TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200929
ERKLER AYRILIĞI
VE
YARGIÇ BAĞIMSIZLIĞI
Hasan DURSUN
∗
Bir ülkenin medeni seviyesini, o ülkedeki adaletin dağıtım şekliy-
le ölçmenin olanaklı olacağı yönündeki söz büyük bir gerçeğe işaret
eder. Gerçekten de, bir ülkede adaleti sağlamak devletin en başta gelen
temel görevlerinden birisidir. İyi adaletin başlıca koşulu ise onu dağı-
tanların, bir başka deyişle, yargıçların bağımsızlığının sağlanmasıdır.
Herhangi bir otoritenin baskı veya etkisi altında hüküm veren bir yar-
gıcın adaleti yerine getiremeyeceği açıktır. Bu gerçeğin bilincine varan
bütün hukuk devletlerinde bugün, yargıçların bağımsızlığı temel bir
ilke olarak kabul edilmektedir.
1
Yargının bağımsızlığı ilkesinin doğruluğu yalnızca liberal ve öz-
gürlükçü rejimler tarafından değil, otoriter rejimler tarafından da ta-
nınmaktadır. Bu çerçevede koyu bir çoğunlukçu (mutlakıyetçi) rejim
taraftarı olan Bodin’in yargının bağımsızlığı fikrini savunması
2
ve da-
ğılan Sovyet Rusya’nın 1977 Anayasası’nın 155. maddesinde de yar-
gının bağımsız olduğunun ifade edilmesi
3
oldukça ilginçtir. Rusya,
günümüzde bile tam olarak demokrasiye geçememesine rağmen 1993
Anayasası’nın
4
120. maddesinde; yargıçların bağımsız olduğu ve sade-
∗
Ankara ÜSB Enstitüsü Kamu Hukuku (İdare Hukuku) doktora öğrencisi.
1
Bkz. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 1.
2
Bkz. a. e. g.
3
Bkz. Demirkol, Yargı Bağımsızlığı, s. 55.
4
Rusya’nın 1993 Anayasası’nın Türkçe tam metni için bkz. Coşar, V. Ahsen, “Üçün-
cü Bin Yılın Eşiğinde İki Yeni Anayasa Çek Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu
Anayasaları”, Av. Dr. Faruk Erem Armağanı, Türkiye Barolar Birliği, Ankara, 1999,
Bu araştırma,
“Türkiye Barolar Birliği Faruk Erem Ödülü”nü kazanmıştır.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200930
ce Rusya Federasyonu Anayasası ile federal hukuka bağlı olduğunun
ifade edilmesi de bir diğer ilginç konudur.
Yargının bağımsızlığı konusu ile yargının yasama ve yürütme gibi
ayrı ve özgün bir erk sayılıp sayılmayacağı konusu birbirinden farklı
konulardır. Gerçekten de yargının bir erk olup olmadığı, erk ise yasa-
ma ve yürütme erkinden ayrı ve kendisine özgü bir erk olup olmadığı
bütünüyle kuramsal ve spekülatif bir konu olup günümüzde bile tam
olarak çözüme kavuşturulamamıştır. Bununla birlikte, yargının ba-
ğımsız olduğu ilkesi konusunda ise dünyadaki hukuk öğretisinde tam
bir oydaşı bulunmaktadır.
5
İşte bu oydaşı bulunduğu için yargının ba-
ğımsızlığının uygulamada nasıl gerçekleştirileceği konusunda yoğun
tartışmalar yaşanmakta ve kimilerince haklı olarak bunun araçların-
dan birisi olarak “erkler ayrılığı” ilkesine özel bir vurgu yapılmaktadır.
Diğer yandan, görüşlerinden ileride ayrıntılı olarak bahsedilecek
olan James Madison ise isabetli bir şekilde; yasama, yürütme ve yar-
gı erkinin aynı elde toplanmasının tiranlığın gerçek tanımı olduğunu
ifade etmiştir.
6
Dolayısıyla tiranlığın olduğu bir yerde ise yargının ba-
ğımsız olamayacağı açıktır.
Bundan başka, Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliği
olarak gösterilen hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesi için erkler ayrı-
lığı ilkesinin uygulanması, daha somut bir deyişle, bir yandan yasama
erkinin yürütmeden ayrı bir organ uhdesinde bulunması, diğer yan-
dan ise yargının, daha doğru bir deyişle, yargıçların bağımsız olma-
sı gerekir. Çünkü mutlakıyetçi rejimlerde olduğu gibi hükümet veya
devlet başkanı şeklindeki idarenin başındaki organ, yasama yetkisine
de haiz olursa örneğin kanuni idare ilkesi gibi hukuk devleti ilkesinin
gerekleri
7
etkisiz kalır. Nitekim tüzük ve yönetmelik şeklindeki idare-
nin düzenleyici işlemleri, idare organları tarafından oluşturuldukları
için istenen derecede bağlayıcı ve idare edilenler için yeteri kadar gü-
ven verici değildir.
8
s. 145-203.
5
Krş. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 2.
6
Bkz. Harrigan, Politics And The Amerikan Future, s. 38.
7
Hukuk devleti ilkesinin gerekleri konusunda bkz. Balta, İdare Hukukuna Giriş I, s.
62-64.
8
Balta, a. g. e., s. 64.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200931
Yine, yargıçların, özellikle yürütme organı karşısında bağımsız ol-
madığı durumlarda ise hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan idare
üzerindeki etkin yargısal denetimin yapılması ilkesinin sözde kalacağı
açıktır.
9
Kısacası, her iki bakımdan da erkler ayrılığı ilkesi hukuk devleti
anlayışının temel koşullarını oluşturmaktadır.
10
Nitekim erkler ayrımı
ilkesini hukuksal kavramlarla açıklayan Montesquieu
11
erkler ayrılığı
prensibinin; adaletli, bir başka deyişle, hukuka bağlı bir devlet düze-
ninin temel bir koşulu olduğunu savlamış ve bu sav çağdaş anayasal
sistemlerin temel bir unsuru hâline gelmiştir.
12
Biz bu çalışmada önce erkler ayrılığı daha sonra, yargıç bağım-
sızlığı
13
üzerinde duracak, en sonunda ise yargıç bağımsızlığını sağla-
yabilmek için alınması gereken kurumsal ve öznel önlemler üzerinde
duracağız.
I. ERKLER AYRILIĞI
Çağcıl ülkelerde devlet erki üçe ayrılmıştır. Bunlar; yasama, yü-
rütme ve yargı erkleridir. Yasama erki, kanun yapma, yürütme erki,
kanunu uygulama, yargı erki ise kanunu yorumlama ve uyuşmazlık-
lar hakkında karar vermekle görevlidir. Bu erklerden birisinin diğerini
boyunduruk altına almasına izin verilmez.
14
Bu kısımda önce erkler
9
Krş. Balta, a. g. e., s. 64.
10
Balta, a. g. e., s. 65.
11
İleride ayrıntılı bir şekilde anlatılacağı üzere Montesquieu, erkler ayrılığı ilkesinin
temel kurucusu değildir. Bu ilkeyi ilk ortaya atan kişi Aristoteles’tir.
12
Balta, a. g. e., s. 65.
13
Anayasa’nın 9, 140. maddesinin 2 ve 3, 150. maddesinin 5 ve 159. maddesinin 1.
fıkrasında “mahkemelerin bağımsızlığı”kavramına yer verilmektedir. Buna kar-
şın, Anayasa’nın 138. maddesinin kenar başlığı “mahkemelerin bağımsızlığı” ismi-
ni taşımakta, maddenin 1. fıkrasında ise hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduk-
ları ifade edilerek “hâkimlerin bağımsızlığı” deyimi ima edilmektedir. İma edi-
len bu deyim, “mahkemelerin bağımsızlığı” deyiminden daha isabetlidir. Çünkü
Kuru’nun da belirttiği üzere bağımsızlık, makamın değil, süjenin bir vasfıdır. Bkz.
Kuru, Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, s. 6. Bağımsızlık makamın değil
süjenin bir vasfı olduğuna göre biz bu çalışmada, “mahkeme bağımsızlığı” veya
“yargı bağımsızlığı” kavramı yerine ağırlıklı olarak “yargıç bağımsızlığı” kavra-
mını kullanacağız.
14
Black’s Law Dictionary, s. 1225 “seperation of powers” maddesi.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200932
ayrılığının tarihçesi üzerinde durulacak daha sonra ise erkler ayrılığı-
nın günümüzdeki anlamı üzerinde durulacaktır.
1. Tarihçe
Erkler
15
ayrılığı ilkesini ilk ortaya atan düşünür, sanılanın aksine
Montesquieu değil, Aristoteles’dir. Erkler ayrılığı ilkesini ilk ortaya
atan düşünürün Montesquieu olduğunu savlamak üç açıdan isabet-
sizdir. Bir kere, ileride ayrıntılı olarak anlatılacağı üzere Aristoteles,
yasama, yürütme ve yargı iş görüselliği arasında farklılık olduğunu ilk
defa ortaya atmıştır. Aristoteles’in tek şanssızlığı bu farklılığı hukuki
bir prensip olarak değil siyasi bir ilke olarak ortaya atmış olmasıdır.
İkinci olarak, Montesquieu, ilk savlarında yargıyı bir erk olarak kabul
etmemiş ve onu profesyonel veya sürekli bir organ olarak kabul etme-
yerek geçici bir kurul olarak algılamıştır. Eğer yargı sürekli bir organ
değilse yasama veya yürütme erkini frenleyemez. Daha açık bir deyiş-
le, Montesquieu, yargıyı yalnızca hukukun ağzı, dolayısıyla görünmez
olarak algıladığı için bir anlamda onu yok saymıştır. Son olarak, Mon-
15
Kimileri “erkler” kavramı yerine “kuvvetler” kavramını kullanmakta ve bizim
“erkler ayrılığı” olarak kullandığımız kavramı “kuvvetler ayrılığı” olarak ifade et-
mektedir. “Kuvvet” ibaresi fiziksel bir gücü çağrıştırdığı ve Fransızca karşılığı “pu-
issance” olduğu için “erk” ibaresi yerine “kuvvet” ibaresinin kullanılması bütünüy-
le hatalıdır. Bu hatalı kullanımın temel kaynağını, kanımızca, Montesquieu’nun
orijinal kitabı olan De l’Esprit des Lois Tome I s. 163’deki bir tümcede (Il y a dans cha-
que Etat trois sortes de pouvoirs: la puissance législative, la puissance exécutrice
des choses qui dependent du droit des gens, et la puissance exécutrice de celles qui
dépendent du droit civil) kullanılan “pouvoirs” sözcüğünün hatalı olarak “kuv-
vetler” diye çevrilmesi oluşturmaktadır. Halbuki bırakınız Türkiye’de, dünyada
bile sayılı Fransızca dil uzmanı olan Tahsin Saraç “pouviors” sözcüğünü hiç bir
şekilde “kuvvetler” olarak çevirmemektedir. Saraç’a göre “pouvoirs” sözcüğünün
“erk”, “iktidar”, “yetki” gibi anlamları vardır. “Pouvoirs” sözcüğünün Türkçe bü-
tün karşılıkları için bkz. Saraç, Büyük Fransızca Türkçe Sözlük, On Üçüncü Basım,
Adam Yayınları, İstanbul, 2005, s. 1096-1097 “pouvoir” maddesi. Biz, “pouvoir”
sözcüğünün Türkçe karşılıklarından “erk” ibaresinin daha yerinde olduğunu dü-
şünmekteyiz. Çünkü “erk” ibaresi isim anlamında; bir işi yapabilme gücü, kud-
ret, iktidar, kondisyon anlamına gelir. Bu ibarenin sosyolojik açıdan anlamı ise bir
bireyin, bir toplumsal kümenin, bir toplumun, başka birey, küme veya toplum-
ları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları
belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği, iktidar anlamını taşır.
“Erk” sözcüğünün tüm Türkçe karşılıkları konusunda bkz. Türk Dil Kurumu Okul
Sözlüğü, Milliyet Yayınları, 1997, s. 275 “erk” maddesi. Görüldüğü üzere “erk” iba-
resinin isim olarak kullanım şekli, konumuz bağlamındaki kullanım şekline tam
olarak uygun düşmektedir.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200933
tesquieu, erkler ayrılığını sadece hukuksal kavramlarla açıklamıştır.
16
Erkler ayrılığını sadece hukuksal kavramlarla açıklayan bir yazarın
erkler ayrımının kurucusu olamayacağı ortadadır.
Erkler ayrımının kurucusu olan Aristoteles’e (İ.Ö. 384-322) göre
bütün anayasalarda üç öğe bulunmakta olup ciddi bir yasa koyucu-
nun bunların her biri için en iyi düzenlemeyi araması gerekir. Bu öğe-
lerden birincisi topluca görüşüp düşünmeyi ifade eden “meşveret”,
bir başka deyişle, ulus çapında önem taşıyan her şeyin tartışılmasıdır.
Aristoteles’e göre anayasalarda
17
ikinci öğe, bütün görev ve yetkilerin
karmaşası, bunların sayıları ve nitelikleri, yetkilerinin sınırları ve se-
çilme yöntemleri, yani yürütmedir. Aristoteles, anayasalarda üçüncü
öğeyi ise yargı olarak ifade etmektedir.
18
Aristoteles, görüşüp düşünme ya da güdülecek siyaseti karar-
laştırma öğesinin yetkilerinin; savaş ve barış, bağlaşmalar yapma ve
bozma, yasama, ölüm, sürgün ve malvarlığına el koyma cezaları, gö-
revlilerin seçilmeleri ve görev süreleri boyunca davranışlarını soruş-
turma konularını kapsadığını ifade etmektedir. Yazar; bütün bunları
karara bağlama hakkının ya bütün yurttaşlara verilmesi gerektiğini,
ya hepsinin örneğin, bir ya da birden çok resmi organa, ya bazılarının
belirli kimselere, ötekilerinin başkalarına ya da bazılarının bütün yurt-
taşlara, ötekilerinin ise bazılarına verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Aristoteles, bütün yurttaşlara tüm konularda egemen erk verilmesinin
demokratik nitelik taşıdığını, demos’un amacının da işte bu tam eşitlik
olduğunu ifade etmektedir.
19
16
Montesquieu’nun erkler ayrılığının kurucusu olmadığı hakkında muhteşem bir in-
celeme için bkz. Stewart, Men of Class: Aristotle, Montesquieu and Dicey on ‘Seperation
of Powers’ And ‘The Rule of Law’, s. 1-25.
17
Siyasal kurumları tarihin erken safhalarında tanımlayan Aristoteles’in, siyasi dü-
şüncesinde Anayasa bulunmaktadır. (Jan-Erik Lane, Constitutions and Political The-
ory, s. 33)
18
Aristoteles, Politika, s. 132-133.
19
Aristoteles, a. g. e., s. 133. Bununla birlikte, Aristoteles’in demokrasiyi sevdiği dü-
şünülmemelidir. Aristoteles’e göre, doğru anayasalar; ortak iyiliği amaçlayan ve
bir kişinin yönetimi olan krallık, bir kişiden çoğunun, ama bir azlığın yönetimi olan
aristokrasi ve bütün topluluğun iyiliği için yurttaşların hepsinin uyguladığı yöne-
tim olan siyasal yönetimdir. Yazara göre bunlardan sapmalar da şunlardır: Krallık-
tan tiranlık, aristokrasiden oligarşi, siyasal yönetim ya da çokluğun anayasal ege-
menliğinden demokrasi. Bkz. Aristoteles, a. g. e., s. 80. Görüldüğü üzere Aristoteles,
demokrasiyi, siyasal yönetim ya da çokluğun anayasal egemenliğinden sapan yoz
bir rejim olarak görmektedir.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200934
Aristoteles, “hepsine hepsi” ilkesinin uygulanabilmesi olanaklı olan
çeşitli yolların bulunduğunu ifade etmektedir. Yazar, bunlardan birin-
ci yöntemin, bütün yurttaşların sırayla, diğer bir deyişle, kesim kesim
tüm bu işleri yapması olduğunu, bu yöntemde yurttaşların, yasama ve
anayasa konuları için ve görevlilerin bildirilerini okumak için bir araya
geleceklerini ifade etmektedir. Aristoteles’e göre ikinci yöntem, herke-
sin (bütün yurttaşların) ortak sorumluluğunu gerektiren bir yöntem-
dir. Bu yöntemde, yurttaşlar, ancak görevlileri seçmek, yasaları yap-
mak, savaş ve barışa karar vermek ve soruşturmaları sürdürmek için
bir araya gelmekte, geri kalan işler ise her bir iş için özel olmak üzere ya
kurayla ya da seçimle atanan özel görevlilerin uygun gördüğü biçimde
yürütülmektedir. Yazar, üçüncü yöntemin, bütün yurttaşların görev ve
soruşturma konularında, savaş ve bağlaşmaları görüşmek ve düşün-
mek için toplanması olduğunu, ancak geri kalan işlerde, olabildiğince o
amaca göre seçilmiş olan görevlilerin her şeye baktığını, bu gibi görev-
liler için uzmanlık bilgisinin zorunlu önkoşul olduğunu ifade etmek-
tedir. Sonuncu yöntem ise, her şey hakkında görüşüp düşünmek için
herkesin bir araya gelmesidir. Bu yöntemde, görevliler hiç bir şeye ke-
sin karar verememekte, ancak geçici kararlar vermektedir. Aristoteles’e
göre çağdaş bir aşırı demokrasi bu son yönteme göre çalışmakta ve söz
konusu yöntem bir erk grubunca yönetilen bir oligarşiye ve gerçekte
tiranlık olan bir monarşiye karşılık geleceğini ifade etmektedir.
20
Aristoteles, bir devlete ait temel görevlerin ayrı ayrı görevlilere mi
yoksa tek bir kişiye mi verilmesini büyük ve küçük devletlerarasında
ayrım yaparak yanıtlamaktadır. Aristoteles’e göre, büyük devletlerde
ayrı ayrı ödevleri ayrı ayrı görevlilere, daha somut bir deyişle, ayrı ayrı
adama tek olarak özgüleyerek vermek hem olanaklı hem zorunludur.
Buna karşın, küçük devletlerde birçok görevin birkaç elde toplanması
gerekir. Bununla birlikte, yazar, kimi durumlarda küçük şehirlerin de
büyüklerle aynı görevleri ve yasamasının olması gerektiğini, o zaman
küçük şehirlerde aynı kimselerin sık sık hizmete koşulmalarının ge-
rekeceğini, büyüklerde ise bu gerekliliğin ancak uzun aralarla ortaya
çıkacağını, bundan ötürü, gerçekte, bir tek organa ayrı ayrı birçok so-
rumlulukların verilmemesi için hiçbir nedenin olmadığını, ancak uy-
gulamada bu görevlerin ayrı tutulabileceğini, insan gücü azlığını kar-
şılamak için de, kurulları birden çok amaca hizmet ettirmenin zorunlu
20
Aristoteles, a. g. e., s. 133.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200935
olduğunu, bir kancaya kızartma etin de lambanın da asılabileceğini
ifade etmektedir.
21
Aristoteles’in ileri sürdüğü fikirlerden yargıyı ayrı bir erk olarak
gördüğü anlaşılmaktadır. Gerçekten de, Aristoteles’e göre mahkeme-
leri birbirinden ayıran üç temel bulunmaktadır. Yazar, mahkemelerin;
mahkeme üyelerini oluşturan kimseler, yetki alanlarına giren konu-
ların türü ve atanma biçimine göre çeşitli açılardan sınıflandırmak-
tadır. Yazara göre, bunlardan birincisi açısından önemli olan husus,
üyelerinin herkes tarafından mı yoksa bir sınıftan mı seçildiği, ikincisi
bakımından kaç türlü mahkeme bulunduğu, üçüncüsü bakımından
ise atamaların kurayla mı yoksa seçimle mi oluşturulduğudur. Aristo-
teles, mahkeme türlerini sekize ayırmaktadır. Bunlar; soruşturmalar,
kamu yararına karşı işlenen suçlar, anayasaya karşı işlenen suçlar, gö-
revlilerle başkaları arasında para cezası koyma konusundan çıkan ça-
tışmalar, belirli bir büyüklükteki sözleşmelerden doğan özel yüküm-
lülüklerle ilgili davalar, adama öldürmeler, yabancılar ve son olarak
da bir drahma’dan beşe ya da biraz daha çoğuna kadar tutarlara ilişkin
küçük alışverişlerden çıkan davalara bakan mahkemeler oluşturur.
Aristoteles’e göre bu son tür davalara bakan organlar da mahkeme-
dir, çünkü bu organlar da geniş bir mahkeme olmasa bile yargısal bir
karar verilmesini gerektirmektedir. Aristoteles, ayrıca, siyasal toplulu-
ğu ilişkin davalara doğru dürüst bakılmazsa, ciddi aykırılıkların hatta
anayasalarda devrimci değişikliklerin baş gösterme olasılığının da bu-
lunduğunu ifade etmektedir.
22
Aristoteles, sınıflandırılan bütün bu davalarda, herkesin ister is-
temez ya kurayla ya seçmeyle yahut bir kesimi öyle bir kesimi böyle,
ya da başka biçimde atanmış olarak özdeş davaların belirli türlerine
kimi kurayla kimi seçmeyle bakmak üzere yargıçlık edeceğini ifade
etmektedir. Yazar, mahkeme jüriliklerine atamaların genel bir temel
üstünden değil, yalnızca bir kesimden yapıldığı dört türün daha var
olduğunu, çünkü yine, bir bölümü seçmeyle bir bölümü kurayla ol-
mak üzere yargıçların yalnız bir kesimden seçilebileceğini veya bazı
konulara bakan mahkemelerin hem seçilmiş üyelerden hem de ku-
rayla atanmış üyelerden oluşabileceğini ifade etmektedir. Aristoteles,
yargı organına atamalarda yöntemlerin bir birleşmesinin olabileceğini,
21
Aristoteles, a. g. e., s. 136-137.
22
Aristoteles, a. g. e., s. 139-140.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200936
bir mahkemenin bir bölümünün herkesin arasından, ötekilerinin ba-
zılarının arasından veya ya seçmeyle ya kurayla ya da ikisiyle atan-
masından olduğu gibi her ikisinin birden olabileceğini belirtmektedir.
Aristoteles’e göre, bütün mahkemelere herkesten yargıcın atandığı du-
rumun demokratik, bazıların herkesten atandığı durumun oligarşik,
bir bölümü herkesten bir bölümüne bazılarından atamanın yapıldığı
durumun ise aristokratik ve siyasal olduğunu ifade etmektedir.
23
Aristoteles’in savunduğu diğer fikirlerden de erkler ayrımına ta-
raftar olduğu anlaşılmaktadır. Aristoteles’e göre, devletin temel ola-
rak iki görevi bulunmaktadır. Bunlar; savunma ile siyaset ve adalet
sorunları üstüne görüşüp tartışmadır. Bunların ayrı ayrı kimselere mi
verilmesi, yoksa hepsinin birden aynı bir topluluğun eline mi bırakıl-
ması gerektiği sorusuna Aristoteles’in verdiği yanıt bir ölçüde biri, di-
ğer bir ölçüde öteki olmaktadır. Gerçekten de, Aristoteles, bu işlerin
kendilerinin, en iyi biçimde yapılmaları için yaşamın dönemine göre
birbirinden ayrıldıkları, birinin bilgelik, bir başkasının güç gerektirdiği
ölçüde ayrı ayrı kimselere verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu-
nunla birlikte, Aristo, iradelerini zorla kabul ettirebilecek kadar güçlü
olanların başkaları tarafından yönetilmeye katlanmalarına güvenilme-
yeceği için o ölçüde de aynı kişilere verilmesi gerektiğini ifade etmek-
tedir. Aristoteles, bu görüşüne gerekçe olarak, silahlara sahip olan ve
bunları kullanabilen kişilerin anayasanın devam edip etmemesine ka-
rar verebilecek durumda olduklarını ifade etmektedir.
24
Aristoteles, ileri sürdüğü bu görüşten şu sonucu çıkarmaktadır:
Gerek askeri gerekse sivil işlevleriyle anayasa aynı bir sınıfın eline
bırakılmalıdır, ama her ikisi birden eş anlı olarak değil. Yazara göre
daha çok doğayı izlemeliyiz. Yazar, gençlerin gücünün, yaşlıların ise
anlayışının bulunduğunu, dolayısıyla, işlerin dağıtımının da bu teme-
le uygun göre yapılmasının hem haklı hem de faydalı olduğunu ifade
etmektedir.
25
Erkler ayrılığı kuramını geliştiren bir başka düşünür John Locke’dir
(1632-1704). Locke; yasama iktidarını; devlet gücünün, topluluğun ve
topluluk üyelerinin korunması için nasıl kullanılacağını yönlendirme-
23
Aristoteles, a. g. e., s. 140.
24
Aristoteles, a. g. e., s. 211.
25
Aristoteles, a. g. e., s. 211.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200937
ye hakkı olan erk olarak tanımlamaktadır. Yazara göre, sürekli olarak
yürürlükte olması gereken ve güçleri her zaman sürmesi gereken bu
yasaların, çok küçük bir zaman diliminde çıkarılabildiklerinden, yasa-
manın, her zaman yapacak bir işinin bulunmadığını ve dolayısıyla her
zaman toplantı hâlinde bulunmasının gerekmediğini ifade etmektedir.
Locke, iktidarı elinde tutmaya eğilimli olma yönündeki aşırı insani za-
yıflığın, yasa yapma iktidarına sahip olan kişileri de yaptıkları yasala-
ra itaat etme yükümlülüğünden ayrıksı tutma; yasayı, hem yapım hem
de yürütme aşamalarında kendi özel çıkarlarına uydurma ve böylece
toplumun ve devletin amaçlarına aykırı biçimde topluluğun geri ka-
lanından farklı çıkarlara sahip hale gelme ereğiyle yasaların, yürütme
iktidarının ellerinde tutulması günahına davet edebileceği görüşünü
savunmaktadır. Yazar, bu nedenle, bütünün çıkarının amaca uygun
olduğu doğru düzenlenmiş devletlerde, yasamanın yeteri kadar topla-
nan farklı ellere verileceğini, bu kişilerin kendi başlarına ya da başka-
larıyla birlikte yasalar yapma iktidarına sahip olduğunu ifade etmek-
tedir. Yazara göre, bu kişiler, yasaları yaptıktan sonra yeniden ayrıl-
makta ve kendileri de kendi yaptıkları yasalara tabi olmaktadır. Yazar,
bunların aralarında özen göstermeleri gereken yeni ve yakın bağın, bu
yasaların, onlar tarafından kamu yararı için yapılmış olduğunu ifade
etmektedir.
26
Locke, ancak bir kez ve kısa sürede yapılan yasaların sabit ve sü-
rekli bir güce sahip olduklarından aralıksız ve sürekli bir yürütmeye
gereksinim duyacaklarını, dolayısıyla, çıkarılan yasaların yürütülme-
sini gözetleyecek ve yürürlükte kalacak sürekli toplantı halinde olan
bir iktidarın varlığının zorunlu olduğunu ifade etmektedir. Yazar, bu
çerçevede, yasama ile yürütmenin çoğu kez birbirinden ayrılacağını
ifade etmektedir.
27
Yukarıda belirtildiği üzere ilk çalışmalarında yargıyı bir erk olarak
kabul etmese de, daha sonraki çalışmalarında erkler ayrılığını hukuk-
sal kavramlarla açık ve kesin bir şekilde açıklayan yazar Charles-Louis
de Secondat, Baron de la Brède et de Montesquieu (1689-1755) olmuş-
tur. Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinin XI. Kitabının
İngiliz Anayasası Üzerine başlıklı VI. Konusunda bu konuyu berrak
bir şekilde anlatmıştır.
26
Locke, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme, s. 121-122.
27
Locke, a. g. e., s. 122.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200938
Montesquieu; her devlette üç çeşit erk bulunduğunu, bunlardan il-
kinin yasama erki, ikincisi devletler hukukuna bağlı şeyleri uygulama
erki, üçüncüsü ise medeni hukuka bağlı olan şeyleri uygulama erki ol-
duğunu ifade etmiştir. Yazar, yasama erkinde, hükümdar ya da bu işe
memur edilmiş kimsenin ya bir süre için ya da her zaman için yürür-
lüğe girecek kanunları yapacağı, önceden yapılmış olanları ise ya dü-
zelteceğini ya da yürürlükten kaldıracağını, devletler hukukuna bağlı
şeyleri uygulama erkinde, ya barışı sağlayacağını ya da savaş açacağı-
nı, büyük elçiler göndereceği ya da kabul edeceğini, ülkesinde güveni
sağlayacağı ve istilaları önleyeceğini, sonuncu erk olan medeni huku-
ka bağlı olan şeyleri uygulama erkinde ise suçluları cezalandıracağı ya
da kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözümleyeceğini ifade etmekte-
dir. Yazar, bu üçüncü erki yargılama erki, ikincisini de sadece devletin
uygulama yetkisi ya da yürütme yetkisi olarak adlandırmaktadır.
28
Montesquieu; yasama erkiyle uygulama ya da yürütme erkinin
aynı kişiye ya da aynı memurlar topluluğuna verilmesi durumunda
ortada özgürlük diye bir şeyin kalmayacağını, çünkü, aynı hükümda-
rın ya da aynı senatonun şiddet kullanıp uygulamak üzere ağır kanun-
lar yapmasından korkulacağını ifade etmiştir.
29
Montesquieu; yargılama erkinin, yasama erkiyle uygulama er-
kinden ayrılmadığı durumlarda da ortada yine özgürlüğün kalma-
yacağını, yargılama erkinin yasama erkiyle birleştirildiği durumlarda
yurttaşların yaşamı ve özgürlüğü üzerindeki yetkinin keyfi olacağını,
çünkü yargıcın aynı zamanda kanun koyucusu konumuna geçeceğini
ifade etmektedir. Yazar, yargılama erkinin yürütme erkiyle birleştiril-
mesi durumunda ise yargıcın elinde uygulama erkinden başka, bir de
baskı iktidarının bulunacağını ifade etmiştir.
30
Montesquieu; ayrıca, yasama, yürütme ya da yargılama erkinin eş
anlı olarak aynı kişinin, ya da yüksek memurların, kişizadelerin, halk-
tan oluşan aynı toplulukların elinde bulunması durumunda devlette
her şeyin yıkılacağını belirtmiştir.
31
Montesquieu, yasama organının davranışları üzerinde teminat ve-
28
Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine I, s. 296.
29
Montesquieu, a. g. e., s. 296-297.
30
Montesquieu, a. g. e., s. 297.
31
A. e. g.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200939
recek durumda olan yurttaşları hapsetmek yetkisini uygulama (yürüt-
me) organına verildiği durumlarda yine ortada özgürlük diye bir şeyin
kalmayacağını, ama sanıkların, kanunun yerinde bulduğu bir suçtan
ötürü hemen sorguya çekilmek üzere yakalanıp hapsedilmişlerse o za-
man işin değişeceğini, bu gibi hallerde gerçekten hür sayılacaklarını,
çünkü doğrudan doğruya kanunun gücüne boyun eğeceklerini ifade
etmiştir.
32
Montesquieu, yasama organının, devlete karşı bir suikasttan ya
da düşmanla bir anlaşmadan ötürü kendisini tehlikede görürse yürüt-
me organına kısa ve sınırlı bir süre için şüpheli yurttaşları tutuklama
olanağını vereceğini, ancak bu yurttaşların sonsuz bir özgürlüğe ka-
vuşmak üzere hürriyetlerini ancak bir süreliğine yitirmiş olacaklarını
ifade etmiştir.
33
Erkler ayrılığı idesine çok önemli katkı sağlayan bir başka düşü-
nür, Amerikalı James Madison olmuştur. Madison, Federalist 47
34
adlı
makalesinde; yasama, yürütme ve yargı olarak bütün erklerin ister se-
çimle, ister atamayla isterse babadan oğla miras yoluyla geçsin bir, bir
kaç veya bazı ellerde toplanmasının tam anlamıyla tiran (zalim) ida-
resi anlamına geleceği görüşünü savunmuştur. Madison’a göre, kötü
niyetli kişilerin daima devlete girme olasılığı bulunduğundan, söz
konusu kişilerin despotluğundan korunmak için egemenliğin değişik
organlar arasında bölüşülmesi gerekir.
35
Madison, Federalist 51 adlı yazısında ise Erkler Ayrılığına/Fren ve
Dengeye (Checks and Balances) insanın doğasında bulunan eksiklikler
yüzünden gereksinim bulunduğunu ifade etmiştir. Yazar, bu yazısında
şu ifadelere yer vermiştir: “... Birçok gücün aşamalı bir şekilde aynı organda
toplanmasını önleyebilmek için her bir organın yöneticilerine gerekli anayasal
araçlar ve diğerinin tecavüzlerine karşı koyacak kişisel güdülerin bulunması
32
Montesquieu, a. g. e., s. 300.
33
Montesquieu, a. g. e., s. 300.
34
Federalist Yazılar (The Federalist Papers) New York Eyaleti’nin Amerika’nın ilk
Anayasası’nı kabul etmesini sağlamak üzere Alexander Hamilton, John Jay ve
James Madison tarafından yazılan toplam 85 makaleyi ifade eder. Bu yazarlar,
anayasanın felsefi temellerini açıklamak üzere özgün yazılar üretmişlerdir. Bkz.
Harrigan, a. g. e., s. 52.
35
Harrigan, a. g. e., s. 38-39.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200940
gerekir. ... İhtirasın karşısında diğer bir ihtirasın bulunması gerekir.
36
Yazar,
kişinin haklarının, anayasal haklarla bağıntılandırılması gerektiğini, bu tip
araçların, yetkisini kötüye kullanan devletleri kontrol etmek için gerekli olan
insan doğasının yansımaları olduğunu ifade etmektedir. Yazar; insan doğa-
sının bütün iyi yönlerinin toplumsal yaşama yansıdığı durumlarda devletin
bir işe yaramayacağını, daha açık bir deyişle, bütün insanların melek olduğu
durumda, devlete bir gereksinim duyulmayacağını ifade etmektedir.”
37
Madison, yine, Federalist 51 adlı makalesinde, demokrasinin temel
çıkmazını şu şekilde ifade etmiştir: Kişilerin kişiler tarafından yönetil-
diği bir devleti tasarlarken en büyük güçlük şudur: İlk önce, devletin
yönetilenleri kontrol etmeleri sağlanacak, bundan sonra ise devletin
kendi kendisini kontrol etmesi sağlanacaktır ki
38
bunların doğru bir
şekilde yapılmasındaki güçlük ortadadır.
Buraya kadar erkler ayrılığı üzerinde düşünce ileri süren yazar-
ların görüşleri salt kuramsal bir nitelik taşımamış, bunun yanında,
uygulama alanı da bulmuştur. Gerçekten de, Madison’un “Fren ve
Denge” düşüncesi, erkler ayrılığını hukuksal kavramlarla açıklayan
Montesquieu’nun fikirlerine aşılanması sonucu Madison devlet mode-
li ortaya çıkmış,
39
bu model, 1787 tarihli Amerikan Anayasası’nın te-
mel direğini oluşturmuştur. Hatta, Madison, kimi zaman “Anayasanın
Babası” olarak adlandırılmıştır.
40
Bu çerçevede, Madison’un fikirlerini
yaşama geçirebilmek için Birleşik Devletleri’nin 1787 Anayasası’nda
çeşitli kurumsal düzenekler oluşturulmuştur. Daha açık bir deyişle,
söz konusu anayasada, erkler ayrılığı esasına göre, devletin üç temel
erkinin (yasama, yürütme ve yargının) her birisinin diğerinden biraz
bağımsız şekilde iş görmesi esası benimsenmiş, fren ve denge esasına
göre ise her erkin diğer erkin faaliyetlerini kontrol edecek belirli bir
güce sahip olması anlayışı kabul edilmiştir. Bu doğrultuda, Amerika
Birleşik Devletleri’nde, örneğin, Kongre’nin, Başkanı bütçe yoluyla
kontrol etmesi esası benimsenmiş, bunun karşılığında Başkanın da
Kongre’yi veto gücüyle kontrol etmesi yolu kabul edilmiştir.
41
36
Türk atasözüyle konuyu ifade edersek; “Dinsizin hakkından imansız gelir.”
37
Harrigan, a. g. e., s. 38-39.
38
Harrigan, a. g. e., s. 38.
39
Harrigan, a. g. e., s. 39.
40
Harrigan, a. g. e., s. 26.
41
Harrigan, a. g. e., s. 39.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200941
Madison modeli, temel olarak, devlet gücünün farklı kurumlar
arasında paylaşılmasını esas aldığından Amerika bu esasa uygun ola-
rak yapılandırılmıştır. Bu çerçevede, örneğin, yasama gücü; kanun
çıkarma yoluyla Kongre, kanunu yorumlama yoluyla mahkemeler,
Kongre’ye kanun teklif etme, kanunu uygulayarak kısmi sorumluğu
üzerine alma ve istemediği kanunu veto yoluyla Başkan tarafından
paylaşılmaktadır. Bunun gibi, Başkanın kanunları uygulama ve dev-
leti yönetme gücü de çeşitli organlar arasında paylaştırılmıştır. Bu çer-
çevede, mahkemelerin idari organlar üzerinde yargısal rehber ilkeler
kabul etmesi, Kongre’nin kamu kurum ve kuruluşlarının bütçesini ge-
çirmesi ve söz konusu kurum ve kuruluşların kendilerini savunmaları
için Komite toplantısı düzenlemesi yürütme erkinin çeşitli organlar
tarafından paylaşılmış olduğunun somut bir kanıtıdır. Yargı gücü de
devletin çeşitli organları paylaşılmış bir konumdadır. Gerçekten de,
Kongre, yargının kararını beğenmediği durumda, o kararın tam aksine
kanunlar çıkartabilmekte, Başkanlar da mahkemelerin kendi düşünce-
leri doğrultusunda karar vermelerini ümit ederek kendi dünya görü-
şüne yakın kimseleri mahkeme yargıçlıklarına atayabilmektedir.
42
Bu
olgu da yargı gücünün çeşitli organlar arasında paylaşıldığının somut
bir kanıtıdır.
Madison’un erkler ayrılığı/fren ve denge modelinin Amerika
Birleşik Devletleri’ne başka bir yansıması; azlıktan bulunanın vetosu
durumunda nitelikli çoğunluğu arayan demokratik bir devlet dizge-
sinin kurulması olmuştur. Daha açık bir deyişle, Birleşik Devletler’de,
Başkanın bir kanunu veto etmesi durumunda o kanunun geçmesi için
Kongre’nin her iki kanadında da 2/3 çoğunluğu, bir diğer deyişle, ni-
telikli çoğunluğu arayan demokratik bir devlet dizgesi kurulmuştur.
Birleşik Devletler’de alınan bu önlemlerin temel ereği, çoğunluğun
azınlığı ezmesini önleyebilmektedir.
43
Erkler ayrılığı düşüncesi, 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan
ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’ne de yansımıştır. Gerçekten de, bu
Bildirge’nin 16. maddesinde; hakları teminat altına alınması sağlana-
mamış ve erklerin ayrılığı belirtilememiş her toplumun asla bir kuru-
luşa sahip olamayacağı belirtilmiştir.
44
42
Harrigan, a. g. e., s. 39.
43
Krş. a. g. e., s. 39.
44
Çalışmanın oylumunu büyütmemek için ayrıntıya girilmekten kaçınılmıştır.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200942
2. Erkler Ayrılığının Günümüzde Kazandığı Anlam
Erkler ayrılığı idesi, günümüzde orijinal hâlinden oldukça farklı
bir içeriğe kavuşmuştur. Bu farklı içeriği incelemeden önce oldukça
fazla olarak karıştırılan bir husus üzerinde durmak isabetli olacaktır.
Kimileri, erklerin yasama-yürütme-yargı şeklinde üçe ayrılmasından
egemenliğin de bu şekilde üçe ayrılacağı düşüncesini taşımaktadır. Bu
düşünce, temelden yanlıştır. Gerçekten de, Özbudun’un isabetli ola-
rak belirttiği gibi egemenlik veya devlet kudreti tek olup bu kudret,
devletin, organları vasıtasıyla toplum adına iradesini belirtme, kendi
iradesini toplum bireyleri üzerinde hakim kılma iktidarı anlamını ta-
şır. Yazar, devlet kudretinin kullanılmasında başvurulan işlemlerin
şekli ve içeriği birbirlerinden ne kadar farklı olsa da, bütün bu işlemler
sonuçta devlet iradesinin tezahürlerinden başka bir şey olmadığını,
devlet kudretinin ise tek ve bölünmez olduğunu ifade etmektedir. Bu-
nunla birlikte, yazar, bu kudretin, birden çok olan iş görüselliklerini
(fonksiyonlarını) ve gene birden çok olan organlarından ayırt etmek
gerektiğini, iktidarın iş görüselliklerinin, bu iktidarın değişik tezahür
şekilleri, bir diğer deyişle, değişik kullanım biçimleri olduğunu, ör-
neğin, kanun yapmak, devlet kudretinin kullanım biçimlerinden, ik-
tidarın iş görüselliklerinden biri olduğunu, iktidarın organlarının ise,
iktidarın çeşitli iş görüselliklerini yerine getirmekle görevli kişi veya
kuruluşlar olduğunu ifade etmektedir. Bu çerçevede, yazar, örneğin,
yasama organının, devlet kudretinin yasama iş görüselliğini yerine ge-
tiren organ olduğunu belirtmektedir.
45
İşte günümüzde erkler veya iktidarlar ayrılığı deyimi kullanılır-
ken kastedilen ve pozitif hukuk verilerine göre kastedilmesi gereken,
gerçekte iş görüsellikler ayrılığıdır. Diğer bir deyişle, devlet iktidarının
çeşitli iş görüselliklerinin aralarında bir işbirliği bulunan değişik or-
ganlarca yerine getirilmesidir.
46
Erkler ayrılığının günümüz dönüşümü olan “iş görüsellikler ayrılı-
ğından” söz edilirken, buradaki “iş görüsellik” ibaresi bütünüyle huku-
ki anlamda kullanılır. Kuşkusuz, devlet iş görüsellikleri, bu iş görü-
45
Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, s. 137.
46
Özbudun, a. g. e., s. 137., Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 16 dip
not, 14.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200943
selliklerin maddi içeriklerine veya konularına göre de tasnif edilebilir.
Bu anlamda, örneğin devletin savunma iş görüselliğinden, güvenlik
iş görüselliğinden, dış ilişkileri yürütme iş görüselliğinden, ekonomik
iş görüselliğinden, eğitim iş görüselliğinden söz edilebilir. Bu iş görü-
selliklerin nitelikleri ve kapsamları zamana, topluma ve siyasal sistem
tipine göre büyük farklılıklar gösterebilir. Ancak kamu hukukunu bi-
rinci derecede ilgilendiren iş görüsellikler, devletin maddi anlamda-
ki iş görüsellikleri değil, hukuki anlamdaki iş görüsellikleridir. Diğer
bir deyişle, hukuki açıdan önemli olan, belirli devlet faaliyetlerinin
konuları, amaçları veya maddi içerikleri değil, bu faaliyetlerin hukuk
alanındaki etki ve sonuçlarıdır. Devlet, belirli bir amaca ulaşabilmek
için, bir takım hukuki işlemler yapar; bu işlemler de, hukuk dünya-
sında –bazı değişiklikler yaratır. Örneğin, ya bir objektif hukuk kuralı
yaratır, bildirir, değiştirir veya kaldırır veya bir sübjektif hukuki du-
rum yaratır, bildirir, değiştirir veya ortadan kaldırır. Kısacası, devletin
hukuki sonuçlar doğuran faaliyetleri, onun hukuki iş görüselliklerini
oluşturur.
47
Devletin hukuki iş görüselliğinin yasama, yürütme ve yargı olarak
üçe ayrıldığı gerek kamu hukuku öğretisinde gerekse pozitif anaya-
sa hukukunda hemen hemen tartışmasız olarak kabul edilmektedir.
48
Erkler ayrılığı üzerindeki bu açıklamalardan sonra yargı bağımsızlığı-
nın incelenmesi uygun olacaktır.
II. YARGI BAĞIMSIZLIĞI
Bu kısımda yargı bağımsızlığının tanımı, tarihçesi, türleri ve kime
karşı korunması gerektiği üzerinde durulacaktır.
1. Tanımı
Yargı bağımsızlığının tanımını incelemeye geçmeden önce bazı
hususlara vurgu yapmak uygun düşecektir. Bu çerçevede, yargı ba-
ğımsızlığı kavramı içerisinde geçen “bağımsızlık” ibaresi sözlük olarak;
bağlılık, bağımlılık ve kontrolden uzak kalma anlamını taşır.
49
Yargı
47
Özbudun, a. g. e., s. 137 vd.
48
Özbudun, a. g. e., s. 138.
49
Black’s Law Dictionary, s. 693 “independence” maddesi.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200944
bağımsızlığının sözlük anlamı ise yargının özerk olup yasama, yürüt-
me veya diğer herhangi bir dış gücün diktesine bağımlı olmaması anla-
mını taşır.
50
Diğer yandan, yargı bağımsızlığı kavramından her zaman
için anlaşılması gereken husus “yargıç bağımsızlığı” olmalıdır. Çünkü
yukarıda da belirtildiği üzere bağımsızlık, makamın değil, süjenin
51
bir vasfıdır. Bu doğrultuda, Kunter’in de isabetli olarak belirttiği üze-
re savcılar bağımsız olmadığı gibi onların bağımsızlıklarının temenni
dahi edilmemesi gerekir.
52
Bu açıklamalardan sonra yargıç bağımsızlı-
ğının tanımına geçilmesi uygun olacaktır.
Yargıçların bağımsızlığı, yazarlar tarafından değişik şekillerde
tanımlanmaktadır. Kuru’ya göre yargıçların bağımsızlığı; yargıçların
gerek yürütme gerekse yasama organına bağlı olmaması, onlardan
müstakil olması, bu iki organın yargıçlara emir ve talimat verememesi
ve tavsiyelerde bulunamaması demektir.
53
Günday ise yargı bağımsız-
lığının, yargıçların yasama ve özellikle yürütme organına ve İdareye
bağlı olmamaları, bu organlardan bağımsız olmaları ve bu organların
yargıçlara emir ve talimat verememeleri ya da tavsiyede bulunama-
maları anlamına geleceğini ifade etmektedir.
54
Bununla birlikte, Kuru’nun ve Günday’ın yapmış olduğu bu ta-
nımlar dar ve eksiktir. Öğretide en doğru ve geniş açılı yargı bağım-
sızlığı tanımını yapan yazar Kunter olmuştur. Gerçekten de, Kunter’e
göre, yargıç bağımsızlığı; yargıcın kararını verirken hür olması, hiç bir
dış baskı ve tesir altında bulunmaması demektir. Yazarın da belirttiği
gibi yargıca baskı yapılması kadar, baskı yapılabilmesi olasılığının bu-
lunması da yargıcın bağımsızlığını zedeler.
55
Daha açık bir deyişle, yargıç, davada, çatışan menfaatler arasında
adalet denilen dengeyi bulacaktır. Adalet dağıtma da denilen yargı-
lamanın iyi işleyebilmesi için adalet terazinin ne eksik ne fazla, sade-
ce, tam tartması gerekir. Tam tartmanın bir şartı, yargıca dış etkilerin
bulunmaması, yargıcın muhakeme dışı toplumsal nitelikteki etkilere
kapılmadan karar verebilmesi, bir kelime ile yargıcın bağımsızlığının
50
Krş., Black’s Law Dictionary, s. 693 “independence” maddesi.
51
Yargıcın.
52
Kunter, Muhakeme Hukuku dalı olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 348.
53
Bkz. Kuru, a. g. e., s. 6.
54
Bkz. Günday, İdare Hukuku, s. 46.
55
Kunter, a. g. e., s. 347.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200945
sağlanmış olmasıdır.
56
Yargının, daha açık bir deyişle, yargıcın bağım-
sızlığı hakkında yapılan bu açıklamalardan sonra, yargı bağımsızlığı-
nın tarihi üzerinde durmak uygun olacaktır.
2. Tarihçe
Yargının bağımsızlığının tarihçesi, erkler ayrılığı kuramından çok
daha eskiye gitmektedir. Aşağıda ayrıntılı bir şekilde üzerinde du-
rulacak olan “yargıç teminatının” en önemli unsurlarından birisi olan
“yargıçların azil olunamamaları” ilkesi, kimi yazarlarca XIV ve XV. yüz-
yıldan itibaren başlatılsa da, uygulamada benimsenen bir esasa göre
Fransa’da daha XVI. yüzyıldan itibaren uygulama alanı bulmuştur.
57
Yargı bağımsızlığı ilkesi, İngiltere’de, uygulaması daha önceye gitse
de bir hukuk kuralı olarak 1701 tarihli “Act of Settlement” Kanunu ile
benimsenmiştir.
58
Yargı bağımsızlığı ilkesinin asıl önem ve değeri “hukuk devleti” ilke-
sinin kabul edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Çünkü yargı erki, ayrı bir
erk olarak kabul edilsin veya edilmesin hâkimlerin azil olunamamaları
ilkesi, bütün hukuk devletlerinde yargıç bağımsızlığının ilk şartı ve
adaletin başlıca teminatı olarak tanınmış ve yerleşmiştir.
59
Ayrıca, yu-
karıda da belirtildiği gibi hukuk devletinin temel gereklerinden birisi;
idarenin bağımsız yargı tarafından denetlenebilmesidir. Bu çerçevede,
yargı bağımsızlığının tarihçesini bilmek için hukuk devletinin tarih-
çesini bilmek gerekir. Hukuk devletinin tarihçesini öğrenmek için ise
kendisinden önce geçerli olan polis devleti üzerinde durmak gerekir.
Polis devleti (polizeistaat) XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Kara Avrupa’sı
ülkelerindeki mutlakıyetçi rejimleri açıklamak için kullanılan ve ilk
defa Almanya’da ortaya çıkmış olan bir kavramdır.
60
Burada ifade edi-
len polis sadece kolluk gücü anlamında kullanılmamakta, kamunun
refahı, esenliği ve güvenliği için kamu gücü ve kudretini kullanan bü-
tün devlet organlarını ifade etmek için kullanılıyordu.
61
Dolayısıyla,
56
Kunter, a. g. e., s. 348.
57
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 12.
58
A. g. e.
59
A. g. e.
60
Günday, a. g. e., s. 36.
61
Bkz. Türkiye Barolar Birliği’nce 18-19 Ekim 2007 tarihinde Ankara’da düzenlenen
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200946
polis devletini; halkın refahı, esenliği ve güvenliği için her türlü ön-
lemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğince
müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyebilen ve fakat tüm bunları
yaparken İdaresi hukuka bağlı olmayan devlet
62
şeklinde tanımlamak
olanaklıdır.
Gerçi polis devletinde de İdare başıboş ve düzensiz değildi. Tam
aksine, İdare içerisinde yönetenlerin uyması gereken kurallar bulun-
maktaydı. Bununla birlikte, yönetenlerin uyması gereken söz konusu
kurallar, yönetenleri yönetilenlere karşı bağlamıyordu. Kısacası, polis
devletinin ayırıcı özelliği, yönetenler ile yönetilenler arasındaki ilişki-
leri düzenleyen ayırıcı kuralların bulunmamış olmasıdır.
63
Aydınlanma felsefesinin ve liberalizmin etkisiyle polis devleti
karşısında bütünüyle korumasız ve güvencesiz olan yönetilenler için
polis devletine karşı gene Almanya’da Hazine Kuramı (fiskusteorie)
geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Bu kuram çerçevesinde,
devletin işlem ve eylemlerinden, özellikle, mameleki varlıkları zarar
gören vatandaşlara bir özel hukuk tüzel kişiliği olarak düzenlenen
devlet hazinesinden yargı yolu ile uğradıkları zararların karşılanması
olanağı sağlanmaktaydı.
64
Bu kurama çerçevesinde devlet hazinesine
kralın dışında ve tamamen özel hukuka tabi bir tüzel kişilik tanınmak-
ta ve böylece kamu güç ve kudretini temsil eden ve kullanan, yaptığı
işlemlerden dolayı hiç bir hukuk kuralına ve denetime tabi olmayan
devlet ile özel hukuk hükümlerine tabi olan ve aleyhine yargı yoluna
başvurulan hazine birbirinden ayırt edilmekteydi.
65
Hazine kuramı uygulamaya konulduktan sonra da devletin keyfi
ve gelişigüzel davranma yolları açık bulunmaktaydı. Bununla birlikte,
hazine kuramı, kamunun refahı, esenliği ve güvenliği için eylem ve iş-
lem yaparken vatandaşlara karşı bir zarar verse bile kendisine karşı bir
hak talebi bile yöneltilemeyen polis devleti tipine göre bir hayli ileri bir
Eksiksiz Demokrasi Sempozyumu’nun “Çağdaş Demokrasinin Önkoşulu: Hukuk
Devleti ve Hukukun Üstünlüğü adlı birinci oturumunda Mumcuoğlu’nun Yaptığı
Konuşma, s. 7.
62
Günday, a. g. e., s. 36.
63
Günday, a. g. e., s. 37.
64
Mumcuoğlu’nun anılan konuşması, s. 8.
65
Günday, a. g. e., s. 37.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200947
aşama olduğu açıktır.
66
Ancak, hazine kuramı, devleti hükümdar ve
hazine olarak ikiye bölmek ve devletin mali işlemlerini tümüyle özel
hukuk hükümlerine tabi kılmak suretiyle yanlış bir temelden hareket
etmiştir. Nitekim devletin hazinesi ile birlikte tek bir kamu tüzelkişisi
olduğu ve faaliyetlerinde de hukuk kurallarına tabi olması gerektiği
yolundaki düşünceler benimsendikçe hazine kuramı terk edilmeye
başlanmıştır.
67
Hazine kuramı, polis devletine göre vatandaşları koruma bağla-
mında önemli bir aşama olsa da vatandaşın gerçek korunması hukuk
devleti ilkesinin yerleşmesiyle gerçekleşmiştir. Bu ilke, XVIII. yüzyı-
lın sonunda başlayıp XIX. yüzyılda gelişen anayasacılık hareketleri
sonucunda gerçekleşmiştir.
68
Hukuk devleti (Rechtsstaat) kavramı da,
polis devleti kavramı gibi önce Almanya’da ortaya çıkmıştır. Bununla
birlikte, bu kavram Fransa’da geliştirilmiş ve Fransa bu konuda hem
Almanya’ya hem de öteki Kıta Avrupa’sı ülkelerine örnek olmuştur.
69
Polis devletinin tersine, hukuk devleti; faaliyetlerinde hukuk ku-
rallarına bağlı olan, yönetilenlere hukuki güvenceler sağlayan devlet-
tir. Daha açık bir deyişle, hukuk devleti, sadece yönetilenlerce uyu-
lacak kurallar koyan devlet olmayıp, aynı zamanda koyduğu hukuk
kurallarıyla kendisini bağlı gören devlettir.
70
Kısacası, hukuk devleti;
hukukun devlete tabi olmasından ziyade, devletin hukuka tabi olduğu
devlettir.
71
Günümüzde, hukuk devleti, çağcıl ülkelerin karakteristik
bir vasfı hâline gelmiştir.
72
3. Yargı Bağımsızlığının Türleri
ve Kime Karşı Korunması Gerektiği
Bu kısımda yargı bağımsızlığının türleri, bir diğer deyişle, çeşitleri
ile yargı bağımsızlığının kimlere karşı korunması gerektiği üzerinde
66
Mumcuoğlu’nun anılan konuşması, s. 8.
67
Günday, a. g. e., s. 37.
68
Mumcuoğlu’nun anılan konuşması, s. 8.
69
Günday, a. g. e., s. 38.
70
A. g. e.
71
Fazla bilgi için bkz. Wade, Administrative Law, s. 6.
72
Hukuk devleti anlayışının tarihi gelişimi konusunda fazla bilgi için bkz. Yüce, Ceza
Muhakemesi Hukukunda Hukuk Devleti Esasları, s. 5-8.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200948
durulacaktır.
a. Yargı Bağımsızlığının Türleri
Yargı bağımsızlığının türleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
tarafından geliştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre,
mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığı
73
öznel (sübjektif) ve nesnel
(objektif) olmak üzere iki açıdan değerlendirilmelidir. Bunlardan öz-
nel açıdan bağımsızlık ve tarafsızlık; doğrudan doğruya yargıca ya da
yargıçlara ilişkin olup, bunların kişisel anlamda önyargılı ve tarafsız
olup olmadıkları hususuna bağlıdır. Buna karşın nesnel tarafsızlık ve
bağımsızlık ise, aynı zamanda kurumsal tarafsızlık olarak da adlandı-
rılmakta ve yargılama organının her tür kuşkudan uzak olmasını sağ-
layacak biçimde gerekli güvencelere sahip olmalarına bağlı olan bir
husustur.
74
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; yargının nesnel yönden bağım-
sız ve tarafsız olup olmadığına, o ülkenin kurumsal ve anayasal düzen-
lemelerine bakılarak yanıt verileceği görüşündedir. Bu noktada, yargı-
lama organının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması açısından,
yürütme ve yargılamanın ayrılığı, bir başka deyişle, yargılamanın yü-
rütme organına karşı bağımsızlığı olgusu büyük önem taşımaktadır.
75
Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, bu iki koşulun
yanında, yargıcın bağımsızlığı açısından daha başka koşullar da gerek-
mektedir. Bu çerçevede, en önemli unsur, yargıçlara tanınan güven-
celer ve yargıçların konumudur. Eğer hükümet ya da idari organlar,
yargıçların görevine son verebiliyorsa, bu noktada yargıçların nesnel
açıdan bağımsızlıkları yok demektir. Hatta yargılama dışı kurumlar,
mahkemeler ya da hâkimler üzerinde etkili olabiliyorlarsa bu durum
yine mahkemelerin bağımsızlığının olmadığı anlamını taşımaktadır.
Bu etkileme ya da denetleme, değişik biçimlerde; yargıçların aylıkları-
73
Avrupa İnsan hakları Mahkemesi “yargının bağımsızlığı” kavramını hemen daima
“tarafsızlık” unsurunu da katarak “yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” şeklinde
kullanmaktadır. İleride ayrıntılı olarak açıklanacak nedenlerle, “yargının bağım-
sızlığı” kavramının içersinde “yargının tarafsızlığı” kavramı da saklıdır. Bununla
birlikte, “yargının tarafsızlığı” kavramının “yargının bağımsızlığı” kavramı yanın-
da ayrıca kullanılmasının bir mahzur doğurduğu kanısında değiliz.
74
Yargılama Düzeninde Kalite, TÜSİAD, s. 27.
75
Yargılama Düzeninde Kalite, TÜSİAD, s. 28.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200949
nın ödenmesi, görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilebil-
mesi biçiminde ortaya çıkabilmektedir.
76
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bunun yanında, bir mahke-
menin bağımsız olup olmadığına karar verirken; üyelerinin atanması
biçimi, görev süreleri, dışarıdan baskılara karşı garantilerin varlığı ve
kurumun bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı sorunu gibi de-
ğişik hususları göz önünde bulundurarak karar vermektedir. Bundan
başka, Mahkeme, mahkemenin hem yürütmeden hem de taraflardan
bağımsız olması gerektiğini ifade etmektedir.
77
Bu unsurlar üzerinde
ayrıntılı bir şekilde durmak uygun olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir mahkemede adli veya hu-
kuki açıdan nitelikli üyelerin bulunmasının bağımsızlığa ilişkin güç-
lü bir gösterge olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, örneğin Sramek
Avusturya’ya karşı (22 Ekim 1984) davasında ilgili organın (Bölge Em-
lak Alım-Satım Dairesi) bağımsız olmadığına karar vermiştir. Mahke-
me, bu sonuca, söz konusu organın yargılamada bir taraf olduğu gibi,
hükümetin temsilcisinin de mahkeme tetkik sorumlusunun üstü ko-
numunda bulunmasını gerekçe olarak göstermiştir.
78
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, bir mahkemenin üye-
lerinin yürütme tarafından atanıyor olması tek başına Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin ihlali anlamına gelmez. Mahkeme’ye göre,
Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlâli olabilmesi için, başvurucunun ata-
ma uygulamasının bütünüyle tatminkârlıktan yoksun olduğunu ya da
belirli bir mahkemenin oluşumunun davanın sonucunu etkileme gibi
bir amaca yönelik olabileceğini göstermesi gerekir.
79
Mahkeme, ayrıca, eğer bir mahkemenin üyeleri sabit bir süre ata-
nıyorsa, bunu bir bağımsızlık garantisi olarak algılamaktadır. Mahke-
me, örneğin, Le Compte, Van Leuven, De Meyere Belçika’ya karşı (23
Haziran 1981) davasında Danıştay üyelerinin sabit altı yıllık görev sü-
relerinin bir bağımsızlık garantisi olduğuna hükmetmiştir.
Yine, Mahkeme, Campbell ve Fell Birleşik Krallığa karşı (28 Hazi-
ran 1984) davasında Cezaevi Ziyaret Heyeti üyeleri için olan üç yıllık
76
A. g. e.
77
Mole ve Harby, Adil Yargılanma Hakkı, s. 26-27.
78
Mole ve Harby, a. g. e., s. 27.
79
Mole ve Harby, a. g. e., s. 27-28.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200950
atama süresini de uygun bulmuştur Mahkeme bu sonuca ulaşırken,
bu sürenin kısa olduğunu kabul etse de, görevin ücret karşılığı yapıl-
maması ve gönüllü bulmakta zorlanıldığı gerekçeleriyle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlalinin bulunmadığını ifade
etmiştir.
80
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bağımsızlık görünümüyle ilgi-
li kuşkuların bir ölçüde nesnellik temeline dayandırılması gerekli ol-
duğunu ifade etmektedir. Mahkeme, Belilos İsviçre’ye karşı (29 Nisan
1988) davasında, kimi küçük suçlarda yargıç sıfatıyla hüküm veren ye-
rel “Polis Kurulu” tek bir kişiden oluşuyordu ki, o kişi de kendi sıfatıyla
hareket eden bir polis memuruydu. Mahkeme’ye göre, her ne kadar
polis memuru, emirlere tâbi olmasa, yemin etmiş bulunsa ve görevin-
den alınamasa da, bu kişi sonradan emniyetteki görevine döneceği için
ve emniyet güçlerinin, üstlerinin emrinde ve arkadaşlarına sadık bir
üyesi gibi görülebilecek olduğundan, bu durum bir mahkemenin ya-
ratması gereken güvenilirlik hissini zedeleyecektir. Mahkeme’ye göre,
Polis Kurulu’nun bağımsızlığına ve teşkilatlandırılmasındaki tarafsız-
lığa ilişkin meşru kuşkular oluştuğundan 6. maddesinin 1. fıkrasında-
ki koşullar yerine getirilmemiştir.
81
Mahkeme, bağımsızlık açısından mahkemenin adli olmayan hiçbir
organ tarafından değiştirilemeyecek bağlayıcılıkta karar verme yetki-
sine sahip olması gerektiğini ifade etmektedir. Bu çerçevede, Divan-ı
Harp ve diğer askeri disiplin kurumları bu bağlamda 6. maddeyi ih-
lal eder nitelikte bulunmuştur. Mahkeme’ye göre yürütme, üyelerin
genel anlamda görevlerini yerine getirmekte uygulanacak kuralları
belirleyebilir ancak bu kurallar gerçekte davaların nasıl karara bağla-
nacağına ilişkin talimatlar niteliğinde olamaz.
82
b. Yargı Bağımsızlığının Kendisine Karşı
Korunması Gereken Kişi ve Organlar
Yargı bağımsızlığının kime karşı korunması gerektiği sorusuna
yanıt verilirken olaya oldukça geniş açılı olarak yaklaşılmalı ve yargı
80
A. g. e.
81
Mole ve Harby, a. g. e., s. 28.
82
A. g. e.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200951
bağımsızlığının kendisine karşı korunması gereken kişi ve organların
sayısı oldukça geniş olarak tutulmalıdır.
aa. Yargı Bağımsızlığının Yargıca Karşı Korunması
Yargı bağımsızlığının kendisine karşı korunması gerekli olanların
başında bizzat yargıçlar gelir. Yargı bağımsızlığının yargıca karşı ko-
runabilmesi için yargıcın nesnelliğinin (objektifliğinin) sağlanması ge-
rekir. Yargıcın nesnelliğinin iki yönü bulunmaktadır. Bunlar; yargıcın
tarafsızlığı ile kişiliğinden sıyrılmasıdır. Daha açık bir deyişle, yargıcın
nesnelliğini sağlayabilmek için onun tarafsız ve kişiliğinden sıyrılma-
sı gerekir.
83
Yargıcın taraflar (davacı ve davalı) bakımından objektif
olmasına, bir başka deyişle, taraflar bakımından öznel davranmama-
sına yargıcın tarafsızlığı denilir. Bu tarafsızlık, taraf makamlarında
aynı durumda başkaları olsa da aynı kararın verilmesini gerektirir.
Anayasa’nın 10. maddesinin 1. fıkrasında da herkesin kanun önünde
eşit olduğu ifade edilirken bu durum kastedilmektedir. Adaletin sem-
bolünün, elinde terazisi bulunan gözü kapalı bir kişi olarak kabul edile
gelmesi de, yargıcın taraflardan birinin olumlu veya olumsuz etkisi
altında kalmaması gerektiğini gösterir. Daha açık bir deyişle, yargıcın
gözü ne kadar kapalı olursa, bir başka deyişle, taraflara yabancı kala-
bildiği ölçüde isabetli ve doğru karar verir.
84
Yargıç tarafsızlığının, kanımızca, iki unsuru bulunmaktadır. Bun-
lardan ilki, yargıcın taraflarla bir durum benzerliğinin olmaması ge-
rektiğidir. Bununla birlikte, Kunter’in isabetli olarak belirttiği gibi
yargıcın taraflarla durum benzerliği olmamasının %100 gerçekleşmesi
olanaksızdır. Gerçekten de, yargıcın taraflardan biri gibi, baba veya
ana konumunda veya onunla aynı dinden veya sosyal gruptan ola-
bilmesi olanaklıdır. Bu şekildeki genel ve ikincil derecedeki durum
benzerliklerinin yargıcın tarafsızlığını zedelemeyeceği kabul olunabi-
lir. Buna karşılık, yargıcın, eşinin veya çocuğunun davasına bakarken
tarafsız kalamayacağı yaşam deneyimleriyle sabittir.
85
Yargıç tarafsızlığının ikinci unsurunu, yargıcın davanın tarafları
(justiables) karşısında bağımsızlığının bulunması oluşturur. Bu unsur,
83
Fazla bilgi için bkz. Kunter, a. g. e., s. 358 vd.
84
Kunter, a. g. e., s. 357.
85
A. g. e.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200952
yargıcın maddi veya ekonomik bağımsızlığı olarak da adlandırılmak-
tadır. Yargıcın, adaleti tam bir iç huzuru ile dağıtabilmesi için maddi
kaygı ve sıkıntılardan kurtulmuş, belirli bir gönenç seviyesine ulaşmış
bulunması ve taraflarca ileri sürülebilecek her türlü mükâfat önerisi
karşısında tamamen uzak ve ona karşı eğilimsiz olması gerekir. Bu tür-
lü bağımsızlık, yargıca tatmin edici bir ücret vermekle sağlanır.
86
Yargının nesnelliğinin, bir diğer deyişle, öznel davranmaması-
nın ikinci yönünü de yargıcın kendi kişiliğinden sıyrılması oluşturur.
Gerçekten de Kunter’in belirttiği gibi terazi kimin elinde olursa olsun
tartının değişmemesinde olduğu gibi, yargıç da karar verirken kişisel
görüşlerine ve değer ölçülerine göre hareket etmemeli, onun yerinde
başka bir yargıç olsaydı nasıl karar verecek idiyse o kararı vermelidir.
Yazar; “kanun herkesi için eşittir” denilirken belirtilmek istenileninin de
bu husus olduğunu, bir diğer deyişle, kararın yargıcın kendisinin de-
ğil makamın kararı olduğunu ifade etmektedir.
87
bb. Yargı Bağımsızlığının Yasamaya Karşı Korunması
Yargı bağımsızlığının etkin bir şekilde sağlanabilmesi için yargıç-
ların yasama organı karşısında da bağımsızlığının bulunması gerekir.
Yasama organının, yargıçların kararlarına hiç bir surette müdahale
edememesi, bu kararları değiştirememesi, bozamaması ve hükümle-
rinin infazına engel olamaması, yargı bağımsızlığının yasamaya karşı
korunmasının somut görünümleridir.
88
Nitekim yargıçların yasama
organı karşısında bağımsızlığını sağlamak üzere Anayasa’nın 138.
maddesinin 3. fıkrasında; görülmekte olan bir dava hakkında Yasama
Meclisi’nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamayaca-
ğı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulama-
yacağı belirtilerek, bu maddenin 4. fıkrasında ise yasama ve yürütme
organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları,
bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiç bir surette değişti-
remeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği ifade
edilerek bu husus temin edilmeye çalışılmıştır. Yargıçların yasama
86
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 4.
87
Kunter, a. g. e., s. 357.
88
Krş. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 4.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200953
organına karşı bağımsızlığının sağlanmasında günümüzde pek fazla
sorunla karşılaşılmamaktadır.
cc. Yargı Bağımsızlığının Basına Karşı Korunması
Yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için yargıçla-
rın basın karşısında da bağımsızlığının bulunması gerekmektedir. Bu
hususu sağlamak üzere, 9.6.2004 tarih ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun
19. maddesine; hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik
kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre
içinde, cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve so-
ruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayınlayan kimsenin 2000
YTL’den 50.000 YTL’ ye kadar ağır para cezasıyla cezalandırılacağı,
bu cezanın bölgesel süreli yayınlarda 10.000 YTL’den az olamayacağı,
görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar bu dava
ile ilgili hâkim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan
kişiler hakkında da aynı cezaların uygulanacağı şeklinde bir hüküm
konulmuştur.
Yargı bağımsızlığının basına karşı korunmasında 5187 sayılı
Kanun’un 19. maddesi hükmünün uygulanmasında bir takım sorunlar
bulunmasına rağmen söz konusu hükmü ilke olarak yerinde bulmak-
tayız.
dd. Yargı Bağımsızlığının Üçüncü Kişilere Karşı Korunması
Yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için yargıçla-
rın üçüncü kişilerin doğrudan veya dolaylı etkilerine karşı da bağım-
sız olduğu esasının benimsenmesi gerekir.
Yargıçların bağımsızlığı, onların içinde bulundukları ortamlardan
bir başka deyişle, muhakeme dışı faktörlerden de etkilenebilir. Or-
tam müdahaleleri, çok çeşitli olup, baskı grupları, sermaye grupları,
aşiretler, siyasi partiler, sendikalar, şirketler ve hatta tek ferde kadar
uzanabilir.
89
Yargı bağımsızlığını üçünü kişilere karşı koruyabilmek için Türk
pozitif hukukunda bir takım hükümler bulunmaktadır. Gerçekten
89
Yargılama Düzeninde Kalite, TÜSİAD, s. 29.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200954
de, Anayasa’nın 138. maddesinin 2. fıkrasında; hiçbir organ, makam,
merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve
hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği,
tavsiye ve telkinde bulunamayacağı ifade edilmiş, 26.9.2004 tarih ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesinde; bir davanın ta-
raflarından birinin veya bir kaçının veya sanıkların veya davaya katı-
lanların, mağdurların leh veya aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir
veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olur-
sa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden
kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verileceği, teşebbüsün
iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek cezanın altı aydan iki
yıla kadar olduğu ifade edilmiştir. Bu hükümlerin; üçüncü kişilerin
yargıyı dolaylı veya dolaysız etkilemesine karşı iyi etkin bir savaşım
vermeye yeteceği
90
kanısındayız.
ee. Yargı Bağımsızlığının Yürütmeye Karşı Korunması
Son olarak
91
yargıçların yürütme organı karşısında bağımsızlık-
larının sağlanması gerekir. Yargıçların bağımsızlığına karşı en büyük
tehdit daima yürütme organından gelmiştir. Bu hususta Anayasaya
hükümler konulması da
92
yeterli değildir. Yargıçlara yönelik çeşit-
li işlemler ve bu işlemler dolayısıyla yargıçların yürütme organı ile
ilişkileri için özel hükümlere gereksinim vardır. Bütün sorun, bu hü-
kümlerin saptanması ve uygulanmasındadır. Yargıçların bağımsızlığı
konusunda mevcut bütün sistemler ve kurumlar, hemen hemen sa-
dece yargıçların yürütme organı karşısında bağımsızlığını sağlamak
amacıyla düşünülmüş ve konulmuştur.
93
Yargıcın kurumsal ve öznel bağımsızlığı açılarından yargılama
organının karşı karşıya kaldığı en önemli sorun, yargı bağımsızlığı-
90
Mevcut hükümlerin iyi bir şekilde uygulanması koşuluyla.
91
Ancak önem açısından son değil. Hatta, en önemlisi olarak.
92
Nitekim, Anayasa’nın 138. maddesinin 1. fıkrasında; hâkimlerin görevlerinde ba-
ğımsız oldukları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatla-
rına göre hüküm verecekleri ifade edilmiş, 4. fıkrasında ise yasama ve yürütme
organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları, bu organlar
ve idarenin mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremeyeceği ve bunların ye-
rine getirilmesini geciktiremeyeceği ifade edilmiştir.
93
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 4-5.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200955
nın yürütme organının müdahalelerine karşı korunmasıdır. Bu konu-
da Türk uygulamasında büyük aksaklıklar göze çarpmaktadır. Gerçi,
Anayasa’nın 138. maddesinin 2. fıkrasında, hiç bir organının yargıla-
ma yetkisinin kullanılmasında yargıçlara emir ve talimat veremeyece-
ği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı ifa-
de edilmesine rağmen uygulamada siyasi iktidarların çeşitli şekillerde
yargılama organına müdahale etkileri görülmektedir.
94
Yargılama organının yürütme organı karşısındaki bağımsızlığı,
yürütme organının mahkeme kararlarına uymak zorunda olup bunla-
rı değiştirememesinin ve bunların yerine getirilmesini geciktirememe-
sini de gerektirir. Bu husus Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasın-
da açıkça ifade edilmesine rağmen uygulamada bu açıdan da büyük
aksaklıklar gözlenmektedir.
95
Daha somut bir deyişle, uygulamada
yargı kararlarının özellikle idari yargı kararlarının yerine getirilmesi
konusunda büyük sorunların bulunduğunu yadsınamaz. Özellikle üst
kademe yöneticilerinin atanması ve görevden alınması ile özelleştir-
menin iptali konusunda verilen idari yargı kararlarının İdare tarafın-
dan yerine getirilmemesi konusunda adeta milli birlik ve beraberlik
de(!) oluşmuştur. Ancak hukukumuzda yargı kararlarının yerine ge-
tirilmesini sağlamak için yeterli düzeneklerin bulunmadığı da savla-
namaz. Çünkü Anayasa’nın 138. maddesinde ve 2577 sayılı Kanun’un
28. maddesine göre, İdare, yargı kararını yerine getirmekle yükümlü
bulunmaktadır. Diğer yandan, yargı kararlarının yerine getirilmemesi;
Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarıyla görevi ihmal suçunu oluşturmakta
ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla da ağır hizmet kusuru oluştura-
rak davacıya maddi ve manevi tazminat verilmesini gerektiren bir ne-
den olarak görülmektedir.
Yargıçların yürütme organına karşı bağımsızlıklarının sağlan-
masında vahim olan nokta; Kapani’nin de belirttiği gibi yargıçların
yürütme organı karşısında bağımsızlıklarını sağlamaya yönelik ülke
dizgelerinin hiç birisinin kusursuz ve mükemmel olmamasıdır. Yazar,
haklı olarak, henüz dünyanın hiç bir yerinde, yargıçların bağımsızlığı
prensibinin noksansız ve ideal bir şekilde ettirilebilmiş olduğu söy-
lenemeyeceğini, ancak bazı ülkelerin ideale göreceli olarak yaklaşmış
olmalarına ve istikrar kazanmış olan sistemlerinde şimdiki halde ra-
94
Yargılama Düzeninde Kalite, TÜSİAD, s. 29.
95
A. g. e.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200956
dikal bir değişiklik yoluna girme gerekliğini hissetmemelerine karşın,
diğer bazı ülkelerin, hakimlerin bağımsızlığını daha etkin bir şekilde
sağlamak için hayli yetersiz olan sistemlerini tamamen veya kısmen
değiştirmek gereği ile karşı karşıya bulunduğunu ifade etmektedir.
Yazar, hali hazırda ülkemizin de bu sonuncular arasında olduğunu
söylemek gerektiğini ifade etmektedir.
96
Bize göre de, yargı bağımsızlı-
ğının sağlanmasında en önemli engel yürütme organı olduğundan bu
bağlamda oldukça köklü önlemlere yer verilmesi gerekir. Aşağıda yar-
gı bağımsızlığının etkin bir şekilde sağlanması için alınması gereken
kurumsal ve öznel önlemlere temas edilirken bu önlemlerin daha çok
yargının yürütmeye karşı bağımsızlığını sağlamak için savunulduğu
unutulmamalıdır.
III. YARGI BAĞIMSIZLIĞINI GERÇEKLEŞTİREBİLMEK
İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Bu başlık altında, yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için alınması
gereken nesnel ve öznel önlemler üzerinde durulacaktır. Söz konusu
önlemleri incelemeye geçmeden önce şu hususu belirtmek gerekir ki,
Anayasa’nın veya kanunun yargıç bağımsızdır demesi ile yargıç ba-
ğımsızlığı sağlanamaz. Bunu sağlayacak çarelere, bir başka deyişle,
nesnel (kurumsal) ve öznel teminatlara gereksinim bulunmaktadır.
Kurumsal veya öznel teminatlar az veya çok olabilir, ancak yargıç
bağımsızlığı ya vardır ya da yoktur. Bu nedenle yargıç bağımsızlığı
konusunda önemli olan teminatların bağımsızlığı sağlayıp sağlamadı-
ğıdır. Söz konusu teminatlar yargıç bağımsızlığını sağlamaya yetiyor-
larsa, az da olsa herhangi sorun yoktur.
97
1. YARGININ NESNEL BAĞIMSIZLIĞINI
SAĞLAYABİLMEK İÇİN ALINMASI GEREKEN
ÖNLEMLER
Yukarıda da belirtildiği üzere yargı bağımsızlığının kavramsal
olarak nesnel ve öznel boyutları bulunmaktadır. İşte, bu kısımda, yar-
96
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 151.
97
Krş. Kunter, a. g. e., s. 349.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200957
gının nesnel bağımsızlığını sağlayabilmek için alınması gereken ön-
lemlere temas edilecektir.
a. Adalet Bakanlığının İsmi, Görev ve Yetkileri ile
Personel Düzeneğinin Değiştirilmesi
Adalet Bakanlığı’nın mevcut ismi, görev ve yetkileri ile personel
düzeneği, kanımızca, bütünüyle yargı bağımsızlığı ilkesine aykırı düş-
mektedir. Her şeyden önce Adalet Bakanlığı’nın ismi yargı bağımsızlı-
ğı ilkesine aykırıdır. Adalet Bakanlığı ismi, adaletin yönetimi gibi bir an-
lam taşımaktadır. Bir yürütme organı olan Adalet Bakanlığı tarafından
değil adaletin yönetilmesi, adalete yapılabilecek en küçük bir etki bile
adaleti bozmak için yeterlidir. Bu yüzden, yargı bağımsızlığını orga-
nizasyon temelinde etkin bir şekilde yaşama geçirebilmek için Adalet
Bakanlığı’nın isminin Adli İşler Bakanlığı veya Adliye Bakanlığı olarak
değiştirilmesi yerinde olacaktır.
Adalet Bakanlığı’nın mevcut görev ve yetkileri de yargı bağımsız-
lığı ilkesine aykırı düşmektedir. Gerçekten de, aşağıda ayrıntılı olarak
anlatılacağı üzere, Adalet Bakanlığı’nın mevcut görev ve yetkileri ade-
ta adaleti yönetmek üzere tasarlanmıştır. Yargı bağımsızlığı ilkesine
uygun bir şekilde hareket etmek açısından; Adalet Bakanlığının gö-
rev ve yetkilerinin hukuki konularda araştırma, araştırma sonuçlarına
göre kanun tasarısı hazırlama, mevcut kanunu değiştirme ve ortadan
kaldırma ile yargıya salt lojistik destek verme şeklinde bir konuma so-
kulması gerekir. Bu çerçevede, Adalet Bakanlığı’na yargıçlar üzerinde
tanınan her türlü anayasal ve yasal yetkilerin kaldırılması da gerekir.
Ayrıca, Adalet Bakanlığı’nın mevcut personel düzeneği de yargı
bağımsızlığına aykırı düşmektedir. Anayasa’nın 159. maddesinin 6.
fıkrasında; Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda geçici veya sürekli
olarak çalıştırılacak hâkimlerin muvafakatlerini alarak atama yetkisi-
nin Adalet Bakanı’na ait olduğu belirtilmekte, 140. maddesinin 7. fık-
rasında ise adalet hizmetindeki idari görevlerde çalışan hâkimlerin,
hâkimler hakkındaki hükümlere tabi olduğu, bunların hâkimlere ait
esaslar dairesinde sınıflandırılacağı ve derecelendirileceği, hâkimlere
tanınan her türlü haklardan yararlanacakları ifade edilmektedir.
24.12.1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun
34. maddesinde; hakim ve savcı olup da Adalet Bakanlığı merkez, bağ-
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200958
lı ve ilgili kuruluşlarındaki görevde çalışanların hakimler ve savcılar
hakkındaki hükümlere tabi olduğu, bunların hakimlere ve savcılara ait
esaslar dairesinde sınıflandırılacağı ve derecelendirilecekleri, hakimle-
re ve savcılara tanınan her türlü haktan yararlanacakları, bu görevlerde
geçen sürelerinin hakimlik ve savcılık mesleğinde geçmiş sayılacakla-
rı, adli veya idari yargıda görevli hakim veya savcılarla adli veya idari
hakim ve savcı olup da Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuru-
luşlardaki görevlerde çalışanların sınıf ve dereceleri bakımından eşit
oldukları ifade edilmekte, 37. maddesinde ise; Adalet Bakanlığı mer-
kez kuruluşunda; Bakanlık tetkik hâkimliğine, adalet müfettişliğine,
Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı’na, yüksek müşavirliklerine, müsteşar
yardımcılıklarına, Teftiş Kurulu Başkanlığı’na, genel müdürlüklerine,
Strateji Geliştirme Başkanlığı’na, Teftiş Kurulu başkan yardımcılıkları-
na, belirli koşulu taşıyan hakim ve savcılar arasından atama yapılacağı
belirtilmektedir.
Yargıçların Adalet Bakanlığı’ndaki idari görevlere atanabilmesi,
yargıç açığını artırdığı gibi konunun yargı bağımsızlığı ile de yakın bir
ilgisi bulunmaktadır. Daha açık bir deyişle, yargıçların idari görevle-
re atanması yargı bağımsızlığına bütünüyle aykırıdır. Yargıçlık göre-
vinden idari görevlere yapılacak atamalarda ilgilinin muvafakatinin
aranacağının belirtilmesi de yargı bağımsızlığına aykırılığı önleyemez.
Gerçekten de, bir raporda da belirtildiği üzere ilgilinin rızasının “kayır-
ma” biçiminde tersine işlemesi ve bundan da yine yargı bağımsızlığı-
nın zarar görmesi olasılığı vardır.
98
Ayrıca, yargıçlık ve bürokratlık birbirinden ayrı nitelik ve bi-
rikimleri gerektiren meslekler olup bir diğerinin olmazsa olmaz ko-
şulu (conditio sine quo non) değildir. Bu nedenle yargıçların Adalet
Bakanlığı’ndaki her türlü göreve atanmasından vazgeçilerek, Bakanlı-
ğın profesyonel bir idari yapıya kavuşturulması uygun olacaktır.
b. Yargıçlar Yüksek Kurulu Kurulması
Türkiye’de yargı bağımsızlığını risk altına sokan en önemli unsur
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kuruluş ve oluşum tarzıdır.
Bir kere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) kuruluş
tarzı yargı bağımsızlığına aykırıdır. Daha açık bir deyişle, HSYK’nın
98
Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, TÜSİAD, s. 180.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200959
kendisine özgü bir bütçesi, sekreteryası ve binasının bulunmaması ile
adalet müfettişlerinin söz konusu kurulun emri altında çalışmaması
yargı bağımsızlığına aykırı düşmektedir.
99
HSYK’nın oluşum tarzı da yargı bağımsızlığına aykırıdır. Ana
yasa’nın 159. maddesinin 2. fıkrasında; Hâkimler ve Savcılar Yük-
sek Kurulu Başkanının, Adalet Bakanı olduğu, Adalet Bakanlığı
Müsteşarı’nın kurulun doğal üyesi olduğu, kurulun üç asıl ve üç yedek
üyesinin Yargıtay Genel Kurulu’nun, iki asıl ve iki yedek üyesinin Da-
nıştay Genel Kurulu’nun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gös-
terecekleri üçer aday içerisinden Cumhurbaşkanınca dört yıl için seçi-
leceği, süresi biten üyelerin yeniden seçilebileceği, Kurul’un, seçimle
gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçeceği ifade edilmiştir.
Kurul’un bu oluşum tarzı, kanımızca, yargı bağımsızlığına aykırı düş-
tüğü gibi demokratik temsil esaslarına da aykırı düşmektedir. Bir kere,
Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın Kurul’da bulunma-
sı yargı bağımsızlığına aykırıdır. Yine, Kurul üyelerinin Yargıtay ve
Danıştay’dan seçilmesi ile Cumhurbaşkanı tarafından atanması da,
kanımızca, yargı bağımsızlığını zedelemektedir. Çünkü, HSYK’nın ya-
sama, yürütme ve hatta bizzat yargılama organından bağımsız olması
gerekir. Kurul üyelerinin Yargıtay ve Danıştay’dan seçilmesi ve Cum-
hurbaşkanı tarafından atanması, Kurul’un, yürütme
100
ve yargılama
organından
101
bağımsız olmadığının somut bir göstergesidir. Diğer ta-
raftan, Kurul üyelerinin dört yıllığına atanması da yargı bağımsızlığı-
na aykırıdır. Çünkü yürütmenin istemlerine karşı direnen bir üyenin
görev süresi uzatılmayabilir. Çünkü üye, salt dört yıllığına seçildiğin-
den ancak kısıtlı bir görev güvencesine sahiptir.
Yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için kanımız-
ca, her şeyden önce, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kaldı-
rılarak Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun kurulması gerekir. Bu kurulun,
kuruluş tarzını yargı bağımsızlığına uygun bir hale getirebilmek için
Kurulun kendisine özgü bir bütçesi, sekreteryası ve binası bulunmalı,
99
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kuruluş yapısının yargı bağımsızlığına
nasıl aykırı düştüğü konusunda fazla bilgi için Avrupa Birliği Komisyonu tarafın-
dan İngilizce olarak hazırlattırılan ve Adalet Bakanlığı tarafından tercüme edilen
Türkiye Cumhuriyetinde Yargı Sisteminin İşleyişi İstişari Ziyaret Raporu (28 Eylül 2003-
10 Ekim 2003) s. 48-51 arasına bkz.
100
Anayasa 104. maddesin çerçevesinde, Cumhurbaşkanı, yürütmenin başıdır.
101
Yargıtay ve Danıştay’dan.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200960
bunun yanında, adalet müfettişleri de söz konusu kurulun emri altın-
da çalışması gerekir.
Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun oluşum tarzını da yargı bağımsızlı-
ğına uygun bir şekilde düzenlemek gerekir. Söz konusu kurulun olu-
şum tarzının nasıl olması gerektiği sorusunu yanıtlamadan önce Ku-
rulun başkanlığını kimin yapması gerektiği sorusunu yanıtlamak daha
uygun olacaktır.
İtiraf etmek gerekir ki, 2007 yılına kadar, Yargıçlar Yüksek Ku
rulu’nun Başkanlığını Cumhurbaşkanının yapması gerektiği fikrini
taşımaktaydık. Bununla birlikte, 2007 yılından sonra bu fikrimizi de-
ğiştirmiş bulunmaktayız. Gerçekten de, Anayasa’nın 101 ve 102. mad-
delerinde, 31.5.2007 tarih ve 5678 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir.
102
Yapılan bu değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin “parlamenter sistem”
olan hükümet rejimi “başkanlı parlamenter sisteme” dönüşmüştür. Baş-
kanlı parlamenter sistemde neden Cumhurbaşkanının Yargıçlar Yük-
sek Kurulu’nun Başkanı olamayacağını göstermek açısından başkanlı
parlamenter sistem ve sakıncaları üzerinde durmak uygun olacaktır.
Parlamenter sistemin ana unsurlarını sabit tutup, sisteme halk
tarafından seçilen bir devlet başkanının eklendiği durumlarda or-
taya çıkan sistemin adı başkanlı parlamenter sistem olur. Bu sistem
bir parlamenter sistem değildir, çünkü devlet başkanı halk tarafından
seçilmektedir, bir yarı-başkanlık sistemi de değildir; çünkü başkanlı
parlamenter sistemdeki bir devlet başkanının yetkileri, yarı-başkanlık
sistemindeki bir devlet başkanından daha azdır. Daha açık bir deyişle,
başkanlı parlamenter sistemdeki bir devlet başkanının hükümeti azil
ve parlamentoyu fesih yetkisi yoktur; yasama, atama ve olağanüstü
hal yetkileri ise oldukça kısıtlıdır. Başkanlı parlamenter sistem kısaca,
“halk tarafından seçilen sembolik yetkili bir devlet başkanı + parlamentoya
karşı sorumlu bir hükümet” olarak ifade edilebilir. Günümüzde, İran,
Bulgaristan ve Slovakya’da uygulanan hükümet sistemleri başkanlı
parlamenter sistemin örneklerini oluşturur.
103
102
31.5.2007 tarih ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerin-
de Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.10.2007 tarihinde yapılan halkoyla-
ması sonucu kabul edilmiş ve buna ilişkin Yüksek Seçim Kurulu Kararı 31.10.2007
tarih ve 26686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
103
Gönenç, Hükümet Sistemi Tartışmalarında “Başkanlı Parlamenter Sistem” Seçeneği, s.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200961
Başkanlı parlamenter sistem, parlamenter hükümet sistemine göre
iki açıdan sakınca doğurur. Bu sakıcalar, tarafsızlık tartışması ve meş-
ruiyet krizidir.
104
Gerçekten de parlamenter sistemin en temel özelliği,
sistemde uygulanan siyasi programın tekliğidir. Daha açık bir deyişle;
seçmenlerin belirli bir siyasi partiyi tercih etmesine neden olan, o siya-
si parti parlamentoda çoğunluğu elde ettikten sonra içinden çıkardığı
hükümetin temel hedeflerini belirleyen ve hükümetin görevde kaldığı
sürece uyguladığı program daima aynı programdır. Parlamenter sis-
temin işleyişi göz önüne alındığında, icrai yetkilerin esas olarak hü-
kümete ait olduğu, hükümetin de bu yetkileri seçimlerden iktidara
sürekliliğini koruyan siyasi programı yaşama geçirmek için kullandı-
ğı söylenebilir. Bu tablo içerisinde devlet başkanı, herhangi bir siyasi
programı olmayan partiler-üstü “tarafsız” bir unsurdur.
105
Başkanlı parlamenter sistem açısından düşünüldüğünde ise, par-
lamenter sistemdeki temel mantığın sarsıldığı görülür. Bu sistemde;
sadece parlamentoya girmek için yarışan, bu yarışı kazandıktan son-
ra parlamentodaki çoğunluğu ve hükümeti kontrol eden siyasi par-
ti değil, devlet başkanı da bir siyasi programla seçmenlerin karşısına
çıkacaktır. Halk tarafından tercih edilmek için devlet başkanı, aynen
siyasi partiler gibi seçim meydanlarına çıkacak, propaganda yaparak
seçmenlere bir takım vaat ve söz verecektir. İşte, başkanlı parlamenter
sistemde esas sorun burada başlamaktadır. Eğer devlet başkanı, hükü-
met ve parlamento çoğunluğu aynı dünya görüşüne sahipse, büyük
olasılıkla bu üç aktör birbirine engel olmayacak, tam tersine aynı si-
yasi programı yaşama geçirmek için işbirliği yapacaktır. Bu durumda,
meşruiyet krizi azalsa da devlet başkanının tarafsızlığı büyük ölçüde
zedelenecektir. Bir başka deyişle, bir dünya görüşü lehine bir iktidar
toplanması ortaya çıkacak ve devlet başkanının tarafsızlığı iktidardaki
dünya görüşü lehine bozulacaktır.
106
Tersi bir durum söz konusu olduğunda, bu sefer de iktidar top-
lanması değil iktidar çatışması, dolayısıyla bir yandan tarafsızlık
tartışması yaşanacak, diğer yandan meşruiyet krizine yol açacak bir
kutuplaşmanın zemini hazırlanacaktır. Daha açık bir deyişle, devlet
3.
104
Gönenç, a. g. m., s. 5.
105
A. g. e.
106
A. g. e.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200962
başkanı ve hükümet-parlamento çoğunluğu farklı dünya görüşlerine
sahip olduğunda, “siyasi programın tekliği” ilkesi işlemeyecektir. Şöy-
le ki, devlet başkanı ve çoğunluk partisi farklı programlarla seçmen-
lerin karşısına çıkacak, iktidara geldiklerinde yapmayı vaat ettikleri
icraatlar farklı dünya görüşlerini yansıtacaktır. Yarışan siyasi partiler
iktidara geldiğinde yasama çoğunluğunu ve hükümetin yetkilerini
programlarını yaşama geçirme doğrultusunda kullanabilirler. Buna
karşın devlet başkanının, seçim meydanlarında verdiği sözlerin ye-
rine getirilmesinde büyük güçlüklerle karşılaşılacaktır. Çünkü baş-
kanlı parlamenter sistemde, devlet başkanı halk tarafından seçilse de
yetkisiz
107
bir devlet başkanıdır. Yetkisiz olduğu için devlet başkanı,
seçmenlere sözleri yerine getirebilmek için anayasal yetkilerini zorla-
ması kaçınılmaz olacaktır. Bundan daha da önemlisi, sözlerini yerine
getirmek isteyen bir devlet başkanı tarafsızlığını tamamen bir kenara
bırakabilir. Daha açıkça, devlet başkanı programını uygulayabilmek
için parlamentoda kendisine yandaş arayabilir, siyasi partilerle açık-
gizli ittifaklara yönelebilir, hatta kendi dünya görüşüyle uyuşmayan
hükümetlerin düşürülmesi için muhalefetle işbirliği dahi yapabilir. Bu
tür yönelimlerin devlet başkanının tarafsızlığına ne kadar büyük bir
zarar vereceği ortadadır. Bundan da önemlisi, bu tür bir “yarışan siyasi
programlar senaryosu” meşruiyet krizine dahi kapı açabilir. Bir başka
deyişle, bu kutuplaşma büyük olasılıkla halkın gerçek temsilcisinin
kim olduğu sorusunu gündeme getirecektir. Devlet başkanı mı yoksa
parlamento çoğunluğu mu? Kuşkusuz her iki aktör de, halk tarafından
seçildikleri için aynı şekilde meşruiyet iddiasında bulunmaya hakkı
olduğunu düşünecek ve bu da sistemin kilitlenmesine yol açacaktır.
108
Dolayısıyla, başkanlı parlamenter sistemde Cumhurbaşkanının konu-
mu daima tarafsızlık ve meşruiyet sorunlarına yol açacağı için Cum-
hurbaşkanının Yargıçlar Yüksek Kuruluna başkanlık etmesi düşünüle-
mez. Bunun yerine, Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun başkanlığını Türkiye
Temyiz Mahkemesi Başkanı’nın
109
yürütmesinin en uygun hal çaresi
olduğunu düşünmekteyiz.
107
Uygulandığı ülkelerde, her ne kadar parlamenter sistemdeki devlet başkanına
göre biraz daha fazla yetkisi olsa da gene yetkileri diğer başkanlık (başkanlık, sü-
per başkanlık ve yarı başkanlık) sistemlerine göre oldukça azdır.
108
Gönenç, a.g.m., s. 5-6.
109
İleride ayrıntılı olarak görüleceği üzere biz Yargıtay dışında tüm yüksek mahke-
melerin kaldırılmasını veya idari organa dönüştürülmesini ve Yargıtay’ın isminin
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200963
Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun Başkanlığı sorununu bu şekilde çö-
zümledikten sonra söz konusu kurulun üye yapısının oluşum tarzı
üzerinde durmak uygun olacaktır. Bu sorunu çözümleme çabalarımı-
zın hemen başında ifade edelim ki, bir çokları tarafından ileri sürülen
ve hâkimlere yönelik her türlü işlemler hususunda sadece hâkimlerden
oluşan bir kurulun (kooptasyon dizgesi) veya kooptasyon dizgesinin
bir yansıması olan doğrudan doğruya Temyiz mahkemesinin yet-
kili kılınmasını içeren teklifin kabulüne Kapani gibi biz de taraftar
değiliz.
110
Çünkü Kapani’nin de belirttiği gibi tam bir kooptasyon diz-
gesi ciddi sakıncalar taşımaktadır. Bu dizge içerisinde, zümre (caste)
zihniyeti baskın olur, dizge, yaşama ve toplumsal hareketlere kapalı
ve her türlü değişim ve yeniliğe karşı gelen imtiyazlı bir yargıçlar sını-
fının bulunmasına neden olur ve böyle bir zümre içerisinde kendisini
göstermesi ve gelişmesi doğal olan akraba ve eş-dost kayırma eğili-
mi sonucunda yargıçlığın çok geçmeden salt belirli ailelere ve onların
mensuplarına özgülenmiş kapalı bir meslek hâline gelmesi olgusuyla
karşılaşılır. Bu olgunun baş göstermesi üzerine halk arasında, adale-
tin dağıtım işinin belirli ailelerin yararına yapılmakta olduğu kuşkusu
doğar ki, bu kuşku, bütün yargıçlar topluluğunun itibarını düşürmeye
yetecek derecede ciddidir. Bir toplumda, adaletin temsilcileri olan yar-
gıçların, halkın güvenini kaybetmeli kadar o toplum için endişe verici
başka bir durumu imgelemek güçtür.
111
Bu yüzden, yargıçlar hakkında
her türlü işlemi yapmaya yetkili olmak üzere üyeleri salt yargıçlardan
oluşan bir Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun vahim sakıncalar doğuracağı
unutulmamalıdır.
Kapani gibi biz de tam bir kooptasyon dizgesine taraftar olma-
makla birlikte, Kapani’nin belirttiği gibi bu hususta en iyi çözüm yo-
lunun, Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun, Fransa ve İtalya’da olduğu gibi,
üyelerinin bir kısmının yargıç, bir kısmının ise Meclis tarafından seçi-
lecek kimselerden oluşan karma bir yüksek organ olarak tasarlanması
uygun olacaktır.
112
Oluşturulması gereken bu karma yüksek kurulun
üye yapısı hakkında ayrıntılı olarak durmak yerinde olacaktır.
Yargı bağımsızlığına uygun hareket etmek açısından, Yargıçlar
de Türkiye Temyiz Mahkemesi olarak değiştirilmesini savunmaktayız.
110
Bkz. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 152.
111
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 53-54.
112
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 152.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200964
Yüksek Kurulu’nda, çoğunluğu İtalya’da olduğu gibi hakimlere ver-
mek ve Türkiye Temyiz Mahkemesi Başkanını, “Kurulun Başkanı” ola-
rak kabul etmek doğru olur.
113
Bununla birlikte, kooptasyon dizgesine
fazla yaklaşmamak açısından İtalya’da olduğunun aksine, yargıçların,
Kuruldaki çoğunluğu üçte ikiyi bulmamalı,
114
fikrimizce Kurul’un üye
tamsayısının yarısından bir fazlası olmalıdır. Ayrıca, Yargıçlar Yük-
sek Kurulu’na şimdiki dizgenin aksine salt Yargıtay ve Danıştay’dan
üye seçilmesi yoluna gidilmemeli, yargı bağımsızlığına uygun hare-
ket etmek,
115
demokratik ve bütün yargıçların temsili esaslarına uygun
davranabilmek açısından Türkiye’de görev yapan tüm yargıçlar ara-
sından yine yargıçların oyuyla seçim esasını benimsemek gerekir.
Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun geri kalan üyeleri, daha somut bir
deyişle Kurul’un üye tamsayısının yarısından bir eksiği Meclis tara-
fından seçilmelidir. Meclis tarafından seçilecek üyelerin salt Meclis
dışından seçilecekleri belirtilmekle yetinilmemeli ve gene 1948 tarih-
li ve hâlen yürürlükte olan İtalyan Anayasası’nda yapıldığı gibi
116
bu
üyelerin üniversite hukuk profesörleri ile asgari 15 yıl avukatlık yap-
mış kimseler arasından seçilecekleri esasını benimsemek gerekir. Bu
yolla, Meclis tarafından ehliyetsiz kişilerin seçilmesi olasılığı önlenmiş
olur.
117
Diğer taraftan, Meclis tarafından Yargıçlar Yüksek Kurulu’na üye
seçimi yoluna gidilirken siyaset kaygısını olanaklar ölçüsünde ortadan
kaldırmak açısından mülga 1946 tarihli Fransız Anayasası’nca belirti-
len, seçilmek için Meclis’in üçte ikisinin çoğunluğunun oyunu alma
koşulunu da kabul etmek gerekir.
118
Çünkü politikanın ayırıcı karak-
terinden birisi, onun sadece bir çatışma değil aynı zamanda uzlaşma
113
Krş. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 152.
114
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 152.
115
Yargıçlar Yüksek Kurulu’na salt Yargıtay ve Danıştay’dan üye seçmek yargı ba-
ğımsızlığına aykırıdır. Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere yargının gerçek an-
lamda bağımsız olabilmesi için bizzat yargılama organından da bağımsız olması
gerekir. Yargıçlar Yüksek Kurulu’na salt Yargıtay ve Danıştay’dan üye seçmek,
yargının yargılama organına bağlı olduğunun somut bir göstergesidir.
116
İtalyan Anayasası’nın 104. maddesine bkz.
117
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 153.
118
Bkz. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 153. Yürürlükte olan 4
Ekim 1958 tarihli Fransız Anayasası’nın Yüksek Yargı Konseyi’nin oluşumu ile il-
gili 65. maddesinde böyle bir koşul öngörülmemektedir.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200965
alanı olmasıdır. Gerçekten de, günümüzde siyasal faaliyet; genellik-
le karar alma, emir verme ve bunları yürütme şeması içerisinde ele
alınmaktadır. Halbuki siyasetin gerçek oluşumu ise bu şemanın ifade
ettiğinden daha karmaşık ve daha değişiktir. Toplumda değişik sos-
yal gruplar değişik istekler öne sürmekte ve bunların gerçekleştiril-
mesi için iktidar üzerinde etki yaratmaya çalışmaktadırlar. Uygulama-
da, bu isteklerden herhangi birisinin hiçbir değişikliğe uğramaksızın
aynen kabul edildiği ve karar hâline geldiği nadiren görülmektedir.
Genellikle siyasi kararlar, çeşitli yönlerden gelen etkileme çabalarının
karşılıklı olarak birbirini dengelendirmeleri sonucunda az çok bir uz-
laşma olarak ortaya çıkmaktadır.
119
Meclis tarafından Yargıçlar Yük-
sek Kurulu’na üye seçimi yapılırken Meclis üye tamsayısının üçte iki
çoğunluğunun oyunun bulunması koşulu aranınca, partiler arasında
bir uzlaşma olanağı aranacak ve iktidara yakın olan kimselerin üye se-
çilmesi yerine olanaklar ölçüsünde tarafsız kişilerin söz konusu kurula
seçilmesi yolu açılacaktır.
Yargıçlar Yüksek Kurulu, yargıçların bağımsızlıklarını korumakla
yükümlü bulunmalı ve onların mesleğe kabul, hizmet içi eğitimi ve
disiplin işleri konusunda yetkiyi haiz olması gerekir.
120
Diğer yandan,
istikrarı sağlamak açısından; Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun üyeleri,
Fransa’nın yürürlükten kaldırılmış 1946 tarihli Anayasası’nda olduğu
gibi bir defaya mahsus olmak üzere altı yıllık bir dönem için seçilme-
li
121
ve Kurul üyelerinin başka bir resmi veya özel işte çalışmasının ya-
saklanması gerekir.
Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun oluşturulmasından sonra Anaya
sa’nın 140. maddesinin 6. fıkrasında değişikliğe gidilerek; yargıçların
idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı yerine Yargıçlar Yüksek
Kurulu’na bağlı oldukları esasının getirilmesi gerekir. Ayrıca, yargıçla-
rın idari görevlerinin somut bir şekilde çıkartılması gereken Yargıçlar
119
Konu hakkında fazla bilgi için bkz. Kapani, Politika Bilimine Giriş, s. 4.
120
Krş. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 152. Kapani, eserinin bu-
rasında, söz konusu organının yargıçların terfi ve nakilleri konusunda da yetki-
li olmasını savunmaktadır ki, biz yargıçların terfi ve yer değiştirmelerine karşı
olduğumuzdan Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun böyle bir yetkisinin bulunmaması
gerektiğini düşünüyoruz.
121
Bkz. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 153. Yürürlükte olan
4 Ekim 1958 tarihli Fransız Anayasası’nın Yüksek Yargı Konseyi’nin oluşumu ile
ilgili 65. maddesinde yine böyle bir koşul öngörülmemektedir.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200966
Kanunu’nda gösterilmesi gerekir. Mevcut durumda, Anayasa’nın söz
konusu hükmünde yargıçların idari yönden Adalet Bakanlığı’na bağlı
oldukları ifade edilmekte ve bu esas, 2802 sayılı Kanun’un 5. maddesi-
nin 4. fıkrasında da tekrar edilmektedir. Bir raporda da isabetli olarak
belirtildiği üzere, yargıçların idari yönden Adalet Bakanlığı’na bağlı
sayılmaları yargı bağımsızlığına derin bir şekilde zarar vermektedir.
Çünkü yargıçlar açısından yargısal/idari görev ayrımı pek ince bir ay-
rım olup onların kendilerini sürekli bir tedirginlik altında tutmasına
yeterlidir.
122
Bu sakıncayı önlemek açısından yargıçların idari görevle-
rinin açık ve kesin olarak belirtilmesi
123
yerinde olacaktır.
c. Yargı Birliğine Geçilmesi
Yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde yaşama geçirebilmek için
yargı birliğine geçilmesi mutlak bir gereksinimdir. Türkiye’de yargı;
adli, idari, anayasa ve askeri yargı düzeneği kurularak bölünmüştür.
Yargının bölünmesi, kanımızca, bizatihi yargı bağımsızlığına aykırı-
dır. Gerçekten de ünlü bir Latin atasözü “böl ve hükmet” (divide et im-
pera) der. Bu atasözünün anlamı; birisini yenebilmek veya etki altına
alabilmek için onu parçalamaya başvurmanın gerekli olduğudur. Bu
atasözü, Türk diline “böl ve yönet” olarak geçmiştir. Türkiye’de yargı
farklı düzeneklere bölündüğü için yargı bağımsızlığı zedelenmiştir.
Türkiye’de yargı birliğini sağlayabilmek tek bir yargı düzeneği ka-
bul edilmeli ve Yargıtay dışındaki diğer yüksek mahkemeler ile yargı
organları ya bütünüyle kaldırılmalı ya da idari bir organa dönüştü-
rülmelidir. Bu çerçevede, Anayasa’da yargı organı olarak düzenlen-
miş olan Sayıştay’ın yargı organı niteliğinin kaldırılarak onun idari bir
organa dönüştürülmesi; Anayasa’da yüksek mahkeme olarak düzen-
lenmiş olan Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Askeri Yargıtay,
124
Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bütünüyle
122
Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, TÜSİAD, s. 180.
123
Yargıçlar, idari açıdan, Yargıçlar Yüksek Kurulu’na bağlı olsalar bile.
124
Sadece, Askeri Yargıtay’ın kaldırılması ile yetinilmemeli, bunun yanında, ilk dere-
ce askeri mahkemeler ile disiplin mahkemelerinin de kaldırılması, kısacası askeri
yargının bütünüyle ilga edilmesi gerekir. Çünkü askeri yargı, doğası gereği ko-
mutan etkisi altında bulunur. Konu hakkında fazla bilgi için bkz. Dursun, Askeri
Yargıya Genel Bir Bakış, s. 5-13. Doğası gereği, komutan etkisi altında bulunan bir
yargı düzeninin bağımsız olabilmesi mantıken olanaksızdır.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200967
kaldırılması, yine Anayasada yargı organı olarak düzenlenmiş olan
Yüksek Seçim Kurulu ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun
ilga edilmesi gerekir. Temyiz mahkemesi olarak sadece, o da ismi Tür-
kiye Temyiz Mahkemesi değiştirilmek kaydıyla Yargıtay’ın bırakılma-
sı gerekir.
Esasen, Yargıtay dışında, başka yüksek mahkeme veya yargı orga-
nının bulunması erkler ayrılığı ilkesine de aykırıdır. Gerçekten de, erk-
ler ayrılığı düşüncesini ister orijinal anlamında
125
isterse günümüzdeki
anlamı olan ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan iş görüsellikler ay-
rılığı bağlamında kabul edelim yargı görevinin etkin bir şekilde yerine
getirilmesi için yalnızca bir temyiz mahkemesine gereksinim vardır.
Nitekim Amerikan Anayasa’nın 3. maddesinin 1. fıkrasının ilk tüm-
cesinde; Amerikan yargı erkini, bir temyiz mahkemesi ile bu mahkeme-
nin altındaki alt derece mahkemelerinin oluşturacağı ifade edilmiştir.
Dolayısıyla, Amerika’da yargı erkini sonul aşamada Amerikan Tem-
yiz mahkemesinin temsil ettiğini söyleyebilmek olanaklıdır. Halbuki
Türkiye’de birden çok yüksek mahkeme veya yargı organı olduğun-
dan yargı erkini sonul aşamada kimin temsil ettiğini saptayabilmek
kolay değildir. Erkler ayrılığı idesine uygun davranabilmek açısından
da Yargıtay hariç diğer yüksek mahkeme ya da yargı organlarının ya
kaldırılması ya da idari organa dönüştürülmesi kaçınılmaz bir zorun-
luluktur.
Esasen, Yargıtay dışında diğer yüksek mahkeme ya da yüksek
yargı organının bulunması, kanımızca, erkler ayrılılığı ilkesine göre
düzenlenen Anayasa’nın, yargıyı erk düzenleyen 9. maddesine de ay-
kırılık oluşturur. Gerçekten de, Anayasa’nın bu maddesinde; yargı yet-
kisinin, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı ifade
edilmektedir. Bu hükmün özü, Özarpat’ın da isabetli olarak belirttiği
üzere yargı yetkisinin kullanılmasının yalnızca bir organa ait olması-
dır. Özarpat, haklı olarak, yargı yetkisinin değişik organlar tarafından
kullanılması durumunda hem kişilerin doğal olarak bağlı olmaları ge-
reken mahkemelerinden uzaklaştırılacağını, hem de değişik yargı or-
ganları arasında içtihat farklarının doğmasına yol açılacağını, bu duru-
mun ise mahkemelere beslenen güveni sarsabileceği gibi adaletsizlik
de doğurabileceğini ifade etmektedir.
126
Kuşkusuz, Yargıtay dışında-
125
Yasama, yürütme, yargı.
126
Bkz. Özarpat, Askeri Ceza Yargılama Usulü Hukuku, s. 24.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200968
ki yüksek mahkemeler ya da yüksek yargı organlarının da anayasal
dayanakları bulunmaktadır. Dolayısıyla söz konusu mahkeme veya
yargı organlarının Anayasa’nın 9. maddesine aykırı olmadığı savla-
nabilir. Ancak, fikrimizce Yargıtay dışındaki söz konusu mahkeme ya
da yargı organlarının anayasal dayanağının bulunması Anayasa’nın
9. maddesine olan aykırılığı ortadan kaldırmaz. Bu durumu olsa olsa
Anayasa’ya aykırı Anayasa hükümleri olarak değerlendirmek daha
doğru olur.
127
Esasen yargı birliğine geçilmesinde mantıksal bir zorunluluk da
vardır. Gerçekten de, Kunter’in belirttiği gibi devletin egemenliğine
dayanarak yaptığı bir faaliyet olan yargılamanın, devletin egemenliği
gibi tek olması mantıki bir zorunluluktur. Yazara göre, ya bir devlet
vardır, o halde egemenlik de tektir yahut egemenlik birden fazladır o
halde bir devletten de bahsedilemez. Yazar, egemenlik denilen erkin,
128
yasama, yürütme ve yargılama erklerinden oluştuğunu, bir devlet
içinde birden fazla yasama erki veya birden fazla yürütme erkinin ola-
madığı gibi yargılama erkinin de birden fazla olamayacağını, bir başka
deyişle, yargılama erkinin bir olması gerektiğini ifade etmektedir. Bu
çerçevede, yazara göre, yargılama birliği prensibinin ifade etmek iste-
diği anlam; her devlet içinde yargılamanın egemenlik gibi tek oluşu ve
o devletin egemenliğine tabi bütün şahısların bir tek yargılama erkine
bağlı oluşudur.
129
Bu konuyu kapatmadan önce bir hususu belirtmek yerinde olacak-
tır. Yargı birliğine geçilmesi, egemenliğin millete ait olması ilkesi ile
doğal yargıç ilkesine de uygun düşecektir. Gerçekten de, Taner’in be-
lirttiği gibi egemenlik millete ait olduğuna göre, yargı hakkı da millete
ait olmalıdır. Yazar, yargı hakkının kullanılmasında birlik bulunması-
nın çok doğru bir davranış olduğunu ve esas teşkil etmesi gerektiğini
ifade etmektedir. Taner, yargı birliğinin sağlanamadığı durumlarda
hüküm ve kararlarda karışıklık, çelişki, içtihat farklılıkları ve merci-
lerde duraksamanın doğabileceğini ifade etmektedir. Yazar, herkesin
doğal yargıcına tabi olması gerektiğinden yargı hakkının bir organla
yönetilmesinin, herkesinin doğal yargıcına tabi olması hakkının en uy-
127
Daha açık bir deyişle, Anayasa’nın 9. maddesine aykırı olan anayasa hükümleri.
128
Yazar, hatalı olarak, “erk” kavramı yerine “kuvvet” kavramını kullanmaktadır.
129
Kunter, a. g. e., s. 142-143.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200969
gun bir surette sağlanmasına da yardım edeceğini ifade etmektedir.
130
d. Savcılığın Kaldırılması
Yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde yaşama geçirebilmek için
alınması gereken bir başka kurumsal önlem, savcılığın ortadan kaldı-
rılmasıdır. Yürürlükteki dizgedeki savcıların konumu bütünüyle yargı
bağımsızlığına aykırı düşmektedir. Her şeyden önce, diğer yargı sis-
temlerinin aksine, Türkiye’de yargıç ve savcılar arasında açık bir be-
raberlik durumunun bulunması, daha açık bir deyişle, her ikisinin de
hem kanun önünde hem de uygulamada eşit kabul edilmesi, yargıç ve
savcılar arasında organik bir ilişkinin bulunması, Yargıçların Bağım-
sızlığı Konusundaki Avrupa Konseyi 2 Numaralı İlkesi’nin 1. fıkrasın-
da; devlet kurumları veya temsilcileri de dahil olmak üzere bir dava ile
ilgili olan tüm kişilerin yargıcın otoritesi altında bulunması gerektiğini
ifade edilmesine dolayısıyla savcının yargıçlıktan ayrı fakat ona tali bir
durumda olması gerekirken savcının yargıca bağlı ve yargıçla eşit bir
konumda bulunması yargı bağımsızlığı ilkesine derin bir şekilde zarar
vermektedir.
131
Çağcıl kamu yönetimi ilkelerine uygun davranabilmek açısından
savcılığın kaldırılması gerekmektedir. Gerçekten de, Anayasa’nın 140.
maddesinin 6. fıkrası gereği, savcı ve yargıçlar idari yönden Adalet
Bakanlığı’na bağlıdır. Savlayan ile karar verenin idari yönden olsa bile
aynı makama (Adalet Bakanlığı’na) bağlanması, çağcıl kamu yönetimi
ilkelerine de aykırı düşer. Çağcıl kamu yönetimi anlayışı; savlayan ile
karar veren organın aynı makama bağlanmasına hiç bir şekilde izin
vermez.
Hukukun üstünlüğü ilkesini yaşama geçirebilmek açısından da
savcılığın kaldırılması gerekir. Gerçekten de, hukukun üstünlüğü il-
kesi, silahların eşitliği olarak adlandırılabilecek savunma avukatı ile
savunma avukatının eşit konum ve rollere sahip olmasını ve öyle
bir görünüm verilmesini gerektirir. Savcılık kurumu mevcut olduğu
müddetçe Türkiye’de silahların eşitliği ilkesini yaşama geçirebilmek
ve dolayısıyla ceza yargılamasının temel özelliği olan diyalektiğe ula-
130
Taner, Ceza Muhakemeleri Usulü, s. 26.
131
Bu konuda fazla bilgi için bkz. Avrupa Birliği Komisyonu’nun yukarıda bahsedi-
len İstişari Ziyaret Raporu (28 Eylül 2003-10 Ekim 2003) s. 54-58.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200970
şabilmek de kolay değildir. Bu açıdan savcılığın kaldırılarak, serbest
avukat ile eşit konumda bulunacak sav avukatlığının kurulması gere-
kir.
Suçlarla etkili bir savaşım verilebilmesi amacıyla da savcılığın
kaldırılması gerekir. Gerçekten de, günümüzde, polisin, genellik-
le, C. Savcısının gözetimi altında suç soruşturma ve kovuşturmasını
yürütmemesi suçla savaşım açısından bir zayıflık doğurmaktadır. Bu
kanıya Adalet İstatistiklerinin incelenmesi sonucu da ulaşılabilir. Ger-
çekten de özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Cumhuriyet Savcılarının
ceza mahkemelerine açtıkları davalar hakkında, sanıklar bakımından
verilen kararların dağılımının incelenmesinden %50 dolaylarında (ge-
nellikle %45 - %55 arasında) bir mahkumiyet kararı elde edilebildiği,
bir başka deyişle Cumhuriyet savcıları tarafından mahkemeye açılan
her iki davadan yaklaşık birisinin boş yere açıldığı anlaşılmaktadır.
132
Halbuki Japonya’da ceza mahkemelerine açılan davalarda sanıklar
hakkında %100’e yaklaşan (%99 civarında) oranda mahkumiyet ka-
rarı elde edilmektedir.
133
Kanımca bunun temel nedenlerinden birisi,
Japonya’da suç soruşturma ve kovuşturmalarının savcı gözetimi altın-
da polis tarafından yürütülmesidir.
Bu çerçevede; savcılığın bünyesinde taşıdığı olumsuzluklardan
kurtulmak için Cumhuriyet Savcılığı kaldırılarak “Sav Avukatlığı Ku-
rumu” oluşturulmalı ve sav avukatlığı kurumu ile polis teşkilatı aynı
bakanlık (Devlet Bakanlığı) ile ilişkili hâle getirilmelidir. Kurumsal
açıdan yapılacak bu düzenlemeyle birlikte bütün suçların soruşturma
ve kovuşturması sav avukatının gözetiminde polis tarafından yapıl-
masının yolu açılarak mahkemeye açılacak ceza davalarında sanıklar
bakımından daha fazla bir yüzdeyle mahkumiyet kararı elde edilebile-
cek ve sav avukatı ile serbest avukat arasında “silahların eşitliği” ilkesi
tam olarak sağlanacaktır.
Sav avukatı ve polis aynı Devlet Bakanlığı ile ilişkili hâle getirile-
bilirse, polisin görev ve sicil olarak kime bağlanması gerektiği tartış-
maları biteceği gibi birden çok coğrafi bölgeyi kesen suçların soruştur-
132
Adalet Bakanlığınca hazırlanan en son 2006 Yılı Adli İstatistikler Raporu s. 40’ta
söz konusu mahkumiyet oranının % 46.1 olduğu göze çarpmaktadır.
133
Bu konuda fazla bilgi için bkz. Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013) Adalet Hiz-
metleri ve Güvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayınları, Ankara, 2007,
s. 36.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200971
ma ve kovuşturmasını yürütmek üzere kurulması savunulan Türkiye
Cumhuriyeti Başsavcılığı kurulmasına da gerek kalmayacaktır.
e. Yargıç Adaylarının Seçimi, Staj
ve Mesleğe Kabul Dizgesinin Değiştirilmesi
Yargıç adaylarının seçiminde Adalet Bakanlığı’nın yoğun bir et-
kisi görülmektedir. Gerçekten de, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu’nun 9. maddesinin 2. fıkrasında; yazılı yarışma sınavı ile mü-
lakatta başarı gösteren kişilerin hâkim adaylığına atanacağı ifade edil-
mekte, 9/A maddesinin 1. fıkrasında; yazılı yarışma sınavının Adalet
Bakanlığı ile imzalanacak protokole göre Öğrenci Seçme ve Yerleştir-
me Merkezi tarafından yapılacağı ifade edilmekte, bu maddenin 5.
fıkrasında ise, “Mülakat Kurulu”nun; Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve
görevlendireceği Müsteşar Yardımcısı başkanlığında, Teftiş Kurulu
başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve Personel Genel Müdürleri ile Tür-
kiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulu’nun her sınav için kendi üye-
leri arasından belirleyeceği iki üye olmak üzere toplam yedi üyeden
oluşacağı ifade edilmiştir.
Yargıç adaylarının seçiminde Adalet Bakanlığı’nın yoğun etkisinin
bulunması, bütünüyle yargı bağımsızlığına aykırı düşmektedir. Ger-
çekten de, 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı İlkeleri’nin
“yeterlik, seçim ve eğitim” başlıklı prensibinde; yargıçlık mesleğine, ye-
terli hukuk eğitimi görmüş, yetenekli ve kişilikli bireylerin seçileceği,
seçim yönteminde, amaca aykırı düşenlerin rol oynamasını engelle-
yecek önlemlerin alınması gerektiği, yargıçların seçiminde, bir kişiye,
karşı ırk, renk, cinsiyet, din, siyasi veya diğer fikirler, milli veya sosyal
menşe ve mal varlığı gibi düşüncelerle hiçbir ayrım yapılmayacağı, an-
cak yargıç adayının ülke vatandaşı olma koşulunun ayrımcılık olarak
nitelendirilemeyeceği ifade edilmiştir.
134
Adalet Bakanlığı’nın başında
siyasi bir kimlik taşıyan bakan bulunduğuna göre yargıç adaylarının
seçiminde Adalet Bakanlığı’nın etkisi, Birleşmiş Milletler’in söz konu-
su prensibine açıkça aykırıdır. Çünkü Adalet Bakanı ile aynı veya ben-
zer siyasi düşünceyi paylaşan bir kişi salt bu özelliği nedeniyle yargıç
adayı olabilecektir.
134
Birleşmiş Milletlerin 1985 tarihli Yargı Bağımsızlığı İlkelerinin Türkçe tam met-
ni için bkz. (http: //www.taa.gov.tr/abhukuku/AB/yetik.pdf, Erişim Tarihi,
14.2.2008).
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200972
Bununla birlikte, yargıç adaylarının seçimi işinin Yargıçlar Yüksek
Kurulu’na bırakılması görüşünü benimsemiyoruz. Yargıçlar Yüksek
Kurulu, yargıç adaylarının mesleğe kabulünden itibaren devreye gir-
mesi gerektiği görüşündeyiz. Eğer, Türkiye’deki staj dizgesi bir düze-
ne sokulur ve bakanlığın gözetimi altında yargıç ile avukatların staj
dizgesi aynı usul ve esaslara tabi tutulabilirse bu durum yargı bağım-
sızlığına pek fazla zarar vermeyecektir.
Türkiye’deki staj dizgesinin bir düzene sokulabilmesi için her şey-
den önce yargıç ve avukatlık stajının aynı usul ve esaslara bağlanması
gerekir. Ülkede, yargıç ve avukatlık stajı oldukça farklı usul ve esas-
lara bağlanmıştır. Gerçekten de, 23.7.2003 tarih ve 4954 sayılı Türkiye
Adalet Akademisi Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrasında; adli ve
idari yargıda hâkim ve savcı adaylığına atananların meslek öncesi eği-
tim süresinin iki yıl olduğu, bu sürenin hazırlık eğitimi, staj dönemi ve
son eğitim dönemi olmak üzere üç dönemi kapsayacağı, staj dönemi-
nin son altı ayında adayların yabancı dil eğitimi için yurt dışına gön-
derilebileceği, bu dönemlerin süreleri, hazırlık eğitimi ve son eğitim
döneminde adaylara öğretilecek konuların, stajın yaptırılacağı yerler
ve bunların sürelerinin, yabancı dil eğitimi için yurt dışına gönderilme
usul ve esasları ile Yargıtay ve Danıştay’da yapılma şekli ve eğitim-
den sayılmayan sürelerin ne suretle tamamlatılacağına dair hususların
yönetmelikle düzenleneceği ifade edilmiş, maddenin 2. fıkrasında ise
hazırlık eğitimi ve son eğitimin Adalet Akademisi Eğitim Merkezi’nde
yapılacağı ifade edilmiştir. Buna karşın, 19.3.1969 tarih ve 1136 sayı-
lı Avukatlık Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrasında; avukatlık staj
süresinin 1 yıl olduğu, ilk altı ayının mahkemelerde ve kalan altı ayı-
nın da en az beş yıl kıdemli olan bir avukat yanında yapılacağı ifade
edilmiştir. Diğer yandan, yargıç adayları stajları boyunca ücret alırken,
avukat adayları herhangi bir ücret alamamaktadır.
Bu farklılıkların staj dizgesini tam bir çıkmaza götürdüğü ve yar-
gının önemli bir asli unsuru olacak olan avukat adayları bakımın-
dan açık bir haksızlık doğurduğu ortadadır. Stajın verimli ve fayda-
lı olmasını sağlamak için Almanya’da uygulanan dizgeye geçmek
gerekmektedir.
135
Bu çerçevede, Almanya’da uygulanan staj dizgesi-
135
Alman sistemi hakkında bilgi için bkz. Reisoğlu, Federal Almanya Cumhuriyeti Ada-
let Cihazı, s.21.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200973
ne benzer şekilde, Adalet Bakanlığı,
136
hâkimlik stajına başlamak için
ÖSYM’ye yaptırdığı yarışma sınavı gibi avukat ve yargıç adayları için
ortak bir hukuk stajı yeterlilik sınavı açtırmalı ve bu sınavı kazananlar
staja başlatılmalıdır. Avukat ve yargıç adayları stajlarını beraber yap-
malı ve ortak bir staj programı uygulanmalıdır. Daha açık bir deyişle,
avukatlık ve hâkimlik stajı şeklindeki ayrım terk edilerek; yapılacak
stajda süre, ücret ve diğer yönlerden eşit şartlar uygulanmalıdır. Sta-
jın bitiminde, yine Adalet Bakanlığı’nca ÖSYM’ye sınav yaptırılarak
bu sınavı başaranlar “yargı mensupluğu belgesi” almalıdır. Bu belge-
yi alanlardan yargıç olmak isteyenler Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun
açacağı sınava katılmalı, sav avukatı olmak isteyenler “Sav Avukatlığı
Kurumu”na, serbest avukat olmak isteyenler ise çalışmak istediği baro-
ya başvurmalıdır.
Böyle bir yöntemin uygulamaya geçilmesi, yargıç ile sav avukatı
ve serbest avukat arasında karşılıklı anlayış, sevgi ve saygının artırıl-
ması bakımından büyük yararlar getireceği ve ayrıca hukuk fakültesi
öğrencilerinin mezun olduklarında avukat olmak için de başarmak zo-
runda oldukları ağır sınavları düşünerek daha çok çalışmalarını sağla-
yacağı açık olduğu gibi
137
yargıçlığa atanmada bütün yetkiyi Yargıçlar
Yüksek Kurulu’na bıraktığı için yargı bağımsızlığı ilkesine de uygun-
dur.
f. Türkiye Adalet Akademisi’nin
Adalet Bakanlığı ile Bağının Kesilmesi
Yargı bağımsızlığı ilkesini yaşama geçirebilmek için alınması ge-
reken bir diğer kurumsal önlem; Türkiye Adalet Akademisinin Adalet
Bakanlığı ile her türlü bağını keserek, söz konusu akademiyi kurulma-
sı gereken Yargıçlar Yüksek Kurulu’na bağlamaktır.
23.7.2003 tarih ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu
ile Türkiye Adalet Akademisi’nin kuruluş ve görevleriyle ilgili esaslar
düzenlenmiştir. Akademinin görevi; salt yargıçların meslek içi eğitimi-
ni düzenlemek olması gerekmesine rağmen Kanun’un 5. maddesinde
eğitim, danışma ve yardım, inceleme, araştırma ve yayın, doküman-
136
Bakanlığın ismi yukarıda da belirtildiği gibi “Adli İşler Bakanlığı” veya “Adliye
Bakanlığı” olarak değiştirilmek koşuluyla.
137
Bkz. Karayalçın, Hukukda Öğretim - Kaynaklar - Metod - Problem Çözme, s. 30.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200974
tasyon, meslek öncesi eğitim, staj ve diğer görevler olmak üzere olduk-
ça geniş olarak sayılmıştır. Akademi’nin görevlerinin oldukça geniş
tutulması, onun kuruluş felsefesine de aykırıdır.
138
4954 sayılı Kanun’un, Adalet Bakanlığı’na, Akademi üzerinde
geniş yetkiler tanımıştır. Gerçekten de, Kanun’un 4. maddesinin 2.
fıkrasında; Akademinin ilgili olduğu Bakanlık Adalet Bakanlığı ola-
rak saptanmıştır. Kanun’un 7. maddesinde, Akademi’nin organları-
nı; Başkanlık, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu’nun
oluşturacağı ifade edilmiştir. Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasında;
Başkan ve başkan yardımcılarının Bakanlar Kurulu’nca atanacağı ifa-
de edilmiştir. Kanun’un 12. maddesinin 1. fıkrasında ise Akademi Ge-
nel Kurulu’nda; Adalet Bakanlığı’nı temsilen Adalet Bakanı, Bakanlık
Müsteşarı, Ceza İşleri Genel Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü,
Kanunlar Genel Müdürü, Avrupa Birliği Genel Müdürü, Personel Ge-
nel Müdürü, Eğitim Dairesi Başkanı’nın bulunacağı ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere, Kanun’un, Adalet Bakanlığı’na, Akademi üzerinde
tanıdığı yetkiler ilgili Bakanlığa tanınan yetkileri oldukça fazla olarak
aşmış, adeta bir ağır vesayet yetkisine dönüşmüştür. Bu durum yargı
bağımsızlığı ilkesine derin zarar vermektedir.
Gerçekten de, 12-13 Mayıs 2000 tarihli orta ve batı Avrupa ülke-
lerinin yer aldığı Yargı Eğitimi Merkezleri Yıllık Konferansı çerçeve-
sinde kabul edilen Chisinau Deklarasyonu’nda; yargı mensuplarının
eğitiminin, bizatihi yargı tarafından bağımsız bir yöntemle yapılma-
sı esası kabul edilmiştir. Bu esasa uyum sağlamak açısından Adalet
Bakanlığı’nın, Akademi üzerindeki tüm yetkilerinin kaldırılması uy-
gun olacaktır.
139
Daha doğru bir deyişle, Bakanlığın, Akademi üzerin-
deki tüm yetkilerinin kurulması gereken Yargıçlar Yüksek Kurulu’na
devredilmesi yerinde olacaktır.
g. Yargıçların Örgütlenmesinin
Önündeki Engellerin Kaldırılması
Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkelerini tehlikeye sokan
etkenler sadece devletin Adalet örgütünün düzenlemiş biçimiyle ilgili
138
Çünkü, Akademi’nin kuruluş felsefesi, salt yargıçların meslek içi eğitimini iyi bir
şekilde sunmak olmalıdır.
139
Bu konuda fazla bilgi için bkz. Avrupa Birliği Komisyonunun yukarıda bahsedilen
İstişari Ziyaret Raporu (28 Eylül 2003-10 Ekim 2003) s. 44.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200975
değildir. Yargılama sürecinin temel unsuru olan yargıcın mesleki ör-
gütlenme sorunları da bu alanı yakından etkilemektedir. Yargıçların
kendilerini ve mesleki değerlerini korumalarını ve savunmalarını sağ-
layan örgütler bulunmamaktadır. Oysa yargı ve yargıç bağımsızlığını
ve bunların mesleki güvencelerini sağlayacak olan sadece devlet içi
düzenlemeler değil, aynı zamanda bunların serbestçe örgütlenebil-
meleridir. Fransa’da yargı ve yargıç bağımsızlığı ile güvencesini ger-
çekleştiren asıl gücün “Yargıçlar Sendikası” (Syndicat de la Magistrature)
olduğu ifade edilmektedir.
140
Yargıçların örgütlenmesi sorunu çözebilmek amacıyla Türkiye
Hâkimler ve Savcılar Birliği (THSB) Tasarısı hazırlanmış ve Tasarı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunmakta ise de
141
söz konusu ta-
sarının yargıçların örgütlenme sorununu çözebileceği düşünülmemek-
tedir. Çünkü THSB’ye hem yargıçlar, hem de savcılar üye olabilecek ve
yargıçlar bunun dışında başka bir örgütlenmeye gidemeyeceklerdir.
Yargıçların, savcılardan ayrı olarak ve THSB dışında örgütlenememesi
yargı bağımsızlığına aykırıdır.
Halbuki yargı bağımsızlığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için
yargıçlar, bağımsızlıklarının sağlanması, çıkarlarının korunması, mes-
leki etiklerinin geliştirilmesi, düşüncelerinin açıklanması ve görev-
lerinin sürdürülmesi veya adaletin idaresi ile ilgili konularda tutum
saptanmasına olanak sağlayacak tarzda serbestçe mesleki birlikler
oluşturabilmeli ve organize edebilmelidir.
142
Nitekim, Birleşmiş Mil-
letlerin 1985 tarihli Yargı Bağımsızlığı İlkeleri’nin “ifade ve dernek kur-
ma özgürlüğü” başlıklı prensibinin 2. fıkrasında; yargıçların, menfaat-
lerini savunmak, mesleki eğitimlerini geliştirmek ve bağımsızlıklarını
korumak amacı ile serbest bir şekilde dernek kurmak veya kurulmuş
bir derneğe üye olmak hakkına sahip olacakları ifade edilmiştir. Bu
açıdan, THSB Tasarısı’nın geri çekilerek yargıçların serbestçe örgütle-
nebilmelerini öngören bir yasal düzenlemenin yapılması yerinde ola-
caktır.
140
Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, TÜSİAD, s. 180.
141
1.9.2008 tarihi itibarıyla.
142
Bkz. Avrupa Birliği Komisyonunun yukarıda bahsedilen İstişari Ziyaret Raporu
(28 Eylül 2003-10 Ekim 2003) s. 53 vd.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200976
h. Mahkemelerin Kuruluşu ile
İl ve İlçe Kurulma Dizgesinin Değiştirilmesi
Mahkemelerin kuruluş dizgesinde Adalet Bakanlığı’nın yoğun
bir etkisinin olduğu göze çarpmaktadır. Gerçekten de, 26.9.2004 ta-
rih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un
143
5 ve 9. maddelerinin 1. fıkralarında hukuk ve ceza mahkemelerinin,
her il merkezleri ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz
önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulacağı
ifade edilmekte, bu kanunun 25. maddesinin 1. fıkrasında ise bölge
adliye mahkemelerinin, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu
göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı’nca kurulacağı
belirtilmektedir.
İdari yargı organlarının kuruluşu bakımından da Adalet Bakan
lığı’nın yoğun bir etkisi görülmektedir. Gerçekten de, 6.1.1982 ve 2576
sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mah-
kemeleri Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. maddesinin
1. fıkrasında; bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi
mahkemelerinin, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde
tutularak Adalet Bakanlığı’nca kurulacağı ve yargı çevrelerinin sapta-
nacağı ifade edilmektedir. Mahkemelerin kuruluşu açısından bir yü-
rütme organı olan Adalet Bakanlığına tanınan bu yetkiler yargı bağım-
sızlığına aykırı düşmektedir.
İl ve ilçe kurulması için de somut ölçütler bulunmamaktadır.
Gerçekten de, 10.6.1949 tarih ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 1.
maddesinde; Türkiye’nin merkezi idare kuruluşu bakımından coğraf-
ya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetinin gereklerine göre
illere; iller ilçelere ve ilçelerin de bucaklara ayrıldığı ifade edilmekte,
2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise; il ve ilçe kurulması, kaldı-
rılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin
başka bir il’e bağlanmasının kanunla yapılacağı belirtilmektedir. 5442
sayılı Kanun’da il veya ilçe kurulması için somut bir ölçütün aranma-
ması da yargı bağımsızlığına aykırıdır. Çünkü mahkemeler il veya ilçe
143
Bkz. 7.10.2004 tarih ve 25606 sayılı Resmi Gazete.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200977
merkezinde kurulacağına ve il ile ilçelerin kuruluşunda nesnel bir öl-
çüt bulunmadığına göre kurulması gerekmeyen çok küçük il veya ilçe
merkezlerine bile siyasal kaygılarla mahkemeler kurulabilecektir. Bu
durumun da yargı bağımsızlığına aykırılık oluşturduğu ortadadır.
Yargı bağımsızlığı ilkesine uygun hareket edebilmek açısından her
şeyden önce mahkemelerin kuruluşunda Adalet Bakanlığı’na verilen
yetkilerin tümüyle Yargıçlar Yüksek Kurulu’na devredilmesi gerekir.
Ancak, Yargıçlar Yüksek Kurulu’na mahkemelerin kuruluşunda yetki
tanınırken söz konusu kurulun nesnel bir takım ölçütler çerçevesinde
mahkeme kurmasına izin verilmelidir. Kurulun nesnel ölçütler teme-
linde mahkeme kurmasının ilk adımını, somut ölçütler çerçevesinde il
ve ilçelerin kuruluşu oluşturur.
Esasen kamu hizmetlerinin ve devlet idaresinin etkin bir yürü-
tülmesi bakımından da il ve ilçelerin kurulmasında nesnel ve somut
ölçülerin bulunması mutlak bir zorunluluktur. Bu çerçevede, bir il ku-
rulabilmesi için nüfusunun en az 250.000 olması, alanının 5.000 km
2
den az olmaması, merkez ilçe dışında en az beş ilçeye sahip olması,
kendisinden ya da kendilerinden ilçe ya da köy alınan illerin bu ölçüt-
lerin altına düşmemesi, coğrafya durumunun, ekonomik şartlarının,
mali yeterliliğinin ve kamu hizmetlerine olan gereksinimin göz önün-
de tutulması gerekir.
144
İlçe kurulması için de nesnel koşulların bulunması gerekir. Bu
çerçevede, bir ilçe kurulabilmesi için kurulacak ilçenin; nüfusunun en
az 15.000 olması, merkez belediyesi dışında en az toplam 10 köy ve
belediyeye sahip olması, alanının en az 600 km
2
olması, ilçe merkezi
nüfusunun en az 3000 olması, coğrafya durumunun, ekonomik şartla-
rının, mali yeterliliğinin ve kamu hizmetlerine olan gereksinimin göz
önünde tutulması gerekir.
145
Bu çerçevede, yargı bağımsızlığına uygun davranabilmek açısın-
dan ilk önce il ve ilçe kurulması nesnel ölçütlere bağlanmalı ve il ve ilçe
merkezlerinde bir takım somut ölçütlere bağlı olarak Yargıçlar Yüksek
Kurulu’nun hukuk ve ceza mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemesi
kurmasını sağlayıcı bir düzeneğin getirilmesi gerekir. Bölge Yüksek
144
Bkz. Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, TÜSİAD, s. 163.
145
Bkz. Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, TÜSİAD, s. 163.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200978
Mahkemeleri’nin hangi il merkezinde kurulacağı ise yasada açıkça
saptanmalıdır.
146
ı. Yargıçların Denetim Düzeneğinin Değiştirilmesi
Yargı bağımsızlığı ilkesini yaşama geçirebilmek için alınması gere-
ken bir başka kurumsal önlem; yargıçların denetlenmesi bakımından
Adalet Bakanlığı’nın sahip olduğu her türlü yetkinin kaldırılarak de-
netim düzeneğini bütünüyle Yargıçlar Yüksek Kurulu’na bağlamaktır.
Bu düzeneğin nasıl kurulması gerektiğini incelemeye geçmeden önce
iki hususu vurgulamak gerekir.
Bunlardan ilki, yargı bağımsızlığının; yargıçların görevlerini tam
ve hakkıyla yapabilmeleri için kabul edildiğinden onların görevlerini
yapmamaları veya kötü yapmaları sonucunu doğuramayacağı, key-
filiğe dönüşemeyeceği ve adalet düzeneğinin felce uğramasına sebep
olamayacağıdır.
147
Kısacası, yargının bağımsız olması hiç bir şekilde
onun denetimsiz olmasını ifade etmez. Ülkemizde 1961- 1971 yılları
arasında yargının denetimsizliğinden doğan keyfiliğin
148
oluşmasın-
daki temel etken, kanımızca, yargı bağımsızlığının denetimsizlik so-
nucunu doğuracağı şeklindeki yanlış sanıdır.
İkinci olarak, yargıçların denetim düzeneği bütünüyle Yargıçlar
Yüksek Kurulu’na verilse bile söz konusu kurulca bile yargıçların yargı
yetkisinin kullanılmasına ilişkin fiil ve eylemlerinin hiç bir şekilde de-
netim konusu yapılamayacağıdır. Daha açık bir deyişle, Anayasa’nın
138. maddesinin 2. fıkrası çerçevesinde, Yargıçlar Yüksek Kurulu bile
yargı yetkisinin kullanılması bakımından yargıçları hiç bir zaman de-
netleyemez. Yargı yetkisinin kullanılması bakımından denetim yargıç
146
Biz ilk derece mahkemeleri olarak sadece hukuk ve ceza mahkemeleri ile idare ve
vergi mahkemelerinin kurulması gerektiği fikrini savunmaktayız. Diğer yandan,
bölge idare mahkemelerinin de kaldırılmasını savunduğumuzdan idare ve vergi
mahkemelerinin kararlarına karşı istinaf yolu olarak, ilga edilmesi gereken Bölge
Adliye Mahkemeleri yerine tüm ilk derece mahkemeleri açısından geçerli olan ve
kurulması gereken Bölge Yüksek Mahkemeleri’ne başvurulmalı, söz konusu yük-
sek mahkemelerin kararlarının temyiz yeri ise yine oluşturulması gereken Türkiye
Temyiz Mahkemesi olmalıdır.
147
Kunter, a. g. e., s. 348.
148
Bkz. Özek, Çetin, Yargının İdari Denetimi, İHFM (Atatürk’e Armağan), C. XLV-
XLVII, S. 1- 4, 1979 - 1980 - 1981, s. 971 vd.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200979
sonu kararını verdikten sonra ancak bir üst mahkeme tarafından yapı-
labilir. Bu hususları hatırlattıktan sonra, yargıçların mevcut denetim
düzeneğinin incelenmesi uygun olacaktır.
1982 Anayasası ile yargıçların denetiminde neredeyse bütün yetki
Adalet Bakanlığı’na verilmiştir. Gerçekten de, Anayasa’nın 144. mad-
desinde hâkimlerin görevlerini; kanun tüzük, yönetmelik ve idari nite-
likteki genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; gö-
revlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini,
hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araş-
tırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturmanın Adalet
Bakanlığı’nın izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılacağı, Adalet
Bakanı’nın soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma
ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle
de yaptırabileceği ifade edilmiştir.
Bu hüküm, 2802 sayılı Kanun’un değişik hükümlerinde somutlaş-
tırılmıştır. Bu çerçevede; Kanun’un 82. maddesinin 1. fıkrasında; hâkim
ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları, sı-
fat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle,
haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığı’nın
iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanı’nın inceleme ve soruşturmayı, ada-
let müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kı-
demli hakim veya savcı eliyle yaptırabileceği ifade edilmiş, 89. madde-
sinin 1. fıkrasında ise hakimler hakkında görevden doğan veya görev
sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli
görüldüğü takdirde evrakın, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çev-
resinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahke-
mesi Cumhuriyet Savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili
kuruluşlarında görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrakın ise An-
kara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderileceği belirtilmiştir. Kanun’un
99. maddesinin 1. fıkrasında; Adalet Bakanlığı’nda, Bakana bağlı bir
başkan, bir başkan yardımcısı, yeteri kadar adalet müfettişinden olu-
şan Teftiş Kurulu’nun bulunacağı, 100. maddesinde; adalet müfet-
tişlerinin, hâkimlerin görevlerini, kanun, tüzük, yönetmelik ve idari
genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını ve adalet daireleri
ile idari yargı dairelerini denetleme, hâkimlerin görevlerinden dolayı
veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemleri-
nin sıfatları ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve ge-
rektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yapacakları,
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200980
idari yargıdan atanan adalet müfettişlerinin sadece bölge idare, idare
ve vergi mahkemelerinin denetimi ile idari yargı hâkimleri hakkındaki
soruşturmalarda görevlendirilecekleri ifade edilmiştir. Kanun’un 101.
maddesinde ise, adalet müfettişlerinin lüzum gördükleri kimseleri ye-
minle dinleyeceği, gerektiğinde istinabe yoluna başvurabileceği ve so-
ruşturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yapacakları, sübut delille-
rini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya
toplayacakları, adalet müfettişlerince yapılacak denetim, inceleme ve
soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişilerin istenecek her türlü bilgi ve
belgeyi vermek zorunda oldukları ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere, yargıçların denetimi konusunda gerek Anayasa
hükmü, gerekse 2802 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri yargı bağımsız-
lığına açıkça aykırı düşmektedir. Çünkü yargıçların, idari yönden olsa
bile bir yürütme organı olan Adalet Bakanlığı tarafından denetlenmesi
yargı bağımsızlığına derin zarar verir. Bu yüzden yargıçların idari yön-
den denetlenmesi işi, bütünüyle Yargıçlar Yüksek Kurulu’na bırakılma-
lı ve söz konusu kurulun kendi teftiş organı ile yargıçların idari yönden
denetiminin sağlanması gerekir. Bu çerçevede, Adalet Bakanlığı’nın
sahip olduğu yargıca yapılacak soruşturmaya izin verme yetkisinin de
Yargıçlar Yüksek Kurulu’na bırakılması uygun olacaktır.
i. Yalnızca Hukuk Fakültesi Mezunlarının Yargıç Olabilmesi
Yargı bağımsızlığı ilkesini yaşama geçirebilmek için alınması ge-
reken son kurumsal önlem; yalnızca hukuk fakültesi mezunlarının
yargıç olabileceği esasını benimsemektir. Hukuk fakültesi olmayan bir
mezunun idari yargıda yargıç olabilmesi olanaklıdır.
149
Gerçekten de,
24.2.1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “aday-
ların nitelikleri” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, idari
yargıya, hukuk fakültesinden mezun olanlar dışında alınacak adayla-
rın her dönemde alınacak aday sayısının yüzde yirmisini geçmemek
üzere ihtiyaç oranında, hukuk veya hukuk bilgisine programlarında
yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alan-
larında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği
149
Hukuk fakültesi mezunu olmayan kişinin örneğin salt Kara Harp Okulu’nu bitiren
bir kişinin askeri mahkeme ve disiplin mahkemesinde de yargıç olabilmesi olanak-
lıdır. Ancak biz askeri yargının bütünüyle kaldırılmasını savunduğumuzdan bu
sorun üzerinde durmayı gereksiz buluyoruz.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200981
kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanların idari
yargı hâkim adayı olabileceği esası öngörülmüştür.
Hukuk fakültesi olmayan bir kişinin yargıç olabilmesi yukarıda
incelenen 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı İlkeleri’nin
yeterlik, seçim ve eğitim prensibine uygun düşmediği gibi yargı ba-
ğımsızlığı ilkesine de uygun düşmemektedir. Esasen, hukuk fakülte-
si mezunu olmayan bir kimse yargıç olsa bile meslek olmayan yargıç
unvanını alır. Halbuki Kunter’in ifadesiyle yargı bağımsızlığının mes-
lekten olmayan yargıçlara sağlanması olanaksız denecek kadar ölçüde
güçtür. Bu yüzden, yazar, haklı olarak meslek-dışı yargıçların kabulü-
nü yargı bağımsızlığı yönünden tehlikeli bulmaktadır.
150
Bu çerçevede,
çağdaş hukukun asla kabul edemeyeceği ve yargı bağımsızlığına ay-
kırılığı açık olan hukuk fakültesi mezunu olmayan kimselerin yargıç
olabilmesi yolunun derhal kapatılması, hatta bu nitelikteki söz konusu
yargıçların da yargıçlık görevine son verilerek idari kadrolara atama-
larının yapılması gerekir.
2. YARGI ÖZNEL BAĞIMSIZLIĞINI SAĞLAYABİLMEK
İÇİN YARGICA TANINMASI GEREKEN TEMİNATLAR
Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için sadece yargıçların ku-
rumsal bağımsızlığının sağlanması yeterli değildir. Bunun yanında,
yargıçların öznel bağımsızlığının da sağlanması gerekmektedir. Yar-
gıçların öznel bağımsızlığının sağlanabilmesi için de yargıçlara temi-
nat tanınması gerekir. Sağlanacak teminatların yargıçların öznel ba-
ğımsızlığını sağlamaya yetebilmesi için yargıcın dürüst, bilgili, olgun
ve faziletli olması ön koşuldur.
151
Bununla birlikte, salt yargıcın dürüst, bilgili, olgun ve faziletli
olması ile yargıcın öznel bağımsızlığı sağlanamaz. Gerçekten de, Ka
pani’nin belirttiği gibi yargıçların, kendi öznel bağımsızlıklarını, bizzat
kendi ahlak ve karakterlerinin dayanıklılığında bulacaklarına dair sık
sık tekrarlanan söz bir hakikat payını içermekle beraber demagojiye
de oldukça müsaittir. Yargıcın yüksek ahlak ve kuvvetli bir karaktere
sahip olması kuşkusuz gereklidir, ancak bu nitelikler kendisinin öznel 150
Kunter, a. g. e., s. 348-349.
151
Krş. Balta, a. g. e., s. 64.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200982
bağımsızlığını sağlamak için yeterli değildir. Çünkü unutmamak gere-
kir ki, yargıç da nihayet bir insandır ve iktidar kendisi üzerinde dile-
diği gibi tasarruf edebilmek serbestisine sahip olduğu müddetçe onun
bağımsızlığından bahsetmeye olanak yoktur. Bundan dolayı, yargıcın
gerçekten hür ve bağımsız olabilmesi için kendisine hukuk tarafından
teminat tanınması gerekir.
152
Yargıcın öznel bağımsızlığını sağlayabilmek için yargıca tanınma-
sı gereken teminatlar çeşitli şekillerde tanımlanabilmektedir. Bu çerçe-
vede, yargıçlık teminatı; yargıcın, iktidar karşısında kendisini tam bir
güvende hissetmesi ve kararlarını her türlü korku ve endişeden uzak
olarak verebilmesi olarak tanımlanabileceği
153
gibi yargıçlara bağım-
sızlıklarının korunması amacı ile tanınmış bulunan hak ve ayrıcalıklar
olarak da tanımlanabilir.
154
Yargıçlık teminatı, yargıç bağımsızlığını korumaya hizmet eden
müesseselerden sadece birisi ve fakat en önemlisidir.
155
Daha açık bir
deyişle, yargının bağımsızlığını tam olarak sağlayabilmek için yukarı-
da da ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere yargıcın kurumsal bağım-
sızlığını tanımak gerekli olduğu gibi çeşitli defalar belirtildiği üzere
yargıcın öznel bağımsızlığını (şahsi bağımsızlığını) sağlayabilmek için
yargıca teminatların tanınması gerekir. Yargının öznel bağımsızlığını
sağlayabilmek için yargıca teminatlar tanınmazsa yargı bağımsızlığı
hiç bir zaman tam olarak sağlanamaz. Ancak yargıca şahsi teminatlar
tanındıktan sonra, yargıç, her türlü maddi etki ve endişeden uzak ola-
rak, huzur ve sükûn içerisinde görev yapabilir.
156
Yargıçlık teminatını dar ve geniş anlamda olmak üzere ikiye ayır-
mak olanaklıdır. İleride ayrıntılı olarak görüleceği üzere bunlardan
dar anlamda teminat; hâkimlerin azil edilememeleridir. Geniş anlam-
da teminat ise yargıçların yalnızca azil edilememeleri değil, bunun
yanında, yargıca coğrafi teminat tanınması, yargıcın belirli bir yaştan
önce emekli edilememesi ve onun aylık ve ödeneklerinden mahrum
bırakılamamasıdır.
157
152
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 83-84.
153
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 85.
154
Bkz. Günday, a. g. e., s. 46.
155
Bkz. Kuru, a. g. e., s. 6.
156
Krş. Kuru, a. g. e., s. 29.
157
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 84-85.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200983
Türk pozitif hukukunda yargıç teminatı geniş anlamda düzenlen-
miştir. Gerçekten de, Anayasa’nın 139. maddesinde; hâkimlerin azlolu-
namayacağı, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce
emekliye ayrılamayacağı, bir mahkemenin kaldırılması sebebiyle de
olsa aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamayacağı
ifade edilmiş, bu durumların ayrıksı hâlleri olarak ise meslekten çı-
karılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmak, görevini
sağlık bakımdan yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılmış olmak
veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmiş olmak
olarak gösterilmiştir. Bu hükme, 2802 sayılı Kanun’un 44. maddesinde
de benzer bir şekilde yer verilerek yargıçlık teminatının geniş anlamda
düzenlenmiştir.
Yargıçlık teminatının neleri içermesi gerektiğini ayrıntılı bir şekil-
de incelemeye geçmeden önce önemli bir hususa vurgu yapmak uy-
gun olacaktır. Yargıçlık teminatı, hukuki niteliği itibariyle, yargıçların
şahsı çıkarı için tanınan bir hak ve imtiyaz olmayıp, halk için kabul
edilmiş bir teminattır. Gerçekten de, demokrasi ile yönetilen ülkeler-
de kanun tarafından yargıçlara tanınan güvenceler, yargıcın şahsı için
(intuitu personae) değil, fakat bütün toplum için daha açık bir deyiş-
le, toplumda adaletin iyi bir şekilde dağıtılması için oluşturulmuştur.
Kısacası bahis konusu olan husus, yargıcın menfaati değil, kamunun
menfaatidir. Amaç, yargıçların nüfuz ve itibarlarının yükseltilmesi
ve huzurlarının sağlanmasından ziyade, onların serbestçe ve tarafsız
olarak hüküm verebilmelerini sağlamak ve dolayısıyla halka, adaletin
her türlü baskı ve etkiden uzak olarak dağıtıldığı hususunda güven ve
itimat aşılamaktır. Bu çerçevede, yargıç teminatı, adaletin ve adalete
inancın başlıca koşulu ve zamanı olarak değerlendirilmek gerekir.
158
Bu çerçevede, yargıca tanınması gereken teminatları şu şekilde sırala-
mak olanaklıdır.
a. Yargıcın Azil Edilememesi
Dar anlamda yargıçlık teminatı denilince hakimlerin azloluna-
maması anlaşılır. Bu ilke “azilden bağışıklık (masuniyet) ilkesi” olarak
da adlandırılmaktadır.
159
Anayasa’nın 139. maddesinin ilk fıkrasın-
158
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 85-86.
159
Kuru, a. g. e., s. 30.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200984
da, “hakimlerin azlolunamayacağı” ibaresine yer verilerek dar anlamda
yargıçlık teminatı düzenlenmiştir. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu’nda da örtülü bir şekilde yargıçların azlolunamayacağı esası
benimsenmiş, bunun ayrıksı durumu ise 69. maddesindeki “meslekten
çıkarma cezası” olarak düzenlemiştir. 2802 sayılı Kanun’un 69. madde -
sinde sayılan durumlarda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun
kararıyla bir daha mesleğe alınmamak üzere yargıcın görevine son ve-
rilebilmektedir.
Bununla birlikte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yargı-
cı meslekten çıkarma cezasına karşı yargı yoluna başvurulmasının en-
gellenmesi yargıçların azil olunamama teminatının özüne aykırı düş-
mektedir. Daha açık bir deyişle, bir yargıcın meslekten çıkarılması idari
işlem olduğuna ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu bağlamda
idari karar aldığına göre Anayasa’nın 159. maddesinin 4. fıkrasında,
söz konusu kurulun tüm kararlarına karşı yargı mercilerine başvuru-
lamayacağının belirtilmesi yargıçların azlolunamaması ilkesini etkin-
sizleştirir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargıca meslekten çı-
karma cezası verirken bir idari işlem yaptığına ve idari işlemler yetki,
şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden birisi ile hukuka aykırı olduk-
larından dolayı iptal edilmeleri olanaklı iken
160
her zaman için hukuka
aykırı olma olasılığı bulunan, dolayısıyla, iptal edilmesi olanaklı olan
meslekten çıkarma cezasına karşı yargı yoluna başvurulmasının önlen-
mesi yargıçlara tanınan söz konusu teminatı sözde bıraktığı açıktır.
Ancak, yargıç hakkında verilen disiplin cezasının yargı organının
denetimine sokulması ise çeşitli sakıncaları beraberinde taşır. Şöyle ki,
dürüstlükle ilgili etik kuralları ihlal eden, hatta ihlal görüntüsü veren
yargıç kadar adaleti lekeleyen, dolayısıyla, kişileri, toplumu ve dev-
leti bozan ve çürüten başka bir kimse düşünülemez. Bu yüzden böy-
le bir yargıca sadece meslekten çıkarma cezası verilmelidir. Örneğin,
dürüstlükle ilgili etik kuralları ihlal görüntüsü veren bir yargıca mes-
lekten çıkarma cezası verildiğini düşünelim. Bu cezaya muhatap olan
yargıcın mahkemeye başvurursa mahkemenin cezanın hukuka aykırı
olup olmadığını saptaması olanaksız değilse bile oldukça güçtür. Çün-
kü yargıcın aldığı ceza, yargıcın dürüstlükle ilgili bir etik kuralı ihlal
görüntüsü, dolayısıyla, bir algı sonucu verilmektedir. Mahkemenin bir
160
Bkz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a)
bendi.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200985
görüntü veya algının oluşup oluşmadığını saptaması neredeyse ola-
naksızıdır. Bu yüzden, yargıç için öngörülen disiplin düzeneğini de-
ğiştirmek daha yerinde olacaktır.
Bu çerçevede; yargıçların yolsuzluk olaylarını en az bir seviyeye
indirebilmek Yargıçların Etik İlkeleri Kanunu çıkartılmalıdır. Gerçi,
24.2.1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun kimi
maddelerinde yargıçların uymaları gereken bir takım etik ilkelere
yer verilmişse de, yapılan düzenleme iki açıdan yetersizdir. Bir kere,
Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda yargıçların uymaları gereken etik il-
keler; kısmi ve eksik bir şekilde yer verilmiştir. İkincisi, söz konusu ya-
sada etik kuralların ihlali hâlinde yargıçlara, diğer kamu görevlilerine
öngörülen uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini dur-
durma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten
çıkarma gibi çeşitli disiplin cezaları öngörülmüştür. Halbuki yukarıda
da belirtildiği gibi özellikle dürüstlükle ilgili etik kuralları ihlal eden,
hatta ihlal görüntüsü veren yargıca sadece meslekten çıkarma cezası
verilmelidir. Çünkü dürüstlükle ilgili etik kuralları ihlal eden, hatta ih-
lal görüntüsü veren yargıç kadar adaleti lekeleyen dolayısıyla kişileri,
toplumu ve devleti bozan ve çürüten başka bir kimse düşünülemez.
Bu açıdan yargıda etkin bir şekilde dürüstlüğü sağlamada önem-
li bir kilometre taşı oluşturacağı düşünülen Yargıçların Etik İlkeleri
Kanunu’na mutlak bir gereksinim bulunmaktadır. Yargıçlara yönelik
etik yasası çıkartılırken; 2003/43 sayılı Birleşmiş Milletler Bangalor
Yargı Etiği İlkeleri; [R (94) 12] sayılı Hâkimlerin Rolü, Etkinliği ve Ba-
ğımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi
Tavsiye Kararı ve Birleşmiş Milletler’in 1985 tarihli Yargı Bağımsızlığı-
nın Temel İlkeleri’nden
161
yararlanılmalıdır.
Yargıçların etik ilkelere etik bir şekilde uyumunu sağlamak için
mevcut düzenek de değiştirilmelidir. Çeşitli defalar belirtildiği üzere
mevcut dizgede, 2802 sayılı Kanu’nda gösterilen disiplin kurallarını
ihlal ettiği öne sürülen yargıç, Adalet Bakanlığı müfettişlerince soruş-
turulmakta ve soruşturma tamamlandıktan sonra dosya, gereği için
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na sunularak, söz konusu Kurul
tarafından yargıca disiplin cezası verilmektedir. Yargıcın gerek Ada-
161
Yargı etiği ve yargı bağımsızlığı konusundaki bu uluslararası belgelerin Türkçe
tam metni için bkz. (http: //www.taa.gov.tr/abhukuku/AB/yetik.pdf, Erişim Ta-
rihi, 14.2.2008).
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200986
let Bakanlığı müfettişlerince soruşturulması, gerekse idari nitelikte bir
karar veren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararına karşı
yargı yoluna gidilememesi
162
yargıç bağımsızlığı ilkesine aykırıdır.
Bu doğrultuda, yargı bağımsızlığı ilkesine uygun olarak yargıç-
ların etik ilkelere etkin bir şekilde uyumunu sağlamak için farklı bir
soruşturma ve meslekten atılma düzeneği oluşturulmalıdır. Dürüst-
lükle ilgili etik kuralları ihlal ettiği öne sürülen veya böyle bir görün-
tü veren yargıcı, Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun görevlendireceği mü-
fettişler soruşturmalı, iddialar doğru çıkarsa ilgili yargıcın meslekten
çıkarılması için durum Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iletilmelidir.
Yargıcın azil edilememesi ilkesinin zarar görmemesi ve iktidar parti
veya partilerinin kendi siyasi düşüncelerine uymayan yargıcı kolayca
meslekten atmasının önüne geçilmesi ve yukarıda ayrıntılı olarak üze-
rinde durulduğu üzere siyasetin bir uzlaşma kurumu olması gereğini
dikkate alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki-
sinin oyuyla ilgili yargıcın meslekten çıkartılmasına karar verilmelidir.
TBMM ilgilinin meslekten çıkartılmasına karar verirse, söz konusu ka-
rar yargı denetimine tabi olmayacaktır. Çünkü Anayasada gösterilen
ayrıksı durumlar dışında TBMM kararları yargı denetimine tabi de-
ğildir. Yargıcın meslekten çıkartılmasına dair TBMM kararının yargı
denetimine tabi olmaması; hukuk devleti ilkesine de aykırılık taşımaz,
çünkü hukuk devleti ilkesi sadece yürütmenin bütün eylem ve işlem-
lerinin yargı denetimine tabi olmasını gerektirir. Yargıcın meslekten
çıkartılmasına dair kararın TBMM tarafından verilmesi anayasal siste-
matiğe de uygun olacaktır. Zira Anayasa’nın 9. maddesi gereği yargı
yetkisi; Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. TBMM
kararıyla ilgili yargıcın meslekten atılması, yargı yetkisinin, Türk Mil-
leti adına o yargıç tarafından kullanılamayacağı anlamını taşır.
b. Yargıca Zorunlu ve Süresiz Coğrafi Teminat Öngörülmesi
Coğrafi teminat; bir yargıcın rızasının aksine terfi suretiyle olsa dahi
bulunduğu yerden başka bir yere nakledilemeyeceği anlamını taşır.
163
162
Yönetsel nitelikte idari tasarruflarda bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun kararlarının yargı denetimi dışında bırakılması, ayrıca, hukuk devleti
ilkesine de aykırıdır. Çünkü bir hukuk devletinde, idarenin her türlü işlem ve ey-
lemine karşı yargı denetiminin açık olması gerekir.
163
Bkz. Kuru, a. g. e., s. 40.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200987
Türk pozitif hukukunda yargıçların sınırlı coğrafi teminatı bulunmak-
tadır. Gerçekten de, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 35.
maddesinin 1. fıkrasında; yargıçların, Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun hazırlayacağı Atama ve Nakil Yönetmeliği’ne uygun ola-
rak, aynı veya başka yerlerdeki eşit veya daha üst görevlere kazanıl-
mış hak aylık ve kadro dereceleriyle naklen atanacakları, 2. fıkrasında
ise adli ve idari yargı teşkilatı bulunan yerlerin; coğrafi ve ekonomik
şartları, sosyal, sağlık ve kültürel olanakları, mahrumiyet dereceleri ile
ulaşım ve diğer durumları dikkate alınarak bölgelere ayrılacağı ve her
bölgedeki görev sürelerinin saptanacağı ifade edilmiştir.
Yargıçların, sınırlı coğrafi teminatının esasları yönetmeliklerle
saptanmıştır.
164
Adli yargı yargıçları hakkındaki, Hâkimler ve Cumhuri-
yet Savcıları Hakkında Uygulanacak Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin
165
2. maddesinin 1. fıkrasında, adalet teşkilatı bulunan yerler beş bölge-
ye ayrılmış, 3. maddesinin 1. fıkrasında ise ayrıksı durumlar dışında
en az hizmet süresi beşinci bölgede iki, dördüncü bölgede üç, üçüncü
bölgede üç, ikinci bölgede beş, birinci bölgede ise yedi yıl olduğu ifade
edilmiştir.
İdari yargı yargıçları hakkındaki İdari Yargı Hâkim ve Savcıları
Hakkında Uygulanacak Atama Yönetmeliği’nin
166
2. maddesinin 1.
fıkrasında ise bölge idare mahkemesi teşkilatı bulunan yerler üç böl-
geye ayrılmış, 3. maddesinin 1. fıkrasında ise ayrıksı durumlar dışında
en az hizmet süresi üçüncü bölgede beş, ikinci bölgede yedi ve birinci
bölgede on yıl olarak saptanmıştır.
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere yargıçlar için sınırlı bir coğrafi
teminat dizgesi öngörülmüştür. Daha açık bir deyişle, örneğin, beşinci
bölgede iki yıl görev yapmış bir adli yargı yargıcı, kendisi istemese bile
başka bir bölgeye tayin edilebilecek, bu yargıcın coğrafi teminatı ancak
iki yıllık görev süresi boyunca olabilecektir. Yine, üçüncü bölgede beş
yıl görev yapmış bir idari yargı yargıcı, kendisi istemese bile başka bir
bölgeye tayin edilebilecek, söz konusu yargıcın coğrafi teminatı ancak
beş yıllık görev süresi boyunca olabilecektir.
164
Yargıçların coğrafi teminatı, yargının bağımsızlığıyla yakın bir ilgisi bulunması
nedeniyle Anayasada düzenlenmesi gerekirken konunun yönetmeliklerle düzen-
lenmesi tam bir garabet örneği teşkil etmektedir.
165
Bkz. 19.2.1988 tarih ve 19730 sayılı Resmi Gazete.
166
Bkz. 19.2.1988 tarih ve 19730 sayılı Resmi Gazete.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200988
Yargıçların sınırlı bir coğrafi teminata sahip olması, yargıç bağım-
sızlığına derin bir zarar vermektedir. Gerçekten de, belirli bir zaman
dilimi sonra rızasına bakılmaksızın yerinin değiştirilebilmesi, yargıçta
bir kaygı yaratır. Özellikle yerinden memnun olmasına
167
rağmen ye-
rinin değiştirileceğini düşünen bir yargıcın huzuru bozulur, gayret ve
dikkati söner, hatta yer değiştirme süresi yaklaşan bir yargıç, bu hissi
düşünce ve davranışlarının etkisiyle giderayak adaleti rencide edecek
kararlar verebilir.
168
Söz konusu bu tip durumların yargı bağımsızlığı-
nı ne kadar rencide edebileceği ortadadır.
Yargıçların, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararıyla yer
değişikliğine tabi tutulması da, yargı bağımsızlığına aykırılığı önleme-
ye yetmez. Gerçekten de, yukarıda belirtildiği gibi özellikle yerinden
memnun olmasına rağmen yer nakline tabi tutulan bir yargıcın huzuru
bozulur. Huzuru bozulan yargıç ise mesleğinden istifa edebilir. Ana-
yasa Mahkemesi’nin 15.5.1963 tarih ve E.1963/125, K. 1963/112 sayılı
kararında da isabetli olarak belirtildiği şekilde; mesleğini kaybedebi-
leceği endişesine kapılacak bir yargıcın, görevini adaletin icaplarına
uygun şekilde yapmakta güçlüğe düşebileceği ve bağımsızlığını kay-
bedebileceği, yalnızca bir yargıcın bu duruma düşebilmesi olasılığının
dahi, Anayasada düzenlenen yargıçlık teminatının ve mahkemelerin
bağımsızlığı esasının zedelenmesine yeterlidir.
169
Yargıcın öznel bağımsızlığını sağlayabilmek için tanınması gere-
ken teminatlardan en önemlisi olan coğrafi teminatın gereklerini yeri-
ne getirebilmek için yargıcın belirli bir yere ataması yapılınca –aşağıda
yargıçların terfisi kısmında ayrıntılı olarak anlatılacağı üzere Bölge
Yüksek Mahkemesi ve Yargıtay’a sınavla üye seçilme durumu dışın-
da– onun emekli olmasına kadar o yerde kalmasını öngören bir dizge-
nin benimsenmesi gerekir. Daha açık bir deyişle, yargıcın kendi isteği
olsa bile başka bir yere ataması yapılmamalıdır. Bir yargıcın ilk görev
yeri neresi ise yargıcın rızası olsa bile o görev yerinin hiç bir şekilde
değiştirilmemesi gerekir. Bu dizgeyi “zorunlu ve sınırsız coğrafi teminat”
olarak adlandırmak olanaklıdır.
Önerdiğimiz bu dizgenin, dünyada bir uygulamasının olmadığı
167
Hatta kimi zaman yerinden memnun olmasa bile.
168
Bkz. Kuru, a. g. e., s. 49. Yargıçlara sınırsız coğrafi teminat verilmesi lehinde ileri
sürülen gerekçeler hakkında fazla bilgi için bkz. Kuru, a. g. e., s. 45-49.
169
Karar hakkında fazla bilgi için bkz. 28.6.1963 tarih ve 11440 sayılı Resmi Gazete.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200989
düşünülmemelidir. Bu dizge, İngiltere’de uygulanmaktadır. Gerçekten
de, Yalçınkaya’nın aktardığına göre, İngiltere’de yargıcın belirli bir gö-
revle bir yere ataması yapılınca oldukça ayrıksı durumlar dışında yar-
gıç emekli oluncaya kadar orada görev yapmaktadır. Çünkü herhangi
bir mahkemedeki yargıçlık kadrosu boşaldığı zaman o mahkemeye en
uygun, bu görevi en iyi yerine getirecek kişi atandığına göre yer ve
görev değişikliğinin haklı bir nedeni ve gereği bulunmamaktadır.
170
Yargıçlara zorunlu ve sınırsız coğrafi teminat tanınması düşünce-
sinin öğretide oybirliğiyle kabul edildiği düşünülmemelidir. Örneğin,
Demirkol, yargıçlar için mevcut uygulamadaki sınırlı coğrafi teminat
dizgesinin daha uygun olduğu görüşünü savunmaktadır. Yazara göre,
her yargıcın, ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik ölçütlere göre sıra-
lanmış bölgelerde belirli sürelerle görev yapmalarını öngören mevcut
dizgenin bir yerde adaleti sağladığını ifade etmektedir. Yazar, sosyal,
kültürel ve ekonomik yönden gelişmemiş bir bölgede devamlı görev
yapmanın, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ileri bölgede görev
yapan iki meslek mensubu arasında bir adaletsizlik doğuracağını, bu
açıdan farklı farklı bölgelerde görev yapmanın yararları bulunduğunu
ifade etmektedir. Yazara göre her bölge farklı bir takım özellikler taşı-
yacağından farklı özelliklerin yaratmış olduğu durumlara uygulana-
cak adli faaliyetlerin yerine getirilerek bir derecede eşit şekilde dene-
yim ve bilgiye sahip olunacaktır.
171
Yazarın ortaya koyduğu bu görüş,
kanımızca, yargıç teminatının ereğiyle bağdaşmadığı gibi ekonomi
biliminin gerçeklerine de aykırı düşmektedir.
Demirkol görüşünde, her yargıcın değişik bölgelerde görev yap-
ması sonucu yargıçların kişisel huzurlarının sağlanacağını ima etmek-
tedir ki, her şeyden önce bu ima, yargıçlık teminatının ereğine aykırı
düşmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere yargıçlık teminatı, yargıçların
kişisel çıkarları için değil, toplumun çıkarı için kabul edilmiştir. Yargıç-
lık teminatının konulmasındaki erek; yargıçların nüfuz ve itibarlarının
yükseltilmesi ve huzurlarının sağlanmasından ziyade, onların serbest-
çe ve bağımsız olarak hüküm verebilmesini sağlamak ve dolayısıyla
halka, adaletin her türlü tazyik ve etkiden uzak olarak dağıtıldığı hu-
susunda güven ve itimat vermektir.
172
170
Yalçınkaya, İngiliz Hukuku, s. 162.
171
Bkz. Demirkol, a. g. e., s. 123.
172
Fazla bilgi için bkz. Kuru, a. g. e., s. 50.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200990
Diğer yandan, yazarın, yargıcın, ülkenin her bölgesinde görev
yapmasının adaleti sağlayacağı görüşü de doğru değildir. Gerçekten
de, bir kimsenin yargıçlığa atanması şart işlemdir. Şart işlem; belirli bir
kişiyi, genel hukuk kurallarınca önceden düzenlenmiş bulunan nes-
nel ve kişilik dışı bir hukuki statüye sokan işlemdir. Nesnel ve kişilik
dışı hukuki statünün kapsamı önceden genel hukuk kurallarınca dü-
zenlenmiş olduğu için şart işlemlerin bu hukuki durumun kapsamı-
nı düzenlemesi söz konusu olmaz.
173
Dolayısıyla çıkartılması gereken
Yargıçlar Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra kişinin
belirli bir yere yargıçlığa atanınca yer naklinin olmayacağı esasının be-
nimsenmesi şart işlemin bünyesine uygun düşmektedir. Çünkü yar-
gıç, önceden genel bir hukuk kuralı ile kapsamı düzenlenmiş bir huku-
ki statüye sokulmaktadır. Kişinin sokulduğu hukuki statü, herkes için
aynı olan, kişiden kişiye değişmeyen bir durumdur. Bir diğer deyişle,
atama işlemi ile yargıç, kendisi için yeni ve özel bir duruma sokul-
mamakta, mevcut ve doğmuş bir duruma sokulmaktadır. Dolayısıyla,
böyle bir statüye sokulan yargıca adaletsizlik yapıldığı savında isabet
payı bulunmamaktadır.
Demirkol, Türkiye’de bölgeleri sosyal, kültürel ve ekonomik yön-
den gelişmemiş bölgeler ve sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ileri
bölgeler, kısacası bölgeleri, kalkınamamış ve kalkınmış bölgeler ola-
rak ikiye ayırarak ekonomi biliminin gerçeklerine aykırı davranmıştır.
Gerçekten de, Türkiye’nin en büyük sorunu kalkınamamışlık sorunu-
dur. Todaro’nun belirttiği gibi kalkınma; temel sosyal yapılarda, yay-
gın bakış açılarında ve yerel kuruluşlarda değişimi içerdiği gibi eko-
nomik büyümenin hızlanması, gelir dağılımı eşitsizliğinin azaltılması
ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasını da içeren oldukça geniş açılı
bir kavramdır.
174
Türkiye’nin hiç bir bölgesi, ayrıntıya girmeden ifade
etmek gerekirse Todaro’nun isabetli olarak yapmış olduğu “kalkınmış-
lık” tanımına uymamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin hiç bir bölgesi-
ne “kalkınmış” denilemez. Esasen kalkınma bütünsel bir kavramdır;
bu çerçevede, bir ülkenin bir kısım bölgelerini kalkınmış, bir kısmı ise
kalkınmamış olamaz. Nitekim bugün kalkınmış(!) olduğu ileri sürülen
bölgelerin içerisinde yer alan Ankara, İstanbul ve İzmir gibi kentleri
173
Günday, a. g. e., s. 116.
174
Bkz. Todaro, Economic Development, s. 16.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200991
düşünelim. Bu kentler günümüzde sağlıksız, kimliksiz ve niteliksiz
175
bir konumdadır. Söz konusu kentler, yaşamlarını buralarda sürdür-
meye çalışan insanlar için büyük bir ıstırap kaynağı haline gelmiştir.
Dolayısıyla, yargıç için zorunlu ve sınırsız coğrafi teminat dizgesinin
öngörülmesi, ekonomi gerçekliğine de aykırı değildir.
c. Yargıçların Terfi Yoluyla Yükselmesi
Düzeneğinin Kaldırılması
Türk pozitif hukukunda yargıçlar için terfi yoluyla yükselme dü-
zeneği bulunmaktadır. Bu çerçevede, 24.2.1983 tarih ve 2802 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrasında, yar-
gıçlık mesleği; üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birin-
ci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrılmış, 18. maddesinin 1. fıkrasında
ise yargıçlık mesleğinde bulunanların her yıl kademe ilerlemesi ve her
iki yılda bir derece yükselmesi yapacakları ifade edilmiştir. 2802 sa-
yılı Kanun’un “derece yükselmesinin koşulları” başlıklı 21. maddesinin
1. fıkrasının (c) bendinde; hâkimlerin derece yükselmesi yapabilmesi
için ahlaki gidişleri, mesleki bilgi ve anlayışları, gayret ve çalışkan-
lıkları, gördükleri işlerin birikmesine sebep olup olmadıkları, çıkar-
dıkları işlerin miktar ve nitelikleri, göreve bağlılıkları ve devamları,
üst merciler ve müfettişlerce haklarında düzenlenen hâl kağıtları ve
sicil fişleri, kanun yolu incelemesinden geçen iş sayısı ve bu inceleme
üzerine verilen notları, örnek karar ve mütalaaları ve varsa mesleki
eser ve yazıları ile katıldıkları meslek içi ve uzmanlık eğitimleri göz
önünde tutularak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca ilan edilen
derece yükselmeleri ilkelerinde aranan koşulları taşımaları gerektiği
ifade edilmiştir.
Bu düzenek, yargıcın öznel bağımsızlığına bütünüyle zarar ver-
mektedir. Her şeyden önce, Adalet Bakanlığına bağlı olan müfettişler-
ce, yargıçlar hakkında düzenlenen hâl kağıtları ve sicil fişlerinin yar-
gıcın derece yükselmesinde dikkate alınması yargıcı yürütmeye tabi
kıldığı için sakıncalıdır.
176
Diğer yandan, yargıçların derece ilerlemesinde Yargıtay’ın verdiği
175
Daha açık bir deyişle, bir “beton yığını”.
176
Bkz. Demirkol, s. 118.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200992
notların göz önüne alınması da yargı bağımsızlığına önemli bir darbe
vurmaktadır. Çünkü Yargıtay’ın verdiği notların derece yükselmesin-
de dikkate alınması yargıçta sürgit bir şekilde terfi ümit ve korkusu
doğurmaktadır. Terfi ümit ve korkusu bulunan bir yargıcın, kanımız-
ca, öznel olarak tam bağımsız olması olanaksızdır. Notu veren merciin
Yargıtay olması da yargı bağımsızlığına aykırı olan bu durumu önle-
yemez. Çünkü Yargıtay, ancak yargı yetkisinin kullanılmasını gerekti-
ren işlerin kapsamı çerçevesinde
177
mahkemelerin ve yargıçların sonul
hüküm ve kararlarını inceler. Bunların dışında kalan işlerde, yargıca,
Yargıtay tarafından olsa bile müdahale edilmesi yargı bağımsızlığını
zedeler. Esasen yargı bağımsızlığının bizzat yargıya karşı korunması
gereğinin bulunduğu da unutulmamalıdır.
Öte yandan, dar anlamda yargıçlık teminatı, başlı başına yargıç-
ların öznel bağımsızlığını korumak ve sağlamak için yeterli değildir.
Yargıçların öznel bağımsızlığının tam olarak sağlanabilmesi için yar-
gıcın azledilememek ve yerinden oynatılamamak hususunda olduğu
kadar terfi hususunda da huzur ve istikrara kavuşturulması gerekir.
Bu çerçevede, sürgit bir şekilde zihni işgal eden terfi ümit ve endişesi,
yargıçların bağımsızlığına, görevden azledilmek korkusundan daha
fazla zarar getirir.
178
Kanımızca, yargıçların öznel bağımsızlığını tam olarak sağlayabil-
mek için onların, terfi yoluyla yükselme düzeneğinin bütünüyle kaldı-
rılması gerekir. Daha açık bir deyişle, yargıçları sınıflara ayıran ve onla-
rın terfi yoluyla yükselmesini öngören bütün hükümlerin mevzuattan
çıkartılması gerekir. Bu durumun ayrıksı hali olarak, Yargıçlar Yüksek
Kurulu’nun açacağı yeterlilik sınavında başarılı gösterenlerin, asgari 5
yıl yargıçlık yapması koşuluyla Bölge Yüksek Mahkemesi’ne, asgari 10
yıl yargıçlık yapmak koşuluyla Türkiye Temyiz Mahkemesi’ne seçil-
mesi esasını öngören yeni bir düzeneğin getirilmesi uygun olacaktır.
Yargıçlar bakımından terfi rejiminin olmamasının dünyada çeşitli
örnekleri bulunmaktadır. Bu çerçevede, İngiltere ve Amerika Birleşik
Devletleri’nde yargıçlar açısından kural olarak bir terfi rejimi bulun-
mamaktadır. Daha somut bir deyişle, İngiltere’de belirli bir terfi dü-
zeneği bulunmamakta ve yargıçlar ayrıksı durumlarda yüksek bir
177
Yargıca Yargıtay tarafından not verilmesi, yargı yetkisinin kullanılmasının denet-
lenmesi kapsamına girmemektedir.
178
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 115.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200993
göreve tayin edilmektedir. Bir kontluk mahkemesi yargıcı, görevini
sonul olarak değerlendirmekte ve Yüksek Mahkeme hâkimliğine terfii
beklememektedir.
179
İngiltere’de olduğu gibi Amerika Birleşik Devletlerinde de federal
yargıçlar için bir terfii rejimi hemen hiç yoktur. Birleşik Devletler’de bir
bölge yargıçlığını kabul eden kimse, ileride Yüksek Mahkeme üyeliği-
ne tayin olunmak olanaklarını ortadan kaldırıyor demektir. Kısacası,
İngiltere’de olduğu gibi Birleşik Devletler’de de yargıçlık bir basamak
değil, hedef-amaç olarak kabul edilmekte ve ilk tayinden sonra yargı
organının yürütme organı ile hiçbir ilişkisi kalmamaktadır.
180
Yargının
öznel bağımsızlığını sağlamak bakımından muhteşem olan bu düze-
neğin Türkiye açısından da benimsenmesi gerekir.
d. Yargıçların Emeklilik Yaşının Yükseltilmesi
Türk pozitif hukukunda yargıçların zorunlu emeklilik yaşı 65
olarak saptanmıştır. Gerçekten de, Anayasa’nın 140. maddesinin 4.
fıkrasında hâkimlerin altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet göre-
cekleri, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 44. maddesinde
ise hâkimlerin kendileri istemedikçe 65 yaşından önce emekliye sevk
olunamayacakları ifade edilmiştir.
Yargıçların zorunlu emeklilik yaşının 65 olarak saptanması yargı
bağımsızlığına aykırı değildir. Gerçekten de, 1985 tarihli Birleşmiş Mil-
letler Yargı Bağımsızlığının Temel İlkeleri’nin “görev şartları ve süresi”
başlıklı prensibinin 2. fıkrasında; seçilmiş veya atanmış olsun yargıç-
ların zorunlu bir emeklilik yaşına veya sürelerinin dolamsına kadar
görevde kalmaları teminat altına alınacaktır denilmiştir. Bu hüküm-
den de anlaşılacağı üzere, yargıçlar için genel bir zorunlu emeklilik
yaşının
181
saptanması yargı bağımsızlığına aykırı değildir.
Bununla birlikte, yargıçların zorunlu emeklilik yaşının 65 olarak
belirlenmesine itiraz edilmesi gereken husus, bu yaşın kamu görev-
lilerinin zorunlu emeklilik yaşıyla aynı hatta daha düşük saptanma-
179
İngiltere’de terfii rejiminin yokluğu konusunda fazla bilgi için bkz. Kapani, İcra
Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 117-118.
180
Fazla bilgi için bkz. Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 119.
181
Türkiye’de 65.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200994
sıdır. Gerçekten de, 8.6.1949 tarih ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanunu’nun 40. maddesinin 1. fıkrasında; memurların
zorunlu emeklilik yaşı 65 olarak belirtilmiş, bu fıkranın (b) bendinde
ise, üniversite öğretim üyelerinin zorunlu emeklilik yaş haddi 67 yaş
olarak saptanmıştır.
Yargıçlar, memur olmadığına göre kendilerini her ne bakımdan
olursa olsun memur statüsüne, bu bağlamda memurlarla aynı hatta
daha düşük zorunlu emeklilik yaş haddine tabi tutmak hatalıdır. Yar-
gıçlar hakkında yaş haddi ve emekliye ayrılma usulleri memurlardan
farklı olarak kendi özel kanunları ile nesnel esaslara bağlanmalı,
182
bu
doğrultuda, yargıçların zorunlu emeklilik yaşı kamu görevlilerinden
daha yüksek olarak (örneğin, 70 olarak) saptanmalıdır.
Zorunlu emeklilik yaşının düşük tutulmasından dolayı ülkemizde
bir çok yargıç mesleğinin en verimli ve tecrübeli döneminde emekliye
ayrılarak yargı hizmetine gerekli katkıyı sağlayamamakta, kaybolup
gitmektedir.
Nitekim, İngiltere’de yüksek yargıçlar, Amerika Birleşik
Devletleri’nde ise federal yargıçlar için zorunlu bir emeklilik yaşı sap-
tanmamış ve bu yargıçlar, söz konusu görevlerine yaşam boyu atan-
mışlardır. Bu ülkelerde söz konusu yargıçlar için zorunlu bir emeklilik
yaşının saptanmamasının altında yatan temel neden; mesleğinin en
verimli ve yetişmiş dönemlerinde kendilerinin hizmetlerinden mah-
rum kalmama düşüncesidir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri’nin
en büyük yargıçların birisi olarak kabul edilen Oliver Wendell Hol-
mes, 1932 yılında emekliliğini istediği zaman 90 yaşına yaklaşmış
bulunduğunu anımsatmak gerekir.
183
İngiltere ve Amerika’daki bu
durumu aktararak yargıçların yaşam boyu görevlerine atanmasına sa-
vunmuyoruz. Çünkü yaşlılık dolayısıyla yargıcın da fiziki, ruhsal ve
sosyal sağlığında bozulmaların olabileceğini kabul ediyoruz. Burada
anlatmak istediğimiz husus, tıp bilimindeki gelişmelere koşut olarak
insanların ortalama yaşam ile sağlıklı yaşam süreleri sürgit bir şekilde
büyüdüğü için yargıçların zorunlu emeklilik yaşı olan 65 yaşının ye-
tersiz olduğunu, bunun 70 yaşına yükseltilmesi gerektiğidir.
182
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 106.
183
Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, s. 103 dip not 48.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200995
e. Yargıçların Maaş Düzeneğinin Değiştirilmesi
Yargıca tanınması gereken mali teminat, yargıcın öznel bağımsız-
lığını sağlamak bakımından yaşamsal bir önem taşımaktadır. Gerçek-
ten de, Anayasa’nın 140. maddesinin 3. fıkrasında; yargıçların aylık ve
ödeneklerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasla-
rına göre kanunla düzenleneceği ifade edilerek bu gerçeğe vurgu ya-
pılmıştır. Anayasa’daki bu hükme rağmen yargıçların maaş düzeneği
söz konusu anayasal esaslara göre düzenlenememiştir. Gerçekten de,
24.2.1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 102 ve
devamı maddelerinde yargıçların kıstas aylık ve yargı ödeneği topla-
mından oluşan mali hakları düzenlenmiştir. Kanun’un 102. maddesin-
de, kıstas aylık; en yüksek devlet memuruna mali haklar kapsamında
fiilen yapılmakta olan her türlü ödemeler toplamının brüt tutarını, yar-
gı ödeneği ise görevin niteliği ve gereği olarak Kanun’un 106. madde-
sinde gösterilen oranda hesaplanan tutarı ifade edeceği belirtilmiştir.
Bu Kanun’un 103. maddesinde, yargıçlara verilen kıstas aylık; yargı-
cın “Yüksek Mahkeme”lerde başkan ve üyesi olması ile birinci sınıf, bi-
rinci sınıfa ayrılmış ve derecesine göre farklı olarak öngörülmüştür.
Kanun’un 106. maddesinin 1. fıkrasında ise yargıçlara, brüt aylıkları-
nın %10’u tutarında yargı ödeneğinin verileceği öngörülmüştür.
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere yargıca verilen maaş yeterli
bir seviyedir. Yargıcın maaş düzeneğine itiraz edilmesi gereken temel
nokta, yargıcın maaşının en yüksek devlet memurunun maaşına en-
dekslenmiş olmasıdır. En yüksek devlet memurunun maaşı, her yıl
çıkartılan Bakanlar Kurulu kararıyla belirlendiğine göre yargıcın ma-
aşı da dolaylı olarak Bakanlar Kurulu kararına bırakılmış olmaktadır.
Yargıcının maaşını, bir yürütme organı olan Bakanlar Kurulu kararına
bırakmak, yargıçlık teminatı ve yargı bağımsızlığının açık bir ihlali-
dir.
Yargıcın maaş düzeneğine itiraz edilmesi gereken bir başka nokta;
yargıcın maaşının oldukça karmaşık ve gereksiz yere farklı bir şekilde
belirlenmiş olmasıdır. Halbuki yargıçlar; ilk derece mahkemesi, Bölge
Yüksek Mahkemesi ve Türkiye Temyiz Mahkemesi yargıcı olarak üçe
ayrılmalı ve her bir gruba giren yargıca aynı maaşın ödenmesi gerekir.
Daha açık bir deyişle, yargıcın derece ve sınıflara göre ayrımının kaldı-
rılmasını önerdiğimizden dolayı yargıçlar sadece yukarıda belirtildiği
gibi üç gruba ayrılmalı ve her bir gruba giren yargıca verilecek maaş,
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200996
Kanunda standart bir şekilde saptanmalıdır. Böyle bir usul, yargıcın
mali teminatını gerçek anlamına kavuşturacaktır.
f. Yargıçların Aylık, Ödenek ve Diğer Özlük İşlerinden
Yoksun Bırakılamayacağı Teminatının
Yeniden Düzenlenmesi
Son olarak inceleyeceğimiz ve yargıçların öznel bağımsızlığını
sağlamada önemli bir yer işgal eden bu teminatın anayasal ve yasal
dayanakları bulunmaktadır. Gerçekten de, Anayasa’nın 139. madde-
sinde; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa
yargıçların aylık, ödenek ve diğer özlük işlerinden yoksun bırakılama-
yacakları ifade edilmiştir. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılma-
sı durumunda ne gibi bir işlem yapılacağı ise 2802 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanunu’nun 45. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddede, bir
mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle görevsiz kalanlara
mahkemenin veya kadronun kaldırılma zamanında açık bulunan veya
ilk açılacak olan aylık ve derecelerine eşit yargıçlık görevinin teklif edi-
leceği, ilgilinin birinci teklifi reddedebileceği ancak ikinci teklifi kabul
etmeyen kişinin meslekten çekilmiş sayılacağı ifade edilmiştir. Yapılan
bu düzenlemelerin mevcut düzenek içerisinde pek fazla eleştirilecek
bir yönü bulunmamasına rağmen, yargı hakkında bir takım yapısal
önlemler önerdiğimiz için bu teminatın da söz konusu önerilerimize
uygun olarak yeniden düzenlenmesi yerinde olacaktır.
Bu çerçevede, her şeyden önce belirtmek gerekir ki, yargıçlar için
zorunlu ve süresiz bir coğrafi teminatın öngörülmesi ve mahkemele-
rin kuruluşunu nesnel ölçütlere bağlı olmasını önerdiğimizden bu te-
minatın uygulanmasına da oldukça ayrıksı durumlarda başvurulması
gerekir. Yine, bu çalışmada ileri sürülen fikirlerin doğal sonucu olarak
kadro kaldırılması sorunuyla da karşılaşılmaması gerekir. Çünkü yar-
gıçlar için kadro ve derece dizgesinin kaldırılmasını savunduğumuz
ve ilk derece mahkemesi, Bölge Yüksek Mahkemesi ve Türkiye Tem-
yiz Mahkemesi yargıcı olarak üç tür yargıç tipi kabul ederek yargıcın
şahsına kadro verilmeyip görev yaptığı mahkemeye tabi kılınmasını
önerdiğimizden yargıçlar için kadronun kaldırılması sorunuyla karşı-
laşılmayacaktır.
Her ne kadar yargıçlar için kadronun kaldırılması sorunu doğma-
yacak olsa da ayrıksı durumlarda yargıcın görev yaptığı mahkeme-
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200997
nin kaldırılması sorununun doğabileceğini biz de kabul etmekteyiz.
Ancak nasıl ki, bir mahkemenin kurulmasının nesnel ölçütlere bağlı
kılınmasını savunduğumuz gibi bir mahkemenin kaldırılmasının da
nesnel ölçütlere tabi tutulmasını savunmaktayız. Bu çerçevede, Yargıç-
lar Yüksek Kurulu’nun takdir hakkına dayalı olarak bir mahkemenin
kaldırılması yoluna gidilmemeli, Yargıçlar Yüksek Kurulu’nun kara-
rıyla olsa bile ancak yasada gösterilecek nesnel nedenler çerçevesinde
mahkemenin kaldırılması yoluna gidilmelidir.
184
Mahkemesinin kaldırılması sebebiyle de olsa yargıcın aylık, öde-
nek ve diğer özlük işlerinden yoksun bırakılamayacakları teminatın
etkin bir şekilde işlemesini temin edebilmek için şöyle bir düzenek
işletilmelidir: Mahkemesinin kaldırılması durumunda yargıcın yeni
bir yere tayini yapılıncaya kadar mali ve diğer özlük işlerinden aynen
yararlanacağı esası kabul edilmelidir. Mahkemesi kaldırılan yargıca,
kaldırılan mahkeme türündeki boş olan ilk derece mahkemelerinden
185
tümünün kuraya katılması koşuluyla Yargıçlar Yüksek Kurulu huzu-
runda kura çektirilmeli, kura sonucu çıkan yere gitmeyi kabul etme-
yen yargıcın istifa etmiş sayılacağı esası benimsenmelidir. Mahkemesi
kaldırılan yargıca, kaldırılan mahkeme türündeki boş olan bir mah-
kemenin bulunamadığı durumlarda ise bir mahkemenin boşalması
beklenilmelidir. Eğer mahkemesi boşalan yargıç sayısı tek, boşalan
mahkeme sayısı da tek ise
186
yargıca, Yargıçlar Yüksek Kurulu ilk bo-
şalan mahkeme teklif edilmeli, kabul etmezse yine yargıcın istifa etmiş
sayılacağı esası benimsenmelidir.
187
Yapmış olduğumuz bu önerinin
yargıca başka bir seçim hakkı tanımadığı için katı ve acımasız olduğu
savunulabilir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi yargıçlar için zo-
runlu ve süresiz coğrafi teminat taraftarı olduğumuzdan aksi bir dü-
şünce kendimizle çelişme anlamına gelecektir.
184
Örneğin, deprem ve sel gibi doğal afetler veya göç sonucu bir yerleşim yerinin
ilçe niteliğini kaybetmesi durumunda o yerdeki mahkemenin Yargıçlar Yüksek
Kurulu’nun kararıyla kaldırılacağının yasada belirtilmesi kabul edilebilir bir tu-
tumdur.
185
İstinaf ve temyiz mahkemesinin kaldırılabilmesi pek düşünülemeyeceği için sade-
ce ilk derece mahkemelerinin kaldırılabileceği esasının unutulmaması gerekir.
186
Bu iki koşul, eş anlı olarak sağlanamazsa kura usulüne başvurulmalıdır.
187
Kuru’nun önerdiği düzenek ile krş. Kuru, a. g. e., s. 33.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 200998
SONUÇ
Kökeninde yasama-yürütme-yargı erkleri arasında bir ayrım ya-
pılmasını savunan erkler ayrılığı kuramı, yasama-yürütme erkleri
ayrılığı bakımından
188
siyasi parti dizgesinin etkisiyle günümüzde
oldukça köklü değişikliklere uğramıştır. Ancak bu konuda hemen şu
hususu belirtmek gerekir ki, çoğunlukla sanıldığının aksine tek parti
ve iki parti sistemleri, erkler ayrılığını köklü bir değişikliğe uğratmaz.
Duverger’in belirttiği gibi tek parti ve iki parti sistemleri arasındaki
köklü fark, iktidarın sınırlandırılması ve bir muhalefetin varlığı bakı-
mındandır; yoksa erkler ayrılığı, daha doğrusu, erklerin toplanması
bakımından bunlar birbirine oldukça yakındır.
189
Tek ve iki parti sistemleri arasında erkler ayrılığı bakımından
aralarında anlamlı bir fark bulunmasa da, ülkenin hangi hükümet
sistemini benimsediği olgusuna göre siyasal partilerin erkler ayrılığı
üzerindeki etkisi de farklılık göstermektedir. Bu çerçevede, başkanlık
sistemlerinde bir parti, aynı zamanda hem başkanlığı, hem de mec-
lis çoğunluğunu elinde bulunduğu takdirde, anayasal erkler ayrılığı
hemen hemen ortadan kalmaktadır.
190
Ancak, bu esasın ayrıksı hali,
Amerikan Birleşik Devletleri’dir. Çünkü az sonra anlatılacağı üzere
siyasal partilerin içyapısı, erkler ayrılığını derinden etkilemektedir.
Birleşik Devletler’de siyasi partilerin oy disiplininden uzak oluşu ile
ademi-merkeziyetçi ve türdeş olmayan yapısı, Başkan ile Kongre ço-
ğunluğu aynı siyasi partiden olsa bile Başkanın otoritesini ve erklerin
toplanmasını zayıflatmaktadır. Birleşik Devletler’de, Başkanın, Kongre
çoğunluğu ile aynı partiden olmaması durumunda bile erkler ayrılığı
açısından pek fazla fark doğmamaktadır. Çünkü az önce sözü edilen
siyasi partilerin iç yapısı, Başkanla Kongre arasındaki rekabeti hafif-
letmekte ve hükümet düzeneğinin felce uğramasını önlemektedir. Bu
çerçevede, Amerikan sistemi, erkler ayrılığıyla erkler toplanmasının
ortasında yer almakta ve Kongre’yle Başkanlığın karşı partilerin elinde
olduğu ayrıksı dönemlerde bunlardan ilkine, normal zamanlarda ise
ikincisine yaklaşmakta; her iki durumda da, Başkanın kişisel prestiji,
erklerin ayrılık ya da toplanmasının derecesini etkilemektedir.
191
188
Yargı, çağcıl devletlerde her zaman için bağımsız ve müstakil bir erktir.
189
Duverger, Siyasal Partiler, s. 503.
190
Duverger, a. g. e., s. 505.
191
Duverger, a. g. e., s. 509.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 200999
Az önce bahsedildiği üzere siyasal partilerin iç yapısı da, erklerin
ayrılık ya da toplanma derecesini büyük ölçüde etkilemektedir. Ger-
çekten de, parlamenter rejimde çoğunluk partisinin disiplin ve tutar-
lılığı toplanmayı açıkça artırmaktadır. Çoğunluk partisinin, oy disip-
lini sıkıysa ve parti-içi hizipler de güçsüz ya da itaatkar kılınmışlarsa,
parlamentonun görevi hükümet kararlarını tescilden ibaret kalır ki bu
kararlar da uygulamada parti kararlarının aynısı olur. Gerçi, tescil iş-
lemi, azınlık partisinin muhalefetini belirtebileceği özgür tartışmalara
yol açarsa da, bu durum platonik olmaktan öteye bir anlam taşımaz.
Buna karşılık, çoğunluk partisinin oy disiplini o kadar sıkı değilse, hü-
kümetin çoğunluğu da pek garantili olmaz, iktidar partisi kendi içeri-
sindeki hizipler arasındaki savaşımları hesaba katmak zorunda kalır;
çünkü bunlar, partinin parlamentodaki durumunu tehlikeye düşüre-
bilir; parlamentonun itibarı yükselir ve erkler ayrılığı bir dereceye ka-
dar güç kazanır. Bu yüzden iktidar partisinin değişmesi rejimin nite-
liğini değiştirmeye de yetebilmektedir. Örneğin, İngiltere’de disiplin,
merkeziyet ve tutarlılık, İşçi Partisi’nde Muhafazakar Parti’den daha
ileridedir; dolayısıyla, İşçi Partisi çoğunlukta iken daha büyük bir
erkler toplanması görülür. XIX. yüzyılda, İngiliz partilerinin örgütleri
günümüzdeki kadar güçlü değilken, iki parti sistemi, erkler ayrılığını
günümüzdeki kadar etkisiz kılmamıştı. İngiliz parlamenter sistemi-
ni, yasa ile yürütme arasında bir denge rejimi, bir “frenler ve dengeler”
sistemi olarak nitelendiren klasik tanımları bu olguyla açıklayabiliriz.
İngiltere’de partilerin yapısındaki gelişimin anlaşılmamış olması so-
nucunda günümüzdeki İngiliz parlamenter rejiminin bile bir “fren ve
denge” modeli olduğu görüşü yaygınlığını devam ettirmektedir ki
192
bu görüşlerin yanlış olduğu açıktır.
Parlamentoların iki ya da çok partili olması da erkler ayrılığını
etkilemektedir. Gerçekten de, çok partili parlamento genellikle erk-
ler ayrılığına yol açmaktadır. Bunun türlü nedenleri bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, bu tip parlamentolarda anayasada ifade edilen erklerin
ayrı olduğu prensibinin serbestçe işlemesidir. İkinci olarak, çok parti-
li parlamentolarda hükümet genellikle bir ortak partiler koalisyonu-
na dayanmak zorundadır. Bu koalisyonun her an için bozulma riski
bulunduğu gibi meclis kulislerin de mevcut koalisyonu bozup yerine
bir başkasını getirmek için sürgit bir şekilde entrikalar tasarlanır. Çok
192
Duverger, a. g. e., s. 507-508.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009100
partili sistemlerde meclisler hükümet karşısında özgürlüklerini yeni-
den ele geçirir ve muhalefetin platonik protestoları arasında bir damga
basma göreviyle yetinmekten kurtulurlar. İki-parti sisteminde yapay
bir nitelik taşıyan, parlamentoyla hükümet arasındaki etkileşme araç-
ları, çok partili sistemde yeniden etkinlik kazanır. Çok partili sistemde,
bir erkler dengesinden, bir diğer deyişle, fren ve denge sisteminden
bahsetmek olanağı doğar; parlamentoya hükümeti düşürme yetkisi
veren güvensizlik oyuyla, hükümete parlamentoyu seçime götürme
olanağı sağlayan fesih yetkisi arasındaki simetri, bu dengeyi sembol-
leştirir. İki-partili parlamentolar, hükümetle ilişkilerinde soruyu kul-
landıkları halde, çok-partili parlamentolar, gensoru yöntemini tercih
ederler; aradaki fark çok anlamlıdır. İki-parti sisteminde güvenoyu,
hemen hemen otomatik hale gelir ve bütün gerçek anlamını kaybe-
der; meclis, denetimini yapabilmek için hiç bir yaptırımı olmayan soru
ile yetinmek durumundadır. Çok-partili rejimlerde ise, güvenoyu, her
an hükümetin varlığını tehlikeye sokabilir; bir oylamayla sonuçlanan
gensorunun önemi de bu durumdan ileri gelmektedir.
193
Çok-parti sistemlerindeki hükümet bileşkelerinde kimi zaman gö-
rülen tarafsızlaştırma taktiğinin uygulanması nedeniyle de, çok parti
sistemi, erkler ayrılığına daha uygun düşmektedir. Gerçekten de, çok
parti sistemi, anayasadan ya da kurumların niteliğinden doğan erk-
ler ayrılığına, bazen bir ikincisinin eklenmesine de yol açmaktadır.
Klasik erkler ayrılığı, çeşitli defalar belirtildiği üzere devlet görevle-
rinin hukuki niteliklerine göre ayrılmasına dayanır; buna göre, par-
lamento, genel kapsamlı işlemler olan kanunları yapar; hükümet de,
bunları bireysel işlemlerle uygular. Bunun karşısında, yine yukarıda
anlatıldığı üzere, erkler ayrılığının günümüzde kazandığı anlam çer-
çevesinde devletin maddi görevleri (mali, ekonomik, sosyal, kolluk,
yargısal, eğitsel, askeri, diplomatik vb.) arasında da bir ayrıma gidi-
lebilir. Bu çerçevede, çeşitli bakanlıkları türdeş sektörler halinde ye-
niden gruplandırmak suretiyle, devlet faaliyetlerini yatay bakımdan
sınıflandırmak olanaklıdır. Böylece; ekonomik sektör (endüstri, tica-
ret, tarım, deniz ticareti, maliye), sosyal sektör (sosyal refahla, ekono-
mik bakımdan zayıf kimselerle, az gelirli sınıflarla uğraşan “eşitlikçi”
sektör), kamu düzeni sektörü (polis ve adalet), ideolojik sektör (öğre-
tim, eğitim, propaganda, sanat ve edebiyat eserlerinin denetimi, vb.),
193
Duverger, a. g. e., s. 510.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009101
diplomatik sektör (dış işleri ve ordu) ortaya çıkacaktır. Çok partili bir
parlamenter rejimde, bazen bu yatay erkler ayrılığı, geleneksel dikey
ayrılığa eklenir. Hükümete ortak olan her parti, kendi seçmen kütle-
siyle ilgili olan ya da siyasal stratejisini geliştirmesine olanak veren
belirli bir faaliyet sektörünü isteme eğilimi gösterir. Ancak, her zaman
böyle bir uzmanlaştırma bulunmaz. Bazı hükümet bileşkeleri, tam ak-
sine tarafsızlaşma taktiğini uygularlar. Bunda, birbirini tamamlayıcı
bakanlıklar rakip partilere verilir ve böylece her bakanın siyasetinin
karşı partiye mensup olan komşusu tarafından yatıştırılması sağlanır
ya da bu bakana, kendisini gözetlemek ve sınırlandırmak üzere başka
partiden bir siyasal müsteşar verilir
194
ki bu uygulamaların erkler ayrı-
lığının gerçekleşmesine yapacağı katkı ortadadır.
Bununla birlikte, Türkiye’de ister çok partili koalisyon dönemlerin-
de
195
isterse iki partili dönemlerde
196
olsun yoğun bir erklerin toplanma-
sı olayıyla karşılaşılmaktadır. Daha açık bir deyişle, yasama-yürütme
arasındaki erkler ayrılığı eski gücünü kaybetmiştir. Çünkü temel ola-
rak parlamenter hükümet sistemi rejimine sahip olan ülkemizde, hü-
kümetlerin, Meclisteki çoğunluk partisi liderlerinden kurulması gerek-
mekte, çoğunluk partisi liderlerinden kurulan bir hükümet ise parti
kanalıyla meclise kolaylıkla hakim olabilmektedir. Bir başka deyişle,
yürütmenin başındaki hükümetler, parlamentodaki çoğunluk partisi
üzerindeki nüfuzları sayesinde istedikleri kanunları meclisten geçirme
olanağını bularak Meclisi, adeta hükümetin bir tasdik organı konumu-
na indirgemişlerdir.
197
Türkiye’de erklerin toplanması olgusuyla karşı-
laşılmasının temel nedeni, kanımızca, siyasal partilerin oy disiplininin
bulunması, merkeziyetçi ve türdeş bir yapıya sahip oluşudur.
Türkiye’de yasama-yürütme arasındaki ayrımın neredeyse orta-
dan kalkması, söz konusu ayrımın önemsiz bir hale geldiğini göster-
mez. Gerçekten de, Balta’nın belirttiği gibi yasama-yürütme ayrımının
yine de pratik bakımdan büyük önemi bulunmaktadır. Balta, haklı ola-
rak, siyasi hürriyetli demokratik bir rejimde iktidar partisi karşısında
teşkilatlı bir muhalefetin mecliste yer alarak hükümeti denetlemesine,
eleştirileriyle ilgililer ve halkoyuna uyarak aykırılıkların önlenme ve
194
Duverger, a. g. e., s. 510-511.
195
1970’li yıllarda.
196
1950’li yıllardan itibaren 1970’li yıllar hariç olmak üzere.
197
Krş. Balta, a. g. e., s. 65.
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009102
giderilmesine, kanunların yapılışında ve kararların alınmasında isabet
sağlanmasına hizmet edeceği görüşünü savunmaktadır.
198
Yine, tüm dünyada, yasama-yürütme arasındaki erkler ayrımının
eski gücünü kaybetmesi, yargının müstakil ve bağımsız bir erk olma-
sının değerini, hatta bütün erkler arasındaki ayrım yapılması gereği-
nin önemini hiç bir şekilde azaltmaz. Gerçekten de, Erem’in doyum-
suz anlatımıyla, erklerin birbirinden ayrılması oldukça önemlidir. En
basit, hatta ilkel diyebileceğimiz anlayış, kanunu yapan güç ile onu
uygulayan güç arasında bir üçüncü güce yer ve konu bulunamaya-
cağı esasını benimser. Kuşku yoktur ki, bütün erklerin aynı elde top-
lanmasından sonraya rastlayan yasama-yürütme ayrımı daha ileri bir
gelişme göstermiş, yasama-yürütme-yargılama ayrımına ulaşmıştır.
Kanunu yapmakla belirli bir olayda kanunun dediğini ortaya koymak
aynı şey değildir. Eğer yargıç olmazsa kanun da yok demektir. Çün-
kü yürütme organı kanunu dilediği gibi uygulayacaktır. O halde yargı
erki bir bakıma hukuk devletinin koşuludur. Yürütmenin karşısında
yargıç olmazsa, kanun diye uygulanan şeyin keyfi bir uygulama, do-
layısıyla yürütmenin arzuladığı bir kanun olması mümkündür. Bu su-
retle, yürütme, yasamanın yerine geçmiş olur. Demek ki, yargılamanın
iş görüselliklerinden en önemlisi yasama ile yürütmeyi ayrı ayrı, hatta
birbirlerine karşı koruyabilmektir. Yargının bağımsızlığı sebeplerin-
den birisi de budur.
199
Öte yandan, hukuk devleti ilkesinin tam olarak yaşama geçme-
si bakımından da erkler ayrılığı düşüncesine uygun olarak yargının
bağımsız ve müstakil bir erk olarak kabul edilmesi mutlak bir gerek-
sinimdir. Çünkü hukuk devletinin ilkelerinden birisi, idarenin faali-
yetlerinin hukuk kurallarına uygunluğunun yargı denetimine tabi ol-
ması, kısacası idarenin yargısal denetimidir.
200
Ancak idarenin yargısal
denetiminin etkili, doğru ve sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için mah-
kemelerin bağımsızlığının tam anlamıyla sağlanmış olması gerekir.
201
Dolayısıyla, yargının bağımsız ve müstakil bir erk olduğu kabul edil-
mediği müddetçe, hukuk devleti ilkesini yaşama geçirmek ham bir ha-
yalden öteye geçmeyecektir.
198
Bkz. A. g. e.
199
Erem, Ceza Usulü Hukuku, s. 23.
200
Konu hakkında fazla bilgi için bkz. Günday, a. g. e., s. 45 vd.
201
Krş. Günday, a. g. e., s. 46.
TBB Faruk Erem Ödülü Hasan DURSUN
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009103
KAYNAKLAR
Aristoteles, Politika (Çeviren, Mete Tuncay), 9. Basım, Remzi Kitabevi,
İstanbul, 2006.
Balta T. Bekir, İdare Hukukuna Giriş I, TODAİE Yayınları No: 117, Se-
vinç Matbaası, Ankara, 1970.
Black’s Law Dictionary With Pronuncations, Fifth Edition, West Publis-
hing Co., 1979, USA.
Demirkol, Ferman, Yargı Bağımsızlığı, Kazancı Hukuk Yayınları No: 94,
İstanbul, 1991.
Dursun, Hasan, Askeri Yargıya Genel Bir Bakış, İzmir Barosu Dergisi,
Yıl: 66, Ocak 2001, Sayı: 1.
Duverger, Maurice, Siyasal Partiler (Çeviren, Ergun Özbudun), İkinci
Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1974.
Erem, Faruk, Ceza Usulü Hukuku, Genişletilmiş İkinci Bası, AÜHFY
No: 231, Ankara, 1968.
Gönenç, Levent. Hükümet Sistemi Tartışmalarında “Başkanlı Parla-
menter Sistem” Seçeneği (http://www.yasayananayasa.ankara.
edu.tr/docs/makaleler/hukumet_sitemi_tartismalari_pdf, Erişim
Tarihi; 1.9.2008)
Günday, Metin, İdare Hukuku, 9. Baskı, İmaj Yayınevi, Ankara, 2004.
Harrigan, John J., Politics and The American Future, Third Edition,
McGraw Hill, Inc., USA, 1992.
Kapani, Münci, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, AÜHFY: 93,
Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara, 1956.
––––––––––––, Politika Bilimine Giriş, Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı,
AÜHFY No. 431, Sevinç Matbaası, Ankara, 1978.
Karayalçın, Yaşar, Hukukda Öğretim - Kaynaklar - Metod - Problem Çöz-
me, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara, 1986.
Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku dalı olarak Ceza Muhakemesi Hu-
kuku, Yenileştirilmiş ve Geliştirilmiş Dokuzuncu Bası, İstanbul,
1989.
Kuru, Baki, Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, AÜHFY No:
214, Sevinç Matbaası, Ankara, 1966.
Locke, John, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme, (Çeviren, Fahri Bakırcı),
Babil Yayınevi, Ankara, 2004.
Mole Nuala ve Harby Catherina, Adil Yargılanma Hakkı, (Council Of
Europe, 2001), Türkçe olarak çoğaltan Türkiye Barolar Birliği, İn-
Hasan DURSUN TBB Faruk Erem Ödülü
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009104
san hakları el kitapları, No. 3, Ankara, 2005.
Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine I, (Çeviren Fehmi Baldaş), Milli
Eğitim Basımevi, Ankara, 1963.
Mumcuoğlu, Maksut, Çağdaş Demokrasinin Önkoşulu: Hukuk Devleti ve
Hukukun Üstünlüğü in Eksiksiz Demokrasi Sempozyumu (18-19 Ekim
2007), Türkiye Barolar Birliği Yayınları, Ankara, 2008.
Özarpat, M. Hilmi, Askeri Ceza Yargılama Usulü Hukuku, İkinci Basım,
Harpokulu Basımevi, Ankara, 1950.
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, İkinci Baskı, Yetkin Yayınları,
Ankara, 1988.
Reisoğlu, Kemal, Federal Almanya Cumhuriyeti Adalet Cihazı, Ankara,
1954.
Stewart, Iain, Men of Class: Aristotle, Montesquieu and Dicey on ‘Seperati-
on of Powers’ and ‘The Rule of Law”, Macquarie Law Journal, 2004, 9
(http://austlii.law.uts.edu.au/journals/MqLJ/2004/9.html, Eri-
şim Tarihi, 1.8.2008).
Taner, Tahir, Ceza Muhakemeleri Usulü, Üçüncü Basım, İsmail Akgün
Matbaası, İstanbul, 1955.
Todaro, M., Economic Development, Fourth Edition, Longman, USA,
1994.
Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, TÜSİAD, İstanbul, 1997.
Yargılama Düzeninde Kalite, TÜSİAD, İstanbul, 1998.
Wade, H.W.R., Administrative Law, Oxford University Press, Claren-
don Law Series, London, 1961.
Yalçınkaya, Namık Kemal, İngiliz Hukuku, Kaynakları, Kurumları ve Te-
mel İlkeleriyle, Eroğlu Matbaası, Ankara, 1981.
Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, TÜSİAD, Ocak 1997, İstanbul.