpheli veya sanık bakımından bir sonuç doğurmaya-
caktır.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
169TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Bu ihtarların yapıldığını belirten ve yeni adresleri içeren tutanak
veya tutukevi müdürünün düzenleyeceği belgenin aslı veya örneği
yargı merciine gönderilir.
Bu şekilde bildirilen adresler mahkemelerce yapılacak tebligat
işlemlerinde esas alınacak, sanık veya şüpheli değişikliklerden bilgi
vermemişse, yapılan bu tebligat aleyhine sonuç doğurabilecektir.
IX. Tutuklananın Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi
(CMK 107. m.)
A. Hakim Kararıyla Gecikmeksizin Bildirme
CMK’daki bu düzenleme AY’nın 19/4 m. ne paraleldir. Zira yaka-
lanan veya tutuklanan kişinin durumunun derhal yakınlarına bildiril-
mesi özgürlük ve güvenlik hakkının bir sonucudur. Bu hak öncelikle,
iç kukumuzun bir parçası olan İHAS m. 5. de belirtilen güvencelerin
bir yansımasıdır.
CMK’nın 107(1) m. de tutuklamanın kimlere bildirileceği ayrıntılı
düzenlenmiştir. Buna göre; tutuklamadan ve tutuklamanın devamına
ilişkin her kararın tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye
yargıç kararıyla ve gecikmeksizin haber verilecektir. Hakim kararına
istinaden soruşturma organlarının bildirme işlemine aracılığı söz ko-
nusudur.
Tutuklama kararı;
1. Tutuklananın kendisi ile birlikte bir kişi varsa bu kişi vasıtasıyla,
2. Suçun işlendiği yerde ikamet ediyorsa ve haber vereceği yakının
telefon numarasını biliyorsa telefon ile,
3. Haber vereceği yakınının telefon numarasını bilmiyorsa bölge
karakolu vasıtasıyla,
4. Konutu suç yeri dışında ise telefon veya kişinin adresinin bulun-
duğu yerle ilişki kurulmak suretiyle,
Haber vermek istediği yakınına tutuklandığının bildirilmesi sağ-
lanır.
16
16
Malkoç, İsmail-Yüksektepe, Mert, Açıklamalar ve yorumlarla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu, s. 296, Malkoç Kitabevi, Ankara 2005.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
170TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Haber verme işlemi tutuklamadan hemen sonra ve gecikilmelidir.
Tutuklamanın devamına ilişkin kararlar bakımından da aynı kural
geçerlidir.
B. Bizzat Bildirme Hakkı
Yukarıda belirtilen vasıtalı bildirimin yanında, yasada ayrıca bizzat
bildirme hakkına da yer verilmiştir. Tutuklunun bizzat bildirme hakkı
ancak soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydı ile müm-
kündür. (CMK 107 (2))
Soruşturmanın amacının tehlikeye düşüp düşmediğinin takdiri gö-
revli ve yetkili hakime aittir.
17
Cumhuriyet savcısı bu konuda takdir
yetkisine sahip olmayıp şüpheli veya müdafiinden bu yönde bir talep
geldiğinde kendi görüşünü sözlü ya da yazılı olarak hakime bildirmek
durumundadır.
C. Yabancıların Bildirme Hakkı
Tutuklanan yabancılar bakımından yakını ya da belirleyeceği kişiye
değil doğrudan vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirim ya-
pılması gerekir. Bu kuralın istisnası, tutuklunun bildirim işlemine açıkça
karşı çıkmasıdır. İspat kolaylığı bakımından karşı çıkma iradesinin yazılı
olarak açıklanması gerekir.
Kanaatimce, yasada açıkça yasaklanmadığına göre tutuklanması-
nın kendi konsolosluğuna bildirilmesine karşı çıkan kişinin dilediği
kişi veya yakınına bildirilmesini istemesi mümkündür. Çünkü, bu hak
yabancılar bakımından yargıç kararıyla bildirim veya bizzat bildirim
hakları yanında ilave bir haktır.
X. Tutukluluk Halinin Gözden Geçirilmesi (CMK 108. m.)
A. Soruşturma Evresinde
Tutuklamanın kişi özgürlüğünü kısıtlayan geçici nitelikte bir araç
olmasının doğal sonucu olarak, koşulları ortadan kalktığında sona
17
Yaşar, Osman, a. g. e., s . 493.
makaleler Mehmet Reşat KOPARAN
171TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
erdirilmesi gerekir. Bu yüzden tutukluluk süresi içinde de tutuklama
sebeplerinin sürüp sürmediğinin incelenmesi esası benimsenmiştir.
Soruşturma evresinde, C. Savcısının istemi üzerine ve en geç otuzar
günlük süreler içinde tutukluluk halinin sürdürülmesinin gerekip ge-
rekmediği sulh ceza hakimince değerlendirilmek gerekir. (CMK 108 (1))
Şüphesiz ki; bu sürelerden daha önce de talep halinden tutukluluk hali-
nin gözden geçirilmesi mümkündür. Sulh Ceza Hakimi bu incelemesini
yaparken yine CMK’nın 100. m. deki koşulları gözetmek zorundadır.
Tutukluluğun incelenmesini yukarıda belirtilen süreler içinde şüp-
helinin kendisi (veya müdafii) de isteyebilir. İşin doğası gereği, soruş-
turma evresinde sulh ceza hakiminin kendiliğinden inceleme yapması
mümkün değildir.
B. Kovuşturma Evresinde
İddianamenin kabulünden sonra başlayan kovuşturma evresinde;
tutukluluk halinin sürdürülüp sürdürülmeyeceği her oturumda, yada
koşulların varlığı halinde oturumlar arasında hakim veya mahkemece
değerlendirilecektir. Hakim veya mahkeme incelemesini yaparken otu-
zar günlük sereyle bağlıdır. Doğaldır ki, tutuklu yapılan yargılamada
duruşma gününün 30 günden daha uzun verilmesi mümkün değildir.
Çok sık olmasa da, uygulamada duruşma gününün daha uzun verilmesi,
buna karşılık otuzar günlük serelerde tutukluluğun gözden geçirilmesi
şeklindeki inceleme yasanın amacına aykırıdır.
Kovuşturma evresindeki inceleme için talep olması şart değildir.
Sanığın, müdafiinin veya cumhuriyet savcısının talebi olmasa da ken-
diliğinden inceleme yapılması gerekir.
XI. Sonuç
Yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere; tutuklama en ağır koruma
tedbiridir. 1412 sayılı CMUK’un yürürlükte olduğu dönemde adli kont-
rol tedbirlerine yer verilmemiş olduğundan tutuklama, hakimi, şüpheli
veya sanığı ya bütünüyle hürriyetinden yoksunluğa ya da tam serbest
bırakmaya mecbur kılan
18
bir tedbirdir. Buna rağmen tutuklama kararı
verilirken yeterince gerekçelendirme ne yazık ki yapılmamıştır.
18
Darende, Yeliz, a. g. e., s. 2.
Mehmet Reşat KOPARAN makaleler
172TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Uygulamada; “dosya kapsamı, mevcut delil durumu” gibi soyut gerek-
çelerle (aslında gerekçesiz) tutuklama kararı verilirken, tahliye kararı
verilirken de aynı ibarelerin kullanıldığı sıkça görülmüştür. Unutulma-
malıdır ki; CMK insan haklarına uygun olmayan yaygın uygulamalara
karşı bir tepki olarak tüm usulü işlemleri ayrıntılı düzenlemiş ve koruma
tedbirleri bakımından da bir çeşitliliğe gitmiştir. Buna göre yargıçların
diğer koruma tedbirlerinin yeterli olup olmadığını öncelikle inceleme-
si, bu tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması halinde tutuklama
kararını gerekçelendirerek vermesi esastır.