makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009347
ENERJİDE
KAMU - ÖZEL SEKTÖR ORTAKLIĞI
– AVRUPA’DA KAMU HİZMETİ İMTİYAZLARININ VE İDARİ
İŞLEMLERİN SONLANDIRILMASI–
Kim TALUS
*
Çev.: Gözde CANTÜRK
**
1. Giriş
Kamu-özel sektör ortaklığı (bundan sonra ‘PPP’ olarak ifade edi-
lecektir) kamu sektörü ile özel sektör arasındaki çeşitli işbirliği türleri-
ni bünyesinde toplayan genel bir terimdir. PPP’ler çoğunlukla altyapı
projelerini yürütmeyi ya da kamuya hizmet sağlamayı amaçlamakta-
dır. Bu tür taahhütler özel operatörleri ve kamu makamlarını kapsayan
karmaşık yasal ve finansal düzenlemeler gerektirir. Söz konusu düzen-
lemeler Avrupa Komisyonu’nun (EC) çeşitli sektörlerinde ve özel ola-
rak ulaşım, enerji, altyapı, kamu güvenliği, atık yönetimi ve su dağı-
tımı alanlarında geniş çapta kullanılmaktadır. Bu makale temel olarak
enerji ve altyapı projelerine odaklanacaktır.
PPP’ler çeşitli sektörlerde geniş çaplı olarak kullanılmalarına kar-
şın sektörden bağımsız birtakım ortak özellikleri bulunmaktadır: Bun-
lar PPP’lerin uzun vadeli yapıları, özel sektörün rolü ve bir risk dağı-
tım mekanizması olarak sözleşmenin esas önemidir.
Çeşitli ortaklık düzenlemeleri normalde devletin sorumluluğu
olacak bir faaliyetin aktarılmasını amaçlar. Bu özel sektör finansma-
nını kamu sektörüne çekmenin bir yoludur. Devlet ile özel sektör ara-
sındaki bu tür işbirliğine giderek artan ilginin sebeplerinden bazıları
da öngörülen verimlilik kazançları, bütçeye yönelik sınırlı etki ve özel
sektörlerin sahip olabileceği know-how bilgisine olan ilgidir. Bütçe-
ye yönelik etki özellikle yeni Avrupa Birliği (AB) üye devletlerinin ve
*
Helsinki Üniversitesi Uluslararası Ekonomi Hukuku Enstitüsü doktora öğrencisi,
Finlandiya Avrupa Hukuku ve Siyaseti Kuruluşları Uzmanlık Merkezi üyesi.
*
Ar. Gör., Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku ABD yük-
sek lisans öğrencisi.
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009348
aday ülkelerin pek çoğu için özellikle önem taşımaktadır. Bu olgu ay-
rıca devletin rolünün temelindeki ideolojinin doğrudan işletmeciden
denetçi ve düzenleyiciye derin dönüşümünü yansıtmaktadır.
Örnekle-
min değişimi –devletten piyasaya– özel sektörün finanse ettiği ve işlet-
tiği bir ekonomiye dönüşür, bu ekonomide devletin rolü sistemin iş-
lerliğini ve güvenilirliğini sağlamaktır.
2. Giriş Niteliğinde Bazı Tanımlar
Yukarıda belirtildiği üzere, PPP tek tip bir çözüm değildir; aksine,
çeşitli işbirliği biçimleri mevcuttur ve bazen bu modeller arasında ay-
rım yapmak zordur.
Bu makaleye farklı ortaklık modellerini inceleyerek başlayacağız.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; çeşitli modellerin sınıflandırıl-
ması ulusal hukuk ile AT hukukunda farklı olabilir ve çoğunlukla da
farklıdır. Bu konu aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
İşbirliği Modelleri
Kamu-Özel Sektör Ortaklıkları ve Kamu Sözleşmeleri ve İmtiyaz-
ları Hakkında Topluluk Hukukuna İlişkin Yeşil Kitap şu iki tür PPP
arasında bir ön ayrım yapar:
1. Özel sektör iştirakçisi ile kamu sektörü aktörü arasındaki or-
taklığın bütünüyle sözleşmeye dayalı olduğu Sözleşme PPP’leri.
2. Ortaklığın (yalnızca) sözleşme çerçevesinde düzenlemelere da-
yalı olmayıp, (ayrıca) bağımsız bir teşebbüs aracılığıyla yürütüldüğü
Kurumsal PPP’ler.
Sözleşme PPP’leri içerisinde AT hukuku ayrıca ‘kamu sözleşmesi’
ile ‘imtiyaz sözleşmesi’ arasındaki ayrımı da kabul etmektedir. Bu ayrım
örneğin Kamu Sözleşmeleri Direktifi’nin uygulanmasında yararlıdır.
Bu Direktif (m. 1) ayrıca iki farklı sözleşmenin bir tanımını içermekte-
dir. Bu iki tipte sözleşme PPP’si arasındaki ana fark, bir imtiyazda im-
tiyaz sahibine ait gelirin tamamen veya en azından kısmen imtiyaz ko-
nusundan yararlanma hakkından gelmektedir.
Bayındırlık işleri söz-
leşmesi/kamu hizmet sözleşmesi ile imtiyaz sözleşmesi arasındaki bu
ayrım özellikle sözleşme akdinde geçerli kuralları tanımlaması açısın-
dan önem taşımaktadır.
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009349
Bu makalenin odak noktası öncelikli olarak kamu hizmeti imti-
yazları ve işletme ruhsatları gibi özel idari muamelelerdir. Çeşitli söz-
leşme düzenlemelerinden ve bazen karmaşık nitelikteki yönetmelik-
lerden dolayı, bir düzenlemenin AT hukuku çerçevesinde bir imtiyaz
olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini ayrımsamak çoğun-
lukla zordur. Yukarıda belirtilen Direktifin rehberliğinin yanı sıra, bir
kamu hizmeti imtiyazının ana özellikleri Avrupa Adalet Mahkeme-
si (ECJ) tarafından tanımlanmıştır.
ECJ’nin içtihat hukukuna göre, bir
düzenlemenin imtiyaz olarak nitelendirilmesi için imtiyaz sahibi, hiz-
met temininin kapsadığı asli ya da en azından temel nitelikteki iktisa-
di riski üstlenmelidir. İkincisi, hizmetin lehtarı bir üçüncü şahıs olma-
lıdır.
Verilen hizmetin kamu menfaatine yönelik bir konu ile ilgili ol-
ması, her zaman gerekli olmamasına karşın,
genellikle üçüncü kıstas
olarak değerlendirilir. Kamu menfaatinin gerekliliği ile ilgili bu tartış-
ma normalde kamu menfaatini ilgilendiren enerjiye yönelik konularda
çoğu zaman geçerli değildir.
Sözleşmeye dayalı bir düzenlemenin bir kamu hizmeti imtiyazı
olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği durum bazında belir-
lenmelidir, elde edilecek sonuç çeşitli etkenlere dayalıdır (bu etkenle-
rin yukarıda belirtilen iki tanesi en önemlileridir).
Bu sözleşmeye dayalı çözümlere ek olarak, özel sektör kurumsal
bir PPP aracılığıyla göz önüne alınabilir. Bu noktada çeşitli seçenekler
mevcuttur: ortak girişim modeli (joint venture), özel sektörün mevcut
bir kamu teşebbüsünün denetimini ele alması, vs. gibi. Bu tür bir işbir-
liğinin mantıksal temeli devletin sözleşmeye dayalı düzenlemelerdeki
denetimine kıyasla faaliyetler üzerindeki denetiminin daha güçlü ol-
duğu yönündedir.
Kurumsal bir sözleşmenin feshi ve yürürlükten kal-
dırılması ile sözleşmeye dayalı düzenlemenin (bu düzenleme ister ida-
re hukuku sözleşmesi ister özel hukuk sözleşmesi olsun) sona erdiril-
mesi arasındaki önemli farklardan ötürü, bu makale kurumsal işbirli-
ğinin sona erdirilmesi sorusunu incelemeyecektir.
Tek Taraflı Modeller ve Sözleşme Modelleri ile Bir Kıyaslama
Her ne kadar uluslararası kıyaslamada, imtiyaz modeli bir PPP’nin
yürütülmesinden daha genel nitelik taşısa da, bir lisans planı gibi li-
sans sahibinin gelirinin bir lisansı kullanmaktan kaynaklandığı daha
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009350
tek taraflı eylemler aracılığıyla da; bir başka deyişle, faaliyetlerin güve-
nilirliği üzerinde devletin denetimi muhafaza edilerek, daha önceden
devletin yürüttüğü faaliyetlerin özel sektöre aktarılmasıyla da aynı so-
nuç alınabilir.
“Sözleşmeye dayalı / kurumsal” ve “tek taraflı işlem” şeklindeki bu iki
seçenek arasında bulunan büyük farklılıklara karşın, bunlar pek çok açı-
dan benzerdirler.
Bu daha genel açıdan çeşitli PPP modelleri için doğru-
dur: bu modeller daima belli bir durum için özel olarak tasarlanmış ol-
makla beraber, tüm kamu-özel sektör işbirliği biçimleri için aynı öğele-
ri ve öncelik hususlarını içerirler.
Bu benzerliklerden bazıları şimdi kı-
saca incelenecektir.
Öncelikle ve yukarıda belirtildiği üzere açıkça, bu seçenekler ortak
bir amacı paylaşırlar.
Her iki seçenek da uzun vadeli taahhüt öngörür. İmtiyazlar ve/
veya lisanslar uzun vadeliden (örn. bir yıl civarı) çok uzun vadeliye
(örn. 50 yıl civarı) kadar çeşitlilik gösterebilir. Düzenlemenin süresi
diğer etkenlerin yanı sıra imtiyaz veya lisans sahibinin şartlarına da
dayalıdır. Düzenleme büyük ölçekli (çoğunlukla dışa dönük yatırım-
lar) yapma yükümlülüğünü içerdiği takdirde, bu süreye yansıtılır.
Özel teşebbüse ait mantıksal temel düzenlemeden kâr etmektir.
Özel teşebbüsler çok önemli bir işleve sahiptir. Özel teşebbüs
muhtemel yatırım yükümlülüklerine ilaveten, düzenli olarak şebeke
ya da diğer türde tesislerle ilgili bakım işini yürütme yükümlülüğü al-
tındadır. Ayrıca tesisi işletip denetlemekte, idareye yalnızca denetle-
me işlevini bırakmaktadır.
Bu makale açısından, işbirliğinin iktisadi temellerini karşılıklı ola-
rak faydalı hale getirmek için tümü risk dağılımı dâhil, sabit ve açık
bir temel gereklidir. Bu bölümün genel hatları kanunda belirlenmiş
olabilir, ancak imtiyaz sözleşmesinde ya da lisans şartlarında genel-
likle daha ayrıntılı olarak tanımlanmaktadır. İşbirliğinin bir sözleşme-
ye veya bir lisansa dayalı olup olmadığından bağımsız olarak, içerdiği
riskler çok benzer olup yüksek finansal riskler ve işbirliğinin uzun va-
deli yapısı gibi hususlardan kaynaklanmaktadır. İkinci risk hem (gele-
cekteki taleplerden ve kullanılabilirlik riskinden dolayı) iktisadi hem
de (yatırım ortamında potansiyel değişikliklere dönüşen) siyasi bir
risk içermektedir. Uzun vadeli projeler ayrıca gizli korumacılık, sür-
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009351
dürülebilirlik riski, yapım riski, kur riski, çevresel risk ve benzeri gibi
çok sayıda başka riske de tabidir.
İşbirliği koşullarını düzeltme fırsatı ayrıca gerekli olup bu koşullar
yine kanun ya da sözleşmede yahut lisans koşullarında tanımlanmak-
tadır. Aynı durum işbirliğinin sona erdirilmesinde de geçerlidir.
Yukarıda belirtildiği gibi, bu makale enerji sektöründe kamu hiz-
meti imtiyazlarına ve lisans ve izinler gibi idari muamelelere odaklan-
maktadır. Amaç AB’de verilen imtiyaz veya lisanslara yönelik ayrıntılı
bir inceleme gerçekleştirmek değildir. Bunun yerine, bu makale diğer
ilgili yayınlarda ele alınmamış bir konuya, Avrupa’da enerji imtiyaz-
larının ve/veya lisanslarının iptali konusuna odaklanmaktadır. Teme-
linde yatan fikir, Avrupa’daki sözleşme ilkelerinin özel teşebbüse sun-
duğu koruma türünün belirlenmesidir. Devlet, imtiyazda veya lisans-
ta geçerli koşullarla yahut mevzuatla sözde uyumsuzluk durumun-
dan dolayı imtiyazı ya da lisansı iptal etme girişiminde bulunmakta-
dır. Bu nedenle bu makale özel teşebbüsün gerçekleştirdiği fesihlere
değil, yalnızca kamu makamlarının başlattığı fesihlere odaklanmak-
tadır. Uygulanacak hukuka ilaveten, ayrıca çeşitli üye devletlerdeki
mevcut uygulamaya genel bir bakış sunmaktayız. Diğer bir ifadeyle,
bu makale imtiyaz verme işleminin nasıl mümkün olduğunca şeffaf ya
da etkin hale getirileceği ile değil, projenin icra aşamasında ortaya çı-
kan sorunların hukuki sonuçları ile ilgilenir.
PPP’lerin yürütülmesinde ulusal çözümlerin büyük ölçüde farklı-
lık gösterdiği göz önüne alındığında, bu makaleye ilişkin en önemli so-
rular bu ulusal farklılıkların etkisi ve AT hukuku çerçevesinde ulusal
çözümlerin sınıflandırılmasıdır. Bu sorular makalenin sonraki bölüm-
lerinde incelenecektir.
3. Ulusal Sistemlerde Avrupa Sözleşme Hukuku İlkelerinin
Uygulanabilirliği
Belirtildiği üzere, AB’de PPP’lerin yürütülmesinde ulusal çözüm-
ler bir üye devletten diğerine değişiklik göstermektedir.
Bazı devlet-
ler sözleşmeye dayalı çözümleri uygularken diğerleri lisans ya da
izin planlarını uygulamaktadır. Yukarıda ele alınan şekilde, ulusal
çözümlerdeki farklılıklara karşın, tüm bu modellerde ortak bir hedef,
ortak sorunlar ve güçlü işlevsel benzerlik dâhil, birçok ortak nokta bu-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009352
lunmaktadır. Benzer şekilde, sundukları yasal koruma, düzenlemenin
gerçekleştirilmesi için seçilen kanuni usulden bağımsız olarak benzer
niteliktedir ya da öyle olmalıdır. Yatırım için uluslararası rekabetten
gelen baskı gibi tatbikî hususlara ilaveten, doğrudan ya da dolaylı ola-
rak bu projelerle ilgilenen AT kanunlarının giderek artması bu çerçe-
vede uyumlaştırılmış bir yaklaşım gerektirmektedir.
Bazı ülkelerde sözleşme PPP’leri özel hukuk sözleşmeleri kap-
samına, bazılarında ise kamu hukuku sözleşmeleri kapsamına girer.
Buna karşın, (i) sözleşmelerin feshine ilişkin ilkelerin o derece farklı olmadığı
ve (ii) daha ileri düzeyde uyumlaştırılması gerektiği iddia edilebilir.
Birkaç üye devlette, idare ile yüklenici arasında düzenlenen her-
hangi bir sözleşme benzer şekilde kamu hukukuna tabi bir idari söz-
leşmedir. Fransa bu tür yargı örneklerinden biri olup muhtemelen en
uzun idari sözleşme geleneğine sahip ülkeyi temsil ettiğinden gerçek-
ten iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Fransız yasal sistemi çerçevesinde bir sözleşme, kamu hukukuna
tabi yetkili bir şahıs tarafından akdedildiği, bir kamu hizmeti gerçek-
leştirmeyi amaçladığı takdirde ve ücretlendirme hizmetin yürütülme-
sinden sağlanıyor ise bir hizmet imtiyazı olarak değerlendirilir. Öte yan-
dan, bir işe ait imtiyazın Fransız tanımı AT ihale kanunlarının yaklaşı-
mını izler. Bir kamu hizmetinin yürütülmesi için idare tarafından akde-
dilen veya normalde özel hukuk sözleşmelerinde görülmeyen ‘yüksek’
şartlar içeren tüm sözleşmeler gibi bu imtiyazlar da idare hukukuna ta-
bidir. Enerji veya enerji altyapısı alanında bir imtiyaz verilmesi duru-
munda, sözleşme çoğu durumda bir kamu hizmeti amacı şartını karşı-
lar. Bu (i) sözleşme kapsamındaki ihtilafların idari mahkemelerin yetkisi kap-
samına gireceği ve (ii) sözleşmenin (özel hukuk sözleşmeleri hariç olmak üze-
re) idare hukukuna tabi olduğui anlamına gelmektedir.
Bunun sözleşmenin feshinde çok önemli bir sonucu vardır: ida-
re, daima kamu menfaatine dayalı olarak tek taraflı değişiklik yapma
veya sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir.
Buna karşın, söz konusu
değişiklik veya fesih hakkı tazminatsız değildir. Devlet bu olumsuz
etkinin imtiyaz sahibi üzerindeki etkisini dengelemek için tazminat
ödemek zorundadır, bu noktada kanı, taraflar arasında kararlaştırıl-
mış iktisadi dengeyi başlangıçtaki haline geri getirmektir. İmtiyaz sa-
hibinin menfaatleri ayrıca (hizmeti sürdürme yükümlülüğü ile bir-
likte) istisnai durum değişikliklerinde tazminat hakkı aracılığıyla
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009353
korunmaktadır. Daha genel bir düzeyde, çeşitli PPP’lerin niteliğinin
çoğunlukla kesinlikten uzak olduğuna ve alandaki yeni uygulamala-
rın sözleşmeye dayalı öğeler ile sözleşme dışı öğeleri karıştırarak işleri
daha da karmaşık hale getirdiğine dikkat çekilmiştir.
Almanya’da durum özellikle zor görünmektedir ve tek taraflı iş-
lemler ile bir sözleşme arasında ayrım yapmak zordur. Bundan dola-
yı, 1900’lerin başından beri ortaya konulan, kamu sözleşmelerinin özel
bir tür sözleşme olup bir şekilde farklı bir yaklaşım mı gösterdiği yok-
sa diğer tüm sözleşmelerle aynı hukuki mahiyette mi olduğu sorusu
halen önem taşımaktadır. Bu makalenin yaklaşımı bunun belli bir ölçü-
de sözleşmenin konusuna dayalı olduğu yönündedir.
Tartışmasız, özel hukuk sözleşmelerinden farklı olarak, kamu
menfaati kamu hukuku sözleşmelerinin önemli bir unsurudur. Bu-
nunla birlikte, geçerli özel hukuk doktrinlerinin ve kamu politikası
etkenlerinin işlevleri durumdan duruma değişiklik göstermektedir.
Kamu hizmeti alanı ile bağlantı arttıkça kamu menfaatinin ağırlığı da
artacaktır.
Bütünüyle maddi ve iktisadi alan ile bağlantı arttıkça da kamu
menfaatine daha az, genel sözleşme hukuku ilkelerine ise daha faz-
la önem verilecektir. Son olarak, belli bir husus için özel bir kamu hu-
kuku doktrini geçerli olmadığı sürece özel hukuk ilkeleri uygulanma-
lıdır. Bu özellikle Avrupa sözleşme hukuku ilkelerini kapsamaktadır.
Bu yaklaşım ayrıca, Avrupa (özel) sözleşme hukuku ilkelerinin kamu
hukuku niteliğindeki hak ve yükümlülüklere uygulanabileceğini be-
lirten Ortak Referans Çerçevesi Taslağı’nda, değiştirilmiş ve ekli bir bi-
çimde olsa da kabul edilmiştir.
Bu makalenin yaklaşımının genel bir Avrupalı yaklaşımı olduğu
vurgulanmalıdır. Özel hukuk ilkeleri ile kamu hukuku ilkeleri arasın-
daki ilişki, bunların çeşitli durumlara uyarlanabilirlikleri ve ulusal ya-
sal çerçeve devletten devlete değişir. Buna göre, üye devlete bağlı ola-
rak mevcut yaklaşım az ya da çok uygulanabilirliğe sahiptir. İlgili bir
başka soru da, ulusal farklılıkların özellikle bir Topluluk hukuku pers-
pektifinden bakıldığında fiilen ne kadar önemli olduklarıdır. Bu soru
bir PPP projesinin çeşitli aşamalarını düzenleyen direktiflerin, yönet-
meliklerin ve diğer AT yasalarının sayılarındaki artışla giderek daha
önemli hale gelmektedir.
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009354
4. İmtiyazlar, İzinler, Bayındırlık İşleri Sözleşmeleri ve
Lisanslar - AT Yasası Çerçevesinde Ulusal Çözümlerin
Sınıflandırılması
Ulusal yasalara bağlı olarak, yukarıda belirtilen sözleşmeye daya-
lı çözümler, imtiyazlar veya bir ihale usulüne tabi olacak şekilde akde-
dilen kamu sözleşmeleri özel hukuk sözleşmeleri olarak nitelendirile-
bilir, örneğin Finlandiya’da, İtalya’da ve bazı durumlarda İspanya’da
veya idari sözleşmelerde yahut kamu hukuku sözleşmelerinde de du-
rum böyledir. Yukarıda belirtildiği üzere, Fransa idari sözleşmelerde
güçlü geleneklere sahip bir üye devlet olarak iyi bir örnek teşkil etmek-
tedir. Buna ilaveten, terminolojik tutarlılığın bulunmayışından dolayı
idari lisanslar ve benzerleri zaman zaman ‘imtiyazlar’ olarak adlandırı-
lır. Örneğin Norveç ve Danimarka’da durum böyledir.
İkinci durumda, hizmet imtiyazı yine de belli sözleşmeye daya-
lı unsurlar içerir ve tüm durumlarda bu idari işlemler işlevsel olarak
diğer üye devletlerde kullanılan sözleşmelerle hemen hemen eşde-
ğerdir.
Bazen değişkenlik gösteren ulusal çözümlerle bağlantılı zor du-
rumlardan kaçınmak amacıyla, bir sözleşme ya da bir idari yasa nite-
liğindeki dokümanın sınıflandırılması AT hukuku çerçevesine dâhil
edilmelidir. Bu yapıldığı takdirde, sonraki bir kamu ihale usulü için bir
imtiyaz verilmesi imtiyaz sahibi ile kamu makamı arasındaki sözleş-
meye dayalı ilişkinin bir göstergesi olarak görülebilir. Ancak bu ulusal
çözümlerdeki önemli farklılıklarla belirlenmiş mevcut durumu oluş-
turmamaktadır.
Söz konusu soru çerçevesinde, bu farklılıklar AT hukukunun uy-
gulanmasında ulusal çözümlere bakılarak çıkarsama yapılacak dere-
cede önemli değildir. ECJ içtihat hukukuna göre, bir sözleşmenin ta-
nımı Topluluk hukukuna ait bir husustur ve ulusal sınıflandırma (söz-
leşme/izin/lisans) önemsizdir ve Topluluk tanımını etkilemez. Örne-
ğin, bir İtalyan imtiyazı AB hukuku çerçevesinde bir kamu hizmet söz-
leşmesi olarak sınıflandırılmış ve Direktif 29/50 uygulanmıştır. Benzer
şekilde, bu sözleşmenin bir imtiyaz ya da başka bir şey olarak, örneğin
bir bayındırlık işleri sözleşmesi olarak değerlendirilip değerlendirilme-
diği Topluluk hukuku ışığında özellikle ele alınmalıdır. Bir sözleşmenin
birkaç türde sözleşme unsuru içerdiği durumda, sözleşmenin esas ama-
cı onun sınıflandırmadaki yerini ve sonuç olarak geçerli Topluluk yasa-
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009355
larını belirler. Örneğin, ECJ kentsel kalkınma ve yapım masraflarının
bir kısmının ödenmesine ya da alternatif olarak altyapı işinin doğrudan
üstlenilmesine ilişkin yükümlülüğü öngören yapım izni ile ilgili İtalyan
mevzuatının, bayındırlık işleri sözleşmelerinin verilmesine ilişkin usul-
lerin eş güdümü ile ilgili 14 Haziran 1993 tarihli Konsey Direktifi’nin 1.
maddesi çerçevesinde, bir bayındırlık işleri sözleşmesi teşkil ettiği görü-
şündedir.
Bu konuda, AG Le´ger tam tersi bir kanıya varmış ve sözleşmeye
dayalı ilişkinin esas öğelerinden birinin kayıp olduğu gerekçesiyle İtalyan
planının Direktif çerçevesinde bir sözleşme teşkil ettiğinin düşünülmeme-
si gerektiğini öne sürmüştür. Yetkilinin kanunen arazinin sahibi olan
yükleniciyi seçme yetkisi yoktur. Ancak, mahkeme Direktif çerçeve-
sinde bir ‘bayındırlık işleri sözleşmesinin’ varlığının Direktifin amaçları-
na göre incelenmesi gerektiğini tekrarlamıştır. Bu kıstaslar karşılandı-
ğından, ‘bayındırlık işleri sözleşmeleri’ kavramı (İtalyan mevzuatının ama-
cı ve korunan menfaatleri kamu ihaleleri konusunda AT yasasınınkin-
den farklı olmasına karşın) altyapı işinin doğrudan arazi sahibi tarafın-
dan gerçekleştirilmesini kapsamaktadır. ECJ’ye göre, İtalyan planı ye-
terli sayıda sözleşmeye dayalı öğenin bir ‘bayındırlık işleri sözleşmesi’ ola-
rak değerlendirilmesini öngörmektedir.
Bununla birlikte, bir düzenlemenin imtiyaz, bayındırlık işleri ya
da kamu hizmetleri sözleşmesi veya başka bir şey olarak sınıflandırıl-
dığı ECJ durumlarından pek çoğunun kamu ihale direktifleri ile bağ-
lantılı olduğunun vurgulanması da önem taşımaktadır. Bu direktifle-
rin amacı bu alandaki hükümlerin yorumlanmasında belirleyici olma-
sa da önemli bir işlevdedir. Bu direktiflerin amacı kamu ihalelerinde-
ki ayrımcı uygulamaları ortadan kaldırmak ve serbest hareket ve teş-
kil ile hizmet tedarik özgürlüğü üzerindeki tüm kısıtlamaları yok et-
mektir.
Bu makale, enerji imtiyazları ve enerji lisansları ile ilgili özel hu-
susları incelemeden önce ilgili ve daha genel nitelikte iki hususu kı-
saca ele alacaktır: İlki, AB’de giderek yaygınlaşan, kamu ihale yasa-
larının ihlallerinden dolayı kamu sözleşmelerinin feshedilmesi duru-
mudur. Şu anki aşamada, AT Yasası 226 ve 228. maddeleri çerçeve-
sinde ECJ nezdinde muameleler yürütülmesi ile sonuçlanabilecek fe-
sih işlemi çoğunlukla mümkün değildir. İkinci olarak, bir sözleşmenin
feshine dair genel sözleşme ilkeleri ele alınacaktır. İmtiyazlar sözleş-
me; özel hukuk ve kamu hukuku sözleşmeleridir ve bunlar gibi ulusal
hukuk ve Avrupa sözleşme hukuku ilkelerinden etkilenirler. Bu ilke-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009356
ler ayrıca imtiyazlarla ilgili çeşitli ulusal yasalarda da belirtilmektedir.
Benzer şekilde, izinler, lisanslar ve diğer tek taraflı işlemler, keyfi fesih
durumuna karşı benzer bir koruma sağlamalıdır. Ahde vefa (pacta sunt
servanda) gibi sözleşme hukuku ilkeleri bu fiillerin düzenlenmesinde
önemli yere sahip olmalıdır ve görüleceği üzere halihazırda önemlidir.
5. Kamu İhale Kurallarının İhlallerinden Dolayı
Kamu Sözleşmelerinin Feshi
Bu makalenin odak noktası farklı olmakla beraber, kamu ihaleleri ile
ilgili ulusal yasaların veya AT yasalarının ihlallerinden dolayı bir kamu
sözleşmesinin feshi konusunda AT Yasası’nın ve ulusal yasaların yakla-
şımlarının kısaca incelenmesi yerinde olacaktır. Bir kamu ihalesi sonucu
verilen bir kamu sözleşmesinin feshine AT Yasası’nın genel yaklaşımı
ECJ içtihat hukukunda ve son Yasal Yollar Direktifi’nde belirtilmek-
tedir.
Komisyon – Avusturya davasında,
Mahkeme AT hukukunda, ulusal
yasal düzende sözleşmenin akdedilmesinden önce bir kamu sözleşme-
sinin verilmesine ilişkin değerlendirmeyi sağlayan bir yeniden incele-
me usulü bulunmasının öngörüldüğünü tespit etmiştir. ECJ’nin ışığın-
da, sözleşmeyi ile ilgili kararın ihaleyi kazanamayan taraflara iletilme-
si ile sözleşmenin akdedilmesi arasında makul bir süre bulunmalıdır.
Bu fikir şu gerçeğe dayalıdır, sözleşme imzalandığı anda bu konuda
açık yasal hükümler olmaksızın kamu makamlarınca tek taraflı olarak
feshedilemez. Esasen ahde vefa ilkesine dayalı olan bu fikir pek çok
AB ülkesinin yasal hükümlerine dönüşmektedir. Avusturya’da, söz-
leşmenin feshi yalnızca sözleşmenin ya da yasaların ihlali durumunda
yahut ihaleyi kazanan taraf ihale işlemlerinde bir suç işlemiş olduğu
takdirde mümkündür. Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İrlanda,
İtalya, Lüksemburg, İsveç, Birleşik Krallık ve diğer pek çok üye devlette
hâlihazırda akdedilmiş olan bir sözleşme kamu ihale kurallarının devlet
tarafından ihlali nedeniyle feshedilemez. Yunanistan, Hollanda ve Por-
tekiz gibi diğer devletlerde, sözleşme yürütülmediği sürece fesih kara-
rı sözleşmenin akdinden sonra dahi uygulanabilir. Bu ulusal kuralların
hükmü sözleşmeyi imzalamanın ihtilaf konusu sözleşme kararının hü-
kümlerini değiştirilemez hale getirdiği yönündedir. Bundan dolayı, yeni
Yasal Yollar Direktifi üye devletlerin sözleşme kararının bildirildiği tarih
ile sözleşmenin fiili akdedilme tarihi arasında en az 10 günlük bir ‘askıya
alma süresi’ uygulamalarını öngörmektedir. Bu askıya alma süresi diğer
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009357
teklif sahiplerinin ihale kararında yeniden inceleme yaptırmalarına ve
sözleşme kesinleşmeden önce ihale sürecinin yürütülmesini sağlama-
larına izin verir.
Yeni Yasal Yollar Direktifi ayrıca sözleşmeye dayalı ‘etkisizlik’ ile
ilgili yeni yasal yolları da sunar. Madde 2f’ye göre, bir teklif sahibi söz-
leşmenin akdedildiği tarihten itibaren 6 aya kadar bir yeniden değer-
lendirme isteyebilir. Burada üye devletler sözleşmenin akdinden iti-
baren 30 gün ila 6 ay arası çeşitli zaman dilimleri arasında seçim yap-
ma hakkına sahiptirler. 2d maddesi çerçevesinde, belli şartlar göz ardı
edildiği takdirde (İlan ve askıya alma yükümlülükleri gibi yeniden de-
ğerlendirme kuralları ile uygunsuzluk) sözleşme etkisiz kabul edil-
mektedir. Etkisizliğin sonuçlarının (tescili beklenmeden / tescil edilmek-
le yürürlüğe girme) düzenlenmesi ulusal yasaların işidir. Bu Direktif’in
20 Aralık 2009 tarihi itibariyle üye devlet tarafından hayata geçiril-
mesi gerekmektedir.
6. Bir Sözleşmenin Feshi ve Bunun AT Yasası’ndaki Sonuçları
‘Avrupa’ Sözleşme Hukuku
Konu ile ilgili bazı bilinen akademik çalışmalara karşın, sözleş-
me hukuku AB düzeyinde uyumlaştırılmamıştır. Bir sözleşmenin fe-
sih koşulları ve feshinin etkileri bu nedenle ulusal düzeyde belirlenir.
Bu çerçevede, AB’nin sözleşme feshine yaklaşımı sorusu çeşitli ulusal
mevzuatlar incelenerek yanıtlanabilir. AB sözleşme hukuku ilkeleri-
ne ilişkin bir başka kaynak da mevcut Topluluk Müktesebatıdır (Acquis
Communautaire). Bu AB sözleşme hukuku kaynakları şimdi kısaca in-
celenecektir. Yazarın amacı bu kaynakları çok detaylı olarak analiz et-
mek değil, bu kaynakların karşılaştırılmasından elde edilen sonuçları
tespit etmek için daha ayrıntılı çalışmalara referansta bulunarak gerek-
li genel bakışı sağlamaktır.
Bu akademik çalışmalar görünüşte taraflardan birinin sözleşme-
yi ihlal etmesinin mağdur tarafa sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme
hakkını vermediği konusunda geniş bir fikir birliği sunmaktadır. İhlal
temel olarak nitelendirilmelidir. Alman sözleşme hukukunun 2002’de
modernleştirilmesi de sözleşme feshine yönelik bu yaklaşımı benim-
semiştir. Yeni kanunlaştırmanın düzenlediği ana konulardan biri söz-
leşme ihlalidir (sadece tüketici sözleşmeleri ya da diğer özel durumlar
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009358
olarak değil genel bir sözleşme hukuku sorusu olarak). Bu noktada,
modern Avrupa sözleşme hukukunun yaklaşımı uyarınca, bir sözleş-
menin ihlalde bulunan tarafa ek süre verilmeksizin feshedilmesi yal-
nızca (genellikle bir yolsuzluk öğesinin ortaya çıktığı) çok özel du-
rumlarda mümkündür. Diğer tüm durumlarda ihlalde bulunan taraf
ihlalini düzeltmek için ikinci bir şansı bulunduğundan oldukça emin
olabilir. Bu ek süre makul uzunlukta olmalıdır. Bir bildirimin makul
uzunlukta olup olmadığı diğer etkenlerin yanı sıra sözleşmenin de-
vam ettiği süreye, yapılan makul yatırımlara ve kullanıma dayalıdır.
Temelde yer alan fikir, bir tarafın sözleşmeden doğan yükümlülükle-
rini yerine getirmemesinden dolayı, diğer tarafın sözleşmeyi feshetme
hakkının birbiriyle çelişen konuların ağırlığına bağlı olduğu yönünde-
dir. Temerrüde düşen taraf için, fesih genellikle ciddi bir zararın var-
lığını öngörür. Örneğin, bir sözleşmenin yerine getirilmesi ilk aşama-
larda büyük ölçekli yatırım gerektirebilir. Kâr ve zararın eşit olduğu
noktaya dahi varma imkânı olmaksızın bu sabit masrafları kaybetmek
tabii ki yatırımcı tarafa zarar verir. Bu sebeplerden dolayı, her iki tara-
fın menfaatlerini gözetebilecek farklı çözümler var olduğu sürece fe-
sihten kaçınılmalıdır.
Bir ihlalin esaslı olup olmadığı belli bir dereceye kadar ulusal te-
amüllere bağlıdır. Buna karşın, bazı genel hususlar vurgulanabilir:
bu değerlendirmede önemli etkenler içerisinde ihlalin büyüklüğü ve
bu ihlalin sözleşme için ne kadar esaslı olduğu konusu yer almaktadır.
Sözleşmeye mutlak bağlılık gereklidir ve yükümlülüğün ihlali sözleş-
menin temeli ile ilintilidir, böylece ihlalin esaslı sayılması daha kolay
olur. (Bir madde sözleşmede esaslı olarak tanımlanabilir veya sözleş-
menin bağlamından ve üslubundan yola çıkılarak esaslı olduğu yö-
nünde yorum yapılabilir.) Temerrüt kasıtlı olduğu ve taraflardan bi-
rinin diğerine güvenemeyeceği kanısını uyandıran gerekçeler sundu-
ğu takdirde, bu temerrüt esaslı sayılabilir. Esaslı bir ihlal durumun-
da, ihlalde bulunan tarafa bildirim süresi şeklinde hiçbir süre uzatı-
mı vermeme yönünde herhangi bir genel yükümlülük bulunmamak-
tadır. (Bazı AB yargı mercilerinin ihlalde bulunan tarafa bir bildirim
süresi (de´lai de graˆce) verdikleri, bazılarının ise vermedikleri gözlem-
lenmektedir.)
Çeşitli çalışmalarda belirtilen bir diğer husus da, ilgili tarafın bir
sözleşmeyi ihlal etme hakkı bulunup bulunmadığına karar verilmesi
durumunda her iki tarafın çelişen menfaatlerinin göz önüne alınması
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009359
gerekliliğidir. Göz önüne alınacak önemli etkenler, yapılan yatırımları
(büyük olasılıkla batık yatırımlar; ölçekte diğer sözleşmeler için kulla-
nılabilecek yatırımlardan daha ağır gelmektedir) ve sözleşme süresini
kapsar. Ayrıca esas yükümlülükler ile geriye kalan (sözleşmeye daya-
lı) yükümlülükler arasında ayrım yapmak da gerekli gözükmektedir.
Fesih hakkı ile ilgili karar daima duruma göre verilmelidir. Kasti ihlal
tabii ki özel bir durum teşkil eder.
Avrupa sözleşme hukukunda ihlalde bulunan tarafa davranışını
düzeltmesi için ikinci bir şans verilmesi ve önemli ihlal durumların-
da bu ilave ikinci şansın kenara bırakılabilmesi yaklaşımı kuşkusuz te-
melde yatan ideolojiden kaynaklanmaktadır. Çoğunlukla, sözleşmeye
dayalı bir ilişki (kamu hizmeti imtiyazlarında olduğu gibi) bazen çeli-
şen ve bazen uyuşan iki farklı menfaate dayalıdır. Taraflardan biri söz-
leşmeyi ihlal ettiği takdirde, söz konusu tarafa ihlalini düzeltmesi için
bir fırsat verilir. Aksi takdirde, ihlale uğrayan taraf sözleşmenin feshe-
dilmesi ve zararların yahut gelir kaybının tazmini dâhil olmak üzere
çeşitli ikinci kalite seçeneklere başvurur. İhlal, taraflar arasındaki gü-
venin sürdürülemeyeceği derecede önemli ise, (yani sözleşmeye daya-
lı esas yükümlülüklerle ilgili olduğu ve önemli olduğu takdirde), ihla-
le uğrayan taraf derhal sözleşmeyi feshedebilir ve tazminat isteyebilir.
Son olarak, sözleşmenin ihlali durumunda yasa genellikle ihlale
uğrayan tarafa bir çözüm önerisi sunar. Temelde yatan fikir, bu şekil-
de ilgili tarafın ihlalde bulunan tarafa baskı yapmak için gerekli araçla-
ra sahip olduğu yönündedir. Çözüme yönelik seçenek de ölçülü olma-
lıdır. Dikkate alınacak etkenler fesih hakkı çerçevesinde önemli olan
etkenlere benzer olacak şekilde, çözümün ölçülülüğü veya ölçüsüzlü-
ğü duruma özel hale getirilmelidir. Yine bu noktada, önemli ihlal bir
istisna teşkil eder (yalnızca çok istisnai durumlarda uygulamada ka-
bul edilir).
Bu hususlar sözleşmeye dayalı uzun vadeli ilişkilerde ayrıca
önemlidir, bu ilişkilerde taraflar kısa vadeli sözleşmelere kıyasla bü-
yük ve ilişkiye özel yatırımlar yapmaya daha eğilimlidir. Öte yan-
dan, sözleşmenin ihlale karşın uzun bir süre boyunca devam etme-
si taraflar için sürekli etkilere sahip olacaktır. Bu durum, daha az
önemli gerekçelerle fesih hakkının kabulünü gerekli kılar. Bu çerçeve-
de, çözüm açısından Alman sözleşme hukukunun Uluslararası Satım
Sözleşmeleri’nden (CISG) farklılık gösterdiğinin vurgulanması da il-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009360
ginçtir. CISG’nin bu konularda daha çok ‘ciddi’ bir ihlal aradığı durum-
larda, Alman hukuku yine de istisnai bir ihlal öngörür ve fesih en son
başvurulan yöntem (ultima ratio) olarak değerlendirilir.
Uzun vadeli sözleşmelerde taraflar arasında karşılıklı güven (spot
alım sözleşmelerindekinden daha fazla) zaruridir. Bundan dolayı
önemli hususlardan biri de sözleşmenin ihlalinin, gelecekte benzer ih-
lallerin oluşması ve güven temellerinin bu sebeple sarsılması ihtima-
li oluşturacak nitelikte olup olmadığıdır. Bu noktada ihlalin esas yü-
kümlülüklerle veya tarafların kalan yükümlülükleri ile ilgili olup ol-
madığı da önemli bir sorudur.
Topluluk Müktesebatı
AB hukukunun sözleşme fesih koşullarına yaklaşımı incelendiğin-
de, önemli bir bilgi kaynağı da yürürlükteki AB yasalarıdır. Mevcut
Müktesebatın bir sözleşmenin feshini ve özel durumlarda bu tür bir fes-
hin etkilerini düzenlemesine karşın, bu ‘kısmi’ mevzuat ayrıca AB hu-
kukunda sözleşmelerin feshine daha derin ideolojik bir yaklaşımı yan-
sıtmaktadır. Bu bölüm AB hukukunun sözleşme feshine ve feshin et-
kilerine ilişkin bazı hükümlerini kısaca inceleyecektir.
Roma Anlaşması’nın 81(3) sayılı maddesinin motorlu araç sektö-
ründeki dikey anlaşma kategorilerine ve uyumlu eylemlere uygulan-
masına ilişkin 1400/2002 Komisyon Yönetmeliği’nin 3(5) sayılı mad-
desi feshin sonuçları ile ilgilenir. Bir sözleşmenin feshine ilişkin bildi-
rim süreleri ile bağlantılı olarak fesih sonrası tazminat konusunu ele
alır. Blok muafiyeti yalnızca tedarikçi ile dağıtıcı ya da yetkili tamirci
arasındaki dikey anlaşmanın aşağıdakileri sağlaması durumunda ge-
çerlidir:
a. Sözleşmenin en az 5 yıllık bir süre için akdedilmiş olması; bu durum-
da taraflardan her biri diğerine en az 6 ay önceden anlaşmayı yenileme niye-
tini bildirmeyi taahhüt etmelidir;
b. veya anlaşmanın sınırsız bir süre için akdedilmesi; bu durumda an-
laşmanın usule uygun feshedilmesi için bildirim süresi her iki taraf için en az
2 yıl olmalıdır; bu süre aşağıdaki durumlarda en az 1 yıla indirgenir:
i. tedarikçinin yasa veya özel bir anlaşma uyarınca sözleşmenin feshi üzerine
uygun bir tazminat ödemekle zorunlu kılınması veya
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009361
ii. ağın tümünün veya önemli bir kısmının yeniden düzenlenmesinin gerek-
li olduğu durumda tedarikçinin sözleşmeyi feshetmesi.
Bu hüküm yine tarafların menfaatleri arasında bir denge arayışı-
na işaret eder. Bu denge ölçülü bir bildirim süresi aracılığıyla bulu-
nur. Fesihte bulunan taraf, tazminatı kabul ettiği veya yasa uyarınca
tazminat ödemekle yükümlü kılındığı takdirde, bildirim süresi daha
kısa olabilir. Bu mantıklı bir durumdur, zira işi yürütmek yerine taz-
min yoluyla diğer tarafa verilen külfet azaltılır. Tedarikçiye de faali-
yetlerinin anlamlı biçimde yeniden düzenlenmesi durumunda sözleş-
meyi feshetme hakkı verilir. Yine bu da feshin ölçülülüğünü ve taraf-
ların menfaatleri arasındaki dengeyi etkiler.
Benzer şekilde, Anlaşma’nın 81(3) sayılı maddesinin motorlu araç
sektöründeki dikey anlaşma kategorilerine ve uyumlu eylemlere uy-
gulanmasına ilişkin 2790/1999 Komisyon Yönetmeliği’nin 5(b) sayılı
maddesi anlaşmanın feshi sonrası rekabette bulunmama yükümlülük-
lerini kapsar. Yine açıkça menfaatler arasında bir denge arayışı söz ko-
nusudur. Madde 5 rekabette bulunmama yükümlülüğünün tedarikçi-
yi koruma amacı ile ölçülü olması gerektiğini öngörür. Alıcının men-
faatlerinin korunması amacıyla, rekabette bulunmama yükümlülüğü-
nün kullanımı tedarikçinin ek korumaya yönelik meşru bir gereksinim
içerisinde bulunduğu durumlarla kısıtlanmaktadır.
Fesih hakkına ve söz konusu feshin etkilerine önemli bir vurgu
da üye devletlerin serbest ticari mümessillere ilişkin yasalarının eş-
güdümü ile ilgili 18 Aralık 1986 tarihli 86/653/EEC sayılı Konsey
Direktif’dir
(Ticari Mümessiller Direktifi).
Direktifin 17. maddesi mümessillik sözleşmesinin feshinden son-
ra mümessilin zararının ödenmesi ve kendisine tazminat verilmesi ile
ilgilidir:
2. a. Ticari mümessil aşağıdaki durumlarda ve bunlara göre bir tazminat
hakkına sahip olacaktır:
-
İşin sahibine yeni müşteriler getirmesi veya mevcut müşterilerle iş hacmi-
ni önemli ölçüde arttırması ve işin sahibinin bu müşterilerle yaptığı işten önemli
menfaatler elde etmeyi sürdürmesi ve
- Tüm durumlar ve özellikle ticari mümessilin bu müşterilerle yaptığı işte
kaybettiği komisyon göz önüne alındığında söz konusu tazminat ödemesinin ada-
letli olması.
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009362
(b)
Tazminat miktarı önceki 5 yılda ticari mümessilin ortalama yıllık ücre-
tinden hesaplanan 1 yıllık tazminata eşdeğer bir rakamı aşamaz ve sözleşme 5 yıl-
dan daha geriye gittiği takdirde, tazminat söz konusu sürenin ortalaması üzerin-
den hesaplanır;
(c) Söz konusu tazminatın verilmesi ticari mümessili zarar ziyan tazminatı
talebinde bulunmaktan alıkoymayacaktır.
3. Ticari mümessil işin sahibi ile ilişkilerinin sona ermesi sonucu uğradığı za-
rarlar için tazminat almaya hak kazanacaktır. Bu tür zararlar özellikle feshin:
- İşin sahibine ticari mümessillik faaliyetleri ile bağlantılı maddi menfaatler
sağlarken ticari mümessili mümessillik sözleşmesinin uygun biçimde yerine geti-
rilmesi durumunda hak kazanacağı komisyondan mahrum bıraktığı,
- ve/veya ticari mümessilin işin sahibinin önerisi üzerine yürüttüğü işlerden
ötürü uğradığı masraf ve giderleri amorti etmesini sağlamayan durumlarda ger-
çekleşmesi halinde gerçekleşmiş sayılacaktır.
Madde 18 mümessilin bir tazminat ya da telafiye hak kazanmadı-
ğı durumlarla ilgilenir:
a.
Ticari mümessilin kusurundan dolayı işin sahibinin mümessillik sözleş-
mesini feshetmesi; ki bu durum ulusal mevzuat çerçevesinde mümessillik sözleş-
mesinin derhal feshedilmesini gerekçelendirecektir;
b. Fesih işin sahibinin kusurundan kaynaklanmayan durumlarla veya tica-
ri mümessilin yaşı, sakatlığı veya hastalığı sebebiyle faaliyetlerini sürdürememesi
durumları ile gerekçelendirilmediği sürece, ticari mümessilin mümessillik sözleş-
mesini feshetmesi
Madde 16’ya göre, bir mümessillik sözleşmesinin derhal feshedil-
mesi ancak:
a.
taraflardan birinin yükümlülüklerinin tamamını veya bir kısmını yeri-
ne getirmemiş olması;
b. istisnai durumların ortaya çıkması
halinde mümkündür.
Ticari Mümessiller Direktifi kapsamında, fesih için tazminat hak-
kı (i) tüm ilişkinin her iki taraf üzerindeki olumlu ve olumsuz etki-
leri arasındaki dengeye, (ii) feshin her iki taraf üzerindeki etkisi, (iii)
mümessilin yaptığı ilişkiye özel yatırımlara ve (iv) feshin gerçekleş-
tiği durumlara dayalıdır. Genel sözleşme hukuku yaklaşımına göre,
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009363
bildirim süresi verilmeksizin derhal fesih yalnızca istisnai durumlar-
da mümkündür. Ayrıca şu da vurgulanmalıdır ki, tazminat mümessi-
lin bir mahkeme nezdinde zarar ziyan talebinde bulunma hakkını or-
tadan kaldırmaz.
Benzer şekilde, bir sözleşmenin feshi ayrıca 87/102/EC Tüketi-
ci Kredisi Direktifi, 90/314/EC Paket Seyahat Direktifi, 2001/3 1/EC
E-Ticaret Direktifi, 97/5/EC Kredi Transfer Direktifi, 2004/39/EC Fi-
nansal Araçlar Direktifinde Piyasalar ve benzeri diğer AT yönetme-
liklerinde de ele alınmaktadır. Topluluk Müktesebatının mevcut hü-
kümlerinden pek çoğu tüketiciler ile ticari teşebbüsler arasındaki iliş-
ki konusunda geçerli olmakla beraber, amaç sözleşmelerin feshi ile il-
gili AB yaklaşımına göz atmak ise vurgulanmaları yerinde olacaktır.
Ahde vefa (pacta sunt servanda ) ilkesine sıkı bir bağlılık göstermektedir-
ler. Yukarıda verilen örneklerin hepsi firmadan tüketiciye ticaret du-
rumlarını karşılamaz: İlk üç örnek firmadan firmaya ilişkilerde geçerli-
dir. İktisadi ve fiili koşullar durumdan duruma değişiklik gösterse de,
burada, uzun vadeli bir sözleşme ile bağlantılı olarak yapılan yatırıma
ilişkin tazminat, bir örnek olarak genellikle Müktesebatta benimsenen
yaklaşımı ortaya koyar.
Bazı Ara Gözlemler
Blok muafiyet yönetmeliklerindeki hükümlerin örneğin kolayca
genellenebilir yapıda olmadığı ve Avrupa sözleşme hukukunun soyut
ve genel kurallarına dönüştürüldükleri öne sürülebilir. Yine de yukarı-
da sayılan hükümler önceki bölüm bağlamında incelenenlere çok benzer
birtakım hususlara işaret etmektedir.
AT yasa koyucusu görünüşe göre bir sözleşmenin süresinin biti-
minden evvel feshedilmesinin daima istisnai olduğu görüşündedir.
Ana fikir sözleşmelerin kutsallığıdır. Buna karşın, bir sözleşmenin feshi
gerekli görüldüğü takdirde, her iki tarafın da menfaatleri değerlendi-
rilmeli ve dengelenmelidir. Bu husus fesih, bildirim süresi, tazminat
ve rekabette bulunmama yükümlülüklerinin kullanımındaki kısıtla-
malar ile ilgili hükümlerde belirtilmektedir.
Bir sözleşme feshedildiği takdirde, fesih tazminatının ölçülü olma-
sı gerekmektedir, bu husus her bir davada ayrı olarak değerlendiril-
melidir. Değerlendirilecek hususlar sözleşmenin süresini, her iki taraf
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009364
için sözleşmenin geçmişteki ve gelecekte beklenen değeri, fesih sebebi
ve sözleşmenin ihlalinin ağırlığıdır (bu fesih sebebi ise).
7. Enerji Piyasası İmtiyazlarının ve
Lisansların Korunması: Yasa ve Teamül
Elektrik ve gaz üretimi ve tedariki pek çok üye devlette lisans-
lar veya imtiyazlar aracılığıyla düzenlenir. Elektrik iç piyasasında
2003/54/EC sayılı Direktif’in 6. maddesi çerçevesinde yeni yetki için
bir yetkilendirme usulünün şartları gibi, AT düzeyinde bazı doğrudan
koşullar mevcuttur. Buna ilaveten, AT hukuku kamu hizmeti imtiyaz-
larının yalnızca bazı yönlerini düzenler. Bu sözleşmelerin daha kap-
samlı düzenlenmesine yönelik ihtiyacın ele alınmasına karşın, mevcut
AT hukuku öncelikli olarak bu sözleşmelerin verilme koşulları ve me-
kanizmaları ile ilgilenir. Sözleşmenin verilmesinden sonraki aşamalar
büyük ölçüde ulusal mevzuatın konusudur. AT hukuku yalnızca dev-
let ve imtiyaz sahibi arasındaki ilişkinin bu aşamasının bazı yönlerini
düzenlemekte olup, olası değişiklik veya ilavelerin ayrımcılıktan uzak
ve şeffaf bir biçimde gerçekleştirilmesini öngörür. Sözleşmenin koşul-
ları, ister bir lisans ister bir imtiyaz olsun, çoğunlukla ulusal bir mese-
le olarak kalır ve buna bağlı olarak bu lisansların ve/veya imtiyazların
şart ve koşulları devletten devlete değişiklik gösterir.
Kanunun ya da sözleşmenin ihlali iddiası çerçevesinde lisansla-
rın veya imtiyazların feshine ilişkin rapor veya kararlar yaygın olarak
mevcut değildir. Bu noktada Birleşik Krallık önemli bir istisna teşkil et-
mektedir, bu ülkede lisansların iptaline ilişkin koşullar ve mevcut da-
valar çok iyi rapor edilmektedir. Bu belgeler İsveç ve Norveç gibi diğer
ülkelerce de temin edilmesine karşın dil kısıtlılıklarından dolayı uygu-
lamada yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu bölüm sözleşme ihlali
nedeniyle enerji imtiyazlarının ve lisanslarının sona erdirilmesini ince-
lemektedir. Mevcut lisansa ve/veya imtiyaz koşullarına ilaveten mev-
cut içtihat hukukuna da göz atacağız. Çeşitli üye devletlerin ne tür ko-
rumalar sunduğunu ve özel bir teşebbüsün hangi düzeyde iptal riski
ile karşı karşıya olduğunu anlamamız açısından bu ikinci husus ayrıca
önem taşımaktadır. Özellikle AB dışında yasal çerçevenin ümit verici
olduğu ve güvenilir bir yatırıma sahip gibi görünmesine karşın hükü-
met politikası, uygulamaları ya da yasal reformlar gibi diğer etkenler-
den dolayı yazılı kanunu yansıtmayan çok sayıda ülke bulunmaktadır.
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009365
AB ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği’nin çeşitli üye devletlerinde-
ki uygulamalara yönelik bir anket iki hususu ortaya koymaktadır. İlki,
kanunun ya da sözleşmenin ihlalinden dolayı üretim ve/veya dağıtım
lisanslarının ya da imtiyazlarının iptali durumlarının ender görülme-
sidir. AB ve EFTA ülkelerindeki hemen hemen tüm ulusal enerji piya-
sası kurumlarına bir anket gönderilmesinin ardından, yanıtlardan yal-
nızca dördünde kanunun ya da sözleşmenin ihlalinden dolayı söz ko-
nusu sözleşme veya lisansların fiilen iptalinden söz edilmiştir. İkincisi,
iptal işlemi genellikle yalnızca önemli bir bildirim süresinin ardından
ve/veya kapsamlı görüşmelerin gerçekleştirilmesinin ardından yürü-
tülmektedir.
Bu davaları incelemeden önce şuna dikkat edilmesi gerekmekte-
dir: Belirli bir davada bilgilerin çoğunluğu ulusal makamların sağladı-
ğı bilgilere dayalıdır. Bu husus mutlaka akılda tutulmalıdır.
Birleşik Krallık
Belirtildiği üzere, lisans iptali konusundaki Birleşik Krallık sistemi
iyi belgelendirilmektedir ve bu sisteme kolayca erişim sağlanabilmek-
tedir. Yalnızca elektrik ile ilgili olarak (doğal gaz lisansları hariç tutul-
mak üzere), beş çeşit lisans mevcuttur: Elektrik Üretim (binalara elekt-
rik tedarik etme ya da tedarikin sağlanmasını mümkün kılma amacıy-
la elektrik üretimi için), Elektrik İletim (tedarikin sağlanması amacıyla
elektriğin iletimi), Elektrik Ara Bağlantı (bir elektrik ara bağlantısının
çalışması için), Elektrik Dağıtım (tedarikin sağlanması amacıyla elekt-
riğin dağıtımı, elektrik düşük gerilimli bir kablo ağı aracılığıyla Ulusal
Şebekeden müşterilere dağıtılır) ve Elektrik Tedariki (binalara elektrik
tedariki için)
Bu lisansların iptal koşulları ayrı ayrı her bir lisans türünde olduk-
ça benzerdir. Her davada iptal mümkündür. Ayrıca her davada bir bil-
dirim süresi mevcut olup uzunluğu iptal sebebine göre değişiklik gös-
termektedir. Genel ölçülülük şartlarına uygun olarak, bildirim süre-
si iptal nedeni ile ilişkilidir: Bu süre çok kısadır, örn. lisans alanın fes-
hi kabul ettiği durumda 30 gün (ödemede acze düşme hali yalnızca 24
saatlik bildirim süresi ile özel bir durumdur). Kanunun veya lisans ko-
şullarının ihlali durumunda bildirim süresi ihlalin ağırlığına bağlıdır:
Haksız rekabetin sona erdirilmesinin reddi gibi daha olağanüstü du-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009366
rumlarda bildirim süresi yalnızca 30 gündür ve daha olağan durum-
larda ve geriye kalan yükümlülüklerde bildirim süresi 2 ile 4 ay arası
değişir. Lisans alan, bildirim süresi içerisinde ihlalini giderdiği tak-
dirde, lisans iptal tehdidi çoğu kez ortadan kalkacaktır.
Uygulamada, Birleşik Krallık’ta çeşitli türlerdeki enerji lisansları-
nın iptali kural olarak, lisans alanın acze düşmesi halinde ortaya çıkan
bir durumdur. Diğer iptal türleri, örneğin kanunun ya da lisans koşul-
larının ihlali nedeniyle iptal durumu gerçekleşmiyor gibi gözükmek-
tedir.
Bu örnek bir sözleşmenin feshine genel sözleşme hukukunun yak-
laşımının nasıl Birleşik Krallık’taki enerji lisanslarının feshinde yer al-
dığını göstermektedir. Her iki durumda da, kanunu, sözleşmeyi ya da
lisans koşullarını ihlal eden tarafa ihlalini gidermesi için ikinci bir fır-
sat verilir. İhlalin ağırlığı ve ihlalin tüm sözleşmedeki veya lisanstaki
önemi de bildirim süresini düzenleyen önemli bir etkendir. Aşağıda-
ki bölümde görüleceği üzere, aynı mantık imtiyazların veya lisansla-
rın iptal edildiği, yalnızca esas yükümlülüklerin ciddi biçimde ihlali-
nin iptal gerekçesi olarak değerlendirildiği ve bu durumlarda dahi ih-
lalde bulunan tarafa kanunu ya da sözleşmeyi ihlal ettiğine dair bir bil-
dirimde bulunulan ve ihlalini gidermesi için bir imkân tanınan tüm bu
Avrupa ülkelerinde geçerlidir.
Finlandiya
Finlandiya’da imtiyazlara ilişkin özel kurallar bulunmamaktadır.
Bu sözleşmeler özel hukuk sözleşmeleri olarak değerlendirilmekte ve
genel yasalar ile sözleşme hukuku ilkeleri çerçevesinde yönetilmekte-
dir. Sözleşmelerin özel hukuk durumu Komisyon tarafından Finlandi-
ya aleyhine açılmış ihlal davalarında ortaya konulmuştur.
Bu davada, AT bir Finlandiya belediyesi olan Ilomantsi’nin bir
Finli teşebbüs olan Vapo Oy ile önceden hiçbir ilanda bulunmaksızın
bölge ısıtma için uzun vadeli (20 yıllık) bir sözleşme akdettiğini belirt-
miştir. Anlaşma ile Vapo Oy, yerel ısıtma sistemini kiralamış ve 20 yıl-
lık süre ile yerel bölge ısıtma sistemini sağlama hak ve yükümlülü-
ğünü elde etmiştir. Bu umuma kapalı sözleşme mekanizmasının AT
madde 49’dan kaynaklanan şeffaflık ilkesine ter düştüğü öne sürül-
müştür. Dava idari aşama ile sona ermiş ve ECJ’ye götürülmemiştir.
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009367
Bu davada devletin karşılaştığı zorluklardan biri sözleşmeyi bir
sonuca bağlayacak araçları bulunmayışıydı. Mevzu bahis sözleşme bir
özel hukuk düzenlemesi olarak taraflardan birinin tek taraflı fiillerine
karşı korunmaktaydı.
İsveç
İsveç’te yüksek gerilimli elektrik hatlarının yapımı ve/veya işletil-
mesi için bir imtiyaz öngörülmektedir. Bir imtiyaz sahibinin yüküm-
lülükleri yalnızca şebeke faaliyetlerini kapsamaktadır. Şebeke imtiyaz-
ları hükümet ya da Şebeke Kurumu (yani İsveç Enerji Kurumu) ta-
rafından verilmektedir. Enerji Piyasaları Denetim Kurulu İsveç Ener-
ji Kurumu’nun bağımsız bir bölümü olup, temel faaliyetlerinden biri
de elektrik piyasasında şebeke şirketlerinin denetlenmesi ve tekel ko-
numuna sahip olanların Elektrik Yasası’na uyup uymadıklarının kont-
rol edilmesidir.
Elektrik Yasası şebeke imtiyaz sahiplerinin hatları ve başkalarının
tesislerini kendi şebekelerine makul şartlarda bağlamakla ve enerji sa-
hibinin kim olduğundan bağımsız, elektriği makul şartlar altında ilet-
mekle yükümlü olduğunu belirtmektedir. Bu ayrıca iletim hizmetleri
için faturalanan bedel için de geçerlidir, mesela şebeke tarifesi makul
ve objektif hesaplamalara dayalı olmalıdır. Ayrıca tarafsız ve ayrımcı-
lıktan uzak olmalıdır.
Bir imtiyaz sahibi Denetim Kurulu’nun elektrik kullanıcılarının
menfaatine denetim görevlerini gerçekleştirebilmesini sağlamak üze-
re şebeke kurumuna sunulacak yıllık raporları hazırlamakla yüküm-
lüdür.
İsveç Piyasaları Denetim Makamı / Ekfors Kraft AB
İsveç’te bir şebeke imtiyazını yönetme hakkının iptal edildiğinin
gözlemlendiği tek olay İsveç’in kuzeyinde bulunan, O¨vertornea ve
Haparanda’daki müşterilere elektrik temin etmek için bir şebeke im-
tiyazına sahip yerel bir elektrik iletin ve dağıtım firması olan Ekfors
Kraft AB ile ilgilidir.
Ekfors Kraft AB’nin işindeki düzensizliklerden dolayı, Denetim
Kurulu 2005’te Ekfors Kraft’ın yönetimi bu düzensizlikleri giderme-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009368
si gerektiği yönünde hüküm vermesi için idari istinaf mahkemesine
bir başvuruda bulunmuştur. Hem idari istinaf mahkemesi hem de ulu-
sal idare mahkemesi Denetim Kurulu’nun lehine hükümde bulunmuş
ve şirket 2006’ya dek yaklaşık bir yıl boyunca önce Vattenfall ve daha
sonra Ackordscentralen tarafından yönetilmiştir.
Bu hükümlerin ana nedenleri Ekfors Kraft’ın 2000’de (birkaç yıl
önce yasal adımlar fiilen atılmıştır) sona eren elektrik dağıtım imti-
yazının yenilenmesi için başvuruda bulunmaması ve şirketin imtiyaz
alanı dahilindeki bazı müşterileri şebekeye bağlamayı reddetmesiydi.
Bazı düzensizlikler zorunlu yönetim esnasında çözülmüş, an-
cak genel sorunlar varlığını sürdürmüş ve örneğin şebeke tarifesinde
izin verilmeyen yüzde 33’lük ücret artışı gibi yeni sorunlar ortaya çık-
mıştır. Zorunlu yönetim genel konuları çözüme ulaştırmadığı ve Ek-
fors Kraft yasal şartlara ve yasa çerçevesinde bağlayıcı kararlara uyma-
yı reddettiği için, Denetim Kurulu şebekenin ve Ekfors Kraft’tan ge-
len ilgili mülklerin kamulaştırılması için bir başvuruda bulunmuştur.
Esas duruşmalar 14 Mayıs 2007 tarihinde Lulea’daki mülk mahkeme-
sinde gerçekleşmiş ve mahkeme kararını 13 Haziran 2007’de vermiş,
kamulaştırma işlemine geçme hakkını teyit etmişti. Ekfors Kraft tem-
yiz mahkemesine başvurmuş, mahkeme kararını 9 Temmuz 2008 tari-
hinde vermişti.
Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’na ve bu konvansiyonun
mülkiyet hakkı hükümlerine atfen, mahkeme kamulaştırma için ya-
sal ön koşulların bu davada gerçekleştirilmediğini tespit etmiştir.
Mahkeme’ye göre, zorunlu yönetime ilişkin sorunlar çözülebilirdi ve
bu nedenle kamulaştırma kararı ölçülü olmayacaktı. Mahkeme bu ne-
denle Denetim Kurulu’nun başvurusunu reddetmiştir. Karar yine İs-
veç temyiz mahkemesine sunulmuş olup dava halen sürmektedir.
Norveç
Komşu ülke Norveç 2007 tarihinden, Norveç nihai kullanıcı piya-
sasında kanun ihlali ve imtiyaz ihlalinden ötürü enerji imtiyazının ip-
taline neden olan bir olay bildirmiştir.
İmtiyazın verilmesi Norveç Enerji Yasası’na dayalıdır. Birçok Av-
rupa ülkesinden farklı olarak, imtiyazlar sözleşme olarak kabul edil-
memektedir. Buna rağmen, işlevsel açıdan bir kamu hukuku sözleş-
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009369
mesine çok benzer olduğu görülmektedir. Enerji Yasası’nın 4-1 sayılı
bölümü, düzenleyiciye genel menfaat içerisinde başka şartlar belirle-
me yetkisi vermekle beraber imtiyaza bağlayabileceği bazı açık koşul-
lar da ortaya sunar. Enerji Yasası’na ait Enerji Yönetmeliği’nin 4. Bö-
lümü imtiyazın verilmesine ilişkin ek koşulları ve imtiyaza ait koşulla-
rı ortaya koymaktadır (Yönetmelik No 959 07.12.1990).
Bu özel durumda, imtiyazın 6.1 maddesi kanuna veya imtiyaz ko-
şullarına aykırı olması durumunda geri alınabileceğini belirtmektedir.
B2C Energy AŞ isimli bir şirket Norveç enerji mevzuatının ihla-
linden dolayı Norveç nihai kullanıcı piyasasında işini sürdürmek üze-
re izin alamamıştır. Norveç Su Kaynakları ve Enerji Denetim Kurulu
(NVE) şirketin Norveç nihai kullanıcı piyasasında bir elektrik satıcısı
olarak faaliyetini sürdürmesi ile ilgili izni reddetmeden önce yaklaşık
6 ay boyunca şirketi yakından takip etmiştir (bu süre boyunca şirketle
müzakerelerde bulunmuştur). B2C’nin ekonomik ve teknik faaliyetle-
ri ile ilgili raporlar, şirketin hem nihai kullanıcılara elektrik satışı için
uygun olmadığını hem de işlerini Norveç mevzuatına uygun olarak
yürütmediğini açıkça ortaya koymuştur.
Şirketin kanunu ve imtiyazı ihlal eden faaliyetleri içerisinde, özel
ek koşullara tabi olarak elektrik ticareti iznine geçici bir süre uzatımı
verilmesinin ardından, pek çok müşteriden 2 aylık miktarın üzerinde
ödemeyi peşin talep etmesi de yer almaktadır. Şirket bunu müşterile-
rine şirketle müşteri ilişkilerinin kabulü veya iptali arasında bir seçim
hakkı tanıyarak gerçekleştirmiştir. Ayrıca, şirketin eksik raporlamaları
basiretli bir elektrik tedarikçisi olarak hareket etmesi için gereken rutin
iş ve müşteri sistemlerine sahip olmadığını göstermiştir. Üstelik şirke-
tin müşterileri için fiyat ve hacimlerin yıllık muhasebesini tutmak üze-
re yeterli düzeni de bulunmamaktadır.
Kanun ve imtiyaz ihlallerini belirten raporlara karşın, şirketin fa-
aliyetleri Norveç Su Kaynakları ve Enerji Denetim Kurulu tarafından 5
Mart 2007’de alınan fiili karar tarihine dek sürmüştür.
Hollanda
Hollanda’nın ayrıca bildirdiği bir örnekte, 1998 tarihli Elektrik
Yasası’nın yürürlüğe girmesinden itibaren Hollanda Enerji Düzenleme
Dairesi (DTe) ticari imtiyazı iptal etmek zorunda kalmıştır. 1998 Elekt-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009370
rik Yasası’nın 95. maddesi lisans iptaline ilişkin esasları ortaya koy-
maktadır. Alt bölüm (i), ‘Bakanımızın görüşüne göre, lisans sahibi diğer
esaslar çerçevesinde lisanslı faaliyete ya da lisans koşullarına uygunluğu sağ-
lamaya daha fazla yetkin görülmediği takdirde’ iptalin mümkün olduğunu
belirtmektedir.
Hollandalı bir şirket olan E-part Financial Trading BV’ye 2005’te
Hollanda Elektrik Yasası uyarınca bir elektrik tedarik lisansı verilmiş-
tir. Şirket yaklaşık 460 müşterilik bir müşteri tabanı elde etmiştir. 9 Ka-
sım 2006’da, mali suiistimal, gizli müşteri bilgilerinin kötüye kullanı-
mı amacıyla fatura göndermeyi reddetme ve müşteri sorularının ya-
nıtlanmaması gibi çok çeşitli tüketici şikâyetinden dolayı E-part’ın im-
tiyazı iptal edilmiştir. İptal kapsamlı görüşmelerden ve birkaç uyarı-
dan sonra gerçekleştirilmiştir.
Çek Cumhuriyeti
Son döneme dek, Çek Cumhuriyeti PPP’leri yürütmek için imti-
yaz kullanmamış, bunun yerine işbirliğini imtiyazlara dayandırmış-
tır. 2006’da bir imtiyaz kanunu yürürlüğe konulmuş ve birkaç pilot pro-
je başlatılmıştır. Her ne kadar Çek Cumhuriyeti güvenilir bir ortak ola-
rak değerlendirilip imtiyaza ilişkin mevzuat ve genel bağlam oldukça
ümit verici görülse de, bu ülkenin lisans iptalleri ile ilgili birkaç durum
bildiren tek ülke olduğunun belirtilmesi de şaşırtıcı olacaktır.
Çek Enerji Yasası çerçevesinde bir enerji tedarik lisansının geri
alınması, enerji tedarikinin kesintiye uğraması yönünde açık bir risk
söz konusu olduğu ve enerji tedarikinin devamı için belli başlı ener-
ji tesislerine ihtiyaç duyulduğu takdirde mümkündür. Bu durumda,
belli tesislerin sınırlı bir süre için ve tazminat amacıyla kamulaştırıl-
ması da mümkündür. İptal usulünden önce ve usul boyunca lisans sa-
hibi ile görüşmeler yürütülmektedir. Lisans koşullarının ya da kanu-
nun ihlalinin giderilmesi halinde usul askıya alınacaktır.
Bu tür bir iptalin gerçekleşmesine ilişkin olarak son dönemden
dört örnek mevcuttur:
Durum 1
İlk durum ısı üretimi ve dağıtımı ile ilgilidir. Bu durumda, işlet-
meci şirket kendisine üretim ve dağıtım altyapısını kiralayan bir finan-
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009371
sal kiralama şirketine karşı finansal yükümlülüklerini yerine getirmeyi
reddetmiştir. Buna cevaben, finansal kiralama şirketi işletmeci şirketi
sözleşme ilişkisini bitirmekle ve tesislerine el koymakla tehdit etmiştir.
Isı, enerji ve sıcak su tedarikinin kesintiye uğramasından endişelenen
Enerji Düzenleme Dairesi dağıtım ve üretim tesislerini mühürlemiş ve
bunları bir başka alternatif şirketin kontrolüne vermiştir. Isı enerjisi ve
su tedariki yaklaşık 10 gün boyunca bu alternatif şirket tarafından yü-
rütülmüştür. Bu süre boyunca esas işletmeci ile finansal kiralama şir-
keti arasındaki meseleler çözülmüş ve enerji tesisleri eski işletmeci ta-
rafından devralınmıştır.
Durum 2
İkinci durum yerel gaz dağıtımı ile ilgilidir. Yerel gaz dağıtım sis-
temi yeni bir sahibe satılmıştır. Ulusal makamlara göre dağıtım sis-
teminin düşük kârlılığından ötürü, yeni sahip bu sistemi çalıştırmak
üzere harekete geçmemiştir. Bundan dolayı, yerel gaz dağıtım siste-
mine bağlı yaklaşık beş şirketin tedarik güvenliği tehlikeye girmiştir.
İdari bir usul ile Enerji Düzenleme Dairesi dağıtım sistemini devralmış
ve bunu ilgili bölgesel gaz dağıtım şirketine devretmiştir, gaz dağıtım
sistemini satın alan bu şirket de bugün sistemin işletmecisidir.
Durum 3
Bu durum yerel gaz dağıtımı ile ilgilidir. Gaz dağıtım sistemi iki
ayrı mal sahibinin mülkiyetinde ve denetiminde bulunmaktaydı, bu
mal sahipleri dağıtım işinden elde edilen gelirle ilgili bazı hususlarda
anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Göründüğü kadarıyla, bu anlaşmazlık
çok sayıda müşteriye yapılmakta olan gaz tedarikinin kesintiye uğ-
raması riskini beraberinde getirmiştir. Bundan dolayı, Enerji Düzen-
leme Dairesi idari usulü başlatmış ve ihtilaf süresince aktifler çoğunlu-
ğun denetimine verilmiştir. İdari süreç esnasında, taraflar bir anlaşma-
ya varmışlar ve usul sonlandırılmıştır.
Durum 4
Son durum elektrik ve ısı tedariki ile ilgilidir. Sürmekte olan (ve
mevcut ayrıntıları oldukça belirsiz olan) bu davada yaklaşık 10 müşte-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009372
ri için elektrik tedarikinin kesintiye uğraması tehlikesi ve ardından 500
hanenin daha ısı ve sıcak su tedarikinin kesintiye uğraması ‘yerel da-
ğıtım sistemi işletmecisinin kusurlu fiillerinden’ kaynaklanmıştır. Bu
noktada Enerji Düzenleme Dairesi idari usulü başlatmış, bu süreç bo-
yunca yerel dağıtım sistemi ara bir düzenleme olarak bir başka dağı-
tım şirketinin kontrolüne verilmiştir.
Diğer Avrupa Ülkeleri
EBRD çeşitli türlerde PPP’ler ve özel olarak imtiyazlar üzerine
önemli bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışmanın odağı doğal olarak
Avrupa’daki geçiş ülkeleri ve komşu bölgelerdir.
Çalışmanın resmettiği genel tablo bir ülkenin coğrafi konumu
AB’den ne kadar uzakta ise kredi değerliliğinin o kadar düşük olduğu
yönündedir. Çalışma birtakım avukatlara uygulanan anketlere daya-
lı olarak yürütülmüş ve yanıt veren 26 kişiden 16’sı ihale makamları-
nın (sosyal ve/veya politik baskı altında dahi) genellikle sözleşmelere
bağlı kaldığını ve fesih halinde yeterli tazminat verdiğini belirtmiştir.
Çek Cumhuriyeti için söz konusu çalışma başarılı bir projeye yö-
nelik büyük potansiyel ortaya koymuştur. Bu diğer ölçütlerin yanı sıra
kamu makamlarının genelde taraf oldukları sözleşmelere bağlı kalma-
larına da dayalıdır. Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kırgız Cumhuriyeti, Ta-
cikistan ve Özbekistan gibi diğer ülkelerin kredi değerlilikleri çok dü-
şüktür, bu (özellikle elektrik alanındaki) imtiyazların erken feshedil-
miş olmasına ve bunlarla ilgili anlaşmazlıklara dayalıdır. Kazakistan
genel derecelendirmede nispeten iyi bir sonuç alsa da, sözleşmelere ri-
ayet etme anlamında başarısız olmuş ve buna bağlı olarak da imtiyaz-
ların erken feshi ile ilgili çok sayıda durum bildirilmiştir.
EBRD çalışmasında yer alan bu ülkelerden özel bir örnek de
Macaristan’dır. Şaşırtıcı biçimde, Macaristan’da bir gaz şebekesinin iş-
letilmesi ve gaz satışı örneğin iki rejim ile yönetilmektedir: Lisanslar
(ulaşım ve muhafaza için) ve imtiyazlar (dağıtım ve satış için). Maca-
ristan hukuku çerçevesinde imtiyazlar, özel hukuk düzenlemeleri ola-
rak değerlendirilirler: Bunlar medeni kanun çerçevesinde (imtiyaz-
larda geçerli genel kanunlar –lex generalis– olarak) düzenlenir ve ge-
nel mahkemelerin yargı yetkisine tabi olurlar. Macaristan İmtiyaz Ya-
sası
pek çok hususun yanı sıra ürünlerin boru hattı yoluyla sevkıya-
makaleler Kim TALUS
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009373
tı ve muhafazaları için bir imtiyaz sözleşmesi de verilebileceğini be-
lirtmektedir. Kanun çerçevesinde bu tür sözleşmeler yalnızca İmtiyaz
Yasası veya sözleşmenin kendisi çerçevesinde tanımlanan durumlar-
da erken feshedilebilir. İmtiyaz Yasası çerçevesindeki durumlar tek-
nik niteliğe sahip olup projenin ön koşulları ile ilintilidir: Bu koşullar
Macaristan’da bir imtiyaz şirketi kurma yükümlülüğü, gerekli hükü-
met izinlerinin alınamaması veya geri alınması ve benzeridir. Bu çer-
çevede, fesih ile ilgili sözleşme koşulları imtiyaz sözleşmesinin ihlali
veya projenin özel şartlarına uyulmaması ile ilişkili gibi görünmekte-
dir. Sözleşmenin ihlalinden dolayı erken fesih durumunda, ihlalde bu-
lunan tarafa yetkili bir mahkemede dava açılmalıdır.
Erken feshe iliş-
kin sözleşme koşullarının önceden kararlaştırılması şartına benzer ola-
rak ayrıca kamu makamının imtiyaz şartlarını tek taraflı olarak değiş-
tirme hakkı da taraflar arasında önceden (yazılı olarak ve imtiyaz söz-
leşmesinde) yapılacak anlaşmaya tabidir.
Doğal gaz satışı ve dağıtımı (ile elektrik üretimi ve iletimi)
Macaristan’daki lisans rejimine tabidir. Gaz Yasası’na göre, lisans sahi-
bi yasal yükümlülüklerini karşılayamaz durumda ise veya kendisine
yapılan uyarıya ve konulan para cezasına karşın gaz tedarik sistemini
tedarikin emniyetini veya kamunun yaşamını, sağlığını veya mülkü-
nü yahut çevreyi ciddi tehlikeye atacak biçimde işletmeyi sürdürdüğü
takdirde bu lisans Macaristan Enerji Dairesi tarafından geri alınabilir.
Macaristan Elektrik Yasası çerçevesinde erken fesih hakkı aynı koşul-
lara; uyarı ve para cezasına tabidir.
8. Sonuç
Bu makale çeşitli PPP biçimlerini incelemiştir. Özel sektörün kamu
hizmetlerinin üretimine katılımı arttıkça, bu tür sözleşmelerin sayısı-
nın da artış göstermesi beklenebilir. Buna karşın, özel sektörü dışarı-
dan sağlanabilecek bir geleneksel devlet sorumluluğu alanına sokma-
yı amaçlayan bu tür sözleşmeye dayalı ve sözleşme dışı çözümlerin ar-
tışı zorluklardan arındırılmış değildir.
Bu yeni sözleşme biçimlerinin ve diğer çözümlerin niteliği ço-
ğunlukla belirsizdir. Bunlar sözleşme olarak mı yoksa (sadece söz-
leşme görünümünde) tek taraflı işlem olarak mı değerlendirilmeli-
dirler? Özel hukuk sözleşmeleri olarak mı yoksa kamu hukuku sözleş-
Kim TALUS makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009374
meleri olarak mı ele alınmalıdırlar? Ayrım ilk aşamada önemli midir?
Bu yasalar hangi düzeyde kesinlik ve koruma sağlamaktadırlar?
Bu makale bu sorulara ışık tutmuştur. Söz konusu meseleye de Av-
rupa hukuku açısından yaklaşmıştır. Burada incelenen kuramsal ko-
nulara ve uygulamalara dayalı olarak, bu farklı PPP biçimlerinin sun-
duğu kesinlik ve koruma düzeylerinin kabul edilebilir olduğu görül-
mektedir. AB ülkelerinin hükümetleri taahhütlerini yerine getirmekte-
dirler. Sözleşmeler iptal edildiğinde, usulüne uygun değerlendirilme
yapılmaksızın karar alınmamaktadır ve özel kişiliğin hakları da bu
süreçte bir rol oynamaktadır. Fesih veya iptal durumları nadiren gö-
rülmekte olup yatırımcıya çoğu zaman ihlalini gidermesi için fırsat ta-
nınmaktadır. Yalnızca bu tür bir imkanın halihazırda (genellikle uzun
görüşmeler sonrasında) verilmiş olması koşuluyla imtiyaz veya lisans
geri alınabilir.
Bu makale Avrupa’ya odaklanmıştır. Atlantik’in diğer tarafına
kısa bir göz attığımızda da hükümet sözleşmelerine benzer bir yak-
laşım tespit edebiliriz. Kamu makamları tarafından imzalanan söz-
leşmelerde ahde vefa (pacta sunta servanda ) ilkesine bağlılık konusu da
ABD Yüksek Mahkemesi’nin teamüllerinde giderek artan biçimde göz-
lemlenmektedir.