hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
25TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
İmalatçının sorumluluğu konusuna devletler özel hukuku pence-
resinden bakıldığında cevaplanması gereken iki önemli soru ile kar-
şılaşılmaktadır. Bunların ilki, imalatçı ile zarar gören kişi arasındaki
ilişkinin –zarar gören kişi ile imalatçı arasında bir satım sözleşmesi
olduğu istisnai haller dışında– sözleşmesel sorumluluk mu yoksa söz-
leşme dışı sorumluluk olarak mı vasıflandırılması gerektiği noktasın-
dadır. Her ne kadar günümüzde imalatçının sorumluluğunun huku-
ki dayanağının haksız fiil sorumluluğu olması gerektiği konusunda
bir hukuki düzenleme mevcut değilse de, hakim görüş bu yöndedir.
1
Haksız fiil sorumluluğunun uygulanacak olan hukuku belirleyece-
ği kabul edildikten sonra üzerinde düşünülmesi gereken ikinci soru,
imalatçının sorumluluğuna uygulanacak olan hukukun haksız fiile
ilişkin genel bağlama kuralı ile mi yoksa özel bir bağlama kuralı ile mi
tespit edilmesi gerektiğidir. Bu çalışmada, imalatçının sorumluluğu-
nun hukuki dayanağı konusundaki tartışmalar üzerinde durulmaya-
cak, uygulanacak olan hukukun tespiti konusu incelenecektir. Lahey
Sözleşmesi’nde ve Avrupa Birliği (AB)
2
bünyesindeki çalışmalarda
imalatçının sorumluluğuna ilişkin bağlama kuralları tanıtılmaya ve bu
kuralların Türk hukukunun konuya ilişkin düzenlemeleriyle ne derece
*
Yrd. Doç. Dr., Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.
1
Christian von Bar, The Common European Law of Torts, Volume One, 2003, s. 439.
2
Avrupa Birliği terimiyle, Avrupa Birliği Antlaşması’nın (Maastricht Antlaşması)
üç sütunu kastedilmektedir: Topluluk boyutu, Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politika-
sı, Adalet ve İçişleri Alanlarında İşbirliği. Dolayısıyla bu makalede uyumlaştırma
faaliyetlerinden bahsederken Avrupa Birliği terimi, ancak birinci sütuna ilişkin yö-
nergelerden veya tüzüklerden bahsederken Avrupa Topluluğu (AT) ifadesi kulla-
nılacaktır.
Devletler Özel Hukuku Bakımınd an
İmalatçının Sorumluluğu
Zeynep Derya Tarman
*
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
26TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
uyumlu olduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu kapsamda sözleş-
me dışı borç ilişkilerine uygulanacak hukuk hakkındaki AT Tüzüğü
de incelenecektir.
Haksız fiillerden doğan borçlara hangi hukukun uygulanacağı
meselesinde kural olarak kabul edilen çözüm, haksız fiil yeri hukuku
(lex loci delicti commissi) yani haksız fiilin vuku bulduğu, haksız fiilin
ika yeri, haksız fiilin meydana geldiği yer hukukudur.
Bu kural, tes-
pitinin objektif olmasının yanı sıra tarafların haksız fiilin vuku bul-
duğu yer hukukunun uygulanacağı konusunda haklı bir beklentileri
olduğu ve haksız fiilin vuku bulduğu devletin fiil ile sıkı bağlantısı
olduğu gerekçeleriyle kabul edilmiştir.
5
Ancak haksız fiile ilişkin bu
kural, birtakım tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Bu kurala iliş-
kin klasik belirsizlik, haksız fiilin nerede işlendiği noktasında ortaya
çıkmaktadır. Haksız fiilin işlendiği yer olarak fiil (eylem) yerinin mi
yoksa neticenin (zararın) doğduğu yerin mi kabul edileceği noktası te-
reddüt konusu olabilmektedir. Örneğin, arabadaki bir ayıptan ötürü
meydana gelen bir araba kazasında haksız fiilin işlendiği yer, araba-
nın imal edildiği yer midir yoksa kazanın ve zararın meydana geldiği
yer midir? Diğer bir problem, haksız fiil yerinin tamamen rastlantısal
bir yer olması ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir uçak ka-
zasında uçağın düştüğü yer kural olarak rastlantısal bir yer olacaktır.
Özellikle imal edilen malın taşınabilir/götürülebilir (hareketli) olma-
sından ötürü birçok mesafe haksız fiili (Distanz Delikte) olarak nitelendi-
rilen olaylar vuku bulacaktır. Örneğin, belirli bir ülkede imal edilmiş
bir bisiklet başka bir ülkede satılabilir ve bisiklette var olan bir ayıptan
ötürü zarar, malın satıldığı ülkede veya bir üçüncü ülkede meydana
gelebilir. Bunun yanı sıra, bazı akit dışı borçlar –imalatçının sözleşme
dışı sorumluluğu, haksız rekabet, kişilik haklarının ihlalinde sorumlu-
luk gibi– vardır ki burada haksız fiilin en sıkı irtibatlı olduğu hukuk,
ne fiilin işlendiği yer ne de zararın meydana geldiği yerdir, çünkü bu
tür haksız fiillerde korunması gereken menfaatler farklıdır.
S
3
Sözkonusu tüzük 864/2007 EC numarasını alarak 31.7.2007 (L199, s. 40) tarihli Res-
mi Gazete’de yayımlanmıştır. Tüzüğün esasa ilişkin hükümleri 11 Ocak 2009 tarihin-
de yürürlüğe girecektir.
4
Nomer, Devletler Hususi Hukuku, 14. Bası: Nomer /Şanlı, İstanbul 2006, s. 312.
5
Türk hukuku da aynı çözümü kabul etmiştir. Bkz., Milletlerarası Özel Hukuk ve
Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m. 25 I.
6
Günseli Öztekin Gelgel, Akit Dışı Borç İlişkilerine Uygulanacak Hukuk Hakkında Avru-
pa Birliği Düzenlemesi, 2006, s. 118. İmalatçının sorumluluğu dışında haksız rekabet,
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
27TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
İmalatçının sorumluluğu alanında uygun bir kanunlar ihtilafı ku-
ralının yaratılması gereği doktrinde kabul edilmekle beraber bunun
zorluğu da sık sık dile getirilmiştir.
Uluslararası alanda özel bir ka-
nunlar ihtilafı kuralına ilk olarak 1973 tarihli ‘İmalatçının Sorumluluğu
alanındaki Lahey Sözleşmesi’nde yer verilmiştir. AB üyesi birkaç ülkenin
de katılmış
bulunduğu bu Sözleşme’de tek ve belirli bir bağlanma
noktası yoktur, haksız fiil statüsü yanında çeşitli bağlanma noktaları-
nın çeşitli kombinasyonlarla uygulama alanı bulmasına izin verilmiş-
tir. Bu çözüm, bazı ülkelerin devletler özel kanunlarında da kabul edil-
miş
veya bu çözüm yoluna en azından taslak kanun çalışmalarında
değinilmiştir.
İmalatçının sorumluluğuna uygulanacak hukuk, genel haksız fiil
statüsüne göre değil, özel bir bağlama kuralı ihdas etmek suretiyle tes-
pit edilmelidir. Bunun nedeni, haksız fiil statüsünün sözü edilen eksik-
likleri dışında hukuk kurallarının AB bünyesinde uyumlaştırılmasıdır.
Bilindiği üzere, imalatçının sorumluluğuna ilişkin maddi hukuk kural-
larının uyumlaştırılması amacına hizmet eden bir Avrupa Topluluğu
(AT) Yönergesi vardır.
10
Bu düzenleme, her ne kadar üye devletlerin
Yönergeyi iç hukuka aktarmaları suretiyle imalatçının sorumluluğu
hukukunda bir uyumlaştırmaya neden olduysa da, kanunlar ihtilafı
konusunda herhangi bir hüküm getirmemiştir. Dolayısıyla imalatçının
sorumluluğuna uygulanacak hukukun tespiti sorunu, AB içinde dahi
önem arz etmektedir.
11
Buna paralel olarak, imalatçının sorumluluğu
kişilik haklarının ihlali, çevrenin ihlali veya fikri mülkiyet haklarının ihlali de nite-
likleri itibariyle özel düzenlemeye tabii tutulması gereken haksız fiil türleridir.
7
Jan Kropholler, Internationales Privatrecht, Tübingen 2004, § 53 V3; FAWCETT, J. J,
Products Liability in Private International Law: A European Perspective; Recueil des
Cours de l‘Académie de droit international de La Haye, Vol. 238, 1993, I, s. 9; Manfred
Wandt, Internationale Produkthaftung, Heidelberg 1995; Thomas Graziano, Das auf
die Produkthaftung anwendbare Recht, Versicherungsrecht 2004, s. 1205-1210.
8
Sözleşmeyi onaylayan ülkeler: Hırvatistan, Makedonya, Fransa, Lüksemburg, Hol-
landa, Norveç, Finlandiya, Sırbistan ve Karadağ, Slovenya, İspanya. Sözleşmeyi
imzalayıp onaylamayan ülkeler ise Belçika, İtalya ve Portekiz’dir (bkz., www.hcch.
net/index).
9
Bkz., İsviçre Devletler Özel Kanunu m. 135; İtalyan Devletler Özel Kanunu m. 63.
Ayrıca Romanya, Estonya, Litvanya, Beyaz Rusya ve Rusya’da da imalatçının so-
rumluluğuna uygulanacak hukuk konusunda özel bir kanunlar ihtilafı kuralı yer
almaktadır (Graziano, s. 1208).
10
25.7.1985 tarihli imalatçının sorumluluğuna ilişkin AT Yönergesi (ABl.EG 1985 Nr.
L 210/29), 10.5.1999 tarihinde değiştirilmiştir (ABI.EG Nr.L 141/20).
11
Jan von Hein, Die Kodifikation des europäischen Internationalen Deliktsrechts,
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
28TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
alanında özel bir bağlama kuralı ihdas etmek suretiyle bağlama kural-
ları alanında bir uyumlaştırma sağlanabilir ki bu, özellikle imalatçının
sorumluluğu gibi nispeten dar ve özel bir alanda diğer alanlara naza-
ran daha kolay gerçekleştirilebilir.
I. İmalatçının Sorumluluğu Alanındaki Lahey Sözleşmesi
A. Giriş
İmalatçının sorumluluğu alanındaki 22 maddelik Lahey Sözleşme-
si 1977 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin önsözünde de belirtil-
diği üzere bu sözleşme, imalatçının sorumluluğu alanındaki kanunlar
ihtilafı kurallarına ilişkin olup maddi hukuk kurallarına ilişkin bir dü-
zenleme getirmemektedir.
12
Sözleşme, Fransa, Lüksemburg, İspanya,
Hollanda
13
ve Finlandiya olmak üzere toplam beş AB üyesi ülke ta-
rafından onaylanmıştır. AB üyesi olmamasına rağmen AB ile Avrupa
Serbest Ticaret Birliği (EFTA) dolayısıyla sıkı bağlantıları olan Norveç
de Sözleşme tarafıdır. Özellikle 1980’li yıllarda AB bünyesinde imalat-
çının sorumluluğu alanında maddi hukukun uyumlaştırılmasına iliş-
kin çalışmalar, Lahey Sözleşmesi’nin tekrar tartışılmasına yol açmış,
ancak sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin girişimler başarısızlıkla so-
nuçlanmıştır. Sözleşme, hakime uygulanacak hukuk bakımından bir-
çok bağlama kriteri getirmiş, ancak bu kriterlerin farklı kombinasyon-
larına ilişkin maddeler detaylı olmakla beraber karışık bir anlatımla
ifade edilmiştir. Lahey Sözleşmesi’ne ilişkin karar sayısı ise azdır.
14
B. Sözleşme’nin Uygulanma Alanı
Sözleşmenin ilk üç maddesi sözleşmenin kapsamına ilişkindir. 1.
madde’ye göre, bu sözleşme bir malın neden olduğu zarardan ötürü
imalatçının ve 3. maddede sayılan diğer kişilerin sorumluluğuna uy-
ZvglRWiss 2003, s. 528-562 (538).
12
Reese, Explanatory Report, Actes et documents de la Douzieme session 1972, Den
Haag 1974, s. 252-273. (rapor metni için bkz. www.hcch.net/index).
13
2001 tarihli Hollanda Devletler Özel Hukuku Kanunu imalatçının sorumluluğuna
ilişkin uygulanacak hukuk konusunda Lahey Sözleşmesi’ne atıf yapmaktadır (bkz.,
Gelgel, dn. 93).
14
Hollanda kararı için bkz. Niew Rotterdam Schade NV v. Baier&Koeppel GmbH&Co.
NIPR jrg. 7 (1989), 134: Fransız Yüksek Mahkeme kararı için bkz., Thompson
Hayward Chemical Co. V. Sirena SA (1998) EEC 319 (Fawcett, dn. 290).
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
29TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
gulanacak hukuku belirler. Sözleşmenin temel maddesi niteliğindeki
bu hüküm birtakım anahtar kavramları içermektedir ki bunlar da söz-
leşmenin diğer maddelerinde tanımlanmıştır.
Sözleşmenin 1. maddesinin ikinci fıkrası, sözleşmenin uygulama
alanı dışında kalan halleri düzenlemektedir. Buna göre, malın mülki-
yetini veya kullanma hakkını devreden kişi ile bu malı devraldıktan
sonra zarar gören kişi arasındaki ilişkiye bu sözleşme uygulanma-
yacaktır. Bu fıkra ile zarar gören alıcının satıcıya karşı sözleşmeden
kaynaklanan talepleri kastedilmektedir. Madde metninde sözleşme-
sel kelimesine kasten yer verilmemiş olması, birbirinden farklı hukuk
düzenlerinde vasıflandırmaya ilişkin ortaya çıkabilecek problemlerin
önüne geçmeyi istemekten kaynaklanmaktadır.
15
Sözleşmenin 2. maddesinin (a) fıkrası, mal terimini geniş olarak ta-
rif etmiştir. Buna göre mal, doğal veya endüstriyel, ham veya işlenmiş,
taşınır veya taşınmaz olabilir. Sözleşmenin 2. maddesinin (b) fıkrası,
zararın kapsamını tarif etmektedir. Madde metninin kapsamına aldığı
üç zarar türü şunlardır: Kişi varlığında meydana gelen zarar, ayıplı
malın kendisi dışındaki başka bir mal varlığında meydana gelen zarar
ve mal varlığındaki azalmalar (ekonomik zarar). Örneğin, ayıplı bir
tüpgazın patlaması sonucu kişiye ve patlama sonucu –tüpgaz dışın-
daki– mallara gelen zarar sözleşmenin kapsamına girmektedir. Ancak
ayıplı malın kendisinde meydana gelen zarar sözleşmenin uygulama
alanı dışındadır. Bu zararı, davacının sözleşmesel sorumluluk esası-
na dayanarak satıcıdan talep etmesi beklenmektedir. Bunun yanı sıra,
mal varlığında doğrudan doğruya ayıplı malın neden olduğu zarar
nedeniyle ortaya çıkan azalmalar –örneğin yeni bir tüpgaz alınması
nedeniyle ortaya çıkan zarar– da kapsam dışındadır.
Sözleşmenin 3. maddesi, sorumlu tutulacak kişileri dört grup ha-
linde saymıştır. Buna göre, işlenmiş veya ham bir malın veya malın
bir parçasının imalatçısı, malın tedarikçisi
16
ve malı tamir eden veya
malın saklanması ile görevli ambar sorumlusu dahil olmak üzere ti-
cari zincirin bir parçası olmak kaydıyla bir malın hazırlanması veya
dağıtımına katılan kişiler bu sözleşmenin kapsamındadır. Ayrıca bu
kişilerin acentelerinin veya işçilerinin de bu sözleşmenin kapsamında
15
Reese Report, s. 257.
16
Satıcı, kiralayan ve teminat veren kişiyi de içine alacak şekilde geniş yorumlanması
hakkında bkz., Reese Report, s. 259.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
30TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
oldukları 3. maddenin son cümlesinde ifade edilmiştir. Madde met-
ninde kişi/şahıs terimi kullanılmış olmasına rağmen sorumlu olacak
kişinin sadece gerçek kişi olmadığı tüzel kişi de olabileceği sözleşmede
geçen terimleri tanımlayan 2. maddenin (c) bendinde belirtilmiştir.
C. Sözleşmenin Kanunlar İhtilafı Kuralları
Uygulanacak hukuk hakkındaki kurallar, sözleşmenin 4, 5, 6. ve
7. maddelerinde yer alır ve oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Söz-
leşmenin 4-6 maddeleri uygulanacak olan hukukun nasıl tespit edile-
ceğine ilişkin kuralları içerirler,
17
madde 7 ise 4-6 maddeler uyarınca
uygulanması tespit edilen hukukun sınırlandırılmasına ilişkindir.
1. Bağlanma Noktaları
Sözleşmenin kanunlar ihtilafına ilişkin maddelerinde toplam dört
tane bağlanma noktasının yer aldığı görülmektedir: zararın meydana
geldiği yer, ayıplı maldan doğrudan zarar gören kişinin yerleşim yeri,
sorumlu olduğu iddia edilen kişinin iş merkezinin bulunduğu yer ve
doğrudan zarar gören kişinin malı iktisap ettiği yer.
Kural olarak uygulanacak olan hukuk, bu bağlanma noktalarının
çeşitli kombinasyonlarda hiyerarşik düzene uygun olarak uygulanma-
sı yoluyla tespit edilecektir. İstisnai durumlarda ise davacı tarafa sa-
yılan bağlanma noktalarından birini tercih etme olanağı tanınacaktır.
Son olarak da öngörülebilirlik kuralı, uygulanması gereken hukukun
bazı durumlarda uygulanmamasına neden olabilecektir.
2. Bağlanma Noktalarının Çeşitli Kombinasyonları
(m. 4 ve m. 5)
Sözleşmenin benimsediği asli bağlama kuralı, 4. maddede yer al-
maktadır. Buna göre, uygulanacak hukukun zararın meydana geldiği
yer hukuku olması maddede sayılan diğer üç bağlama yerinden en az
birinin de zararın meydana geldiği yer olması halinde söz konusudur.
Diğer bir ifadeyle, zararın meydana geldiği yer uygulanacak hukuku
17
Atıf yapılan yer hukukunun, imalatçının sorumluluğuna ilişkin kanunlar ihtilafı
kuralları değil, maddi hukuk kuralları olduğu hakkında bkz., Reese Report, s. 263.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
31TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
tek başına tespit etmeyecektir. Zararın meydana geldiği yer hukuku
ancak zarar gören kişinin yerleşim yeri hukuku veya davalı tarafın iş
merkezinin bulunduğu yer hukuku veya malın iktisap edildiği yer hu-
kuku ile aynı olduğu takdirde uygulama alanı bulacaktır. Bu ek şart-
ların getirilme sebebi, zararın meydana geldiği yer bağlanma noktası-
nın tesadüfi bir hukuka gönderme yapmasının önüne geçmektir.
18
Bu
nedenle zarar gören kişinin yerleşim yeri, imalatçının işyeri ve malın
iktisap edildiği yer hukuklarının da uygulanmasının yolu açılmak is-
tenmiştir, ama bu yerler ancak zararın meydana geldiği yer kriteri ile
beraber uygulama alanı bulabilecektir.
Sözleşmede bu ana kural dışında bazı tali bağlama kurallarına da
yer verilmiştir. Madde 5, zarar gören kişinin yerleşim yeri hukukunun
ne zaman öncelikli olarak uygulanacağını düzenler. Buna göre, zarar
gören kişinin yerleşim yeri ile davalı tarafın iş merkezinin bulunduğu
yerin veya malın iktisap edildiği yerin aynı olması durumunda önce-
likli olarak bu yer hukuku uygulanır. Madde 4’teki asli kriter olan za-
rarın meydana geldiği yer kriterine bu madde metninde yer verilmemesi,
onun yerine zarar gören kişinin yerleşim yerine öncelik tanınması söz
konusudur.
Kural olarak, imalatçının sorumluluğuna ilişkin olaylar ya mad-
de 4 ya da madde 5’te belirtilen kombinasyonlardan birine girecektir.
Ancak istisnai olmakla beraber bazı olayların her iki maddenin uygu-
lama alanına girmesi söz konusu olabilir. Örnek olarak, İspanyol bir
davacının İspanya’da satın aldığı bir Fransız malı yüzünden Fransa’da
zarara uğraması veya taraflardan her ikisinin İspanyol olup davacının
İspanyol malını satın aldığı Fransa’da zarara uğraması hali verilebilir.
Bu durumda madde 5’in madde 4’e göre öncelikli olarak uygulanma-
sı, diğer bir ifadeyle zarar gören kişinin yerleşim yeri hukukunun uy-
gulanması söz konusu olur. Anılan örnekte bu kurala uygun olarak
İspanyol hukukunun uygulanması gerekecektir.
Yukarıda sözü edilen dört bağlanma noktasından herhangi ikisi-
nin kesişmesi yeterli değildir, çünkü bağlantı yerleri arasında hiyerar-
şik bir düzen de söz konusudur. Zarar gören kişinin yerleşim yeri ile
zararın meydana geldiği yer ayrıcalıklı bağlama yerleridir. Bu iki yer-
den birisinin diğer üç yer ile kesişmesi halinde o yer hukuku uygulama
18
Reese Report, s. 260.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
32TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
alanı bulacaktır. Bu durumda davalı kişinin iş merkezinin bulunduğu
yer ve malın iktisap edildiği yer tali bağlama kuralı niteliğindedir. Bu
iki yerin kesişmesi hali, o yer hukukun uygulanması sonucunu doğur-
mayacaktır. Ancak asli bir bağlama kuralının bir tali bağlama kuralı
ile kesişmesi hali o yer hukukun uygulanmasına neden olacaktır. Bağ-
lanma noktalarının farklı kombinasyonlarda uygulama alanı bulması
imalatçının sorumluluğuna ilişkin olayların karmaşık bir yapıda olma-
sı ve bu olaylar bakımından tek bir kanunlar ihtilafı kuralının yerinde
olmayacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
19
3. Zarar Gören Kişinin Uygulanacak Olan Hukuku
Seçme Hakkı (m. 6)
Çok istisnai olmakla beraber bazı olaylar bakımından ne 4. ne
de 5. maddenin uygulanması söz konusu olacaktır. Bu durum, dört
bağlama yerinden her birinin farklı ülkelerde olmasından kaynakla-
nacaktır. Örneğin, İspanya’da yerleşik bir davacının tatili esnasında
Almanya’da imal edilmiş bir malı Fransa’da temin etmesi ve bu mal
nedeniyle İtalya’da bir zarara uğraması hali. Madde 4 ve 5’in uygula-
ma alanı dışında kalan diğer bir durum ise yukarıda sözü edilen iki tali
bağlama yerinin kesişmesi halidir.
Örneğin, yerleşim yeri İspanya olan davacının arabayla yaptığı
bir Avrupa seyahati sırasında, İtalya’da İtalyan bir imalatçı tarafın-
dan piyasaya sürülmüş bir malı satın alıp maldaki bir ayıptan dolayı
Fransa’da zarar görmesi hali. Bu durumda uygulanacak olan hukuk
madde 6 uyarınca tespit edilecektir.
Madde 6, 4. ve 5. maddelerin uygulanamaması durumunda devre-
ye girer ve davacıya sorumlu olduğu iddia edilen kişinin iş merkezinin
bulunduğu yer hukuku ile zararın meydana geldiği yer hukuku ara-
sında bir seçim hakkı tanır. Davacıya uygulanacak olan hukuku seçme
hakkı tanıyan madde 6, uygulanacak olan hukuku objektif kriterler-
le tespit etme yaklaşımını içeren madde 4 ve 5’ten farklıdır. Ayrıca 6.
maddeye göre, zikredilen bağlanma noktalarının her ikisinin de aynı
yer hukukuna gönderme yapması gerekmemektedir, bu durumda za-
rarın meydana geldiği yer uygulanacak olan hukuku tek başına tespit
edebilecektir. Hiç süphesiz zararın meydana geldiği yer hukuku, ge-
19
Hein, ZvglRWiss 2003, s. 553.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
33TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
rek madde 4 gerekse madde 5’e göre asli bir bağlama kuralıdır, ancak
unutulmamalıdır ki madde 6’ya göre zarar veren kişinin iş merkezinin
bulunduğu yer de uygulanacak olan hukuku tek başına tespit edebile-
cektir. İrade serbestisini temel alan bu madde, davacıya çeşitli bağla-
ma kuralları arasında seçme özgürlüğü tanıyan ve özellikle zarar yeri
kuralını destekleyen görüşün bir zaferi olarak yorumlanmıştır. Ancak
madde 6 uyarınca sahip olunan seçim hakkının uygulama alanı, mad-
de 7’de düzenlenmiş olan öngörülebilirlik kuralı nedeniyle oldukça
sınırlandırılmıştır.
4. Öngörülebilirlik Kuralı (m. 7)
Sözleşmenin 7. maddesi, imalatçıyı korumaya yönelik olup zararın
meydana geldiği yer veya zarar gören kişinin yerleşim yeri hukuku-
nun uygulanmasını önleyen bir düzenlemedir. Uygulamama durumu,
zarar verdiği iddia edilen davalının, malının o ülkede ticari yollardan
teminini öngöremeyecek durumda olduğunu ispat ettiği takdirde söz
konusu olacaktır. Davalı kişinin bu hükümden yararlanabilmesi için
hangi hususları ispat etmesi gerektiği madde metninde açıkca düzen-
lenmemiştir. Ancak davalının malını söz konusu ülkede pazarlamadı -
ğını veya malının o ülkede resmi yollardan dağıtımına izin vermediğini
ispatlaması yeterli sayılacaktır. Bir malın belirli bir ülkede pazarlan-
ması ile öngörülebilirlik arasındaki ilişki şu şekilde açıklanabilir:
20
Bir
imalatçı malını belirli bir ülkede piyasaya sürmek ile o ülke kuralları
uyarınca sorumlu olacağına rıza göstermektedir, çünkü söz konusu ül-
kenin hukuku artık kendisi açısından öngörülebilir niteliktedir.
Madde 7 olumsuz bir hükümdür; diğer bir ifadeyle, madde 4, 5
veya –davacının seçimi halinde– madde 6 uyarınca uygulanacak olan
hukukun uygulanmasını önleyen bir hükümdür. Ancak söz konusu
madde, zararın meydana geldiği yer veya zarar gören kişinin yerle-
şim yeri hukukunun uygulanmaması halinde hangi yer hukukunun
uygulanacağını düzenlememektedir. Bu durumda, madde 6 devreye
girmeli ve sorumluluğu iddia edilen kişinin iş merkezinin bulundu-
ğu yer dikkate alınmalıdır. Bu durum davalının malını iş merkezinin
bulunduğu yerde piyasaya sürmemiş olması halinde dahi uygulan-
malıdır. Bu çözümün altında yatan düşünce, davalının kural olarak iş
20
Fawcett, s. 143.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
34TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
merkezinin bulunduğu yer hukukunun uygulanması konusunda bir
şikayeti olmayacağına dayanmaktadır.
21
5. Uygulanacak Hukuka Getirilen Sınırlamalar
Sözleşme, uygulanacak olan hukuka ilişkin kurallar bakımından
iki sınırlama getirmiştir. İlk sınırlama malın piyasaya sürüldüğü ülke-
deki kurallar olup, ikinci sınırlama kamu düzenine ilişkindir.
a. Malın Üretimine ve Güvenliğine İlişkin Kurallar
Madde 9’a göre, söz konusu olaya uygulanacak olan hukuk (m.
4, 5, ve 6 uyarınca), malın piyasaya sürüldüğü ülkede yürürlükte bu-
lunan malın güvenliğine ve üretimine ilişkin kuralların dikkate alın-
mayacağı sonucunu doğurmamalıdır. Bu hüküm, mahkemelere hangi
ülkenin mal güvenliğine ve üretimine ilişkin kurallarını uygulayacağı
konusunda bir takdir yetkisi vermektedir. Takdir yetkisi, 4-6. mad-
deler uyarınca uygulanacak olan ülke hukukunun kuralları ile –aynı
ülke olmaması durumunda– malın piyasaya ilk sürüldüğü ülke hu-
kuku kuralları arasında kullanılacaktır. Mahkeme, güvenlik standart-
ları daha düşük olan ülke hukukunun uygulanmasına karar vermek
suretiyle davalının sorumluluktan kurtulmasına neden olabilir. Diğer
yandan, mahkeme malın ilk piyasaya sürüldüğü yer hukukunun gü-
venliğe ilişkin standartlarını değil de, daha yüksek güvenlik standart-
ları arayan ülke hukukundan yana da tercihini kullanabilir. Bir malın
üretimine ve güvenliğine ilişkin kuralların kapsamına neler girdiğini
belirlerken malın güvenliğine ilişkin tüm kurallar
22
–malın üretimine,
muayenesine, tamirine ve malın donatılmasına ilişkin tüm güvenlik
unsurları– dikkate alınmalıdır.
23
b. Kamu Düzeni
Madde 10’a göre, bu sözleşme uyarınca tespit edilen yetkili yaban-
21
Fawcett, s. 144.
22
Bir malın üretimine ve güvenliğine ilişkin kurallar kanun, tüzük, kanun hükmünde
kararname, yönetmelik v.b. ile getirilmiş olabilir. Bkz. Reese Report, s. 269.
23
Bu konuda AT Ürün Güvenliğine İlişkin Yönerge’nin (Council Directive 92/59/
EEC; O.J. 1992, L228) güvenli ürünü tarif eden 2. maddesi dikkate alınabilir.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
35TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
cı hukukun uygulanmasının lex fori’nin kamu düzenine açıkça aykırı
olması halinde hükmün uygulanmamasına karar verilebilir. Kamu dü-
zeni istisnasının ancak açık bir aykırılık durumunda ve sınırlı olarak
uygulanması gerektiği konusunda görüş birliği vardır.
24
Bu hükmün AB alanında uygulanmasına sıkça rastlanılmayacak-
tır, çünkü imalatçının sorumluluğuna ilişkin AT Yönergesi,
25
maddi
hukuk alanındaki farkları en aza indirmeyi amaçlamaktadır. AB üyesi
bazı ülkeler, bu yönergeyi iç hukuklarına aktarırken, yönergenin 15.
maddesinde tanınan imkanı kullanarak bilimsel ve teknolojik bilgile-
rin ayıbın varlığının bilinmesine imkan vermemesi halinde imalatçının
sorumlu olmayacağına yer vermiştir. Ancak bu kurtuluş beyyinesini
kabul etmeyen Lüksemburg hukukunun uygulanması böyle bir sa-
vunma hakkını kabul eden sözleşmeye taraf diğer AB ülkeleri bakı-
mından kamu düzenine aykırı kabul edilemez. Buna karşın, zararın
tazmininin sınırının çizilmesinde kamu düzeninin rolü önemlidir.
Gerçek zarar miktarının çok fazlasının ödenmesine imkan veren özel
hukuk cezasına (punitive damages) ilişkin hukuk kuralları kıta avrupası
mahkemelerinde kamu düzeni müdahalesiyle karşılaşabilir.
26
II. Avrupa Birliği Bünyesindeki Uyumlaştırma Çalışmaları
AB’ne üye ülkelerde sözleşmesel borç ilişkilerine uygulanacak
hukuk konusunda tek tip kurallar söz konusudur
27
. Ancak sözleşme
dışı sorumluluk ile ilgili kanunlar ihtilafı hukuku konusunda yuka-
rıda incelenen imalatçının sorumluluğu alanındaki Lahey Sözleşme-
si ve 1971 tarihli Trafik Kazalarında Uygulanacak Hukuk Hakkında Lahey
Sözleşmesi
28
dışında tek tip kuralların varlığı söz konusu değildir. Her
mahkeme, kendi ülkesinin devletler özel hukuku kuralları uyarınca
24
Reese Report, s. 269.
25
Bkz. dn. 11.
26
Örneğin, İsviçre Devletler Özel Kanunu m. 135 (2) ve Almanya Devletler Özel Ka-
nunu m. 40 (3), uygulanacak olan hukukun tazminata ilişkin hükümlerine sınır ge-
tirmiş; uygulanacak yabancı hukukun takdir ettiği tazminat miktarının bu hukuk-
ların bu fiile tanıdığı tazminat miktarından fazla olamayacağını belirtmiştir.
27
19.6.1980 tarihli Borç Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk Hakkında AET-Roma
Sözleşmesi (Roma I). Bu sözleşmenin Avrupa Tüzüğü haline getirilmesi çalışmaları
halen devam etmektedir. Tüzk taslağının (COD/2005/0261) yasalaşması konusun-
daki gelişmeler http://www.europarl.europa.eu/oeil/ adresinden takip edilebi-
lir.
28
Sözleşme metni için bkz. www.hcch.net.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
36TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
uygulanacak olan hukuku tespit etmektedir. Dolayısıyla, imalatçının
sorumluluğu alanında hangi bağlanma noktasının esas alınacağı hangi
devletin mahkemesinde dava açıldığına bağlı olmaktadır. Bu durum,
zarar gören kişinin dava açmadan önce çeşitli devletlerin kanunlar ih-
tilafı kurallarını inceleyip kendi menfaati bakımından en uygun dev-
lette dava açmasına yol açmaktadır (forum shopping). Davalı açısından
ise uygulanacak hukuk konusundaki belirsizlik dava açılana kadar
devam etmektedir.
29
İmalatçının sorumluluğu dahil olmak üzere sözleşme dışı borç iliş-
kilerine uygulanacak olan hukukun öngörülebilir ve taraf beklentileri
ile uyumlu olmasının hukuk güvenliği açısından zorunlu olduğu ve
bu amaçla AB alanında çalışmalara başlanılması gerektiği ifade edil-
miştir.
30
Avrupa Komisyonu, bu amaçla sözleşme dışı borç ilişkilerine uy-
gulanacak hukuk konusunda hazırladığı 22.07.2003 tarihli tüzük tek-
lifini tartışmaya açmıştır.
31
Tüzük teklifinde haksız fiil statüsü olarak
zararın meydana geldiği yer hukuku öngörülmüş, ancak bu çözüm
yolu imalatçının sorumluluğu bakımından yerinde görülmemiştir.
Özellikle malın hareketli olmasını göz önünde tutan görüş, imalatçı-
nın sorumluluğu bakımından aynı kuralın kabul edilmesi durumunda
tesadüfi ülke hukuklarıyla karşılaşılabileceğini belirtmiştir.
32
Örneğin,
A ülkesinde oturan bir kişinin bir ev aletini B ülkesinde satın alması, C
ülkesine götürmesi ve orada zarara uğraması durumunda uygulana-
cak olan hukukun zararın meydana geldiği yere göre tespiti hem ima -
latçı hem de zarar gören kişi açısından uygun olmayabilir. İmalatçı,
malının iktisap edilmesinden sonra hangi ülkelere götürüleceğini ön-
göremez; aynı şekilde iktisap eden kişi de malı götürdüğü herhangi bir
üçüncü ülke hukuku yerine kendisi ile daha sıkı bağlantıları olan bir
ülke hukukunun uygulanmasını ister. Bu açıdan tüzük teklifinde, hem
zarar gören kişinin hem de malı imal edip piyasaya süren imalatçının
29
Hein, ZvglRWiss 2003, s. 536.
30
Bu alandaki çalışmaların tarihçesi için bkz. Hein, ZvglRWiss 2003, s. 529-533. Söz -
leşme dışı borç ilişkilerine uygulanacak olan tüzük teklifi, akdi borç ilişkilerine uy-
gulanacak olan Roma I Sözleşmesi’nin bir devamı olarak görülmüş ve doktrinde
Roma II olarak anılmıştır.
31
22.7.2003 tarihli COM 2003/427 (Roma II).
32
Bkz., Komisyo’nun Raporu s. 13 vd; Wandt, N. 723; Gelgel, s. 120. İmalatçının So-
rumluluğuna Uygulanacak Hukuk Hakkında Lahey Sözleşmesi için bkz., Kegel/Schurig,
Internationales Privatrecht, Münich 2000, § 18 IV 3b.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
37TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
menfaatlerinin dengelenmesi ve konunun özel bir hükümle düzenlen-
mesi yoluna gidilmiştir.
Tüzük teklifi,
33
öncelikle tarafların uygulanacak hukuk konusunda
bir anlaşma yapabileceklerini düzenler (m.10 f.1). İkincil olarak taraf-
lar arasında sözleşmesel bir ilişkinin olup olmadığının tespit edilmesi
gerekir ki bu durumda sözleşme statüsünün haksız fiil alanında uygu-
lanması söz konusu olur.
Ancak gerek tarafların haksız fiile uygulanacak hukuk konusunda
anlaşmaları, gerekse imalatçı ile zarar gören kişi arasında bir sözleş-
me ilişkisinin bulunması istisnai niteliktedir. İmalatçının sorumlulu-
ğu hakkında özel bir düzenleme öngören madde 4’e göre, mağdurun
mutad mesken yeri hukuku uygulama alanı bulur; meğer ki imalatçı
malın o yerde kendi rızası hilafına piyasaya sürüldüğünü ispatlamış
olsun. Mağdurun mutad mesken yeri hukukunun uygulama alanı
bulması için zarara neden olan malın zarar gören kişinin mutad ye-
rinde piyasada olması önem taşımaktadır, yoksa zarar gören kişinin
malı mutad mesken yerinde iktisap etmiş olup olmamasının önemi
yoktur.
Ortak karar alma usulü
34
uyarınca parlamento, komisyonun tüzük
teklifi konusundaki görüşünü açıklamış
35
ve bu görüşlerin tüzük tekli-
fi ile açık farklar içermesi kanunlaşma yolundaki çalışmaların yavaşla-
masına yol açmıştır. Parlamentonun görüşü, imalatçının sorumluluğu
ile ilgili özel kanunlar ihtilafı kuralının kaldırılması yönündedir. Buna
göre, özel haksız fiil hükmü yerine genel haksız fiil hükmü –zararın
meydan geldiği yer (teklifin 3. maddesinin 1. fıkrası)– ancak somut
olayın başka bir yer hukuku ile sıkı irtibatının olması halinde o yer
hukuku uygulanmalıdır. Sıkı irtibat kriterini değerlendirirken malın
piyasaya sürüldüğü yer veya yerler dikkate alınmalıdır. Diğer bir ifa-
33
COM 2003/427.
34
Karar alma süreci, mevzuat çıkarılacak ilgili alan için öngörülmüş usule göre de-
ğişmektedir. Ortak karar alma usulünde, Parlamento ve Konsey yasama yetkisini
paylaşırlar. Komisyon yasa teklifini iki kuruma da gönderir. Bu iki kurum da teklifi
sırasıyla iki kez okur ve tartışırlar. Eğer üzerinde mutabakata varılamazsa teklif,
Konsey ve Parlamento’dan eşit sayıda temsilciden oluşan “uzlaştırma komitesi”ne
gider. Bu komitenin toplantılarına Komisyon temsilcileri de katılır ve tartışmalara
katkıda bulunurlar. Komite teklif üzerinde anlaştığında, metin yasa olarak kabul
edilmek üzere üçüncü bir okuma için Konsey’e ve Parlamento’ya gönderilir.
35
6.7.2005 tarihli COD/2003/0168 (Raportör Diana Wallis).
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
deyle, imalatçının sorumluluğu bakımından piyasa yeri hukuku uy-
gulama alanı bulabilecektir.
36
Komisyon, tüzük teklifinin bazı maddelerini Parlamento’nun da
görüşünü dikkate alarak Şubat 2006’da değiştirmiştir.
37
Ancak ima-
latçının sorumluluğuna ilişkin özel haksız fiil hükmünü ortadan kal-
dıran Parlamento görüşü kabul edilmemiştir. Tüzüğün yeni teklifine
göre, “imal edilmiş maldan doğan akit dışı zarara, zararın meydana geldiği
sırada mağdurun mutad meskeni hukuku veya, eğer fail kendi iradesi dışında
bu malın piyasaya sürüldüğünü ispat eder ise, failin mutad meskeni hukuku
uygulanacaktır”(madde 6).
38
Madde, uygulanacak hukuk konusunda iki alternatif sunmakta-
dır: zarar gören kişinin mutad meskeni ve imalatçının mutad meske-
ni. İmalatçının mutad meskeni hukukunun uygulanabilmesi olumsuz
bir şarta bağlanmıştır.
39
İmalatçı, kendi bilgisi ve rızası dışında malın
pazarlandığını, piyasaya sunulduğunu, satıldığını ispat ederse uygu-
lanacak hukuk imalatçının mutad meskeni hukuku olacaktır. O halde
ancak bu iddianın ileri sürülmemesi veya ispat şartının yerine getiri-
lememesi halinde uygulanacak olan hukuk zarar gören kişinin mutad
meskeni hukuku olacaktır. Madde metninde zarar gören kişinin mu-
tad meskeni hukuku yanında olumsuz bir şarta bağlı başka bir bağla-
ma kuralı getirilmesi eleştirilmiştir. Zira bu ek bağlama kuralı ile zarar
gören kişinin öngöremediği ve koşullarını bilmediği bir hukukla karşı
karşıya kalması söz konusu olabilecektir.
40
Bir malın, imalatçısının rı-
zası hilafına başka bir ülkede satılması yüksek bir ihtimal olduğundan
imalatçının mutad meskeni hukuku sıkça uygulama alanı bulabilecek-
tir.
Tüzük teklifinin getirdiği ana kural, mağdurun mutad meskeni
hukuku olmakla beraber teklif, Lahey Sözleşmesi ve bazı milli mev-
zuatların aksine zarar gören kişiye bir seçim imkanı tanımamaktadır.
Bağlama kriteri olarak mağdurun iradesine yer verilmemesi, diğer bir
ifadeyle imalatçının sorumluluğuna uygulanacak olan hukuku belirle-
me konusunda mağdura seçim imkanı getirilmemiş olması dikkat çe-
36
Graziano, s. 1209.
37
21.2.2006 tarihli COM/2006/0083.
38
COM/2006/0083.
39
Gelgel, s. 121.
40
Gelgel, s. 122-123.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
39TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
kicidir. Bunun yanı sıra, zarar gören kişinin hiç bilmediği imalatçının
mutad meskeni hukuku ile karşılaşması tehlikesi söz konusu olabil-
mektedir. Tüzük teklifi, devletler özel hukuku bağlamında korunması
gereken menfaate hizmet etmediği gerekçesiyle eleştirilmiştir.
41
AB Konseyi, parlamentonun görüşleri dikkate alınarak değiştirilen
tüzük teklifini değerlendirmiş; imalatçının sorumluluğu alanında özel
bir kanunlar ihtilafı kuralının gerekli olduğunu ve bu kuralın imalatçı
ile zarar gören mağdur kişi arasında bir denge sağlaması gerektiğini
ifade etmiştir.
42
Tüzük teklifi hakkında parlamentonun ikinci okuma-
dan sonraki görüşü de alınmış,
43
ancak konsey tüm değişiklik öneri-
lerini kabul etmediğinden 19.04.2007 tarihinde uzlaşma komitesinin
toplanmasına karar vermiştir.
44
Uzlaşma komitesi tarafından onayla-
nan ortak tüzük tasarısı,
45
10.7.2007 tarihinde üçüncü bir okuma için
Konsey’e ve Parlamento’ya gönderilmiş ve yasalaşmıştır.
46
AT Tüzüğü’ne göre, imalatçının sorumluluğu ile ilgili 5. madde
ayrıntılı ve kademeli olarak şu şekilde düzenlenmiştir:
Bir malın neden olduğu zarardan doğan akit dışı borç ilişkisine uygula-
nacak olan hukuk m. 4 (2) saklı kalmak koşuluyla,
a. malın da aynı ülkede pazarlanmış olması kaydıyla (...if the product
was marketed in that country...) zararın meydana geldiği sırada mağdurun
mutad meskeni hukuku,
b. malın da aynı ülkede piyasaya sunulmuş olması kaydıyla malın iktisap
edildiği yer hukuku,
c. malın da aynı ülkede piyasaya sunulmuş olması kaydıyla zararın mey-
dana geldiği yer hukukudur.
Ancak imalatçının 1(a), (b) veya (c) bentleri uyarınca tespit edilecek olan
ülkede malını piyasaya sürüldüğünü öngöremeyecek durumda olduğunu is-
pat etmesi halinde imalatçının mutad meskeni hukuku uygulama alanı bul-
malıdır.
41
Gelgel, s. 127.
42
25.09.2006 tarihli COD/2003/0168 (Council: common position).
43
18.01.2007 tarihli COD/2003/0168 (EP: position, 2
nd
reading).
44
19.04.2007 tarihli COD/2003/0168
45
EP/Council joint text C6-0142/2007.
46
Sözleşme dışı borç ilişkilerine uygulanacak hukuk hakkındaki AT Tüzüğü, 864/2007
EC numarasını alarak 31.7.2007 (L199, s. 40) tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Tüzüğün esasa ilişkin hükümleri 11 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Somut olayın şartlarına göre haksız fiilin 1. fıkrada sayılan ülke hukuk-
ları dışında başka bir ülke hukuku ile daha sıkı irtibatı olması halinde o ülke
hukuku uygulanmalıdır. Daha sıkı ilişkili bir hukuk özellikle taraflar arasında
bir sözleşme ilişkisinin olması halinde söz konusu olabilir.
Tüzükte, kademeli bir bağlanma sistemi kabul edilmiştir. Birinci
fıkranın (a) bendi uyarınca kural, zarar gören kişinin mutad meskeni
hukukunun uygulanmasıdır. Ancak bu ülke hukukunun uygulanması
bir şarta bağlanmıştır. İmalatçının malı piyasaya sürdüğü ülke ile za-
rar gören kişinin mutad meskeninin aynı ülke olması halinde (a) bendi
uygulanacaktır. Bu bağlanma noktasından istifade edilememesi halin-
de (a) bendini takip eden bentteki bağlanma noktaları kullanılacaktır.
(b) bendi uyarınca malın iktisap edildiği ülke ile piyasaya sürüldüğü
ülkenin aynı yer olması önem taşımaktadır. Bu şartın da gerçekleşme-
mesi halinde (c) bendi uyarınca malın piyasaya sürüldüğü ve zararın
meydana geldiği ülke hukuku uygulama alanı bulacaktır. Bu madde
uyarınca en az iki bağlanma noktasının aynı yerde olması gerekmek-
tedir. Sözleşme dışı borç ilişkilerine ve bununla beraber imalatçının
sorumluluğuna uygulanacak olan hukuku düzenleyen ve Roma II ola-
rak anılan AT Tüzüğü, Lahey Sözleşmesi’nin konuya ilişkin kanunlar
ihtilafı kurallarıyla bir paralellik göstermektedir. Bu bağlamda özel-
likle malın piyasaya sürüldüğü yer kriterine önem verilmesi kanımca
olumlu olmuştur.
III. Türk Hukuku Bakımından İmalatçının Sorumluluğu
A. 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk
ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun (MÖHUK)
Kanunumuzda imal edilen şeyden zarar gören ile zarar veren ara-
sında bu zarardan kaynaklanan ihtilafa uygulanacak hukuk hakkın-
da ayrı bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu sorun, hak-
sız fiillere uygulanacak hukuka göre çözümlenecektir.
47
Bu durumda
MÖHUK m. 25 uygulama alanı bulacaktır. Bu maddeye göre, haksız
fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği yer hukukuna tabii olacak-
tır (Haksız fiil yeri hukuku: lex loci delicti commissi). Zarara sebep olan
fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde
olması halinde Türk hukuku zararın meydana geldiği yer hukukunu
47
Nomer, s. 318.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
41TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
tercih etmiştir (m. 25 f. 2). Ancak zararın meydana geldiği yerin hem
zarar veren hem de zarar gören açısından tesadüfi bir yer olabileceği
hususu göz ardı edilmemelidir.
MÖHUK m. 25 f. 3’den yararlanılarak imalatçının sorumluluğu
için uygun bir kanunlar ihtilafı kuralı bulabilmenin mümkün olup ol-
madığı tartışılabilir, ancak haksız fiil statüsünün imalatçının sorum-
luluğu alanında gözetilmesi gereken menfaatler açısından yeterli bir
koruma sağlayamadığı düşüncesindeyim.
B. MÖHUK Tasarısı
48
20/5/1982 tarihli ve 2675 sayılı kanunun yirmi yılı aşkın tatbi-
katında bazı ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalan yönlerinin ıslah
edilmesi için gerekli değişiklikleri yapmak, kanunun 22/11/2001 ta-
rihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’yla getirilen yeni hükümlere
uygunluğunu sağlamak ve AB mevzuatıyla uyumlu hâle getirilmesi
gerekçeleriyle yeni bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Bu tasarının 35.
maddesinde imalatçının sözleşme dışı sorumluluğuna uygulanacak
hukuk konusu şu şekilde düzenlenmiştir:
İmal edilen şeylerin sebep olduğu zarardan doğan sorumluluğa, zarar
görenin seçimine göre, zarar verenin mutad meskeni veya işyeri hukuku ya da
imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke hukuku uygulanır. İktisap yeri huku-
kunun uygulanabilmesi için zarar verenin, mamulün o ülkeye rızası dışında
sokulduğunu ispat edememiş olması gerekir.
Bu hüküm ile bağlama kriteri olarak zarar gören mağdur kişinin
iradesine öncelik verilmiş, zarar göreni koruyup ona sınırlı bir hukuk
seçimi imkanı tanınmıştır. Buna göre, zarar gören zarar verenin mutad
meskeni veya işyeri ya da imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke hu-
kuklarından birini seçebilecektir. Madde metninde zarar gören kişiye
her ne kadar kendi mutad meskeni hukukunu seçme imkanı tanınma-
mış ise de malın iktisap edildiği yer ile zarar gören kişinin mutad mes-
keninin genellikle aynı yer olacağı unutulmamalıdır. Diğer taraftan,
imalatçının mutad meskeni veya işyerinin bulunduğu ülke hukuku
imalatçının yakın ilişki içinde olduğu hukuklar olacaktır. Bununla be-
48
Sevk Tarihi: Başbakanlığa:1/6/2005-TBMM: 07/07/2006. Yasama yılının sona er-
mesi nedeniyle bu tasarı kadük olmuştur.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
raber tasarı, imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke ile zarar verenin
hiçbir ilişkisinin bulunmaması ihtimalini de hesaba katmış ve bununla
ilgili olarak bir düzenleme getirmiştir. Böylelikle imalatçının önceden
tahmin edemeyeceği bir hukukla karşılaşması sonucu önlenmek isten-
miştir. Böylece gerek zarar görenin gerek zarar veren imalatçının men-
faat dengesinin korunması amaçlanmıştır.
49
Ancak zarar verenin bu
korumadan yararlanabilmesi için imal edilen şeyin söz konusu ülke-
ye rızası dışında getirildiğini ispat etmesi gerekli görülmüştür. Tasa-
rı metninde İsviçre Devletler Özel Kanunu’nun
50
aksine uygulanacak
olan hukukun tazminata ilişkin hükümlerine sınır getirilmemiş olması
dikkat çekmektedir.
IV. Değerlendirme ve Sonuç
İmalatçının sorumluluğuna ilişkin olaylarda uygulanacak huku-
kun tespiti noktasında farklı çözümler önerilmiştir. Bunlardan ilki,
haksız fiilin vuku bulmasından sonra tarafların uygulanacak olan hu-
kuk konusunda anlaşmalarıdır. İmalatçının sorumluluğu alanındaki
birkaç olayın bu yolla çözümlenmesi bu bağlanma noktasını gündeme
getirmiştir.
51
Ancak tarafların uygulanacak hukuk konusunda genel-
likle anlaşamamaları bu kuralın uygulama alanını oldukça sınırlaya-
caktır.
Diğer taraftan her somut olayın şartlarına göre hakimin uygula-
nacak hukuku tespit etmesi
52
de hukuk güvenliği gerekçesiyle redde-
dilmiştir. Kanunlar ihtilafı kuralı olarak önerilen diğer bir çözüm ise,
imalatçının sorumluluğu alanında doğacak sözleşme dışı taleplerin
sözleşme statüsüne tabi kılınmasına dayanmaktadır. Bu çözüm yolu,
hiç süphesiz ki taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin var olması du-
rumunda yerindedir, ancak imalatçının sorumluluğu alanında imalat-
49
Bkz. MÖHUK tasarısının gerekçesi m. 35.
50
Bkz., İsviçre Devletler Özel Kanunu m. 135 f.2. Benzer sınırlama için bkz. Alman
Devletler Özel Kanunu m. 40 f.3.
51
Bu konudaki mahkeme kararları için bkz. Fransız Yüksek Mahkemesi’nin 19.4.1988
tarihli Rev. Crit. 1989, 86 sayılı kararı, Patrick Grehan v. Medical Incorporated and
Valley Pines Associates (1986) I.L.R.M. 627 (Irlanda Yüksek Mahkeme kararı); Al -
man Yüksek Mahkemesi’nin 17.3.1981 tarihli Appfelschorf im Alten Land adlı ka-
rarı için bkz. VersR 1981, 636 (Graziano, dn.13).
52
Bu çözüm özellikle İrlanda Yüksek Mahkemesi’nin Patrick Grehan v. Medical In-
corporated and Valley Pines Associates adlı kararında vurgulanmıştır.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
43TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
çı ile zarar gören kişi arasında bir sözleşme ilişkisinin olması istisnai
bir durum teşkil etmektedir.
MÖHUK tasarısında olduğu gibi, birçok hukuk sisteminde zarar
gören kişinin çeşitli bağlanma noktaları arasında bir seçim imkanına
sahip olması kabul edilmektedir. Buna göre, zarar gören kişi malı ikti-
sap ettiği yer hukukunu seçebilir;
53
bazı hukuk sistemlerinde ise zarar
gören kişinin imalatçının işyeri hukukunu veya kendi mutad meskeni-
ni seçmesine imkan tanınmıştır. Hatta bu üç ayrı yer hukuku arasında
bir seçim imkanına sahip olması da mümkündür.
54
Zarar gören kişiye
uygulanacak hukuk konusunda geniş bir seçim hakkı verilmesi özel-
likle sınır ötesi ticaret yapan imalatçılar açısından eleştirilmektedir.
Zira bu düzenleme, bu imalatçıları malı sadece ürettiği yerde satan
imalatçılara kıyasla rekabet bakımından daha zor bir duruma düşür-
mektedir.
55
Lahey Sözleşmesi’nin kabul ettiği kanunlar ihtilafı kuralına göre
ise dört farklı bağlanma yerinin (imalatçının işyeri, zarar gören kişi-
nin mutad meskeni, malın iktisap edildiği yer, zararın meydan gel-
diği yer) çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelmesi gerekmektedir.
56
Bu düzenleme milli mevzuatların aksine daha detaylı ve komplike bir
yapıya sahiptir. Sözleşme, özellikle bu nedenle eleştirilmiş
57
ve sözleş-
meye az sayıda ülkenin taraf olması bu eleştirilerin haklı olduğunu bir
ölçüde kanıtlamıştır.
Son olarak ise imalatçının sorumluluğuna ilişkin taleplere uygula-
nacak olan yer hukukunun malın piyasaya veya satışa sürüldüğü yer
(pazar yeri) hukuku olması gerektiği belirtilmiştir.
58
Pazar yeri, çeşit-
li hukuk sistemlerinde tek başına veya diğer bağlanma noktalarıyla
beraber zikredilen bir kriter olmuş; hem zarar gören hem de imalatçı
açısından uygulanacak olan yer hukukunun önceden belirlenebilen
bir yer olmasının avantajlı olacağı ifade edilmiştir. Kişinin bir malı ik-
tisap ederken imalatçısının o ülkede geçerli olan standartlar uyarınca
53
İsviçre Devletler Özel Kanunu m. 135.
54
İtalya Devletler Özel Kanunu m. 63; Estonya Usul Kanunu m. 166; Rusya Usul Ka-
nunu m. 1221 f. 1; Beyaz Rusya Usul Kanunu m. 1130 f.1 ve 2 (Graziano, dn.18).
55
Graziano, s. 1206.
56
Bkz. Lahey Sözleşmesi m. 4 ve 5.
57
Wandt, N. 4; Kropholler, § 53 V3; Kegel/Schurig, § 18 IV 3 b; Hein, ZvglRWiss 2003,
s. 553.
58
Graziano, s. 1206.
Zeynep Derya TARMAN hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
kendisine karşı sorumlu olacağı konusunda haklı bir beklentisi vardır.
Buna karşın, malı iktisap eden kişinin, malı sonradan başka bir ülke-
ye götürmesi halinde imalatçısının neden malın piyasada olmadığı
bir ülke hukukuna göre sorumlu olması gerektiği açıklanamamakta-
dır. Ancak pazaryeri bağlanma noktasına zarara uğrayan herhangi bir
üçüncü kişi bakımından sınırlama getirilmelidir. Bu kişinin talepleri
bakımından pazaryeri, bağlanma noktası olarak uygun olmayacaktır,
onun yerine zararın meydana geldiği yer hukuku uygulama alanı bu-
lacaktır.
59
Örneğin, Avusturya’da yaşayan A’nın Çek malı bir ütüyü
Avusturya’da satın aldığını ve ABD’deki tatili sırasında kullandığını
düşünelim. Somut olaydaki ütünün fazla ısınmaya karşı gerekli gü-
venlik unsurlarıyla donatılmamış, diğer bir ifadeyle ayıplı üretilmiş
olması ve A’nın ellerinin bu nedenle yanması durumunda imalatçıya
karşı yöneltilecek taleplere uygulanacak olan hukuk Avusturya huku-
ku olmalıdır. Ancak ABD’de herhangi bir üçüncü kişinin bu ütü yü-
zünden bir zarara uğraması halinde pazaryeri olan Avusturya değil,
zararın meydana geldiği yer olan ABD bağlanma yeri olarak dikkate
alınmalıdır.
AT Tüzüğü’nün pazaryeri kriterine ağırlıklı olarak yer vermesi
olumlu bir gelişmedir. Her ne kadar Komisyon’un daha önce hazır-
ladığı metinlerde de pazaryeri kriterine olumsuz bir şart olarak yer
verilmişse de tüzük metninin son şeklindeki kademeli yapı daha ba-
şarılıdır. Zarar gören kişiye bir seçim hakkı tanımak yerine, uygula-
nacak olan yer hukukunun objektif kurallara bağlanmasının ve ancak
iki bağlanma noktasının aynı ülkede olması halinde o ülke hukuku-
nun uygulanmasının daha yerinde olacağı görüşündeyim. Sadece tek
bir bağlanma noktasının uygulanacak olan hukuku tespit etmesi ha-
linde zarar gören kişinin menfaatleriyle uyuşmayan bir hukukun uy-
gulanması söz konusu olabilir. Örneğin, Almanya’da ikamet eden bir
kişinin Fransız bir imalatçı tarafından üretilen ve Almanya’da da pi-
yasada olan bir malı Kanada’da satın alıp bir zarara uğradığını farze-
delim. Bu durumda MÖHUK tasarına göre, zarar görenin seçimi doğ-
rultusunda ya zarar verenin mutad meskeni veya işyeri hukuku olan
Fransız hukuku ya da imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke hukuku
olan Kanada hukuku uygulanacaktır. İmalatçının Kanada hukukunun
59
Wandt, N. 1086 vd; Kropholler, § 53 V3. Zarara uğrayan üçüncü kişiler için tekrar
fiil yeri hukukuna bağlanma zarureti doğacağı hakkında bkz. Nomer, s. 279.
hakemli makaleler Zeynep Derya TARMAN
45TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
uygulanmasını önleyecek olan iddiasında başarılı olması durumunda
ise mağdurun malı satın alırken öngöremeyeceği bir hukukla –Fransız
hukuku– başbaşa kalması söz konusu olacaktır. Halbuki, aynı olaya
Lahey Sözleşmesi’nin 4. maddesini uygularsak zararın meydana gel-
diği yer ile malın iktisap edildiği yer aynı olduğundan her halde Ka-
nada hukuku; AT Tüzüğü’ne göre ise, malın da aynı ülkede piyasaya
sunulmuş olması kaydıyla, zararın meydana geldiği sırada mağdurun
mutad meskeni hukuku uygulama alanı bulacaktır ki bu olayımız açı-
sından Almanya olacaktır. Dolayısıyla ancak iki bağlanma noktasının
aynı yer hukukunu işaret etmesi halinde o yer hukukunun uygulan-
ması metodunu seçmenin menfaatlerin dengelenmesi açısından daha
yerinde olacağı kanaatindeyim. MÖHUK tasarısının 35. maddesinin
de bu sistem göz önüne alınarak tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini
düşünüyorum.