1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu384
1982 ANAYASASI’NDA
CUMHURBAŞKANININ SORUMSUZLUĞU
IRRESPONSIBILITY OF THE PRESIDENT IN 1982 CONSTITUTION
Ş. Cankat TAŞKIN
∗
Özet: Bu çalışmanın amacı, cumhurbaşkanının 1982 Anaya
sası’na göre sorumsuzluğunu irdelemektir. Çalışmada, cumhurbaş
kanının sorumsuzluğu irdelenirken öncelikle cumhurbaşkanının par
lamenter sistemdeki konumu ve sorumsuzluktan ne anlaşılması ge
rektiği; (sorumsuzluğun tanımı) üzerinde durulmuş; ardından Türk
Anayasa tarihi açısından devlet başkanının sorumsuzluğuna değinil
miştir. Bu bağlamda, 1878 Kanuni Esasi, 1909 Kanuni Esasi; 1921, 1924
ve 1961 Anayasalarında devlet başkanının sorumsuzluğu üzerinde
durulmuştur. Devlet başkanının sorumsuzluğunun karşılaştırmalı hu
kuktaki görünümlerine de bu başlık altında değinilmiştir.
Çalışmanın kapsamını genişletmemek adına milletvekili, bakan
ve başbakan sorumsuzluğu ile dokunulmazlığı konuları ayrıntılı ola
rak incelenmemiştir. Yalnızca yeri geldikçe bu konu Cumhurbaşkanı
sorumsuzluğu açısından değerlendirilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanının sorum
suzluğu, sorumsuzluk, vatana ihanet kavramı.
Abstract: The purpose of this study, to examine the irrespon
sibility of the President according to the 1982 Constitution. While
examining the responsibility of the President in that study, at first
the position of the President in parliamentary system and the issue
of what should be understood from irresponsibility (the definition
of the irresponsibility) are touched upon. Then the irresponsibility
of the President in respect of Turkish Constitutional history is dealt
with. In this context the irresponsibility of the President is exami
ned according to 1897 Basic Law, 1909 Basic Law and the Constituti
ons adopted in 1921, 1924 and 1961. Approaches of the irresponsibi
*
Av., Bursa Barosu, Kocaeli Üniversitesi Kamu Hukuku doktora öğrencisi.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 385
lity of the President in comparative law is also touched upon.
In order not to expand scope of that study, the immunities of
members of parliament, ministers and prime minister are not scruti
nized in detail. Those are taken into consideration in aspect of the ir
responsibilty of the President.
Keywords: President, irresponsibility of the president, irres
ponsibility, the concept of treason.
GİRİŞ
Bu çalışmanın amacı, cumhurbaşkanının 1982 Anayasası’na göre
sorumsuzluğunu irdelemektir. Çalışmada, cumhurbaşkanının sorum-
suzluğu irdelenirken öncelikle cumhurbaşkanının parlamenter sis-
temdeki konumu ve sorumsuzluktan ne anlaşılması gerektiği; (sorum-
suzluğun tanımı) üzerinde durulmuş; ardından Türk Anayaasa Tari-
hi açısından devlet başkanının sorumsuzluğuna değinilmiştir. Bu bağ-
lamda, 1878 Kanuni Esasi, 1909 Kanuni Esasi; 1921, 1924 ve 1961 Ana-
yasalarında devlet başkanının sorumsuzluğu üzerinde durulmuştur.
Devlet başkanının sorumsuzluğunun karşılaştırmalı hukuktaki görü-
nümlerine de bu başlık altında değinilmiştir.
Çalışmanın kapsamını genişletmemek adına milletvekili, bakan ve
başbakan sorumsuzluğu ile dokunulmazlığı konuları ayrıntılı olarak
incelenmemiştir. Yalnızca yeri geldikçe bu konu Cumhurbaşkanı so-
rumsuzluğu açısından değerlendirilmiştir.
I. BÖLÜM
A. Cumhurbaşkanının Parlamenter Sistemdeki Rolü
1. Genel Olarak
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun anlaşılabilmesi için cum-
hurbaşkanının parlamenter sistemdeki rolü üzerinde durmak gerek-
mektedir.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu386
Devlet başkanı, parlamenter sistemde yürütme erki içerisinde yer
alır. Parlamenter sistem, yürütmeyi devlet başkanı ile kurul arasında
paylaştırmıştır. Buna göre, yürütmenin bir kanadında siyasi açıdan so-
rumsuz devlet başkanı yer alırken; diğer kanadında ise kurul (bakan-
lar kurulu, hükümet) yer alır.
1
Sistemin monarşi veya cumhuriyet ol-
masına göre devlet başkanı ya hükümdar ya da cumhurbaşkanı adı-
nı alır.
Türkiye’de 1982 Anayasası’na göre sorumsuz kanatta cumhurbaş-
kanı; sorumlu kanatta ise başbakan ve bakanlar kurulu yer almaktadır.
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın 104. maddesi gereğince, devlet or-
ganları arasındaki eşgüdümü, devlet organlarının düzenli ve uyum-
lu çalışmasını gözetmek; düzenli işleyişini düzenlemek ve sağlamakla
yükümlüdür.
2
Cumhurbaşkanının bu görevi “temsil” ve “gözetme” gö-
revi olarak iki başlıkta incelenebilir.
3
Temsil görevinden, “devletin başı”
sıfatıyla ülkeyi içeride ve dışarıda temsil etmek; gözetme görevinden
ise anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu ve düzen-
li çalışmasını gözetme görevi anlaşılır.
4
Cumhurbaşkanı, bu görevini yapabilmesi için, tarafsız kişi-
ler arasından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı, simgesel yetkiler kulla-
nan, partizanlıktan uzak, güvenilir ve tarafsız bir konumda olmalıdır.
5
Ancak 1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanının yetkileri, klasik parla-
menter sistemdeki devlet başkanının yetkilerine göre çok genişletilmiş
ve cumhurbaşkanı adeta “yürütmenin ajanı” durumuna getirilmiştir.
6
Öyle ki cumhurbaşkanına çoğu parlamenter sistemde devlet başka-
nının sahip olmadığı sorumsuzluk verilmiş ve böylece Türkiye’deki
1
Önder, Salih, Türk Parlamenter Sisteminde Cumhurbaşkanının Rolü, Turhan Kitabevi,
Ankara 2007, s. 11.
2
Kanadoğlu, Sabih, “Cumhurbaşkanının Cezai Sorumluluğu”, Cumhuriyet Gazetesi,
25 Nisan 2007, s. 2.
3
Atar, Yavuz, “Türk Anayasal Sisteminde Cumhurbaşkanının Seçimi, Görev Süre-
si, Yetkileri ve Parlamenter Sistem Gerekleri Doğrultusunda Değişiklik Önerileri”,
TBMM Anayasa Hukuku I. Uluslararası Sempozyumu, 22-24 Nisan 2003, TBMM Baş-
kanlığı Yayınları, Yayın No: 1, s. 317.
4
Atar, Cumhurbaşkanı, s. 317.
5
Kalaycıoğlu, Ersin, Cumhurbaşkanı Seçimi Öncesi Cumhurbaşkanlığı, TBB Yayınları,
Sempozyum, 12-13 Ocak 2007, Ankara, s. 177.
6
Kalaycıoğlu, Sempozyum, s. 179.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 387
parlamenter sistem, kendine özgü bir “yarı-parlamenter sistem” haline
gelmiştir.
7
2. Sorumsuzluk Kavramı ve Tanımı
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu, cumhurbaşkanının göreviyle
ilgili sözlerinden, eylemlerinden ve işlemlerinden ötürü hukuki veya
cezai anlamda herhangi bir soruşturmaya veya kovuşturmaya tabi tu-
tulmaması anlamında kullanılmaktadır. Sorumsuzluk, “siyasi sorum-
suzluk” olarak değerlendirilmelidir.
8
Ancak sorumsuzluğun cezai yönü
de bulunmaktadır.
9
Sorumsuzluk, parlamenter sistemin gereğidir.
10
Sorumsuzluk süreklidir; görev süresi bitince de görevi dönemin-
deki, göreviyle ilgili söz ve eylemlerinden dolayı kovuşturulmamayı
içerir.
Diğer yandan, cumhurbaşkanı sorumsuzluğunun tek ayrıksısı va-
tana ihanet kavramıdır. Cumhurbaşkanı, 1982 Anayasası’na göre an-
cak vatana ihanet ile suçlandırılabilir. Bunu da TBMM üye tamsayı-
sının 1/3’ünün önerisi ve 3/4’ünün kararı ile yapabilir.
11
Bu da 184
milletvekili tarafından suçlandırılacağı, 414 milletvekili tarafından da
Yüce Divan’a sevk edileceği anlamına gelmektedir.
Benzeri bir düzenleme, 27 Aralık 1947 tarihli İtalyan Anayasası’nın
90
12
maddesinde de bulunmaktadır. Yunan Anayasası’nın 49. mad-
desinde
13
“vatana ihanet ve anayasanın kasten zedelenmesi”; 1958 tarih-
7
Kalaycıoğlu, Sempozyum, s. 180.
8
Atar, Cumhurbaşkanı, s. 328.
9
Soysal, Mümtaz, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1997,
s.226.
10
Kerse, Ahmet, Türkiye’de 1961 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı, Doktora Tezi, İs-
tanbul 1973, s.129.
11
Konu, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.
12
Maddeye göre, İtalyan Cumhurbaşkanı göreviyle ilgili suçlarından dolayı sorum-
lu tutulamaz. Bunun tek istisnası devlete yüksek ihanetidir. Bu durumda Cum-
hurbaşkanı meclislerin birleşik toplantısında nitelikteki çoğunluğu ile alacakları
kararla suçlandırılabilir. (http://www.servat.unibe.ch/law/icl/it00000_.html Eri-
şim tarihi: 05.12.2009).
13
http://confinder.richmond.edu/confinder.html (Erişim tarihi: 07.12.2009); aynı
yönde Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu388
li Fransız Anayasası’nın
14
68. maddesinde “vatana ihanet” suçlarından
ötürü cumhurbaşkanının suçlandırılabileceği belirtilmektedir. An-
cak şunu da belirtmek gerekir ki ne İtalyan Anayasası’nda ne Yunan
Anayasası’nda ne de Fransız Anayasası’nda ve ilgili ceza yasalarında
vatana ihanet kavramı tanımlanmıştır.
15
Belirtmek gerekir ki cumhurbaşkanının görevi dışındaki söz, ey-
lem ve davranışları nedeniyle hem cezai hem de hukuki anlamda so-
rumluluğu vardır.
16
1982 Anayasası’nın uygulaması da bu yöndedir.
Parlamenter sistemde devlet başkanının sorumsuzluğunun te-
melinde, devlet başkanının sembolik bir statüde olması yatmaktadır.
Kamu hukukundaki “yetkide ve sorumlulukta paralellik ilkesi” gereğince,
sembolik yetkileri olan bir kişinin sorumsuz olması da doğaldır.
17
Zira
sorumsuzluktan amaçlanan devlet başkanını mutlak olarak korumak
değildir; yürütme organının başı olan devlet başkanının istikrarını ve
devamlılığını sağlamaktır.
Parlamenter sistemlerde devlet başkanının göreve geliş şekli önem
taşımamaktadır. Seçimle de gelse meclis tarafından da seçilse devlet
başkanının siyasi bakımdan sorumsuzluğu kabul edilir. Ayrıca, par-
lamenter sistemde devlet başkanının sorumsuzluğunun kabul edilme-
sinin nedeni, devlet başkanına dilediği gibi hareket olanağı tanıyarak
ona ayrıcalıklı bir statü kazandırmak değil, görevini daha iyi yerine
getirebilmesi için ona her türlü tartışmanın ve siyasi partilerin üstün-
de, tarafsız bir statü kazandırmaktır.
18
Parlamenter monarşilerde devlet başkanının sorumsuzluğu mut
lakken,
19
parlamenter cumhuriyetlerde sorumsuzluk mutlak değildir.
20
Kural sorumsuzluk olmakla birlikte, bunun ayrıksısı vatana ihanettir.
14
http://www.assemblee-nationale.fr/english/8ab.asp#IX
Erişim tarihi: 07.12.2009).
15
Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2.
16
Konuyla ilgili öğretide farklı görüşler öne sürülmüştür. Görüşler, ayrıntısıyla çalış-
manın ilerleyen kısımlarında değerlendirilecektir.
17
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 14.
18
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 113.
19
Şahin, Kemal, “Cumhurbaşkanının Cezai Sorumluluğu”, Prof. Dr. Vecdi Aral’a Ar-
mağan, KOUHF, Kocaeli 2001, s. 247.
20
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 133.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 389
Hatta parlamenter sistemin beşiği sayılan İngiltere’de devlet başkanı-
nın sorumusuzluğu “The King can do no wrong” (Kral Kötülük yapmaz)
adlı özdeyişle ifade edilmekte
21
ve “Kral kendi eliyle bir adam öldürürse
bundan belki başbakan sorumlu olur; fakat başbakanı öldürürse bundan kim-
se sorumlu olmaz” diyerek de devlet başkanının mutlak sorumsuzluğu
ilkesi dile getirilmektedir.
22
Sorumsuzluğun sonuçlarını kısaca özetlemek yararlı olur. Bunlar-
dan ilki cumhurbaşkanının seçildiği süre içinde vatan hainliği dışın-
da azlolunamaması; ikincisi ise cumhurbaşkanının eylem ve işlemle-
rinden siyasi sorumluluğun başbakana ve bakanlara ait olmasıdır.
23
Konu, çalışmanın kapsamında ayrıntılı olarak değerlendirildiğinden
ayrıntısına burada girmiyoruz.
B. Anayasal Gelişimde Devlet Başkanının Sorumsuzluğu
Türk Anayasa tarihi açısından devlet başkanının sorumsuzluğu
konusu incelenirken, süreci 1876 Tarihli Kanuni Esasi’den (KE) baş-
latıp 1982 Anayasası’ndaki duruma kadar incelemek gerekmektedir.
1876 tarihli KE’de tüm yetkiler padişah bünyesinde toplanmıştır.
Bunun bir sonucu olarak da 1876 KE’de 5. madde ile “Zatı hazreti padi-
şahının nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür” denerek padi-
şahın dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu güçlendirilmektedir.
24
Ancak
bu madde ile klasik parlamenter sistemin temel unsurlarından olan
“devlet başkanının sorumsuzluğu” KE’de yer almıştır.
25
Hatta bu öyle bir
sorumsuzluktur ki padişah anayasaya bağlılık yemini dahi etmemek-
tedir. KE’deki sorumsuzluk, klasik parlamenter sistemdeki sorumsuz-
luktan farklıdır. Çünkü klasik parlamenter sistemde, devlet başkanı-
nın yetkileri sembolikken, KE’de bu yetkiler sınırsızdır ve padişah bü-
tün yetkilerle kuvvetlerin sahibidir.
21
Özbudun, Ergun; “Cumhurbaşkanının Sorumluluğu ve Sorumsuzluğu”, Türkiye’nin
Anayasa Krizi, (2007-2009), Liberte Yayınları, 1. Baskı, Ekim 2009, s. 239.
22
Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Yayıncılık, 5. Baskı, İstanbul 1998, s. 401.
23
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 136.
24
Parla, Taha, Cumhurbaşkanı ve Parlamenter Sistem, Atila Kitabevi, Ankara 1999, s. 38.
25
Tanör, Bülent, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, YKY, 2. Baskı, İstanbul, Ekim
2008, s. 143.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu390
1909 Kanuni Esasisi’nde ise 1876’ya göre padişahın sorumsuzluğu
ise günümüz parlamenter rejimlerine benzer şekilde düzenlenmiştir.
Ancak yine de padişahın devletin en yetkili organı olarak sorumsuzlu-
ğu ilkesi korunmuştur.
26
(1909 KE m. 5)
1921 Anayasası’nda ise devlet başkanının sorumsuzluğuna iliş-
kin açık bir düzenleme yoktur.
27
Bunun en temel nedeni olarak, 1921
Anayasası’nın ruhunu egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması-
nın oluşturması ve egemenliğin sahibi olarak saltanat makamından
söz edilmiyor olması nedeniyle padişahlığın kendiliğinden ortadan
kalkmaması olarak gösterilebilir.
28
1924 Anayasası’nda ise
29
cumhurbaşkanının vatana ihanet dışında
sorumluluğu olmadığı esası kabul edilmiştir. Anayasa’nın 39. madde-
si gereğince cumhurbaşkanının bütün işlemlerinin ilgili bakan ve baş-
bakan tarafından imzalanması şarttır ve doğacak her türlü hukuki, si-
yasi, cezai sorumluluk ilgili bakana veya başbakana ait olacaktır. An-
cak Anayasa’nın 41. maddesine göre, cumhurbaşkanının vatana ihanet
durumunda TBMM’ye karşı sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Ancak
1924 Anayasası’nda cumhurbaşkanı açısından en dikkat çeken konu,
cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlu tutulması gerekir-
se Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen milletvekili dokunulmaz-
lığı ile ilgili hükümlere göre hareket edileceğini belirterek cumhurbaş-
kanının milletvekili dokunulmazlığından yararlanacağının kabul edil-
mesidir.
1961 Anayasası da parlamenter sisteme uymuş ve cumhurbaşka-
nının vatana ihanet dışında sorumluluğunun olmadığını kabul etmiş-
tir. 98. maddeye göre,
30
cumhurbaşkanı göreviyle ilgili suçlardan ötü-
rü sorumlu değildir. Cumhurbaşkanının tüm kararları başbakan ve il-
26
Koçak, Mustafa, Batı’da ve Türkiye’de Egemenlik Anlayışının Değişimi, Devlet ve Ege-
menlik, Seçkin Yayınları, Ankara 2006, s. 180.
27
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 134.
28
Okandan, Recai Galip; Umumi Amme Hukuku, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1968, s.
346.
29
Batum, Süheyl/ Yüzbaşıoğlu, Necmi, Anayasa Hukuku’nun Temel Metinleri, Beta
Yayıncılık, İstanbul 1997, s. 12.
30
Batum/Yüzbaşıoğlu, Temel Metinler, s. 56.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 391
gili bakanlar tarafından imzalanır ve bunlardan başbakan veya ilgili
bakan bizzat sorumludur.
Kişisel suçlarından ötürü ise cumhurbaşkanı her vatandaş gibi hu-
kuki ve cezai sorumluluğa sahiptir.
31
1961 Anayasası’nın 99. maddesi-
ne göre, “Cumhurbaşkanı TBMM üye tamsayısının 1/3’ünün teklifi ve üye
tamsayısının 2/3’ünün kararı ile, Meclislerin birleşik toplantısı üzerine Yüce
Divan’a sevk edilir”.
32
II. BÖLÜM
A. 1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu
1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanının siyasi sorumsuzluğu 105.
maddede düzenlenmiştir. Buna göre; “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve
diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek
başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve
ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumlu-
dur. Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Ana-
yasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz. Cumhurbaşkanı, va-
tana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az
üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği ka-
rarla suçlandırılır.”
Bu durumda, cumhurbaşkanının sorumsuzluk hallerini üç temel
başlıkta incelemek gerekmektedir. Bunlardan ilki siyasi sorumluluk;
ikincisi cezai sorumluluk; üçüncüsü de hukuki sorumluluktur. Cezai
ve hukuki sorumluluk hallerini de iki alt başlıkta değerlendirmek ve
cumhurbaşkanının görev suçlarıyla ilgili cezai ve hukuki sorumlulu-
ğu ile görev suçları dışındaki suçlarındaki cezai ve hukuki sorumlulu-
ğunu değerlendirmek gerekmektedir. İnceleme, aşağıda bu tablo esas
alınarak yapılmıştır.
31
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 48.
32
Batum/Yüzbaşıoğlu, Temel Metinler, s. 57.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu392
1. Cumhurbaşkanının Siyasi Sorumluluğu
Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu, 1982 Anayasası’nın 105.
maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.
Siyasi sorumluluk, cezai ve hukuki sorumluluktan farklı olarak
konu itibarıyla sınırlandırılmamış bir sorumluluktur.
33
Parlamenter sis-
temde cumhurbaşkanı siyasi açıdan sorumluluk taşımadığı için, cum-
hurbaşkanının görevine parlamento tarafından son verilemez. Ancak
parlamento, bazı yollara başvurarak cumhurbaşkanını istifaya zorla-
yabilir. Örneğin cumhurbaşkanının atadığı hükümetlere parlamento
sürekli olarak güvensizlik oyu vererek ya da başbakan veya ilgili ba-
kanların cumhurbaşkanının işlemlerine sürekli olarak imza atmama-
ları gibi araçlar kullanılarak cumhurbaşkanı istifaya zorlanabilir.
34
An-
cak bu durumda cumhurbaşkanı istifa etmezse, parlamentonun veya
hükümetin yapabileceği bir şey yoktur. Zira bu tür bir zorlama huku-
ki değil, psikolojik bir zorlamadır.
35
Anayasa’nın 105. maddesinden çıkan anlama göre, cumhurbaş-
kanının görevi sırasında vatana ihanet dışında herhangi bir siyasi so-
rumluluğu yoktur. Bu sorumluluk da çok sıkı koşullara bağlanmıştır.
Bu koşullar yalnızca şeklen değil, özü itibarıyla da sıkı koşullardır. Bir
cumhurbaşkanının vatana ihanetten sorumlu tutulması için TBMM
üye tamsayısının 1/3’ünün teklifi ile suçlandırılması, yine TBMM üye
tamsayısının 3/4’ünün kararı ile de Yüce Divan’a sevk edilmesi söz
konusu olabilir.
Parlamenter sistemde sorumlulukta ve yetkide paralellik ilkesi
egemendir. Bu bağlamda, sorumluluğu olmayan birine yetki verilme-
si de söz konusu olamaz. Bu nedenle de cumhurbaşkanının kararları-
nın uygulanabilmesi için, bu kararlardan doğan sorumluluğu üstlene-
cek birine gereksinim duyulur. Bu sorumluluk da parlamenter sistem-
de başbakana ve bakanlar kuruluna aittir. Başbakan veya bakanlar ku-
rulu, cumhurbaşkanının kararlarını gerektiğinde imzalar ve doğacak
siyasi sorumluluğu üstlenirler. Bakanların bu eylemlerinden ötürü ce-
33
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 112.
34
Gözler, Kemal, Cumhurbaşkanı Hükümet Çatışması (Cumhurbaşkanı Kararnameleri İm-
zalamayı Reddedebilir mi?), Ekin Kitabevi, Bursa 2000, s. 39-47.
35
Gözler, Cumhurbaşkanı Hükümet Çatışması, s. 39-47.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 393
zai sorumluluğu olması için bu eylem nedeniyle ceza kanununun her-
hangi bir maddesinin ihlal olması gerekir.
36
Keza hukuki sorumluluğu
doğması için de eylemler nedeniyle bireylerin maddi veya manevi za-
rar görmesi gerekmektedir.
Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı birtakım işlemleri de bu-
lunmaktadır. Bu işlemlere başbakanın veya ilgili bakanların katılma-
sı söz konusu olmadığından, başbakanın ve ilgili bakanların bu karar-
larla ilgili sorumluluğu da olmayacaktır. Ayrıca bu kararlardan ötürü
Anayasa’nın 105. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi dahil, her-
hangi bir yargı merciine de başvurulamaz. Bu durumda, cumhurbaş-
kanının tek başına yaptığı işlemlerden ötürü siyasi sorumluluğunun
olmadığı söylenebilecektir.
37
Göreviyle ilgili olması nedeniyle, cum-
hurbaşkanının bu nitelikteki eylemleri suç dahi olsa vatana ihanet sa-
yılmadıkça cumhurbaşkanı hakkında cezai sorumluluğa da gidilemez.
Keza, bu işlemlerden ötürü bireyler zarar görmüşlerse cumhurbaşkan-
lığı veya cumhurbaşkanının şahsı hakkında tazminat istemiyle dava
açılması da mümkün olamaz.
38
Ancak ilgili bakanlığa karşı dava açıla-
bilir. Çünkü cumhurbaşkanının göreviyle ilgili eylemlerinden doğan
zararlardan da sorumluluğu olmadığı kabul edilmektedir.
2. Cumhurbaşkanının Cezai Sorumluluğu
Cezai sorumluluğun görevle ilgili suçlarda ve görev dışı suçlar-
da cezai sorumluluk olarak iki ayrı başlıkta değerlendirilmesi gerekir.
a. Kişisel Suçlardan Dolayı Cezai Sorumluluk
Konunun, cumhurbaşkanının seçilmeden önce işlediği kişisel suç-
lar ve seçildikten sonra işlediği kişisel suçlar olarak iki ayrı başlık altın-36
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 112.
37
Gözler, bu kuralın adalet fikrine aykırı olduğunu şu sözlerle savunmaktadır. “Bı-
rakınız parlamenter hükümet sisteminin ilkelerini, demokrasinin gereklerini, Cumhurbaş-
kanının yaptığı işlemlerin sorumsuzluğunun başbakan ve bakanların sırtına yüklenmesi,
düpedüz adalet fikrine aykırıdır.” (Gözler, Cumhurbaşkanı Hükümet Çatışması , s. 33).
38
Gözler, Cumhurbaşkanı Hükümet Çatışması, s. 32.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu394
da incelenmesi gerekmektedir.
39
Buna göre, cumhurbaşkanı seçilme-
den önceki görevle ilgili ve o görevi sırasında işlenen suçlar bakımın-
dan önceki görevin gerektirdiği soruşturma ve kovuşturma yöntemle-
ri uygulanır. Ancak, bakanken veya başbakanken cumhurbaşkanı se-
çilip de görevinden ayrılan biri hakkında, bakanlığı veya başbakanlı-
ğı döneminde işlediği göreviyle ilişkili bir suç varsa, bu suçların so-
ruşturulması TBMM İçtüzüğü’nün 107/1 maddesine göre TBMM üye
tamsayısı olan 55 milletvekilinin soruşturma önergesi vermesi üzerine
Anayasa’nın 100. maddesindeki yöntem uygulanarak yapılır.
40
Buna karşın, cumhurbaşkanının seçilmeden önceki kişisel suçlar-
dan ötürü cezai sorumluluğu konusu Anayasa’da açıkça düzenlenmiş
değildir. Bu durumda, cumhurbaşkanının kişisel suçlardan dolayı her-
kes gibi sorumluluğu olduğunu ve herkes gibi yargılanabileceğini be-
lirtmek gerekir. Çünkü ceza hukukun en temel ilkelerinden birisi “ceza
kanunlarının mecburiliği ilkesi”dir. Bunun bir nedeni de cumhurbaşka-
nının milletvekilleri gibi dokunulmazlığının bulunmamasıdır.
Nitekim 105. madde cumhurbaşkanının görev suçlarından doğan
sorumluluğunu düzenlemekte ve vatana ihanet hali dışında cumhur-
başkanının bu tür suçlardan sorumlu olmadığını belirtmektedir. Öy-
leyse, bunun karşıt anlamından cumhurbaşkanının kişisel suçlarından
sorumlu olduğu anlaşılır.
41
Yargılama mercii de özel bir merci değildir. Suçun niteliğine göre
genel mahkemelerde (sulh-asliye-ağır ceza) yargılanabilir.
42
Hatta ka-
naatimizce tutuklanabilir; tutulabilir ve sorguya da çekilebilir. Çünkü
cumhurbaşkanının sanık olarak nasıl yargılanacağına ilişkin CMK’da
ya da ilgili diğer mevzuatta özel bir düzenleme yoktur. Bu durum-
da, cumhurbaşkanı için de genel kuralların uygulanması gerekir.
CMK’daki özel düzenleme, cumhurbaşkanının tanık olarak dinlenme-
sine ilişkindir ve CMK m. 43/4 ile CMK m. 47/4’te yer almaktadır.
CMK m. 43/4’e göre, cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çe-
39
Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2.
40
Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2.
41
Gören, Zafer, Anayasa ve Sorumluluk, Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Sermaye
İşletmesi Yayınları, No: 58, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Ankara
1995, s. 58.
42
Parla, Cumhurbaşkanı, s. 62.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 395
kilebilir; tanıklık yapmak istemesi halinde ise beyanı konutunda alına-
bilir veya beyanını yazıyla bildirebilir. Bu durumda, Cumhurbaşkanı
hakkında, tanıklık etmek istememesi durumunda CMK m. 44/1’deki
tanığın zorla getirilmesine ilişkin düzenlemenin de uygulama alanı ol-
madığı söylenebilecektir. Bir başka deyişle, tanıklıktan çekinen Cum-
hurbaşkanı hakkında zorla getirme kararı verilemez. Keza CMK m.
47/4 gereğince, devlet sırrı niteliğindeki bilgilere ilişkin tanıklıkta da
Cumhurbaşkanı sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu
kendisi takdir edecektir.
1961 Anayasası döneminde, Yargıtay, Cumhurbaşkanı Celal
Bayar’ın ABD’den beraberinde getirdiği silah ve mermileri gümrüksüz
yurda sokma eyleminde suçun sabit olduğuna karar vermiştir.
43
Bu ka-
rar da cumhurbaşkanının herkes gibi yargılanabileceğini ve mahkum
edilebileceğini ortaya koyması bakımından çarpıcıdır.
Ancak öğretide bir görüş,
44
cumhurbaşkanının kişisel bir suç iş-
lemesi durumunda, cumhurbaşkanı hakkında genel hükümlerin uy-
gulanmasının cumhurbaşkanı saygınlığı ve konumu nedeniyle sakın-
calı olduğunu; örneğin cumhurbaşkanının tutuklanması durumun-
da bunun sonucunun devletin başsız kalması anlamına geleceğini öne
sürmektedir. Oysa kamu hukukunun temel ilkelerinden biri devle-
tin sürekliliği ilkesidir. Bu durumda, cumhurbaşkanı tutuklansa dahi
Anayasa’nın 106. maddesi işletilir ve cumhurbaşkanına tutukluluk ha-
linin sonuçlanmasına kadar TBMM Başkanı vekalet eder.
Benzer yöndeki bir başka görüş ise
45
cumhurbaşkanının herkes
gibi yargılanmasının doğru olmadığını, diğer yandan cumhurbaşka-
nını Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamasının da
doğru olmayacağını; çünkü Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyeleri-
nin cumhurbaşkanı tarafından atandığını, bu durumda da mahkeme-
nin cumhurbaşkanına karşı tarafsız bir yargılama yapabilmesinin pek
mümkün olmadığını, çözümün Yargıtay ve Danıştay büyük kurulla-
43
5. CD’nin 04.10.1962 tarih ve 3607/3348 sayılı kararı (aktaran Önder, Cumhurbaşka-
nının Rolü, s. 117).
44
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 117.
45
Alacakaptan, Uğur, Uluslararası Anayasa Hukuku Kurultayı, Bildiriler; 9-13 Ocak
2001, s. 505.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu396
rından oluşan özel bir mahkeme kurmaktan geçtiğini, bu yönde de
Anayasa’da gereken değişikliğin yapılması gerektiğini belirtmektedir.
Diğer bir görüş ise,
46
cumhurbaşkanının vekili olan TBMM
Başkanı’nın kişisel suçları nedeniyle dokunulmazlıktan yararlanabile-
cekken, asil olan cumhurbaşkanına böyle bir hak tanınmamasının hu-
kuki bir çelişki olduğunu; vekilde olan bir yetkinin asilde evleviyetle
bulunacağını savunmaktadır.
47
Bu görüşlere, yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle katılmıyoruz.
Çünkü mevcut hukuki düzenleme bu görüşleri benimsemeye engel-
dir. Ancak, olması gereken hukuk açısından ikinci görüşü daha doğ-
ru buluyoruz. Bu yönde Anayasa’da gerekli değişikliğin yapılması ge-
rektiği kanısındayız.
Diğer yandan, cumhurbaşkanı hakkında nasıl bir usul izlenece-
ği ne Anayasa’nın 105. maddesinde ne de CMK’da düzenlenmiştir.
Bu durumda, cumhurbaşkanının tutuklanmasının da CMK m. 100 ve
101’deki kurallara göre yapılması gerekmektedir. Anayasa veya yasa
koyucu aksi bir istenç içerisinde olsaydı bu istencini Anayasa’da veya
CMK’da belirtirdi. Nitekim 1924 Anayasası’nda, 41. maddede, Anaya-
sa koyucu “Cumhurbaşkanı’nın özlük işlerinden dolayı sorumlu tutulma-
sı gerekirse Anayasa’nın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17. madde-
si hükümlerine uyulur.” diyerek, kişisel suçları bakımından da cumhur-
başkanına dokunulmazlık vermiştir. Oysa buna benzer bir düzenle-
meye ne 1961 ne de 1982 Anayasalarında rastlanmaktadır.
Bir görüşe göre,
48
1982 Anayasası’nın Geçici 2. maddesi ile
Cumhurbaşkanlığı Konseyi’ne dönüşen eski Milli Güvenlik Konseyi
üyelerinin dokunulmazlığı bulunmasına rağmen, bu Konsey’in başı
olan Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in dokunulmazlığı olmadığını sa-
vunmak ilkokul öğrencilerinin bile mantığını isyan ettirecek bir yakla-
46
Aktaş, Kadir, “Yasama Dokunulmazlığının Kapsamı”, TBBD, Sayı 84; Eylül-Ekim
2009, s. 271.
47
Tanilli, Server; Devlet ve Demokrasi, Anayasa Hukukunda Giriş, 2.Bası, Say Kitap Pa-
zarlama, İstanbul, s. 349, dipnot 4
48
Özbudun, Anayasa Krizi, s. 240.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 397
şımdır. Durum böyle olunca, cumhurbaşkanı hakkında da milletvekili
dokunulmazlığına ilişkin kuralların uygulanması gerekir.
49
Kanımızca, 1982 Anayasası’nın 105. maddesine 1924 Anayasası’nın
41. maddesindekine benzer bir fıkra eklenmesi
50
bu konudaki tartışma-
ları önlemek ve cumhurbaşkanlığı makamının art niyetli ceza kovuş-
turmaları ile yıpratılmasını önlemek bakımından yerinde olacaktır.
51
b. Görevle İlgili Suçlardan Dolayı Cezai Sorumluluk
Kural olarak, cumhurbaşkanının göreviyle ilgili suçlarından ötürü
cezai sorumluluğu yoktur. Bu kuralın tek ayrıksısı cumhurbaşkanının
vatana ihanetle suçlandırılmasıdır. Bu bağlamda, vatana ihanet kavra-
mını incelerken yaptığımız açıklamaları burada yinelemiyoruz. Ancak
şunu belirtmekte yarar görmekteyiz ki vatana ihanetten doğan sorum-
luluk bir yönüyle siyasi diğer yönüyle de cezai sorumluluk olarak ni-
telendirilebilir.
1. Vatana İhanet Kavramı
1.1. Tanım, Tarihi Gelişim ve Karşılaştırmalı Hukuktaki Durum
Vatana ihanet kavramı, kaynağını Germen hukukunda bulmak-
tadır. Germen hukukunda toplum üyelerinin topluma sadakatle bağ-
lı olmaları gerektiği kabul edilmiş ve bu gereğe aykırılık “hiyanet” ola-
rak kabul edilmiştir.
52
49
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı, Ankara
1998, s. 290.
50
Türkiye Barolar Birliği 2007 yılı Anayasa Önerisi’nin 119. maddesinde,
Cumhurbaşkanı’nın göreviyle ilgili suçlardan ötürü sorumlu olmadığı, bunun tek
ayrıksısının vatana ihanet olduğu belirtilmiş; maddenin son fıkrasında ise “Bunun
dışında, Cumhurbaşkanının suç oluşturan bir fiilden sorumlu tutulması, görev sü-
resi sonuna ertelenir. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez.” denerek Cumhurbaş-
kanının saygınlığına ve konumuna yakışan bir düzenleme önerilmiştir. Buna ben-
zer bir düzenlemenin Anayasa’nın 105. maddesine konması gerekir. (TBB Türki-
ye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi, Geliştirilmiş Gerekçeli Yeni Metin, 2. Baskı, Kasım
2007, s. 223).
51
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 117; aynı yönde Özbudun, Anayasa Krizi, s. 241.
52
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 156.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu398
Vatana ihanet, vatan hainliği ya da hıyanet-i vataniye (İng.: high
treason; Fr.: haute trahison, Alm.: Hochverrat), meşru egemenlik orga-
nını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı
savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsa-
yan suç türü olarak tanımlanabilir.
53
Bir başka kaynak ise vatana iha-
neti “Devletin varlığını ve bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürme faali-
yetleri” olarak tanımlamaktadır.
54
Vatana ihanet, bir görüşe göre ceza
hukuku kavramı olmaktan çok, siyasal bir kavramdır.
55
Oysa, kanaa-
timizce vatana ihanetin hem ceza hukuku bağlamında anlamı vardır;
hem de bu kavram siyasi bir kavramdır. Ancak cezai yönü daha ağır
basmaktadır.
Tarih boyunca birçok hukuk sisteminde vatana ihanet, tüm suç-
ların en büyüğü olarak değerlendirilmiş ve en şiddetli biçimlerde ce-
zalandırılmıştır. Örneğin İngiltere’de
56
vatana ihanet suçu 1351 tarih-
li Treason Act ile tanımlanmıştır. Bu yasaya göre hükümdarı veya eşini
veya büyük oğlunu öldürmeye teşebbüs veya hükümdarın eşine veya
büyük kızına tecavüz, hükümdara karşı savaş açmak veya hükümda-
rın düşmanlarına fiilen yardımcı olmak high treason suçunu oluşturur.
Bu yasa kapsamında en son 1946’da II. Dünya Savaşı’nda Alman pro-
paganda servisinde çalışan İngiliz vatandaşı William Joyce yargılan-
mış ve idam edilmiştir.
ABD Anayasası’nın 3. maddesinde devlet başkanının vatana iha-
netten sorumluluğu belirtilmiş ve bu fiilin içeriği de “Birleşik Devletler’e
karşı ihanet, ancak onlara savaş açmak ya da onların (Birleşik Devletler’in)
düşmanlarına yardım ve yataklık etmek suretiyle düşmanlarının tarafında
yer almaktır. Aynı açık olay üzerine iki kişinin tanıklığı veya mahkeme huzu-
runda yapılan bir itiraf olmaksızın hiç kimse vatana ihanet suçundan mah-
kum edilemez.” denerek bu fiil tanımlanmıştır.
57
Bu durumda ABD’de
vatana ihanet ancak ABD’ye savaş açmak veya ABD’nin düşmanla-
53
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009).
54
Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 4. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara
1992, s. 957.
55
Gözübüyük, A. Şeref, Anayasa Hukuku, 7. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 1998, s.
229.
56
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009).
57
Şahin, Vecdi Aral’a Armağan, s. 248.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 399
rına yardım etmekle sınırlandırılmıştır. Suçun kendisi ve cezası US
Code 18/2381 maddesinde tanımlanmıştır.
58
ABD tarihi boyunca va-
tana ihanetten toplam 40 dolayında federal dava açılmış ve hemen hiç
mahkûmiyet kararı alınmamıştır. 1952’den bu yana kullanılmayan va-
tana ihanet yasası 54 yıl aradan sonra ilk kez 2006’da El Kaide üyesi ol-
makla suçlanan bir kişiye karşı kullanılmış, fakat yargılama gerçekleş-
memiştir.
Fransız hukukunda
59
uzun süreden beri kullanımdan kalkmış olan
haute trahison (vatana ihanet) suçu sadece 1875 tarihli Yüce Divan (Ha-
ute Cour de Justice) Yasası’nda, devlet başkanı veya bakanların vatana
ihanetle suçlanması halinde izlenecek yöntem bağlamında korunmuş-
tu. Bu yasa da 27 Şubat 2007’de yürürlükten kaldırıldı.
Alman Ceza Kanunu’nun 81-83. maddeleri Hochverrat (vatana iha-
net) suçunu düzenler. Bu maddelere göre, “Zor kullanarak Federal Al-
man Cumhuriyetini yıkmaya veya anayasa ile kurulu düzeni bozmaya te-
şebbüs etmek” vatana ihanet suçunu oluşturur ve fail, 10 yıldan mü-
ebbet hapse kadar değişen hapis cezasıyla cezalandırılır.
60
Alman
Anayasası’nda vatana ihanetten “anayasanın veya diğer bir yasanın kas-
ten ihlali” anlaşılmaktadır.
61
1.2. Hangi Suçlar Vatana İhanet Sayılır?
Hangi suçların vatana ihanet olarak belirlenmesi gerektiği yönün-
de dünya üzerinde belli başlı üç sistemin varlığı kabul edilmektedir.
62
Bu sistemlerden ilki monarşik sistemlerde devlet başkanına karşı işle-
nen suçların vatana ihanet sayıldığı sistemdir. Bu sisteme göre kral iç
hukuk bakımından vatana ihanet edemez. Sisteme Belçika ve İngilte-
re örnek gösterilebilir.
63
58
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009).
59
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009).
60
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009).
61
Şahin, Vecdi Aral’a Armağan, s. 249.
62
Sistemler hakkındaki özet bilgi Kerse’den alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kerse,
Cumhurbaşkanı, s. 156-160.
63
Parla, Cumhurbaşkanı, s. 63.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu400
İkinci sistem ise, vatana ihanet suçlarını belirli suç tipi olarak ka-
bul eden sistemdir.
64
Bu sistemlerde, vatana ihanet, kanunun bu isim
altında kabul ettiği birtakım belirli suçlara verilen ortak ad olarak ta-
nımlanabilir. Kanun, bu sistemde, hangi suçların vatana ihanet oluş-
turduğunu açıkça belirtmektedir. Sistem, kanunilik ilkesi açısından en
doğru sistemdir. Bu sisteme örnek olarak Alman ve İsviçre Ceza Ka-
nunu gösterilebilir.
Üçüncü sistemde ise vatana ihanet kavramı bir tipikliği ifade et-
mez, bir başka anlatımla, bazı ülkelerde vatana ihanet suçu adı altında
ayrı düzenlemelere rastlanmaz.
65
Bu sisteme örnek olarak İtalyan ve
Türk sistemleri verilebilir.
1.3. Türk Hukukunda Vatana İhanet Kavramı
Türk hukukunda vatana ihanet kavramı, ne Anayasa’da ne de
TCK’da tanımlanmıştır. Ancak bu kavrama ilk kez 29.4.1336 (1920)
tarih ve 2 sayılı “İhaneti Vataniye Kanunu”nda rastlanmaktadır. Bu
Kanun’un 1. maddesi, belirli suçları işleyen kimselerin vatan haini sa-
yılacaklarını göstermiş ve bu fiillerin yaptırımlarını düzenlemişti.
66
Vatana ihanetten bahseden diğer bir kanun ise 1632 sayılı 22.5.1930
tarihli (15.06.1930 tarih ve 1520 sayılı Resmi Gazete) Askeri Ceza
Kanunu’dur.
67
Bu Kanun’un 3. babının 1. faslında 54-60 maddeleri ara-
sında asker kişilerin işleyebilecekleri değişik suçlar ortak bir isim olan
“hıyanet” başlığı altında toplanmıştır. Ancak, 54. maddede; 765 sayı-
lı TCK’nın 125-145. maddelerinin (Bu maddeler, TCK’nın 4. Kısmında
yer alan “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı suçla-
rın 3, 4, 5, 6 ve 7. bölümlerinde yer alan suçlardır. Bu suçlar, suçun ni-
teliğine göre 5237 sayılı TCK’nın 300-339 arasındaki maddelerine kar-
şılık gelmektedir. Bu suçlar “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organ-
larının Saygınlığına Karşı Suçlar”; “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”;
“Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”; “Milli Savun-
64
Parla, Cumhurbaşkanı, s. 63.
65
Parla, Cumhurbaşkanı, s. 63.
66
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 161.
67
http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.3.1632&MevzuatIliski
=0&sourceXmlSearch=askeri%20ceza (Erişim tarihi: 04.12.2009) .
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 401
maya Karşı Suçlar”, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümle-
ri altında toplanmıştır.) vatan aleyhinde cürüm işleyen asker şahıslar
hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Bu Kanun’da da vatana ihanet
kavramı tanımlanmış değildir.
Bir başka kanun ise 6.7.1960 tarih ve 15 sayılı Kanun’dur.
68
Bu Ka-
nun, asıl olarak 765 sayılı TCK’nın 146. maddesini düzenleyen bir
Kanun’dur. Bu Kanun’la 765 sayılı TCK’nın 56. maddesi de yürürlük-
ten kaldırılmış ve 125-133; 141, 142,146, 149, 150, 163. maddeleri de bu
Kanun kapsamında “vatana ihanet suçu” olarak kabul edilmiştir. An-
cak bu Kanun’da da vatana ihanet kavramı açıkça tanımlanmamıştır.
Durum böyle olunca, cumhurbaşkanının vatana ihanetten suçlan-
dırılması söz konusu olduğunda neyin vatana ihanet sayılacağı da öğ-
retide tartışılmıştır.
69
Bu konudaki ilk görüş, Türk vatanının bütünlü-
ğüne karşı işlenen fiillerin vatana ihanet olarak kabul edilmesi gerek-
tiği yönündeki görüştür. Görüşü, Dönmezer / Erman savunmuş
70
ve
“Hıyaneti Vataniye” Kanunu’nun hukuken geçerli olduğunu, hangi fii-
lin vatana ihanet sayılacağının da bu Kanun’a göre belirlenmesi gerek-
tiğini savunmuşlardır. Ancak, bu Kanun 12 Nisan 1991 tarih ve 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun kabul edilmesi ile yürürlükten
kaldırılmıştır. Dolayısıyla, kanımızca bu görüşün hukuki dayanağı da
kalmamıştır.
İkinci görüş ise 15 sayılı Kanunu esas alan görüştür. Bu görüşü
Erem savunmuştur.
71
Erem’e göre, bu suçları ayıran nitelik, “vatana
ihanet saiki”dir. Bu Kanun da yürürlükte değildir. Şu halde, bu görüşü
de hukuken geçerli sayma olanağı yoktur.
Diğer bir görüşe göre ise
72
cumhurbaşkanı Hiyaneti Vataniye
Kanunu’ndaki birçok suçu işleyemez. Bu durumda, cumhurbaşkanı
68
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 161. Kanun artık yürürlükte değildir.
69
Tartışmalar ve görüşler hakkındaki özet bilgi Kerse’den alınmıştır. Ayrıntılı bilgi
için bkz. Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 163-169.
70
Dönmezer, Sulhi/ Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt 1,
Dokuzuncu Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1985, s. 242.
71
Erem, Faruk, Türk Ceza Hukuku, Cilt 2, Ankara 1962, s. 4-5’ten aktaran Kerse, Cum-
hurbaşkanı, s. 164.
72
Parla, Cumhurbaşkanı, s. 64.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu402
Anayasa’ya bağlılık yemini ettiği için, bu yemine aykırı davranması
durumunda vatana ihanet gerçekleşmiş sayılacaktır.
Yassıada duruşmaları sırasında sanıklar ve müdafileri tarafından
Askeri Ceza Kanunu’nun “vatana hıyanet” hallerini belirlediği, buna
göre ancak bu Kanun’un “hıyanet” başlığını taşıyan bölümünde yer
alan ve devletin dış güvenliğini ilgilendiren fiillerin vatana ihanet sa-
yılacağı görüşü öne sürülmüştür.
73
Kerse,
74
vatan ihanet kavramının ne Askeri Ceza Kanunu, ne 15
sayılı Kanun ne de Hıyaneti Vataniye Kanunu’nda belirtilen eylemler-
le sınırlı olduğunu; hangi fiillerin vatana ihanet sayılacağının her so-
mut olayda TBMM tarafından takdir edilmesi gerektiğini; olaya özgü
karar verildiğinden, vatana ihanet kavramının mevzuatta tanımlan-
mamış olmasının bir eksiklik sayılamayacağını savunmaktadır. Yazar,
TBMM’nin vatana ihanet ithamında bulunurken tamamen bağımsız
olmadığına değinmekte; tamamen bağımsız olması durumunda cum-
hurbaşkanının sorumsuzluğunun anlamsızlaşacağını; TBMM’nin it-
hamdaki sınırının cumhurbaşkanının sadakat borcu olması gerekti-
ğini, bunun da devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünden siyasal
iktidarın demokratik temsilinden ibaret olduğunu; bunların dışında-
ki bir eylemin cumhurbaşkanının sorumluluğunu gerektirmeyeceği-
ni savunmaktadır.
Bir başka görüş ise,
75
Anayasa’da açıkça bir düzenleme olmadığı
için vatana ihanetin sınırının yasayla çizilmesinin de mümkün olmadı-
ğını, zira yasayla bu sınırın belirlenmesi durumunda Anayasa’ya göre
daha kolay kabul edilebilen (adi çoğunluk) bir düzenleme ile cumhur-
başkanının suçlandırılmasının önünün açılacağını, Meclis’in 3/4’ünün
ise bu belirlemeyle bağlı kalacağını belirterek konunun yasayla dü-
zenlenmesinin doğru olmadığını savunmaktadır. Bu durumda, mev-
cut düzenlemenin korunması ve TBMM’ye neyin vatana ihanet sayıla-
cağına ilişkin yetki verilmesi gerekecektir.
73
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 165.
74
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 168.
75
Şahin, Vecdi Aral’a Armağan, s. 251.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 403
Şu halde, vatana ihanet kavramı konusunda, ceza hukuku anla-
mında bir belirsizlik olduğu söylenebilir.
76
1924 ve 1961 Anayasası’nda
da vatana ihanet kavramı tanımlanmış değildir. Ancak cumhurbaşka-
nının vatana ihanetten suçlandırılabileceği ve Yüce Divan’da yargıla-
nabileceği her üç Anayasa’da da düzenlenmiştir.
1982 Anayasası’nın 38. maddesinde düzenlenen ve ceza hukuku-
nun temel ilkelerinden olan “suçta ve cezada kanunilik” (kanunsuz suç
ve ceza olmaz) ilkesi karşısında, ceza yasalarında vatana ihanet kavra-
mının tanımlanmamış olması bir eksiklik sayılabilir mi?
Bir görüşe göre,
77
ülkenin kanunlarında vatana ihanet suçu düzen-
lenmemiş olsa bile meclisin cumhurbaşkanını vatana ihanetle suçlan-
dırması Anayasa tarafından meclise verilmiş bir yetki olduğuna göre,
vatana ihanet kavramının ceza yasalarında düzenlenmemiş olması bir
eksiklik sayılamaz. Zira Anayasa’nın 105. maddesi gereğince TBMM
suç ve cezaların kanuniliği ilkesine rağmen, cumhurbaşkanının fiilini
vatana ihanet olarak vasıflandırabilir. Bu vasıflandırma, olayla sınırlı
bir vasıflandırmadır. TBMM, yalnızca fiili vatana ihanet olarak nitelen-
dirir; bu konudaki son sözü Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkeme-
si söyleyeceğinden, fiilin gerçekten vatana ihanet olup olmadığını da
Yüce Divan belirleyecektir.
Bir başka görüş ise
78
ceza yasalarında vatana ihanet suçuna ilişkin
bir düzenleme olmadıkça cumhurbaşkanlarının vatana ihanetten ötü-
rü sorumlu tutulamayacaklarını, yargılama makamlarının vatana iha-
netle suçlandırılan cumhurbaşkanı hakkında beraat kararı vermesi ge-
rektiğini savunmaktadır. Diğer yandan, 10 Kasım 1983 tarih ve 2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hak-
kındaki Kanun’un 35. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi Yüce Di-
van sıfatıyla çalışırken yürürlükteki kanunlara göre yargılama yapa-
caktır. Dolayısıyla, Yüce Divan’da cumhurbaşkanının mahkum edile-
bilmesi için yürürlükteki bir kanun tarafından tanımlanan “vatana iha-
net” suçunu işlemesi gerekir. Oysa Türk hukukunda, mevzuatın hiç-
76
Özbudun, Anayasa Krizi, s. 241.
77
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 119,120; aynı yönde Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 168.
78
Gözler, Kemal, Devlet Başkanları, (Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi),
Ekin Kitabevi, Bursa 2001, s. 106.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu404
bir yerinde vatana ihanet suçu tanımlanmış değildir. Bu nedenle, Yüce
Divan, cumhurbaşkanı hakkında beraat kararı vermek zorundadır.
79
Diğer bir görüş ise,
80
TBMM İçtüzüğü’nde 16.5.1996 tarihinde ya-
pılan değişiklikle getirilen 114/son maddesi uyarınca, Anayasa’nın
105. maddesine göre, görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan
cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandırılmasını isteyen
önergede ve Yüce Divan’a sevk kararında, hangi ceza hükmüne daya-
nıldığı ve suçlandırılması istenen veya suçlanan cumhurbaşkanınca iş-
lendiği ileri sürülen suçun, hangi gerekçeyle vatana ihanet sayılması
gerektiği belirtileceği için suçların kanuniliği ilkesi de bu şekilde sağ-
lanmış olacağını savunmaktadır.
Kanaatimizce, ikinci görüş, ceza hukukunun temel ilkesi olan “ka-
nunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi ile daha bağdaşık olduğu için daha
doğru ve ceza hukukunun mantığına daha yakın bir görüştür; bu ne-
denle de benimsenmelidir. Yani, kanunlarda neyin vatana ihanet sa-
yılacağı belirtilmediğine göre cumhurbaşkanının beraat etmesi gere-
kir. Tartışmaları sonlandırmak adına, TCK’daki hangi maddelerin va-
tana ihanet sayılacağı Anayasa’nın 105. maddesine ek bir fıkra kona-
rak belirlenmelidir.
81
,
82
Cumhurbaşkanının vatana ihanetle suçlandırılması üzerine cum-
hurbaşkanı yargılanır. Bu, cumhurbaşkanı açısından bir kovuşturma
şartıdır.
83
Bu durumda, baskın görüşe göre
84
cumhurbaşkanlığı maka-
79
Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 7. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa, Eylül
2009, s. 439.
80
Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2; aynı yönde Şahin, Vecdi Aral’a Armağan, s. 255.
81
Sözgelimi Anayasa’nın 105. maddesine şöyle bir fıkra eklenebilir: “Türk Ceza
Kanunu’nun Dördüncü Kısmının Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölüm-
lerindeki suçlar, unsurları oluştuğunda Cumhurbaşkanı bakımından vatana ihanet olarak
kabul edilebilir”.
82
Aynı yönde Özbudun, Anayasa Krizi, s. 241
83
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 172
84
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 120, Dönmezer / Erman, Ceza Genel, s. 224; Teziç,
Anayasa Hukuku, s. 403-404; Tanör, Bülent / Yüzbaşıoğlu, Necmi, 1982 Anayasası’na
Göre Türk Anayasa Hukuku, YKY, İstanbul 2002, s. 316; Alacakaptan, Uğur, Uluslara-
rası Anayasa Hukuku Kurultayı, s. 504; Yayla, Yıldızhan, Uluslararası Anayasa Huku-
ku Kurultayı, s. 497; Gören, Anayasa ve Sorumluluk, s. 63; Özbudun, Anayasa Hukuku,
s. 291
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 405
mında bir boşalma olur ve Anayasa’nın 106. maddesi gereğince, yenisi
seçilinceye kadar bu makama TBMM Başkanı vekillik eder.
Bir görüşe göre,
85
Anayasa’nın 113. maddesi uyarınca Yüce Di
van’a gönderilen bir bakanın bakanlığının düşeceği, başbakanın Yüce
Divan’a sevki durumunda ise hükümetin istifa etmiş sayılacağı kabul
edilmişken, vatana ihanet gibi bir suçla ve TBMM üye tamsayısının
3/4’ü tarafından itham edilen ve Yüce Divan’da yargılanan bir kişinin
o makamda kalması düşünülemez.
Kanaatimizce, böyle bir durumda cumhurbaşkanı henüz ithamla
karşı karşıyadır. Yargılanmış değildir. Yüce Divan’a sanık sıfatıyla çı-
kacak ve kendisini savunacaktır. Yargılamanın sonucunda beraat et-
mesi de olasılık dahilindedir. Beraat etmesi durumunda, cumhurbaş-
kanının vatana ihanet suçunu işlemediği kesinleşmiş yargı kararı ile
tescillenmiş olacaktır. Bu durumda, görev süresi de sona ermemişse,
cumhurbaşkanının yeniden görevine dönmesinde herhangi bir hukuki
engel yoktur.
86
Kaldı ki cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilme-
siyle görevinin sona ereceğine dair Anayasa’da da bir açıklık yoktur.
87
Bu durumda da bakanlara ve başbakana ilişkin 113. maddenin de kı-
yasen uygulanması mümkün değildir.
Diğer yandan, Anayasa’da cumhurbaşkanının görevinin hangi
hallerde sona ereceği de 106. maddede belirtilmiştir. Bu nedenler geçi-
ci ve kalıcı nedenler olarak sınıflandırılmış ve hastalık, yurt dışına çık-
ma gibi (tutuklanma da bu gurupta değerlendirilebilir) geçici neden-
ler; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple cumhurbaşkanlığı makamı-
nın boşalması (istifa olabilir) da kalıcı nedenler olarak belirtilmiştir.
85
Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2
86
Aynı yönde Parla, Cumhurbaşkanı, s. 62
87
Oysa TBB 2007 Anayasa Tasarısı’nın 119. maddesinde Yüce Divan’a sevk edilen
Cumhurbaşkanı’nın görevinin kendiliğinden sona ereceğine dair düzenleme var-
dır. Düzenleme şöyledir: “Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı Türkiye Büyük Mil-
let Meclisi üye tamsasyısının en az üçte birinin önerisi üzerine üçte ikisinin oyu ile Yüce
Divan’da yargılanmasına karar verildiğinde, Cumhurbaşkanlığı sıfatı ve görevi sona erer.”
(TBB Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi 2007, s. 223). Aynı yöndeki bir ifade Tür-
kiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 2000 Yılı Anayasa Önerisi’nin 105/A madde-
sinde şu şekilde belirtilmiştir: “Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının görevi
sona erer.” (TOBB Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi, Anayasa 2000, Nisan 2000,
TOBB, Ankara, s. 83)
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu406
Cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesinin görevin sonlanma-
sı anlamına geldiğine yönelik açık bir düzenleme burada yoktur.
Çözüm, 105. maddeye bu duruma ilişkin açık bir düzenleme koy-
maktan ve Anayasa Mahkemesi’ne, cumhurbaşkanı görevinden çekil-
mezse yargılama sonuçlanan kadar cumhurbaşkanının görevine geçici
bir tedbir olarak son verme yetkisi koymaktan geçmektedir.
88
Cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesini de aynı tutuk-
lanması gibi düşünmek ve geçici olarak görevini yapamaz hale geldi-
ğini kabul etmek gerekir. Bu durumda, Anayasa’nın 106. maddesi ge-
reğince yargılama sonuna kadar TBMM Başkanı cumhurbaşkanına ve-
killik eder. Ancak, yargılama sonunda Yüce Divan beraat kararı verir-
se, görev süresinin sona ermemiş olması şartıyla cumhurbaşkanı ye-
niden görevine dönmelidir. Aksine bir yorum hem Anayasa’nın 106.
maddesinde belirtilen görevin sona ermesi nedenleriyle bağdaşmaz
hem de “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
şeklinde Anayasa’nın 38/4 maddesi ile AİHS’nin 6/2 ile güvencelenen
temel ceza ilkesi olan “masumiyet karinesi” ile de bağdaşmaz.
Diğer yandan, cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesi
ile görev süresinin sona ereceğinin kabulü halinde, parlamentonun
3/4’lük çoğunluğunu elinde bulunduran bir siyasi oluşum, salt siya-
si nedenlerle (sözgelimi icraatlarına engel oaln ve yasaları sürekli veto
eden veya Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açan; politikası ile uyuş-
mayan) cumhurbaşkanını vatana ihanetle suçlandırıp Yüce Divan’a
sevk ederek görevinin sona ermesini sağlayabilir. Türkiye’deki sağlık-
sız seçim sistemi ve % 10’luk seçim barajı nedeniyle kuramsal olarak
TBMM’ye yalnızca bir siyasi partinin girebilmesi de mümkündür.
89
Böyle bir durumda, bahsettiğimiz sakıncanın önemi daha net ortaya
çıkmaktadır.
Anayasa’nın 83/5 maddesinde düzenlenen milletvekili dokunul-
mazlığının kaldırılmasına ilişkin görüşmelerde grup kararı alınama-
yacağı ve oylamanın gizli olduğu yönündeki güvencelerin cumhur-
başkanının vatana ihanetle suçlandırılması hallerinde de uygulanma-
sı mümkün değildir. Zira cumhurbaşkanının vatana ihanetten sorum-
88
Aynı yönde Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı, s. 2.
89
Kalaycıoğlu, Sempozyum, s. 184.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 407
luluğunu düzenleyen 105. maddede, bu yöndeki kararın gizlilikle alı-
nacağından veya bu konuda parti gruplarında karar alınamayacağına
yönelik bir düzenleme mevcut değildir. Durum böyle olunca, cumhur-
başkanının milletvekillerine tanınan söz konusu güvencelerden yarar-
lanabilmesi de mümkün görünmemektedir. Bunun ciddi bir eksiklik
olduğunu düşünüyoruz. Çözüm, 105. maddeye de 83/5 benzeri bir
fıkra eklemekten geçmektedir. Cumhurbaşkanının milletvekili kadar
korumaya sahip olmaması ne cumhurbaşkanlığı sıfatıyla ne de cum-
hurbaşkanının saygınlığıyla bağdaşır.
Diğer yandan, milletvekiline Anayasa’nın 85. maddesi gereğince,
milletvekilliğinin düşmesi veya dokunulmazlığının kaldırılması kara-
rına karşı 7 gün içerisinde Anayasa Mahkemesi’ne itiraz olanağı tanın-
mış
90
olmasına rağmen;
91
vatana ihanet gibi çok ciddi bir isnatla karşı-
laşan cumhurbaşkanına Yüce Divan’a sevk kararına karşı itiraz hak-
kının tanınmaması da cumhurbaşkanının saygınlığı ile bağdaşmadı-
ğı gibi, AİHS’in 6. maddesi ile Anayasa’nın 2. maddesinde düzenle-
nen “hukuk devleti” ve 36. maddelerinde güvencelenen “adil yargılan-
ma hakkı” ile de bağdaşmaz. Unutulmamalıdır ki cumhurbaşkanı Yüce
Divan’da vatana ihanet suçlaması ile yargılanırken “sanık” sıfatını taşı-
yacaktır ve bir sanığa tanınan haklardan yararlanacaktır. Sanığa CMK
m. 176/1 gereğince iddianame çağrı kağıdı ile birlikte tebliğ edilir ve
CMK m. 176/4 gereğince iddianamenin tebliği ile duruşma günü ara-
sında en az 7 gün süre olmalıdır. Bundan amaçlanan, sanığın hakkın-
daki isnada karşı ilk oturuma kadar savunmasını yapması ve kanıtla-
rını sunmasıdır. Hatta sanığın savcılık aşamasında da savcıdan delil
toplanmasını isteme ve belgelere karşı yazılı veya sözlü savunmasını
yapma hakkı da vardır.
Şu halde, “iddianame” gibi düşünülebilecek
92
ve iddaname yerine
geçecek olan belge olan TBMM’nin Yüce Divan’a sevk kararına kar-
90
Geniş bilgi için Keskinsoy, Ömer, Yasama Dokunulmazlığı, Adalet Yayınevi, Anka-
ra 2008, s. 88 vd.
91
Avrupa Konseyi üyesi devletler arasında bu hakkı tanıyan tek ülke Türkiye’dir.
(Özbudun, Ergun, “Yasama Sorumsuzluğu ve Yasama Dokunulmazlığı: Hukuki
Mahiyetleri ve Farkları”, TBBD, Temmuz-Ağustos 2005, Sayı: 59, s. 113).
92
Şahin ise bu belgenin iddianameden farklı olduğu kanısındadır. Yazara göre bu
karar sui generis (kendine özgü) bir belge niteliğindedir. (Şahin, Vecdi Aral’a Arma-
ğan, s. 258).
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu408
şı da sanık sıfatıyla yargılanacak olan cumhurbaşkanına da bu karara
karşı itiraz olanağı tanımak gerekir.
93
Denilebilir ki cumhurbaşkanı zaten Yüce Divan’da yargılanacak
ve savunmasını orada yapacaktır. Şu halde, TBMM’nin suçlandırma
kararına karşı itiraz olanağı tanınmasının gereği yoktur. O halde şu so-
runun da yanıtlanması gerekir. Bir milletvekili de hakkındaki iddialar
nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldığında yargılanacaktır. Ona neden
Anayasa’nın 85. maddesi gereğince TBMM’nin dokunulmazlığın kal-
dırılması kararına karşı itiraz olanağı tanınmaktadır?
Sorunun çözümü Anayasa’nın 105. maddesine 83. maddeye ben-
zer bir ek fıkra koymaktan geçmektedir. Bu şekilde, cumhurbaşkanına
da kendisi hakkındaki isnat olan TBMM’nin vatana ihanetle suçlandır-
ma kararına karşı itiraz olanağı tanınacaktır.
Bir görüşe göre
94
TBMM vatana ihanet ithamında bulunduktan
sonra Yüce Divan cumhurbaşkanına isnat olunan fiilin gerçekten va-
tan ihanet niteliği taşıyıp taşımadığına karar vermekle yetkili değil-
dir. Bu yetki, Anayasa’nın 105. maddesine göre TBMM’ye verilmiştir.
Yüce Divan, bu durumda ancak suçun gerçekten işlenmiş olup olma-
dığına; işlenmişse cumhurbaşkanının suçun faili olup olmadığına ve
suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına karar verebilir.
Ancak kanaatimizce, hukukumuzda neyin vatana ihanet sayıla-
cağı yönünde bir açık düzenleme olmadığı; öğretide konunun tartış-
malı olduğu hususları da gözetilmeli ve yukarıda da değindiğimiz
gibi, TBMM’nin Türk seçim sistemindeki çarpıklık nedeniyle bir par-
ti tarafından oluşmasının (veya 3/4’lük çoğunluğun tek parti tarafın-
dan temsil edilmesinin) kuramsal olarak olanaklı olduğu gözetilme-
li ve Yüce Divan’a neyin vatana ihanet sayılacağı konusunda da ka-
rar verme yetkisi tanınmalıdır. Bu sağlandığında, vatana ihanet kavra-
mının siyasi amaçlarla kötüye kullanılması ve cumhurbaşkanının gö-
revden alınmasının bir yolu olarak kullanılmasının da önüne geçilebi-
lecektir. Öte yandan, vatana ihanet kavramındaki “suçta ve cezada ka-
nunilik ilkesi bağlamındaki” tartışmalı alan, böylece en azından içtihatla
93
Ki nitekim TBMM içtüzüğüne göre suçlandırılması istenen cumhurbaşkanına, is-
terse, sözlü veya savunmasını yapmak için süre verilir. (İçtüzük, madde 114/3).
94
Kerse, Cumhurbaşkanı, s. 174.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 409
doldurulmuş olacaktır. En doğrusu ise yukarıda da belirttiğimiz gibi,
Anayasa’nın 105. maddesine neyin vatana ihanet ayılacağına dair açık
bir düzenleme konmasıdır.
3. Cumhurbaşkanının Hukuki Sorumluluğu
Cumhurbaşkanının hukuki sorumluluğunu da göreviyle ilgili
olan eylemlerdeki hukuki sorumluluğu ve görevinin dışındaki eylem-
lerinden doğan hukuki sorumluluğu olarak iki ayrı başlıkta değerlen-
dirmek gerekmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, monarşilerde devlet başkanının so-
rumsuzluğu mutlaktır. Buna hukuki sorumsuzluk da dahildir. Cum-
huriyetlerde ise cumhurbaşkanının sorumsuzluğu hukuki anlamda da
mutlak olarak kabul edilmez. Kural olarak, cumhurbaşkanı göreviyle
ilgili eylemlerden ötürü hukuki anlamda mutlak sorumsuzken, göre-
vi dışındaki eylemlerde ise hukuki anlamda herkes gibi sorumludur.
1. Göreviyle İlgili Eylem ve İşlemleri Dolayısıyla
Hukuki Sorumluluk
Bu konuyu çalışmamızın 1. başlığında “Cumhurbaşkanının Siyasi
Sorumluluğu” kısmında değerlendirdiğimizden, burada yinelemiyo-
ruz. Ancak burada şunu vurgulamak gerekmektedir ki kural olarak
cumhurbaşkanı göreviyle ilgili eylemlerinden ötürü hukuken sorum-
lu tutulamıyor olsa da vatana ihanet suçu nedeniyle bireylerin bir hak-
kı da ihlal olmuşsa, göreviyle ilgili suçlardan sorumluluğunun ayrık-
sısı olan vatana ihanet nedeniyle cumhurbaşkanının tazminat sorum-
luluğu gündeme gelebilecektir.
95
2. Cumhurbaşkanının Kişisel Eylem ve İşlemleri Dolayısıyla
Hukuki Sorumluluğu
Cumhurbaşkanı, kişisel eylem ve işlemlerden her vatandaş gibi
sorumludur ve kendisine karşı genel hükümlere göre tazminat davası
95
Atar, Cumhurbaşkanı, s. 330.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu410
açılmasına ve yargılamanın yürümesine de herhangi bir engel yoktur.
Sözgelimi, cumhurbaşkanı özel otomobiliyle bir yayaya çarpsa ve
yaya sakat kalsa veya ölse, yayanın veya yakınlarının cumhurbaşka-
nına karşı genel mahkemelerde tazminat davası açması ve bu davada
mahkum olması mümkündür.
96
Sonuç
1. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu değerlendirirken önce-
ki görevinin statüsüne bakılarak değerlendirmeye gidilmesi gerekir.
Cumhurbaşkanı seçilmeden önceki görevle ilgili ve o görevi sıra-
sında işlenen suçlar bakımından önceki görevin gerektirdiği soruştur-
ma ve kovuşturma yöntemleri uygulanır. Ancak, bakanken veya baş-
bakanken cumhurbaşkanı seçilip de görevinden ayrılan biri hakkın-
da, bakanlığı veya başbakanlığı döneminde işlediği göreviyle ilişkili
bir suç varsa, bu suçların soruşturulması TBMM İçtüzüğü’nün 107/1
maddesine göre TBMM üye tamsayısı olan 55 milletvekilinin soruştur-
ma önergesi vermesi üzerine Anayasa’nın 100. maddesindeki yöntem
uygulanarak yapılır.
Buna karşın, cumhurbaşkanının seçilmeden önceki kişisel suçlar-
dan ötürü cezai sorumluluğu konusu Anayasa’da açıkça düzenlenmiş
değildir. Bu durumda, cumhurbaşkanının kişisel suçlardan dolayı her-
kes gibi sorumluluğu olduğunu ve herkes gibi yargılanabileceğini be-
lirtmek gerekir. Çünkü ceza hukukun en temel ilkelerinden birisi “ceza
kanunlarının mecburiliği ilkesi”dir. Bunun bir nedeni de cumhurbaşka-
nının milletvekilleri gibi dokunulmazlığının bulunmamasıdır.
Nitekim 105. madde cumhurbaşkanının görev suçlarından doğan
sorumluluğunu düzenlemekte ve vatana ihanet hali dışında cumhur-
başkanının bu tür suçlardan sorumlu olmadığını belirtmektedir. Öy-
leyse, bunun karşıt anlamından cumhurbaşkanının kişisel suçlarından
sorumlu olduğu anlaşılır.
Yargılama mercii de özel bir merci değildir. Suçun niteliğine göre
genel mahkemelerde (sulh-asliye-ağır ceza) yargılanabilir. Hatta ka-
96
Önder, Cumhurbaşkanının Rolü, s. 122.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 411
naatimizce tutuklanabilir; tutulabilir ve sorguya da çekilebilir. Çünkü
cumhurbaşkanının sanık olarak nasıl yargılanacağına ilişkin CMK’da
ya da ilgili diğer mevzuatta özel bir düzenleme yoktur. Bu durum-
da, cumhurbaşkanı için de genel kuralların uygulanması gerekir.
CMK’daki özel düzenleme, cumhurbaşkanı’nın tanık olarak dinlen-
mesine ilişkindir ve CMK m. 43/4 ile CMK m. 47/4’te yer almaktadır.
CMK m. 43/4’e göre, cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çe-
kilebilir; tanıklık yapmak istemesi halinde ise beyanı konutunda alına-
bilir veya beyanını yazıyla bildirebilir. Bu durumda, cumhurbaşkanı
hakkında, tanıklık etmek istememesi durumunda CMK m. 44/1’deki
tanığın zorla getirilmesine ilişkin düzenlemenin de uygulama alanı ol-
madığı söylenebilecektir. Bir başka deyişle, tanıklıktan çekinen cum-
hurbaşkanı hakkında zorla getirme kararı verilemez. Keza CMK m.
47/4 gereğince, devlet sırrı niteliğindeki bilgilere ilişkin tanıklıkta da
cumhurbaşkanı sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu
kendisi takdir edecektir.
Ancak öğretide bir görüş, cumhurbaşkanının kişisel bir suç işleme-
si durumunda, cumhurbaşkanı hakkında genel hükümlerin uygulan-
masının cumhurbaşkanı saygınlığı ve konumu nedeniyle sakıncalı ol-
duğunu; örneğin cumhurbaşkanının tutuklanması durumunda bunun
sonucunun devletin başsız kalması anlamına geleceğini öne sürmekte-
dir. Oysa kamu hukukunun temel ilkelerinden biri devletin sürekliliği
ilkesidir. Bu durumda, cumhurbaşkanı tutuklansa dahi Anayasa’nın
106. maddesi işletilir ve cumhurbaşkanına tutukluluk halinin sonuç-
lanmasına kadar TBMM Başkanı vekalet eder.
Benzer yöndeki bir başka görüş ise cumhurbaşkanının herkes
gibi yargılanmasının doğru olmadığını, diğer yandan cumhurbaşka-
nını Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamasının da
doğru olmayacağını; çünkü Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyeleri-
nin cumhurbaşkanı tarafından atandığını, bu durumda da mahkeme-
nin cumhurbaşkanına karşı tarafsız bir yargılama yapabilmesinin pek
mümkün olmadığını, çözümün Yargıtay ve Danıştay büyük kurulla-
rından oluşan özel bir mahkeme kurmaktan geçtiğini, bu yönde de
Anayasa’da gereken değişikliğin yapılması gerektiğini belirtmektedir.
Diğer bir görüş ise, cumhurbaşkanının vekili olan TBMM
Başkanı’nın kişisel suçları nedeniyle dokunulmazlıktan yararlanabile-
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu412
cekken, asil olan cumhurbaşkanına böyle bir hak tanınmamasının hu-
kuki bir çelişki olduğunu; vekilde olan bir yetkinin asilde evleviyetle
bulunacağını savunmaktadır.
Bu görüşlere, yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle katılmıyoruz.
Çünkü mevcut hukuki düzenleme bu görüşleri benimsemeye engel-
dir. Ancak, olması gereken hukuk açısından ikinci görüşü daha doğ-
ru buluyoruz. Bu yönde Anayasa’da gerekli değişikliğin yapılması ge-
rektiği kanısındayız.
Diğer yandan, cumhurbaşkanı hakkında nasıl bir usul izlenece-
ği ne Anayasa’nın 105. maddesinde ne de CMK’da düzenlenmiştir. Bu
durumda, cumhurbaşkanının tutuklanmasının da CMK m. 100 ve m.
101’deki kurallara göre yapılması gerekmektedir. Anayasa veya yasa
koyucu aksi bir istenç içerisinde olsaydı bu istencini Anayasa’da veya
CMK’da belirtirdi. Nitekim 1924 Anayasası’nda, 41. maddede, Anaya-
sa koyucu “Cumhurbaşkanı’nın özlük işlerinden dolayı sorumlu tutulma-
sı gerekirse Anayasa’nın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17. madde-
si hükümlerine uyulur.” diyerek, kişisel suçları bakımından da cumhur-
başkanına dokunulmazlık vermiştir. Oysa, buna benzer bir düzenle-
meye ne 1961 ne de 1982 Anayasalarında rastlanmaktadır.
Kanımızca, 1982 Anayasası’nın 105. maddesine 1924 Anayasası’nın
41. maddesindekine benzer bir fıkra eklenmesi bu konudaki tartışma-
ları önlemek ve cumhurbaşkanlığı makamının art niyetli ceza kovuş-
turmaları ile yıpratılmasını önlemek bakımından yerinde olacaktır.
2. Cumhurbaşkanı göreviyle ilgili olan suçlardan ötürü kural ola-
rak cezai sorumluluğa sahip değildir. Bu kuralın tek ayrıksısı vatana
ihanetten doğan sorumluluktur. Vatana ihanet, bir görüşe göre ceza
hukuku kavramı olmaktan çok, siyasal bir kavramdır. Oysa, kanaa-
timizce vatana ihanetin hem ceza hukuku bağlamında anlamı vardır;
hem de bu kavram siyasi bir kavramdır. Ancak cezai yönü daha ağır
basmaktadır.
Vatana ihanet kavramı konusunda, ceza hukuku anlamında bir
belirsizlik olduğu söylenebilir. 1924 ve 1961 Anayasalarında da vata-
na ihanet kavramı tanımlanmış değildir. Ancak cumhurbaşkanının va-
tana ihanetten suçlandırılabileceği ve Yüce Divan’da yargılanabileceği
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 413
her üç Anayasa’da da düzenlenmiştir. Kanaatimizce, neyin vatana iha-
net sayılacağının TBMM’ye bırakılması kanunilik ilkesi ile bağdaşma-
yacağı gibi, konunun siyasi amaçlarla kullanılmasının önünü açabile-
cek sakıncaları da içerecektir. Şu halde, en doğru çözüm TCK’nın han-
gi maddelerinin vatana ihanet sayılacağının Anayasa’nın 105. madde-
sine ek bir fıkra konarak belirlenmesidir. Aksi halde vatana ihanetle
suçlandırılan cumhurbaşkanı hakkında beraat kararı verilmesi kaçınıl-
maz olacaktır.
3. Kanaatimizce, Yüce Divan’a sevk edilen cumhurbaşkanı henüz
ithamla karşı karşıyadır. Yargılanmış değildir. Yüce Divan’a sanık sı-
fatıyla çıkacak ve kendisini savunacaktır. Yargılamanın sonucunda be-
raat etmesi de olasılık dahilindedir. Beraat etmesi durumunda, cum-
hurbaşkanının vatana ihanet suçunu işlemediği kesinleşmiş yargı ka-
rarı ile tescillenmiş olacaktır. Bu durumda, görev süresi de sona erme-
mişse, cumhurbaşkanının yeniden görevine dönmesinde herhangi bir
hukuki engel yoktur. Kaldı ki cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk
edilmesiyle görevinin sona ereceğine dair Anayasa’da da bir açıklık
yoktur. Bu durumda da bakanlara ve başbakana ilişkin 113. maddenin
de kıyasen uygulanması mümkün değildir.
Diğer yandan, Anayasa’da cumhurbaşkanının görevinin hangi
hallerde sona ereceği de 106. maddede belirtilmiştir. Bu nedenler geçi-
ci ve kalıcı nedenler olarak sınıflandırılmış ve hastalık, yurt dışına çık-
ma gibi (tutuklanma da bu gurupta değerlendirilebilir) geçici neden-
ler; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple cumhurbaşkanlığı makamı-
nın boşalması (istifa olabilir) da kalıcı nedenler olarak belirtilmiştir.
Cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesinin görevin sonlanma-
sı anlamına geldiğine yönelik açık bir düzenleme burada yoktur.
Çözüm, 105. maddeye bu duruma ilişkin açık bir düzenleme koy-
maktan ve Anayasa Mahkemesi’ne, cumhurbaşkanı görevinden çekil-
mezse yargılama sonuçlanan kadar cumhurbaşkanının görevine geçici
bir tedbir olarak son verme yetkisi koymaktan geçmektedir.
Cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesini de aynı tutuk-
lanması gibi düşünmek ve geçici olarak görevini yapamaz hale geldi-
ğini kabul etmek gerekir. Bu durumda, Anayasa’nın 106. maddesi ge-
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu414
reğince yargılama sonuna kadar TBMM Başkanı cumhurbaşkanına ve-
killik eder. Ancak, yargılama sonunda Yüce Divan beraat kararı verir-
se, görev süresinin sona ermemiş olması şartıyla cumhurbaşkanı ye-
niden görevine dönmelidir. Aksine bir yorum hem Anayasa’nın 106.
maddesinde belirtilen görevin sona ermesi nedenleriyle bağdaşmaz
hem de “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
şeklinde Anayasa’nın 38/4 maddesi ile AİHS m. 6/2 ile güvencelenen
temel ceza ilkesi olan “masumiyet karinesi” ile de bağdaşmaz.
Diğer yandan, cumhurbaşkanının Yüce Divan’a sevk edilmesi
ile görev süresinin sona ereceğinin kabulü halinde, parlamentonun
3/4’lük çoğunluğunu elinde bulunduran bir siyasi oluşum, salt siya-
si nedenlerle (sözgelimi icraatlarına engel olan ve yasaları sürekli veto
eden veya Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açan; politikası ile uyuş-
mayan) cumhurbaşkanını vatana ihanetle suçlandırıp Yüce Divan’a
sevk ederek görevinin sona ermesini sağlayabilir. Türkiye’deki sağ-
lıksız seçim sistemi ve % 10’luk seçim barajı nedeniyle kuramsal ola-
rak TBMM’ye yalnızca bir siyasi partinin girebilmesi de mümkündür.
Böyle bir durumda, bahsettiğimiz sakıncanın önemi daha net ortaya
çıkmaktadır.
4. Anayasa’nın 83/5 maddesinde düzenlenen milletvekili doku-
nulmazlığının kaldırılmasına ilişkin görüşmelerde grup kararı alına-
mayacağı ve oylamanın gizli olduğu yönündeki güvencelerin cum-
hurbaşkanının vatana ihanetle suçlandırılması hallerinde de uygulan-
ması mümkün değildir. Zira cumhurbaşkanının vatana ihanetten so-
rumluluğunu düzenleyen 105. maddede, bu yöndeki kararın gizlilik-
le alınacağından veya bu konuda parti gruplarında karar alınamaya-
cağına yönelik bir düzenleme mevcut değildir. Durum böyle olunca,
cumhurbaşkanının milletvekillerine tanınan söz konusu güvenceler-
den yararlanabilmesi de mümkün görünmemektedir. Bunun ciddi bir
eksiklik olduğunu düşünüyoruz. Çözüm, 105. maddeye de 83/5 ben-
zeri bir fıkra eklemekten geçmektedir. Cumhurbaşkanının milletvekili
kadar korumaya sahip olmaması ne cumhurbaşkanlığı sıfatıyla ne de
cumhurbaşkanının saygınlığıyla bağdaşır.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 415
5. Milletvekiline Anayasa’nın 85. maddesi gereğince, milletvekil-
liğinin düşmesi veya dokunulmazlığının kaldırılması kararına karşı 7
gün içerisinde Anayasa Mahkemesi’ne itiraz olanağı tanınmış olması-
na rağmen; vatana ihanet gibi çok ciddi bir isnatla karşılaşan cumhur-
başkanına Yüce Divan’a sevk kararına karşı itiraz hakkının tanınma-
ması da cumhurbaşkanının saygınlığı ile bağdaşmadığı gibi, AİHS’in
6. maddesi ile Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen “hukuk devleti”
ve 36. maddelerinde güvencelenen “adil yargılanma hakkı” ile de bağ-
daşmaz. Unutulmamalıdır ki cumhurbaşkanı Yüce Divan’da vatana
ihanet suçlaması ile yargılanırken “sanık” sıfatını taşıyacaktır ve bir sa-
nığa tanınan haklardan yararlanacaktır. Sanığa CMK m. 176/1 gere-
ğince iddianame, çağrı kağıdı ile birlikte tebliğ edilir ve CMK m. 176/4
gereğince iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az 7 gün
süre olmalıdır. Bundan amaçlanan, sanığın hakkındaki isnada karşı ilk
oturuma kadar savunmasını yapması ve kanıtlarını sunmasıdır. Hatta
sanığın savcılık aşamasında da savcıdan delil toplanmasını isteme ve
belgelere karşı yazılı veya sözlü savunmasını yapma hakkı da vardır.
Şu halde, “iddianame” gibi düşünülebilecek ve iddaname yerine
geçecek olan belge olan TBMM’nin Yüce Divan’a sevk kararına kar-
şı da sanık sıfatıyla yargılanacak olan cumhurbaşkanına da bu karara
karşı itiraz olanağı tanımak gerekir.
Denilebilir ki cumhurbaşkanı zaten Yüce Divan’da yargılanacak
ve savunmasını orada yapacaktır. Şu halde, TBMM’nin suçlandırma
kararına karşı itiraz olanağı tanınmasının gereği yoktur. O halde şu so-
runun da yanıtlanması gerekir. Bir milletvekili de hakkındaki iddialar
nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldığında yargılanacaktır. Ona neden
Anayasa’nın 85. maddesi gereğince TBMM’nin dokunulmazlığın kal-
dırılması kararına karşı itiraz olanağı tanınmaktadır?
Sorunun çözümü Anayasa’nın 105. maddesine 83. maddeye ben-
zer bir ek fıkra koymaktan geçmektedir. Bu şekilde, cumhurbaşkanına
da kendisi hakkındaki isnat olan TBMM’nin vatana ihanetle suçlandır-
ma kararına karşı itiraz olanağı tanınacaktır.
6. Bir görüşe göre. TBMM vatana ihanet ithamında bulunduktan
sonra Yüce Divan cumhurbaşkanına isnat olunan fiilin gerçekten va-
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu416
tan ihanet niteliği taşıyıp taşımadığına karar vermekle yetkili değil-
dir. Bu yetki, Anayasa’nın 105. maddesine göre TBMM’ye verilmiştir.
Yüce Divan, bu durumda ancak suçun gerçekten işlenmiş olup olma-
dığına; işlenmişse cumhurbaşkanının suçun faili olup olmadığına ve
suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına karar verebilir.
Ancak kanaatimizce, hukukumuzda neyin vatana ihanet sayıla-
cağı yönünde bir açık düzenleme olmadığı; öğretide konunun tartış-
malı olduğu hususları da gözetilmeli ve yukarıda da değindiğimiz
gibi, TBMM’nin Türk seçim sistemindeki çarpıklık nedeniyle bir par-
ti tarafından oluşmasının (veya 3/4’lük çoğunluğun tek parti tarafın-
dan temsil edilmesinin) kuramsal olarak olanaklı olduğu gözetilme-
li ve Yüce Divan’a neyin vatana ihanet sayılacağı konusunda da ka-
rar verme yetkisi tanınmalıdır. Bu sağlandığında, vatana ihanet kavra-
mının siyasi amaçlarla kötüye kullanılması ve cumhurbaşkanının gö-
revden alınmasının bir yolu olarak kullanılmasının da önüne geçilebi-
lecektir. Öte yandan, vatana ihanet kavramındaki “suçta ve cezada ka-
nunilik ilkesi bağlamındaki” tartışmalı alan, böylece en azından içtihatla
doldurulmuş olacaktır. En doğrusu ise yukarıda da belirttiğimiz gibi,
Anayasa’nın 105. maddesine neyin vatana ihanet ayılacağına dair açık
bir düzenleme konmasıdır.
KAYNAKLAR
Aktaş, Kadir, “Yasama Dokunulmazlığının Kapsamı”, TBBD, Sayı 84;
Eylül-Ekim 2009, s. 271 vd.
Atar, Yavuz, “Türk Anayasal Sisteminde Cumhurbaşkanının Seçimi, Görev
Süresi, Yetkileri ve Parlamenter Sistem Gerekleri Doğrultusunda Değişik-
lik Önerileri”, TBMM Anayasa Hukuku I. Uluslararası Sempozyumu,
22-24 Nisan 2003, TBMM Başkanlığı Yayınları, Yayın No: 1, s. 317 vd.
Alacakaptan, Uğur, Uluslararası Anayasa Hukuku Kurultayı, Bildiriler; 9-13
Ocak 2001, s. 505 vd.
Batum, Süheyl / Yüzbaşıoğlu, Necmi, Anayasa Hukuku’nun Temel Metinle-
ri, Beta Yayıncılık, İstanbul 1997.
Dönmezer, Sulhi / Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kı-
sım, Cilt:1, Dokuzuncu Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1985.
Erem, Faruk, Türk Ceza Hukuku, Cilt 2, Ankara 1962 aktaran Kerse, Cum-
hurbaşkanı, s. 164.
TBB Dergisi 2011 (92) Ş. Cankat TAŞKIN 417
Gören, Zafer, Anayasa ve Sorumluluk, Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Ser-
maye İşletmesi Yayınları, No: 58, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş
2. Baskı, Ankara 1995.
Gözler, Kemal, Cumhurbaşkanı Hükümet Çatışması (Cumhurbaşkanı Kararna-
meleri İmzalamayı Reddedebilir mi?), Ekin Kitabevi, Bursa 2000.
Gözler, Kemal, Devlet Başkanları, (Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İnce-
lemesi), Ekin Kitabevi, Bursa 2001.
Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 7. Baskı, Ekin Kitabevi, Bur-
sa, Eylül 2009.
Gözübüyük, A. Şeref, Anayasa Hukuku, 7. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara
1998.
Kanadoğlu, Sabih, “Cumhurbaşkanının Cezai Sorumluluğu”, Cumhuriyet
Gazetesi, 25 Nisan 2007, s. 2.
Kalaycıoğlu, Ersin, Cumhurbaşkanı Seçimi Öncesi Cumhurbaşkanlığı, TBB
Yayınları, Sempozyum, 12-13 Ocak 2007, Ankara, s. 177 vd.
Kerse, Ahmet, Türkiye’de 1961 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı, Doktora
Tezi, İstanbul 1973.
Keskinsoy, Ömer, Yasama Dokunulmazlığı, Adalet Yayınevi, Ankara 2008.
Koçak, Mustafa, Batı’da ve Türkiye’de Egemenlik Anlayışının Değişimi, Devlet
ve Egemenlik, Seçkin Yayınları, Ankara 2006.
Okandan, Recai Galip, Umumi Amme Hukuku, Fakülteler Matbaası, İstan-
bul 1968.
Önder, Salih, Türk Parlamenter Sisteminde Cumhurbaşkanının Rolü, Turhan
Kitabevi, Ankara 2007.
Özbudun, Ergun, “Cumhurbaşkanının Sorumluluğu ve Sorumsuzluğu”,
Türkiye’nin Anayasa Krizi, (2007-2009), Liberte Yayınları, 1. Baskı,
Ekim 2009.
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı,
Ankara 1998.
Özbudun, Ergun, “Yasama Sorumsuzluğu ve Yasama Dokunulmazlığı:
Hukuki Mahiyetleri ve Farkları”, TBBD, Temmuz-Ağustos 2005, Sayı:
59, s. 113 vd.
Parla, Taha, Cumhurbaşkanı ve Parlamenter Sistem, Atila Kitabevi, Anka-
ra 1999.
Soysal, Mümtaz, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, İstan-
bul 1997.
Şahin, Kemal, “Cumhurbaşkanının Cezai Sorumluluğu”, Prof.Dr. Vecdi
Aral’a Armağan, KOUHF, Kocaeli 2001.
Tanilli, Server, Devlet ve Demokrasi, Anayasa Hukukunda Giriş, 2.Bası, Say
Kitap Pazarlama, İstanbul.
1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının Sorumsuzluğu418
Tanör, Bülent, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, YKY, 2. Baskı, İstanbul,
Ekim 2008.
TBB Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi, Geliştirilmiş Gerekçeli Yeni Me-
tin, 2. Baskı, Kasım 2007, s. 223.
Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Yayıncılık, Beşinci Baskı, İstanbul
1998.
TOBB Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi, Anayasa 2000, Nisan 2000,
TOBB, Ankara.
Yayla, Yıldızhan, Uluslararası Anayasa Hukuku Kurultayı, Bildiriler; 9-13
Ocak 2001, s. 497 vd.
Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 4. Baskı, Yetkin Yayınları, An-
kara 1992.
İnternet Kaynakları:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet (Erişim tarihi: 04.12.2009)
http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.AspxMevzuatKod=1.3.1632&M
evzuatIliski=0&sourceXmlSearch=askeri%20ceza (Erişim tarihi:
04.12.2009)
http://www.servat.unibe.ch/law/icl/it00000_.html Erişim tarihi:
05.12.2009
http://confinder.richmond.edu/confinder.html (Erişim tarihi: 07.12.2009)
http://www.assemblee-nationale.fr/english/8ab.asp#IX (Erişim tarihi:
07.12.2009)