317
ENSEST MAĞDURLARINDAN BİRİSİ: “KADIN”
A VICTIM OF THE INCEST: “WOMAN”
Ersan ŞEN
*
Tuğçe BAŞARIR
**
Özet: Bu makalede Türk Ceza Kanunu açısından, evlenmeleri
ahlaken, hukuken, dinen yasaklanmış, nikah düşmeyen, yakın akra-
ba olan kişilerin arasındaki cinsel davranışları kapsayan ensestin ayrı
bir suç olarak düzenlenmediği, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar
adı altındaki cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla
cinsel ilişki ve cinsel taciz kapsamında değerlendirilebileceğine deği-
nilmektedir.
Anahtar Sözcükler: ensest, evlenme yasaklılığı, cinsel ilişki, alt-
soy, çocuk
Abstract: In this article it is discussed that incest, which,
according to the Turkish Penal Code, covers sexual act between
those who are not allowed to get married on moral, legal and
religious grounds or those who are next of kin to each other, has not
been classified as crime but it can be reviewed in the scope of crimes
against sexual immunity, sexual abuse, sexual abuse of children,
sexual intercourse with a minor and sexual harassment.
Keywords: incest, being restraint of marriage, sexual
intercourse, lineal kinship, child
I. Genel Olarak
Ceza hukukunda bugüne kadar yeterince tartışılmamış olan “en-
sest” kavramı, evlenmeleri ahlaken, hukuken, dinen yasaklanmış,
nikahlanmaları mümkün olmayan, yakın akraba olan kişilerin cinsel
ilişkide bulunmaları anlamına gelmektedir
1
. Ayrıca, kan bağı olan kişi-
ler arasında cinsel ilişki ve temas dışında cinsel amaçlı davranışlar da,
“ensest” kavramı kapsamında düşünülmektedir.
*
Prof. Dr. , İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
**
Avukat, İstanbul Barosu
1
Ahmet Ceylani Tuğrul, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar&Ensest İlişkiler, An-
kara, 2010, s. 13.
318
Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesine göre, üstsoy ile altsoy
arasında, kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri
arasında, kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş
olsa bile, eşlerden birisi ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan birisi ile diğerinin altsoyu
ve eşi arasında evlenme yasağı bulunmaktadır. Ancak Türk Medeni
Kanunu’nda kuzenler arasındaki evlilik yasaklanmamıştır. Türk Me-
deni Kanunu tarafından evlenme yasağı konulan kişiler arasındaki
cinsel davranışların gerçekleşmesi ensesti tanımlamaktadır. Bu davra-
nışların rıza ile veya rıza olmaksızın gerçekleşmesi mümkündür. Ay-
rıca bir suç olarak tanımlanmamış olan ensest, rıza ile gerçekleşirse
yalnızca 18 yaşını tamamlamamış kişilere yönelik olanlar suç sayılmış,
rıza olmaksızın gerçekleşirse Türk Ceza Kanunu’nda cinsel dokunul-
mazlığa karşı suçlar kapsamındaki suçların ağırlaştırıcı sebebi olmak
suretiyle suç olarak düzenlenmiştir.
Ensest adlı ilişki türü, geçmişten günümüze genel olarak bir tabu
olarak görülmüş olup, ensest ilişkide bir mağdurun bulunabilmesi için
öncelikle kişinin rızası dışında cinsel ilişkiye veya cinsel amaçlı dav-
ranışa maruz kalması gerekmektedir. Bu tip bir mağdur, çocuk ola-
bileceği gibi ergen kişi de olabilir. Çalışma, elbette yalnızca Türk Dil
Kurumu’nun kullandığı anlamda erişkin olan kadını ele almamakta-
dır. “Kadın” kavramı, doğduğundan itibaren “kadın” cinsiyetine sa-
hip olan herkesi kapsar. Kadın cinsiyeti, istisnai olarak sonradan da
elde edilebilir. Elbette bu elde etme, kişinin kendisini “kadın” olarak
hissetmesi ile mümkün olmayıp, bu kimliğin doğal ve hukuki şartlarla
kazanılmasına bağlıdır.
Kadının bir cinsiyet türü olarak 18 yaşından küçük (18 yaşını ta-
mamlamamış) kız çocuğunu da kapsadığından hareketle, çalışmada
çocuğun cinsel istismarı ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçları da ele
alınacaktır. Bu çerçevede, 18 yaşından küçük olan kız çocuklarının
“kadın” kapsamında değerlendirilmemesinin ayırımcı bir bakış taşı-
yacağını ifade etmek isteriz. Belirtmeliyiz ki, ensestin mağduru yal-
nızca kadın değildir. Çocuk, özellikle 15 yaşını tamamlamamış kız ve
erkek çocuklar maalesef ensestin daha fazla mağduru olabilmektedir.
Ensest ilişkinin 18 yaşından büyük kişiler tarafından rızaen ger-
çekleşmesi halinde, ceza sorumluluğu açısından hukuka aykırılığın
319
gerçekleşmeyeceğini ifade etmek isteriz. Türk Ceza Kanunu’nun 26.
maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Kişinin üzerinde mutlak surette tasar-
ruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde
işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilemez”. Kanun koyucu, kişinin rı-
zasını bir hukuka uygunluk sebebi olarak düzenlemiştir. Kişi hürri-
yeti olarak kabul edilen cinsel hürriyet de, temyiz kudretini haiz kişi
tarafından üzerinde mutlak şekilde tasarrufta bulunulabilecek haklar
arasında yer almaktadır. Bu durumda olan bireyin iradesi üzerinde
herhangi bir baskının olamaması ve özgür iradesi ile hareket etmesi,
TCK m. 26/2’nin somut olayda kabulü için aranması gereken bir diğer
unsurdur.
“Ensest”, kavram olarak mukayeseli hukukta bazı mevzuatta yer
alırken, Türk mevzuatında düzenlenmemiştir. Kanunlarımızda geç-
mese de bu kavram bilinir ve doktrinde yer alır
2
. Eski adı ırza teca-
vüz veya ırza tasaddi, yeni adı cinsel saldırı ve cinsel istismar, yine
sarkıntılık, cinsel taciz gibi suç tipleri ile ensest ilişkinin önüne geçil-
mesi amaçlanmış ise de, bu düzenlemelerin doğrudan doğruya enses-
te ilşkin olmaması, bu konuda hukuk kültürü ve inancının toplumda
tesis edilmemiş olması, enseste ayıp, konuşulmaması, tartışılmaması
ve Türk aile yapısında işlenmesi ve kabulü mümkün olmayan konu
olarak bakılması, yine bu tür meselelerin dışarıya yansıtılmaması, aile
içine karışılmasının önüne geçilmesine dair bakış açısı, tüm bu sebep-
lerle enseste ilişkin somut olayların yargıya intikal etmemesi, mevcut
yasal düzenleme ve uygulamanın yeterli olmadığını göstermektedir.
Ensest konuşulmaktan kaçınılsa da bir sorunsa, bu sorunun üzerine
gitmek, aile içinde mağdur olan ve mağdur olma ihtimali bulunanı ko-
rumak, kesinlikle Anayasa m. 41/1 hükmü ile Türk toplumun temelini
teşkil eden aile düzenini bozmak amacına değil, aile düzeni ile birlikte
mağdur kişinin hak ve hürriyetlerini, dolayısıyla toplumun temelini
oluşturan ve asıl unsur olan bireye güvence sağlamak anlamına gelir.
Enseste maruz kalan mağdurun güvence altında olmasını sağlayan hu-
kuki yollara ilişkin düzenlemeler eksik ve yetersiz gözükmektedir. Bu
konuda toplumsal inanç ve istek sağlanmalı, ensest sorununa elbette
yasakçı ve cezacı bir mantıktan hareketle tek bir çözüm yolu üreterek,
2
Ahmet Mumcu, “Türk Ceza Hukukunda Ensest Sorunu Var mı?”, Prof. Dr. Kök-
sal Bayraktar’a Armağan, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt
I, İstanbul, 2010/1.
320
aile içine sürekli müdahale yöntemlerini tatbik etmekle yetinilmemeli,
İdare Hukuku ve Ceza Hukuku, hatta Aile Hukuku, ensest sorunun
çözümde yardımcı fonksiyonlar üstlenmelidir. Aile bireylerinin de ön-
celikle manevi olarak, daha sonra hukuki olarak müdahalesinin gerek-
tiğini önemle belirtmek isteriz.
Ancak düzenin kişi hak ve hürriyetleri adına korunması gerek ve
gerçeği, kime karşı olursa olsun bireyin hak ve hürriyetlerinin “eşit-
lik” ilkesine uygun şekilde ve Anayasa m. 13’de öngörülen sınırlama
ölçütleri çerçevesinde dikkate alınmalıdır
3
. Çünkü toplumsal düzen ve
barış, gerek bireyler ve gerekse devlet ile bireyler arasındaki ilişki ve
uyuşmazlıklar açısından, hiçbir zaman eşit, dürüst, iyi düzenlenip tat-
bik edilen hukuk kuralları olmaksızın sağlanamaz.
Tüm dünyada önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan ensest
konusu farklı hukuki temellere oturtularak, çeşitli yaptırımlara tabi
tutulmuş ve engellenmeye çalışılmaktadır. Elbette esas olan, yasak
ihlalinden ve suç işlendikten sonra tedbir almak ve failleri cezalandır-
mak değil, bireyin hak ve hürriyeti ihlal edilmeden kime karşı olursa
olsun korunmasını sağlamak, temyiz kudretine sahip olmak ve özgür
iradesi ile hareket etmek kaydı ile bireyin cinsel hürriyeti üzerindeki
tasarruflara karışmamak gerekir. Bu anlamda, Türk hukukuna göre
çocuk sayılan henüz 18 yaşını doldurmamış olanlarda ise rızanın var-
lığı yeterli olmayacaktır. Ancak bu noktada maalesef TCK m. 104’ün,
fiil tarihinde 15 yaşını dolduran çocuklar yönünden zımni olarak rı-
zayı kabul ettiğini, aile baskısı altında kalma ihtimali çok yüksek olan
mağdur çocuğun şikayetçi olmayacağını veya olamayacağını, sessiz
kalacağını veya şikayetten feragat edeceğini ya da yaptığı şikayetten
göreceği gizli ve dayanılmaz baskılar nedeniyle vazgeçmek zorunda
bırakılacağını görmekteyiz. Esasında cebir, tehdit veya hileye daya-
nan çocukla cinsel ilişki, bu hükümden dolayı özellikle ensest fiiller
yönünden kötüye kullanılmaya çok elverişlidir. 104. maddeye göre,
“Cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel
ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ceza-
sı ile cezalandırılır”. Çocukla cinsel ilişki, en azından evlenmeleri ya-
3
Anayasa m. 13’e göre, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırla-
nabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.
321
sak olanlar ve ensest fiiller yönünden soruşturulup kovuşturulması
mağdurun şikayetine bağlı tutulmamalı ve cezanın alt haddi, hapis
cezasının paraya çevrilme, ertelenme ve hükmün açıklanmasının geri
bırakılması sınırlarının dışına taşınmalı, bu suçla ilgili hapis cezasının
alt sınırı üç yıl ve üst sınırı da beş veya altı yıl hapis cezası olarak tes-
pit edilmelidir.
Aralarında evlenme yasağı bulunan, ayırt etme gücüne sahip ki-
şiler arasında karşılıklı rızaya dayanan ensest fiili, bizim ülkemiz de
dahil olmak üzere bazı ülke yasalarında suç olarak düzenlenmemiş-
tir. Aile hukuku açısından ise, ensest ilişkiden doğan çocuğun baba
tarafından tanınması halinde çocuk tüm haklara sahip olabilmekte ve
yasal zemini olmasa da ayrı birey kimliği kazanan çocuk ile baba ara-
sında kişiler hukuku ve aile hukukundan kaynaklanan ilişkiler kuru-
labilmektedir.
Çalışmamızın konusunu kadına yönelik ensest fiilleri teşkil et-
tiğinden, “pozitif ayırımcılık” olarak bilinen, kadın hak ve hürriyet-
lerinin korunması adına cinsiyet ayırımcılığı yasağının istisnalarına
izin veren Anayasa m. 10’ndan da kısaca bahsetmek gerekir. “Kanun
önünde eşitlik” başlığı taşıyan Anayasa m. 10’un birinci fıkrasına göre,
cinsiyet ayırımı yapılmaksızın kanun (hukuk) önünde herkes eşittir.
Kadınlar ve erkekler, ayırım gözetilmeksizin insan hak ve hürriyetle-
rinden eşit şekilde yararlanırlar. Ancak bazı doğal veya sosyal zorun-
luluklar sebebiyle ortaya çıkan hukuki statü farklılıkları, erkekler ve
kadınlar arasında ayırım yapılmasını, değişik kural ve uygulamaları
lüzumlu kılabilir. Bunlara, doğum yapan çalışan kadına verilen izin,
emekli sürelerinde farklı uygulama, askerlik ödevinin kadınlar için
öngörülmemesi bazı örnekler olarak gösterilebilir. Elbette bu farklı-
lıklar, hem keyfi olmamalı ve hem de eşit hukuki durumda olan tüm
kadınları kapsamalıdır.
Tüm bunlara rağmen kanun koyucu, kadınların korunması ve
“eşitlik” ilkesine vurgu yapmak amacıyla Anayasa değişikliğine ihti-
yaç duymuştur. Türk toplumunun sosyolojik yapısı, iktisadi ve huku-
ki bazı gereklilikler sebebiyle kanun koyucu tarafından Anayasa m.
10/2’ye önce 2004 yılında 5170 sayılı Kanunun 1. maddesi ile eklenen,
“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçme-
sini sağlamakla yükümlüdür. ” hükmü ve sonrasında 2010 yılında 5982
322
sayılı Kanun’un 1. maddesi ile Anayasa m. 10/2’ye eklenen, “Bu mak-
satla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. ” üçüncü
cümle, net bir şekilde kadınlar lehine eşitlik ilkesini ihlal edecek olsa
bile düzenleme getirilebileceğini ve tedbirlere başvurulabileceğini ifa-
de etmektedir. Kadına yönelik ensest fiilleri yönünden de Anayasa m.
10’da yer alan bu hükümler ile düzenlenme amaçları dikkate alınmak
zorundadır. Çünkü “Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlık-
lı Anayasa m. 11’e göre, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”.
II. Kadına Yönelik Ensestin Türk Ceza Kanunu’ndaki Yeri
Ensesti doğrudan doğruya düzenlemeyen, fakat zımni olsa da ağır-
laştırıcı sebep olarak içinde barındıran suçlar, Türk Ceza Kanunu’nun
“Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Cinsel Dokunulmazlı-
ğa Karşı Suçlar” başlıklı altıncı bölümünde yer almaktadır. Bu hüküm-
lerde ensest, ayrı bir suç tipi olarak değil, Türk Ceza Kanunu’nun 102.
maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçu, 103. maddesinde düzen-
lenen çocukların cinsel istismarı suçu ve 105. maddesinde düzenlenen
cinsel taciz suçunun ağırlaştırıcı sebebi olarak düzenlenmiştir. Ayrıca
ensest ilişkinin, TCK m. 104’de düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki
suçu kapsamında gerçekleşmesi mümkün olsa da, bu durum TCK m.
104 kapsamında nitelikli hal olarak düzenlememiştir.
1. Cinsel Saldırı Suçu Kapsamında
TCK m. 102’de düzenlenen cinsel saldırı suçu, birinci fıkrada basit
cinsel saldırı ve ikinci fıkrada nitelikli cinsel saldırı olmak üzere iki
şekilde düzenlenmiştir.
Cinsel saldırı suçunun basit hali, kişinin cinsel davranışlarla bir
kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmesi ile gerçekleşir. Cinsel
saldırı suçunun oluşabilmesi için, cinsel içerikli davranışlarla kişinin
vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi yeterlidir. Basit cinsel saldırı
suçunun düzenleyen TCK m. 102/1’de öngörülen cinsel davranış, iliş-
ki düzeyine varmayan ancak mağdurun vücuduna temas etmek sure-
tiyle gerçekleştirilen cinsel arzuların tatminine yönelik hareketler ola-
323
rak tanımlanabilir
4
. Bu ihlalin, fiilin vücuda organ veya sair bir cisim
sokulması hariç olmak üzere cinsel içerikli her türlü davranışla icrası
mümkündür. Basit cinsel saldırı suçu, bireyin rızası dışında yapılan
cinsel arzuları tatmine yönelik ve mağdurun vücuduna temas içeren
her türlü davranış olabileceğinden, bu suçun maddi unsurunun hare-
ket kısmı serbest hareketlerden oluşur. Basit cinsel saldırı suçu, serbest
hareketli suç olup, bu yönü ile nitelikli cinsel saldırı suçundan da ay-
rılır. Çünkü nitelikli cinsel saldırı suçunda, vücuda organ veya cisim
sokulmasını kapsayan bir hareketin varlığı suçun maddi unsurunun
tamamlanması için aranmıştır.
102. maddenin birinci fıkrasında belirtildiği anlamı ile vücut do-
kunulmazlığının ihlali, kişinin rızası dışında başkası tarafından vücut
bütünlüğüne yönelik fiziki temas şeklinde gerçekleşmektedir. Bu su-
çun oluşması için, kişinin vücuduna cinsel amaçlı olmak üzere temas
edilmesi yeterli olup, failin cinsel arzularının tatmininin gerçekleşmesi
aranmamaktadır.
Cinsel saldırı suçunda failde aranan kast ise, cinsel içerikli davra-
nışın objektif açıdan incelenmesi yoluyla tespit edilecektir. Cinsel saldı-
rı suçunun failinin suç işleme kastı ile hareket edip etmediğinin tespiti,
sübjektif olarak failin cinsel amaçlı olarak hareket edip etmediği yönün-
den değil, failin davranışının cinsel arzuyu tatmin amacı içerip içerme-
diğinin ortaya konulması suretiyle yapılacaktır. Bir başka deyişle, bu su-
çun işlenmesinde bulunması gereken kastın tespitinde, failin özel olarak
cinsel arzuyu tatmin amacına yönelik kastının bulunup bulunmadığı
değil, failin suç işleme kastı ile hareket ederek, davranışının objektif ola-
rak cinsel arzuyu tatmin amacına yönelik olup olmadığının araştırılması
gerekmektedir. Bu durumda, cinsel saldırı suçunda failin genel kast ile
hareket etmesinin gerektiği düşüncesini savunduğumuzu ifade etmek
isteriz. Bununla birlikte, failin özel kasta sahip olması ve bu kastın tespiti
halinde suçun manevi unsurunun gerçekleştiği fikri de ileri sürülebilir.
Çünkü hükümde, “cinsel davranışlarla” ibaresine yer verilmiş olup, bu
ibarenin varlığının tespitinde failin sübjektif olarak durumun incelenme-
si ve failin gerçek iradesinin anlaşılabilmesi için hangi maksatla bu dav-
ranışı icra ettiğinin belirlenmesi gerektiği düşünülebilir.
4
Emin Artuk –Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler,
Ankara, 2006, 7. Bası, s. 137.
324
Cinsel saldırı suçu, kişinin rızasının bulunmaması halinde gerçek-
leşebilmektedir. Erişkin bir kimsenin rızasının olması halinde, hukuka
uygunluk sebebi gerçekleşeceğinden, cinsel saldırı suçu oluşmayacak-
tır. Cinsel saldırı suçunun işlenmesi için failin mağduru etkisiz hale ge-
tirmesine veya mağdur üzerinde baskı yapmasına, mutlaka bir darp,
cebir uygulamasına gerek olmamakta ve mağdurun vücut dokunul-
mazlığının rızası dışında ihlal edilmesi gerekmektedir. Mağdur, baş-
tan rızası olmamakla birlikte, kendisine karşı yapılan cinsel davranışa
sonradan muvafakat göstermiş veya rızasının olduğunu açıklamışsa,
suçun oluştuğundan ve cezai sorumluluğun doğduğundan bahsetmek
mümkün olmayacaktır
5
.
Basit cinsel saldırı suçunda fiilin cinsel amaçlı olarak işlenmesi
gerekir. Bir kişinin herhangi bir yerine dokunma, bir kişiye sarılma
veya herhangi bir yerini öpme, sıkma, okşama, hatta dokunma gibi
hareketler cinsel istek veya amaç içermekte ise, basit cinsel saldırı
suçunu oluşturacaktır. “Cinsel davranışlar” deyiminden, kişinin bir
başkasının vücut dokunulmazlığını ihlal ederken bunu cinsel arzu ve
duygularını tatmin amacına yönelik olarak gerçekleştirmesinin anla-
şılması gerekir. Ancak cinsel tatmin amacına yönelik olan cinsel davra-
nışlarda, failde tatmin duygusunun gerçekleşip gerçekleşmemesinin,
birinci fıkrada düzenlenen basit cinsel saldırı suçu veya ikinci fıkrada
düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçunun oluşması açısından önemi
bulunmamaktadır. Cinsel amaçlı bir davranışın gerçekleşip gerçekleş-
mediğinin tespitinde, failin kastına bakılmak suretiyle değerlendirme
yapılması gerektiğini ifade etmek isteriz. Basit cinsel saldırı suçunda
failin suç kastı özel bir amaç içermektedir, bu sebeple failin olası kastla
basit cinsel saldırı suçunu işlemesi de mümkün gözükmemektedir. Bu
tespit, esas itibariyle basit cinsel saldırı suçunun manevi unsuru yö-
nünden özel kastın, yani failin cinsel arzu saiki ile hareket etmesinin
gerekli olduğunun kabulü anlamına da gelebilir.
Cinsel saldırı suçuna ilişkin yargılamalarda, davranışların cinsel
tatmin amacı taşıyıp taşımadığı ve suça ilişkin olayda rızanın bulu-
nup bulunmadığı konularında ciddi hukuki tartışmalar ortaya çıkabi-
lecektir. Bu hususların kanıtlanamadığı durumlarda “şüpheden sanık
yararlanır” ilkesinin dikkate alınması gerektiğini ifade etmek isteriz.
5
Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt 1, Vedat Kitapçılık, İstanbul,
2006, s. 378.
325
Basit cinsel saldırı suçu şikayete tabi bir suç olarak düzenlenmiş
olup, basit cinsel saldırıya maruz kalan kişinin “Soruşturulması ve ko-
vuşturulması şikayete bağlı suçlar” başlıklı TCK m. 73/1-2 hükümleri
uyarınca, fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği tarihten
itibaren altı aylık süre içinde şikayette bulunması gerekir. Aksi takdir-
de, bu suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Basit cinsel
saldırı suçunun, bir kişinin bacağının cinsel tatmin amaçlı ellenmesi
şeklinde gerçekleştiğinde, kişinin davranışın cinsel amaçlı olduğunu
ilk aşamada fark edemeyeceği ve ilerleyen günlerde devam eden ben-
zer davranışlarda cinsel amaçlı olduğuna emin olabileceği durumlar
gerçekleşebilmektedir. Böyle hallerde altı aylık şikayet süresi, mağdur
tarafından fiilin cinsel amaçlı olduğunun anlaşılması anı ile itibaren
işlemeye başlamalıdır. Esas itibariyle bu durumda aynı mağdura karşı
birden fazla cinsel saldırı olduğundan, TCK m. 43/1’de düzenlenen
müteselsil/zincirleme suç hükmü uygulama alanı bulacaktır. TCK m.
73/3 uyarınca basit nitelikteki cinsel saldırı suçuna maruz kalan aynı
anda birden fazla kişi varsa, bu kişilerden birisinin altı aylık şikayet
süresini geçirmesi, diğerlerinin şikayet haklarını düşüreceği anlamına
gelmemektedir. Şikayetten vazgeçmeyi düzenleyen TCK m. 73/4 uya-
rınca basit cinsel saldırı suçundan şikayetçi olan kişinin şikayetinden
vazgeçmesi, soruşturmayı kapatacak veya davayı düşürecek, ancak
TCK m. 74/2 uyarınca uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi hak
davasını etkilemeyecektir. Eğer şikayetçi olan birden fazla kişi varsa,
bir kişinin şikayetinden vazgeçmesi diğer şikayetçileri etkilemeyecek-
tir ve soruşturma veya kovuşturma, şikayetçi olan diğer kişiler yönün-
den devam edecektir. Ayrıca iştirak halinde basit cinsel saldırı suçu
işlenmişse, TCK m. 73/5’e göre, faillerden biri hakkındaki şikayetten
vazgeçme diğer failleri de kapsayacak ve şikayetten vazgeçme hüküm-
leri tatbik edilecektir. Basit cinsel saldırının ensest ilişki kapsamında
gerçekleşmesi halinde suç yine şikayete bağlı olacaktır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Uzlaşma” başlıklı 253. maddesi-
nin birinci fıkrasının (a) bendine göre, soruşturulması ve kovuşturul-
ması şikayete bağlı suçlarda, cumhuriyet savcısı veya talimatı üzeri-
ne adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene
uzlaşma teklifinde bulunur. Ancak CMK m. 253/3’e göre, cinsel do-
kunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemez. 5918 sayılı
Kanunun 8. maddesi ile değişiklik getirilen hükmü uyarınca uzlaştır-
326
ma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla
birlikte işlenmiş olması halinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.
Örneğin, basit cinsel saldırı suçu ile birlikte soruşturması ve kovuştur-
ması şikayete bağlı olan basit yaralama suçu işlenmişse, basit yarala-
ma suçu uzlaşma kapsamına düzenlenmiş olsa da basit cinsel saldırı
suçu ile birlikte işlendiğinden, bu suçlarla ilgili uzlaşma hükümleri
uygulanmayacaktır.
Nitelikli cinsel saldırı suçu ise, basit cinsel saldırıdan farklı olarak,
fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi
durumunda yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Nitelikli cinsel saldırı suçu, basit cinsel saldırı suçunun unsurlarından
farklı olarak, cinsel arzuların tatmini amaçlı olması şart olmaksızın rıza
dışında mağdurun vücuduna bir organın veya bir cismin ithal edilme-
si ile oluşmaktadır. Maddenin gerekçesinde, gerçekleştirilen davranı-
şın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olmasının şart koşulma-
dığı belirtilmiş olsa da, doktrinde nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkin
davranışın, cinsel tatmin amacına yönelik olmasa da mutlaka cinsel
içerik taşıması gerektiği yönündeki görüş hakim gözükmektedir
6
. Bu
düşünce isabetli gözükmektedir, çünkü kanun koyucu 102/2’de “fii-
lin” ibaresine yer vermek suretiyle birinci fıkraya atıf yaptığından, bi-
rinci fıkrada geçen “cinsel davranışlarla” ibaresi, «fiilin» ibaresine yer
vererek ilk fıkraya atıfta bulunan 102. maddenin ikinci fıkrasında da
uygulama bulacaktır.
Farklı bir düşünce, tartışmalı olan bu konunun açıklığa kavuşturu-
labilmesi için cinsel saldırı suçu ile korunan hukuki yararın ihlal edilip
edilmediğine objektif olarak bakılması gerektiği şeklinde ileri sürüle-
bilir. Bu suçla korunan hukuki yarar kişilerin cinsel dokunulmazlık
ve özgürlüğüdür
7
. Örneğin, bir copun cinsel içerik kapsamayan bir
davranışla kişiye vajinal veya anal yollardan ithal edilmesinde, kişi-
nin cinsel dokunulmazlığının ihlal edileceğini ve hatta kişinin maruz
kaldığı bu tür bir davranıştan sonraki hayatında cinsel özgürlüğüne
sahip olarak sağlıklı bir şekilde yaşamasının da engellenebileceğini ifa-
de etmek isabetli olacaktır. Failin davranışının cinsel içerikli olsun ya
6
Remzi Gündüz –Veysel Gültaş, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Cinsel Suçlar,
Bilge Yayınevi, Ankara, 2008, s. 26-29.
7
Tezcan – Erdem – Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, 5. Baskı, Ankara, 2007, s.
269-270.
327
da olmasın cinsel bir organa gerçekleştirdiği herhangi bir davranışının
cinsel dokunulmazlığa ve özgürlüğe müdahale niteliğinde olduğunu
belirtmek isteriz. Bu sebeple, failin cinsel arzu, güdü veya amaçla ha-
reket etmesinin nitelikli cinsel saldırı suçunun oluşması açısından bir
önem taşımayacağı ve suça yönelik davranışın failden bağımsız olarak
cinsel olmasının yeterli olacağı ileri sürülebilir. Ancak verilen bu ör-
nekler, icra ediliş şekli itibariyle ister istemez cinsel davranış veya cin-
sel içerikli davranış olarak kabul edilecektir. Burada itiraz, mağdurun
vücuduna bu şekilde cisim sokan kişinin cinsel arzularını tatmin kas-
tına sahip olmaması hallerinde çıkabilir ki, mağdura vajinal veya anal
yollardan cisim sokulması, kanaatimizce beraberinde karine olarak bu
hareketi bir cinsel davranış ve faildeki kastı da cinsel içerik taşımaya
elverişli olarak nitelendirmede yeterli olacaktır. Bu noktada, failin kas-
tının işkence veya mağduru yaralamak olduğunun kabulü halinde, ya
TCK m. 44’e göre fikri içtima ya da fiillerin birbirinden ayrılması du-
rumda birbirinden bağımsız suçların varlığı gündeme gelebilecektir.
Ancak failin, mağdurun ağzına ya da kulağına veya burnuna bir cisim
veya organ sokması durumda, somut olayın ortaya koyduğu özellikler
ve failin sahip olduğu kastın araştırılıp incelenmesinden elde edilen
sonuçlara göre bir karar varılması gerekecektir.
Suçun nitelikli hali için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan or-
gan ve sair bir cisim ithal edilmesi gerekir. Fail bu işlemi bir başkası
vasıtasıyla da gerçekleştirilebilir. Bu durumda iştirak hükümleri tatbik
edilecektir. Cinsel saldırı suçunda failin kadın olabileceği durumlar ol-
makla birlikte, nitelikli cinsel saldırı suçunda kadın failin bir erkeği
cinsel ilişkiye zorlaması ve aralarında cinsel ilişkinin gerçekleşmesi
durumunda nitelikli halin oluşup oluşmayacağı konusu tartışmalı-
dır. Kadın failin zorla erkekle cinsel ilişkiye girmesi halinde, erkeğin
rızasının bulunduğu fikri ileri sürülebilir ki, bunun kabulü mümkün
değildir. Çünkü içinde “zorla” kelimesi olan bir ilişkinin rızaya daya-
lı olduğunu söylemek imkanı olamaz. Aksi düşüncede olanlara göre,
burada cinsel saldırı suçunun basit hali oluşabilse de nitelikli hal ger-
çekleşmeyecektir. Çünkü nitelikli cinsel saldırı suçu, failin mağdura
organ veya sair cismi ithal etmesi halinde oluşmaktadır. Kadının zorla
erkeğin organını kendisine ithal etmesi gibi bir durumun hayatın ola-
ğan akışına aykırı olduğu, ancak böyle bir durum olsa da suçun nite-
likli halinin oluşmayacağı ve aksi halin suçun tipiklik unsuruna ve ka-
328
nunilik ilkesine aykırılık taşıyacağı söylenebilir. Kadının da zorla bir
erkekle cinsel ilişkiye girebilmesi mümkündür. Özgür iradeyi ortadan
kaldırmaya elverişli olacak şekilde zorla veya tehditle erkeğin organı-
nı vücuduna ithal ettiren kadının fiili nitelikli cinsel saldırı suçu sayılır
ve suçun kanunilik unsurunu da bozmaz. Çünkü 102. maddenin ikinci
fıkrasında, “fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiy-
le” denilmekte, fakat burada kadından veya fiilin icrasında mağdurun
vücuduna organ veya sair cisim sokulan kişi olmasından bahsedilme-
mektedir. Fail, “sokma” eylemi bakımından aktif veya pasif durumda
olabilir. Bu fark, suçun nitelikli cinsel saldırı suçu sayılmasının etkile-
meyecektir. Kaldı ki, vücuda organ veya cisim sokulabilmesi için er-
kek olmaya da gerek bulunmamaktadır. Kadınlar da parmak, dil gibi
organların yanında, cisim kullanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı
suçu işleyebilirler.
Nitelikli cinsel saldırı suçunda, vücuda ithal edilen organ, penis,
parmak veya dil olabileceği gibi, sair cisim olarak meyve, şişe, cop da
olabilir. Ancak Yargıtay, cinsel amaçla da olsa failin ağzına parmakla-
rını sokması veya dilini okşaması şeklindeki eylemi basit cinsel saldı-
rı olarak değerlendirmiştir
8
. Kişinin parmağını bir başkasının ağzına
sokması bile cinsel tatmin amacına yönelik olup, mağdurun vücuduna
bir organ sokulması suretiyle vücut dokunulmazlığının ihlali niteli-
ğinde sayılabilir. Bu sebeple, sözkonusu fiilin basit cinsel saldırı kap-
samında değil de, nitelikli cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmesi
gerekeceği düşünülebilir. Burada kanun koyucunun 102. maddenin
ikinci fıkrası ile neyi amaçladığının tespiti önemli olmakla birlikte, bu
noktadaki yorumu genişletip kıyas yapmak da hukuka aykırıdır (TCK
m. 2/3). Ayrıca, parmağın sadece ağza sokulması nitelikli cinsel saldırı
suçu sayıldığında, fail hakkında ağır bir cezanın uygulanması günde-
me gelebilecektir ki, bu ceza adalet duygusunu ve vicdanları rahatsız
edebilecektir.
Nitelikli cinsel saldırı suçunun takibi şikayete bağlı tutulmamıştır.
Savcılık makamı bu suçla ilgili ceza soruşturmasını, ihbar veya şikayet
üzerine ya da re’sen başlatabilecektir.
Basit ve nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs mümkündür. Fail
8
Ahmet Ceylani Tuğrul, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar&Ensest İlişkiler, An-
kara, 2010, s. 298.
329
nitelikli cinsel istismar suçu işleme kastı ile icra hareketlerine başlamış
ve elinde olmayan sebeplerle icra hareketini tamamlayamamışsa, suçun
teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilecektir. Fail icra hareketlerine
başlamış, ancak kendi iradesi ile bu hareketlerden vazgeçmişse, teşeb-
büsün şartlarından biri oluşmayacağından faile ceza vermek mümkün
olmayacaktır. Ancak, vazgeçme anına kadar yaptığı icra hareketleri
başlı başına bir suç teşkil ettiği takdirde, bu suçun cezasının verilmesiy-
le
9
yetinilecektir. Suça teşebbüsün tespit edilebilmesi için, failin nitelikli
cinsel saldırı suçunu işleme kastı ile hareket edip etmediğinin, vasıta-
daki elverişliliğin ve icra hareketlerinin suça teşebbüsü tereddütsüz or-
taya konulması gerekmektedir. Failin cinsel organ veya sair bir cismin
bir kişiye ithal etme kastı ile hareket edip bu kişiyi rızası olmaksızın
soyduğu ve vücut dokunulmazlığını ihmal ettiği bir durumda, kendi
iradesi ile organ veya sair bir cismi kişiye ithal etmekten vazgeçmişse,
bu halde fail yalnızca basit cinsel saldırı suçundan cezalandırılacaktır.
Ancak failin, kendi iradesi ile değil de elinde olmayan sebeplerle, örne-
ğin iktidarsızlıktan veya mağdurun kaçmasından, organ veya sair bir
cismi mağdura ithal edemediği durumlarda nitelikli cinsel saldırı suçu-
na teşebbüs suçundan cezalandırılacağını söylemek isabetli olacaktır.
Cinsel saldırı suçunun “ensest” vakası olarak gerçekleşmesi hali,
TCK m. 102/3-c hükmünde düzenlenmiştir. TCK m. 102/3-c’ye göre,
üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı cinsel saldırı suçunun işlenmesi halinde temel ceza yarı
oranında artırılacaktır. Bu düzenleme yerinde gözüküp, ensest şeklin-
de gerçekleşen cinsel saldırı suçunun, cezanın artırılma sebebi olarak
düzenlenmesinin gerekçesi olarak, aileye duyulan güvenin yüksek
miktarda sarsılması gösterilebilir. İnsanın sosyolojik olarak en güven
duyduğu müesseselerden birisi olan ailede meydana gelen ve kişiyi
en derin şekilde etkileyen cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen cinsel
saldırı suçunun insanda hiçbir zaman tamir edilemeyecek üzüntülere
sebep olabileceğini belirtmek isteriz. Bu olumsuz etkinin hukuki bir
sonucu olarak da cezanın yarı oranında artırılması kimileri için yeter-
siz gözükse de objektif açıdan bakıldığında korunan hukuki yarar ve
fiilin ağırlığı ile paralel bir düzenleme olarak gözükmektedir.
9
Sulhi Dönmezer –Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt I, 11. Bası,
Beta Yayım Dağıtım, İstanbul, 1994, s. 451.
330
Ensest olarak cinsel saldırı suçu işlendiğinde, artırım sebebinin
uygulanması için, failin hısımlık ilişkisinin varlığını bilmesi ve bu iliş-
kinin varlığından faydalanmak suretiyle eylemi gerçekleştirmesi ge-
rekmektedir.
Ensest olarak cinsel saldırı suçu, anne, baba, dede, anneanne veya
babaanne, büyük dede, büyük anneanne veya babaanne, çocuk, torun,
torunun çocukları, kardeş, kardeş çocukları, dayı, amca, hala, teyzeye
karşı işlenebilecektir. Ayrıca, aynı uzaklıkta kayın hısımlığı için de ar-
tırım nedeni uygulanacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 18. maddesine
göre, eşlerden birisi ile diğer eşin kan kısımları, aynı tür ve dereceden
kayın hısımları olur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise, kayın
hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesi ile ortadan
kalkmaz. Bu düzenleme uyarınca evlilik sona erse bile kayın hısım-
lığının devam ettiği düşünülecek olsa da, CMK m. 45’te tanıklıktan
çekinebilecek haller sayılırken “evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya
sanığın eşi” ibaresine yer verildiğinden veya ensest ilişkinin temelini
oluşturan müesseseden “evlenme engelleri” sayılırken “kayın hısım-
lığı meydana getirmiş evlilik sona erse bile” ibaresine yer verildiğin-
den, kanun koyucu cinsel saldırı suçunu düzenleyen TCK m. 102’de
de benzer bir ifadeye yer verebilirdi. Evlilik sona erdiğinde ortada bir
aile kalmadığından, aile içindeki güvenin sarsılmasından yola çıkıla-
rak düzenlenen aile içindeki cinsel saldırı suçunun, varsayılan kayın
hısımlığını da kapsadığını ileri sürmek isabetli değildir. Bu sebeple
kanun koyucu, evlilik bağının son bulması halini dikkate almamıştır.
Evlilik bağı olmadığı veya son bulduğu halde bunu var olduğunu zan-
neden failin hataya düştüğü kabul edilecek ve ağırlaştırıcı sebep failin
aleyhine uygulama alanı bulamayacaktır.
Ayrıca, ensest şeklindeki cinsel saldırı suçu evlatlık ilişkisi içinde
de geçerlidir. Evlat edinme, bir evlatlığın aile tarafından korunmasını,
bakılmasını ve tanınmasını öngörmektedir. Böyle bir durumda kişi-
nin aileye duyduğu güven hukuki yarar korunmalıdır. Aile ilişkisi-
nin istismar edilmesi ile işlenen cinsel saldırı suçunun cezalandırıl-
masının yine artırım görmesi yerinde bir düzenlemedir. Türk Medeni
Kanunu’nun 305. maddesinin ikinci fıkrasına göre, evlat edinmenin
her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer çocuk-
ların yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi gere-
kir. Bu durumda aynı her ailedeki bireyler gibi evlat edinenin de aile
içinde kendini güvende hissetmesi ve korunması gerekmektedir.
331
2. Çocukların Cinsel İstismarı Suçu Kapsamında
“Çocukların cinsel istismarı” başlıklı Türk Ceza Kanunu m. 103’de,
102. maddedeki gibi “cinsel saldırı” ifadesine değil, “cinsel istismar”
ifadesine yer verilmiştir. Cinsel saldırı suçu erişkin kişilere karşı rıza
dışında gerçekleştirilebilen bir suç olup, çocukların cinsel istismarı
suçu çocuklara karşı, yani rızanın önem teşkil etmediği kişilere yönelik
işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir. Cinsel saldırı suçunun oluş-
ması için mağdurun rızasının olmaması gerekmektedir. Bu sebeple,
TCK m. 103’de cinsel istismar ifadesinin kullanılması isabetlidir.
Çocukların cinsel istismarı suçunda, 15 yaşını tamamlamamış
veya 15 yaşını tamamlayıp da fiilin anlam ve sonuçlarını algılama
yeteneği gelişmemiş olan çocukların rızasının varlığı ya da yokluğu
aranmamaktadır. TCK m. 103/1-b uyarınca, bu çocuklar dışındaki
diğer çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka
bir sebebe dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, çocukların
cinsel istismarı kapsamında düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle, 15 ya-
şını doldurmuş ve fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini haiz
çocukların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir sebeple yani bir
nevi kandırılmak suretiyle cinsel istismara uğramaları halinde, cinsel
istismar suçu oluşacak ve TCK m. 103/1-b tatbik edilecektir.
15 yaşını doldurmuş ve fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ye-
teneğini haiz çocuğun rızası ile cinsel ilişkide bulunması halinde, fail
yönünden çocuğun cinsel istismarı suçu gündeme gelmeyecek, TCK
m. 104’de düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçu oluşacaktır.
Böylece, 15 yaşını doldurmuş ve fiilin anlam ve sonuçlarını algılama
yeteneğini haiz çocukların rızalarının olması halinde, cinsel ilişki ol-
maksızın gerçekleşen cinsel içerikli davranışların cezalandırılmaya-
cağını ifade etmek isteriz. Kanun’un bu şekildeki düzenlemesinin
yerinde bir düzenleme olmadığına yukarıdaki açıklamalarımızda yer
vermiştik. Ayrıca, fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin tes-
piti konusunun hukuki açıdan ihtilafa yol açabileceğini ve kolay ol-
mayacağını da ifade etmek isteriz. Buradaki şikayet hakkının kime ait
olacağı, yalnızca fiilin icra tarihinde 15 yaşını tamamlamış çocuğa mı,
yoksa yalnızca onun veli veya vasisine mi ya da çocukla birlikte veli
veya vasiye mi ya da her iki tarafa da ayrı mı ait olup kullanılabileceği
tartışılabilir ki, kanaatimizce şikayet hakkı aynı anda çocuğa, veli veya
332
vasiye aittir. Bu şikayet hakkı sayılan herkes tarafından kullanılabilir
ve kim kullanmışsa şikayetten de sadece o vazgeçebilir.
Cinsel saldırı suçunda olduğu gibi, çocukların cinsel istismarı su-
çunda da faile bakılmaksızın davranışın cinsel nitelikte olması yeterli
olup, cinsel arzunun tatmin edilmiş olması gerekmemektedir. Ancak
davranışın kapsamı, 102. maddeye göre farklı şekilde düzenlenmiştir.
TCK m. 103/1-a’ya göre, her türlü cinsel davranış çocukların cinsel
istismarı suçu kapsamında yer almaktadır. “Her türlü cinsel davra-
nış” ifadesi doktrinde tartışmaya sebep olsa da, fiziki davranışların
yanında, çocuklara karşı gerçekleştirilen söz atma, sarkıntılık yapma,
cinsel organ gösterme gibi cinsel taciz niteliğindeki fiillerin de bu hü-
küm kapsamında değerlendirilmesini gerekli kılacağı düşünülebilir.
Bu düşünceye göre kanun koyucu bu görüşü benimsemese idi, “her
türlü cinsel davranış” yerine, “vücut dokunulmazlığını ihlal eden her
türlü cinsel davranış” ibaresine yer verirdi. Ancak Yargıtay içtihatla-
rında bunun tersi bir uygulama öngörülmüştür. Yargıtay, failin yal-
nızca cinsel organını gösterdiği, bedensel temasın sözkonusu olmadığı
durumlarda cinsel taciz suçunun oluşacağına işaret etmiştir
10
. Kanun
hükmünde, çocuklara karşı işlenen her türlü davranışın TCK m. 103
uyarınca cezalandırılacağı öngörülmüştür. O halde, çocuklara karşı
TCK m. 105’de düzenlenen cinsel taciz kapsamında gerçekleşen fiille-
rin TCK m. 103 kapsamında cezalandırılması gerektiği savunulabilir.
Böylece TCK m. 105’in, sadece erişkin olan kimselere gerçekleştirilen
cinsel taciz fiillerinin cezalandırılmasını hüküm altına aldığı düşünü-
lebilir. Bu düşünceye, çocuğa yönelik cinsel taciz hareketinin ağırlığını
gözardı ederek veya çocuğun vücuduna hiç temas olmaksızın yapılan
cinsel taciz hareketlerini cinsel istismar kabul ederek katılmak, adalet
duygusunu ve vicdanları rahatsız edebilecek cezaların failler hakkında
tatbikini gündeme getirebilecektir. Bu sebeple, çocuğa yönelik cinsel
10
Ahmet Ceylani Tuğrul, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar&Ensest İlişkiler, An-
kara, 2010, s. 294. “Sanığın olay günü apartmanın önünde oynayan mağdureleri ya-
nına çağırdığı, gelmemeleri üzerine kendisinin apartmana girip dışarıdaki mağdurelere
yönelik olarak yalnızca cinsel organını gösterdiği, bedensel temasın sözkonusu ol-
madığı dikkate alındığında, eylemin birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmiş olması
nedeniyle 5237 sayılı TCK. nun 105/1. ve 43/1-2. maddeleri uyarınca cezalandırılması
gerekirken, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek çocuğun basit cinsel istismarı suçundan
yazılı şekilde hükme varılması bozmayı gerektirmiştir” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin
06. 05. 2009 tarih ve 2009/5763-5363 sayılı kararı).
333
tacizi 103. madde kapsamında saymamak, 105. madde içinde değer-
lendirmek isabetli olacaktır. Ancak 105. maddeye, mağdurun çocuk
olması yönünden ağırlaştırıcı neden eklenmesi yerinde olacaktır. Bu
yolla, cinsel saldırı ve cinsel istismar ile cinsel taciz arasında mağdu-
run vücuduna temasla ilgili konulan ince çizgi de ihlal edilmemiş ola-
caktır. Çünkü vücuda temasla ilgili cinsel içerikli hareketlerin kapsamı
oldukça geniş ve hareket sayısı da bir o kadar fazladır. Bu alanı daha
genişletmek, cinsel saldırı ve cinsel istismar suçlarının tatbik sahasının
macını aşacak şekilde uygulanmasına yol açacaktır.
Çocukların cinsel istismarı suçu şikayete bağlı bir suç olmayıp,
savcılık makamı tarafından soruşturulması ve kovuşturulması ihbar
veya şikayet üzerine ya da re’sen yapılabilecektir.
Çocukların cinsel istismarının mağduru, kadın veya erkek olabil-
mektedir. Çalışmanın konusu olan “ensest mağduru olan kadın” kap-
samında “kadın” ifadesinin geniş anlamda kullanıldığını ve çocukla-
rın cinsel istismarı suçunun mağduru olan kız çocuğunun da kadın
kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmek isteriz. Ensest
mağduru olan kadını kapsayan düzenleme, TCK m. 103’ün üçüncü
fıkrasında yer almaktadır. Bu madde hükmüne göre, mağdur ile fail
arasında belirli bir akrabalık bağı bulunması nitelikli hal olarak sayıl-
mıştır.
TCK m. 103/3’e göre, “Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü
derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağ-
lık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler
tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak sure-
tiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yuka-
rıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır”. Çocuklara karşı
cinsel istismar eylemi, anne, baba, dede, anneanne veya babaanne, bü-
yük dede, büyük anneanne veya babaanne, kardeş, dayı, amca, hala,
teyze tarafından işlenirse, TCK m. 103/3 hükmü tatbik edilecektir. Ay-
rıca, madde kapsamına üvey baba ile evlat edinen de alınmıştır. Ancak
bu düzenlemenin, üvey babayı kapsayıp üveyi anneyi kapsamaması
sebebiyle hatalı olduğunu ifade etmek isteriz. Bu düzenlemenin, üvey
annenin aile ilişkisini kötüye kullanmayacağı düşüncesinden hareket-
le yapılmış olabileceği düşünülebilir. Aile ilişkisinde kadının veya an-
nenin rolü elbette çok daha güvenilir gözükür. Ancak, bunun her aile
334
ilişkisinde geçerli olmayabileceğinin gözönüne alınması gerekir. An-
nenin aile içindeki rolü dikkate alınmak suretiyle böyle bir düzenleme
yapıldığı tahmini karşısında, aksine böyle bir düzenlemenin üvey an-
nenin çocuğa karşı daha kolay cinsel istismar fiilini işlemesine yol aça-
bileceğini de belirtmek isteriz. Ensest mağdurlarından olan kadının bir
üvey anne tarafından da cinsel istismara uğrayabileceği ve aile içinde
bir kadının üvey anneye duyduğu güvenin çok daha güçlü olabileceği
gözönüne alındığında, “üvey anne” ibaresinin nitelikli hal kapsamın-
da bulunmamasının ne kadar hatalı olduğu tespit edilebilmektedir. Bu
sebeple, Kanun maddesinin bir an evvel üvey anneyi de kapsayacak
şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
Bir başka eleştiri olarak, cinsel saldırı suçunda fiilin kayın hısım-
ları tarafından gerçekleştirilmesi nitelikli hal olarak düzenlenmişken,
kayın hısımları tarafından çocukların cinsel istismarı suçunun işlen-
mesi nitelikli hal olarak öngörülmemiştir. Bu tutarsızlık, çocukların
korunmaya, geliştirilmeye ve bakılmaya daha muhtaç oldukları gö-
zönüne alındığında, düzeltilmesi yerinde olabilecek bir başka hususa
daha işaret etmektedir.
3. Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu Kapsamında
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 15 yaşını tamamlamış olan ço-
cukla cebir, tehdit, hile olmaksızın cinsel ilişkide bulunmak olarak
tanımlanmıştır. Bu suçlarla korunmaya çalışılan değer, kişinin cinsel
özgürlüğü, yani cinsel tercih hakkıdır. Ancak bu madde ile 15 yaşını
tamamlamış çocuğun davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeteri
kadar bulunmadığı ve bu yaş aralığında varsayılan cebrin bulunduğu
yorumundan hareketle çocuğun korunması amaçlanmıştır. Bu suçun
soruşturulması ve kovuşturulması da şikayete bağlı olduğu için ve
çocuğun cinsel özgürlüğünü yönlendirme hakkının ihlal edilmesini
bir nebze engelleyebileceği gözönüne alındığında, bu düzenlemenin
yerinde olduğu ileri sürülebilir. Öncelikle belirtmeliyiz ki, mağdurda
“rıza”nın olup olmadığı konusunda ciddi hukuki sorunlar ortaya çıka-
bilecektir. Rızanın varlığı, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun bir un-
surudur. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun oluşması için sakatlan-
mamış rıza olmalıdır. Bu suçun mağduru olan kimsenin cinsel ilişkide
rızası bulunmuyorsa, fail hakkında TCK m. 103/1-b tatbik edilecektir.
335
Madde başlığında geçen “reşit” ile maddede yer alan “15 yaşını
tamamlamış çocuk” ifadeleri birbiri ile çelişmektedir. Bu çelişkili ifa-
de sebebiyle, 18 yaşından küçük mağdurun Türk Medeni Kanunu hü-
kümlerince ergin kılınması halinde suçun mağduru olup olamayacağı
konusu doktrinde tartışmalıdır. Türk Medeni Kanunu hükümlerine
göre evlenme kişiyi ergin kılar ve Türk Medeni Kanunu’nun 12. mad-
desine göre, 15 yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızası
ile mahkemece ergin kılınabilir. Bu durumda “reşit” ifadesinin de er-
gin olma anlamına geldiği gerekçesinden hareketle, suçun mağduru-
nun 18 yaşından küçük, 15 yaşını tamamlamış olması ve Türk Medeni
Kanunu gereğince ergin kişi haline gelmemesi gerekmektedir.
Bu suçun işlenmesi için özel kast aranmaz, genel kastın varlığı ye-
terlidir. Ancak bu suç, taksirle işlenebilen bir suç da değildir. Bu suça
yönelik kastın oluşabilmesi için failin, mağdurun 15 yaşının üstünde
bir çocuk olduğunu bilmesi ve onunla cinsel ilişkiye girmeyi istemesi
gerekmektedir. Ayrıca madde hükmünden, cinsel ilişkinin gerçekleş-
mesi halinde bu suçun oluşabileceği ve ancak cinsel ilişkinin kısmen
veya tam olarak gerçekleştiği sırada failin kendisi dışında başka bir se-
bebin gerçekleşmesi ile fiili son bulmuşsa, suçun teşebbüs aşamasında
kalabildiği net bir şekilde anlaşılabilmektedir.
“Cinsel ilişki” kavramı, kişiler arasında cinsel arzuların tatminine
yönelik olan birleşmeyi ve teması ifade etmektedir. Madde gerekçe-
sinde, cinsel ilişkinin kapsamına yer verilmemiştir. TCK m. 104 kapsa-
mında ifade edilen cinsel ilişki de, cinsel arzuyu tatmin amacına bağlı
olarak mağdur ile fail arasında vajinal, oral veya anal yoldan gerçekle-
şen ilişkiyi kapsamaktadır. Bu sebeple, yalnızca çiftleşmeyi sağlayacak
bir birleşme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu şikayete bağlı bir suç olup, şika-
yet ancak suçun oluşmasından sonra yapılabilecektir. TCK m. 104’ün
ikinci fıkrasında yer alan ağırlaştırıcı hal ise, Anayasa Mahkemesi’nin
23. 11. 2005 tarih 2005/103 E. ve 2005/89 K. sayılı kararında “hukuk
devleti” ve “eşitlik” ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiş-
tir. Bu fırkaya göre, fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet
koşulu aranmaksızın, cezası iki kat artırım yapılmakta idi. Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararında; “faillerin, mağdurdan beş yaştan daha bü-
yük olmaları halinde yakınma olup olmadığına bakılmaksızın iki kat fazla ceza
336
ile cezalandırılmaları öngörülmüştür. Böylece, aynı yaştaki mağdurlarla cin-
sel ilişkide bulunan failler arasında sadece yaş farkına dayanan bir ayırım ya-
pıldığı gibi, faille aralarındaki yaş farkının beşten az olması halinde suçun şi-
kayete bağlı olarak takip edilip edilmemesi hususunda mağdurun iradesi esas
alınıp, failin beş yaştan büyük olması durumunda ise, bu irade gözetilmeyerek
mağdurlar yönünden de farklılık yaratılmıştır. Aynı yaşta olup, aynı eylemin
tarafı olan mağdurlar arasında yapılan bu ayırım ile aynı yaştaki kişilere kar-
şı aynı eylemi gerçekleştiren failler arasında sadece yaş farkına dayanılarak
yapılan ayırımın, kuralın belli yaştaki çocukların cinsel dokunulmazlıklarını
koruma amacını gerçekleştirmeye elverişli bulunmadığı ve adalet ilkeleriyle
de bağdaşmadığı” sonucuna varılmıştır. Yaş farkının cezayı belirleyici
bir ölçü olmasının ve aynı suçun şikayete bağlılık açısından yaşa göre
farklılık arz etmesinin eşitlik ilkesine ters düştüğünü, bu sebeple iptal
kararının isabetli olduğunu da belirtmek isteriz.
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun ağırlaştırıcı bir sebebi bulun-
mamaktadır. Ensest ilişkinin TCK m. 104 kapsamında gerçekleşmesi
de ağırlaştırıcı bir sebep olarak düzenlenmemiştir. Ancak, ensest iliş-
kinin mağduru olan birisinin 15 yaşından küçük ve ergin hale gelme-
miş olması ve rızası ile faille cinsel ilişkide bulunması halinde TCK m.
104 hükmü tatbik edilecektir. Aile içindeki cinsel istismarın önlenme-
si ve caydırıcılığının sağlanması açısından bu madde hükmünde de
aile içinde gerçekleşen bu fiilin ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlenmesi
daha isabetli olurdu.
TCK m. 104 ile ilgili çalışmamızın başlangıcında yer verdiğimiz
eleştiri ve açıklamalara burada atıf yapmakla yetinmekteyiz.
4. Cinsel Taciz Suçu Kapsamında
Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinin birinci fıkrasına göre,
“Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, üç aydan iki yıla
kadar hapis cezasına veya adli para cezasına hükmolunur”. Maddenin ge-
rekçesinde, cinsel tacizin cinsel yönden ahlak temizliğine aykırı olarak
mağdurun rahatsız edilmesi şeklinde gerçekleştiği ifade edilmiştir.
Cinsel taciz suçu, Türk Ceza Kanunu’nda cinsel dokunulmazlığa kar-
şı diğer suçlardan farklı olup, bu suçta kişinin vücut dokunulmazlığı
herhangi bir şekilde ihlal edilmemekte, cinsel dokunulmazlık temas
dışında söz, yazı veya benzeri şekillerde ihlale uğramaktadır.
337
Bu suçun faili herkes olabilmektedir. Mağdurun türüne göre ağır-
laştırıcı bir sebep veya hal düzenlenmemiş olup, her birisi TCK m. 105/1
kapsamında değerlendirilecektir. Ancak failin çocuk olması durumun-
da Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinden dolayı yaş küçüklü-
ğünden dolayı cezanın indirilmesi gündeme gelecektir (TCK m. 31).
Çocuklara karşı TCK m. 105’de düzenlenen cinsel taciz kapsamın-
da gerçekleşen fiiller TCK m. 103 kapsamında değerlendirilebilir. Çün-
kü TCK m. 103’de her türlü cinsel davranış, çocukların cinsel istismarı
kapsamında düzenlenmiş olup, bu davranışlar cinsel amaçlı olan cinsel
taciz fiillerini de içerdiği söylenebilir. Ancak Yargıtay içtihatlarında bu-
nun aksi yönünde bir uygulama görülmektedir. Yukarıda bahsettiği-
miz Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere, cinsel taciz kapsamında
kalan fiillerin mağduru çocuk da olsa TCK m. 103 değil, m. 105 kapsa-
mında değerlendirilecektir. Uygulamanın isabetli olmadığı, Kanunun
lafzından her türlü cinsel davranışın cinsel taciz fiilini de kapsadığı ve
TCK m. 105’de düzenlenen cinsel taciz suçunun mağdurunun çocuk
olmayan kimseler olduğu düşünülebilir. Bu düşünceyi, cinsel taciz fi-
iline göre ağır ceza sorumluluğu öngörmesi nedeniyle eleştirdiğimizi,
dolayısıyla bu konuda isabetli çözümün TCK m. 105’e mağdur çocuk-
lar yönünden hüküm eklenmesinin isabetli olacağını belirtmek isteriz.
Cinsel taciz fiilinin cinsel amaçlı olarak gerçekleşmesi, vücut do-
kunulmazlığını ihlal edici nitelikte olmaması ve mağduru rahatsız
edici nitelikte olması gerekmektedir. Aksi halde, cinsel taciz suçunun
unsurları oluşmayacaktır. Cinsel amaçlı olmayan taciz içerikli, örne-
ğin karşı tarafı rencide etmek için yapılan el ve kol hareketleri veya
söylenen kötü sözler, cinsel taciz suçunu değil, hakaret suçunu oluş-
turacaktır
11
. Fiilin cinsel amaçlı gerçekleşmesi suçun unsurlarından
olup, fail açısından özel kastın cinsel amaçlı hareket etmesini zorunlu
kılmaktadır. Fail cinsel amaçlı değil de, yalnızca kişileri rahatsız etmek
amacıyla bir fiil işlemişse, o zaman cinsel taciz değil, kişilerin huzur
ve sükununu bozma suçu oluşacaktır. Cinsel amaçlı fiil, vücuda temas
halinde gerçekleşmişse, burada cinsel taciz suçu değil, çocukların cin-
sel istismarı veya cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Vücut dokunulmazlı-
ğını ihlal niteliğinde olmayan cinsel amaçlı davranışlar; sözle sarkıntı-
11
Osman Yaşar –Hasan Tahsin Gökcan –Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk
Ceza Kanunu, Cilt III, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 3458.
338
lık etmek, telefonda cinsel içerikli sözler söylemek, internet vasıtasıyla
cinsel içerikli fotoğraflar göndermek, kişiye cinsel organını göstermek
suretiyle gerçekleşmektedir. Bu davranışların mağdura ulaşmış olma-
sı gerekmektedir. Aksi halde, suç oluşmayacaktır. Örneğin, cinsel içe-
rikli bir mektubun mağdura ulaşmayıp, annesine ulaşması halinde suç
teşebbüs aşamasında kalacak veya cinsel taciz suçu neticesi harekete
bitişik ani suçlardan sayıldığı takdirde, cinsel taciz suçunun olutuğun-
dan da bahsedilemeyecektir. Ayrıca bu davranışların, ulaşan kişinin
mağduriyetine yol açması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, mağdu-
run rencide edilmesini sağlayacak nitelikte bir davranış olması halinde
cinsel taciz suçu oluşacaktır. Bu suçun gerçekleşip gerçekleşmediğini
hakim somut olayın özelliklerine göre takdir edecektir.
Doktrinde, cinsel taciz suçunun teşebbüse elverişli olmadığı yö-
nünde görüşler bulunmaktadır. Cinsel taciz suçu kapsamındaki bir fiil
bölünebilir nitelikte olup da fail bu davranışı elinde olmayan sebeplerle
tamamlayamazsa, cinsel taciz suçu teşebbüs aşamasında kaldığından
söz edilebilecektir. Örneğin, failin cinsel amaçlı olarak cinsel organını
mağdura gösterme amacıyla başladığı davranışını elinde olmayan se-
beplerle tamamlayamadığı durumda suç teşebbüs aşamasında kalacak-
tır. Bununla birlikte, cinsel taciz suçunun umumiyetle neticesi harekete
bitişik suçlardan olduğu, bu sebeple de teşebbüse elverişli kabul edile-
meyeceği söylenebilir. Ancak icra hareketlerinin bölünebildiği durum-
larda, cinsel taciz suçunun teşebbüse elverişli olduğu da düşünülebilir
ki, bu noktada somut olayın özelliklerine bakmak isabetli olacaktır.
Cinsel taciz suçunun ensest olarak, yani aile içinde işlenmesi 5377
sayılı Kanun’un 13. maddesi ile değişen TCK m. 105/2’de ağırlaştırıcı
sebep olarak düzenlenmiştir. 105. maddenin ikinci fıkrası, 5377 sayılı
ve 29. 06. 2005 tarihli Kanun ile genişletilerek, eğitim ve öğretim ilişkisi
ile aile içi ilişkiyi de kapsar hale getirilmiştir
12
. TCK m. 105/2’ye göre,
bu fiiller, aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak su-
retiyle işlendiği takdirde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Kanun
değişikliğinin, aile içi ilişkinin kötüye kullanılmasının ve aile içindeki
şiddetin engellenmesi açısından isabetli olduğunu ancak, madde met-
ninde aile içi ilişkinin kapsamı belirlenmediğinden değişikliğin eksik
olduğunu da ifade etmek isteriz. Cinsel taciz suçunun soruşturulması
12
http://dergiler. ankara. edu. tr/dergiler/38/1584/17171. pdf, 24. 02. 2012.
339
ve kovuşturulmasının basit veya nitelikli haller arasında ayırım ya-
pılmaksızın şikayete bağlı olduğu ifade edilmiştir. Maddenin gerekçe-
sinde de aksine bir hüküm bulunmamaktadır. Suçun nitelikli halinin
takibi, yani soruşturulup kovuşturulması yine şikayete bağlı kabul
edilecek, fail hakkında yalnızca ceza artırıma gidilecektir.
Sonuç
Türk Ceza Kanunları açısından, evlenmeleri ahlaken, hukuken,
dinen yasaklanmış, nikah düşmeyen, yakın akraba olan kişilerin ara-
sındaki cinsel davranışları kapsayan ensestin ayrı bir suç olarak dü-
zenlenmediği, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar adı altındaki cinsel
saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel
taciz kapsamında değerlendirilebileceği söylenebilir. Ensest, bu suç-
lardan cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve cinsel taciz suçla-
rında nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Reşit olmayanla cinsel ilişki
suçunda ise, aile içinde gerçekleşen cinsel ilişki nitelikli hal olarak dü-
zenlenmemiştir.
TCK m. 103 uyarınca failin, 15 yaşını tamamlamamış ve fiilin an-
lam ve sonuçlarını algılama yeteneği bulunmayan mağdurun rızası
olsa bile mağdura cinsel davranışta bulunursa fiil cezalandırılacaktır.
TCK m. 104’de failin, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamla-
mamış ve ergin sayılmamış mağdurun rızası ile mağdurla cinsel iliş-
kiye girmesi halinde cezalandırılacağı öngörülmüştür. Çalışmamızda
incelenen bu dört suça bakıldığında, esas itibariyle ensestin 18 yaşını
tamamlamamış ve ergin sayılmamış kişilere karşı gerçekleşmesi suç
olarak düzenlenmiştir. Ancak 18 yaşını tamamlamış kişilerin maruz
kaldığı ensest kapsamındaki cinsel davranışlar suç olarak düzenlen-
mediğinden, bu fiiller yalnızca mağdurun rızasının yokluğu halinde
cezalandırılacaktır.
Türk Medeni Kanunu’nun evlenme yasaklılığı ile ilgili olan hük-
münde dolaylı olarak ve Türk Ceza Kanunu’nun “Cinsel Dokunul-
mazlığa Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen “ensest” konusunun,
Ülkemiz kanunlarında çok kapsamlı ve işlevsel bir şekilde düzenlen-
memiştir.
Türkiye’de ensest vakıalarının daha çok kadına yönelik olduğu
ve toplumumuzun ataerkil bir yapıdan oluştuğu düşünüldüğünde,
340
aslında problemin rıza bulunmaksızın kadına yönelik gerçekleşen en-
sest ile ilgili cezalandırılma sorunu değil, soruşturma evresine geçme
aşamasının gerçekleşememe sorunu olduğu görülecektir. Yukarıda da
belirttiğimiz gibi, ensestin mağduru çocuklar ve daha çok 15 yaşını
tamamlamamış kız ve erkek çocuklar olabilmektedir. Bunun sebebi,
çocukların ve özellikle henüz akıl baliğ olmayan, korumasız ve sosyal
ilişkilerinde yetişkinlere daha fazla ihtiyaç duyan 15 yaşını tamamla-
mamış kız veya erkek çocukların aile yaşamına duyduğu saf güven
duygusunun, ailede bulunan yetişkinler tarafından istismar edilme-
sinden kaynaklanabilir. Bu nedenle, çalışmamızda “kadın” tanımı al-
tında topladığımız kız çocuklarının ve hatta erkek çocuklarının enses-
tin asıl mağduru olduklarını belirtmek isabetli olacaktır.
Çalışmamızın konusunu oluşturan ensest mağdurlarından kadı-
nın, maruz kaldığı suça yönelik fiillerin kapsamını ve boyutunu tam
olarak bilememesi, meseleyi ahlaki boyutta görüp, kendisini veya aile-
sini korumak için yaşadığı sorunu üçüncü kişilere taşımak istememesi
ya da korkması, aile içinde cinsel dokunulmazlığını ihlal eden fiilleri
adli makamlara taşıyamamasına yol açmaktadır. Bu sorunun çözümü,
kadınlar ve enseste maruz kalanlar açısından kişi hak ve hürriyetlerini
kısıtlamayacak nitelikte belirli pozitif ayrımcı düzenlemeler getirilmek
suretiyle de mümkün olabilir. Bunun için, en azından aile içinde ger-
çekleşen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun şikayete bağlı olmaktan
çıkarılması ensesti azaltmak ve enseste ilişkin bilinci ortaya çıkarmak
adına isabetli olacaktır. Böylece, aile içinde yaşanan cinsel ilişkinin taki-
bi re’sen de yapılabilecek hale gelir ve cinsel dokunulmazlık bir nebze
daha korunabilir. Ayrıca, ataerkil toplum içerisinde yaşayan kadınla-
rın, yaşadıkları ensest deneyimleri yargıya taşımaması ve ahlaken bunu
yanlış görmesi de, enseste yönelik gerçekleşen suçların karanlık alan
içinde kalmasını sağlamaktadır. Aile bireyleri ensest konusunun yargı-
ya taşınmamasını bir sorun olarak görmeyip, sorunun ahlaki boyutunu
daha fazla önemsemekte ve kendi içlerinde yaşamaktadırlar
13
. Böylece,
ülkemizde veya dünyada ne kadar ensest vakıası olup olmadığı tam
olarak bilinememektedir. Enseste dair olguların yargıya taşınmaması-
nın sebeplerinin ortaya çıkarılması ve bu konuda kamuoyu duyarlılığı-
nın artırılması için çalışmalar yapılması her zaman mümkündür.
13
Alanur Çavlin Bozbeyoğlu, Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak, Nüfusbilim
Derneği, 1. Bası, Ankara, 2009.