makaleler Abbas KILIÇ
167TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
I. GİRİŞ
765 sayılı Türk Ceza Kanunu (eski TCK), Türkiye Cumhuriyeti’nin
ilk Ceza Kanunu olarak, “döneminin en demokratik, insan hak ve özgürlük-
lerine en geniş yer veren kanunu olması”
1
ve “liberal-demokratik bir devletin
ceza kanunu”
2
niteliği sebebiyle 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’ndan
(Zanardelli Kanunu) kimi düzenlemeler yapılarak iktibas edilmiştir.
3
1930’lu yıllarda İtalya’da faşizmin
4
yükselmesiyle birlikte, İtalyan Ceza
Kanunu’nda “Devletin Şahsiyeti Aleyhine Cürümler”de bu ideolojiye uy-
gun olarak değişiklikler yapılmış ve bu değişiklikler eski TCK’ya 1936
yılında yapılan değişiklikle büyük ölçüde nakledilmiştir.
5
Bu tarihten
* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku ABD yüksek lisans öğrencisi.
1
Dönmezer, Sulhi, “Mukayeseli Hukukta Yasalaştırma Eğilimi ve İlkeleri”, Atatürk’ün
100. Doğum Yıldönümü Kutlama Çalışmaları, Kolokyumlar ve Tartışmalar, 1981 akt. Öz-
genç, İzzet, Gerekçeli Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004, s. 7.
2
Hafızoğulları, Zeki, Beşeri Cinsellik ve Yeni Türk Ceza Kanunu, http://www.abchu-
kuk.com/cezahukuku/cinsel-suclar.html, s. 2 ( 08.11.2007).
3
“…genel adaba ve aile düzenine ilişkin suçlar olması sebebiyle, kanunun milli bir
karakter taşıması, sosyal gerçeklerden esinlenmesi sebebiyle bu suçlar, mehaz 1889
İtalyan Ceza Kanunu’ndan aynen iktibas edilemezdi.” Bkz. Dönmezer, Sulhi, Ceza
Hukuku Özel Kısım, İstanbul 1983, s. 41.
4
“Devlete karşı suçlar, fikir suçları ve kamusal ekonomi aleyhine suçlarda faşist ide-
oloji kendini açık bir şekilde gösterir.”, Seminara, Sergio, “İtalyan Ceza Kanunu
Reformları”, Hukuki Perspektifler Dergisi, 2005, S. 3, s. 203. “1931 yılında ceza kanunu
projesi yasalaştığında Alfredo Rocco, bunun siyasi ceza yasası olduğunu açıklamış, aileye
karşı işlenen suçun ailenin bir kamu kurumu olduğunun kabulüyle devlete karşı işlendiğine
inanılmıştır” Can, Cahit, Toplumsal İnsanın Evrensel Doğası ve Cinsel Suçlar, Ankara
2002, s. 369.
5
“Zanardelli Kanunu’na haksız olarak faşist denmesinin hiçbir gerekçesi yoktur. 1889 tarihli
Zanardelli Kanunu nasıl faşist olur, o zaman faşizm vardı da biz mi duymadık (...) Faşist
CİNSEL HAKİMİYET VE
YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA
CİNSEL SALDIRI SUÇU (TCK m. 102)
Abbas KILIÇ
*
Abbas KILIÇ makaleler
168TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sonra 765 sayılı eski TCK’da yine dönem dönem birtakım değişiklikler
yapılmış olsa da çağın gerekleri ile toplumun ihtiyaçları gözetilerek
yeni bir ceza kanunu hazırlanması zorunluluğu doğmuştur.
S
1984’te başlayan çalışmalar sonucunda ilk metin 1987’de oluştu-
rulmuş ve nihayet 14.04.2003 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından
kabul edilerek 12.05.2003 tarihinde Hükümet Tasarısı olarak TBMM
Başkanlığı’na gönderilmiştir. Dönmezer Tasarısı olarak bilinen bu
metin TBMM Adalet Komisyonu’nda yapılan çalışmalar ile büyük
değişikliğe uğratılarak 03.08.2004 tarihinde TBMM Başkanlığı’na su-
nulmuştur. Böylece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 1 Nisan
2005 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 26.09.2005 tarihinde TBMM
tarafından kabul edilmiştir. Ancak kanun daha yürürlüğe girmeden
büyük tartışmalar meydana gelmiş ve daha sonra da devam etmiş ve
eleştirilerin haklılık payı ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, 5328 (31.03.2005),
5377 (29.06.2007) ve 5560 (06.12.2006) sayılı kanunlarla TCK’nın birçok
maddesinde değişiklik yapılmıştır.
T
Özellikle “cinsel saldırı” suçunu
düzenleyen 102. maddede yapılan, konumuz açısından önem taşıyan
ve ileride üzerinde duracağımız gibi, bu değişikliklerden 5377 sayılı
yasa ile yapılmıştır.
TCK’nın kimi kurumlar açısından önemli değişiklikler getirdiği ve
birçok yönden modern bir kanun olduğu söylenebilir; ancak bu deği-
şikliklerin insanı ön plana alarak bir devrim yarattığını söylemek bü-
yük bir iddia olur. TCK’nın, Türk doktrin ve uygulamasının bir ürünü
olduğu, anlaşılır bir Türkçe kullanıldığı, son derece teknik bir dil kulla-
nıldığı, kavramların farklı anlaşılmaları önleyecek biçimde son derece
kanun denilmesinin sebebi olan 1930 değişikliği sonrası düzenlenen ‘Devletin Şahsiyeti
Aleyhine Cürümler Bölümü’dür (…) Modern ve özgürlükçü kanun yaptık söyleminden
ne beklersiniz? Eski kanuna faşist damgasının vurulmasına yol açan bölümün önemli deği-
şikliğe tabi tutulmasını beklersiniz ki, eleştirilerde haklılık payı olsun. Oysa TCK’da (5237
sayılı) hemen hemen hiç değişmeyen bölüm de bu bölümdür…” ayrıntılı olarak bkz. Ko-
casakal, Ümit; TCK Sistematiği ve Sorunları Üzerine Söyleşi, Ankara Barosu Hukuk
Gündemi Dergisi, S. 4, 2006, s. 44, 45.
S
Mahmutoğlu, Fatih S., 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Hukuka Uygunluk Ne-
denleri, Hukuk ve Adalet Dergisi, S. 5, 2005, s. 42; karşı görüşte olan Kocasakal, 765
sayılı TCK’nın eskimiş olduğunu kabul etmekle “…bir benzetme yaparsak, güzel bir
yüz vardı zaten ve bir makyaj ile daha güzel hale getirilebilirdi.” eleştirisini sunmaktadır,
bkz. Kocasakal, s. 44.
T
Kanun’da her ne kadar birtakım değişiklikler yapılmış olsa da bu değişiklikler, esa-
sında sistematik hatalara yönelik eleştirilerin birçoğuna da yanıt verememiştir.
makaleler Abbas KILIÇ
169TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
özenle
seçildiği ifade edilmiştir.
Olması gereken açısından bunlar bir
kabul niteliği taşıyabilir ancak kanun metnine ve madde gerekçelerine
bakıldığında bunların bir temenni düzeyinde kaldığı görülmektedir.
10
Ancak, kanunun sistematiğine yönelik eleştirilerin yanında küçümse-
nemeyecek kadar olumlu yönlerinin de olduğu söylenmelidir. Bu yö-
nüyle, özellikle konumuz açısından önem taşıyan ise kadın örgütleri-
nin kanunun hazırlanma sürecinde göstermiş olduğu büyük çabadır.
Ceza kanunu gibi doğrudan kişi hak ve özgürlükleri üzerinde
etkili olan bir temel kanunun amacı, modern ceza hukuku gerekli-
liklerini göz önüne alarak toplumun ve özellikle bireylerin yaşam,
sağlık, özgürlük, kişilik ve malvarlığı gibi hukuksal değerlerini koru-
yarak insanların barış, huzur içinde birlikte yaşamalarını ve bunlara
yönelik ihlallerin giderilmesini sağlamaktır.
11
Bunun için de modern
devlet sistemlerinin çağdaş ve insan hakları ve özgürlükleri üzerinde
insan onuruna yaraşır düzenlemeler getirmeleri kaçınılmazdır, hatta
bir anlamda da zorunludur. Hukuk sistemimizde meydana gelen bu
değişikliklerden ceza kanunumuz da etkilenmiştir. TCK kişi hak ve
özgürlüklerine yönelik işlenen suçlar açısından büyük ölçüde farklı
düzenleme getirmiş, yeni suç tiplerine yer vermiş ve birçok suç tipini
yeni baştan düzenlemiştir. TCK’nın konumuz açısından önem taşıyan
ve eski TCK ile büyük ölçüde farklılık gösteren bölümlerinin en önem-
lilerinden birisi de hiç kuşkusuz “kişilere karşı suçlardan” olan “cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlardır”. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar
başlığı, suçla korunan hukuksal değer açısından, ileride de üzerinde
duracağımız gibi, önemli bir değişiklik getirerek, topluma karşı suçlar
Söz gelimi, kanunun en önemli yeniliklerinden birinin “cürüm-kabahat” ayrımının
kaldırılması olduğu ifade edilmiştir; ancak TCK madde 219/4’te “…yazılı fiillerden
başka cürüm işlerse…” şeklinde yer alan cürüm ibaresi bu konuda tereddütlere yol
açmaktadır.
Özgenç, s. 12.
10
Teknik ve anlaşılır olma konusunda da benzer eleştiriler yöneltilebilir. Tanımlama
yapılırken, tanımı yapılan kavramla tanım yapmak tanımı yapılan kavramı anla-
mayı zorlaştırır ve bu da tipe uygun hareketin ne olduğunu anlamakta güçlük yara-
tır. Mesela, TCK’nın 96/1. maddesinde yer alan Eziyet’in tanımı şöyle yapılmakta-
dır: “Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren…” ; yine
105/1. maddesinde yer alan Cinsel Taciz’in tanımı da aynı yöntemle: “Bir kimseyi
cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi…”; yine 106/1. maddesinde yer alan Tehdit’in
tanımı ise şöyle yapılmaktadır: “… bahisle tehdit eden…”.
11
Artuk, Mehmet Emin, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Temel İlkeleri, Hukuk ve Adalet
Dergisi, S. 5, 2005, s.12.
Abbas KILIÇ makaleler
170TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yerine “kişilere karşı suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Ancak kişi-
nin “cinsel dokunulmazlığı” muhtelif unsurları barındırması ve çok ge-
niş bir alanı kapsaması sebebiyle biz de konuyu sınırlandırarak sadece
“cinsel saldırı” suçunu işleyeceğiz.
II. CİNSEL DOKUNULMAZLIK VE CİNSEL SUÇ
A. GENEL OLARAK
İnsan yaşamını fonksiyonları itibari ile çeşitli etkileşim alanları ile
kategorize ettiğimiz zaman bu alanlarda ağırlıklı olarak gayri mad-
di değerler yani, psikolojik, moral, cinsel ve şerefe ilişkin değerler yer
alır.
12
Bu alanları yalnız bir açıdan ele alarak değerlendirmeye tabi tut-
mak bunların tanımlanmasında zorluklara neden olabileceği gibi ni-
telendirilmesinde de eksikliklere yol açabilir. Özellikle, kişinin cinsel
hayatına ilişkin hususların yalnızca kişinin manevi bütünlüğü ve top-
lumsal adap kuralları ile açıklanması bu kavramın korunan hukuksal
değer açısından eksik ve yanlış bir değerlendirmeye tabi tutulması so-
nucunu doğuracaktır. Kişinin manevi dünyasına dâhil olan unsurla-
rı da yalnızca ahlaki çerçeveye sığdırmak ve bunu da göreceli kimi
kavramlarla açıklamaya çalışmak özellikle ceza hukuku açısından bü-
yük tehlikeler yaratır. Bu sebeple cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen
suçlar açısından korunan hukuksal değerin doğru bir şekilde tespiti
gerekmektedir.
Kişinin hayatını, “toplumsal hayat, özel hayat ve çok özel hayat” olarak
farklı bölümlere ayırdığımızda, cinsel hayatı, çok özel hayat kapsamın-
da değerlendirilebilir.
13
Bu sebeple bu alanın diğerlerine göre gizliliği-
nin korunması da farklı ve özel korunma yöntemlerini gerektirecektir.
Her ne kadar cinsel suçların özellikle cinsel saldırı suçunun toplumsal
yansımaları ve fail-mağdur ilişkisi niteliği ile normatif olarak belirlen-
se de esas olan mağdur açısından mağduriyetin giderilmesi çabalarına
daha fazla eğilme gerekliliğidir.
14
Kişinin cinsel hayatının da ahlaktan çok özgürlük alanına dâhil
12
Can, s. 474.
13
Bayraktar, Köksal, “Kadına Karşı Şiddet”, İnsan Hakları Hukuku ve Kadın, İstanbul
2003, s. 66.
14
Centel, Nur, Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması, Prof. Dr. Kenan Tunçomağ’a
Armağan, İstanbul 1997, s. 60 vd.
makaleler Abbas KILIÇ
171TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olduğu ve bunun da genel ahlakın genel kavramları ile açıklanmasının
zor olduğu bugün çoğunlukla kabul bulmaktadır.
15
Dolayısıyla kişi-
nin cinsel hayatı ve ilişkileri yalnızca genel ahlak, adap, aile düzeni ile
anlamlandırılıp sınırlandırılmaktan öte kişinin kendi bedeni üzerinde
rızai tasarrufu kapsamında değerlendirilmeyi gerektirir.
İnsanın manevi dünyasının ve gereksinimlerinin yanında bir ta-
kım fizyolojik gereksinimleri de vardır ki bunlar insanın varoluşunun
kökeninde bulunurlar. İnsan bu gereksinimlerini gidererek yaşar ve
mutlu olur. Bu gereksinimlerin giderilememesi sapmalara ve yıkıcılığa
yol açar.
16
Fromm da tutkularından ve arzularından arındırılmış insa-
nın yaşayamayacağını ve canlılara özgü olan bu durumun uyumlu-
laştırılamaması ve kişilik değişimine olanak verilmemesi durumunda
bunların bedeni ve ruhu yıkıma uğratacağını ifade etmektedir.
17
B. CİNSEL SUÇLAR VE HAKİMİYETİN CİNSİYETİ
Cinsel dokunulmazlığa karşı suç kavramı modern bir kavram ol-
makla birlikte, kişilerin cinsel saiklerle hareket ederek başkaları üze-
rinde hakimiyet kurması yeni bir olgu değildir. İnsanlığın bireyleşme
tarihsel gelişimi kısa bir süreç olmayıp, uzun bir insanlık durumunun
tezahürü olmuş, kadın-erkek arasındaki hakimiyet mücadelesi de bu-
nun bir parçası olmuştur. Ancak buradaki mücadele kavramı son birkaç
yüzyıl içinde ağırlıklı olarak ortaya çıkmış, erkeğin kadın üzerindeki
hakimiyetinin kırılması ve siyasi iktidarın cinsiyetinin de sorgulanma-
ya başlaması ile yeni bir boyut kazanmıştır. İktidar ilişkisinde kadına
uygulanan bedensel-ahlaki şiddet onun savunma araçlarından yoksun
bırakılmasına ve özgür düşünme imkânının yok edilmesi, bedensel ve
15
Aydın, Öykü Didem; Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Hukuki Perspektifler
Dergisi, S. 2, 2005, s.152; Sevük, Handan Yokuş, 5237 Sayılı TCK’da Cinsel Saldırı
ve Cinsel Taciz suçları, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 57, s. 243; Nuhoğlu, Ayşe,
Türk Ceza Kanunu’nda ve 2002 Tasarısında Cinsel Suçlar, in: Çetin Özek Armağa-
nı, İstanbul 2004, s. 610; Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa R./Önok, Murat, 5237
Sayılı TCK’ya Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2006, s. 213; Toroslu,
Nevzat, Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2005, s. 56; Artuk, Mehmet Emin/ Gökcen,
Ahmet/ Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2006, s. 135; farklı
görüşte olan Hafızoğulları ise, “beşeri cinselliğin hukuka aykırı tezahürlerinin edep
ile ilgili olduğunu” düşünmektedir, bkz. Hafızoğulları s. 4.
16
Köknel, Özcan, Kaygıdan Mutluluğa Kişilik, İstanbul 1999, s. 194,195.
17
Fromm, Erich, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri, (Çev. Şükrü Alpagut), İstanbul 1993, s.
28, 29.
Abbas KILIÇ makaleler
172TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
cinsel açıdan klasik anlamıyla ataerkil zorun sonucu olmuştur.
18
Ataerkil bir anlayışla erkeğin üstünlüğünün sağlanması, meşru-
luk aracı olarak önce meşrulaştırıcı ideolojilerin geliştirilmesi ve sonra
da buna uygun hukuki dayanakların yaratılması ile oluşur. Bu durum
yalnızca bu konu açısından değil birçok sosyal olgu bakımından ben-
zer şekilde görülebilir. Kadını, özellikle kadınlık, duygusallık, rasyo-
nel yeti eksikliği ve cinsiyet ibaresi olarak bağımlı özelliğe hapsetme
bunun en yaygın yöntemidir. Birçok düşünür, kadın üzerinde hâki-
miyetin sağlanması gereksinimini değişik gerekçelerle, ancak aynı
amaçlarla ortaya koymuştur. Örneğin, Aristo bu yöntemi kullanarak,
erkeğin kadın üzerindeki üstünlüğünü doğaya bağlamış; Homeros da
İlyada’da, kadınların savaş ganimeti olduğunu açıkça belirtmiş;
19
Rous-
seau ise erkeği mutlu etmenin kadının doğası gereği olduğunu vurgu-
lamıştır.
20
Cinsel hakimiyet, insanlığın varoluşundan bu yana değişen görü-
nümleri ile cinsler arası ilişkiye yön vermiş, daha açık bir ifade ile erkek
hakimiyetinin yansıması şeklinde tezahür etmiştir.
21
Bu hâkimiyette
kadınlar açısından yalnızca iç hukuk sistemleri bakımından ikincillik
yaratılmakla yetinilmemiş, savaş hukukunda da savaşan devletler,
düşmanı kadınlaştırarak küçültme ve onun üzerinde sınırsız tasarruf
etme kudretini kendilerine hak bilmişlerdir. Kadınlara önemli görev
ve roller yükleyen milliyetçi ideolojilerde ise savaşta tecavüz, cinselliğe
dayanan saldırganlık, cinselleştirilmiş şiddet olarak bir milleti kadın-
ları aracılığı ile aşağılamak ve tahrip etme aracı olarak kullanılmıştır.
22
Bunun örnekleri, gerek Amerika’nın Vietnam’ı, Afganistan’ı, Irak’ı iş-
gali, gerekse Almanya’nın II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’yı işgali
sırasında açık bir şekilde görülmüştür. Tek başlarına tecavüz suçla-
rını işlemeyecek kişiler bu savaşlarda, kitlesel olarak hareket etmeyi,
saldırganlık açısından meşruluk yarattığını gösterircesine söz konusu
18
Akal, Cemal Bali, Siyasi İktidarın Cinsiyeti, Ankara 1994, s. 39.
19
Yumul, Arus, Savaş ve Kadın, Hukuk ve Adalet Dergisi, S. 1, 2004, s. 41.
20
Dinçkol, Bihteran Vural, Kadının İnsan Hakları, in: İnsan Hakları Hukuku ve Kadın,
İstanbul 2003, s. 14,15.
21
“…bütün toplumlarda ortak bilinç Adem ve Havva öyküsü ile oluşturulmuş, Ademin şey-
tana uyarak yasak meyveyi yemesiyle, cinsel içgüdüsünün altında işlediği günah yüzünden
cennetten kovulma sebebi olarak sürekli Havva suçlanmıştır. Bu suçlama günümüze kadar
sürmüş, cinsel istek duyan kadınlar, erkekler ve toplum tarafından kınanmış ve baskı altına
alınarak günah sayılma bilinci oluşturulmuştur…”, ayrıntılı olarak bkz. Köknel, s. 201.
22
Yumul, s. 44.
makaleler Abbas KILIÇ
173TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
suçları rahatlıkla işlemişlerdir.
23
eski TCK’nın kadına bakışı da yöneltilen eleştiriler açısından
önem taşımaktaydı. eski TCK’nın, ırza geçme, ırza tasaddi, sarkıntılık,
kaçırma ve alıkoyma, fuhşa teşvik, alacağım diye kızlık bozma, zina
24
suçlarını kapsayan “umumi adap ve aile nizamı aleyhine işlenen cürümler”
başlığını taşıyan suçlar genel bir çerçeve ile incelendiğinde kanunun
kadına yaklaşımı açıkça görülecektir.
25
C. CİNSEL DOKUNULMAZLIĞA KARŞI SUÇLARIN
TARİHSEL GÖRÜNÜMÜ
Birey toplum ilişkilerinde, öngörülen suç politikası bakımından
hak ve özgürlükler belirlenirken, cinsel dokunulmazlığın da nasıl te-
minat altına alınacağı birçok hukuk sisteminde hayati önem arz etmiş
ve çok uzun tartışmalara neden olmuştur. Düşünsel anlamda ileri sü-
rülen argümanların birçoğu da devletlerin bizatihi hukuk düzenlerin-
de farklı ceza hukuku türleriyle,
26
doğrudan ve açık hükümlerle yer
almıştır. Gerek antik dönemlerde gerek ortaçağda gerekse din odaklı
hukuki sistemlerde cinsel suçlar ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş ve
çok şedit yaptırımlara tabi tutulmuştur.
a. Roma hukukunda, günümüz hukukunda “genel adap ve aile düze-
ni aleyhine işlenen suçlar” başlığı altında yer alan fiillerin hemen hepsi
Roma ceza hukukunda düzenlenmiştir.
27
Cinsel suçların cezalandırıl-
ması aile reisine bırakılmıştır. Cinsel suçlar; zina, evli olmayan kadınla
cinsel ilişki, kocanın eşiyle zina halinde yakaladığı kişiyi bırakması,
zina nedeniyle mahkum bir kadınla evlenilmesi, fücur (incestus-evlen-
23
“Vietnam Savaşı sırasında, Amerikan askerlerinin topluca Viet Konglu bir fahişenin ırzına
geçip sonra da öldürülmesine katılan Amerikalı bir deniz piyadesi, “aşk yaptığını” ve “ha-
yatında ilk kez bir kadınla çizmelerini çıkarmadan seviştiğini” gururla ifade etmiştir. Piya-
delere, oradaki kadınların ırzına geçilmesi izni verilmesi de Vietnam’a gitmek için erkeklerin
gönüllü olmalarını teşvik etmiştir”, ayrıntılı olarak bkz. Yumul, s. 39, 43.
24
765 sayılı eski TCK’nın 441. maddesinde yer alan “kocanın zinası” suçu 1996’da eşit-
lik ilkesine aykırı bulunarak AYM tarafından iptal edilmişken; 440. maddesindeki
“kadının zinası” ise 1999’da iptal edilmiştir; ayrıntılı olarak bkz. Evik, Ali Hakan,
Ceza Kanunumuz ve Kadın, in: Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, s. 358, 359.
25
Evik, s. 349 vd.
26
Ceza hukuku türleri için bkz. Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Türleri, Hukuk ve Ada-
let Dergisi, S. 5, 2005, s. 61.
27
Can, s. 360.
Abbas KILIÇ makaleler
174TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
meleri yasak akrabalar arasındaki cinsel ilişkilerdir) olarak sayılmıştır.
Irza geçme suçunda cinsel içgüdü değil, cebrin kullanılması cezalandı-
rılmış; bu itibarla fiilin hem kadınlara hem de erkeklere karşı işlenebil-
mesi kabul edilmiş, cinsel sapıklıklara da ağır cezalar uygulanmıştır.
28
b. Orta çağ hukukunda, suç politikası açısından benimsenen yöntem,
kişinin ahlaki değerleri benimsemesini sağlamak ve genel ahlakı koru-
mak olmuştur. Bu anlamda ceza kanunları da dini bir eser mahiyetine
bürünmüş, suç ile günah arasındaki sınır tayin edilememiş ve her türlü
gayrı meşru cinsel ilişkinin cezalandırılması ilkesi benimsenmiştir.
29
c. İslam hukukunda, “zina” için belirli bir ceza bulunmakta diğer
genel adap suçlarında ise “şer’i tazirat”
30
uygulandığı görülmektedir.
Zina bir cinayet olarak kabul edilmektedir ve “hadd” (belirli ölçüde
ceza) olarak; “recm” (suçlunun beline kadar toprağa gömüldükten son-
ra taşlanarak öldürülmesi) ya da “celt” (değnek ile dövmek) uygulanır.
Normal dışı, cebren cinsel ilişkide bulunmanın cezası ölüm; evli kadını
veya kızı kaçırmanın cezası ise ölünceye kadar hapistir.
31
d. 18. ve 19. yüzyıllarda ise Avrupa’da dinin etkisiyle, günah ile suç
birbirinden ayırt edilememiş ve bu günah en ağır şekilde cezalandırıl-
mış hatta ölüm cezası verilmiştir. Ancak uzunca bir tartışmadan sonra;
“Sadece cinsel özgürlüğe ve genel ahlak duygusuna alenen tecavüzü belirten
hareketler, ahlak ve adaba aykırı suçlar sayılacaktır. Sözü geçen esasa göre ka-
nun koyucu evlenme dışındaki cinsel ilişkilerle, ancak zarar vermek suretiyle
hukuken başkasına ait bulunan alana girdiği ya da alenen işlenerek başkası-
nın edep ve namus duygusuna bir saldırı teşkil ettiği takdirde uğraşacaktır”
şeklinde bir belirleme yapılmıştır.
32
Cebir ve şiddet kullanılmadıkça
ve alenen yapılmadıkça onanizm (kendi kendini cinsel tatmin), homo-
seksüalite, bestialite (hayvanlarla cinsel ilişki sapıklığı) sosyal kanunu
ilgilendirmediği için suç sayılmamıştır.
33
28
Dönmezer, s. 25, 26.
29
Okumuş, Hülya, Cinsel Suç Faillerinde Kişilik Yapısı-Yüksek Lisans Tezi (İstanbul
Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü), İstanbul 1994, s. 9
30
“Ta’zir, İslam hukukunda, önceden belirtilmemiş suçlara veya belirtilmiş olup da
cezası gösterilmemiş suçlara yargıcın ceza belirlemesidir”, bkz. Yılmaz, Ejder, Hu-
kuk Sözlüğü, Ankara 2001, s. 848.
31
Okumuş, s. 12.
32
Dönmezer, s. 28, 29.
33
Dönmezer, s. 29.
makaleler Abbas KILIÇ
175TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
D. CİNSEL SUÇLARIN TOPLUMSAL BOYUTU
Açıklamalarımızdan cinsel suçların yalnızca erkekler tarafından
kadınlara karşı işlendiği anlaşılmamalıdır. Cinsel suçlar genelde ka-
dınlar üzerinde işlenmekle birlikte, çocuklar ve erkekler üzerinde iş-
lendiği de görülmektedir. Ancak, erkeklerin, kadınlardan daha fazla
suç işlediği birçok istatistiki veri ile sabittir.
Can, cinsel suçu; “Ceza yasalarında, kamu ahlakı, genel adap, aile dü-
zeni gibi kavramlarla çeliştikleri öngörülüp, ihlal ettikleri çıkarlar açısından
değerlendirilerek, kişinin cinsel özgürlüğüne veya insanlık özsaygısına ya da
toplumsal düzeninin varlığına zarar verdiği kabul olunan dolayısıyla da o
günün geçerli toplumsal değerleri ve ahlak kuralları doğrultusunda cezala-
rı saptanan cinsel kökenli eylemler” olarak tanımlamaktadır.
34
Aydın da
cinsel suçu; “Bir başkası üzerinde gayri meşru bedensel ya da psikolojik hâ-
kimiyet kurarak cinsi saik taşıyan ya da cinsel yöntem içeren davranışların
gerçekleştirilmesi” olarak tanımlamaktadır.
35
Tanımlardan da anlaşıla-
cağı üzere cinsel suçlar ile cinsellikle ilgili suçların hepsinin aynı kate-
goride değerlendirilmemesi gerekmektedir. Cinsellikle ilgili suçlarda,
cinsel hazzın ahlak dışı yöntemlerle (ensest, hayvancılık, pornografi
gibi) gerçekleştirilmesi cezalandırılmak istenmektedir.
36
Cinsel suçlar, genelde ifade edildiği gibi yalnızca akıl hastalığı ya
da cinsel sapıklıklar şeklinde ortaya çıkmamakta; psikiyatrik açıdan
normal olarak değerlendirilen kişilerce, biyolojik, psikolojik, sosyolojik
faktörlerin etkisiyle de işlenmektedir.
37
Cinsel suçların oluşumundaki
çeşitli unsurlar, sosyal baskı aracı olarak etkili olmaktadır. Bunlar:
38
a. Toplumsal düzeyde destekleyici unsurlar: Toplumda cinsel
davranışlara kültürel değerler ve cinsel kalıpların etkisiyle bir takım
anlamlar yüklenmekte ve bu yaklaşım önyargılı sonuçlar çıkartılma-
sına yol açmaktadır. Örneğin, “İstemeyen kadına tecavüz etmek imkânsız-
dır”, “Hayır aslında evet demektir”, “İyi kızlara tecavüz edilmez”, “Kadınlar
ayaklarını yerden kesen kuvvetten hoşlanırlar” şeklindeki ifadelerin doğ-
ruluğuna inanılmaktadır.
34
Can, s. 486, 487.
35
Aydın, s. 155.
36
Aydın, s. 155; Dönmezer ise bu fiilleri “kişisel ahlaka ilişkin fiiller” olarak nitelendir-
mektedir, bkz. Dönmezer, s. 29.
37
Okumuş, s. 34.
38
Polat, Oğuz, Klinik Adli Tıp- Adli Tıp Uygulamaları, Ankara 2006, s. 200-203.
Abbas KILIÇ makaleler
176TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
b. Kurumsal etkiler: Okul, aile, arkadaş grubu, dini inanç cinsel
şiddetin ortaya çıkışında belirleyicidir. Şiddetli bir ortamda yetişen ço-
cuklarda cinsel şiddet eğilimi daha fazla görülmektedir. Ayrıca yine
çocuğun cinsellikle ve cinsel tacizle erken tanışması; erkeğin beraber
olduğu kadın sayısının artması gibi durumlarda cinsel şiddet eğilimi-
nin arttığı görülmüştür.
c. Kişiler arası kalıplar: Fail ile mağdur arasındaki ilişkinin de-
recesi ve uzunluğu da etkili bir faktör olmaktadır. Cinsel saldırı mağ-
durlarının suçlanması da genelde başvurulan bir yöntem olmaktadır.
“Kadın istiyordu çünkü o biçim giyinmişti”, “zaten hafif bir kadındı” şek-
linde değerlendirmelerle tecavüz (eski TCK’da Irza geçme, TCK’da ise
cinsel saldırının nitelikli halidir) gerekçesi olarak kadına da pay çıka-
rılmaktadır.
Bu geleneksel ve yaygın kabul, cinsel saldırının mağduru olan ka-
dının davranışlarını ve çekiciliğini, meşru bir savunma aracı gibi kul-
lanmaktadır. Ancak daha da kötü olanı ise bu savunma gerekçelerinin
ve yönteminin adli mercilerde onay bulması ve kadının baştan çıkarıcı
ve tahrik objesi olarak asıl suçlu gibi kabul edilmesi ve biyolojik yapı-
sının kurbanı olduğunun benimsenmesidir.
39
Cinsel suçlarda dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da bu
suçların, özellikle cinsel saldırı suçunun adli mercilere pek yansıtıl-
mıyor olması dolayısıyla bu suçların büyük kısmının “siyah rakamlar”
halinde kalmasıdır. Bunda etkili olan en önemli etken de bu suçlar ba-
kımından faille mağdurun önceden birbirini tanıyor olmaları ve yakın
bir toplumsal çevreyi paylaşıyor olmaları hatta mağdurun iftira eden
kişi durumuna düşebilme tehlikesiyle karşı karşıya kalması sebebiyle
adli mercilere bildirilmemesidir.
39
“Batı Almanya’da yapılan bir ankette: Erkeklerin % 56’sı, bir kadının lokalde bir erkeğin
yemek davetini kabul etmesi cinsel isteklerin kadın tarafından reddedilmeyeceği anlamına
geleceğini; % 88’i, kadının, erkeğin evine gitme davetine uymasını, kadının cinsel ilişki iste-
ğinin bir delili olacağını; % 75’i ise çekici kıyafet giyen kadınların erkekleri tecavüze tahrik
ettikleri inancında olduklarını ifade etmişlerdir”, bkz. Godenzi, Alberto, Cinsel Şiddet,
(Çev. Sultan Kurucan-Yakup Coşar), İstanbul 1992, s. 21, 22.
makaleler Abbas KILIÇ
177TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
E. CİNSEL SUÇLARIN
TIBBİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Saldırganlığın fizyopatoljik kökeninin araştırılması sonucu erkek-
lerde, testosteron seviyesi ile saldırganlık arasında paralellik bulun-
muş ve saldırganlığa testosteron seviyesinin en yüksek olduğu 15-24
yaş grubunda daha sık rastlandığı görülmüştür. Freud, kişinin psi-
koseksüel gelişimini dört döneme (oral, anal, fallik, gizlilik-ergenlik)
ayırmış ve davranış bozukluklarına yol açan nedenleri psikoanalitik
yöntemle açıklamıştır. Buna göre:
40
- Oral dönemde (18-24 ay), cinsel haz kaynağı ağız ve dudaklardır.
- Anal dönemde (1,5-3 yaş), cinsel haz kaynağı boşaltım organlarıdır
ve çocuk dışkısını tutma veya olmadık yerde bırakmayı bir silah ola-
rak iletişim aracı haline getirmektedir ancak; buna yönelik katı ve ce-
zalandırıcı tuvalet eğitimi homoseksüel eğilimlere yol açabilmektedir.
- Fallik dönemde (2,5-7 yaş), cinsel organın kendisi cinsel haz bölgesi
olur ve bu dönemde erkek çocuk babaya, kız çocuk ise anneye nefret
duymaya başlayarak onlarla yarışmaya girerler ki buna erkeklerde
41
Oedipus; kızlarda ise Elektra kompleksi denir.
- Gizlilik döneminde (6/7-12/15 yaş), cinsel çalkantılar ve çatışmalar
yatışmaya girip cinsel ilgilerin yerini yeni uğraşlar alırken; Ergenlik dö-
neminde (12-15 yaş), cinsel dürtü artışı, taşması meydana gelir; ancak,
eğer kişi bunlar üzerinde hâkimiyet sağlayamazsa cinsel suçları işle-
mesi kaçınılmazdır.
Kişinin cinsel suç işlemesinde etkili olan diğer faktörler ise şöyle
sıralanabilir: Cinsel kimlik oluşumu, cinsel davranışın uyum boyutla-
rı, cinsiyet içgüdüsü, cinsel gücün artması, iç salgı bezlerinin fonksi-
yonu, alkol, uyuşturucu maddeler, fizyolojik faktörler (beden arazları,
yaş, cinsiyet), zeka düzeyi, aşağılık kompleksi, ahlaki gelişim, ailevi
durum, akıl hastalıkları, cinsel sapıklıklardır.
42
Bu etkenler göz önüne
40
Okumuş, s. 36-42; ayrıntılı olarak bkz. Can, s. 304-308.
41
“Erkeklerde görülen diğer bir kompleks ise Castration (İğdişlik Korkusu), yani erkek çocukta
penisin kesileceği korkusudur. Erkek çocuğun, kız çocukta penisin olmadığını fark etmesi so-
nucu, kızlarda penisin olmadığını kabul etmeme veya gizli bir yerde saklı olduğunu düşün-
mek biçiminde gelişir ve bu kompleksin sağlıklı bir şekilde atlatılamaması kadınlara yönelik
cinsel suçlar ya da cinsel sapıklıkların görülmesine yol açmaktadır”, ayrıntılı olarak bkz.
Okumuş, s. 41.
42
Okumuş, s. 43-62.
Abbas KILIÇ makaleler
178TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
alınarak “Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi”ne, ceza ehliyetlerinin
tespiti için, 1985-1993 yılları arasında gönderilen suç faili “250 deneğin”
dosyaları incelenerek şu sonuçlara ulaşılmıştır:
43
- Faillerdeki akıl hastalığı oranı; % 59’u (147 kişi) sağlam, % 36’sı (92
kişi) akıl hastası, % 5’inde (11 kişi) ise uygulanamama sonucuyla veri
elde edilmiştir. Bu istatistikî verilerden de anlaşılmaktadır ki tıbbi açı-
dan “sağlam” olan kişiler genel olarak bu suçların faili olarak ortaya
çıkmaktadır.
- Faillerdeki zekâ seviyesi; normal ve normal üstü zekâlılar (90 IQ ve
üstü) % 56 (139 kişi), geri zekâlılar (75 IQ ve altı) % 25 (63 kişi), sınır
zekâlılar (76-90 IQ) %14 (36 kişi), uygulanamayan ise % 5 (12 kişi) ola-
rak belirlendiğinde, faillerin zekâ seviyesinin genel olarak “normal ve
üstü” kişilerden oluştuğu ortaya çıkmaktadır.
- Faillerin yaş grubu; 19 yaş altı % 34 (85 kişi), 20-29 yaş % 38 (94
kişi), 30-39 yaş % 18 (46 kişi), 40-49 yaş % 7 (17 kişi), 59-59 yaş % 2 (6
kişi), 60 yaş ve üstü % 1 (2 kişi) olarak belirlendiğinde, faillerin yaşı
genellikle “20-29 yaş” grubu yani genç yaş grubundan oluşmaktadır.
- Faillerin bölgelere göre dağılımı; Karadeniz bölgesi % 23 (58 kişi),
Marmara bölgesi % 22 (56 kişi), İç Anadolu bölgesi % 17 (43 kişi), Ege
bölgesi % 13 (32 kişi), Doğu Anadolu bölgesi % 10 (25 kişi), Akdeniz
bölgesi % 8 (20), Güneydoğu Anadolu bölgesi % 6 (15 kişi) olarak be-
lirlendiğinde faillerin genellikle “Karadeniz ve Marmara ve İç Anadolu
bölgelerinden” olduğu görülmektedir.
- Faillerin eğitim durumu; ilkokul % 51 (127), eğitimsiz % 29 (73 kişi),
ortaokul % 9 (22 kişi), lise % 6 (16 kişi), okur-yazar % 3 (7 kişi), yüksek
% 2 (5 kişi) olarak belirlendiğinde failler genellikle “ ilkokul mezunların-
dan” oluşmaktadır.
- Faillerin mesleklere göre dağılımında; serbest % 35 (88 kişi), işçi %
23 (58 kişi), çiftçi %16 (40 kişi), işsiz % 13 (32 kişi) olarak belirlendiğin-
de, faillerin genellikle “serbest meslek” sahibi kişilerden oluştuğu görül-
mektedir.
- Faillerin medeni durumları; bekar % 78 (195 kişi), evli % 19 (48 kişi),
dul % 3 (7 kişi) olarak belirlendiğinde faillerin genellikle “bekar” kişi-
lerden oluştuğu görülmektedir.
43
Okumuş, s. 67-79.
makaleler Abbas KILIÇ
179TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
- İşlenen suçların dağılımında; Irza geçme (nitelikli cinsel saldırı) %
57 ile (141 kişi), ırza geçmeye teşebbüs % 19 (48 kişi), ırza tasaddi % 16
(39 kişi) olarak belirlenirken faillerin genellikle “ırza geçme” suçunu
işledikleri görülmüş; ırza geçme suçunun da büyük çoğunluğunu (%
40) “fiili livata” şeklinde kayda geçtiği görülmüştür. Mağdurların ise %
60’ını kadınlar % 40’ını ise erkekler (erkeklerin de % 72’sini 15 yaşın-
dan küçük erkek çocuklar) oluşturmaktadır.
III. CİNSEL SALDIRI SUÇU (TCK m. 102)
GENEL OLARAK
MADDE 102. - (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunul-
mazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi
durumunda, yedi yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu
fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması
mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulu-
nan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kulla-
nılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı,
d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında
artırılır.
(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlaya-
cak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yarala-
ma suçundan dolayı cezalandırılır.
(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması
hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
Abbas KILIÇ makaleler
180TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur
1. KAVRAM
TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçu, eski
TCK’da, “ırza tasaddi, ırza geçme ve sarkıntılık” suçlarının karşılığını oluş-
turmaktadır. Cinsel saldırı suçu; aşağıda da üzerinde duracağımız gibi;
ya vücuda organ veya sair bir cisim sokulmadan, cinsel arzuları tatmi-
ne yönelik cinsel davranışlarla cinsel dokunulmazlığın ihlali suretiyle
“basit cinsel saldırı” suçundan (m. 102/1) ya da cinsel arzuları tatmin
amacına yönelik olmasa da vücuda organ veya sair cisim sokulması
suretiyle, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan (m. 102/2) meydana gelir.
TCK, eski TCK’dan farklı olarak “ırz” kavramından hareket etme-
miş, bu kavram ile ilişkilendirilerek tanımlanan suç tiplerinin yerine
yeni terimler kullanmıştır. eski TCK’nın 415 ve 416. maddelerinde
“ırza tasaddi”; 414 ve 416. maddelerinde “ırza geçme” suçu yer almak-
taydı. Ancak suçun maddi unsuru olan ırza geçme ve ırza tasaddinin
ne olduğu belirtilmemiş, bunların tanımı yargı kararları ile yapılmıştır.
Yargıtay, ırza tasaddiyi: “mağdur üzerinde işlenen ve cinsel birleşme kastı
taşımayan devamlılık gösteren şehevi davranışlar”
44
şeklinde; ırza geçmeyi
ise: “aktif failin cinsel organının, diğerinin vücuduna normal veya anormal
bir şekilde menisini boşaltacak şekilde kısmen veya tamamen ithal etmesi,
sokması” şeklinde tanımlamıştır.
45
Sarkıntılık ise: “bir kişiye karşı, onun
isteğinin aksine, şehvet amacıyla söz, fiil ve hareketle edep ve iffete tecavüz
oluşturacak şekilde ve ancak ırza tecavüz ve tasaddi suçlarına veya bunların
teşebbüsüne varmayacak biçimde yönelen tecavüz” olarak tanımlanmakta-
dır.
46
Irz kavramı, genelde ifade edildiği üzere, doğrudan cinsel özgür-
lüğü ve dokunulmazlığı karşılamamakta olup, kadın hakları bakışı
açısından ise, kadına ait bir değer olmadığı, erkeğin kadına atfettiği
ya da erkeğin kadına sahip olmak bakımından kendinde gördüğü bir
değer olarak kabul edildiği için eleştirilmiştir.
47
Irz kavramı bu açıdan,
44
Bkz. CGK, 04.06.1990, 5/101-156, akt. Nuhoğlu, s. 622.
45
Bkz. CGK, 04.06.1990, 101/156, akt. Nuhoğlu, s. 618.
46
Bkz. Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s. 759.
47
Aydın, s. 157.
makaleler Abbas KILIÇ
181TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
diğer bir takım kavramlarla birlikte ele alındığında görülecektir ki, bu-
nunla cinsel dokunulmazlık ve cinsel özgürlük değil, toplumsal bir ah-
laki bakış açısı yansıtılmaktadır. Şöyle ki ırz; iffet, namus, ahlak, edep
ve töre gibi kavramlarla açıklanmakta ve çoğunlukla bunlarla birlikte
kullanılmaktadır,
48
oysa bu da kavramın tam olarak hangi anlama kar-
şılık geldiğini anlaşılmaz kılmaktadır.
49
Irza geçme kavramı, suç tipindeki fiili tam olarak ifade etmemekle
birlikte bunun yerine kimi zaman “tecavüz” veya “cinsel ilişki” kavram-
larının kullanıldığı görülmektedir. Tecavüzün, “kadının rızası dışında ve
zorla yaşadığı cinsel deneyimdir ve cinsel deneyim terimi de penisin vajinaya
dahil edilmesidir”, şeklindeki “geleneksel” tanımı dolayısıyla, sadece er-
kek bu tanıma uygun aktif hareketin faili olabilmekte ve penisin ithali
dışındaki cinsel suçlar dışlanmaktadır.
50
Geleneksel tanımda gerek er-
keğin mağduriyeti dışlanmakta gerekse eşler arası ilişkideki cinsel şid-
det, cinsel saldırı suçu kapsamında değerlendirilmemektedir. Bunun
sebebi ise “livatanın”
51
bu suçlar kapsamında değerlendirilmemiş olma-
sı ve kocanın tecavüzünün ise eski TCK’nın 478. maddesinde yer alan
“aile fertlerine kötü muamele” hükmü ile giderilmeye çalışılmasıdır.
Cinsel bütünlüğün, kadınlık ve erkeklik göstergesi olan organlarla
belirlenmesi ve cinsel suçların da büyük çoğunlukla buna göre tanım-
lanması dolayısıyla cinsel saldırı suçunun da yalnızca kadın üzerinde
gerçekleştirilebileceğinin kabulü şeklinde bir anlam çıkarılmaktadır.
Ancak, artık geleneksel tanımın yetersizliğinin anlaşılması ile cinsel
48
“Çağdaş ve demokratik bir ceza kanununda, hele de cinsellik gibi pek çok tabunun
bulunduğu bir alanda ‘töre’ kavramının hiç yer almamasının, kanuni tipin ‘açık ve
belirgin’ olmasının ‘kanunilik ilkesi’ açısından taşıdığı önem” için bkz. Sancar, Tür-
kan Yalçın; TCK Tasarısının (2000) Bazı Hükümleri Hakkında Düşünceler, http://
auhf.ankara.edu.tr/dergiler/auhfd-arsiv/AUHF-2002-51-03/AUHF-2002-51-03-
TSancar.pdf, (25.11.2007).
49
Irz:“bir kimsenin, başkaları tarafından dokunulmaması ve saygı gösterilmesi gereken iffe-
tidir”; iffet: “Cinsi konularda ahlak kurallarına bağlılık, namus”; namus: “bir toplumda
ahlak kurallarına beslenen bağlılık, dürüstlük, doğruluk”; ahlak: “İyi nitelikte güzel huy-
lar, töre”; töre: “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin,
kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların ve tutulan yolların bütünü-
dür”; edep: “Toplum töresine uygun davranma, incelik” tanımlarından da anlaşıl-
dığı gibi bir birinin yerine ikame edilebilecek, açık olmayan anlamlar çıkmaktadır.
Kavramlar için bkz. TDK Türkçe Sözlük, Ankara 1998.
50
Polat, s. 199..
51
“Livata, erkeğin erkekle cinsel ilişkisi veya erkeğin kadına arkadan yanaşması -anal
yoldan cinsel organ ithali-dir”, bkz. Yılmaz, s. 540.
Abbas KILIÇ makaleler
182TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
suçlarda ve özellikle cinsel saldırı suçunda yeni bir tanım yapılması ge-
rekliliği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, dünyada genel kabul gören tanım
şu şekilde yapılmıştır: “Kadın ve erkek arasında, kurbanın rızası olmadan
vajinal ilişki ve cinsiyet ayrımı olmaksızın anal ilişki, fellatio(Ağızla erkek cin-
sel organını uyarmak) ve cunningulus (Ağızla kadın cinsel organını uyarmak)
ve yüzeysel de olsa vajinal ya da anal girişin olduğu koşullar eşi de kapsamak
koşuluyla suç oluşturur.”
52
Tanımdan anlaşıldığı üzere suçun oluşması
için esas olan, kişilerin rızasının bulunmamasıdır; yani kişilerin rızala-
rına dayalı cinsel ilişkiler bu suçun kapsamında değerlendirilemez.
Cinsel saldırı başlığı ile düzenlenen 102. maddede, “saldırı” kav-
ramından hareket edildiğinden, rıza ve irade dışı yapılan hukuka ayrı
eylemleri kapsaması nedeniyle kişilerin cinsel arzularını tatmine yö-
nelik “cinsel davranışları” temel alınmaktadır. Yeni düzenleme ile gele-
neksel anlayış terk edilmiştir; ancak bu yeni düzenlemenin sistematik
açıdan sorunsuz olduğu anlamına gelmemelidir.
53
2. MUKAYESELİ HUKUKTA CİNSEL SALDIRI SUÇU
Alman Ceza Kanunu’nun “ahlaka karşı cürümler ve cünhalar” bölü-
mü, 1973 yılında yapılan değişiklikle “cinsel özerkliğe karşı suçlar” ola-
rak değiştirilmiştir. 1997 yılında yapılan değişiklikle de ırza geçmenin
“evlilik dışı” olması zorunluluğu kaldırılmıştır. Cinsel birleşme dışında
aynı ağırlığa sahip oral veya anal ilişkiler de ırza geçme suçu içinde
ele alınmış (Alman CK 177), böylece erkeklerin de bu suçun mağduru
olabileceği kabul edilmiştir.
54
Fransız Ceza Kanunu 2. kitap “kişilere karşı işlenen cürüm ve cün-
halar” başlığı ile 2. kısmın 2. bölümünde “fiziki bütünlüğe ve psikolojik
bütünlüğe saldırılar” yer almakta, bunun 3. alt başlığında ise “cinsel sal-
dırılar” düzenlenmektedir. Irza geçme ve benzeri suçlar “genel ahlak ve
adap aleyhine cürümler” başlığı altında düzenlenmemiştir. Irza geçme,
bir kimsenin vücuduna her ne şekilse olursa olsun cinsel organın ithali
ile gerçekleşmekte, ayrıca suçun mağdurunun kadın veya erkek olma-
sı önem taşımamaktadır.
55
52
Polat, s. 200.
53
Hafızoğulları bu konuda; TCK’nın, beşeri cinselliğin ırzına geçtiğini düşünmekte-
dir. Bu eleştiri için bkz. Hafızoğulları, s. 3.
54
Tezcan/Erdem/Önok, s. 214.
55
Tezcan/Erdem/Önok, s. 215.
makaleler Abbas KILIÇ
183TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İtalyan Ceza Kanunu’na 1996’da dâhil edilen 609bis maddesi ile
“ırza tasaddi-ırza geçme” şeklindeki ayrım kaldırılmış, her iki kavram
“cinsel şiddet” başlığı altında toplanmıştır.
56
3. CİNSEL SALDIRI SUÇUNDA
KORUNAN HUKUKSAL DEĞER
Suçun kanunda düzenlendiği yer, suçların tasnifinde özel mahiyet-
lerini ve niteliğini ortaya koymak ve önemini göstermek bakımından,
koruduğu hukuksal değeri ön plana çıkarır.
57
eski TCK bu bakımdan
cinsel suçları “adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine cürümler” babında
düzenleyerek cinsel suçlarda, “genel ahlak ve aile düzeni”ni korunan
hukuksal değer olarak kabul etmekteydi. TCK ile bu anlayış değişmiş,
cinsel saldırı suçunda korunan hukuksal değerin, kişilerin “cinsel doku-
nulmazlığı ve cinsel özgürlüğü” olduğu kabul edilmiştir.
58
TCK’nın 102.
maddesinin gerekçesinde açıkça; bu bölümde yer alan suç tipi ile ko-
runan hukuksal değerin kişilerin cinsel dokunulmazlığı olduğu; cinsel
dokunulmazlığın ise kişilerin vücudu üzerinde gerçekleştirilecek cin-
sel davranışlarla ihlal edilebileceği belirtilmiştir.
Ceza hukukunun asli ödevi, ahlak, edep, etik veya din kurallarına
aykırılıkları suç haline getirmek değildir. Ahlaki veya dinsel kurallara
aykırılıklar, onlar bir hukuksal değer haline gelmedikleri sürece dev-
letin ceza uygulama yetkisi bakımından bir gerekçe oluşturamazlar.
Bugün, daha yerinde bir ifadeyle, “ceza hukukunun, hukuksal değerlerin
korunmasına ilişkin bir araç” olduğu kabul edilmektedir.
59
Aksi takdir-
de, Jakobs’un da belirttiği gibi; “hukuksal değerlerin aşırı, olağan sınırlar
aşılarak korunmak istenmesi, bireyleri hukuksal değerlerin düşmanı saymaya
56
Tezcan/Erdem/Önok, s. 217.
57
Sevük, s. 245.
58
Nuhoğlu, s. 610; Centel, s. 61; Sevük, s. 246; Aydın, s. 152; Toroslu, s. 56; Artuk/
Gökcen/Yenidünya, s. 135, Şen, Ersan, TCK’nın Yorumu, Cilt 1, İstanbul 2006, s. 376;
farklı görüşte Tezcan/Erdem/Önok ise; “her ne kadar bu suçlar eski TCK’da ‘genel
ahlak ve aile nizamına karşı suçlar’ başlığı altında düzenlenmiş olsa da, bu suçların cinsel
özgürlüğe yönelik ve bu nedenle de burada korunan hukuksal yararın yine de mağdurun
cinsel özgürlüğü olduğunun söylenebileceğini” ifade etmektedir, bkz. Tezcan/Erdem/
Önok, s. 219.
59
Ünver, Yener, Ceza Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer, Ankara 2003, s.
1025.
Abbas KILIÇ makaleler
184TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ve bir “düşman ceza hukuku” oluşumuna yol açarak, özel yaşamı, bireyin
hareket serbestîsini yok eder.”
60
Ahlaklılık-adaplılığın ne olduğu çoğu zaman tartışmalıdır. Bu
kavramlar hukuksal kavramlar gibi göreceli gerçeklik yerine bir norm
ve değerler düzenini ifade etmemektedirler. Ahlaklılığın bir hukuksal
değer olmaması sebebiyle, çoğu kez hukukun da ahlaka aykırılıklara
katlanması tepkide bulunmaması gerekir. Çünkü hukuk kimi zaman,
ahlakın olanağı olabileceği gibi ahlaksızlığın da olanağı olabilmekte-
dir.
61
Kanun koyucu, açıkladığımız bu sebepler gereği 5237 sayılı
TCK’da cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan olan “cinsel sal-
dırı suçunu”, kişiye karşı işlenen suçlar olması sebebiyle, 2. kitabının,
“Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı 2. kısmının 6. bölümünde 102. maddede
düzenlemiştir.
B. BASİT CİNSEL SALDIRI SUÇU (TCK m. 102/1)
Eski TCK’nın basit cinsel saldırı suçuna karşılık gelen “ırza tasaddi”
hükmü 415 ve 416. maddelerinde mağdurun yaşı esas alınarak düzen-
lenmişti. Buna göre: eski TCK’nın 415. maddesi, 15 yaşından küçüklere
karşı işlenen; 416. maddesi ise 15 yaşını bitirmiş kişilere karşı işlenen
ırza tasaddi suçunu yaptırıma tabi kılmıştı. Ancak yukarıda da ifade
ettiğimiz gibi madde metninde ırza tasaddi kavramının tanımı yapıl-
mamış, tanım Yargıtay tarafından yapılmıştır.
62
1. FAİL VE MAĞDUR
Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Fail, kadın, erkek herkes
olabilir. Yani bu suç herkes tarafından herkese karşı işlenebilir. Failin
belirli kişilerden olması ise cezayı ağırlaştıran neden olarak karşımıza
çıkmaktadır.
63
Suçun mağduru aynı cinsten bir kişi olabileceği gibi farklı cins-
ten bir kişi de olabilir. Ancak mağdurun özellikle, 18 yaşından büyük
60
Akt. Ünver, s. 1056.
61
Ünver, s. 1027-1030.
62
Yargıtay’ın ırza tasaddi tanımı için bkz. dipnot 44.
63
Toroslu, s. 57.
makaleler Abbas KILIÇ
185TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olması gerekmektedir, aksi takdirde basit cinsel saldırı suçu değil, ço-
cukların cinsel istismarı suçu oluşacaktır. Ayrıca suçun mağdurunun
yalnızca insan olabilmesi sebebiyle, hayvanlar veya ölüler üzerinde
işlenmesi durumunda cinsel saldırı suçu oluşmayacaktır. Bununla
birlikte, hayvanlar üzerinde işlenmesi durumunda, Hayvanları Koru-
ma Kanunu’na muhalefeti; ölüler üzerinde işlenmesi durumunda ise
TCK’nın 130/2. maddesindeki “kişinin hatırasına hakaret” suçunu oluş-
turacaktır.
64
Eski TCK bakımından da bu konuda bir farklılık bulunmamakta,
ırza geçme suçundan farklı olarak ırza tasaddi suçunun failinin kadın
veya erkek olabileceği kabul edilmekteydi.
65
2. MADDİ UNSUR
Basit cinsel saldırı suçu, eski TCK’nın, “ırza tasaddi ve sarkıntılık”
suçlarına karşılık gelmektedir. Sarkıntılık suçu, TCK’da ikili bir ayrı-
ma tabi tutulduğundan, suça konu olan fiilin tespiti ve bu durumda
yaşanacak tereddütler bakımından cinsel eylemlerin çok ağır cezalara
tabi tutulmasına neden olabileceği gerekçesiyle eleştirilmiştir.
66
Çün-
kü eski TCK’nın 421. maddesinde düzenlenmiş olan “sarkıntılık suçu”
TCK’nın hem 102. maddesinde yer alan “cinsel saldırı” suçuna hem de
105. maddesinde yer alan “cinsel taciz” suçuna karşılık olacak şekilde
düzenlenmiştir. Bu sebeple de sarkıntılık suçu bakımından, bu ikili ay-
rım için benimsenecek en iyi yöntem; vücuda temas yoluyla gerçekleş-
tirilen, şehvet duygusuyla yapılan ve ırza tasaddi boyutuna varacak
düzeyde süreklilik taşımayan fiilleri TCK’nın 102/1. maddesi; söz ve
yazı ile vücuda temas olmaksızın gerçekleştirilen fiiller ise 105. mad-
desi kapsamında değerlendirmektir.
67
Bir kişinin vücudu üzerinde, rızası olmaksızın, cinsel arzuları tat-
mine yönelik olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar suçun maddi
64
Toroslu, s. 57; Gürkan, Şeref/Uğuz, Ahmet, Yeni Ceza Yasamızda Cinsel Suç-
lar, Adalet Dergisi, S. 27, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm
(20.11.2007); Tezcan/Erdem/Önok, s. 221.
65
Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hü-
kümler, Ankara 2003, s. 787; Tezcan/Erdem/Önok, s. 220; Dönmezer, s. 106.
66
Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm, (22.11.2007)
67
Artuk/Gökcen/Yenidünya, 2006, s. 136; Artuç, Mustafa/Gedikli, Cemil, TCK-
CMK-CGİK-ÇKK ve 5560 sayılı Kanunla Getirilen Yenilikler, Ankara 2007, s. 100.
Abbas KILIÇ makaleler
186TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
unsurunu meydana getirir. Ancak cinsel davranışla, vücuda temas
aranmakla birlikte cinsel ilişki derecesine ulaşmamış olması gerekmek-
tedir. 102. maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere; “suçun oluşması
için, gerçekleştirilen hareketlerin objektif olarak şehevi nitelikte bulunmaları
yeterlidir; failin şehevi arzularını fiilen tatmin etmiş olması aranmaz.”
Suçun oluşması için, kişinin cinsel dokunulmazlığının her ne ka-
dar kişinin vücudu üzerinde cinsel davranışlar gerçekleştirilerek ihlal
edilmesi aransa da, “cinsel davranışlardan” ne anlaşılması gerektiği
ise belirtilmemiştir. Artuk/Gökcen/Yenidünya, suçun basit şekli açısın-
dan cinsel davranıştan; “cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan ancak mağdurun
vücuduna temas etmek suretiyle gerçekleştirilen cinsel arzuların tatminine
yönelik hareketlerin” anlaşılması gerektiğini ifade etmektedir.
68
Tezcan/
Erdem/Önok da aynı yönde ve buna ek olacak şekilde ; “cinsel saldırı su-
çunun oluşması için cinsel davranışın tek başına yeterli olmayıp aynı zaman-
da vücut dokunulmazlığının da ihlal edilmiş olması gerekmekte, yani bedensel
temasın şart olduğunu” ifade etmektedir.
69
Mağdurun rızasının bulunması durumunda suç oluşmaz. Rızanın
ise suçun işlenmesinden önce ya da en geç suç işlenmekte iken varlığı
gerekir. 102. maddede yer almamasına rağmen madde gerekçesinde
“mağdura cebir veya tehdit ya da hile kullanılabileceği gibi, örneğin bilincin
yitirilmesine neden olmak ya da uyku hali dolayısıyla bilincin kapalı olmasın-
dan yararlanmak suretiyle de bu suçlar işlenebilir” ibaresi yer aldığından,
suçun işlenmesi için iradenin ortadan kaldırılması gerektiğinden bah-
sedilmiştir. İradenin ortadan kaldırılması ise cebir, tehdit veya hileden
yararlanılarak gerçekleştirilebileceği gibi bu davranışlar zor kullanıla-
rak bizzat mağdura da yaptırılabilir.
70
Rızanın var olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca “hayır”
demenin yeterli olup olmadığı tartışmalıdır. Bu sebeple de her somut
olayın şartlarına göre değerlendirme yapmak gerekmektedir. Tezcan/
68
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 137.
69
Tezcan/Erdem/Önok, s. 229.
70
“Cebir, mağdur üzerinde onun mukavemetini kıracak nitelikte ve failin arzu ve
isteklerine uygun olarak mağdurun hareket etmesine neden olan maddi kuvvet;
tehdit, kendisi veya yakınları üzerinde ileride gerçekleştirilebilecek bir kötülüğün
mağdura bildirilmesi; hile ise mağdurun hataya düşürülerek fiile mukavemet ede-
meyecek bir duruma düşürülmesidir.” Bkz. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s.
139,140.
makaleler Abbas KILIÇ
187TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Erdem/Önok, kişinin hayır demesinin yalnız başına yeterli olmayacağı-
nı savunurken;
71
Aydın ise, mağdurun ciddi bir hayır demesinin yeterli
olduğunu, ayrıca direnç göstererek üstüne bir de dayak yemesini ara-
manın çağdaş gelişmelere aykırı olduğu kanaatindedir.
72
Yargıtay eski TCK döneminde vermiş olduğu kararda ırza tasad-
dinin kapsamında değerlendirilebilecek eylemleri; “…bir kadın veya
kızın veya erkeğin şehveti tahrik edici bir yerini tutmak, tutturmak, kucağa
oturtmak, cinsel organlarına sokma niyeti olmaksızın dokundurmak, meme-
lerini sıkmak, yanaklarını ve dudaklarını öpmek, şehvet veren diğer yerlerini
sıkıştırmak gibi hareketler” şeklinde sıralamıştır.
73
3. MANEVİ UNSUR
Basit cinsel saldırı suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Kast, TCK’nın
21. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek
gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Suçun gerek doğrudan
gerekse olası kastla işlenmesi mümkündür. Örneğin, kalabalık bir yer-
de cinsel duygularını tatmin amacıyla birine sürtünmeye çalışırken bir
başkasının da vücuduna dokunabileceğini öngörerek fiili gerçekleşti-
rirse olası kasttan söz edilir.
74
Kastın varlığı için ise fiilin objektif olarak cinsel nitelik taşıması ve
fiilin de mağdurun iradesine aykırı olduğunun bilinmesi yeterli olup,
failin bu arzularını fiilen tatmin etmiş olup olmadığının önemi olma-
dığı gibi bunun tespiti de zordur.
Suçun işlenmesinde özel kast aranır. 102. maddenin gerekçesinde,
suçun işlenebilmesi için failde cinsel arzuları tatmin amacına yönelik
cinsel davranışların varlığı aranmaktadır. Bu da faildeki cinsel davra-
nışın özel suç işleme kastına yönelik olduğunu gösterir.
75
Fail cinsel ar-
71
Tezcan/Erdem/Önok, s. 223.
72
Aydın, s. 158.
73
Bkz. CGK 15.4.1985, 513/218 (Bakıcı, Sedat, Açıklamalı-İçtihatlı Genel Adap ve Aile
Düzenine Karşı Cürümler, Ankara 1994, s. 94), akt. Artuk/Gökcen/Yenidünya,
(2006), s. 138, 139.
74
Sevük, s. 253.
75
Şen ve Sevük, suçun “özel kast”la işlenebileceği düşüncesindedir, bkz. Şen, s. 379;
Sevük, s. 252. Farklı görüşte ise; suçun özel değil “genel kast”la işlenebileceği yö-
nündedir, bkz. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s.141; Tezcan/Erdem/Önok, s.
231; Dönmezer, s. 103.
Abbas KILIÇ makaleler
188TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
zuları tatmin amacı taşımaksızın mağdurun vücut dokunulmazlığını
ihlal ederse başka suç tiplerini meydana getirebilecektir.
76
4. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
a. TEŞEBBÜS
Cinsel saldırı suçu, mağdurun cinsel dokunulmazlığını ihlal ede-
cek nitelikte davranışların gerçekleştirilmesi ile tamamlanır. Basit cin-
sel saldırı suçu sırf hareket suçu olması sebebiyle mağdurun vücudu
üzerinde cinsel davranışların gerçekleştirilmesiyle suç meydana gelir.
Ancak failin icra hareketleri kısımlara bölünebiliyorsa bu durumda te-
şebbüs mümkündür.
TCK’nın 35. maddesi gereği, “kişi işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli
hareketlerle icraya başlayıp da elinde olmayan sebeplerle tamamlayamaz ise”
teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Cinsel saldırı suçunun basit şekli
açısından icra hareketlerine başladıktan sonra gönüllü olarak icra ha-
reketlerinden vazgeçen veya kendi çabalarıyla suçun oluşmasını en-
gelleyen kişi bu suça teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. TCK’nın 36.
maddesi gereği; gönüllü vazgeçme durumunda fail teşebbüsten dolayı
cezalandırılmaz; ancak o ana kadar gerçekleştirilen fiiller bir suç oluş-
turuyorsa sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.
77
b. İÇTİMA
Cinsel saldırı suçunda cebir ve tehdit unsur olduğundan, fail ayrı-
ca cebirden dolayı cezalandırılmayacaktır. Cebrin mağdurun direncini
ortandan kaldıracak düzeyde olması gerekir; aksi takdirde bu ölçünün
ötesinde cebir kullanılması durumunda fail ayrıca kasten yaralama su-
çundan dolayı da cezalandırılır. Ancak mağdurun direncinin kırılması
konusunda ölçünün ne zaman aşıldığının tespitinin uygulamada so-
runlar yaratması olanak dahilindedir
78
.
TCK “zincirleme suçu” 43. maddede düzenlemiştir. Zincirleme suç:
“bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı
76
Şen, s. 379.
77
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s.153; Tezcan/Erdem/Önok, s. 223; Şen, s. 378;
Sevük, s. 253.
78
Tezcan/Erdem/Önok, s. 233.
makaleler Abbas KILIÇ
189TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
aynı suçun birden fazla işlenmesi (m. 43/1) durumunda uygulanır.” 5377 sa-
yılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önce, TCK’nın 43/3. maddesinde
cinsel saldırı suçunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı
hükmü yer almaktayken, değişiklik sonrası cinsel saldırı suçu açısın-
dan da zincirleme suç kurallarının uygulanması yolu açılmıştır. Ancak
bunun için mağdurun aynı kişi olması gerekir. Cinsel saldırı suçunun
mağdurlarının farklı kişiler olması durumunda her bir mağdur bakı-
mından ayrı ayrı suç oluşur ve gerçek içtima uygulanır.
79
c. İŞTİRAK
Suçun kanuni tanımında yer alan cinsel davranışların birden fazla
kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi durumunda iştirak kuralları
uygulanır. TCK’nın 37. maddesi gereği, burada gerek suç işleme kara-
rında gerekse fiil üzerinde hâkimiyet sağlanmasında müşterek hareket
etme söz konusu olduğundan ortaklardan her biri fail olarak sorumlu
olur. TCK ile “asli” ve “feri” iştirak ayrımı kaldırıldığından her bir or-
tak hakkında suçun işlenişindeki katkısı ve rolü dikkate alınacaktır.
Bu suçun işlenilmesinde başkasının araç olarak kullanılması du-
rumunda dolaylı faillik mümkündür. Ayrıca, “iştirakte bağlılık kuralı”
gereği asıl failin fiilinin hukuka aykırı olmaması durumunda fiile iş-
tirakten söz edilmeyecektir. Suçun işlenişine azmettiren veya yardım
eden olarak katılmak mümkündür. Örneğin, suçun failine, icra hare-
ketlerine başlamadan önce, onun haberi olmaksızın, mağdurun içkisi-
ne ilaç katan kişi, “yardım eden” olarak sorumlu tutulur.
80
C. NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇU (TCK m. 102/2)
TCK’nın 102/2. maddesinde “nitelikli cinsel saldırı suçu” düzenlen-
miştir. Cinsel saldırı suçunun “vücuda organ veya sair bir cisim sokulma-
sı” suretiyle işlenmesi durumunda suçun nitelikli hâli gerçekleşir. eski
TCK’nın, 416/1. maddesinde yer alan “ırza geçme” suçunun karşılığını
79
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 154; Tezcan/Erdem/Önok, s. 234; farklı gö-
rüşte olan Sevük ise “eylem her gerçekleştiğinde kişinin cinsel dokunulmazlığının za-
rar görmesi ve her eylem mağdurun maruz kaldığı psikolojik travmayı arttıracağı için, her
cinsel saldırı eyleminin ayrı değerlendirilmesinin isabetli olacağı” düşüncesindedir. Bkz.
Sevük, s. 254.
80
Sevük, s. 255.
Abbas KILIÇ makaleler
190TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
oluşturmaktadır. Ancak TCK, eski TCK’dan farklı olarak mağdurun 18
yaşından büyük olmasını aramıştır. Bu suçun, “15 yaşını tamamlamamış
veya 15 yaşını tamamlamakla birlikte fiilin anlam ve sonucunu kavrayama-
yan bir kişiye karşı” cebir, tehdit, hile gibi iradeyi sakatlayan araçlarla
işlenmesi durumunda “cinsel istismar suçu”; yine 15-18 yaşları arasın-
daki bir kişiyle cebir, tehdit, hile olmaksızın cinsel ilişkiye girilmesi
durumunda “reşit olmayanla cinsel ilişki suçu” meydana gelecektir.
1. FAİL VE MAĞDUR
Bu suçun faili, kadın ya da erkek herkes olabilir. eski TCK döne-
minde “ırza geçme” suçunun tanımından hareketle failin ancak bir
erkek olabileceği kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun
4.6.1990 tarihli kararında, ırza geçmeyi; “Aktif failin cinsel organını, di-
ğerinin vücuduna normal veya anormal yoldan menisini boşaltacak şekilde
kısmen veya tamamen ithâl etmesi, sokması” şeklinde tanımlamıştır.
81
eski
TCK döneminde “ırzına geçmek” kavramından hareket edildiği için,
yukarıda da belirttiğimiz gibi ırz kavramının da kadına özgülenmesi
sebebiyle failin ancak erkek olabileceği benimsenmiştir.
82
eski TCK, suçun nitelikli hali bakımından eşin failliği hakkında
özel bir hüküm içermemekteydi. eski TCK’nın 414 ve 416. maddele-
rinde buna ilişkin bir kısıtlama getirilmemiş olduğundan, kocanın da
bu suçun faili olarak kabul edilmesinin mümkün olabileceği öğretide
kimi yazarlarca belirtilmiştir.
83
Evlilik içi gerçekleştirilen zorla cinsel
ilişkinin evlilik kurumunun doğal bir sonucu olarak kabul edilmesi
durumunda, eşlerin, özellikle kadının, rızaya dayalı olmayan her tür-
lü cinsel fanteziye katlanması gerekliliği ortaya çıkar. Dönmezer, eski
TCK uygulamasında, “ırza geçme suçunun oluşmasının gayrı meşru ol-
ması gerektiği, bu itibarla kocanın karısı üzerinde cebir kullanarak veya diğer
81
Bkz. YCGK, 4.6.1990, 101/56; (Malkoç, İsmail, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı
Cürümler, Ankara 2001, s.1), akt. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 143. Dön-
mezer, Yargıtay’ın bu kararından önce yine bu kararla aynı yönde, “bu suçun ancak
“aktif bir fail” yani erkek tarafından, “pasif bir mağdura” karşı yani kadın veya erkek (zahri
cima/livata şeklinde) olan bir kişiye karşı gerçekleştirilebileceğini” belirtmekteydi. Ayrın-
tılı olarak bkz. Dönmezer, s. 57, 58.
82
Dönmezer, s. 57; Sevük, s. 256; Nuhoğlu, s. 615.
83
Centel, s. 63; Nuhoğlu, s. 616; Artuk, Mehmet Emin/Yenidünya, Caner, Evlilik İçin-
de Irza Geçme, in: Cumhuriyet’in 75. Yıl Armağanı, İstanbul 1999, s. 57-71.
makaleler Abbas KILIÇ
191TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
suretle ırzına geçecek olursa fiilin suç teşkil etmeyeceğini; ancak fiilin zahren
(anal/livata) gerçekleşmesi durumunda eski TCK’nın 478 ve 479. (TCK m.
232) maddelerindeki fena muamele olarak kabul edilmesi gerektiğini” ifade
ederek, evlilik birliğinin cinsel saldırı suçu açısından “hukuka uygunluk
sebebi” olduğunu belirtmiştir.
84
Hatta ayrılık kararı verilmiş eş hakkın-
da dahi fiilin suç teşkil etmeyeceği savunulmaktadır.
85
Evlilik birliğinin, eşin bütün cinsel isteklerini tatmin etmeye ola-
nak sağladığına ilişkin görüşe katılmak mümkün değildir. Günümüz-
de, kadının nikâhla cinsel ilişkiyi kabul ettiği konusunda geri alınmaz
bir irade beyanında bulunmuş sayıldığı anlayışı terk edilmiş ve evli-
liğin kocaya karısının vücudu üzerinde tasarruf yetkisi vermediği ka-
bullenilmiştir. Çünkü kadın evlenmekle vücut bütünlüğü üzerindeki
hakkını kaybetmemektedir.
86
Artuk/Gökcen/Yenidünya, bu konuda pek isabetli olarak, “karısına
karşı müessir fil uygulayan kocanın, müessir fiil suçundan yargılanabilmesi-
ne karşın; aynı kişinin cebren cinsel ilişkide bulunmasından dolayı ırza geçme
suçunun faili olarak kabul edilmemesini bir çelişki” olarak nitelendirmekte-
dir.
87
Benzer eleştirilerin, ayrılık kararı verilmiş eşe karşı işlenen cinsel
saldırı suçu hakkında da getirilmesi pek olanaklıdır. Kaldı ki ayrılık
kararı verilmiş eşler hakkındaki ayrılık kararı gerekçesinin “cinsel şid-
det” olması durumunda da yine aynı görüşün savunulması mümkün
görünmemektedir.
Suçun nitelikli hali vücuda organ veya sair cisim sokulması su-
retiyle gerçekleştirilebilecektir. Bu fiillerin eşe karşı gerçekleştirilmesi
durumunda da TCK’da, eski TCK’dan farklı olarak eşin rızasının ol-
maması durumunda suçun nitelikli hali meydana gelecektir. Bu du-
rumda soruşturma ve kovuşturma yapılması, mağdur eşin şikâyetine
bağlı tutulmuştur. Ancak burada belirtilmesi gereken diğer bir husus
da; cinsel özgürlüğün hareket noktası olarak kabul edilmesine rağmen,
evlenmekle kişinin cinsel özgürlüğünü “diğer eşe terk etmediği” anlayı-
şından hareketle böyle bir düzenlemenin suçun basit şekli açısından
84
Bkz. Dönmezer, s. 59-61; aynı yönde YCGK, 19.6.1996 4409/5504 sayılı kararı için
bkz. akt. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 148.
85
Dönmezer, s. 61.
86
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 149-151; Nuhoğlu, s. 616; Sevük, s. 260; Şen,
s. 384; Centel, s. 63.
87
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 151.
Abbas KILIÇ makaleler
192TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
getirilmemiş olmasının eksikliğidir.
88
Mağdurun yaşı, mağdur açısından suçun unsurlarından olduğu
için fiilin ancak 18 yaşından büyüklere kaşı gerçekleştirilmesi duru-
munda suçun nitelikli hali meydana gelir. Mağdurun, her ne kadar
nüfus kaydı alınıyor olsa da, mağdurun kayıttaki yaşı konusunda te-
reddütlerin olması durumunda, ceza hukukunda da amacın, maddi
gerçeğin ortaya çıkarılması olması sebebiyle, yaşının tespiti yapılır. Bu
konuda Adlî Tıp Kurumu’ndan mağdurun suç tarihindeki yaşı husu-
sunda görüş alınarak, CMK’nın 218/2. maddesi gereğince yaş düzel-
tilmesi yoluna gidilir.
89
Suçun oluşması bakımından mağdurun evli veya bekâr olması,
bakire olması, fuhşu meslek haline getirmiş olması, eşcinsel olması,
sosyal statüsü önemli değildir. Mağdurun, 15 yaşını tamamlamamış
veya 15 yaşını tamamlamakla birlikte fiilin anlam ve sonucunu kavra-
yamayan bir kişi olması durumunda, TCK’nın 103/2. maddesi gere-
ği çocukların cinsel istismarı suçu söz konusu olur. Fiilin canlı olma-
yanlara, cesetlere karşı gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 130/2.
maddesindeki “kişinin hatırasına hakaret suçu” gerçekleşecektir. Aynı
şekilde hayvanlara karşı gerçekleştirilen fiiller de Hayvanları Koruma
Kanunu’na muhalefeti gerçekleştirecektir. eski TCK döneminde mağ-
durun “fuhşu meslek haline getirmiş olma”sı durumunda uygulanan ve
1989’da Anayasa Mahkemesi’ne iptal istemi ile yapılan başvurunun
reddedilmesi ile sonuçlanan ancak; 1990 yılında yapılan değişiklikle
eski TCK’dan çıkarılan indirim nedeni TCK dönemimde de benimsen-
memiş ve cinsel özgürlük açısından bu nitelikte istisnalara yer veril-
memiştir.
90
88
Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm; Tezcan/Er-
dem/Önok, s. 235.
89
Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm.
90
Dönmezer, “… kriminolojik bakımdan, suçun kadının cinsi safiyetini, bekâretini ihlal eden
bir hareket olması sebebiyle ağır cezalarla karşılandığı tespit olunabilmektedir. Nitekim fu-
huşla iştigal eden kadın üzerinde icra olunan ırza geçmenin bugün dahi hafifletici bir sebep
sayılmasını bu telakki tarzına bağlamak icap eder” görüşünde olup yine benzer anlayış-
la “kadına yönelik tecavüz, kocanın cinsi haklarına da tecavüz teşkil etmekte ve ailenin kan
rabıtasıyla yürütülen birliğini ihlal etmekte” olduğunu belirtmektedir, bkz. Dönmezer,
s. 44.
makaleler Abbas KILIÇ
193TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
2. MADDİ UNSUR
Suçun maddi unsuru “vücuda organ veya sair bir cisim sokulmasıdır”.
TCK’nın 102. maddesinin gerekçesi gereği bu fiil, vajinal, anal veya
oral yoldan gerçekleşebilir. Vücuda penis sokulabileceği gibi, vajinal
veya anal yoldan cop, sopa, şişe, kalem ve benzeri maddelerle sair katı
veya sıvı cisim de sokulması mümkündür.
91
Vücuda girmesi mümkün
olmayan şeylerin ithaline çalışılması durumunda suça teşebbüs söz ko-
nusu olabilecektir. Gerek eski TCK döneminde gerekse 2002 tasarısın-
da ırza geçme, “cinsiyet organın ithali” olarak benimsendiği için suçun
oluşabilmesi için erkek cinsel organının suçta kullanılması aranmak-
taydı. Bu sebeple de sopa, parmak ve sair araçlarla fiilin gerçekleşti-
rilmesi durumunda ırza geçmenin değil ırza tasaddi veya müessir fiil
suçunun oluşabileceği kabul edilmekteydi.
92
Kişinin vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle
gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı suçunun, mağdurun iradesi dı-
şında gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Mağdurun rızası varsa suç
meydana gelmez. Mağdurun, failce gerçekleştirilen eyleme karşı tep-
kisiz kalması cebir veya tehdit ya da hile ile sağlanabilir. Bu şekilde
elde edilen rıza geçerli bir rıza olarak kabul edilmemektedir. Ancak
kullanılacak cebrin, cinsel saldırıyı gerçekleştirmeye yetecek ölçünün
ötesinde, yani mağdurun direncinin kırılmasının ötesinde olması du-
rumunda failin ayrıca kasten yaralamadan da sorumlu tutulacağı be-
lirtilmiştir.
TCK’da “cinsel organ” kavramı yerine “organ” kavramı kullanıldı-
ğından, vücuda cinsel organ dışında, örneğin parmak
93
dâhil edilmesi
de söz konusu suç kapsamında değerlendirilecektir. “Vücuda” kav-
ramının, ırza geçme suçunun anlamını oldukça genişlettiği ve haklı
olarak madde metninde yer almamasına rağmen, madde gerekçesinde
buna yer verilmesinin, kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle
eleştirilmiştir.
94
91
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 142.
92
Nuhoğlu, s. 619.
93
New York Ceza Yasası, vajinaya parmak sokulmasını ırza geçme (rape) değil; ağır
cinsel saldırı (aggravated sexual abuse) olarak düzenlemiştir, bkz. Aydın, s. 159.
94
“…vücuda organ veya sair cisim sokmak, bu ne yahu? Vücudun neresine, koltuk altı olur
mu? Bacak arası olur mu, ben bunu anlamadım” bkz. Öztürk, Bahri; TCK Reformu, TBB
Panel, 1. Kitap, Ankara 2004, s. 144; aynı yönde bkz. Tezcan/Erdem/Önok; s. 236.
Abbas KILIÇ makaleler
194TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
3. MANEVİ UNSUR
Bu suç kasten işlenebilen bir suçtur, taksirle işlenemez. TCK’nın
102. maddesinin gerekçesine göre, eylemin cinsel arzuların tatminine
yönelmesi aranmaz. Failin herhangi bir nedenle, mağduru aşağılamak,
intikam almak, korkutmak gibi amaçlarla hareket etmesi durumunda
da suç gerçekleşir.
TCK’nın 102. maddesinin gerekçesinde, her ne kadar suçun temel
şeklindekinin aksine, cinsel arzuları tatmin maksadının aranmayacağı
belirtilse de, fiilin niteliği gereği “cinsel bir içerik” taşıması gerekmekte-
dir. Aksi takdirde diğer suç tiplerinden ayırt etmek zorlaşacaktır. Fail-
de cinsel arzuları tatmin kastının aranmaması uygulamada sorunlara
yol açacaktır. Çünkü suçun oluşması için vücuda organ veya sair cisim
sokulması arandığından, örneğin bir kişinin ağzına cop veya şişe so-
kulması durumunda suçun nitelikli halinin meydana geldiğinden söz
etmek gibi bir durum ile karşılaşılacaktır.
95
5. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
a. TEŞEBBÜS
Cinsel saldırı suçunun nitelikli hâline teşebbüs mümkündür. Fail
suçun icra hareketlerine başladıktan sonra, elinde olmayan nedenler-
le organ ya da sair bir cisim sokamamış ise eylem teşebbüs aşama-
sında kalmıştır. Cinsel saldırı suçlarında saldırı türüne göre o saldırı
bakımından icra hareketi sayılacak hareketlerden birinin yapıldığının
tespit edilmesi durumunda doğrudan icra hareketleri başlamış kabul
edilecektir.
96
Örneğin; mağduru soymaya başlamak, soyunması için
zorlamak, prezervatif takarak hazırlanmak hâllerinde suça teşebbüs
edildiği kabul edilecektir.
97
95
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 152; Sevük, s. 258, 259; Toroslu, s. 59; Tezcan/
Erdem/Önok, s. 231; Hafızoğulları’nın bu konuya ilişkin eleştirisi ise şöyledir; “cin-
sel amaç” dışında bir kimsenin bir yerine bir şey sokmak fiilinin “vücut dokunulmazlığına
karşı” bir suç değil de “cinsel saldırı suçu” sayılması anlaşılır bir “gaf” değildir. Çünkü
cinsel amaç dışında bir kimsenin bir yerine bir şey sokarak onu aşağılamak fiili, gerekçede
öyle dense de cinsel saldırı suçuna vücut vermez, her hâlde hakaret ve müessir fiil suçlarına
vücut verir”, bkz. Hafızoğulları, s. 4.
96
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 153.
97
Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm.
makaleler Abbas KILIÇ
195TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Failin hareketlerinin teşebbüs şeklinde değerlendirilebilmesi için
kullandığı aracın ve yaptığı hareketlerin suçun tanımındaki fiili mey-
dana getirmeye elverişli olması gerekir. Failin icra hareketleri kişinin
vücuduna anal ya da vajinal yoldan cinsel organının sokulmasına yö-
nelik olup da iktidarsızlığı nedeniyle icra hareketlerini tamamlaya-
maması durumunda fail bu suça teşebbüsten sorumlu tutulmalıdır.
Bu sebeple, failin iktidarsızlığı sebebiyle cinsel saldırıyı gerçekleştire-
memesi durumunda, işlenemez suç değil, teşebbüs hükümleri uygu-
lanmalıdır.
98
Gönüllü vazgeçme durumunda ise failin bu ana kadarki
hareketleri başka bir suç oluşturuyorsa, örneğin basit cinsel saldırı su-
çunu, fail tamam olan bu kısım için cezalandırılacaktır.
99
b. İŞTİRAK
İştirak çeşitleri kanun tarafından sınırlı sayıda (numerus clausus)
sayılmıştır. Bunların dışında bir iştirak çeşidi kabul edilerek cezalan-
dırma yoluna gidilemez. TCK’nın 37 ve 38. maddelerinde “asli failler”,
39. maddesinde ise iştirakin diğer çeşidi olan “yardım eden” düzenlen-
miştir. Yardım edenler kendi içinde maddi ve manevi olmak üzere iki-
ye ayrılır. İştirakin failin iradesine yönelik şekline manevi iştirak, mad-
di katkı arz eden şekline ise maddi iştirak adı verilmiştir.
100
İştirakin
bu şekilleri arasındaki ayırımın “fiilin işlenişi üzerinde kurulan hâkimiyet
ölçü alınarak” belirleneceği madde gerekçesinde açıklanmıştır. Bu suçta
kişinin iktidarsız olduğundan, mağdurun vücuduna organ sokulması
için bir başkasını araç olarak kullanması durumunda dolayısıyla faillik
mümkündür.
101
c. İÇTİMA
TCK’nın ilk hâlinde madde 43/3 gereğince, cinsel saldırı suçunda
zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı şeklindeki düzenle-
me bulunurken, 5377 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu bu suç
98
Sevük, s. 261; Tezcan/Erdem/Önok, s. 233; karşı görüşte ise, “iktidarsızlığın mutlak
olması durumunda işlenemez suç, nispi olması durumunda ise teşebbüsten sorumlu tutul-
ması gerektiği” belirtilmektedir, bkz. Dönmezer, s. 55, 56; Nuhoğlu, s. 621.
99
Tezcan/Erdem/Önok, s. 233.
100
Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.htm.
101
Sevük, s. 262.
Abbas KILIÇ makaleler
196TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yönünden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması sağlanmıştır.
102
Ancak işlenen suçta mağdurlar birden fazla, yani farklı kişiler ise her
bir mağdur bakımından ayrı ayrı suç oluşturacaktır. Cinsel saldırı suçu
işlenirken konut dokunulmazlığı da ihlal edilmişse fail ayrıca TCK’nın
116. maddesi gereği konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da so-
rumlu olacaktır.
D. SUÇUN DAHA AĞIR CEZAYI GEREKTİREN HALLERİ
TCK’nın 102/3. maddesinde cinsel saldırı suçunun daha ağır ce-
zayı gerektiren hallerine veya diğer bir ifade ile suçun ağırlaştırıcı ne-
denlerine yer verilmiştir.
Cinsel saldırı suçunu incelerken, suçun “basit” ve “nitelikli” halle-
rini göz önüne alarak ikili bir ayrıma tabi tuttuk. Ancak öğretide bun-
dan farklı olarak, TCK’nın 102/2. maddesinde nitelikli bir halin değil,
suçun basit şeklinden tamamen bağımsız başka bir suçun söz konusu
olduğu belirtilmiştir.
103
1. SUÇUN, BEDEN VE RUH BAKIMINDAN KENDİNİ
SAVUNAMAYACAK DURUMDA BULUNAN
BİR KİŞİYE KARŞI İŞLENMESİ (TCK m. 102/3-a)
Suçun işlenmesinde, “mağdurun” beden ve ruh sağlığı göz önü-
ne alınarak, fiile direnç gösterebilme serbestisinin ortadan kalkmış ol-
ması ve bu hallerin de fail tarafından bilinmesi gerekmektedir. Ruh
bakımından kendini savunamayacak durumunda olma, mağdurun
kendini savunma imkanını tamamen ortadan kaldıracak nitelikte akli
maluliyetinin bulunmasına bağlıdır. Ancak mağdurun saflığı ve de-
neyimsizliği bu kapsamda değerlendirilemez. Beden hastalığında ise
mağdur fiziki anlamda direnç göstermekten yoksun durumdadır. Ör-
102
Tezcan/Erdem/Önok, “suçun nitelikli hali olarak öngörülmüş olsa da, 102/2. maddede
tamamen farklı nitelikte bir suç olduğunu düşünmekte; aynı suç işleme kararına dayana-
rak değişik aralıklarla aynı kişiye yönelik basit ve nitelikli cinsel saldırı gerçekleştiğinde,
zincirleme suç kurallarının uygulanamayacağını” belirtmektedir, bkz. Tezcan/Erdem/
Önok, s. 234.
103
Tezcan/Erdem/Önok, s. 235.
makaleler Abbas KILIÇ
197TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
neğin; mağdurun felçli olması, tabii uyku halinde olması
104
sağır dilsiz
olması, görme engelli olması.
105
TCK, eski TCK’dan farklı olarak “akıl hastalığı” gibi bir ölçüt be-
lirlemediğinden daha geniş bir kapsama sahiptir. Dolayısıyla gerek ge-
çici gerekse kalıcı olsun, gerçek anlamda bir hastalık teşkil etmemekle
birlikte, mağdurun eyleme geçerli bir rıza göstermesi ya da direnmesi
olanağını kısmen ya da tümüyle ortadan kaldıran tüm durumlar bu
kapsamda değerlendirilir.
106
2. SUÇUN KAMU GÖREVİNİN VEYA
HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI GÜVENİN
KÖTÜYE KULLANILARAK İŞLENMESİ
(TCK m. 102/3- b)
Bu konuda, fail ile mağdur arasındaki bazı ilişkilerin varlığı önem
kazanmaktadır. Fail, kamu kudretinin sağladığı yetki ile kamu görevi-
ni
107
ve hizmet ilişkisinin
108
sağladığı güç ve etkiyi kötüye kullanarak bu
suçu işlediğinde söz konusu ağırlaştırıcı neden uygulanacaktır.
104
Yargıtay, tabii uyku halinin mağdurun mukavemet iktidarsızlığını içerdiğine karar
vermiştir, bkz, Toroslu, s. 61.
105
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 155; Sevük, s. 266; Şen, s. 385.
106
Sevük, “mağdurun iradi sarhoşluk ve uyuşturucu madde kullandığı durumlarda gerçekleş-
tirilen cinsel saldırı da ağırlatıcı nedenin uygulanıp uygulanmayacağının tespiti için somut
olayın değerlendirilmesi gerektiğini” düşünürken, bkz. Sevük, s. 266; Tezcan/Erdem/
Önok ise, “bu nitelikli halin uygulanması bakımından mağdurun kendini savunma olana-
ğını kaldırması bakımından kusurunun önem taşımamaktadır… söz gelimi, bir barda fazla
içki içerek sarhoş olan kişiye karşı bu durumundan istifade ederek cinsel saldırı suçunun
işlenmesi durumunda da bu ağırlaştırıcı neden uygulanacağı” kanaatindedir, bkz. Tez-
can/Erdem/Önok s. 237.
107
Bkz. Yarg. 5. CD, 6.5.1986, 1353/2309: “…Jandarma takım komutanı olan sanığın tahki-
kat yapacağından bahisle, karakola getirdiği müdahil üzerindeki nüfuzunu suiistimal etmek
suretiyle ırza geçme suçunu işlediği anlaşılmış ve karar yerinde de böyle bir kabule yer veril-
miş olmasına göre, cezasının özel nitelikleri TCK’nın 417. maddesi yerine genel nitelikteki
251. madde gereğince arttırılması bozmayı gerektirmiştir”, (Savaş-Mollamahmutoğlu,
III, s. 3955), akt. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), dipnot 59, s. 156.
108
Bkz. Yarg. 5. CD, 14.3.1995, 551/660: “…unlu mamuller imalat bölümünde pasta
ustası olan sanık Mevlüt’ün yanında çırak olarak çalışan mağdur Ahmet üzerinde
hüküm ve nüfuzunun bulunduğunun gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir” (Sa-
vaş-Mollamahmutoğlu, III, s. 3955), akt. Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), dipnot
60, s. 156.
Abbas KILIÇ makaleler
198TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
3. SUÇUN ÜÇÜNCÜ DERECE DÂHİL
KAN VEYA KAYIN HISIMLIĞI İLİŞKİSİ İÇİNDE
BULUNAN BİR KİŞİYE KARŞI İŞLENMESİ
(TCK m. 102/3-c)
Cinsel saldırı suçlarında faille yakınlık, bu suçların işlenmesinde
kolaylık sağladığından mağdur üzerindeki nüfuz, güç ve güvenin kö-
tüye kullanılması daha ağır ceza verilmesini gerektirmiştir. Çünkü bu
gibi hallerde hem fiilin gerçekleştirilmesi kolaylaşmakta hem de mağ-
durun direnci daha kolay kırılabilmektedir.
109
4. SUÇUN SİLAHLA VEYA BİRDEN FAZLA KİŞİ
TARAFINDAN BİRLİKTE İŞLENMESİ (TCK m. 102/3-d)
TCK’nın 6/1-f maddesinde silahın tanımı yapılarak, silahtan ne
anlaşılması gerektiği geniş bir biçimde belirlenmiştir. Buna göre: “ateş-
li silahlar, patlayıcı maddeler, saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapıl-
mış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, saldırı ve savunma amacıyla
yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer
şeyler, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol
açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler” silahtır. Silah, nite-
liği gereği failin suçu işlemesinde mağdur üzerinde korku yaratarak
onun direncinin kırılmasına kolaylık sağlamakta ve direnmesine en-
gel olmaktadır. Bu sebeple de silahın somut olayda doğrudan doğruya
kullanılmasına gerek yoktur. Örneğin suçun, silahın kılıfı içinde teşhir
edilerek işlenmesi veya gerçeğine çok benzeyen oyuncak bir silahı teş-
hir ederek işlenmesi durumunda da bu ağırlaştırıcı hüküm uygulana-
caktır.
110
Cinsel saldırı suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlen-
mesi daha ağır ceza gerektiren diğer bir durumdur. Buna göre, bu su-
çun en az iki fail tarafından birlikte işlenmesi durumunda ağırlaştırıcı
nedenden söz edilebilecektir. Cinsel saldırının bir başkasını “azmettire-
rek” veya bir başkasına “yardım eden” sıfatıyla iştirak edilerek işlenme-
si durumunda söz konusu ağırlaştırıcı nedenin uygulanması mümkün
109
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 156; Sevük, s. 267.
110
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 157; farklı görüşte ise, “failin silahlı olması yet-
mez, ayrıca cinsel saldırı fiili silah kullanılarak işlenmiş olması gerektiği” ifade edilmekte-
dir, bkz. Toroslu, s. 61.
makaleler Abbas KILIÇ
199TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olmayacaktır. Ancak sanıklardan birinin isnat kabiliyetine sahip olma-
ması ağırlaştırıcı nedenin uygulanmasına engel değildir.
111
E. CİNSEL SALDIRI SUÇUNUN
NETİCESİ İTİBARİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALLERİ
1. MAĞDURUN BEDEN VEYA RUH SAĞLIĞININ
BOZULMASI (TCK m. 102/5)
Cinsel saldırı sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının
bozulması hâlinde faile verilecek ceza artırılacaktır. Ancak bu du-
rumda, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar dolayısıyla sorumluluk için
TCK’nın 23. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi gerek-
mektedir. Failin sorumlu olabilmesi için netice konusunda en azından
taksirli kabul edilebilmesi gerekecektir. Yani kastının çerçevesini aşan
sonuçtan sorumluluğu için aşan kısım itibariyle hiç olmazsa taksirli
olduğunun kabul edilmesi gerekecektir.
112
Failin öngördüğü neticeden
daha ağır bir netice meydana geldiğinde, neticenin fail tarafından ön -
görülüp öngörülemeyeceğine bakılacaktır. Failin, neticeyi öngörüp,
olursa olsun iradesi ile hareket etmesi durumunda, gerçekleşen ağır
neticeden, olası kastla hareket etmesi sebebiyle sorumlu tutulması söz
konusu olacaktır.
Cinsel saldırı sırasında meydana gelen sıyrıklar ve ekimozlar cebir
ve şiddetin doğal sonucu olarak kabul edildiği ölçüde bu ağırlaştırıcı
hüküm uygulanmaz. eski TCK’da cezanın ağırlaştırılmasını gerekti-
ren, “fiilin bir marazın bulaşması sonucuna yol açması”;
113
“mağdurun sağ-
lığında önemli bir eksikliğe neden olması”;
114
“maluliyete ve mayubiyete yol
açması”
115
hallerine TCK’da yer verilmemiştir.
111
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 158; Toroslu, s. 62; Tezcan/Erdem/Önok, s.
239; Sevük, s. 267; Şen, s. 387.
112
Sevük, s. 268; Gürkan/Uğuz, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.
htm.
113
“…bu durumda mağdurun hastalık kapması söz konusudur. Hastalığın bizzat failden geç-
miş olması aranmaz, çevreden veya kullanılan vasıtalardan da kaynaklanabilir. Fail kendi-
sinde bu hastalığın (AIDS, belsoğukluğu, frengi, cüzam, verem vb.) var olduğunun bilerek,
bunun mağdura da geçmesini istiyorsa bu durumda ayrıca hastalığın niteliğine göre, kasten
öldürme veya kastan müessir fiilden de söz edilecektir”, bkz. Artuk/Gökcen/Yenidünya,
(2003), s. 803
114
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2003), s. 803.
115
“Maluliyet halinde mağdurun bir uzvu, fiil sebebiyle devamlı arızaya uğramakta ve
Abbas KILIÇ makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Mağdurun ruh sağlığının bozulması uygulamaya bırakılmış olsa
da psikolojik anlamda travmanın ne zaman meydan geldiğinin tespiti
sorunlara yol açabilecektir. Öğretide ise, her cinsel saldırı sonucu mağ-
durda ruhsal çöküntü meydana geleceğinden, psikolojik bozukluğun
ölçüsünün akıl hastalığı olup olmadığı sorgulanmakla beraber;
116
kalıcı
ruhsal bozukluğun bulunmasının esas alınarak fiile maruz kalan ki-
şinin evlilikten veya karşı cinsle bir arada bulunmaktan soğumasının
kalıcı olması ölçütünün bulunması gerektiği de ifade edilmektedir.
117
Yargıtay kararlarında da yerleşmiş bir uygulama ile mağdurun be-
den veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespiti için Adli Tıp
Kurumu’ndan rapor alınması gerektiği vurgulanmıştır.
118
eski TCK’dan farklı olarak TCK’da, “kızlığın bozulması” ağırlatıcı
bir neden (eski TCK m. 418) veya bağımsız bir suç (eski TCK m. 423)
olarak kabul edilmemiştir..
2. MAĞDURUN BİTKİSEL HAYATA GİRMESİ
VEYA ÖLMESİ (TCK m. 102/6)
Cinsel saldırı sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya öl-
mesi durumunda, suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali söz konusu
olacaktır. Bunun için de fiil ile mağdurun bitkisel hayata girmesi veya
ölüm neticesi arasında nedensellik bağı olmalıdır. Örneğin, cinsel sal-
dırı sonrasında mağdurun intihar etmesi bu kapsamda değerlendiril-
memektedir. Ancak cinsel saldırı suçu işlendikten sonra suçun ortaya
çıkmaması için mağdur öldürülmüşse, hem cinsel saldırı hem de nite-
likli kasten öldürme suçundan dolayı (TCK m. 82/g) faile ceza verilir
ve bu durumda TCK 102/6 uygulanmaz.
119
tedavisi mümkün olmamaktadır. Mayubiyet ise bir uzvun fizyolojik fonksiyonuna
herhangi bir zarar gelmeden o uzvun estetik güzelliğinin ya da şeklinin bozulması
(Yargıtay, ırza geçme ve ırza tasaddi suçlarında kızlığın bozulmasını mayubiyet
olarak nitelendirmekteydi. Bkz. YCGK. 10.2.1992, 357/21) Bkz. Artuk/Gökcen/Ye-
nidünya, (2003), s. 804.
116
Öztürk, s. 144; Aydın, s. 145; Hafızoğulları, s. 6.
117
Adli tıp uzmanlarına göre, kalıcı ruhsal bozukluğun bulunup bulunmadığı kişi-
den kişiye değişmekle birlikte iki ile altı ay arasında devam eden tedaviye rağmen
iyileşme gerçekleşmemişse ruhsal bozukluğun varlığı kabul edilmektedir.Bkz. Ar-
tuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 159.
118
Yargıtay kararları için bkz. (5. CD, 25.1.2006, 2005/19291 E. ;2006/186 K.), (5. CD,
25.1.2006, 2005/16112 E. ;2006/182 K.), (5. CD, 2.2.2006, 2005/16884 E. ;2006/517
K.), (5. CD, 225.1.2006, 2005/19115 E. ;2006/181 K.), Artuç/Gedikli, s. 102-108.
119
Tezcan/Erdem/Önok, s. 242; Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 160.
makaleler Abbas KILIÇ
201TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Failin, suçu işlerken kullandığı vasıtalar dolayısıyla bitkisel hayat
veya ölüm vukua geldiğinde de bu hüküm uygulanmaz. Ayrıca cinsel
saldırının tamamlanmış olması ile teşebbüs aşamasında kalmış olması
arasında bu hükmün uygulanması açısından da fark yoktur.
120
Bitkisel
hayat kavramı açısından da kasten yaralama suçunun nitelikli halleri
uygulama bulur.
F. EVLENMENİN ETKİSİ, KOVUŞTURMA VE YAPTIRIM
eski TCK’nın 434. maddesinde ırza tasaddi veya ırza geçme su-
çunda fail ile mağdurun evlenmesi bir cezasızlık nedeni olarak sayıl-
maktaydı. TCK ise bu konuda farklı bir düzenleme getirerek fail ile
mağdurun evlenmesi bakımından kamu davasını veya cezayı ortadan
kaldıran bir sonuç öngörmemiştir.
121
Cinsel saldırı suçunun basit şeklinde fail ile mağdurun evlenmesi
kovuşturmaya bu hüküm uyarınca engel teşkil etmeyecektir. Ancak
bu ihtimalde şikâyetten vazgeçme mümkündür. Suçun nitelikli şekli
açısından soruşturma ve kovuşturma, fiilin evlilik birliği içinde ger-
çekleştirilmiş olup olmamasına göre farklılık gösterecektir. Evlilik bir-
liği içinde gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı suçunda soruşturma ve
kovuşturma için şikayet aranırken, diğer nitelikli hallerde ise şikayet
aranmamakta, resen takip yapılmaktaydı. Ancak Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun 2007 tarihli kararında yeni bir uygulamaya yol açmıştır.
Buna göre: “Eşe karşı silahla, nitelikli cinsel saldırıda bulunulması duru-
munda; silahla, birden fazla kişi tarafından cinsel saldırı suçunun işlenmesi
halinde; kardeşe, anneye ve babaya cinsel saldırı suçunda; kamu görevlisinin
nüfuzu altında bulunan kişilere karşı cinsel saldırı suçunda; beden ve ruh ba-
kımından kendisini savunamayacak durumdaki kişilere cinsel saldırı suçunda
artı şikayet şartı aranmayacaktır”.
122
Suçun basit şeklinin (TCK m. 102/1) müeyyidesi “iki yıldan yedi
yıla kadar hapistir”. Nitelikli cinsel saldırı suçunun müeyyidesi (TCK m.
102/2) ise “yedi yıldan on iki yıla kadar hapistir”. Suçun (TCK m. 102/3)
120
Artuk/Gökcen/Yenidünya, (2006), s. 160.
121
“…cinsel saldırının temel şeklinin eşler arasında işlenmesini cezalandırmayan bir anlayı-
şın, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasında evliliğin gerçekleşmesine rağmen,
niçin faili cezalandırma yoluna gittiğini anlamak mümkün gözükmemektedir”, eleştirisi
için bkz. Tezcan/Erdem/Önok, s. 243.
122
Bkz. http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=7464 , (16.102007).
Abbas KILIÇ makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
daha ağır cezayı gerektiren hallerinde ise faile verilecek ceza “yarı ora-
nında” artırılır.
Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağ-
layacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda, faile “cinsel
saldırı suçunun yanı sıra kasten yaralama suçunun cezası” da verilir.
Suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali olan mağdurun ruh veya be-
den sağlığının bozulmasına yol açması durumunda fail “on yıldan az
olmamak üzere hapis” cezası ile cezalandırılır. Cezanın üst sınırının
belirlenmemiş olması sebebiyle de TCK’nın 49. maddesi gereği üst
sınır en fazla “yirmi yıl hapis” olarak kabul edilir. Cinsel saldırı suçu
sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda ise
fail “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası ile cezalandırılır.
KAYNAKLAR
Akal, Cemal Bali, Siyasi İktidarın Cinsiyeti, Ankara 1994.
Artuç, Mustafa/ Gedikli, Cemil, TCK-CMK-CGİK-ÇKK ve 5560 Sayılı
Kanunla Getirilen Yenilikler, Ankara 2007.
Artuk, Mehmet Emin, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Temel İlkeleri, Hu-
kuk ve Adalet Dergisi, S. 5, 2005, s. 11-19
Artuk, Mehmet Emin/ Yenidünya, Caner, Evlilik İçinde Irza Geçme,
in: Cumhuriyet’in 75. Yıl Armağanı, İstanbul 1999, s. 57-70.
Artuk, Mehmet Emin/ Gökcen, Ahmet/ Yenidünya, Caner, Ceza Hu-
kuku Özel Hükümler, Ankara 2003.
Artuk, Mehmet Emin/ Gökcen, Ahmet/ Yenidünya, Caner, Ceza Hu-
kuku Özel Hükümler, Ankara 2006.
Aydın, Öykü Didem, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Hukuki
Perspektifler Dergisi, S. 2, 2005.
Bayraktar, Köksal, Kadına Karşı Şiddet, in: İnsan Hakları Hukuku ve Ka-
dın, İstanbul 2003, s. 65-72.
Can, Cahit, Toplumsal İnsanın Evrensel Doğası ve Cinsel Suçlar, Ankara
2002.
Centel, Nur, Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması, in: Kenan
Tunçomağ’a Armağan, İstanbul 1997, s. 59-70.
makaleler Abbas KILIÇ
203TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Dinçkol, Bihteran Vural, Kadının İnsan Hakları, in: İnsan Hakları Huku-
ku ve Kadın, İstanbul 2003, s. 13-19.
Dönmezer, Sulhi, Ceza Hukuku Özel Kısım, İstanbul 1983.
Evik, Ali Hakan, Ceza Kanunumuz ve Kadın, in: Çetin Özek Armağanı,
İstanbul 2004, s. 349-365.
Fromm, Erich, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri, (Çev. Şükrü Alpagut), İs-
tanbul 1993.
Godenzi, Alberto, Cinsel Şiddet, (Çev. Sultan Kurucan-Yakup Coşar),
İstanbul 1992.
Gürkan, Şeref/Uğuz, Ahmet, Yeni Ceza Yasamızda Cinsel Suçlar, Ada-
let Dergisi, S. 27, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/27_sayi.
htm.
Hafızoğulları, Zeki, Beşeri Cinsellik ve Yeni Türk Ceza Kanunu, http://
www.abchukuk.com/cezahukuku/cinsel-suclar.html.
Kocasakal, Ümit, TCK Sistematiği ve Sorunları Üzerine Söyleşi, Ankara
Barosu Hukuk Gündemi Dergisi, 2006, S. 4, s. 44-49.
Köknel, Özcan, Kaygıdan Mutluluğa Kişilik, İstanbul 1999.
Mahmutoğlu, Fatih, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Hukuka Uy-
gunluk Nedenleri, Hukuk ve Adalet Dergisi, 2005, S. 5, s. 42-61.
Nuhoğlu, Ayşe, Türk Ceza Kanunu’nda ve 2002 Tasarısında Cinsel
Suçlar, in: Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, s. 609-641.
Okumuş, Hülya, Cinsel Suç Faillerinde Kişilik Yapısı-Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul 1994.
Özgenç, İzzet, Gerekçeli Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004.
Öztürk, Bahri, TCK Reformu, Türkiye Barolar Birliği Panel, 1. Kitap, An-
kara 2004, s. 138-171.
Polat, Oğuz, Klinik Adli Tıp-Adli Tıp Uygulamaları, Ankara 2006.
Sancar, Türkan Yalçın, TCK Tasarısının (2000) Bazı Hükümleri Hakkın-
da Düşünceler, http://auhf.ankara.edu.tr/dergiler/auhfd-arsiv/
AUHF-2002-51-03/AUHF-2002-51-03-TSancar.pdf.
Seminara, Sergio, İtalyan Ceza Kanunu Reformları, Hukuki Perspektifler
Dergisi, S. 3, 2005, s. 202-206.
Sevük, Handan Yokuş, 5237 Sayılı TCK’da Cinsel Saldırı ve Cinsel Ta-
ciz Suçları, TBB Dergisi, S. 57, s. 243-282.
Abbas KILIÇ makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Şen, Ersan, Yeni TCK’nın Yorumu, Cilt I, İstanbul 2006.
Tezcan, Durmuş/ Erdem, Mustafa/ Önok, Murat, 5237 Sayılı TCK’ya
göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2006.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Türleri, Hukuk ve Adalet Dergisi, S. 5,
2005, s. 61-65.
Ünver, Yener, Ceza Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer,
Ankara 2003.
Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Ankara, 2001.
Yumul, Arus, Savaş ve Kadın, Hukuk ve Adalet Dergisi, S. 1, 2004, s. 39-
53.