hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
29TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
“SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR”
**
““Smith!” diye haykırdı, tele ekrandan kulakları yırtan o ses. “6079, Smith
W. Evet, sen! Lütfen daha çok eğil! İstesen daha iyisini yapabilirsin. Çaba
göstermiyorsun. Eğil daha lütfen! Şimdi oldu yoldaş. … Görüyorsunuz, dizle-
rimi bükmüyorum. Eğer isterseniz bunu hepiniz yapabilirsiniz.” Ve Winston,
büyük bir çaba harcayarak yıllardır ilk kez, dizlerini bükmeden ayakuçlarına
dokunma başarısını gösterdi.”
1
Giriş
1 Haziran 2005 günü, Kemal Göktaş imzasıyla, Vatan Gazetesi’nde
yayımlanan “Türkiye’yi Sarsacak Belge” başlıklı haber, ülkemizde uygu-
landığı sıklıkla ileri sürülen ancak çoğunlukla belgelenemeyen hukuka
BÜYÜK BİRADERİN GÖZETİMİNDEN ÇIKIŞ:
TELEFONLARIN İZLENMESİNDE
DEVLETİN SORUMLULUĞU
Kerem ALTIPARMAK
*
*
Yrd. Doç. Dr. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi.
**
George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanında, Okyanusya Devleti’ni yö-
neten partinin üç sloganı. G. Orwell (1984), (Çev.: Nuran Akgören) Bin Dokuz Yüz
Seksen Dört, (İstanbul: Can Yayınları)
1
Orwell, s. 47.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
30TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
aykırı telefon dinleme (ve izleme) konusunu bir kez daha kamuoyu
gündemine taşıdı. Haber, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 8 Nisan. 30 Ma-
yıs 2005 arasında, Türkiye’de telekom hizmeti veren bütün şirketlerin
telefon üzerinden gerçekleşen iletişimlerin dökümlerini elde etmek için
hukuksal girişimde bulunduğunu bildirmekteydi. Haberde iletildiğine
göre, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan
konuyla ilgili yapılan başvuruya onay verirken şu ifadeleri kullanmıştı:
“Yurtdışı bağlantılı illegal silahlı terör örgütlerinin yasadışı faaliyetlerine yö-
nelik olarak faillerin belirlenmesi, ele geçirilmesi ve suç delillerinin elde edilmesi
ve eylem planlarının önceden öğrenilmek sureti ile engellenmesi başka yollarla
mümkün olmadığından yurtdışı çıkışlar ve girişler dâhil olmak üzere Telsim,
Turkcell, Avea, Türk Telekom AŞ uzak mesafe telefon hizmeti vermeye yetkili
A, B, C tipi lisansı olan iletişim şirketleri tarafından işletilen ve telefon üze-
rinden yapılan iletişime ait tüm detay bilgilerin MİT Müsteşarlığı’nca detay
kayıtlarının alınması ve incelenebilmesi konusunda Anayasa’nın 22. maddesi
ile 4422 sayılı Yasa’nın 2., 4., 11. ve 16. maddeleri uyarınca 08.04.2005 tarih-
leri ile 30.05.2005 tarihleri arasını kapsayacak şekilde izin verilmesine karar
verilmiştir.”
Her ne kadar söz konusu kararla elde edilen yetkinin dinleme de-
ğil, izleme olduğu söylenmişse de, emniyet yetkililerinin bu izlemeler
sayesinde birçok olası olayın engellendiğini açıklamalarından da anla-
şılacağı gibi, kayıtların izlenmesi sonucunda bazı kişilerin telefonları
da dinlenmiştir.
Bu uygulamanın son derece yaygın bir şekilde yürütüldüğü ise 2
Haziran 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “10 Yıldır Sadece
Geçen Mart Telefon İzlemedik” başlıklı haberde görülmektedir. Nur Batur
haberinde, ismi verilmeyen, emniyette istihbarattan sorumlu üst düzey
bir yetkilinin, MİT’in Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden aldığı
izleme kararı konusunda, ‘Biz 10 yıldır 90’a yakın mahkeme kararıyla izleme
uygulamasını sürdürüyorduk’ dediğini aktarmaktadır.
2
Dinleme ve izleme yönünde verilen kararlar muhatapları tarafından
bilinmediği için bu kararlara itiraz edilememekte ve bugüne kadar kaç
tane bu yönde karar verildiği tespit edilememektedir. Ancak, gazetelerde
2
Benzer bir açıklama Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan tarafından
yapılmıştır. Bkz., “Telefon izlemeleri gerekirse yeni yasal düzenlemeler yapılır”,
Vatan, 4 Haziran 2005.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
31TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yer alan haberlere göre MİT aynı talebi Ankara Ağır Ceza Mahkeme-
si’ne yapmış, olumsuz cevap alınca Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne
başvurmuştur. Biz MİT tarafından yapılanan başvurunun aynısının,
2000 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapıldığını ancak
bu başvurunun Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baş-
savcısı tarafından reddedildiğini bir Yargıtay kararı sayesinde tespit
edebildik.
3
İşin ilginç yanı, konu Yargıtay önüne Başsavcı’nın talebi
olmaksızın dinleme kararı alınamayacağı yönünde usulden red kararı
veren Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına karşılık Adalet Bakanlı-
ğı’nın yazılı emriyle gönderilmiştir. Bir başka deyişle, ilgili kararın da
gösterdiği gibi 5 yıl önce de dönemin Adalet Bakanı, Diyarbakır 6. Ağır
Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın aynısının mahkemeler tara-
fından verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Benzer kararların 1990’lı
yıllarda alındığı da bilinmektedir.
4
Türkiye 1990’ların sonlarına kadar iletişimin dinlenmesi ve takibi
için hiçbir kanuni düzenleme olmamasına rağmen yaygın bir şekilde
telefonların dinlendiği bir ülke olagelmiştir.
5
Bir ihtiyaç olan düzenle-
menin bir türlü yapılmaması, buna karşılık hukuka aykırı dinlemelerin
kesintisiz devam etmesi, en azından özel hayatın gizliliğine açık bir
müdahale oluşturan bu uygulamanın yargı denetimine tabi olması için
birçok hukukçuyu bu faaliyete bir kılıf bulmaya zorlamıştır.
6
Keyfi uygulamalarla büyük bir “Biri Bizi Gözetliyor Evi”ne dönen
Türkiye’de 4422 sayılı Kanun, bu keyfiliğe son verme amacıyla çıka-
rılmış
7
ama bu yazıda verilen örneklerde de görüleceği gibi toplumu
“Büyük Birader”in gözetiminden çıkarmaya yetmemiştir. Gerek Diyar-
bakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, gerekse Adalet Bakanı’nın karar
hakkındaki yorumları, dinleme için alınacak Mahkeme kararları’nın bir
formaliteden ibaret olduğunu düşündürmektedir. Kanun, kimi yargı
yerleri
8
ve idare tarafından biraz daha bürokrasiyle faaliyete devam
3
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.12.2000, E. 2000/27613, K. 2000/21500.
4
Bkz., Faruk Bildirici (2001), Gizli Kulaklar Ülkesi, (Ankara: İletişim), s. 348.
5
Bu konuda ilginç bir çalışma için bkz. Bildirici, a.g.e.
6
Bkz., aşağıda dipnot 33.
7
Kanun’un gerekçesi için bkz. Hasan Köroğlu (2001), Örgütlü Suçluluk, Çıkar Amaçlı
Suç Örgütleriyle Mücadele (4422) Sayılı Kanun) ve Cürüm İşlemek için Teşekkül Oluştur-
mak, (Ankara: Seçkin Yayınları).
8
Yukarıdaki Yargıtay kararı örneğinde görüldüğü gibi, herkesin bu düşüncede olma-
dığını not etmek gerekir. Bkz., yukarıda dipnot 3’deki karar.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
32TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
şeklinde anlaşılmaktadır. Bu şartlar altında, iletişimin denetlenmesi ko-
nusunu yeniden düzenleyen yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan
9
ve idari dinlemeyi çok daha kötü bir şekilde düzenleyen 5397 sayılı
Kanun’dan
10
da çok şey beklememek gerekir.
İşin daha vahim yönü şudur. Telekulak skandalının patlamasından
sonra Türkiye’de ve dünyada meydana gelen terör faaliyetleri tekrar
güvenlik uğruna insan haklarının aksıya alınması konusunu gündeme
getirmiştir. Bu ortamda ilk feda edilecek özgürlüklerden birinin ha-
berleşme hürriyeti olduğunu tahmin etmek güç değildir. Bu ise zaten
mevcut “Büyük Birader” psikolojisinin artarak devam edeceğini gös-
termektedir. Bu ruh halinden çıkmanın tek yolu sağlıklı bir hukuksal
çözüm formüle etmektir. Bu çalışmanın amacı işte bu çıkış yolunu tespit
etmektir.
Bu amaçla ilk önce iletişiminin takip edildiğini kanıtlayamayan-
ların hak ihlalinin mağduru olup olmadığı tartışılacak, ardından hak
ihlalini kaldırmak için en uygun yolun hangisi olabileceği üzerinde
durulacaktır.
Tazminat Talebi
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre tam yargı da-
vaları idari eylem ve işlemlerden
11
dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılacak davalardır.
12
Bu hükümden hareket
eden bir grup hukukçu “[Telefon] izlemenin ancak yargılama süreci içinde
ortaya çıkması halinde, o kişinin hizmet kusuru nedeniyle tazminat talebiyle
idare aleyhine dava açmasının mümkün” olduğunu ileri sürmüşlerdir.
13
Bu
görüş doğru fakat eksiktir. Doğrudur, çünkü hukuka aykırı bir şekilde
9
Bkz., 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, RG, 17 Aralık 2004, s. 25673, md. 135-
137.
10
5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG, 23 Temmuz
2005, s. 25884. Aşağıda belirtileceği gibi zaten bu kanun birçok olumsuzluğu içeri-
sinde barındırmaktadır.
11
İletişimin izlenmesine onay veren yargı kararının varlığının söz konusu idari fa-
aliyetin idari işlem veya eylem niteliğini ortadan kaldırıp kaldırmadığı aşağıda
tartışılmıştır.
12
RG, 20 Ocak 1982, s. 17580, Md. 2 (b).
13
Örneğin bkz., Ankara Barosu avukatlarından Tezcan Çakır’ın Hürriyet gazetesine
verdiği görüş: “İzlenene dava hakkı”, Hürriyet, 03.06. 2005.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
33TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
haberleşmesi izlenen veya dinlenen kişiler idareye karşı tazminat davası
açabilirler. Eksiktir, çünkü izlendiğini veya dinlendiğini kanıtlayamasa
bile, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi kararı gibi kararlarla Türkiye’de
yaşayan herkesin haberleşme ve özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edil-
diğini ileri sürmek mümkündür. Bu ikinci durumda dava açılabilmesi
çok önemlidir, çünkü gizli dinleme ve izleme durumunda ilgililerin
dinlendiklerin öğrenmeleri ve dava konusu yapmaları oldukça zordur.
Bu nedenle, bu kişilerin açacakları davalarla idareyi hukuka uygun dav-
ranmaya zorlamaları hayali değilse bile çok zordur. Oysa yukarıdaki
haberlerde verilen örneklerde görüldüğü şekilde alınan telefon izleme
kararları herkesin hakkını ihlal etmekte ve herkese idareden hak talep
etme hakkı vermektedir.
Hak İhlali-Mağdur
Şüphesiz, telefonu hukuka aykırı olarak dinlenen (veya izlenen)
kişinin hakkı doğrudan ihlal edilmiştir ve bu eylem nedeniyle idareden
tazminat talep edebilir, ancak aynı durumun telefonunun dinlendiğin-
den (izlendiğinden) haberi olmayan ama potansiyel olarak bu kapsamda
bulunan kişiler açısından geçerli olup olmadığı tartışmaya açıktır.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda kullanılan, hakları doğrudan
muhtel olanlar ifadesinden, ilk bakışta haberleşme hürriyetine müdahale
edildiğini kanıtlayamayan kişinin tazminat talebinin kabulüne imkân
olmadığı ileri sürülebilir. Ancak böylesi bir yaklaşım, telefon dinlemenin
özelliğini göz ardı eden bir yaklaşımdır. Telefon dinleme, tamamen gizli
olarak yürütülen bir faaliyettir. İdarenin bu faaliyetine karşın gerekli
güvencelerin olmadığı bir ortamda, vatandaştan telefonunun dinlen-
diğini kanıtlamasını istemek onu tüm hukuksal güvencelerden yoksun
bırakmak anlamına gelecektir. Devlet, yetkisi altında yaşayanların hak-
larının ihlal edilmemesi için gerekli hukuksal alt yapıyı hazırlamak ve
bu yapıyı uygun bir şekilde işletmekten sorumludur. Gerek hukuksal
yapının oluşturulmasında, gerekse bu yapının işletilmesinde yaşanan
aksaklıklar nedeniyle sorumluluk tamamen devlete aittir.
Bu ilkeler ışığında, telefon dinleme veya izlemeye ilişkin davalarda,
telefonunun dinlendiğini (veya izlendiğini) kanıtlayamayan kişilerin
tazminat talep edip edemeyecekleri iki aşamalı bir şekilde tespit edil-
melidir. İlk aşamada, kararın kendisine uygulanıp uygulanmadığı belli
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
34TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
olmayan kişinin hak ihlalinin “mağdur”u olup olamayacağı saptanma-
lıdır. Eğer gerekli güvencelerin mevcut olmadığı durumda izlendiğini
kanıtlayamayan kişinin mağdur olabileceği kabul edilecek olursa, ikinci
aşamada dinleme veya izlemede takip edilen usul nedeniyle bu kişinin
hakkının ihlal edilip edilmediği de ayrıca tartışılmalıdır.
Mağdur
Bir kişinin iletişiminin kontrol edilip edilmediği konusunda kanıt
sunamamasına rağmen mağdur sıfatını alıp alamayacağı sorunu Av-
rupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından tartışılmıştır. Klass
davasında, başvurucular emniyet yetkilileri tarafından dinlendiklerini
kanıtlayamayan, ancak o tarihte Federal Almanya’da geçerli olan ka-
nun nedeniyle “dinlenmiş olabileceklerini”i ileri süren kişilerdir. Hükümet
savunmasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
14
dava tarihinde
yürürlükte olan 25. maddesinde
15
düzenlenen kurala göre başvurucu-
ların “mağdur” sayılamayacağını ileri sürmüştür. İlgili hükme göre: “1.
İşbu Sözleşme’de tanınan hakların Yüksek Akidlerden biri tarafından ihlalinden
zarar gördüğü iddiasında bulunan her hakiki şahıs, hükümet dışı her teşekkül
veya her insan topluluğu, hakkında şikâyet vaki Yüksek Akid Tarafın bu ko-
nuda Komisyonun selahiyetini tanıdığını beyan eylemiş olması halinde […]
Komisyona müracaat edebilir.”
Resmi çeviride “zarar gördüğü iddiasında bulunan” şeklinde ifade edi-
len bölümün, İngilizce
16
ve Fransızca
17
orijinallerinden “ihlalin mağduru
olduğunu iddia eden”
18
anlamı çıkmaktadır. Alman hükümeti anılan kişile-
14
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi. Sözleşme’nin resmi
çevirisi için bkz., RG, 19 Mart 1954, s. 8662.
15
Sözleşme’ye ek 11. Protokol’le yapılan değişiklik sonucunda bu madde değiştirilmiş,
Komisyon kaldırılmış, başvurunun aynı kişiler tarafından Mahkeme’ye yapılacağı
kuralı düzenlenmiştir. Konuya ilişkin 34. madde şu şekildedir: “İşbu Sözleşme ve
Protokollerinde tanınan hakların yüksek taraf devletlerden biri tarafından ihlalinden
zarar gördüğü iddiasında bulunan her hakiki şahıs, hükümet dışı her teşekkül veya
her insan topluluğu Mahkeme’ye başvurabilir.” Maddenin resmi çevirisi Bakanlar
Kurulu’nun 30 Mayıs 1997 tarih ve 97/9506 sayılı kararının ekinde yayımlanmıştır.
Bkz., RG, 20 Haziran 1997, s. 23035.
16
“[…] claiming to be the victim of a violation […]”
17
“[…]qui se prétend victime d’une violation […]”
18
Bu yönde bir Türkçe çeviri için bkz., M. Semih Gemalmaz (2003), İnsan Hakları Belgeleri:
Avrupa Konseyi Birinci Bölüm, C. I, (İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi), s. 50.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
35TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
rin şikâyetlerinin telefonlarının dinlendiği gerekçesine değil, yürürlükte
olan kanunun kendilerinin de dinlenmesine yol açacağı gerekçesine
dayandığını, bu durumda anılan uygulamanın “mağduru” olmadıkları
için başvurularının kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
19
AİHM, Sözleşme’nin “actio popularis”e izin vermediğini not etmekle
birlikte, bazı durumlarda kişiye doğrudan uygulanmamakla birlikte,
kişiyi doğrudan etkilemek şartıyla bir yasanın varlığının bile kişinin
haklarını ihlal edebileceğini belirtmiştir.
20
Bu yaklaşımın sonucunda bir
kişinin, kendisine doğrudan uygulandığı iddiası olmasa bile, gizli ön-
lemler alınmasını olanaklı kılan bir yasal işleme karşı başvuru yapması
mümkündür. AİHM’nin burada oluşturduğu mantık şu şekilde açıkla-
nabilir: Eğer devletlere kişilerin haberleşmelerini gizlice izleme imkânı
verilir, izleme faaliyeti kişilere haber verilmeksizin yapılır ve ardından
izlenme ihtimali olan kişinin başvurusu, mağdur olmadığı gerekçesiy-
le reddedilirse, Sözleşme’nin 8. maddesi tüm anlamını yitirebilir. Zira
böyle bir senaryoda, dinlenen kişi haklarına yapılan müdahaleyi hiçbir
zaman öğrenemeyeceği için kanunun doğrudan kendisini uygulanıp
uygulanmadığını bilemeyecek, bunun sonucu olarak da özel hayatının
ihlal edildiğini hiçbir zaman iddia edemeyecektir. Bu durumda, devlet
yetkilileri bu tip gizli izleme faaliyetlerini ne kadar gizli tutarlarsa, mü-
dahalelere hukuken karşı çıkma şansı o kadar azalacaktır.
21
Klass vakasında Mahkeme, Federal Almanya’da yaşayan herkesin
mektup, posta ve telekomünikasyonunun potansiyel olarak takip edile-
bileceğini, bu nedenle tartışma konusu yasanın tüm posta ve telekomüni-
kasyon kullanıcılarını etkilediğini belirtmektedir. Türkiye’deki telekulak
skandalına ilişkin olarak AİHM’nin şu vurgusu özellikle hatırlatılmalı-
dır: “[…] bu izlenme tehdidinin bizzat kendisinin, posta ve telekomünikasyon
hizmetleri yoluyla özgür iletişimi sınırlayan, dolayısıyla tüm kullanıcılar veya
potansiyel kullanıcıların 8. Maddeyle korunan haklarına doğrudan bir müda-
hale niteliğinde olduğu ileri sürülebilir.”
22
Yani Almanya’da yaşayan herkes,
25. maddedeki anlamda “potansiyel mağdur” durumundadır ve AİHM’ye
başvurabilir. AİHM, bu yaklaşımını daha sonra Malone kararında da
19
Klass ve Diğerleri/Almanya, 06.09.1978, Series A no. 28, para. 28 ve 30.
20
Id., para. 33. Farklı bir bağlamda bkz., Dudgeon/Birleşik Krallık, 22.10.1981, Series
A no. 45; Norris/İrlanda, 26.10.1988, Series A no. 142.
21
Id, para. 34.36.
22
Id., para. 37.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
36TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
tekrarlamıştır.
23
Mahkeme’nin bu içtihadı takip ettiği, 2005 yılında ver-
diği bir kabul edilebilirlik kararında da görülmektedir.
24
AİHM’nin söylediklerini Türkiye’deki telefon dinleme vakasına
uygularsak şunları söylemek mümkündür: Diyarbakır 6. Ağır Ceza
Mahkemesi kararıyla MİT, Hürriyet’te yayımlanan habere göre 90 başka
Mahkeme kararıyla diğer emniyet birimleri Türkiye’nin her tarafında
yaşayan kişilerin iletişim araçlarının izlenmesi ve bazı durumlarda da
dinlenmesini ve incelenmesini mümkün kılmışlardır. Bir başka deyişle,
Türkiye’de tüm telefon şirketlerinin müşterileri sürekli olarak rızası
alınmadan izlenme ve dinlenme tehdidi altındadır. Bu tehdit uzak bir
tehdit de değildir. Bir istihbaratçı’nın verdiği bilgilere göre sadece 2004
yılında toplam 22.938 telefon dinlenmiştir.
25
Klass ve Iordachi davalarından farklı olarak Türkiye’deki durum
sadece yasal mevzuattan
26
değil, yargısal ve idari pratikten ileri gelmek-
tedir. Bu kararların ülkede yaşayan herkesin Anayasa’da korunan özel
hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetlerine müdahale olduğuna şüphe
yoktur. Her an bir emniyet birimi tarafından dinlenebileceği düşüncesin-
de olan kişilerin özgürce iletişimde bulunabileceklerini söylemek müm-
kün değildir. Bir başka deyişle Türkiye’deki telefon abonelerinin mağdur
olduklarını kanıtlamak için telefonlarının dinlendiğini veya izlendiğini
göstermelerine gerek yoktur, çünkü idare herkesin telefonunu izlemekte,
azımsanmayacak sayıda insanın telefonunu ise dinlemektedir.
Ne var ki, gizli bilgi edinmeye ilişkin bir kanunun varlığı her ne
kadar herkesin haklarına müdahale anlamına gelse bile, müdahalenin
hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Bu konunun ayrıca incelenmesi
gerekir.
23
Malone/Birleşik Krallık, 02.08.1984, Series A no. 82, para. 64 ve 86; Halford/Birleşik
Krallık, 25.6.1997, RJD 1997-III, para. 56.
24
Iordachi ve Diğerleri/Moldovya, Başvuru no. 25198/02, 05.04.2005. Bu davada da
başvurucular kendilerinin telefonlarının dinlendiği iddiasıyla değil, mevcut mevzua-
tın Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini engelleyecek güvenceler taşımadığı iddiasıyla
Mahkemeye başvurmuştur.
25
Saygı Öztürk’ün haberine göre 2002 yılında 15 bin 874 ve 2003 yılında 16 bin 18
telefon dinlenmiştir. Bkz., “Seçmen kütüğü ÖSYM belgesi bile izleniyor”, Hürriyet,
02.06.2005.
26
Aşağıda görüleceği gibi 5397 sayılı Kanun’un çıkarılmasıyla mevzuat da AİHS’ye
aykırı hale gelmiştir.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
37TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Müdahalenin Hukuka Uygunluğu
Genel Öngörülebilirlik Kuralı
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması” başlıklı 13.
maddesi, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini
düzenlemektedir. Burada aranan kanun şartı elbette öyle veya böyle
bir kanunun bulunması gerekliliği değil, bu hak ve hürriyetlerden ya-
rarlanan kişilerin haklarının keyfi olarak sınırlanmasına engel olacak
nitelikte bir hukuksal düzenlemenin olmasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin yine özel hayatın gizliliğine ilişkin bir
kararında belirttiği gibi, yasa koyucu Anayasa’daki genel sınırlama
nedenlerini aynen kanunlara aktarmak suretiyle, Anayasa’daki kanu-
nilik şartını yerine getirmiş olmaz. Anayasa Mahkemesi’ne göre, “millî
güvenlik” ve “kamu düzeni” uygulayıcıların kişisel görüş ve anlayışla-
rına göre genişleyebilecek, öznel yorumlara elverişli, bu nedenle de
keyfiliğe dek varabilir çeşitli ve aşamalı uygulamalara yol açacak genel
kavramlardır ve bu nitelikte bir kuralın olduğu gibi yasaya geçirilmesi
Anayasa Koyucunun ereğine ve yönergesine uygun düşmez ve bir yasal
düzenleme işini göreceği düşünülemez.
27
Anayasa Mahkemesi’nin burada kanun koyucudan beklediği “yasa
kalitesi”, AİHM’nin temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kullanıla-
cak hukuksal metinlerde aradığı öngörülebilirlik özelliğinden başka bir
şey değildir. AİHM’ye göre, bir vatandaşın davranışlarını kendisine göre
ayarlamasına imkân verecek yeterlilikte açıklıkla formüle edilmemiş bir
hukuk kuralı, Sözleşme anlamında sınırlamaya dayanak olabilecek bir
hukuk kuralı değildir.
28
Bu elbette, yasanın yoruma yer bırakmayacak
şekilde yazılması anlamına gelmez ama en azından kişi, gerektiğinde
hukuksal bir yardım alarak, davranışının sonuçlarının neler olabileceğini
makul bir ölçüde öngörebilmelidir.
AİHM, telefon dinlemeye ilişkin olarak, öngörülebilirlik testini
değerlendirirken önleyici veya kovuşturma amaçlı telefon dinlemenin
27
25.4.1974 gün ve E. 1973/41, K. 1974/13 sayılı karar, AYMKD. Sayı 12, s. 152. Aynı
ilke Mahkeme’nin 18–22.11.1976 gün ve E. 1976/27, K. 1976/51 sayılı Kararı’nda da
tekrarlanmıştır. AYMKD, Sayı 14, s. 364–365.
28
Sunday Times/Birleşik Krallık, 26.4.1979, Series A. 30, para. 49; Kopp/İsviçre, 25.3.
1998, RJD 1998-II, para. 55.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
öngörülebilir olmasının, ilgiliye haber verme anlamına gelmediğini, an-
cak düzenlenmelerin kişilere kamu otoritelerinin hangi şartlar altında
bu gizli müdahaleyi gerçekleştirebilecekleri konusunda fikir vermesi
gerektiğini belirtmiştir. İletişimin gizli olarak izlenmesi usulü ilgili
kişiye veya kamuya açık olarak gerçekleştirilmediği için, idareye veya
yargıçlara dinlemeye ilişkin olarak verilecek yetkinin sınırsız bir şekilde
ifade edilmesi hukukun üstünlüğüne aykırı olacaktır.
29
Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bu kararları ışığında, Türkiye’de
telefon dinleme için dayanak olarak gösterilen bazı hükümlere ilişkin
dinlemenin her halde haberleşme hürriyetini ihlal ettiği sonucuna ulaş-
mak mümkündür. Yukarıda bahsedilen 2 Haziran 2005 günlü Hürriyet
Gazetesi haberinde devamlı alınan mahkeme kararlarının 2937 sayılı
MİT Yasası’nın
30
4. maddesiyle, Polis Görev ve Salahiyet Yasası’nın
31
ek 7. maddesine dayandırıldığı bildirilmektedir. İlgili kanun hükümleri
şu şekildedir:
2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
“Ek Madde 7. (Ek: 16.6.1985 – 3233/7 md.)
Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düze-
nine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet
ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur,
bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına
ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.”
2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri
ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu:
“Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri
Madde 4. Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri şunlardır;
29
Kruslin /Fransa, 24.4.1990, Series A no. 176‑A, para. 30 ve Huvig / Fransa, 24.4.1990,
Series A no. 176‑ B, para. 29; Kopp/İsviçre, 23224/94, 25.3.1998, para. 64; Khan/
Birleşik Krallık, Başvuru no. 35394/97, 12,5. 2000, RJD 2000-V, para. 26.
30
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, RG, 3 Kasım
1983, Sayı: 18210.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
39TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına,
bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana
getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel
faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve
bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik
Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak.
Her iki kanun hükmü de yukarıda bahsedilen kararların gerektirdiği
genel öngörülebilirlik şartları açısından bile iletişimi denetlemek için gerekli
hukuksal zemini sunmamaktadır. Ne bu hükümlere dayanarak yapılan idari
kolluk faaliyeti niteliğindeki dinlemelerin,
32
ne de Mülga 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Kanunu’nun 91. maddesine dayanılarak yapılan adli kolluk
faaliyeti niteliğindeki telefon dinlemeleri “kanunla sınırlandırma” kuralının
gereklerini yerine getirebilir.
33
İletişimin izlenmesine ilişkin kuralların, ilgili
hukuk kurallarında açıkça düzenlenmeden, farklı kurallardan içtihat yoluyla
çıkarılması “öngörülebilirlik” şartının yerine getirilmesi için yeterli değildir.
34
Bu nedenle, bu hükümlere dayanarak yapılan tüm genel nitelikli telefon dinleme
ve izleme faaliyetleri herkes bakımından hak ihlali anlamına gelmektedir.”
35
31
Polis Görev ve Salahiyet Kanunu, RG, 14 Temmuz 1934, Sayı: 2751.
32
PVSK Ek Madde 7’nin bu yönde kullanılamayacağı yönünde bkz., Mustafa Ruhan
Erdem (2001), Ceza Muhakemesinde Organize Suçlulukla Mücadelede Gizli Soruşturma
Tedbirleri, (Ankara: Seçkin Yayınları), s. 170.
33
Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yürürlüğe girmeden önce 1412
sayılı CMUK’taki postada el koyma hükümlerinin kıyas yoluyla telefon dinlemeye
de uygulanabileceği veya alternatif olarak 91. maddedeki “vesair mersule” teriminin
telefon, teleks gibi araçları da kapsayacak şekilde geliştirmeci yorumla okunabileceği
ileri sürülmüştür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında bu görüşlere katılmak olanaksız-
dır. İlk görüş için bkz., Ö. Tosun (1984) , Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. 1,
(İstanbul: Acar Matbaacılık), s. 911; Ersan Şen (1999), “Türk Hukuku’nda Telefonların
Gizlice Dinlenmesi Sebebiyle Gündeme Gelen ‘Hukuka Aykırılık Sorunu ve Kişi
Haklarına Keyfi Müdahaleler’”, Prof. Dr. Sahir Erman’a Armağan, (İstanbul: Alfa), 723,
732. İkinci görüş için bkz., B. Öztürk (1995), Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3.
Bası, s. 478–479, (Ankara: DEÜ Yayınları) Bu görüşlerin genel bir değerlendirmesi
için bkz. Âdem Sözüer (1997), “Türkiye’de ve Karşılaştırmalı Hukukta Telefon. Te-
leks, Faks ve Benzeri Araçlarla Yapılan Özel Haberleşmenin Bir Ceza Yargılaması
Önlemi Olarak Denetlenmesi”, İHFM, C. LV, 67, s. 76 vd.; Bahri Öztürk/Veli Ö.
Özbek/Mustafa R. Erdem (2001), Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, (Ankara:
Seçkin Yayınları, 6. Baskı), s. 656-657.
34
Örn. bkz., Huvig/Fransa, 24.4.1990, Series A. no. 176-B, para. 33-34; Kruslin/Fransa,
24.4.1990, Series A. no. 176-A; Valenzuela Contreras/İspanya, 30.7. 1998, başvuru no.
27671/95, RJD 1998-V, para. 57; Mutatis mutandis, Kopp/İsviçre, 25.3. 1998, RJD
1998-II, para. 73.
35
Türkiye’deki telefon dinlemelerin Sözleşmeye aykırılığı konusundaki daha önceki bir
çalışma için bkz. Ömer Anayurt (1997), “Strazbourg İçtihatlarında, Türk ve Fransız
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu
Yukarıda anılan genel öngörülebilirlik ilkesi dışında, iletişimin din-
lenmesi ve izlenmesi çok daha ayrıntılı güvencelerin varlığını gerektir-
mektedir. Sonuçta dinleme, tamamen gizli bir şekilde ve muhatabının
bilgisi dışında yapılmaktadır. Bu konuda sıkı güvenceler getirilmediği
takdirde, idarenin yetkisini keyfi bir şekilde kullanması mümkündür
ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez.
36
MİT yetkililerinin ifade
ettiği gibi, hemen her ülkede gizli dinleme yapılmaktadır. Ancak, bu-
güne kadar AİHM tarafından belli ölçütleri yerine getirmeksizin bu
dinlemeleri yapan devletlerin AİHS’i ihlal ettiklerine dair çok sayıda
karar verilmiştir.
37
AİHM’ye göre, iletişim alanında yetkinin kötüye kullanılmaması
için iç hukuk düzenlemesi en azından şu güvenceleri sağlamalıdır: ilgili
düzenleme yargı kararıyla telefonları dinlenecek kişi kategorilerinin,
böyle bir karara neden olabilecek suçların niteliğinin, telefon dinleme
süresinin, elde edilen konuşmaları da içeren özet raporların hazırlan-
masında takip edilecek usulün, hâkim ve savunma tarafından gerçek-
leştirilecek olası inceleme için kayıtların bozulmamış ve tam olarak
nakledilmesi amacıyla alınacak tedbirlerin ve özellikle sanık hakkında
son soruşturmaya geçilmediğinde veya sanık beraat ettiğinde kayıt-
ların hangi şartlar altında silinebileceği veya silinmesi gerektiği veya
teyp kasetlerinin hangi şartlar altında imha edileceğinin bir tanımını
vermelidir.
38
Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yukarıda anılan
kanunlardan farklı olarak iletişimin dinlenmesi veya tespiti konusunda
Hukuklarında Telefon Dinlemeleri”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, C. XXI, S. 197, s. 50.
36
Halford/Birleşik Krallık, 25.6. 1997, RJD 1997-III, para. 49
37
AİHM; Hollanda, İsviçre, Fransa, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık aleyhine çeşitli
tarihlerde yapılan telefon dinlemeye (izleme) ilişkin başvurularda Sözleşme’nin ihlal
edildiği sonucuna ulaşmıştır.
38
Kruslin /Fransa, 24.4.1990, Series A no. 176‑A, para. 35 ve Huvig / Fransa, 24.4.1990,
Series A no. 176‑ B, para. 34.
39
Kanun’un ve uygulamasının genel bir değerlendirilmesi konusunda şu eserlere
bakılabilir. Hasan Köroğlu (2001), Örgütlü Suçluluk, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle
Mücadele (4422) Sayılı Kanun) ve Cürüm İşlemek için Teşekkül Oluşturmak, (Ankara:
Seçkin Yayınları); M. Naci Ünver (2002), Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ve Cürüm İşlemek
için Teşekkül Oluşturmak, (Ankara: Turhan Kitabevi, 2. Baskı); Mustafa Ruhan Erdem
(2001), Ceza Muhakemesinde Organize Suçlulukla Mücadelede Gizli Soruşturma Tedbirleri,
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
41TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ayrıntılı bir düzenleme yapmıştır.
39
Nitekim telefonların izlenmesine
ilişkin haberlerin yayımlanmasının hemen ardından Adalet Bakanı Ce-
mil Çiçek, söz konusu izleme faaliyetlerinin anılan dönemde yürürlükte
olan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’na
uygun yapıldığını ifade etmiştir.
40
Konuyla ilgili yapılan suç duyuru-
sunu inceleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da aynı fikirdedir.
41
Anılan Kanun’un 2. maddesi hangi şartlarda iletişimin dinlenmesi
veya tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu düzenlemeye
ek olarak çıkarılan Yönetmelik ise ilgili Kanun hükmünü çok daha
ayrıntılı bir şekilde düzenlemiş ve ek güvenceler getirmiştir.
42
Kanun,
yönetmelikle birlikte doğru bir şekilde uygulandığında, bazı şüpheler
yaratmakla birlikte
43
Strasbourg standartlarını büyük ölçüde yerine
getirecek düzeydedir.
4422 sayılı Kanun’un anılan hükmü şu şekildedir:
“İletişimin dinlenmesi veya tespiti
44
Madde 2. Bu Kanun’da öngörülen suçları işleme veya bunlara işti-
rak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım
(Ankara: Seçkin Yayınları)
40
Bakan Çiçek, basın toplantısında “Hâkim kararı olmadan böyle bir işlem yapılsaydı
bu eleştirilebilirdi. Ama burada hâkim kararı var” ifadelerini kullanmıştır. “Telefon
izlemeleri gerekirse yeni yasal düzenlemeler yapılır”, Vatan, 4 Haziran 2005. Aynı
haberde, Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan’ın da dinlemenin hu-
kuka uygun yapıldığını kendilerinin de benzer faaliyetlerde bulunduklarını ifade
ettiği bildirilmektedir.
41
“MİT’te ‘telekulak şikâyeti’ işleme konulmadı”, Hürriyet, 24.6.2005.
42
Bkz., 4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun Uygulanma-
sına İlişkin Yönetmelik, Bakanlar Kurulu karar no. 2000/1820, RG, 26 Ocak 2001, s.
24299.
43
Örneğin Kanunun haklarında dinleme yapılamayacak kimseleri saymaması, özellike
müdafiyle sanığın görüşmelerinin de kanun kapsamında dinlenmesi durumunda Söz-
leşmeyi ihlal etme ihtimali söz konusudur. Bu sakınca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun dinlemeye ilişkin hükümlerinde giderilmiştir. Bkz., md. 135–137. Öte
yandan kanunun 1. maddesindeki suç tanımı da yeterince açık olmadığı gerekçesiyle
kanunla düzenlenme şartına aykırı bulunabilir. Bu yönde bkz., Öztürk/Özbek/Er-
dem, s. 654.
44
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu iletişimin denetlenmesi konusunda yeni
hükümler getirmektedir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 18. maddesiyle 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Kanunu da yürürlükten kaldırılmıştır. RG, 31 Mart 2005, s.
25772 (Mükerrer). Bunun yanında aşağıda incelenecek olan 5397 sayılı kanun da
idari amaçlı dinlemeleri düzenlemektedir.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerin
kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğer
elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya ileti-
len sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer nitelikteki
bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerek
yetkililerce zapta bağlanır.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuv-
vetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç
delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya
tespitine karar verilemez.
Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin
içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Dinlenme veya tespite veya kayıtların incelenmesine hâkim karar verir.
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da bu hususlarda
yetkilidir. Hakim kararı olmaksızın yapılan bu gibi işlemlerin yirmi dört saat
içinde hâkim kararına bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hâkim tara-
fından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından
derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay için verilebilir, bu süre en çok iki
defa üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanun’da öngörülen suçların
işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet savcısı tarafın-
dan kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen verilir,
Cumhuriyet savcısı’nın denetimi altında derhal ve nihayet on gün içinde yok
edilir ve durum bir tutanakla belirlenir.
Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum
ve kuruluşların da görevli veya böyle bir hizmeti vermeye yetkili olanlardan,
dinleme ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların ku-
rulmasını istediğinde, bu istem derhal yerine getirilir ve işlemin başladığı ve
bitirildiği tarih ve saat bir tutanakla saptanır.”
Kanun’un verilerin kayıt ve incelenmesine ilişkin 4. maddesi ise
şu şekildedir:
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
43TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
“Kayıt ve verilerin incelenmesi
Madde 4. Bu Kanun’da öngörülen suçların veya delillerinin ortaya çıkarıl-
ması için, suçların işleniş biçimlerine benzer tutum ve davranışlarda bulunan
kişilere ilişkin yer, kuruluş, çevre ve kurumdaki, Devletin ulusal güvenliği
bakımından gizli kalması zorunlu olanlar hariç her türlü resmi ve özel kayıt-
larla verileri incelenebilir.”
Ağır Ceza Mahkemesi’nin Kararı Kanun’a
ve Dolayısıyla Anayasa’ya ve Sözleşme’ye Aykırıdır
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin telefonların izlenmesine
ilişkin kararı, Adalet Bakanı’nın iddiasının tersine, 4422 sayılı Yasa’ya
birçok açıdan aykırıdır. Bir kere, Kanun’a göre sadece Kanun’da ön-
görülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra
faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık
etme kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefonlar din-
lenebilir veya tespit edilebilir. Oysa Mahkeme kararında bu şekilde bir
sınırlandırma yoktur. Yönetmelik bu konuyu daha da somutlaştırarak
“İletişimi dinlenecek veya tespit edilecek kişinin eğer biliniyorsa kimliği”nin
ve “Dinlenecek veya tespit edilecek iletişim araçlarına ait tür, numara, frekans
gibi bilgiler”in de karara işlenmesi gerektiğini belirtmiştir (md. 9/a).
Daha da önemlisi Yönetmeliğe göre “Dinleme veya tespite belirli kişi ba-
kımından karar verilir” (md. 10). Oysa Ağır Ceza Mahkemesi kararının
kim hakkında verildiğini tespit etmek mümkün değildir.
4422 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre “İletişimin dinlenmesine veya
tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.”
Yönetmelik bu konuda da daha ayrıntılı bir düzenleme getirmektedir.
Buna göre, hem talepte hem de kararda “Kararın hangi suçun soruşturul-
ması için istendiği, bu suça ilişkin kuvvetli belirtilerin neler olduğu” belirtilme-
lidir (md. 9/c).
45
Burada söz konusu edilen “suç” genel anlamda bir suç
değildir. Kararda belirtilmesi gereken somut bir suçtur. Buna rağmen,
Ağır Ceza Mahkemesi “Yurtdışı bağlantılı illegal silahlı terör örgütlerinin
yasadışı faaliyetlerine yönelik olarak faillerin belirlenmesi” demek suretiyle
45
AİHM, Huvig ve Kruslin davalarında hangi kategorideki kişilerin telefonlarının
dinlenebileceğinin ve telefon dinlemeyi gerektirecek nitelikte suçların Fransız hu-
kukunda tanımlanmamış olmasını bir ihlal sebebi olarak değerlendirmiştir. Huvig,
para. 34.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
MİT’e olası tüm faaliyetleri somutlaştırmadan, bu karara göre iletişimi
izleme imkânı vermiştir. Böylesi bir karar, kuvvetli belirtilerin neler
olduğunu ortaya koymaktan da tamamen uzaktır.
Bilgilerin somut bir suça ilişkin olarak edilmesi kanunun güven-
celerini etkili bir şekilde kullanılabilmesi için de hayati önemdedir.
Kanun’a göre:“İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanun’da öngö-
rülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet
savcısı tarafından kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde
edilen veriler, Cumhuriyet savcısı’nın denetimi altında derhal ve nihayet on
gün içinde yok edilir.” Eğer bu Kanun kapsamındaki her türlü faaliyetin
bir tek kararla incelenmesi mümkün olsaydı kanun koyucunun böyle
bir hükmü öngörmesinin bir anlamı kalmazdı, çünkü bu tehlikenin
her zaman devam ettiğini savunmak mümkün olduğunda verileri yok
etmeye de gerek olmayacaktır. Oysa Kanun her bir somut önlemin ar-
dından önleme ilişkin ihtiyaç ortadan kalkınca kayıtların da silinmesi
gerektiğini düzenlemektedir.
Benzer şekilde Kanun’un ölçülülük ilkesini sağlamayı amaçlayan
“Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde
edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez”
hükmü de anılan kararda hiçe sayılmıştır. Çünkü bu hüküm her bir özel
durumda, başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç
delillerinin elde edilmesinin mümkün olup olmadığını değerlendirmeyi
gerektirir. Nitekim Yönetmelik hâkim kararının bu konuda bir açıklama
yapmasını gerektirmektedir. (md. 9/g) Şüphesiz bu değerlendirme genel
bir değerlendirme olamaz. Yapılacak değerlendirme, bu imkânlılığı so-
mut olayda denenen yöntemler ve olası alternatifleri dikkate alarak test
etmelidir. Ülkedeki her türlü iletişim hakkında alınan bir kararın böylesi
bir değerlendirme yapmadığını tahmin etmek güç olmasa gerektir.
Yukarıda açıklandığı üzere, AİHM’ye göre telefon dinlemeye ilişkin
düzenlemenin belli şartları içermesi gereklidir. Ancak daha önemlisi,
Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca yapılacak müdahalenin yasaya uygun
olması gerekir.
46
Ulusal mevzuata uygun olmayan dinlemeler, mevzu-
46
Resmi çeviride “kanunla derpiş edilmesi şartıyla”. Fransızca metinde “prévue par la
loi”, İngilizce metinde ise “in accordance with law” ifadeleri kullanılmaktadır. Burada
İngilizce metin anlamı daha iyi karşılamaktadır ve Türkçeye “yasaya uygun olarak”
şeklinde çevrilmesi mümkündür. Bu yönde bir Türkçe çeviri için bkz., Gemalmaz,
s. 41.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
45TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
atın “öngörülebilirlik” şartlarına uygun olup olmadığına bakılmaksızın
hem Anayasa’yı hem de AİHS’i ihlal eder.
47
Bir başka deyişle kanunun
yanlış uygulanması ikinci şartın, yani müdahalenin hukuka aykırılığı
şartının oluşması için yeterlidir.
Kaldı ki, böylesi bir uygulama kanuna uygun olsaydı da yukarıdaki
bilgiler ışığında Sözleşmeye uygun olduğunu iddia etmek mümkün ol-
mayacaktı. Daha önce de belirtildiği gibi, iletişimin gizli olarak izlenmesi
usulü ilgili kişiye veya kamuya açık olarak gerçekleştirilmediği için,
idareye dinlemeye ilişkin olarak verilecek yetkinin sınırsız bir şekilde
ifade edilmesi hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır.
48
Dinleme-Takip
Görüldüğü gibi mevcut kararlarla Türkiye’deki tüm telefon abo-
neleri için idareden tazminat talep etme imkânı doğmuştur. Bununla
birlikte, olayın basında duyulmasından sonra, izleme faaliyetinin hu-
kuka uygun olduğu yönünde bazı açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan
en önemlisi Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in yaptığı
açıklamadır. Çiçek’e göre “yasalara aykırı bir durum söz konusu değil[dir],
telefonların dinlenmesi farklı, izlenmesi farklı[dır].”
49
Bakan Çiçek bu şekilde, söz konusu olanın dinleme değil izleme
olduğunda ayrıntılı bir karara gerek olmadığını, Diyarbakır Ağır Ceza
Mahkemesi kararı benzeri kararlarla Türkiye’de herkesin telefonunun
izlenebileceğini ifade etmektedir. Bu ifadeler, iki nedenle, tamamen
yanlıştır.
İlk olarak, bu karara dayalı olarak sadece izleme yapıldığı, dinle-
meye başvurulmadığı ifadesi gerçekçi gözükmemektedir. Hem bizzat
Adalet Bakanı basın açıklamasında, hem diğer emniyet yetkilileri başka
vesilelerle yaptıkları açıklamalarda, bu faaliyet sayesinde birçok suçun
47
M.M./Hollanda, Başvuru no. 39339/98, 8.4.2003, para. 45; Craxi (No. 2)/İtalya,
Başvuru no. 25337/94, 17. 7. 2003, para. 82; A/Fransa, 23.11. 1993, Series A no. 277-B,
para. 38.
48
Bkz., yukarıda not 29.
49
“MİT dinlemedi, izledi”, 6 Haziran 2005, CNNTürk İnternet Portalı, ; “Çiçek: MİT dinlemedi, izledi”, 7 Haziran 2005, ntvmsnbc.com İnternet
Portalı,
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
engellendiğini ifade etmişlerdir. Bu örneklerden birinde, Emniyet’e bom-
balı eylem yapmak isteyen bir kadın militanın son dakikada düzenek
çalışırken ele geçirildiği belirtilmektedir.
50
Böylesi bir bilginin sadece
telefon izlenerek elde edilemeyeceği açıktır. Belli ki, emniyet güçleri bu
ve benzeri kararlara dayanarak aynı zamanda dinleme de yapmışlardır.
Bu konudaki haberlerin ardından hiçbir yetkili “önce izleme emri aldık,
buradan elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda da şu kişiler hakkında dinleme
kararı çıkardık” şeklinde bir açıklama yapmamışlardır. Bu durumda, izle-
me için alınan kararların dinleme için de kullanıldığı sonucuna ulaşmak
mümkündür. Bir gazete haberine göre MİT bir bilgi edinme başvurusuna
verdiği yazılı cevapta “dinlemenin terörü önleme amaçlı gerçekleştirildiğini,
herkesin dinlenmesi’nin söz konusu olmadığını belirterek” aslında Ağır Ceza
Mahkemesi kararının dinlemeyi de kapsayacak şekilde elde edildiğini
kabul etmektedir.
51
Nitekim istihbaratçıların verdikleri sayılar, açıkça
Türkiye’de telefon dinlemelerinde de bu genel nitelikli kararlarla yeti-
nildiğini göstermektedir.
52
İkinci olarak, telefonlar sadece izlenmiş olsa bile böylesi bir karar
hukuka aykırı olacaktır. Bir kere 4422 sayılı Kanun’un 2. maddesindeki
usul kuralları sadece dinlemeye değil ve fakat “dinleme ve takip”e iliş-
kindir. Bunun da ötesinde 4422 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 4. fıkrası
“Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin içeriği
dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır” hükmüne
yer vermektedir. Öğretide “yukarıdaki hükümler uygulanır” ifadesinden
hareketle, maddenin 4. fıkrasından sonraki güvencelerin bu tür kayıtlar
hakkında uygulanamayacağı ileri sürülmekle birlikte,
53
bu konudaki
belirsizlik uygulama Yönetmeliğinin 15. maddesiyle giderilmiştir. Yö-
netmeliğin 15. maddesi resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının
tuttukları, iletişimin içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da, dinleme
ve takibe ilişkin güvencelerin uygulanacağını belirtmiştir. Bu hükümler
karşısında, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda
sadece telefon kayıtlarının alınıp incelendiği varsayılsa bile karar yasaya
aykırı bir şekilde alınmış olacaktır.
50
“10 yıldır sadece geçen mart telefon izlemedik”, Hürriyet, 2 Haziran 2005.
51
“MİT: Herkes dinlenmedi”, Radikal, 7 Haziran 2005.
52
Bir istihbaratçının Türkiye’de dinlenen telefonlarla ilgili verdiği istatistikî bilgiler
için bkz., dn 25.
53
Öztürk/Özbek/Erdem, s. 658.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
47TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Yine belirtmek gerekir ki, izleme faaliyeti de haberleşme hürriyetine
ve özel hayatın gizliliğine karşı yapılmış bir müdahale niteliğindedir.
Haberleşmenin içeriği yanısıra, haberleşmenin gerçekleşme şekli, süresi
ve yerine ilişkin bilgiler de özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyet-
lerinin koruma alanı içindedir.
54
Kamu otoritesinin, içeriğine bakmadığı
gerekçesiyle, keyfi olarak, kimlerin kimlerle hangi saatlerde, ne kadar
süre ile konuştuğunu saptama ve bundan kimi sonuçlar çıkarma hak
ve yetkisi olamaz. Bu yönde yapılacak faaliyetlerin de belli ilkeler ışı-
ğında gerçekleştirilmesi gerekir. Strasbourg içtihadı da bu yaklaşımı
doğrulamaktadır. AİHM’in ifade ettiği gibi, telefon konuşmalarının
fiyatlandırılması ve buna ilişkin ortaya çıkabilecek sorunlar nedeniyle
telefon şirketlerinin konuşma dökümlerini çıkarması tek başına özel
hayata müdahale sayılamaz. Ancak bu verilerin, kişinin bilgisi haricinde
ve hukuka aykırı olarak emniyet birimleri tarafından ele geçirilmesi ve
kullanmasının özel hayata müdahale niteliğinde olduğuna da şüphe
yoktur.
55
Bunun sonucu olarak AİHM, hukuka aykırı olarak yapılan
izlemenin de Sözleşmeyi ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.
56
5397 Sayılı Kanun Sonrası İletişimin Denetlenmesi
Çok Daha Kolay Hale Gelmiştir
Bilindiği üzere, yeni çıkan CMK’nın, önleme amaçlı dinlemeye
olanak vermediği ve bu nedenle emniyet güçlerinin özellikle örgütlü
suçlarla mücadelede zafiyete uğratıldığı sıklıkla ifade edilmekteydi.
Bu durumun önüne geçmek amacıyla, bu yazının yazıldığı dönemde
Meclis Polis Vazife ve Selahiyet, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve
Yetkileri ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat
Teşkilatı Kanunu’nda değişikliğe giderek bu örgütlerin önleyici telefon
dinleme ve takibinde bulunabilmelerini sağladı. Bu düzenlemeleri ge-
tiren 5397 sayılı Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmakla
birlikte Anayasa Mahkemesi’ne götürüldüğü bildirildi.
57
5397 sayılı
Kanun, önleme dinlemesi açısından 4422 sayılı Kanun’un yerini aldığı
54
Sözüer, 72.
55
Malone/Birleşik Krallık, para. 84. Ayrıca bkz., P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, Başvuru
no. 44787/98, 25,9. 2001, para. 42 vd.
56
Malone/Birleşik Krallık, para. 87. İngiltere’deki uygulamaya “metering” denmek-
tedir.
57
“Telekulak Yetkiye Takıldı”, Hürriyet, 4 Ağustos 2005.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ve bu yazıda incelenen ihlallerin ağırlaşmasına yol açabilecek çok sa-
yıda hüküm içerdiği için burada kısaca yeni yasadan da bahsetmekte
fayda vardır.
Yasaya göre telefonların dinlenmesi için Telekomünikasyon Kuru-
mu bünyesinde, Kurum başkan’ına doğrudan bağlı “Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığı” kurulacak, bu kurulun başına ise Telekomünikasyon
Kurumu Başkanı’nın teklifi üzerine Başbakan tarafından bir başkan
atanacaktır. Yine Kanun’un 1–3. maddelerinde yer alan faaliyetlerin
denetiminin, sıralı kurum amirleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve
ilgili bakanlığın teftiş elemanları yanında Başbakan’ın özel olarak
yetkilendireceği kişi veya komisyonlar tarafından yapılacağı belirtil-
mektedir. Cumhurbaşkanı, haklı olarak bu hükümlerin Anayasa’ya
aykırı olduğunu belirterek yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmuştur.
Ne var ki 5397 sayılı Yasa’nın sorun oluşturan tek hükmü Başba-
kan’ın yetkilerine ilişkin olanlar değildir. 5397 sayılı Yasa aynı zamanda
4422 sayılı Yasa’da belirtilen güvencelerin birçoğunu da içermemekte-
dir. Yukarıda belirtildiği gibi 4422 sayılı Yasa’da kimlerin telefonlarının
dinlenebileceğini tahdidi olarak belirtmiş “suçları işleme veya bunlara
iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya
aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan” kimselerin iletişim-
lerinin dinlenebileceğini belirtmekteydi. 5397 sayılı Yasa ise “suçların
işlenmesinin önlenmesi amacıyla” demek suretiyle bu sınırlamayı tamamen
ortadan kaldırmıştır. Bu durumda, Kanun’un bu hükmüne dayanarak
suç işleme kuşkusu altında bulunmayan kişilerin de iletişimi denetle-
nebilecektir. Bu düzenleme, telefonları dinlenecek kişi kategorilerinin
Kanun’la açık bir şekilde belirlenmesi gerektiğini söyleyen AİHM içti-
hadına aykırıdır.
58
Yine 4422 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde öngörülen “ancak kuvvetli
belirtilerin varlığı halinde” dinleme ve takibe başvurulacağına ve “başka bir
tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi
mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemeyeceğine”
ilişkin güvenceler de yeni kanunda yer almamaktadır.
59
Bu kural ölçüsüz
müdahalelerin kapısını açmaktadır.
58
Bkz., 38 nolu dipnot ve ilgili metin
59
Adli dinlemeye olanak sağlayan 5271 sayılı CMK’nın 135. maddesi bu güvenceleri
öngörmektedir.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
49TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Ayrıca 5397 sayılı Kanun uyarınca, kamu kurum ve kuruluşları ile
kamu hizmeti veren kuruluşların ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin-
den yararlanabilmek için hakim kararı almaya gerek kalmamıştır. Bu
kurumlardaki bilgiler için hâkim kararı alınması ancak bu kurum ve
kuruluşların kanuni sebeplerle veya ticari sır gerekçesiyle bu bilgi ve
belgeleri vermemeleri halinde gereklidir. Bir başka deyişle, bu yazıda
hâkim kararıyla yapılması eleştirilen herkesin iletişimini takip faaliye-
ti bundan sonra hâkim kararı olmaksızın doğrudan idare tarafından
yapılacak ve vatandaşlar da bu durumdan hiçbir şekilde haberdar ola-
mayacaktır. Bu hüküm, iletişimin izlenmesine ilişkin yargısal denetimi
tamamen aradan çıkardığı için özel hayatın gizliliğinin açık bir ihlalini
oluşturmaktadır.
Görüldüğü gibi, 5397 sayılı Yasa, 4422 sayılı Yasa’nın layıkıyla
uygulanmaması nedeniyle söz konusu olan olumsuzlukları çok daha
ağırlaştıracak bir şekilde düzenlenmiştir. 5397 sayılı Yasa’nın kayıtların
kamu hizmeti veren kuruluşlardan elde edilmesine ilişkin hükmü, yu-
karıda açıklanan gerekçelerle, uygulanmaya gerek olmaksızın Anayasa
ve uluslararası sözleşmeleri ihlal edecek niteliktedir.
5397 sayılı Kanun’un izlemeye ilişkin hükümleri açısından aşağıda
önerdiğimiz hukuk yollarına başvurma imkânı da yoktur. Bu durum-
da Kanun’un izlemeye ilişkin hükümleri aleyhine doğrudan AİHM’e
başvurulması mümkündür.
İhlalin Giderimi
İletişimin denetlenmesine ilişkin faaliyetlerden kaynaklanan hak
ihlallerinde, ihlali ortaya koymaktan belki de daha zor olan ihlalin gi-
derimi için izlenecek doğru yolun bulunmasıdır. Bir yolun hak ihlalini
gidermek için önerilebilmesi için aranacak en önemli şart bu yolun etkili
olmasıdır.
60
Biz “etkili” kavramını sadece münferit olayda çözüm getirme
anlamında değil ve fakat Türkiye’deki yaygın bir hak ihlali yöntemini
60
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine göre de devlet
hak ihlali iddialarının incelenebilmesi için etkili iç hukuk yollarının sağlanmasını
devletin ödevi olarak saymaktadır. AİHS, md. 13; Medeni ve Siyasal Haklar Sözleş-
mesi, md. 2. Bkz., Bakanlar Kurulu’nun 5851 sayılı Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin
Uluslararası Sözleşmenin İlişik Beyanlar ve Çekince ile Onaylanmasına Dair Kararı,
RG, 21 Temmuz 2003, Sayı 25175.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ortadan kaldırma potansiyeli olarak da algılıyoruz. Aşağıdaki çeşitli
yöntemler bu bakış açısıyla değerlendirilecektir.
Bilgi Edinme Hakkı ve Etkili Denetim
Tüm Türkiye’deki iletişimin dinlendiğine ilişkin haberlerin gaze-
telerde yer almasından sonra, idarenin bu eylemine karşı neler yapıla-
bileceği konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Dinleme muhatabının
bilgisi dışında gerçekleştirilen bir eylem olduğu için ilk akla gelen yol
bu konuda Başbakanlığa bir bilgi edinme başvurusu yapmaktır. Bu
görüş çeşitli hukukçular tarafından ileri sürüldüğü gibi, İstanbul ba-
ğımsız milletvekili Emin Şirin bu hakkını kullanmış ve MİT Müsteşarlığı
kendisine verdiği cevapta dinlemenin terörü önleme amaçlı gerçekleş-
tirildiğini, herkesin dinlenmesinin söz konusu olmadığını belirterek,
dolaylı bir anlatımla dinlenenler arasında Emin Şirin’in bulunmadığını
belirtmiştir.
61
Kişinin dinlenip dinlenmediği konusunda bilgi edinme başvuru-
sunda bulunması yararlı bir yöntem olmakla birlikte, hukuken “etkili”
bir yöntem olduğunu savunmak güç gözükmektedir.
Birincisi, yukarıda açıklandığı gibi herkesi dinlemeye yönelik olarak
alınan bir kararın kendisi bir hak ihlali oluşturmakta ve kişinin yapacağı
başvuru ile dinlenmediğini öğrenmesi bu anlamda hak ihlalini ortadan
kaldırmamaktadır. İkinci olarak, idarenin bu konuda vereceği cevabın
doğru olacağını düşünmek de gerçekçi değildir. İdare tehlikeli olduğunu
düşündüğü kişileri takip ettiğini iddia etmektedir. İdarenin tehlikeli
olduğunu düşündüğü kişilerin böylesi bir başvuru yapması halinde
kendilerine dinlenildiklerini söylemesini beklemek mümkün değildir.
O halde idare rahatlıkla iletişimin takip ettiği bir kişinin başvurusun-
da, “hayır böyle bir faaliyetimiz olmamıştır” diyebilir. Bu durumda, bilgi
edinme başvurusunun etkili bir hukuk yolu olmadığı açıktır. AİHM’nin
yerleşik içtihadında belirtildiği gibi, idarenin kişilerin haklarına müda-
haleleri etkili bir denetime açık olmalıdır. Bu denetim ise normal şart-
larda, tarafsızlık, bağımsızlık ve usul güvenceleri sunan Mahkemeler
tarafından yürütülür.
62
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de “İnsan
61
“MİT: Herkes dinlenmedi”, Radikal, 7 Haziran 2005.
62
Rotaru/Romanya, başvuru no. 28341/95, RJD 2000-V, para. 59
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
51TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Hakları ve Terörizmle Mücadele Konusunda Yol Gösterici İlkeler” başlıklı
tavsiye kararında, telefon dinleme benzeri özel hayata müdahale nite-
liğini taşıyan önlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi için
Mahkemeye başvuru hakkının tanınması gerektiğini belirtmiştir.
63
Devletin dinlediği kişiyi dinleme sonrasında haberdar etmesi
gerekip gerekmediği konusu tartışmalıdır.
64
Aksi yönde görüşlerin
varlığına rağmen,
65
kanımızca Strasbourg içtihadından dinlemenin
sona ermesini takiben ilgililere dinlendiklerini bildirmek yönünde
bir zorunluluk olduğuna dair bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun aksine,
66
telefon dinleme
konusunda temel ilkeleri belirlediği Kruslin ve Huvig
67
davalarında
dinlenen kişilere sonradan bilgi verilmemesi konusuna değinmemiş, bu
konu daha sonra Mahkeme önüne gelen davalarda da incelenmemiştir.
68
Bu konunun doğrudan tartışma konusu yapıldığı Klass davasında da
Mahkeme, dinlemenin sona erdiği anda kişiye dinlendiğine ilişkin bil-
gi verilmemesinin tek başına ihlal doğuramayacağını, çünkü dinleme
önleminin etkili olmasını sağlayan olgunun bu olduğunu belirtmiştir.
69
Ancak Klass kararında Mahkeme, aksine delil olmadığı sürece dava
konusu dönemde ilgili yasanın Alman makamları tarafından tam olarak
uygulandığını varsayması gerektiğini belirtmiştir.
70
Daha yakın tarihli
bir kabul edilemezlik kararında, Mahkeme açıkça devletin hakkında
63
Bakanlar Komitesi’nin Temmuz 2002’de kabul ettiği “Guidelines on human rights
and the fight against terrorism” tavsiyesi, VI (Measures which interfere privacy),
64
u yönde bir şart 1999 yılında hazırlanan CMUK tasarısında öngörülmüş ancak 5271
sayılı CMK’ya alınmamıştır. Bkz., Sulhi Dönmezer/Feridun Yenisey (1999), Karşılaş-
tırmalı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 1999 Tasarısı: Gerekçeler, (Alkım: İstanbul),
md. 104/4.
65
Erdem, s. 154; Durmuş Tezcan/ Mustafa Ruhan Erdem/Oğuz Sancakdar (2003),
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, (Ankara:
Seçkin Yayınları), s. 294; Öztürk/Özbek/Erdem, s. 695.
66
Komisyon Kruslin davasında telefonları dinlenen kişilerin hakkında daha sonra
takipsizlik kararı verilmesi halinde bu kişilerin bilgilendirilmesine ilişkin bir ku-
ralın iç hukukta bulunmamasını Sözleşmeyi ihlal eder nitelikte bulmuştur. Bkz.,
Kruslin/Fransa, 14.12.1988, Kom. Raporu, para. 69.
67
Kruslin, para. 35 ve Huvig, para. 34.
68
Örn. bkz., Valenzuela Contreras/İspanya kararında Huvig/Kruslin standartları
tekrar sayılmış, muhatabın bilgilendirilmesinden burada bahsedilmemiştir. 30.7.
1998, başvuru no. 27671/95, RJD 1998-V, para.46.
69
Klass, para. 58.
70
Id. para. 59.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
kovuşturma açılmayan kişiye telefonunun dinlendiğini bildirmemesinin
diğer güvencelerin bulunması durumunda Sözleşme’yi ihlal etmeyeceği
sonucuna ulaşmıştır.
71
Mahkeme’nin eleştiriye açık
72
bu yaklaşımından
şu sonuca ulaşmak mümkündür: Eğer kanun, dinleme öncesi etkili bir
yargısal denetim mekanizması öngörüyorsa ve bu sistem layıkıyla işleti-
liyorsa, dinleme sonrası bilgi verme yönünde bir mekanizma olmaması
sorun yaratmaz.
Türkiye’de devletin telefon dinleme ve izleme faaliyetlerini vatan-
daşa bildirme yükümlülüğü iki gerekçeye dayandırılabilir. Birincisi,
gündeme gelen olaylarda mevcut kanunlar gereği gibi uygulanmadığı
için dinleme ve izleme öncesi güvenceler anlamsız kılınmış, bu nedenle
alınan önlemin dinleme sonrası yargısal denetimi özel bir önem ka-
zanmıştır. Bu imkânı sağlamak için kişilerin dinleme faaliyetlerinden
haberdar edilmesi gerekir. Ayrıca, Anayasa’nın 40. maddesine göre
“Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvu-
racağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” Bu hüküm uyarınca dinleme
faaliyeti sona erip, dinlemenin nedeni olan tehlike ortadan kalktığında
dinlenen kişinin bilgilendirilmesi devletin görevidir. Ancak bu yolun
etkili sayılabilmesi için, devletin kişiye olası ihlalin sonuçlarını ortadan
kaldırabilecek hukuk yollarını göstermesi gerekir. Bir başka deyişle, bilgi
edinme veya bilgi edindirme yargısal denetimin yerini alamaz.
Suç Duyurusu-Tazminat Talebi
Telekulak haberinin basında duyulması sonrasında ileri sürülen
iddialardan biri de dinleme ve izleme karar mekanizmasında rol alan
kişilerin cezai sorumluluğuna başvurulacağıdır. Nitekim Diyarbakır
Barosu başkanı Sezgin Tanrıkulu ve DEHAP Genel Başkan Yardımcısı
Hatice Korkut Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin telefon izleme ka-
rarı aleyhine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyuru-
sunda bulunmuşlardır.
73
Elbette bu suç duyurusunun savcılık tarafından
71
Greuter/Hollanda, Başvuru No. 40045/98, 19 Mart 2002 tarihli kabul edilemezlik
kararı.
72
Van DIJK P./van HOOF G.J. H./ vd. (1998), Theory and Practice of the European
Convention on Human Rights, (The Hague : Kluwer Law International, 3
rd
ed), s.
707-709.
73
“Emniyet: Dinleme Hukuki”, Radikal, 04.06.1005; “‘İzleme’ Kararına Diyarbakır Ba-
rosu’ndan Dava”, BİA Haber Merkezi, 08.06.2005 ()
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
53TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ciddi bulunması durumunda, iddialar yargı tarafından inceleneceği için
suç duyurusunda bulunma bilgi edinme talebinden farklı olarak etkili
bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, bu yönde yapılacak bir başvuru tazminat talebi-
nin geçerliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bir kere, kişiler kendileri
açısından kullanılabilir etkili hukuk yollarından birini veya birkaçını
bir arada kullanabilirler. Bu nedenle suç duyurusu ile birlikte tazminat
talep etmenin önünde hiçbir hukuki engel yoktur.
İkinci olarak, suç duyurusunda sonuca ulaşmak daha zor gözük-
mektedir. Ortada bir suç bulunduğunu kanıtlamak, hizmetin kusurlu ve
hukuka aykırı bir şekilde işletildiğini kanıtlamaktan daha zordur. Söz
konusu ihlalin mahkeme kararına dayandığı düşünüldüğünde, böylesi
bir girişimin başarı şansının çok düşük olduğunu tahmin etmek güç ol-
mayacaktır. Nitekim, Cumhuriyet Savcılığı bu yönde yapılan başvuruyu
MİT’in, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına dayanarak
yaptığı takip ve dinlemenin usul ve mevzuata aykırılık teşkil etmediği
gerekçesiyle işleme koymamıştır.
74
4422 sayılı Kanun, bu Kanun’dan kaynaklanabilecek suçları “Giz-
liliğin ihlali, yetkililerin sorumluluğu ve cezalandırılması” başlığı altında
10. maddesinde düzenlemiştir. Maddenin 1. fıkrasına göre “Bu Kanun
gereğince yürütülen işlemler ve hazırlık soruşturması sırasında alınan kararlar
gizlidir. Gizliliği ihlal edenler hakkında iki yıldan üç yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur.”
75
Görüldüğü gibi, bu hüküm, doğrudan alınan kararın
hukuka aykırılığına değil, kararı açıklamanın hukuka aykırılığına
ilişkindir. Aynı maddenin 3. fıkrası “Bu Kanun’un uygulanması ile ilgili
yetkilerin suiistimal edilerek başka kanun hükümleri ihlal edilirse, o kanunlarda
yazılı cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır” diyerek hukuka aykırı bir
şekilde dinleme veya izleme yapanların ancak başka kanunlar yoluyla
cezalandırılacağını belirtmektedir.
74
“MİT’te ‘telekulak şikayeti’ işleme konulmadı”, Hürriyet, 24.6.2005. Takipsizlik
kararındaki “usul ve mevzuata uygunluk” saptaması kesinlikle yanlıştır. Bu konu
yukarıda tartışıldığı için tekrar burada üzerinde durulmayacaktır.
75
İlginç bir şekilde mahkemeler bu hükme dayanılarak açılan davalarda, yeni TCK’ya
bakmadan 4422 sayılı Yasa’nın yürürlükten kalktığı gerekçesiyle beraat kararı ver-
mektedir. Bkz., “Milliyet’e bir Beraat Daha”, Milliyet, 18 Haziran 2005.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu
76
bu konuyu açık bir şekilde
düzenlemiştir. Anılan Kanun’un 132. maddesinin 1. fıkrasına göre
“Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan
iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali
haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezasına hükmolunur.” Kanun’un 136. maddesine göre ise, “Kişisel
verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi,
bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 137. maddeye göre
bu suçların kamu görevlileri tarafından işlenmesi halinde ise ceza yarı
oranında artırılacaktır.
Ne var ki, bu yazıda söz konusu edilen izleme ve dinleme faali-
yetlerinin hiçbiri 5237 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 1 Haziran
2005 tarihinden sonra gerçekleştirilmemiştir. Bu durumda, söz konusu
faaliyetlere aleyhe bir hüküm içermediği takdirde Mülga 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun
77
hükümleri uygulanacaktır. Bu Kanun’un ilgili hü-
kümleri ise 5237 sayılı Yasa’da olduğu gibi açık değildir. Bir kere, 765
sayılı Yasa’nın konuyu düzenleyen 195. maddesi genel olarak haber-
leşmenin gizliliğini ihlal etme hükmünü içermemekte, hangi iletişim
araçlarına müdahalenin suç sayılacağını açıkça saymaktadır. Her ne
kadar maddede “[f]ail telefon mükalematı mahremiyetini ihlal ederek bir zarar
husulüne sebep olursa [...] hapsolunur” demekteyse de telefon kayıtlarının
izlenmesi bu kapsamda değerlendirilemez. Ayrıca, Kanun’un 199. mad-
desi uyarınca, bu cürüm hakkında takibat yapılması alakadar olanların
şahsi davasına bağlıdır. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin din-
leme faaliyetine ilişkin yapılan başvuruda yapılacak olası savunmada,
bu kararla sadece telefonların izlendiği, içeriklerinin dinlenmediği bu
nedenle konuşma mahremiyetinin ihlal edilmediği ileri sürülecektir.
Bu karara dayanarak dinleme yapıldığına dair şüpheye yer bırakma-
yacak şekilde açık bir delil bulunamadığı sürece bizce de bu hükümler
karşısında hukuka aykırı izlemenin cezalandırılması mümkün gözük-
memektedir. Dinlemenin kanıtlanamadığı durumlarda, hem konuşma
mahremiyetinin ihlal edildiğinin hem de doğan zararın ispatı zor ol-
duğundan sorumluların cezalandırılması kanımızca güçlü bir ihtimal
olarak gözükmemektedir.
76
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, RG, 12 Ekim 2004, Sayı: 25611.
77
765 sayılı Türk Ceza Kanunu, RG, 13 Mart 1926, Sayı: 320.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
55TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Hâkimlerin Sorumluluğu
Telefon dinlemeden kaynaklanan sorumluluk tartışmasında göz ardı
edilmemesi gereken bir nokta da kararı veren hâkimin sorumluluğudur.
MİT yetkilileri, ellerinde bir yargı kararı bulunduğunu, kendilerinin
buna uygun olarak izleme yaptıklarını ileri sürmektedirler. Bilindiği
üzere, kural olarak hâkimler verdikleri yargı kararları nedeniyle sorum-
lu tutulamazlar.
78
Ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
79
bazı
istisnai durumlarda hâkimlerin yargısal faaliyetlerinden kaynaklanan
sorumluluğuna dayanarak tazminat davası açılabileceğini öngörmüştür.
HUMK’un 573. maddesine göre, hâkimler hâkimlik görevini yaparken
yargısal faaliyet nedeniyle vermiş oldukları zararlar nedeniyle sorumlu
tutulabilirler. Telefon dinleme ve izleme konusunda, 573. maddenin
karar veren hâkimin sorumluluğuna yol açabilecek 3 ayrı fıkrası dik-
kati çekmektedir. Maddenin 1. fıkrasına göre hâkim; iki taraftan birini
tesahüp ve iltizam veya garez ve nefsaniyet dolayısiyle diğeri aleyhine
karar verirse, 2. fıkrasına göre kabili tevil ve izah olmıyacak surette va-
zıh ve sarahati katiyei kanuniye’ye mugayir karar verirse ve nihayet 7.
fıkrasına göre memuriyet vazifesini yapmakta ihmal ve terahi gösterirse
tazminat yükümlülüğü doğar.
Genel izleme yönünde karar verilmesi durumunda, hâkimin 1.
fıkradakinin benzeri bir garezinin olduğunu söylemek mümkün de-
ğildir. Bu nedenle 1. fıkranın genel izleme aleyhine açılacak davalarda
uygulanması mümkün değildir. 2. fıkra ise, kabili tevil ve izah olunama-
yacak surette açık kanun hükümlerinden bahsetmektedir. Bu fıkradan
kaynaklanan sorumluluk hali için yargıcın kasıtlı hareket etmesine
gerek yoktur, basit bir ihmal dahi yeterlidir ve yukarıda açıklandığı
üzere anılan karar 4422 sayılı Yasa’ya birçok açıdan aykırıdır. Ancak, bu
durum 4422 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin kabili tevil ve izah olunama-
yacak surette açık olduğu anlamına gelmeyebilir. Gerçekten de, gerek
haberin gündeme gelmesiyle Adalet Bakanı’nın yaptığı açıklamalar,
gerek 2000 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı başvurunun
78
Aşağıda görüleceği gibi yargıçların idari faaliyetleri nedeniyle verecekleri zararlar
tam yargı davasına konu olabileceği gibi, yargıçların haksız fiillerinden kaynakla-
nan sorumluluk da genel hükümlere tabidir. Örn. bkz. Yargıtay 4. HD, 10.6.1999, K.
4284/5514, aktaran E. Günay (2000), Yargısal Görevlerinden Dolayı Hakimlerin Tazminat
Sorumluluğu ile Hakimlere, C. Savcılarına ve Avukatlara Karşı İşlenen Hakaret Suçları,
(Ankara: Seçkin) s. 98.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
reddedilmesi üzerine dönemin Adalet Bakanı’nın yazılı emirle bozma
isteminde bulunması ve gerekse olay sonrasında Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın takipsizlik kararında yaptığı yorumların da gösterdiği
gibi, en üst düzeydeki yetkililer bile Kanun’’un bu şekilde yorumlana-
bileceği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, yukarıda anılan haberlerin
doğru olduğu varsayılırsa bugüne kadar Türkiye’de bu yönde onlarca
karar verilmiştir. Bu durumda, hükmün şüpheye yer bırakmayacak
düzeyde açık olmadığı ileri sürülebilir.
Nihayet, Kanun’un 7. fıkrasında hâkimin görevini yapmakta ihmal
ve terahi göstermesi halinde sorumluluğu doğabileceği düzenlenmek-
tedir.
80
Yargıtay’a göre hâkimin bu hükme göre sorumlu tutulması için
özensiz olduğunun saptanması yeterlidir, kasıtlı olarak hareket ettiğinin
tespit edilmesine gerek yoktur. Hatta telefon dinleme gibi acil bir şekilde
karar alınması gereken durumların varlığı, özensiz davranmanın varlı-
ğını haklı kılmayacaktır.
81
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Kanun’un
ilgili hükmünün uygulanması için gerekli şartların oluşup oluşmadığını
incelememiş, herkesi kapsayacak bir izleme kararı çıkarmıştır. Bu ne-
denle özensizce verilen kararın sorumluluk yaratacağı düşünülebilir.
Ancak, herkesi kapsayacak şekilde verilen telefon izleme vakalarında
ihmalden çok, yasayı bu şekilde yorumlama durumu söz konusudur
ki, yukarıda açıklandığı üzere yasanın bu şekilde yorumlanabileceğini
söyleyenlerin sayısı da az değildir.
Hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için,
hukuka aykırılık yanında zararın da doğması gerekmektedir. Yargıtay
hukuka aykırı bir telefon dinleme kararının 573. madde uyarınca hâki-
min sorumluluğunu doğurup doğurmayacağını incelediği yakın tarihli
79
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, RG, 2, 3, 4 Temmuz 1927, Sayı:
622–624.
80
Bu fıkranın, hâkimlerin hiçbir makamdan emir almayacağı esasından hareketle
sadece hâkimlerin idari faaliyetlerinden dolayı sorumluluklarına ilişkin olduğu
ileri sürülmüştür. Bir diğer görüş maddenin sadece hâkimlerin yargısal faaliyetler-
den sorumluluğuna ilişkin olduğunu dikkate alarak, burada da söz konusu olanın
nizasız kaza faaliyetleri olduğunu ileri sürmektedir. Bkz., Baki Kuru (2001), Hukuk
Muhakameleri Usulü, C. V, (İstanbul: Demir-Demir, 6. Baskı), s. 5838. Bununla birlikte,
aşağıda görüleceği gibi Yargıtay bu fıkrayı da tüm yargı faaliyetleri açısından uy-
gulamaktadır. Aynı yönde bkz., S. Aydınalp (1997), Hâkimlerin Hukuki Sorumluluğu,
(Ankara: Dayınlarlı), s. 142–43.
81
4. HD, E. 2001/9259 K. 2001/12483 T. 11.12.2001.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
57TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
bir kararda “Karar, hukuka aykırı olsa bile, uygulamaya konulmadığından
zararın doğduğu da söylenemez” demektedir. Yargıtay’a göre davacı, karar
gereğince, telefonlarının dinlendiğini ve izlendiğine ilişkin kanıt geti-
remezse, zararın doğduğunu ortaya koyamamış demektir. Sorumluluk
için hukuka aykırılık yeterli olmayıp zararın varlığı da gereklidir.
82
Biz
yukarıda açıklanan AİHM kararları ışığında herkesi etkileyecek nite-
likteki iletişimin denetlenmesi kararlarında, zararın dinleme olmasa
bile gerçekleşmiş sayılması gerektiğini düşünüyoruz. Bununla birlikte,
hakkında dinleme kararı verilmiş kişi hakkında bile dinlendiğine ilişkin
kanıt istendiği düşünüldüğünde, izlendiği veya dinlendiği konusunda
kanıt sunamayan kişiler açısından hâkimlerin sorumluluğunu talep et-
menin zorluğu ortadadır.
Aslında, sorunun çözümü açısından hâkimlerin hukuki sorumlulu-
ğuna gitmek doğru bir tercih de değildir. Öncelikle belirtmek gerekir ki,
hâkimlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığını her kararda tar-
tışmaya açmak, verdikleri her kararın bir tazminat davasına yol açacağı
sanısı doğuracağı için adaletin sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesine
engel olacaktır. Daha da önemlisi, yukarıdaki haberlerin de gösterdiği
gibi, Türkiye’de telefon dinleme sorununun kaynağı bir hâkimin hu-
kuka aykırı karar vermesi değil, bir kamu hizmetinin yanlış örgütlenip,
kötü işlemesidir. Özellikle, telefonunun dinlendiğini kanıtlayamayan
kişiler açısından söz konusu hak ihlali, herhangi bir hâkim kararından
değil, herkesi izlemeye ilişkin alınan onlarca kararla oluşturulan pa-
ranoya ortamından kaynaklanmaktadır. Bu yönde şikayeti olabilecek
çok sayıda kişinin bir yargıcı dava etmesi adil olmayacağı gibi sorunu
ortadan kaldırmak için de doğru yöntem sayılabileceği şüphelidir. Her
ne kadar, kötü işleyen bu hizmetin belirli aşamalarında hâkim kararı
varsa da, kanımızca bu karar telefon dinleme faaliyetini bir bütün olarak
yargı faaliyetine dönüştürmez. Bu nedenle, telefonların izlenmesinden
kaynaklanan hak ihlali iddialarında esas incelenmesi gereken devletin
sorumluluğunun bulunup bulunmadığıdır.
Devletin Sorumluluğu
Anayasa’nın 40. maddesine göre “Kişinin, resmî görevliler tarafından
82
4. HD, E. 2001/9259 K. 2001/12483 T. 11.12.2001. Karar daha sonra Hukuk Genel Ku-
rulu tarafından da onanmıştır. Bkz. HGK, E. 2002/4–277, K. 2002/344, T. 1.5.2002.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, Kanun’a göre, Devletçe tazmin
edilir.” İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açık oldu-
ğu için faaliyet idari bir faaliyet olarak değerlendirildiğinde, devletin
faaliyetinden dolayı sorumlu tutulacağına da şüphe yoktur. Devletin
yargı faaliyetlerinden sorumluluğu söz konusu olduğunda ise farklı bir
rejim uygulanmaktadır. Biz burada devletin sorumluluğu meselesini,
yargı faaliyetinden sorumluluk ve idari faaliyetten sorumluluk olarak iki
ayrı başlık altında inceleyeceğiz. İlk alt başlıkta, izleme yönünde alınan
mahkeme kararlarının idarenin sorumluluğunu kaldırdığını varsayarak
devletin bu yargı kararı nedeniyle sorumlu olup olamayacağını tartışa-
cağız. İkinci alt başlıkta ise, izleme yönünde verilen kararın faaliyetin
idari niteliğini ortadan kaldırmadığı tezini açıklamaya çalışacağız.
Bir Yargı Kararı Olarak İzleme Kararı
Öncelikle belirtmek gerekir ki, devletin yargı organlarının faaliyetle-
rinden sorumlu olup olmayacağı tartışılırken organik değil fonksiyonel
bir ayrıma gidilmektedir. Bunun sonucu olarak, yargı makamlarının ida-
ri nitelikteki faaliyetlerinin tam yargı davasının konusu olacağına dair
bir fikir birliği olduğunu söylemek mümkündür.
83
Bu konuya, telefon
dinleme veya izlemeye izin kararının idari faaliyeti yargısal faaliyete
çevirip çevirmediğini değerlendirirken aşağıda tekrar döneceğiz. An-
cak burada öncelikli olarak incelenmesi gereken konu, mahkemelerin
telefon dinleme konusunda verdikleri kararların bir yargı faaliyeti ol-
duğu kabul edildiğinde bu faaliyetten dolayı devletin sorumlu tutulup
tutulamayacağıdır.
Türkiye’de devletin yargı faaliyetlerinden dolayı sorumlu olup ol-
mayacağı sorunu çok sınırlı bir şekilde tartışılmış, yargı yerlerinin bu
konudaki cevabı ise genellikle olumsuz olmuştur. Öğretide ise devletin
yargı yerlerinin faaliyetlerinden dolayı sorumluluğu konusunda genelde
üç görüş ileri sürüldüğü görülmektedir.
84
İlk görüşe göre devlet hiçbir
83
Bu yönde bkz., Danıştay 5. D., 17.05.1996, E. 1995/4416, K. 1996/1911, DD., S. 92;
Yargıtay HGK, 28.5.1997, E. 1997/4-2, K. 1997/33; Yargıtay HGK, 24.9.1997, E. 1995/5,
K. 1997/36. Kuru, s. 5381; N. M. Berkin (1977), “Mahkeme Kararlarından ve Yargısal
Tasarruflardan Devletin Sorumluluğu”, İÜHFD, C. 43, s. 181, 187. Yargıcın vesayet
dairesi sıfatıyla yaptığı faaliyetlerden doğan sorumluluğu da bu kapsamda değer-
lendirmek mümkündür. Bkz. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, md. 468.
84
Farklı görüşlerin tezleri için bkz., Aydınalp, s. 231 vd.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
59TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
şekilde yargı faaliyetlerinden dolayı sorumlu tutulamaz. İkinci görü-
şe, göre devletin yargı fonksiyonunun faaliyetlerinden dolaylı olarak
sorumlu tutulması mümkündür. Nihayet üçüncü görüşe göre devlet
hâkimlerin davranışlarından dolayı doğrudan sorumlu tutulabilir.
Devletin yargı faaliyetlerinden hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı
görüşü doğru değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, Anayasa’nın 40.
maddesine göre kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler
sonucu uğradığı zarar Devletçe tazmin edilir. 40. maddede, 125. madde-
nin aksine idarenin işlem ve eylemlerinden değil devlet faaliyetlerinden
söz edilmektedir. Gerçekten de doğru olan devletin yargı da dâhil olarak
her türlü faaliyetinden dolayı hak ihlallerinden sorumlu olmasıdır.
40. madde zararın “Kanun’a göre” tazmin edileceğini belirtmektedir.
Kanun koyucu, yargı organlarının bazı faaliyetlerinden doğan zararın
devlet tarafından karşılanacağını açıkça düzenlemiştir. Örneğin, mülga
466 sayılı Kanun haksız tutuklama ve yakalamalarda yargıcın kusuru
olsun olmasın devlete karşı dava açılabilmesini öngörmekteydi.
85
Yeni
CMK, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat başlığı altında (md. 141),
devlete karşı dava açılabilecek koruma tedbirlerinin kapsamını geniş-
letmiştir. 141. maddede, yakalama ve tutuklamanın yanında arama ve
el koymadan doğan zararlardan dolayı devletten tazminat istenmesi
öngörülmüşken aynı durum telekomünikasyonun denetlenmesinden
kaynaklanan zararlar için öngörülmemiştir. Muhtemeldir ki, kanun ko-
yucu burada maddi bir zararın söz konusu olmadığını düşünmektedir.
Ancak, 141. madde hem maddi hem de manevi zararların karşılanacağını
öngördüğüne göre hükmün her türlü koruma tedbirini içerecek şekilde
genişletilmesi gerektiği söylenebilir.
Devletin yargı faaliyetinden sorumluluğu bazen de uluslararası
yargı kararları ile tespit edilmektedir. Mahkemelerin tarafsız ve ba-
ğımsız olmaması
86
veya yargılamanın makul süreyi aşması
87
gibi. Taraf
olduğumuz uluslararası andlaşmaların, bu andlaşmalardaki hakların
85
Bkz. Kanun Dışı Yakalanan Veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hak-
kında Kanun, RG, 15.5.1964 -11704.
86
Örn. İncal/Türkiye, başvuru no. 22678/93, 9.6.1998; Çıraklar/Türkiye, başvuru no.
19601/92, 28.10.1998; Hulki Güneş/Türkiye, başvuru no. 28490/95, 19.6.2003.
87
Örn. Yağcı ve Sargın/Türkiye, başvuru no. 16419/90, 16426/90, 8.6.1995; Büker/
Türkiye, başvuru no. 29921/96, 24.10.2000.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ihlali karşısında iç hukukta etkili başvuru yollarının mevcudiyetini bir
zorunluluk olarak gördüklerine göre, eğer bu andlaşmalarla korunan
hakların ihlaline yargılama faaliyeti sebebiyet veriyorsa, bu faaliyetler
karşısında devlete karşı tazminat davası açılabilmesinin mutlak gerek-
tiğine şüphe yoktur.
Yasayla açıkça devletin yargı faaliyetinden ne şekilde sorumlu
olacağı belirtilmemişse yine de Anayasa’nın 40. maddesi dayanak
yapılarak devletten tazminat istenebilir mi? Bir görüş bunun mümkün
olmadığı yönündedir.
88
Yukarıda belirtildiği üzere devletin hâkimlerin
faaliyetlerinden sorumlu olabileceğini ileri süren görüşler, devletin bu
sorumluluğunun doğrudan ya da dolaylı olmasına göre ikiye ayrıl-
maktadır. Devletin dolaylı sorumluluğu bulunduğunu savunan görüşe
göre, yargıç devlet tarafından istihdam edildiğine göre devletin tıpkı
özel hukuktaki hizmet akdindeki gibi çalıştırdığı kişinin hatalarından
dolayı sorumlu tutulması mümkündür.
89
Devletin sorumluluğunu
Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine dayandıran bu görüşün öğretide
çok taraftarı olmadığı gibi
90
bu görüş Yargıtay tarafından da kabul
edilmemektedir.
91
Yargıtay’ın haklı olarak belirttiği gibi BK 55. mad-
desinde öngörülen sorumluluğun gerekçesi çalışanın, çalıştıranın emir
ve talimatı, denetim ve gözetimi altında çalışmasıdır.
92
Oysa hâkimler
Anayasa gereği kimsenin emir ve talimatı altında çalıştırılamazlar. Bu
nedenle BK 55. maddesine dayanarak devletin yargıçların faaliyetleri
nedeniyle sorumluluğuna gitmek mümkün değildir.
İkinci görüş ise, yargısal faaliyetin devlet adına ve onun organı
olarak yürütülmesi karşısında yargıcın faaliyetleri nedeniyle devletin
sorumluluğunun Medeni Kanun’un “Organlar, hukukî işlemleri ve diğer
88
R. Sarıca (1949), İdari Kaza, C.I, s. 205.
89
Bkz., İ. H. Karafakıh (1956), “Hakimlerin Verdikleri Kararlardan Dolayı Şahsen ve
Devletin Dolayısıyla Hukuki Mesuliyetleri”, AÜSBFD, C. XI., S. 3, s. 39, 46.
90
M. R. Belgesay (1960), “Devletin Adli Faaliyetten Hukuki Mesuliyeti”, AD, C. 51, s.
343, 346, O. Özdeş (1971), “Hâkimlerin Hukuki Sorumluluğu ve Devlet”, DD, S. 2,
s. 9, 16; A. Kılıçoğlu (1973), “Hâkimlerin Hukuki Sorumluluğu”, AÜHF, C. XXX, s.
233, 266; Berkin, 183; Aydınalp, 252.
91
Yargıtay HGK, 20.2.1991, E. 1990/4, K. 1990/1, YKD, C. 17, S. 6., s. 826; Yargıtay 4
HD, 22.2.1999, 9027/1342, YKD. 1999/7, s. 915.
92
BK 55. maddesinin uygulanması halinde devlet istihdam eden olarak gereken öze-
ni gösterdiği gerekçesiyle sorumluluktan kurtulabilir. Oysa bilindiği üzere kamu
hukuku kuralları uygulandığında, devletin kusursuz sorumluluğuna da gidilebil-
mektedir.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
61TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar” hükmüne
93
dayandırılabi-
leceğini ileri sürmektedir.
94
Burada ileri sürülebilecek bir tez, bir kamu
hizmeti yerine getiren yargı organlarının faaliyetlerine özel hukuk değil,
kamu hukuku kurallarının uygulanması gerektiğidir. Buna karşı ileri
sürülen bir görüş, kamu kurumlarının sadece kurumun teşkilatı ve
işleyişi açısından kamu hukuku kurallarına tabi olacağı, özel kişilerle
devletin ilişkileri açısından Medeni Kanun hükümlerinin uygulanması
açısından herhangi bir sorun bulunmadığıdır.
95
Kanımızca, devletin yargı faaliyetlerinden doğan sorumluluğunu
Medeni Kanun’un 50. maddesine dayandırmaya hukuken bir engel
yoktur. Ancak devletin yargı faaliyetlerinden sorumlu tutulmasının
başka anayasal güvenceleri ihlal edip etmeyeceği de tartışılmalıdır.
Fonksiyonel açıdan yargı faaliyetlerinden dolayı devletin sorum-
lu tutulamayacağına ilişkin öğreti
96
ve yargı kararlarına
97
hâkim olan
görüşün iki önemli dayanağı vardır. Bunlardan birincisi, Anayasa’nın
138 vd. maddelerinde düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı güven-
cesinin yargılama faaliyetlerinin dava konusu olması halinde zedele-
neceği düşüncesidir.
98
İkinci önemli dayanak ise hâkimlerin yargılama
faaliyetlerine karşı öngörülmüş olan kanun yollarının böyle bir ihtiyacı
anlamsız kılacağı,
99
hatta kesin hükümlerin yeniden ele alınarak tartış-
ma konusu yapılması ve yanlış karar verildiğinden bahisle Devletin
tazminatla sorumlu tutulmasının, kesin hükmün bağlayıcılığı ilkesine
de aykırı olacağı düşüncesidir.
100
Devletin yargı faaliyetlerinden idari faaliyetler gibi sorumlu ol-
masının zorunlu olarak yargıçlık güvencesini tehlikeye atacağı doğru
değildir. Bir kere, yargı faaliyetlerinden doğan zarar çoğu durumda
93
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md. 50. Aynı konu 743 sayılı Türk Medeni Ka-
nunu’nun 48. maddesinde de düzenleniyordu. Devletin doğrudan sorumluluğunu
savunanlar genelde bu hükme dayanmaktaydılar.
94
Berkin, 188; Belgesay, 346; Kılıçoğlu, 266.
95
Belgesay, 344.
96
T. Tan ve Ş. Gözübüyük (1999), İdare Hukuku –İdari Yargılama Hukuku, C.2, (Turhan:
Ankara), s. 296; Özdeş, 9.
97
Yargıtay HGK, 14.1.1976, E. 1975/5, K. 1976/4 ve 14.1.1987, E. 1986/1, K. 1987/1
98
Yargıtay HGK, 20.2.1991, E. 1990/4, K. 1990/1, YKD, C. 17, S. 6. s. 826, 829; Belgesay,
345; Aydınalp, 236.
99
Kılıçoğlu, 235.
100
Yargıtay HGK, 20.2.1991, E. 1990/4, K. 1990/1, YKD, C. 17, S. 6. s. 830.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yargıcın kusurundan kaynaklanmaz. Örneğin, davanın yargıcın kusuru
dışında, vakanın karmaşıklığı nedeniyle uzaması nedeniyle kişinin zara-
ra uğraması durumunda, yargıç tamamen hukuka uygun da davransa
kişinin zararının doğmasına engel olamamış olabilir. Bu nedenle ödenen
tazminatın yargıca rücu edilmesi gibi bir sorun bu gibi durumlarda söz
konusu olmayacaktır. Öte yandan yargıcın kusuruyla doğan zararlarda
da yargıcın rahat çalışabilmesi için zararın yargıca rücu edilmesi ya-
saklanabilir ya da çok sıkı şartlara bağlanabilir ki bu durum devletin
yargı faaliyetlerinden dolayı sorumlu tutulmasının yargı faaliyetlerini
olumsuz etkileme ihtimalini ortadan kaldırır.
Yargı faaliyetlerinden doğan zararların kanun yolları kullanılarak
giderilmesi ve bunun kesin hüküm olarak tekrar tartışmaya açılmaması
gerektiği iddiası da ayrıca incelenmelidir. Gerçekten de yargılama faa-
liyetinden kaynaklanan bir aksaklık kanun yolları ile giderilebilecektir.
Hatta doğrusu da budur, aksi takdirde ortada kesin bir hüküm bulunan
hallerde, zarar gördüğünü iddia eden kişi bu kesin hükmün tekrar yar-
gılanması yolunu açar ki, bu hukuk sistemimiz açısından kabul edile-
mez bir durumdur. Ne var ki, bu yazının konusunu oluşturan telefon
dinleme vakası, bu tezin her zaman için geçerli olmadığını açıklıkla
ortaya koymaktadır.
101
Yargı tarafından verilen bazı kararlar, hakkı
ihlal edilenler tarafından zamanında öğrenilemediği için bu kararlara
karşı kanun yoluna başvurmak ve söz konusu zararı ortadan kaldırmak
mümkün olmamaktadır.
Kaldı ki, zarar gören taraf haberdar olsa bile bazı yargı faaliyetlerin-
den doğan zararların kanun yollarına başvurmak yoluyla giderilmesi
mümkün değildir. Çoğu durumda yargılamanın sebep olduğu zararın
nedeni olan olaylarla, kesin hükmün konusunu oluşturan olaylar ör-
tüşmez.
102
Bu açıdan bir Danıştay kararı ilginçtir. Sözü geçen davada
davacı, maliki olduğu ve içerisinde alt kiracısının ölü bulunması ne-
deniyle mühürlenen evin, gereksiz biçimde uzun süre mühürlenerek
kapatılması nedeniyle mahrum kaldığını ileri sürdüğü kira gelirinin
yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava açmıştır. Danıştay 10.
Dairesi dava konusunun bir yargı faaliyeti olduğu gerekçesiyle dava-
nın reddi gerektiğine karar vermiştir.
103
Oysa bu davada davacı lehine
101
Benzer olarak bkz., Karafakıh, 41; Belgesay, 347–348.
102
Kılıçoğlu, 234.
103
Danıştay 10. D. 15.06.1995, E. 1994/557, K. 1995/3190, DD. 91.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
63TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
hükmedilecek tazminatın, adam öldürme davasına ilişkin verilen adli
mahkeme kararlarına etki etmeyeceği açıktır.
Sonuç olarak, Devlet, Anayasa’daki diğer güvenceler ihlal edilmedi-
ği takdirde Medeni Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, yargı faaliyetle-
rinden dolayı sorumlu tutulabilecektir. Telefon izleme ve denetlemeye
ilişkin kararlarda da bu ilkelerin ihlali söz konusu olmadığından devlete
karşı dava açılması mümkün görülmektedir.
İdari Faaliyet Olarak İzleme ve Dinleme
Buraya kadar yapılan tartışma, iletişimin denetlenmesi yönünde
verilen yargıç kararının denetleme faaliyetini idari bir faaliyet olmaktan
çıkarıp yargısal faaliyet haline getirdiği varsayımından hareket ederek
yapıldı. Kanımızca bu varsayım da çok doğru değildir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yargı fonksiyonun klasik tanımı,
hukuk düzeninin ihlal edildiğine dair bir iddianın gerçekliğinin tespit
edilmesi ve ihlalin gerçek olması üzerine hukuk düzeninin yeniden tesisi
olarak yapılmaktadır.
104
Özellikle idari telefon dinleme faaliyetinde bu
unsurların gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.
Bunun da ötesinde, Azrak’ın çarpıcı bir şekilde ortaya koyduğu gibi
yargı ve idare faaliyetleri arasındaki fark sanıldığı gibi büyük değildir.
105
Yargı fonksiyonu ile idare fonksiyonu arasındaki en önemli ve belki de
yegâne fark, birincisinin organik bakımdan tam bağımsız ve önüne gelen
meselelerle bizzat ilişkisi olmayan merci ve ajanlar tarafından yerine
getirilmesidir.
106
Bu farklılığın asli amaçlarından biri kişilere idare tara-
fından yönelebilecek tehditleri idareden bağımsız bir organa başvurmak
suretiyle engellemek veya zararın giderilmesini sağlamaktır.
Danıştay’a göre bir yargı merciinin tesis ettiği işlemin, yargısal değil,
idari olduğunu kabul edebilmek için de, söz konusu işlemin bütünüyle
idare işleviyle ilgili olması, yargısal nitelikte bir yetkinin kullanılmasına
104
M. Günday (2003), İdare Hukuku, (Ankara: İmaj Yayınevi), s. 11.
105
Ü. Azrak (1969), “Yargı ve İdare: İki Fonksiyonun Karşılaştırılması Üzerine Bir Teorik
Deneme”, İÜHFM, C. 34, s. 129.
106
Azrak, 155.
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ilişkin bulunmaması gerekir.
107
Kanımızca burada incelenmesi gereken
konu sürecin bir aşamasında yargı kararının bulunup bulunmaması
değil, yürütülen faaliyetin niteliğinin ne olduğudur. Suçları önleme
amacıyla yapılan iletişimin denetlenmesi faaliyetleri özü itibariyle idari
bir faaliyettir ve bu hizmetin yürütülmesinde ortaya çıkan kusurlar da
hizmet kusuru olarak nitelendirilmelidir.
Bu söylenenler yargıç kararının varlığına bağlanan kolluk tedbirle-
rinin uygulanması açısından özel bir öneme sahiptir. Şöyle ki, özellikle
önleme amaçlı yapılan arama, izleme, dinleme faaliyetleri tam bir idari
kolluk faaliyeti olup, Anayasa tarafından korunan temel hak ve hürri-
yetleri korumak amacıyla, hâkim kararının varlığı şartına bağlanmıştır.
Bir başka deyişle, hâkim kararı koşuluna bağlama bu alanlarda idarenin
keyfi hareket etmesini engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak, unutulma-
ması gereken şudur; eğer böyle bir güvence olmasa, bu alanlarda hukuka
aykırı olarak yapılacak idari faaliyetler daha sonra idari dava yoluyla
ayrıntılı bir yargılama sürecinin konusu olabilecektir. Telefon dinleme
vakalarında olduğu gibi idarenin tüm Türkiye’yi kapsayacak kararları
mahkemelerden alıp, daha sonra bu kapsamda yapacakları faaliyetlere
karşı devlete dava açılamayacağı kabul edilecek olursa, temel hakları
güvenceye almak amacıyla getirilmiş olan hâkim kararı şartı, tam tersine
temel hak ve hürriyetleri onarılmaz bir şekilde zedelemeye başlayacak-
tır. Çünkü idare tüm sorumluluğu kararı veren Mahkemeye devrede-
cek, Mahkeme de yargılama faaliyetinde bulunduğu için devlete dava
açılamayacak ve bu durumda hak ihlali muhatapsız kalacaktır. Gerek
Adalet Bakanı’nın, gerekse yapılan suç duyurularını takipsizlik kararı
ile sonuçlandıran Savcının tavrı söylediklerimizi doğrulamaktadır. Bu
olayda MİT’in yaptığı gibi Türkiye’deki herhangi bir mahkemeden tüm
Türkiye’yi kapsayacak bir karar almak, bu yaklaşımla tüm yargısal gü-
venceyi yok etmek için yeterlidir. Gerçekten de haberlere göre MİT
önce Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nden karar almak istemiş, bunda
başarısız olunca Diyarbakır’a yönelmiştir.
Bu konuda Bilgen’in gazete toplatma konusunda verdiği bir örnek,
telefon dinleme için de aynen geçerlidir: “İdarenin emriyle günlük bir
gazetenin dağıtımının önlenmesi veya toplatılması mümkün bulunmaktadır.
İdare tarafından alınan dağıtımın önlenmesi veya toplatma kararlarının yetkili
107
Danıştay 10. D., 20.9.1990, E. 1990/2918, K. 1990/1760, DD., S. 82-83, s. 1001; Danıştay
10. D., 15.1.1992, E. 1991/3500, K. 1992/46, DD., S. 86., s. 584.
hakemli makaleler Kerem ALTIPARMAK
65TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
hâkim tarafından onaylanmaması halinde ilgililerin zararları devlet tarafından
tazmin edilecek ve fakat kararın hâkim tarafından verilmesi halinde açılan
ceza davası beraetle sonuçlanırsa ‘adaletin kestiği parmak acımaz’ denilecek
ve tazmin edilmeyecektir… Bu çözüm kabul edilmemelidir. … Mahkemelerin
kullandığı egemenlik de ‘kutsal, mistik, metafizik, hukuk dışı ve sınırsız’ olma
niteliğini kaybetmiştir.”
108
Bu yazıda tartışılan kararlar Türkiye’de idari kolluk faaliyetinin
kusurlu bir şekilde işletilmesine sebep olmuş ve bu kusur Türkiye’de
yaşayan herkesin özgürce haberleşme olanağını tehdit edecek düzeye
gelmiştir. Bu durumun varlık sebebi sadece verilen bir yargıç kararı
değil bir bütün halinde bu hizmetin kötü işlemesidir. Takip sürecinin
bir aşamasında yargının devreye girmiş olması faaliyetin niteliğini de-
ğiştirmez.
Tüm bu anlatılanlar ışığında, biz devlet aleyhine herkesin iletişimini
izlemeye yönelik faaliyetlerinden dolayı tam yargı davası açılabileceğini
düşünüyoruz. Bu alternatiflerin kabul edilmemesi halinde ise AİHS’nin
8. maddesinin ihlal edildiği gerekçesi ile AİHM’ye başvurmak mümkün
olacaktır.
Sonuç
Son dönemde üst üste gelen haberler Türkiye’de idarenin özel ha-
yata yoğun ve keyfi bir şekilde müdahalesinin örneklerini sunmaktadır.
Türkiye’de her yıl milyonlarca insanın iletişimi izlenmekte, onbinler-
cesinin ise iletişimi dinlenmekte ve kaydedilmektedir. Çıkar Amaçlı
Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yürürlüğe girinceye kadar hukuki
dayanağı olmaksızın yürütülen bu faaliyet, şimdilerde Mahkemelerden
genel ve soyut nitelikli kararlar alınmak suretiyle devam ettirilmektedir.
Bir şeyler yapılmazsa aynı uygulamanın, güvenceleri ciddi bir şekilde
budayan 5397 sayılı Yasa döneminde de devam edeceğine şüphe yok-
tur.
“Büyük Birader” ısrarla bizlere telefon dinlemenin faziletlerini açık-
larken,
109
aslında bizden BBG evinden çıkmamamızı talep etmektedir.
110
108
P. Bilgen (1995), İdare Hukuku Ders Notları, İdari Yargıya Giriş, İstanbul, s, 374’den
aktaran, Aydınalp, s. 246.
109
Büyük Birader terimini geniş anlamak gerekir. Gerçekten, yöneticilerin iletişimi
Kerem ALTIPARMAK hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Dünyada ve özellikle Türkiye’de artan şiddet olayları, önümüzdeki gün-
lerde bu faziletleri daha da yoğun bir şekilde hissettirecektir. Bu yazı
bir kez daha hukuka bağlı kalınarak da bu faziletlerden yararlanmanın
mümkün olduğunu savlamaktadır. Ne var ki, bu sav bugüne kadar
“Büyük Birader”in gözetiminden çıkmak için yeterli olmamıştır.
“Büyük Birader”in gözetiminden çıkışın tek yolu iletişiminin izlen-
diğini kanıtlayamayanların etkili bir hukuk mücadelesi vermesi, yani
devletten tazminat istemesidir. Böyle bir talebin hukuken geçerlilik ka-
zanabilmesi üç şartın varlığına bağlıdır: 1. Telefonunun dinlendiğini
kanıtlayamayanların da genel nitelikli dinleme ve izleme kararlarının
mağduru olduğunu ortaya koymak, 2. İdarenin haberleşme hürriyetine
yaptığı bu müdahalenin hukuka aykırılığını kanıtlamak, 3. İhlalin gi-
derilmesi için etkili hukuk yollarını kullanmak. Biz, yukarıda ayrıntılı
olarak açıklandığı üzere, her üç şartın da güncel izleme haberleri açı-
sından mevcut olduğunu düşünüyoruz.
Tabii bir alternatif daha var. “Winston: Ama olsun, her şey yolundaydı,
çekişme son bulmuştu. Kendisine karşı zafer kazanmıştı. “Büyük Birader”i
seviyordu.”
111
izlemenin ne kadar gerekli olduğuna dair açıklamalarının yanında, son telekulak
skandalının ardından sözkonusu faaliyeti meşrulaştırmak için yapılmış şu haberler
gözden kaçmamıştır: “Hepsi Reis’e hayran” (Sedat Peker’in özel görüşmelerinin
yayımlandığı haber), Milliyet, 05.06.2005; “İzlemeye Takıldılar” (İstanbul Emniye-
ti’nin İzlemesine takılan üç terörist hakkında haber), Halka ve Olaylara Tercüman,
8 Haziran 2005. İkinci haber şu ifadeleri içermektedir: “Telefonda teknik izleme’nin
son ödülü İstanbul’da alındı.”
110
Burada üzülerek belirtelim ki, Büyük Birader bu faaliyetinde fazlasıyla başarılıdır.
Bu çalışma dolayısıyla ziyaret ettiğimiz internet forumlarında katılımcılar ezici bir
şekilde MİT ve Emniyet tarafından takip edilmekten hiç çekinmediklerini, bundan
çekinenlerin bölücü ve teröristler olduklarını ifade etmişlerdir.
111
Orwell, 239.