makaleler Musa SAĞLAM
139TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
GİRİŞ
Ülkemizde özellikle Avrupa Topluluğu’na üyelik süreciyle birlikte
temel hak ve özgürlüklerin daha etkin bir güvenceye kavuşturulması fikri
kuvvet kazanmıştır. Bu alanda mevcut koruma mekanizmalarının yetersiz
kaldığı düşüncesi Türkiye’nin yabancı deneyimleri dikkate almasını gerekli
kılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin kendisi ve doktrinin bir bölümü temel
haklar konusunda etkin bir koruma sağlamak için Almanya, Avusturya
ve İspanya örneklerinde gördüğümüz Anayasa Mahkemesi’ne bireylerin
başvurusunun kabulünü şart olarak görmektedir. Böyle bir önerinin ha-
BİREYLERİN
ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURUSU
1
(BİR REFORM ÖNERİSİ)
Dr. Musa SAĞLAM
*
*
Dr. Musa Sağlam, Niğde Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kamu
Yönetimi Bölümü.
1
Kişilerin doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvurusunu Anayasa şikayeti (plainte
constitutionnelle), Anayasal başvuru (recours constitutionnel) veya bireysel başvuru
(recours individuel) olarak adlandırmak mümkündür. Ancak biz bunlardan bireysel
başvuru kavramının daha uygun olduğunu düşünmekteyiz. Çünkü bu yolda esas
olan bireylerin temel haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla AYM’ye
başvurmasıdır ve kavram mutlaka buna vurgu yapmalıdır. Bilindiği gibi itiraz yo-
lunda da bireyler görülmekte olan bir davada uygulanacak normu AYM’ye gönde-
rebilme imkanına sahiptirler. Ancak burada sorun bir Anayasa meselesi haline eğer
yerel mahkeme bireylerin bu iddiasını ciddi bulursa gelmektedir. Zaten AYM’ye göre
1982 Anayasası çerçevesinde itiraz yolunun esas amacı, temel hakları korumak değil,
Anayasaya saygınlığı sağlamaktır. Ayrıca bu yolu nitelendirmede niçin “Anayasal”
kelimesinin kullanımının tercih edilmediğini de belirtmemiz gerekecektir. Bu yolun
mutlaka Anayasa değişikliğine ilişkin bir yasayla Türk sistemine girmesi gereği bu
tür başvuruya ilişkin bütün esasların Anayasa metninde belirtileceği anlamını taşı-
mamaktadır. Bu esaslar pekala Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve işleyişiyle ilgili
kanunda belirtilebilir. Anayasa’ya yapılacak bir cümlelik ilave bu başvuru yolunun
kabulünde yeterli olacaktır. Sadece bu ilave nedeniyle “ Anayasal” kelimesinin kul -
lanılması yerinde olmayacaktır. Bu tür başvuruda Anayasa Mahkemesi’nce yapılan
inceleme de bu kelimenin kullanımını doğrulamaz. Zira AYM’ye farklı başvuru
yolları vardır ve hiçbirinde “Anayasal” sıfatı kullanılmamaktadır.
Musa SAĞLAM makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
yata geçirilmesi, 7 Mayıs 2004’de yapılan Anayasa değişikliğini de dikkate
aldığımızda, ülkemizde temel haklar alanında Avrupa standartlarının ya-
kalanmasında önemli bir aşama olacaktır. Artık insan haklarına ilişkin bir
antlaşmayla bir kanun hükmü çatıştığında Anayasa Mahkemesi birincisine
göre uyuşmazlığı çözecektir. Diğer yandan kamu otoritelerinin herhangi
bir işlemi nedeniyle Anayasal haklarında herhangi bir ihlal olduğunu iddia
eden herkese Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkının verilmesi Türk
Anayasal yargı sisteminde radikal anlamda bir değişikliği ifade edecektir.
Çünkü, 1982 Anayasası’nın kabulünden beri ilk defa Anayasa Mahkeme-
si’nin yetkilerini kısmak yönünde değil de onun yetkilerini genişletmek
amacıyla bir reform önerisi hayata geçirilmiş olacaktır.
Anayasa Mahkemesi (AYM) kurulduğundan beri Mahkeme’ye baş-
vurmaya ilişkin koşullarda sürekli olarak kısıtlama yönünde değişiklikler
yapılmıştır. Öyle görünüyor ki bu olumsuz süreç son bulabilir, çünkü
AYM’ye bireylerin başvurusunun kabulü yönünde ciddi teklifler ve tar-
tışmalar vardır. Bu yöndeki çalışmaların ana hedefi temel hak ve özgür-
lüklerin daha etkin bir şekilde korunmasıdır. Gerçekten de Anayasal yargı
yolunun kişilerin doğrudan başvurusuna açılmasının temel esprisi kişilerin
haklarında yasal, idari veya yargısal bir işlem nedeniyle meydana gelen
ihlallere son verilmesidir.
1961’de Anayasa koyucu bireysel başvuru yolunun kabulü taleplerine
olumlu cevap vermedi ve bu yol Anayasa’da yer almadı. AYM’de Anayasa
koyucunun bu iradesine saygılı davrandı (1). Bununla beraber günümüzde
bireysel başvuru yolunun kabulü doktrin ve AYM tarafından istenilmekte
ve insan haklarının korunmasındaki yetersizlikler bu talebi gerekçelendir-
mektedir (2). Bu sebepten bireysel başvuru yolunun şartlarını ve uygulama
esaslarını yabancı deneyimlerin (Almanya, Avusturya ve İspanya)
2
ışığı
altında tanımlamak gerekmektedir (3). Sonuç olarak da böyle bir reform
önerisinin geleceği konusunda fikrimizi ifade edeceğiz.
1. Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşundaki Çifte Ret
Bireysel başvuru yolunun Türk sistemine girmesi yönündeki tartış-
maların 1961 Anayasası’nın kabulü döneminde cereyan ettiğini tahmin
etmek zor değildir, çünkü 1982 Anayasası’nın hazırlanmasında temel fikir
AYM’nin yetkilerini genişletmekten ziyade daha da azaltmak yönünde ol-
muştur (A). Anayasa koyucunun kabul etmemesine paralel olarak AYM’de
2
Bireysel başvuru yolunun İtalya, Portekiz ve Fransa gibi ülkelerde kabul edilmediğini
belirtmemiz gerekir.
makaleler Musa SAĞLAM
141TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
sistematik bir biçimde bireylerden gelen başvuruları reddetmiştir (B). Bu
konudaki önerimizi ortaya koymadan önce bu iki gözlemin daha detaylı
açıklanması yerinde olacaktır, çünkü buradan elde edilen bilgiler yeni
önerilerin hazırlanmasında dikkate alınmalıdır.
A. 1961 Kurucu İktidarının Reddi
1961 Anayasası’nın hazırlanışında ön taslağın AYM’ye başvuruya iliş-
kin maddelerinin Temsilciler Meclisi’nde tartışıldığı esnada bazı üyeler
büyük bir heyecanla her şahsın temel haklarına dokunup dokunmadığına
bakmaksızın Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündüğü bütün yasalara karşı
AYM’ye başvuru hakkının olması gerektiğini savunuyorlardı.
3
Buna taraftar
olanlar temel hak ve özgürlüklerin insana has, onun ayrılmaz bir parçası
olduğu ve şayet bu başvuru imkanı her kişiye verilmezse temel hakların
derin bir yara alacağı iddiasına dayanıyorlardı. Çünkü onlara göre temel
hak ve özgürlüklere saldırılar sürekli olarak siyasi otoritelerden gelmek-
teydi ve kişilerin haklarında sürekli olarak bir zedelenme olmaktaydı. Bu
nedenle AYM’ye başvurunun siyasi otoritelerden çok şahıslara tanınması
normaldi.
Buna karşılık, Temsilciler Meclisi’nin çoğunluğu böyle bir hakkın şa-
hıslara tanınması durumunda dava açmayı bir saplantı haline getirenlerin
veya reklam yapmak isteyenlerin Parlamento tarafından kabul edilen her
yasadan dolayı Mahkeme’yi sürekli olarak ve gereksiz yere meşgul edeceği-
ni ve Mahkeme’nin işleyemez hale geleceğini iddia etmişlerdir. Bu iddialar
bireysel başvuru yolunun kabulüne taraftar olanları ikna edememiş, çünkü
onlara göre bu hakkın sadece Mahkeme’nin iş yükünü artıracağı baha-
nesiyle bireylere tanınmaması büyük bir haksızlıktır. Burada söz konusu
olan bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır ve bu amaç
karşısında iş yükünün Mahkeme’yi işleyemez kılması iddiası çok da önemli
değildir. Bu noktada bireysel başvuruyu savunanlar haklı görülebilir, zira
Mahkeme’nin artan iş yüküne cevap verecek mekanizmalarla donatılması
bu sorunu çözebilecekti.
Bundan da anlaşılmaktadır ki; Anayasa Mahkemesi’nin çok fazla baş-
vuru nedeniyle tıkanmasının önlenmesi bireysel başvuru yolunun reddinde
temel iddia olarak kullanılmıştır. Zaten, Anayasa Mahkemesi de 1968/36
3
Bu konudaki tartışmalar izleyen kaynaktan özetlenerek aktarılmıştır: Öztürk, Ka-
zım, İzahlı, Gerekçeli, Anabelgeli ve Maddelere Göre Tasnifli Bütün Tutanaklar İle Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası, C. III (m. 76-157), Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
1966, s. 3769-3782.
Musa SAĞLAM makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
karar sayılı ve 26 Eylül 1968 günlü kararında bu yolun Temsilciler Meclisi
tarafından kabul edilmemesini aşırı başvurular nedeniyle Mahkeme’nin
işleyemez hale gelmesi ihtimaline bağlamaktadır.
4
B. Anayasa Mahkemesi’nin Reddi
AYM’nin kuruluşundan beri ne Anayasalarda ne de kendi kuruluş ve
işleyişine ilişkin yasalarda bireysel başvuru yolunu kabul eden bir hüküm
bulunmamasına rağmen kişiler ihlal edilen haklarının yeniden tesisini
5
veya Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündükleri bir yasanın iptalini Mah-
keme’den istemekten geri durmuyorlardı.
6
Anayasa Mahkemesi Nisan 1962’den itibaren çalışmaya başladı ve bu
ilk yıl içinde Mahkeme’ye yüz kırk bir başvuru yapıldı. Bunları başvurunun
yapıldığı kaynağa göre tasnif ettiğimizde yirmi dokuz başvurunun itiraz, üç
tanesinin iptal başvuruları olduğunu ve yüz dokuz başvurunun ise doğrudan
kişilerce yapılmış olduğunu görmekteyiz. Diğer bir ifadeyle yapılan başvuru-
ların %77.30’u bireyler tarafından yapılmıştır. İzleyen yılda (1963) başvurula-
rın toplam sayısı yüz altmış sekize yükselmekte fakat bireysel başvuruların
oranı bu başvurular içinde düşmektedir. Bununla beraber bireysel başvurular
yine de toplam başvuruların yarıya yakınını oluşturmaktadır (%44.56).
7
1964
yılında ise kişilerden gelen başvurularda ani bir düşüş gözlemlenmektedir,
çünkü yüz yirmi yedi başvurudan sadece on ikisi bireysel başvurudur ve bu
da toplamın %12.59’unu oluşturmaktadır. Bunu izleyen yıllarda bireysel baş-
vuruların sayısı çok nadir olarak bir yıl içinde on beşi geçmiştir. Bu dönemde
yapılan toplam bireysel başvuruların sayısı dört yüz elli bir civarındadır.
Bu tip başvuruların gittikçe artan oranda düşmesinin temel sebebi Anayasa
Mahkemesi’nin bu konudaki istikrarlı içtihadı ve şahısların Mahkeme’nin
yetkileri konusunda zaman içinde daha fazla bilinçlenmiş olmasıdır.
8
4
E. 1967/21, K. 1968/36, K. T. 26 Eylül 1968, AYMKD S. 6, s. 231.
5
1962/13 karar sayılı AYM kararında başvuru sahibi kendisine ait araziyi kamulaştıran
idarenin işleminin iptalini talep etmekteydi: E. 1962/15, K. 1961/13, K. T. 5 Eylül
1962, AYMKD S. 1, s. 5.
6
1962/1 karar sayılı AYM kararında ise başvuru sahibi Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 104. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia etmekte ve onun
iptalini AYM’den istemekteydi: E. 1962/2, K. 1962/1, K. T. 5 Eylül 1962, AYMKD S.
1, s. 3.
7
Başvuruların sayısı konusundaki bilgiler Yılmaz Aliefendioğlu tarafından hazırlanan
tablodan alınmıştır: Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi,
Ankara, Yetkin Yayınları, 1996, s. 276.
8
Ünsal, Artun, Siyaset ve Anayasa Mahkemesi (Siyasal Sistem Teorisi Açısından Anayasa
Mahkemesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları no. 443,
1980, s. 147.
makaleler Musa SAĞLAM
143TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Gerçekten de Mahkeme zamanla yerleşik bir içtihat oluşturmuş ve ki-
şilerden gelen başvuruları dosyanın daha ilk inceleme safhasında reddet-
miştir. Bu konuda verdiği ilk kararında
9
kişilerin bir kanunun veya onun bir
hükmünün Anayasaya aykırılık iddiasıyla AYM’ye başvurmaya yetkilerinin
olmadığını şu şekilde ifade etmiştir: “(1961) Anayasası’nın 149. ve Anayasa
Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22 Nisan 1962 gün ve
44 sayılı Kanun’un 21. maddelerinde iptal davası açmaya yetkili olan kişi, kurul ve
makamlar açıkça belirtilmiştir. İstek sahibi ise bu maddelerde sayılanlardan değildir.
Bu sebeple dilekçenin yetki bakımından reddi gereklidir”. 1982 Anayasası’nın ka-
bulü Mahkeme’nin bu içtihadında herhangi bir değişikliğe yol açmamıştır.
10
Zaten bu Anayasa’nın ilk on iki yıllık döneminde yapılan on beş bireysel
başvurudan hiçbiri Anayasa Mahkemesi’nce incelenmemiştir.
11
Diğer yandan Anayasa Mahkemesi sadece Anayasa’ya aykırılık itira-
zını ortaya koyabilmek amacıyla yerel mahkemeler önünde açılan davalar
vesilesiyle yapılan Anayasa’ya aykırılık iddialarını yaptığı ilk inceleme
sonucunda reddetmektedir. Zira bu tür Anayasa’ya aykırılık itirazlarını
incelemek bireysel başvuru yolunun kabulü anlamına gelecektir. Mahke-
me’nin 1981/14 karar sayılı ve 18 Mart 1981 günlü kararı bu konuda bir
örnek oluşturmaktadır:
12
“Dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere davacının
İstanbul 10. İş Mahkemesi’nde açmış olduğu davada amacı, itiraz konusu yasa
maddelerinin iptal edilmesi ve bu yoldan yasama organını yeni bir yasal düzenle-
me yapmaya yöneltmektir. Çünkü davacı, davalı kurumdan herhangi bir istemde
bulunmamakta ve sadece (...) 2167 sayılı Yasa’nın ek 7 ve 8. maddelerinin Ana-
yasa’ya aykırı bulunduklarının tespiti ile giderilmesini istemektedir. Hatta davalı
kurumun yapılan işlemlerin yasalara uygun olduğu hakkındaki savunmasına
verdiği cevapta kurumun kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin işlemin
yanlış ve eksik olduğunu ileri sürmemiş, yalnız sözü edilen yasa maddeleriyle ya-
pılan uygulamanın dava dilekçesinde yazılı olduğu gibi, Anayasa’ya aykırılığının
saptanmasını ve giderilmesine ilişkin isteğini yinelemiştir. Bu görünümüyle açılan
dava bir tesbit davası niteliğini taşımaktadır. Tesbit davasının ilk koşulu ortada bir
uyuşmazlığın bulunması, davalının da bu isteği yerine getirmekten kaçınmasıdır.
Halbuki inceleme konusu olayda böyle bir istek olmadığı gibi davalının, karşılık
dilekçesinde de görüldüğü üzere bir kaçınması da yoktur.”
9
E. 1962/2, K. 1962/1, K. T. 5 Eylül 1962, AYMKD S. 1, s. 3; Bu yönde diğer bir karar
için bkz., E. 1967/57, K. 1968/1, K. T. 16 Ocak 1962, AYMKD S. 6, s. 100.
10
E.1987/29, K.1987/30, K. T. 12 Kasım 1987. Bu karar Anayasa Mahkemesinin resmi In-
ternet sitesine bakılabilir: http://www.anayasa.gov.tr/KARARLAR/IPTALITIRAZ/
K1987/K1987-30.htm (14 Şubat 2005).
11
Bkz., Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, op. C. s.
280.
12
E. 1981/5, K. 1981/14, K. T. 18 Mart 1981, AYMKD S. 19, s. 72.
Musa SAĞLAM makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Anayasa Mahkemesi’ne göre davacının davalıdan herhangi bir istekte
bulunmaması ve “dava açabilmenin ikinci koşulu olan yarar öğesi(nin) de olayda
bulunmaması (... yerel) mahkemenin elinde (1961) Anayasa(sı)nın 151. maddesinde
belirtilen denetimin yapılabilmesi için koşullarına uygun olarak açılmış bir dava ol-
madığını” göstermektedir. Diğer bir ifadeyle AYM haklı olarak itiraz yolunun
şartlarından biri olan “görülmekte olan bir davanın varlığı” koşulunun yerine ge-
tirilmemesi sebebiyle işin esasına girmeden davanın reddine karar vermiştir.
Böylece sadece yasanın iptalini elde etmek amacıyla yerel mahkeme-
lerde açılan davaların incelenmesi reddedilmektedir. Bu durum bireysel
başvuru yolunun içtihadı yolla Türk sistemine giremeyeceğine bir delil
olarak gösterilebilir. Ancak kişiler ile AYM arasında daha yakın bir ilişki
kurulması gereği vardır ki Anayasa Mahkemesi’nin itiraza ilişkin koşulları
dar yorumlaması bunun itiraz yoluyla sağlanamayacağını göstermektedir.
13
Başka bir deyişle şu andaki mevcut mekanizmalarla bu sağlanamamaktadır.
Bu nedenle çözümün başka yerlerde aranması gerekecektir.
2. Bireysel Başvuruyu Haklı Kılan Nedenler
Kişilerin bazı koşulların gerçekleşmesi halinde haklarının korunması
amacıyla Anayasa yargıcının müdahalesini isteyebilmesini sağlayan bi-
reysel başvuru yolunun tanınmasını başlıca iki faktör doğrulamaktadır :
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi faktörü ve temel Anayasal haklar ko-
nusundaki mevcut koruma mekanizmasının yetersizliği.
A. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Faktörü
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Avrupa Sözleşme-
si (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ve İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi 1982 Anayasası’nın insan haklarına ilişkin hükümlerinin
hazırlanmasında esas olarak alınmıştır.
14
Hatta Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi’nin bazı hükümleri kelime kelime Türkçe’ye tercüme edilmiş ve
Anayasa metnine konulmuştur.
15
Bu gözlemleri ileten Kuzu
16
Türkiye’deki
13
Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yoluna ilişkin şartları nasıl yorumladığı konusunda
ayrıntılı bir inceleme için bkz., Sağlam, Musa, L’expérience de la justice constitutionnelle
en Turquie, thèse de doctorat, Université Panthéon-Assas, Paris 2004, s. 207-236.
14
Bkz., Polatcan, İsmet, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Gerekçeler, Anayasa Mahkemesi
Kararları, Bilimsel Görüşler, İstanbul 1989, Bayrak Yayınları, s. 69.
15
Bu durum 1982 Anayasası’nın 15. maddesinin ilk fıkrasında gayet net bir şekilde
görülmektedir. Bu fıkra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesinin ilk
fıkrasının aynen tekrarıdır.
16
Kuzu, Burhan, “Etude comparative des Constitutions de la République turque du point
des vues des droits de l’homme”, Turkish Yearbook of Human Rights, vol. 15, 1993, s. 87.
makaleler Musa SAĞLAM
145TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
insan haklarına ilişkin sorunların kaynağının bu alanları düzenleyen me-
tinlerin yokluğu değil de insan haklarına ilişkin kuralların tam anlamıyla
uygulanmaması olduğunun altını çizmektedir.
Diğer yandan, 1982 Anayasası, iç hukuku Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’yle uyum içine sokmak amacıyla, dört önemli değişikliğe uğ-
ramıştır. Bunlardan ilki 23 Temmuz 1995 gün ve 4121 sayılı Anayasa’nın
bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanundur
17
ve bu kanun diğer
düzenlemeleri yanında Anayasa’nın başlangıç bölümünün 1 ve 2. parag-
raflarını kaldırmış ve siyasi partilerin ve sendikaların hukuki statülerinde
düzeltmeler yapmıştır.
18
Bu yöndeki ikinci değişiklik
19
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
(AİHM) Türkiye’yi cezalandıran bir kararının ardından yapılmıştır (İncal/
Türkiye davası).
20
Bu kararında Strasbourg Mahkemesi, Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin sivil ve askeri hakimlerden oluştuğunu belirterek Ana-
yasa’nın 143. maddesini Sözleşme’nin 6. maddesine aykırı bulmuştur.
Strasbourg Mahkemesi’ne göre askeri hakimlerin varlığı nedeniyle dava-
cı kişi bu mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığından şüphe etmekte
haklıdır. Bunun üzerine TBMM 18 Haziran 1999 gün 4388 sayılı Anayasa
Değişikliğine İlişkin Yasa’yla Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin sadece
sivil hakimlerden oluşacağına karar vermiştir.
21
İçerik ve kapsamı açısından bu zamana kadar yapılanların en önemlisi
olan üçüncü değişiklik 3 Ekim 2001 gün ve 4709 sayılı Anayasa’nın Değişti-
rilmesi Hakkında Yasa
22
ile yapılmıştır. Bu yasa teklifinin genel gerekçesinde
1982 Anayasası’nın “uygulamada olduğu dönem içinde ortaya çıkan ihtiyaçlar,
kamuoyunun beklentileri ve yeni siyasi açılımlar doğrultusunda yenilenmesi gere-
ği” doğduğu belirtildikten sonra şöyle devam edilmektedir: “Ayrıca Avrupa
Birliğine tam üyelik sürecinde, ekonomik ve siyasi kriterlerin karşılanmasının,
bu alanda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının ön şartı olarak Anayasada
17
23 Temmuz 1995 günlü ve 4121 sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa 26 Temmuz
1995 günlü 22355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
18
Bu konudaki açıklamalar için bkz., Tanör, Bülent – Yüzbaşıoğlu, Necmi, 1982 Ana-
yasası’na Göre Türk Anayasa Hukuku, 2. Baskı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, Eylül
2001, s. 48-52.
19
4388 sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa 18 Haziran 1999 günlü ve 23729 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
20
http://cmiskp.echr.coe.int/tkp197/view.asp?item=1&portal=hbkm&action=html&
highlight=incal%20%7C%20c/turquie&sessionid=1240122&skin=hudoc-fr (28 Şubat
2005).
21
Bkz., Tanör, Bülent - Yüzbaşıolu, Necmi, 1982 Anayasası’na Göre ..., op. cit., s. 52-53.
22
Bahsedilen Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa 17 Ekim 2001 günlü ve 24556 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Musa SAĞLAM makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
bazı değişikliklerin yapılması da kaçınılmazdır. Bu teklif toplumun ihtiyaçlarına
cevap verebilecek çağdaş-demokratik standartlara ve evrensel normlara uygun,
insan hakları ve hukukun üstünlüğünü ön plana çıkaran bir Anayasa değişikliği
hedeflemektedir”.
23
En son yapılan değişiklik de, 7 Mayıs 2004 günlü ve 5170 sayılı Ana-
yasa değişikliğine dair yasa, benzer gerekçelerle kabul edilmiştir.
24
Avrupa
Birliği üyeliğine aday olan Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine
getirmeyi taahhüt ettiğini belirttikten sonra teklifin genel gerekçesi şöyle
devam etmektedir: “Bir taraftan hayat hakkının, demokratik toplumun temel
değeri olduğunu ve ölüm cezasının kaldırılmasının, bu hakkın korunması ve tüm
insanların doğuştan gelen onurunun bütünüyle tanınması için elzem olduğunu
vurgulayan ve ülkemizce de imzalanan İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri
Koruma Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 13 Nolu Protokol gereğince ölüm cezasının
kaldırılmış olması; diğer yandan, dünyada gelişen yeni demokratik açılımlara uyum
sağlanması ve bu açılıma uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin, evrensel
düzeyde kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine
çıkarılması amacıyla kanunlarımızda düzenlemeler yapılması ihtiyacı temel yasamız
olan Anayasa’da da değişiklikler yapma zorunluluğunu doğurmuştur”.
25
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa metni arasında açık bir
paralellik bulunması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin müdahale ala-
nının insan hakları ihlallerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi tabii
kabul edilmelidir. Böylece, AİHM’nin AYM’nin konu üzerinde görüşünü
açıklamadan önce Türkiye’yi cezalandırmasının da önüne geçilmiş oluna-
caktır. Diğer yandan, kişiler temel haklarının ihlali durumunda Strasbourg
Mahkemesi önünde bu ihlalin durdurulmasını isteyebilmektedirler. Hangi
sebeple onların bu ihlale karşı kendi ülkesindeki Anayasal yargı mekaniz-
masını harekete geçirmesini engelleyebiliriz?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hakimi Türmen
26
2000 yılı
içerisinde AİHM’de Türkiye’ye karşı açılan dava sayısının yedi yüz otuz beş ol-
duğunu ve bunlardan ancak otuz sekizinin çözüme bağlandığını belirtmekte-
dir: yirmi üç davada Türkiye mahkum olmuş, iki davada Türk hükümeti haklı
bulunmuş ve on üç dava ise taraflar arasındaki anlaşmayla sonuçlanmıştır.
Ayrıca, Türmen, 2001 senesi itibariyle karar bekleyen on altı bin başvurudan
iki bin altı yüz Türkiye’yi ilgilendirmekte olduğunu bildirmekteydi.
23
Bkz., http://www.belgenet.com/2001/Anayasa37_03.html (14 Şubat 2005).
24
7 Mayıs 2004 günlü ve 5170 sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa 22 Mayıs 2004
günlü ve 25469 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
25
http:/www.belgenet.com/2004/Anayasa_052004-2.html (14 Şubat 2005).
26
Rıza Türmen’in yukarıdaki açıklamaları için bkz., Milliyet Gazetesi; 13 Mayıs 2001.
makaleler Musa SAĞLAM
147TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Türmen daha sonra şöyle devam etmektedir: “Türkiye’nin ne kadar
problemi varsa hepsini AİHM’de bulabilirsiniz (...) Yargıda gördüğümüz tüm
bozukluklar oraya geliyor. Onun için o mahkemede verilen kararlar, Türkiye
bakımından önem taşır”. Türkiye’nin AİHM kararlarına bakarak “kendine
çekidüzen vermesi lazım”dır. Sağlam’ında
27
belirttiği gibi bu yönde en iyi
çözüm bireysel başvuru yolunun AİHM önüne gitmeden önce başvurulacak
bir koruma mekanizması olarak Türk yargı sisteminde tanınması olacaktır.
Aynı yazara göre, böylece “insan haklarına ilişkin sorunlar ülke içinde çözülmüş
olacak ve uluslararası makamların Türk demokrasisi ile ilgili ağır yükü de belirgin
bir ölçüde azaltılmış olacaktır”. Aynı şekilde Kaboğlu
28
da bireysel başvuru
yolunun kabulünün Strasbourg Mahkemesi’ne başvuruları azaltacağını
belirtmektedir. Bu insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye hakkındaki
olumsuz fikirleri de yok etmeye yarayacaktır.
Ancak bu başvuru yolunun kabulü aşağıdaki önlemle birlikte olmalıdır:
Avusturya örneğinde olduğu gibi İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri
Koruma Avrupa Sözleşmesi’ne Anayasal bir değer atfedilmesi.
29
Gerçekten
de “1964’ten beri Avusturya Anayasa Mahkemesi kendini Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin çoğunlukla yaratıcı olan içtihadını büyük ölçüde uygulamak zo-
runda görmektedir. Strasbourg organlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni
yorumlama biçimi son elli yıllık dönemde (Avusturya) Anayasa Mahkemesi’nde
yeni bir insan hakları anlayışının doğmasına neden olmuştur”.
30
7 Mayıs 2004 günlü ve 5170 sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa’yla
uluslararası antlaşmaların Türk hukukundaki yeri hususunda önemli bir
adım atılmıştır. Bundan böyle usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak
ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanunların aynı konuda
27
Sağlam, Fazıl, “Avrupa’da Haklar Çerçevesinde Türkiye”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi,
C. XXIV, Ocak-Şubat 2000, s. 108.
28
Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Yargısı, 2. Baskı, Ankara 1997, İmge Yayınları, s. 76.
29
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ulusal hukukların Sözleşme’ye Anayasal bir değer
atfedip atfetmediğine bakmaksızın ülkelerin Anayasa Mahkemeleri tarafından ince-
lenmiş ve Anayasaya uygun bulunmuş kanun hükümlerini Sözleşme’ye aykırı ilan
etmektedir. AİHM’nin 28 Ekim 1999 günlü “Zelinski” ve 9 Kasım 1999 günlü “Chabibi
et Debboub” kararları bu tespiti doğrulamaktadır. Çünkü, ilgili kararlarda Strasbourg
Mahkemesi Fransız Anayasa Konseyi’nce incelenen ve Anayasaya uygunluk kararı
verilen kanun hükümlerini Sözleşme’ye aykırı bulmaktadır. Strasbourg hakimlerinin
bu tutumu Anayasa hakimlerinin davranışları üzerinde mutlaka birtakım etkiler
meydana getirecektir. Bu konuda bkz., Roussillon, Henry, “La saisine du Conseil
constitutionnel, contribution à un débat”, Revue Internationale de Droit Comparé, S. 2,
2002, s. 502.
30
Kuckso - Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel devant la Cour consti-
tutionnelle en droit constitutionnel autrichien”, Les Cahiers du Conseil constitutionnel,
S. 10, 2001, s. 87.
Musa SAĞLAM makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletle-
rarası antlaşma hükümleri esas alınacaktır (An. 90/5). Bireysel başvuru
yolunun kabulü halinde Anayasa Mahkemesi bu yeni hükme dayanarak
temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddeleri Avusturya örneğinde olduğu
gibi AİHM içtihadına uygun şekilde yorumlama imkanına kavuşacaktır.
B. Mevcut Koruma Mekanizmasının Yetersizliği
Yasaların Anayasallığının denetiminin temel hedefi her türden Ana-
yasa’ya aykırılığı cezalandırmak olması nedeniyle insan haklarının korun-
masını hedefleyen denetimden farklıdır. Gerçekten de bu son denetim şekli
özel yöntemlerle yapılmakta ve sadece kişilerin temel hak ve özgürlüklerine
yapılan saldırılara son vermeyi amaçlamaktadır.
Bu açıdan 1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi itiraz
yoluyla gerçekleştirilen yasaların Anayasa’ya uygunluğu denetiminin
esasen temel hakları korumayı amaçladığını söylemektedir. Zira “iptal
davası açmaya hakkı olanların bir kanunun yalnızca Anayasa’ya aykırı olduğu
yönündeki görüşleri Anayasa’ya uygunluk denetimi düzenini işletmeye yeterken
burada (itiraz mekanizması durumunda) böyle bir hükmün ancak belirli bir kişinin
belirli haklarını etkileme durumuna geçişi halinde düzen işleme yoluna girebil-
mektedir (...) O halde Anayasa’ya aykırı kanunların ayıklanması 151. maddede
öngörülen düzenin baş ereği ve o düzenle doğrudan doğruya elde edilebilecek bir
sonuç değildir. Bunun düzenin dolaylı bir etkisi, bir yan sonucu gibi görülmesi
daha yerinde olur”.
31
Yani AYM’ye göre ne zaman ki bir yasa hükmü şa-
hısların haklarına zarar vermeye başlamakta itiraz mekanizması o zaman
işlememektedir. Dolayısıyla 1961 Anayasası’nın 151. maddesi ile getirilen
düzenlemenin nihai amacı hukuk düzeninden Anayasaya aykırı normları
temizlemek değildir.
Buna karşılık 1982 Anayasası döneminde Mahkeme aynı fikirde değil-
dir, çünkü AYM’ye göre bu yeni Anayasa ile olayla sınırlı yalnız tarafları
bağlayıcı hüküm verme yetkisinin kaldırılması 1961 Anayasası dönemin-
deki bakış açısının değiştiğini göstermektedir. Somut norm denetimi esas
olarak Anayasa’ya aykırı normları hukuk düzeninden yok etmek amacıyla
getirilmiştir. Somut norm denetiminin bu temel rolü onun temel hak ve
özgürlükleri koruma işlevini ikincil amaç durumuna getirmektedir. Diğer
bir ifadeyle Anayasallık denetimi misyonu Anayasa koyucu tarafından
belirgin bir şekilde vurgulanmıştır.
31
E. 1971/3 K. 1971/17 K. T. 11 Şubat 1971, AYMKD, S. 9, s. 306-307.
makaleler Musa SAĞLAM
149TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
“Şurası hemen belirtilmelidir ki 1982 Anayasası’nın 152. maddesiyle düzen-
lenen Anayasa’ya aykırılığın (yerel) mahkemelerce öne sürülebilmesinde (...) amaç
Anayasa Mahkemesi’nin o kararından yararlanmayı o davanın yalnızca taraflarına
inhisar ettirmek değildir. Tam tersine 1961 Anayasası’nın itiraz yolunda Anayasa
Mahkemesi’ne tanıdığı iptal kararının olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı
olacağına dair karar verme yetkisi, 1982 Anayasası ile kaldırılmış bulunmaktadır.
O halde dava mahkemesinde itiraz yolunun işletilerek bekletici sorun yapılmasını
daha açık deyimle Anayasa Mahkemesi’ne başvurma kararı alınmasına kadar ön
planda olan somut ve kişisel durum, Anayasa Mahkemesi’nde etkinliğini kay-
betmekte, bunun yerini soyut, genel ve objektif bir nitelik almaktadır. Nitekim
Anayasa Mahkemesi önünde önem kazanan ve incelenmesi gereken husus o da-
vanın taraflarının bu işlemden yararlanıp yararlanmayacakları değil, kuralların
muhakemesi yapılarak, Anayasa’ya aykırılık varsa o kural iptal edilmek suretiyle
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin egemen kılınmasıdır. Bu ne-
denlerle, Anayasa’ya aykırılık savlarının Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesi
yolunu açan 1982 Anayasası’nın 152. maddesiyle güdülen temel amacın, kişilerin
haklarının korunması yanında, bu yolla, Anayasa’ya aykırı kuralların iptaline de
olanak vermek suretiyle kamu düzeninin ve o düzenin temelini oluşturan Ana-
yasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesinin himayesi olduğu duraksanamaz.”
32
Somut norm denetiminin kabul nedeni yalnızca temel hak ve özgürlükleri
korumak değil aynı zamanda kamu düzenini ve böylece Anayasa hüküm-
lerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğünü sağlamaktır.
Bir diğer kararında AYM bu hususu daha açık olarak şöyle ifade et-
mektedir: “İtiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasındaki esas amaç,
yürürlükte bulunan kanun ve kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya aykırı
olan hükümlerinin Anayasa’ya uygunluk denetimi ile ayıklanmasıdır.”
33
Bekletici sorun mekanizmasıyla yapılan denetim şahısların Anayasal
yargıya ulaşabilmelerinin tek koşulu olmasına rağmen -ki bu yolun dolaylı
olduğu unutulmamalıdır- AYM bu mekanizmanın koşullarını dar bir şe-
kilde yorumlamaktadır.
Bundan şu sonuç çıkmaktadır ki; insan haklarının korunması Anayasa
Mahkemesi’nin temel kaygısı değildir ve Anayasal denetimin sağlanma-
sında öngörülen iki denetim yolu, iptal davası ve bekletici sorun yollarıyla
yapılan denetim, insan hakları için etkin bir korunma sağlamaktan uzaktır.
Oysa Anayasal denetimi gerçekleştiren organ “demokratik meşruluğunun bir
kısmını kişilerin temel hak ve özgürlüklerine saygıyı sağlama misyonundan almak-
32
E. 1981/10 K. 1983/16 K. T. 8 Aralık 1983, AYMKD, S. 20, s. 116-117.
33
E. 1983/1 K. 1983/5 K. T. 26 Nisan 1983, AYMKD, S. 20, s. 31.
Musa SAĞLAM makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
tadır. Diğer yandan insan haklarına saygı bir siyasi rejimin demokratik niteliğini
kazanabilmesi için gerekli bir koşul olarak düşünülmektedir.”
34
Gerçekten de genel olarak bu iki mekanizma insan haklarının korunma-
sında etkin bir korunma sağlamaktan uzaktır. Bu açıdan Grewe
35
“İtalya’da
somut norm denetiminin hakimiyeti”nin altını çizdikten sonra şu çıkarsamayı
yapmaktadır: “İtalya’daki somut norm denetimi (...) yasaların Anayasaya uy-
gunluk denetimini gerçekleştirmekte ve temel hakların korunmasını sağlamaktadır.
Bununla beraber bu sistem hiçbir biçimde bireysel başvuru yolunun yerini tutamaz
(onun boşluğunu dolduramaz). Özelliklede bireysel başvurunun yargı kararlarına
karşı da yöneltilebildiğini hatırladığımızda somut norm denetiminin daha az etkin
bir koruma sağladığı aşikardır”.
3. Bireysel Başvuru, Bir Öneri Denemesi
Bireysel başvuru yolunun Türk yargı sistemine kabulünde kullanılacak
yöntemi belirledikten (A) ve bu yolun şartlarını ortaya koyduktan sonra (B)
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları hangi biçimde inceleyeceği
konusunu tartışmak gerekecektir (C). Belirtmemiz gerekir ki bu öneri dene-
mesinde Almanya, Avusturya ve İspanya örnekleri bize yol gösterecektir.
A. Bireysel Başvurunun Anayasa Değişikliğiyle Kabulü
Yargı sistemimizde bireysel başvuru mekanizmasının kabulünün
Anayasa değişikliği ile olması en sağlıklı yol olarak gözükmektedir. Çün-
kü Anayasa Mahkemesi “Anayasal organ” niteliğine sahiptir ve mahkeme
yetkileri itibariyle Anayasa’ya tabidir. Diğer bir ifadeyle onun yetkileri ve
görevleri Anayasaca belirlenmiş ve garanti altına alınmıştır. Zaten 1982
Anayasası’nın 148. maddesinin son fıkrası da Anayasa değişikliği dışında
herhangi bir yolla Mahkeme’ye yetki verilmesine imkan vermemektedir:
“Anayasa Mahkemesi Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirir.”
Bu durumda normal olan; kişilere temel haklarını ihlal eden yasalara,
yönetsel kararlara ve yargı kararlarına karşı Anayasal yargı organının yardı-
mını talep etme yetkisini verecek olan düzenlemenin Anayasa değişikliğine
dair bir yasayla yapılmasıdır.
34
Rousseau, Dominique, La justice constitutionnelle en Europe, 2. Baskı, Paris, Montc-
hrestien, Coll. “Clef/Politique”, 1996, s. 44.
35
Grewe, Constance, “A propos de la diversité de la justice constitutionnelle en Euro-
pe : L’enchevêtrement des contentieux et des procédures”, Mélanges en l’honneur de
Michel Fromont, Strasbourg, Presses Universitaires de Strasbourg 2001, s. 260-261.
makaleler Musa SAĞLAM
151TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları incelemeyi reddettiği
yukarıda belirtilen kararlarında da Mahkeme ilk önce böyle bir yetkinin
kendisine Anayasa tarafından tanınıp tanınmadığına bakmaktadır.
Burada şu soru akla gelebilmektedir: Anayasa Mahkemesi yürürlüğü
durdurma kararını kendisini bu konuda yetkili kılan ne Anayasal ne de
yasal bir dayanak olmamasına rağmen vermiştir. Bundan hareketle Mah-
keme bireysel başvuruyu da içtihadi yolla kabul edebilir mi? Yürürlüğü
durdurmayı kabul ettiği kararında AYM hukuk devleti, hukukun üstün-
lüğü ve kamu yararı ilkelerinden hareket etmiştir. Ayrıca AYM’ye göre,
bir normu iptale yetkili olan mahkemenin o normun uygulanmasını, şayet
insan yaşamı toplumun ve devletin yüksek çıkarları söz konusu ise, onun
hakkındaki kesin kararın verilmesine kadar askıya almaya yetkili olduğu-
nun kabulü gerekir. Gerçekte yürürlüğü durdurma Mahkeme tarafından
hukuk devleti ilkesinin bir uzantısı olarak düşünülmüştür. Ama bireysel
başvuru yolunun kabulü gerek niteliği gerekse sonuçları itibariyle tama-
men farklı nitelikte olan bir yetki olması, iki durumun aynı kategori içinde
değerlendirilmesini mümkün kılmamaktadır.
36
Almanya, Avusturya ve İspanya örneklerinde de bireysel başvuru yolu
Anayasal bir temele sahiptir: Federal Alman Anayasası’nın 93. maddesi,
Avusturya Anayasası’nın 144. maddesi ve İspanya Anayasası’nın 53. mad-
desi. Buna karşın bireysel başvuru yoluna ilişkin esasların (başvurunun
kabulüne ilişkin koşullar, AYM önünde izlenecek yargılama usulü vb.)
Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve işleyişine ait yasada düzenlenmesi
daha makul olabilir.
B. Bireysel Başvurunun Koşulları
Bireysel başvuru mekanizmasının koşulları başlığı altında kimlerin
mahkemeye başvurma hakkına sahip olacağını (1), bu başvuruya konu
olabilecek Anayasal hak ve özgürlükleri (2), hangi organların ve bunla-
rın hangi işlemlerinin başvuruya yol açabileceğini (3), kanun yollarının
tüketilmesinin (4) ve başvuranın Anayasal hak ve özgürlüğün ihlalinden
direkt olarak (şahsi olarak) zarar görmüş olmasının (5) ne anlam ifade
ettiğini ve başvuruya ilişkin süreleri ve başvurunun şekline ait esasları (6)
inceleyeceğiz.
36
Zafer Gören’de Anayasa Mahkemesi’nce 1995 yılında düzenlenen sempozyumda
bireysel başvurunun içtihat yoluyla Türk hukuk sisteminde kabulünün mümkün
olmadığını ifade etmektedir. Bkz., Anayasa Yargısı, S. 11, Ankara 1995, s. 135-136.
Musa SAĞLAM makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
1. Bireysel Başvuruyu Kimler Yapabilir ?
Bireysel başvuru mekanizmasını harekete geçirebilme hakkı kamu
otoritelerinin bir işlemi nedeniyle Anayasal haklarında zarar ortaya çıkmış
olan herkese tanınmalıdır. Almanya, Avusturya ve İspanyol modellerin-
de temel hakları kullanma yetisine sahip olan herkes Anayasa tarafından
güvence altına alınan haklarına yapılan saldırının durdurulmasını veya
zararın tazminini isteyebilmektedir.
37
Böylece sadece gerçek kişiler değil
tüzel kişiler de bireysel başvuru sayesinde kendi haklarını koruma imkanına
sahip olmaktadırlar. Ancak tüzel kişilerin yalnızca kendilerine uygulana-
bilme durumunda olan haklarında maruz kaldıkları ihlalleri AYM önüne
taşıyabilmeleri normaldir. Bu bağlamda örnek olarak evlilik hakkının ih-
lali tüzel kişiler tarafından ileri sürülemeyecektir. Diğer yandan Almanya
örneğinde kamu hukuku tüzel kişileri kamusal nitelikleri nedeniyle bu
haktan mahrumdurlar. Ancak İspanyol Anayasa Mahkemesi
38
istisnai de
olsa kamu hukuku tüzel kişilerinin de bireysel başvuru yolunu (amparo
başvurusunu) kullanabilmelerine imkan vermektedir.
Şayet kamu görevlerine girmede eşitlik ilkesinde olduğu gibi sadece va-
tandaşları ilgilendiren bir hak söz konusu değilse yabancılar da Almanya ve
Avusturya’da bireysel başvuru yolundan yararlanabilmektedirler. Amparo
başvurusunu düzenleyen İspanyol Anayasası’nın 53. maddesi “her vatandaş
(tout citoyen)” terimini kullanarak bu hakkın dar bir kapsamını benimser
ve yabancıları bu haktan mahrum eder görünmektedir. Bununla beraber
Anayasa’nın 162. maddesinin 1. fıkrası bu şüpheyi ortadan kaldırmakta
ve bunun gerçek ve tüzel bütün kişilere tanındığını göstermektedir. Zaten
Anayasa Mahkemesi ve doktrin de başvuruda bulunabilecekleri oldukça
geniş yorumlama eğilimindedir.
39
Bireysel başvuru yolunu kullanarak Anayasallık denetimi yapan organı
harekete geçirenler Anayasa tarafından garanti altına alınmış bir hakkı
37
Almanya, Avusturya ve İspanya Anayasa Mahkemeleri bu kavramı geniş yorumlama
eğilimindedir. Bu konuda bkz., Pfersman Otto, “Le recours direct entre protection
juridique et constitutionnalité objective”, Les Cahiers du Conseil constitutionnel, S. 10,
2001, s. 68; Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel en droit allemand”, Les Cahiers
du Conseil constitutionnel, S. 10, 2001, s. 74; Kuckso-Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours
constitutionnel devant la Cour constitutionnelle en droit constitutionnel autrichien”,
op. cit., s. 83; Ruiz Miguel, Carlos, “L’amparo constitutionnel en Espagne, droit et
politique”, Les Cahiers du Conseil constitutionnel, S. 10, 2001, s. 90.
38
Esen Arnwine, Selin, “İspanya’da bireysel başvuru yolu”, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, C. 52, S. 4, 2003, s. 257.
39
Bkz., Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, L’exception d’inconstitutionnalité, Expériences
étrangères et Situation française, Paris, STH, Coll. “Les grands colloques”, 1990, s. 46;
Esen Arnwine, Selin, “İspanya’da Bireysel Başvuru Yolu”, op. cit., s. 257.
makaleler Musa SAĞLAM
153TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
kullanabilme yetisine sahip olan ve kamu otoritelerinin karar ve eylemi
nedeniyle bu hakkında herhangi bir zarar meydana gelmiş gerçek ve tüzel
kişilerdir. Bu nedenle bizde de bu mekanizmayı uygulayan ülkelerin sis-
temlerine uygun olarak Anayasal bir hakkı kamu otoritelerinin herhangi
bir karar veya eylemi nedeniyle zedelenmiş her kişi, ister vatandaş isterse
yabancı; ister gerçek kişi isterse tüzel kişi olsun, bu başvuru yolundan
yararlanabilmelidir.
2. İhlali Davaya Konu Olabilen Haklar
İhlali durumunda kişilerin yeniden tesisini veya uğradıkları zararın
tazminini isteyebileceği haklar konusuna gelince, her üç ülke -Almanya,
Avusturya ve İspanya- kendi Anayasal geleneklerine göre bir haklar listesi
oluşturmaktadır. Federal Alman Anayasası’nın 93. maddesi bireysel başvu-
ru yoluna konu edilebilecek hakları şu şekilde sıralamaktadır: Anayasa’nın
1’den 19’a kadar olan maddelerinde belirtilen haklar,
40
20. madde (direnme
hakkı), 33. madde (Almanların sivil eşitliği), 38. madde (seçimlerle ilgili
genel hükümler), 101. madde (olağanüstü mahkemelerin yasaklanması,
yasal yargıç ilkesi), 103. madde (mahkeme önündeki temel haklar) ve 104.
madde (gözaltına alınma durumunda tanınan haklar).
41
Avusturya’da ise kamu otoritelerince ihlali durumunda kişilerin ye-
niden tesisini veya uğradıkları zararın tazminini isteyebilecekleri haklar
iç hukukta Anayasal değerde olan sübjektif haklardır: özgürlük hakları ve
siyasi haklar. Sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bu listeye dahil değildir,
çünkü bunlar Avusturya sistemine yabancıdır.
42
İspanyol Anayasası’nın 41.
maddesi de ihlali durumunda kişilerin amparo başvurusunu yapabileceği
hakların Anayasa’nın 14’den 29’a kadar olan maddelerinde sayılan haklar
40
Federal Almanya Anayasası’nın ilgili maddelerinde düzenlenen haklar şunlardır:
İnsan haysiyetinin korunması (m. 1), insan özgürlüğü (m. 2), kanun önünde eşitlik
(m. 3), inanç ve vicdan özgürlüğü (m. 4), ifade özgürlüğü (m. 5), aile, evlilik ve nesebi
sahih olmayan çocuk (m. 6), eğitim (m. 7), toplanma özgürlüğü (m. 8), dernek kurma
özgürlüğü (m. 9), iletişim, posta ve yazışmaların gizliliği (m. 10), seyahat özgürlüğü
(m. 11), meslek seçimi ve angaryanın yasak olması (m. 12), askerlik ve diğer hizmet-
lere ilişkin yükümlülükler (m. 12a), konut dokunulmazlığı (m. 13), mülkiyet, miras,
kamulaştırma (m. 14), devletleştirme (m. 15), vatandaşlığın kaybı, sınır dışı edilme
(m. 16), sığınma hakkı (m. 16a), dilekçe hakkı (m. 17), kişi haklarının kanun tarafından
askerlik hizmeti nedeniyle sınırlandırılması (m. 17a), temel hakların kaybedilmesi
(m. 18) ve temel hakların kısıtlanması (m. 19).
41
Bkz., Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesi’ne Kişisel Başvuru (Anayasa Şikayeti)”,
Anayasa Yargısı, S. 11, Ankara 1995, s. 100.
42
Kuckso-Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel … ”, op. cit., s. 84.
Musa SAĞLAM makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
olduğunu belirtmektedir.
43
Bu listeye İspanyol Anayasası’nın 30. maddesin-
de belirtilen vicdani ret hakkını da ilave etmek gerekecektir.
44
Ancak şunu
da belirtmek gerekir ki İspanya’da yukarıdaki maddeler arasında mülkiyet
ve miras hakkını düzenleyen hükümler yer almamaktadır, çünkü bu hak
33. maddede düzenlenmiştir.
45
Bireysel başvuruya yol açan haklar bu üç ülkede Anayasalarda net bir
biçimde belirtilmiştir ve bunlar esas olarak klasik haklar olarak adlandır-
dığımız haklardır. Bu net belirleme bireysel başvuruya konu olmayacak
hakları kolayca ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Diğer yandan,
kültürel, ekonomik ve sosyal haklara yöneltilmiş olan ihlallerin bireysel
başvuruya yol açmaması konusunda ilgili ülkelerin Anayasalarında bir
iradenin olduğunun da altını çizmek gerekir.
Türkiye’de bireysel başvurunun kabulü halinde AYM önünde korunması
istenebilecek hakların kesin bir şekilde sıralanması gerekecektir. Anayasa’nın
genel esasları düzenleyen birinci kısım 10. maddede yer alan eşitlik ilkesi ile
ikinci kısım ikinci bölümde kişinin hakları ve ödevleri başlığı altında tanınan
hakların (17’den 40’a kadar olan maddeler) bireysel başvurunun konusu
olması gerekir.
46
Görüldüğü üzere bu öneri Avusturya sisteminden çok Al-
43
İspanyol Anayasası’nın yukarıdaki maddelerinde belirtilen haklar şunlardır : eşit -
lik, yaşam hakkı ve vucut bütünlüğü, ideolojik, dini özgürlük ve ibadet özgürlüğü,
kişi özgürlüğü ve güvenliği, özel hayatın gizliliğine ve kişi onuruna saygı, seyahat
özgürlüğü, ifade ve bilgi edinme özgürlüğü , toplantı özgürlüğü, dernek kurma
özgürlüğü, vatandaşların kamu hizmetine girme hakkı, etkin hakim korumasından
yararlanma hakkı, ceza yasalarının geriye yürümezliği, eğitim hakkı ve öğretim
özgürlüğü, sendikal haklar ve dilekçe hakkı.
44
Cascajo, Castro J. L., “Les droits invocables dans les recours constitutionnels”, La
protection des droits fondamentaux par la Cour constitutionnelle, Coll. Science et technique
de la démocratie, Ed. du Conseil de l’Europe, Strasbourg 1996, s. 22.
45
İspanya’da amparo başvurusuna konu olan haklar konusunda dar bir yorumun ol-
ması gerektiği ifade edilmesine rağmen, bu haklarla çok sıkı bir ilişki içinde bulunan
ve Anayasal korumadan yararlanması gerektiği düşünülen başka haklara yönelik
saldırılarda da Mahkeme incelemeyi kabul etmektedir. Siyasi parti kurma özgürlüğü
dernek kurma hakkı ile sıkı irtibatından dolayı Mahkemece amparo başvurusuna
konu olabilecek haklar arasında değerlendirilmiştir. Bkz., Cascajo, Castro J. L., “Les
droits invocables …”, op. cit., s. 25-28. Ayrıca bu konuda Esen Arnwine’in makalesine
de bakılabilir: Esen Arnwine, Selin, “İspanya’da bireysel başvuru yolu”, op. cit., s.
252-253.
46
1982 Anayasası’nın bu bölümünde düzenlenen hakların neler olduğunu belirtmek
faydalı olacaktır: Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı (m. 17), zorla
çalıştırma yasağı (m. 18), kişi hürriyeti ve güvenliği (m. 19), özel hayatın gizliliği (m.
20), konut dokunulmazlığı (m. 21), haberleşme hürriyeti (m. 22), yerleşme ve seyahat
hürriyeti (m. 23), din ve vicdan hürriyeti (m. 24), düşünce ve kanaat hürriyeti (m. 25),
düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m. 26), bilim ve sanat hürriyeti (m. 27), basın
hürriyeti (m. 28), süreli ve süresiz yayın hakkı (m. 29), basın araçlarının korunması
makaleler Musa SAĞLAM
155TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
manya ve İspanya sistemine daha yakındır. Ayrıca bu konuda Aliefendioğ-
lu’nun görüşünü de paylaşıyoruz, çünkü kendisi bu haklar listesini çok geniş
tutmanın AYM önünde aşırı iş yığılmasına neden olacağını ve Mahkemeyi
şu andaki organizasyonu ile işleyemez hale getirebileceğini belirtmektedir.
47
Bu açıdan en azından başlangıçta haklar listesinin daha dar tutulması yararlı
olabilecektir.
48
Diğer yandan, bireysel başvuru yolunun istisnai bir başvuru
yolu olduğu ve diğer insan haklarını koruma mekanizmalarını ikame edici
değil, sadece tamamlayıcı bir nitelik taşıdığı unutulmamalıdır.
3. Bireysel Başvuruya Konu Olan İşlemler
Bireysel başvuru yolunun kabulü amacına uygun olarak sadece Anaya-
sa’da işaret edilen temel hakları ihlal eden işlemler Anayasa Mahkemesi önüne
getirilebilir. Geniş bir norm yelpazesinin bireysel başvuru yoluyla AYM önünde
denetlenebildiği Alman sisteminde, kamu otoritelerinin her türlü işlemleri için
Karlsruhe Mahkemesi’ne başvuruda bulunulabilmektedir. “Kamu otoritelerinin
her türlü işlemleri” tabiri yasama işlemlerini (yasalar, uluslararası antlaşmaları
onay yasaları), yürütme organı işlemlerini (idarenin genel düzenleyici ve birel
işlemleri), yargı organının işlemlerini (kararlar ve seri muhakeme kararları) ve
idarenin genel organizasyonu içinde yer alan ve kamu gücünü kullanan özel
kişilerin işlemlerini içermektedir. Yani bir kamu otoritesinin yaptığı işlemin
aldığı form (şekil) Alman sisteminde önem taşımamaktadır.
49
Anayasa Mahkemesi önünde başvuruya konu olabilen normların sayıca
çokluğu yönünden Alman sistemini Avusturya sistemi takip etmektedir. Bu
ülkede kişiler idarenin birel işlemlerinin ve herhangi bir ara işleme gerek
olmaksızın bireye doğrudan uygulanan ve onun temel haklarından birinde
güncel bir ihlale yol açan genel düzenleyici işlemlerin (yönetmelikler, ida-
renin diğer genel düzenleyici işlemleri, yasalar -ister Anayasal isterse yasal
düzeyde olsun-, federal ve federe devletlerin yasaları ve uluslararası antlaş-
malar) Anayasallığı konusunda AYM’ye başvurma imkanına sahiptirler.
50
(m. 30), kamu tüzel kişilerinin basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma
hakkı (m. 31), düzeltme ve cevap hakkı (m. 32), dernek kurma hakkı (m. 33), toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı (m. 34), mülkiyet hakkı (m. 35), hak arama
hürriyeti (m. 36), kanuni hakim güvencesi (m. 37), suç ve cezalara ilişkin esaslar (m.
38), ispat hakkı (m. 39) ve temel hak ve hürriyetlerin korunması (m. 40).
47
Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, op. cit., s. 203.
48
Kimi yazarlar bu haklar listesinin daha uzun tutulmasını tercih etmektedirler. Örnek
olarak Gören, siyasi hakların ve yasamanın eksik işlemlerinin de bireysel başvuruya
konu olmasını istemektedir. Bkz., Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesi’ne …”, op.
cit., s. 134.
49
Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel en droit allemand”, op. cit., s. 75.
50
Kuckso-Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 82.
Musa SAĞLAM makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Bununla beraber İspanya
51
genel nitelikteki idari işlemleri ve kanun
değerindeki genel işlemleri amparo başvurusunun alanından çıkarmakta-
dır. Başvuru aşağıdaki işlemlere karşı yöneltilebilir. İlk önce Cortes
52
’lerce
veya onun organlarınca kabul edilen ve kanun değerinde olmayan işlemler;
otonom (özerk) toplulukların yasama meclisleri veya onların organların-
ca kabul edilen ve kanun değerinde olmayan işlemler; hükümet ve onun
birimleri görevlilerinin ve otonom kurumların ortak (collegial) yürütme
organlarının hukuki işlemleri ve onların eylemleri; son olarak da kimi
durumlarda yargı organlarının işlemleri ve eksik işlemleri.
Genel normların (kanun ve yönetmelikler) bireysel başvuruya konu
edinilmesi (Almanya ve Avusturya sistemini ilgilendirmektedir), ancak
bunların doğrudan başvuran kişinin hakkına hemen ve mevcut (un danger
immédiat et actuel) bir tecavüz durumu içermesi ve kişinin kendi hakkını bu
saldırıya karşı savunmak için idari veya adli herhangi bir araca sahip olma-
ması halinde mümkündür.
53
Diğer bir deyimle genel norma karşı başvuru
olması için “genel norm tarafından hakkın ihlalinin soyut olmaması, Anayasal
olarak korunan bir hakkın somut olarak ihlali söz konusu” olmalıdır.
54
Gerçekte
soyut ve genel nitelikteki normların kişilerin hukuki durumları üzerinde
hemen ve somut etkiler meydana getirmesine az rastlanmaktadır.
Şayet bireysel başvuru yolunun Türk hukuk sisteminde kabulü müm-
kün olursa bu yolun hedefi kamu gücünün herhangi bir işlemi nedeniyle
temel hakların ihlalinin önlenmesi olmalıdır. Burada kamu otoritesinin
hangi organca kullanıldığının veya onun ortaya çıktığı formun (şeklin) bir
önemi yoktur: Yasama organının işlemleri ki temel hak ve özgürlükleri
düzenlemede geniş yetkilere sahiptir,
55
daha sonra yürütmenin işlemleri
51
Rıiz Miguel, Carlos, “L’amparo constitutionnel en Espagne …”, op. cit., s. 92.
52
İspanya’da iki meclisten oluşan merkezi yasama organına Cortes Generales adı
verilmektedir. Millet Meclisi (Congrès des députés) nispi temsil esasına göre dört
yıl için seçilmiş üç yüz elli üyeden oluşmaktadır. İki yüz elli altı üyeden oluşan
Senato’nun (Sénat) oluşumuna gelince iki yüz sekizi çoğunluk sistemine göre genel
oydan çıkmakta kırk sekizi ise otonom topluluklarca atanmaktadır. Senato’daki
her iki grup üyelerin görev süreleri dört yıldır. Son olarak yasama konusunda esas
yetkinin Millet Meclisi’nde bulunduğunu söylememiz gerekir.
53
Bkz., Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 75 ; Kukso-Stadl -
mayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 85.
54
Pfersman, Otto, “Le recours direct …”, op. cit., s. 69
55
1982 Anayasası’nda temel hak ve özgürlüklerin genel ve özel sınırlama sebepleri
belirsiz ve geniş bir şekilde yorumlanabilecek kelimelerle ifade edildiğinden (Bkz.,
Kaboğlu, İbrahim, “Droits de l’homme et sous-développement”, Turkish Yearbook
of Human Rights, C. 9-10, 1987-1988, s. 113) bu durum yasa koyucuya insan haklarını
düzenleme konusunda geniş yetkiler vermektedir (Bkz. Tanör, Bülent – Yüzbaşıoğlu,
Necmi, 1982 Anayasası’na Göre …, op. cit., s. 133).
makaleler Musa SAĞLAM
157TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
ki temel haklar konusunda ciddi bir tehlike arz etmektedir
56
ve de yargı
organının işlemleri.
57
Burada bizim hedefimiz yukarıda belirtilen kamu otoritelerinin temel
haklarda ihlale yol açan işlemlerini listelemek değildir. Ancak yargı faali-
yetlerinden doğabilecek bir temel hak ihlalini Türk Anayasa yargısının şu
andaki işleyişini yakından ilgilendirdiğinden bahsetmekte yarar vardır:
58
Anayasa’ya aykırılık itirazı, davanın taraflarından birince ileri sürülür ve
bu iddia davaya bakan mahkemece ciddi bulunmadığı durumda eğer bu
dava temyize giderse temyiz makamı bu itirazın ciddiliği üzerinde tekrar
karar verebilmektedir. Şayet esasa dair karar temyiz edilemeyecek bir karar
ise veya temyiz makamı da bu itirazı ciddi bulmazsa davanın taraflarından
birince ileri sürülen bu aykırılık itirazı hiçbir zaman incelenemeyecektir.
Fakat bireysel başvuru yolunun kabulü halinde bu itiraz AYM önünde
incelenme olanağına kavuşabilecektir.
4. Diğer Başvuru Yollarının Tükenmesi
Bireysel başvuru yolu, hakkın korunması için ek bir korunma sağla-
dığından bütün başvuru yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi
önünde bu başvurunun formüle edilmesi söz konusu olmalıdır.
59
Gerçekten
de kamu gücünün bir işlemi nedeniyle hakkının ihlal edildiğini iddia eden
her insan ilk önce olağan yargı yerleri önünde kendi Anayasal haklarının
korunmasını talep etmek durumundadır. Şayet bu şekilde bir sonuca
ulaşılamazsa bu durumda ihlalin durdurulabilmesi için bireysel başvuru
mekanizması harekete geçirebilir. Bu açıdan bakıldığında eğer temel hak-
ların ihlali bir idari işlemden kaynaklanıyorsa mağdur işlemi önce idari
uyuşmazlıklar konusunda yetkili mahkemelere götürmek zorundadır. İdari
yargı yolunun hakkın korunmasında kendisine sunduğu bütün imkanların
başarısız kalması halinde mağdur Anayasa hakimine başvurabilir. Bu du-
rum yargı kararları için de geçerlidir. Yani önce olağan yargı yerleri önünde
kanunun tanıdığı bütün başvuru yolları kullanılacaktır. Böylece Anayasa
56
Bu konuda ayrıntılı bir çalışma için bkz., Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları
Sorunu, 3. Baskı, İstanbul 1994, BDS Yayınları, s. 163-178.
57
Yargı organlarından kaynaklanan insan hakları ihlalleri hususunda Tanör’ün yu-
karıdaki eserine bakılabilir: Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, op. cit.,
s. 215-254. Ayrıca bu konuda 312. madde çerçevesinde bir değerlendirme için bkz.,
Sağlam, Fazıl, “Anayasa şikayeti yolu açılmalı”, Milliyet Gazetesi; 18 Temmuz 2000.
58
Bkz., Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, op. cit., s. 203.
59
Bkz., Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 76 ; Kuckso – Stadl -
mayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 83; Bon, Pierre, “Espagne,
Portugal”, op. cit., s. 50.
Musa SAĞLAM makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
hakimi dava hakiminin yerini almayacak ve olağan yargı yerlerinin yetki
ayrımına saygılı olunacaktır.
Ancak bu durum istisnalar içermiyor değildir. Eğer temel hakkın ihlali
her türlü yargısal kontrolden hariç tutulan bir yasama işleminden veya son
derece mahkemesi olarak karar veren bir mahkemeden kaynaklanıyorsa
Anayasa Mahkemesi’ne kişiler tarafından doğrudan başvurulmalıdır.
60
Diğer yandan Alman Anayasa Mahkemesi olağan başvuru yollarının tü-
ketilmesi şartını şayet davacı ciddi bir zarara uğrama durumunda ise veya
genel yarar söz konusu ise aramamaktadır.
61
Olağan başvuru yollarının tükenmesi şartı Anayasa Mahkemeleri’nin
ağır bir iş yükü altında kalmalarını engellemenin en önemli araçlarından
biri olarak da dikkat çekmektedir. Bu şart Anayasa hakiminin önüne gelen
dosyaların sayısını azaltmayı sağlamakta ve sorun bu şekilde AYM önüne
gelmeden olağan yargı yerlerince incelenmektedir.
62
Bireysel başvurunun Türkiye’de kabulü halinde bu şarta yer verilmeli
ve AYM bu şarta saygınlığı dikkatli bir şekilde incelemelidir.
63
Bu bireysel
başvurunun olağan korunma mekanizması yanında ek bir korunma sağ-
lamasının gereğidir. Bu şekilde AYM’nin gereksiz yere meşgul edilmesi
de önlenecektir.
Buna karşılık olağan yargı mekanizmasının sağladığı imkanlar tüketil-
meksizin Anayasallığı konusunda bu yolla itiraz edilebilecek kamu gücü
işlemlerinin de olduğu kabul edilmelidir. Gerçekten de temel hakları etki-
leyecek nitelikte olduğu ileri sürülen kimi Parlamento kararları (örneğin;
olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanına ilişkin olanlar) ne Anayasa Mahke-
mesi’nce ne de Danıştay’ca incelenmektedir.
64
AYM incelemeyi ret kara-
rını bu işlemlerin Anayasal yargı organınca kontrol edilebilecek normlar
arasında sayılmadığı gerekçesine dayandırmakta Danıştay ise söz konusu
işlemlerin niteliği gereği kendi yetkisizliğini ileri sürmektedir. Bu durumda
60
Seibert, Helga, “Les conditions de recevabilité des recours constitutionnels et les
mécanismes visant à éviter une charge excessive de la Cour”, in La protection des
droits fondamentaux par la Cour constitutionnelle, Coll. Science et technique de la
démocratie, Strasbourg, Ed. du Conseil de l’Europe, 1996, s. 159; Bon, Pierre, “Es-
pagne, Portugal”, op. cit., s. 50.
61
Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 76.
62
Seibert, Helga, “Les conditions de recevabilité des recours constitutionnels …”, op.
cit., s. 158.
63
Bkz., Yargılama Düzeninde Kalite, İstanbul, TÜSİAD (Yayın no. TÜSİAD-T/98-11/237),
Kasım 1998 s. 48.
64
Bkz., Teziç, Erdoğan, “Parlamento Kararı ve Kanun”, Anayasa Yargısı, S. 5, Ankara
1989, s. 129.
makaleler Musa SAĞLAM
159TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
bu işlemlerden dolayı hakkının ihlale uğradığını iddia eden kişinin, hiçbir
hukuki başvuru imkanına sahip olmadığından, bireysel başvuru yolunu
harekete geçirebilme hakkına sahip olduğu kabul edilmelidir.
5. Davacı Durumdan Bizzat Zarar Görmüş Olmalı
Bireysel başvuru yoluna ancak temel haklarından birine tecavüzde bulu-
nulan yani ihlalden şahsen mağdur durumda bulunan kişice gidilebilir. Bu şart
“actio popularis”in hukuk sisteminde kabul edilmediğini ifade etmektedir.
Bireysel başvurunun kabul edildiği üç ülkede de davacının itiraz edi-
len işlemden bizzat zarara uğramış olması şartı aranmaktadır. İspanyol
Anayasası’nın 161. maddesi amparo başvurusunun kabul edilebilir olması
için “meşru bir menfaati olduğunu ileri süren” birinden gelmesini zorunlu
görmektedir. İspanyol Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin organik kanunun 46.
maddesi de amparo başvurusunun ilgili işlemden “doğrudan etkilenen kişi
tarafından” gerçekleştirilebileceğini söyleyerek konuyu daha da netleştirmiş-
tir.
65
Aynı şekilde Federal Alman Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun
kabulünde itiraz edilen normun başvuruda bulunanı Anayasal haklarından
birinde etkilemiş olması, haklarından birine zarar vermiş olması şartını ıs-
rarla aramaktadır.
66
Avusturya’da ise temel haklara olan tecavüzün belirgin
bir şekilde olması gerekmekte, yani iddia edilen ihlal başvuruda bulunanın
hukuki durumunda doğrudan bir etkiye sahip olmalıdır.
67
Diğer yandan Karlsruhe Mahkemesi
68
başvuru sahibinin itiraz edilen
norm nedeniyle temel haklarında uğradığı etkinin hemen ve mevcut (immédi-
ate et actuelle) olmasını istemekte yani başvurunun yapıldığı anda mevcudiye-
tini aramaktadır. Temel haklar alanındaki saldırının başvuru anında varlığını
talep eden Avusturya Anayasa Mahkemesi için de durum aynıdır.
69
Başvuru yapılan normun temel haklara yönelik saldırısının o anda
olması, başvuru anında mevcut bir tehlikeyi işaret etmesi koşulu, Anayasal
yargı organına bireysel başvuruyu dar bir çerçeve içinde tutma imkanını
verecektir. Bu da bireysel başvurunun temel haklar hususunda genel hukuki
koruma yollarının yanında ikinci derece bir koruma mekanizması olma
özelliğine işaret etmektedir.
70
65
Bkz., Bon Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit., s. 50-5.
66
Bkz., Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 75.
67
Bkz., Kuckso – Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 83.
68
Bkz., Seibert, Helga, “Les conditions de recevabilité des recours constitutionnels …”,
op. cit., s. 156.
69
Bkz., Kuckso – Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 85.
70
Bkz., Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 76.
Musa SAĞLAM makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Bireysel başvurunun kabul edildiği ülkelerde bu yolun vazgeçilmez
şartlarından biri olarak belirtilen davacının itiraz edilen normdan bizzat
etkilenmesi şartına bu yolun ülkemizde kabulü halinde de yer verilmesi
ve bu şartın yerine getirilip getirilmediğinin AYM önünde dikkatli bir in-
celemeye tabi tutulması doğru olacaktır.
6. Bireysel Başvuruda Süreler ve Şekle Ait Şartlar
Bireysel başvurunun kesin sürelere bağlanmasını da onun istisnai bir
koruma mekanizması olmasının bir sonucu olarak kabul etmek gerekir.
Böylece yargı kararlarının kesinliği ilkesine olan güven korunmuş olacak,
hukuk güvenliği sağlanacaktır. Bununla beraber belirlenen sürelerin da-
vanın taraflarına kendi haklarını yeterince kullanmasına imkan verecek
derecede uzun olmasına da dikkat edilmelidir.
Bireysel başvuru yolu yargı kararlarına karşı yöneltildiğinde itiraz
edilen kararın taraflara bildirilmesinden itibaren Almanya’da bir aylık,
71
İspanya’da ise yirmi
72
günlük süre içinde başvuru yapılabilmektedir.
Başvurunun kanuna karşı yapılması halinde Almanya bir senelik bir süre
öngörmesine rağmen Avusturya sisteminde hiçbir süre belirtilmemiştir.
73
İspanya’da kanun değerinde olmayan yasama işlemlerine karşı başvurunun
üç ay içinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
74
Bilindiği gibi bu son ülkede
kanunlara karşı amparo yoluna gidilemez. İdari işlemlere karşı yapılan
başvurular Avusturya’da altı hafta,
75
Almanya’da bir ay,
76
İspanya’da ise
yirmi gün
77
içinde yapılmalıdır.
Türkiye’de süreye ilişkin şu şekilde bir düzenleme yapılabilir: Yeni
bir yasanın varlığından haberdar olmak ve ondan doğacak sonuçları kısa
sürede tam olarak kestirmek mümkün olmadığından bireysel başvuru
kanunlara karşı onların yayınlanmasından itibaren bir senelik süre içinde
mümkün olmalıdır. Buna karşılık 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi ilk
şeklinin “hukuki dokunulmazlık” sağladığı ve bundan dolayı 3 Kasım 2001
tarihindeki Anayasa değişikliğine kadar Anayasallık denetimi yapılamayan
kanunlar için başvuruda süre koşulu aranmayabilir. İdari işlemler ve yargı
kararları için başvuru süresi ise bir ay olarak kabul edilebilir.
71
Bkz., Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesine …”, op. cit., s. 119.
72
Bkz., Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit., s. 51.
73
Bkz., Pfersman, Otto, “Le recours direct …”, op. cit., s. 69.
74
Bkz., Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit., s. 51.
75
Bkz., Kuckso – Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”, op. cit., s. 84.
76
Bkz., Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesi’ne …”, op. cit., s. 119.
77
Bkz., Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit., s. 51.
makaleler Musa SAĞLAM
161TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Davacı gerekçeli başvuru dilekçesini belirlenen süre içinde Anayasa
Mahkemesi’ne teslim etmeli ve bu dilekçe şu unsurları içermelidir: bireysel
başvurunun dayandığı olaylar, başvuruya konu olan kamu otoritesinin
işleminin kesin tarihi, itiraz edilen norm tarafından ihlal edildiği iddia
edilen Anayasal hakkın hangisi olduğu ve yapılan işlemin niçin Anayasa’ya
aykırılık teşkil ettiğinin ayrıntılı nedenleri.
78
Sonuç olarak bireysel başvuru Türk sistemine Anayasa değişikliğine
ilişkin bir yasayla girmeli ve davaya konu olan haklar kesin bir şekilde
belirtilmelidir. Bunun için Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini
düzenleyen Anayasa’nın 148. maddesine 3. fıkradan sonra şu ibare eklene-
bilir: “Anayasa’nın 10. maddesi ve 17’den 40’a kadar olan maddelerinde belirtilen
haklarından birinin kamu gücünün bir işlemi nedeniyle saldırıya uğradığını iddia
eden bir kişi olağan yargı yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi’nden bu
ihlalin giderilmesini isteyebilir.”
C. Anayasa Mahkemesi’ndeki Yargılamada İzlenecek Usul
Temel Anayasal haklarından birinde tecavüze uğrayan kişilerin
AYM’ye başvurma olanağı kabul edildiğinde AYM önüne gelecek işlerin
sayısının hayli çok olacağını tahmin etmek zor değildir. Bu nedenle orta-
ya etkili bir filtre mekanizması koymak mahkemeyi gereksiz sorunlardan
kurtaracak ve mahkemenin gerçek sorunlar üzerinde yoğunlaşmasını
sağlayacaktır.
Bireysel başvuru yoluyla gelen dilekçeler yukarıdaki şartları yerine
getirmesi halinde AYM tarafından ayrıntılı olarak incelenecektir. Anaya-
sa Mahkemesi hangi yargılama usulünü uygulayarak başvuru şartlarının
yerine getirilip getirilmediğini belirleyecektir. Bu konuda şöyle bir yöntem
önerebiliriz.
İlk inceleme –ki davaya hazırlık niteliğinde olacaktır- AYM raportör-
lerinden birince gerçekleştirilebilir. Bu inceleme AYM üyelerinin işlerini
kolaylaştırmak daha ilk bakışta kabul edilemez gözüken başvuruları mahke-
meye gelmeden tasfiye etmeye yönelik olacaktır. Raportörün bu incelemesi
sadece başvuruya ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde
olmalıdır: Süreye ilişkin şartlar, başvuru dilekçesine gerekli belgelerin
78
Bireysel başvuru mekanizmasının işlemesi için verilmesi gereken dilekçeye ait esas-
lar ülkeden ülkeye benzerlikler göstermektedir. Alman ve İspanyol sistemleri için
sırasıyla şu makalelere bakılabilir: Seibert, Helga, “Les conditions de recevabilité des
recours constitutionnels …”, op. cit., s. 160; Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit.,
s. 51.
Musa SAĞLAM makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
eklenip eklenmediği, ihlali iddia edilen hakkın bu başvuruya sebep teşkil
edecek Anayasal haklardan biri olup olmadığı ... Ayrıca raportörün dava
sahibine başvurusunun olumlu bir neticeye varıp varmayacağı konusun-
daki kanaatini bildirebileceği de kabul edilebilir. Bu bildirimin bir karar
niteliğinde olmadığını sadece öneri mahiyetinde olduğunu söylememiz
gerekir. Davacının başvurusunu bu ikaza rağmen geri almaması durumun-
da başvuru AYM önünde incelemeye konu olacaktır. Zaten buna benzer
bir çalışma Federal Alman Anayasa Mahkemesi kalemince Mahkeme’nin
yükünü azaltmak niyetiyle yapılmaktadır.
79
Daha sonra raportör kendi şahsi görüşlerini de ekleyerek raporunu
Mahkeme heyetine sunmalı ve heyet bireysel başvurunun kaderi konusun-
da yetkili tek mercii olmalıdır. Avrupa Anayasa Mahkemeleri’nde bu tip
başvuruları inceleyen Anayasa hakimlerinin toplandığı birimin adı kurul,
daire, genel kurul olarak değişmektedir: Genel Kurul olarak kararlar sa-
dece Avusturya Anayasa Mahkemesi tarafından alınmaktadır.
80
Alman ve
İspanyol Anayasa Mahkemeleri başvuruların ilk incelemesini yapmayı ve
bu konuda kesin bir çözüm önerisi getirmeyi üç hakimden oluşan bir kurula
vermektedir. Şayet Türk Anayasa Mahkemesi’nin yapısında herhangi bir
değişiklik meydana gelmezse Avusturya örneğinde olduğu gibi bireysel
başvuru dosyaları Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nda incelenebilir ve
burada karara bağlanabilir.
Buna karşılık Alman ve İspanyol mahkemeleri örneklerinde olduğu
gibi Türk Anayasa Mahkemesi içerisinde de dairelerin meydana getirilmesi
ve daireler bünyesinde kurulların oluşturulması bir gereklilik olarak görül-
mektedir.
81
Zira şu anda bile AYM’nin yüklü ajandası daire ve kurulların
79
Seibert, Helga, “Les conditions de recevabilité des recours constitutionnels …”, op.
cit., s. 162.
80
Avusturya Anayasa Mahkemesi’nde de Federal Alman Anayasa Mahkemesi’ni örnek
alarak dairelerin oluşturulması önerilmiş fakat bu öneri Mahkeme’nin içtihadında-
ki tutarlılık ve homojenlik üzerinde olumsuz etkide bulunacağı endişesiyle kabul
görmemiştir (Bkz., Kuckso – Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel …”,
op. cit., s. 87).
81
Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin Mahkeme’nin 41. kuruluş yıldönümü
vesilesiyle yaptığı konuşmada Mahkeme’nin mevcut iş yükünün fazlalığını rakamsal
olarak belirttikten ve bunun nedenlerini ortaya koyduktan sonra, Mahkeme’nin kırk
bir yıl önceki yapısıyla insan haklarını koruma ve hukuk devletini gerçekleştirme
görevini etkin olarak yerine getirmesinin güç olduğuna işaret etmiştir. Diğer bir
ifadeyle, Başkan’a göre Mahkeme’nin “kırk bir yıl önce kurulduğu gün oluşturulan
geleneksel yapısından kurtarılması ve yeniden yapılandırılması gerekir”. Ayrıca
Başkan Bumin “bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oluşum biçimi
ve çalışma yönteminin örnek olarak alınabileceğini” düşünmektedir (Bkz., Anayasa
Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in konuşması, http://www.Anayasa.gov.tr/
anyarg20/mbumin.pdf (21 Şubat 2005))
makaleler Musa SAĞLAM
163TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
olmaması nedeniyle Mahkeme’nin denetim görevinde gecikmelere neden
olmaktadır. Bir de buna bireysel başvuru yolu eklendiğinde Mahkeme’nin
iş yükünün çok daha ağır olacağı kesindir.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısında muhtemel bir değişiklik durumun-
da oluşturulacak kurullar ve daireler bireysel başvuruları karara bağlama
görevini üstlenecektir. Her kurul raportörün hazırladığı rapora dayanarak
başvurunun kabul şartlarını yerine getirip getirmediğini denetleyebilecek-
tir. Bununla beraber bu rapor kesinlikle kurulu bağlayıcı bir nitelik taşı-
mamalıdır. Şayet kurul Anayasal hak ihlali iddiasını yerinde görmez ve
başvuruyu bireysel başvurunun kötüye kullanımı olarak değerlendirirse
başvuruyu oyçokluğu ile reddedilme yetkisine sahip olmalıdır. Ancak bu
ret kararı gerekçeli olmalı ve hüküm kısmını içermelidir. Kurul’un bu ge-
rekçeli kararına karşı herhangi bir yargı yolu olmamalıdır. Böylece daha
derin bir incelemeyi gerektiren bireysel başvurular Kurul’un bağlı olduğu
dairece incelenecektir.
82
Kurul görevini bir yandan Anayasa Mahkemesi’nin ağır iş yükü altında
işleyemez hale gelmesini engelleyecek diğer yandan vatandaşların Anayasal
haklarının etkin bir korumasını sağlayacak şekilde yerine getirmelidir. Bu
şekilde ilk defa kurullarca incelenen başvurular ilgili daire önüne gelecek-
tir. Daireler önündeki yargılama usulü davaların tarafları arasında eşitlik
ilkesini uygulamalı ve çelişmeli yargı prensibine saygılı olacak şekilde
düzenlenmelidir.
83
Her daire başvurular üzerinde kesin karar almaya yet-
kili olmalıdır.
84
Bu durumun tek istisnası şu olabilir: Eğer dairelerden biri
82
Alman ve İspanyol Anayasa Mahkemeleri’nde kurulların yaptığı incelemeler ko-
nusunda sırasıyla şu makalelere bakılabilir: Seibert, Helga, “Les conditions de rece-
vabilité des recours constitutionnels …”, op. cit., s. 162-163; Bon, Pierre, “Espagne,
Portugal”, op. cit., s. 54-55. Gerçekte bireysel başvurunun kişiler nezdinde büyük bir
rağbet görmesi Anayasa Mahkemeleri’nin bu konuda ciddi bir filtre mekanizması
kurmasını gerektirmiştir. Bkz., Favoreu, Louis et alii, Droit constitutionnel, 1. Baskı,
Paris, Dalloz 2000, s. 269.
83
Çelişmeli yargı ilkesine Alman, İspanyol ve Avusturya Anayasa Mahkemeleri’nce
yer verilmektedir. Diğer yandan, İspanya’da sadece yerel mahkeme önündeki davaya
taraf olanlar değil amparo başvurusuna konu olan işlemden yararlananlar ve dava
neticesine bağlı meşru bir menfaati olduğunu ispatlayanlar Anayasa Mahkemesi
önündeki amparo başvurusuyla ilgili davaya katılabilirler (Bkz., Ruiz Miguel, Carlos,
“L’amparo constitutionnel ...”, op. cit., s. 93).
84
Almanya’da olduğu gibi İspanya’da da bireysel başvuruya ilişkin davalara bakmak
Anayasa Mahkemeleri’nde oluşturulan dairelerin yetki alanı içindedir (İspanya için
bkz., Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, op. cit., s. 50). Zaten Almanya’da Anayasa
Mahkemesi’nin genel kurul olarak bir dava üzerine karar verdiği durumlar çok
nadirdir (Bkz., Fromont, Michel, “Allemagne - Les méthodes de travail des juridic-
tions constitutionnelles”, Annuaire international de justice constitutionnelle, VIII-1992,
Economica & Puam, s. 165).
Musa SAĞLAM makaleler
164TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
daha önce Anayasa Mahkemesi’nce kabul edilen bir içtihattan herhangi
bir konuda uzaklaşma durumunda ise karar Anayasa Mahkemesi Genel
Kurulu’na bırakılmalıdır.
85
Sonuç yerine: Anayasal Reformun Geleceği
Türkiye’nin tanınmış hukukçuları
86
tarafından gittikçe artan oranda
savunulması, Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki pozisyonu
87
ve Türki-
ye’nin Avrupa Topluluğu içinde yer almasının insan hakları ihlallerindeki
düzelmeye bağlanması bireysel başvuru yolunun Türkiye’de kabul edilme
şansını yükseltmektedir. Bununla beraber ilk önce politikacıların böyle bir
reformun yararlı ve gerekli olduğu konusunda ikna olmaları gerekecektir.
Bu sonuncular bireysel başvurunun uygulandığı bütün ülkelerde temel
hak ve özgürlüklerin etkin korunmasının vazgeçilmez bir aracı olarak
algılandığını gözden uzak tutmamalıdırlar.
Bu reform, şayet kabul edilirse, Anayasa Mahkemesi’nin temelli bir de-
ğişimini de sağlayabilir, zira böylece Mahkeme ideolojik olmayan ve insan
haklarının korunması üzerine odaklanmış bir içtihat oluşturabilecektir.
88
Bu durum Avrupa makamları önünde Türkiye’yi insan hakları alanında
daha avantajlı hale getirecektir.
85
Zaten böyle bir durumda davaya genel kurul olarak bakmaya hem Alman Karlsruhe
Mahkemesi hem de İspanyol Anayasa Mahkemesi yetkilidir.
86
Bkz., Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, op. cit., s.
202-203; Gönül, Mustafa, “Türk Anayasa Yargısında Karşı Oy”, Amme İdaresi Dergisi,
C. XXVIII, S. 2, Haziran 1995, s. 25; Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesi’ne Kişisel
Başvuru (Anayasa Şikayeti)”, op. cit., s. 132-134; Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Yargısı,
op. cit., s. 79-80; Sağlam, Fazıl, “Avrupa’da Haklar Çerçevesinde Türkiye”, op. cit., s.
108; Sağlam, Fazıl, “Anayasa şikayeti yolu açılmalı”, op. cit.,; Tanör, Bülent - Yüzba-
şıoğlu, Nemci, 1982 Anayasası’na Göre …, op. cit., s. 460; Yargılama Düzeninde Kalite,
op. cit., s. 48-49.
87
1982 Anayasası’nda kapsamlı değişiklikler yapılacağı yolundaki bilgilerden sonra
Anayasa Mahkemesi tarafından bu konuda çalışmalar yapmak üzere bir komisyon
oluşturulmuş ve bu komisyonun hazırladığı rapor AYM Genel Kurulu’nca incelenmiş
yapılan tartışma ve oylamalar neticesinde bir öneri metni hazırlanmıştır. Bu metin
daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na, Hükümete ve Ana Muha-
lefet Partisi Başkanlığı’na sunulmuştur. Belirtmemiz gerekir ki; bu reform önerisi
içinde bireysel başvurunun kabul edilmesi önemli bir yer tutmaktadır (Bkz., Anayasa
Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in Mahkeme’nin 42. kuruluş yıldönümü müna-
sebetiyle yaptığı konuşma, http://www.anayasa.gov.tr/YDONUM/K42.HTM (15
Şubat 2005)
88
Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili kararlarını
hatırlatmak gerekir, çünkü bu kararlar Mahkeme’nin belli bir ideolojinin savunucu-
luğunu yaptığı izlenimini doğurmaktadır.
makaleler Musa SAĞLAM
165TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Diğer yandan bireysel başvurunun yargı kararlarına karşı da ya-
pılabilecek olması Anayasa’nın 11. maddesinde belirtilen Anayasa’nın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin ve Anayasanın 138. maddesi 2. fık-
rasında belirtilen hakimler kararlarını Anayasaya uygun olarak verirler
ilkesinin tam olarak tesisine imkan verecektir. Bireysel başvuru yoluyla
yüce mahkemeye hakimlerin onun kararlarına saygılı olması ve özellikle
de hakimlerin Anayasa’yı onun yorumladığı şekilde anlaması yönünde
etkin bir araç verecektir.
Gerçekten de bireysel başvuru kabul edildiği ülkelerde -her sene ya-
pılan binlerce başvurunun da gösterdiği gibi- büyük bir rağbet görmüştür.
Bunlar arasında bir yargı yerinin özellikle de yüksek yargı yerlerinin verdiği
kararların Anayasal haklar açısından yeniden değerlendirilmesi başvuruları
önemli bir orana sahiptir.
89
Bireysel başvuru yolunun sadece mevcudiyeti bile kamu gücünü;
faaliyetlerinde insan hakları alanında Anayasal gereklere uygun olarak
hareket etmeye itmektedir.
Diğer yandan kamu gücünün işlemleri nedeniyle Anayasal haklarında
herhangi bir ihlal olduğunu iddia eden herkese Anayasa Mahkemesi’ne
başvuru hakkının verilmesi Türk Anayasal yargı sisteminde radikal an-
lamda bir değişikliği ifade edecektir. Zira ilk defa Anayasa Mahkemesi’nin
yetkilerini kısmak yönünde değil de onun yetkilerini genişletmek amacıyla
bir reform önerisi hayata geçirilmiş olacaktır.
Bireysel başvuru aynı zamanda kişilerde kendi temel haklarının daha
güçlü bir korunma mekanizmasına sahip olduğu duygusunu uyandıra-
caktır. Bu başvuru yolunun kabulü Türk özgürlükler hukukunu baskıcı
ve kısıtlayıcı karakterinden arındırmak için gereklidir.
90
Bu aynı zamanda
AYM’nin vatandaşlarca daha kolay kabul edilmesini de sağlayacaktır. La
Pergola’nında
91
belirttiği gibi “Anayasa Mahkemeleri’ne yapılan başvuruların
sürekli bir şekilde artması onun vatandaşların zihninde oluşturduğu olumlu moral
gücü ispat etmektedir. Zira vatandaşlar Mahkeme’nin Anayasa’ya uygunluğu
sağlamak görevi vesilesiyle temel hak ve özgürlükleri kullanmada gerekli garantiyi
oluşturma kapasitesine güvenmektedirler.”
89
Bkz., Favoreu, Louis et alii, Droit constitutionnel, op. cit., s. 269.
90
Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Yargısı, op. cit., s. 80.
91
“L’allocution de A. La Pergola” Le rôle de la Cour constitutionnelle dans la consolidation
de l’Etat de droit, Commission européenne pour la démocratie par le droit, Actes du séminaire
de Bucarest, 8-10 juin 1994, s. 13 -15.
Musa SAĞLAM makaleler
166TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
KAYNAKÇA
Aliefendioğlu, Yılmaz, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Ankara 1996,
Yetkin Yayınları, s. 463.
Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi (AYMKD) muhtelif sayıları.
Bon, Pierre, “Espagne, Portugal”, L’exception d’inconstitutionnalité, Expériences
étrangères et Situation française, Paris, STH, Coll. “Les grands colloques”, 1990,
s. 45-67.
Bumin, Mustafa, Anayasa Mahkemesi’nin 42. Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle
25 Nisan 2004 Tarihinde Yaptığı Konuşma, http://www.Anayasa.gov.tr/
YDONUM/K42.HTM (15 Şubat 2005)
- Anayasa Mahkemesi’nin 41. Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Nisan 2003
Tarihinde Yaptığı Konuşma, http://www.Anayasa.gov.tr/anyarg20/
mbumin.pdf (21 Şubat 2005)
Dittman, Armin, “Le recours constitutionnel en droit allemand”, Les Cahiers
du Conseil constitutionnel, S. 10, 2001. Bu makale Fransız Anayasa Kon-
seyinin resmi internet sitesinde de yayınlanmıştır: http://www.conseil-
constitutionnel.fr/cahiers/ccc10/09rec2.htm (25 Şubat 2005)
Esen Arnwine, Selin, “İspanya’da bireysel başvuru yolu”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 52, S: 4, 2003, s. 249-271
Favoreu, Louis et alii, Droit constitutionnel, 1. Baskı, Paris, Dalloz 2000, s. 954.
Fromont, Michel, “Allemagne - Les méthodes de travail des juridictions cons-
titutionnelles”, Annuaire İnternational De Justice Constitutionnelle, VIII-1992,
Economica & Puam, s. 163-177.
Gönül, Mustafa, “Türk Anayasa Yargısında Karşı Oy”, Amme İdaresi Dergisi,
C. XXVIII, S. 2, Haziran 1995, s. 11-27.
Gören, Zafer, “Anayasa Mahkemesine Kişisel Başvuru (Anayasa Şikayeti)”,
Anayasa Yargısı, S. 11, Ankara 1995, s. 97-134.
Grewe, Constance, “A propos de la diversité de la justice constitutionnelle en
Europe: L’enchevêtrement des contentieux et des procédures”, Mélanges en
l’honneur de Michel Fromont, Strasbourg, Presses Universitaires de Strasbourg,
2001, s. 255-266.
Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Yargısı, 2. Baskı, Ankara 1997, İmge, s. 222.
- “Droits de l’homme et sous-développement”, Turkish Yearbook of Human Rights,
C. 9-10, 1987-1988, s. 91-118.
Kuckso – Stadlmayer, Gabrielle, “Le recours constitutionnel devant la Cour
constitutionnelle en droit constitutionnel autrichien”, Les Cahiers du
makaleler Musa SAĞLAM
167TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Conseil constitutionnel, S. 10, 2001. Bu makale Fransız Anayasa Konse-
yi’nin resmi Internet sitesinde de yayınlanmıştır: http://www.conseil-
constitutionnel.fr/cahiers/ccc10/09rec3.htm (25 Şubat 2005)
Kuzu, Burhan, “Etude comparative des Constitutions de la République turque
du point des vues des droits de l’homme”, Turkish Yearbook of Human
Rights, C. 15, 1993, s. 51-90.
La protection des droits fondamentaux par la Cour constitutionnelle, Coll. Science et
technique de la démocratie, Strasbourg, Ed. Conseil de l’Europe, 1996, s. 324.
L’allocution de A. La Pergola, in Le rôle de la Cour constitutionnelle dans la consoli-
dation de l’Etat de droit, Commission européenne pour la démocratie par le droit,
Actes du séminaire de Bucarest, 8-10 juin 1994, s. 13-15.
Milliyet Gazetesi; 13 Mayıs 2001.
Pfersman, Otto, “Le recours direct entre protection juridique et constitutionna-
lité objective”, Les Cahiers du Conseil constitutionnel, S. 10, 2001. Bu makale
Fransız Anayasa Konseyi’nin resmi Internet sitesinde de yayınlanmıştır:
http://www.conseil-constitutionnel.fr/cahiers/ccc10/09rec1.htm (25
Şubat 2005).
Polatcan, İsmet, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Gerekçeler, Anayasa Mahkemesi
Kararları, Bilimsel Görüşler, İstanbul 1989, Bayrak Yayınları, s. 494.
Rousseau, Dominique, La justice constitutionnelle en Europe, 2. édition, Paris
1996, Montchrestien, Coll. “Clef/Politique”, s. 158.
Roussillon, Henry “La saisine du Conseil constitutionnel, contribution à un
débat”, Revue Internationale de Droit Comparé, S. 2, 2002.
Ruiz Miguel, Carlos, “L’amparo constitutionnel en Espagne, droit et politi-
que”, Les Cahiers du Conseil constitutionnel, S. 10, 2001. Bu makale Fransız
Anayasa Konseyi’nin resmi Internet sitesinde de yayınlanmıştır: http:
//www.conseil-constitutionnel.fr/cahiers/ccc10/09rec4.htm (25 Şubat
2005).
Sağlam, Fazıl, “Avrupa’da Haklar Çerçevesinde Türkiye”, Mülkiyeliler Birliği
Dergisi, C. XXIV, Ocak-Şubat 2000, s. 97-108.
- “Anayasa Şikayeti Yolu Açılmalı”, Milliyet Gazetesi; 18 Temmuz 2000.
Sağlam, Musa, L’expérience de la justice constitutionnelle en Turquie, thèse de doc-
torat, Université Panthéon-Assas, Paris 2004, s. 741.
Tanör, Bülent – Yüzbaşıoğlu, Nemci, 1982 Anayasası’na Göre Türk Anayasa Hu-
kuku, 2. Baskı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, Eylül 2001, s. 524.
Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 3. Baskı, İstanbul 1994, BDS
Yayınları, s. 343.
Musa SAĞLAM makaleler
168TBB Dergisi, Sayı 60, 2005
Teziç, Erdoğan, “Parlamento Kararı ve Kanun”, Anayasa Yargısı, S. 5, Ankara
1989, s. 121-130.
Ünsal, Artun, Siyaset ve Anayasa Mahkemesi (Siyasal Sistem Teorisi Açısından Ana-
yasa Mahkemesi), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları
no. 443, Ankara 1980, s. 351.
Anayasa değişiklikleri ve gerekçeleri için bkz., http:/www.belgenet.com
Yargılama Düzeninde Kalite, İstanbul, TÜSİAD (Yayın no. TÜSİAD-T/98-11/237),
Kasım 1998, s. 111. Ayrıca bu çalışma için TÜSİAD’ın kendi Internet sitesi-
ne bkz., http://www.tusiad.org/turkish/rapor/yargi/pdf/index.html (15
Şubat 2005).