l
YAYIN NO: 1574
BİRLEŞME VE DEVRALMALAR
İsmail G. Esin
ISBN 978-625-432-363-8
1. Baskı - İstanbul, Aralık 2020
2. Tıpkı Baskı - İstanbul, Ocak 2021
3. Geliştirilmiş Baskı - İstanbul, Şubat 2021
4. Geliştirilmiş Baskı - İstanbul, Ekim 2021
5. Geliştirilmiş Baskı - İstanbul, Aralık 2022
© ON İKİ LEVHA YAYINCILIKA. Ş.
Adres Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sokak No: 4/1 Şişli/ İSTANBUL
Telefon (212) 343 09 02
Faks (212) 224 40 02
Web www.onikilevha.com.tr
E-Posta bilgi@)onikilevha.com.tr
O facebook.com/onikilevha
O twitter.com/onikilevha
e instagram.com/onikilevha
Baskı/Cilt SÜMERAJANS
Osmanağa Malı. Kırtasiyeci Sk.
Demircioğlu İş Hanı No: 9 İç Kapı No:5
Kadıköy/ İstanbul
Sertifika No: 69589
'
Dr. İsmail G. ESİN
BİRLEŞME
VE
DEVRALMALAR
onikilevha
llll 11111111111111111111111111
Zümrüt Esin,
Orhan Esin,
Selahattin Sulhi Tekinay,
Gerhard Wegen ve
hayatıma güzellik ve değer katan
tüm hukukçulara ...
.S. BASKIYA ÖNSÖZ
Kitabın iki yıl içinde beşinci basıya ulaşması benim için gerçekten
büyük bir mutluluk. Bu, aynı zamanda kitabın uygulamada önemli bir
boşluğu giderdiğine de işaret ediyor. Umarım önümüzdeki yıllarda
benzeri eserlerin sayısı artar ve Türk hukuku ve uygulaması bu alanda
zenginleşir.
Bu basıyı benim üzerimde büyük emekleri olan değerli hukukçulara
ithaf ediyorum; "ebedi hocam" Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu, ilk"işverenim"
Prof. Dr. Teoman Akünal, hayatıma dokunan ve hep rahmet ve minnet-
le andığım örnek aldığım insanlar, Prof. Dr Ömer Teoman ve Prof. Dr.
Rona Serozan.
Bu bası, benim yayına hazırladığım son bası aynı zamanda. Tüm
fikri haklarımı Esin Avukatlık Ortaklığı'na devrettim. Bundan sonraki
basılan dostlarım, kardeşlerim ve ortaklarım Eren Kurşun ve Yalın Ak-
menek yayına hazırlayacaklar.Eminim benim yaptığımdan daha iyilerini
okuyucuya ve uygulamaya sunacaklar. İkisine de güvenim sonsuz ...
Sahiplenmek ve sorumluluk almak her zaman çok saygıdeğer bir şey.
Ama en güzeli bunu paylaşabilmek; ben paylaşmayı tercih ettim hep ve
bu da paylaşma tercihimin bir sonucu. Bunun da ötesinde emeğe saygı
duymanın da bir gerekliliği. Gerçekten, dünyada sahip olabildiğimiz
tek şey, emeğimiz. Eren ve Yalın emeklerini, yüreklerini bundan sonraki
basıya koyacaklar. Bir sonraki nesle devredene kadar artık bu yetki ve
sorumluluk onların omuzlarında. Bunu kabul ettikleri için ikisine de
müteşekkirim.
Bu kitaba son kez önsöz yazarken, her zaman olduğu gibi hayatımı
güzelleştiren, beni bir amaç uğruna çabalamak konusunda yüreklendiren
sevgili Zümrüt'ü tekrar anmak istiyorum. Zümrüt olmasaydı çoğu şeyi
yapamazdım; ona minnettarım.
Levent, Aralık 2022
◄
4. BASKIYA ÖNSÖZ
İlk üç bası hızlı tükendi ve düzeltme/değişiklik yapma fırsatı bula-
madun. Pandemi sebebiyle ortaya çıkan yoğunluk da ek bir engel yarattı.
Bu kitabı yazarken, doğrusu en büyük endişem farklı ifade yönte-
mimin içeriği gölgede bırakmasıydı; ama bu riski yine de göze almıştım.
Fakat kitabı ciddiyetle okuduklarını bildiğim çok sayıda değerli hukukçu
olumlu görüşlerini paylaştılar; hepsine teşekkür ediyorum. Bence bilim
sıkıcı olmak zorunda değil ve önemli olan bildiklerimizi aktarabilmek.
Bunun yanında, isim vermeden yaşanmış gerçek olayların paylaşıl-
mış olmasının hem anlama kolaylığı hem de uygulamaya katkı sağlaması
sebebiyle olumlu karşılandığını görmek de benim için çok önemliydi. Bu
dönüşlerden, belki de benim için en anlamlı olanlarından biri, hayatım-
daki ilk ve tek "işverenim", aynı zamanda hukukçu olma yolunda haklı
eleştirileri ile bana büyük katkıları olan, asistanlık yıllarımın M.Ü. Hukuk
Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Teoman Akünal'ın
sözleri oldu. Bunların ne olduğunu burada yazacak değilim; sadece
okuduğumda gözlerimin yaşarmasına engel olamadığımı söylemekle
yetineceğim. Benim hayalim aslında sadece akademisyen olmaktı; lakin
şartlar öyle gerektirdi ve hayatım avukatlığa evrildi. Şu kadarını ifade
edeyim; ikisini de çok sevdim ve büyük keyif aldım. Hocam Tekinay'ın
sahip olduğu yeteneklere sahip olmadığım için ikisini birlikte yürütmeyi
beceremedim ne yazık ki.
Mayıs ayında yeni basıyı hazırlama aşamasında bazı ek açıklamalar
ve düzeltmeler yapma, yanlış anlaşılmaya elverişli bazı kısımları tekrar
gözden geçirme fırsatı buldum. Öneri ve eleştirileri ile bu fırsatı yarat-
tıkları için Prof. Dr. Vedat Buz ve Prof. Dr. Nami Barlas'a müteşekkirim.
Bunun da ötesinde, Vedat Hoca "hold harmless" konusundaki fikirlerini
yazılı olarak da paylaştı; bunları aynen ekledim. İlgili kısmı İlave Bölüm
8 altında bulabilirsiniz.
IX
Bu yayının "benim kitabım" olınasını amaçlamadım en baştan beri.
Daha önceki basıların önsözlerinde de ifade ettiğim gibi, ana metindeki
hataların sorumluluğu sadece ve tamamen bana ait, ama çok sayıda fik-
rin kaynağı ben değilim; uygulama, uygulamacılar ve akademisyenler
sayesinde olgunlaştı birçok fikir. Amacım zaten en başta, fikirleri ortaya
koymak ve öneriler geliştirmekti. Henüz tüm öneri ve eleştirilerle ilgili
açıklama yapma fırsatı bulamadım; umarım sonraki basılarda bunları da
aktarabilirim.
Bu basıdaki değişiklikler ek paragraflar olarak eklendi (örneğin 86A);
yani paragraf numarasının yanında bir harf görmüyorsanız, bu eski bası-
lara nazaran bir ek yapılmadığını ifade etmektedir. Buna mukabil paragraf
numarasının yanında bir harf görüyorsanız, bu, yeni eklenen bir paragraf
okuduğunuzu ifade etmektedir. Ayrıca yapılan değişildilderin kolayca bu-
lunabilmesi için kitabın sonuna bir değişiklikler endeksi eklenmiştir. Bu
listede yeni eklenen paragrafların sayfa numaraları da yer almaktadır.
Bu basıda üç yeni ilave bölüm de ortaya çıktı. İlave bölümler daha
önceki basılarda olduğu gibi, tamamen yazarlarının fikir ve önerileri-
ni yansıtmaktadır. Daha önceki basılara da fikir ve önerileri ile önemli
katkıları olan değerli meslektaşım ve dostum Ali Selim Demirel, yeni
bir bölüm olarak "İki Dünya Arasında: Beyan ve Tekeffül Sigortası"
başlığı altında bu konudaki bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Ben okurken,
aslında bazı bilgilerimin eksile olduğunu fark ettim doğrusu; kendisine
bu katkısından dolayı çok teşekkür ediyorum. Bir diğer katkı da yine
değerli dostum, genç bir stajyer olarak çalışmaya başladığım Duygu Gül-
tekin'den geldi. Duygu Türk Ticaret Kanunu anlamında birleşmelerde
takip edilecek adımlara ilişkin bir uygulama örneği ile katkıda bulundu.
Çok önemli bir ilave bölüm olan "hold harm.less" ise Prof. Dr. Vedat
Buz tarafından yazıldı.
Uygulamacı ve akademisyenlerin bilgi ve fikir paylaşımını önümüz-
deki yıllarda daha etkin kılmak için Prof. Dr. Tolga Ayoğlu ve Prof. Dr.
Anlam Altay ile birlikte konferanslar dizisi düzenlemeye karar verdik. Bu
konferanslar kapsamında her yıl yeni konular ve konuşmacılarla, birleş-
me ve devralmaları her boyutuyla derinlemesine tartışıp görüş ve öneri
paylaşımı sağlanmasını amaçlıyoruz. Henüz planlama aşamasındaki bu
konferansların ilkini 2022 yılının bahar aylarında yapmayı düşünüyoruz.
Konferans dizisi ile ilgili güncellemeleri www.birlesmedevralmalar.com
adresinden takip edebilirsiniz.
Her basıda olduğu gibi bu basıda da sevgili çalışma arkadaşlarım
Anıl Tıngır, Tuğçe Şengezer ve Esra Boyacıoğlu yine çok büyük katkı
sağladılar; müteşekkirim.
Umarım yeni basılarda yeni bölümler ve fikirlerle kitap genişlemeye
ve zenginleşmeye devam eder.
Levent, Eylül 2021
3. BASKIYA ÖNSÖZ
İlk iki bası çok hızlı tükendiği için üçüncü basıyı gerçekleştirmek
zorunda kaldık. Bu sebeple kitabın içeriğini geliştirmek ve kapsamını
genişletmek için yeterli zamanımız olmadı. Bu basıda sadece Muhsin
Keskin halka açık ortaklıklardaki mevzuat değişikliği sebebiyle bazı gün-
cellemeler yaptı. Bir diğer değişiklik de içindekiler kısmında yapıldı. İlave
bölümlerin yazarlarının kimler olduğu içindekiler kısmında yer alıyor bu
basıda. Bunların dışında şimdilik bir yenilemeyi gerekli görmedik.
İlk iki baskının yaklaşık bir ay içinde tükenmesi bana ve katkıda bu-
hınan tüın yazarlara, bu kitabın uygulamada bir boşluğu doldurduğunu
ve ilgi gördüğünü düşündürdü; bu tabii ki hepimizi çok sevindirdi.
Diğer taraftan uygulamacıların görüş ve eleştirileri de ulaşmaya başladı.
Bunları da dikkate alıp hazırlayacağımız yeni basılar hepimizi şimdiden
heyecanlandırıyor.
Zaman içinde eklenecek yenibölümlerle kitap umarım yazarlarından
bağımsız daha da geniş kapsamlı bir ekip ürününe dönüşecektir. Yeni
fikirler ve bölümler olgunlaştıkça yeni basılarla devam etmek ümidiyle.
İsmail G. Esin
ı_-.
•
2. BASKIYA ÖNSÖZ
Kitabın ilk baskısı tahminlerimizden hızlı tükendiği için 2. bpkı
basıya hemen geçmek zorunda kaldık. Bu sebeple öncelikle kitaba gös-
terilen ilgi için tüın okuyuculara teşekkür ederim.
Ancak kitap çok hızlı tükendiği için düzeltme ve değişiklik yapmak
bir yana, yeni basıya önsöz yazmaya bile fırsat bulamadım.
Bu tıpkı basının amacı, uygulamacıların talep ve ihtiyaçlarını hızlıca
gidermekti.
Okuyuculann eleştiri ve önerilerini paylaşmaları sayesinde yeni
sorular ortaya çıkacaktır ve bu, eğer yapabilirsem, sonraki baskıların ka-
litesini artıracaktır.
Umanın zaman içinde yeni sorular gelir, yeni şeyler öğrenebilirim
ve yeni şeyler öğrendikçe de yeni basılar yapma fırsatı bulurum.
İsmail G. Esin
ÖNSÖZ
Bu kitap uygulamacılar için yazıldı ve umarım uygulamacılar fayda-
lanırlar.
Öğrenebildiğim kadarıyla birleşme ve devralmalar ile ilgili uygula-
maya yönelik düşüncelerimi ve önerilerimi paylaşmaya çalıştım bu kitap-
ta. Hukuk tekniği anlamında akademisyenlere"işlerini öğretecek" değilim,
sadece "uygulamacıların işlerini nasıl yaptıklarını" aktarmaya çalıştım;
akademik değerlendirme ve analiz ise onlara ait.
Hayatıma en önemli katkıları sağlayan Zümrüt, bu kitabın yazılma-
sının da en önemli sebebi olmuştur. Detayını aşağıda bu kitabın hazır-
lanması ile ilgili kısımda paylaşacağım. Şimdiden şunu bilmenizi isterim,
eğer Zümrüt olmasaydı bu kitap da olmazdı.
Bu kitapta pek çok yerde Tekinay'ın görüşleri ile karşılaşacaksınız.
Beni hem hukukçu hem de insan olarak çok etkilemiştir Tekinay. Galiba
hayatımdaki en büyük başarı da hala bundan yaklaşık 30 yıl önce "Te-
kinay'ın asistanı olmak". Hiç "Tekinay gibi" olmaya çalışmadım, olamaz-
dım da zaten; ama ondan hep bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Tekinay'ın
eserlerinde ve kişiliğinde beni en çok etkileyen üç şeyi saymam gerekse
şunları sayardım:
İnanmadığınız ve adil olmayan bir davada avukatlık yapmak
{{yakışmaz".
Yarattığımız teoriler uygulamada da bir anlam ifade etmeli ve
anlaşılabilmeli.Gerçek hayattan kopmuş ve anlaşılamayan hukuk
teorileri amaca hizmet edemezler.
Hukukun insani boyutu ihmal edilirse hukuk, hukuk olmaktan
çıkar. İnsana hizmet etmeyen hukuk düzeni ayakta kalamaz.
Bu kitapta konu hakkında yapılmış bütün tartışmalara ve detaylara
girmeden birleşme ve devralma sürecinin tamamını kapsamaya çalıştım,
fakat tüm alanları yeterince bilmediğimin de farkındaydım. Bu sebeple
XIV
bazı konuların, bunları benden daha iyi bilenler tarafından yazılmasının
daha doğru bir tercih olduğunu düşündüm. Sonuçta ortaklarım Eren
Kurşun_çok taraflı müzakereler konusunu, Erdal Ekinci birleşme ve
devralmaların vergisel boyutunu ve Muhsin Keskin satın alına finans-
manı konularının detaylarını yazmayı kabul ettiler ve ilgili kısımlan
hazırladılar. Birleşme ve devralmaların rekabet hukuku açısından arz
ettiği bazı özellikleri Zümrüt Esin ile birlikte yazdık. Keza halka açık
şirketlerle ilgili özel durumları da Eren Kurşun ve Muhsin Keskin bir-
lilcte yazdılar. İhtilaflar kısmında tahkim kurumlan ve tahlnın yerlerinin
farklarına ilişkin kısmı Demet Kaşarcıoğlu ile birlikte hazırladık. Ayrık
bölüm yazmamakla birlikte Yalın Akmenek ve Ali Selim Demirel çok
büyük destek oldular ve önemli fikirler verdiler. Bu sayede birleşme ve
devralmaların değişik boyutlarına yer verme imkanına kavuştum bu
kitapta. Hepsine yoğun meslek hayatlarında ayırdıkları zaman, emek,
enerji ve paylaştıkları bilgiler için teşekkür ederim.
Önsöz altında paylaşmak istediğim bir diğer konu da gençlere ilişkin
düşüncelerim. Genellikle gençlerden şikayet edilir.Tarih boyunca daböy-
le olmuş ne yazık ki; Sokrates bile şikayet etmiş gençlerden. Ben gençlere
hep güvendim ve güvenmeye de devam edeceğim. Bu kitabı hazırlarken
çok sayıda eseri inceleme fırsatı buldum. Özellikle Burak Özen, Anlam
Altay, Tolga Ayoğlu, Faruk Acar, Kerem Cem Sanlı, Berk Kapancı,
Özgün Çelebi ve Cem Veziroğlu gibi, -en azından bana nazaran- genç
öğretim üyelerinin eserleri ve fikirleri beni çok etkiledi. Anlaşılır, yalın
ve doğru perspektifler katmışlar hukuka ve önümüzdeki yıllarda daha da
büyük katkılar sağlayacaklarına inancım çok büyük. Gençlere güvenimi
tazeledikleri için de onlara büyük bir teşekkür borçluyum; eserlerinden
hem çok şey öğrendim hem de çok faydalandım.
Tabii bu genç listeye,"zihni hep genç kalan" bir ismi daha eklemek ge-
rekir; Haluk Burcuoğlu. Haluk Burcuoğlu sadece akademisyen değildir;
bir o kadar da avukattır. Onunla birlilcte duruşmaya çıkmak ise bambaşka
bir deneyimdir; bunu da defalarca yaşadım ve o "genç kalmayı başaran
zihinden" çok şey öğrendim; öğrenmeye de devam edebildiğim için çok
şanslıyım. Ondan öğrendiklerimi de kitaba dahil etmeye çalıştım. Nami
Barlas, Tolga Ayoğlu, Anlanı Altay, Özgün Çelebi ve Berk Kapancı
XV
da her kafan1 karıştığında, yolumu kaybettiğimde başvurduğum adeta
"canlı kaynaklar" oldular bu kitabı hazırlarken; onlara ne kadar teşekkür
etsem azdır. Keza Roma Hukuku ile ilgili konulara da değindim ve bu ko-
nudaki yol göstericim de sevgili Nadi Günal oldu; onun sayesinde Roma
Hukuku'nun engin derinliğinde kaybolmamaya çalıştım.
Değerli genç çalışma arkadaşlarım başta Av. Anıl Tıngır olmak üze-
re Av. Esra Boyacıoğlu ve Av. Tuğçe Şengezer'in büyük katkıları oldu
bu kitabın hazırlanmasında; hatalarımı düzelttiler, fikirlerini paylaştılar.
Bana yardımcı olabilmek için yaşam akışlarını değiştirdiler ve uzun ge-
celeri sabahın erken saatlerine kadar masa başında geçirdiler. Dedim ya,
gençlerin müthiş becerilerine hep inandım ve onlar da adeta beni haklı
çıkartmak için, çabaladılar. Onların emeği ve katkısı çok önemliydi bu
kitabın hazırlanmasında.
Bu kitap sayesinde birçok eseri tekrar inceleme fırsab buldum. Asis-
tanı olmaktan gurur duyduğum Selahattin Sulhi Tekinay gibi büyük bir
hukukçunun eserlerinin aradangeçen bwıca zamana, hatta kanun ve içtihat
değişikliklerine rağmen "eskitilemediklerini" gördüm. Benim için bunun en
önemli örneği olmakla birlikte, tek örneği Tekinay değil tabii. Gerçekten
N. Kocayusufpaşaoğlu da, R. Serozan da, K. Oğuzman da, S. Kaneti
de, H. Tandoğan da, Ö. Teoman da, N. Barlas da, M. Lutter de, H.-P.
Westermann da, E. Bucher de, A. v. Tuhr da, A. Schwarz da, E. Hirsch
de çok önemli eserler vermişler ve eserleri hiç"eskimemiş': Onların hukuk
yeteneğinin ve bilimsel kişiliklerinin önünde saygıyla eğilmemek mümkün
değil. Bu kitap sayesinde bunu bir kez daha görebildiğim için de kendimi
çok şanslı hissediyorum. Ne yazık ki bu saydığım isimlerin çok azı hayatta
şu anda; bence kalanların kıymetini bilmek de bizlerin görevi.
Gerhard Wegen gibi bir ustayı anmasam bu önsöz yanın kalır. Ben
birleşme ve devralmalar uygulamasını Wegen'den öğrendiğim için çok
şanslıyım, benim"ilk ustam" oldu.Wegen hayatımda gördüğüm en kıvrak
zekalı, çalışkan, bilgili ve ekonomik dinamiklerin hukuki izdüşümlerini
en iyi analiz eden ve müzakerelere yansıtabilen avukat, en azından şim-
dilik. Eren Kurşun için de benzer şeyler düşünmeye başladım; eminim
zaman beni haklı çıkaracaktır.
1
XVI
Sürdürülebilirlik bizim ülkemizde ne yazık ki genellikle sağlayamadı-
ğımız bir şey. Umarını bu kitabın yeni baskıları gelecek yıllarda yapılabilir.
Bu amaçla kitabın tüın fikri haklarını Esin Avukatlık Ortaklığı'na devrede-
ceğim; beklentim odur ki, benden sonra da ortaklarım bunu devam ettirme
fırsatı bulurlar ve benden çok daha iyisini yaparlar. İnancım sonsuz!
Levent, Kasım 2020
r
TEŞEKKÜR
Birçok şey gibi, bu kitabın hazırlanmasını da öncelikle ve en büyük
oranda yine Zümrüt'e borçluyum. Sanırım 2019'un yaz aylarıydı, Züm-
rüt bana,"artık bir birleşme ve devralmalar kitabı yazmanın zamanı gelmedi
mi?" diye sordu. Galiba gelmişti. Yıl sonuna doğru planlamaya başladım,
kaynakları belirledim, sipariş edilecek kitapların siparişini verdim ve ha-
yatımda yapabileceğim en uzun tatili planladım. Ortaklarım Erdal Ekinci
ve Eren Kurşun'dan, asistanım Yasmin Gürsoy'dan da "izin aldım" ve
2020 yılının temmuz ayını tamamen boşaltarak ilk taslağı yazmaya başla-
mak için kendimi hazırladım.
Mart ayında virüs salgını başladı, sonuç olarak hepimiz evlere ka-
pandık; böylece başladım çalışmaya. Çalışma arkadaşlarım büyük destek
verdiler, birçoğu da taslakları okuyup görüşlerini paylaştılar. Araştırma
ve düzeltmeler konusunda en büyük teşekkürü başta Anıl Tıngır olmak
üzere Esra Boyacıoğlu ve Tuğçe Şengezer hak ediyorlar; çalışkanlık-
ları, analiz yetenekleri, özgüvenleri ve takım ruhları bu kitabın ortaya
çıkmasına büyük katkı sağladı. Bu kitabın hazırlanabilmesi için hem
fırsatlar hem de fıkirlere ihtiyacım vardı. Sevenim çokmuş; sevenler çok
da akıllılarmış. Onların sayesinde birçok fıkri tekrar değerlendirdim, ge-
rekli konularda değiştirdim ve bu kitap ortaya çıktı. Başta Zümrüt olmak
üzere, tüm katkıda bulunanlara çok teşekkür ediyorum. Bütün hataların
sorumluluğu bana ait; tüm iyi fikirlerin sahibi de onlardır.
Yonatan Pinto tüm organizasyonel gerekliliklerle uğraşmak zorun-
da kaldı; en doğru yayıncıyı bulmaktan zamanı doğru yönetmeye kadar
tüm detaylarla ilgilendi. Yoni'ye ne kadar teşekkür etsem azdır. Yoni'nin
de yardımı ile en doğru yayınevi ile çalışma fırsatını da yakaladık. Yoni
özellikle son aşamada tüm detayların olması gerektiği gibi kitaba yansı-
ması için büyük katkı sağladı. Bazen adeta "huysuzluk" seviyesine ulaşan
taleplerimle bile uğraşmak zorunda kaldı. Yapıcı tutumu, çözüm odaklı
1
XVIII
fikirleri, siil..'Ulleti ve dostluğu için Yoni özel bir teşekkürü hak ediyor
gerçekten.
Ofisin IT ekibi, Ferdi Zekiol ve Rıdvan Konrat gecenin geç saatle-
rinde tüm aksaklıkları giderip ofis bilgisayar sistemine ve kütüphanesine
erişimimi sağlamak için uğraştılar.
En büyük isteğim bu kitabın elektronik ortamda erişilebilir olması
idi. ülkemizde hem hukuk kitapları yayıncılığı hem de elektronik yayın-
alık konusunda en değerli katkıları sağlayan XII Levha ile çalıştık ve bu
kararımdan dolayı pişman olmadım. Tüm XII Levha çalışanlarına teşek-
kür ediyorum. Ama bu "kuru ve sıradan, her kitabın önsözünde okumaya
alıştığımız bir teşekkür" değil. Erol Öz bu kitabın en iyi şekilde çıkmasını
sağlamakiçinsalgın günlerinde insanüstü bir çaba sarf etti. Belki zamansal
olarak "takıma" en son Erol Öz dahil oldu, ama onun çabaları sayesinde
takımın geri kalanının çabaları anlam kazandı.
Hukuk kitaplarında genellikle kullanılmamakla birlikte bir editör-
den destek almaya Ceylan Hazinedar ile tanıştıktan sonra karar verdim.
Ceylan Hanım hukuk eğitimi almamıştı; fakat özenli ve özverili bir ça-
lışma sonunda yazım hataları ve ifade bütünlüğü konusunda yardımcı
olabilmek için büyük çaba sarf etti ve önemli katkılar sağladı. Hukukçu
olmayanların hukukçularla birlikte çalışması iki taraf için de zor; ama
Ceylan Hazinedar bu zorlukların üstesinden gelebilmek için büyük çaba
harcadı, takımın bir parçası oldu, çok da başarılı oldu; özel bir teşekkürü
hak ediyor gerçekten.
BU KİTABI NEDEN YAZDIM?
Bu kitabın "primitif" halini aslında bundan uzun yıllar önce yazmış-
tık. Yazmıştık diyorum, çünkü 2001 krizi sırasında ofisteki avukatların
neredeyse tamamı ile bilgi ve becerilerimizi geliştirmeyi sağlamak için bir
çalışma yapmaya başladık. Bu kapsamda birleşme ve devralmalarla ilgili
temel hukuki sorunların neler olabileceğini belirleyip aramızda bir görev
dağılımı yaptık; amaç her birimizin ilgili konularda kendi düşüncelerini
diğerlerine aktarmasıydı. Aslında başta planlamamış olmamıza rağmen
bu iç çalışma notlarını kitap olarak yayımlamıştık. Ben ve o tarihlerdeki
genç ortağımla "yazar" değil de "yayına hazırlayan" olarak ismimizi koy-
muştuk, çünkü bu bir ortak çabanın ürünü idi.
Aradan yıllar geçti; çok sayıda yasa değişti, birleşme ve devralma-
lar çok daha yaygın bir uygulama alanı buldu. Ben de o günden bugüne
yaklaşık 200 birleşme ve devralma işleminde avukat, yaklaşık 50 kadar da
birleşme ve devralma ihtilafında müzakereci, taraf vekili veya hakem ola-
rak çalıştım. Yani çok farklı şeyler yaşadım, fıkirlerim değişti. Galiba bir
taraftan da yaşlanmaya başladım. Bu sebeple öğrendiklerimi paylaşmak
istedim. Bu kitap benim doktora tezimin ve yayına hazırlayanı olduğum
uygulama kitabının bir tekrarı değil. Kendimi, doktora tezim açısından
23, genel olarak birleşme ve devralmalar kitabı açısından da 17 yıl önceki
düşüncelerimle sınırlandırmak istemedim; bunun çok az istisnası oldu.
Galiba ilk istisna şu idi; o ilk kitabın önsözünün ilk cümlesini 2003 yılın-
da sabaha karşı yazıhanede şöyle yazmıştım:
"Bilgi paylaştıkça artar ve ancak sorgulanabildiği ölçüde
yararlı olur."
Hala aynı yönde düşünüyorum. Yani amacım aslında bilgimi artır-
mak, paylaşmak ve bildiklerimi sorgulamak; bunun da ötesinde başka-
larının da sorgulamasını sağlamak. Bu kitapta yazılanların eleştirilmesi
bile, uygulamayı bir adım ileriye taşıyacaktır. Hukuk mesleği ile adeta
"aşk yaşayan" bir avukat olarak bu da benim mesleğime karşı duyduğum
XX
borcun "ifası': Hatalarıyla ve doğrularıyla bildiklerimi, öğrendiklerimi ve
yaşadıklarımı paylaşmak istedim. Dünyaya binlerce defa daha gelsem,
her birinde birleşme ve devralmalar ve tahkim alanında çalışan bir avu-
kat olmak isterdim; dedim ya, adeta aşık olduğum bu mesleğe borcumu
ödüyorum aslında. Birileri benim hatalarımı düzelttikçe uygulama da ge-
lişecektir. Eleştirenlerin de kendi fikirlerini yayınlamalarını bekliyorum
ki hepimiz onlardan yeni şeyler öğrenelim; yoksa kapalı kapılar ardında
yapılan eleştirilerin "eleştiri" değil,"dedikodu" olduğunu düşünürüm hep.
Çok önemli bir şey daha var; bahse konu kitabı yazdıktan sonra
birçok fikrim de değişti. Uygulama açısından çok farklı perspektiflerin
geliştirilebileceğini fark ettim. Bunun da ötesinde, hatalar yaptım ve
hatalarımdan öğrenmeye çalıştım; başka avukatların hatalarından da
öğrenmeye çalıştım. Geriye dönüp okuduğumda, 2003 yılında bazı ko-
nularda Türk hukukundan hareketle belki de gereksiz yere çok keskin ve
net çizgiler koyduğumu düşünüyorum. Fakat dünya geçen 17 yıl içinde
o kadar çok "küçüldü" ve uluslararası işlemlerde kullanılan hukuki yapı-
lar o kadar çok birbirlerine "yaklaştı/benzedi" ki, artık saf Türk hukuku
uygulamalarının gerçek hayatta yerinin gittikçe azaldığını düşünüyorum.
Kaldı ki Türk hukuku da, en azından yasal düzenleme anlamında, kendini
geliştiriyor.
Fikirlerimle birlikte önereceğim yöntemler de değişti; örneğin
satıcının ayıplardan sorumluluğu konusu, birleşme ve devralma işlem-
lerinde belki de en kritik konulardan bir tanesi. Önceki kitapta bunun
"bağımsız garanti taahhüdü" olarak yapılandırılmasının alıcı açısından
faydalı olacağını ifade etmiştik; 1997 tarihli doktora tezimde de aynı
görüşü savunmuştum. Bu konuda da fikrim değişti. Sanırım 201O yılında
bu görüşümü değiştirdim ve ileride tartışacağımız "kusurdan bağımsız
asli borçlardan sorumluluk" yapısının daha faydalı olacağını düşünmeye
başladım. O yıllarda birlikte çalıştığım bir meslektaşım, bir yıl önce farklı
bir yapıyı tercih ettiğimizi, her yıl değişiklik mi yapacağımızı sordu bana.
Cevabım çok basitti:"Eğer yeni bir şey öğrenmişsek ve gerekiyorsa her yıl de-
ğil, her hafta bile görüşlerimizi değiştirmeliyiz. Zaten aradan yıllar geçmesine
rağmen biz hala aynı şeyi yapıyorsak ve düşünüyorsak, bu zaman zarfında
bir şey öğrenmemişiz demektir." Yaptığımız her işten bir şeyler öğrenme-
XXl
liyiz ve fikrimizi değiştirmek gerekirse de değiştirmeliyiz. ÔnemH olan
bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri sorgulayabilmek.
Bu anlamda bir diğer örnek de"due diligence" yapılmasının satıcının
sorumluluğu üzerindeki etkileri olabilir. Bir tahkim sırasında, diğer ta-
rafın avukatı olan bir meslektaşım, hakemden, benim taraf vekili olarak,
"çapraz sorguya alınmamı ve bu kapsamda dilekçede yazdıklarım ile kendi
kitabım arasındaki çelişkiler sebebiyle sorgu/anmamı" talep etmişti. Oku-
yanlara bu" inanılmaz" gelebilir, fakat dosya hala yazıhanede durduğu için,
fırsat buldukça genç meslektaşlarıma"tahkim avukatlarının yapmamaları
gereken hatalar" eğitimi kapsamında duruşma tutanaklarını okumalarını
öneriyorum. Bir avukatın yazdığı, daha doğrusu, yayına hazırlayanı ol-
duğu kitaptan taraf vekili sıfatıyla, çapraz sorguya tabi tutulması talebi
gerçekten çok ilginç bir yaklaşım idi.
Yıllar içinde çok çeşitli deneyimler yaşadım ve edindiğim deneyimleri
bu kitapta paylaşmaya çalıştım. Sonuçta bu kitap, yayıma verilme tarihi iti-
bariyle benim fikirlerimi ve önerilerimi yansıtıyor; zaman içinde bunların
değişmesini gerektiren olaylar yaşarsam fikirlerimi değiştirmekten kaçınma-
yacağımı da biliyorum.
İÇİNDEKİLER
S. BASKIYA ÖNSÖZ.........................................................................................VII •
4. BASKIYA ÖNSÖZ .................................................................................. VIII
3. BASKIYA ÖNSÖZ .................................................................................... XI
2. BASKIYA ÖNSÖZ ................................................................................... XII
ÖNSÖZ ...................................................................................................... XIII
TEŞEKKÜR ............................................................................................ XVII
BU KİTABI NEDEN YAZDIM? ............................................................... XIX
İÇİNDEKİLER......................................................................................... XXIII
. . .
I. GIRIŞ VE GENEL iLKELER ............................................................. !
1. GİRİŞ VE YÖNTEM ...................................................................... 2
2. KAVRAMLAR KONUSU ............................................................ 7
3. KAPSAM VE DETAY DÜZEYİ. ................................................... 9
4. HİÇBİR BİRLEŞME DEVRALMA DİĞERİNİN
AYNISI DEĞİLDİR ...................................................................... 10
5. SORULARMI DAHA ÖNEMLİ, CEVAPLARMI? ................ 10
6. ASLINDA BİRLEŞME VE DEVRALMALAR NEDİR?
DAHA DOĞRUSU, TEMEL KAVRAMLARIN ÖNEMİ ...... 12
7. ASLINDA ÇIKIŞ NOKTASI ÇOK BASİT: KİM,
KİMDEN, HANGİ HUKUKİ SEBEPLE, NE TALEP
EDEBİLİR VE TALEBİNE ULAŞMASI İÇİN NELERİ
İSPAT ETMELİDİR? ..................................................................... 14
8. SÖZLEŞMELER NEDEN MÜZAKERE EDİLİR? YA
DA AVUKATLARIN "KEDİ SENDROMU" ............................ 15
9. İŞLEM YAPISININ BELİRLENMESİ: PARAYI TAKİP
ET VE RİSKLERİ YÖNET! ........................................................ 18
10. BİRLEŞME VE DEVRALMALAR: KANUNUN
HUKUKU MU, SÖZLEŞMENİN HUKUKU MU? ............... 21
11. AVUKATLARDAN BEKLENEN YAKLAŞIM : HIZ,
ETKİNLİK VE YARATICILIK ................................................... 28
12. SÖZLEŞMENİN DİLİ ................................................................. 30
13. ...ÖZLE,�IEYİ OKURK N İLK OKUNACAK
II. BİRLEŞilE VE DEVRALMALAR İLE İLGİLİ GENEL
AÇIKU.ılALAR............................................................................. 33
1. BİRLE-,�
11E EDE RALl•lA İŞLJTh,[LERİ ........................... 34
STRATEJİK YATIRl-NlCILARVE ÖZEL YATIRI1v1
"PRI'.ATE EQUITY") FONLARI ARASINDAKİ
y·AKLA-sIlVl FiRKLARI ............................................................ 39
3. HATIRLANl
1IASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR ....... 41
lli. :NİHAİ SÖZLEŞ�iELER ÖNCESİ AŞAMA ............................... 43
1. GEı'JEL OLARAK .................................................................. 44
2. GİZLİLİK SÖZLEŞl
1lELERİ .................................................. 45
2.1. Ta.rafları............................................................................ 45
.
,.
.,
.ı.J
-. Hükm·..n11er•ı ...................................................................... 52
2. .2.l. Gizli Bilginin Kapsan1ı ........................................... 52
2.2.2. Gizli Bilginin Ne Amaçla Kullanılacağı .................. 54
2.2.3. Açıklanan Bilginin Aınaca Aykırı
Kullanıln1asınınYaptırıını..................................... 54
2.2.4. Gizlilik Sözleşmesi Aıtl Edinili Sözleşme Midir? .... 56
2.2.5. Gizli Bilgiyi Veren Taraf, Bilginin Tan1ve
Doğru Olmaması Halinde Sorunılu Olur Mu? ....... 58
2.2.6. Uygulanacak Hul.,ık ve İhtilafların Çözünılenn1esi59
3. Nh'ET11EKTUBU VE BENZERİ YAPILAR ....................... 60
3.1. Tarafları ............................................................................. 62
3.2. Konusu ve Amacı ............................................................... 63
3.3. Satış Fiyatı ........................................................................ 64
3.4. Hul.-u.ki İnceleme.................................................................. 66
3.5. Ön Şartlar ........................................................................... 71
3.6. Münhasırlık. ....................................................................... 73
3.7. Gizlilik ...............................................................................77
3.8. Fesih ve Sona Erme ............................................................79
3.9. Bildirimler .......................................................................... 82
XXV
3.10. Masraflar ............................................................................. 82
3.11. Bağlayıcı Etki ................................................................... 83
3.12. Mücbir Sebep...................................................................... 84
3.13. Sözleşmeye Aykırılık Mı Sözleşme Öncesi Kusurlu
Davranış Mı? ................................................................... 87
3.14. Uygulanacak Hukuk ...........................................................95
3.15. Tahkim ................................................................................ 97
4. SÜRECE KATILMAYA DAVET MEKTUBU ......................... 98
4.1. Tarafları ............................................................................. 101
4.2. Hükümleri ......................................................................... 101
4.3. Amacı ................................................................................ 101
4.3.1. Teklif Verenlere Sağlanacak Bilgiler ...................... 102
4.3.2. Nihai Sözleşme Taslakları ..................................... 103
4.3.3. Bağlayıcı Teklif (Binding Offer) ............................ 104
4.3.4. Diğer Konular ....................................................... 106
4.4. Borca Aykırılık ve Borca Aykırılığın Sonuçları ................ 107
5. TİCARİ ŞARTLARA İLİŞKİN ANLAŞMA ("TERM
SHEET") ................................................................................... 112
6. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR .... 114
IY. iNCELEME AŞAMASI ................................................................. 115
1. GENEL OLARAK ................................................................... 116
2. RİSKİ ÖNGÖRMEK, HESAPLAMAK VE YÖNETMEK .. 117
3. HUKUKİ İNCELEME TAKIMININ
OLUŞTURULMASI ................................................................ 122
4. HUKUKİ İNCELEME YAPILMASININ HUKUKİ
SONUÇLARI ........................................................................... 123
5. HUKUKİ İNCELEME KAPSAMINDA ELDE EDİLEN
BİLGİLER VE BİLGİYİ VERENLERİN DURUMU ........ 127
6. HUKUKİ İNCELEME RAPORUNA KİMLER
DAYANABİLİR? .................................................................... 127
7. HUKUKİ İNCELEME YAPILMASININ AMACI
NEDİR? .................................................................................... 130
8. VERİ "ODASI" ........................................................................ 131
•
XXVI
9. HUKUKİ İNCELEMENİN KAPSAMI ................................. 132
9.1. Şirketler Hukuku ................................................................ 134
9.2. Ticari İlişkiler .................................................................... 136
9.3. Rekabet Hubıku, Kişisel Verilerin Korunması ve
Hulı..'1lka Uyum .................................................................... 137
9.4. Finansal İlişkiler................................................................. 139
9.5. Menl"lll ve Gayrimenkuller ................................................. 140
9.6. Fikri Mülkiyet Hakları ....................................................... 142
9.7. Sigorta ................................................................................. 142
9.8. İş Hukuku ............................................................................ 142
9.9. Çevre, Sağlık ve Güvenlik Mevzuatı. ................................. 143
9.10. İhtilaflar .............................................................................. 143
9.11. Vergi Hukuku ....................................................................... 144
9.12. Üçüncü Kişi Onayları ......................................................... 144
9.13. İlgili Taraflarla İlişkiler ...................................................... 145
10. HUKUKİ İNCELEME RAPORUNUN
HAZIRLANMASI ...................................................................... 146
10.1. Tam Kapsamlı Hukuki İnceleme ....................................... 146
10.2. Önemli Konularla Sınırlı Hukuki İnceleme ..................... 146
10.3. Trafikişıklan Yöntemi ...................................................... 147
10.4. Teyit Amaçlı Hukuki İnceleme .......................................... 148
11. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİNOKTALAR ...... 149
V. PAY SATIM SÖZLEŞMESİ: TİCARİ İŞLETMENİN
DOLA'YLI DEVRi ............................................................................. 151
1. GENEL OLARAK ...................................................................... 155
1.1. Taşınır Satımı Hükümleri Neyi Öngörüyor? ................... 156
1.2. Mavi Hap: Ticari İşletme Satımı Bir Menkul
Satımıdır; Değilse Bile Satım Hükümleri Kıyasen
Uygulanır ............................................................................. 158
1.3. Kırmızı Hap: Satım Hükümleri Ticari İşletme
Satımına Uygulanmak İçin Elverişli Mi? .......................... 160
1.4. Temel Kriter: Taraf İradelerinin Uyuşması....................... 167
1
XXVII
2. PAY SATIM SÖZLEŞMESİNİN TEMEL HÜKÜMLERİ.. 169
2.1. Taraflar ........................................................................... 169
2.2. Sözleşmenin Giriş Hükümleri. ...................................... 170
2.3. Tanın1lar ve Yorum ....................................................... 170
2.4. Sözleşmenin Amaç ve Konusu ....................................... 171
2.5. Satış Fiyatı..................................................................... 172
2.6. Kapanış Şartlan veya "Ön Şartlar" ................................. 173
2.7. Kapanış İşlemleri .......................................................... 178
2.7.1. Hukuki Nitelik .................................................. 178
2.7.2. Hazırlık Aşaması ............................................... 179
2.7.3. Kapanışın Yapılması ......................................... 180
2.7.4. Kapanış Protokolü ............................................ 183
2.7.5. Kapanışın Yapılamaması .................................. 183
2.7.6. Kısmi İfa ........................................................... 185
2.8. Satıcının Ayıplardan Sorumluluğu veya "Beyan ve
Tekeffüller" .................................................................. 186
2.8.1. Genel Olarak Satıcının Ayıplardan Sorumluluğu 188
2.8.2. Satıcı Ayıbın Varlığından Haberdar Olmasa da
Sorumludur ....................................................... 190
2.8.3. Satıcının, Alıcının Bildiği Ayıplardan Sorumlu
Olmaması ve Bunun İstisnaları. ...................... 191
2.8.4. Yarar ve Hasarın Geçmesi ................................... 193
2.8.5. Muayene ve İhbar Külfeti ................................... 194
2.8.6. Satılanın Ayıplarından Dolayı Alıcının Sahip
Olduğu Haklar .................................................. 195
2.9. Öneri ............................................................................ 196
3. DİĞER SÖZLEŞME HÜKÜMLERİ. ................................... 200
3.1. Önemli Olumsuz Değişiklik ("MAC") ......................... 200
• 3.2. Kapanışta Fiyat Ayarlamaları: Kapanış Hesapları
("Closing Accounts") ve Kilitli Kutu ("Locked Box")
Yapıları ........................................................................ 202
3.3. "De Minimis" ve "Basket" Klozları................................ 203
•
XXVIII
3.4. Yed-i Emin ("Escrow") Yapıları ........................................ 207
3.5. Fiyat Ayarlama Mekanizmaları .......................................... 209
3.5.1. Genel Olarak Fiyat Ayarlama Mekanizmaları.........21O
3.5.2. Fiyat Ayarlama Mekanizmaları: Tazminat
Mı, Ayıplardan Sorumluluk Mu, Garanti Mi,
Aynen İfa Talebi Mi? ............................................... 211
3.5.3. Fiyat Ayarlama Mekanizmaları ve Yönetim
Yetkileri ................................................................... 213
-
3.6. İmza ile Kapanış Arasında Hedef Şirketin Yönetimi ....... 214
3.7. Satın Alma Finansmanı ...................................................... 217
3.8. Üçüncü Kişilerin Hedef Şirketten Talepleri ..................... 217
3.9. Sözleşmenin Bütünlüğü ve Sözleşme Değişiklikleri. ....... 219
3.1O.Zamanaşımı ....................................................................... 220
3.11. Sözleşme Dili ....................................................................... 221
3.12. Tahkim ................................................................................. 227
3.13. Uygulanacak Hukuk ............................................................227
4. SERMAYE TAAHHÜDÜ (İŞTİRAK) SÖZLEŞMESİ. ........229
4.1. Mevcut Pay Sahiplerinin Kararlara Katılımı ..................... 231
4.2. Sermaye Artırımında Emisyon Primi ve Mevcut Pay
Sahiplerinin Korunması. .................................................... 232
4.3. Ayni ve Nakdi Sermaye Meselesi ...................................... 233
4.4. Kapanış Aşamasındaki Özellikler ..................................... 234
4.5. Sözleşmeye Aykırılık Halinde Şirketin Sorumluluğu ...... 235
4.5.1. Sermaye Artırımının Gerçekleşmemesi
Halinde Şirketin Sorumluluğu ................................ 235
4.5.2. Sermaye Artırımı Gerçekleştikten Sonra
Şirketin Sorumluluğu ............................................... 235
4.6. Çözüm Onerisi .................................................................... 236
5. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR .... 237
VI. TİCARİ İŞLETME SATIM SÖZLEŞMESİ: TİCARİ
İŞLETMENİN DOĞRUDAN DOĞRUYA DEVRİ.................... 239
1. TEMEL İLKELER ..................................................................... 241
►
XXIX
1.1. Genel Açıklaı11alar ...................................................... 243
1.2. Ticari İşletme: Her Şeyin Başlangıcı. .............................. 243
1.3. Satıcının Satılanın Ayıptan Sorumluluğu Anlamında
Pay Satımı İle Ticari İşletmenin Satımı Arasındaki
Farklar .......................................................................... 245
1.3.1. Satım Hukuku Açısından ...................................... 245
1.3.2. Sözleşmeye Satım Hukuku Kurallarının
Uygulanmaması Durumunda Devredenin
Soruntluluğu .......................................................... 246
1.4. Türk Ticaret Kanunu m. 11/3 Devir İşlemlerini
Gerçekten Kolaylaştırdı Mı? ............................................... 248
1.5. Ticari İşletme Devri: TBKm. 202 Sistematiği ve
Amacı .................................................................................. 252
1.6. Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi İle Bir Bütün
Olarak Devralınması Halinde Devreden ve
Devralanın Müteselsil Sorumluluğu ................................ 256
1.7. İlan: Ticari İşletme Devrinin Üçüncü Kişiler
Açısından Hukuki Etkisi .................................................. 258
1.8. Tabu mu Gerçek mi? Borçlar Ticari İşletmeyi Takip
Eder; Ticari İşletmenin Aktifini Devralan Tüm
Borçlardan Da Kanun Gereği Sorumludur! ..................... 261
1.8.1. Devrin Kapsamını Tarafların Sözleşmesi Belirler 262
1.8.2. Taraf İradelerine Bağlanan Hukuki Sonuçların
İstisnaları ................................................................ 263
1.8.3. TBK m. 202 Sadece Pasiflerin (Borçların)
Devrini Kolaylaştırmaktadır ................................. 266
1.8.4. Pasifin (Borçların) Tarafların İradesi Hilafına
Devralana Geçeceğine Yönelik Yasal Temel
Yoktur ..................................................................... 266
1.9. Yargıtay Uygulamasında Ticari İşletme Devri ................. 270
1.10. Başa Geri Dönmek: Uygulamacı Olarak Ne Yapmak
Lazım? ............................................................................... 273
XXX
2. TİCARİ İŞLETME DEVİR SÖZLEŞMESİNİN
HÜKÜMLERİ ............................................................................ 274
2.1. Taraflar ................................................................................ 274
2.2. Tanın1lar .............................................................................. 274
2.3. Amaç ................................................................................... 275
2.4. Devir Bedeli ........................................................................ 275
2.5. Kapanış Şartları ................................................................... 275
2.6. Kapanış ................................................................................ 276
2.7. İlan .......................................................................................277
2.7.1. Pasiflerin Bir Kısmının Devri Halinde İlanın
İçeriği .......................................................................278
2.7.2. Pasiflerin Tamamının Devri Halinde İlanın
İçeriği ..................................................................... 279
2.8. Yed-i Emin ve Diğer Teminatlar ..........................................281
2.9. Ayıplardan Sorumluluk ....................................................... 282
2.10. Kısmi İfa Meselesi .............................................................. 282
2.11. Diğer Konular ..................................................................... 282
3. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR ..... 283
VII. PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ VE OPSİYON HAKLARI ..... 285
1. GİRİŞ .......................................................................................... 287
2. GENEL OLARAK PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ ............ 288
2.1. Pay Sahipleri Sözleşmesi Özünde Bir Adi Ortaklık
Sözleşmesi midir? ............................................................... 288
2.1.1. Adi Ortaklığın Tarihsel Kökenleri ve
Tarafların İradesi ..................................................... 289
2.1.2. Genel-Geçer Tespitler Yerine Sözleşmeye
Yansıyan Taraf İradelerine ve Ortak
Amaçlarına Öncelik Verilmelidir ............................ 294
2.1.3. Taraflar Neden Pay Sahipleri Sözleşmesi
Kurarlar? .................................................................. 295
2.2. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Temeli Olan Hukuki
Bütünlük: Farklı Hukuk Alanlarının Etkileşimi ........... 298
1
XXXI
2.3. Sözleşme Mimarisi Açısından Pay Sahipleri
Sözleşmesi ile Esas Sözleşme Arasındaki İlişki ................. 301
2.3.1. Gizliliğin Sağlanması Açısından ............................. 302
2.3.2. Aynen İfa Meselesi ve Veto Hakları: Veto
Hakları Esas Sözleşmede mi Yer Almalıdır, Pay
Sahipleri Sözleşmesinde mi? ................................. 303
2.4. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Amacı .................................. 305
2.5. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Anonim Şirket
Üzerindeki Etkileri ........................................................... 306
2.6. Sözleşme Yazımındaki Tehlike: Çift Düğüm Atmak. ...... 308
2.7. Alternatif Yapılar ............................................................... 309
3. PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ:
KİM, KİMDEN, HANGİ HUKUKİ SEBEPLE, NE
TALEP EDECEK? ...................................................................... 311
3.1. Sözleşmenin Tarafları: Şirket Sözleşmeye Taraf
Olmalı mı? .......................................................................... 312
3.2. Sözleşmenin Amacı ............................................................ 313
3.3. Sözleşmenin Tabi Olacağı Hukuk ..................................... 314
3.4. Tanımlar ve Yorum ............................................................ 315
3.5. Ortaklık Yapısının Tanımlanması: Çıkış Noktası. ...........316
3.6. Şirketin Kurumsal Yönetimine İlişkin Hükümler ........... 316
3.6.1. Yönetim Kurulunun Oluşumu ............................... 316
3.6.2. Yönetim Kurulu Toplantıları.................................. 317
3.6.3. Yeter Sayılar ........................................................... 318
3.6.4. Veto Hakları ........................................................... 319
3.6.5. Finansal Tabloların Hazırlanması, Şirketin
İştiraklerine İlişkin Yönetim İlkeleri ve
Bütçenin Hazırlanması .......................................... 321
3.7. Kar Payının Hesaplanması ve Dağıtımı............................. 322
3.8. Raporlama ve Bilgi Alma Hakları ...................................... 325
3.9. Şirketin Finansmanı. ........................................................... 325
3.10. Payların El Değiştirmesi ve Opsiyon Hakları ...................326
XXXII
3.11. Sözleşmenin Sona Ermesi................................................... 328
3.12. Kamuya YapılacakAçıklamalarve Gizli Tutma
Yu••k
u..
mu•• ...................................................................... 331
3.13. Bildirimler........................................................................... 331
3.14. Mahkemelerin Yetkisi ve Tahkim ...................................... 332
3.15. Diğer Hükümler ................................................................. 333
3.15.1. Sözleşmenin Bütünlüğü ......................................... 333
3.15.2. Kısmi Hükümsüzlük ............................................... 334
4. OPSİYON HAKLARI ................................................................ 334
4.1. Opsiyon Hakları "Süreye Bağlı Haklar"dır ...................... 335
4.2. Opsiyon Hakları "Uyuyan Haklar"dır. Uyuyan
Hakların Kullanılabilir Hale Gelmeleri Sözleşmenin
İhlaline Bağlanmış İse, Her İhlal İlgili Opsiyon
Hakkını Tekrar Uyandırır ................................................. 336
4.3. Opsiyon Bedelinin Belirlenmesi Meselesi ....................... 336
4.4. Birlikte Satma Hakkı ve Teklifi Reddetme Hakkı:
Garanti mi, Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhüt mü,
Yoksa Asli Borç mu?............................................................ 337
4.5. İlk Teklif Verme Hakkı: Hakkın Muhatabı
Açısından Külfet midir Yoksa Borç mu? ........................... 339
4.6. Opsiyon Hakkının İhlali Sonucunda Payları İktisap
Eden Yeni Ortağın Haksız Fiil Sorumluluğu .................... 341
4.7. Hamdi Yasaman Armağanı'ndan: Pay Alım ve Satım
Opsiyonları ve Hükümleri. ................................................. 341
5. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR ..... 371
VIII. BİRLEŞME VE DEVRALMA İŞLEMLERİ VE HUKUKİ
IHTILAFL.AR ................................................................................. 373
1. GİRİŞ ···································································· 377
2. TALEP TÜRLERİ ..................................................................... 383
2.1. Aynen İfa Talepleri ............................................................. 385
2.1.1. Edim: Borcun Konusu ........................................... 385
2.1.2. Aynen İfa Taleplerinde Karşılaşılan Zorluklar ...... 386
. ..--
xxxııı
2.2. Tazıı1inat Talepleri ........................................................ 389
2.2.1. Borca Aykırılık ........, ......................................... 391
2.2.1.1. Borcun Tanımlanması ............................ 391
2.2.1.2. Borcun Geçerli Olması ............................392
2.2.1.3. Kısmi Geçersizlik Meselesi ...................... 393
2.2.1.4. Asli Borçlara ve Yan Borçlara Aykırılık ... 395
2.2.1.5. Her Sözleşme Kendi Hükümleri
Kapsamında Tazminat Talebine
Konu Olur ................................................ 397
2.2.2. Kusur ....................................................................... 401
2.2.2.1. Kusurun İspatı: Ters Açılan Kapı ........... 402
2.2.2.2. Borca Aykırılık, Garanti ve
Ayıplardan Sorumluluk Hallerinde
Kusurun Etkisi ......................................... 403
2.2.2.3. Kusur Nedir ve Neye Yönelmelidir;
Ne Kadar Ağır Olmalıdır ki
Sorumluluk Doğsun? .............................. 405
2.2.2.4. İfa Yardımcısının Kusuru ......................... 407
2.2.2.5. Kusuru Ortadan Kaldıran Sebepler ....... 407
2.2.3. Zarar ........................................................................ 408
2.2.3.1. Menfi ve Müspet Zarar Kavramları ....... 409
2.2.3.2. Zararın Belirlenmesinde Hakimin
Takdir Yetkisi .......................................... 413
2.2.3.3. Punitive Damages, Liquidated
Damages,IndirectDamagesve
Diğerleri ................................................... 413
2.2.3.4. Doğrudan Zarar ve Yansıma Zarar
Ayrımı ..................................................... 415
2.2.3.5. Doğrudan Zarar ve Dolaylı Zarar
Ayrımı ...................................................... 416
2.2.3.6. Öneri......................................................... 420
2.2.4. Nedensellik Bağı ..................................................... 421
2.2.4.1. Nedensellik Bağına İlişkin İspat Yükü .... 422
2.2.4.2. Mantıksal Nedensellik, Uygun
Nedensellik ve Normun Koruma Aracı. 422
XXXIV
2.3. Aynen İfa Talebiyle Dava Açılmasından Sonra
Talebin Tazminata Dönüştürülmesi .................................. 430
3. İHTİLAF KAYNAKLARI ........................................................ 431
3.1. Ayıplardan Sorumluluk ....................................................... 431
3.1.1. Birleşme ve Devralmalar Açısından Ayıp
Kavramı .................................................................. 432
3.1.2. Ayıbın Nitelikleri ..................................................... 435
3.1.3. Ayıplardan Sorumluluk Halinde Alıcının Hakları439
3.1.3.1. Sözleşmeden Dönme ................................ 439
3.1.3.2. Satış Fiyatının Ayıp Oranında
İndirilmesi. ................................................ 440
3.1.3.3. Satılanın Onarılması ................................. 441
3.1.3.4. Ayıpsız Benzeri İle Değiştirme ................. 441
3.1.3.5. Tazminat ................................................... 442
3.1.4. Bilinen Risklerden Sorumluluk: "Specific
Indemnity" .........................................................443
3.1.5. Ayıp Hükümlerinin Genel Değerlendirmesi ......... 443
3.2. Cezai Şart ............................................................................ 445
3.2.1. Cezai Şart Nedir ve Cezai Şartın Fonksiyonu
Nedir? ................................................................ 445
3.2.1.1. Kusurun İspatı Yasa ile
Düzenlenmiştir ve Görmezden
Gelinemez ................................................. 450
3.2.1.2. Cezai Şartta İspat Yükünün
Sözleşmese! Sorumluluğun Genel
Yapısına Aykırı Olması Çok
Doğaldır; Zira Cezai Şart Zaten
Doğası Gereği Borçlar Hukukunun
Genel Sorumluluk İlkelerinden
Ayrılmakta ve Ona Bir İstisna
Getirmektedir .......................................... 451
3.2.1.3. Cezai Şart Hiç Olmasaydı Kusuru
İspat Külfeti Altında Olmayan
Alacaklının Bu Ek Külfete Maruz
Kalması Hem Adil Hem de Mantıklıdır 452
l
XXXV
3.2.1.4. Bu Durum İş Dünyasının Gerçekleri
ile Uyumludur: Ceza1 Şartı AJacaklı,
Daha Doğrusu İlişkinin Güçlü Tarafı
Olan Talep Eder ........................................ 453
3.2.1.5. Bu Düzenleme 1881 Tarihli
İsviçre Borçlar Kanunu'ndan Beri
Yürürlüktedir. Eleştirenlerin Bir
Kısmı Aramızdan Ayrılmıştır, Fakat
Bu Hüküm 140 Yıldır Varlığını
Sürdürmektedir ......................................... 454
3.2.1.6. Alınan Hukukunda Bu
Düzenlemenin Bulunmaması
Tamamen Başka Bir Sebebe
Dayanmaktadır ........................................... 455
3.2.1.7. Para Borcunda Aşkın Zarar
Karşılığı Tazminat Talep Ediliyorsa
Kusursuzluğu İspat Yükü Borçlunun
Omuzlarındadır. Fakat Temerrüt
Faizine İlişkin Düzenleme Cezai
Şart ile Karşılaştırılabilir Bir Durum
Değildir....................................................... 456
3.2.1.8. Sonuç: Hukuk Bir Çıkarlar Dengesi
Kurmaya Çalışır ve Çalışmalıdır.
TBKm. 180/2 Hükmü Taraflar
Arasındaki Çıkarlar Dengesine,
Adalete, Hayatın Gerçeklerine
Uygundur. Bunun da Ötesinde 140
Yıldır Tilin Yasa Değişikliklerine
Rağmen Hayattadır ................................... 458
3.2.2. Cezai Şartın Fer'i Niteliği ........................................ 459
3.2.3. Cezai Şart Ne Değildir?............................................ 460
3.3. Üçüncü Kişi Talepleri Sebebiyle Sorumluluktan veya
Zarardan Ber'i Tutma ("Hold Harmless") Klozları ......... 462
3.3.1. TBK m. 202 Uyarınca Ticari İşletme
Devrinde Üçüncü Kişi Talepleri ............................. 464
3.3.1.1. Rücu Meselesi ............................................. 468 •
XXXVI
3.3.1.2. Üçüncü Kişi Taleplerinin ihbarı .............. 471
3.3.2. Pay Devrinde Üçüncü Kişi Talepleri ...................... 473
3.4. Fiyat Ayarlama Mekanizmaları Sebebiyle
Çıkabilecek İhtilaflar ............................................................ 475
3.4.1. Geçmişe Yönelik Fiyat Ayarlama
Mekanizmaları ile İlgili İhtilaflar ............................ 475
3.4.2. Geleceğe Yönelik Fiyat Ayarlama
Mekanizmaları ile İlgili İhtilaflar ............................ 476
3.5. Opsiyon Haklarına İlişkin İhtilaflar .................................. 483
3.5.1. Opsiyon Haklan Açısından Tedbir
Kararlarının Önemi ................................................. 484
3.5.2. Opsiyon Hakkının İhlali Halinde Ortaya
Çıkması Olası Zararlar ............................................ 485
3.5.3. Opsiyon Haklan ile Kanuni Çıkma Hakkının
Çatışması ................................................................. 487
3.6. İmza ve Kapanış Arasındaki Yükümlülüklerin İhlali
Sebebiyle Çıkabilecek İhtilaflar .......................................... 488
3.7. Zamanaşımı .......................................................................... 490
3.8. İspat Yükü ............................................................................. 492
4. İHTİLAF ÇÖZÜM YÖNTEMLERİ........................................ 494
4.1. İhtilaf Öncesi Aşama: İhtilaf Yönetimi ............................. 494
4.1.1. İlk Adım: Risklerin Analizi ...................................... 494
4.1.2. Riskleri Yönetmek: İhtilafı Müzakere Etmek. ........ 497
4.1.3. İhtarnameler ............................................................ 499
4.1.4. Davaya Hazırlanmak: Takım, Kazanır! .................. 500
4.2. Birleşme ve Devralma İhtilaflarında Tahkim ................... 505
4.2.1. Tahkim: Uyuşmazlık Çözümünün En İyi _
İkinci Yôntemi ......................................................... 509
4.2.1.1. Hakem Seçmek ........................................ 511
4.2.1.2. Tahkim Şartı mı Tahkim Sözleşmesi
mi? ............................................................. 514
4.2.1.3. Tahkim Yerinin Belirlenmesi. ................... 517
4.2.1.4. Tahkimde Gerilla Taktikleri .................... 519
7
XXXVII
4.2.2. Tedbirler ............................................................ 521
4.2.3. Hakemlerin Takdir Yetkisi ve Görevi, 'Jdaleti
Sağlamak" ve "Adil Çözümü" Bulmak mı? ............ 524
4.2.4. Kısmi Kararların Önemi. ........................................ 527
4.2.5. Özel Sermaye Yatırım Fonlarının Uyuşmazlık
Halindeki Beklentileri. ........................................... 528
4.3. Birleşme ve Devralma İhtilaflarında Dava ....................... 530
4.3.1. Tedbir Kararları ...................................................... 532
4.3.2. Kilitlenme (Deadlock) Sonucu Ortaya Çıkan
ihtilaflar ........................................................ 535
4.3.2.1. Veto Haklarının Esas Sözleşmede Yer
Alınası Halinde Kilitlenme ..................... 536
4.3.2.2. Esas Sözleşmede Yer Almayan Veto
Hakları ................................................ 537
4.3.2.3. Çoğunluğun Veto Haklarını İhlal
Etmesi ...................................................... 538
4.3.3. Genel Kurul Kararlarının İptali .............................. 539
4.4. Birleşme Devralmalarda Paralel Yargılamalar.................. 541
4.4.1. Pay Sahipleri Sözleşmesi ile Şirket Esas
Sözleşmesi Açısından Paralel Yargılamalar ............ 542
4.4.2. Yürüyen veya Karara Bağlanmış Bir Davanın
Diğer Dava Üzerindeki Etkileri. ............................. 545
5. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR .... 547
İLAVE BÖLÜMLER
İlave Bölüm 1
BİRLEŞME VE DEVRALMALARDA
REKABET HUKUKU
Zümrüt Esin / İsmail G. Esin
1. BİRLEŞME VE DEVRALMA İŞLEMLERİNDE REKABET
HUKUKU AÇISINDAN RİSK ANALİZİ: ZAMANLAMA
SORUNU! ........................................................................................... 552
i
xxxvm
2. KONTROLÜN DEVRİ ................................................................... 552
3. OPSİYON HAKKININ KULLANILMASI DURUMUNDA
REKABET KURULU'NDAN ALINMASI GEREKEN İZİN........... 553
4. ÖZELLİKLE HUKUKİ VE OPERASYONEL İNCELEME
AŞAMASINDA BİLGİ PAYLAŞILMASI VE "CLEAN
TEAM" UYGULAMASI .................................................................... 554
5. ARA DÖNEM İLE İLGİLİ SÔZLEŞMESEL
YÜKÜMLÜLÜKLER VE REKABET HUKUKU ............................ 555
6. İMZAAŞAMASINDAN SONRA YAPILMASI
GEREKENLER: BİLDİRİM ............................................................. 556
7. REKABET KURULU'NDAN İZİN ALINMADAN
YAPILAN KAPANIŞLARIN AKIBETİ: GEREKLİLİK VE
AYKIRILIK ......................................................................................... 557
7.1. İşlemin Geçersizliği ................................................................ 558
7.2. İdari Para Cezası ve Tedbirler ................................................. 558
8. TAAHHU
••
TLER
("
REMEDI
•
ES
") ................................................
559
İlave Bölüm 2
TAHKİM KURALLARI
KARŞILAŞTIRMASI
Demet Kaşarcıoğlu
İlave Bölüm 3
TAHKİM YERİ VE KURUM
KARŞILAŞTIRMASI
Demet Kaşarcıoğlu / İsmail G. Esin
1. HANGİ TAHKİM KURUMU, HANGİ TAHKİM YERİ? ............ 571
2. TAHKİM YERİ: HANGİ ÜLKE, HANGİ ŞEHİR? ....................... 571
2.1. İstanbul, Türkiye ..................................................................... 572
2.2. Londra, Birleşik Krallık ........................................................... 574
2.3. New York, Amerika Birleşik Devletleri. .................................. 576
2.4. Paris, Fransa ............................................................................ 578
i
XXXIX
2.5. Cenevre ve Zürih, İsviçre ........................................................... 580
2.5.1. Züril1 ................................................................................... 582
2.5.2. Cenevre............................................................................. 582
İlave Bölüm 4
HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN BİRLEŞME
VE DEVRALMA İŞLEMLERİNE KONU
OLMALARI
Eren Kurşun/ Muhsin Keskin
1. GİRİŞ .................................................................................................. 583
2. KAMUYU AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ .............................. 586
2.1. Neyi Açıklamak Gerekiyor? ........................................................ 586
2.2. Açıklama Yükümlülüğü Ne Zaman Doğar? ............................. 590
2.3. Kı•mı•n y·u·k·u·m1u··1u··g�u··., .....................................................................5 93
2.4. Aykırılığın Sonuçları Nelerdir? .................................................. 593
3. ZORUNLU PAY ALIM TEKLİFİ ....................................................594
3.1. Genel Olarak. ..............................................................................594
3.2. Pay Alım Teklifi Zorunluluğunu Ne Tetikler? ......................... 595
3.3. Usul ve Zaman Çizelgesi ............................................................ 599
3.4. Teklif Fiyatı ................................................................................. 600
3.5. TeklifYapmamanın Sonucu ...................................................... 602
4. HALKA AÇIKTAN HALKA KAPALIYA: ORTAKLIKTAN
ÇIKA.RMA ................................................................................. 604
4.1. Hakkın Doğumu ......................................................................... 606
4.2. Bedel. ............................................................................................ 610
İlave Bölüm 5
ÇOK TARAFLI BİRLEŞME VE DEVRALMA
İŞLEMLERİ VE MÜZAKERESİ
Eren Kurşun
1. GIRIŞ .................................................................................................. 612
XL
2. ALICILARIN SAYISININ BİRDEN FAZLA OLDUĞU
DURUMLAR ...................................................................................... 612
3. SATICILARIN SAYISININ BİRDEN FAZLA OLDUĞU
DURUMLAR ....................................................................................... 614
3.1. Hancı/Yoku Sendromu .............................................................. 615
3.2. Sürücü/Yolcu Sendromu .............................................................. 617
3.3. Satıcıların Aile Olması ................................................................. 619
3.4. İhtilaflı Ortaklar Tarafından Satış ............................................ 620
4. TAVSİYELER ...................................................................................... 622
İlave Bölüm 6
SATIN ALMA FİNANSMANI
Muhsin Keskin
1. FİNANSAL YARDIM YASAĞI IŞIĞINDA KALDIRAÇLI
SATIN ALMALAR VE SATIN ALMA FİNANSMANI ................. 627
1.1.Nedir, Ne Değildir ................................................................... 627
l.�. Nasıl Olmalıydı/ Yasağın Kapsamı Ne Oldu ............................ 630
1.3. Ortağın Şirkete Borçlanması Yasağı .......................................... 641
2. YASAK SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN RİSKİ
YÖNETMENİN YOLLARI ............................................................... 641
2.1. Birleşme .......................................................................................... 642
2.2. Araya Şirket Koyulması - Hedef Şirketi, Hedef Şirket
(Payları Alınacak Şirket) Olmaktan Çıkarma ............................ 645
2.3. Çapraz Hissedarlık ........................................................................ 647
2.4. Kardeş Şirketler ............................................................................. 648
2.5. Farklı Krediler ............................................................................... 649
2.6. Temettü Kredisi ............................................................................ 649
İlave Bölüm 7
VERGİ HUKUKU AÇISINDAN
BİRLEŞME VE DEVRALMALAR
Erdal Ekinci
7
XLI
ı. GİRİŞ ......................................................................................... 652
2. ŞİRKET SATIŞLARINDA VERGİLENDİRME ......................... 653
2.1. Gerçek Kişilerce Yapılan İştirak Satışlarında Vergilendirme 653
2.1.1. Değer Artış Kazancının Vergilendirilmesi ................... 653
2.1.2. Gerçek Kişilerce Yapılan İştirak Satışlarında Katma
Değer Vergisi. .............................................................. 655
2.2. Şirketlerin İştirak Satışlarında Vergilendirme ..................... 656
2.2.1. İştirak Satışlarında Kurum Kazancının
Vergilendirilmesi ......................................................... 656
2.2.2. Kurumların İştirak Satışında Katma Değer Vergisi. ... 658
3. VARLIK SATIŞINDA VERGİLEME ......................................... 659
3.1. Kurumlar Vergisi ................................................................ 659
3.2. Varlık Satışında Katma Değer Vergisi. ................................ 661
4. İŞTİRAK VE VARLIK SATIŞINDA DAMGA VERGİSİ ............ 661
5. İŞTİRAK SATIŞI MI VARLIK SATIŞI MI?................................ 662
İlave Bölüm 8
HOLD HARMLESS (BER'İ TUTMA)
KAYITLARI
Proj Dr.Vedat Buz
1
. PRATi
•
K O
..
NEMI
• ...................................................................... 66
5
2. ÜÇ KÖŞELİ BİR HUKUKİ İLİŞKİ OLMASI. ........................... 668
3. BEKİ TUTMA TALEBİNİN İÇERİĞİ ..................................... 671
3.1. Üçüncü Şahısların Haklı Taleplerinden Kurtarma
Yu..k.u.m1u.1. .u.yg
.u
. . ..................................................................... 673
3.2. İhtilaflı Talepler Bakımından Savunma Yapma
Yu··ku··mu1··1u··g
y . . u ................................................................................ 674
4. SATICININ BEKİ TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ
YER.İNE GETİRMEMESİ ........................................................ 677
5. BEKİ TUTMA TALEBİNİN MUACCEL OLDUĞU ANVE
ZAMANAŞIMI ........................................................................ 680
6. DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR .......................... 682
◄
XLII
İlave Bölüm 9
İKİ DÜNYAARASINDA: BEYAN VE
TEKEFFÜL SİGORTASI
Ali Selim Demirel
1. BEYAN VE TEKEFFÜL SİGORTASI NEDİR? ............................ 686
1.1. Beyan ve Tekeffüller .................................................................... 686
1.2. Temel Konulara İlişkin Beyan ve Tekeffüller ve Genel
Beyan ve Tekeffüller .................................................................... 687
1.3. Özel Tazminat Hükümleri. ........................................................ 688
1.4. Beyan ve Tekeffüllerden Sorumluluk ve Sigorta ...................... 689
1.5. Beyan ve Tekeffül Sigortasının Uluslararası Uygulaması ....... 690
1.6. Beyan ve Tekeffül Sigortasının Türkiye'de Uygulaması .......... 691
1.7. Beyan ve Tekeffül Sigortası Türleri ............................................ 692
2. BEYAN VE TEKEFFÜL SİGORTASININ TEMEL
UNSURLARI ..................................................................................... 694
2.1. Kapsam................................................................................... 695
2.2. Sigorta Bedeli (Limit) .................................................................. 701
2.3. Muafiyet Miktarı ve Asgari Sorumluluk Sınırı .........................702
2.3.1. Muafiyet Miktarı ................................................................ 702
2.3.2. Asgari Sorumluluk Sınırı ...................................................704
2.3.3. Muafiyet Miktarı ve Asgari Sorumluluk Sınırının
Pay Satım Sözleşmesine Etkisi ._ .........................................704
2.4. Süre ................................................................................................706
2.5. Prim ...............................................................................................707
2.6. Beyan ve Tekeffül Sigortası ile Pay Satım Sözleşmesi
Etkileşimi ......................................................................................707
2.7. Sigorta Süreci. ...............................................................................708
3. SİGORTANIN FAYDALARI ...........................................................710
4. lNGULAMAYA DAİR İPUÇLARI ..................................................713
5. SONUÇ ................................................................................................715
i
XLlll
EKLER
EK 1: SANAL VERİ ODASI "DATASITE" KURULUŞ
HİKAYESİ: HERŞEYNASILBAŞLADI? ................................ 719
EK 2:RELIANCE LETTER ÖRNEĞİ ............................................. 723
EK 3:STANDART HUKUKİ İNCELEME SORU LİSTESİ
ÖRNEĞİ································································································· ... 731
EK 4: PAY SATIM SÖZLEŞMESİ KONTROL LİSTESİ .................. 745
EK5: KAPANIŞ EVRAKI KAPAK SAYFASI ÖRNEĞİ. .................. 751
EK 6: PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ KONTROL LİSTESİ. .......... 753
EK 7: REKABET HUKUKU SORU LİSTESİ.................................. 759
EKS: TİCARET SİCİLİ İŞLEMLERİ (PAY DEVRİ)
KONTROL LİSTESİ................................................................ 767
EK 9: TİCARET SİCİLİ İŞLEMLERİ (BİRLEŞME)
KONTROL LİSTESİ ............................................................... 771
GENEL KAYNAKÇA ................................................................... 775
4. BASKI EK PARAGRAF LİSTESİ ................................................ 795
I. GİRİŞ VE GENEL İLKELER
BÖLÜM KAYNAKÇASI
ALTAY, Sıtk, Anlam, Anonim Ortaklıklar Hukuku'nda Sermayeye
Katılmalı Ortak Girişimler (Equity Joint Ventures), lstanbul 2009;
AYOĞLU, Tolga, Sermaye Şirketleri Özelinde Şirketler Hukuku
Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, İstanbul 2018; BARLAS,
Nami, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşmeler İlişkileri, 4. Bası,
İstanbul 2016; BUCHER, Eugen, Der Ausschluss dispositiven
Gesetzesrechts durch vertragliche Absprachen, Bemerkungen zu
den Erscheinungsformen dispositiver Rechtssiitze, in: Festgabe für
Henri Deschenaux zum 70. Geburtstag, Freiburg 1977, s. 249- 269.;
BUCHER, Eugen; Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner
Teil, 2. Auflage, Zürich 1988; BUZ, Vedat, Ortaklık Paylarının
Devrinde Ayıba Karşı Tekeffül Hükümlerinin Uygulanabilirliği
Sorunu, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Cilt: 35, Sayı: 3, Eylül
2019, s.65-93.; ERGEÇ,Işıl, Türk Hukuku ile Karşılaştırmalı Olarak
Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş
Milletler Antlaşması (CISG) Uyarınca Sözleşmenin Yorumlanması,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt:73/2 (2015),
s. 221 - 253; ESEN, Emre, İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe
Kullanılması Hakkında Kanun'un Milletlerarası Tahkim Anlaşmaları
Üzerindeki Etkisi, Public and Private International Law Bulletin
40(1), 2020, s. 203-229.; ESİN, İsmail Gökhan, 805 Sayılı İktisadi
Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun'a
Eleştirel Bir Bakış, Legal Hukuk Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 215, 2020,
s. 5061-5086; HIRSCH, E.Ernst, Pratik Hukukta Metot, 3. Bası,
Ankara 1997; MERZ, Hans, Vertrag und Vertragsschluss, 2. Aujlage,
Freiburg 1992; OKUTAN NILSSON, Gül, Anonim Ortaklıklarda
Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004; SCHWARZ, Andreas B.,
Borçlar Hukuku Dersleri, 1. Cilt (çev. Bülent Davran), İstanbul 1948;
TEKİNAY, Selahattin Sulhi/ AKMAN, Sermet / BURCUOĞLU,
Haluk/ ALTOP, Atilla, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,
7. Bası, İstanbul 1993.
2
Dlrlcşnıc ve Devralmalar
ı. GİRİŞ VE YÖNTEM
ı Bu kitaptaki anlatım yöntemini tercih etmemin sebebi biraz ilginç
oldu. COVID-19 sebebiyle hepimiz eve kapanınca aslında dünyaya başka
bir açıdan bakabilmek adına çok önemli fırsatlar yakaladık. Bu dönemde
benim yaptığım şeylerden biri de, Genco Erkal'ın New York'da sahneye
koyduğu "Marx'ın Dönüşü" isimli tek kişilik oyunu izlemek oldu. EşiJen-
ny, Marx'a,"Sen aydınları bırak, işçilere dön," demiş ve sormuş, "artı değer
teorini işçi sınıfına nasıl anlatacaksın?" Marx'ın sofistikasyon seviyesi tabii
buna pek elverişli değilmiş ve yine Jenny yapmış tanımı; ne olduğunu
söylemeyeceğim burada, hem bu kitabın amacını aşar hem de belki bir
merak uyandırır ve izlersiniz bu tek kişilik tiyatro oyununu.
2 Aslında bence birleşme ve devralmalar, kapsamı itibariyle çok geniş.
Bir ayağı ticaret hukukuna, bir ayağı vergi hukukuna, bir ayağı rekabet
hukukuna basıyor; ama en önemli kısım galiba borçlar hukuku. Değişik
hukuk disiplinlerini kapsayan birleşme ve devralmalar, kapsam itibariyle
adeta bir "fil'� ve ben bu fili basitleştirerek insanların çalışma odalarına
sokmaya çalışıyorum. Tek dileğim elinizde anlaşılır bir kitap tutuyor
olmanız ve benim de hukuk tekniği açısından büyük bir hata yapmamış
olmam.
3 Birleşme ve devralma işlemleri birden fazla hukuk disiplinini bün-
yesinde barındırır. Bu sebeple tartışmaya açık çok fazla hukuki sorun
bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır; sadece satıcının sorumlulu-
ğu konusu bile tek başına bir monografi kapsamını oluşturabilir. Burada
değinilen her konu ile ilgili tüm görüşleri bu kitap altında tartışmak,
kitabın amacını da fazlasıyla aşacaktır. Bunlardan hareketle doktrindeki
tartışmalara zorunlu olmadıkça girmeden genel yapıyı ve uygulamada
karşılaştığım durumları aktarmaya öncelik vereceğim. Doktrindeki tar-
tışmalar ve farklı fikirlerin değerlendirilmesi için ise okuyuculara, ilgili
eserleri dikkate almalarını önereceğim; zira bir uygulama"el kitabı" niteli-
ğindeki bu kitapta değinilen konulara ilişkin tüm ihtimalleri, tartışmaları
ve yargı kararlarını incelemeye çalışırsam, korkarım ki ömrüm bu kitabı
bitirmeye yetmeyecektir.
7
Wrtı ı•r ,rıırl llkrlu
Dllimscl görüş, yani mütalaa vcrillrk.cn gcncJHJ� i�i.J.,-.�
�.ı � ilJ,_ �; ...:.U:-'��� i.i ._J,j} .J.!.(;u •';iıl ı.,���'-.f.� �J 1.
Gerekçenin Latin harflerine "dönüştürülmüş" metni ise şu şekilde: 382
"ESBABI MUCİBE
Arz ve beyandan müstağni olduğu üzere dilin insanların umumi
hayat ve muamelatında olan tesiri büyüktür. Bütün medeni mem-
leketlerde vatan fertleri arasında milli lisanın tekellümü taammüm
ettiği ve bilhassa resmi muamelatta istimali mecburi olduğu halde
bizde her nasılsa mazinin gaflet ve teseyyübü eseri olarak dil ihmal
edilmiş ve memlekette yaşayan ve çalışan ecnebi fert ve müessese-
lerden sarfınazar Türk camiasına dahil olan eşhas ve müessesat
bile Türkçeden maada lisanları itiyat edinmişlerdir. Bunun neticesi
olarak ticaret sahasında milli hars bir nevi tevekkufa duçar olduğu
gibi, Türkiye dahilindeki milli esaslara müstenit tahsil sistemi do-
layısıyle kafi derecede lisan aşina olmayan Türk anasır da kendi
memleketlerinde iş bulamamışlar ve ticaret hayatında ikinci, üçün-
cü derecede mevkilerde kalmışlardır. Meşrutiyetin ilanını müteakip
dil birliğinin teessüsüne doğru bir meyil hasıl olmuş ve hatta 1O
Mart 13�6 tarihli Türkçe mecburiyeti hakkında bir de kanun neş-
redilmişse de malum gailelerin hayhılen Harbi Umumi fela.keti, o
224 Birl�ıııe ve Devralmalar
zamanki memleketin bünyesi ve bizzat kanunun çok zayıf ve kabi-
liyeti tatbikiyede,ı mahrum bulunması bir faidei ameliye istihsaline
mani olmuştur. Milli hükümetin teessüsünden sonra bu kanunun
teyide,ı yapılan 4 Kanunusani 1339 tarihli tahriratı umumiye de
esaslı hiçbir şeyi temin etmiş değildir.
Bugün memlekette busahada umumi intibah ve inkişaf arzularıyla
tamamen muhalif bir istikamette kuvvet bulan bir vaziyet mevcut-
tur. Ve bunun da sınıfı mesaide amele ve mütehassısa ihtiyacımız
bulunduğu bu devrelerden acilen halli icabetmektedir. Merbut
layihai kanuniye bu noktadan ve mazi ve hale müstenit uzun
bir tecrübe ve tetkik devresi mahsulü olmak üzere ihzar ve tespit
edilmiş ve kelime ve cümleleri üzerinde ve hadisata tatbik suretiyle
haylice iştigal edilmiştir.
Bu layiha başlıca üç kısımdan terekküp etmektedir:
Birincisi: Türkiye'de çalışan Türk tabiiyetinde müesseseler ki bun-
ların sureti mutlakada Türk dili kullanmaları mecburiyet altına
alınmıştır.
İkincisi: Ecnebi müesseseler: Bunlarda Türkçe mecburiyeti Türk
müessesatı, eşhas ve devairi ile olan muhabere, muamele ve te-
maslarına ve hükümete ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak
ve defterlerine hasredilmiş ve ayrıca Türkçe olmayan kayıt ve
defterlerinin Türk mahkemelerinde lehlerine kabili ibraz olamaya-
cağı tasrih edilmiştir. Bu suretle esas hatlarıyle umum muamelatın
Türkçeleşmesi istihdaf edilmiş bulunmaktadır. Halen bu kabil mü-
essesata müracaat eden Türk gençlerinden birden ziyade lisanlarda
aynı seviyei kifayet istenmektedir ve bilhassa kendilerini alakadar
eden lisan tercüme olunarak binnetice unsuru asliden birçok gençler
için maddeten çalışmak imkanı bırakılmamaktadır.
Üçüncüsü: Layihanın bütün kuvvet ve ruhu cezayı ihtiva eden
dördüncü maddede toplanmaktadır. Bu maddenin böylece vaz ve
muhafazasına zaruret vardır.
•
RZ)
1
Satını Sö::Ieşmcsi: Tirnri işlı:tmc,ıi,ı Dolaylı Devri
225
Layilıanm bir an evvel teyit ve tespiti hususu hassaten rica olu-
,ıu,-ı:;3_"
Bu gerekçeden ne anladığınıza kendiniz karar verin; doğrusu ben 383
tam olarak anladığımı söyleyemem. Bunun da ötesinde, Kanun gerekçesi
bir hul.'llk tarihçisi, Prof. Dr. Mustafa Şentop tarafından günümüz Türk-
çesine "tercüme" edilmiş; zira 1926 yılında kullanılan Türkçe ile kaleme
alınan gerekçenin, günümüz Türkiye'sinde çoğu insan tarafından anla-
şılması adeta olanaksız. Prof. Dr. Mustafa Şentop'un "tercümesinden"
aşağıda aynen aktarıyorum:
"İnsanların hayat ve işlerinin genelinde dilin etkisinin büyük oldu-
ğunu belirtmeye gerek bile yoktur. Bütün medeni memleketlerde
ülkede yaşayan kişiler arasında milli dilin konuşulması genel bir
kural haline geldiği özellikle resmi işlerde kullanılması mecburiyeti
olduğu halde, bizde geçmişin gaflet ve kayıtsızlığı sebebiyle dil ih-
mal edilmiş, ülkede yaşayan yabancı kişi ve kuruluşlar bir yana,
Türk toplumuna dahil şahıs ve kurumlar bile Türkçe'den başka
dilleri kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bunun sonucu
olarak, ticaret alanında milli kültür duraklamaya maruz kalmış,
milli prensiplere dayanan öğrenim sistemi dolayısıyla yeterli de-
recede dil bilmeyen Türkler de kendi ülkelerinde iş bulamamışları
ticaret hayatında ikinci, üçüncü derece konumlarda kalmışlardır.
Meşrutiyetin ilanından sonra dil birliğini kurmak üzere oluşan eği-
limin etkisiyle 10 Mart 1326/23 Mart 1911 tarihinde bir kanun
çıkartılmışsa da, bilinen engellerı birinci dünya savaşı felaketi, ül-
kenin o zamanki bünyesi ve kanunun zayıf uygulanma kabiliyetin-
den mahrum olması ilmi bir yarar elde edilmesine engel olmuştur.
(Ankara'da) Milli hükumetin kurulmasından sonra, bu kanunu
desteklemek üzere hazırlanan 4 Kanunısani 1339/4 Ocak 1923
tarihli genelge de esaslı bir sonuç sağlamamıştır.
Bugün ülkede bu alanda genel uyanış ve gelişme arzularıyla ta-
mamen aksi bir istikamette güçlenen bir durum mevcuttur. Bunun
çalışma hayatının çeşitli alanlarında işçi ve uzmana ihtiyacımızın
133
TBMM Zabıt Ceridesi, 24. Cilt, 10 Nisan 1926, 85.İçtima, Birinci Celse.133sıra numa-
ralı tasarı, s. 1-8.
◄
226 Birleşme ve Devralmalar
bulunduğu bu dönemde çözülmesi gerekmektedir. Ekli kanun tasa-
rısı bu noktadan,geçmiş ve geleceğe dayalı uzun tecrübe ve inceleme
döneminin ürünü olmak üzere hazırlanmış ve belirlenmiş, kelime
ve cümleleri üzerinde ve olaylara uygulanması şekli üzerinde çok
çalışılmıştır.
Bu tasarı üç kısımdan oluşmaktadır. Birincisi: Türkiye'de çalışan
Türk tabiiyetindeki müesseselerin mutlak surette Türk Dili kul-
lanmaları mecburi hale getirilmiştir. İkincisi yabancı müesseseler:
Bunlarda Türkçe mecburiyeti Türk müesseseleri, şahısları ve da-
ireleri ile olan muhabere, muamele ve temaslarına ve hükumete
sunmak mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerle sınırlı
tutulmuş, ayrıca Türkçe olmayan defter ve kayıtların Türk mahke-
melerinde lehlerine kullanılamayacağı açıklanmıştır. Bu şekilde,
ana hatlarıyla genel olarak iş ve işlemlerin Türkçeleşmesi
hedeflenmiş olmaktadır. Halen bu gibi kurumlara müracaat
eden Türk gençlerinden birden çok dilde aynı seviyede yeterli-
lik istenmektedir.Özellikle kendilerini ilgilendiren dil tercüme
edilerek, sonuçta birçok Türk genci için maddeten çalışma im-
kanı kalmamaktadır. Üçüncüsü: Tasarının bütün gücü ve ruhu,
cezayı içeren dördüncü maddede toplanmaktadır. Bu maddenin bu
şekilde kabulü ve korunması gerekmektedir. Tasarının bir an önce
desteklenmesi ve belirlenmesi hususu özellikle rica olunur
13
4."
384 Genellikle uygulamacılar tarafından, 805 sayılı Kanunun gerekçe-
sinin "tercümesi" bilinir. Ben burada aslını da paylaşmak istedim. Sonuç
olarak kanımca artık tarih öncesi dönemde kalan bu düzenlemenin man-
tıklı bir uygulama alanı kalmamıştır. Zaman içinde Türkiye'de yabancı
dil bilen insanların sayısı çok artmış, eğitim seviyesi yükselmiş ve sırf ya-
bancı dil bilmediği için Türk gençleri 805 sayılı Kanun'un gerekçesinde
ifade edildiği gibi, "ikinci hatta üçüncü seviyede işlerle" yetinmek zorunda
kalmamışlardır. Türkiye dünyaya yönetici ihraç edebilen bir ülke hali-
ne gelmiştir yıllar içinde. Örneğin; dünyanın en büyük bankalarından
134
Gerekçe metni Prof. Dr. Mustafa Şentop tarafından günümüz Türkçesine "tercüme edil-
miş" ve Ekşi, "Incorporation" Yoluyla Yapılan Tahkim Anlaşmaları eserinde yayımlan-
mıştır.
♦
P.t)• ahm Sö::lcşmcsi: Ticıın·lşlctmc,ıi,ı Dolaylı Devri 227
birinin Avrupa'daki tüın büyük şirket hesaplarından sorumlu yöneticisi
gurur duyduğum sevgili dostum Serra Akçaoğlu bir Türk'tür; örneklerin
sayısı çok, ben sadece çok yakından tanıdığım bir örnek vermekle yetirı-
meyi tercih ettim. Bu konuda daha detaylı bir çalışmaya atıf yapmakla
yetiniyorum13
5
.
3.12. Tahkim
Pay satım sözleşmeleri tahkime elverişlidir ve kanımca mutlaka 385
tahkime tabi olmalıdırlar. Bu tür davalarda mahkemelerin yetkilendiril-
mesine ilişkin anlaşmalar ile karşılaştım az da olsa; hatta bir birleşme ve
devralma ihtilafında mahkeme tarafından çok değerli bir hukukçu, Prof.
Dr. Haluk Burcuoğlu ile birlikte bilirkişi olarak atanmıştım. Raporun
tamamlanması birkaç ay sürmüştü, fakat yargılamanın bitmesi çok daha
uzun zaman aldı. Avukatlar mahkemelerden ve yargı işleyişinden hep
şikayet ederler. Oysa birleşme ve devralmalar ileilgili ihtilaflarını tahkime
taşımaları birçok durumda mümkündür; buna rağmen eğer mahkemeleri
yetkili kılıyorlarsa kanımca şikayet etme hakları da olmamalıdır. Uygu-
lamada İstanbul'daki ticaret mahkemeleri günde ortalama 30 duruşma
yapmak zorundalar. Yargıçlar kanımca insanüstü bir çaba sarf ederek
sağlıklı kararlar vermeye çalışıyorlar. Ekleriyle birlikte yüzlerce, hatta ba-
zen binlerce sayfadan oluşan birleşme ve devralmaya ilişkin sözleşmeler
ile ilgili olarak eğer mahkemelere gitmeyi tercih ediyorsanız; dosyanızın
birden fazla defa bilirkişiye gönderilmesinden, her belgenin Türkçeye
tercüme edilmesi gerekliliğinden, yargılamanın uzıın sürmesinden, yar-
gıcın sizi doğru anlayamamış olmasından dolayı şikayet etme hakkınız
olmadığını düşünüyorum.
3.13. Uygulanacak Hukuk
Uygulanacak hukukun seçimi konusunda dikkate alınması gereken 386
konu öncelikle bunun mümkün olup olmadığı. Sözleşmenin bir objektif
yabancılık unsuru barındırması halinde tartışılacak bir konu yoktur; söz-
leşme ile yabancı hukuk seçilebilir. Sorun objektif yabancılık unsurunun
ı
3
s Esin, 805 Sayılı Kanun'a Eleştirel Bir Bakış.
-
228 Birleşme ve Devralmalar
387
bulunmaması halinde ortaya çıkacaktır. Örneğin; 4686 sayılı MTK m.
2, yabancı finansman kaynaklannın kullanılması halinde bile, ihtilafların
MTK kapsamında değerlendirilebileceğini açıkça düzenliyor. Buna kar-
şın MÖHUK m. 1 farklı bir ifade içeriyor ve yabancılık unsuruna ilişkin
bir tanım barındırmıyor. Fakat öncelikle MTK m. 2 ile belirlenen yaban-
cılık unsurunun kıyasen MÖHUK m. ı anlamında uygulama alanı bula-
bileceğini ve MTK m. 2 anlamında yabancılık unsuru bulunması halinde
tarafların serbestçe sözleşmelerini yabancı hukuka tabi tutabileceklerini
düşünüyorum. Bunun yanında şunu da sormak gerekir; acaba MTK m.
2 anlamında bile yabancılık unsuru bulunmuyorsa yine de taraflar söz-
leşmelerine yabancı hukukun uygulanması konusunda anlaşabilirler mi?
Bu konuda Türk doktrini ve yargı kararları tam bir netlik sağlamıyor.
Bir görüş; sözleşmenin tarafları, ifa yeri, konusu, imzalandığı yer gibi
konularda herhangi bir yabancılık unsuru olmasa bile taraf iradesinin ye-
terli olduğunu ve yabancı hukukun seçilebileceğini kabul ediyor
136
• Buna
karşın bir başka görüş, ancak ilişkide objektif bir yabancılık unsurunun
bulunması halinde tarafların uygulanacak hukuku seçme imkanına sahip
olabileceklerini savunuyor
137
• Tahmin edebileceğiniz gibi taraf iradeleri-
ne üstünlük tanımayı tercih eden bir avukat olarak, bu konuda da taraf-
ların serbestçe hukuk seçimi yapabileceğini düşünüyorum. Devletin ege-
menlik hakkı, tarafların iradelerine serbesti tanınmasının sınırları gibi, bu
tartışmanın temelini oluşturan konulara burada değinecek değilim; bu
tartışmalar zaten bu konuyu benden çok daha iyi bilen akademisyenler
tarafından yapılmış ve yapılmaya da devam ediyor. Ülkemizde pek çok
konuda olduğu gibi, bu tartışma da belli bir noktada siyasileşiyor ve ya-
bancılık unsurunun bulunmamasına rağmen yabancı hukukun seçilme-
sinin kapitülasyonları geri getirmekle eş değer olduğu anlamına gelecek
yaklaşımlar ortaya konuyor. Benim burada avukat olarak değinmek iste-
136
Nomer, Devletler Hususi Hukuku, s. 309; Şanlı/Esen/Ataman Figanmeşe, Milletler
Özel, s. 258; Çelikel/Erdem, Milletler Özel, s. 328; Ekşi, Yabancılık Unsuru Taşıyan
Akitler, s.7.
137
Özdemir Kocasakal, Sözleşmelere Uygulanacak Hukukun Tespiti, s. 33; Tekinalp/
Uyanık Çavuşoğlu, Milletlerarası Özel Hukuk, s. 352 vd.; Doğan, Milletler Özel, s. 27;
Aybay/Dardağan, Yasaların Çatışması, s. 214; Akıncı, İnşaat Sözleşmeleri, s.70 vd.; Tar-
man, Akdi Borç İlişkilerinde Hukuk Seçimi, s. 146.
Pı1)
1
ahııı Sözleşmesi: Ticari lşlchucniıı Dolaylı Devri
229
digim tek konu serbestçe hukuk seçimi yapılmasının yöntemini bulma-
nın gerekliliği. Eğer MÖHUK m. 1 anlamında bir "yabancılık unsurunu"
sözleşmenizin yapısına zarar vermeden eklemeyi başarabiliyorsanız,
bunu yapmanızı öneririm. Bu sayede, kanımca çok da isabetli olmayan
ve taraf iradelerini sınırlayan bu yaklaşımın uygulamada aşılabileceğini
düşünüyorum. Tüm değerli akademisyenlerin görüşlerine sonsuz saygı
duyuyorum; benim şahsi kanaatim ise yabancı hukuk seçiminin her hal-
de mümkün olacağı yönünde. Fakat ben avukat olarak müvekkillerime
bir"öngörülebilirlik" sağlamak zorundayım; müvekkillerimizin çıkarlarını
korumak adına daha özenli davranmamız gerektiğini ve onları gereksiz
hukuki tartışmaların yapıldığı bir yargılama süreciyle karşı karşıya bırak-
mamak gerektiğini düşünüyorum.
4. SERMAYE TAAHHÜDÜ (İŞTİRAK) SÖZLEŞMESİ
Sermaye taahhüdü sözleşmesi ("subscription agreement"), sermaye 388
artınmı yoluyla çıkartılacak yeni paylan iktisap etmek suretiyle yeni bir pay
sahibinin hedef şirkete ortak olmasını ifade eder. Bu kısım kısa olacak ve
konuyu genellikle paysatım sözleşmesi ile karşılaşbrma yaparak aktarmaya
çalışacağım. Kural olarak pay satım sözleşmelerine ilişkin ilkeler bazı fark-
larla sermaye taahhüdü sözleşmesinde de uygulama alanı bulacaktır.
Ekonomik dinamikler yeni pay sahibi açısından, pay devralan alıcı 389
ile benzerlik gösterir. Pay satım sözleşmesine nazaran bazı temel farklı-
lıkları vardır. Öncelikle burada paylar devren değil, aslen iktisap yolu ile
edinilir. Yani devralınacak olan payların daha önce hiç maliki olmamıştır
ve bu sebeple iktisap devren değil aslen gerçekleşir. İkinci önemli fark
ise kendini sözleşmenin taraflarında gösterir; burada ifanın tarafları artan
sermayeye iştirak eden yeni pay sahibi ve şirketin kendisidir. Bu sebeple
pay satını sözleşmesinde karşılaştığımız hukuki asimetri sorunları burada
ortaya çıkmaz. Örneğin; hem bilgiyi veren hem de gizlilik sözleşmesi, ni-
yet mektubu, sermaye taahhüdü gibi sözleşmelerin tarafı hedef şirkettir.
Buna karşın bazen hedef şirketin kendisinin yanında hak.im ortakları da
sözleşmeye taraf olabilirler. Keza hedef şirketin taraf olmadığı ve sadece
hedef şirketin ortaklarının taraf oldukları sermaye taahhüdü sözleşmeleri
de gündeme gelebilir. Bu yapıların her biri, hukuken doğru kurgulandık-
-=
230
Birleşme ve Devralmalar
lan sürece, tercihe bağlı olarak kullanılabilir. Eğer şirket değil de haklın
ortak sözleşmeye taraf ise bu üçüncü kişinin (yani şirketin) fiilini taahhüt
şeklinde yapılandınlabilir. Bazen de hem hedef şirket hem de haklın
ortak sözleşmeye taraf olabilir. Bu durumda da tarafların borçlarının
belirlenmesi daha da büyük bir önem kazanacaktır; yani hedef şirketin
borçlan ile hakim ortağın borçlan açıkça belirlenmelidir.
390 Önemli olan kim, kimden, hangi hukuki sebeple ne talep eder so-
rusuna doğru cevapların verilebilmesidir. Öncelikle dikkate alınmalıdır
ki, burada ödenecek bedel pay satan ortağa değil, doğrudan hedef şirkete
ödenir ve yeni paylar da şirket tarafından çıkartılarak yeni ortağa verilir.
Yani tasarruf işlemi yatırımcı ile hedef şirket arasında gerçekleşir. Bazı
durumlarda da yeni ortak kısmen pay devri kısmen de yeni payların
iktisabı sonucunda gerçekleştirir yatırımını. Böyle durumlarda "hibrit"
bir işlemden bahsedilebilir; yeni pay sahibi, bunların bir kısmını mevcut
ortaklardan devren iktisap ederken, bir kısmını da sermaye artırımı sonu-
cunda hedef şirketten aslen iktisap etmektedir. Burada hatırlatmak gere-
kir; TTK m. 456 vd. uyarınca sermayeye iştirak halinde önceden taahhüt
edilmiş (mevcut) sermaye payının ödenmiş olması bir yasal gerekliliktir.
Bunun yanında anonim şirketlerde TTK m. 344 sermaye taahhüdü
sözleşmesi ile taahhüt edilen sermayenin yüzde yirmi beşinin tescilden
evvel ödenmesini
138
ve geri kalan yüzde yetmiş beşlik kısmın ise iki yıl
içerisinde ödenmesini öngörmüştür. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki
aynı hüküm uyarınca emisyon priminin tamamının tescil öncesinde pe-
şin olarak ödenmesi gerekmektedir. Genellikle sermaye taahhüdü sözleş-
melerinde yüksek emisyon primleri öngörüldüğü için emisyon priminin
tamamının tescil öncesi ödenmesine ilişkin bu zorunluluk uygulamada
bazı endişeleri de beraberinde getirecektir. Bu durumda yeni yatırımcı
henüz payları iktisap etmeden ödemesi gereken bedelin çok büyük bir
kısmını ödemek zorunda kalacağı için karşılıklı edimlerin aynı anda ifa
edilmesi mümkün olamamaktadır.
391 Buna bir şey daha eklemeyi unutmamak gerekir; ister sadece artırı-
lan sermayeye iştirak edilecek olsun, ister hibrit yapı tercih edildiği için
138
Limited şirketler bakımından tutarın yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi zo-
runluluğu TTK m. 585 uyarınca kaldırılmıştır.
1
Pa)' Satım Sözleşmesi: Ticari 1şlctnıcnin Dolaylı Devri
231
kısmen mevcut ortak pay satarken kısmen de hedef şirket yeni payları
arz edecek olsun, hemen hemen daima bir de pay sahipleri sözleşmesi
imzalanacaktır. Zira yeni yatınmcı bu yatırımı ile nasıl bir dünyaya adım
attığını bilmek ve bunu pay sahipleri sözleşmesi ile tanımlamak isteye-
cektir. Her yapıda unutulmaması gereken şudur, birleşme ve devralma
işlemi tek bir süreçtir ve içinde birden fazla unsur barındırır.
4.1. Mevcut Pay Sahiplerinin Kararlara Kabhmı
Sermaye taahhüdü sözleşmesinin hedef şirket tarafından ifa edile- 392
bilinesi için gerekli genel kurul ve yönetim kurulu kararların alınması
gerekir. Zira sermaye artırılamadığı sürece yeni çıkartılacak olan payların
yeni pay sahibine arzı da mümkün olmayacaktır. Bu sebeple hedef şir-
ket kayıtlı sermaye sistemine tabi ise yönetim kurulunun, değilse genel
kurulun hukuken geçerli bir sermaye artırım kararı alması gerekecektir.
Burada detayına girmeyi gerekli görmüyorum, fakat sermaye artırım
kararının alınabilmesi için gerekli tüm adımların hukuka uygun şekilde
atılmış olması gerekliliğini habrlatmak isterim. Eğer genel kurul veya
yönetim kurulunda gerekli çoğunluk sağlanamaz ise, sermaye artırımı da
gerçekleşmeyecektir. Keza mahkeme kararıyla iptal edilen bir sermaye
artının kararına dayanılarak iktisap edilen paylar kaybedilecektir. Bu
tür kararların bazı pay sahipleri tarafından hakkın kötüye kullanılması
suretiyle iptal davasına konu yapılabileceği, özellikle halka açık şirketler
açısından dikkate alınmalıdır. Unutulmaması gereken bir diğer konu
da, bu edinimler arasındaki bağlantının sözleşmese! olarak kurulması
gereğidir. Bir örnekle durumu açıklamaya çalışayım. Varsayalım ki yeni
yabrımcı işlem sonucunda şirketin %51 payına sahip olmak istemektedir.
Bunların %11 'lik kısmının yeni çıkartılacak paylardan %40'lık kısmının
da mevcut ortaklardan iktisap edilecek paylardan oluşacağını varsayalım.
Eğer sermaye artırımında bir sorun çıkacaksa yeni pay sahibi mevcut or-
taklara %40'lık paya tekabül edecek olan bedeli ödemek istemeyecektir.
Bu sebeple mevcut ortakların alınması zorunlu kararların hukuka uygun
şekilde alınması konusunda gerekli adımları atmasına ilişkin gereklilik
sözleşmeye yansıtılmış olmalıdır. Kanımca buradaki risklerden biri de,
başta sermaye taahhüt bedelini ödeyip buna ek olarak mevcut ortaklar-
232
Birl�mı: ııc Devralmalar
dm da pay satın alınması halinde, ileride sermaye artırım kararının mah-
keme kararıyla iptal edilmesi halinde alıcının durumudur.
393
394
4.2. Sermaye Artırımında Emisyon Primi ve Mevcut Pay
Sahiplerinin Korunması
Prensip itibariyle şirketlerin toplam değerinin nominal sermaye
rakamının üzerinde olması beklenir. Örneğin; şirket sermayesinin nomi-
nal bedeli 1 Milyon TL ise ve fakat şirketin değeri 10 Milyon TL ise bu
oran bire ondur. Bu durumda varsayalım ki yeni pay sahibi 5 Milyon TL
sermaye koymayı amaçlamaktadır. Eğer sermaye artırımı nominal değer
üzerinden yapılırsa toplam sermaye 6 Milyon TL olacaktır ve fakat şirke-
tin sermaye artırımı sonrası değeri 15 Milyon TL olacaktır. Sermayenin
bu şekilde artması halinde sermayenin nominal değeri ile şirketin değeri
arasındaki oran da bire iki buçuk olacaktır bu örnekte. Sermaye artırımı
öncesi 1 Milyon TL nominal sermaye payı ile sermaye artırımı öncesi 1O
Milyon TL şirket değerine sahip olan eski ortakların sahip oldukları de-
ğer de 2.5 Milyon TL seviyesine inecektir. Buna karşın sadece 5 Milyon
TL sermaye koymuş olan yeni pay sahibi de 12.5 Milyon TL seviyesin-
de bir değere sahip olacaktır. Yani eğer sermaye artırımı nominal değer
üzerinden yapılırsa, aradaki fark yeni pay sahibinin cebine girecektir. Bu
okuduklarınız çok saçma gelmiş olabilir, ama ne yazık ki gerçek ve çoksık
karşılaşılan bir sorun. Eğer sermaye artırımları nominal değer üzerinden
yapılırsa, sermaye artırımına katılmamayı tercih eden ya da katılmak için
finansal imkana sahip olmayan eski paysahiplerinin sahip oldukları değer
eriyecektir.
Yukarıda aktarmaya çalıştığım örnekteki sermaye artırımı emisyon
primli olarak yapılmış olsaydı durum tamamen farklı olacaktı. Nominal
değer yerine şirket değeri esas alınsaydı, yeni pay sahibinin katkısı sadece
5 Milyon TL olduğu için, sermaye artışı sonrası şirket değeri yine 15 Mil-
yon TL olacaktı, fakat sermaye taahhüdünde bulunan yeni pay sahibinin
payı altıda beş olmayacak, üçte bir seviyesinde kalacaktı. Mevcut pay
sahiplerinin sahip olduğu değerde de bir azalma meydana gelmeyecekti;
onlar hala 15 milyon TL toplam değerin içinde 1OMilyon TL seviyesinde
bir değere sahip olmaya devam edeceklerdi. Yukarıda aktardığım olayın
P.l)' S,ıtmı Sö::lcşmcsi: Ticari lşlctmcni,ı Dolaylı Devri 233
benzeri yakın geçmişte Türkiye'de bir halka açık şirkette gerçekleşti ve
ben bir hul"Ukçu olarak bunu engelleyemedim. Ne yazık ki çok bilgili ve
zeki yargıçlarunız bile bu konuyu analiz etmekte zorluk çekiyorlar, zira
içinde matematik var ve matematik biz hukukçuların pek sevmediği bir
alan; en azından benim neslim için bunu söyleyebilirim.
Üzücüdür ki, büyük çabalarla hazırlanmış, modem Türk Ticaret 395
Kanunu da bu konuya herhangi bir çözüm getirmemiştir; bırakın çözüm
getirmeyi, bu sorunu adeta yoksaymıştır, bu sayede ne yazık ki çoksaygın
akademisyenler bile verdikleri hukuki görüşlerde bunun bir "tercih mese-
lesi" olduğunu söyleyebilmektedirler. Oysa sermaye artınmını emisyon
primli olarak yapmak öncelikle yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı
sorumluluklarının gereğidir. Eğer 1 TL nominal değerdeki payın gerçek
değeri 10 TL ise, yönetim kurulunun yeni payları 1 TL karşılığında yeni
pay sahibine arz etmemesi gerekir. En azından özen ve sadakat borçları
bunu gerektirir. Bu sebeple sermaye taahhüdü sözleşmesinin tarafı olan
hedef şirketin yönetim kurulu üyeleri sermaye artırımı sonrası oluşacak
durumu dikkate alarak bedeli belirlemelidirler.
4.3. Ayni ve Nakdi Sermaye Meselesi
Sermaye taahhüdü karşılığında nakdi sermaye konulabileceği gibi 396
ayni sermaye de konulabilir. Eğer nakdi sermaye konulmuş ise değerleme
raporlarının hazırlanması başta olmak üzere tüm yasal gerekliliklerinyeri-
ne getirilmiş olması gerekir. Yine bu işlemde de, sözleşmenin tarafı hedef
şirket olacağı için, temsil ve ilzama yetkili kişilerin ve organlarda görev
alanların Üzerlerine düşen sadakat ve özen yükümünü tam ve gereği gibi
yerine getirmiş olmalarına dikkat edilmelidir. Diğer taraftan ayni serma-
ye koyan yeni pay sahibi, koyduğu ayni sermaye ile ilgili olarak satıcının
sorumluluğu hükümleri çerçevesinde hedef şirkete karşı sorumlu olacak-
tır
139
• Bu konuda ayni sermayeye ilişkin literatür dikkate alınmalıdır
140
.
139
Sevi, Anonim Ortaklıkta Sermaye, s. 287; Poroy /Tekinalp/ Çamoğlu, Ortaklıklar Hu-
kuku I, s. 116.
140
Poroy / Tekinalp / Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku I, s. 115 vd.; Kırca/Şehirali Çelik/
Manavgat, Anonim Şirketler, s. 350 vd.; Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, s. 53 vd.; konu
hakkında detaylı bir inceleme için bkz. Çan.kar, Ayni Sermaye.
◄
234
Dlrleıme ve Devralmalar
4.4. Kapanış Aşamasındaki Özellikler
397 Sermaye taahhüdü sözleşmesinin kapanışı, pay sahipleri sözleş-
mesinden farklı olmak zorundadır. Her pay devri işleminde genel kurul
karan gerekli olmayabilir; buna karşın sermaye taahhüdü sözleşmesinin
doğası gereği bir sermaye artırımı yapılmak zorundadır. Kayıtlı sermaye
sisteminin benimsenmiş olup olmamasına göre sermaye artırımı genel
kurul veya yönetim kurulu kararı gerektirir. Diğer taraftan, sermaye
artının karannın tescil ve ilanı da önemli bir aşamadır. Tescil sermaye
artırımı karannın verilmesinden sonra gerçekleşir ve genellikle kararın
alınması ile tescil ya da ilanın aynı gün yapılması zor olan işlemlerdir.
Aynca sermaye olarak ödenecek bedel hedef şirketin hesaplarına intikal
etmedikçe tescil gerçekleşmeyecektir. Yani sermaye taahhüdü ile yeni
payları iktisap edecek olan yatırımcı, ödemesi gereken bedeli tescil önce-
sinde şirket hesabına yatırmak zorundadır."Devrim niteliğinde"hükümler
içerdiği düşünülen Türk Ticaret Kanunu'nun bu konuyu düzenleme
şekli, yeni yatırımcıyı tescil gerçekleşinceye kadar tedirgin etmekten kur-
taramamıştır. Sebebini de anlayabiliyorum; kanunun "felsefesi" şirketi
korumak üzerine kurulmuştur. Lakin, ne yazık ki, Türk Ticaret Kanunu
şirketi yaratan değerin sermaye olduğunu ve sermaye koyması beklenen
yeni yatırımcıya bir güvenlik ağı vermenin gereğini kanımca yeterince
yerine getirememiştir. Buna ilişkin olarak farklı teorik cevaplar verile-
bilir. Özellikle sermaye artırımının tescil edilmemesi halinde, önceden
ödenen bedelin şirketten talep edilebileceği ileri sürülebilir. Bu doğru;
fakat yatırımcıyı "ikna etmek" anlamında bir şey ifade etmiyor. Belki bu
talebinizi şirkete karşı dava yoluyla ileri sürüp davayı kazanabilirsiniz,
ama yargılama sürecinin ne kadar süreceği, yargılama devam ederken şir-
ketin iflası halinde bu paranın akıbetinin ne olacağı gibi konular "devrim
niteliğinde hükümler içerdiği" ileri sürülen Türk Ticaret Kanunu'nda dü-
zenlenmemiştir. Bu noktada, bizler de avukat olarak sermaye taahhüdü
sözleşmesi ile yatırım yapmak isteyen müvekkillerimize bir çözüm sun-
mak zorundayız ve bunun için sözleşme hükümlerini bu riskleri dikkate
alarak yazmak zorundayız.
•
Pay Sııhnı Sözleşmesi: Ticari lşlctıııc,ıi,ı Dolaylı Devri
235
4.5. Sözleşmeye Aykırılık Halinde Şirketin Sorumluluğu
Sözleşmenin tarafı hedef şirketin kendisi olduğu için borca aykırılık 398
halinde sorumluluk da şirketin omuzlarındadır. Kanımca borca aykırılık
iki temel ayrıma tabidir sermaye taahhüdü sözleşmelerinde, sermaye ar-
tırımının gerçekleşmemesi halindeki sorumluluk ve sermaye artırımının
gerçekleşmesi durumundaki sorumluluk.
Sermaye Arbrımının Gerçekleşmemesi Halinde Şirketin
Sorumluluğu
Sözleşmenin ifa edilebilmesi için sermayenin artması gerekir. Her 399
ne kadar sözleşmenin tarafı hedef şirketin kendisi ise de, özellikle kayıtlı
sermaye sisteminin benimsenmediği durumlarda daha da açık olarak
ortaya çıkan bir durum dikkatten kaçmamalıdır. Eğer yetkili organlar
gerekli kararları vermezlerse şirket açısından borcun ifası da imkansız
hale gelecektir. Kanımca bunun kural olarak borçlunun kusurlu olına-
dığı sonraki imkansızlık olarak nitelendirilmesi düşünülebilir zira genel
kurul bir üst organdır ve sermaye taahhüdü sözleşmesini kuran yönetim
kurulu, üst organ konumundaki genel kurulun iradesi üzerinde "ipotek"
kuramayacaktır. Bu durumda şirket potansiyel yatırımcıya karşı sorum-
luluktan da kurtulacaktır. Bu durum yatırımcı için bir risktir ve yönetil-
mesi gerekir. Uygulamada, "condition to closing", yani yatırımcı açısından
borcun ifa edilmesinin geciktirici şartı olarak, tüm bu kararların alınmış
olınası öngörülüyor. Fakat tescil için taahhüt edilen sermayenin önceden
ödenmesi gerekliliği bu yapıyı sekteye uğratacaktır.
Sermaye Artırımı Gerçekleştikten Sonra
Şirketin Sorumluluğu
Eğer sermaye artırımı gerçekleşmiş ise taraflar borçlarını prensip 400
itibariyle ifa etmişler demektir. Lakin sözleşmede, özellikle beyan ve
tekeffüller altında, ayıplardan sorumluluğa ya da gelecekteki konulara
ilişkin olarak hedef şirket bazı potansiyel sorumlulukları üstlenmiş olabi-
lir. Eğer yeni yatırımcı bu durumda hedef şirketten tazminat talep ederse,
bunun ekonomik etkisi kendi üzerinde dolaylı da olsa ortaya çıkacaktır.
jiii
236 Birleşme ve Devralmalar
Özellikle yüksek oranda pay sahipliğinin elde edildiği durumlarda yeni
pay sahibi açısından tercih edilmeyebilir.
401 Yukarıda "lıukuki asimetri" açısından sermaye taahhüdü sözleş-
mesinin daha sorunsuz bir yapı olduğunu anlatmaya çalışmıştım, fakat
kanımca bu"lıukuki simetri" yeni yatırımcı açısından sorumluluk hukuku
anlamında farklı sorunlar yaratmaktadır. Bu sebeple aşağıda farklı bir
çözüm önereceğim.
4.6. Çözüm Önerisi
402 Ben sermaye taahhüdü sözleşmesinin hedef şirket yerine mevçut pay
sahipleri ile yeni yatırımcı arasında imzalanmasının daha sağlıklı ve tercih
edilmesi gereken bir yapı olduğunu düşünüyorum. Bu sayede yukarıda
açıkladığım ifa engelleri ve borca aykırılık durumunda ortaya çıkabilecek
riskler, yeni yatırımcı açısından daha kolay yönetilebilecektir. Yapılma-
sı gereken şey, mevcut pay sahiplerinin bizzat üstlendikleri borçlara ek
olarak hedef şirket tarafından yapılması gereken işlemleri, üçüncü kişinin
fiilini taahhüt anlamında yeni yatırımcıya karşı üstlenmesidir. Böylelikle
hem hukuki netlik sağlanabilir hem de sorumluluk halinde yatırımcının
dolaylı yoldan zarar görmesi engellenebilecektir. Şirketin de taraf yapıl-
ması halinde ise kimin hangi borcu ne şekilde ifa edeceğinin sözleşme ile
netleştirilmesi daha da önemli bir hal alacaktır.
• •
Pay Satım Söueşme..çi: Ticari 1şle.tmerıi,ı Dolaylı Devri 237
5. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR
• Pay satım sözleşmesinin amacı, bir ticari işletmenin geleceğini
belirleme imkanının dolaylı yoldan el değiştirmesidir. Bu sebeple,
ticari işletme satımı ile pay satımı arasında hukuki etki açısından
gözetilebilecek tek fark ifa yönteminden kaynaklanır.
• Her ne kadar adı "satım" sözleşmesi ise de, taraflar satım sözleş-
mesine ilişkin yasal hükümlerin bu sözleşmeye uygulanmayacağı-
nı kararlaştırabilirler.
• Satım sözleşmesine ilişkin yasal hükümler pay satım sözleşmeleri
ile ulaşılmak istenen ekonomik amaçlara uygun değildir.
• Sözleşmeler tarafların kanunudur. İçeriğini diledikleri gibi be-
lirleyebilirler. İçeriği tam ve sağlıklı olarak belirlenmiş pay devir
borcu doğuran bir sözleşme, hukuki öngörülebilirlik açısından,
satını hükümlerinden çok daha sağlıklı çözümler sunacaktır.
• Tarihsel kökenleri itibariyle daha basit satım konularını düzen-
lemeye elverişli olan yasal satım sözleşmesi hükümleri pay satım
sözleşmelerine uygulanmaya elverişli değildir.
• Sermaye taahhüdü sözleşmesi farklı şekillerde yapılandırılabilir.
Tercih edilmesi gereken yöntem, hedef şirketin değil mevcut or-
takların sözleşmenin tarafı olmalarıdır.
• Sermaye artırımında yeni payların nominal değer yerine gerçek
değer dikkate alınarak arz edilmesi gerekir. Bu aynı zamanda yö-
netim kurulunun şirkete karşı özen ve sadakat borcunun da bir
sonucudur.
•
VI. TİCARİ İŞLETME SATIM SÖZLEŞMESİ:
TİCARİ İŞLETMENİN DOĞRUDAN DOĞRUYA
DEVRİ
BÖLÜM KAYNAKÇASI
ACEMOĞLU, Kevorkj Borçlar Kanunu'nun 179. Maddesine Göre
Malvarlığı veya Ticari İşletmenin Devri, lstanbul 197lj AKYOL,
Şenerj Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, 2.
Bası, İstanbul 2006j ARICI, M. Fatih, Ticari İşletmenin Aktif ve
Pasifi ile Devri, İstanbul 2008j ARKAN, Sabihj Ticari İşletme Hu-
kuku, 24. Bası, Ankara 2018i BAHTİYAR, Mehmeti Yeni Ticaret
Kanunu Ve Borçlar Kanunu'nun Ticari İşletmenin Devri Konusunda
Getirdikleri, Legal Hukuk Dergisi, Sayı 106, 2011, s. 3889 - 39l0j
BAŞOĞLU, Başakj Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hukukta Ay-
nen İfa Talebi, İstanbul 2012i BEISEL, Wilhelm / KLUMPP, Hans
Hermanj Der Unternehmenskauf: Gesamtdarstellung der zivil- und
steuerrechtlichen Vorgiinge einschliefilich gesellschafts-, arbeits-, und
kartellrechtlicher Fragen bei der Übertragung eines Unternehmens,
Z Auflage, München 20l6j BERGJAN, RalJ; Die Auswirkungen der
Schuldrechtsreform 2002 auf den Unternehmenskauf, Münsterische
Beitriige zur Rechtswissenschafti 149, Berlin 2003j BÖCKLI, Peter,
Gewiihrleistungen und Garantien in Unternehmenskaufvertriigen,
in: Tschiini R. (Hrsg.), Mergers & Acquisitions I, Zürich 1998, s. 59
vd.j BUCHER, Eugen/ BUZ, Vedat, Mağdur Edilen Alıcı, Prof Dr.
Necip Kocayusufpaşaoğlu'na Armağan, Ankara 2004, s. 144 - 178.j
BUCHER, Eugenj Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner
Teil, 2. Auflage, Zürich 1988j CENGİL, M. Fatih, Ticari İşletmenin
Devri, İstanbul 20l8j ÇELİKBOYA, Keremi Ticari İşletmenin Devri,
İstanbul 2017i DEMİR, Korayi Ticari İşletmenin Devrinde Yeni Dö-
nem: Eski ve Yeni Sorunlar, İÜHFM 2013, Prof Dr. Ersin Çamoğlu'na
Armağan, C. LXXI, S. 2, s. 103-120j ENDEMANN, Wilhelmi Das
Deutsche Handelsrecht, Heidelberg 186Sj ERDEM, Ercümenti Türk
Ticaret Kanunu Uyarınca Ticari İşletmenin Devri, Yaşar Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 8-Prof Dr. Aydın Zevklilere Armağan
Özel Sayısı, 2013i ERİŞİR, Evrim; Ticari İşletmenin Devrinde İstih-
240 Birleşme ve Devralmalar
kak ve Tasarrıifım lptali Davaları Arasındaki llişki, Batiderj Cilt 24
Sayı 4,2008, s.271-301.; ESİN, İsmail Göklıa,ı, Sachmiingelhaftung
bcim U,ıtcnıclmıcııskauf ,ıac/ı deııtschem und türkischem Kaufrecht
wıter beso,ıdercr Beriicksiclıtigwıg der Verkauferpflichten, Frankfurt
a.M. 1998; GINTER, Petra, Verhiiltnis der Sachgewiihrleistung nach
Art. 197Jf OR zu den Rechtsbehelfen in Art. 97 ff OR, Zürich 2005;
GRUNEWALD, Barbara, Unerwartete Verbindlichkeiten beim Un-
tenıelımcnskaı4 ZGR 1981, s. 622-642; GÜMÜŞ, Mustafa Alper,
Borçlar Hukuku Özel Hükümler Cilt I, İstanbul 2013; HONSELL,
Heitıriclı /VOIGT, Peter Nedim/ WEIGAND, Wolfgang (Hrsg.);
Basler Konımentar zum Schweizerischen Privatrecht, Obligationenre-
clıt Bd.I., Art.l - 529 OR, 4. Auflage, Basel 2007; HUBER, Ulrich,
Die Praxis des Unternehmenskauf im System des Kaufrechts, Acp
202 (2002), s. 179-242.; KAPANCI, Kadir Berk, Satış Hukukun-
da Ayıptan Doğan Sorumluluk Ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri,
İstanbul 2012; KENDİGELEN, Abuzer, Yeni Türk Ticaret Kanunu
Değişiklikle'i Yenilikler ve İlk Tespitle'i İstanbul 2016; KRAUSE,
Hermatın; Unternehmer und Unternehmung Betrachtungen zur
Rechtsgrundlage des Unternehmertums, Schriftreihe der Wirtschafts-
hochschule Mannheim Heft 4, Mannheim 1954; NETTER, Oscar;
Zur aktienrechtlichen Theorie des "Unternehmen an sich'� Festschrift
fur Albert Pinner zu seinem 75. Geburtstag, Berlin und Leibzig, 1932,
s. 507-612.; OĞUZMAN, M.Kemal / ÖZ, Turgut; Borçlar Hu-
kuku Genel Hükümler Cilt I, 17. Bası, İstanbul 2019; OĞUZMAN,
M.Kemal / ÖZ, Turgut; Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II,
15. Bası, İstanbul 2020; OSER, Hugo / SCHÖNENBERGER, Wil-
helm; Borçlar Hukuku I, 2. Bası, (çev. Ferid Ayiter)ı İsviçre Borçlar
Kanunu Zürih Şerhi, Madde 110-183 OR (TBK m. 109-181), Şerhin
İkinci Basılışının Tercümesi, 1950; POROY, Reha / YASAMAN,
Hamdi; Ticari İşletme Hukuku, 18. Bası, İstanbul 2019.; SANLI,
Kerem Cem, Hukuk ve Ekonomi Perspektifinden Sözleşme Huku-
ku ve Sözleşme Yaptırımlarının Ekonomik Analizi, İstanbul 2017;
SCHENKER, Urs, Risikoallokation und Gewiihrleistung beim Un-
ternehmenskauf, in: Tschiini R. (Hrsg.), Mergers & Acquisitions VII,
Zürich 2005, s.239-283.; SCHWARZ, Andreas B.; Borçlar Hukuku
Dersleri, 1. Cilt (çev. Bülent Davran)ı İstanbul 1948; TEKİNAY,
Seldhattin Sulhi /AKMAN, Sermet /BURCUOĞLU, Haluk/
ALTOP, Atilla; Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası,
L
Th ın i�ttmr, ,ıhııı�ô::lr.şııır$i: Tınıri lşlrtıııcııiıı Doğnıılıııı Dognıyıı Dcıırl 241
�st,ml>ul1991; TOPUZ, Muı-at; Ticari lşlctmcııiıı Dcııriııdc Tasarruf
lşlcmlrrinc llid:in ekil Sorımıı, MÜHFHAD, c. 18, s. 2 (ôzcl Sayı
10.. ayılı Türk Ticaret Kmıımu'ııu Beklcrkcıı 10 11-12 Mayıs 2012
.c..m110=;
1
w11u) s. 19-81.; TSCHANI, Rudolf / DIEM, Haııs-Jakob
I lTOLF,Afattlıias; M&A-Traıısaktioııeıı ııaclı Sclıwcizer Rccht, 2.
Aııj1agc, Ziiriclı-Basel-Ge,ıf 2013; ÜLGEN, Hiiseyiıı / HELVACI,
Afclınıet / KAYA, Arslan / NOMER ERTAN, Fiisun; Ticari İşlet-
me Hukı,ku, 6. Bası, İstaııbul 2019; ÜLGEN, Hüseyiıı / HELVACI,
Afehmet / KENDİGELEN, Abuzer/ KAYA, Arsla,ı / NOMER
ERTAN, Füsutı; Ticari İşletme Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2009;
VISCHER, Markus; Auswirkungen des Fusionsgesetzes auf Share
wıd Asset Deals- zugleich ein Beitrag zur Vermögensübertragung, in:
Tsclıiiııi Rudolf (Hrsg.)ı Mergers & Acquisitions VII, Zürich 2005, s.
211-238; VISCHER, Markus, Sachgewi:ihrleistungen bei Unterneh-
meııskiiufen, SJZ 97 (2001), s. 361-368.; WELLER,Marc-Philippe;
Saclınıiingellıaftung beim Unternehmenskauf,in: Grunewald, Barba-
ra/ Westennann, Harm Peter (Hrsg.), Festschrift für Georg Maier-Re-
imer zum 70. Geburtstag, München 2010, s. 839-854; WEST, Glenn
D. / LEWIS, Benton Lewis; Contracting to Avoid Extra-Contractual
Liability - Can Your Contractual Deal Ever Really Be the 'Entire'
Deal?, Business Lawyer Vol. 64, 2009, s. 999-1038.; ZIMMER, Da-
niel; Der Anwendungsbereich des Sachmi:ingel-Gewi:ihrleistungsrechts
beim Unternehmenskauf - Pli:idoyer für eine Neubestimmung, NJW
199� s. 2345 - 2351.
1. TEMEL İLKELER
Bir ticari işletmenin geleceğini belirleme yetkisi, daha önce de de-
ğindiğim gibi, iki şekilde devredilebilir. Bunun ilki dolaylı devir olarak
adlandırdığım pay devridir, sermaye taahhüdü sözleşmesi ise bunun bir
türevidir. Bu yöntemde ticari işletmenin sahibi olan tüzel kişiliğin ser-
mayesini temsil eden paylar iktisap edilmekte ve bunun sonucunda yeni
ortak pay sahipliğine dayanarak ticari işletmenin geleceğini belirleyebil-
mektedir. Edinilen payların azınlık veya çoğunluk paylar olması da önem
taşımaz; önemli olan işlem sonrası bu imkanlara kavuşulmuş olup olma-
masıdır. Bazen azınlık pay edinilmiş olmasına rağmen yine de geleceği
belirleme imkanı elde edilebilir. Ben buna "dolaylı devir" demeyi tercih
403
-
242
Birleşme ve Devralmalar
404
ettim, zira ticari işletmenin geleceğini belirleme yetkisi dolaylı olarak
devredilmektedir; görünürde devredilen ise paylardır. Burada inceleyece-
ğimiz diğer devir yöntemi ise, ticari işletmenin kendisinin devridir; buna
da "doğrudan devir" demeyi uygun buluyorum. Tekrar hatırlatmakiS
t
e-
rim, bu iki devir yöntemi arasındaki temel fark ekonomik amaçta değil;
hul"Uki yöntemde ortaya çıkar. Hukuki anlamdaki fark ise kanımca devir,
yani tasarruf işleminin konusunun farklı olmasından kaynaklanmaktadır
sadece. Doğrudan devirde ticari işletmenin unsurları devir işlemine konu
olurken, dolaylı devir yönteminde ticari işletmenin sahibi olan tüzel ki-
şiliğin payları devir işleminin konusunu oluşturmaktadır. Uygulamada
değişik sebeplerle dolaylı satış olarak adlandırdığım pay devrine oranla
daha az gördüğümüz bir devir yöntemidir ticari işletmenin doğrudan
satışı ve devri. Bunun en büyük sebeplerinden biri de oluşan vergi yükü-
dür; bu iki devir türünün vergisel etkilerine ilişkin farkları Erdal Ekinci
tarafından yazılan bölümde
141 göreceksiniz. Fakat tek sebep sadece vergi
yükü değildir.
Aslında doğrudan devir açısından, yasal düzenlemede yer alan bazı
hükümler, devre ilişkin ilk bakışta"kolaylaştırıcı" olduğu düşünülebilecek
ve bu bölümde değinecek olduğum bazı mekanizmaları içermektedir.
Daha önce Kara Avrupası hukukunu lego parçalarına benzetmiştim. Tica-
ri işletme satımı aslında üç"parçayı" birden kullanıcının emrine sunuyor
denebilir. Bu"önceden hazırlanmış"parçaların bir kısmı satım sözleşmesi-
ne ilişkin düzenlemeler sayesinde, sözleşme içeriğinin belirlenmesini ve
eksikliklerin tamamlanmasını sağlıyor. Bunun yanında ikinci parça, yani
TTK m. 11/3 aktifin, daha doğru bir ifade ile malvarlığı unsurlarının tek
bir işlemle devrine imkan veriyor. Buna ek olarak TBK m. 202 borçların
da tek bir işlemle, daha doğrusu ilanla devrine olanak veriyor. Yani hem
borçlandırıcı işlem hem de tasarruf işlemleri için hazırlanmış kalıplar var
yasalarımızda.Aslında ilk bakışta bunların işlem kolaylığı sağlamak adına
çok önemli araçlar olduğu düşünülebilir belki; ancak Türk hukukunda
uygulama bunun tersine doğru evrildi. Sebeplerine aşağıda detaylı olarak
değineceğim, lakin şimdiden görüşümü kısaca paylaşayım. Bu "kolay-
laştırıcı araçların veya mekanizmaların" uygulama ile uyumlu olduğunu
141
İlave Bölüm 7-Vergi Hukuku Açısından Birleşme ve Devralmalar.
♦
nı'tlrl lşlctmr Scıhııı Söz.1,·�ıııc�i: Tlc,ırl lşlrtıııcıılıı Doğrııılmı nogrııyn Devri 243
düşünmüyoruın. Bunun yanında benim uygulama hataları olarak gör-
düğüın, TBK ın. 202 açısından yasanın düzenlediği alanın dışına çıkıp
"siirpriz sorımıluluk" yaratma çabasının da bu kolaylaştırıcı araçların kul-
lanınunı daha da riskli bir hale soktuğu ortadadır. Bu sebeplerle kanımca
bu yöntenı uygulamada genellikle tercih edilmemektedir.
1.1. Genel Açıklamalar
Daha önce, bir anonim şirketin paylarının devri ile ticari işletmenin 405
devri arasında ekonomik amaç açısından bir fark görülmemesi gerektiğini
ifade etmiştim. Kanımca bu iki devir yöntemi arasındaki temel fark devre
konu malvarlığı unsurlarının devir yöntemine ilişkindir. Payın devri nasıl
kendi kurallarına göre yapılıyorsa, bir ticari işletmenin malvarlığı unsur-
ları da kendi hukuki rejimlerine göre devredilecektir. Gerçekten, TTK
m. 11 / 3 yürürlüğe girmeden önce malvarlığı unsurlarının her birinin
kendi kurallarına uygun olarak devri zorunluydu. Bu sebeple taşınmaz-
ların, fikri mülkiyet haklarının, taşınırların ve alacak haklarının ve diğer
unsurların devri ayrı ayrı gerçekleştirilmeli idi. Her ne kadar TTK m.
ll/3'ün yürürlüğe girmesiyle bu gereklilik ortadan kalkmış olsa da; eğer
bu hüküm kapsamında bir devir yapılmıyorsa bu gereklilik aynen devam
etmektedir. Eğer taraflar "kolaylaştırılmış yöntem" olduğu ileri sürülen bu
yolu tercih etmezlerse malvarlığı unsurlarını halen teker teker devredebi-
leceklerdir. Her durumda tarafların mutabık kaldıkları ortak ekonomik
amaç ticari işletme üzerindeki ekonomik geleceği belirleme yetkisinin
devri olduğu için daha önce pay satım sözleşmesi kapsamında değindi-
ğim temel ilkelerin tamamı
142
burada da uygulama alanı bulacaktır.
1.2. Ticari İşletme: Her Şeyin Başlangıcı
Borçlar hukukunu, hukukun temeli olarak gören bir hukukçu olarak, 406
hukukun "büyük patlaması"nın hukuki işlem olduğunu düşündüğümü
daha önce paylaşmıştım
143
. Ticaret hukukçularının "büyük patlaması"
142
Bölüm V-2.6, para. 283.
143
Bölüm 1-6, para. 27.
""
244 Birleşme ve Devralmalar
ise ticari işletme olmuş uzun zamandır. Türk Ticaret Kanunu da merkeze
ticari işletmeyi koyuyor bu sebeple
144
.
407 Ticaret hukukunun bu en temel kavramına ilişkin Alman hukukçu-
lar daha 19.yüzyılda eser vermeye başlamışlar. Bu teorik derinlik, zaman
içinde"Unternehmen an sich
1451
�yani "ticari işletmenin kendisi" noktasına
ulaşmış. Bu kitap için bazı kuramların temellerini incelemeye çalışırken
Hermann Krause'nin Mannheim Ekonomi Yuksek Okulu rektörlüğüne
atanıp göreve başlarken verdiği bir konferans metnine ulaştım
146
• Daha
da eskiye giderseniz 1865 yılında Wilhelm Endemann'ın ilk basısı yapı-
lan eserinde
147
; "ticari işletme taciri yaratıTj tacir ticari işletmeyi yaratmaz."
ifadesine ulaşabilirsiniz. Ticaret hukukçuları ticari işletmeyi adeta sahi-
binden bile bağımsız hale gelmiş, kendi kendine gelişen, ilişkiler kuran
bir ekonomik organizma olarak görüyorlar
148
• Oysa medeni hukukçular
için ticari işletme, üzerinde doğrudan ya da dolaylı (pay sahipliği sıfatına
dayanarak) mülkiyet hakkı kurulan ve hukuki işleme konu olabilen mal-
varlığı unsurlarının bir bütünü sadece.
408 Yukarıdaki açıklamaları çok teorik ve gereksiz bulabilirsiniz ve
kanımca haklısınız; lakin yine de değinmek gerektiğini düşünüyorum.
Aşağıda bahsedeceğim "borçların ticari işletmeyi takip edip yeni malike
karşı ileri sürülebilir hale gelmesi" düşüncesi aslında bu yaklaşımın bir
144
Bir medeni hukuk asistanı olarak 1992 yılında "ticari işletme satımında satıcının sorum-
luluğu" konusunda tez yazmak istediğirru söylediğimde çok eleştirilmiştim;"medeni hu-
kukçu ticari işletme konusunda tez yazmaz" demişti bazı meslektaşlarım. Oysa ticari işlet-
menin de satım sözleşmesine konu olabileceğini ve bunun bir "hukuki işlem" olan satım
sözleşmesi ile belirlenen sınırlarda gerçekleşeceğini düşünüyordum ve konuyu değiştir-
medim. Beni bu konuda çalışmaya en çok teşvik edenlerden biri de bir ticaret hukukçusu
oldu, Mehmet Somer. Ne yazık ki onun tüm ısrarlarına rağmen doktora tezimi Türkçeye
çevirmedim ve fikirlerini alamadım. Mehmet Somer borçlar hukukunu ve önemini çok
iyi bilen bir ticaret hukukçusu idi; 2004 yılında çok genç yaşta kaybettik.
145
Netter, Zur aktienrechtlichen Theorie des ,,Unternehmen an sich".
146
Krause, Unternehmer und Unternehmung.
147
Endemann, Das Deutsche Handelsrecht, s. 63 vd. (Krause, Unternehmer und Unter-
nehmung, s. 6'dan naklen.)
148
Türkiye gerçeğinde pek çok sayıda anonim şirket yönetim kurulu üyesinin arkadaşları ile
yediği akşam yemeğinin, hatta yaptığı tatildeki otel faturasını şirkete kestirdiği hatırlanır-
sa bu teorinin ne kadar gerçekçi olduğu bambaşka bir boyut kazanabilir.
T
TıC-Aıri lşlctmc Satım Sözleşmesi: Ticari lşlctmcnin Doğrudan Doğruya Devri 245
sonucu. Eğer sizce "borçlu sıfatı" bir gerçek veya tüzel kişiye aitse, borç-
ların ticari işletmeyi takip etmeyeceğini düşünüyor olabilirsiniz. Buna
karşın ticari işletme adeta "sahibinden bile farklı bambaşka bir ekonomik
organizmadır" diyorsanız, borçların ticari işletmeyi takip edip ticari iş-
letmenin yeni malikinin kapısını çalması sizce doğal bir durumdur. Bu
konudaki detaylı tartışmayı aşağıda yapacağım. Şimdilik şunun altını çiz-
mekle yetinmek istiyorum: Alınan hukuku doktrini ve yasal düzenleme-
leri uzun zamandır ticari işletmeyi her şeyin merkezine koymayı tercih
ediyor. Fakat ticaret hukuku alanındaki bu yoğun Alman hukuku etkisi,
İsviçre hukukunu temel alan borçlar hukuku yapımıza bazen uyum sağ-
layamıyor. Bu uyumsuzluğun belki de en tehlikeli şekilde ortaya çıktığı
konu da ticari işletmenin devri ve TBK m. 202'nin uygulanma yöntemi.
Alınan hukukundaki bazı hukuki tartışmaları çok zihin açıcı bulmama ve
Almanya'da doktora yapmış olmama rağmen, Alman hukukundan fazlaca
"esinlenmenin" Türk hukuku açısından tehlikeli bir yaklaşım olduğunu
düşünüyorum.
1.3. Satıcının Satılanın Ayıptan Sorumluluğu Anlamında
Pay Sabmı İle Ticari İşletmenin Satımı Arasındaki
Farklar
Daha önce defalarca ifade ettim; benim tercihim bu tür sözleşmeleri 409
satını sözleşmesinin dar kalıplarına hapsetmemek. Gerekçelerini de açık-
lamıştım, tekrar hatırlatmakla kalmayayım, biraz da Roma hukukundan
günümüze satım sözleşmesinin nasıl evrildiğine değineyim. Bu konuya
burada tekrar ve ek detaylarla değinmek istememin sebebi, devre konu
ticari işletmenin alacaklılarının yeni malike alacaklarını tahsil etmek için
başvurmaları, daha doğrusu başvuramamaları gerektiği, konusunda aşa-
ğıda açıklayacağım görüşlerimi temellendirmek.
1.3.1. Satım Hukuku Açısından
Varsayalım ki, taraflar aralarındaki sözleşmeye satını hükümlerinin 410
uygulanmayacağınailişkin bir hüküm koymamışlar ve bunun sonucunda
sözleşmeye, bazı yazarlara göre doğrudan bazılarına göre kıyasen, satım
-
◄
246 Birleşme ve Devralmalar
hüliimleri uygulanacak
149
. Acaba pay satışı (dolaylı satış, "share deal") ile
ticari işletmenin satılması (doğrudan satış, "asset deal") arasında, satıcı-
nınsorumluluğu anlamında bir fark gözetmek gerekir mi? Bir kere "satıcı-
nın ayıplardan sorumluluğu" bir sözleşme hukuku meselesidir. Oysa neyi
devrettiğiniz, yani sözleşmeden doğan borcunuzu hangi tasarruf işlemi
ile ifa ettiğiniz l'1.llctl olarak bir mülkiyet, yani eşya hukuku meselesidir.
Satıcının sorumluluğu da bir sözleşme hukuku meselesi olduğuna göre,
ayıplardan sorumluluk açısından baktığınız zaman, sizin neyi devretti-
ğiniz değil, sözleşmese! borcunuzun ne olduğu önemlidir. Buna karşın,
satıcının ayıplardan sorumluluğunun özünde "teslim edilmesi sözleşmese!
olarak borçlanılan şeyin, kararlaştırılan veya olağan niteliklere sahip olma-
ması" olduğu ileri sürülebilir. Bu haklı bir ifadedir, fakat yine de sonucu
değiştirmeyecektir; her iki durumda da edimin konusu ticari işletmedir,
bunun payların devri ya da ticari işletmeyi oluşturan malvarlığı unsurla-
rının devri şeklinde gerçekleştirilmesi ayıplardan sorumluluk anlamında
fark yaratmaz. Satıcının sorumluluğunun sınırlarını çizen şey sözleşme
hukukudur, mülkiyeti düzenleyen eşya hukuku değil.
411
412
1.3.2. Sözleşmeye Sabm Hukuku Kurallarının
Uygulanmaması Durumunda Devredenin
Sorumluluğu
Sözleşme yazma tekniği açısından, tarafların açıkça bir satrm sözleş-
mesi kurmayı amaçlamadıklarını ve bu sebeple satım hukukuna ilişkin
hükümlerin uygulanmamasını tercih ettiklerini sözleşmeye yazmaları
gerektiğini düşünüyorum ve bunu daha önce de ifade ettim. Belki okuyu-
aıların bir kısmı bu "satım hukuku düşmanlığının" kaynağını hala merak
ediyor olabilir. Sebebi çok basit; satım hukukuna ilişkin yasal düzenleme
bu kadar karmaşık yapılı bir satım konusunun yükünü kaldıramıyor!
Bu bir hukuk tarihi veya hukuk felsefesi kitabı değil, bu sebeple daha
uzun bir açıklama yapmanın anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Fakat
şunu da sormak gerekir: Neden satım sözleşmesi kanun ile düzenlenmiş?
Satım sözleşmesi öyle önemli bir sözleşme olmuş ki tarih boyunca, birçok
149
Bu konudaki ayrıntılı açıklamalar için bkz. Bölüm V-1.2, para. 249.
Ticariişletme Satım Sözlqml!5i: Ticari Jllctmcnin Dotrudan Dotruya Devri 247
konuyu yasa ile düzenlemeyi tercih etmeyen İngiltere'de bile 1893 yılın-
da "Sale of Goods Act" yürürlüğe girmiş. Roma'dan beri de egemen güç,
yani devlet ticaret hayatını kolaylaştırmak için bazı"sözleşme parçalarını"
kullanıcıların ihtiyaçlarını gözeterek kullanıma amade kılmış. Bununla
kastettiğim daha önceki örneklerden de hareketle lego parçalan aslında.
Hatta Roma'da durum daha da ilginçmiş; yasanın tanımlamadığı bir dava
(talep, "actio") tipi hukuken var olamadığı için, wrunlu olarak önceden
belirlenen talepler üzerinde kurgulanmış tüm sözleşmeler. Gerçekten Ius
Civile'nin dava hakkı tanıyarak koruma altına almadığı durumlarda bir
hakkın varlığından bile bahsedilemez. Ius Civile o nedenle nzai akitlerin
en önemlisi olarak sabmı (Emptio- Venditio) tanımlamıştır. Oysa günü-
müzün modem hukuk sistemleri adeta "tabu" haline getirilmiş sözleşme
tiplerinin yerine, tarafların iradelerine öncelik veren sözleşme serbestisi
ilkesini benimsiyor. İşte benim önerim de zaten bu sözleşme serbestisini
kullanmak. Tabii bu ifadeye karşı, emredici hükümlerin varlığı sebebiy-
le, serbestinin sonsuz olmayacağı fikri ileri sürülebilecektir. Bu doğru;
yasalar bazı sınırlar çiziyor ve taraflar bu sınırlar içinde kalarak kendi
kurallarını koyuyorlar. Lakin hukuk matematiksel anlamda "kümeleri" ve
"fonksiyonları" tanımlar ve eğer sizin sözleşmeniz bu kümenin içinde yer
almıyorsa, buna ilişkin sonuçlara da tabi olmazsınız, yeter kisözleşmenizi
bu kümenin dışına çıkarmanıza engel olacak bir emredici yasa hükmü
bulunmasın. Satım hukuku, sözleşmenizi "satım hukuku kümesinin dışı-
na çıkarma" anlamında tarafların iradesine serbesti tanımaktadır. Diğer
taraftan, ticari işletme devri açısından TBK m. 202 anlamında sorulması
gereken şey şudur: Kanunun öngördüğü ve açıkça düzenlediği durum
nedir? Bunun cevabını Türk Borçlar Kanunu'nun kendisi veriyor, "aktif
ve pasiflerin birlikte devri" halinde sizin sözleşmeniz TBK m. 202 ile ta-
nımlanan "kümeye" dahil oluyor. Aşağıda"aktifve pasiflerin birlikte devri"
konusuna detaylı olarak değinmeye çalışacağım.
Diğer taraftan, eğer devir borcu doğuran sözleşmenizi bir satını söz-
leşmesi olarakkurgulamayıp buna satım hükümlerinin uygulanmayacağı-
na ilişkin açık bir hüküm koyarsanız satım hükümleri ve bunun sonucun-
da da ayıplardan sorumluluk hükümleri uygulanmayacaktır. Yapmanız
gereken kanımca, devredenin, sözleşmese! olarak üstlendiği edim ile ifa
413
◄
248 Birleşme ve Devralmalar
ettiği edim arasındaki farktan kaynaklanan sorumluluğunu sözleşme hü-
lrümleri ile düzenlemektir.Satıcının sorumluluğu açısından da pay satımı
ile ticari işletme devri arasında bir fark gözetilmemesi gerektiğini tekrar
ifade etmek gerekir; önemli olan tarafların iradeleridir. Üçüncü kişiler
açısından bunun etkilerini, özellikle TBK m. 202 anlamında borçlardan
sorumluluğu aşağıda açıklamaya çalışacağım.
1.4. Türk Ticaret Kanunum. I 1/3 Devir İşlemlerini
Gerçekten Kolaylaşhrdı Mı?
4
14 Ticari işletmenin devri konusunda ilk bakışta TTK m. 11/3 gerçek-
ten ufuk açmıştır:
"Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu
tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir
bütün halinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir.
Aksi öngörülmemişse,devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işlet-
me değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet
haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsur-
larını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi
bir bütün halinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır.,
ticaret siciline tescil ve ilan edilir."
41
5 Aslında "devrim niteliğinde bir düzenleme" olduğu bile düşünülebilir
bu hükmün; en azından ben ilk okuduğumda öyle düşünmüştüm. Zira
bu düzenleme olmasaydı her biri kendi rejimine tabi olacak şekilde dev-
redilmesi gereken tüm malvarlığı unsurlarının, bu düzenleme sayesinde
tek bir işlemle devredilebilmesinin uygulama açısından çok önemli bir
fırsat olduğu düşünülebilir.Eskiden gayrimenkullerin tescil, menkullerin
teslim, alacakların temlik ve diğer malvarlığı unsurlarının da kendine
özgü tasarruf işlemi ile teker teker devredilmesi tek yoldu. Bu değişiklik
sayesinde hepsinin bir bütün olarak tasarruf işlemine konu olmasına
imkan sağlanması özellikle zaman ve maliyet göz önüne alındığında bir
uygulamacı açısından oldukça pratik ve faydalı bir gelişme olarak nitelen-
dirilebilir. Acaba gerçekten öyle mi düşünmeliyiz uygulamacılar olarak?
1) .ır-ilşlctmt' Sııtı,ıı Sihlı-şmrsi: 'J'iccırl /ş/ctııı(ıı/ıı IJogrıııl,ııı Dogrııyıı /Jr.vrl 249
Eleştirmek kolaydır; ama yapmak zordur. Bu sebeple Türk Ticaret 416
Kanunu taslağını hazırlayan komisyonun harcadığı emeği öncclikJc tak-
dir etınek gerekir. Gerçekten büyük emeklerle hazırlandı kanun taslağı
ve gerekçesi. Ancak emeğe saygı duymak, bu emek sonucunda ortaya
çıkan tüın sonuçları oldukları gibi benimsemeyi de gerektirmez. Ben
Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlanmasında emek harcayan tüm değerli
hukukçulara büyük saygı duymakla birlikte TTK m. 11 anlamında yapı-
lan düzenlemenin birleşme ve devralma işlemleri açısından uygulamaya
yönelik faydalı bir çözüm getirdiğini düşünmüyorum. Belki bu tür iş-
lemlerle ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayan uygulamacılar için
faydalı bir "lego parçası" olduğu düşünülebilir. Buna karşın kanımca bu
düzenleme, gerçek dünyada karşılaştığımız karmaşık birleşme devralma
işlemleri açısından bakınca durumu daha da karmaşık bir hale sokacaktır.
Öncelikle ifade etmek gerekir, TTK m. 11, iyiniyetle hak iktisap 417
edecek üçüncü kişi açısından sorun çözmek bir yana, yeni bir sorun
yaratmaktadır. Devir borcu doğuran işlem bir şeydir, bu devir borcunun
ifa edilmesi, yani tasarruf işlemi ayrı bir şeydir. Örneğin; sözleşmenin
kurulmasından sonra ve fakat ifasından önce, gayrimenkulün bir üçüncü
kişiye devri halinde, mülkiyet hakkının bundan ne şekilde etkileneceği
TTK m. 11'de düzenlenmiyor. Teorik olarak üçüncü kişinin, mülkiyeti
tapu sicilinde iktisap etmesi halinde hangi "maliki" tercih etmek gerek-
tiği kanımca TTK m. 11/3 ile cevaplanamamış bir sorudur. Hangi sicile
öncelik vermek gerekir sizce; ticaret siciline mi tapu siciline mi
150
ve bu
sicillerden hangisine göre üçüncü kişiyi "iyiniyetli" saymak gerekir? Oysa
TTK m. 1 şu hükmü içeriyor:
"Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk
Medenf Kanunu'nun ayrılmaz bir parçasıdır."
Kendisini "Medeni Kanun'un ayrılmaz parçası" olarak tanımlayan 418
bir kanunun, ayrılmaz parçası olduğu kanuna nazaran öncelikle uygulan-
ması mantıken de hukuken de mümkün değil kanımca.
ıso Ticaret siciline ilanın iyiniyeti ortadan kaldıracağı yönünde bkz. Erdem, Ticari İşletme-
nin Devri, s. 998; ticaret siciline ilanın iyiniyeti ortadan kaldırmayacağı yönünde bkz.
Arkan, Ticari İşletme Hukuku, s. 274.; Ülgen/Helvacı/ Arslan/Ertan, Ticari İşletme Hu-
kuku, s. 384; Çelikboya, Ticari İşletmenin Devri, s. 203.
r
250
Birleşme ve Devralmalar
419 Sorun yaratan bir diğer konu da, taslağın hazırlanması aşamasında
uygulamadaki önemli tercihlerin dikkate alınmamış olmasıdır. Yasal
düzenleme, sözleşmenin yazılı olarak yapılmasını ve ticaret siciline tescil
ediln1esini öngörüyor, bu konudaki yönetmelik hükmü de aynen şöyle:
"Ticaret Sicil Yönetmeliği - Madde 133
(1) Ticari işletme, Kanunun 11 inci maddesi uyarınca bir
bütün halinde ve devamlılığı sağlanmak suretiyle devredilebilir.
(2) Bir ticari işletmenin devrine ilişkin devir sözleşmesi yazılı şekil-
de yapılır ve aşağıdaki hususlar yer alır:
a) Tarafların adı ve soyadı veya unvanı ile tebligat adresi.
b) Ticari işletmenin sözleşme dışında bırakılan unsurları.
c) Ticari işletmenin bir bütün olarak ve devamlılığını sağlayacak
şekilde devredildiğine ilişkin şartsız beyan.
ç) Ticari işletmenin satış fiyatı ve ödeme şartları.
(3) Ticari işletmenin devri, devir sözleşmesinin tümünün tescili ile
hüküm ifade eder.
(4) Ticari işletme devir vaadi, belli bir süre sonra hüküm ifade
edecek devirler ve şartlı devirler tescil edilemez."
420 Doğrusu bir ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşmenin kamusal
alanda tüm detayları ile paylaşılmasının anlamlı, mantıklı ve gerçekçi bir
yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Yasaların gerçek dünyadan kopuk
olmamaları gerektiğini; bu sebeple işlem kolaylığı yaratmak için yapılan bu
düzenlemenin uygulamanın ihtiyaçlarına cevap vermekten çok uzak oldu-
ğunu düşünüyorum. Buna karşın ticari işletmeyi devir borcu doğuran söz-
leşmenin tamamının değil, sadece yasal olarak zorunlu olan kısmının ayn
bir belge olarak imzalanıp sadece bunun tescil ve ilanının yeterli olduğu ve
uygulamada sadece bu kısma ilişkin ayrı bir sözleşme yapılabileceği ileri
sürülebilir. Hani bu"devrim niteliğindeki düzenleme" işlem kolaylığı sağlama
amacına hizmet edecekti biz uygulamacılar için? Aynı konuda iki ayrı söz-
leşme varsa hangisine öncelik vermek gerekir sizce? Ya da yeni tarihli söz-
leşme acaba eski tarihli sözleşmeyi yürürlükten kaldırmış mıdır? Veya ikisi
de aynı tarihi taşıyorsa ihtilaf halinde hangisini uygulamak gerekir? Tüm
bu sorular uygulamacılara müvekkilleri tarafından yöneltiliyor ve yeknesak
•
Ticari işletme Sat:mı Sözleşmesi: Ticari lşlctmeııiıı Doğmdaıı Doğruya Devri 251
bir cevap henüz oluşınadı. Tahnıinen bu endişeme karşı burada bir sorun
görmediğini düşünen ve bu konuda hukuki mütalaa vermeye hazır çok
sayıda hukukçu vardır, fakat ihtilaf halinde hakem heyetinin önünde bunu
tartışmak ya da hakem olarak karar vermek zorunda kalan meslektaşlarım
beni daha iyi anlayacaklardır. Birleşme ve devralma avukatları sözleşmeleri-
ni yazarken ihtilaf cephesini minimize etmeye çalışırlar ve fakat bu ikircikli
durum ihtilaf halinde çok gereksiz bir tarbşmanın kapısını açabilir. Yeni
Türk Ticaret Kanunu ile ilgili olarak Abuzer Kendigelen'in kapsamlı ve sis-
tematik çalışmasını incelerseniz, TTK m. 11'in aslında sadece buzdağının
tepesi olduğunu göreceksiniz. Ne yazık ki biz uygulamacılar, Türk Ticaret
Kanunu gerekçesinde elliyi aşkın maddeyle ilgili olarak "doktrin ve yargı
kararları ile çözülmesi beklenen'' sorunlarla baş başa bırakılmış bulunuyo-
ruz
151
. İşte savunucuları ve hazırlayıcıları tarafından "devrim niteliğinde" ol-
duğu ileri sürülen yeni Türk Ticaret Kanunu'nun biz uygulamacıları maruz
bıraktığı sorun tam da budur!
Son olarak değinmek istediğim konu da ticari işletmenin TTK m.
11/3 kapsamında devredilmesinin bir yasal zorunluluk olmadığıdır. Ta-
raflar dilerlerse halen, eskiden olduğu gibi, her bir malvarlığı unsurunu
kendi hukuki rejimine uygun olarak devredebilirler.Bunu tercih etmeleri
halinde aralarındaki sözleşmeyi ticaret siciline tescil ve ilan etmelerine
yönelik bir zorunluluk da doğmayacaktır. Bunun tersini de ifade etmek
gerekir; eğer taraflar sözleşmeyi ticaret siciline tescil ve ilan etmek iste-
mezlerse bu "kolaylaştırılmış" devir yönteminden faydalanamayacaklar-
dır. Sonuç itibariyle, TTKm. 11/3 taraflara bir ekimkan sunmaktadır. Bu
imkandan faydalanmak istemeyen taraflar eski yöntemleri kullanmaya
devam edebilirler.
İlk bakışta çok olumlu, hatta adeta devrim niteliğinde bir gelişme
olarak görülebilecek TTK m. 11, özellikle kamuya açıklanacak bilginin
kapsamı açısından uygulamacıların ihtiyacına cevap verememektedir. Bu
düzenlemenin işlem kolaylığı sağladığı söylenebilir fakat özellikle gayri-
menkuller üzerindeki mülkiyet hakkı açısından yeni sorunlar yarattığı da
göz ardı edilemez.
421
422
151 Kendigelen, TTK, Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, s. 26.
252 Birleşme ve Devralmalar
423 Tfun bunlara ek olarak, Thrk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdikten
sonraki döneıne bakıldığında, İstanbul'da bu yöntem halen uygulana-
mamal.-tadır. Ben bu satırları yazarken Temmuz 2020 itibariyle İstanbul
Ticaret Sicili TTK m. 11/ 3 altında yapılan tescil ve ilan taleplerini redde-
diyordu. Un1arım zaman içinde bu aksaklık giderilir ve TTK m. 11 bunu
tercih edenler için uygulanabilirlik kazanır. Sonuç olarak TTK m. 11/3
uzaktan bakınca adeta bir "devrim niteliğinde"; fakat ne uygulanabiliyor,
ne de bu haliyle uluslararası işlemler açısından anlamlı bir çözüm sunuyor.
1.5. Ticari İşletme Devri: TBKm. 202 Sistematiği ve Amacı
424
Ticari işletme devrinde ilk akla gelen, Türk Borçlar Kanunu anla-
mında "bir ticari işletmenin aktif ve pasifi ile devri" olacaktır. Aslında
TBK m. 202 bu konuyu bakın nasıl düzenliyor:
"Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifi ile birlikte dev-
ralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret
Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan
gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten baş-
layarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan
sorumlu olur."
425
Burada düzenlenen işlem, aktif ve pasifin birlikte devralınmasıdır.
Yani TBK m. 202'nin uygulama alanı, ticari işletmenin aktifi ile birlikte
pasifinin de devralınmasının taraflarca amaçlanması halidir. Eğer bu dü-
zenleme olmasaydı borçların her birinin, ilgili alacaklının rızası ile tek tek
devredilmesi gerekecekti. Bu haliyle bakıldığında düzenlemenin amacı,
borçların ticari işletmenin yeni maliki tarafından üstlenilmesini kolaylaş-
tırmaktır.
426 Borçlar hukuku yüzyıllardır kendi sistematiği içinde hep çıkarlar
dengesini kurmaya çalışıyor ve bunu yaparken de adım adım kuruyor bu
çıkarlar dengesini. Bunun örneklerinden biri, satıcının ayıplardan sorum-
luluğu. Yasa satıcının ayıptan sorumluluğunu kusura bağlamıyor, yani ku-
suru olmayan, ayıbın varlığından haberdar dahi olmayan satıcıyı ayıplardan
sorumlu tutuyor. Bu, alıcı lehine bir tercihi ortaya koyuyor satım hukuku
anlamında. Alıcı lehine bu düzenlemeyi tercih eden Türk Borçlar Kanunu
1
Ticari lşlthnc Scıhııı Sözleşmesi: Ticarilşlctmcıılıı Dot,-ııda,ı DogruycıDevri 253
siste.nü, bunu dengelemek için ayıp hükümlerine dayanmak isteyen alıcının
on1uı.lanna muayene ve ihbar külfetlerini yüklüyor. Yani bir taraftan satı-
anın omuzlarına kusursuz. sorumluluk yüklenirken, diğer taraftan alıcının
omuzlarına muayene ve ihbar külfeti yükleniyor. Bir diğer örnek de cezai
şart ile ilgili olarak verilebilir. Taraflar eğer cezai şart kararlaştırmışlarsa,
alacaklı hiç zarara uğramasa bile cezai şart miktarını talep edebilmektedir;
bunu yaparken zarar miktarını kanıtlamak zorunda değildir (TBK m. 180).
Bunun yanında genel ilice gereği, kusursuzluğu kanıtlamak, borcunu ihlal
eden tarafın ispat külfeti kapsamında olduğu için, cezai şart talep eden taraf
diğer tarafın kusurunu kanıtlamak zorunda da değildir
152
. Sorumluluktan
kurtulmak isteyen borçlu kusursuzluğunuispatlamalıdır. Bu da yine alacak-
lı lehine bir düzenlemedir. Buna karşın eğer alıcı kararlaştırılan cezai şart
miktarının üzerinde bir zarara uğradığı iddiasında ise bu durumda hem
zararın miktarını ve bunun kararlaştırılan miktarın üzerinde olduğunu
kanıtlamak zorundadır hem de borçlunun kusurunu kanıtlamalıdır (TBK
m. 180/2). Her iki durumda da, adeta koşu yarışının başında dış kulvar-
daki yarışmacılara görünüşte verilen "avans" gibi, sözleşmenin bir tarafına
verilen bu avantaj da süreç içinde dengelenmektedir. Gözünüzün önüne
400 metre koşu yarışını getirin. Dış kulvarda koşan yarışmacılar önde baş-
larlar yanşa, iç kulvarda koşanlar ise geriden. Fakat hepsi de tam 400 metre
koşarlar, ne daha az ne de daha fazla. Zira verilen avans sadece görseldir ve
ilerideki aşamalarda dengelenecektir. Yukarıdaki cezai şart ve sabm huku-
ku örneklerinde de başta bir avantaj elde ettiğini düşünen taraf ilerleyen
aşamalarda bu avantajdan yararlanabilmek için ek bir külfete katlanmak
zorunda kalmaktadır.
Muayene ve ihbar külfeti alıcı açısından, zararın yanında kusurun da
kanıtlanmasına yönelik ek ispat külfeti de cezai şart alacaklısı açısından
ilerideki aşamalarda dengeyi tekrar kuran külfetler olarak ortaya çıkmak-
tadır. Böylece, aynen koşu yarışmalarında olduğu gibi, baştaki avantaj
dengelenmektedir. Eğer 400 metre koşusunu baştan sona kadar izlerse-
niz, ne demek istediğimi anlayacaksınız; son düzlükte tüm yarışmacıların
koşu pozisyonları eşitlenince külfet ve avantajların ne anlama geldiği
daha iyi anlaşılacaktır.
427
152
Tekinay Borçlar Hukuku, s. 359i Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku, Cilt II, s. 551.
254
Birleşme ve Devralmalar
42S Aynı yaklaşım ticari işletme devri için de söz konusudur. Normal
şartlar altında her bir alacaklıyı tek tek arayıp bulup, onları ikna etmek
zorunda kalacak olan devralan ve özellikle de devredene TBK m. 202
bir imkan vermektedir. Eğer onlar aktif ve pasifin birlikte devredilmesi
konusunda anlaşmışlarsa TBK m. 202 kapsamında ilan vermek suretiyle
alacaklıların her birinden ayrı ayrı onay almak zorunda kalmaksızındev-
rin gerçekleşmesini sağlayabilmektedirler. Kanunun amacı ticari işletme-
nin aktif ve pasifiyle devri konusunda anlaşan tarafların, bu amaçlarına
ulaşmalarını kolaylaştırmaktır sadece.
429 Kanunun yukarıdaki çıkarlar dengesini kurma gayretini, yani başta
bir tarafa bir avantaj sağlayıp daha sonraki aşamada bunu tekrar dengele-
mek yaklaşımını -deneme mahiyetinde bile olsa- ticari işletmenin aktif ve
pasifi ile devrine uygulamak gerekir. Kanımca TBK m. 202 kapsamında
başta devir kolaylığı yolu ile sağlanan avantaj, bir sonraki adımda devrede-
nin iki yıl sürecek müteselsil sorumluluğu ile dengelenmiştir. Gerçekten
sorumluluğundan ilanla kurtulan eski borçlu iki yıl boyunca müteselsilen
sorumlu tutularak denge sağlanmaktadır. İşte düzenlemenin amacı da bu
şekilde anlaşılmalıdır; bir taraftan devir işleminin taraflarına işlem kolay-
lığı sağlamak ama diğer taraftan bunu, devreden ve devralanın müteselsil
sorumluluğu ile dengelemek ve bu sayede alacaklıyı hem devredene hem
de zaten borcu üstlenmiş olan devralana başvurma imkanına kavuştur-
mak hedeflenmiştir.
430 Satım ve cezai şart örneklerinden farklı olarak bu tür işlemlerde iki
değil üç taraf vardır; devreden, devralan ve alacaklı üçüncü kişi. Kimdir
bu durumda acaba kendisine yarışın başında "avans" verilen taraf; devre-
den midir, devralan mıdır yoksa üçüncü kişi konumundaki alacaklı mıdır?
Kanımca kendisine avans verilenler grubunda ilk elenmesi gereken taraf
alacaklıdır. Gerçekten alacaklı ilk aşamada bir avantaj elde etmemiştir,
tam tersine kendisine borçlu olan kişi kendi iradesi dışında değişmekte-
dir, yani ticari işletmeyi devreden taraf borçlu olmaktan kurtulmaktadır.
Yani ilk aşamada dezavantajlı başlayan, yani dış kulvardan koşuya başla-
yan taraf alacaklı üçüncü kişidir. Zaten aynen bu sebeple TBK m. 202 ile
dengelenen çıkar da alacaklının çıkarıdır. Artık o dilerse eski borçluya,
dilerse yeni borçluya başvurabilecektir alacağına kavuşmak için. Hem
♦ •
1l ,1ri lşlthtır ııhm Sihlcşıııcsi: 1'ic,ırl lşlctıııcıılıı Dogrııdmı D,ıgrııynOcıırl 255
yeni borçlu, yani devralan borcu üstlendiği için; hem eski borçlu, yani
devreden de kanun gereği müteselsilen sorumludur alacaklıya karşı.
O halde ikinci aşamaya geçerek bu avantajı elde eden tarafı tespit
etınek gerekecektir; acaba borcun TBK m. 202 altında üstlenilmesi sure-
tiyle ticari işletmeyi devreden mi başta avantaj elde etmiştir, yoksa dev-
ralan nu? Bu sorunun önemi şurada ortaya çıkar; başta avantaj elde eden
kim ise, daha sonra dezavantaj da onun omuzlarına yüklenecektir. Dikkat
etınek gerekir, doğrusu TBK m. 202 anlamında devralanın ne avantajı
vardır, ne de dezavantajı. Zira TBKm. 202 zaten aktif ile birlikte pasifin
devrini düzenlemektedir. Yani TBK m. 202 kapsamında, devralan zaten
borcu üstlendiği ve iradesi de bu yönde olduğu için üçüncü kişi alacaklıya
karşı bir avantaj elde etmemiştir. Tam tersine devralan, borcu sözleşme
gereği üstlendiği için bu borcun alacaklısına karşı sözleşme gereği-dikkat,
kanun gereği değil!- borcu ödeme sorumluluğu altına girmiştir. Kanımca
bu mekanizmada avantajı elde eden, borçtan kurtulan taraftır; yani avan-
tajı elde eden taraf, bu kolaylaştırılmış yöntem sayesinde ticari işletmeyi
devredip borcundan kurtulmayı amaçlayan taraftır. Zaten çıkarları den-
gelemek amacı ile, TBK m. 202 tam da doğru olanı yapmış ve devredeni
devralan ile birlikte alacaklıya karşı_iki yıl boyunca müteselsilen sorumlu
tutmuştur. Borç artık devralan tarafından üstlenildiği için kanunun sağla-
dığı imkandan faydalanarak kolayca borcunu nakleden eski borçlu, yasa
gereği alacaklıya karşı iki yıl daha müteselsilen sorumlu kalmaya devam
edecektir ve başta alacaklı aleyhine bozulan çıkarlar dengesi böylece
tekrar kurulacaktır. Kanundan kaynaklanan teselsülün taraf iradesi ile
değiştirilemeyeceği kuralı kanımca burada sadece devreden açısından
etki yaratacaktır
153
. Dikk�t etmek gerekir, kanuni teselsül devralan değil
devreden açısından ortaya çıkmaktadır. Zira TBK m. 202 sistematiğine
göre aktif ve pasifler birlikte devredildiği için devralan zaten borcu dev-
153
Yargıtay'ın kanundan kaynaklanan teselsülün etkisine ilişkin olarak devreden ve devra-
lan arasında bir aynın yapmadığına ilişkin kararlar için bkz. Yarg. 21. HD., E.2018/ 5345,
K. 2019/3508, T. 7.5.2019;
Yarg. 4. HD., E. 2013/16824, K. 2014/2127, T.11.02.2014;
Yarg. HGK, E. 2014/19, K. 2015/1743, T. 24.6.2015; "Bu nedenle söz konusu miiteselsil
borç kanun hükmünden (BK m. 179'dan) doğduğundan, teselsülden kaynaklanan sorumlu-
luğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz." (www.lexpera.com, Erişim Tari-
hi: 19.08.2020)
431
•
256
Birleşme ve Devralmalar
ralmaktadır; bu sebeple yasadan kaynaklı olarak müteselsil sorumluluğu
doğan taraf da devralan değil, devredendir.
432 Aktifin devri konusunda ise TBK m. 202 bir düzenleme içermediği
için her bir malvarlığı unsurunun kendi rejimine göre devri gündeme
gelebileceği gibi TTK m. 11/3 altında devir de yapılabilir. Eğer aktif
ile birlikte pasifler de devrediliyorsa kanımca pasifler için TBK m. 202
aktifler için de TTK m. 11/3 hükmü bir arada kullanılarak devir işlemi
tamamlanabilir.
1.6. Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi İle Bir Bütün Olarak
Devralınması Halinde Devreden ve Devralanın
Müteselsil Sorumluluğu
433 Eğer aktif ile birlikte pasifler de devrediliyorsa, devralan zaten
borçlardan sorumlu olmayı kabul etmiş demektir; devreden ve devralan
tarafların iradeleri de bu yöndedir. Buna karşın aslında devir suretiyle
borcundan kurtulması gereken, yani devreden taraf, devralanın yanında
iki yıl boyunca "müteselsilen" sorumludur. Yani alacaklı bu iki yıl boyun-
ca dilerse eski borçluya dilerse yeni borçluya başvurabilir ve bunlardan
her biri borcu ifa etmekle mükelleftir. Borç bir kez ifa edilince alacak sona
erecektir; lakin iç ilişkide devreden ve devralan arasında bir rücu ilişkisi
söz konusu olabilir. Örneğin; acaba eğer devralan varlığından haberdar
olmadığı ve bu sebeple fiyata da yansımayan bir borçtan dolayı bir ödeme
yapmak zorunda kalmışsa, devredene başvurarak kendisine bu bedelin
ödenmesini talep edebilir mi? Keza varlığı bilinen ve devri amaçlanan bir
borç için, üçüncü kişi konumundaki alacaklı eski borçlu olan devredene
başvurup alacağı ondan tahsil etmiş ise ve eğer devir sözleşmesinde aksi-
ne bir düzenleme yok ise, bu defa devreden devralana başvurarak ödeme
talep edebilecek midir?
434 Yeri gelmişken "müteselsil" borçluluk kavramına da değinelim.
Uygulamada "müştereken ve müteselsilen" kavramının birlikte kullanıl-
dığına o kadar çok tanık oldum ki, bazen bu durumun tahammül sınırımı
aştığını hissettim. Bu kavramın birleşme ve devralma işlemlerinde kulla-
nılması genellikle İngiliz hukukundaki "jointly and severally" kavramın-
n,--oti lşlthnc Scıtım Södc.şmc.si: J'icııri lşlctmc,ıi,ı Dogrııdaıı Dogmya Devri 257
dan kaynaklanıyor kanımca. Oysa Türk hukukunda müşterek borçluluk
ile nıüteselsil borçluluk birbirinden farklı kavramlar
154
•
Bunun da ötesinde kanımca "müştereken ve müteselsilen" kavramları,
Türk hukulnında birlikte kullanılmaması gereken kavramlardır. Sorum-
luluk ya "müşterekendir" ya da "müteselsilen"; ikisinin bir arada olması
kural olarak mümkün değildir. Bir de "müşterek borçlu müteselsil kefil"
kavramı kullanılmaktadır ki, bu teorik olarak mümkün olmakla birlikte,
bunun gerçekleşmesi gerçekten pratikte pekkarşılaşılan bir durum değil-
dir.Örneğin; evinizin tadilatı için birlikte hareket edenbirsıva ustasıve bir
de boya ustası ile anlaştığınızı ve bunların birbirlerine nazaran "müşterek
borçlu ve müteselsil kefil" olduklarını düşünün. Bu istisnai durumda ger-
çekten müşterek borçluluk ile müteselsil kefalet birlikte cereyan edebilir.
Bu iki usta duvarın sıvanıp boyanmasını birlikte üstlenmişlerdir; sıvacı
sıvayı tamamlayacak ve bunun üzerine boyacı boyayı yapacaktır. Birinin
kendi işini yapabilmesi için diğerinin de kendi işini yapması gerekecektir.
Bunların borçları bölünebilecek niteliktedir aynı zamanda. Bu açıdan ba-
kınca sıva ve boya ustasının borçları birbirinden farklıdır ve ancak sıvacı
kendi işini bitirdikten sonra boyacı kendi işini yapabilecektir.Eğer bunlar
aynı zamanda birbirlerine kefil olurlarsa ve bu kefalet müteselsil kefalet
ise, hem müşterek borçluluk hem de müteselsil kefalet bir arada hayat
bulacaktır. Düşünün; "müşterek borçlu ve müteselsil kefil" kavramlarını bu
amaçla mı kullandınız? Borçlar hukukunun genel hükümlerine ilişkin
hemen her eser bu farkı yeterince anlatıyor. Bu kitabın amacı borçlar
hukuku teorisini baştan aktarmak değil; sadece hatırlatmak. Bu sebeple
bu konuya daha fazla değinmeye gerek görmüyorum; özellikle Tekinay
Borçlar Hukuku yeterince yol gösterici olacaktır
155
•
Son olarak, müşterek borç ile müteselsil borç arasındaki farkı şu
şekilde açıklayabilirim. Müşterek borç lise yıllarında fizik dersinde öğ-
rendiğimiz seri bağlanmış dirençlere benzer, müteselsil borç da paralel
bağlanmış dirençler gibidir. Bunun ne anlama geldiğini anlatayım önce.
Seri bağlanmış dirençlerde elektrik akımı önce ilk dirençle karşılaşır ve bir
435
436
ıs. Müşterek ve müteselsil borçluluk kavramlarına ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ka-
pancı, Birlikte Borçlulukta Borçlular Arası İlişkiler.
ı.s.sTekinay Borçlar Hukuku, s. 321 vd.
L
◄
258
Birleşme ve Devralmalar
sonraki dirence "ilk dirençten kalan alnın" erişir. Oysa paralel bağlanmış
dirençlerde tüm dirençler aynı anda elektrik akımı ile karşılaşırlar; hangi
kabloda direnç daha fazla ise O kablodan daha az akım geçebilecektir.
Buna karşın hangi kabloda direnç daha düşükse, o kablodan daha fazla
akım geçebilecektir; yani bir ters orantı söz konusu olacaktır ve aynen
bu sebeple her iki devrede toplam direncin hesaplanması farklı yöntem-
lerle yapılır. Seri devrelerde doğru orantının paralel devrelerde ise ters
oranbrun kullanılmasının sebebi de budur. Meslektaşlarım için hatırlan-
ması zor olan ama basit bir fizik denklemi anlattığımın farkındayım; fakat
müşterek ile müteselsil sorumluluk arasındaki farkı hukukçu olmayanlara
anlatmak için çok işime yaradı daha önce; bu sebeple paylaşmak istedim.
Müvekkillerimin karar vericileri genellikle hukuk değil mühendislik veya
ekonomi eğitimi almış kişilerdi; bu örneği de daha hızlı ve doğru anladı-
lar genellikle.
1.7. İlan: Ticari İşletme Devrinin Üçüncü Kişiler Açısından
Hukuki Etkisi
437 TBK m. 202 anlamında aslında iki boyut vardır. Bunların ilki taraflar
arasındaki sözleşmeye ve taraf iradelerine dayalı işlemdir. Bu, ilk etapta
taraflar arasında hüküm ifade eden bir hukuki işlemdir. Ne zaman ki ilan
yapılır, işte bu durumda diğer boyut dünyaya gelir ve üçüncü kişiler açı-
sından bir hukuki etki ortaya çıkar. Bu sebeple ilanın içeriği büyük önem
taşımaktadır. İlan, ticari işletme devrinde Türkiye Ticaret Sicili Gazete-
si'nde yapılır. İlanın bir diğer etkisi de borcun naklinin meydana gelmesi
açısından ortaya çıkar. Devralan ilanın yapılması ile birlikte borçlu sıfa-
tını kazanır. Keza devredenin iki yıllık sorumluluğu da ilan tarihinden
hesaplanır. Eğer devir anında mevcut olan borç ilandan sonra muaccel
hale gelecekse iki yıllık süre de muacceliyet tarihinden başlar.
438 Aşağıda daha detaylı değineceğim, pasiflerin devir işleminin kap-
samının dışında bırakılabileceğini ve bu sınırlamanın üçüncü kişileri de
bağlayacağını ve bu sınırlamanın etkili olabileceğini düşünüyorum. İşte
pasiflerin devir kapsamında hiç yer almaması veya kısmen yer alması için
bunun ilanda tam ve doğru olarak anlaşılır şekilde açıklanması gerekmek-
tedir. İlanda üçüncü kişilere tam olarak neyin devredildiği anlatılmalıdır.
L
Tiom 1"'1-tmc Satırn Sozlqnıai: Tıcart lıldmcnln Dotruda,ı Dogruya D�vri 259
Örneğin·;bilanço gereği", "bilançoda ve ticari defterlerde yer alan borç·
lar" ya da "X TL ile sınırlı olmak üzere tüm borçlar" gibi ifadeler geçerli
bir sorumluluk sınırlaması olarak değerlendirilemez.
Sormak gerekir, acaba ltiç ilan yapılmadan ticari işletmenin sadece 439
al-ti.Beri devredilmiş ve pasifler devir kapsamının dışında bırakılmış ise,
acaba alacaklılar nasıl korunacaklardır? İlk akla gelebilecek çözüm;"pasif
aktifi takip ederj bu sebeple aktifi devralan, yasa gereği pasifi de devralmış
sayılır" demektir
156
• Bunun sağlıklı bir analiz ve çözüm olduğunu düşün-
müyorum; hatta bunun adeta bir tabu olduğunu düşünüyorum ve bazı
istisnalar haricinde yasal dayanağının olduğunu bile düşünmüyorum.
Sebebi de çok açık, TBK m. 202 anlamında ilan edilmesi gereken şey
neydi hatırlıyor musunuz? "Ticari işletmenin aktif ve pasifi ile devri�
diyor TBK m. 202 açıkça; yani eğer pasif devredilmiyorsa TBK m. 202
uygulanmayacağı için zaten ilana da gerek yoktur. İlan yapılmasını gerek-
tiren durum aktif ve pasiflerin birlikte devredildiği durumdur. Zaten
TBK m. 202 borçların devralana naklinin kolaylaştırılmasını amaçlayan
bir düzenleme. Ortada pasifi devir amacı yoksa ilanı gereken bir durum
da yoktur. Bu durumda sormak gerekir; alacaklıları nasıl koruyacağız?
Ticari işletmenin devamlılığına güvenen ve alacaklı kalmayı kabul eden
üçüncü kişi alacaklının mağdur olmasını nasıl engelleyeceğiz? Öncelikle
anlaşılması gereken şey şudur, TBK m. 202 üçüncü kişilerin mağduriye-
tini engelleyen bir düzenleme değildir; sadece borçların üstlenilmesini
kolaylaştırmaktadır. Zira eğer alacaklı üçüncü kişi kendini korumak adına
teminat veya benzeri bir önlem almamışsa bu alacaklıya TBK m. 202 ça-
tısı altında ilave bir koruma bahşetmenin de hukuki bir dayanağı olma-
dığını düşünüyorum. Eğer devreden ve devralan bu işlemle alacaklıları
zarara uğratmayı amaçlamışlar ise, bu zaten bambaşka bir durumdur. Bu
durumu da İİK m. 277 vd. özellikle de İİK m. 280 düzenliyor. Oysa TBK
m. 202'nin düzenlediği şey ise bundan farklıdır. Yukarıda açıkladığım
gibi, TBK m. 202 ticari işletme ile ilgili borçların eski borçlu tarafından
ıu Arkan, Ticari İşletme Hukuku, s.42 vd.; Kendigelen, E. Ticari İşletme Hukuku, s. 170.;
Acemoğlu, Malvarlığı Ve Ticari İşletmenin Devri, s. 41. Ayrıca Kendigclen'in yeni Türk
1
Ticaret Kanunu döneminde görüş değişikliğine gittiği yönünde bkz. M. Fatih Cengil,
1
Ticari İşletmenin Devri, s. 247.
1
260
Birleşme ve Devralmalar
devrini kolaylaştırmaktadır ve fakat eski borçlunun da iki yıl daha sorum-
luluğunun devam ebnesine ilişkin bir düzenlemedir sadece.
440 Değinilmesi gereken bir diğer konu da şu; eğer taraflar aktif ile bir-
likte pasifin de devrini amaçlamışlar ve fakat ilan yapılmamış ise hukuki
durum ne olacaktır? İlan pasifin devrini sağlayacağı için, ilanın yapılma-
mış olması, pasifin devrinin de gerçekleşmemesine sebep olacaktır. Bu
durumda devreden aslında borçtan kurtulmayı amaçlamışken ilan yapıl-
madığı için pasifler devralana intikal etmeyecek ve devreden, üçüncü kişi
alacaklılara karşı, adeta devir hiç gerçekleşmemişçesine sorumlu olmaya
devam edecektir. Oysa bu durum taraflar arasındaki sözleşmeye aykırıdır
ve devredenin de sorumluluktan kurtulması, daha doğrusu sadece iki yıl
boyunca yasa gereği müteselsilen sorumlu kalıp bundan sonra da sorum-
luluktan tamamen kurtulması gerekmektedir. Bu durumda devredenin
aynen ifayı talep ederek ilanın yapılmasını devralandan talep etme hak-
kının olduğunun kabulü gerekir kanımca. Devralan bu ilanı yapmaktan
kaçınırsa aynen ifa talebinin ileri sürülebileceğini düşünüyorum. Keza
bu dönemde kendisine karşı ileri sürülen talepleri tatmin etmek zorunda
kalan devreden, sözleşmeye dayanarak devralana rücu edebilecektir.
441 İlan ile ilgili değinmek istediğim son konu, bu ilanın kimin tarafın-
dan ve hangi içerikle yapılacağıdır. Kural olarak ilan metninin taraflarca
birlikte kararlaştırılması beklenir. Eğer devralan ilan ile ilgili olarak dev-
redeni yetkilendirmiş ise verdiği bu yetkinin sonuçlarına da katlanmak
zorundadır. Üçüncü kişi için bağlayıcı olan belge ilanın kendisidir. Eğer
devralanın ilanın içeriği ile ilgili olarak devredene verdiği yetkinin sınırı
aşılmış ise, Türk Borçlar Kanunu anlamında yetkisiz temsil hükümleri
değil
1 Türk Ticaret Kanunu anlamında ticari temsilcinin üçüncü kişiler
nezdinde uyandırdığı güven ilkesi ve buna bağlı hukuki sonuçlar meyda-
na gelecektir
157
.
157
İsviçre Hukuku'nda benzer görüş için bkz. Bucher, Obligationenrecht, s. 590.; Türk
Borçlar Kanunu anlamında yetkisiz temsil hükümlerinin uygulanacağı yönünde ise bkz.
Arıcı, Ticari İşletmenin Devri, s. 192. Ben Bucher'in görüşünün isabetli olduğunu düşü-
nüyorum.
w
Ticnn·lşlrtmr Sııtmı Södcşrııc:si: Ticari l�lı:tmaılıı Doğnıdmı Doğrııy(l Devri 261
1.8. Tabu nıu Gerçek mi? Borçlar Ticari işletmeyi Takip
Eder; Ticari İşletmenin Aktifini Devralan Tüm
Borçlardan Da Kanun Gereği Sorumludur!
Hemen başta bu konudaki görüşümü paylaşayım: Bu sadece bir
tabu. Alacaklar ticari işletmeyi takip etmek zorunda değildir ve eğer söz-
leşmede pasifler, yani borçlar devrin dışında tutulmuşsa, ticari işletmenin
aktiflerinin tamamını veya bir kısmını devralan, yasa gereği borçlardan
sorumlu olmaz.
Öncelikle yaşadığım çok ilginç bir deneyimi paylaşmak isterim. Mü-
vekkilimiz bir şirkete ait bazı kira sözleşmelerini ve envanterin bir kısmını
devralmıştı; pasiflerin devri gibi bir ortak amaç hiç konuşulmamıştı bile.
Devreden taraf bu işlemi takiben bankadan kredi alarak yeni bir iş kur-
muştu. Fakat kurduğu bu yeni iş başarılı olmayınca banka kendi alacağını
tahsil yollarını aramaya başladı. Banka açısından akla ilk gelen, müvekki-
liınize yapılan devirler sebebiyle "borçların da kendiliğinden geçtiği" te-
orisine dayanmak oldu ve müvekkilimizin mağazalarına haciz uygulandı.
Oysa kredinin verilme tarihi bile devir işleminden sonra idi; hal böyle
iken devir anında mevcut olmayan borçların, hem de"kendiliğinden,yani
yasa gereği" nasıl olup da devralana intikal edebileceği tartışıldı yargılama
aşamasında. Türk yargısı bu konuda kanımca çok doğru bir sonuca ulaştı
ve bankanın talebi reddedildi. Aslında borçların doğum tarihi dikkate alı-
nırsa bu basit bir davaydı. Bir borcun TBK m. 202 anlamında devralana
herhangi bir şekilde geçebilmesi için öncelikle devir anı itibariyle henüz
muaccel olmasa bile, varlık kazanmış olması gerekir; olmayan borç iradi
şekilde devredilemeyeceği gibi yasa gereği de intikal edemez!
Bu başlık altında ticari işletmenin aktif ve pasifi ile bir bütün olarak
devralınmasını değil, bilakis sadece aktifin devralınması ve pasifın satıcı
üzerinde bırakılması halini değerlendirmeye çalışacağım. Yani ticari iş-
letmenin sadece aktiflerinin devri karşılığında bir bedel ödeyen alıcıyı,
istemese bile borçlardan sorumlu tutmalı mıyız?
Tekrar hatırlatmak isterim; alacaklılardan mal kaçırma amacının
güdülmediği bir ihtimalden bahsediyoruz. Eğer amaç zaten alacaklılar-
dan mal kaçırmak ise, İİK m. 280 uygulama alanı bulacaktır. Keza, işyeri
442
443
444
445
262 Birleşme ve Devralmalar
devri anlamında işçi haklarının korunmasını da bu kapsamda değerlen-
dirmeyeceğim, zira her iki hal de özel düzenlemelere tabidir. Burada
inceleyeceğim konu, bir ticari işletmenin sadece aktifinin makul piyasa
fiyatı üzerinden, alacaklılardan mal kaçırma amacı da güdülmeksizin
devredilmesidir.
1.8.1. Devrin Kapsamını Tarafların Sözleşmesi Belirler
446 Tarafların bu konuda anlaşmalarının ve iradelerinin olmamasına
rağmen, devralanın tilin borçlardan yasa gereği sorumlu olacağını ileri
sürmek özel hukukumuzun en temel ilkelerinden biri olan irade serbesti-
si ile bağdaşmamaktadır. Bu konuda Nazi Almanyası'ndan kaçarak ülke-
mize gelen ve Türk hukukuna büyük katkılar sağlayan Schwarz'ın Borçlar
Hukuku
158
adlı eserinden bir kısmı aynen alıntılamak istiyorum:
"Geçen asrın maruf bir İngiliz hukuk mütefekkiri, Sir Henry Sum-
ner Maine, anglo-amerikan aleminde çok kuvvetli bir tesir icra
etmiş olan "AncientLaw" (nkçağ Hukuku) adlı kitabında (186l)ı
medeni dünyada hukukun inkişafı hususunda çok taammüm etmiş
olan şu formülü vazetmiştir: 'Jrom status to contract'�yani hukuk,
iptidai devirlere has olan, cemiyet içindeki bir bağlılıktan, ferdin,
serbest anlaşmaya dayanan mevkii istikametinde gelişmektedir...
... Bugün Maine'in tezi tam aksine ifade edilerek, inkişafın seyri
'Jrom contract to status'� yani anlaşma serbestisi prensibinden,
teşkilatla yaratılan bağlılığa doğru gidiyorı denebilir."
44
7 Schwarz'ın bu eseri 1948 yılında yayınlandı. Araştırma yaparken
çok ilgimi çeken bir şey daha oldu. Schwarz'ın bu endişelerini dile ge-
tirdiği yıllardan daha da önce, 1929 yılında İsviçreli yazarlar Oser ve
Schönenberger TBK m. 202'nin kaynağı olan İsviçre Borçlar Kanunu
(OR) 181. maddesini de içeren bir şerh yazdılar ve bu şerh 1950 yılın-
da Türkçeye tercüme edildi
159
. Yargıtay 2015 yılında ticari işletmenin
devrinde pasiflerin de aktifleri takip ederek devralana geçeceğine ilişkin
158
Schwarz, Borçlar Hukuku, s. 43.
159
Oser/Schönenberger, Borçlar Kanunu Zürih Şerhi.
Tıc.llri işitime Sntmı Sb::.lcşmcsl: Ticcırilşlctmcıılıı Dogrııda,ı Dogruytı Devri 263
karar verirken, işte bu esere atıf yaptı1
60
• Dünyanın, teknolojinin ve eko-
nomik dinamiklerin bu kadar hızlı değiştiği bir dönemde -eğer bir hukuk
tarihi analizi yapılmıyor ise- 85 yıllık bir esere dayanılarak hüküm tesis
edilmemesi gerektiğini düşünüyorum
161
• Kaldı ki Türk hukuk doktrini bu
zaman zarfında büyük gelişmeler kaydetti; 85 yıllık İsviçre kaynaklarına
atıf yapmak yerine güncel Türk doktrinine dayanmak kanımca daha sağ-
lıklı olacaktır.
İster TBK m. 202'nin lafzı dikkate alınsın, ister mehaz OR 181. mad- 448
desi, isterse İsviçre doktrini ve Federal Mahkeme kararları dikkate alın-
sın; ticari işletmenin devrini başlatan ve şekillendiren şey sözleşmedir ve
taraf iradeleridir. Yasal sonuç olarak algılanmak istenen"borçların kendili-
ğinden geçmesi" hususu, ilana bağlanmıştır. İlan, taraf iradelerinin üçüncü
kişilere duyurulmasıdır ve ancak bu sınırlarda hüküm doğurabilir. Eğer
tarafların iradesi pasiflerin devrine yönelmemiş ise, olmayan iradenin
ilanı suretiyle, amaçlanmamış bir hukuki sonuç yaratmak da mümkün
değildir. Doğal olarak bunun istisnaları olacaktır; bunları aşağıda ayn bir
başlık altında inceleyeceğim.
1.8.2. Taraf İradelerine Bağlanan Hukuki Sonuçların
İstisnaları
Kanımca eğer pasifin devri amaçlanmıyorsa ne ilan gereklidir ne de
pasif yasa gereği devralana intikal edecektir. Buna mukabil aşağıda yer
alan üç durumda ticari işletme ile ilintili pasifın aktifı takip edeceği sonu-
cuna ulaşılabilir.
160
Yargıtay HGK., E. 2014/19, K. 2015/1743, T. 24.6.2015:"BorçlarKanunu'nun müteselsil
borçlara ilişkin 141. maddesine göre, teselsülün kanun hükmünden doğduğu hallerde, kamu
düunisöz konusu olacağından taraflarıniradeleriyleteselsülünortadan kaldırılmasıhüküm-
süzdür (H. Öser/W.Scöhenenberger Borçlar Hukuku, Ankara, 1950, s. 905-906)." (www.
lexpera.com, Erişim Tarihi: 19.08.2020)
161
Ben bu kitapta daha da eski eserlere atıf yaptım, zira amacım bazı kuramların kaynakları-
nı ortaya koymaktı.
449
264
Birleşme ve Devralmalar
• İradenin İlana Muğlak Şekilde Yansıtılması Sebebiyle İyini-
yetli Üçüncü Kişilerin Korunması
450 Sözleşmenin konusunun belirlenmesinin gerekliliği borçlar hu-
kulrn.nun en temel ilkelerindendir. Diğer taraftan TBK m. 202'de ifade
edildiği gibi, eğer devir işleminin tarafları aktif ve pasifi birliktedevre-
diyorlarsa ilan üzerine, üçüncü kişilerin devreden ve devralana müte-
selsil sorumluluk esaslarında başvurma hakları doğacaktır. Eğer taraflar
devre konu pasifi sınırlamak veya belirlemek istiyorlarsa, bu belirleme
veya sınırlamanın ilanın muhatabı olan üçüncü kişiler tarafından tam ve
doğru anlaşılmalarını da sağlamaları gerekecektir. Muğlak ve anlaşılmaz
ifadeler varsa bu tür sınırlamalar üçüncü kişiler olan alacaklılara karşı ileri
sürülemeyecektir. İlan metni devir işleminin taraflarınca hazırlanacağı
için, yorum kuralları dikkate alındığında, metinde bulunan muğlak ve
anlaşılmaz ifadeler alacakWar lehine yorumlanacaktır. Bunun sonucunda
eğer pasifin devri ile ilgili sınırlama muğlak şekilde ilan edilmiş ise devir
geçerli ve fakat sınırlama geçersiz olacaktır.
• İcra ve İflas Kanunum. 277 vd. Anlamında Alacaklıların Ko-
nınması
451 Doğrusu TBK m. 202'nin amacı sadece devir kolaylığı sağlamaktır.
Buna karşın alacaklıyı zarara uğratmak amaana yönelik devirler İİK m.
277 vd. (tasarrufun iptali davaları) ve özellikle m. 280 ile düzenlenmiştir.
Kaldı ki İİK m. 277 vd. hükümleri, TBK m. 202 hükümlerine nazaran
alacaklının lehinedir. Her şeyden önce TBK m. 202 sadece iki yıllık bir
sorumluluktan bahsederken, İİK m. 284 bu süreyi beş yıl olarak düzenle-
mektedir. Zaten İcra ve İflas Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'nun farklı
amaçlarına da uygundur bu farklı süreler. Borçların üstlenilmesinin ko-
laylaştırılması açısından TBK m. 202'nin uygulanması, buna karşın ala-
caklılara zarar verme amacı ile ticari işletmenin devri halinde İİK m. 277
vd. hükümlerinin uygulanması gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda bu
iki düzenleme "tornavida" ve "çekiç" gibidirler. Çivi çakmak gerekiyorsa
çekiç, vidalamak gerekiyorsa tornavida kullanılmalıdır; tersini yaparsanız
ne çivi çakabilirsiniz ne de vidalayabilirsiniz. Hukuki analiz açısından
baktığınızda, bunların her biri kendi kapsamları açısından özel hüküm
konumundadırlar. Yasa her iki durumda da farklı amaçlara hizmet etmesi
•
Thmı' l�ttmc ahrn Sö::l�mc.si: Ticari lşlch11cııiıı Doğrıulnn Dotrııyı.ıDevri 265
için farklı mekanizmalar geliştirmiştir ve bunların varlık amaçlarına uy-
gun kullanılması gerekir. Zarar gören alacaklıyı korumak için TBK m.
202,nin amaç dışı l...,ıllarurnı sağlıklı bir çözüm değildir, zaten İİK m. 277
vd., özellikle de İİK m. 280 bu çözümü sağlamaktadır.Tekrar hatırlatmak
isterim, TBK m. 202, aynen TTK m. 11 gibi sadece devri kolaylaştırıcı
bir düzenlemedir.
• İşyeri Devri Halinde İşçilerin Haklan
İşyeri devri de bir özel hüküm niteliğirıdedir. İş Kanunu, sosyal dev- 452
let ilkesini de dikkate alarak devir halinde işçiyi korumaktadır ve bunun
sonucunda işyerini devralan işçilere karşı sorumlu olmaktadır. Bu açıdan,
tam anlamıyla "borçlar ticari işletmeyi takip eder" kuralı konmuştur. Bu
çözüm hem adildir, hem mantıklıdır hem de yasal dayanağa sahiptir. Ay-
nen yukarıda ifade ettiğim gibi, korunması gereken işçiyi korumak için
TBK m. 202'nin amaç dışı kullanımı sağlıklı bir çözüm değildir, zaten
İşK. m. 6 vd. bu çözümü sağlamaktadır:
"İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak
başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir
bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile
birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda,
işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem
yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş
olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve
devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülükler-
den devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki
yıl ile sınırlıdır.
Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle
sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.
Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya
işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir
işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya
devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş or-
266
Blrlqmc ve Devralmalar
ganizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve
işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.
Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonu-
cu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulan-
maz."
1.8.3. TBK m. 202 Sadece Pasiflerin (Borçların) Devrini
Kolaylaşbrmaktadır
453 Yukarıda değinmiştim; TBK m. 202'nin amacı sadece borçların
devralan tarafından üstlenilmesini kolaylaştırmaktır, İsviçre doktrininde
önemli yazarlar da aynı görüşü savunuyor
162
. Alacaklıların korunması
konusunda zaten yeterli özel düzenlemeler bulunuyor (İİK m. 277 vd.,
İşK. m. 6 vd.) ve ilgili alacaklılar açısından bunların uygulanması gerekir.
Bunun ötesinde devletin vergi alacağı bile özel olarak düzenlenmiştir
163
•
Bu sebeple TBK m. 202'yi bir genel sorumluluk kaynağı olarak görmek
öncelikle yasal temelden yoksundur. Bunun yanında özel hüküm-genel
hüküm uygulaması anlamında hem hukuka aykırıdır hem de adil değildir.
1.8.4. Pasifin (Borçların) Tarafların İradesi Hilafına
Devralana Geçeceğine Yönelik Yasal Temel Yoktur
454 TBK'nin 202. maddesinin uygulanabilmesi için aktif ile birlikte
pasifin devralınması gerekir. Eğer sadece aktif devralınmış ise zaten
TBKm. 202'nin uygulama alanı olamaz. Matematiksel olarak tanımlanan
"küme'� aktif ve pasifin birlikte devridir; eğer sadece aktif devrediliyorsa,
zaten işlem bu kapsama hiç dahil edilemez.
ı
62
Mehaz kanun OR 181. madde hakkındaki açıklamalar için bkz. Tschani, Basler Kom-
mentar I, OR Art. 181 Rn. 3; Bucher, Obligationenrecht, s. 589 vd. Akademisyenler
yakından tanıyacaklardır, fakat akademisyen olmayan okuyucular için değinmekte fayda
görüyorum; bu yazarlardan Tschani yaklaşık 20 yıldır düzenlenen birleşme ve devralma-
lar sempozyumunu başlatan kişi ve bu konuda çok sayıda eser vermiş. Bucher ise İsviçre
borçlar hukukunun en temel eserlerinden birini yazan çok saygın bir isim.
163
KVK m. 18 - 20. Ayrıntılı bilgi için bkz. Arıcı, Ticari İşletmenin Devri, s. 172 vd.
i
n arı l�lt1mt, atım 'bzlrşıııe1f: Tfcıırl lılC'lımırfıı Dogrıırlıııı Dogrııyıı nevri 267
Bir ticari işletmenin borçlarının, taraflar istemese bile yasa gereği, 455
aktifleri iktisap eden yeni malike intikal edeceğini benimseyen görüşler
bunu adeta "kedi ve kuyruğu" gibi görmektedir. Eğer aktifler (yani kedi)
iltti ap edilmiş ise, pasifler de (yani kedinin kuyruğu) kendiliğinden ikti-
ap edilecektir bu görüşe göre. Ben bu yaklaşıma katılamıyorum. Önce-
likle bunun yasal dayanağı yoktur. TBK m. 202 bundan bahsetmiyor bile;
tam tersine "aktif ve pasifin birlikte devralınmasından" bahsediyor.
İsviçre hukuku açısından konuya yaklaştığımızda da durum aynı. Bazı
İsviçreli ve Türk yazarların, hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen
Alman hukukundan fazlaca etkilenerek bu sonuca ulaştıklarını düşünü-
yorum1
64
• Oysa TBK m. 202 ile benzerlik gösteren Alman Medeni Ka-
nunu BGB §419 uzun bir süre önce, 1 Ocak 1999 tarihinde yürürlükten
kaldırıldı ve zaten TBK m. 202 ile tamamen farklı bir hükümdü. Birlikte
BGB mülga§ 419 düzenlemesini değerlendirelim:
"mülga§ 419 BGB
165
:
(1) Bir kimse sözleşmeyle başkasına ait malvarlığını devralırsa,
devredenin sorumluluğuna halel gelmeksizin, devredenin alacaklı-
ları bu sözleşmenin kurulduğu andan itibaren, haklarını devralana
karşı da ileri sürebilirler.
(2) Devralanın sorumluluğu, devralınan malvarlığı dahilindeki
malvarlığı ve devralanın sözleşmeden kaynaklanan talepleri ile sı-
nırlıdır. Devralanın, sorumluluğunun sınırlı olduğunu ileri sürmesi
halindei mirasçılarınsorumluğuna ilişkin§ 1990, 1991 hükümleri
kıyasen uygulanır.
lt'A Aynı yönde Buchcr, Obligationenrecht, s. 589.
16
s mülga� 419 BGB:"( 1) Übernimmt JemanddurchVertragdasVermögeneinesAnderen, so
können dessen Glaubiger,unbeschadet der Fortdauer der Haftung des bisherigen Schuldners,
von dem AbschlussedesVertragsanihrezu dieser Zeitbestehenden Ansprücheauchgegerı den
Übernehmergeltend machen.(2) Die Haftung desÜbernehmersbeschriinkt sich aıif den Bes-
tand des übernommenen Vermögens und dieihm aus dem Vertrage zustehenden Anspriiclıe.
Beruft sich der Übernehmer auf die Beschriinkung seiner Haftung, so finden die für die Haf-
tung des Erbengeltenden Vorschriften der§§ 1990, 1991 entsprechendeAtıwendung. (3) Die
Haftung des Übernehmers kann nicht durch Vereinbarung zwischen ihm und dem bisherigen
Schuldner ausgeschlossen oder beschriinkt werden."
♦
268 Birleşme ve Devralmalar
(3) Dcvralatııtı sorımıluluğu, kendisiyle önceki borçlu arasında
yapılacak bir anlaşma ile ortadan kaldırılamaz ve sınırlandırıla-
,,
,naz.
456 Aln1an kanunu açıkça ",na/varlığının devri" halinde bu sorumlulu-
ğun doğacağını düzenliyor; aktif ile birlikte pasifin devrinden bahset-
miyor. Yukarıda Alınan doktrinindeki "Unternehmen an sich" kuramına
değinmiştim; işte bu sonuç ticari işletmenin, sahibinden bağımsız ayn
bir ekonomik varlık olduğu yaklaşımını andırıyor. Bunun sonucunda da
BGB §419/1 açıkça bir malvarlığının devri halinde devralanın borçlar-
dan sorumlu olduğunu ve alacaklıların devir anı itibariyle mevcut olan
borçlar için devralana başvurabileceğini düzenliyor. Diğer taraftan BGB
§419/2 bir sorumluluk sınırlaması getiriyor ve bu sorumluluğun devre
konu işletmenin değeriyle ve devralanın devredene karşı sahip olduğu
sözleşmese! taleplerle sınırlı olduğunu ve bunun kıyasen mirasçının te-
reke borçlarına ilişkin sorumluluğu hükümlerine tabi olacağını belirliyor.
Son olarak da §419/3 bu sorumluluğun taraf iradeleri ile sınırlanamaya-
cağı düzenlenmiş. Bu detayların hiçbiri Türk hukukunda yok, bu sebeple
bazı yazarların Alınan hukukundan bu "fazlaca esinlenme" yaklaşımlarını
benimseyemiyorum.
457 Diğer taraftan halen yürürlükte olan Alınan Ticaret Kanunu (HGB)
§ 25 de benzer bir düzenleme getiriyor:
"§ 25 HGB
166
:
1) Ticari işletmenin sağlararası bir hukuki işlem yoluyla devralan,
devraldığı ticari işletmeyi, mevcut ticaret unvanı ile veya bu unva-
166
§ 25 HGB:11 l) Wer ein unter Lebenden erworbenes Handelsgeschiift unter der bisherigen Firma
mit oder ohne Beifügung eines das Nachfolgeverhiiltnis andeutenden Zusatus fortführt, haftet
for alle im Betriebe des Geschö.fts begründeten Verbindlichkeiten des früheren lnhabers. Die in
dem Betriebe begründeten Forderungen gelten den Schuldnern gegenüber als auf den Erwerber
übergegangenıfallsder bisherige Inhaber oder seine Erben in die Fortführımg der Firma gewilligt
haben. (2) Bine abweichende Vereinbarung ist einem Dritten gegenüber nur wirksam, wenn sie
in das Handelsregister eingetragen und bekanntgemacht oder von dem Erwerber oder dem Ver-
iiufterer dem Dritten mitgeteilt worden ist. (3) Wird die Firma nicht fortgeführt, so haftet der
Erwerber eines Handelsgeschö.fts far die früheren Geschiiftsverbindlichkeiten nuTj wenn ein be-
sonderer Verpflichtungsgrund vorliegt, insbesondere wenn die Übernahme derVerbindlichkeiten
in handelsüblicher Weise von dem Erwerber bekanntgemacht worden ist."
na devri gösteren lıerlumgi bir ibare eklcıımcsi ya da eklc,-ımemesi
suretiyle işletmeye devam ederse, devralan ticari işletmenin önceki
malikinin faaliyetlerinden doğan tüm borçlarından sorumludur.
Eğer önceki malik veya mirasçıları ticaret unvanının devam etme-
sine rıza göstermişlerse, ticari işletmenin faaliyetlerinden doğan
tüm alacaklar borçlulara karşı, devralana intikal etmiş gibi hüküm
ifade eder.
(2) Aksine bir anlaşma, ancak Ticaret Siciline tescil ve ilan edilmiş
ya da devralan veya devreden tarafından üçüncü kişiye bildirilmiş
olduğu taktirde üçüncü kişiye karşı hüküm ifade eder.
( 3) Ticaret unvanının devam ettirilmediği durumlarda, ticari iş-
letmeyi devralan, ticari işletmenin geçmişteki borçlarından ancak
özel bir sorumluluk sebebi varsa, özellikle de devralınan borçların
devralan tarafından üstlenildiğinin ticari örf ve adete uygun olarak
ilan edildiği durumda sorumlu olur.
11
Bu madde kapsamında, HGB §25/ 1 devralanın ticari işletmenin 458
borçlarından sorumluluğunu açıkça düzenliyor. Fakat devamla HGB
§25/2 buna aykırı bir anlaşmanın ticaret sicilinde tescil ve ilanı halinde
geçerli olacağına da hükmediyor. Devamla HGB §25/3 özel bir sorumlu-
hık sebebinin varlığını öngörüyor. Oysa bu düzenlemelerTürkhukukun-
da bulunmuyor.
Ben TBK m. 202 ile yukarıdaki BGB ve HGB hükümlerini karşı- 459
laşbrdığımda çok az benzerlik görebiliyorum. Yukarıda 19. yüzyılda
Alınan hukukçuların ticari işletme ile ilgili görüşlerini ve bunun zaman
içindeki evrimini paylaşmıştım. Alman hukuku ticari işletmeyi, işletme-
nin sahibinden daha önemli bir konuma yerleştiriyor. Devamla Alınan
hukuku ticari işletmeyi hep bir bütün olarak görüyor ve bu yaklaşım yasal
düzenlemeye de yansımış. Türk hukuku açısından da ticari işletme tica-
ret hukukunun temel taşıdır; lakin yukarıda aktardığım Alınan Ticaret
Kanunu ve Alman Medeni Kanunu hükümleri bizim mevzuatımızda yer
almamaktadır ve "komşu hukuktan çözüm ithal ederken" bu kadar geniş
bir kapsayıcılık kanımca son derece sakıncalıdır. Kaldı ki HGB §25/2,
devreden ve devralan arasında yapılan ve borçların devralana intikal
270 Birleşme ve Devralmalar
460
etmeyeceğine ilişkin anlaşmaların ticaret siciline tescil ve ilan edilme-
leri halinde, üçüncü kişilere karşı da hüküm ifade edeceğine açıkça yer
vermiştir. Keza Alman hukul.'Ullda devralanın yasal sorumluluk sınırla-
maları da çizilmiştir. Alınan hukuku kendi teorik yapısına uygun olarak
bazı ilkeleri benimsemiş ve devamla devralanın sorumluluk sınırı ile ilgili
olarak kendi çıkarlar dengesini oluşturmuştur. Buna karşın, bu çıkarlar
dengesini oluşturan unsurlardan sadece bir kısmının Türk hukuku açı-
sından uygulanmasını önermek kanımca adeta bir "kaçak ithalat" gibi
görülmelidir. Yani hem Türk hukukunda yer almayan bir düzenlemeden
"esinlenmek" ve hem de bunun istisna hükümlerinden (BGB §419/2)
bile bahsetmeden sadece kural kısmını (BGB §419/3) dikkate almanın
hul.-uken doğru bir yaklaşım olduğunu da düşünmüyorum.
Buna karşın İsviçre Borçlar Kanunu'na bakınca burada ulaştığım
sonuçların sadece benim düşüncem olmadığım göreceksiniz. Gerçekten
TBK m. 202'ye tekabül eden OR.Art. 181 ile ilgili açıklamalarında Tscha-
ni, açıkça düzenlemenin amacını ortaya koymaktadır
167
, bu amaç borçların
devrine yönelik bir kolaylık sağlanmasıdır. Bu görüş şimdilik azınlık görü-
şüdür ve fakat gittikçe daha fazla taraftar kazanmaktadır. Kanımca bu, ka-
çınılmaz bir sonuçtur. Yabancı hukuktan "esinlenmek" mukayeseli hukuk
anlamında dikkate alınması gereken bir yaklaşımdır, lakin resmin bütünü
dikkate alınmadan bunun yapılması sakıncalı sonuçlar doğurmaktadır.
461
1.9. Yargıtay Uygulamasında Ticari İşletme Devri
Yargıtay uygulaması, alacaklıları korumak amacı ile, ticari işletme-
nin devri halinde borçların da yasa gereği yeni malike intikal edeceğini
ve buna ilişkin aksi yöndeki anlaşmaların geçersiz olacağını kabul ediyor
çok sayıda kararında. Bunlardan görece yeni tarihli olanlar şöyle özetle-
nebilir:
► Yargıtay- 21. HD., E. 2018/5345 K. 2019/3508 T. 7.5.2019:
"Devir alan şirket devir eden şirketin borçlarından ötürü sorumlu
olduğu gibi, iki yıl müddetle evvelki borçlu (devreden) dahi, yenisi
(devralan) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Borçlar Kanunu'nun
167
Tschani, Basler Kommentar I, ORArt. 181 Rn. 3.
nemi lşlchuc Sahm Sözleşme.si: Ticari lşlctmcııiıı Dogrudaır Doğrııya Devri 271
müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre, teselsülün kanun
lıiikmünden doğduğu hallerde, kamu düzeni söz konusu olacağından
tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür.
Bu nedetıle söz konusu müteselsil borç kanun hükmünden (BK
m. l 79'dan) doğduğundan, teselsülden kaynaklanan sorumlu-
luğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz."
► Yargıtay 11. HD., E. 2016/992 K. 2016/7774 T. 6.10.2016:
" ... bir işletmenin devrinden bahsedilebilmesi için mamelekin
veya işletmenin aktif ve pasifiyle birlikte devredilmesi gerek-
mekte olup, taraflar arasında yapılan sözleşmenin içeriği, tarafların
iradelerinin yöneldiği sonuç ve sözleşmenin ifa ediliş şekline göre
yapılacak değerlendirmeden devralanın işletmeyi tüm faaliyeti ile
bu faaliyetten doğmuş alacak, borç, hak ve malvarlığı ile devraldığı
sonucuna varılması halinde yapılan işlemin işletme devri niteliğinde
olduğunun kabulü gerekmektedir."
► Yargıtay HGK., E. 2014/19 K. 2015/1743 T. 24.6.2015:
"Borçlar Kanunu'nun müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre,
teselsülün kanun hükmünden doğduğu hallerde, kamu düzeni söz
konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldı-
rılması hükümsüzdür (H. Oser/W.Scöhenenberger Borçlar Hukuku,
Ankara, 1950, s. 905-906). Bu nedenle söz konusu müteselsil borç
kanun hükmünden (BK m. l 79'dan) doğduğundan, teselsülden
kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki
sonuç doğurmaz."
► Yargıtay 4. HD.,E. 2013/16824K. 2014/2127T. ll.02.2014:
"Bir mamelekin ve işletmenin devralınmasını düzenleyen 818 sayılı
Borçlar Kanunu'nun 179. maddesine göre devir alan şirket devir
eden şirketin borçlarından ötürü sorumlu olduğu gibi iki yıl müddetle
evvelki borçlu (devreden) dahi, yenisi (devralan) ile birlikte müte-
selsilen sorumlu olur. Borçlar Kanunu'nun müteselsil borçlara
ilişkin 141. maddesine göre teselsülün yasa hükmünden doğ-
duğu hallerde kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların
iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür. Bu
nedenle söz konusu müteselsil borç yasa hükmünden (Borçlar
a:ıııı
272 Birleşme ve Devralmalar
Kanunu md. l 79'daıı) doğduğııtıdan, teselsülden kaynaklanan
sorumluluğun dışlaııması geçersizdir ve lıukuki sonuç doğur-
maz. Burada belirtilen sorumluluğun zamanı 'devir anıdır.' Devrin
fiilen gerçekleştiği tarihte doğmuş ve nedeni vücut bulmuş borçlar bu
sorumluluğun kapsamında kalmaktadır. İşletmenin devirden önceki
borcunun naklinin kural olarak alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi
Borçlar Kanwıu'nun 173. ve 174. maddeleri gereğince alacaklının
onanıına bağlı ise de, Borçlar Kanunu'nun 179. maddesi bu kurala
bir istisna getirmiş, alacaklının rızasına gerek görülmeksizin borcun
deviralana intikal ettiği kabul edilmiştir.
11
462 Gerçekten TBK m. 202 anlamında devredenin müteselsil sorum-
hıluğu yasadan kaynaklanır ve yasadan kaynaklanan teselsül taraf iradesi
ile ortadan kaldırılamaz. Öncelikle şunu tekrar etmek gerekir; TBK m.
202 sadece aktif ile birlikte pasifin devri halinde uygulanabilir. Eğer sa-
dece aktifler devredilmiş ise zaten bir borç nakli olmadığı için TBK m.
202 uygulanamaz zira bu hüküm sadece borcun nakline ilişkin ilkeleri
belirlemektedir. Aslında Yargıtay'ın benimsediği görüş aktif ve pasifin
birlikte devredilmesinin amaçlanması halinde, devreden açısından ge-
çerlidir. Ancak unutmamak gerekir; müteselsil sorumluluğu kanundan
kaynaklanan taraf devralan değil, devredendir. Kanun hiçbir yerinde
"aktif devredilmişse pasif de kendiliğinden intikal eder" demiyor; buna yakın
bir ifade bile yok TBK m. 202'de. Tam tersine "aktif ile pasifin birlikte"
devrinden bahsediyor yasa. Devamla yasa hiçbir yerde "devralan da so-
rumlu olur" demiyor, tam tersine, "önceki borçlu da devralanla birlikte
müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır" diyor. Yani "yasadan kaynaklanan
teselsül" devralanın değil devredenin müteselsil sorumluluğu, yani eski
borçlu açısından ortaya çıkıyor. Zaten bu durum çok mantıklı, TBK m.
202'nin varsayımsal kurgusu, ticari işletmenin aktif ve pasifleri ile birlikte
devralınması olduğu için, zaten devralanın müteselsil sorumluluğunun
yasadan kaynaklanması mümkün değil, zira devralanın sorumluluğu de-
vir işleminden, yani taraf iradelerinden kaynaklanıyor yasal kurguda. Bu
sebeple de devralan taraf iradeleri de bu yönde olduğu için, zaten borcun
asıl borçlusu; müteselsil sorumlu ise, aslında borcu devretmiş olan eski
borçlu. Yasadan kaynaklanan müteselsil sorumluluk da sadece devreden
taraf açısından söz konusu.
l
q
nuırf l�lrtmr S,,ıırıı·ö:dr�nıcsl: 1'lrıırl 1�/ctıııcıılıı Dogrıulaıı Dotrııyt1Dtvrl 273
1.1O. Başa Geri Dönmek: Uygulamacı Olarak Ne Yapmak
Lazım?
En başta da ifade ettiğim gibi, ticari işletmenin doğrudan devri
olarak tanımladığım yöntem ile ilgili olarak uygulamada çok sayıda so-
runla karşılaşıyoruz. Bu sorunları iki temel noktada özetlemek gerekiyor
kanımca. İlk sorun grubu, TBK m. 202'de yer alan ve aslında işlemi, yani
borçların naklini kolaylaştırmayı amaçlayan hükümlerin bence hatalı
analizler sebebiyle işlemi kolaylaştırmak bir yana, işlem güvenliğini ze-
delemesi ve sürpriz borçlar yaratması. Diğer sorun grubu ise, işlemi yine
kolaylaşnrma amacı taşıyan TTK m. 11/3hükmünde öngörülen tescil ve
ilan zorunluluğunun, uygulamadaki beklentiler dikkate alınmadan hazır-
lanmış olması sebebiyle, uluslararası birleşme ve devralmalar açısından
uygulanamaz hale gelmesidir. Belki bu yöntem halka açık şirketlerin ti-
cari işletmelerini satmaları halinde zaten kamuyu aydınlatma ödevlerinin
bulunması sebebiyle sorun yaratmayabilir, fakat ülkemizde halka açık
şirketlerin sayısı düşünülürse bunun çok da anlamlı bir uygulama alanı
olamayacağı ortaya çıkacaktır.
O halde ne yapmak lazım? Ne yazık ki Yargıtay uygulamasının ya da
TTK m. 11/3 hükmünün ya da Ticaret Sicili Yonetmeliği'nin m. 133/3
hükmünün veya Ticaret Sicili uygulamalarının derhal değişmesini bek-
lemek aşın iyimserlik olacaktır. Dilerim özellikle TBK m. 202 açısından
Yargıtay uygulaması değişir ve bu hüküm düzenleme amacının dışına
çıkmadan kullarulır. Özellikle Arıcı'nın ve Demir'in eserlerinin bu konuda
yol gösterici olmasını umuyorum
168
. Doğal olarak birleşme ve devralma
uygulaması bu değişikliklerin yapılmasını beklemeyecektir. Bu sebeple ka-
nımca iş yine uygulamacılara kalacaktır ve umarım onlar da sözleşmelerini
yukarıda paylaştığım endişeleri dikkate alarak hazırlayacaklardır. Sözleşme
hükümleri ile ilgili önerilerim bir sonraki başlık altında yer alıyor.
463
464
168 Arıcı, Ticari İşletmenin Devri; Demir, Ticari işletmenin Devrinde Yeni Dönem.
'
2 7 4 Birleşme ve Devralmalar
2. TİCARİ İŞLETME DEVİR SÖZLEŞMESİNİN
HÜKÜMLERİ
465 Daha önce TBK m. 202 ve TTK m. 11/3 kapsamındaki yasal dü-
zenlemeden ve Yargıtay uygulamasından kaynaklanan endişelerimi pay-
laşmıştım. Biz avukatların yasal düzenlemeleri veya Yargıtay görüşlerini
belirlemek gibi bir gücümüz ve yeteneğimiz yok; buna rağmen işimizi
yapmak zorundayız. Burada hem sık karşılaştığım sözleşme hükümlerine
değineceğim hem de riski öngörmek, hesaplamak ve yönetmek anlamın-
da, sözleşme yapısı altında bazı önerilerimi paylaşacağım.
466 Aşağıdaki açıklamalarımda devre ilişkin tüın konulara tekrar de-
ğinmeyi doğru bulmuyorum. Pay devri, yani dolaylı devir konusundaki
açıklamalarım, yapısı elverdiği ölçüde ticari işletme devri, yani doğrudan
devir için de geçerlidir.
2.1. Taraflar
467 Taraflar, ticari işletmenin sahibi olan ile sahibi olmak isteyendir. Her
iki tarafta da birden fazla alıcı veya satıcı olabilir. Bu durumda aralarındaki
ilişkinin sözleşmeye yansıtılması tercih edilmelidir. Hatırlatmak isterim;
tarafların her birinin sözleşmede "taraf' olarak tanımlanıp, daha sonra
tahkim maddesinde, "taraflardan her birinin bir hakem seçeceği" yönünde
bir ifade kullanılması sorun yaratabilir. Bu konuya pay satım sözleşmesi
altında değindiğim için sadece hatırlatmakla yetiniyorum1
69
.
2.2. Tanımlar
468 Aynen pay devrinde olduğu gibi, bu tür sözleşmelerde de uzun bir
tanımlar kısmı yer almaktadır. Dolayısıyla pay satım sözleşmelerindeki
açıklamalarıma
170
ek bir açıklama yapmayı gerekli görmüyorum.
f
169
Bölüm V-2.1, para. 274.
110
Bölüm V-2.3, para. 276.
'i
n,'li:"'1�im I(" .. .ıhnı .. cı=lcşıııcsı: Tıcııri Jşlctmcııııı Dosnıdnıı Dognıyıı Dcı•ri 275
2.3. Amaç
Tarafların amaa ticari işletme üzerindeki belirleyici konumun el
469
değiştirnıesidir. Pay devrindeki dolaylı amaç artık bu durumda doğrudan
amaca dönüşmekte ve fakat özünde aynı kalmaya da devam etmektedir.
özlesmede amacın açıkça yazılmasının tercih edilmesi gereken bir yön-
� olduğuna ilişkin görüşümü daha önce paylaşmıştım
171
•
2.4. Devir Bedeli
Devir bedelinin hesaplanmasında pay devrine nazaran en büyük de-
ğişiklikvergisel boyutta ortaya çılanaktadır. Örneğin; pay devrinde katma
değer vergisi uygulanmamakta,buna karşın doğrudan devirde katma değer
vergisi, devreden taraf açısından kurumlar vergisi, keza eğer devri harca
tabi bir malvarlığı unsuru (örneğin bir gayrimenkul) söz konusuysa devir
ve tescil hara gündeme gelebilecektir. Mutlaka sözleşme ile bu vergi yü-
lı..-ünün hangi tarafça karşılanacağı kararlaştınlmalıdır. Ödenmesi gereken
katına değer vergisi ile ilgili bir ihtilafa tanık oldum; yani bu sadece teorik
bir endişe değil kanımca. Bahse konu ihtilafta bedele katma değer vergisi-
nin dahil olup olmadığından hiç bahsedilmemişti ve taraflar birden fazla
hukuki görüş ve vergi görüşü sunmak zorunda kalmışlardı hakem heyetine.
Tahmin edebileceğiniz gibi, her iki taraf lehine görüş verenler, kendilerin-
den görüş alan tarafın haklı olduğunu etraflıca anlatmışlardı.
470
2.5. Kapanış Şartları
Kapanış şartlarının hukuki niteliği ve hangi şekillerde kurgulanabi-
leceği konusuna daha önce değinmiştiın
172
• Doğrudan devir noktasında
kanımca en önemli şartlardan biri TTK m. 408/2/f anlamında önemli
bir malvarlığının devri söz konusu olacağı için, gerekli genel kurul ka-
rarlannın alınmasıdır. Bu noktada, devreden tüzel kişiliğin alacağı genel
kurul kararının hukuka uygunluğu önem taşımaktadır
173
•
471
ı;ı Bölüm V-1.3, para. 256.
172
Bölüm V, 2.6, para. 281-289.
173
Bir müvekkilimiz, tamamı aile bireylerinden oluşan bir kooperatiften gayrimenkul satın
almıştı. Devir işleminden önce bir genel lnırul karan alınması gerekiyordu. Tam katılım
276 Birleşme ve Devralmalar
472 Bunun yanında eğer tarafların iradesi TBK m. 202 ve TTK m. 11/3
hüliimlerinden yararlanılmaması yönünde ortaya çıkmış ise, borçların
ve sözleşme ilişkilerinin de devrinin gerektiğini ve bunun için ilgili üçün-
cü kişilerin devre rıza göstermelerini sağlamak gerektiğini unutmamak
gerekir. Bu son durumda, devre konu ticari işletmenin faaliyet konusu
ve ilişkilerinin yoğunluğuna bağlı olarak kapanış işlemleri uzun sürebilir.
Aslında genel olarak pay devrindeki kontrol değişildiği durumu ile ben-
zerlik gösteren bir etki yaratır bu tür rıza gerekliliği. Buna karşın devre
konu ticari işletmenin özellikleri ve malvarlığı unsurlarının niteliği de
dikkate alınmalıdır. Örneğin; evlere likit petrol gazı servisi yapan bir
ticari işletmenin doğrudan devrinde satıcı şirkete ait olan tüplerin mülki-
yetinin nasıl devralana intikal edeceği tartışılmıştı bir işlemde.
473 Pay sabm sözleşmesi altında değindiğim diğer kapanış şartları bura-
da da karşımıza çıkacaktır doğal olarak. Tekrarlamayı gerekli görmüyo-
rum, ilgili kısımdaki açıklamalar
174
ticari işletmenin doğrudan devrinde
de dikkate alınmalıdır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve diğer
benzeri düzenlemeler de ticari işletmenin doğrudan ve dolaylı devri ara-
sında bir fark gözetmemektedir.
2.6. Kapanış
474 Kapanışın ve kapanış protokolünün hukuki niteliğine daha önce
değinmiştim
175
• Doğrudan devir yönteminde kapanış daha karmaşık
ve oy birliği ile alındı karar. Fakat daha sonra ortaklardan biri, daha önceki pay devri-
nin hukuka aykırı olduğunu ileri sürüp devrettiği payı geri alınış; takiben de genel kurul
kararının iptalini talep etmiş. Tabii tüm bunlar "aile içinde" olmuş, şirket de tüm dava-
ları kabul etmiş (!) ve ancak bu aşamada müvekkilimiz haberdar edilmişti. Böylelikle
iddiaya göre "zorunlu olduğu için" gayrimenkulün iadesini talep etti satıcı kooperatif.
Tahmin edeceğiniz gibi, devir sonrası ortaya çıkan tüm "ihtilaflar" ek para talep etmek
için hazırlanan bir kurguydu. Bu gayrimenkul ile ilgili çok sayıda dava açıldı ve hepsini
müvekkilimiz kazandı. Bu tür satıcılara karşı da önlem almak gerekiyor. Daha önce de
ifade ettiğim gibi, dünyanın en iyi sözleşmesini yazsanız bile en iyi ihtimalle davayı kaza-
nırsınız. Sözleşmedeki karşı tarafın ahlaki duruşu sorunlu ise, bu davaları kazanmak için
uzun süren ihtilaflarla uğraşmak zorunda kalırsınız.
174
Bölüm V- 2.6, para. 281-289.
175
Bölüm V-2.7.4, para. 299.
'n, n 1
)
':lr.tmc Sııtnn Sc'hl
�
r�ıw
'"'
tı·
•
· y
ı
·
rnr
ı J
ş
1
dmcrıı
·
ıı Doğmtlnıı Dogrnyıı Dcııl'I 2 77
labilir.Eğer taraflar TTK m. 11/3 yöntemi ile kapanışı gerçekleştir-
meyi. tercih ediyorlarsa, işlem kolaylığı açısından daha kolay bir kapanış
olacaktır, tabii eğer Ticaret Sicili uygulamalarında beklenen gelişme
sağlanırsa. Buna karşın eğer taraflar, özellikle gizliliği sağlamak amacı
ile l-aparuşı TTK n1. l l/3'e uygun olarak yapmayı tercih etmemişlerse,
malvarlığı unsurlarından her birinin kendi hukuki rejimine uygun olarak
devri gerekecektir. Doğrudan devir yönteminde özellikle TBK m. 202
anlamında ilan yapılması ve üçüncü kişi taleplerine karşı bir yed-i emin
yapısının kurulması gerekebilir; bunların detayına hemen aşağıda ayrı
başlıklar halinde değineceğim
176
.
2.1. ·ilan
Eğer aktif ile birlikte pasiflerin de tamamı veya bir kısmı devredile- 475
cekse, TBK m. 202 anlamında bir ilan verilmesi düşünülebilir. İlan, alacaklı
olan üçüncü kişilerin her birinden borcun devralan tarafından üstlenilmesi
konusunda onay alınmasının yerine geçecektir, böylece ilanın yapılması ile
birlikte borçlar devredenin malvarlığından devralanın malvarlığına intikal
edecektir. Eğer sadece aktifler devrediliyorsa ilana gerek yoktur, zira, yuka-
nda ifade ettiğim gibi, ilanın sadece borçların nakli konusunda kolaylaştırı-
n bir etkisi vardır ve ancak pasifin de bir kısmı veya tamamı devrediliyorsa
bir anlam taşır. Pasifler devre konu olmuyorsa zaten TBKm. 202 uygulama
alanı bulmaz ve borçlar ticari işletmenin eski sahibinin üzerinde kalmaya
devam eder. Hatırlatmak isterim ki; yukarıda değindiğim istisnalar,yani İİK
m. 277 vd. ve özellikle de İİK m. 280 anlamında alacaklıları zarara uğratan
işlemler, İşK. m. 6 anlamında işçi alacakları ve Kurumlar Vergisi Kanunum.
18-20 anlamında vergi borçlarından sorumluluk, bunun dışındadır; ilanda
hangi beyanda bulunursanız bulunun, bu özel düzenlemelerden kaynakla-
nan sorumluluğu aşamazsınız.
176
Bölüm VI-2.7, para. 475; Bölüm VI-2.8, para. 483-485.
Birlcşı,ıc ve Devralmalar
27
2.7. 1. Pasiflerin Bir Kısmının Devri Halinde ilanın İçeriği
476 Pasiflerin tamamı değil, sadece bir kısmı devredilip, bunu�_dış�_da
kalan kısım devredenin uhdesinde bırakılabilir; daha önce degındigım
istisnalar dışında
1n, buna engel olabilecek bir yasal düzenleme yoktur.
477 Kanımca en kritikkonulardan biri ilanın içeriğidir. Tekrar hatırlatmak
isterim; ilan, tarafların borçların devrine yönelik iradesinin ilgili üçüncü
kişilere duyurulması suretiyle borçların intikalinin meydana gelmesini
sağlamal.tıdır. Yukarıda pasifin hiç devredilmemesi halinde ilana da ge-
rek olmayacağına değinmiştim. Aynca hatırlatmak gerekir, TBK m. 202
anlamında borçların devri, borç ilişkisinin devri değildir. Yani sadece borç
devrolur, fakat borç ilişkisi aynı (eski) taraflar arasında varlığını korumaya
devam eder. Eğer borç ilişkisinin de devri amaçlanıyorsa, bunun aynca
yapılması gerekir. Örneğin; dağıtım sözleşmesi kapsamındaki borç TBK
rn. 202 anlamında devredilebilir; fakat dağıtım sözleşmesinin de devri
amaçlanıyor ise, kendi hükümleri kapsamında aynca devredilmesi gerekir.
478 Eğer pasifin bir kısmı devre konu olacaksa taraflar muhayyerdirler;
eğer isterlerse ve pratik anlamda da olanaklı ise alacaklı üçüncü kişilerden
teker teker onay alarak bu borçların naklini sağlayabilirler; böylece bu cüz'i
intikallerin dışında kalan borçların devralana geçmeyeceğine ilişkin bir ilan
vermekle yetinebilirler. Bir diğer alternatif olarak da devralmak istedikleri
borçlan belirleyecekleribirilanverereksadece bunların devralana geçeceği-
ni duyurabilirler.Önemli olankonu, hangi borçların devralana geçeceğinin
alacaklı tarafından tam ve net olarak anlaşılmasınınsağlanmasıdır.Eğer ilan
metninden dürüstlükkuralına göre hangi borçların devralındığı anlaşılamı-
yorsa, devrin kapsamına ilişkin sınırlama geçersiz olacaktır. Özellikle belirli
bir miktara kadar borcun üstlenildiği veya borçların tamamının değil belirli
bir oranının üstlenildiği durumlarda bu sınırlama geçersizdir. Aslında ben-
ce kural çok basitçe şöyle ifade edilebilir: "nanı okuyan makul bir alacaklı,
alacağını tahsil etmek için kime başvurması gerektiğini açıkça anlayabilmelidir."
Eğer ilanı okuyan alacaklının dürüstlük kuralı çerçevesinde kendi alacağı-
nın da devir kapsamında olduğunu anlaması haklı görülebiliyorsa, artık bu
borçtan devralan ile birlikte devreden de müteselsilen sorumlu olacaktır. İç
ın İşK. m. 6, İİK m. 277 vd., KVK m. 18-20.
TT,"rtri lşlc-hnc rıhm Sö�lqmc.�i: Tirnı·i .lşlctıııcıılıı Dob'trııdmı Dogrııya Devri 279
iliskide bundan hangi tarafın, yani devredenin mi devralanın mı sorumlu
olacağı ise, sözleşmenin içeriğine ve yorumuna göre belirlenecektir ve rücu
talepleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Örneğin; tarafların iradesi
kapsanunda devir amaçlanmamış ve fakat üçüncü kişi açısından kendi
alacağının devredilmiş olduğuna inanması için yeterli sebepler varsa borç
hala devredenin borcudur, fakat devralan da alacaklıya karşı müteselsilen
sorumludur; zira sınırlama yeterince açık değildir ve bu sebeple alacaklı
üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. Devralan bu durumda ifayı gerçekleş-
tirirse, devir sözleşmesi kapsamında, devri amaçlanmayan borcu ifa ebniş
taraf olarak devredene rücu edebilecektir. Sorun şu noktada ortaya çıkar,
devralan TBK m. 127 anlamında üçüncü kişi alacaklıya halef olmak amacı
ile ifayı gerçekleştirmiş ise; devralanın, devredene karşı bu hükme daya-
nabilmesi için ifadan önce alacaklıya bu yönde bir bildirimde bulunmuş
olması gerekecektir. Devralanın bir imkanı daha vardır; kanuni halefiyet
hükümlerine göre değil, sözleşme hükümlerine göre de devredenden öde-
diği miktarda bir talepte bulunabilir. Bu durumda devralanın talebi TBK
m. 127 anlamında halefiyetten kaynaklanan bir talep değildir, sözleşmese!
bir taleptir. Bu son durumda halefi.yet olmadığı için, ifayı gerçekleştiren
devralan, borcun fer'ileri ile ilgili bir talep ileri süremeyecektir; sözleşme
ile kendisine tanınan hakkın kapsamı ne ise ona göre bir talep ileri sürebilir
ancak. Bu sebeple üçüncü kişi taleplerinin ve buna ilişkin işletilecek prose-
dürün sözleşmede açıkça kararlaştınlması gerekir.
Diğer durumda, yani pasifin devri taraflarca amaçlanmışsa, zaten
devralan sorumludur. Sorun, devredenin de TBK m. 202 anlamında ya-
sal sorumluluk sebebiyle bir ödeme yapması durumunda ortaya çıkar. Bu
halde de, yukarıda aktardığım ve devralanın sahip olduğu imkanlara bu
defa devreden sahip olacaktır. Konu sözleşme ile düzenlenmiş ise dev-
reden sözleşmeye dayanabilir. Buna mukabil sözleşme bu konuda açık
değilse, devreden, TBK m. 127 altında ifayı gerçekleştirmek suretiyle
üçüncü kişi alacaklıya halef olabilir.
479
2.7.2. Pasiflerin Tamamının Devri Halinde İlanın İçeriği
Bu durum, pasiflerin kısmen devredilmesi ve hiç devredilmemesi
ihtimaline oranla hukuken daha kolay gibi görülebilir. Lakin "varlığı bi-
480
►
280
BlrlcfttıCve Devralmalar
lirmıeyc,ı borçlarırı" ortaya çıkması riski burada da vardır
178
• Aslında pay
devri yöntemiyle gerçekleştirilen devirlerde de bu risk bulunur; payları
devredilen hedef şirketin bir alacaklısının hedef şirkete karşı bu alacak
hakkını ileri sürmesi halinde ortaya çıkacak risk ile pasiflerin tamamının
devrinde ortaya çıkacak risk aynıdır. Bu aynen pay devrinde olduğu gibi,
yönetiln1esi gereken bir risktir.
481 Eğer taraflar tüm pasifin devri konusunda anlaşmışlarsa, devir işle-
mini kolaylaştırmak için yapılması gereken şey ilan verilmesidir. ilanın
içeriği iki yöntemle hazırlanabilir; ya tüm pasifler listelenerek bunların
devralana intikal edeceği ilan edilir, ya da herhangi bir liste veya sınırlama
yapılmaksızın tüm pasifin devralana intikal edeceği ilan edilir. İlk yöntem
işlem güvenliği açısından taraflar için daha az risk içermektedir ve bilin-
meyen borçlar bir üst başlıkta açıklanan sınırlamaya tabi olurlar. Böylece
her ne kadar taraflar kendilerince bilinen tüm borçları devretseler de,
bilinmeyen borçlar açısından bu durum pasifin bir kısmının devri gibi
bir etki yaratır.
482 Her durumda; yani hem payların devri, hem pasifin tamamının
devri hem de pasifin bir kısmının devri durumlarında, alıcı veya devralan
tarafından bilinmeyen borçların varlığı hep bir risktir. Her ne kadar gü-
nümüzün elektronik faturalama düzenlenmesi ve muhasebeleştirmenin
elektronik ortama taşınması sebebiyle "sürpriz borçların" ortaya çıkma
olasılığı azalmış ise de, bu olasılığın ortadan kalktığını söylemek halen
mümkün değildir. Bunun yanında hukuki işlemden kaynaklanmayan ve
henüz muhasebeleştirilmeyen borçların da ortaya çıkabileceği ihtimali
dikkate alınmalıdır. Bu sebeple bir yed-i emin mekanizmasının kurulma-
sı, devralan açısından ticari işletme devri anlamında daha büyük önem
kazanmaktadır. Her şeyin ötesinde doğrudan devir yönteminde, borcun
doğumuna sebep olan konuya ilişkin bilgi ve belgeler devredenin uhde-
sinde kalmaya devam edeceği için, devralanın savunma imkanlarının da
sekteye uğrayabileceği dikkate alınmalıdır.
178
Bu konuda Barbara Grunewald'in eserinin ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum, Gru-
newald, Unerwartete Verbindlichkeiten beim Unternehmenskauf.
-
'1li tn f, ttmt Scıht ı" :ll'şmui: Tıl'cıri 1,lrtrıırıılıı Dognıılmı Do�rııy,ı Dcıırf 281
1. .8. Yed-i Emin ve Diğer Teminatlar
Kapanı., sonrası, başta hesapta olmayan borçların ortaya çıkması
birleşnıe ve devralnıalardaki en büyük endişelerden biridir. Yargıtay'ın
bir üst bölümde açıkladığım yaklaşımı dikkate alınırsa, bunun doğrudan
devir yönteminde daha da büyük bir risk oluşturacağı izahtan varestedir.
Aynca doğrudan devir yönteminde borcun doğumuna sebep oları işlem
veya eylemin tarafı olan tüzel kişilik varlığını devam ettireceği için ilgili
tüm bilgi ve belgeler de kural olarak devredenin elindedir. Oysa payların
devri halinde tüm bilgi ve belge tüzel kişilik nezdinde kalacağı için, bir ta-
lebin ortaya çıkması halinde hedef şirketin elinde kendini savunmak için
malzeme olacaktır. Bu malzeme doğrudarı devir yönteminde devralarıın
elinde olmayacağı için bu tür üçüncü kişi taleplerinin teminatlarıdınlma-
sı daha da büyük önem kazanır.
Teminat anlamında akla ilk gelebilecek yöntem, devir bedelinin bir
kısmının devredene ödenmeyip bir yed-i emin hesabına yatınlması ve bek-
lenmeyen üçüncü kişi taleplerinin bu hesaptan karşılanmasıdır. Bir diğer
yöntem de bununla ilgili bir banka teminat mektubu ya da muteber bir
kefalet alınması olabilir. Unutulmamalıdır ki, devredenin zaten müteselsil
sorumluluğu olduğu için, devredenin kendisinden bir teminat alınması
anlamsızdır; devredene karşı ileri sürülebilecek taleplerle ilgili yapılması
gereken tek şey, teselsüldeki iç ilişkinin sözleşmeye yansıtılmasıdır ve bu,
devralanın devredene başvurulabilmesiiçin yeterli bir önlemdir. Asılsorun
devredenin malvarlığının bu talebi karşılayamaması riskidir.
Üçüncü kişi alacaklının ortaya çıkması halinde bu talebin ne şekilde
değerlendirileceği, devralana nasıl bir savunma imkanı verileceği, bilgi ve
belge akışının nasıl hayata geçirileceği ve yed-i emin hesabından ödeme-
lerin harıgi esaslar dairesinde yapılacağı taraflarca sözleşmese! olarak ka-
rarlaşhnlmalıdır. Bu konuya pay satım sözleşmesi ile ilgili bölüm altında
değinmiştimı 19.
483
484
485
179
Bölüm V-3.4, para. 348-350.
-
282
Birleşme ve Devralmalar
2.9. Ayıplardan Sorumluluk
486 Pay devri yöntemine oranla büyük bir fark yoktur; eğer taraflar
satım hük'ilınlerini tercih etmişler ise, satım sözleşmesinin konusunun
ticari işletmenin kendisinin olduğu sözleşmede vurgulanmalıdır. Benim
tercihim yine kanunda yer alan satım hukuku düzenlemelerinin yerine
tarafların "kendi kanunlarını" yazmaları ve ayıp hükümleri yerine kusur-
dan bağımsız borca aykırılık hükümlerini esas almalarıdır. Buna ilişkin
önerilerimi pay satım sözleşmesi ile ilgili bölüm altında paylaşmıştım1
80
,
2.1O. Kısmi İfa Meselesi
487 Sözleşmenin konusu ve ifa yöntemi kısmi ifa açısından da etki ya-
ratacaktır. Gerçekten dolaylı devir yönteminde ticari işletme bir bütün
olarak, adeta "tüzel kişilik paketinin içinde" devrolunmaktadır. Buna
karşın doğrudan devir yönteminde paket açılmakta ve içindekiler teker
teker devredilmektedir. Dolaylı devir yönteminde kısmi ifa bir kısım pa-
yın devrinde kendini gösterirken doğrudan devir yönteminde kısmi ifa
malvarlığı unsurlarında kendini gösterebilir. Bu sebeple doğrudan devir
yönteminde, ticari işletmenin unsurlarının tamamının devrinin gerekli
olduğu ve bu gerçekleşmediği sürece kapanışın gerçekleştirilmesinin ta-
lep edilemeyeceği sözleşme metninde yer almalıdır. Aksi halde kısmi ifa
meselesine ilişkin ihtilaflar ortaya çıkabilir. Oysa payların devri de ticari
işletmenin devri de aynen otomobil satımına benzer. Birinde otomobil,
ruhsatı ile bir bütün olarak devredilirken, diğerinde otomobili oluşturan
parçalar, şasi, direksiyon, akslar, motor, amortisörler, silecek, yani bir oto-
mobilin fonksiyonel olması için gereken tüm unsurlar devredilmektedir.
Eğer parçalar eksikse devralan işlemi kapatmaktan kaçınabilir.
2.11. Diğer Konular
488 Kanımca yukarıda özel olarak değinmediğim konularda, dolaylı dev-
re, yani pay satım sözleşmesine ilişkin açıklamalar
181
dikkate alınmalıdır.
180
Bölüm V-2.9, para. 331-336.
181
Pay Satım Sözleşmesi: Ticari İşletmenin Dolaylı Devri hakkında açıklamalar için bkz.
Bölüm V.
noırilşlttmc atmı Sözleşme.si: Tirnrl lşlctmcııiıı Doğrııdaıı Doğruya Devri 283
3. HATIRLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR
• Ticari işletnıe satım sözleşmesinin amacı, bir ticari işletmenin
geleceğini belirleme imkinının doğrudan el değiştirmesidir. Bu
sebeple ticari işletme satımı ile pay satımı arasında gözetilebilecek
tek fark ifa yöntemine yöneliktir.
• Her ne kadar adı "satım" sözleşmesi ise de, taraflar satım sözleşme-
sine ilişkin yasal hükümlerin bu sözleşmelere uygulanmayacağını
kararlaştırabilirler.
• TBK m. 202, sadece "aktif ile pasifin birlikte devri" halinde uygu-
lanır. Taraflar kendi iradeleri ile pasifin bir kısmını veya tamamını
devir işleminin dışında tutabilirler. Kanunda özel olarak düzenle-
nen durumlar saklı kalmak kaydıyla (İş Kanunu m. 6, İcra ve İflas
Kanunu m. 277 vd.) taraf iradesine üstünlük tanınmalıdır.
• TBK m. 202 anlamında kanuni teselsül, devralan değil devreden
için öngörülmüştür; yani "pasif aktifi takip eder" görüşünün yasal
dayanağı yoktur.
• Üçüncü kişiler açısından temel kriter ilanın içeriğidir. ilanı"TMK
m. 2 gözlüğü" ile okuyan üçüncü kişi, alacağını tahsil etmek
için kime başvurabileceğini anlayabilmelidir. Anlaşılamıyorsa
sınırlamanın uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmalı ve bundan
hareketle üçüncü kişilerin hem devredene hem de devralana karşı
başvurabileceği kabul edilmelidir.
• TTK m. 11 ticari işletmenin devri konusunda işlem kolaylığı sağ-
layamamıştır; tam tersine riskleri beraberinde getirmiştir. Zaten
ticaret sicili uygulaması da TTK m. 11 anlamında tescil ve ilan
işlemlerini henüz hayata geçirememiştir.
VII. PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ VE OPSİYON
HAKLARI
BÖLÜM KAYNAKÇASI
AKINCI, Şahini Roma Hukuku'nda Şirket (Societas) Akdi ve Bunun
Türk Hukuku'na Etkisi, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 5 /
1-2 (Prof Dr.M. Şakir BERKİ'yeARMAĞAN), Haziran 1996, s.137-
lSlj AKINCI, Ziyai Milletlerarası Tahkim, 5. Bası, İstanbul 2020i
AKYOL, Şenerj Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Ya-
sağı, 2. Bası, İstanbul 2006; ALTAY, SıtkıAnlam, Anonim Ortaklıklar
Hukuku'nda Sermayeye Katılmalı Ortak Girişimler (Equity JointVentu-
res), İstanbul 2009j AYOĞLU, Tolgaj Sermaye Şirketleri Özelinde Şir-
ketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, İstanbul 20l8j
BAHTİYAR, Mehmetj Ortaklıklar Hukuku (Kısa Karşılaştırma ve
Değerlendirmeler Dersler- Soru Örnekleri), 14. Bası, İstanbul 2020j
BARLAS, Namij Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşmeler nişkileri,
4. Bası, İstanbul 20l 6j BARLAS, Namii Başkasının Sözleşme nişkisine
Müdahale Sebebiyle Sorumluluk, Prof Dr. Rona Serozan'a Armağan,
C.1, İstanbulı 2010, s. 421-429i BAŞOĞLU, Başaki Türk Hukukunda
ve Mukayeseli Hukukta Aynen İfa Talebi, İstanbul 20l2j BÖCKLI, Pe-
terj Aktioniirsbindungsvertriige mit eingebauten Vorkaufs- oder Kaufsre-
chten und übernahmepjlichten,in: Jean Nicolas Druey/Peter Böckli/Pe-
ter Nobel, Rechtsfragen um dieAktioniirsbindungsvertriige, Zürih 1998j
BUZ, Vedatj Medeni Hukukta Yenilik Doğuran Haklarj Ankara 2005 j
ÇAKIRCA, Seda İremj Türk Sorumluluk Hukukunda Yansıma Zararj
İstanbul 20l2j DAENIKER, Danielj Good Governance bei M&A-
Transaktionen - Rückblick auf 20 Jahre, in: Tschani R.(Hrsg.)ı Mergers
e':t Acquisitions XX, Zürich 2018, s.75-105.j DURAL,Ali / AYOĞLU,
Tolga / ALTAY, Anlam / ERDEM, Ercüment/ YÜKSEL, Sinan /
YUSUFOĞLU, Fülurya (Yayın Kurulu); Prof Dr. Hamdi Yasamana
Armağan, İstanbul 2017i Ed. AKINCI, Ziya/YASAN TEPETAŞ,
Candani Şirketler Hukuku Uyuşmazlıkları ve Tahkim, İstanbul 20l8j
ERDOĞAN, Ersin, Yapma Borçlarının İcrası ve Bazı Temel Sorunlar,
Ankara Barosu Dergisi, 2017-2, s.145-17Si ESİN,İsmail/ ÇELEBİ,
Özgün / ERKER, Sevgin / KAŞARCIOĞLU, Demet; Arbitrating
286
Birleşme ııc Dcıırıılııuılar
.Mc-·A Di.ı:putc.(;, lsıııail Esiıı/ıliYcşilımıak (Ed.)ı Arbitration in Turkey,
_oıs, -�· 265-284; ESİN, İsmail Göklıaıı / LOKMANHEKİM, S.
Turıç (yayma lıa:urlayatı)j Uygulamada Birleşme ve Devralmalar, ls-
taııbul 2003; ESİN, İsmail Göklıaıı; Hissedarlar Sözleşmesi, Yeditepe
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: II, Sayı: I,2005, s.475 -481,i
ESİN, İsmail Gökharı; Pay Alını ve Satım Opsiyonları ve Hükümleri,
Prof Dr: Hamdi Yasamana Armağan, İstanbul 2017, s. 275 - 307i
ESİN, İsmail Göklıaıı; Some QJ,estions About M&A Disputes, Global
lıVisdom 011 Business Transactions, Itıternational Law and Dispute Re-
solutio11: Festschrift Fiir Gerlıard Wegen Zum 65. Geburtstag, München
2015, s.631-642.; FORSTMOSER,Peter / KÜCHLERMarceli Ak-
tioniirbindungsvertriige, Rechtliche Grundlagen und Umsetzung in der
Praxis, Züricl1 -Basel - Genf 2015; GÖKSOY, Yaşar Can; Ortaklıklar
Hukukunda Rekabet Yasaklarının Kapsamı, DEUHFD, C. 9, Özel
Sayı, s. 633-68lj GÖNENÇ, Fulya İlçin; Roma Hukukunda Şirket
AJ...--ti, İstanbul 2004; HIRSCH, E.Ernstj Pratik Hukukta Metot, 3.
Bası, Ankara 1997; KARADENİZ ÇELEBİCAN, Özcan, Roma
Eşya Hukuku, Ankara 2015; KANETİ, Selimi Hukuki İşlemlerin
Çevrilmesi (Tahvili), İstanbul 1972i KAYAK, Sevgij Üçüncü Kişinin
Fiilini Taahhüt, İstanbul 201O; KIRCA, İsmail/ ŞEHİRALİ ÇELİK,
Feyzan Hazal / MANAVGAT, Çağlar; Anonim Şirketler Hukuku,
Cilt 1, Ankara 2013; KOCAYUSVFPAŞAOĞLU, Necipi Borçlar
Hukuku Genel Bölüm, Cilt I: Borçlar Hukukuna Giriş - Hukuki İşlem
- Sözleşme ("Kocayusufpaşaoğlu / Hatemi / Serozan / Arpacı, Borçlar
Hukuku, Genel Bölüm" adlı eser kapsamında hazırlanmıştır.), 7. Bası,
İstanbul 2017i KORKUT, Ömeri Anonim Şirketlerde İnançlı Yönetim
Kurulu Üyeliği, Ankara 2007i LANG, Theodor; Die Durchsetzung
des Aktioniirbindungsvertrags, Schweizer Schriften zum Handels-und
Wirtschaftsrecht Herausgegeben von Prof Dr. Peter Forstmoser, Band
221, Zürich 2003i MOROĞLU, Erdoğani Makaleler (Anonim Or-
taklıkta Azınlık Paysahiplerinin Korunması ve Haklı Nedenlerle Fesih),
İstanbul 2010i OĞUZMAN, M.Kemal / BARLAS, Namij Medeni
Hukuk, 25. Bası, İstanbul 2019i OKUTANNILSSON, Gül; Anonim
Ortaklık Pay Sahipleri Sözleşmelerinde Öngörülen Pay Alım ve Satım
Opsiyonlarının Hukuki Niteliği ve Cebri İcrası, Prof Dr. Hüseyin Ülgen'e
Armağan, Cilt I, İstanbul 2007, s. 409 - 432.i OKUTAN NILSSON,
Gül; Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004i
POROY, Reha/ TEKİNALP, Ünal/ ÇAMOĞLU, Ersini Ortaklıklar
l
} • S111ıııılcn ...ö::lcşm�ive Opsıyoıı Hnkf,ın
287
Huk:ulı,I, 14. Bası, 1stmılml 2019; RADO, Türkan; Roma Hukuku
Dcrsl�ri Borçlar Hukuku, 15. Bası, lstarıhul 2019; RÔDDER, Tlıoınas
/ HÔTZEL, Oliver / MUELLER-THUNS, Tlıoınas; Utıterııclmıetıs-
kaıif,Uııtcnıclmıcıısvcrkauf: Zivil- wıd stcuerreclıtliclıeGestaltımgspraxis,
lvfünclıcrı 1990; SANLI, Kerem Cem; Hukuk ve Ekonomi Perspektifin-
dcıı Sözleşme Hukuku ve Sözleşme Yaptırımlarının Ekonomik Analizi,
lstanbul 2017; SCHWARZ, Andreas B.; Medeni Hukuka Giriş (çev.
Hıfzı Veldet), İstaııbul 1942; SEROZAN, Rona; Sözleşmeden Dönme,
Gözden Geçirilmiş 2. Bası, İstanbul 2007; ŞAHİN,Ayşe; Anonim Ortak-
lığın Haklı Sebeple Fesih, İstanbul 2013; TEKİNAY, Seldhattin Sulhi/
AKMAN, Sennet / BURCUOĞLU, Haluk/ ALTOP, Atilla; Tekinay
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993; TEOMAN,
Ömer/ BURCUOĞLU, Haluk; Hisse Senetlerinin Alım Hakkına nişkin
Sözleşme, Yaşayan Ticaret Hukuku [Hukuki Mütalaalar], c. ll, 2. Yeni-
den ve Aynen Dizilmiş Bası, İstanbul, 2011, s. 2151-2161; TEOMAN,
Ömer; Hisse Devir Sözleşmesi, Yaşayan Ticaret Hukuku [Hukuki Müta-
laalar] Cilt II: 1992-1999, 2. Bası, İstanbul 2011; TERCIERPierre /
PICHONNAZ Pascal / DEVELIOĞLU H. Murat; Borçlar Hukuku
Genel Hükümler, 1. Bası, İstanbul 2016; TSCHANI, Rudolf / DIEM,
Hans-Jakob / WOLF, Matthias, M&A-Transaktionen nach Schweiur
Recht, 2. Auflage, Zürich-Basel-Genf 2013; WEST, Glenn D. / LEWIS,
Benton Lewis, Contracting to Avoid Extra-Contractual Liability - Can
Your Contractual Deal Ever Really Be the 'Entire' Deal?, Business Lawyer
Vol. 64, 2009, s. 999-1038.
ı. GİRİŞ
Aşağıda öncelikle pay sahipleri sözleşmesinin hukuki niteliğine
ilişkin görüşümü paylaşacağım. Takiben pay sahipleri sözleşmelerinde
sıkça karşılaşılan düzenlemelere değineceğim. Önemi sebebiyle opsiyon
haklarına da bu bölümün sonunda ayrı olarak değineceğim. Her ne kadar
opsiyon hakları sıklıkla pay satım sözleşmeleri altında ortaya çıkmaktay-
sa da, kanımca kitabın akışı açısından pay sahipleri sözleşmeleri altında
ayn bir bölüm olarak incelenmesi daha isabetli olacaktır.
Birleşme ve devralma işlemlerinde, eğer işlem sonucunda tek bir
ortak tüın paylara sahip olmayacaksa, ortaklar genellikle, kapanış son-
489
490
288
Birleşme ve Devralmalar
rası kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla bir sözleşme daha
l"UI"arlar; pay sahipleri sözleşmesi. Böylece taraflar kapanış sonrasında ne
yapacaklarını ve ne yapmayacaklarını birbirlerine karşı taahhüt ederler.
491 Hem bazı bilimsel eserlerde hem de tahkim yargılamalarında, daha
önce yayına hazırlayanı olduğum kitap ekseninde çok sayıda yorum ya-
pıldığına tanık oldum. İlgili eserdeki tüm görüşlerin benim şahsi kanaa-
timi yansıtmadığını, bu eserin bir ekip çalışması olması sebebiyle aslında
"anonim" bir şekilde, kitabın hazırlanmasına katkı sağlayan meslektaşla-
runın "asgari müşterek" anlamında ortak görüşlerini yansıttığını tekrar
ifade etmek isterim. Buna karşın aşağıdaki satırlar benim şahsi kanaatimi
yansıtmaktadır ve bu görüşlerim sebebiyle de eleştiri ve önerilere açık
olduğumu okuyucunun bilmesini isterim.
2. GENEL OLARAK PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ
2.1. Pay Sahipleri Sözleşmesi Özünde Bir Adi Ortaklık
Sözleşmesi midir?
492 Bu sorunun cevabı çok mu önemli? Bence evet. Pay sahipleri söz-
leşmesinin hukuki niteliği konusunda yapacağınız tercih, birçok konuda
fikirlerinizi ve sözleşmenizin yapısını yönlendirecektir. Bu tercih aşağıda
yapacağım değerlendirmelere de etki edecektir. Bu sebeple bu bölüme
öncelikle bu konudaki görüşümü paylaşarak başlamak istedim. Örneğin;
İsviçre'de hakim görüş, bunun bir adi ortaklık sözleşmesi niteliğinde ol-
duğu yönünde
182
• Ben, tüm saygıma rağmen bu görüşe katılamıyorum.
493 Bu kitapta sıklıkla değindiğim "sürpriz borçlar" anlamında en tehli-
keli borç kaynaklarından biri de, pay sahipleri sözleşmesinin adi ortaklık
sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasın-
daki tercihe bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Eğer cevabınız evet ise, adi
ortaklık kapsamında yer alan düzenlemelere tabi olmanız gerekebilir.
Cevabınız hayır ise bu "sürpriz borçlardan" kurtulma imkanınız olabilir.
Kitabın genelinde olabildiğince anlaşılır ve kısa yazmaya çalıştım fakat
182
Bkz. Forstmoser/Küchler, Aktionarbindungsvertrage, s. 49 vd.
bur'1da hukuk tarih.inden. başluy�rnk düşüncelerimi aktarmaya çalışaca-
�m. Bu sebeple biraz karınaşık gelebilir; şimdiden okuyucunun affına
ığııuyoruıu.
Adi ortaklık konusunda Türk hukukuna çok önemli katkılar sağlayan 494
eserlerden biri de Barlas'a aittir
183
• Bilimsel yaklaşımından ve fikirlerin-
den çok etkilenn1iş olmama rağmen değerli hocam Nami Barlas'ın affına
sığınarak aşağıda farklı bir görüş ileri süreceğim. Ulaşacağım sonuç pay
sahipleri sözleşmesinin adi ortaklık olmak zorunda olmadığı ve pekala
tarafların iradeleriyle, pay sahipleri sözleşmesini adi ortaklığın uygulama
alanı dışına çıkartabilecekleri.
2.1.1. Adi Ortaklığın Tarihsel Kökenleri ve Tarafların
İradesi
Bu konuda Fulya İlçin Gönenç'in Roma hukukuna ilişkin çok zihin 495
açıcı bir monografisi var
184
• Bunun yanında Tolga Ayoğlu
185
ve Anlam Al-
tay1
86
da pay sahipleri sözleşmesi açısından çok değerli analizler yapmış.
Tamamını okumasanız bile ilgili kısımlarını okumanızı öneririm.
İsmet Sungurbey'i şahsen çok yakından tanımadım; genç bir asis- 496
tanken tanışmıştım. Sungurbey'in bazı teorilerini ve tarzını çok iyi anla-
yamadığımı ve benimseyemediğimi düşünüyorum. Fakat şu sözünü de
unutmuyorum, hatırladığım kadarıyla aynen aktarıyorum: "Arzuhalciı
87
ilehukukçu arasındaki fark şudur: Bunlardan biri Roma hukuku bilir., diğeri
bilmez. Bilmeyene arzuhalci diyoruz!"
183
Barlas, Adi Ortaklık.
184
İlçin Gönenç, Roma Hukukunda Şirket Akti.
165
Ayoğlu, Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim.
186
Altay, Sermayeye Katılmalı Ortak Girişimler.
187 Genç nesil bilmeyebilir. Eskiden adliye binalarının yakınında seyyar masalarında dakti-
loları ile "müşteri bekleyen" arzuhalciler olurdu. Bunlar bir avukata vekalet verecek ka-
dar parası olmayan vatandaşı dinler ve onlar için mahkemelere sunulmak üzere dilekçe,
yani arzuhal yazarlardı. Baba mesleği olduğundan mıdır, tesadüf mü bilinmez, çocuklu-
ğumun geçtiği evler hep adliye binalarına yakındı. Bu sayede onları hemen her gün gö-
rürdüm. Genellikle emekli mahkeme kalemi personeliydi bunlar. Zamanla kayboldular.
L ----------------------- --·
290
Birlqmc vt Dtvralmalar
497 Adi ortaklık yapısının kökeni de, birçok hukuki yapıda gördüğümüz
gibi, Roma hul.'Ukuna dayanıyor. Aslında daha eskilere giderseniz Babil,
Asur ve Yunan medeniyetlerinde de basit ortaklık ilişkilerini görebiliyor-
sunuz. Roma'da basit ortaklığın ilk şekli, "aile babası"nın, yani Roma'da
mal ve haklara sahip olma ehliyeti olan "pater familias" ın ölümü üzerine
malvarlığının idaresi ile ilgili bir kurum olarak karşımıza çıkıyor. Basit,
yani adi ortaklık aile reisi öldüğü zaman terekesinin tüm mirasçılar adına
yönetilmesi gereği üzerine sistematik bir uygulama hali bulmuş. Hatta
"konsorsiyum" kavramı bile Roma'dan geliyor; terekenin "ortakları" olan
mirasçıları ifade etmek için kullanılan bir kavram bu
188
•
498 Neden "adi ortaklık" yerine "basit ortaklık" kavramını kullandığımı
düşünmekte haklısınız. İsviçre Borçlar Kanunu bizim adi ortaklık olarak
isimlendirdiğimiz yapıyı "basit ortaklık" olarak isimlendiriyor, "einfache
Gesellschaft".Zaman içinde ekonomik gelişmelere ayak uyduran adi, daha
adil bir isimle basit ortaklık, kendisini bugün kullandığımız ticaret şirket-
lerine evirmiş.
499 Roma hukukunun adi ortaklık açısından ortaya koyduğu bazı ilkeler
halen modem basit ortaklık yapılarına uygulanıyor. Adeta bir timsah
veya komodo ejderi gibi evrimden daha az etkilenerek gelmiş günümüze
basit ortaklık yapılan. Örneğin; Roma'da da şirket akdi (societas) iki ta-
raflı nzai bir akit olarak düzenlenmiş
189
. İrade beyanları da herhangi bir
şekle bağlı değilmiş. Roma'daki societas'm da tüzel kişiliği bulunmuyor;
Roma'da da ortaklar ya sermayesini ya da emeğini ortaklığa koyuyorlar;
Roma'da da bazı ortakların sadece kara, bazılarının ise sadece zarara ka-
tılacağı yönündeki anlaşmalar (aslan payı ortaklıklar = societas leonina)
hükümsüzmüş. Temel kural "kar elde edildiğinde kara, zarar söz konusu
olduğunda ise zarara" ortak olmak olmuş Roma'da. Türk hukukundaki
prensip de bu şekilde ancak sermaye olarak sadece emeğini koyan ortağın
sadece kara katılacağı yönünde anlaşma yapılması konusunda bir istisna
getirilmiş TBK m. 623/3 ile. Roma'da da ortaklığın sona erme sebepleri
bizim hukukumuzdaki sona erme sebepleriyle benzerlik gösteriyor. Or-
taklardan birinin ölümü, belli bir süre için kurulmuş şirketlerde sürenin
188
Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Karadeniz Çelebican, Roma Eşya Hukuku, s. 142 vd.
189
Rado, Roma Borçlar Hukuku, s. 110.
11)•"ıılıiJ>lc-ri 'ö:Jrşıııe_çj ııc Opsiyoıı 1-lııklcıı·ı 291
$Ona ermesi, şirketin aınacının gerçekleşmesi ya da imldnsız]aşması veya
tar,tlların anlaşması ortaklıkların sona erme sebepleri arasında kabul edi-
liyor.
Bu uzun anlatımın sebebi şu; basit, yani adi ortaklık yapısı aslında soo
binlerce yıldır var olan bir kurum ve gerçekten basit, yani "primitif: Ta-
rihsel amaç, daha doğrusu çıkış noktası da ölen"aile babasının" terekesini
yönetmek. Zaman içinde bunu ticari faaliyetlere de uygulayacak şekilde
gelişmiş basit ortaklık yapıları. Mesela Roma'da değişik basit ortaklık
yapıları ortaya çıkmış1
90
•
• societas omnium bonorum: Ortakların bütün mallarını bir araya
koyarak meydana getirdikleri şirket türüydü Roma hukukunda.
Bu şirket tipinde ortaklar ileride elde edecekleri bütün malları bir
araya getirmeyi taahhüt etmekteydiler.
• societas alicuius negotiationis: Ortakların belirli bir ticari faaliye-
ti yürütmek amacıyla meydana getirdikleri şirket türüydü. Örnek
olarak birlikte köle alım satımı yapmak, Akdeniz'de buğday tica-
reti yapmak amacıyla birleşmek gösterilebilir.
• societas unius rei: Ortakların tek bir mal koyarak, bunu işletip kar
elde etmek veya tek bir eser oluşturmak için meydana getirdikleri
şirketti. Arsa üzerinde bir bina yaptırmak veya bir çiftliği işletmek
adına birleşmek örnek olarak verilebilir.
• societas quaestus: Ortakların bütün malvarlığını değil, sadece
mesleki kazançlarını bir araya getirerek kurdukları şirketti. Eğer
yapılan şirket sözleşmesinde bir açıklık yoksa bu tür bir şirket
sözleşmesi yapılmak istendiği farz ve kabul edilirmiş.
Bizim uygulamacılar olarak pay sahipleri sözleşmesine uygulamak
istediğimiz basit ortaklık yapısı sizce yukarıdakilerden hangisi? Bence
hiçbiri.
Bu noktada Kerem Cem Sanlı'nın eserini
191
tekrar hatırlatmak ge-
rektiğini düşünüyorum. Kanun koyucu, genel-geçer ve sık rastlanılan
501
502
190
Akıncı, Roma Hukuku'nda Şirket Akdi, s. 144.
191
Sanlı, Sözleşme Yaptırımlarının Ekonomik Analizi.
L
r' ",
292
Birleşme ve Devralmalar
durunılan l'llra.la bağlamak an1acı ile düzenlemeler yapınış. Dahaönce
verdiğim örneğe geri gidersek, Kara Avrupası hukuklarında kanunko-
yucu adeta birer "lego parçası" olan genel geçer kuralları tanımlamış. Bu
düzenlemelere ilişkin görüşümü pay satım sözleşmeleri altında açıklamış
ve yasalarımızda yer alan bu genel-geçer yedek hukuk kurallarının birleş-
me ve devralmalar açısından bırakınız yeterli olmayı, bazen tehlikeli bile
olabileceklerini düşündüğümü ifade etmiştim
192
• Ben bu düzenlemelerin,
tam tersine tarafların iradelerinin dışında olduklarını ve tarafların ara-
sındaki hukuki ilişkiye uygulanmaları halinde birbirleri ile uyuşan taraf
iradelerine aykırı olabileceğini ifade etmiştim. Kanımca biz hukukçular,
taraflar arasındaki sözleşmeleri, eğer tarafların iradesi bu yönde ise, bize
öğretilen kalıplardan birine sıkıştırma çabasından artık kurtulmalıyız.
503 Bu kitapta benimsenen temel ilkeler aslında basitçe şöyle hatırlatı-
labilir:
• Tarafların iradelerine uygun olmayan sonuçlardan kaçınmak ge-
rekir.
• Tarafların sözleşmeye yansıyan ve üzerinde mutabık kaldıkları
iradeleri, aralarındaki ilişkiyi ve karşılıklı hak ve borçlarını belir-
leyen en temel hareket noktasıdır.
• Yedek hukuk kurallarına dayanılarak taraflar üzerinde "sürpriz
borçların" yaratılması özünde taraf iradelerine aykırıdır. Taraf
iradelerini, yedek hukuk kurallarına göre üstün tutmak gerekir.
• Emredici hukuk normları, ancak tarafların tabi olmayı amaçladık-
ları sözleşme tipleri ile sınırlı olarak uygulama alanı bulmalıdır.
Matematiksel ifadeye başvurursak; sözleşmenin, ilgili düzenle-
menin tanımlandığı kümenin bir elemanı olması gerekir. Eğer
kümenin elemanı değilse, kümeyi tanımlayan fonksiyona da tabi
olmayacaktır.
504 Kanımca pay sahipleri sözleşmeleri ve basit ortaklık ekseninde en
önemli kriter yukarıda saydığım son kriterdir. Eğer taraflar açıkça, pay
sahipleri sözleşmesinin bir adi (basit) ortaklık kurmayı amaçlamadıkla-
rı konusunda anlaşmışlar ise, taraflara adeta zorla "siz hiç istememenize
192
Bölüm V-2.9, para. 331-332.
rağmen, lıatta lıaberiniz bile olmadan aslmda bir adi ortaklık kurdunuz;
isteseniz de istemeseniz de adi ortaklıkla ilgili emredici hükümlere tabi ola-
�ak.smız lıatta eğer sözleşmenizde boşluk varsa, istemeseniz hatta hayal bile
etmeseniz dalıi adi ortaklığa ilişkin yedek hukuk kurallarına tabi olacaksı-
nız ve bu kurallar sebebiyle hayal bile etmediğiniz bazı borçlarınız olacak"
demek kanın1ca tercih edilmesi gereken yorum değildir. Buna karşılık,
taraf iradeleri ile sözleşme ilişkisinin yasayla tanımlanan tasnifin dışına
çıkartılamayacağı ileri sürülebilir. Yani bu görüşe göre eğer yasayla ta-
nımlanan bir sözleşme tipinin esaslı unsurları meydana gelmiş ise, artık
bunun yasayla tanımlanan nitelikteki bir sözleşme olduğu ve buna ilişkin
hükümlere tabi olacağı da düşünülebilir
193
. Bundan hareketle bu yönde
bir anlaşmanın sadece yedek hukuk kurallarının bu sözleşme ilişkisine
uygulanmayacağı ve fakat emredici hükümlerin yine de uygulama alanı
bulacağı söylenebilir. Bütün saygımla bu görüşe de katılamıyorum. Belki
bu düşünceyi pay satım sözleşmesi ve satım hükümleri ile ilgili olarak ileri
sürmek mümkün olabilirdi, fakat pay sahipleri sözleşmesinin kaçınılmaz
olarak adi ortaklık hükümlerine tabi tutulması yönündeki görüşün isabet-
li olduğunu düşünmüyorum. Zira Türk Borçlar Kanunu düzenlemesinin
pay sahipleri sözleşmesi düşünülerek getirildiğine ilişkin elimizde hiçbir
veri yok. Yani kanımca pay sahipleri sözleşmesinin adi ortaklığın objektif
esaslı unsurlarını taşıdığını söylemek de mümkün değil. Bundan hare-
ketle taraf iradelerine rağmen sözleşmenin adeta zorla belirli kalıplara
sıkıştırılmasına yönelik çabaların da faydalı olduğunu düşünmüyorum.
Kanımca Roma hukukundan gelen basit ortaklık ilişkilerinin günümü-
zün pay sahipleri sözleşmesine uygulanması, adeta kamyon şasisi üzerine
bir spor araba monte etmeye benziyor. Hukuki yapı olarak belki de en
karmaşık sözleşmelerdenbirini, en basit hukuk kurumunun üzerine inşa
etme çabası, kanımca bu otomobil örneksemesine tam uyuyor. Buna
benzer bir duruma ayıp hükümlerine ilişkin olarak da değinmiştim1
9
4.
Tabii ki eğer taraflar Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan adi ortaklık
hükümlerinin tarafı oldukları pay sahipleri sözleşmesine uygulanmama-
sı konusundaki iradelerini ortaya koymamışlar ise bu tartışılabilir ve bu-
7
505
193
Barlas, Adi Ortaklık, s. 118 vd.
194
Bölüm V-2.9, para. 333.
•
294 Birleşme ve Devralmalar
nun sonucunda adi ortaklık hüliimleri pay sahipleri sözleşmelerine uy-
gulanabilir. Ancak bu yalnız kıyasen bir uygulama olabilecektir kanımca.
Fakat taraflar aksi yöndeki iradelerini sözleşmeye yansıtmış iseler, artık
bu noktadan sonra taraf iradesine üstünlük tanımak gerekir. Onlar tarafı
oldukları sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğunu murat etmemiş-
lerdir ki, adi ortaklığa ilişkin emredici ya da yedek hukuk kurallarına tabi
tutulabilsinler.
2.1.2. Genel-Geçer Tespitler Yerine Sözleşmeye Yansıyan
Taraf İradelerine ve Ortak Amaçlarına Öncelik
Verilmelidir
506 Ne yazık ki genel çıkarımlarla çok fazla karşılaştım bu çalışma
sırasında. Bazı yazarlar her hal ve şart altında adi ortaklık hükümlerini
uygulamayı tercih ederken, bazı yazarlar da tam tersine, her hal ve şart
altında "kendine özgü yapısı olan = sui generis" sözleşmeler lehine tercihi-
ni kullanmışlar. Kanımca işin kolayına kaçmamak gerekir ve bu anlamda
Ayoğlu'nun taraf iradelerine önem atfeden görüşüne çok daha yakın
olduğumu düşünüyorum
195
. Rock müzikte basgitar; müziğin ritmini,
akışını, dokusunu, yapısını belirler. Bas gitarist ritmi kaçırmadığı sürece,
eğer çok dikkatli değilseniz, basgitarın varlığını genellikle hissetmezsiniz
bile. Ne zaman ki bas gitarist ritmi kaçırır, o zaman hatayı fark edersiniz;
çünkü akış bozulmuştur. Taraf iradeleri de sözleşme hukuku açısından
aynen basgitar gibidir; ritmi, dokuyu ve yapıyı; yani amacı, tabi olunacak
yapıyı, bunun sonucunda da tarafların borçlarını belirler. Taraf iradeleri-
ne rağmen yapılan yorumlar en iyi ihtimalle müziğin akışını ve uyumunu
195
Ayoğlu, Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, s. 188 dn. 47: "Uy-
gulamada, gerek pay sahipleri sözleşmelerinde, gerek ortak girişim temel sözleşmelerinde, bu
sözleşmelerin tarafları arasında bir adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını ifade etmek amacıyla
"no partnership clause" olarak isimlendirilen kloza yer verildiği görülmekte. Sözleşmede bu
kloza yer vermek suretiyle tarafların güttüğü amaç, aralarındaki sözleşmeye adi ortaklığa
ilişkin hükümlerin uygulanmasını istemediklerini, iradelerinin adi ortaklık benzeri bir ilişki
kurmak yönünde olmadığını, ortak bir amaç gütmediklerini ve biri diğerinin karşılığını teşkil
edecek şekilde karşılıklı borç yüklenmeyi murad ettiklerini ortaya koymaktır. Kanımızca, ta-
rafların sözleşmeye yansıyan bu iradelerine saygı gösterilmesi ve bu klozu içeren sözleşmelere
adi ortaklık hükümlerinin kıyasen uygulanmasından mümkün olduğu ölçüde kaçınılması ge-
rekir."
• •
Ptıy Snlıiplcri Sözleşmesi ııc Opslyoıı Hnklcm 295
bozup armoninin dışına çıkarak "sürpriz borçlar" yaratırlar. Eğer taraflar
aralarındaki ilişkinin bir satım ya da basit ortaklık olmayacağına ve buna
ilişkin yasa hükümlerinin sözleşmelerine uygulanmayacağına yönelik
iradelerini ortaya koymuşlarsa artık zorlamanın gereği de, hukuki temeli
de kalmamıştır kanımca.
2.1.3. Taraflar Neden Pay Sahipleri Sözleşmesi Kurarlar?
Kanımca pay sahipleri sözleşmesinin hukuki niteliğini belirlemek 507
açısından çıkış noktası şu olmalıdır; taraflar neden böyle bir sözleşme
kurma ihtiyacı hissederler
196
? Kitabın başından beri soruların önemini
vurgulamaya çalışıyorum. Bu sorulardan belki de en önemlisi; "Neden?"
sorusudur.
Eğer taraflar amaçlarını pay sahipleri sözleşmesi ile belirlemişler ise, 508
yani amaç sözleşmenin bir parçası haline gelmiş ise, zaten tartışacak bir
şey kalmamıştır. Sorun sadece bu amacın açıkça belirlenmemiş olması
halinde ortaya çıkacaktır.
Amacın sözleşme metninde yer almadığı durumlarla başlarsak şu 509
sonuca ulaşılabilir; pay sahipleri sözleşmesinin temel olarak iki sebeple
kurulduğuna tanık oldum. İlk ve daha küçük grup, özellikle aile şirketle-
rinde zaten ortak olan, hatta bu ortaklıkları bazen birkaç nesildir devam
eden, bunun da ötesinde ortak olma vakıası onların iradesinden bile kay-
naklanmayan ortaklar arasındaki sözleşmelerdi.Amaçları ya aralarındaki
fikir ayrılıklarına bir çözüm bulmak, ya şirketi bir sonraki nesle aktarabil-
mek, ya şirketi daha kurumsal bir yapıya kavuşturmak ya da azınlık orta-
ğın haklarını korurken aynı zamanda bunları sınırlamaktı veya aralarında
ortaya çıkan ya da çıkmasından endişe duyulan ihtilafları bir tür sulh ile
196
Aslında bu soru birçok farklı soruyu da tetikleyecektir, aynen Jared Diamond'ın "Tü-
fek, Mikrop ve Çelik" kitabında anlattığı, "Beyaz adamın neden daha çok kargosu var?"
sorusunun yöneltilmesi gibi. Harari'nin Sapiens kitabından önce okuduğum bir kitaptı.
Diamond "basit bir kuş gözlemcisi" iken, tarihçilerin yorumuna göre"yanlışlıkla ve temel
tarih bilgisinden yoksun" olarak bu kitabı yazdığı için bazı çevrelerde eleştirildi belki, fa-
kat kesinlikle zihin açıcı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Cevaplardarı çok sorulara
değer verdiğim düşünülürse bu yaklaşımımın okuyucu için sürpriz olmaması gerekir sa-
nırım.
296
Birleşme ve Devralmalar
sonlandırmaktı. Bu gibi durumlarda, tarafların amacı çok net bir şekilde
ortaya çıkmaktaydı benim deneyimlerime göre.,Onların amacı zaten bir
sebeple ortak oldukları şirketi, üzerinde mutabık kaldıkları bir stratejiye
uygun olarak yönetmeye ilişkin ilkeleri belirlemekti. Bu açıdan bakılınca
aslında kural olarak bir iç ortaklık ya da basit ortaklık yapısını, yani kor-
poratif yaklaşımı görebilirsiniz. Özellikle aile şirketlerindeki dinamiklere
bakarsanız Roma'daki "pater familias'ın mirasını yönetme" amacının var-
lığını bile gözlemleyebilirsiniz.
510 Buna mukabil, ikinci ve daha sık rastladığım grup ise birleşme ve
devralma işlemleri kapsamında imzalanan pay sahipleri sözleşmeleri
oldu. Bu sözleşmelere baktığınızda bambaşka bir dinamik ile karşılaş-
manız olası. Bu durumlarda pay sahipleri sözleşmesi, "stand alone'� yani
tek başına bir anlam taşıyan bir sözleşme değildir. Birleşme ve devralma
süreçlerindeki "zamanı gelince düşen süt dişi" veya "aya giden bir roketin
kapsülden ayrılan yakıt tankları" örneğini hatırladınız mı? Tekrar analım
bu zamansal akışı. Niyet mektubu veya gizlilik sözleşmesi ile başlayan
"yolculukta" eğer anlaşma sağlanmış ise bir sonraki aşamaya geçiliyor ve
pay satım sözleşmesi imzalanıyor; böylece ara dönem başlıyordu. Taki-
ben pay satım sözleşmesinin ifası, yani kapanış ile birlikte bu defa pay sa-
hipleri sözleşmesi uygulama alanı buluyordu. Yani birleşme ve devralma
işlemi aslında canlı, yaşayan ve birbirini takip eden, bunun da ötesinde
her bir aşaması bir öncekine dayanan bir süreç. Bu, aslında ekonomik bir
süreç ve biz hukukçular bu ekonomik süreci hukuk alanında adeta mate-
matiksel bir formül gibi tanımlamaya çalışıyoruz.
511 Bir adım geriye dönersek tarafların amaçlarını daha iyi anlayacağı-
mızı düşünüyorum. Uygulamada pay satım sözleşmesi ile pay sahipleri
sözleşmesi aslında aynı anda imzalanıyor. Meslek hayatımda önce sadece
pay satım sözleşmesinin imzalandığına ve sonradan, yani kapanışta bir
pay sahipleri sözleşmesinin müzakere edilmeye başlandığına hiç tanık
olmadım. Bu iki sözleşme aslında bir bütünlük içindeler, biri olmadan
diğerinin anlamı da olmuyor. Bu sebeple de pay sahipleri sözleşmesi, pek
çok durumda pay satım sözleşmesi ile aynı anda imzalanıyor, ya da pay
satım sözleşmesinin yürürlüğe girmesi ya da ifası, pay sahipleri sözleşme-
sinin imzalanması koşuluna bağlanıyor. Bunun sonucunda iki sözleşme
1
Pay Salıiplcri Sözleşmesi ve Opsiyon Hakları
297
ya aynı anda imzalanıyor ancak pay sahipleri sözleşmesinin yürürlüğe
girmesi kapanışın gerçekleşmesine bağlanıyor ya da eğer pay sahipleri
sözleşmesi daha sonra imzalanacaksa, pay satım sözleşmesinin yürürlüğe
girmesi veya ifasının talep edilebilmesi, pay sahipleri sözleşmesinin imza-
lanması şartına bağlanıyor. Bu aynı zamanda çok da mantıklı bir durum.
Zira henüz pay devrinin gerçekleşmediği ve tarafların hedef şirkete ortak
olmadıkları dönemde pay sahipleri sözleşmesi de bir anlam ifade etme-
yecektir. Sonuç olarak; pay sahipleri sözleşmesinin hukuken ve mantıken
bir anlam taşıyabilmesi için payların devredilmesi gerekiyor.
Şimdi devam edelim; taraflar kapanıştan sonra, hukuken "hüküm" 512
ve mantıken de "anlam" ifade edecekbu sözleşmeyi neden daha çokbaşta,
pay satım sözleşmesi ile aynı anda imzalamayı tercih ediyorlar? Aslında
cevabı çok basit: Alıcı henüz -bazen şarta bağlı bile olsa- payların bedelini
ödeyip devralma borcu altına girdiği anda; tam olarak neyi devralacağını,
yani payların kendisine vereceği hakların ne olduğunu bilmek istiyor.
Keza satıcı da yeni bir ortağın gelmesini kabul ederken, bu yeni ortakla
nasıl bir ilişki yaşayacağını bilmek istiyor. Alıcı için bu, satın alacağı pay
sahipliği haklarının içeriğinin tanımlanması amacına hizmet ediyor. Yani
aslında taraflar açısından bakarsak pay sahipleri sözleşmesi, pay satım
sözleşmesinin kaçınılmaz bir devamı niteliğinde; zira pay sahipleri söz-
leşmesi daha önce de ifade ettiğim gibi genellikle tek başına bir anlam
ifade eden bir sözleşme değil. Temel amacı pay satım sözleşmesinin
ifasından sonraki dünyayı tanımlamak olan bir sözleşmedir pay sahipleri
sözleşmesi. Bu sebeple pay sahipleri sözleşmesi, pay satım sözleşmesinin
kaçınılmaz bir devamıdır. Zaten aynen bu sebeple ve sıklıkla pay sahipleri
sözleşmesi, pay satım sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası niteliğindeki bir
eki olarak imzalanıyor.
Bu niteliği ile değerlendirildiğinde; birleşme ve devralma işlemleri 513
kapsamında kurulan pay sahipleri sözleşmesi ile kanımca bir adi ortaklık
kurulması amaçlanmamaktadır ve pay sahipleri sözleşmesi, pay satım
sözleşmesinin doğal bir uzantısıdır. Tersi anlayışı savunuyorsanız; pay
sahipleri sözleşmesinin amaç, pay satım sözleşmesinin ise bir araç ol-
duğuna inanmanız gerekiyor. Yani bu durumda aslında bir adi ortaklık
kurmak isteyen tarafların, bu amaca ulaşmak için pay satım sözleşmesi
◄
298 Birleşme ve Devralmalar
inızaladığını kabul ebneniz gerekecektir. Oysa gerçek hayatta durum
tam tersi; yani amaç payları satın almak ve pay sahipleri sözleşmesi de
bu amaca ulaşmak için kullanılan araçlardan biri. Pay sahipleri sözleşmesi
birleşme ve devralmalar açısından bağımsız olarak tek başına bir anlam
da ifade etmemektedir; sinallagmatik, yani tam iki tarafa borç yükleyen
bir sözleşme olan pay satım sözleşmesinin bir tamamlayıcı unsurudur.
514 Benim önerim birleşme ve devralma işlemlerinde kullanılan söz-
leşmelerde her zaman tarafların amacının sözleşme hükümleri ile be-
lirlenmesi ve tanımlanması oldu. Pay sahipleri sözleşmesi açısından da
aşağıdaki ifadenin bu amacı ortaya koyacağını düşünüyorum:
"Bu sözleşme taraflar arasındaki pay satım sözleşmesine bağlı ola-
rak meydana gelecek hukuki durumu tanımlamaktadır ve amacı
münhasıran tarafların Şirket'te pay sahipleri sıfatlarıyla birbirleri-
ne karşı hak ve borçlarını belirlemektir. Tarafları pay sahibi olarak
tüm haklarını bu sözleşmeye uygun olarak ifa etmeyi birbirlerine
karşı taahhüt etmektedirler. Bu sözleşme ile taraflar arasında bir
adi ortaklık ilişkisi kurmak amaçlanmamıştır ve adi ortaklık ile
ilgili yasalarda yer alan hükümler bu sözleşmeye uygulanmaz."
5l5 Buna ek olarak, pay sahipleri sözleşmesinin yürürlüğe girmesinin
kapanışın gerçekleştirilmesişartına tabi kılınması gereğini de hatırlatmak
isterim. Bu sayede pay sahipleri sözleşmesinin aslında tam iki tarafa borç
yükleyen pay satım sözleşmesinin bir uzantısı olduğunun ve bundan
hareketle devre konu payların içeriğinin belirlenmesi amacına hizmet et-
tiğinin ortaya konduğunu düşünüyorum. Kanımca yukarıdaki ifade tam
da bu amaca hizmet edecektir. Buna mukabil, eğer bu yönde bir irade
hiç ortaya konulmamış ise bazı durumlarda basit ortaklık hükümlerinin
kıyasen de olsa uygulama alanı bulabileceğini düşünüyorum.
2.2. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Temeli Olan Hukuki
Bütünlük: Farklı Hukuk Alanlarının Etkileşimi
516 Pay sahipleri sözleşmesi, bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Türk Ti-
caret Kanunu'nun gerekçesi de bunu çok açık bir şekilde ortaya koymak-
•
Pay Salıiplcri Sözleşmesi ve Opsiyon Hakları 299
tadır
197
• Kanun koyucunun iradesi basitçe şu şekilde anlaşılabilir: "Bir
anonim şirketin ortakları kendi aralarında diledikleri gibi anlaşıp, pay sa-
hipliği haklarını ne şekilde kullanacaklarına ilişkin birbirlerine karşı hüküm
ifade edecek şekilde düzenleme yapabilirler,fakat bu anlaşmalar Türk Ticaret
Kanunu ile düzenlenen anonim şirketten tamamen farklıdır. Bu niteliği ile
pay sahipleri sözleşmesi korporatif nitelikte bir sözleşme değildir, tamamıyla
bir borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindedir."
Borçlar hukuku ile şirketler hukuku, bazen hatalı olarak düşünüldü- 517
ğünün aksine, birbirinden tamamen kopuk hukuk alanları değildir; tam
tersine birbirleri ile çok derin bir etkileşim içindedirler
198
• Bu etkileşim
pay sahipleri sözleşmesi açısından daha da büyük önem kazanmaktadır.
Bundan hareketle kabul edilmelidir ki; pay sahipleri sözleşmesi, özün-
de sözleşmese! nitelikteki borçların, şirketler hukuku platformunda ifa
edilmesidir. Örneğin; şirketler hukuku açısından ifa edilmesi mümkün
olmayan bir borç, pay sahipleri sözleşmesi ile üstlenilmiş ise, bu borç söz-
leşmeler hukuku açısından, baştaki hukuki imkansızlık sebebiyle geçersiz
olacaktır.
Pay sahipleri sözleşmesi ile üstlenilen borçlar her ne kadar sözleşme- 518
ler hukukundan kaynaklanıyor ise de, buborçların ifası genellikle şirketler
hukuku alanında cereyan etmektedir. Bu sebeple sözleşmese! nitelikteki
pay sahipleri sözleşmesinin şirketler hukukundan tam anlamıyla bağını-
sız olduğunu ileri sürmenin de çok isabetli olduğunu düşünmüyorum.
Borcun kaynağı sözleşmeler hukukudur, buna karşın birçok borcun ifası
şirketler hukuku alanında gerçekleşmektedir. Örneğin belirli işlemlerin
yapılacağı pay sahipleri sözleşmesi ile borçlanılmış olabilir, lakin bu borç-
ların ifa edilmesi için şirketler hukukundan kaynaklanan oy haklarının
bu borcun ifası amacı ile ve buna uygun olarak kullanılması gerekecektir.
Bununla birlikte, pay sahipleri sözleşmelerinde yer alan bazı borçların,
197
"Hükmün amacı, aleniliği sağlamak, gizli sözleşme yapılmasını olabildiğince önlemek ve pay
sahipleri sözleşmesini (shareholders agreement) kuruluşun ve şirketler hukukunun saçağının
dışında tutmaktır
11
(TTK m. 336 gerekçesi).
198
Ancak unutulmaması gerekir, Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz
parçasıdır ve asıl olan Türk Medeni Kanunu'dur. Bu, TTK m. 1/1'de yer alan, "Türk Ti-
caret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz bir
parçasıdır.
11
hükmü ile çok açık şekilde ifade edilmektedir.
300
Birleşme ve Devralmalar
pür borçlar hukul.'11 ilişkisi yarattıkları, şirketler hukuku ile bir etkileşim
içinde oln1adığı ileri sürülebilir. Örneğin; pay alım haklarının ("cali opti-
on"), özünde sadece borçlar hukuku alanında etki yarattığı düşünülebilir;
ancak bu görüşe de katılmıyorum. Taraflar arasındaki sözleşme, her ne
kadar bir yenilik doğuran hak sağlıyorsa ve bu yenilik doğuran hakkın
kullanılması halinde payların bir taraftan diğerine devrini öngörüyor ise
de, bu borcun ifa edilnlesi için şirketler hukuku alanında da etki yaratıl-
ması kaçınılnlazdır. Örneğin bu borcun ifası sonucunda oy oranları deği-
şeceği için şirketin işleyişine ilişkin bazı yapısal değişikliklerin yapılması
gerekebilir, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi gibi. Yani borcun ifası
amaayla yapılnlası gereken tek şey bazen payı devretmek olmayabilir,
bunun yanında ortak veya şirket tarafından başka şeylerin de yapılması
gerekebilecektir.
sı9 Sonuç olarak; hukuk bir bütündür ve bir bütün olarak dikkate
alınması gerekir
199
. En basit şekliyle bu düşüncemi bir örnek üzerinde
anlatmak gerekirse, yine paysatın alma haklarına dayalı bir örnek vermek
isterim. Pay alım hakkı bir borçlar hukuku ilişkisidir, fakat bunun ifa edi-
lebilmesi için payın devri gerekir ve bu bir şirketler hukuku meselesidir.
Devamla eğer pay nama yazılı bir kıymetli evraka bağlanmış ise, hem
ciro hem de teslim gerekecektir; ciro bir kıymetli evrak hukuku meselesi
iken, teslim bir eşya hukuku meselesidir. Taraflardan biri bu borcunu
ifa etmekten imtina ederse, bu defa dava veya tahkim aşamasında önce
usul hukuku takiben de icra hukuku esasları uygulanacaktır. Sözleşmenin
kurulması aşamasında bir yanılma, aldatma ya da korkutma söz konusu
olmuş ise konu yine borçlar hukuku ekseninde tartışılabilecekken, söz-
leşmede tarafları temsilen hareket eden ve tahkim şartını kabul eden
vekillerin özel temsil yetkisi açısından vekalet sözleşmesi hükümleri
dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak; pay sahipleri sözleşmesinin kurulması
199
Ticaret ve şirketler hukuku alanında çok derin bilgilere sahip olmasına rağmen temel
borçlar hukuku bilgisi yetersiz birleşme ve devralma "uzmanları" gördüm. Buna karşın,
bu kitabın yazımı sırasında 2020 yılının Temmuz ayında kaybettiğimiz büyük hukukçu
Prof: Dr. Ömer Teoman, bir ticaret hukukçusu olmasının yanında çok sağlam bir borç-
lar hukuku temeline sahipti; tabii Ömer Teoman tek örnek değildi. Örneğin; Somer,
Ayoğlu veAltay da borçlar hukuku alanındaki derin bilgileriyle beni çok etkileyen ticaret
hukukçuları oldular meslek hayatımda.
1
Pay Salıipleri Sözleşmesi ııc Opsiyon Hakları
301
ve ifası pek çok hukuk alanını bir araya getirir; belki de bu sebeple 1990
yılında ilk kez bu konuda eserler okumaya başladığım günden beri hiç
sıkılmadan birleşme ve devralmalarla ilgileniyorum, hatta belki de bu se-
beple avukatlık mesleğine adeta aşık oldum. Gerçekten her işlem o kadar
farklı dinamikler üzerine kuruluyor ki, aradan yıllar geçmesine rağmen
birleşme ve devralmalardan "sıkılamadım" galiba. Başta da ifade ettiğim
gibi; bence birleşme devralmalar bize öğrenciliğimizde öğretilen temel
hukuk bilgilerinin, bize öğretilmeyen şekilde bir araya gelmiş halidir.
Bunları nasıl bir araya getireceğimiz de biz avukatların analiz becerisine
ve yaratıcılığına bağlı aslında.
2.3. Sözleşme Mimarisi Açısından Pay Sahipleri Sözleşmesi
ile Esas Sözleşme Arasındaki İlişki
Esas sözleşme ile pay sahipleri sözleşmesinin korelasyonu en önemli sıo
konulardan biri bence. Yukarıda da değindiğim gibi, bunlar farklı dün-
yaları tanımlıyorlar hukuken, fakat birbirlerinden tamamen ayrı düşü-
nülmeleri de aslında mümkün değil. Daha önce bazı konularda Matrix
filmi örneği vermiştim. İzleyenler hatırlayacaktır, filmin kahramanları
gerçek dünyada ve Matrix dünyasında tamamen farklı konumlardadır.
Görünümleri, becerileri ve yaptıkları şeyler farklıdır fakat aralarında bir
bağlantı vardır ve bu hep devam eder. Bunlardan biri gerçek dünyada veya
Matrix dünyasından ölürse, diğer dünyada da ölecektir filmin kurgusuna
göre. Esas sözleşme ile pay sahipleri sözleşmesi arasındaki bağlantı da
buna benzer. Özellikle yorum konusunda, her iki hukuki metnin birlikte
değerlendirilmesi ve karşılıklı etkileşimlerinin mutlaka büyük bir titizlik-
le dikkate alınması gerekecektir kanımca.
Benim mesleğe başladığım yıllarda esas sözleşmede ve pay sahipleri 521
sözleşmelerinde sıklıkla aynı cümlelerden oluşan çok sayıda hüküm yer
alırdı. Oysa sıklıkla farklı hukuklara tabi olan, hatta çoğunlukla tarafları
farklı olan ve ihtilaf halinde başvurulacak yargı mercileri bile farklı olan
bu iki ayn hukuki belgenin benzer veya aynı ifadeleri içermesi kanımca
büyük bir riski de beraberinde getirebilecektir. Buna ilişkin endişelerimi
302
Birleşme ve Devralmalar
özellikle paralel yargılamalar açısından paylaştım aşağıda
200
• Bununöte-
sinde sözleşme yazma tekniği açısından bunların birbirleri ile"aynı'�yani
"identikn hükümler olması yerine, birbirlerini "tamamlayan" hükümler
içermesi gerektiğini düşünüyorum.
522 Bu tamamlama farklı gerekliliklerle ortaya çıkabilir. Örneğin; fi-
nansmana ilişkin anlaşmaların ya da ortakların veto haklarının şirketin
finansal performansına bağlı olarak değişiklik göstermesinin ya da or-
taklardan birinin çıkışa ilişkin yöntemlerinin ve finansal beklentilerinin
üçüncü kişiler tarafından bilinmesinin istenmemesi, bu konulara ilişkin
düzenlemelerin esas sözleşmede değil sadece pay sahipleri sözleşmesin-
de yer almasına sebep olabilir, hatta olmalıdır.
2.3.1. Gizliliğin Sağlanması Açısından
523 Şirket esas sözleşmesi kamuya açık bir belgedir ve içeriği herkes
tarafından kolayca öğrenilebilir. Buna karşın pay sahipleri sözleşmesi
taraflar arasında kalan ve kamuya açıklanmayan bir belgedir. Bu sebeple
taraflar bazı konuların esas sözleşmede yer almasını istemeyebilirler. Yü-
rürlükteki Türk Ticaret Kanunu henüz yasalaşmadan önce bir pay sahip-
leri sözleşmesinin müzakeresi sırasında, bir özel yatırım fonunu temsilen
müzakerelere katılan bir meslektaşım, belirli finansal hedeflere yönelik
olarak müvekkilinin çıkma hakkını, hatta çıkış aşamasındaki değerleme
kriterlerini - kendi düşüncesine göre kendisini hukuken daha güvende
hissetmek amacı ile- esas sözleşmeye de yansıtmak konusunda çok ısrarlı
davranmıştı. Oysa bunların kamuya açık hale gelmesi halinde kendi mü-
vekkilinin çıkış stratejisi ve finansal beklentileri rakipleri ve potansiyel
alıcılar tarafından öğrenilebilecekti. Kendisini bu konuda uyardım; fakat
ikna olmak istemedi. Bunun sonucunda kendi müvekkilinin çıkış strate-
jisi ile ilgili önemli kriterler kamuya açık hale geldi. Ben bunun doğru
bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Çok sayıda konuyu hem esas
sözleşme hem de pay sahipleri sözleşmesi ile düzenleme isteği genellikle
"çift düğüm atma" amacından kaynaklanıyor. Oysa hukukta çift düğüm
atmak kanımca çok sakıncalıdır ve birçok durumda atılmaya çalışılan
200
Bölüm VIII- 4.4, para.958.
•
1
Pay Salıipkri Sözleşmesi ve Opsiyo,ı Hakları 303
ikinci düğüm sebebiyle ya iki düğüm birden çözülmekte ya da kördüğüm
olabilmektedir.
2.3.2. Aynen İfa Meselesi ve Veto Hakları: Veto Hakları
Esas Sözleşmede mi Yer Almalıdır, Pay Sahipleri
Sözleşmesinde mi?
Anonim şirketler hukukunda çoğunluk ilkesi hakimdir; çoğunluğu 524
sağlarsanız kararın alınmasını da sağlayabilirsiniz. Buna karşın birleşme
ve devralma işlemlerinde, bazı kararların ağırlaştırılmış nisaplara tabi
kılınması sık karşılaşılan bir durumdur. Ağırlaştırılmış nisaplar bazen
hem esas sözleşme ile hem de pay sahipleri sözleşmesi ile düzenlenir.
Esas sözleşme ile ağırlaştırılmış nisapların belirlenmesi halinde, bu nisap
sağlanamadığı sürece geçerli bir karar alınamayacaktır. Buna karşın eğer
ağırlaştırılmış nisaplar sadece pay sahipleri sözleşmesi ile düzenlenmiş
ve esas sözleşmede salt çoğunluk ilkesi korunmuş ise, salt çoğunluk ile
geçerli bir karar alınması sağlanabilecek ve fakat bu yönde bir kararın
alınmış olması aynı zamanda pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini teşkil
edecektir.
Doğal olarak ağırlaştırılmış nisapların esas sözleşmede yer almasının 525
azınlık açısından daha büyük bir güvence sağlayacağı düşünülebilir. Bu
sayede aynen ifa, yani kararın alınmasının engellenmesinin sağlanabile-
ceği ileri sürülebilir. Buna karşın sadece sözleşmese! olarak korunan veto
haklarının kararlaştırılması halinde, azınlığın bu sözleşmese! hakkı şir-
ketler hukuku açısından geçerli bir kararın alınmasına engel olamayacak,
borca aykırılık sebebiyle tazminat taleplerine imkan verecektir. Bu ifade,
genel olarak kabul gören düşünceyi yansıtıyor.
Eğer azınlık ortağı temsil ediyorsanız veto haklarının esas sözleşme- 526
ye yansıtılması konusunda ısrarlı olmanız gerektiğini düşünebilirsiniz.
Keza eğer çoğunluk ortağı temsil ediyorsanız, veto haklarının esas sözleş-
meye yansıtılmaması konusunda olabildiğince ısrarlı olmanız gerektiğini
düşünebilirsiniz. Zaten ben de pek çok kez bu bitmez tükenmez tartış-
malara tanık oldum. Ben bu konuyu bu kadar basite indirgemenin çok da
sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Şirketin yapısının ve veto haklarının
304
Birleşme ve Devralmalar
527
içeriklerinin daha yakından incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bazı
veto haklarının esas sözleşmede yer almasının gerekli olduğu sonucuna
varabilirsiniz, lakin bunun tüm veto hakları için gerekli olduğunu düşün-
müyorum. "Avukatların kedi sendromu" ile ilgili düşüncelerimi hatırlat-
mak isterim bu noktada2°
1
• Aslında her veto hakkı bir taraftan bir avantaj
olarak görülebilirken, diğer taraftan bir dezavantaj da olabilir. Kanımca
veto hakkının dürüstlük kuralına aykırı ve bencilce amaçlarla kull�a-
sı halinde, veto hakkı sahibinin sorumluluğu gündeme gelebilir. Orne-
ğin; kullanılan bir veto hakkı eğer şirketin değerinde bir azalmaya sebep
olmuş ise, bu değer azalması sebebiyle hem doğrudan zarar gören şirkete
hem de dolaylı olarak zarar gören ortağa karşı sorumluluk altına girilmesi
ihtimali dikkate alınmalıdır. Yani pay sahipleri sözleşmesinde ya da esas
sözleşmede yer alan veto hakları, hak sahibine sonsuz bir yararlanma
imkanı vermeyebilir. Her hak gibi bu tür veto hakları da hakkın kötüye
kullanılması yasağına tabi olacaktır. Bu noktada bir konuya daha değin-
mek gerekir; paralel yargılamalar. Veto hakkının kullanılması halinde bir
taraftan esas sözleşme ve Türk Ticaret-Kanunu ekseninde bir adli yargı
süreci gündeme gelebilecekken, aynı zamanda pay sahipleri sözleşmesi
ekseninde bir tahkim yargılaması gündeme gelebilir. Yani aynı konuda
tarafları, tabi oldukları hukuk ve yargı mercii farklı iki ayrı yargılama orta-
ya çıkabilir. Bu durumun hukuk güvenliği açısından sakıncalı bir durum
yaratacağı da dikkate alınmalıdır.
Bazen azınlık ortağın veto hakkını kullanması, çoğunluk ortağa gö-
rünürde istediği ve fakat zaten yapamayacağı bir şeyi yapamamış olma
konusunda "bahane" bile verebilir. Yıllar önce, buna ilişkin bir ihtilafta
tartışılan konulardan biri, halka açık şirkette çoğunluk ortağın pay sahip-
leri sözleşmesine dayanarak getirdiği sermaye artırım önerisine azınlık
ortağın rıza göstermemesi idi. Aslında ekonomik dinamikler sermaye ar-
tırımına zaten imkan vermiyordu. Buna karşın azınlık ortak veto hakkını
kullanınca çoğunluk ortak zaten çok kötü yönettiği şirketin zor duruma
düşmesinden dolayı, veto hakkı kullanan azınlık ortağı sorumlu tutmak
istedi. Bu tahkim davası tam bir hukuk teorileri savaşına dönüştü daha
sonra. Daha fazla detayına girmem halinde mesleki gizli tutma yükümü-
201
Bölüm I-81 para. 31-36.
♦
P,1y�alıiplcri Sö::lcşmc.si ve Opsiyoıı Hakları 305
me aykırı davranmaya başlayacağım için, konuyu burada kesiyorum. Şu
kadarını ifade edeyim; veto haklarının esas sözleşmede yer almasının
iyi veya kötü bir şey olınası konusunda genel bir cevap vermenin doğru
olduğunu düşünmüyorum. Örneğin azınlık tarafı temsil ettiğiniz bazı
işlemlerde, bazı veto haklarının esas sözleşme yerine pay sahipleri söz-
leşmesinde yer almasını tercih edebilirsiniz. Özellikle bunun ihlaline bir
cezai şart veya satım hakkı bağlamayı başarmış iseniz, pek çok durumda
esas sözleşmede düzenlenen veto haklarından daha avantajlı bir durum
elde etmiş olabilirsiniz. Ben meslektaşlarıma"hep yaptıklarını tekrar yap-
mayı" hiç önermedim; bir işlem için doğru olan, başka bir işlem için çok
yanlış olabilir. Yapılması gereken paranın akış dinamiklerini takip etmek
ve riski yönetmektir. Riski yönetebilmek için de önce bu riski öngörmek,
sonra hesaplamak ve en nihayetinde yönetmek gerekir. Risk yönetimi
de tarafların ekonomik çıkarları dikkate alınarak her bir işlem için özel
olarak yapılmalıdır.
2.4. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Amacı
Bu konudaki görüşümü yukarıda paylaşmıştım; pay sahipleri söz- 528
leşmesinde tarafların ortak amaçları prensip itibariyle, ortak oldukları
anonim şirkette hangi haklara sahip olduklarını ve sahip oldukları hakları
ne şekilde kullanacaklarını birbirlerine karşı taahhüt etmektir. Bu genel
amacın yanında, bazı spesifik amaçların da dikkate alındığını vurgula-
mak isterim. Bunlardan ilki, esas sözleşme ile belirleyemeyecekleri ya da
gizlilik sebebiyle belirlemek istemedikleri bazı hususların pay sahipleri
sözleşmesine yansıtılmasıdır. Taraflar bu sayede anonim şirketler hu-
kukunun ortaklara sağlayamadığı esnekliği sağlamaya çalışabilirler. Bir
diğer amaç, pay sahipleri olarak oy haklarını ne yönde kullanacaklarını
birbirlerine karşı taahhüt etmektir. Bunun yanında pay devrine ilişkin
sınırlamaların, alım, satım, birlikte satım gibi hakların da düzenlendiği
bir sözleşmedir pay sahipleri sözleşmesi. Bir şirketin en önemli ihtiyacı
olan finansman da sıklıkla pay sahipleri sözleşmeleri ile düzenlenir. Tüm
bu amaçlardan hareketle söylenebilir ki, aslında taraflar, anonim şirketi
şirketler hukukunun dar ve sert kalıplarından çıkartıp kendi ekonomik
amaçlarına ve tercihlerine göre yönetmenin yollarını aramaktadırlar ve
-
306
Birleşme ve Devralmalar
bu amaçlarına ulaşabilmek için de pay sahipleri sözleşmesini bir araç
olarak l"llilann1aktadırlar. Gerçekten TTK m. 340 bu endişemi destek-
lemel'tedir; buna göre yasanın izin vermediği şekilde bir esas sözleşme
düzenlemesi yapılamamaktadır.
2.5. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Anonim Şirket
Üzerindeki Etkileri
519 Aşağıda da değineceğim gibi, şirket genellikle pay sahipleri sözleş-
mesinin tarafı değildir ve olmamalıdır. Buna karşın, bazı durumlarda
pay sahipleri sözleşmesinin varlığı şirkete karşı açılan davalarda, örneğin
ortağın açtığı ortaklıktan çıkma davasında ya da genel kurul kararlarına
karşı açılan iptal davalarında dikkate alınabilir. Her şeyin ötesinde, kendi
iradesini pay sahipleri sözleşmesine yansıtmış olan ortağın, gelecekte
daha önce açıkladığı iradesi ile çelişkili davranmaması beklenir. Bu nok-
tada borç ilişkisinin nispiliğinden hareketle (ve belli ölçüde haklı olarak)
ortağın şirkete karşı açtığı ve şirketler hukukuna dayanan davalarda; şir-
ketin, taraf olmadığı pay sahipleri sözleşmesine dayanarak herhangi bir
iddia ileri süremeyeceği düşünülebilir. Tabii ki şirket, kural olarak, tarafı
olmadığı bir sözleşmeye dayanarak bir hak ileri süremez; lakin ortağın
pay sahipleri sözleşmesinde açıklanmış iradesinin de dikkate alınmaması
düşünülemez. Bclki halka açık şirketler için geçerli olabilecek olan yu-
karıdaki endişe, yani şirketin tarafı olmadığı sözleşmeye dayanamaması,
ortakların tamamının pay sahipleri sözleşmesine t.araf olmaları halinde,
kanımca ortaya çıkmayacaktır. Bu son durumda artık tüm ortaklara karşı
üstlenilen borçların, şirketler hukuku platformunda etkisiz kalacağı dü-
şünülmemelidir.
530 İncelenmesi gereken bir diğer konu da, pay sahipleri arasındaki hu-
kuki ilişkiye yönelik hükümlerin bir şekilde esas sözleşmeye yansıtılmış
olması ihtimalidir. Buna ilişkin olarak, korporatif nitelikte olmayan ve
anonim şirketlere ilişkin emredici hükümlere aykırılık teşkil eden esas
sözleşme hükümlerinin geçersizliği ileri sürülebilir. Bence de, tarafların
sözleşmese! ilişkilerine yönelik düzenlemelerin şirket esas sözleşmesine
asızması" halinde, bu hükümler anonim şirketler hukuku açısından em-
redici hül.iimlere aykırılık teşkil ediyor ise, bunların geçersiz olmaları
•
■
Pay Salıiplcri Sö::lc.şmesi ve Opsiyon Haklan 307
kaçınılmazdır. Keza anonim şirketler ile ilgili olarak TTK m. 340 dikkat
çekicidir. Buna göre esas sözleşme hükümlerinin Türk Ticaret Kanunu
ile belirlenen yapıdan "ancak Kanun'da açıkça izin verilen konularda"
ayrılabileceği düzenlenmiştir. Yeri gelmişken ifade etmek gerekir, anılan
maddenin ikinci cümlesinde sadece özel kanunların öngörülmesine izin
verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerinin o kanunlara özgülenmiş
olarak hüküm doğurmasından bahsediliyor ve madde gerekçesinde "yar-
gı kararlarının da bu ilkeye özenle hayat vereceği düşünüldüğü" belirtiliyor.
Komisyona sormak gerekir, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği
günün hemen ertesinde, anonim şirket esas sözleşmesi yazmak zorun-
da kalan bir uygulamacının, "bu ilkeye özenle hayat vereceği düşünülen
yargı kararları" henüz oluşmamışken, esas sözleşme hükümlerini nasıl
kaleme alınası beklenmekteydi acaba? Kanun yapma tekniği açısından,
Türk Ticaret Kanunu gerekçesinde
202
böyle bir ifadenin yer almasının ne
kadar isabetli olduğu konusunu okuyucunun takdirine bırakmakla yeti-
niyorum
203
. Daha önce de ifade ettiğim gibi; komisyon çalışmaları sıra-
sında harcanan emeğe saygı duymak gerekir, lakin salt emeğe duyulması
gereken bu saygı, ortaya çıkan ürünün eksikliklerini görmezden gelmeyi
gerektiremez.
Konunun özüne dönersek, esas sözleşmede yer alan bu tür hü- 531
kümlerle ilgili olarak sormak gerekir; acaba bu esas sözleşme hükümleri
korporatif anlamda geçersiz olsalar bile, sözleşmese! anlamda taraflar
arasında hüküm ifade etmeli midir? Kanımca bu durumda, şartlan elver-
diği ölçüde, hukuki işlemin tahvili düşünülmelidir; yani esas sözleşme
hükmü olarak emredici hükümlere aykırılık sebebiyle geçersiz olan bir
düzenlemenin, taraflar arasında pay sahipleri sözleşmesi zımnında geçerli
olduğu düşünülmelidir2°4.Tahvil konusunda her ne kadar eski tarihli bir
202
"••• Yargı kararlarının da bu ilkeye özenle hayat vereceği düşünülmektedir
11
(TTKm. 340)
203
Ticaret Kanunu'nun gerekçesinde yargı kararları ile açıklığa kavuşması beklenen konular
bununla sınırlı değil tabii, TTK m. 37, 122, 166, 183, 210,380,462, 531, 549, 553, 557,
639,641,858, 877 de bunlar arasında.
204
Okutan Nilsson, Paysahipleri Sözleşmesi, s. l 02; Göksoy, Ortaklıklar Hukukunda Reka-
bet Yasaklarının Kapsamı, s. 654; ayrıca bu ilkenin ilk olarak Alman İmparatorluk Mah-
kernesi'nin bir kararında öngörüldüğü yönünde bkz. Altay, Sermayeye Katılmalı Ortak
Girişimler, s. 176 dn. 458.
308
Birleşme ve Devralmalar
yayın olsa da Kaneti'nin Hukuki İşlemlerin Çevrilmesi (Tahvili)
205
isimli
eseri önemli tespitleri barındırıyor. Birleşme ve devralmalar açısından
baktığımızda, belki şirketi kuranlar arasında hukuki işlemin tahvilinin
daha kolay anlaşılabileceği düşünülse de, sonradan ortak olanlar arasında
bunun mümliin olmayacağı düşünülebilir. Ben olağan birleşme ve dev-
ralma döngüsü açısından bu endişeye katılmıyorum. Genellikle, taraflar
ortak olmadan önce, zaten kamuya açık bir belge niteliğindeki şirket
esas sözleşmesini detaylı olarak değerlendirirler. Bunun da ötesinde ge-
nellikle kapanış günü veya kapanıştan önce tarafların üzerinde mutabık
kaldıkları esas sözleşme değişiklikleri de yapılır. Hal böyle olunca, ilk ku-
ruluşta mevcut olan ortaklarla, sonradan payiktisap ederek ortak olanlar
arasında bir fark gözetmemek gerektiğini düşünüyorum. Uygulamada
karşılaştığım durumları dikkate alınca, aslında kapanış günü yapılan esas
sözleşme değişikliği kapsamında esas sözleşmeye eklenen hükümlerin
hukuka uygun olduğunu düşünen ortakların da tahvil kuramına dayana-
bileceklerini düşünüyorum.
2.6. Sözleşme Yazımındaki Tehlike: Çift Düğüm Atmak
532 Önce bu kavramla hangi tehlikeye dikkat çekmeye çalıştığımı an-
latayım. Burada bahsettiğim konu sadece esas sözleşme ve pay sahipleri
sözleşmesi arasındaki ilişki değil; bu konudaki görüşümü daha önce
paylaşmıştım, tekrar hatırlatayım: Bu iki belgede aynı konuları düzen-
lemekten kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Bunlar birbirlerini tek-
.,. rarlayan belgeler olmamalı, tamamlayan belgeler olmalı. Zira tarafları,
ihtilaf halinde başvurulacak yöntem hatta tabi oldukları hukuk bile farklı
olabileceği için tekrardan ve kopyadan kaçınmak gerektiğini değişik vesi-
lelerle ifade ettim; tekrar hatırlatmakta fayda var. Çift düğüm ile bu başlık
altında ifade etmeye çalıştığım şey, aynı sözleşme içindeki tekrarlar. Sık-
lıkla benzer, hatta aynı konuların aynı sözleşmede birden fazla yerde dü-
zenlendiğine tanık oldum. Bundan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.
Belki kitaplarda bazı konuları tekrar etmek, kitabın tamamını okuma
zahmetine katlanmak istemeyenlere yardımcı olabilir; fakat durum söz-
leşmeler açısından farklıdır. Öncelikle aynı konunun sözleşmede birden
205
Kaneti, Hukuki İşlemlerin Çevrilmesi.
P.1)·Sahipleri Sözleşmesi ve Opsiyo,ı Hakları 309
fazla yerde ele alınmasının bir faydası olmayacaktır; hukukta bir borcun
bir kez üstlenilmesi yeterlidir. Özellikle "şüpheye mahal vermemek amacı
ile taraflar ... ,, diye başlayan ifadeler genellikle şüpheye en çok sebep
olan hükümlerdir uygulamada ve özellikle de ihtilaflarda. Hakem olarak
defalarca karşılaşbm bu durumla. Taraflar "şüpheye mahal vermemek
için... "bazen öyle ilginç tekrarlar yapıyorlar ki; bırakınız beliren şüpheyi
bertaraf etmeyi, tam tersine aslında olmaması gereken bir şüphe oluştu-
ruyorlar hukuki ilişkide.
Bu tür ifadeler genellikle, aynı konuyu birden fazla yerde düzenleme 533
çabasından kaynaklanıyor sözleşme yazımı aşamasında. İlginçtir, genel-
likle güç dengesinde kendisini daha üstün gören tarafların başvurduğu
bir yöntem olarak deneyimledim bunu. Adeta diğer tarafa yönelik olarak
"ben bu müzakerenin güçlü tarafıyım, bu sebeple bir kez taahhüt etmen yet-
mez, en az iki kez taahhüt etmelisin" yaklaşımı nedeniyle, sıklıkla bu ikinci
tekrar sırasında çelişkilerin oluşması ciddi bir tehlikedir. Tabii ki sözleş-
1
menin içeriğinin netleştirilmesi ve anlaşılır hale getirilmesi hayati önem
taşır, fakat bunu yapmaya çalışırken sözleşmenin büsbütün karmaşık bir
hal almasının engellenmesi gerekiyor. Düzenlemek istediğiniz konuyu
bir defa ve sağlıklı şekilde sözleşmeye yansıtmanız gerekli ve yeterlidir.
Tekrar etmeniz ek bir imkan vermeyecek, bilakis elde ettiğiniz imkandan
mahrum kalabilmenize sebep olabilecektir. Yani çift düğüm atmaya çalı-
şırken, kördüğüme dönüştürmemek gerekir hukuki ilişkileri.
2.7. AlternatifYapılar
Pay sahipleri sözleşmesinin tarafların amaçlarına daha iyi hizmet 534
edebilmesi için bazı alternatif çözümler düşünülebilir. Bu alternatifler
şirketin yapısı, tarafların beklentileri, ortaya çıkabilecek riskler ve yasal
sınırlamalar ile ilgili sorunları çözmeye yönelik olabilir. Özellikle sözleş-
menin ihlali durumunda ortaya çıkacak riskler bu anlamda dikkate alın-
malıdır. İlk akla gelebilecek çözümlerden biri ihlal halinde cezai şart uy-
gulanmasıdır. Belki çözümü kolaylaştırabilir,lakin henüzilişkinin başında
ileri sürülebilecek böyle bir talep karşı tarafı hayal kırıklığına uğratabilir;
cezai şart dikkatli kullanılması gereken bir hukuki enstrümandır. Kaldı ki
sözleşmede yer alan borçlardan her biri için ayrı cezai şart öngörülmesi,
j
310
Birleşme ve Devralmalar
sözleşmeyi adeta bir "cezai şartlar manzumesine" dönüştürecektir. Akla
gelebilecek bir diğer yöntem ise, bir ortak vekilin ya da yed-i eminin be-
lirlenmesi, böylece hakların kullanılmasının ve borçların ifasının bu vekil
ya da yed-i emin eliyle yapılmasını sağlamaktır.
535 Bir diğer alternatif de ortaklık yapısının ve buna bağlı olarak pay sa-
hipleri sözleşmesinin işleyeceği platformun operasyonel şirket değil, bir
holding şirket olmasıdır. Türkiye'de bu yöntem halka açık bir şirketteki
pay sahipliği yapısında kullanıldı; fakat gözlemleyebildiğim kadarıyla
amaca hizmet edemedi. Tarafların amacı muhtemelen kendi aralarındaki
ihtilafların şirketin operasyonlarını sekteye uğratmasını engellemekti.
Bunun için yurtdışında bir holding şirket kurarak pay sahipleri sözleşme-
sinin işleyişini bu holding şirket üzerinden düzenlemeyi tercih etmişler-
di. Adeta 2. Dünya Savaşı'ndaki Maginot Hattı gibi en önce bu kurgu işe
yaramaz hale geldi ve henüz ihtilafın başında şirketin genel kurulu yapıla-
madı. Daha sonra yapılan genel kurullarda da yönetim kurulu seçilemedi
ve sonuçta şirkete kayyım atandı.
536 Son bir alternatif olarak, pay sahiplerinin tamamının bir araya ge-
lerek paylar üzerinde birlikte mülkiyet yapısı kurulması düşünülebilir.
Böylece hem adi ortaklık yapısının olası tehlikeli düzenlemelerinden
kurtulmak olası olacaktır hem de tamamı üzerinde birlikte mülkiyet ya-
pısı kurulan paylarla ilgili yönetim ve tasarruf kuralları taraflarca esnek
şekilde kararlaştırılabilecektir.Artık bu durumda kimse, pay sahiplerine,
"siz istemeseniz de size adi ortaklık hükümleri uygulanacak ve siz bundan
kurtulamazsınız" diyemeyecektir; onlar artık birlikte maliktirler ve kendi
aralarındaki ilişkileri diledikleri gibi düzenleyebilirler. Bunun belki de
fantastik bir çözüm olduğu düşünülebilir; gerçekten ben de uygulamada
örneğiyle henüz karşılaşmadım fakat teorik de olsa hukuken mümkün
olduğunu düşünüyorum.
Pc1y Salıiplc,; Sö:lcşmcsi ve Opsiyoıı Hakları 311
3. PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ:
KİM, KİMDEN, HANGİ HUKUKİ SEBEPLE, NE
TALEP EDECEK?
Bir anonim şirketin pay sahibi, kanunen sermaye ödemenin dışında 537
bir borç altında değildir. Bu ilke TTK m. 480 altında düzenlenmiştir.
Buna karşın birleşme ve devralma işlemleri sonucunda oluşan ortaklık
yapısında taraflar, salt yasal düzenleme ile sınırlı bir ilişkiye girmeyi tercih
etmemektedirler. Bu sebeple bir pay sahipleri sözleşmesi kurarak, ortak-
lık ilişkisi içindeki hukuki durumlarını öngörülebilir bir hale sokmaya ça-
lışmaktadırlar. Bu yaklaşımın kural olarak ve her durumda bir adi ortaklık
kurmak amacına yönelik olmadığına ilişkin görüşümü yukarıda paylaş-
mıştım. Tarafların birbirlerine karşı ne tür borçlar altına girmiş oldukları
incelendiğinde bu görüşümün daha iyi anlaşılacağını ümit ediyorum. Bu
bölümde pay sahipleri sözleşmelerinde sıkça karşılaşılan düzenlemelere
ilişkin konulara değineceğim. Her sözleşme kendi dinamiklerine tabi ola-
cağı için doğal olarak aralarında önemli farklılıklar ortaya çıkabilecektir,
burada sadece genel olarak karşılaştığım hükümlerden bahsedeceğim.
Temelde, bu sözleşme altında kimin, kimden, ne talep edeceğini 538
tanımlamaya çalışıyor taraf avukatları. Aşağıda da göreceğiniz gibi, çok
detaylı ve ince düşünülmesi gereken bir sözleşme örgüsüdür pay sa-
hipleri sözleşmesi ve kendi dinamikleri içinde işlemelidir. Bu sözleşme
yapısına adi ortaklık hükümlerinin uygulanmaya çalışılması adeta dönen
tekerleğe çomak sokmaya benzer. Bu sebeple zaten tarafların adi ortaklık
kurmayı amaçlamadıklarının açıkça sözleşmede yer alması gerektiğine
inanıyorum. Aksi takdirde adi ortaklık hükümlerinin kıyasen de olsa
uygulanması riski doğacaktır. Aynen Çehov oyunları gibi, "eğer sahnede
bir tüfek varsa, mutlaka patlar." Burada tüfek, yasada yer alan adi ortaklık
hükümleridir, oyuncular pay sahipleri sözleşmesinin taraflarıdır ve oyun
da pay sahipleri sözleşmeleridir. Eğer ortada bir tüfek yoksa patlayacak
bir şey de yoktur; ancak varsa o tüfek patlar ve oyunculardan biri vurulur.
Tercih avukatlar olarak sizlerin sonuçta. Ben "tüfeğin'�yani adi ortaklık
tercihinin sahnede hiç yer almaması ve bunu sağlamak için sözleşmede
açık bir hükmün bulunması gerektiğini düşünüyorum.
-
jllP"
s::ııı
312 Birleşme ve Devralmalar
3.1. Sözleşmenin Tarafları: Şirket Sözleşmeye Taraf Olmalı
mı?
539 Pay sahipleri sözleşmesinin ilk ele aldığı şey genellikle sözleşmenin
taraflarıdır. Ben, şirketin sözleşmeye taraf yapılmaması gerektiğini düşü-
nenlerdenim. Farklı yaklaşımlar da var bu konuda ve bazı uygulamacılar
ve teorisyenler şirketin de pay sahipleri sözleşmesine taraf yapılmasında
bir sakınca görmüyorlar2
06
• Şirketin pay sahipleri sözleşmesine taraf ya-
pılmasının eşit işlem ilkesine aykırı olup olmadığı veya şirket sözleşmeye
taraf olursa "şirketler hukukunun saçağının dışında" kalacağı ve bunun tek-
nik anlamda doğru bir şey olmadığı uzun uzun tartışılabilir ve tartışılmış-
tır da
207
• Ben, bu hukuki gerekçelerin yanında, bir karmaşayı engellemek
adına şirketin sözleşmeye taraf olmamasının daha doğru bir yaklaşım
olduğunu düşünüyorum. Bu sayede kimin, kimden, ne talep edebileceği-
nin daha rahat anlaşılır hale geleceğini düşünüyorum. Aksi halde bir ihlal
iddiası ortaya çıktığında pay sahibi, "bu benim yapabileceğim bir şey değil,
şirketin yapması lazım/' diyerek kendini sorumluluğun dışında tutmaya
çalışabilecektir. Eğer gerçekten şirket tarafından yapılması gereken bazı
şeyler varsa, pay sahipleri sözleşmesinin taraflarının üçüncü kişinin fiilini
taahhüt niteliğinde olmak üzere, ortak sıfatıyla şirketin ilgili işlemleri
yapmasını sağlayacağını taahhüt etmelerini tercih ediyorum. Buna muka-
bil, taraflar şirketin de pay sahipleri sözleşmesine taraf olması konusunda
ısrarlı iseler hem ortakların hem şirketin borçlarının açık bir şekilde
belirlenmesi ve özellikle şirket açısından Türk Ticaret Kanunu'nun izin
verdiği sınırları aşan bir borcun belirlenmemesine özen gösterilmelidir.
Örneğin; şirketin belirli bilgi ve belgeleri sağlaması gerekiyorsa, ortağın
bunu sağlayacağını ve ortaklık haklarını bu yönde kullanacağını taahhüt
etmesi halinde, bu talebin muhatabının tespiti çok daha kolay olacaktır.
Ortaklar arasında çıkan bir ihtilafta, halka açık şirketin sözleşmeye taraf
olmamasına rağmen, tahkim davasına taraf yapıldığına tanık oldum.
206
Okutan Nilsson, Paysahipleri Sözleşmesi, s. 312 vd.
2,()1 Şirketin, kanımca haklı olarak, pay sahipleri sözleşmesine taraf olamayacağı yönünde
bkz. Altay, Sermayeye Katılmalı Ortak Girişimler, s. 259.; Ayoğlu, Şirketler Hukuku
Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, s. 203vd. Bu konuyla ilgili İsviçre Hukuku'nda-
ki görüşlerin değerlendirilmesi için bkz. Forstmoser/Küchler, Aktionarbindungsvertra-
ge, s. 139 vd.
1
Pay Salıtplcrt Siiz-lqmcıl ve Opsiyon Hakları
313
Kanımca bu ortak, tüm tahkim masraflarını şirketin üstüne yJkmak için
bunu yapmıştı, hem de avukatı pay sahipleri sözleşmesinin sözleşmese!
niteliğinin korunması ve pay sahipleri sözleşmesinin "şirketler hukukunun
saçağının dışında tutmak" gerektiği konusunda çok ısrarcı olan bir akade-
misyen olmasına rağmen. Hatta bu ihtilafta çoğunluk ortak üşenmedi ve
bir genel kurul kararı alınmasını sağlayarak halka açık şirketi davaya dahil
etti; genel kurul divan başkanı da aynı akademisyendi. Yargılamıyorum,
sıklıkla yaptığım gibi, sadece soruyorum.
3.2. Sözleşmenin Amacı
Ben diğer sözleşmelere ilişkin açıklamalarımda da vurguladığım 54-0
gibi, sözleşmenin kuruluş amacının sözleşmede yer alınası gerektiğini
düşünenlerdenim. Aksi halde, ihtilaf çıkması durumunda sözleşmenin
amacının ne olduğu konusu çok tartışmalı bir hal alabilir.
Bu konuya daha önce defalarca değinmiştim; birleşme ve devral- 541
malar bir süreci ifade eder ve bu sürecin içinde farklı aşamalar vardır. Bu
aşamalardan her biri farklı bir hukuki belge ile tanımlanır ve düzenlenir.
Kapanıştan sonraki aşamayı düzenleyen hukuki belge de pay sahipleri
sözleşmesidir. Bu sözleşme, daha önceki sözleşmelerden içerik olarak
farklı olmakla birlikte onlardan tam anlamıyla bağımsız değildir, tam
tersine onların devamıdır. Yani pay iktisap eden taraf, edineceği payların
kendisine vereceği hakları, bu hakkın içeriğini tanımlayabilmek ister ve
bunu da kısmen pay sahipleri sözleşmesi ile yapar. Bu sebeple tarafların
amaçları bir adi ortaklık kurmak değildir aslında. Kanımca pay sahipleri
sözleşmesinin amacı, tarafların pay sahipleri olarak, pay sahipliği hak-
larını ne yönde ve nasıl kullanacaklarını ve daha da önemlisi, ne yönde
ve nasıl kullanmayacaklarını birbirlerine karşı taahhüt etmektir. İşte bu
sebeple sözleşmenin amacının sözleşme metnine yansımasının gerekli
olduğunu düşünüyorum. Bunun yapılmaması halinde beklenmedik çok
sayıda ihtilaf ortaya çıkabilecektir. Yasalar ve sözleşmeler bize bazı "lego
parçaları" verirler. Eğer taraflar bu parçaların hangi amaçla verildiğini
baştan tanımlamazlarsa, diğer tarafa daha sonra bu parçaları kullanarak
kendi istediği şeyi yapma imkanı sunarlar. Kanımca bu, genel olarak hu-
314 Birleşme ve Devralmalar
k"Ul"tan ve özel olarak da sözleşmelerden beklediğimiz "öngörülebilirlik"
ilkesine aykırı sonuçlar yaratabileceği için engellenmelidir.
542
543
544
3.3. Sözleşmenin Tabi Olacağı Hukuk
Aslında uygulamada sözleşme maddelerinin akışında en son hü-
kümlerden biridir uygulanacak hukuka ilişkin düzenleme. Ben buna rağ-
men bu bölümün başında ve ayrı bir başlık altında bu konuya değinmek
istiyorum. Avukatın sözleşmeyi okumaya ve daha da önemlisi, yazmaya
başlarken önce tarafların kimler olduğunu, takiben busözleşmenin neden
kurulduğunu ve hemen peşinden de bu sözleşmenin hangi ülke hukuku-
na tabi olduğunu bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Pek çok kez pay sa-
hipleri sözleşmesinin hangi ülke hukukuna tabi olacağının müzakerelerin
sonlarına doğru tartışıldığına, hatta son anda, sözleşmede başka bir deği-
şiklik yapılmadan sadece uygulanacak hukuk hükmünün değiştirilmesi-
nin önerildiğine tanık oldum. Oysa sözleşmenin diğer hükümleri ancak
seçilen hukuk anlamında bir işleve sahip olacaklardır. Milletlerarası özel
hukuk açısından atıf teorisi sebebiyle bir soru işareti yaratmamak amacı
ile seçilen hukukun maddi hukuk kurallarının uygulanacağım, kanunlar
ihtilafı kurallarının uygulanmayacağını da yazmakta fayda görüyorum,
aksi takdirde ihtilaf halinde bazı mütalaalar ile "atıf teorisi" üzerinde tar-
tışarak aslında başka bir ülkenin maddi hukuk kurallarının uygulanması
gerekeceği yönündeki iddialarla zaman ve enerji kaybedebilirsiniz.
Bazı uygulamacılar, eğer hedef şirket bir Türk anonim şirketi ise,
pay sahipleri sözleşmesine uygulanacak hukukun da Türk maddi hukuku
olmasını tercih edebilirler. Ben bunu gerekli ve zorunlu, hatta anlamlı
bulmuyorum. Hukuk seçimi tamamen farklı dinamikleri olan bir tercih-
tir. Pay sahipleri sözleşmesinin tarafları, bu sözleşmeyi diledikleri ülke
hukukuna tabi kılabilirler.
Diğer taraftan hukuk seçiminde, ileride ihtilaf çıkması halinde baş-
vurulacak yargı merdinin de dikkate alınması gerekir kanımca. Eğer söz-
leşmenizi yabancı hukuka tabi tutmuş iseniz, ihtilafların hallinde mahke-
melerin yetkisini kabul etmemenizi ve tahkimi tercih etmenizi öneririm.
Uygulamada Türk mahkemelerinin yabancı hukuka tabi sözleşmelerden
Ptıy Scılıiplcri Sö=.lcşmcsi ve Opsiyoıı Hakları 315
kaynaklanan ihtilafların çözümünde yetkili kılınmaları halinde yargılama
süresinin çok uzun ve çok problemli olabileceğini göz önüne almak ge-
rel"tiğini düşünüyorum. Tahkime ilişkin olarak da, sizin öngörülerinize
uygun, gerekmesi halinde konunun uzmanını hakem olarak atayabilece-
ğiniz bir hukukun seçilmesini öneririm. Örneğin; Türk hukukunda pay
sahipleri sözleşmeleri ile ilgili doktrin kaynağının ve yargı kararının sayısı,
bazı değerli çalışmaların varlığına rağmen, hala oldukça sınırlı. Bunun bir
sonucu olarak pay sahipleri sözleşmesinin Türk hukukuna tabi tutulması
halinde yeterli doktrin kaynağına ulaşmakta zorlanabiliyoruz.
3.4. Tanımlar ve Yorum
Hemen her pay sahipleri sözleşmesinde karşılaşırsınız tanımlar ve 545
yorum kısmı ile. Tanımlar, yani "defined terms" gerçekten çok faydalıdır
kanımca. Bu hüküm sayesinde sözleşmede kullanılan kavramların hangi
anlama geldiği belirlenmeye çalışılır. Tanımlanan kavramlar da özel isim
olarak baş harfleri büyük şekilde yazılır sözleşme boyunca. Örneğin;
hedef şirket "Şirket" olarak tanımlanır ki, metin içinde geçen "şirket" kav-
ramının, herhangi bir şirketi değil hedef şirketi tanımladığı, yani dilbilgisi
anlamında özel isim olduğu belli olsun.
Uygulamada sık karşılaştığım sorunlardan biri, sözleşme metninde 546
özel isim olarak kullanılan ve bu sebeple ilk harfi büyük yazılan bazı kav-
ramların tanımlar bölümünde yer almamasıydı. Bunun tersine de tanık
oldum; yani tanımlar bölümünde yer alan tanımlanmış bir kelimenin
sözleşme metninde hiç yer almadığım da gördüm. Bunun temel sebebi
kanımca, bu kısımların genellikle başka sözleşme taslaklarından kopya-
lanmış olmasıydı. Doğal olarak, kimse avukattan boş ekrana baştan bir
sözleşme yazmasını beklemez ve biz avukatlar doğal olarak kendi standart
taslaklarımızı kullanarak sözleşmeleri şekillendirmeye başlarız. Fakat bu,
taslağı olaya uyarlamamak gibi bir duruma yol açmamalıdır. Avukatınızın
sözleşmeyi hazırlarken ne kadar özenli hareket ettiğini anlamanız için
çok iyi bir fırsattır tanımlarla ilgili kısım. Eğer tanımlanmış kavramlar ol-
ması gerektiği gibi kullanılmamış ise gereksiz tartışmalar çıkabilir ortaya.
İhtilaf aşamasında sıklıkla bu tanımlanmış kavramlar üzerinden tartış-
malar yapıldığını gördüm. Bazen tanımlanmış bir kavramın büyük harfle
◄
316 Birleşme ve Devralmalar
S47
yazılmamış olması, bazen de tanımlanmamış bir kavramın büyük harfle
yazılmış olması sebebiyle taraf iradelerinin yorumlanması gerekliliğinin
ortaya çıkmasını izledim ne yazık ki.
Yorum ile ilgili düzenlemede ise çok ilgirıç ifadeler bulabilirsiniz.
Bunların bazıları çok faydalı bazıları da çok anlamsız olabilir. Dikkatle
okumanızı öneririm. Örneğin; mantıklı ifadelerden bir tanesi, sözleşme-
nin, sözleşme taslağını hazırlayan ilgili taraf aleyhine yorumlanmaması
gerektiğidir. Bu durum gerçeğe de uygundur. Böylece sözleşmeyi hazırla-
yan taraf aleyhine yorum kuralının da aşılmasına imkan verecektir. Buna
karşın, Türkçe bir sözleşmede "erkek ve dişi kavramların'' aynı şeyi ifade
edeceğine ilişkirı hüküm tamamen anlamsızdır, Türkçe isimleri ve şahıs-
ları "cirısiyetsiz" olarak tanımlayan bir dildir.
S48
3.5. Ortaklık Yapısının Tanımlanması: Çıkış Noktası
Paysahipleri sözleşmelerinin başlarında genellikle tarafların kapanış
öncesi ve sonrası ortaklık yapıları, pay grupları ve oranları belirlenir. As-
lında her şeyirı başlangıç noktası, adeta yeni yapının "doğum belgesi"dir
bu hüküm.
3.6. Şirketin KW'llmsal Yönetimine İlişkin Hükümler
S49 Pay sahipleri sözleşmesinin en kritik düzenlemelerirıden biridir. Bu
hüküm altında taraflar şirketin yönetimine ilişkirı çok sayıda düzenleme
yaparlar. Örneğin; yönetim kurulunun seçimi, hangi ortağın hangi nite-
likte yönetim kurulu adayı göstermesi gerektiği, genel kurulda alınacak
kararlar, yönetim kurulunun işleyişi, icra kurulunun görevleri hep bu
kapsamda düzenlenir. Bu konulara biraz daha yakından bakmak gerekti-
ğini düşünüyorum.
3.6.1. Yönetim Kurulunun Oluşumu
sso Hangi ortağın kaç yönetim kurulu üyesi atayacağı, bunların nitelik-
leri, hatta bazen isimleri, bunların yerirıe yenilerirıirı atanması, bunlardan
birirıirı istifa etmesi ya da görevirıi yapamaz hale gelmesi halirıde yerle-
Pay Salıiplcri Sö=Icşmcsi ve Opsiyotı Hakları 317
rine kimin, hangi süre içinde ve hangi yöntemle seçileceği gibi konular
düzenlenir. Yönetim kuruluna atanacak kişilerin ismen belirlenmesi ba-
zen sorun yaratabilir, zira bunların değiştirilmesi aynı zamanda sözleşme
hükmünün de değiştirilmesi niteliğinde olabilir. Eğer ismen bir belirleme
yapılmış ise, bu kişinin değiştirilmesine ilişkin ilkelerin de sözleşmede
yer almasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak, bir icra
kurulunun oluşturulması ve yönetim kurulunun bir kısım görev ve
yetkilerinin icra kurulu tarafından üstlenilmesi de ihtimal dahilindedir
kurumsal yönetim yapılarına yönelik tercihler kapsamında.
3.6.2. Yônetim Kurulu Toplantıları
Pay sahipleri sözleşmesinin tarafları yönetim kurulu toplantıları ile ssı
ilgili sözleşmese! alanda borç altına girebilirler. Daha önce değindiğim
"Matrix dünyası ve gerçek dünya" ikilemi burada da ortaya çıkacaktır.
Şirketler hukuku ile ilgili yayınlarda yönetim kurulu üyelerinin sadakat
ve özen borcu başta olmak üzere, çok geniş açıklamalarla karşılaşacak-
sınız
208
• Buna karşın pay sahipleri sözleşmeleri sözleşmese! karakterleri
sebebiyle, tarafların yönetim kurulu üyeleri üzerindeki etkinliklerini ne
şekilde kullanacaklarını birbirlerine karşı yükümlendikleri belgelerdir.
Bu konuda başlangıçtaki imkansızlığın borç üzerindeki etkilerini hatır-
latmak isterim
209
• Eğer yönetim kurulu üyesinin faaliyeti kapsamında
ortakların üstlenecekleri yükümlülükler, başlangıçta ifası imkansız veya
emredici hükümlere aykırı bir borca ilişkin ise, baştaki imkansızlığa ve
emredici hükümlere aykırılığa, yani kesin hükümsüzlüğe ilişkin ilkeler
uygulama alanı bulabilir. Buna ek olarak unutulmamalıdır ki; yönetim
kurulu üyeleri, ortakların "kuklaları" değillerdir ve olmamalıdırlar.Yöne-
tim kurulu üyeleri, şirketin çıkarlarına uygun davranmak zorundadırlar.
Bu tür durumlara ilişkin olarak benim önerim, yönetim kurulu 552
toplantılarından önce ortakların bir araya gelerek gündem maddeleri
üzerinden geçmek suretiyle belirleyici etkilerini kullanmalarıdır. Bu
208
Yönetim kurulu üyelerinin özen ve sadakat yükümlülüğü hakkında bk.z. Kırca/Şehirali
Çelik/Manavgat, Anonim Şirketler, s. 654 vd.; Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar
Hukuku I, s. 424 vd.
209
Tekinay Borçlar Hukuku, s.403 vd.
◄
318 Birleşme ve Devralmalar
sayede, pay sahipleri sözleşmesinin tarafları olan ortaklar bir taraftan bir-
birlerine karşı iradelerini ortaya koyabilecek, diğer taraftan da yasaların
izin verdiği ölçüde, yönetim kurulunda yer alan temsilcileri üzerindeki
talimat verme imkanlarını kullanabileceklerdir. Uzun bir aradan sonra
bir anekdot aktarmanın yeri geldi sanının. Mesleğe başladığım yıllarda,
yani bir önceki yüzyılda, çalıştığım bir birleşme ve devralma işleminde
karşı tarafın avukatı ünlü ve saygın bir Türk bilim insanı idi. Bir süre sonra
ortaklar arasındaki ilişkiler kötüleşti ve tahkim başladı. Yargılama sırasın-
da, ortağın kendi belirlediği yönetim kurulu üyelerine verdiği talimatlar
sebebiyle sorumluğunun doğacağı iddiası tahkimin en önemli konuların-
dan birine dönüştü. Bahse konu iddialar şu anda geçerli olan Türk Ticaret
Kanunu'nun gerekçesinde
210
yer alıyor; biz avukatlar da pay sahipleri
sözleşmelerini hazırlarken bunu dikkate almak zorundayız artık.
3.6.3. Yeter Sayılar
553 Yônetim kurulu toplantılarında toplantı ve karar yeter sayılan büyük
önem arz eder. Özellikle azınlık ortak açısından, kendisinin belirlediği
yönetim kurulu üyelerinin katılmadığı toplantılarda karar alınmaması-
nı sağlamak, çoğunluk ortak açısından ise azınlığın belirlediği yönetim
kurulu üyelerinin toplantıya katılmayarak toplantı nisabının oluşumunu
sürekli ertelemesinin veya olumsuz oykullanmak yerine toplantıya katıl-
mayarak karar aldırmayı engellemesinin önüne geçilmesi kritik öneme
sahiptir. Toplantı yeter sayılarının yanında karar yeter sayılan da önemli-
dir ve pay sahipleri sözleşmelerinde sıklıkla düzenlenir.
554 Özellikle ikiden fazla ortağın taraf olduğu pay sahipleri sözleşmeleri
açısından daha da büyük önem arz eder yeter sayılar. Bazen bir ortaklıkta
üç, hatta dört ortağın tamamen birbirlerinden bağımsız olarak hareket
ettiğini düşünürseniz bunun gerekliliği ortaya çıkacaktır. Örneğin; halka
açık bir şirkette üç büyük ortağın bulunması ve bunların ortak bir karar
alamamış olmaları şirkete kayyım atanmasına sebep olabilecektir. Diğer
bir örnek olarak, dört ortağın bulunduğu bir anonim şirkette ortaklar
210
TIK m. 202gerekçesi
•
Pay Salıipleri Sözleşmesi ve Opsiyoıı Haklan 319
arasındaki ihtilaf sebebiyle yönetim kurulunun oluşamaması sonucunda
şirketin yıllarca kayyım tarafından yönetildiğine tanık oldum.
3.6.4. Veto Hakları
Veto hakları, yani ağırlaştırılmış nisaplar pay sahipleri sözleşmele-
rinde çok sık karşılaştığımız konular. Sözleşmese! nitelikteki veto haklan
ile korporatif nitelikteki veto haklarının korelasyonuna daha önce değin-
miştim; burada tekrarlamayacağım.Hatırlatmak istediğim şey, ihtiyacınız
olmayan bir veto hakkı konusunda gereksiz bir ısrar içinde olmamanız.
Müvekkilimiz tel üzerinde yürüyen ip cambazı gibidir; ip cambazının ih-
tiyacı olan şey sağlam bir tel, denge çubuğu, güvenlik ağı ve iyi bir odak-
lanmadır. Avukatlar olarak bizim görevimiz de güvenlik ağının düzgün
kurulmasını sağlamaktır. İp cambazına içinde beliti çok değerli olduğunu
düşündüğünüz, fakat ona hiç ihtiyaç duymayacağı ağırlıklar bulunan bir
sırt çantası vermek, bir avukatın yapabileceği en büyük hatadır bence.
Veto haklarına da aynı şekilde yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum; ge-
reksiz bir veto hakkı alıp sözleşmenin dengesini bozmak veya bu şekilde
bozulan dengeyi tekrar kurmak için karşı tarafa bazı ek haklar vermek ne
işlemin hızını artırır ne de daha güvenli olmasını sağlar. Sanırım "avukat-
ların kedi sendromu" bunun en tipik hallerinden biridir.
Veto haklarının içeriğine gelirsek, uygulamada en sık karşılaştığım
veto haklarını yönetim kurulu ve genel kurul vetoları olarak ayrıştırarak
şöyle sıralayabilirim:
Yönetim Kurulu Seviyesindeki Olası Veto Hakları
(i) Şirketin belirli sınırlamaların dışında finansal borç yaratacak
sözleşmelere taraf olması,
(ii) Şirketin herhangi bir malvarlığı üzerinde takyidat yaratılması,
(ili) Şirketin herhangi bir kişi lehine teminat sözleşmesine taraf
olması,
(iv) Şirketin piyasa koşulları dışında hükümler içeren bir sözleş-
meye taraf olması,
555
556
320 Birleşme ve Devralmalar
(v) İlişkili taraflardan herhangi biri ile herhangi bir sözleşme
lrurulması ve bunlarla halen kurulmuş sözleşmelerin hüküm-
lerinde değişiklik yapılması,
(vi) Şirketin iç yönerge veya imza sirküleri çıkartması veya bunu
değiştirmesi,
(vii) Şirketin işleyişi konusunda yeni bir komite kurulması veya
yetkilerinin değiştirilmesi,
(viii) Şirketin iş planında yer alan unsurlardan herhangi biri ile ilgili
olarak belli sınırların dışında olacak şekilde daha az veya fazla
harcama yapılması,
(ix) Şirketin üst yönetiminin değiştirilmesi,
(x) Belirli bir miktarın üzerinde borç veya hak doğuran sözleşme-
lerin yapılması,
(xi) Bütçenin onaylanması,
(xii) Bu listede yer alan konularda herhangi bir kişi veya kurulun
yetkilendirilmesi.
557 Bu listenin uzatılması veya kısaltılması mümkün tabii. Bunun da
ötesinde, bu listenin şirketin işleyişi ve tarafların beklentileri dikkate
alınarak hazırlanması gerekmektedir; yukarıdakiler sadece örnek olarak
sayılmıştır. Bundan çok daha uzun listeler de gördüm, çok daha kısa olan-
larını da.
Genel Kurul Seviyesindeki Olası Veto Hakları
(i)
(ü)
(ili)
Şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesi,
Şirket sermayesinin artırılması ve azaltılması,
Pay grupları yaratılması veya paylara bağlanan haklarda deği-
şiklik yapılması,
(iv) Bir üçüncü gerçek veya tüzel kişinin Şirket'e ortak olmasına se-
bep olabilecek bir sermaye taahhüdü anlaşmasının yapılması,
(v) Birleşme, bölünme, tür değiştirme kararlarının alınması,
(vi) Kar payı dağıtılması, belirli sınırları aşan ihtiyat akçelerinin
oluşturulması,
P.1.1 , S,-ılıipltri Sozleşme.si ve Opsiyo,ı Hnklttn 321
(vü) Şirketin önemli bir n1alvarlığının satılması,
(vili) Şirketin belirli bir miktarın üzerinde yatırım yapması,
(ix) Şirketin başka bir şirketin paylarının veyamalvarlığının devra-
lınması,
(x) Yönetim kurulunun seçimi ve atanması.
Doğal olarak bu listenin de daha uzun veya daha kısa olması tama- 558
men şirketin işleyişi ve tarafların beklentisi doğrultusunda gündeme
gelebilecektir.
Bu konuda değinmek istediğim son husus da şu; bu başlıkların liste- 559
lenmesi tek başına bir anlam ifade etmeyecektir, içlerinin de doldurulma-
sı gerekecektir. Örneğin; bütçenin ve iş planının hazırlanmasına ilişkin
ilkelerin, yönetim kurulu üyelerinin taşımaları gereken niteliklerin, hangi
kriterlere göre kar payı dağıtılabileceğinin pay sahipleri sözleşmesi ve
ekleriyle belirlenmesi gerekir. Aksi halde "kilitlenme" olarak ifade edilen
durumların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Müzakereler aşamasın-
da tarafların bilanço konsolidasyonuna ilişkin endişeleri ciddi bir sorun
olabilir, örneğin çoğunluk ortağın karar verme gücünün çok sayıda veto
hakkı ile sınırlandırılması durumunda çoğunluk ortak kendi konsolide
bilançosu altında şirketin bilanço değerlerini konsolide edemeyebilir.
3.6.5. Finansal Tabloların Hazırlanması, Şirketin
İştiraklerine İlişkin Yönetim İlkeleri ve Bütçenin
Hazırlanması
Şirketin finansallarına ilişkin kuralların en baştan sözleşme içeriğine 560
eklenmesinin faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda uygulamada
genellikle Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ("UFRS") ku-
rallarına atıf yapılıyor. Buna mukabil UFRS ilkelerinin de zaman zaman
değişebileceğini unutmamak gerekir. Buna ilişkin bir ihtilaf yaşamıştık
yaklaşık 1O yıl önce. Kapanıştan sonra değişen UFRS kuralları sebebiyle
azınlık ortak tedirgin olmuştu, zira uzun süreli olarak kiralanmış gayri-
menkuller, UFRS ilkelerinde meydana gelen değişildik sebebiyle adeta
mülkiyet hakkı gibi dikkate alınmaya başlanmıştı. Operasyonu tamamen
L
►
322
Birleşme ve Devralmalar
gayrimenl,ııJlere bağlı olan ve bu gayrimenkullerin neredeyse tamamını
çoğunluk ortaktan kiralamış olan şirketin finansal raporlarında bu durum
büyük bir etki yaratmıştı ve bu, şirketin FVÖK rakamını da değiştiriyor-
du. Konu tahkime intikal etti, fakat henüz ikinci tur dilekçeler teatisi
başlamadan sulh ile sonuçlandı. Kanımca eğer bu konuda endişe duyulu-
yorsa, UFRS değişikliklerinin finansal tablolara etkisini engellemek için,
kapanış tarihindeki UFRS kurallarının ortaklık boyunca taraflar arasında
uygulanacağına ve eğer bir değişiklik meydana gelirse bunun taraflar ara-
sındaki iç ilişki ekseninde bir fark yaratmayacağına ilişkin bir sözleşme
hükmünün bulunması olası ihtilafları engelleyebilecektir.
561 Yônetime ilişkin ilkeler de sıklıkla pay sahipleri sözleşmelerinde yer
alır. Özellikle şirketin iştiraklerinin yönetimi de bu kapsamda dikkate
alınmalıdır. Gerçekten tarafların ortak oldukları şirketin çoğunluk pay sa-
hibi olarak veya tek başına ortak olduğu iştiraklerde pay sahipliği hakları
şirket tarafından kullanılacaktır. İşte pay sahipleri sözleşmesi ile bu işti-
raklerin yönetimi, finansmanı ve bütçeleri ile ilgili düzenlemeler yapıla-
bilir. Bütçenin hazırlanmasına ilişkin ilkelerin de pay sahipleri sözleşmesi
ile düzenlenmesi düşünülmelidir. Aksi halde her defasında, ilkesel fikir
ayrılıkları ile ortaya çıkan çatışmalarla zaman ve enerji kaybedilecektir.
3.7. Kar Payının Hesaplanması ve Dağıtımı
562 Türk Ticaret Kanunu, 507vd. hükümlerinde bunu düzenlemiş; fakat
pay sahipleri yasa ile belirlenen asgari limitlere aykırı olmamak kaydıyla
bundan farklı bir yönde de karar verebilirler. Örneğin; şirketin borçlu-
luğunun düşürülmesi amaçlanıyor ise, dağıtılacak kar payı azaltılarak
finansal borçlar ödenebilir. Keza yatırım yapılması öngörülüyor ise, yine
dağıtılabilecek kar payı miktarının azalması gündeme gelebilir. Yasal dü-
zenleme altında örneğin şirketin uzun süre kar payı dağıtmaması bir fesih
hakkı olarak görülüyor TTK m. 531 anlamında. Acaba eğer pay sahipleri
sözleşmesi ile belirlenen ilkelere uygun kar payı dağıtımı yapılıyor ise, bu
davaya cevaz verilmeli midir? Kanımca burada da, Türk Ticaret Kanunu
gerekçesinin ifadesine göre"şirketlerhukukunun saçağının dışında tutmak"
gereken pay sahipleri sözleşmesi ile yasal düzenlemenin çatıştığı bir du-
rumla karşı karşıyayız. Yine gerekçede yer alan bu beklentiden cesa-
�
1
1
P,ıy ,ılıı),lrri Sö:.lcşmcsi ve Op:-iyoıı 1-lcıkları 323
ret alarak, böyle bir durumda fesih hakkına cevaz verilmemesi gerektiğini
düşündüğümü ifade etmek isterim. Bazı yazarlar, TTK m.531 anlamında
bunun bir yasal hak olmasından hareketle, bu haktan önceden, yani hak
doğmadan feragatin geçerli olmayacağını ileri sürmektedirler
211
• Ben bu
bakış açısına katılmıyorum. Değil mi ki pay sahipleri sözleşmesinde kar
payının belirlenmesi ve dağıtılması ile ilgili ilkeler belirlenmiştir, artık
buna uygun hareket edildiği sürece fesih davasına cevaz verilm:melidir,
zira pay sahipleri sözleşmesinin tarafları pay sahipliğinden kaynaklanan
haklarını ne şekilde kullanacaklarını ve (kanımca bunun dışında kalmak
suretiyle) kullanmayacaklarını, birbirlerine karşı taahhüt etmişlerdir.
Bu çıkarım salt sözleşmese! bir çıkarını değildir, aynı zamanda şirketler
hukukuna ilişkin bir çıkarınıdır. Eğer ortaklar kendi aralarında yaptıkları
bir sözleşme ile haklarını şirketler hukuku alanında hangi yönde kullana-
caklarını belirlemişler ve bunu da birbirlerine karşı taahhüt etmişlerse;
ortaklardan, bu taahhütlerine aykırı şekilde hareket etmemeleri beklenir.
Fakat şirketin pay sahipleri sözleşmesine taraf olmadığı, hatta taraflar
arasındaki pay sahipleri sözleşmesinin gizli tutulması gereken bir belge
olduğu düşünülürse; ortakların aralarındaki sözleşmenin, şirkete karşı
sahip oldukları hakları kullanmaları konusunda sınırlayıcı bir etkiye
sahip olamayacağı düşünülebilir. Teknik anlamda ilk bakışta çok sağlıklı
olduğu düşünülebilecek bu analize de katılamıyorum. Eğer ortaklık
hukukundan kaynaklanan bir hak kötüye kullanılıyor ise, buna ilişkin
sonuçlar meydana gelecektir. Her ne kadar bu taahhüt sözleşmese! nite-
likte ise de, bunun varlığından haberdar olan ve daha başta buna uygun
davranacağını taahhüt eden ortağın, daha sonra buna aykırı davranması
kanımca hem bir borca aykırılık hem de bir hakkın kötüye kullanılması
olarak değerlendirilmelidir. Yani sözleşmenin varlığı tek başına şirketler
hukukundan kaynaklanan hakları sınırlamamaktadır. Şirketler hukukun-
dan kaynaklanan tüm haklar, kötüye kullanılma yasağına tabidir ve söz-
leşmese! taahhüdün varlığı korporatif hakları şirketler hukuku ekseninde
sınırlandırmamakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılması konusunda
kanıt olarak kullanılabilecektir
212
.
211
Şahin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, s. 57; Moroğlu, Makaleler - Haklı Ne-
denle Fesih, s. 102.
212
Hakkın kötüye kullanılması yasağının gereksizve fazlaca kullanılmasına hoşgörü göster-
L -
324 Birleşme ve Devralmalar
563 Yukarıda açıklamaya çalıştığım duruma rağmen, herhangi bir şekilde
ve sebeple mahkeme aksine karar verebilir. Bu noktada akla gelebilecek
ihtimal, mahkemenin hakkın kötüye kullanılmadığı veya sözleşmenin
ancak kendi tarafları açısından hak ve borç doğuracağı gerekçesine da-
yanması ve davayı kabul etmesidir. Bu durumda dahi, diğer ortak veya or-
taklar pay sahipleri sözleşmesinin ihlal edilmiş olması sebebiyle tazminat
talep edebileceklerdir. Sıklıkla ifade ettiğim gibi, sözleşmenin taraflarının
şirketler hukukundan kaynaklanan pay sahipliğine bağlı haklarını pay sa-
hipleri sözleşmesine aykırı olarak kullanmaları halinde, yaptıkları şey şir-
ketler hukuku anlamında yasaya uygun olsa dahi sözleşmeye aykırıdır ve
borca aykırılığın sonuçlan doğacaktır. Örneğin; taraflar payın değerinin
belirlenmesine ilişkin kriterler konusunda anlaşmışlar ve fakat mahkeme
tarafından belirlenen TTK m. 53ı anlamında "gerçek değer" bunun üze-
rinde ise, davacı ortak mahkeme karan ile "gerçek değeri" elde etse bile,
sözleşme ile belirlenen değer ile bundan daha yüksek olan "gerçek değer"
arasındaki fark tazminat olarak kendisinden talep edilebilecektir. Buna
karşın mahkemeye başvurup yasal hakkını kullanan ortak açısından,
"gerçek değer"in, pay sahipleri sözleşmesi ile belirlenen ya da hesaplanan
değerden düşük olması halinde, artık dava hakkını kullanan bu ortağın
aradaki farkı talep etmesi mümkün olamayacaktır kanımca. Sebebi de ba-
sittir bence; bu şekilde dava hakkını kullanan ortak hangi hukuki sebeple,
kimden ne talep edebilecektir ki? Artık paylarını mahkemece belirlenen
"gerçek değer" üzerinden devrettiğine göre, devredebileceği payı kalma-
mıştır ve bu sebeple aynen ifa talep edemez. Diğer taraftan bu davayı açan
ortak diğer ortaklardan pay sahipleri sözleşmesine dayanarak tazminat da
talep edemeyecektir, zira diğer ortak veya ortaklar herhangi bir borcunu
ihlal etmemiştir. Yani ne aynen ifa talep edebilir bu ortak, ne de tazminat.
564 Kar payı ile ilgili olarak değinmek istediğim son konu, daha çok opsi-
yon haklarını ve özellikle de özel sermaye yatırım fonlarını ilgilendiriyor.
meyen bir hukukçu olmaya özen gösterdim.Buna karşın doğru kullanılması halinde hak-
kın kötüye kullanılması yasağının çokolumlu etkiler yaratacağını düşündüm.Schwarz'ın
bu konudaki görüşüne tamamen katılıyorum, bkz. Schwarz, Medeni Hukuk, s. 197 vd.
Buna karşın, eğer hakkın kötüye kullanılması yasağını bu durumda uygulamayacaksak,
başka hangi durumda uygulamamız gerektiğini kendimize sormamız gerektiğini düşü-
nüyorum.
Ptty S,11,irlcri Sı)dqnıc_çi ve Opslyoıı l·lııkl,ırı 325
Opsiyon bedelinin veya özel sermaye yatırım fonunun çıkış getirisinin
hesaplanmasında dağıtılmış olan k�r paylarının yaratacağı etkinin de söz-
leşme hazırlanırken dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
3.8. Raporlama ve Bilgi Alma Hakları
Ortakların bilgi alma hakları, yasal düzenleme ile sınırlanmayacak 565
kadar büyük önem taşır birçok durumda. Bu sebeple sıklıkla ortakların
bilgi ve belge alına hakları, denetim yaptırma yetkileri pay sahipleri söz-
leşmeleri ile düzenlenir. Doğal olarak alınan bu bilgi ve belgelerin, gizli
tutma yükümü kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir. Bu tür bilgi
ve belge talepleri, ortakların kendi raporlamaları için gerekli olmasının
ötesinde, özellikle pay sahipleri sözleşmesinin tarafları arasında ihtilaf
çıkması halinde ispat yükü açısından da büyük önem taşıyacaktır.
3.9. Şirketin Finansmanı
Şirketin faaliyetlerinin ne şekilde finanse edileceği pay sahipleri 566
sözleşmesi kapsamındaki en önemli hükümlerden biridir. Bu konuda
finansman ihtiyacı, finansman kaynakları, ortakların sermaye koyma ta-
ahhütleri ve sermaye artırılması halinde bunun primli mi yoksa nominal
değer ile mi yapılabileceği düzenlenmelidir. Aşağıda
213
tedbir kararları
açısından değindiğim, sermaye artırımının primli veya nominal değer
üzerinden yapılması halinde ortaklardan bir kısmının sermaye artırımına
katılmamasının etkisini, şirketin finansmanı açısından da dikkate almak
gerekecektir. Gerçekten şirketin toplam değerinin nominal sermaye mik-
tarından fazla olması halinde, eğer sermaye artırımı nominal bedel esas
alınarak yapılırsa, sermaye artırımına katılmayan ortağın sahip olduğu
malvarlığı değeri, katılan ortak lehine azalacaktır. Bu sebeple özellikle
sermaye artırımına ilişkin gerekliliklerin, hesaplama yöntemlerinin ve
usulün sözleşme ile belirlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda ortakların
sermaye artırımına katılmaları yönünde bir borç altına girmeleri de dü-
şünülebilir. Bu yönde bir borç altına girilmesi tek borç ilkesine aykırılık
teşkil etmeyecektir, ne de olsa Türk Ticaret Kanunu pay sahipleri söz-
213
Bölüm VIII-4.3.1, para. 933-936.
326
Birleşme ve Devralmalar
lesmesini "şirketler lrnkukwıwı saçağının dışında tutmuştur" ve bu sayede
tek borç ilkesi pay sahipleri sözleşmesine uygulanamaz. Bu sebeple pay
sahipleri sözleşmesi kapsamında, sermaye artırımına ve artırılan serma-
yeye iştirak edilmesine ilişkin borçlar ortaklar arasında geçerlidir ve buna
aykırılık bir tazminat talebine temel teşkil edebilir. Bunun da ötesinde,
eğer sözleşmede bu yönde hüküm varsa, diğer ortak, borcuna aykırı
davranan ortağın yerine gerekli finansmanı sağlayıp, sağladığı finansman
miktarının kendisine tazminat olarak ödenmesini talep edebilir.
567 Finansman açısından bir diğer önemli kaynak da şirketin kredi alma-
sıdır. Şirket tarafından alınacak krediye ilişkin gerekliliklerin, bunun büt-
çe ve iş planı olan ilişkisinin, verilecek teminatların ve benzeri konuların
da pay sahipleri sözleşmesi ile belirlenmesi gerekecektir.
3.1O. Payların El Değiştirmesi ve Opsiyon Hakları
568 Ortaklık ilişkisi içinde ortağınızın değişmesini istemezsiniz; buna
razı olsanız bile belirli kontrol mekanizmaları ve ilkeler dahilinde buna
izin vermeyi tercih edersiniz. Bu sebeple genellikle pay devri, pay devri
sınırlamaları ve eğer pay devri gerçekleşecek ise, yeni ortağın hakları ve
borçları pay sahipleri sözleşmesi ile düzenlenir. İfade etmek gerekir ki,
pay sahipleri sözleşmesinden kaynaklanan hak ve borçlar teknik anlamda
eşyaya bağlı hak ya da eşyaya bağlı borç yaratmazlar. Pay sahipleri sözleş-
mesi taraflar arasında tam anlamıyla bir sözleşmese! ilişki yaratır, buna
karşın bundan kaynaklanan hakların paya bağlı haklar olduğunu ileri
sürmek temel hak teorisi anlamında isabetli olmayacaktır. Pay üzerindeki
mülkiyet hakkı ile sözleşmeden kaynaklanan hak ve borçlar ayrı düzlem-
ler üzerinde işlemektedirler. Zaten bu sebeple uygulamada "deed of adhe-
rence", yani katılma belgeleri eklenir pay sahipleri sözleşmelerine ve yeni
pay sahibinin bunu imzalamak suretiyle sözleşmeye katılması sağlanır.
569 Anonim şirketler hukukunun temel ilkeleri arasında yer alan belki
en önemli kurallar, hakların paya bağlanmaları ilkesi, tek borç ilkesi ve
pay devrine ilişkin sınırlamaların bazı istisnalar dışında mümkün ol-
mamasıdır. Oysa bunlar pay sahipleri sözleşmesinin temel yapısına ve
aynı zamanda tarafların bekıentilerine önemli ölçüde aykırıdır. Anonim
Pcıy Sttlıiplcri Sözleşmesi ve Opsiycııı Hakları
327
şirketler hukukumuz çok ortaklı, tamamen kurumsal yönetim ilkelerine
uygun, pay sahipleri ile yakın bağları olmayan ve kendi başına bir varlık
olan (bir anlamda "Unternehmen an sich") bir yapıyı murat ediyor olabi-
lir; fakat bu beklenti kanımca hayatın gerçekleri ile en azından şimdilik,
pek çok şirket açısından uyumlu değil. Sonuç olarak; bir tarafta TTK m.
340 başta olmak üzere yasayla belirlenen sıkı kurallara bağlı bir anonim
şirketler hukuku varlığını sürdürürken, diğer tarafta sözleşmese! temele
dayanan ve bu açıdan irade serbestisi kurallarına uygun bir pay sahipleri
sözleşmesi de hayatını devam ettirmektedir. Bir anlamda taraflar kendi
dünyalarını yaratmışlardır pay sahipleri sözleşmesi ile. Belki bunun adi
ortaklık ile benzerlik gösterdiği söylenebilir; fakat kanımca ortak amaç
bir adi ortaklık kurup, anonim ortaklığın sert ve keskin sınırlarından
uzaklaşmaya çalışırken, bu defa adi ortaklık hükümlerinin ortaya koy-
duğu bambaşka bir rejime tabi olmak olmamalıdır. Yine bir film örneği
vermek gerekirse, çok katmanlı rüyaların görüldüğü "Inception" filmi
aklıma geliyor. Her bir rüya katmanı kendi içinde ayrı bir hikayedir belki
ama oyuncular, yani rüyaların kahramanları yine de aynıdır.
Pay sahipleri sözleşmesinin tarafları ortağı oldukları anonim şirket- 570
te, pay sahipliği haklarını ne şekilde kullanacaklarını birbirlerine karşı
taahhüt ederler. Bu bağlamda payların devri ile ilgili ilkeleri de belirlerler
ve buna aykırı bir pay devrine de izin vermek istemezler. Bu anlamda pay
devrine ilişkin sözleşmese! sınırlamalar, mülkiyet hakkının hukuki işlem-
den kaynaklanan takyitleri olarak görülebilir. Opsiyon hakları ve devir
sınırlamaları da bunun bir gereği olarak ortaya çıkar. Sözleşmenin tarafla-
rı esas sözleşmeye yazılmaları halinde büyük oranda geçersiz olacak olan
bu ilkelere uyacaklarını sözleşmese! olarak birbirlerine taahhüt ederler
ve bu taahhüt sözleşme hukuku ekseninde geçerlidir. Bu bağlamda çe-
şitli opsiyon hakları ortaya çıkabilir. Kapsamı, kullanım alanı, hem pay
sahipleri hem de pay satım sözleşmeleri gibi farklı sözleşmelerde ortaya
çıkması ve özel önemi sebebiyle opsiyon sözleşmelerini aşağıda ayn bir
bölüm olarak ele almaya çalışacağım
21
4.
214
Opsiyon hakları hakkında ayrıntılı açıklamalar için bkz. Bölüm Vll-4.
F
328
JHrlcşnıc ııc Dcvnılımılar
Sözleşmenin Sona Ermesi
571 Genellikle paysahipleri sözleşmesinin taraflarının şirketteki ortaklık
sıfatları devam ettiği sürece sözleşmenin de yürürlükte kalacağına ilişkin
bir hüküm vardır pay sahipleri sözleşmelerinde.Buna mukabil, bazıborç-
ların sözleşme ilişkisi sonra erdikten sonra da yaşamlarına devam edeceği
kararlaştırılır. Örneğin; gizlilik, tebligat adresleri, uygulanacak hukuk,
ihtilafların çözümü gibi konular, pay sahipleri sözleşmesi sona erdikten
sonra da geçerliliklerini devam ettirirler. Bu konuda da Türk Borçlar Ka-
nunu'nda yer alan basit ortaklığa ilişkin tasfiye esaslarının pay sahipleri
sözleşmelerine uygulanmasının büyük sorunlar yaratacağı açıktır. Bura-
da daha fazla tartışmayı gerekli bulmuyorum; ilgili hükümleri okuyunca
büyük ihtimalle bu sonuca ulaşacaksınız zaten.
572 Burada dikkat edilmesi gereken bir konu daha olduğunu düşünü-
yorum; sözleşmenin süresi. Eğer belirli bir süre için kurulmuş ise, söz-
leşme sürenin sonunda kendiliğinden bağlayıcılığını yitirecektir. Buna
karşılık, uygulamada sıklıkla görülen, "tarafların şirketteki ortaklıkları
devam ettiği sürece geçerli olacağı" yönünde hüküm içeren, yani belirsiz
süreli olarak kurulan pay sahipleri sözleşmelerinin yaşamları sizce nasıl
sona erecektir? İlk akla gelebilecek cevap tabii ki bunlardan birinin ar-
tık pay sahibi sıfatını kaybetmesi halinde sözleşmenin de kendiliğinden
sona ereceğidir. Fakat acaba "sonsuz süreli sözleşmeler" geçerli midir
ve bunların ileriye etkili feshi mümkün müdür? Yine kolay cevaplardan
başlarsak şu sonuca ulaşabiliriz: Eğer belirlenen durumlarda sözleşmenin
kendiliğinden sona ereceği veya taraflardan birinin sözleşmeyi feshetme
hakkına sahip olabileceği sözleşme ile kararlaştırılmış ise, bu durumun
meydana gelmesi veya taraflardan birinin fesih hakkını kullanması halin-
de sözleşme ileriye etkili olarak feshedilebilecektir. Sorun, sözleşmede
bu yönde bir hüküm bulunmaması halinde ortaya çıkacaktır ve genellikle
pay sahipleri sözleşmelerinde bu yönde bir hüküm bulunmaz. Eğer taraf-
lar pay sahipleri sözleşmelerini açıkça bir adi ortaklık sözleşmesi olarak
nitelendirmişlerse adi ortaklığın sona ermesine ilişkin yasal düzenleme
uygulanacaktır. Buna karşın sözleşmede bu konuda bir düzenleme yoksa
adi ortaklık hükümleri -kıyasen de olsa- uygulanabileceği için yine adi
ortaklığın feshi ile ilgili düzenlemeler uygulanabilecektir.
P-ny,ılıiplui Sı'izlcşmcsi ııc Opsiyon Hakları 329
Eğer benim önerdiğim gibi, pay sahipleri sözleşmesinin adi ortaklık 573
hükünuerine tabi olmayacağı açıkça kararlaştırılmış ve fakat sözleşme
fesih ve tasfiyeye ilişkin olarak sessiz kalmışsa, acaba bu duruında fesih
hangi kurallara tabi olmalıdır? İhtilaf halinde ben bu durumda da kolaya
kaçmamak gerektiğine inanıyorum. Eğer ihtilaf konusu belirli ise, örne-
ğin opsiyon haklarına veya başka ani edimli borçlara ilişkinse, bunlar ani
edinili borçlar doğurdukları için bu örnekte zaten fesih değil olsa olsa
opsiyon hakkının kullanılması suretiyle oluşan borç ilişkisi ile ilgili olarak
dönme söz konusu olabilir. Bu açıdan bakıldığında ihtilafın kaynağı olan
borçlardan her birinin hukuki niteliği dikkate alınarak bir sonuca ulaş-
mak gerektiğini düşünüyorum.
Teorik tartışmalardan kaçınmaya çalışmama rağmen burada bir ko- 574
nuya daha dikkat çekmekisterim. Eğer pay sahipleri sözleşmesinin içinde
opsiyon haklarına ilişkin bir kısım varsa, acaba bu sözleşme ilişkisinin
bütünü nasıl tanımlanmalıdır? Burada iki alternatif düşünülebilir. Alter-
natiflerden ilki, özünde ani edimli bir borç doğuran opsiyon hakkının,
sürekli edimleri içeren pay sahipleri sözleşmesinin diğer hükümlerinden
bağımsız ve onlardan ayrı olarak ele alınmasıdır. Bir diğer alternatif ise
opsiyon hakkını içeren kısmın pay sahipleri sözleşmesinin diğer hü-
kümlerinin içinde "eriyerek" pay sahipleri sözleşmesinin akıbetine tabi
olmasıdır. İlk alternatifin tercih edilmesi halinde teknik anlamda "bileşik
sözleşme'� ikinci alternatifin kabulü halinde ise"karışık muhtevalı akit" söz
konusu olacaktır2
15
. Klasik borçlar hukuku öğretisini takip edersek bun-
ların birbirlerinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiği ve bu sebeple de
bileşik sözleşme olarak nitelendirilmeleri gerektiği düşünülebilir. Oysa
pay satım sözleşmesi ve pay sahipleri sözleşmesi bağlamında da ifade etti-
ğim gibi, bu sözleşmeler bile birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı söz-
leşme ilişkisi olarak görülemezken; pay sahipleri sözleşmesi kapsamında
kararlaştırılan opsiyon hakkının bu sözleşmenin geri kalanından bağını-
sız değerlendirilmesi isabetli olmayacaktır. Opsiyon hakkı pay sahipleri
sözleşmesinin bir kısmıdır ve bunun da ötesinde pay satım sözleşmesi ile
birlikte büyük bir bütünün parçalarından birini oluşturur. Bu konu bi-
limsel anlamda çok daha derin ve kapsamlı şekilde irdelenebilirdi, fakat
215
Bileşik sözleşme ve karışık muhtevalı akitler arasındaki farklara ilişkin ayrıntılı açıklama-
lar için bkz. Kuntalp, Karışık Muhtevalı Akit, s. 168 vd.
330
Birleşme ve Dcvmlıı"'lar
ben daha fazla detaya girip bu kitabın amacını aşmak istenıiyorum. Böyle
bir farklı değerlendirmenin söz konusu olabileceğini hatırlatmam ve bu
konuda, her ne kadar detayına girmesem de, kendi görüşümü paylaşmam
yeterli olacaktır. Kanımca pay sahipleri sözleşmesi içinde yer alan farklı
borçların birbirlerinden bağımsız oldukları düşünülemez; bunlar bir bü-
tün olarak tek bir amaca yönelik sözleşme yapılarıdır.
575 Son olarak pay sahipleri sözleşmesinin bir bütün olarak feshe konu
olup olamayacağı ve olacaksa bunun ne şekilde gerçekleşebileceğine de-
ğinmek istiyorum. Benim önerim hep açık düzenlemelerin tercih edilmesi
yönünde. Taraflardan birinin sözleşmese! borcunu ihlal etmesi halinde, di-
ğer tarafın sahip olacağı hakların sözleşme ile düzenlenmesi tercih edilmesi
gereken bir yöntemdir. Sıklıkla, ihlal halinde diğer tarafı ihtar etme ve be-
lirli süre içinde ("cure period") bu ihlalin giderilmemesi halinde tazminat,
aynen ifa veya ileriye etkili fesih imkanı tanıyan sözleşmeler ile karşılaşbm
ve bunun doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
576 Buna karşın feshe ilişkin bir sözleşmese! düzenleme olmaması
halinde, acaba hukuki durum ne şekilde tecelli edecektir? Örneğin; ta-
raflardan birinin pay sahipleri sözleşmesini sürekli olarak pervasızca ihlal
etmesi karşısında acaba bu ihlale muhatap olan diğer pay sahibi veya pay
sahipleri, pay sahipleri sözleşmesini bir bütün olarak feshetme hakkına
sahip olacaklar mıdır? Öncelikle şunu ifade etmek isterim, sıklıkla karşı-
laştığımız "tarafların şirketteki pay sahipliği sıfatları devam ettiği sürece bu
sözleşme feshedilemez" şeklindeki sözleşme hükmü, haklı sebeple feshe
engel değildir, zira haklı sebeple fesih hakkından önceden feragat geçerli
değildir. Soruşu olmalıdır; hangi durumlarda paysahipleri sözleşmesinin
taraflarından birinin, sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmasa bile, bir
fesih hakkı doğar? Her ne kadar dürüstlük kuralına dayalı çözümlerin aşı-
rı kullanımına taraftar değilsem de, bazen bunun kaçınılmaz olduğunun
da farkındayım, yeter ki "ölçülü" kullanılabilsinler. Bir kere bunun istisnai
bir hak olduğunun altı çizilmelidir. Eğer başka hukuki çareler varsa ve
dürüstlük kuralı feshi haklı kılmıyorsa fesih hakkı kullanılamaz, bu ko-
nuda hakim veya hakemin takdir yetkisi oldukça geniştir. Kanımca pay
sahipleri sözleşmesi ile ilgili olarak istisnai fesih hakkının doğması için
aşağıdaki unsurlar dikkate alınmalıdır:
Pııy�ıılıipleri özleşmesi ııc Op.