TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN405
FUHŞA VE FUHUŞ HAKKINDAKİ
TEMEL TÜRK HUKUK NORMLARINA
GENEL BİR BAKIŞ
A GENERAL PERSPECTIVE ON PROSTITUTION AND BASIC
TURKISH LAW RELATED WITH PROSTITUTION
Hasan DURSUN
∗
Özet: Fuhuş, II. Dünya Savaşı’ndan önce dünya’da bir sağlık
sorunu olarak ele alınırken günümüzde temel olarak cezai bir konu
olma eğilimindedir. Fuhuşla ilgili temel Türk hukuk normları, günü-
müzde, dünyada görülen eğilimi yansıtmaktan uzaktır. Fuhşa ve fa-
hişeliğe karşı etkin bir savaşım verilebilmesi için özellikle fahişeden
hizmet satın alınması cezalandırılmalı ve genelevler kapatılmalıdır.
Anahtar Sözcükler: Fuhuş, fahişe, insan sömürüsü, post-
travmatik stres bozukluğu, fahişeliğin sosyalleşmesi.
Abstract: Although prostitution, before World War II, had been
regarded as a health problem, nowadays, in the world, there is a
trend that it is a criminal matter. Basic Turkish law on prostitution is
away from that movement. To combat effectively with prostitution
and prostitute, specially, purchasing sexual services must be crimi-
nalized and brothels have to be forbidden.
Keywords: Prostitution, prostitute, human exploiting, post-
traumatic stress disorder, socialization of prostitution.
Fuhuş, etimolojik anlamı çerçevesinde; insan bedeninin her türlü
müstehcen ticareti olarak tanımlanabilir.
1
Flexner’e göre ise fuhuş üç
unsurdan oluşur. Bunları; ticaret (trafic), düzensiz veya rastgele cinsel
*
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku (İdare Hukuku)
doktora öğrencisi.
1
Dufour tarafından yapılan bu tanım için bkz. Dönmezer, Ceza Hukuku, Özel Kısım
Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, s. 339 özellikle dip not 15. Büyük
Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi’ne göre fuhuş, bir kimsenin maddi çıkar karşılığında
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış406
ilişki (la promiscuité) ve duygusal ilgisizlik (indifférence émotienelle) ola-
rak adlandırabilmek olanaklıdır.
Yazar, ticaret unsurunu açıklarken, mutlaka paranın kullanılmış
bulunmasının şart olmadığını, her ne kadar paranın bu hususta çok-
lukla kullanılan araç olsa de, hediyeler yahut zevklerin de paranın
yerini tutan bir güdü olabileceğini, keza düzensiz cinsel ilişkinin de
mutlak bir şekilde seçimsiz olmasının şart olmadığını, örneğin, cinsel
ortağını (partnerini) seçiyor diye bir kadının fahişelikten çıkmayacağı-
nı, duygusal ilgisizliğin açık bir şekilde ticaret ve düzensiz cinsel ilişki
unsuruna sokulabileceğini, bu bağlamda, itiyadi olarak veya tesadüfi
surette, bir bedel yahut diğer her türlü ücret karşılığı bir mülahaza ile
az veya çok âdi cinsel ilişkilerde bulunan kişinin fahişe olduğunu ifade
etmektedir.
2
Flexner’in yapmış olduğu bu açıklamalardan fahişenin yalnız-
ca kadınlardan olabileceği sonucu çıkartılmamalıdır. Gerçekten de,
Dönmezer’in isabetli olarak belirttiği üzere erkeklerden de fahişe ola-
bilir.
3
Ancak, polis genellikle erkek fahişeler hakkında bilgi sahibi de-
ğildir.
Günümüzde, polis, genellikle, erkek fahişeler hakkında, eşcinsel-
likle ilgili bir cinayet işlendiği zaman haberdar olmaktadır. Bununla
birlikte, polisin erkek fahişler hakkında bilgi sahibi olamaması,
4
erkek
fuhşunun olmadığı anlamını taşımaz.
5
Gerçekten de, eşcinsellik (homo-
sürekli olarak değişik kişilerle cinsel ilişkide bulunma eylemidir. Bkz. Büyük
Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9, s. 4322 “fuhuş” maddesi.
2
Nak. Dönmezer, a. g. e., s. 339-340 özellikle dip not 18.
3
Dönmezer, a. g. e., s. 340.
4
Polisin erkek fuhşu hakkında bilgi sahibi olamamasının çeşitli nedenleri
bulunmaktadır. Bunlardan ilki, erkek fahişenin kolaylıkla irtibat kurması ve
çabuk bir şekilde kaybolmasıdır. Bundan başka, erkek fahişe, bazı kadın fahişeler
gibi sürekli bir şekilde, daha açık bir deyişle, sokakta müşteri bekleyerek fuhuş
yapmaz. Bir diğer deyişle, erkek fahişe, sokakta müşteri bekleyen kadın fahişe gibi
kolaylıkla fark edilmez. Sokakta müşteri bekleyen bir kadın fahişenin yaptığı işin
bütünüyle saydam olduğu açıktır. Bunlara ilave olarak, erkek fahişeye ilk teklifin
kadından geldiği durumlarda, erkek fuhşu daha da gözle görünmez bir hale
gelir. Fazla bilgi için bkz. Pettersson ve Tiby, The Production and Reproduction of
Prostitution, s. 166.
5
Pettersson ve Tiby, a. g. m., s. 165.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN407
sexual) veya karşı cinsellik
6
(heterosexual) biçiminde kendisini gösteren
erkek fuhşu, Avrupa ve Amerika’da 1960’lı yıllardan bu yana oldukça
artmıştır. Bunun temel nedeni, eşcinselliği ahlaken düşüklük olarak
gören ahlak normlarının etkisini kaybetmiş bulunmasıdır. Yine, özel-
likle Avrupa ülkelerinde eşcinselliğin suç olmaktan çıkartılması, eşcin-
selliği artırıcı bir rol oynamıştır.
7
Fahişelik konusundaki tartışmalar, özellikle kadının cinselliğini
düzenleyen kurallar olmak üzere fahişeliğin tarihi ve sosyal koşullarla
bağlantısı kurulmadan tam bir şekilde anlaşılamaz. Kadının cinselli-
ğini düzenleyen kuralların genel olarak iki kaynağı bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, dini ve ahlaki (puritanical) değerleri kaynak olarak ka-
bul eden anlayıştır. Bu anlayışa göre, önüne gelen herkesle seks yapan
bir kadının davranışı ahlaksız (immoral) davranış olduğundan bu dav-
ranışların bastırılması (repression) gerekir. İkinci kaynak ise kapitalist
güdüleri kaynak olarak kabul eden bir anlayıştır. Bu anlayışa göre,
fahişelikten satıcısı (pimp) yararlanır. Daha açık bir deyişle, fahişelik
yapan kadın kendi emeğini satmış olmasına rağmen, elde edilen kârın
büyük çoğunluğu onun satıcısına kalır. İster dini ve ahlaki yaklaşım,
isterse kapitalist yaklaşım kabul edilsin bunlardan her birinde kadının
cinselliğini düzenleyen kurallar oluşturulmasında pederşahi (patriarc-
hal) bir çerçevede erkeklerin ağırlığı hissedilmektedir.
8
Bu çalışmada, öncelikle fuhşun tarihçesi incelenecek, daha sonra
fuhuş hakkında genel bir bilgi verilecek, en sonunda ise fuhuş hakkın-
daki Türk pozitif hukuk normları incelenerek onların bir değerlendir-
mesi yapılacaktır.
I. TARİHÇE
Bu kısımda, fuhuş; Dünya, Amerika ve Türk tarihi açısından ince-
lecektir.
6
Karşı cinsellik şeklinde görülen erkek fuhşunun bu türün de özellikle zengin
bayanlarla çıkar karşılığı yapılan cinsel birliktelikler yapılmaktadır. Bu durum
“jigololuk” olarak da adlandırılmaktadır.
7
Krş. Dönmezer, a. g. e., s. 340 dip not 21.
8
Lesieur ve Welch, Vice Crimes: Individual Choices and Social Controls, s. 207.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış408
1. Dünya Tarihçesi
Dünyanın en eski olgusu
9
olarak kabul edilen fahişeliğin tarihçesi
çok eski toplumlara kadar uzanmaktadır.
10
Bullogh (1980) adlı yazar,
dünyada fahişelik konusundaki ilk kayıtlara eski Mezopotamya’da
rastlanıldığını belirtmektedir. Daha açık bir deyişle, Bullough,
Mezopotamya’da rahiplerin çocuk doğurtma işiyle ilgili cinsel faali-
yetlerde bulunduklarını ve orada kadınlardan kendilerini tapınağa
hediye etmelerinin istendiğini ifade etmektedir.
11
Rathus (1983) ise benzer bir dizgenin (system) eski Yunan’da ge-
liştiğini ve İ.Ö. 550 yılında ruhsatlı kerhanelerin Afrodit Tapınağı’nı
finanse ettiklerini ifade etmektedir.
12
Daha doğru bir deyişle, eski
Yunan’da fuhuş; kutsal fuhuş ve din dışı fuhuş şeklinde ikiye ayrılmış;
kutsal fuhuş, Korinthos ve Efes’teki Afrodit tapınaklarının din adam-
ları tarafından örgütlenirken, din dışı fuhuş, devlet görevlilerinin de-
netimi altındaki evlerde genel kadınlar tarafından yapılmıştır. Eski
Yunan’da, kibar fahişeler, şölenlerde müzisyen ya da dansöz olarak
ortaya çıkmışlar, kimileri ise siyaset adamlarıyla ilişki kurarak etkinlik
kazanmışlardır.
13
Hagan (1986), ortaçağda fahişeliğin ekonomik yapının ayrılmaz
bir parçasını oluşturduğunu ve kilisenin de onu vergilendirdiğini be-
lirtmektedir. Karşılaştırmalı kültürel ve tarihi analizler sonucunda,
fahişelerin bazı toplumlarda saygın bir yere sahip olduğu da kanıtlan-
mıştır. Bu bağlamda, Davis (1961), Yunan’da hetaerae, Roma’da lupana-
ria, Hindistan’da devadadis ve Japonya’da geyşa’ların saygın bir sosyal
statü ve prestije sahip olduklarını belirtmiştir.
14
Tarihsel incelemeler, fahişeliğin yalnızca karşı cinsler (heterosek-
süel) arasında olmadığını da göstermektedir. Gerçekten de, Karlen’in
(1971) ifade ettiği gibi, örneğin, 1700’lü yıllarda İngiltere’de “Molly
9
Lesieur ve Welch, fahişeliği “profesyonel bir meslek” olarak nitelendirmektedir
ki, bu kanımızca doğru değildir. Çünkü gerek eski yıllarda gerekse günümüzde
fahişeler meslek icra eden kişiler olarak değil, “sek köleleri” olarak görülmektedir.
10
A. g. e.,
11
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 207.
12
Nak. A. g. e.,
13
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, s. 4322.
14
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 207.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN409
Evleri” aynı cins (homoseksüel) fuhşun merkezi olmuştur. Bu evlerde,
erkekler sık sık kadın elbisesi giymişler ve müşterileri için parti düzen-
lemişlerdir. Karlen bu konuda meşhur bir İngiliz “Molly Evi” örneğini
de vererek bu evin yöneticisi olan Margaret Clap’ın soy isminin bir
zührevi hastalığın meşhur bir ismi olduğunu belirtmektedir.
15
2. Amerika’daki Tarihçesi
Amerika’nın ilk kuruluş yıllarında toplum içerisinde sıkı bağ bu-
lunduğundan toplum fuhşa karşı bir duruş sergilemiştir. Bununla
birlikte, Amerika, sanayileşmeye ve göçle birlikte kentleşmeye başla-
yınca, Amerika’da fuhuş yaygın bir hale gelmiştir.
16
Gerçekten de, Gil-
foyle (1992) ve Roberts’in (1992) belirtiklerine göre, çoğu büyük kent
merkezlerinde fahişelik yalnızca görünür olmakla kalmamış, bunun
yanında, kent yaşamının bir parçasını da oluşturmuştur. Fahişeler, bu
işleri yapan lüks lokantalarda, tiyatroda, kafede, otelellerde, kuaför
salonlarında, tütün mamulü satan dükkanlarda, pastanelerde (delica-
tessen), fırınlarda ve neredeyse kentlerin her yerinde çalışmışlardır. Bu
fahişelerin müşterilerini de her etnik grup, sosyal sınıf ve meslekten
oluşan erkekler oluşturmuştur.
17
Winick ve Kinsie’nin (1971) belirtti-
ğine göre “fahişeler” (prostitutes) kavramı, “avcılar” (hookers) kavramı
gibi Amerikalı General Hoseph Hooker
18
ve ordusuna seks hizme-
ti sunan kadınlara verilen etiketten (kulptan) türetilmiştir. Yazarlar,
“kırmızı ışıklı caddeler” (redlight districts) kavramının ise XX. yüzyılın
başlarında, demiryolu işçilerinin fahişeyle viziteye çıktıkları esnada
çadırlarının dışına kırmızı lamba asmaları olgusundan türetildiğini
belirtmektedirler.
19
15
Nak. A. g. e., s. 207-208.
16
Bkz. A. g. e., s. 208.
17
Nak. A. g. e.,
18
Bu general, Amerikan iç savaşı sırasında “Fighting Joe” takma adıyla Williams
burg’ta ün kazanmıştır (1862). Hooker, Fotomac ordusu komutanıyken
(1863), Chancellorsville savaşını kaybetmiş, daha sonra Chattanooga zaferinin
kazanılmasına katkısı olmuştur. Hooker, 1868 yılında kadar çeşitli eyaletlerin
valilik görevlerinde bulunmuştur. Bkz. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 11,
Milliyet Yayınları, 1992, s. 5385, “Hooker (Joseph)” maddesi.
19
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 208.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış410
Fahişeliğin Amerika’daki yakın tarihçesinin karakterize eden
olgu, kötü şöhreti olan genelevlerde yaşanan bazı heyecan verici (sen-
sational) olayların görsel basına aktarılmasıdır. Örneğin, kötü şöhretli
Texas Genelevinden esinlenerek The Best Little Whorehouse in Texas adlı
film yapılmıştır. Bunun gibi New Orleans’ın Storyville, Nevada’nın
Mustang Ranch, Pink Pusscat ve Miss Kityy adlı filmler de bölgelerin-
deki kötü ünü bulunan genelevlerden ilham alınarak oluşturulmuş-
tur. 1980’li yıllarda genç bir sosyete olan Sydney Biddle Barrows, New
York Kentindeki Manhattan’ın üst batı tarafında bir randevu evi işle-
terek fuhşu cazipleştirmiştir. Mayflower yerleşimcilerinin torunu ol-
duğu için Mayflower Madam olarak adlandırılan Bayan Barrows’un
fahişeleri saatte 125 ila 400$ arasında kazanç sağlamıştır.
20
Bununla birlikte şu husus hiç bir zaman zihinden uzak tutulma-
malıdır ki, fahişelik hiç bir zaman mali bağımsızlığı sağlamaya yetecek
tarzda cazibeli bir iş değildir. Tarihsel incelemeler sonucu, kadınının
fahişelik yapmasının temel nedeninin toplumda kadının emeğine ve-
rilen düşük değer olduğu anlaşılmıştır.
21
Gerçekten de George Bernard
Shaw’ın (1905) belirttiği gibi fahişeliğe kadının ahlaken düşük ve er-
keğin çapkın olması değil, kadının düşük ücret alması, emeğine daha
az değer verilmesi ve fazla çalıştırılması yol açar. Shaw, kadına reva
görülen bu zulüm sonucu, bunun bedelini daha ağır ödeyerek fazilet
yerine günah kazanıldığını ifade etmektedir.
22
Fuhşun yaygınlığını ölçebilmek için Amerika’da zaman zaman
ampirik araştırmalar da yapılmıştır. Örneğin, Kinsey ve diğerleri
(1948, 1953) ile Hunt (1974) yapmış oldukları ampirik araştırmalarda
erkeklerin fahişleri ne kadar sıklıkla ziyaret ettikleri sorusunun yanı-
tını öğrenmeye çalışmışlardır. Kinsey ve arkadaşlarının bulgularına
göre II. Dünya Savaşı’ndan önce beyaz adamların %50’sinin fahişeleri
ziyaret ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Hunt ise üniversite eğitimi alma-
yanların %45’inin, üniversite eğitimi alanların ise %35’inin fahişelerle
20
A. g. e., Ancak, yukarıda da belirtildiği üzere, fahişenin kazancının büyük kısmı
satıcısına ait olduğundan fahişlerinin kazandığı paranın büyük kısmının satıcısı
olan “Mayflower Madam”a ait olduğu unutulmamalıdır.
21
A. g. e.
22
Nak. A. g. e.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN411
yattığı sonucuna ulaşmıştır.
23
Erkelerin fahişlerle yatma olgusundaki
bu düşüşün gerçek olup olmadığı bilinmemektedir, çünkü söz konusu
iki araştırmanın yöntemi birbiriyle karşılaştırılabilir değildir. Bunun-
la birlikte, gözlemciler, 1990’lı yıllarda AIDS, herpes gibi hastalıkların
artması sonucu oluşan sağlık kaygıları sonucu erkeklerin fahişeleri
daha az ziyaret ettiğini, en azından, prezervatif kullanarak insanların
daha dikkatli olduklarını ifade etmektedirler.
24
Sağlık nedenleri, fahişeliğin serbestleştirilmesinin lehinde ve aley-
hinde olan düşünceleri de etkilemiştir. Bu bağlamda, fahişeliğin ser-
best bırakılmasına karşı çıkanlar, kamunun sağlık riskinin en aza indi-
rilebilmesi için fahişelin suç olarak kalmasını istemekte, buna karşın,
fahişeliğin serbest bırakılmasını isteyenler ise örneğin AIDS ve zührevi
hastalıkların fuhşun serbest bırakılması durumunda düzenli bir şekil-
de kontrol edileceğini ifade ederek sağlık riskinin daha iyi bir şekilde
gözetlenebileceğini savunmuşlardır.
25
Söz fuhşun yasallaştırılmasından açılmışken, bir hususa temas et-
mek uygun olacaktır. Amerika’da kimi yazarlar, fuhşu bir suç olarak
görmekten ziyade, onu, yetişkinler arasında rızaya dayalı olarak yapı-
lan bir sözleşme olarak nitelendirmektedirler. Bununla birlikte, fuhuş
ister suç olarak görülsün isterse sözleşme olarak görülsün Amerika’da
uygulaması son derece yaygındır.
26
Pateman (1988) ve Rhode (1989)
belirttiklerine göre Amerika’da 250.000 tam-gün çalışan fahişe bulun-
makta ve bunlar haftada 1,5 milyon müşteriye hizmet(!) vermektedir.
Fuhuştan kazanılan yıllık para, genel olarak, 7 ila 9 milyar dolar ara-
sında değişmektedir.
27
3. Türk Tarihçesi
Türk tarihçesi bakımından fuhuş konusundaki bilgilerimiz daha
çok Osmanlı döneminden başlamaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı
İmparatorluğu’nda şeriat yasalarının kesin olarak yürürlükte bulun-
23
Nak. A. g. e.
24
A. g. e.
25
A. g. e., s. 208-209.
26
A. g. e., s. 207.
27
Nak. A. g. e.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış412
duğu II. Meşruiyet öncesi dönemde, fuhuş çok ağır bir suç olarak ka-
bul edilmekteydi. Bununla birlikte, İslam dini çokeşliliğe (taaddüdü
zevcat) ve halayıkların
28
yatağa alınmalarına (istifraş) izin verdiği için
fuhşa pek rastlanmazdı. Başta padişah olmak üzere, İstanbul’da saray
çevresi ve varlıklı erkekler, esir tacirlerinden satın aldıkları cariyeler
arasından hoşuna gidenleri “odalık” adı altında nikahsız eş olarak kul-
lanabilmekteydiler. Bu kadınlardan olan çocuklar da meşru sayılmak-
taydı. Bu odalıklar sonradan sahibince özgür bırakılmakta ve konakta
bir yer edinmekte ya da uygun görülen bir erkeğe nikahlanarak çırak
çıkartılmaktaydı.
29
Tüm bu olanaklara rağmen fuhuş yine de Osmanlı döneminde tam
olarak önlenememişti. Büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da yarı-gizli
fuhuş yuvaları bulunmaktaydı. Bu yuvalar, İstanbul’da genel olarak
Hıristiyan azınlıklarla yabancıların yoğun olarak yaşadığı Galata ve
Beyoğlu gibi semtlerde bulunmakta “sermayeleri”ni de Rum, ermeni,
Yahudi, çingene gibi yerli azınlıklar oluşturmakta idi. Müslüman bir
kadının bu yerlerde çalışmasına kesinlikle izin verilmezdi. Kanuni
Sultan Süleyman’ın kanunnamesi uyarınca, fuhuş, bu suçu işleyenin
servet durumuna göre 12 para ile 10 kuruş arasında değişen para ce-
zasıyla cezalandırılırken, genç kızlarla erkekleri baştan çıkaranlar için
hadım etme cezası uygulanırdı.
30
Osmanlı devletinin son dönmelerinde İstanbul’un adı geçen semt-
lerinde açılan “baloz” ve “kafeşantan”lar da bu tür uygunsuz kadınların
barındığı yerlerdi. Ayrıca, İstanbul’da başka gizli fuhuş yuvaları da
bulunmaktaydı. Bunlardan nüfuzlu kişiler tarafından korunan yerler
ayrıcalıklı bir konuma ulaşmıştır. Daha somut bir deyişle, beyzade ve
paşazadelerden tanınmış kişilerin devam ettiği fuhuş yuvaları, güven-
lik kuvvetlerince bilindiği halde bunlara dokunulmazdı. Bununla bir-
likte, söz konusu fuhuş yuvalarının eğer koruyucusu gözden düşerse
bu evlere baskın yapılır ve kapatılırdı. Ancak, çalıştırıcı nüfuzlu yeni
28
Savaşta tutsak edilen, para karşılığı esir pazarlarından alınan ya da bir devlet
büyüğü tarafından (padişah, vezir gibi) armağan edilen ve sahibinin her isteğini
yapmak zorunda olan cariyeye “halayık” denilir. Bu sözcüğün eş anlamlısı
“karavaş”tır. Bkz. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 10. Cilt, Milliyet Yayınları,
İstanbul, 1992, s. 4951 “halayık” maddesi.
29
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, s. 4322-4323.
30
A. g. e., s. 4323.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN413
bir efendi bulursa evi yeniden açtırırdı. Fuhuş evleri için kentin tenha
yerleri seçilir ve çevrenin dikkatini çekmemeye özel önem verilirdi.
Mahalle ve semt delikanlılarının bu açıdan çok uyanık olmaları yüzün-
den kuşkulu evler, başta imam olmak üzere bekçi ve mahalleliler tara-
fından basılır, kadınla zamparası ağır hakaretlere uğrar, iş nikaha ka-
dar giderdi.
31
Ancak, İstanbul’da, XIX. yüzyılın sonlarına doğru daha
önce Avrupa’da başlayan ve resmi kurumlar tarafından genelevlerin
ruhsatlandırılması uygulamasına geçilmiştir. Aynı dönemlerde frengi
tüm imparatorluğa yayıldığı için bu hastalık ile savaşım çok önemsen-
miştir. Bu nedenle, 1915 yılında Emraz-i Zühreviyye’nin Men-i Siraye-
ti Nizamnamesi yayımlanmış ve bir kurul oluşturulmuştur.
32
Diğer yandan, Osmanlı döneminde eşcinsel ilişkiler de fuhuş kap-
samında ele alınmıştır. Yabancı kaynaklar, Osmanlı döneminde cin-
sel sapıklığın II. Beyazıt döneminde başladığını savlamaktadır. Daha
açık bir deyişle, Osmanlı örfünün yasakları gereğince kadının sokakta
görünmemesi dolayısıyla İmparatorlukta eşcinsel ilişkiler yaygınlaş-
mıştır. Bununla birlikte, edilgen eşcinsellik (oğlanlık) ayıp sayılmasına
karşın, etkin eşcinselliğe (oğlancılığa) genelde göz yumulmuştur. Böy-
lece birçok ünlü divan şairine esin kaynağı olan bu sapıklık, bir tür ero-
tik edebiyatın gelişmesine de yol açmıştır. Büyük kentlerde genç erkek
sunan özel evler; “imam evleri”, “oğlan hamamları” adıyla anılmıştır.
Yine, Osmanlı döneminde, sefere çıkan ya da sürgüne gönderilen bir
yüksek devlet görevlisi, yolculuk güçlükleri ve kaçgöç nedeniyle eşini
yanında götürme zorluğu yüzünden gulam ya da tıflı (tıfıl) denen genç
bir erkeğin maddi ve manevi dostluğuna başvurmuştur.
33
Osmanlı’da saraylarda, zengin konaklarında harem ve selamlık
dairelerinin ayrı olmaları yüzünden kadınlar arasında da eşcinsel eği-
limler gelişmiştir. Bununla birlikte, toplumda, “sevicilik” pek ayıplan-
mamıştır. Sevici kadınlar, genelde çok zarif, nükteci ve şair ruhlu kişi-
ler olduklarından toplum, bu kişilere saygı göstermiş, ancak, kızlar ile
genç evli kadınlar, onların meclislerinden uzak tutulmuştur.
34
31
A. g. e.
32
Seks Ticareti, s. 12.
33
A. g. e.
34
A. g. e.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış414
I. Dünya Savaşı ve mütareke yılları fuhuş açısından İstanbul için
dönüm noktası oluşturmuştur. Daha açık bir deyişle, savaşın getirdiği
yoksulluk nedeniyle Müslüman kadınlar da genelevlerde çalışmaya
başlamışlardır. Yukarıda belirtildiği üzere, Osmanlı Devleti’nde ya-
bancılar, fuhuş işini serbestçe icra edebilmekteydiler. Çünkü fahişeler,
kapitülasyonların güvencesi altında bulunmaktaydı. İstanbul’da mü-
tareke yıllarında, yabancı vesikalı fahişeler arasında Rus kadınları 171
kişiyle başta gelmekteydi. Daha somut bir deyişle, işgal kuvvetlerinin
cinsel gereksinimlerini karşılamak için genel ve eğlence yeri sahipleri
Rusya’dan kadın getirmişlerdir.
35
Cumhuriyet ilan edildikten sonra kadının yavaş da olsa toplum
yaşamına aktarılması ve okullarda karma eğitime yer verilmesi üzeri-
ne eşcinsellik önemli ölçüde ortadan kalkmıştır.
36
Ancak, Cumhuriyet
döneminden itibaren de fuhşun “genelevlerde” çalışan “vesikalı” kadın-
lar tarafından sürdürülmesine devam edilmiş, aşağıda üzerinde du-
rulacağı üzere 1930 yılında yürürlüğe giren Umumi Hıfzısıhha Kanu-
nu ile fuhşu düzenleyecek tüzük yayımlanması kararlaştırılmıştır. Bu
konuda ilk olarak 1930 yılında Fuhuşla Mücadele Hakkında Tamim
yayımlanmış, bu tamim ile genelevlerin ve vesikalı kadınların sayısı
sınırlandırılmak istenmiştir. 1933 yılında ise yine Umumi Hıfzısıhha
Kanunu esas alınarak Fuhuşla ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi
Hastalıklarla Mücadele Nizamnamesi yürürlüğe girmiştir. 1961 yılın-
da yürürlüğe giren ve 1973 yılında hükümleri esaslı bir şekilde değiş-
tirilen Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve
Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü ile
1933 yılındaki “nizamname”
37
yürürlükten kaldırılmıştır. Halen fuhuş
sektörünü öze yönelik olarak düzenleyen mevzuat 1961 tarihli bu tü-
züktür.
38
Günümüzde, Türkiye’de, fuhşun boyutları inanılmaz derecede
artmıştır. Türkiye’de ruhsatlı olarak çalışan 56
39
genelev bulunmakta
35
Seks Ticareti, s. 12.
36
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, s. 4323.
37
Tüzük.
38
Seks Ticareti, s. 12.
39
Bu rakamlar, 2007 başı itibariyledir.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN415
ve bu genelevlerde yaklaşık 3.000 kadar fahişe çalışmaktadır. Sağlık
tedbiri kapsamındaki
40
fahişe sayısı ise 15.000 civarındadır. Bundan
da öte, Türkiye’deki toplam kadın ve transgender (travesti ve trans-
seksüel) fahişelerin sayısının 100.000 civarında olduğu kestirilmekte-
dir. Daha açık bir deyişle, yaklaşık 85.000 fahişe yasadışı veya gizli bir
şekilde çalışmaktadır. Bu toplama, sayıları giderek artmakta olan ya-
bancı fahişeler dahil değildir. Ayrıca, sayıları yabancı fahişeler kadar
olmamasına ve yerel özellik göstermesine rağmen erkek fahişeler de
bu sayıya dahil edilmemiştir. Başta İstanbul olmak üzere on binlerce
fahişe sokak ve caddelerde, özel randevu evlerinde, masaj salonların-
da, bar, gece kulübü ve pavyon gibi mekanlarda, hatta otobüs ve mini-
büslerde çalışmaktadır.
41
Türkiye’de, son yıllarda, fuhşun boyutları yalnızca fahişelerin sa-
yısı bakımından artmamış, fuhuştan elde edilen gelir de inanılmaz bir
derecede artmıştır. Kuşkusuz, fuhuş sektöründeki gizlilik ve kayıt dışı
olgusu yaygın bir şekilde bulunduğu için sağlıklı bir şekilde fuhuş-
tan aylık veya yıllık ne kadar gelir elde edildiğini hesaplamamız ola-
naklı değildir. Bununla birlikte, haklı bir algıya dayalı olarak fuhuştan
büyük çaplı olarak gelir elde edildiğini söyleyebilmemiz olanaklıdır.
Gerçekten de 16 Şubat 2001 tarihinde ölen Türkiye’nin en ünlü genelev
patroniçesi Matild Manukyan
42
Türkiye’de vergi listesi sıralamasında
1987 yılında 14. olmuş, 1989 yılında ise 566.000$ vergi vererek zirveye
çıkmış ve beş yıl boyunca da birinciliği kimseye kaptırmamıştır. Ma-
nukyan 14 yılda yaklaşık 10.000.000$ vergi ödemiştir. Bundan başka,
Manukyan, inanılmaz bir servet de biriktirmiştir.
43
40
Fahişelik yapan ancak tescil edilmeyen.
41
Seks Ticareti, s. 29. Bu raporda, bizim “fahişe” dediğimiz şeye “seks işçisi”
denilmektedir ki, bu tabirin fuhşun çirkin özelliğini göstermediğini düşünüyoruz
ve onu kullanmaktan kaçınıyoruz.
42
Manukyan, soy isminin gerçekte “Manokyan” olduğunu, hep yanlış yazıldığını
söylemekteydi. Bir alttaki dip nota bkz.
43
Manukyan hakkında geniş bilgi için Merve Erol’un 10 Şubat 2007 tarihinde
Radikal’de çıkan yazısına bkz. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.
php?ek=cts&haberno=6478, Erişim Tarihi, 6.7.2009.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış416
II. FAHİŞELİĞİN TÜRLERİ
Fahişeliğin günümüzde değişik türleri bulunmaktadır. Bunlardan
ilki, sokak fahişeliğidir. Sokak fahişeleri en fazla göze görünen fahişe-
lerdir. Bu fahişeler, genelde, büyük kentlerde şiddet eğiliminin fazla
görüldüğü ve uyuşturucu satılan bölgelerde faaliyet gösterirler. Bu
yüzden, söz konusu fahişeler en fazla mesleki tehlikelerle karşı karşı-
ya kalırlar. Daha açık bir deyişle, bunlar, hastalıklara ve tutuklanmaya
karşı korumasız ve çaresiz kalmakta, satıcıları ile müşterileri tarafın-
dan kötü muameleye de maruz bırakılmaktadır. Bu tip fahişelerin elde
ettiği kazanç göreceli olarak azdır, ayrıca, ucuz otel, sokak, duvar dip-
leri, araba ve ağaç altı gibi yerlerde çalıştıkları için çalışma koşulları da
âdidir. Sokak fahişelerinin çoğunluğunu dışlanmış toplum kesiminin
yoksul aile üyeleri oluşturur.
44
Bundan da öte, Inciardi’nin (1989, 1991)
belirttiği gibi sokak fahişelerinin birçoğu, madde bağımlısı oldukların-
dan maddeyi elde etmek için fuhşu sürdürürler.
45
Diğer tip fahişelik türü ise bar kızı (b-girl) olarak adlandırılır. Bar
kızı; taverna, bar veya meyhanelerin yöneticileriyle işbirliği içinde ça-
lışırlar ve fuhuş yapmadan önce barda kendilerine sulandırılmış içki
46
ısmarlattırarak müşterinin taverna, bar veya meyhaneye yüksek mik-
tarda hesap ödemesini sağlarlar.
47
Winick ve Kinsie’nin (1971) belirtti-
ğine göre, askeri bölgelerin yakınındaki taverna, bar veya meyhaneler,
bar kızlarının geleneksel olarak tercih ettiği mekanlardır.
48
Başka bir fahişelik türü ise “ev kızı” (house-girl) şeklindedir. Ev kızı,
doğrudan “madam” veya “mama”
49
tarafından yönetilen bir genelevde
çalışırlar. Bununla birlikte, günümüzde genelevlerin çoğunun yerini
masaj salonları ile refakatçi (escort) hizmetleri almış olup, oralardan
müşteriler, genelevlere benzer hizmetler satın almaktadırlar.
50
44
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 209-210.
45
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
46
Bu tür içki “vol” olarak da adlandırılır.
47
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
48
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
49
Türkçede yanlış bir şekilde kadın satıcıları için “hacı ana” denilmektedir ki, bu
ifade kadın satıcılığı cazip hale getirdiği için doğru değildir.
50
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN417
Luckenbill’in (1986) yaptığı bir ayrıma göre erkek fahişeler de ka-
dın fahişler gibi sokak, bar veya refakatçilik yapan fahişeler olmak üzere
çeşitli kategorilere ayrılmaktadır.
51
Bununla birlikte, erkek fahişelerin
yaptığı işin doğası gereği genellikle eşcinsel ilişkidir. Fahişelik ve ticari
ahlaksızlıktan dolayı tutuklananların üçte birini satıcılar dahil erkekler
oluşturmasına rağmen, erkek fahişelik konusunda pek fazla bilimsel
araştırma yapılmamıştır.
52
Siegel’in (1986) belirttiğine göre, fahişelikte daha yüksek bir pro-
fesyonellik telekız “call girl” şeklindeki uygulamadır. Siegel, telekızla-
rın müşteri başına 500$ aldığını ve yıllık olarak 100.000$ kazandığını
ifade etmektedir.
53
Telekızları, daha sık bir şekilde orta sınıfa mensup
ailelerden yetişmekte ve seks hizmetleri dışında başka hizmet de sun-
duklarını belirtmektedirler. Örneğin, bu kızlar, müşterilerinin kendi-
lerine olan güvenini (self-esteem) güçlendirdiklerini ve onları seks ba-
kımından tatmin ettiklerini de ileri sürmektedirler. Telekızlar da za-
man zaman müşterileri tarafından kötü muameleye bırakılsalar da, bu
kızlar, müşterileriyle çıkmadan önce genellikle onların referanslarına
bakmaktadırlar. Telekızlar; pahalı otel veya kendi evlerinde çalıştık-
ları için diğer fahişelere göre daha iyi çalışma koşullarına sahiptirler.
Diğer fahişelerle karşılaştırılırsa telekızların daha yüksek bir iş statüsü
ve prestije sahip olduğu varsayılır.
54
Fahişeliğin türleri hakkında verilen bu kısa bilgiden sonra “fahişe-
liğin sosyalleşmesi” hakkında genel bir bilgi verilmesi uygun olacaktır.
III. FAHİŞELİĞİN SOSYALLEŞMESİ
Fahişenin rolü, fahişe olarak adlandırılan kişinin kimliğinin bi-
linmesi yoluyla tam olarak anlaşılamaz. Gerçekte, fahişenin sosyal-
leşmesi, fahişe kimliğini aşama aşama oluşturan değişik evrelerin izi
sürülerek en iyi bir şekilde anlaşılabilir.
55
Bu bağlamda, Davis (1978),
fahişe kimliğinin ortaya çıkmasını (turned out) üç aşamalı bir süreç ile
51
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
52
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 210.
53
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
54
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
55
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış418
açıklamaktadır. Birinci aşamada, kadın, seksi bedava vermek yerine
satmanın daha heyecanlı ve kârlı olduğunu öğrenir, daha sonra kadın,
yoldan çıkma sürecine girer, bu aşamada, kadın, kendisini geleneksel
olarak tanımlar ve fuhşu yarı-zamanlı (part-time) bir iş olarak değerlen-
dirir. Son aşamada, kadın, “fahişe” şeklindeki kendi anormal kimliğini
benimser. Davis, geleneksel olarak sosyalleşme sürecinin, diğer fahi-
şeler tarafından türetilen argo, sosyal destek ve çıraklık ilişkisinden
doğan grup etkileşimi vasıtasıyla sağlandığını da ifade etmektedir.
56
Bununla birlikte, Fin fahişelerinin durumunu 1867 ila 1980 yılları
arasında tarihsel bir analizle incelese de, fahişe kimliğinin ortaya çık-
ması bakımından Häkkinen’in yapmış olduğu dönemsel ayrım, Türk
fahişelerinin durumuna daha fazla benzediği için
57
bize Davis’in görü-
şünden daha fazla inandırıcı gelmektedir. Häkkinen de, fahişe kimli-
ğinin tam olarak ortaya çıkmasını üç döneme ayırmaktadır. Yazar, ilk
dönemi, gizlilik (clandestine) dönemi olarak adlandırmakta ve yaklaşık
iki yıl veya daha az süren bu dönemde yapılan fuhşun gizli tutuldu-
ğunu belirtmektedir. İkinci dönem ise kayıtlılık (registered) dönemi
olup, ilk dönemden sonra, aşağı yukarı iki ila beş yıl arasında süren bu
dönemde kişi fahişe olarak saptanmakta ve yetkililer tarafından sicile
kaydedilmektedir. Sonuncu dönem ise yabancılaşma (alienation) döne-
mi olup, bu dönemde fahişe kazandığı ücreti kendisine alıkoymaya
başlamaktadır. Yazar, yaklaşık beş yıldan fazla süren bu dönemde, fa-
hişenin, uyuşturucu ve alkole düştüğünü, müşteriler ve dizge (system)
tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmektedir.
58
Bun-
dan başka, Häkkinen, bir kadının fahişe olmasının altında yatan üç
temel nedeninin bulunduğunu ifade etmektedir. Yazara göre, bunlar,
kişisel ve bağımsız olarak fahişelik yapmaya karar verme, diğerleri ta-
rafından ikna edilme ve ekonomik veya diğer faktörler bakımından bu
işe zorlanmaktır.
59
56
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
57
Bununla birlikte, hiç bir ülkedeki fahişelerin durumu Türk fahişlerinin durumuna
tam olarak benzememektedir. Aşağıda anlatılacağı üzere özellikle genelevlerde
çalışan Türk fahişeleri genellikle “zora/zorbalığa dayalı” olarak çalıştırılmaktadır.
58
Häkkinen, How a Woman Becomes a Prostitute and How She Finds a Way Out, s. 136.
59
A. g. e.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN419
Goldstein (1983) ve Luckenbill’in (1986) belirttiklerine göre gele-
neksel mesleklerin yörüngesine bezer şekilde fahişeler arasında iş ha-
reketliliği (occupational- mobility) gözlemlenmektedir. Daha açık bir
deyişle, yazarlar, geleneksel mesleklerde olduğu gibi ırk, zeka, kişisel
ilişkiler, kendisini sunum (self-presentation) ve hırs gibi faktörlerin er-
kek ve kadın fahişelerin iş hareketliliği üzerine büyük etkide bulundu-
ğunu ifade etmektedirler.
60
Fahişelerin sosyalleşme süreci bağlamında son olarak önemli bir
hususa temas etmek gerekir. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren, Ame-
rika Birleşik Devletleri’nde, sokakta birlikte yürüyen fahişe kadınlar
ile dostları veya satıcıları arasındaki sahte-aile “pseudo-familie” ilişkisi
üzerine araştırmalar yoğunlaşmıştır. Romenesko ve Miller’in (1989)
yapmış olduğu ampirik bir araştırmaya göre, sahte aile ilişkisinin oluş-
turulmasında parıltılı ve ekonomik olanaklara sahip bir yaşamın ku-
rulması şeklinde bir çekicilik bulunmasına rağmen, bu şekilde ağırlıklı
olarak çok yönlü pederşahi (heteropatriarchal) bir olgu üzerine kurul-
muş bulunan sahte ailelerde, fahişeler, kendilerini çok kısa bir zaman
diliminde tuzağın içerisine girmiş olarak bulmuşlar ve daha iyi yaşam
olanağı elde etme yerine yaşamları bozulmuşlardır. Bundan da öte,
sahte aileye, daha genç, çekici ve uyumlu kadınların katılması olgu-
sunun bulunması durumunda, fahişelerin yaşamları daha da berbat
bir hale gelmiştir. Çünkü böyle bir olgunun bulunduğu durumlarda,
daha yaşlı fahişeler dışlanmışlardır.
61
Fahişeliğin sosyalleşme süreci hakkındaki bu bilgilerden sonra “fa-
hişelerin maruz kaldığı mağduriyetler” üzerinde durmak uygun olacaktır.
IV. FAHİŞELERİN MARUZ KALDIĞI MAĞDURİYETLER
Bu kısımda fahişelerin ne tür mağduriyetlere maruz kaldığı ince-
lenecektir. Gerçi, burada anlatılacak olan mağduriyetler Amerika’daki
fahişeler bakımından dile getirilmiş olsa da, dile getirilen hususların
60
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
61
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 211.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış420
Türkiye’deki fahişeler bakımından da geçerli olmaması için herhangi
bir sebep yoktur.
62
Fahişeliğin göründüğünden daha az parıltılı yönü bulunmakta-
dır.
63
Hatta Millett (1973), haklı olarak, fahişeliği, kadının âdi (inferior)
sosyal statüsünün genişlemesi olarak betimler.
64
Bundan da öte, She-
ehy (1973), toplumda, fahişenin, bağımsız çalıştığı yönünde bir ön yar-
gı oluşmuş bulunduğunu, ancak duruma yakından bakıldığı zaman,
bunun gerçek olmadığını, daha açık bir deyişle, fahişelerin müşterileri
ve satıcıları tarafından sömürüldüğünün görüleceğini belirtmekte-
dir.
65
Conklin (1986) ise, fahişelerin, kendi seksi fantezilerine ulaşmak
isteyen erkek müşterileri tarafından kuşatıldıklarını, geliri ile çalışma
yaşamlarını kontrol eden satıcılarınca de suiistimal edildiklerini ifade
etmektedir.
66
Buna ilave olarak, Heyl (1979), erkeklerin, kadın fahişelerden baş-
ka türlü yararlandıklarını da savlamaktadır. Daha somut bir deyişle,
yazar, ev sahibi, masaj salonu sahibi ve kendi siyasi kampanyalarını
“ahlaksızlığı temizlemek” üzerine kuran politikacıların da fahişeler üze-
rinden çıkar temin ettiklerini ileri sürmektedir.
67
Bunun yanında, Balkan ve diğerlerinin (1980) isabetli olarak be-
lirttikleri üzere, ceza hukuku sistemi de fuhuştan doğan mağduriyetin
oluşumuna zemin hazırlamıştır. Gerçekten, erkek fahişeler de yasa dışı
fuhuş yapmalarına karşın, bunların tutuklanma oranı, yasa dışı fuhuş
yapan kadın fahişlere kıyasla oldukça düşük kalmıştır. Yine, fuhuştan
yakalanıldığı zaman, müşterilerden ziyade, fahişeler tutuklanmış ve
yargılanmışlardır. Fahişeler sık sık dövülmüş ve kötü muameleye tabi
tutulmuş, hatta kimi zaman cinayete kurban gitmiş, bununla birlikte,
toplum, fahişelere reva görülen bu muameleyi edilgen (passive) bir şe-
kilde “iş tehlikesi” olarak nitelendirmiştir. Örneğin, 1978 yılında Los
Angeles’in “Hillside Strangler” bölgesinde işlenen toplu cinayetlere,
62
Hatta, Türkiye’deki fahişeler, aşağıda anlatılacağı üzere Amerika’daki fahişelerden
daha fazla mağdur edilmektedir.
63
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
64
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
65
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
66
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
67
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN421
toplum, ilk başta mağdurların fahişe olduğu gerekçesiyle ilgisiz kal-
mıştır. Bununla birlikte, bu gerekçenin doğru olmadığı ortaya çıkınca,
kamu, söz konusu cinayetlere çok kızgın bir şekilde tepki vermiştir.
68
Fuhuştan doğan bir başka mağduriyet, Cohen ve diğerlerinin
(1988) belirttiği gibi özellikle zührevi hastalıklar ve AIDS olmak üzere
çeşitli hastalıklara maruz kalınmasıdır. Gerçi, halk, fuhuş nedeniyle
maruz kalınan hastalıkları zihnen abartma eğilimi taşısa da –çünkü
fahişeler kendilerini koruma konusunda oldukça dikkatlidirler– sür-
git bir şekilde, rasgele ve düzensiz olarak yapılan cinsel ilişkinin söz
konusu hastalıklara maruz kalma riskini artırdığı ortadadır. Bununla
birlikte, şu hususu vurgulamak gerekir ki, özellikle sokak fahişeleri
olmak üzere fahişelerde yüksek oranda AIDS vakalarına rastlanılmak-
tadır. Bunun temel nedeni, fahişelerin diğer kişilere göre daha fazla
oranda uyuşturucu bağımlısı olmaları, özellikle, damardan uyuşturu-
cu almaları ve bunun sonucunda da, örneğin uyuşturucu alırken vi-
rüslü şırıngayı paylaştıklarından yüksek olasılıkta AIDS riskine maruz
kalmalarıdır.
69
Amerika Birleşik Devletleri’nde, günümüzde, kamunun ilgisi,
özellikle, büyük şehirlerde çocuk fahişe (18 yaş altı) olgusunun ortaya
çıkmış olmasına yönelmiştir.
70
Örneğin Hagan, (1986) yalnızca New
York’da 10.000 erkek çocuk fahişenin –ki bu fahişelerin çoğunluğu pi-
liç avcısı “chicken-hawks” olarak adlandırılan eşcinsel fahişelerdir– bu-
lunduğunu ve Portland’ın fahişelerinin yarısının çocuk fahişelerden
oluştuğunu ifade etmiştir. Yine, yazar, 18 yaş altı fahişeliğin New
Orleans’da da görüldüğünü, burada, yaşları 8 ila 15 arasında değişen
18 erkek grubunun olduğu bir seks şebekesinin faaliyet gösterdiğini
belirtmiştir.
71
Genellikle mağdursuz suç (victimless crime) olarak kabul edilen
yetişkin fahişeliğine kıyasla, çocuk (adolescent) fahişeliği güvenlik
güçleri tarafından daha yakın bir şekilde izlenmektedir. Bu konudaki
68
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
69
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212. Fahişelerin maruz kaldığı hastalık riskleri
konusunda fazla bilgi için ayrıca bkz. Decker, Prostitution as a Public Health Issue, s.
81 vd.
70
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
71
Nak. Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış422
genel bakış açısı, gençlerin, çocuk fahişeliğinin mağduru (kurbanı) ol-
duğu, genci bu tip sömürü tuzağından kurtarabilmek için ilave çaba-
ların yapılmasının gerekliliğidir. Erken ve kadın çocuk fahişelerin en
fazla görülen ortak karakteristik nitelikleri, onların fiziki veya cinsel
olarak istismara maruz kaldıkları evlerinden kaçmış olmalarıdır. Bu
gençler, büyük şehirlerin sokaklarında yaşamaya çalışırken madde ba-
ğımlılığıyla tanışmakta ve fahişeliği, evsizlikten ve göçebe (transient)
yaşamdan kaynaklanan zorluklardan kurtarıcı olarak görmektedir-
ler.
72
Fuhuş ve fahişelik hakkındaki bu genel bilgilerden sonra, aşa-
ğıda önce, konuyla ilgili temel Türk hukuk normları üzerinde du-
rulacak, daha sonra, bu normların bir değerlendirmesi yapılacak-
tır.
V. FUHUŞ VE FAHİŞELİK HAKKINDAKİ
TEMEL TÜRK HUKUK NORMLARI
Bu kısımda, fuhuş ve fahişelik hakkında Türk pozitif hukuku
kurallarına değinilecektir. Daha açık bir deyişle, burada, Türk Ceza
Kanunu’nun 80 ve 227., Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 128. madde-
sine temas edilecek ve Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları
Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Müca-
dele Tüzüğü hakkında genel bir bilgi verilecektir. Kuşkusuz, fuhuş ve
fahişelik hakkındaki Türk hukuk normları bu sayılan hükümlerden
ibaret değildir. Gerçekten de, fuhuş ve fahişelik konusunda, Pasa-
port Kanunu’nda, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda ve Türk Ceza
Kanunu’nun 77. maddesinde hükümler de bulunmaktadır. Ancak, ça-
lışmanın oylumunu artırmamak ve söz konusu hükümler konumuzla
doğrudan ilgili olmaması
73
gerekçesiyle onların üzerinde durulmamış-
tır.
74
72
Lesieur ve Welch, a. g. m., s. 212.
73
Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi hariç. Bu madde üzerinde “sonuç” kısmında
durulacaktır.
74
Bu hükümler hakkında bilgi için bkz. Seks Ticareti, s. 27-28.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN423
1. Türk Ceza Kanunu’nda
Fuhuş ve fahişelik konusunda Türk Ceza Kanunu’nun 80 ve 227.
maddeleri incelenecektir.
Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddesi şu şekildedir:
“Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tabi
kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, bas-
kı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya
kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlana-
rak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran,
tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da
barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar
adli para cezası verilir.
Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var
olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir.
Onsekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksat-
larla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri
veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hâllerinde suça ait araç fiillerden
hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.
Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmo-
lunur.”
Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesinde ise öyle bir hüküm bu-
lunmaktadır:
“Çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla
tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi, dört
yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandı-
rılır. Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketleri de tamamlanmış suç gibi
cezalandırılır.
Bir kimseyi, fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş
için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis ve
üçbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişi-
nin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçiminin sağlanması,
fuhşa teşvik sayılır.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış424
Cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak
bir kimseyi fuhşa teşvik eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında
yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların eş, üstsoy, kayın üstsoy, kar-
deş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülü-
ğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin
sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza
yarı oranında artırılır.
Bu suçların, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçeve-
sinde işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbir-
lerine hükmolunur.
Fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabilir.”
2. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda
Fuhuş ve fahişelik konusunda hükme tek bir madde olarak yer
veren mevzuat, 24.4.1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha
Kanunu’dur. Bu Kanun’un 128. maddesinde; Sağlık ve İçişleri bakan-
lıklarının ortak bir tüzük yayınlayarak genel kadınlar ve genelevlerin
tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden yayılan hastalıkların,
özellikle zührevi hastalıkların yayılmasına engel olacak önlemleri sap-
tama ve yine ortak bir şekilde uygulayacakları, genel kadınlarla genel
evler ve bunlara benzer yerlerin söz konusu tüzükte tanımlanıp sınır-
lanacakları ifade edilmiştir.
3. Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler
ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla
Mücadele Tüzüğünde
1593 sayılı Kanu’nun 128. maddesinde bahsedilen tüzük, Bakanlar
Kurulu’nun 30.3.1961 tarih ve 5/984 sayılı Genel Kadınlar ve Genelev-
lerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN425
Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü’dür.
75
Tüzükle, fuhşu denetlemek, fu-
huş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasına ve bu yüzden
kamu düzeninin bozulmasına engel olmak üzere birisi “Zührevi Has-
talıklar ve Fuhuşla Mücadele Komisyonları” diğeri ise “Zührevi Hastalıklar
ve Fuhuşla Mücadele Komisyonlarına Yardım Kurulları” olmak üzere iki
organ kurulmuştur.
Tüzükte bir takım tanımlar da yapılmıştır. Tüzüğün 15. madde-
sinde, başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat
edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınla-
ra (genel kadın) denileceği ifade edilmiştir. 16. maddede; genel evler;
genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu amaç için
toplandıkları yerler olarak tanımlanmıştır. 17. maddede; fuhuş mak-
sadıyla farklı kimselere kısa müddetler için açık bulundurulan kapalı
yerlere birleşme yeri denileceği belirtilmiş, 18. maddede ise fuhşu tek
başına yapan kadınların ikametgah edinip içinde fuhuş yapmayı itiyat
ettikleri yere “tek başına fuhuş yapılan ev” denileceği belirtilmiştir. Tü-
züğün 19. maddesinde ise bu tüzükte geçen fuhuş yerlerinden anlaşıl-
ması gereken hususun; genel ev, birleşme yerleri ve tek fuhuş yapılan
evleri kapsayacağı ifade edilmiştir.
Tüzükte temel olarak genel kadınların muayenesine önem veril-
miştir. Tüzüğün 25. maddesinde bütün genel kadınların, izinli olsalar
dahi haftada iki defa, 18 yaş ila 21 yaş arasındaki kadınların ise on gün-
de bir defa kendilerini resmi doktora muayene ettirmeye mecbur ol-
dukları ifade edilmiştir. Tüzüğün 100. maddesinde ise genel kadınları
muayeneye göndermeyen genelevlerin ilkinde bir ay, tekerrüründe ise
iki ay kapatılacağı belirtilmiştir.
V. FUHUŞ VE FAHİŞELİK HAKKINDAKİ
TÜRK HUKUK NORMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu kısımda, yukarıda hükümlerine değinilen fuhuş ve fahişelik
hakkındaki Türk hukuk normlarının bir değerlendirmesi yapılacaktır.
75
Bu tüzüğün tarihçesi için yukarıda anlatılan fuhşun Türk tarihçesi kısmına bkz.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış426
1. Türk Ceza Kanunu’nun İlgili Hükümlerinin
Değerlendirilmesi
Bu başlık altında, Türk Ceza Kanununun 80. maddesi ile 227. mad-
desi değerlendirilecektir.
a. Türk Ceza Kanunu’nun 80. Maddesinin Değerlendirilmesi
Bu madde bütünsel açıdan önemli hatalar ve eksiklikler taşıdığı
gibi fıkraları temelinde de isabetsizlikler taşımaktadır. Konuya önce-
likle bütünsel açıdan yaklaşırsak; her şeyden önce, madde başlığının,
dolayısıyla suçun isminin “insan ticareti” olarak adlandırılması son de-
rece isabetsiz olmuştur. Gerçekten de, Koca’nın belirttiği gibi bu suç
tipinde, eylemin, maddi menfaat sağlamak amacıyla yapılmasına bir
unsur olarak yer verilmemesi yüzünden onun “insan ticareti” yerine
“insan yağması” veya “insan sömürüsü” olarak adlandırılması daha ye-
rinde olurdu. Gerçi, her ne kadar, suçun işlenmesinden dolayı fail do-
laylı veya doğrudan bir menfaat sağlayabilirse de, eylemin cezalandı-
rılmasının asıl nedeni, insanın alçaltılması, kişiliğinin yok sayılması ve
onun adeta bir eşya gibi yağmanın konusu haline getirilmesidir. Ger-
çekten de, klasik yağma suçunda
76
kişiye karşı cebir veya tehditle bir
eşya alınıp o eşya üzerinde hakimiyet kurulurken, insan yağması veya
sömürüsü suçunda cebir, tehdit veya iradeyi etkileyen diğer araçlarla
bir insan üzerinde belirli amaçlarla fiili hakimiyet kurulmaktadır.
77
Bundan başka, kanun koyucu, insan yağması suçunu düzenlerken
gayri resmi ismi Palermo Protokolü, resmi adı Sınıraşan Örgütlü Suçla-
ra Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İnsan Yağmasının, Özel-
likle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve
Cezalandırılmasına İlişkin Protokol ayrılarak “kişilerin istismar amaçlı
temini” ibaresine yer vermemiştir. Bu durum, manevi unsurun tayinin-
de kuşku yaratabilecek nitelikte görülmüştür. İnsan ticareti suçunun
belirleyici unsuru kişilerin belirli amaçlarla istismarıdır. Bu bakımdan
“istismar” kelimesinin madde metnine dahil edilmesi uygun olacak-
tır.
78
Gerçekten de, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler
76
TCK’nın 148. maddesine bkz.
77
Koca, İnsan Yağması (Sömürüsü) Suçu (TCK m. 201b), s. 142.
78
Değirmenci, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda İnsan Ticareti Suçu, s. 95.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN427
Sözleşmesi’ne Ek İnsan Yağmasının, Özellikle Kadın ve Çocuk Tica-
retinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin
Protokol’ün
79
3. maddesinde, insan yağması;
80
kuvvet kullanarak veya
kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma,
hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yarar-
lanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını
kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama
yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınma-
sı, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına geldi-
ği, istismar kavramının asgari olarak, başkalarının fuhşunun istismar
edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı
veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kullu-
ğu veya organların alınmasını içereceği ifade edilmiştir. İnsan ticareti-
nin belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde,
mağdurun bu istismara razı olup olmamasının durumu değiştirmeye-
ceği, bu yöntemlerden herhangi birisini içermese bile çocuğun istismar
amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırıl-
ması veya teslim alınmasının insan ticareti olarak kabul edileceği mad-
dede ayrıca belirtilmiştir.
Maddede, insan sömürüsü veya yağması suçunun mağdurlarına
yönelik herhangi bir yardım veya koruyucu önlemin öngörülmemiş
olması da önemli bir hata oluşturmuştur. Gerçekten de, Birleşmiş
Milletler’in söz konusu protokolünün insan sömürüsü mağdurlarına
yönelik yardım ve koruma başlıklı 6. maddesinde; her bir taraf devle-
tin, insan ticaretini ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan
ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacağı, in-
san ticareti mağdurları lehine; ilgili yargısal ve idari işlemler hakkında
bilgi, ceza yargılamasının uygun aşamalarında mağdurun görüş ve
endişelerinin, sanıkların savunma haklarına engel olmayacak şekilde
ileri sürülebilmesine ve bunların göz önüne alınmasına yardım edeceği
ifade edilmektedir. Yine bu maddede, her taraf devletin, sivil toplum
79
Bu Protokol’ün onaylanması 30.1.2003 tarih ve 4804 sayılı Kanun’la uygun
bulunmuş ve Bakanlar Kurulu’nun 26.2.2003 tarih ve 2003/5329 sayılı kararıyla
onaylanmıştır. Protokol’ün Türkçe tam metni için bkz. 18.3.2003 tarih ve 25052
sayılı Resmi Gazete, s. 70-78.
80
Resmi metinde de hatalı olarak “insan yağması” veya “insan sömürüsü” yerine
“insan ticareti” kavramı kullanılmaktadır.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış428
örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurla-
rıyla işbirliği içinde özellikle uygun barınma olanağı, insan yağması
mağdurlarının anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına iliş-
kin danışmanlık hizmeti ve bilgi verilmesi, tıbbi, psikolojik ve maddi
yardım, çalışma, öğrenim ve eğitim olanakları dahil fiziksel, psikolojik
ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygu-
lanmasını değerlendireceği belirtilmiştir. TCK’nın 80. maddesinde söz
konusu protokolün bu hükmüne paralel bir hükme yer verilmemesi
önemli bir hata oluşturmuştur.
81
TCK’nın 80. maddesinin düzenlendiği yer de isabetli değildir. Ger-
çekten de, “insan ticareti” başlıklı 80. maddeye, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun “uluslararası suçlar”la ilgili Birinci Kısmının İkinci Bölü-
münde yer verilmiştir. Halbuki bu suçun, 5237 sayılı Kanun’un İkinci
Kısmının “hürriyete karşı suçlar” başlıklı Yedinci Bölümünde düzenlen-
mesi gerekirdi. Bu tezin kanımızca iki temel dayanağı bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, “zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya
esarete tabi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak” amacı suç
tipinin maddi unsurlarını oluşturuyorsa da, suçun oluşabilmesi için bu
amacın gerçekleşmesi şart değildir. İnsan yağması suçu daha çok, 5237
sayılı TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen “kişi hürriyetinden yoksun
kılma” suçunun özel bir görünümü niteliğine sahiptir.
82
İkinci olarak,
insan yağması suçu yalnızca uluslararası nitelikte işlenen bir suç ol-
mayıp, ulusal nitelikte de işlenebilen bir suçtur. 5237 sayılı Kanun’un
80. maddesindeki düzenleme tarzı yüzünden, örneğin, fuhuş yaptır-
mak amacıyla tehdit uygulayarak bir kadını Erzurum’dan Kayseri’ye
getiren kişi insan yağması suçundan cezalandırılamayacaktır ki, bunu
anlayabilmek olanaklı değildir. Bu iki gerekçe, insan yağması suçunun
“hürriyete karşı suçlar” arasında düzenlenmesi gereğinin somut kanı-
tıdır. İnsan yağması suçunun düzenlenme yeri oldukça önemli oldu-
ğundan konu üzerinde biraz daha durulması yerinde olacaktır.
81
Gerçi, böyle bir hüküm usuli nitelikte olduğundan ona Ceza Muhakemesi
Kanunu’nda yer verilmesi daha doğru olursa da, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
da özellikle insan yağması mağdurlarını koruyucu hükümlerin bulunmadığını
belirtmek gerekir.
82
Krş. Koca, a. g. m., s. 143.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN429
İnsan yağması suçu, bireyin hem iç özgürlüğüne (tehdit, baskı,
cebir, kandırmak), hem de dış özgürlüğüne (tedarik etme, bir yerden
başka yere götürme, sevk etme, barındırma) karşı işlenmektedir. Çün-
kü TCK’nın 80. maddesinde kişinin, tehdit, baskı, cebir ve şiddet veya
kandırma gibi araçlarla failin amacı doğrultusunda zorlanmak sure-
tiyle kaçırılması, tedarik edilmesi, ülkeye sokulması gibi maddi unsur-
lar aranmaktadır. Böylece araç hareketlerle kişinin irade özgürlüğü ve
bu bağlamda serbestçe iradeyi oluşturma, iradi karar verme ve hareket
etme özgürlükleri, kısaca, kişinin, kendi kaderini belirleme özgürlüğü
(self-determination), asıl hareketlerle de kişinin hareket serbestisi ihlal
edilmiş olmaktadır.
83
Bununla birlikte, insan sömürüsü suçunda öncelikle korunan hu-
kuksal değer kişinin irade özgürlüğü olmakla birlikte, bu suç tipiyle
başka hukuksal değerler de korunmaktadır. Daha somut bir deyişle,
bu suçla, Anayasa’nın 17. maddesinde ifadesini bulan “kişinin maddi
ve manevi varlığını geliştirme” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir mu-
ameleye tabi olmama” hakları ile 18. maddesindeki “angarya yasağı” ko-
runmakta, kısacası, sonul aşamada “insan haysiyeti”ni koruma amacı
güdülmektedir. Suç tipindeki hareketlerin gayesine bakıldığı zaman
sözün gelişi zorla çalıştırmak, fuhuş yaptırmakla kişinin emeğinin sö-
mürüsü (angarya yasağının ihlali), esarete tabi tutmak amacında ki-
şinin haysiyetinin ihlali, vücut organlarının verilmesini sağlamakla
da kişinin hem beden bütünlüğünün hem de şahsiyet hakkının ihlali
söz konusu olmaktadır. Bu durumda, TCK’nın 80. maddesinde birden
fazla hukuksal değerin korunduğu açıktır.
84
80. maddede birden fazla
hukuksal değer korunsa da bu değerlerin tümü hürriyetle ilgili oldu-
ğundan maddenin yerinin “hürriyete karşı suçlar” bölümü olduğu kuş-
kusuzdur.
Maddenin bütünsel açıdan taşıdığı başka bir eksikliğe temas et-
mek uygun olacaktır. Dikkat edileceği üzere, maddede, insan yağma-
sı suçunun yalnızca arz (supply) kısmıyla ilgilenilmiş talep (demand)
yönüyle ilgilenilmemiştir. Bu bağlamda, örneğin Ukrayna’dan bir
kadın fuhuş için Türkiye’ye getirildiği takdirde kadını getiren failin
ceza sorumluluğu bulunacak, buna karşın o kadınla cinsel ilişkiye gi-
83
Koca, a. g. m., s. 146.
84
Koca, a. g. m., s. 146.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış430
ren kişinin herhangi bir cezai sorumluluğu bulunmayacaktır. Halbuki
o kadınla cinsel ilişkiye giren kişi de en az insan yağması yapan kişi
kadar sorumludur. Çünkü insan yağması suçuna talep olmadan o su-
çun ortam bulup yeşermesi olanaklı değildir. Bu bağlamda, örneğin,
sömürüye veya yağmaya maruz kalan kadınla veya kişinin organını
alan kişiye insan yağması veya sömürüsü suçundan dolayı ceza tayin
edilmemesi vahim bir hata olmuştur.
Yukarıda belirtildiği üzere bu madde bütünsel olarak hatalı oldu-
ğu gibi fıkraları bakımından da hatalıdır. Her şeyden önce maddenin
1. fıkrası “içtima” bakımından sorunlar taşımaktadır. Gerçekten de, söz
konusu fıkrada, “zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya
esarete tabi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak” amacın-
dan bahsedilmekte, ancak, failin amacı gerçekleşsin veya gerçekleşme-
sin faile aynı ceza öngörülmektedir. Halbuki Koca’nın belirttiği gibi
failin amacına ulaşması, suçun ağırlaştırıcı bir sebebi olarak kabul edil-
mesi gerekirdi. Çünkü insan yağması suçu bölünebilen bir suçtur.
85
Böyle bir ağırlaştırıcı nedenin kabul edilmemesi adalet duygularını da
rencide edici niteliktedir. Gerçekten de, örneğin, fuhuş yaptırmak için
bir kadının ülkeye sokulması durumu ile ülkeye sokulduktan sonra o
kadının bir yıl boyunca fuhuş yaptırılması durumunda faile aynı ceza
verilecektir ki, bunun adalet hislerine ne kadar aykırı düşeceği açıktır.
Maddenin 1. fıkrasında “kişiler üzerindeki denetim olanaklarından
veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek” şeklinde bir iba-
reye yer verilmektedir. Kocanın belirttiği gibi bu ibaredeki “rızalarını
elde etmek” unsuruna yer verilmesi isabetli olmamıştır. Çünkü gerek
kişiler üzerindeki denetim olanaklarından gerekse çaresizliklerinden
yararlanıldığı durumlarda sevk edilmesi veya bir yerden başka bir
yere götürülmesi gibi maddi unsurların bulunduğu durumlarda mağ-
durun gerçekten rızasının bulunduğunu savlamak olanaklı değildir.
Daha açık bir deyişle, buradaki rıza, mağdurun çaresizliği veya üze-
rindeki denetim baskısı nedeniyle elde edildiği için esasen özgür bir
irade sonucu da verilmiş değildir. Bu nedenle, böyle bir rızanın ayrıca
elde edilmesini aramaya gerek bulunmamaktadır.
86
85
Koca, a. g. m., s. 163 özellikle dip not 63.
86
Koca, a. g. m., s. 155.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN431
Aslında, 80. maddesinin 1. fıkrasında “rızalarını elde etmek” ibare-
sinin kullanılsa bile suçun unsurlarının oluşması bakımından mağdu-
run rızasını aramaya gerek bulunmamaktadır. Çünkü bu maddenin 2.
fıkrasında; 1. fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçun oluşturan
fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızasının geçersiz olduğu ifade
edilmiştir. Dolayısıyla mevcut durumda bile insan sömürüsü suçunun
oluşması için mağdurun rızasının olup olmamasının herhangi bir öne-
mi bulunmamaktadır. Burada eleştirilmesi gereken nokta, maddenin
1. fıkrasında bu anlamsız ibarenin kullanılması sonucu bir kafa karı-
şıklığına yol açılmış olmasıdır.
87
Maddenin 3. fıkrasındaki düzenleme de isabetsizdir. Fıkrada, 18
yaşından küçükler hakkında araç fiillere başvurulmasa bile fail hak-
kında insan yağması suçunun cezasının verileceği ifade edilmektedir.
Halbuki Koca’nın da belirttiği gibi 18 yaşını doldurmamış çocuklar
arasında da bir ayrım yapılarak, 12 yaşından küçük çocuklara karşı
araç hareketlere başvurulmadan eylemin gerçekleştirilmesini suçun
ağırlaştırıcı nedeni saymak, 12-18 yaş arasındaki çocuklar bakımından
ise fıkradaki düzenlemeyi kabul etmek daha uygun olurdu.
88
Maddenin son fıkrasındaki düzenleme tarzı da isabetsizdir. Bu fık-
rada, insan sömürüsü suçlarından dolayı tüzel kişiler hakkında da gü-
venlik tedbirine hükmoluncağı ifade edilmektedir. TCK’nın 60. mad-
desine göre tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek güvenlik tedbirleri;
“iznin iptali” ve “müsadere”dir. Bu önlemlerle, tüzel kişilik tarafından
veya tüzel kişilik vasıtasıyla işlenen insan yağması suçlarıyla etkili
bir savaşım verilebilmesi olanaksızdır. İnsan yağması veya sömürü-
sü suçlarına karşı etkin bir savaşım verilebilmesi için, bir tüzel kişilik
mensubu tarafından tüzel kişilik adına ve/veya hesabına işlenen söz
konusu suçta tüzel kişilik için para cezasının öngörülmesi ve suç faili-
nin ilk derece amirinin cezai sorumluluğuna gidilmesi gerekirdi.
89
87
Bundan başka, maddenin 2. fıkrasındaki hüküm de işin doğasına aykırı
olduğundan kaldırılması gereken gereksiz bir hükümdür. Bu konuda geniş ve
ayrıntılı bir inceleme için bkz. Koca, a. g. m., s. 160-162.
88
Koca, a. g. m., s. 148. Yukarıda bahsedilen Palermo Protokolü’nün 3. maddesinde on
sekiz yaşının altındaki herkesin çocuk kabul edileceğinin belirtilmesi, kanımızca,
çocukların yaşları arasında böyle bir ayrım yapmaya engel değildir.
89
Bununla birlikte, suç failinin ilk derece amirinin sorumluluğuna gidilebilmesi için
Anayasa’nın 38. maddesinde gerekli değişiklik yapılmalıdır. Bu konuda ve suç
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış432
b. Türk Ceza Kanunu’nun 227. Maddesinin Değerlendirilmesi
Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesi de, 80. madde gibi gerek bü-
tünsel gerekse fıkraları temelinde bünyesinde önemli hataları barın-
dırmaktadır. Maddeye bütünsel olarak bakarsak, maddede, fuhşun sa-
tın alınması hakkında herhangi bir cezai yaptırımının öngörülmemesi
vahim bir hata oluşturmuştur. Fuhuşla savaşımda, seks satın alınma-
sının cezai yaptırıma tabi tutulması yaşamsal bir önem taşıdığından
konu hakkında ayrıntılı bir bilgi verilmesi yerinde olacaktır.
1980’li yılların ortasından itibaren, fuhuş sorunun nasıl çözümle-
nebileceği bir takım yasama tasarruflarına konu olmuştur. Hollanda
ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkeleri fuhşu yasallaştırmışlar veya
onu suç olmaktan çıkartmışlardır. Bu çerçevede, söz konusu ülkeler,
kadın satıcılığını, genelev kurmayı ve seks satın almayı suç olmaktan
çıkartmışlardır. Buna karşın, İsveç, farklı bir yaklaşım benimseyerek,
seks satın almayı (buying sex) suç haline getirmiş, buna karşın fahişe-
lik yapan kadının fiilini suç olmaktan çıkartmıştır. Bu yaklaşımlardan
İsveç’in yaklaşımı daha doğrudur. Çünkü fuhşun yasal bir kimliğe
kavuşması durumu, kadına gözle görülmez tarzda inanılmaz zarar-
lar vermekte, seks endüstrisini genişletmekte ve fuhuş yapan kadının
konumunu da zayıflatmaktadır.
90
Gerçekten de, İsveç, 1 Ocak 1999 ta-
rihinde yeni bir kanun çıkartarak, seks hizmetlerinin satın alınmasını
suç haline getirmiştir. Kanuna göre, seks hizmeti satın alanlara para
cezası veya altı ayı geçmeyecek sürede hapis cezası verilir. Kanun, par-
lamentoda kadın üyelerin parti farkı gözetmeksizin yapmış oldukları
bir dizi müzakere ve kulis (lobby) faaliyetleri sonucu ortaya çıkmıştır.
Kanun, ayrıca, feminist bir kanun niteliği de taşımaktadır.
91
TCK’nın 227. maddesi bütünsel açıdan bu hatayı taşımak dışında,
fıkraları temelinde de bir takım hatalar taşımaktadır. Her şeyden önce
maddenin 1. fıkrası hatalıdır. Daha açık bir deyişle, 1. fıkrada, çocuğu
failinin ilk derece amirinin sorumluluğu ve sorumluluktan kurtulması konusunda
bilgi için bkz. Dursun, Yargı Organlarının Yolsuzlukla Mücadelesi Sırasında Karşılaşılan
Sorunlar ve Çözüm Önerileri, s. 142-143.
90
Bu konularda geniş bilgi için bkz. Raymond, Ten Teasons for Not Legalizing
Prostitution and a Legal Response to the Demand for Prostitiution, s. 315 vd.
91
Svanström, Through the Prism of Prostitution: Conceptions of Women and Sexuality in
Sweden at Two Fins-de-Siècle, s. 48-49.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN433
fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik
eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişinin fiili
cezalandırılmakta, buna karşın, çocuk fahişenin “kazancına el koyan”
veya “gelirini paylaşan” kişinin fiili cezasız kalmaktadır. Bir insanlık
suçu niteliği taşıyan çocuk fahişeliğiyle etkin bir savaşım verilebilmesi
için çocuk fahişenin “kazancına el koyan” veya “gelirini paylaşan” kişinin
fiilinin de cezai yaptırıma tabi tutulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Maddenin 1. fıkrası bakımından ileri sürülen sakıncalar yetişkin
fuhşu hakkındaki 2. fıkra bakımından da geçerlidir. Gerçi, 2. fıkranın
son tümcesinde; fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak
kısmen veya tamamen geçimin sağlanmasının fuhşa teşvik sağlanaca-
ğı belirtilse de, “geçimin sağlanması”nın kanıtlanması oldukça zor ola-
cak, dolayısıyla fuhuşla etkin bir savaşım verilemeyecektir. Fuhuşla
etkin bir savaşım verilebilmesi ereğiyle bu ibarenin çıkartılarak fahi-
şenin “kazancına el koyan” veya onun “gelirini paylaşan” kişinin fiilinin
cezai yaptırıma tabi tutulması gerekir.
Maddenin 7. fıkrasında; fuhuş suçlarından dolayı, tüzel kişiler
hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı ifade
edilmektedir. Bu hüküm de fuhuşla etkin bir savaşım verebilmek açı-
sından yetersizdir. Konu hakkında yukarıda TCK’nın 80. maddesinin
değerlendirilmesi kısmında yeterli bilgi verildiği için burada ayrıntıya
girmekten kaçınılacaktır.
Maddenin 8. (son) fıkrası ise ceza hukukunun “kesinlik ve istikrar”
ilkelerine aykırı düşmektedir. Çünkü fıkrada; fuhşa sürüklenen kişi-
nin tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabileceği ifade edilmek-
tedir. Görüldüğü üzere fıkrada yalnızca bir olasılıktan bahsedilmekte-
dir. Bu olasılık yüzünden fuhşa sürüklenen kişilerin bazıları tedaviye
veya terapiye tabi tutulurken, bazıları tutulmayacaktır. Bunun nasıl
bir keyfiliğe yol açacağı ortadadır. Öte yandan, fuhşa sürüklenen kişi-
ler bakımından kimi yargıçlar tedavi veya terapi kararı verirken kimi
yargıçlar söz konusu kararı vermeyecek,
92
dolayısıyla istikrarsızlık ol-
gusuyla karşılaşılacaktır. Hukuki kesinlik ve istikrar ilkelerine aykırı
92
Hatta aynı yargıç, fuhşa sürüklenen bazı kişiler hakkında tedavi veya terapi kararı
verirken, bazıları hakkında böyle bir karar vermeyebilecektir.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış434
davranılmasının hukuk devleti esasına ne kadar ters düştüğü ortada-
dır.
2. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 128. Maddesinin
Değerlendirilmesi
Yukarıda belirtildiği üzere 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanu
nu’nun 128. maddesinde; genel kadınlar ve genelevlerin tabi olacakla-
rı hükümlerin bir tüzükte saptanacağı ifade edilmektedir. Bu hüküm,
Anayasa’ya iki bakımdan aykırı düşmektedir.
Bir kere, yukarıda belirtildiği üzere, 128. maddede, Sağlık ve İçiş-
leri Bakanlıklarının ortak bir tüzük yayınlayacağından bahsedilmekte-
dir. Anayasa’nın 115. maddesinde tüzüğün Bakanlar Kurulu tarafın-
dan çıkarılacağı öngörüldüğüne göre 1593 sayılı Kanun’un 128. mad-
desi açıkça Anayasa’ya aykırıdır.
İkinci olarak, 1593 sayılı Kanun’un 128. maddesinde yer alan hü-
küm sonucu, İdare, özerk bir düzenleme yetkisine kavuşmaktadır.
Çünkü maddede, yalnızca konunun tüzükle düzenleneceği belirtil-
mekte, fuhuş konusundaki “ana esaslar” veya “temel hükümler” saptan-
mamaktadır. Konuyla ilgili ana esaslar veya temel hükümler saptan-
madığı için İdare fuhuş konusunda her türlü normu koymakta ser-
best olacaktır. Halbuki, Duran’ın isabetli olarak belirttiği üzere gerek
1961 Anayasası’nda, gerekse 1982 Anayasası’nda idarenin herhangi
bir konuyu
93
özerk bir şekilde düzenleme yetkisi bulunmamaktadır.
Bu bağlamda, yazar, haklı olarak, herhangi bir konuda kısa bir kanun
hükmüne dayalı olarak İdare tarafından düzenleme yapılmasının ya-
sal mevzuata ve hukuka aykırı düşeceğini belirtmektedir.
94
Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, aslında, 1593 sayılı
Kanun’un 128. maddesi Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşmekte-
dir. Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk milleti adına
93
Ayrıksı durumlar dışında. Bu ayrıksı durumlar için bkz. Duran, Düzenleme Yetkisi
Özerk Sayılabilir mi?, s. 37-40.
94
Duran, a. g. m., s. 41-42. Ayrıca, idarenin bir konuyu hangi seviyeye kadar
düzenleyeceği konusunda bilgi için bkz. Duran, Lütfi, İdare Alanının
Düzenlenmesinde Teşrii ve Tanzimi Tasarrufların Sınırı, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 30, Sayı 3-4, 1964, s. 466 vd.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN435
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olduğu ve bu yetkinin devredileme-
yeceği belirtilmektedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, Anayasa’ya
uygun olmak şartıyla yasama organının düzenleyemeyeceği herhangi
bir alan yoktur. Kısacası, yasama organının yetkisi, ilkel ve koşulsuz
bir yetkidir. 1593 sayılı Kanun’un 128. maddesinde fuhuş konusun-
da düzenleme yapma yetkisi bütünüyle tüzüğe bırakılarak yürütme
organına asli ve koşulsuz yetki verilmiş, dolayısıyla, Anayasanın söz
konusu maddesine aykırı davranılmıştır.
1593 sayılı Kanun’un 128. maddesi, Anayasa’nın 7 ve 115. mad-
delerine aykırı olmaktan başka, Türk hukukunun doğasına da aykı-
rı düşmektedir. Çünkü Türk hukukunda, yürütme ve idarenin özerk
bir düzenleme yetkisi bulunmamakta, bu yetki “türevsel” ve “bağım-
lı” bulunmakta, yalnızca, kanundan veya kanunlar bütününden güç
alabilmekte, hiçbir halde asli ve koşulsuz nitelik taşımamaktadır.
95
Bu
bağlamda, tüzükle ancak ikincil (tali) ve ayrıntı niteliğinde hükümler
düzenlenebilecek iken, maddede, idare hukukunun doğasına aykırı
bir şekilde fuhuş konusundaki bütün düzenleme yetkisi tüzüğe bıra-
kılmıştır. Bu durumun, Türk hukukunun doğasına ne kadar zarar ver-
diği açıkça ortadadır.
3. Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler
ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla
Mücadele Tüzüğü’nün Değerlendirilmesi
Bir üst başlık hakkında açıklamalarda bulunulurken belirtildiği
üzere bu tüzük Anayasa’ya ve Türk hukukunun doğasına aykırı bir ni-
telik göstermektedir. Bundan başka, Tüzük, dünyada, 1900’li yıllarda,
fuhşu bir sağlık sorunu olarak ele alan ve modası geçmiş bir anlayışı da
yansıtmaktadır. Tezimizin haklılığını göstermek üzere İsveç örneğine
tekrar dönmek uygun olacaktır. Yaklaşık 90 yıl önce, İsveç, Avrupa’da
çoğu ülkelerin yaptığı gibi fahişeliği düzenlemiştir. İsveç’in fahişeli-
ği düzenleyerek iki şeye karşı önlem almayı düşünmüştür: Bunlar;
zührevi hastalıkların yayılmasını önlemek ve ahlaksız tutum sergile-
yen kişilerin cinselliğinden ve onun topluma etkisinden korkmaktır.
Bu dönemde yönetmelikler çıkartılarak fahişelerin tıbbi muayeneye
95
Duıran, a. g. m., s. 33-34.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış436
gitmeleri zorunlu kılınmış, onların belirli caddelerde belirli saatlerde
yürümeleri yasaklanmış ve fahişeler belirli tip elbise giymekten men
edilmişlerdir. Bununla birlikte, bu düzenlemeler 1918 yılında yürürlü-
ğe giren bir kanunla kaldırılarak cinsel olarak bulaşan hastalıklardan
hem kadın hem de erkek eşit derecede sorumlu kılınmıştır. Nitekim
İsveç, daha sonra,
96
kadının fahişeliğini düzenlemekten cinsel hizmet
satın alınmasını suç haline koyan özgün bir kanun çıkartma yoluna
gitmiştir.
97
Görüldüğü üzere, İsveç, fuhşu düzenleme aşamasından ge-
çerek onu suç haline getirme aşamasına gelmiştir. Türkiye ise bu tüzük
yüzünden fuhşu düzenleme aşamasında kalmış, bir türlü, fuhuş yap-
mayı cezai normla yaptırıma bağlama yoluna gidememiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere bu tüzük, fuhşu, yalnızca bir sağlık so-
runu olarak ele almıştır. Bununla birlikte, Tüzük, bunu da tam olarak
becerememiştir. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, Tüzük,
fahişelerin yalnızca bedensel sağlığıyla ilgilenmiş, bedensel sağlık ka-
dar önemli olmasına rağmen fahişelerin ruhsal sağlığıyla ilgilenme-
miştir. Gerçekten de, yasal olmasına rağmen toplumun etik kuralları-
na aykırı olarak iş yaptığı düşüncesiyle seks çalışanı (fahişe) suçluluk
duygusu içerisinde bulunabilir. Bu duyguya sahip bir seks çalışanının
çalıştığı sürelerde ruh sağlığında onulmaz yaralar açılabilir.
98
Bu açı-
dan seks çalışanlarının belirli dönemler itibarıyla psikolojik muaye-
nelerinin yapılması şartının Tüzükte öngörülmemesi vahim bir hata
olmuştur.
Yine, Tüzük, fuhuşla savaşım konusunda daha çok kamu sağlığı
ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesine ilişkin önlemler içermekte, top-
lumsal bir sorun olarak fuhşun önlenmesi çabası Tüzüğün konusu dı-
şında kalmaktadır. Daha açık bir deyişle, Tüzük, fuhşa toplumsal bir
sorun olarak yaklaşmamakta, daha çok yüzeysel ve günübirlik çözüm
getirme amacı gütmektedir.
99
Son olarak, Tüzüğün, fuhuş ve fuhuş yoluyla bulaşan zührevi has-
talıklarla mücadele konusunda getirdiği önleyici ve koruyucu önlem-
96
Yukarıda belirtildiği üzere.
97
Svanström, a. g. m., s. 49.
98
Bkz. Kosonen, Prostitution and Mental Health, s. 135-136.
99
Krş. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, s. 4322.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN437
lerin yetersiz olduğunun ve hükümlerinin insan özgürlük ve onuruy-
la bağdaşmadığını, dolayısıyla, günümüz koşullarını karşılamaktan
uzak kaldığını belirtmek gerekir.
100
SONUÇ
Günümüz çağcıl ülkelerinde fuhuş ve fuhuş amaçlı insan yağması
veya sömürüsü, kabul edilmesi olanaklı olmayan sosyal bir olgudur.
Bir başka deyişle, fuhuş ve fuhuş amaçlı insan yağması veya sömürü-
süyle savaşım verilmeli ve toplumun müdahalesi de işte burada başla-
malıdır. Fuhuş ve fuhuş amaçlı insan yağması veya sömürüsüyle etkin
bir şekilde savaşım verilebilmesi için siyasi bir kararlılık ve itici bir güç
bulunmalı ve o piyasaları sınırlayacak ve ona karşı işe yarayacak uy-
gun ve etkin yöntemlerin bulunması gerekir. Çağcıl bir ülkenin fuhşa
karşı alabileceği en açık önlem fuhşun yapılmasını cezai normla yaptı-
rıma bağlamak olmalıdır. Bu bağlamda, fahişeliği yasal hale getirmek
için fuhuş yanlısı uluslararası lobi kuruluşlarının çabalarının engellen-
mesi veya onların taleplerine kulakların kapatılmasıdır. Gerçekten de,
günümüzde, özellikle uluslararası düzeyde; kurumlar, kişisel uzman-
lar, araştırmacılar ve sosyal çalışmacılar arasında insan yağması veya
sömürüsü, seks turizmi, postayla kadın gönderme ve fahişeliğe karşı
birleşik bir şekilde hareket etme yönünde gittikçe artan oranda bir bi-
linç oluşmaktadır.
101
Kanımızca, fuhşun ve fahişeliğin serbest bırakılması gerektiğini
savunanlar, kişinin bedeninin kendi malvarlığına dahil olduğunu ve
onun üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği şeklinde son derece isa-
betsiz ve hatalı bir varsayımdan hareket etmektedirler. Halbuki, kişi
maddi ve manevi varlığıyla bir bütünlük oluşturur ve fuhuş ve fahişe-
lik söz konusu bütünlüğe onulmaz bir yara açar. Bu bağlamda, rızaya
dayansa bile insan bütünlüğünün tahrip edilmesine göz yumulmama-
sı gerekir.
Aslında, Türkiye’nin fuhşu yasaklaması, özellikle fahişeyle iliş-
kiye girenlere cezai yaptırım öngörmesi mutlak bir zorunluluktur.
100
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, s. 4323.
101
Mansson, International Prostitution and Traffic in Persons in Relation to Costs and
Benefits of Europeanization, s. 28.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış438
Gerçekten de, Kanada, Kolombiya, Almanya, Meksika, Güney Afrika,
Tayland, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Zambiya’da fuhuş
sektöründeki 854 kişiyle yakın tarihte yapılan ampirik bir çalışmada
oldukça dramatik sonuçlarla karşılaşılmıştır. Deneklerin %74’ü, fiziki
saldırıya uğradığını, %63’ü tecavüze uğradığı, %89’unun fuhşu bırak-
mak istediği ancak yaşamını sürdürecek almaşık (alternative) yolların
bulunmadığını, %75’i yaşamlarının belirli bir döneminde evsiz kaldık-
larını, %68’i ise Post-Travmatik Stres Bozukluğu (Post-Traumatic Stress
Disorder, “PTSD”) yaşamıştır. Fahişeler arasında PTSD’nin bu kadar
yüksek olmasının temel nedeni, fahişelerin yaşamlarında cinsel ve fi-
ziki saldırıya maruz kalmalarıdır. Elde edilen bu bulgular, fuhuş hak-
kında yaygın bir şekilde inanılan gizemlerle çelişmiştir. Daha açık bir
deyişle, elde edilen bu bulgu; sokak fahişeliğinin en tehlikeli fahişelik
olduğu, erkek ve çocukların fuhuş yapmasının kadın ve kızların fuhuş
yapmasından farklı olduğu, fahişelerin çoğunluğunun rızasıyla bu işi
yaptığı, fuhuş işine bulaşan kimselerin büyük çoğunluğunun uyuştu-
rucu bağımlısı olduğu, fahişeliğin niteliksel olarak insan yağması veya
sömürüsünden farklı olduğu ve fuhşu yasallaştırmanın veya onu suç
olmaktan çıkarmanın, fuhşun zararını azaltacağı yönündeki gizemle-
rin tümünün yanlış olduğunu kanıtlamıştır.
102
Söz fahişelerin rızasıyla bu işi yapmasından açılmışken bir husu-
sa temas etmek gerekir. Türkiye’de görülen fahişeliğin büyük kısmı
zora/zorbalığa dayalı
103
(forced prostitution) bir fahişelik olduğundan
ve TCK’nın 77. maddesi gereği “zorla fuhşa sevketme” insanlığa karşı
102
Konu hakkında geniş bilgi için bkz. Farley ve diğerleri, Prostitution and Trafficking
in Nine Cuntries, s. 33-74.
103
Söz, zorbalığa dayalı fahişelilikten açılmışken Başbakanlığın 2010 yılında başlattığı
bir projeden bahsetmek uygun olacaktır. Başbakanlık bir “genelev projesi”
başlatarak, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığının özel bir heyet oluşturmasını,
önce genelevleri incelemesini ve arkasından zorla çalıştığı saptanan kadınlara iş
olanağı sağlanmasını öngörmüştür. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için 22 Mart 2010
tarihli Akşam Gazetesine bkz. (http:www.aksam.com.tr/2010/03/22/haber/3876/
yasam/haber.html, 14.9.2010). Kanımızca, genelevdeki kadınların zorla çalıştırılıp
çalıştırılmadığına yönelik bir alan araştırmasının yapılması anlamsızdır. Çünkü,
genelevdeki kadınların ezici çoğunluğunun zaten zora/zorbalığa dayalı olarak
çalıştırıldığı kanıtlanması gerekli olmayan bilinen ve meşhur bir olgudur. Öte
yandan, bir kimsenin rızası olsa bile o kişinin orada çalıştırılması doğru değildir.
Çünkü çeşitli defalar belirtildiği üzere fuhuş, insan haysiyetini erozyona uğratan
bir olgu olduğundan hiçbir şekilde onun yapılmasına izin verilmemesi gerekir.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN439
işlenen bir suç olduğundan bütün genelevlerin bir an önce kapatılması
gerekir. Taipale’nin haklı olarak dikkatini çektiği üzere, Türkiye’de,
zora/zorbalığa dayalı fahişelik bulunduğu için fahişe, satıcısı tarafın-
dan sürgit bir borç batağına düşürülmekte ve borcunu ödeyebilmek
için fahişe sürekli olarak çalışmak durumunda kalmaktadır. Bundan
da öte, mahallenin veya toplumun fahişeye karşı olumsuz tutumu, fa-
hişenin başka iş bulmasını engellemekte veya onun gizlenmesine yol
açmaktadır.
104
Yine, fahişelerin mesleki bir yeteneğinin bulunmaması
ve işsizliğin doğası gereği uzun dönemde bile kronik bir hal alması,
Türkiye’deki bu sorunu daha da artırmaktadır.
105
Bazıları, fuhşun yasaklanmasının Avrupa Birliği (AB) normlarına
aykırı olduğunu savlamaktadır. Kanımızca, bu sav, bütünüyle tutar-
sızdır. Çünkü fuhşun serbest olması gerektiği yönünde bir AB normu
bulunmamaktadır. Bundan da öte, İşveç, Avrupa Birliği üyesi olması-
na karşın, yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere fuhşu yasak-
lamıştır. İsveç’in fuhşu yasaklaması Avrupa Birliği için herhangi bir
önemli soruna yol açmamıştır.
106
Aslında, Türkiye’nin genelevleri kapatması ve fuhşu yasaklaması,
Avrupa Birliği’ne katılması durumunda doğacak sorunu önleyebil-
mek açısından da gereklidir. Gerçekten de, Türkiye’nin, genelevleri
kapatmaması ve fuhşu yasaklamaması fahişeliğin bir meslek olarak
görüldüğü anlamını taşır. Böyle bir durumda ise, Avrupa Birliği’ne
serbest dolaşım hakkı bulunduğundan bir fahişe gelerek Türkiye’de
mesleğini! icra etmeyi, bir diğer deyişle, istihdam edilmeyi talep ede-
bilir ve buna engel olunamaz. Halbuki, İsveç’in fuhşu yasaklamasın-
daki temel etmen; özellikle önceki, Sovyet Bloğuna dahil olan Birlik
üyesi ülkelerden gelen fahişelerin ülkesini doldurmasını önlemek ol-
104
Yine, 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nun 4. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinde; 1593 sayılı Umumi
Hıfzıssıhha Kanunu’nda belirtilen genelev kadınlarının sigortalı sayılacağının
belirtilmesi de son derece isabetsiz olmuştur. Çünkü bu tutum, fahişeliğin bir
meslek olarak kabul edilmesi anlamını taşıdığı gibi, az sonra anlatılacağı üzere,
Türkiye, AB üyesi olduğu zaman, şu anda AB üyesi olan post-komünist ülkelerden
gelen fahişelerin serbestçe mesleğini(!) icra ettiği ve adeta fahişelerin cirit attığı bir
ülke bir konuma gelecektir. Bu durumun toplumun ahlaki (moral) değerlerini ne
kadar tahrip edeceği ortadadır.
105
Bkz. Taipale, Prostitution is a Human-rights Issue, s. 10.
106
Konu hakkında fazla bilgi için bkz. Kulick, Sex in the New Europe, s. 200 vd.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış440
muştur.
107
Bu bağlamda, Türkiye, AB üyesi olduğu durumda, örneğin
Bulgaristan’dan belki de binlerce gelecek fahişelerin istihdam edilme-
sine ses çıkartılamayacaktır ki, bunun kabul edilebilecek bir tutum ol-
madığı ortadadır.
Burada son olarak önemli bir hususa temas etmek gerekir. Fuhuş
ve fuhuşla uğraşmak ahlaksızlık olduğu için genelevlerin kapatılma-
sında ve fuhşun
108
cezai yaptırıma tabi tutulmasında tarihsel bir zo-
runluluk da bulunmaktadır. Çünkü Roma ve Yunan imparatorlukları,
yurttaşlarının ahlaki çöküntüsü yüzünden batmıştır.
109
Bu bağlamda,
Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek yaşayabilmesinin temel şartla-
rından birisinin, ahlaki çöküntüye yol açan fuhşun yasaklanması oldu-
ğunu savlayabilmek olanaklıdır.
KAYNAKLAR
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 9. Cilt, Milliyet Yayınları, İstan-
bul, 1992.
Decker, John F., Prostitution as a Public Health Issue in Aids and the
Law, Editörler; Harlon B. Dalton, Scott Burris ve Yale, Aids Law
Project, Yale University Press, USA, 1987.
Değirmenci, Olgun, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda İnsan
Ticareti Suçu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 67, Kasım/Aralık
2006.
107
Krş. Kulick, a. g. m., s. 200.
108
İsveç’te olduğu gibi özellikle fuhuş satın alınmasının “buying sex”. İsveç yasasının
dünyada tek örnek olduğu düşünülmemelidir. Nitekim Norveç’te 1 Ocak 2009
tarihinden itibaren İsveç’i örnek alarak fuhşu yasaklamıştır. Bu düzenlemeye göre
Norveç’te para karşılığı bir kadınla birlikte olan erkeğe, 6 aydan bir yıla kadar
hapis ve para cezası verilebilmesinin yolu açılmış ancak fuhuş yapan kadına bir
cezai yaptırım öngörülmemiştir. Yine, yurt dışında fuhşa karışan Norveçlilerin de
aynı şekilde cezalandırılması öngörülmüştür. Bu haberin ayrıntısı hakkında bkz.
(http://www.webhaber.com/print.php?type=news&id=18045, Erişim Tarihi,
2.10.2009).
109
Bkz. Dursun, Kabahatler Kanunu ve Kanun Hakkındaki Anayasa Mahkemesi Kararına
Genel Bir Bakış, s. 3399.
TBB Dergisi 2011 (93) Hasan DURSUN441
Dönmezer, Sulhi, Ceza Hukuku Özel Kısım Genel Adap ve Aile Düzenine
Karşı Cürümler, Yeniden gözden geçirilmiş ve genişletilmiş Beşinci
Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1983.
Duran, Lütfi, Düzenleme Yetkisi Özerk Sayılabilir Mi?, İdare Hukuku ve
İlimleri Dergisi, Yıl 4, Sayı 1-3, 1984.
Dursun, Hasan, Yargı Organlarının Yolsuzlukla Mücadelesi Sırasında
Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Türkiye Barolar Birliği
Dergisi, Sayı: 55, Kasım/Aralık 2004.
------------------, Kabahatler Kanunu ve Kanun Hakkındaki Anayasa
Mahkemesi Kararına Genel Bir Bakış, Legal Hukuk Dergisi, Yıl:6,
Sayı: 70, Ekim 2008.
Farley, Melisa / Cotton, Ann / Lynne, Jacqueline / Zumbeck, Sybille /
Spiwak, Frida / Reyes, Maria / Alvarez, Dinorah / Sezgin, Ufuk,
Prostitution and Trafficking in Nine Cuntries, Journal of Psycholo-
gicsal Trauma, 2, 3/4, 2004.
Häkkinen, Antti, How a Woman Becomes a Prostitute and How She
Finds a Way Out in Changing Faces of Prostitution, Conference
Book, Unioni - the League of Finnish Feminists, Helsinki, 1996.
Koca, Mahmut, İnsan Yağması (Sömürüsü) Suçu (TCK m. 201b), Anka-
ra Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.52, Sa.2, 2003.
Kosonen, Prostitution and Mental Health in Changing Faces of Prostitu-
tion, Conference Book, Unioni - the League of Finnish Feminists,
Helsinki, 1996.
Kulick, Don, Sex in the new Europe, Anthropological Theory, Vol 3(2),
2003.
Lesieur, Henry R. ve Welch, Michael, Vice Crimes: Individual Choices
and Social Controls in Criminology, Editör Joseph F. Sheley, Wads-
worth Publishing Company, California, 1995.
Mansson, Sven-Axel, International Prostitution and Traffic in Persons
in Relation to Costs and Benefits of Europeanization in Changing
Faces of Prostitution, Conference Book, Unioni - the League of Fin-
nish Feminists, Helsinki, 1996.
Pettersson, Tove ve Tiby, Eva, The Production and reproduction of
prostitution, Journal of Scandinavian in Criminology and Crime Pre-
vention, Vol 3: 2, 2003.
Fuhşa ve Fuhuş Hakkındaki Temel Türk Hukuk Normlarına Genel Bir Bakış442
Raymond, Janice, Ten Teasons for Not Legalizing Prostitution and a
Legal Response to the Demand for Prostitiution, Journal of Psycho-
logicsal Trauma, 2, 3/4, 2004.
Seks Ticareti Bilgilendirme Dosyası - 8, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma
Derneği (CETAD), İstanbul, (Tarih: 2007?), (http://www.cetad.
org.tr/doc/bilgilendirmedosyası_8.pdf, Erişim Tarihi, 15.6.2009).
Svanström, Yvonne, Through the Prism of Prostitution: Conceptions
of Women and Sexuality in Sweden at Two Fins-de-Siècle, Nordic
Journal of Women’s Studies, Vol.13, No.1, April 2005.
Taipale, Vappu, Prostitution is a Human-rights Issue Taipale in Chan-
ging Faces of Prostitution, Conference Book, Unioni - the League of
Finnish Feminists, Helsinki, 1996.