Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
I. GİRİŞ
İnternet, kuşkusuz yüzyılımızın en önemli buluşudur. Bu buluş,
kendisi ile birlikte birçok olumlu özelliği ve sorunu birlikte getirmiştir.
İnternetin, hukuk normları karşısında yeri, daha yeni yeni belirgin-
leşmeye başlamaktadır. Ceza hukuku açısından olaya bakıldığında,
internet yoluyla işlenen suçların tespiti, suçun oluşumu, takibi gibi,
hem maddi ceza hukuku hem de şekli ( muhakeme) hukuku açısından
konunun yeni bir boyutu ortaya çıkmaktadır.
Biz bu çalışmamızda, hakaret suçunun internet yoluyla işlenmesi-
ni inceleyeceğiz. Bu incelemede, ilk önce hakaret suçunun temel yapı-
sını ortaya koyup, daha sonra, internet oluyla işlenmesine geçeceğiz.
II. HAKARET SUÇUNDA KORUNAN HUKUKİ YARAR
Hakaret suçunun, 5237 sayılı Ceza Kanunu’ndaki düzenlendiği
yere bakıldığında, şerefe karşı suçlar başlığı altında yer aldığını görü-
yoruz. Hakaret suçu, TCK’nın 125. maddesinde, ‘Bir kimseye onur, şeref
ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden
ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şe-
ref ve saygınlığına saldıran......’ şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme-
ye göre, bu suç ile korunan hukuki yarar, kişinin sahip olduğu ‘şeref,
onur ve saygınlık’ hakkıdır. ‘Şeref, onur ve saygınlık’ hakkından, gerek
HAKARET SUÇU
VE
İNTERNET YOLUYLA İŞLENMESİ
Mustafa ÖZEN*
∗
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabi-
lim Dalı araştırma görevlisi.
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
95TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
kişinin kendisinde gördüğü ve gerekse başkalarının kişide gördüğü
değerdir.
Şerefe karşı suçlardan korunan şeref, onur ve saygınlık gibi
sıfat değeri taşıyan hukuki yararlar, soyut nitelik taşıyan kelimelerdir.
Bu nedenle, üzerinde anlam birliğine varılması bazen zor olabilmek-
tedir. Bütün dünyadaki hukuk sistemleri; hayata, vücut bütünlüğü-
ne ve mal varlığına karşı suçlarda aşağı yukarı benzer düzenlemelere
gitmekte iken, şerefe karşı suçlarda farklı düzenlemelere gitmektedir-
ler. Bunun nedeni, şeref, onur ve saygınlık gibi kelimelerin örf ve adet
kurallarıyla tanımlanmalarıdır. Örf ve adet kuralları her toplumda
farklı farklı gelişip yorumlanmakta ve bunun sonucu olarak da, farklı
değerlere sahip olmaktadır. Burada sorun, rencide edici / aşağılayıcı
fiilin kime göre belirleneceğidir. Bir başka ifadeyle, fiilin, rencide edici
/ aşağılayıcı olduğu, öznel açıdan mı (mağdur açısından) yoksa nesnel
açıdan mı (orta zeka seviyesine sahip kişiler tarafından) değerlendi-
rilecektir. Bir fiil, bazen nesnel açıdan aşağılayıcı veya rencide edici
bulunmazken, fiile maruz kalan kişi açısından aşağılayıcı bulunabilir.
Bu durumun tam tersi olarak; bir fiil, öznel açıdan aşağılayıcı bulun-
mazken, nesnel açıdan aşağılayıcı bulunabilir.
Nesnel açıdan değerlendirmede, ‘rencide etme / aşağılama’nın belir-
lenmesinde temel ölçüt, örf ve adet kuralları olmalıdır. Öznel açıdan
değerlendirmede ise, kişinin kendisine içsel olarak atfettiği değer dik-
kate alınmalıdır. Ancak, kişilerin kendilerine ne kadar değer atfettiği-
nin tespiti neredeyse imkansız olacağından, öznel açıdan değerlendir -
meye üstünlük tanımak, sorunu çözmede zorluk çıkarabilecektir. Çok
alıngan, her şeyden etkilenen bir kişi ile umursamaz bir kişinin aynı
fiil karşısındaki tutumu farklılık gösterebilecektir. Salt nesnel ölçülere
üstünlük tanımak, sorunu çözmede, salt öznel ölçülere üstünlük tanın-
masına göre daha, sorunsuz gibi görünse de, bize göre, her olayda, her
iki ölçütün de birlikte değerlendirilmesi gerekir. İkisi arasında bir ter-
cih yapılması gerekirse, nesnel ölçüye üstünlük tanınmalıdır. Çünkü
şeref, onur ve saygınlık ancak toplumla anlam kazanabilir. Toplum-
dan uzak, insanın olmadığı bir yerde yaşayan kişiye, şerefini küçük
düşürecek bir hareket yapılması, bir anlam ifade etmez. Küçük düşme,
rencide olma, ancak ve ancak toplumsal bir değer yargısını içinde ba-
rındırır.
Durmuş Tezcan / Mustafa Ruhan Erdem / Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel
Hukuku, Ankara 2006, s. 343.
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
III. HAKARET SUÇUNUN MADDİ UNSURU
Hakaret suçunun işlenebilmesi için, 125. maddede belirtilen mad-
di unsurların gerçekleştirilmesi gerekir. 125. madde, ‘Bir kimseye onur,
şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu is-
nat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin
onur, şeref ve saygınlığına saldıran....... Mağdurun gıyabında hakaretin ceza-
landırılabilmesi için, fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir’ şek-
linde düzenlenmiştir. Hakaret suçunda maddi unsuru incelerken ikili
bir ayrım yapmak gerekir. Birincisi, somut bir fiil veya olgu isnadında
bulunma, ikincisi sövmedir. Somut bir fiil veya olgudan anlaşılması
gereken, maddi bir olaydır. Yani, dış dünyadan algılanabilen, dış dün-
yada bazı değişikler yaratabilen fiili bir durumdur. Bu nedenle sövme,
somut fiil veya olgu isnadında, yer ve zaman gösterilmesi gerekir. Ör-
neğin, sen dün şu yerden şu saatte şunları alarak hırsızlık yaptın den-
mesi halinde, somut fiil veya olgu isnadı söz konusu olur ve somut bir
fiil veya olgu isnadı suretiyle hakaret suçu işlenmiş sayılır.
Somut bir
fiil veya olgu isnadının mutlaka suç olması veya gerçek olması gerek-
mez. İsnatta bulunulan durumun suç olması, hakaret suçunun varlığı-
na engel olmamalıdır. Bir kişiye isnat edilen somut bir fiil veya olgu-
nun geçmişte işlenmiş veya halen yapılmakta olan bir duruma ilişkin
olması gerekir. Yoksa gelecekte olabilecek bir duruma ilişkin yapılan
tahminler, bu kapsamda değerlendirilemez. Ancak şartları oluşursa
iftira suçu olabilir. Aynı şekilde, isnat edilen somut bir fiil veya olgu
konusunda, mağdurun yeteneğinin olup olmaması da önemli değildir.
Mesela, hadım olan veya iktidarsız olan bir kişiye, 15 yaşını bitirmiş
bir kızla rızaya dayalı bir cinsel birleşme isnadında bulunulsa bile suç
gerçekleşir. Çünkü hakaret suçunda korunmak istenen hukuki yarar,
mağdurun toplum içindeki, onur, şeref ve saygınlığı olunca, bu tür bir
isnat, hukuki yarara zarar verebilecek niteliktedir.
Hakaret suçu, 5237 sayılı kanunun 765 sayılı kanundan farklı bir
düzenlemesi olarak, sövme şeklinde de işlenebilir. Sövme; kişiye onu
rencide edebilecek sıfatlar atfedilmesidir. Sövme suretiyle hakaret su-
çunda, soyut ifadeler kullanılmaktadır. Bu nedenle, bu tür hakaret suç-
larının ispatı daha zor olmaktadır. Örneğin; şerefsiz, boynuzlu, geri
zekalı ifadelerinin kullanılması gibi.
Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, İstanbul 2001, s. 274
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
97TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Gerek somut bir fiil veya olgu isnadı ve gerekse soyut sıfat atfedil-
mesi olsun, suçun oluşabilmesi için, kişinin rencide olması veya aşağı-
lanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin tartışma bulunmaktadır. Bu
surunun çözümü, aynı zamanda hakaret suçunun somut veya soyut
tehlike suçu olup olmadığı tartışması açısından da önem taşımaktadır.
Öğretide ağırlıklı görüş, bu suçun soyut tehlike suçu olduğu şeklinde-
dir.
Bu nedenle, hakaret suçunun oluşabilmesi için, mağdurun renci-
de olmuş olması veya aşağılanmış olmuş olması gerekmez. Rencide
olabilecek veya aşağılanabilecek nitelikte olması yeterlidir. Hangi fiil-
lerin, kişiyi rencide edebilecek veya aşağılayabilecek olduğunun ispatı
bazen oldukça zordur. Her şeyden önce, yargıca bırakılmış olan bu
takdir hakkı kullanılırken, isnat olunan somut fiil veya olgunun ve ya-
kıştırma ya da sövme fiillerinin nerede, hangi zamanda, hangi şekilde,
hangi iş veya mesleğin işlenişi sırasında veya vasıtasıyla gerçekleştiril-
diğinin dikkate alınması gerekir. Mesela, ağırlıklı olarak Hıristiyanla-
rın bulunduğu ve fakat farklı dinsel inanışların birlikte yaşandığı bir
ülkede, tamamı Müslümanlardan oluşan bir yörede, bir kişinin diğer
kişiye ‘sen Hıristiyanlar gibi sünnetsiz birisin sana kız mı verilir’ demesi
hakaret suçunu oluşturur. Burada bakılması gereken husus, o ülkede-
ki genel değer yargıları değil, kişinin yoğunluklu olarak yaşadığı ve
etkilendiği çevredeki değer yargılarıdır. Aynı şeklide, yapılan eylemin
zamanı da önemlidir. Mesela, 1960 ile 1980’li yıllar arasında, komünist
demek kişiyi tahkir niteliği taşıyabilmekteydi. Ama şimdi bu niteliğini
kaybetmiştir. Yapılan eylemin yapılış şekli de önemlidir. Kalabalık ve
seçkin kişilerden oluşan bir toplantıda, kendisine yönelmiş bir soruyu
cevapsız bırakmak, hakaret suçunu oluşturabilir.
5237 sayılı yasayla, 765 sayılı yasanın 480. maddesinde olmayan iki
tane yeni maddi unsur getirilmiştir. Bu maddi unsurlar, kişinin onur,
şeref veya saygınlığını rencide edebilecek nitelikte yakıştırmalarda bu-
lunmak ve sövmektir. 5237 sayılı yasayla şerefe karşı suçlar bölümüne
getirilen en önemli dağişiklik belki de, belirttiğimiz bu düzenlemedir.
Sövme niteliği taşıyan fiilller 765 sayılı yasada suç olarak tanımlan-
mıştı. Fakat 482. maddede bağımsız bir suç niteliğine sahipti. 765 sa-
yılı yasanın düzenleniş biçimine bakıldığında, hakaret suçunun cezası
sövme suçuna göre daha fazla idi. 5237 sayılı yasa, 765 sayılı yasanın
Tezcan / Erdem /Önok; a.g.e., s. 344., Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Hükümler,
Ankara 2005. s. 102.
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
482. maddesinde düzenlenen sövme suçunu kaldırıp, 125. maddede
düzenlenen hakaret suçunun maddi unsurlarından biri haline getir-
miştir. Böylece, sövme suçu ortadan kaldırılmış olup, hakaret suçuy-
la aynı kapsamda değerlendirilmiştir. Bu açıdan baktığımızda, kişiyi
toplum içinde küçük düşürebilecek somut bir fiil veya olgu isnadı ile
soyut bir söz aynı değerde görülmüştür. Habuki bu, suç ve ceza poli-
tikası açısından kabul edilemez. Suç ve ona uygulanan yaptırımların
belli bir ağırlık derecelendirmesi olması gerekir. Bu, adaletin temel ve
vazgeçilmez ilkesidir. Bu düzenlemeye göre, bir kişiye yönelik olarak,
sen dün gece saat 11:30 civarlarında şu marketten şu malları çaldın
demekle, sen hırsızsın demek arasında, kişinin toplum içindeki onur,
şeref veya saygınlığının zarar görmesi açısından hiç bir fark yoktur.
Bize göre, önemli derece fark vardır. Yukarıda verilen örnekte, somut
bir fiil veya isnadda bulunulan kişiye karşı toplumun bakışı ile soyut
nitelikteki bir söz üzerine toplumun bakışı ve mağdurun bundan gör-
düğü zarar aynı değildir. Yapılması gereken, aynı madde başlığı al-
tında olmak üzere, yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle
işlenen suçun cezasının indirilerek düzenlenmesidir.
5327 sayılı yasayla getirilen bir diğer yenilik ise, kişinin onur, şeref
veya saygınlığını rencide edenilecek nitelikte yakıştırmalarda bulun-
maktır. Buradaki maddi unsur, yakıştırmalarda bulunmaktır. Yakış-
tırmalarda bulunmak kelimesi, maddedeki kullanılış şekline baktığı-
mızda sövmek kelimesiyle benzer anlamda kullanılmıştır. Gerçekten
de, her iki kelime soyut nitelik taşımaları bakımından benzerlik göster-
mektedirler. Aralarında tam olarak bir sınır çizerek ayrım yapmak güç-
tür. Sövmek kelimesini halkın kullandığı anlamla sınırlamak mümkün
değildir. Sinkaf niteliğindeki bir kelime ile dolandırcı kelimesi küfür
olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde, bir kişiye, fırıldak şahsiyetli
demek yakıştırma anlamında hakaret olabilir.
IV. MANEVİ UNSUR
Manevi unsur, failin iç dünyası ile ilgili bir durumdur. Manevi
unsur, kast ve taksir olarak iki şekilde ortaya çıkar. Kast, suç teşkil
eden hareketin bilinip neticesinin de istenmesidir. Taksir ise, suç teşkil
eden hareketin bilinip istenerek gerçekleştirilmesi ve fakat neticenin
istenmemesidir. Hakaret suçunun, genel kastla mı yoksa özel kastla
mı işlenebileceği konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. öğretide
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
99TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ağırlıklı görüş, hakaret suçunun genel kastla işlenebileceği şeklinde-
dir.
Genel kast, tahkir teşkil eden fiilin, mağduru toplum içinde küçük
düşüreceğini bilerek işlenmesi anlamına gelir. Genel kastta, yapılan
hareket, kişiyi küçük düşürme amaçlı yapılmamaktadır. Küçük düşü-
rebilecek nitelikte olmasını bilmek yeterlidir. Ancak, bu suçun ancak
özel kastla işlenebileceğini ileri süren görüşler de bulunmaktadır.
Özel
kast ise, tahkir teşkil eden fiilin, doğrudan doğruya mağdurun toplum
içinde küçük düşürülmesi amacıyla yapılmasını ifade eder. Bize göre,
genel kastın kabul edilmesi; hem mağdurun daha etkin korunması
hem de ispatın kolaylığı açısından daha yerinde olacaktır. Bir başka
ifadeyle, hakaret suçunun soyut bir tehlike suçu olarak kabul edile-
ceği, yani, tahkir niteliği taşıyan fiillerin nesnel açıdan bakıldığında,
kişiyi toplum içinde küçük düşürebilecek, rencide edebilecek nitelikte
olmasının suçun oluşumu için yeterli olacağı, ayrıca kişinin toplum
içinde küçük düşmesinin aranmayacağı görüşünden yola çıkarak, su-
çun oluşumu için genel kastın varlığı yeterli olmalıdır. Zaten, kanunun
düzenlemesi de genel kastı yeterli görmektedir. Hakaret suçu, doğru-
dan kastla işlenebileceği gibi, olası kastla da işlenebilir. Bu nedenle,
bilinçli taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, kanun koyucunun
olası kastla bilinçli taksiri düzenlerken, kullandığı dildeki özensizlik,
bilinçli taksirle de bu suçun işlenebilme yolunu açacak niteliktedir.
Çünkü iki durum arasındaki tek fark, öngörülen neticenin kabul edilip
edilmemesinde yatmaktadır.
V. HUKUKA AYKIRILIĞI ORTADAN KALDIRAN
NEDENİN BULUNMASI
Hakaret suçunda, hukuka aykırılığı kaldıran neden olarak, tah-
kir edici fiilin muhatabı kişinin rızanın bulunması, fiili suç olmaktan
çıkarır. Rızanın bir hukuka aykırılığı ortadan kaldıran neden olabil-
mesi için, bir takım koşulları içermesi gerekir. İlk önce, rıza açıklama-
sının, tahkir edici fiilin işlenmesinden önce veya en geç fiilin işlendi-
ği zamanda bulunması gerekir. Rıza, tahkir edici fiilin işlenmesinden
sonra açıklanırsa, fiil hukuka uygunluktan yararlanmaz. Sonrada rıza
Tezcan / Erdem / Önok, a. g. e., s. 353., Toroslu, a. g. e., Doğan Soyaslan, Ceza Hu-
kuku Özel Hükümler, Ankara 2006, s. 246., Dönmezer, a. g. e., s. 305., Sahir Erman,
Hakaret ve Sövme Cürümleri, İstanbul 1989, s. 184.
Erman, a. g. e., s. 1844.
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
gösterme ile şikayetten vazgeçmeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Şikayet, ceza muhakemesi işlemlerinin başlanmasını sağlar ve dolayı-
sıyla yargılama ile ilgilidir. Rıza ise, yargılama aşamasından önce söz
konusu olup, suç teşkil eden fiile ilişkindir. Şikayet, soruşturma veya
kovuşturma koşulu iken; rıza, hukuka uygunluk nedenidir. Rızanın
açıklanış şekli önemli değildir. Açık, kapalı, yazılı, sözlü, mimiklerle
vb. birden çok şekillerde açıklanabilir. Burada önemli olan, rıza açıkla-
ma yönünde irade beyanını olmasıdır.
Eleştiri hakkı, iddia ve savunma hakkı, gazetecilik mesleğinin icra-
sı gibi bazı durumlar, hakaret niteliği taşıyan fiilleri suç olmaktan çıka-
rabilirler. Örneğin, bir bilimsel yayının eleştirilmesi ya da bilimsel bir
araştırma sonucunda varılan sonucun açıklanması amacıyla yapılan
eleştirilerde, hakaret suçu işlenmiş olacak mıdır? Gerçekten düşünce
açıklamaları şeklinde icra edilen bir çok konu bu kapsamda değerlen-
dirilebilir. Gazetecilik meleği, akademik çalışmalar, sanatsal faaliyet-
ler, hukuksal faaliyetler çerçevesinde yapılan birçok fiil, bu konuyla
ilgili olabilmektedir. Bu alanların her birinin kendine göre ilkesi, tarzı,
amacı vardır. Bunlarla birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi, fiilin işlen-
diği yer, zaman ve işleniş tarzını da dikkate alarak çok yönlü bir değer-
lendirme yapmak gerekir. Basın özgürlüğü ile yakından ilgili olarak,
bazı haberlerin suç niteliği taşıyıp taşımayacağı uygulamada çok kar-
şılaşılan bir konudur. Burada hassas bir denge ve sınır vardır. Ya basın
özgürlüğüne ağırlık verilecek ya da kişi hak ve özgürlüğüne ağırlık
verilecektir. Genel eğilim, basın özgürlüğünün esas olup, kısıtlanma-
sının istisna olması şeklindedir. Ancak burada, basın yoluyla yapılan
açıklamaların veya eleştirilerin basın yoluyla işlenen suç kapsamında
nasıl değerlendirileceği sorununa değinmek gerekir. Basın özgürlüğü-
nün amacı, kamuoyunun bilgilendirilmesidir. Kamuoyunu yakından
ilgilendiren, bilinmesinde kamusal yarar umulan ve gerçek olaylara
dayanan bilgilerin yayınlanması basın özgürlüğü kapsamındadır.
Demek ki, basın özgürlüğünün üç sınır vardır. Biri, yapılan yayının,
kamuoyunu yakından ilgilendirmesi, ikincisi bilinmesinde kamusal
yarar bulunması ve üçüncüsü gerçek olaylara dayanmasıdır.
Uygulamada çok karşılaşılan ve hakaret suçu ile arasındaki sınırın
belirlenmesi açısından son derece güçlük arz eden konulardan biri de,
hukuki konulara ilişkindir. Bunlar, iddia ve savunma amacıyla yapı-
lan yazılı veya sözlü ifadeler, işlenen suçun adli veya ilgili makamlara
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
101TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
bildirilmesinde kullanılan ifadeler, mahkemede tanıkların, bilirkişile-
rin kullandıkları ifadelerdir.
İddia ve savunma bir haktır. Ancak bu hak da diğer haklar gibi
sınırsız değildir. Her hangi bir suç ile ilgili ileri sürülen iddia ve savun-
malar, nitelikleri gereği bir başkasını rencide edebilecek söz veya ifa-
deler barındırabilir. Burada önemli olan, bu ifadelerin, kişisel, maddi,
manevi, politik veya başkaca açıdan iddia ve savunma ile ilgili olup ola-
yın çözümü açısından gerekli olup olmadığıdır. İddia ve savunmanda
ileri sürülen ifadelerin, hakaret veya başka bir suç oluşturmaması için,
iddia ve savunma kapsamındaki ifadelerin maddi olgulara dayanması
ve iddia ve savunma açısından gerekli olması gerekir. Buradaki gerekli
kelimesinden, söz konusu iddia ve savunmada, olayın çözümü açısın-
dan ileri sürülmesinin haklı veya kabul edilebilir olmasıdır. Örneğin,
bir kişinin yer ve zaman belirterek malını çaldığını söyleyen kişi, ha-
karet suçunu işlemezken, bu kişinin zaten bunu bir meslek edindiğini
söylemesi suç oluşturmalıdır.
Bir suçla ilgili olarak adli veya ilgili makamlara yapılan bildirim-
lerde kullanılan ifadelerin, hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağı
veya yargılama ile ilgili olarak, tanıklık ya da bilirkişilik yapan kişile-
rin kullandıkları ifadelerin suç oluşturup oluşturmayacağı meselesine
de değinmek gerekir. Suç ihbarı taşıyan veya tanıklık ya da bilirkişilik
faaliyeti kapsamında yapılan ifadelerin suç oluşturmaması için, konu-
nun aydınlanması için zorunlu ve somut olgulara dayanması gerekir.
Bunun yanı sıra, kişisel nitelikteki, mal, ünvan, kin, politik gelecek gibi
olayın çözümüne en küçük bir katkısı olmayan hareketler, suç oluştur-
malıdır.
VI. TEŞEBBÜS
Teşebbüs; 5237 sayılı kanunun 35. maddesinde düzenlenmiştir. Bu
düzenleme, 765 sayılı kanundan farklı olarak, eksik ve tam teşebbüs
ayrımını kaldırmıştır. Bu düzenlemeye göre, suç yoluna girildikten
(inter crimis) sonra, ulaşılmak istenen neticeye dış etkenlerden dolayı
ulaşılamazsa, teşebbüs söz konusu olacaktır. Netice gerçekleşirse suç
oluşacaktır.
Hakaret suçu, genel anlamda, şekli bir suç olduğu için, tahkir teş-
kil eden fiil gerçekleştirildiği anda gerçekleşir. Yani, hakaret suçunda,
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
genel anlamda, fiil ile netice birleşiktir. Ancak bazen, tahkir teşkil eden
eylemler bölünebildiği zaman, hakaret suçu teşebbüse uygun olmak-
tadır. Örneğin, posta yoluyla yapılan hakaret suçunda, hakaret niteliği
taşıyan mektup, postacının yanlışlıkla çöp kutusuna atmasından do-
layı, muhataba ulaşmaması halinde, suç teşebbüs aşamasında kalmış
olur.
Hakaret suçlarında, suçun tamamlanma anı konusunda görüş
birliği bulunmamaktadır. bir görüşe göre suç; tahkir teşkil eden fiilin
mağdura ulaşmasıyla tamamlanır.
İtalyan Yargıtay’ı bu konuda faklı
kararlar vermesine rağmen son zamanlarda suçun, tahkir teşkil eden
ileti veya bilginin alındığı anda tamamlanmış olacağını belirtmekte-
dir.
Bize göre, suçun, tahkir teşkil eden fiilin ulaştığı anda mı yoksa
algılandığı / öğrenildiği anda mı tamamlanmış sayılacağı tartışmasın-
da, yapılan fiilin anlamının öğrenilmesinin imkansız olduğu durumlar
dışında, algılandığı / öğrenildiği anda suçun oluştuğu kabul edilme-
lidir. Örneğin; mağdurun sağır – dilsiz, tam akıl hastası, çok küçük
yaştaki bir çocuk, kullanılan dilin bilmeyen kişiye yapılan hakaret suç-
ları gibi. Diğer durumlarda, algılama ölçütü kabul edilmelidir. Çün-
kü kişi ancak fiilin içeriğini algıladığı zaman rencide olmuş olacaktır.
Algılanılmamış veya öğrenilmemiş bir fiil veya davranıştan dolayı ki-
şinin aşağılanma duygusu taşıması mümkün değildir. Algılama veya
öğrenme gerçekleşmediği zaman, fiil teşebbüs aşamasında kalmış sa-
yılır. Posta, telgraf ve ilerde inceleyeceğimiz internet gibi, hareket ile
neticenin zamanlara ya da kısımlara bölünebildiği durumlarda, bize
göre suç, tahkir teşkil eden fiilin veya her hangi bir iletinin mağdur
tarafından öğrenilmesiyle tamamlanır. Buradaki öğrenme, başkaları-
nın söylemesi değil, kişinin kendisinin öğrenmesidir. Çünkü böyle bir
kabul, asılsız ve boş aynı zamanda da bir başkasının hakkında hakaret
suçu oluşturabilecek durumların önlenmesi anlamına gelir. Dolayı-
sıyla mesela, kendisine tahkir teşkil eden bir mektup gönderilen kişi,
mektubu alıp içeriğine bakmadan masasının üzerine açmadan koysa,
suç tamamlanmış sayılmamalıdır.
Francesco Antolıseı, Manuale di diritto penale, parte speciale, reati contra la perso-
na, Giuffre, Milano, 1997, s. 169
Cass. Pen, V Sez., 17 Novembre 2000 in www. Diritto.it; www.fiammella.it/compu-
tercrime;, Annarita Gili; Perseguibile davanti ad un giudice italiano la diffamaziona
on-lin mediante un ‘sito straniero’ in www.apogeonline.com del 20 febbraio 2001.
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
103TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
VII. SUÇUN FAİLİ VE MAĞDURU
Hakaret suçunun faili, ancak gerçek kişiler olabilir. Çünkü, tahkir
teşkil eden bir fiil, ancak bir insan tarafından gerçekleştirilebilir. Bir
tüzel kişiliği temsilen yapılan hakaret niteliğindeki fiillerde, fiil her ne
kadar tüzel kişilik adına gerçekleşmiş olsa da, cezai anlamda sorum-
luluk, o tüzel kişiliğin kanunda belirtilen ilgili organlarındaki kişilere
aittir. Bir hayvanın, hakaret suçunda kullanılması halinde, mesela bir
papağanın, dolaylı faillikten dolayı, o hayvanı kullanan kişi, sorumlu-
dur. Aynı kural, isnat yeteneği olmayan, sağır – dilsiz, akıl hastaları ve
çocukların kullanılmasında da geçerlidir.
Hakaret suçunun mağduru, gerçek ve tüzel kişiler olabilir. Tüzel
kişiler, her ne kadar suçun faili olamasalar da, mağduru olabilirler.
Çünkü mağdur olmak için, şahsiyet sahibi olmak yeterlidir. Ayrıca ce-
zai sorumluluk sahibi olmaya gerek yoktur. Bu nedenle, sağır – dilsiz,
akıl hastaları, 12 yaşından küçükler de bu suçun mağduru olabilirler.
Hakaret suçunun mağduru olmak için mağdurun kimliğinin açıkça
belirtilmesine gerek yoktur. Durumun özelliklerinden tahkir edici fi-
ilin kime yönelik yapıldığı çıkarılabiliyorsa suç gerçekleşir.
VIII. HAKARET SUÇUNUN İNTERNET YOLUYLA
İŞLENMESİ
Hakaret suçu, huzurda ve gıyapta olmak üzere iki şekilde işlene-
bilir. Hakaret suçunun huzurda işlenmesi, tahkir teşkil eden fiillerin
hiçbir aracı olmaksızın doğrudan doğruya mağdura yöneltilmesi ile
olur. Ancak, bu suçun huzurda işlenmesi sadece bu durumla sınırlı
değildir. Nitekim, TCK’nın 125. maddenin 2. fıkrasında, ‘..Fiilin, mağ-
duru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle ilenmesi halinde..’
huzurda işlenmiş sayılacağı düzenlenmiştir. İnternet; iletişim aracı;
ses, yazı ve görüntüyü de içerebilen çok yönlü iletişim aracı olmasın-
dan dolayı, internet yoluyla yağılan hakaret suçu, huzurda yapılmış
sayılacaktır.
20. ve 21. yüzyılın baş döndürücü teknolojik gelişmelerinin insan
oğluna sunduğu beklide en önemli imkan internet’in bulunmasıdır.
Bruno Fıammela, La Diffamazione in İnternet, www.filodiritto.com, s. 15; Pica Gi-
orgio, Diritto penale delle tecnologie informatiche, Utet 1999, s. 2
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
İnternet, artık günümüzde o hale geldi ki, günlük yaşamın vazgeçil-
mez unsuru haline gelmiştir. İnternette, günlük sıcak haberler, politi-
ka, spor, magazin, yemek, sinema gibi hemen hemen her konuda ha-
ber bulmak mümkündür.
İnternet üzerinden elde edilen bilgiler ya da internet yoluyla gön-
derilen veya ulaşılan bilgiler sadece yurt içi ile sınırlı değildir. İnter-
net, artık uluslararası bir iletişim aracı haline gelmiştir. Amerika’daki
veya Avustralya’daki bir bilgiye Türkiye’de anında ulaşılabiliyor.
İnternet’in bu olumlu yanı ile birlikte olumsuz yanları da vardır. Özel-
likle şerefe ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların ceza soruş-
turma ve kovuşturması yoluyla takip edilebilme imkanından uzak çok
kolay bir şekilde işlenebildiğini görebiliriz. Bu kısa açıklamalardan
sonra konumuz olan internet yoluyla işlenen hakaret suçunu incele-
yebiliriz.
Yukarıda hakaret suçunun Ceza Kanunu’nda düzenlendiği şekliy-
le genel anlamda nasıl işlenebileceğini, suçun failinin ve mağdurunun
kimler olabileceğini inceledik. Burada internet vasıtasıyla işlenen suç-
ların genel özelliklerini ve çıkabilecek bazı sorunları ve çözüm yolları-
nı inceleyeceğiz.
5237 sayılı Ceza Kanunu, hakaret suçu konusunda, internet ile-
tişim vasıtasından açıkça bahsetmemektedir. Aynı durum 765 sayılı
kanun için de geçerlidir. Ancak, 125. maddenin 2. fıkrasında, ‘..Fiilin,
mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle ilenmesi ha-
linde..’ huzurda işlenmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme yo-
rum yoluyla, intetneti de kapsamı içine aldığı söylenebilir. Bu konuda
özel bir kanun olan ve yürürlükten kaldırılan hem 5680 sayılı Basın
Kanunu’nda hem de 5187 sayılı yeni Basın Kanunu’nda internet’e iliş -
kin her hangi bir açık düzenleme yoktur. Her iki basın kanunu’nda da,
süreli yayınlar arasında internet sayılmamıştır. Bu konuda İtalyan Ceza
Kanunu’nda da açık bir düzenleme yoktur. İtalyan Ceza Kanunu’nun
594. maddesinin 2. fıkranın düzenlemesi, ‘Her kim doğrudan doğruya
mağdur kişiye yönelik telgraf, telefon, yazı veya resim vasıtasıyla suç işlerse,
aynı cezayla cezalandırılır’ şeklindedir. Yine, 8 Şubat 1948 tarihli İtalyan
Basın Kanunu’nun 1. maddesi, internet yayınını basılmış eser olarak
düzenlememiştir. İnternet hizmetin insanoğlunun kullanımına sunul-
ması son yıllarda olduğunu göz önüne aldığımızda, İtalyan Ceza Ka-
nunu gibi çok eskilere dayanan kanunlarda bu konuda açık bir düzen-
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
105TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lemenin olmaması normal karşılanabilir. Ancak, 01.06.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda internet iletişim
hizmetlerine yer verilmesi yerinde olurdu. Bu konuda açık bir yasal
düzenleme olmaması internetin kitap, dergi radyo ve televizyon gibi
iletişim araçları ile aynı değerde görülüp görülmeyeceği sorunu ile
karşı karşıya bırakır.
Bize göre, internet, niteliği itibariyle süreli yayın
kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle de süreli yayınlara
uygulanan kuralar buraya da uygulanabilmelidir.
10
Aksi yorum, suç-
la mücadelenin imkanlarını daraltır.
11
Roma Mahkemesi’nin de aynı
yönde kararları varıdır.
12
İnternet üzerinden işlenen suçlara ilişkin yeni bir düzenleme ol-
madığı için, genel esasları Ceza Kanunu’nda belirtilen hakaret suçuna
ilişkin esaslar buraya uyduğu ölçüde uygulanmalıdır.
13
İnternet yoluy-
la yapılan yayınların süreli yayınlarla aynı kapsamda değerlendiril-
mesi gerektiği fikri benimsenince, karşımıza süreli yayınlardaki cezai
sorumluluk kurallarının aynı şekilde burada da uygulanabileceğini
söylemek yanlış olmaz. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 11. maddesi;
‘Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur. Süreli yayınlar
ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur. Süreli
yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyeti-
ne sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de
yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dola-
yı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu
müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı
gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin
sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkma-
Paolo Galdieri, Teoria e pratica nell’interpratazione del reato informatico, Giuffre, Mila-
no 1997, s. 114; G. Corasaniti, La tutela della comunicazione informatica e telemematica,
in Profili penale dell’informatica, Giuffre, Milano 1994, s. 112.
10
Fıammela, a.g.e, s. 3 ; Marcello Begonzi Perrone, La registrazione dei periodici on line,
una questione di interpretazione estansiva per un atto davuto, 13 gennaio 2000, in : www.
interlex.it; Trib. Di Genova, 23 gennaio 1997, in: Giur. it. 1997, 1,2., s. 501; Trib. Di
Napoli, 18 marzo 1997, in: Foro It., 1997, I,2307; vedi anche: Vincenzo Antolnelli, Le
pubblicazioni scientifiche su internet in : Italex magazine, 1999, n. 1, s. 4.
11
Manlino Cammarata; in: Regole vecchie per un mondo nuovo, 09 luglio 1996, i.
www.interlex.it.
12
Tib. Di Roma, 06 Novembre 1997.
13
Nadia Garrapa, İnternet e diritto Penale tra lacune legislative, presunte o reali,
panorami transanziali, analasi de jure candito, e prospettive de jure condendo in:
www diritto.it; Fıammela, a.g.e., s. 6.
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
sına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana
aittir’ şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi, süreli yayınlar yoluyla işlenen suçlarda ilk so-
rumluluk, eser sahibinindir.
14
Eser sahibini kanunda belirtilen neden-
lerle sorumlu tutma imkanını olmadığı zamanlarda, cezai sorumluluk,
sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör,
basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili kişiye
aittir. Basın Kanunu’nun bu maddesi hem Anayasa’nın 38. maddesin-
de düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı hem de
5327 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen ceza
sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle çelişmektedir. Ortaçağ Hıristiyan-
lık hukukunun bir uzantısı olan objektif sorumluluk artık günümüz
çağdaş ceza kanunlarında bulunmamaktadır. Bize göre, bu durumlar-
da, objektif sorumluluk yerine hukuki sorumluluk benimsenmelidir.
İnternet üzerinden işlenen hakaret sularında en önemli sorun,
suçun failinin belirlenmesidir. Gerçekten bu yeni teknolojik imkanın
sayısız faydaları karşısında sayısız zararları da vardır. Öyle ki, zarar
veren kişilerin bulunmasının zorluğu zararın boyutlarını biraz daha
arttırmaktadır. İnternette kişiler kendi adlarına web sayfaları açabil-
mekte, e –mail adresleri alabilmektedirler. Bu web sayfası veya e-mail
adresi alınırken sahte kimlik kullanılabilmektedir. Bir başka ifadeyle,
takma ad veya her hangi bir gerçek dışı isimle kişiler kendi adlarına
web sayfası veya e-mal adresi alabilmektedirler. Böyle bir imkanın
olması, internet aracılığıyla işlenen suçlarda gerçek suçluyu bulmayı
zorlaştırmakta hatta imkansızlaştırmaktadır. Aynı şekilde, işlenen bir
suçun cezai takibatının yapılabilmesi için, suçun işlendiği zamanın
belirlenmesi önemlidir. Çünkü her suça ilişkin bir dava zamanaşımı
söz konusudur. Suçun failinin belirlenmesindeki güçlük aynı şekilde
suçun işlendiği zamanın belirlenmesinde de geçerlidir. Bu durum,
hem suçun failinin belirlenmesi hem de suça ilişkin ceza yargılaması
işlemlerinin başlatılması bakımından sorunların ortaya çıkmasına ne-
den olmaktadır. Konuyu bir de uluslararası boyutu ile ele aldığımızda
sorunun büyüklüğünü daha da net anlayabiliriz. Böyle bir durumda
suç nerede işlenmiş sayılacaktır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12.
maddesinde genel yetkili mahkemeler düzenlemiş 13. maddesinde
ise özel yetkili mahkemeler düzenlenmiştir. Suç, yurt içinde veya yurt
14
Fıammela, a.g.e., s. 9.
hakemli makaleler Mustafa ÖZEN
107TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
dışında işlenmişse yetkili mahkemenin belirlenmesi, 12. maddenin 5.
fıkrasına göre belirlenecektir. Anılan maddeye göre, görsel veya işitsel
yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmişse veya
görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir. Bu yetki özel yetki olduğu
için, her zaman suçun işlendiği yer genel yetkilidir. Burada genel yet-
kili yer yayım merkezinin olduğu yerdir. Ancak yayım merkezi yurt
dışında olursa özel yetki kuralına başvurulacaktır.
Suç, hakaret niteliği taşıyan fiilin algılandığı veya öğrenildiği anda
işlenmiş sayılacağından, mağdurun, tahkir edici eylemi öğrendiği yer
ve zamanda suç işlenmiş sayılacaktır. Yer yönünden yetkili mahkeme,
dava zamanaşımı bu esasa göre belirlenmelidir. Algılanmadığı veya
öğrenilmediği müddetçe suç, teşebbüs aşamasında kalmış sayılmalı-
dır.
IX. SONUÇ
1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 765 sayılı yürürlükten kaldırılan
kanundan farklı bir düzenlemeye gitmiştir. 765 sayılı kanunun 480.
maddesi hakaret suçunu, 482. maddesi ise sövme suçunu düzenlemiş-
ti. Böylece, kişilerin toplum içindeki onur, şeref ve saygınlığını rencide
edebilecek fiilleri belli bir ağırlık ölçütüne tabi tutmuştu. 5237 sayılı
kanun, 125. maddesiyle 480. ve 482. maddeleri birleştirdi, sövme su-
çunu hakaret suçunu bir unsuru haline getirdi. Bize göre, bu düzen-
leme değiştirilmeli, madde aynı kalmak koşuluyla sövme fiilinin ce-
zası daha az olmalıdır. Çünkü olgu isnadında bulunma (yer ve zaman
göstererek tahkir edici fiiller gerçekleştirmek), sadece soyut ifadeler
şeklinki sövme fiillerine göre, mağduru daha fazla rencide edebilecek
niteliktedir.
2. Hakaret suçunun internet yoluyla işlenmesine ilişkin hem özel
bir yasa olan 5187 sayılı Basın Kanunu’nda hem de 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nda bir düzenleme yoktur. 125. maddenin 2. fıkrasında;
‘....sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi...’ şeklindeki düzenle-
me, internetin, bu özellikleri bünyesinde barındırdığı için, yorum yo-
luyla, interneti de kapsadığı sonucu çıkarılabilir.
3. İnternetin kendine has özellikleri dolayısıyla, suç faillerinin ve
suçun ne zaman ve nerede işlendiğinin tespiti çok zor, hatta imkansız
olabilmektedir. İnternet’in uluslararası bir iletişim aygıtı olduğu göz
Mustafa ÖZEN hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
önüne alındığında, bu suçlarla mücadelenin yapılabilmesi için, ulusla-
rarası ortak bir çalışma gerekir. Aksi takdirde tek veya birkaç ülkenin
ortak çabası yeterli olmayacaktır.
KAYNAKÇA
Antolıseı, Francesco, Manuale di diritto penale, parte speciale, reati contra la perso-
na, Giuffre, Milano 1997.
Cammarata, Manlino; in: Regole vecchie per un mondo nuovo, 09 luglio 1996,
i. www.interlex.it.
Corasaniti, G., La tutela della comunicazione informatica e telemematica, in Profili
penale dell’informatica, Giuffre, Milano, 1994.
Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, İstanbul 2001.
Erman, Sahir, Hakaret ve Sövme Cürümleri, İstanbul 1989.
Fıammela, Bruno, La Diffamazione in İnternet, www.filodiritto.com,
Galdieri, Paolo, Teoria e pratica nell’interpratazione del reato informatico, Giuffre,
Milan, 1997.
Garrapa, Naida, İnternet e diritto Penale tra lacune legislative, presunte o re-
ali, panorami transanziali, analasi de jure candito, e prospettive de jure
condendo in: www diritto.it.
Gılı, Annarita, Perseguibile davanti ad un giudice italiano la diffamaziona on-
lin mediante un ‘sito Straniero’ in www.apogeonline.com del 20 febbraio
2001.
Giorgio, Pica, Diritto penale delle tecnologie informatiche, Utet 1999.
Perrone, Marcello Begonzi, La registrazione dei periodici on line, una questione di
interpretazione estansiva per un atto davuto, 13 gennaio 2000.
Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2006.
Tezcan, Durmuş / Erdem, Mustafa Ruhan / Önok Murat, Teorik ve Pratik Ceza
Özel Hukuku, Ankara, 2006.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005.